deryatulga
04.06.06, 01:17
4 Haziran 2006 6 yıldır sadece gözleriyle konuşuyor Ömründen Uzun İdeallere sarılıyor
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1625507.jpgKoç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sunan Kıraçın hayatını, evliliğini, kızı İpeki evlat edinmesini, çalışma anılarını hastalığını ve hayallerini anlattığı "Ömrümden Uzun İdeallerim Var!" adlı kitabı yayınlandı. 1998 yılında anılarını yazmaya karar veren Suna Kıraçın kitabı, eşi İnan Kıraç tarafından notları derletilerek, Rıdvan Akarın editörlüğünde 3 Haziandaki doğum gününe yetiştirildi.
GELİRİ EĞİTİME: Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından satışa sunulacak kitap, ilk kez dün akşam Suna Kıraçın 65inci doğumgünü nedeniyle dün akşam Pera Müzesinde İnan Kıraç tarafından düzenlenen davette aile dostlarına hediye edildi. Kitap, 12 Hazirandan itibaren D&R, Migros, Tansaş, Pera Müzesi ve büyük kitapevlerinde kitapseverlere ulaşacak. Kitabın bütün geliri Suna Kıraçın kuruluşuna öncülük ettiği Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfına (TEGV) bırakılacak. Koç Holdingin kurucusu Vehbi Koçun kızı Suna Kıraç, kitabında çocukluğunun yanısıra yakalandığı hastalığın mücadelesini de "Bir direniş öyküsü" başlığıyla anlatıyor.
HASTALIĞINI İLK KEZ PAYLAŞTI: Kitabı yayına hazırlayan Rıdvan Akar, kitabın önsözünde şu cümlelere yer veriyor: "Suna Kıraç, tam altı yıldır sadece gözleriyle konuşuyor. Yakalandığı o melun hastalık nedeniyle vücudunu hareket ettiremiyor, yürüyemiyor, konuşamıyor, başını bile hareket ettiremiyor. Buna karşılık pırıl pırıl beyni ile hayallerini gerçekleştirmek için düşünüyor proje üretiyor. Bu kitap Suna Kıraçın o insanüstü direnişini anlatıyor. Pes etmeyen, hastalığına yenik düşmeyen ve yaşamı seçen bir annenin, eşin ve işkadınının hayatı."
GÖZLERİYLE KELİME YAZIYOR: Suna Kıraç 6 yıldır yaşamla bağını sadece gözleriyle kuruyor. Gözleriyle konuşuyor. Konuşmak ya da bir mesaj iletmek istediğinde tam karşısına koyu renklerle yazılmış 29 harften oluşan alfabe konuluyor. Hemşireler tek tek harfleri gösteriyor. Suna Kıraç kirpiklerini kırpıştırdığında ilgili harf yazılıyor. Kelimeler tek tek bulunarak cümle oluşturuluyor.
İkiz kızlarım olsun istedim sonra İpeki bağrıma bastım
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1625455.jpg
SUNA ve İnan Kıraç çifti, evliliklerinin 15 yılında çocuk sahibi olamayınca, adını İpek koyacakları bir bebeği evlat edinme kararı aldılar. Suna Kıraç, kitabında o günleri şöyle anlatıyor: "İkiz kızlarım olsun istiyordum. Ancak üç yıl geçti. Bir pazartesi günü İnan heyecanla geldi, İkiz bulamamışlar ama tam bize göre bir kız çocuğu varmış, gidip görmemizi istiyorlar dedi. Hastaneye gittiğimizde yavrum İpek oradaydı ve henüz dört aylıktı. İş dünyasının bize kazandırdığı tedbirlilikle İnan, Bize bir gün verin, muayene ettirelim dedi. O gün doktor bize bugün bile unutamadığım çok özlü bir şey söyledi: Diyelim ki bu çocuk sakat çıktı, artık onu bırakamazsınız dedi. Eve döndüğümüzde karmakarışık duygular içindeydik. Doktorun söylediklerini o gece daha iyi anladık. İpekten vazgeçemezdik. Gittik ve yavrumuzu bağrımıza bastık."
