PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Solda birlik cagrilari



omar
14.06.06, 23:46
CUMHURİYET / Baykal:İlkeli Birliğe Evet 12-06-2006


-CHP Lideri Baykal, soldaki ittifak arayışlarını ve partisinin çağrısını değerlendirdi

-Baykal, solda birlik arayışlarını ve CHP'nin yaptığı çağrıyı Cumhuriyet'e değerlendirdi. 'İlkeli birliğe evet'



İlkeli birliğe evet




CHP'nin sağa açılmak istediği yolundaki görüşleri kabul etmeyen Baykal, ''CHP'nin böyle bir ihtiyacı yok. Biz, yeni ve etkin bir dayanışma arayışı içindeyiz'' dedi. Toplumun pek çok kesiminin ve kurumunun bu arayışta olduğunu, Türk-İş'ten TOBB'ye, TÜSİAD'dan medyaya kadar her kesimde kaygı yaşandığını belirten CHP lideri, ''AKP iktidarının değiştirilmesi en güncel konu ise bununla ilgili en geniş ittifakı aramak da aklın yoludur. Bunu yapabilecek en etkili parti CHP'dir'' diye konuştu.


Baykal, solda ittifak arayışlarıyla ilgili olarak ilkelerin altını çizdi. İsim vermeden Öcalan'la seçim ittifakına girilmesini eleştiren CHP lideri, ortak kaygıları taşıyacak ilkeli beraberliğe ''evet'' dediğini söyledi. Baykal, zeytin dalı önerisiyle ilgili olarak da ''Bu zeytin dalıyla değil, Türkiye'nin gerçekleriyle olur. Önümüzdeki dönemde yüzde yarım oyun bile çok önemli olduğunun ayırdındayım. Ama yüzde yarımı almak için yüzde 20'yi

Baykal, solda birlik arayışlarını ve CHP'nin yaptığı çağrıyı Cumhuriyet'e değerlendirdi

'İlkeli birliğe evet'



* Türkiye'nin en önemli sorununun AKP'yi aşmak olduğunu, bunun için de çağdaş, geniş yelpazeli bir toparlanmaya gereksinim duyulduğunu vurgulayan Baykal, "Artan tehlike karşısında en etkili beraberliği nasıl kurabiliriz, onu arıyorum'' dedi. Baykal solda birlik arayışlarına ilişkin olarak da "Ben ilkeli bir beraberliğe evet diyorum. Solu saygınlaştıracak, ortak kaygıları taşıyacak bir birlik olmalı bu" diye konuştu.




MUSTAFA BALBAY


ANKARA - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , partinin açılımlarına ve soldaki ortak arayışlara ilişkin olarak ''İlkeli birliğe evet'' dedi. Baykal, bunun zeytin dalıyla değil, Türkiye gerçekleriyle olabileceğini, bugün Türkiye'nin en önemli sorununun AKP'yi aşmak olduğunu, bunun için de çağdaş, geniş yelpazeli bir toparlanmaya gereksinim duyulduğunu vurguladı. Baykal, AKP'yi demokrasi içinde tutmaya çalıştıklarını, önümüzdeki dönemin bir numaralı gündem maddesinin 11. cumhurbaşkanının seçimi olduğunu belirtti.


Baykal'ın Cumhuriyet 'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:


- CHP'nin yeni döneme ilişkin arayışı ''sağa açılım'' olarak öne çıktı. Bu açılımın özü nedir, açar mısınız?

DENİZ BAYKAL

- O sağa açılma değil. CHP'nin böyle bir ihtiyacı yok. Biz, yeni ve etkin bir dayanışma arayışı içindeyiz. Bugün toplumun pek çok kesiminin ve kurumunun bu arayışta olduğunu görüyoruz. Türk-İş'ten TOBB'ye, TÜSİAD'dan medyaya kadar her kesimde adı tam konmamış bir kaygı var. Bunu, onlar kendi ölçüleri içinde dile getirir, getirmez ayrı konu. Ama biz görüyoruz. Bu anlamda CHP'ye sorumluluk düştüğünü düşünüyoruz. Bizim sol çizgimizden, sosyal demokrat çizgimizden en ufak bir endişemiz yok. Ama, AKP iktidarının değiştirilmesi en güncel konu ise bununla ilgili en geniş ittifakı aramak da aklın yoludur. Benim söylediğim bu. Bunu yapabilecek en büyük ve etkili parti CHP'dir. Biri çıksın, o CHP değildir, şudur desin, göstersinler...


- Bir bakıma her kesimden oy mu istiyorsunuz?


BAYKAL - Bunu sadece oyumuz şu kadar artsın duygusuyla istemiyoruz. Artan tehlike karşısında en etkili beraberliği nasıl kurabiliriz, onu arıyorum. Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, klasik bir sağ-sol dengesiyle anlatılacak bir durum değildir. Onun ötesinde bir yaklaşıma gereksinim var. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda yer alan CHP, kuruluş ilkeleriyle barışık olan hiç kimseyi karşısına almaz, alamaz. Eğer Cumhuriyetin temelleri tartışma konusu yapılıyorsa, işte orada CHP'nin tüm toplumu kucaklayıp ''Bunu yapamazsın'' demesi gerekir.


- AKP'ye karşı ortak bir arayışın zemini olarak Cumhuriyetin değerlerini mi görüyorsunuz?


BAYKAL - Şu kadarını söyleyeyim; biz AKP'yi demokrasi içinde tutmaya çalışıyoruz. İşte 23 Nisan'da başlayan süreçte gerçek niyetlerini açıkça ortaya koydular. Bizim amacımız şu; Cumhuriyeti sandıktan çıkarmak. Biz Cumhuriyeti savaş meydanında kurduk. Cumhuriyet, demokrasiyi kurdu, geliştirdi. Şimdi, demokrasi Cumhuriyeti sandıktan çıkarıp perçinlemelidir. Ben Türkiye'de büyük bir çoğunluğun bu düşünceye evet diyeceği kanısındayım. Laiklik artık temel bir konu olmuştur. Sadece cumhuriyet kavramıyla yetinirseniz, İran'dakine de Irak'takine de cumhuriyet diyorlar. Biz hem Cumhuriyeti hem demokrasiyi korumak birinin ötekini güçlendirmesini sağlamak istiyoruz. Biri ötekinin seçeneği değil, tamamlayıcısı ve güçlendiricisidir.


- CHP'nin sol kimliğinden şüphemiz yok dediniz ama, sizin dışınızda da sol partiler var. Arayışınızı onlarla da paylaşmak istemez misiniz?


BAYKAL - Biz bir söylem geliştiriyoruz. Politik tercihler ortaya koyuyoruz. Soldaki tüm partiler kendilerine göre çalışma içindeler. Geçmişte takılıp kalmış değilim ama, bir zamanlar İmralı'da oluşturulmuş listeyi benim listem diye seçim kuruluna verenler, en azından onun yanlış olduğunu bugün söylemek durumundalar. Bunu geçmişin muhasebesi diye söylemiyorum, geleceğe bakmak için söylüyorum. Birlikte yürünecekse, hangi ilkeler etrafında olacak, temel konulara nasıl bakıyoruz, bunları netleştirmemiz gerekiyor. Benim terör konusundaki görüşlerim 14 yıldır değişmedi. Bu konularda döneme göre yeni söylem geliştiriyor değilim.


- Bu sözleriniz, en azından solda birlikle ilgili soru yöneltme ortamı yaratıyor. Öteki sol partilere çağrınız nedir?


BAYKAL - Bugün solun başarı kazanan partisi CHP'dir. Bizi bu başarıya ne götürdü, önümüzdeki dönem başarıyı arttırmak için neler yapmak gerekir, bunda ortak bakış sağlamak gerekiyor. Sol, Türkiye için neyin tehdit olduğunu çok iyi algılamalı ve gereğini yapmalı. Bugün bizim dışımızda temel duyarlılıkları bizim gibi olan kişi ve kurumlar var, biliyorum. Bu duyarlılıkların etrafında bir dayanışma oluşmalı.


- Sayın Baykal, Deniz Bey birlik çağrısı yaptı manşeti atıp, altı boş bir zemin oluşsun istemiyoruz. Nasıl birlikte hareket edilecek, biraz daha açar mısınız? Biz bu alanda ciddi bir arayış, bekleyiş ve kaygılanış hissediyoruz.


BAYKAL - Tamamen haklısınız. Daha net açalım; sol partilerle birlikte hareket edildi. Bugün barajı aşması olanaksız partilerden kişileri biz Meclis'e taşıdık. Sonra ne olacak? Herkes yine kendi yerine gidecekse, çözüm mü? Bizim onları Meclis'e taşıma gibi bir yükümlülüğümüz yok ki. Bu soruya birlikte cevap verebileceğimiz insanlar ve kurumlar var. Benim onlarla sorunum yok. Ben ilkeli bir beraberliğe evet diyorum. Solu saygınlaştıracak, ortak kaygıları taşıyacak bir birlik olmalı bu...


- Sayın Baykal, ilkeli birliğe evet, sözünüzün altını çizmek istiyorum... Bu konuda arayışı olanlar var. Zeytin dalı önerileri var...


BAYKAL - Bu zeytin dalıyla olmaz. Türkiye gerçekleriyle olur. O önerilerin içinde de temiz, inandırıcı insanlar var. Ama önümüzü net görmeliyiz. Önümüzdeki dönem yüzde yarım oyun bile çok önemli olduğununun ayırdındayım. Ama o yüzde yarımı almak için yüzde 20'yi tartışmalı hale getiremem, feda edemem. Bu büyük açılımı öne çıkarmak ve kişisel hırslarımızı törpülemek durumundayız.


- Ana konumuz CHP'nin açılımıydı ama, 11. cumhurbaşkanının seçimiyle ilgili değişik görüşleriniz oldu. Seçimin bir yıl öncesinden başlayan tartışma nasıl devam edecek?