Ölümü öpün dedi, kızı İpek makineye bağlanmaya ikna etti
VEHBİ Koçun vefatı sonrasında iş yükü artan Suna Kıraç, hastalığının ilk belirtilerini 55 yaşında yaşamaya başlamış. 1996da sesinin kısılması, 1997de ellerindeki uyuşma, 1998de dilinin peltekleşmeye başlaması bu hastalığın işaretleriydi. Kitapta "Bir direniş öyküsü" adlı bölümde Suna Kıraçın hastalığının ortaya çıkışı şöyle anlatılıyor: "1998de İnan Kıraç Amerikada mide ameliyatı olacaktı. Suna Kıraçın da muayene olmasına karar verildi. İnan Kıraç ameliyatlı olduğu için tek başına tahlillerini yaptırdı. Biyopsi sonucunda doktorlar Suna Kıraçla görüşmek istedi. Houston Methodist Hospital Neurology Bölümünün başındaki Prof. Dr. Y. Harati Hastalığınız ne yazık ki ALS!. Kötü bir hastalık ve bir ilacı ok. Hastalığın nedenini de bilmiyoruz dedi.
KIRAÇLARA BÜYÜK ŞOK: Kıraçlar yaşamlarının en büyük şokunu yaşıyordu. ALS, merkezi sinir sisteminde ve beyin sapı adı verilen bölgede motor hücrelerin (nöronlar) kaybı nedeniyle ortaya çıkıyor. Hücre kaybı kaslarda zaaf ve erimeye yol açıyor. Kaslardaki zayıflık ellerde ve bacaklarda ağız yutak bölgesinde ya da dilde başlayabiliyor ve sürekli ilerleyerek yayılıyor. İleri devrelerinde solunum yetersizliğine de yol açabiliyor. Hastanın zihinsel foksiyonları ve belleği hiç bozulmuyor. Doktor son olarak 3-5 yıl içinde solunum cihazına bağlanacağını, 7 yıl içinde de yaşamını yitireceğini söyledi. Suna ve İnan Kıraç birbirlerine sarılarak ağlamaya başladılar.
ANNENE KÖTÜ ŞEYLER OLUYOR: Bir gece sabaha karşı İnan Kıraç uykusundan Suna Kıraçın nefes almak için zorlandığı o seslerle uyandı. Suna Kıraçın nefes alışı gitgide azalıyordu. Amerikan Hastanesindeki doktorlar hemen hastaneye ulaştırılması gerektiğin söyledi. İnan Kıraç kızı İpeki uyandırdı. Annene kötü şeyler oluyor, hazırlan hastaneye gidiyoruz 13 yaşındaki İpek korkmuştu. Ambülans gelmişti. Suna Kıraç sedyeye konulacağı sırada bir an durdu ve evine şöyle bir baktı. İnan Kıraç da bu bakışı yakalamıştı: Baktı ve ağlamaya başladı. Bu, eve Allahaısmarladık anlamına geliyordu."
BENİ MAKİNEYE BAĞLAMAYIN: Suna Kıraç başına gelecekleri anlayınca İnan Kıraç ile şu konuşmayı http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1625454.jpgyapmış: "İnan senden bir isteğim olacak, bunun sonu makine ama ben makineli bir hayatı istemiyorum. O gün geldiğinde sana soracaklar ve sen muhakkak hayır diyeceksin. Ölümü öp bunu yapacaksın."
SANA İHTİYACIM VAR ANNE: 14 Ağustos 2000de yeniden hastanaye kaldırıldığında doktorlar onu hızla makinelere yani yaşama bağlamaya çalışıyordu. O ise makineye bağlanmamakta kesin karar almıştı. İpek sadece 13 yaşındaydı. Annesine, "Anne ben daha çok gencim ve benim sana ihtiyacım var. Beni evlat olarak aldığında anne olmaya karar verdin. Bu sorumluluğun, bana karşı görevlerin henüz bitmedi. Beni üniversiteye sokacak, evlendireceksin. Anneme çok ihtiyacım var" dedi. İpekin bu sözlerinden sonra Suna Kıraç suskunluğunu bozdu ve tamam dedi.