BAYKAL - Biz cumhurbaşkanı seçimini çok önemsiyoruz. O, devletin teminatıdır. Cumhurbaşkanı seçimi konusu yeni bir sıkıntılı dönemdir. Biz bu seçimin bir mutabakatla yapılmasını istiyoruz. Bunun dünyada değişik örnekleri var. Örneğin Yunanistan'da iktidardaki sağ parti, geçmişi sol bir kişiyi önerdi. Doğal olarak sol parti de evet dedi ve büyük çoğunlukla cumhurbaşkanı seçildi. Bizde niye olmasın!

- CHP olarak öneriniz var mı?


BAYKAL - Biz süreci izliyoruz. Yeri geldiğinde AKP'yi uyarıyoruz. Gereğini yaparlar yapmazlar, kendilerinin bileceği iş. Şimdiden diyoruz ki; cumhurbaşkanını uzlaşma arayışıyla değil de, dayatma havasıyla seçmeye kalkarsanız, sıkıntı çıkar.


http://www.chp.org.tr/index.php?module=news&page=readmore&news_id=2974

omar
14.06.06, 23:54
Meint ihr sowas ist möglich?

Vielleicht machen die Linken den ersten Schritt und die Rechten folgen.

Guckst du mal: Wahlen

MHP 8,36 %
DYP 9,54 %
BBP 1,02

Ca. 19 % zusammen.

omar
27.06.06, 15:53
Ankara’da oluşum turları başladı


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haber_resimleri/2006/06/27/2044.jpg

Bülent Ecevit’in misyonunu üstlenen Rahşan Ecevit, “Cumhuriyet için el ele” ittifakı çerçevesinde dün 9. Cumhurbaşkanı Demirel’le görüştü.

Rahşan Hanım bugün de CHP Genel Başkanı Baykal’ı ziyaret edecek. AKP karşıtlarını bir araya getirme girişimini sürdüren Ecevit, Çarşamba günü için de, MHP lideri Devlet Bahçeli’den
randevu isteyecek.

Ankara hareketlendi

Rahşan Ecevit, Süleyman Demirel’i Güniz Sokak’ta ziyaret ederek “sağlı sollu ittifak” için görüş aldı. “Siyasetçinin eskisi yenisi olmaz” diyen Demirel ittifak arayışlarına olumlu baktığını söyledi

Eski Başbakan Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i, Güniz Sokağı’ndaki konutunda ziyaret ederek bir süre görüştü. Demirel’in, Bülent Ecevit’in sağlık durumunun nasıl olduğunu sorması üzerine Rahşan Ecevit, “İlk defa çok iyi” dedi. Bülent Ecevit’in hastalanmadan önce “Türkiye’nin içinde bulunduğu durum açısından sağlı sollu ittifak” gerekliliğinden bahsettiğini anlatan Rahşan Ecevit, bu konuyu kendisinin devam ettirme kararı aldığını kaydetti. Ecevit, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüşeceğinin hatırlatılması üzerine, “Bir umutla gitmiyorum, fikir alışverişi için gidiyorum” dedi.

Siyasetçi siyasetçidir
Süleyman Demirel ise, ittifak arayışlarını nasıl karşıladığının sorulması üzerine “Fevkalade iyi karşılıyorum” dedi. Demirel, “Bu arayışlar AKP hükümeti ile mi ilgili” sorusunu, “O benim söylediğim bir şey değil” diye yanıtladı. Eski siyasetçilerin, siyasete dönme kararlarını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Demirel, “Siyasetçinin eskisi yenisi olmaz. Siyasetçi siyasetçidir” cevabını verdi. Açıklamaların ardından Demirel ve Ecevit, baş başa yaklaşık 45 dakika görüştü. Rahşan Ecevit, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı da bugün CHP Genel Merkezi’nde ziyaret edecek.

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=2044

ottoman1299
27.06.06, 16:00
Meint ihr sowas ist möglich?

Vielleicht machen die Linken den ersten Schritt und die Rechten folgen.

Guckst du mal: Wahlen

MHP 8,36 %
DYP 9,54 %
BBP 1,02

Ca. 19 % zusammen.

Aptallikdan baska birsey degil. AKP'ye karsi cephe alip, Milleti böldüklerinin farkinda bile degiller.

meyu2506
27.06.06, 17:49
Die Gier nach Macht der Politiker vor allem bei Baykal ist sehr ausgeprägt.
Für ihn ist nur eins wichtig. Er muß der Führer einer Linksbewegung sein.
Er wird keine Kompromisse eingehen, weil er machtgeil ist. Lieber Führer einer Partei mit 18 %, als einfaches Mitglied in einer Linksbewegung mit 35 %. Dies ist ein grundsätzliches Problem in der Türkei. Kompromisse werden als Schwäche gesehen. Das Wohl des Volkes und des Staates spielen für die meisten Politiker keine Rolle. Nur ihr eigenes Image und Ihre Machtausübung.

omar
28.06.06, 13:25
Baykal ittifak kapısını kapattı (http://zaman.com.tr/?bl=sondakika&alt=&trh=20060627&hn=297346)


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "Bize bir çatı lazım diye bir arayışımız yok, bizim ne çatı arayışımız, ne hülle, ne ittifak arayışımız var" diyerek ittifak arayışlarına CHP'nin kapılarını kapattı.

DSP Onursal Genel Başkanı Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit ile görüşmesinden hemen önce CHP Meclis Grubu toplantısında konuşan Deniz Baykal, ittifak arayışları konusunda CHP'nın tavrına açıklık getirdi. Seçim yaklaşırken ittifak faaliyetlerinin, çalışmaların, ziyaretlerin, kulislerinin hızlandığını vurgulayan Deniz Baykal, herkesin bir heyecan içine girmiş olmasından memnuniyet duyduğunu kaydetti. Kimsenin CHP'nin konumunu, bu son dakika heyecanlanmalarıyla karıştırmaması gerektiğini dile getiren Baykal, "Bizim işimiz ayrı. Biz görevimizi biliyoruz, yapıyoruz. Biz teşhisimizi koyduk, uyarımızı yaptık. Bizi kimseyle karıştırmasınlar. Biz partilere yönelik çağrılar peşinde değiliz, bizim çabamızın muhatabı, siyasi partiler, kurumlar değildir. Bizim çabamızın muhatabı milletimizdir, halktır, toplumdur, vatandaşlarımızdır. Bizim işimiz kulisle değil, kapalı kapılar arkasında anlaşmalarla değil, ittifak projeleriyle değil" şeklinde konuştu.

AK Parti'ye karşı demokrasi içinde mücadele verilmesi gerektiğini, el ele bu mücadelenin verilmesi için herkese çağrıda bulunduklarını ifade eden Deniz Baykal, böyle bir mücadele verilmesi gerektiğini ilk olarak kendilerinin söylediğini hatırlattı. Bu mücadelede kendilerine katılacak olanlara, 'hoş geldiniz' diyen deniz Baykal, şöyle konuştu: "Bu mücadeleyi nerede vereceğiz, bize bir çatı lazım diye bir arayışımız yok, bizim ne çatı arayışımız, ne hülle, ne ittifak arayışımız var, biz Türkiye'nin laik demokratik bir cumhuriyet olarak devam etmesi için CHP olarak yola çıktık, yürüyoruz. CHP olarak millete, vatandaşlara elimizi uzatıyoruz. Vatandaşlar arasında ayrım yapmadan elimizi uzatıyoruz, Atatürk Cumhuriyeti'ni, laik, demokratik Türkiye'yi ayakta tutmak isteyen herkese elimizi uzatıyoruz. Ve hep beraber bu işi yapalım diyoruz"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kendisine siyasi etkinlik hakkı tanımış olan, fakat bu siyasi yeteneğini, birikimini, etkinliğini nerede, nasıl göstereceğini bilemeyen, yanlış noktalara sürüklenmiş insanlar bulunduğunu söyledi. Bunun bir problem olduğunu vurgulayan Deniz Baykal,"Elbette siyasette yapılmış yanlışlıkların telafisi seçime yaklaşırken kolay olmuyor. Bir arayış, bir telaş başlıyor. Bu arayışın, bu telaşın makul sonuç vermesi bu arkadaşların doğru karar vermesine bağlıdır" dedi. [17:28:00]


27.06.2006

deryatulga
29.06.06, 11:26
İttifak komedisi http://www.radikal.com.tr/veriler/2006/06/29/raha.gif Rahşan Ecevit, 'Cumhuriyet için el ele' programı çerçevesinde 'sağ-sol ittifakı' sağlamak amacıyla dün de DSP lideri Zeki Sezer'le görüştü. FOTOĞRAF: ADEM ALTAN (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&foto=ADEM%20ALTAN)
Bahçeli, Ecevit'e randevu bile vermedi. Mumcu ve Ağar ittifak teklifini reddetti, Baykal uygulanabilir bulmadı. Karayalçın: Sağla ittifak olmaz
29/06/2006 (372 kişi okudu)

İSMET DEMİRDÖĞEN (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=%C4%B0SMET%20DEM%C4%B0RD%C 3%96%C4%9EEN))
ZİHNİ ERDEM (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=Z%C4%B0HN%C4%B0%20ERDEM))
ANKARA - Sağı ve solu birleştirme iddiasıyla eski Başbakan Bülent Ecevit'in başlattığı ve rahatsızlığı dolayısıyla eşi Rahşan Ecevit'in sürdürdüğü 'Cumhuriyet için el ele' programı çerçevesinde, 'sağ-sol ittifakı' turları ilk günden çıkmaza girdi. Rahşan Ecevit, sadece kendi partisi DSP'den destek görürken, liderler ittifak arayışlarına kapılarını kapattı. CHP lideri Deniz Baykal, ittifak yerine partisini adres gösterirken, Anavatan Partisi lideri Erkan Mumcu da isim vermeden eski lideri Mesut Yılmaz'ın yeni oluşum arayışını 'siyasette etkin olmak isteyenlerin kendilerine çatı arama çabası' olarak değerlendirdi.
İttifakın başbakanı Büyükerşen
AKP'ye karşı 'sağ-sol cephesi' oluşturmayı ve Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen'i de ittifakın başbakan adayı yapmayı tasarlayan Rahşan Ecevit, turlarını dün sürdürürken, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin tavrıyla karşılaştı. Bahçeli, DSP-MHP-ANAP koalisyonu öncesindeki, "MHP'yi içime sindiremiyorum, canlar aldılar" şeklindeki sözlerini anımsayarak Ecevit'in randevu talebini yanıtsız bıraktı. Bahçeli ayrıca, bu arayışı 'AKP'ye hak etmediği bir güç vehmetmek ve paye vermek, AKP değirmenine su taşımak' olarak değerlendirip, "AKP'nin tek alternatifi Milliyetçi Hareket'tir. Siyasi gücüne güvenmeyenlerin yeni ittifak araması anlaşılabilir bir olgudur" dedi.
Önceki gün görüştüğü CHP Genel Başkanı Baykal'dan ise, "İttifak arayışlarını bırakın CHP çatısı altında birleşelim. DSP bize en yakın parti" karşılığını alan Rahşan Ecevit, cephe önerisini dün kurduğu partinin yeni lideri Zeki Sezer'e iletti.
DSP Genel Merkezi'ne gelişinde sloganlarla karşılanan Rahşan Ecevit, eşinin projesini anımsatarak, "İttifak arayışlarıyla birlikte siyasi partilerce hesaplar yapılmaya başlandı, rakamlar ortaya döküldü. 'Ben bu kadar oy çıkarırım' denildi. Eşimin söylediklerinin rakamlarla ilişkisi yoktu. O, 'Önce vatan' demişti" diye konuştu.
Rahşan Ecevit, AKP'ye karşı cephe oluşturma tesbitlerinin anımsatılması üzerine de, "Ben buna Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini kurtarmak için ittifak diyorum. Sağlı-sollu ittifak olduğu için bir cepheleşme olmaz" karşılığını verdi. Ecevit, MHP lideri Bahçeli'nin görüşme talebini kabul etmediğine ilişkin haberler için de, "Bizim talebimiz oldu, fakat henüz olumlu ya da olumsuz cevap gelmedi" demekle yetindi.
Rahşan Ecevit, Deniz Baykal'ın önerisini daha sonra değerlendireceğini söylerken, DSP Genel Başkanı Sezer, "İlk seçimlerde DSP solun birinci partisi. Uzlaşıyı bu nedenle arıyoruz. CHP ittifak dışında kalırsa sorunların altında kalır" dedi.
SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın ise dün parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, Rahşan Ecevit'in önerisine "Sağ ile ittifak olmaz. Yalnızca sol ittifak olur" diyerek karşı çıktı. Karayalçın, Baykal'ın CHP'de birleşme çağrısının da 'iltihak' anlamına geldiğini söyledi.

Baykal: Proje değil temenni
CHP lideri Baykal da Ecevit'in projesine destek çıkmadı. Baykal, önceki günkü görüşmesinde Ecevit'e, sağ ile solu birleştirme projesinin gerçekleşebilir olmadığını belirtti. Baykal, dün partisinin Merkez Yönetim Kurulu'nu bilgilendirirken, projeyi şöyle değerlendirdi: "Uygulanabilir gerçekçi bir proje değil. Bu yönde bir hazırlıkları olmadığı görülüyor. Daha çok bir temenni şeklinde çalışmalarını yapıyorlar."
Baykal, Rahşan Ecevit'e özetle şöyle dedi: "Kafanızda bir proje var onu takip ediyorsunuz. Size başarılar diliyorum. Bizim anlayışımız o değil. Biz, çağrımızı topluma yaptık. Bizim bu çağrımızda kabul görüyor. Bundan da memnunuz. Hiçbir siyasi partiye yönelik bir çağrımız yoktur. Size karşı bir doku uyuşmazlığı içinde olmadık. Sizin hem parti kimliğinize saygılıyız hem de DSP'de bulunan insanların dürüst insanlar olduğunu çok iyi biliriz. Projenizi uygulayabilirseniz başarılır dileriz. Bizim size bir önerimiz yok. Kamuoyu önünde sizi bir noktaya getirme gibi bir baskı geliştirme anlayışı içinde değiliz. Siz bu projenin sonunda 'ne yapabiliriz?" diye bir arayış içine girerseniz, bizim bu duygularımıız belki şimdiden bilmemizde bir yarar olur.

Ağar: Sıra yenilerde
Sağın iki partisinden, Mesut Yılmaz'ın 'yeni oluşum' ve eski bakanların 'çatı' arayışlarına olumsuz yanıt geldi. DYP lideri Mehmet Ağar, dün şunları söyledi: "Geçmişte halk nezdinde itibar görmeyip, halk eliyle siyasetten uzaklaşan yapıları oluşturmak yerine gerçek anlamda, yönetilebilir bir Türkiye'yi var edecek, ekip çalışmasıyla siyaseti gerçek anlamda yeniden yönlendirebilen, yeniden yapılandırabilen bir anlayışı var etmektir yeni oluşum. Yeni oluşum için illa yeni parti filan kurulmaz. Dolayısıyla bir dönme dolap, atlıkarınca gibi yorulan suiistimalciler gitsin yerine dinlenmişleri gelsin, onlar devam etsin."

Mumcu: Yer arıyorlar
Anavatan lideri Erkan Mumcu ise partisinin TBMM grubu toplantısında, sağ-sol ittifakı arayışlarını şöyle eleştirdi: "Bu senaryoların çoğu, iktidara muhalefet görüntüsü altında, siyasetin dışında kalmış, yine de siyasetin içinde etkili olmak isteyenlerin zorladığı, çoğu kendi partisine muhalefet mahiyeti taşıyan, muhalefete muhalefet hareketidir. Bunlar, bilerek veya bilmeyerek, iktidarın değirmenine su taşıyorlar."

deryatulga
29.06.06, 11:41
Böylesi Ankara'da bile görülmemişti Murat Yetkin (myetkin@radikal.com.tr)
DSP üyesi Rahşan Ecevit, Genel Başkanı Zeki Sezer'e 'Başbakanlık için başkasını öner, hatta seçime de girme' dedi
29/06/2006 (2052 kişi okudu)
Şimdi size dün Ankara'da yaşanan ve bugüne dek Ankara'da yaşanmış belki de en tuhaf siyasi olayı, isim vermeden aktaracağım.
Dün bir siyasi partinin düz üyelerinden biri, partisinin genel başkanını görmeye gitti. Bu ziyareti yaparken, o partinin parti meclisi üyelerinden birini yanına yardımcı olarak aldı. (Yanlış anlaşılmasın; parti meclisi üyesi, düz üyeyi yanına alıp genel başkanına götürmedi, tersi oldu.) Üyenin genel başkanını ziyareti bir gün önceden medyaya duyurulmuştu. Haberciler oradaydı.
Tesadüfen o saatte, o siyasi partinin yurdun dört bir yanından gelen gençlik kolları üyeleri de oradaydılar ve binanın önünde partinin genel başkanının başbakan olması niyetiyle slogan atıyorlardı.
Doğal değil miydi? Her siyasi partinin birinci ve en önemli görevi hükümet etmek, genel başkanının işi de başbakanlığa talip olmak değil miydi? Siyaset muhalefet değil, ikidar olmak için yapılmaz mıydı? Bu bilince
erken yaşta ulaşan ve Edirne'den Hakkâri'ye yurdun dört bir yanından gelen parti gençlik kolları üyeleri de işte bunu temenni ediyorlar, bu amaçla çalışmaya hazır olduklarını söylüyorlardı.
Ama o partinin zamanında kurucuları ve yöneticileri arasında yer almış üyesi böyle düşünmüyordu. Gençlerin dışarıda başbakan olması temennisiyle slogan attıkları genel başkanına, 'Başbakanlığa talip olma. Hatta seçime de girme. Diğer partilerle birleşmeye çalış. Başbakanlığa da başkasını öner' diyordu. Başbakanlığa önerdiği ve diğer partilerin de onu gönülden
kabul edeceğine inandığı kişi ise, yine o partinin belediye başkanlarından biriydi.
Görüşme baş başa geçti. Parti üyesi, partisinin iktidar hedefine karşı çıktığı gerekçesiyle parti disiplin kuruluna verilmedi. Görüşme
sonunda, halinden memnun açıklamalar bile yapıldı.
Fıkra gibi değil mi?
Komediyi trajediye dönüştürmek için yapmanız gereken basit bir işlem var. Şimdiye dek okuduğunuz kısımda adı geçen parti yerine Demokratik Sol Parti, DSP yerleştirin lütfen. Partinin düz üyesi Rahşan Ecevit. Genel başkanıyla müzakereye giderken ona eşlik eden parti meclisi üyesi Emrehan Halıcı. Genel Başkan Zeki Sezer, onun yerine başbakan olması önerilen kişi ise Eskişehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen.
Siyasetin algılanması hangi açıdan baktığınıza göre değişiyor.
Rahşan hanım bugün DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ile yine ittifaklar konusunu görüşecek. Ondan da, randevu talebine yanıt dahi vermeyen MHP lideri Devlet Bahçeli'den yazılı açıklama ile aldığı yanıtı, sözlü olarak alması muhtemel. Bu bir hayır olacak. Dün ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu'nun da tutumunu belli etmesi ardından, belki Rahşan hanım cumartesi günü Hür Parti Genel Başkanı Yaşar Okuyan'dan olumlu yanıt almayı umuyor olabilir.
Genel Başkanı Sezer'in ciddi itirazına rağmen CHP lideri Deniz Baykal'dan aldığı yanıt, muhabirimiz Zihni Erdem'in bildirdiğine
göre, "Kapımız size her zaman açık, istediğiniz zaman gelin" olmuş.
Rahşan Ecevit'e eşlik eden Emrehan Halıcı, Türkiye'de Zeka Olimpiyatları'nı düzenleyecek kadar fikir geliştirmeye önem veren bir siyasetçi. Ancak ne yazık ki, siyasetin dinamiklerini o da bilmiyor. Rahşan hanım bu yüzden Baykal'dan yüzüne karşı Anayasa dersi alıyor. Seçim yasalarından, Anayasa'dan, kendilerini ilgilendiren güncel gelişmelerden haberli olmadan geleceğe yönelik siyasi projelere kalkışıyorlar. Şu koşullar altında, AK Parti'ye karşı kurmak istedikleri böyle bir ittifaka karşı AK Parti'yi Anayasa değişikliğine ikna edeceklerini düşünecek kadar, nasıl diyelim, gerçeklerden kopuk yaşıyorlar.
Ankara siyaseti günlerdir Bülent Ecevit'in gerçekten yüksek hatırı için havanda su dövüyor.
Olan bitenin seçmen gözünde en çok iki partinin işine yarayacağı açık: Birincisi AK parti, ikincisi CHP. MHP ve DYP de bunun bilincinde olarak kimliklerini korumaya çalışıyorlar. DSP Genel Başkanı Sezer bile bunu yapmaya çalışıyor.
Benim bütün bu siyasi traji-komik içinde merak ettiğim bir şey var. Sezer'inkini artık merak etmiyorum. Rahşan hanıma saygısı ve terbiyesinden sesini yükseltmiyor. Ancak Büyükerşen'i merak ediyorum. Eskişehir'i ayağa kaldıran, saygın bir siyasetçi olan Büyükerşen neden hâlâ 'Benim adım daha çok yıpratılmasın, ben yokum' demiyor?