Galatasaray Başkanı olursan yenilince Koça küfrederler
SUNA Kıraç kitabının 74üncü sayfasında da İnan Kıraçın Galatasaraya başkan olmasını neden engellediğini anlatıyor. Bu bölümde; "İnanın yaşamı ve tercihlerine her zaman saygılı oldum. Muhalefet ederek, engellediğim tek konu Galatasaray oldu" diyen Suna Kıraç şöyle devam ediyor: "1979da Selahattin Beyazıt Galatasaray başkanlığı için listesini hazırlarken İnana Bir ilke imza atalım; listemiz seçildiğinde sen başkan olacaksın, ben de yönetim kurulu üyeliği yapacağım. Çünkü değişik yapıda bir adamsın ve Galatasaraya faydalı olabilirsin demiş. O da bir Galatasaraylının ulaşabileceği bu en güzel mevkinin heyecanını duyuyordu. Konuyu akşam yemeğinde açtı. Ona sadece böyle bir şey yaptığın takdirde ayrılırız, boşarım seni dedikten sonra yemekten kalktım ve uyumaya gittim. İnan öylece kalakalmıştı.
SANA PARA KASASI DERLER: İnan bu çıkışımı işyerindeki bir tatsızlığa yormuş. ertesi sabah kahvaltıda konuyu yeniden açtı. Son söyleyeceğimi dobra dobra baştan söyleyerek konuşmaya başladım. Dedim ki; "Maç kazanacaksınız herkes pohpohlayacak, kaybettiğiniz takdirde de herkes küfredecek. Dolayısıyla benim aileme de küfür edecekler. Koçla Galatasaray birbirine karışacak. Sana para kasası gözüyle bakacaklar. Alt tarafı 11 kişinin peşinden koşan bir adam durumuna düşeceksin. Ben bunu yanlış görüyorum. Buna girme. Kaldı ki çok popüler bir isim olursun ki aile bunu istemez."
Fidye ödenmesine karşı çıktı, Nebbaşlar pes etti
SUNA Kıraç, 1996da vefat eden babası Vehbi Koçun mezarından naaşının çalınması üzerine nebbaşlara (naaş hırsızlarına) fidye ödenmesine kesin bir tavırla karşı çıkmış. Kitabın 161inci sayfasında bu konuda şu bilgiler yer alıyor: "Naaşın çalınmasından itibaren aile tarafından oluşturulan kriz komitesine Suna Kıraç başkanlık etti. En kritik eşik nebbaşların fidye isteği karşısında gösterilecek tavırdı. Fidyenin ödenmesi halinde ülkeyi ve Koç Ailesini sıkıntıya sokan bu kriz sonlandırılabilirdi. Suna Kıraç, ilk dakikalardan itibaren böylesi bir tehdite, şantaja popuç bırakılmaması gerektiğini savundu. Diyanet İşleri Başkanlığından da görüş alındı. Babasının naaşı bulunsa da bulunmasa da babasının kabri onu defnettikleri mezar olacaktı. Nebbaşlar da bu kararlılık karşısında çaresiz kaldılar ve 2.5 ay sonra naaş bulundu."
Bernar Bey imam nikahını 300 altınla bağladı
SUNA Kıraç Ömrümden Uzun İdeallerim Var adlı kitabında; İnan Kıraç ile imam nikahı kıyılmasının öyküsünü de 67inci sayfada şöyle anlatıyor: "İmam nikahı için yapılan törene ben ve İnan katılmadık. İmam nikahında benim şahidim dayım (Emin Aktar), İnanınki ise Bernar Nahumdu. Töre gereği önce altın (Mihir) pazarlığı yapıldı. Dayım yeğenine öyle yüksek değer biçmişti ki Bernar Bey, bizim oğlan fakir o kadarını veremez dedi. Bunun üzerine babam pazarlığa müdahale etti ve 300 altınla kapattı. Yani İnan benden ayrılacak olsa 300 altın ödeyecekti."