deryatulga
29.06.06, 12:01
Eski anlayışın 'ittifak' çıkışı
Tarhan Erdem
29/06/2006 (350 kişi okudu)
İttifak arayışıyla, 'eski siyaset anlayışı' bir daha kendini gösterdi. Bu anlayışı tanımlamaya çalışıp, günümüzdeki son örneğine döneceğim:
Anlayışın özü, gerçek temeli olmayan, çok söylendiği için doğru zannedilen bir olaydan veya önermeden siyasal çıkar beklemek ve o günlerdeki siyasal davranışları bu beklentiye göre düzenlemektir.
Olay, duyguları ve korkuları besleyen bir kaza, ölümle biten bir karışıklık, bir tabii afet ya da esası bilinmeden tanı konulup hüküm verilen parasal veya siyasal bir gelişmedir.
Önerme böyle bir olaydan, bir tehlike belirtisinden veya söylentisinden beslenen korku ve kuşkulardan korunma yöntemini, ortada dolaşan bir formülü, halkın sıkıntılarından kurtuluş yolunu ilan
eden süslü bir slogandır.
1970 sonrasında önde görünen siyaset adamı, sloganını adeta keşfeder, hiçbir arkadaşına danışmadan, hatta söylememek ayıp olacağından kimseyle karşılaşmamaya çalışarak keşfini, -inanıyormuş görüntüsü vermeye de özen göstererek- habercilere veya ilk bulduğu kürsüden kamuoyuna söyler.
Siyaset adamımız sloganını halka aç&#30
5;klarken, buluşuna karşı oldukları gerekçesiyle -gerçekten karşı olup olmadıklarına bakmadan- diğer meslektaşlarını açıktan suçlamayı ihmal etmez.
İlk varsayım, dar siyaset çevresinde çok konuşulan önermeye halkın da katıldığı, en azından katılacağıdır. Oysa halk olaya siyaset adamının bulunduğu taraftan bakmamakta, slogana da önermeye de inanmamakta, bulunduğu yerde eski sıkıntılarının o günlerdeki acılarını çekmektedir.
Son günlerdeki 'ittifak arayışı' eski siyaset anlayışının -fazlası var eksiği yok- uygulamasıdır.
Yeni önerme, halkın 'iktidardan kurtulmak' istediği varsayımına dayanmakta; 'Cumhuriyet'in korunması' amacıyla önümüzdeki seçimlerde partilerin birlik kurmasını ya da birleşmesini önermektedir.
Siyasal görevi olmayan sayın Rahşan Ecevit'in inisiyatif alması ve bunun kabul edilmesi bile, eski uygulamalardan farklı değildir. Herkesin bildiği gibi, Rahşan hanım yıllardır, 'kocasının işine' el koymayı âdet haline getirmiştir.
Görüşme isteyenlerin ve muhataplarının, daveti duyduklarında, görüşmeye saatler kala, görüşmeye girerken kapı eşiğinde ve sonrasında söylenenler, eski siyaset anlayışına ve uygulama yöntemlerine tam uymaktadır.
Son 30 yıl içinde benzer görüşmelerin öncesinde tarafların neler söylediklerini bilmek isteyenler; sayın Baykal'ın, Rahşan hanımla buluşmalarından bir saat önceki grup konuşmasını okuyarak meraklarını giderebilirler: Kabul edilen görüşmeyi anlamsız kılacak, kendini ve partisini bağlayan cümleler, eski siyaset anlayışının ürünüdür.
İttifak arayışındakiler veya birleşmek isteyenler, ilk adımlarını attıklarında sonuç çıkmayacağını biliyorlardı. Geniş bir çevrenin iktidara karşı 'tek vücut' olunmasını istediği varsayımıyla, girişimler sürdürülmüş ve görüşmeler kabul edilmiştir. 'Ben de istiyorum, ama onlar kabul etmiyorlar' görüntüsü verilmeye çalışılmıştır.
Ne varsayım ne de davranış gerçektir! Hepsinin anladığı ve bildiği 'siyaset' budur. Son 30 yılın koalisyon görüşmelerindeki, parasal ve siyasal kriz günlerindeki, cumhurbaşkanlığının 'zirve' toplantılarındaki konuşmaları ve davranışları hatırlayınız. Son günlerin samimiyetsizliğini ve kolaycılığını aynen göreceksiniz.

Çanakkale 1915
29.06.06, 13:22
Demirel, Bayan Ecevit, mesut yilmaz...Mumya birligi...:lach:

deryatulga
29.06.06, 15:28
Ahmet KEKEÇ
akekec@yenisafak.com.tr Benden bu kadar!
Baykal su koyvermiş... Bunu ben söylemiyorum; ittifak işlerini ciddiye alan Ankara gazetecisinin yakıştırması... Rahşan Ecevit görüşmeden büyük hayal kırıklığıyla ayrılmış. Ne olacaktı sanki?
Bu Ecevit'ler ilginç bir çift...
Karı-koca pek bir tamamlıyorlar birbirlerini.
Bülent Bey deyince (inşaallah sağlığına kavuşur da, romantik isyankar arkadaşımız Can Dündar'ın hazır beklettiği "Karaoğlan" belgeseli ve kitabı elinde patlar) ilk elde akla demli çay, altıgen kasket, mavi gömlek ve şiir sanatının kitsch örnekleri geliyor.
Bir de kötü yönetim...
Üç kez Başbakan oldu. Üçünden de başarısız çıktı.
İyi niyetli, orta halli bir aydın, mütevazı bir kişilik. Robert Kolej mezunu. Haiku sanatçısı... Başka da bir şey değil.
Rahşan Ecevit de elbette "sevgiyle büyütülmüş" ilişkileri üzerinde titreyen, daha doğrusu kocasının huysuzluklarına katlanmayı ödev bilmiş, kedisever, şiirsever, Bülentsever, demli çaysever; "güçlü kadın" imajına rağmen aslında çok mütevazı, çok güler yüzlü, çok hanım hanımcık bir hanım. İflah olmaz bir romantik. Günümüzde bir tür "Safiye Ayla romantizmini" yaşatıyor.
Karı-koca "tur atmayı" çok seviyorlar.
İttifak turu...
Memleketin tüm yükü bu ikisinin sırtındaymış gibi.
Bundan önceki seçimde, henüz elden ayaktan kesilmediği için Bülent Bey dolaşıyordu. Şimdi Rahşan Hanım "beyinin mesajını" dolaştırıyor.
Bu tur işleri de, nedense, seçimi kazanma "olanağı ve olasılığı" yokken akıllarına geliyor. Baraj sorunu olmayan bir DSP, normalde kanlı-bıçaklı olunması gereken Demirel'in kapısını çalar mıydı? Baykal gibi, ne yapmaya çalıştığını tam olarak kendisinin de bilmediği, ismi hep "hizipçilikle", "bölücülükle" gündeme gelmiş bir umutsuz vakadan medet umar mıydı? Bülent Bey'in güçlü zamanlarında Baykal Oran Sitesi'nin önünden bile geçemezdi.
Bu iş, (Ankara gazetecisinin benzetmesiyle) Baykal su koyverdiği için değil, akla, bilime ve rasyonaliteye ters olduğu için tutmaz. Bülent Bey'in (Allah sağlıklı uzun ömürler versin) "sol güçbirliği"nden ne çıktı ki, bundan ne çıkacak!
Hatırlayacasınız, Bülent Bey'in, "güçbirliği çağrısı" olumlu makes bulmuş, aralarında CDP'nin de (Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi) bulunduğu irili ufaklı dört siyasi parti DSP şemsiyesi altında seçimlere katılma kararı almışlardı.
Biliyorsunuz, CDP çok çok önemli bir partiydi...
Bu parti hem "solu toparlayacak", hem (Türkiye'nin içinde bulunduğu durum Atatürkçü düşüncenin siyasal örgütlenmesini zorunlu kıldığı için) Atatürkçü umdeleri hayata geçirecek, hem de "ülkemizi bu durumdan" (hangi durumdan?) kurtaracaktı.
Ülkemizi hayırlısıyla "bu durumdan" kurtardıktan sonra da "sol güçbirliği"ni tesis edecek, ardından "Atatürkümüzün amaçladığı ve özlediği Cumhuriyeti tümüyle" gerçekleştirecekti.
Efendim?
Hangi parti mi?
Ben de tam hatırlamıyorum ama, galiba Yekta Güngör Özden'in partisi...
Hani, "sol" yaftalı bir dergide yazılar yazan ve muarızlarına "Sersem. Uşak. Satılık. Maskara! Mandacı. Ekran cambazı. Dönek. Cahil. Dangalak. Sütü ve kanı bozuk. Kaşınanları kaşımak gerekir. Havlayanlara aldırmam. Sahtekâr. Zıpır..." diyerek unutamayacakları bir Atatürkçülük dersi veren mütekait Anayasa Mahkemesi Başkanı...
Bülent Bey'in çağrısına olumlu cevap veren partilerden biri Perinçek'in İP'i, diğeri Mümtaz Soysal'ın BCP'siydi... CBP miydi yoksa?
Üçüncüsünü hatırlayamıyorum.
Bildiğiniz gibi, Perinçek "İlericilerin tankları var" diyen büyük bir siyaset teorisyeni, Soysal da "Dış ve iç tehditleri çok olan Türkiye'de ülkenin yazgısını sivillere bırakmak doğru değildir..." buyuran çok parlak bir anayasa hukuku profesörüdür.
Partisini hatırlayamadığım için, üçüncü değerli liderin ne demiş bulunduğunu aktaramayacağım.
Benden bu kadar.

deryatulga
05.07.06, 13:23
Röportaj : Birsen Altıner
Kaynak : www.acikgazete.com (http://www.acikgazete.com/)

- Siz hayatınız boyunca Sovyet yanlısı sola pek sıcak bakmadınız. Buna karşın Mao sizin için çok önemli bir isim. Siz de Maoculukla özdeşleşmiş bir isimsiniz? Hatta zaman zaman Çin Komünist Partisi"yle görüşmeleriniz olduğunu biliyoruz. Maoizmin dünyada yeri nedir? Dünyada sol nereye gidiyor? Bir değerlendirme yapabilir misiniz?
- Mao"yu anlamadan 20'nci ve 21'nci yüzyılı kimse anlayamaz. 20'nci yüzyılın bence üç büyük devrimcisi var. Lenin, Atatürk ve Mao. Bir kere Sovyet karşıtı olmadığımızı söyleyeyim. Biz sadece 1960"lardan itibaren Sovyetlerin geriye döndüğünü saptadık. Sovyetlere değer verdiğimiz için "bakın Sovyetler"i yıkıyorlar" dedik. Bugün haklılığımız ortada. 1960"larda "Sovyetler Birliği kapitalizme geri dönüyor" diyen biziz ve bu dediğimiz de çıktı. Her zamanki gibi buna da saldıranlar oldu ve "Vay sen Sovyetler Birliğine nasıl kapitalizme geri dönüyor dersin" diyerek üzerimize saldırdılar. Sovyetler Birliğinin kapitalizme geri dönüş sürecine girdiğini gördüğümüzde Maoizmin 21'nci yüzyıla damgasını vuracağını da gördük. O günlerde Mao ve 21'nci yüzyıl arasındaki bütün pratik ve teorik köprüleri kurduk. O bakımdan ben diyorum ki, "Mao"yu anlayamayan, Mao"nun insanlığa, bilime ve devrimci pratiğine yaptığı katkıları göremeyen 21. yüzyılı anlayamaz". 21. yüzyılın en büyük uygarlık merkezi neresi; tabi ki Çin. Çin, Mao"nun yaptığı büyük devrim sayesinde dünyanın en yoksul ülkesiyken dünyanın en önde koşan ülkesi olmuştur. Çin"de bir deyim vardır; "Maoculuk yoksa Çin"de olmaz" diye. Ben daha ileri götürüp; "Maoculuk yoksa 21'nci yüzyıl olmaz" diyorum. Mao uluslararası bir insan, bir lider. Yaptığı işlerle insanlığın geleceğini etkilemiş büyük bir devrimci. O sadece Çin"e ait bir lider değil. Ayrıca şunu da belirtmem gerekir ki, biz Maoist değiliz. Maoizm kavramını kabul etmiyoruz. Bu batılıların kullandığı bir kavram. Biz bilimsel sosyalistiz. Çünkü sosyalizm bir bilim. Bilim devamlı insanlığın keşifleri ve pratikleri ile gelişiyor. İşte biz o bilimsel sosyalizmi savunuyoruz. Bilimsel sosyalizmin Marksizim, Leninizm, Stalinizm ve Maoizm gibi insan isimleri ile anılmasını doğru bulmuyoruz.
- 1950"li yıllarda Sovyetleri Birliği"nin kapitalizme geri döneceği tezi vardı zaten. Daha doğrusu o yıllarda bir iktisat profesörü kapitalizmin Rusya"daki uçsuz bucaksız toprakları organize edemeyeceği için, bu işi komünizme bıraktığını, oraların 40 - 50 yıl sonra kapitalizme geri döneceğini söylemişti. Çin için de, oradaki büyük insan gücünü etkisiz hale getirmenin en sağlam yolunun o insanları daha da içine kapatmak olduğunu; bunu da yine komünizmin başaracağını savunuyordu. Gerçekten de sermayeye dayalı kapitalizmi yıkacak tek güç işçi sınıfıdır. Çin nüfusuyla kapitalizmi yok edecek kadar büyük bir güçken, içine kapanarak bu kavgadan uzak duruyor. Çin"de saat tutulsa ve �herkes beşe çeyrek kala zıplayacak� dense dünya yörüngesinden çıkar. Yani Çin nüfus anlamında dünyayı yörüngesinden çıkaracak kadar büyük bir güçken dünyadaki dengeleri değiştiremiyor. Yanlış mı düşünüyorum?
- Yanlış düşünüyorsunuz. Sosyalizm Çin"de insanları içine kapamadı, aksine ufkunu açtı. Dünya nüfusunun dörtte biri kapitalist sistemin dışına çıktı. Bir dev ayağa kalktı, uyandı ve insanlık tarihini etkilemeye başladı. New York liman müdürü diyor ki, "Çin ejderhası Amerikan kartalını boğuyor. Bunu kapak yaptı Der Spigel. Liman müdürü "Çin"den bize ileri teknoloji malları geliyor, biz ise Çin"e kullanılmış karton kutuları ve kağıt gönderiyoruz. Onlar bu gönderdiklerimizden yeni şeyler üretip tekrar bize satıyorlar" diyor. Amerika ile Çin arasındaki ilişkide Çin yüksek teknolojiyi temsil ediyor. Çin Amerika"ya büyük sermaye ihracı yapıyor. Amerika"nın 100 milyar dolar bütçe açığı, 800 milyar dolara yakın dış ticaret açığı var. Dış ticaret açığını kağıt satıp, dolar basarak kapatıyor. Amerika"nın devlet tahvillerini, bonolarını en fazla alan ülkelerden biri de Çin Halk Cumhuriyeti. Bu da Amerika"dan Çin"e doğru bir sermaye akışı değil, Çin"den Amerika"ya doğru bir sermaye akışı olduğunu gösteriyor. İşte bu Mao"nun eseri. Yani Mao o sizin dediğinizi yaptı, saat tuttu ve "zıplayın" dedi Çinlilere. Zıplayınca dünya yerinden oynadı.
- Çin"deki uyanış kapitalizmin sonunu getirecek bir uyanış değil ama?
- Çin"in uyanışı yeni bir uygarlığın habercisi. Daha kamucu daha dayanışmacı, insanlar arasındaki rekabete, itiş kakışa dayanan değil, elbirliğine, işbirliğine, uyuma dayalı yeni bir uygarlığın habercisi. Batı uygarlığı 500 yıllık bir saltanattan sonra çöküyor. 15.yüzyılda Macellan"larla başlayan Atlantik çağı, 21. yüzyılın başında çöküyor. Buna karşılık Asya"dan büyük bir uygarlık yükseliyor. Asya"dan yükselen uygarlığın dönemi başlıyor. Kapitalizmin son demlerine geldiğini herkes görüyor.
- Bu son krizi mi kapitalizmin?
- Öyle söylemeyeyim ama, insanı mahveden, doğayı tahrip eden bir sistem yaşayabilir mi? Almanya"da, Fransa"da büyük çoğunluk ruh doktoruna gidiyor. Hollanda"da, Almanya"da kadın kadına, erkek erkeğe evleniliyor. Kapitalizmin insanın kendi cinsiyetini bile terinse dönüştürüyor. Denizler bitmiş, dünyanın damını delmişler, daha ne olsun?
- Çin"de de doğa tahrip ediliyor?
- Doğru söylüyorsunuz. Çin"de de doğaya iyi davranmıyorlar ama, yapılan hesaplarda Çin"in doğaya verdiği tahribat çok küçük kalıyor. Çinliler de doğa konusunda çok hassas değil ama dünyanın damını delen onlar değil. Atlantik civarındaki ozon tabakasını kimlerin deldiği verilerle ortada. Dünyanın damı delinince yaşayacağınız bir doğa ve içinde bulunacağınız bir iklim kalmıyor. O zaman bu sistemle insanlık devam edemez. İnsanlık bitmeyeceğine göre sistem bitecek. Bu kaçınılmaz bir son. Mehmet Akif"in dediği gibi "medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar". Lenin"in tezini İstiklal Marşı"nda taşıyan tek ülke biziz. Bu Lenin"in tezidir ve Mehmet Akif o teoriyi alıp İstiklal Marşı"na koymuştur. Bu teoriyi artık yaşıyoruz. Biten, çürüyen, yok olan kapitalizmin artık tek dişi kaldı.