İnanı evlendikten epey sonra sevmeye başladım
SUNA Kıraç, kitabının "İnançlı yaşam" bölümünde ise İnan Kıraç ile tanışmasını ve evlenmesinin öyküsünü şu sözlerle anlatıyor: "İnan (Kıraç) Ankarada yaşıyordu. İlk karşılaşmamızda Ankara Palasta yemeğe çıkmıştık. İnan beni dansa kaldırmak istedi. Ben dans etmem yanıtını verince kös kös yerine oturdu. Aradan zaman geçti İnan Londraya yerleşti. Koç Grubu Otoyolu satın alınca İnan Genel Müdür olarak geri döndü. Üç yıl boyunca aramızda iş ilişkisinden kaynaklanan mesafeli bir duruşumuz vardı. İnana dönük projelerim başkaydı, İnanı arkadaşlarımla evlendirmek gibi bir niyetim vardı. O gün Tepebaşındaki Pelitte buluşacaktık. Ancak geç kaldım. Nasıl olsa bekler diye düşünüyordum. Beyoğlundaki ofisimizin kapısı açıldı ve İnan hışımla kükreyerek içeri girdi. İnan bana Yeter artık benimle oynamayın, ya bugün yüzük takarız ya da bu iş burada biter dedi. Çok ısrarlıydı, Nişanlanalım dedi. Annem o akşam konuyu babama açmış, babam hiç itiraz etmemiş. İnan ile evliliğim, yaşam biçimi haline getirdiğim mantığımın eseriydi. İnanı evlendikten bir hayli sene geçtikten sonra sevmeye başladım, Çünkü İnanı değiştirmeye çabalamaktan vazgeçtim."
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1625507.jpgKoç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sunan Kıraçın hayatını, evliliğini, kızı İpeki evlat edinmesini, çalışma anılarını hastalığını ve hayallerini anlattığı "Ömrümden Uzun İdeallerim Var!" adlı kitabı yayınlandı. 1998 yılında anılarını yazmaya karar veren Suna Kıraçın kitabı, eşi İnan Kıraç tarafından notları derletilerek, Rıdvan Akarın editörlüğünde 3 Haziandaki doğum gününe yetiştirildi.
GELİRİ EĞİTİME: Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından satışa sunulacak kitap, ilk kez dün akşam Suna Kıraçın 65inci doğumgünü nedeniyle dün akşam Pera Müzesinde İnan Kıraç tarafından düzenlenen davette aile dostlarına hediye edildi. Kitap, 12 Hazirandan itibaren D&R, Migros, Tansaş, Pera Müzesi ve büyük kitapevlerinde kitapseverlere ulaşacak. Kitabın bütün geliri Suna Kıraçın kuruluşuna öncülük ettiği Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfına (TEGV) bırakılacak. Koç Holdingin kurucusu Vehbi Koçun kızı Suna Kıraç, kitabında çocukluğunun yanısıra yakalandığı hastalığın mücadelesini de "Bir direniş öyküsü" başlığıyla anlatıyor.
HASTALIĞINI İLK KEZ PAYLAŞTI: Kitabı yayına hazırlayan Rıdvan Akar, kitabın önsözünde şu cümlelere yer veriyor: "Suna Kıraç, tam altı yıldır sadece gözleriyle konuşuyor. Yakalandığı o melun hastalık nedeniyle vücudunu hareket ettiremiyor, yürüyemiyor, konuşamıyor, başını bile hareket ettiremiyor. Buna karşılık pırıl pırıl beyni ile hayallerini gerçekleştirmek için düşünüyor proje üretiyor. Bu kitap Suna Kıraçın o insanüstü direnişini anlatıyor. Pes etmeyen, hastalığına yenik düşmeyen ve yaşamı seçen bir annenin, eşin ve işkadınının hayatı."