- Dünyada kapitalizm sona yaklaşırken, Türkiye"de sol ne durumdadır?
- Bir tek İşçi Partisi var. Türkiye"de İşçi Partisi dışında sol yok. Hepsi emperyalizmin uzantısıdır ve emperyalist sistemin orasında burasına eklemlenmiş durumdadır. Türkiye"de İşçi Partisi"nden başka sol olmadığını size ispat edeyim. Şöyle 20 senelik basını tarayın. Her görüşten basını tarayın. İşçi Partisi dışında herhangi bir örgüte yönelik tek bir saldırı bulamayacaksınız. Demek ki sistem için bunlar bir tehdit oluşturmuyor.
- Sol neden bu kadar dağınık, belki sol birleşse sistemin korkacağı bir güç oluşabilecek.
- Aman efendim, bende gideyim, satılayım, emperyalistlerden para mı alayım? Emperyalistlerden para alarak devrim yapabilir misin? Biraz evvel de söylediğim gibi hepsi emperyalizmin bir uzantısı olduğu için bir birleşme mümkün değil. Türkiye"de bizden başka sol yok.
- Yıllar önce sol size karşı birleşmişti, 1978 yılında Aydınlık Gazetesinde �Adım Adım Türkiye"de sol� yazı dizisinde siz solu hedef göstermiş ve adreslerine varıncaya kadar bütün solcuları açıklamıştınız. O zaman diğer sol gruplar siz karşı birleşip cephe oluşturmuştu.
- O yazı dizisini sıkıyönetim yasaklamıştı, peki bu nasıl oluyor? Ayrıca onlar sol değildi. Biraz evvel teoride ispatladım, şimdi pratikte ispatlayayım onların sol olmadığını. Sol birbirini öldürmeye başlamıştı. Gavur Ali denilen Dev Solcu bir genç Beş Parçacıların lideri Ali Rıza Koşar"ı öldürdü. Dev-Yolcular, Kurtuluşçular, her gruptan insan öldürüldü. Solcular solcuları öldürmeye başlamıştı. Yine Ümraniye"de taşocaklarında 7 tane işçiyi alçak oğlu alçaklar kurşuna dizdi. Biz naptık, bunları ensesinden tuttuk yakalattık. Biz kontrgerillanın sol içindeki cinayetlerini, sol içindeki solu birbirine düşürme faaliyetlerini tek gerçek sol biz olduğumuz için hiçbir şeyden korkmadan açıkladık. Bu rezillik ve alçaklıklara dur dedik. Bugün bu alçaklıkları yapanları yine afişe ederiz. O yıllarda bu örgütler uyuşturucu işine de bağlanmıştı. TİKKO; MLKP, Dev Sol, Kızılbayrak vs. gibi. TİKKO zaten, "bizim liderimiz uyuşturucu işi yapıyor" diye açıkladı. Uyuşturucu işinde ihaleler başladı. Uyuşturucu karşılığı silah veririm ama sen de şu işi yapacaksın gibi pazarlıklar başladı. Bunlarla kim uğraşacak, tabi ki gerçek solcu ve devrimci olarak biz uğraştık. Lenin"i kim vurdu, sosyalist devrimi vurmadı mı? Lenin kimi devirdi; Kerenski. O sosyalist değil miydi?
- Siz diğer sol grupları emperyalizme hizmet etmekle suçluyorsunuz ama, sizin için de batı tarafından solun içine sokulan bir ajan olduğunuz söylenir.
- Bunu MİT ajanları sorar ve söyler.
- Mehmet Eymür"ün sitesini çok fazla okuduğumdan olmuş olabilir mi?
- Hah işte, kim Mehmet Eymür, MİT ajanı. MİT"in içindeki CİA"nın bir numaralı adamı. Atin sitesi ne, Doğu Perinçek"le mücadele sitesi.
- O zaman şöyle sorayım müsaade ederseniz. CİA"nın sizden alıp veremediği ne? Neden sizin aleyhinize siteler kuruyor?
- Adamlar internette "aydınlık"ı bile satın almışlar. Aydınlık.gen.tr, aydınlık.com.tr bizden evvel almışlar. Google"dan aydınlık yazıp arayın Mehmet Eymür çıkıyor karşınıza. Mehmet Eymür, kontrgerillanın Türkiye"deki merkezi, en önemli adamı. Bu da şunu ispatlıyor, Doğu Perinçek"le İşçi Partisi CİA ile cebelleşen, savaşan Türkiye"deki tek sol örgüt.
- Soldaki bu kavgalar, dövüşler insanların gözünde solun imajını zedeliyor. Bundan sizde zarar görüyorsunuz.
- Kavga falan olduğu yok.�
- Öyle demeyin ama, siz bir televizyon programında neredeyse Ertuğrul Kürkçü"yle yumruk yumruğa kapışacaktınız�
- Kim Ertuğrul Kürkçü? Bir milyon Avro alıp BİA"yı kuran adamdan solcu olur mu? Bir milyon avro, 2 trilyon lira demek. Emperyalistlerden 2 trilyon para alan adam nedir? Alçak ve dönektir. Ben falanca adam alçak ve dönektir demiyorum, sadece emperyalistlerden 2 trilyon lira para alan adam alçak ve dönektir diyorum. O dönek ve alçakların baş düşmanı da Doğu Perinçek"tir.
- Bu kavgalar sizi yalnızlığa doğru sürüklemiyor mu?
- Neden sürüklesin? Yalnız kalan adamın böyle kocaman bir televizyonu, kocaman bir partisi olur mu? Türkiye"de kendine sol diyen herkesi topla bir İşçi Partisi etmez. Lenin yalnız mı kalmış, Mao yalnız mı kalmış.
- Biraz evvel kontrgerillayla mücadele eden tek sol olduğunuzu söylediniz. Siz son günlerde özel kuvvetlere de sempatiyle bakıyorsunuz.
- Çok doğru. Kontrgerillayla mücadele eden, ortaya çıkaran, bu kavramı Türkiye siyasi hayatına getiren biziz. Türkiye bizden kontrgerillayı öğrendi. Bizden önce kimse bilmiyordu. Fakat 1996"dan sonra şöyle bir değişim oldu. Amerika Irak"a saldırıyı planladığı zaman Türk Silahlı Kuvvetlerinde bir tedirginlik başladı. Irak parçalanırsa Türkiye"nin de parçalanacağını gördüler. Bunun üzerine TSK"da 1996"dan itibaren Amerika"ya karşı bir duruş başladı ve net bir şekilde Özel Kuvvetler komutanlığı belirmeye başladı. Hatırlayacaksınız Donald Rumsfeld 2003 yılı temmuzunda Tayip Erdoğan"a bir mektup yazdı. Dedi ki, "Kuzey Irak"ta sizin Türk Silahlı Kuvvetlere bağlı özel kuvvetleriniz bize karşı silahlı operasyonlar yapıyor, onun için biz bunların kafasına çuvalı geçirdik". Amerika kimin kafasına çuvalı geçirdi? Özel Kuvvetler'in. Eskiden Özel Kuvvetler Amerika hesabına bizim kafamıza çuvalı geçiriyordu, şimdi Amerika özel kuvvetlerin kafasına çuvalı geçirdi. Bu neyi gösteriyor, Özel Kuvvetler ile Amerika arasında bir çatışma var. Bu çatışma başlayınca bizim de Özel Kuvvetler konusundaki değerlendirmelerimiz değişti. Özel Kuvvetler Amerika"ya direnen, millileşen bir sürece girdi. Sonra ne oldu, Amerika CASA uçağını düşürdü. Kim vardı CASA uçağının içinde? Özel Kuvvetler mensupları� Özel Kuvvetler şu anda Türk ordusunun en ulusal diyebileceğim operasyon kuvveti haline geldi.