GÖZLERİYLE KELİME YAZIYOR: Suna Kıraç 6 yıldır yaşamla bağını sadece gözleriyle kuruyor. Gözleriyle konuşuyor. Konuşmak ya da bir mesaj iletmek istediğinde tam karşısına koyu renklerle yazılmış 29 harften oluşan alfabe konuluyor. Hemşireler tek tek harfleri gösteriyor. Suna Kıraç kirpiklerini kırpıştırdığında ilgili harf yazılıyor. Kelimeler tek tek bulunarak cümle oluşturuluyor.
İkiz kızlarım olsun istedim sonra İpeki bağrıma bastım
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1625455.jpg
SUNA ve İnan Kıraç çifti, evliliklerinin 15 yılında çocuk sahibi olamayınca, adını İpek koyacakları bir bebeği evlat edinme kararı aldılar. Suna Kıraç, kitabında o günleri şöyle anlatıyor: "İkiz kızlarım olsun istiyordum. Ancak üç yıl geçti. Bir pazartesi günü İnan heyecanla geldi, İkiz bulamamışlar ama tam bize göre bir kız çocuğu varmış, gidip görmemizi istiyorlar dedi. Hastaneye gittiğimizde yavrum İpek oradaydı ve henüz dört aylıktı. İş dünyasının bize kazandırdığı tedbirlilikle İnan, Bize bir gün verin, muayene ettirelim dedi. O gün doktor bize bugün bile unutamadığım çok özlü bir şey söyledi: Diyelim ki bu çocuk sakat çıktı, artık onu bırakamazsınız dedi. Eve döndüğümüzde karmakarışık duygular içindeydik. Doktorun söylediklerini o gece daha iyi anladık. İpekten vazgeçemezdik. Gittik ve yavrumuzu bağrımıza bastık."
Ölümü öpün dedi, kızı İpek makineye bağlanmaya ikna etti
VEHBİ Koçun vefatı sonrasında iş yükü artan Suna Kıraç, hastalığının ilk belirtilerini 55 yaşında yaşamaya başlamış. 1996da sesinin kısılması, 1997de ellerindeki uyuşma, 1998de dilinin peltekleşmeye başlaması bu hastalığın işaretleriydi. Kitapta "Bir direniş öyküsü" adlı bölümde Suna Kıraçın hastalığının ortaya çıkışı şöyle anlatılıyor: "1998de İnan Kıraç Amerikada mide ameliyatı olacaktı. Suna Kıraçın da muayene olmasına karar verildi. İnan Kıraç ameliyatlı olduğu için tek başına tahlillerini yaptırdı. Biyopsi sonucunda doktorlar Suna Kıraçla görüşmek istedi. Houston Methodist Hospital Neurology Bölümünün başındaki Prof. Dr. Y. Harati Hastalığınız ne yazık ki ALS!. Kötü bir hastalık ve bir ilacı ok. Hastalığın nedenini de bilmiyoruz dedi.
KIRAÇLARA BÜYÜK ŞOK: Kıraçlar yaşamlarının en büyük şokunu yaşıyordu. ALS, merkezi sinir sisteminde ve beyin sapı adı verilen bölgede motor hücrelerin (nöronlar) kaybı nedeniyle ortaya çıkıyor. Hücre kaybı kaslarda zaaf ve erimeye yol açıyor. Kaslardaki zayıflık ellerde ve bacaklarda ağız yutak bölgesinde ya da dilde başlayabiliyor ve sürekli ilerleyerek yayılıyor. İleri devrelerinde solunum yetersizliğine de yol açabiliyor. Hastanın zihinsel foksiyonları ve belleği hiç bozulmuyor. Doktor son olarak 3-5 yıl içinde solunum cihazına bağlanacağını, 7 yıl içinde de yaşamını yitireceğini söyledi. Suna ve İnan Kıraç birbirlerine sarılarak ağlamaya başladılar.
ANNENE KÖTÜ ŞEYLER OLUYOR: Bir gece sabaha karşı İnan Kıraç uykusundan Suna Kıraçın nefes almak için zorlandığı o seslerle uyandı. Suna Kıraçın nefes alışı gitgide azalıyordu. Amerikan Hastanesindeki doktorlar hemen hastaneye ulaştırılması gerektiğin söyledi. İnan Kıraç kızı İpeki uyandırdı. Annene kötü şeyler oluyor, hazırlan hastaneye gidiyoruz 13 yaşındaki İpek korkmuştu. Ambülans gelmişti. Suna Kıraç sedyeye konulacağı sırada bir an durdu ve evine şöyle bir baktı. İnan Kıraç da bu bakışı yakalamıştı: Baktı ve ağlamaya başladı. Bu, eve Allahaısmarladık anlamına geliyordu."
BENİ MAKİNEYE BAĞLAMAYIN: Suna Kıraç başına gelecekleri anlayınca İnan Kıraç ile şu konuşmayı http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1625454.jpgyapmış: "İnan senden bir isteğim olacak, bunun sonu makine ama ben makineli bir hayatı istemiyorum. O gün geldiğinde sana soracaklar ve sen muhakkak hayır diyeceksin. Ölümü öp bunu yapacaksın."
SANA İHTİYACIM VAR ANNE: 14 Ağustos 2000de yeniden hastanaye kaldırıldığında doktorlar onu hızla makinelere yani yaşama bağlamaya çalışıyordu. O ise makineye bağlanmamakta kesin karar almıştı. İpek sadece 13 yaşındaydı. Annesine, "Anne ben daha çok gencim ve benim sana ihtiyacım var. Beni evlat olarak aldığında anne olmaya karar verdin. Bu sorumluluğun, bana karşı görevlerin henüz bitmedi. Beni üniversiteye sokacak, evlendireceksin. Anneme çok ihtiyacım var" dedi. İpekin bu sözlerinden sonra Suna Kıraç suskunluğunu bozdu ve tamam dedi.
Galatasaray Başkanı olursan yenilince Koça küfrederler
SUNA Kıraç kitabının 74üncü sayfasında da İnan Kıraçın Galatasaraya başkan olmasını neden engellediğini anlatıyor. Bu bölümde; "İnanın yaşamı ve tercihlerine her zaman saygılı oldum. Muhalefet ederek, engellediğim tek konu Galatasaray oldu" diyen Suna Kıraç şöyle devam ediyor: "1979da Selahattin Beyazıt Galatasaray başkanlığı için listesini hazırlarken İnana Bir ilke imza atalım; listemiz seçildiğinde sen başkan olacaksın, ben de yönetim kurulu üyeliği yapacağım. Çünkü değişik yapıda bir adamsın ve Galatasaraya faydalı olabilirsin demiş. O da bir Galatasaraylının ulaşabileceği bu en güzel mevkinin heyecanını duyuyordu. Konuyu akşam yemeğinde açtı. Ona sadece böyle bir şey yaptığın takdirde ayrılırız, boşarım seni dedikten sonra yemekten kalktım ve uyumaya gittim. İnan öylece kalakalmıştı.
SANA PARA KASASI DERLER: İnan bu çıkışımı işyerindeki bir tatsızlığa yormuş. ertesi sabah kahvaltıda konuyu yeniden açtı. Son söyleyeceğimi dobra dobra baştan söyleyerek konuşmaya başladım. Dedim ki; "Maç kazanacaksınız herkes pohpohlayacak, kaybettiğiniz takdirde de herkes küfredecek. Dolayısıyla benim aileme de küfür edecekler. Koçla Galatasaray birbirine karışacak. Sana para kasası gözüyle bakacaklar. Alt tarafı 11 kişinin peşinden koşan bir adam durumuna düşeceksin. Ben bunu yanlış görüyorum. Buna girme. Kaldı ki çok popüler bir isim olursun ki aile bunu istemez."