deryatulga
05.07.06, 13:24
- Peki askerin Avrupa Birliği"ne sıcak bakmasına ne diyorsunuz?
- Asker Avrupa Birliğine soyunmakla hayatındaki en büyük hatayı yapıyor. Atatürk"e bağlıyım diyen Atatürk"ün çizgisinden devam ettiğini söyleyen hiç kimse, hiçbir kurum Avrupa Birliği"ne girmeyi savunamaz. AB sürecinin ne olduğu belli. AB Parlamentosunun kararlarına bakarak bunu anlayabilirsiniz. Kürtler azınlık olacak, Aleviler azınlık olacak, Kıbrıs"tan Türk ordusu çıkacak, Irak"taki oluşum genişleyecek, patrikhane ekümenik olacak, Türkiye ekonomik bakımdan batıdan yönlendirilecek� Bunları bile bile Avrupa Birliği"ne girmeyi savunmak olmaz. Türkiye bugün kanunlarını yapamıyor, dışarıdan kanun ithal ediyor. Avrupa kapısında Türk devleti tasfiye oluyor, Türkiye"nin milli bütünlüğü cemaat, tarikat ile etnik gruplara bölünüyor. Vatansızlaşıyoruz, topraklar elimizden kayıp gidiyor, kendi toprağımıza ne ekeceğimize bile karar veremiyoruz. Türk ordusu kriz bölgelerine müdahale gücü haline getiriliyor. Atatürk devrimi yok ediliyor. Amerika, Türkiye"yi Avrupa kapısına bağlayarak Asya"ya, Avrasya"ya kaymamızı engellemeye çalışıyor.
- Avrasya projesinin dünyadaki fikir babası sizsiniz değil mi?
- Evet benim ve Avrasya projesi bugün gerçekleşiyor. Şu anda Çin, Rusya, Hindistan, Pakistan ve İran yani Asya"nın beş nükleer gücü Amerika"nın nükleer gücüne karşı Şanghay"da toplandı. Bu birleşme dünyanın kaderini değiştirecek. Türkiye"de Avrasya"da yerini alacak. Çünkü Atlantik"te boğuluyor. Er ya da geç Atlantik"te boğulmamak için Avrasya"ya sıçrayacak.
- Şu son zamanlarda birbirleriyle karışan kavramlara bir açıklık getirelim isterseniz. Vatanseverlik, yurtseverlik, milliyetçilik, ulusalcılık birbirinden farklı kavramlar mı?
- Herkes başka şekilde içini dolduruyor. Mesela MHP"nin anladığı etnik grup, küçük millet ruhu psikolojisi.Onlar 1960"lardan itibaren Amerika"nın güdümünde Alpaslan Türkeş, Devlet Bahçeli"nin liderlik ettiği bir milliyetçilik geliştirdiler. Onların ki CİA"nın ve MİT"in kontrolünde bir milliyetçilik. Bir de yurtseverlik ve Atatürk"ünki gibi devrimci milliyetçilik var. Türk milliyetçiliği nedir? 200 yıldır savaşan bir milliyetçiliktir. Dünyada 19'ncu ve 20'nci yüzyılda tam 200 yıldır emperyalizmle savaşmış Türklerden başka millet, bir de Çinliler var. Bu Türk milliyetçiliğinin içini dolduran olaydır. Amerika bu Türk milliyetçiliği gerçeğini aldı, Alpaslan Türkeş üzerinden küçük etnik grup milliyetçiliğine dönüştürdü. Kendi komşuları ve kendi halkına karşı kullandırmaya başladı. Özellikle bu gücü solun üzerine sürdü, tetikçilik yaptırttı, Türkiye"yi istikrarsızlaştırma operasyonunda kullandı. Bizim ki ise devrimci milliyetçilik, buna yurtseverlik demek daha doğru olur. Kendi milletinin bağımsızlığını, egemenliğini savunmak ve başka ülkelerle de barış içinde yaşamaya çalışmak. Ben kendi adıma hiçbir yerde "milliyetçiyim" lafını etmedim. Hep "yurtseverim" dedim. Atatürk"ün devrimci milliyetçi tanımına ve 1931"deki Halk Partisi programına uyan milliyetçiliği benimsemiş biriyim.
- Buradan Kızıl Elma hadisesine geçelim isterseniz. Nedir Kızıl Elma? Hayali bir şey midir?
- Kızıl Elma kadar büyük ve gerçek bir şey yok. Kızıl Elma dediğiniz şey şu. (Yerinden kalkıyor ve duvarda asılı duran bir fotoğrafın önünde geliyor. Fotoğraftakileri göstererek konuşmasına devam ediyor) İşte bu, kim var burada. Rauf Denktaş, Mehmet Gün, Vural Savaş, Kemal Alemdaroğlu, ADD Başkanı, Doğu Perinçek vs. Kızıl Elma dediğiniz olay anti emperyalizm demek. Hiçbir zaman MHP ve İşçi Partisi yan yana gelmedi. Sadece Kızıl Elma mitinglerine ülkücü gençler geldi. Devlet Bahçeli"ye isyan ederek, onlarla savaşarak geldiler. Kızıl Elma"nın en büyük düşmanı Devlet Bahçeli"dir, MHP"nin yönetimidir. Ama MHP"nin tabanında bir sürü, ilerde bu millet, bu vatan için çarpışacak insanlar var. İşte onlar MHP"den kopuyor, mitinglere geliyor. Devlet Bahçeli"de Doğu Perinçek"in üzerine bir takım silahlı adamlarını saldırtıyor.
- Kızıl Elma ismini siz mi verdiniz?
- Kızıl Elma adını ben bulmuş ve benimsemiş değilim. Bu adı Amerika taktı. Olsun taksın. Kızıl çok güzel bir renktir, elma da meyvelerin içinde en güzel olanıdır. İsim babası değilim ama fikir babasıyım. Kızıl Elma"yı kimse yok edemez. Çünkü Türkiye"nin, Türk halkının emperyalizme karşı duruşudur Kızıl Elma. Emperyalizme karşı birlik ihtiyacı olduğu sürece de Kızıl elma var olacaktır. Bunları bölme falan olamaz, ama gidiş dönüşler olabilir.
- Sizin daha evvel, yanılmıyorsam 1978 yılında yine Aydınlık Gazetesi"nde �ülkücü kardeşe mektup" diye bir çağrınız olmuştu.
- O bambaşka bir nedendedir. Biz o zaman üniversite şebekesi olan herkes okula gitsin istiyorduk. Ülkücüsü de gitsin, solcusu da� Üniversiteler bölünmesin. Ülkücüler solcuları okula almazdı, solcular da ülkücüleri. Olmaz öyle şey. Bu uygulanırsa bundan solcular zararlı çıkacaktı. Solcular okul kapısının dışında kalacaktı. Amerika"nın kullandığı ülkücülere karşı solcular onları okula sokmayacağım diye bir savaşa girseydi, kaybedecekti. Biz neyi savunduk, dedik ki, herkes değişik fikre sahip olabilir ama, üniversite öğrencisi birbirine silah sıkmamalı, taş atmamalı, yumruklaşmamalı. Hala daha bunu savunuyoruz.
- Fakat Kızıl Elma"da herkes bizimle yan yana yürüsün, MHP"de yürüsün diyorsunuz. MHP"nin çok kanlı bir tarihi yok mu? Bu kanlı tarih zaman aşımına mı uğradı sizin gözünüzde?
- O geçmişte kaldı. Şimdi ülkemiz çok büyük tehlikelerle karşı karşıya. Büyük tehditlere büyük kuvvetlerle karşı konulur. Bizimle beraber yürüyen o insanların kanlı tarihi 80 öncesinde kaldı. Bugünün 25 � 27 yaşındaki çocuğunun bunlardan haberi yok. MHP yüzde 20 oy aldı. Ben ülkenin beşte birini oluşturan bu emekçi ve yoksulları dışlayamam. MHP"nin tabanı yoksul bir tabandır. Onları dışlayarak solculuk yapamam, yapılmaz zaten.
- Peki kanlı tarihlerini bir tarafa bırakalım, sizce bu taban değişim geçirdi mi?
- Hem de çok. Irak ve İran olayında beni bile şaşırtan değişim sergilediler. Devlet Bahçeli halen Amerikan planının içindedir ama, MHP tabanı Irak"ın da İran"ın da toprak bütünlüğünden yana. Kerkük"ü alalım fikri yüzde 60 � 70"i tarafından terk edildi. Bu da MHP"nin içinde büyük oranda bir değişim olduğunu gösteriyor. Komşularımız parçalanırsa biz de parçalanırız demeye başladılar.
- Devlet Bahçeli"siz bir MHP"den söz ediyorsunuz siz. Bu mümkün mü?
- Alpaslan Türkeş"in Devlet Bahçeli"nin MİT görevlisi olduğunu yazdığı bir mektubu var. Gerçekten de Devlet Bahçeli"nin belli bağlantıları çeşitli sabıkalarıyla ortaya çıktı. Amerika Türkiye"yi erken seçime götürürken Devlet Bahçeli"yi ve Kemal Derviş"i kullandı. Vatanını seven birisi Türkiye"yi Avrupa kapısına bağlar mı? Kendi ülkende pancar ekemezsin, tütün dikemezsin, böyle milliyetçilik olur mu? Batıdan gelen emirlerle çiftçiye tütün diktirmeyen, pancar ektirmeyen, Merkez Bankası"nı tasfiye eden, uyum yasalarını çıkaran, Kıbrıs"ın, Ege"nin verilmesine ön ayak olan hep MHP oldu. İkiz yasalar 2003 yılında AKP hükümeti tarafından hayata geçirildi ama, ondan önceki Ecevit hükümeti zamanında MHP tarafından kabul edildi o yasalar.
- Ümit Özdağ için ne düşünüyorsunuz peki?
- Ümit Özdağ, Yeni Çağ"da bir yazı yazmış. Diyor ki, "Amerika ile beraber İran"ı parçalayalım". Benim için bu yazıyı yazan adam Türkiye düşmanı demektir. İran"ı parçalayan Türkiye"yi parçalar. İran"ın bütünlüğü, Irak"ın bütünlüğü, Suriye"nin bütünlüğü, Türkiye"nin bütünlüğü hepsi bir. Bir camda çatlama olursa onu durdurmak imkansız hale gelir.�
- Peki ehven-i şer kim MHP içinde?
- Ehven-i şer diye bir şey yok. İşçi partisi var ve MHP"nin içinde vatanını seven yurttaşlarımız var. Zaten onlar teker teker ayrılıyor ve İşçi Partisi"ne katılıyor.
- Her MHP"li günün birinde İşçi Partili olacak yani�
- Oluyor zaten. 4 Haziran günü İşçi Partisi'ne 253 kişi katıldı içlerinde MHP"liler de var. Servet Bora katıldı, Gaziantep İl Başkanı katıldı. CHP"den, DSP"den; MHP"den her taraftan katılanlar var İşçi Partisine.
- AKP"den nasıl kurtulacak Türkiye?
- Amerika kurtaracak. Yeni alternatifler arıyor Amerika. AKP camiden çıktı ama artık camiye bile gidemiyor. Sırayla sayarsak, AKP orduya hükmedemiyor, üniversiteye hükmedemiyor ve ekonomi çöküyor. Demek ki AKP kullanılacak beygir olmaktan çıktı. Amerika at değiştirecek.
- Amerika kimin üzerine çalışıyor sizce?
- İran"ı bölecek sahte milliyetçi, sahte laik adaylar hemen sahneye çıktı zaten. Devlet Bahçeli "BOP projesinde beni tercih edin" diyor. Mehmet Ağar ise Apo"yla önemli işler yapılacağından söz ediyor.
- Türk Solu diye bir grup var. Bir zamanlar bunlar sizinle birlikteydi, ne oldu da ayrıldılar sizden�
- Onlar ayrılmadı, biz onları attık. Onları takip ettik, izledik ve bazı bağlantılarını saptadık. Şeflerinin ajan provokatör olduğu ortaya çıktı. Zaten söylemlerini takip edenler bunu hemen anlar. Ne diyorlar "Kürt sorunu yoktur, Kürtlerin kendisi sorundur". Bunlar Amerika"nın ajan provokatörleri olduğu için Kürt-Türk çatışması çıkarmayı amaçlıyorlar.
- Bazen MHP"den daha öte söylemleri var...
- MHP hiçbir zaman söylemez bunları. Bunları ancak ajanlar söyler. MHP, tabanı olan büyük bir parti. Onlar "Kürtlerin kendisi sorun onları Mersin"e sokmayın" gibi sözler söylemez. Bu ne demek? Sınırı çizin ve Türkiye"yi bölün demek. Kürtleri Mersin"e sokmayın, Türkler, Diyarbakır"a giremesin, O zaman gelin ortadan çizgiyi çekelim, ayrı devletler kuralım. Kürtlerin çoğunluk olduğu topraklarda 4 milyon Kürt yaşıyor. Diğer bölgelerde 8 milyon Kürt var. Onları ne yapacağız? Biz Türk"üz, onlar da Kürt. Olmaz böyle şey. Hepimiz Türk milliyetçisiyiz. Bunlar Türkiye"yi istikrarsızlaştırmak için söylenen Amerika merkezli söylemler.
- Peki ÖDP"nin birlikte yaşam projesine nasıl bakıyorsunuz? Siz �ÖDP"nin Kimliği&ls sie munter Bilder vom berühmten, türkischen Sänger Mustafa Sandal machten, sprach sie ein Reporter der großen türkischen Tageszeitung Sabah sie an und bat um kollegiale Hilfe: Der Blitz an seiner Kamera sei bei einem Sturz zerstört worden, ob Seran nicht ein paar Fotos für ihn schießen könnte. Seran konnte, bestand aber darauf, die Filme nicht auszuhändigen, sondern gemeinsam mit dem Fotoreporter zu entwickeln. Der war so begeistert von den Bildern, dass er Seran anbot, neben der Schule für die Zeitung zu arbeiten.

[B]Weg vom Boulevard

Seran nahm an, bekam gleich nach seinem Abitur einen festen Vertrag in der Redaktion in Frankfurt und berichtete erst nur für Sabah, später dann auch für den zum gleichen Konzern gehörenden TV-Sender ATV als Boulevardreporter über türkische Sänger, Fußballer, Schauspieler in Deutschland – Jahre voller Glamour und Partys. Bis er in einem Interview auf Ignatz Bubis traf. Der damaligen Vorsitzenden des Zentralrats der Juden gab ihm nicht nur einen Rat, wie man in Deutschland auch als Nichtdeutscher akzeptiert werden könne: „Man muss einfach alles etwas besser machen als die Deutschen.“ Bubis machte Seran durch seinen Auftritt auch deutlich, was Worte bewegen können. Und dass er mit seinem Beruf als Journalist, wenn er ihn ernst nehmen würde, etwas für die Türken in Deutschland tun könnte. „Ignaz Bubis brachte mich weg vom Boulevard“, sagt Sargur noch heute. „Wegen ihm wollte ich seriöser werden.“



Als er, wiederum in einem Interview, auf Ali Pasa Akbas, traf, der in Europa mit türkischer Musik handelte, reiften plötzlich noch größere Ideen. Akbas hatte Kapital und suchte ein Forum, um seine Künstler den europäischen Türken vorzustellen. Sargur hatte die journalistische Erfahrung. Gemeinsam stellten sie fest, dass es schon einige Angebote für die 3,5 Millionen Deutschtürken gab, aber noch keinen eigenen TV-Sender. Als sie merkten, dass ihre Pläne finanzierbar waren, entschieden sich als Standort für das Ruhrgebiet mit weit über einer Million türkischstämmigen Bewohnern. Am 1. Januar 2005 ging das Projekt rund um die Uhr auf Sendung – acht Monate, nachdem sie das erste Mal darüber gesprochen hatten. 25 Jahre war Seran zu diesem Zeitpunkt alt und Zweifel, ob er der richtige Mann sei, um über 30 Mitarbeiter zu führen, hatte er keine. Begeistert wurde Kanal Avrupa, den man von Island bis nach Israel, von der Türkei bis nach Südspanien empfangen kann, von der Öffentlichkeit und den Zuschauern aufgenommen. Werbeeinnahmen und die Anzahl der Werbepartner wachsen bis heute. Bald wird der Sender auch in das Kölner Kabelnetz eingespeist.

Während Seran spricht, schreibt er eine Nachricht auf seinem Handy. Seine Sekretärin ruft an, heute Nachmittag wird die NRW-Schulministerin Barbara Sommer den Sender besuchen. Außerdem will ihn der Leiter der Türkeiredaktion des WDR einen Moment sprechen. Er sucht nach seiner silbernen Box mit den Visitenkarten. Rollt dabei in seinem Bürostuhl hinter seinem Schreibtisch entlang. Öffnet hier eine Schublade, hebt dort ein Blatt an. Unabhängig davon redet er konzentriert weiter. Man kann sich nur schwer vorstellen, wie Seran als Journalist ganz ruhig über einem langen Artikel brütet – und nichts anderes tut. Er wirkt wie ein Mann, der schnell denkt, schnell entscheidet und noch viel vorhat. Und deshalb waren die Weggabelungen Bubis und Sabah mit Sicherheit wichtig für Seran berufliche Entwicklung. Doch vermutlich hätte er sich sonst auf anderem Wege nach oben gekämpft. Andere Möglichkeiten gefunden, sich für die Deutsch-Türken zu engagieren. Wofür? Für einen Moment schweigt Seran. Dann sagt er: „Kanal Avrupa will zur Integration beitragen und gleichzeitig das Bedürfnis nach Heimat stillen.“ Viele Türken in Deutschland wüssten nicht, was mit ihrem Kind passiert, wenn sie es auf Klassenfahrt schicken. Sie hätten keine Ahnung, was in einem deutschen Hallenbad passiert. Und sie wüssten nicht, warum man hier Himmelfahrt feiert. „Viele Türken haben Angst, dass nicht nur sie, sondern auch ihre Kinder in der fremden Kultur verloren gehen.“ Diese Angst will Kanal Avrupa den Zuschauern nehmen. Es gibt daher die Talkshow „Avrucapa“ (Europäisch), in der junge Deutschtürken über gesellschaftspolitische Themen diskutieren. Eine andere Sendung heißt „Sivil Insiyatif“ (Zivilinitiative) – gemeinnützige europäisch-türkische Vereine und Organisationen können hier ihre Projekte vorstellen. Und es gibt „Kadinca“ (Feminin), ein Format, in dem türkischstämmige Frauen über ihre Probleme diskutieren oder sich live per Telefon beraten lassen können.



Auf türkischen Sendern laufen solche Sendungen nicht. Und deutschen Sendern trauen viele Türken nicht. Oder können sie nicht verstehen. So auch Serans Mutter, die nach rund 40 Jahren in Deutschland noch immer fast kein Deutsch spricht, weil sie es selbst in ihrem hessischen Wohnort Butzbach niemals wirklich brauchte. Deshalb sind noch immer gut 90 Prozent der Sendungen bei Kanal Avrupa auf Türkisch – weil man nur so die Zielgruppe erreicht. Trotzdem ist es das Ziel des Senders, den Anteil deutschsprachiger Formate auf 40 Prozent zu erhöhen.

„Die deutsch-türkische Community ist Deutschland grundsätzlich sehr freundlich gesonnen“, sagt Seran. Auch wenn Personen wie die Schauspielerin Sibel Kekilli, die Autorin Necla Kelek und der Politiker Cem Özdemir dies nach seiner Ansicht nicht vermuten lassen. Überhaupt: Kekilli, Kelek und Özdemir! Plötzlich fängt die Stimme des General Koordinators ein wenig an zu zittern. Alle drei ruhen sich für ihn zu sehr auf ihrem Türkischsein aus. „Auch fast alle bayerischen Eltern hätten ein Problem damit, zu erfahren, dass ihre Tochter in Pornos mitspielt“, sagt er in Anspielung auf den Kekilli-Skandal. Oder: „Wie wäre es wenn Kelek mal einen Roman schreibt, der nichts mit der Türkei zu tun hat?“ Und wenn Özdemir auf die Frage woher er komme antwortet: „Aus Schwaben“ empfindet Seran das als eine Provokation. Selbst den Begriff „türkischstämmige Deutsche“ findet er viel zu verkopft. Deutschtürke gefällt ihm viel besser. „Man muss nicht seine Wurzeln verleugnen um in Deutschland Akzeptanz zu erfahren.“ Die VIVA-Moderatorin Gülcan Karahanci sei dafür ein gutes Beispiel, ebenso der Schauspieler Erol Sander. „Die sind nicht erfolgreich weil, sondern eher obwohl sie türkischstämmig sind.“

Politische Pläne

Kanal Avrupa will deshalb nicht nur integrieren, sondern auch Heimat bieten. Zu finden ist sie in Sendungen über türkische Volksmusik, der Schwarzmeer-Show, dem Format „Mondschein“, bei dem es um religiös-mythische Inhalte geht oder in berühmten türkischen Serien, deren Rechte der Sender gekauft hat. Bewirkt man dadurch nicht genau das Gegenteil von Integration? „Unser Fundament ist das heimische“, sagt Seran. „Aber wir wollen kein Heimweh schaffen. Die Amerikaner mit deutschen Wurzeln veranstalten in Florida doch auch noch immer ein Oktoberfest. Die wollen eine Weißwurst essen. Die wollen eine Maß trinken. Aber deshalb wollen sie doch nicht zurück nach Bayern.“

Irgendwann möchte Seran als Politiker ins türkische Parlament nach Ankara. Im Bundestag können seiner Meinung nach auch die deutschen Politiker für die Deutschtürken sprechen: „So unterschiedlich sind wir gar nicht.“ Aber in der Türkei gäbe es noch zu wenige Politiker, die Europa wirklich gut kennen. „Ein Gespräch zwischen mir und Frau Merkel wäre sicherlich vernehmlicher als zwischen ihr und dem türkischen Ministerpräsidenten Erdogan.“

Große Pläne, die Seran aber strategisch angeht: Der 27-Jährige hat sich für die türkische Staatsbürgerschaft entschieden, denn ohne die kann man nicht ins türkische Parlament. Er ist der einzige im Sender ohne deutschen Pass. Seran sucht jetzt wieder nach seinen Visitenkarten, rollt zu seinem Handy, schaltet es wieder ein. Gleich kommt die Ministerin. Er streicht sich durchs Haar. „Manchmal sage ich aus Scherz zu meinen Mitarbeitern: Eigentlich bin ich das einzig wirklich Türkische in diesem Kanal.“ [/QUOTE]

mathias-irle (http://jetzt.sueddeutsche.de/jetztpages/mathias-irle)

http://jetzt.sueddeutsche.de/img/jetztcontent/_trans.gif (http://jetzt.sueddeutsche.de/jetztpage/mathias-irle)