Fidye ödenmesine karşı çıktı, Nebbaşlar pes etti
SUNA Kıraç, 1996da vefat eden babası Vehbi Koçun mezarından naaşının çalınması üzerine nebbaşlara (naaş hırsızlarına) fidye ödenmesine kesin bir tavırla karşı çıkmış. Kitabın 161inci sayfasında bu konuda şu bilgiler yer alıyor: "Naaşın çalınmasından itibaren aile tarafından oluşturulan kriz komitesine Suna Kıraç başkanlık etti. En kritik eşik nebbaşların fidye isteği karşısında gösterilecek tavırdı. Fidyenin ödenmesi halinde ülkeyi ve Koç Ailesini sıkıntıya sokan bu kriz sonlandırılabilirdi. Suna Kıraç, ilk dakikalardan itibaren böylesi bir tehdite, şantaja popuç bırakılmaması gerektiğini savundu. Diyanet İşleri Başkanlığından da görüş alındı. Babasının naaşı bulunsa da bulunmasa da babasının kabri onu defnettikleri mezar olacaktı. Nebbaşlar da bu kararlılık karşısında çaresiz kaldılar ve 2.5 ay sonra naaş bulundu."
Bernar Bey imam nikahını 300 altınla bağladı
SUNA Kıraç Ömrümden Uzun İdeallerim Var adlı kitabında; İnan Kıraç ile imam nikahı kıyılmasının öyküsünü de 67inci sayfada şöyle anlatıyor: "İmam nikahı için yapılan törene ben ve İnan katılmadık. İmam nikahında benim şahidim dayım (Emin Aktar), İnanınki ise Bernar Nahumdu. Töre gereği önce altın (Mihir) pazarlığı yapıldı. Dayım yeğenine öyle yüksek değer biçmişti ki Bernar Bey, bizim oğlan fakir o kadarını veremez dedi. Bunun üzerine babam pazarlığa müdahale etti ve 300 altınla kapattı. Yani İnan benden ayrılacak olsa 300 altın ödeyecekti."
İnanı evlendikten epey sonra sevmeye başladım
SUNA Kıraç, kitabının "İnançlı yaşam" bölümünde ise İnan Kıraç ile tanışmasını ve evlenmesinin öyküsünü şu sözlerle anlatıyor: "İnan (Kıraç) Ankarada yaşıyordu. İlk karşılaşmamızda Ankara Palasta yemeğe çıkmıştık. İnan beni dansa kaldırmak istedi. Ben dans etmem yanıtını verince kös kös yerine oturdu. Aradan zaman geçti İnan Londraya yerleşti. Koç Grubu Otoyolu satın alınca İnan Genel Müdür olarak geri döndü. Üç yıl boyunca aramızda iş ilişkisinden kaynaklanan mesafeli bir duruşumuz vardı. İnana dönük projelerim başkaydı, İnanı arkadaşlarımla evlendirmek gibi bir niyetim vardı. O gün Tepebaşındaki Pelitte buluşacaktık. Ancak geç kaldım. Nasıl olsa bekler diye düşünüyordum. Beyoğlundaki ofisimizin kapısı açıldı ve İnan hışımla kükreyerek içeri girdi. İnan bana Yeter artık benimle oynamayın, ya bugün yüzük takarız ya da bu iş burada biter dedi. Çok ısrarlıydı, Nişanlanalım dedi. Annem o akşam konuyu babama açmış, babam hiç itiraz etmemiş. İnan ile evliliğim, yaşam biçimi haline getirdiğim mantığımın eseriydi. İnanı evlendikten bir hayli sene geçtikten sonra sevmeye başladım, Çünkü İnanı değiştirmeye çabalamaktan vazgeçtim."