PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Ermeni Mezalimine Belge Yağıyor!



Minosh
26.04.05, 13:08
Türkleri katliam yapmakla suçlayan Ermenilerin, 1. Dünya Savaşı'nda Türk esirlere insanlık dışı uygulamalar yaptığı, çoğunu yakarak öldürdükleri bildirildi.



Türkleri katliam yapmakla suçlayan ve yalanlarıyla dünya kamuoyunu kandırmaya çalışan Ermenilerin, 1. Dünya Savaşı'nda Türk esirlere insanlık dışı uygulamalar yaptığı, çoğunu yakarak öldürdükleri bildirildi.


Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cemil Kutlu, Ermenilerin bölgede Türklere yaptıkları katliamlar dışında Türk esirlerine bile korkunç işkenceler yaptıklarını, bu durumun yabancıların tepkisine neden olduğunu anlattı.
1. Dünya Savaşı'nda bölgede Ruslar tarafından esir alınan Türk askerlerinin trenlerle cephe gerisine sevk edildiğini anlatan Kutlu, Rusya'ya sevk edilen savunmasız Türk esirlerin Ermeni muhafızlar tarafından öldürülerek trenlerden atıldığının tarihi kaynaklarda yer aldığına dikkati çekti.

RUS KIZILHAÇ CEMİYETİ BAŞKANIN TELGRAFI
Türk esirlere yapılan bu uygulamanın Bakü İslam Cemiyet-i Hayriyyesi'nin girişimleri ile Rusya Kızılhaç Cemiyeti Başkanı Prens Oldenburg'un konu ile bilgilendirildiğini kaydeden Kutlu, şÃ¶yle devam etti:
''Prensin müdahalesi ile Ermenilerin Türk esirlerinin muhafızlıklarından uzaklaştırılmaları sağlanmıştı. Prensin, Kafkasya Genel Valisi Kont Vorontsov Daşkov'a bu konuda çektiği telgrafta (Bu gibi haksızlıkların büyük Rusya İmparatorluğu'na yakışmadığını ve bu hallerin Rus ordularının yüzlerini kızartacağını bilmeniz lazımdır. İnsaniyet namına hemen Kafkas cephelerine emir vererek, Türk esirlerinin ve umumiyetle elimizdeki Türklerin yakınlarında ve muhafızlığında tek bir Ermeni asker bulunmamasını temin etmenizi rica ederim) ifadeleri yer aldı.''

KARANTİNA MERKEZİNDE YAPILANLAR


Savaş sırasında Türk esirler için Kars'ın 40 kilometre uzağındaki Satılmış Gedik adlı köyde karantina merkezi kurulduğunu ifade eden Kutlu, 1916 yılının şubat ayına kadar bu merkezin Alman asıllı bir Rus doktorun gözetiminde olduğunu ve olayların rutin şekilde gerçekleştiğini belirterek, ''Ancak Rus doktorun yerine getirilen bir Ermeni doktor zamanında hastanedeki hasta ve yaralı askerler tamamen ihmal edilmiştir. Öyle ki 1916 yılının temmuz ve ağustos aylarında bu karantina merkezinde günde 25-30 Türk askerinin ölüsü çıktığı tarihi kaynaklarda yer almaktadır'' diye konuştu.

ÖLÜM YERİ


Türk esirlerinin ''Maktel-Ölüm Yeri'' dedikleri hastanelerden birisinin de Tiflis Hastanesi olduğunu belirten Kutlu, bu hastaneye 7 Ocak 1915'te yaralı olarak götürülen Yüzbaşı Abdullah Bey'i ameliyat eden Ermeni doktorlar Beradof ve Sarkis tarafından ayağının kesilmek istendiğini fakat Türk esir tabiplerinin muhalefeti ile bunun engellendiğini söyledi.
Daha önce 3. Ordu'da doktorluk yapan Sarkis'in kışkırtmalarıyla Beradof tarafından Türk subay ve erlere büyük zulümler yapıldığını kaydeden Kutlu, şÃ¶yle devam etti
''Ermenilerin Türk esirlerine yaptıkları zulümler iskan edildikleri sahalarda da artarak devam etmiştir. Özellikle Ermenilerle meskun bölgelerdeki kamplarda bulunan Türk esirlerinin barınma, iaşe ve sağlık şartları onların imhasına yönelik hamiyet arz etmiş ve çoğu zaman da toplu imha edilmişlerdir.''

RUS YÜZBAŞI'NIN RAPORU

Kafkasya'daki esir kamplarını 1918 kışında Danimarka Kızılhaç'ı adına ziyaret eden Dr. Caostenskiold'un heyetine görevli olarak katılan Rus Yüzbaşı Cologriof'un raporunda Türk esirlere yapılanları en iyi şekilde yansıttığını kaydeden Kutlu, raporda şu ifadelerin yer aldığını belirtti:

''Kafkasya'da bulunan Türk esirlerinin durumunu, halkın çoğu Ermeni olan ve Ermeni olmayan yerlere göre ikiye ayırmak gerekir. Ermenilerin oturdukları bölgelerdeki Türk esirlerinin durumu onların imhasına yönelik şartlar taşımaktadır. Ermeni askerleri sırf şahsi zevkleri için Türk esirlerini öldürüyorlar. Çoğu kere kitlesel işkence uyguluyorlar. Cesetler bile hakarete uğruyor...'' Yine aynı heyette yer alan Albay İvanof'un ise 5 Mayıs 1918 tarihli raporunda ''Osmanlı esirleri Ermenilerden çok korkuyorlardı. Çünkü Kars ve Gümrü'de Ermenilerin Osmanlı esirleri öldürdükleri tahakkuk etmiştir'' ifadesinin yer aldığını anlatan Kutlu, 1918 baharında Sarıkamış yolunda çalıştırılan 500 Türk'ün Ermeniler tarafından toplu olarak katledilmesinin insanlık adına utanç verici olduğunu söyledi.

BİR ERMENİNİN AĞZINDAN

Kutlu, bir Ermeni subayının 2 bin Türk esirin katledilmesiyle ilgili şu ifadelerinin bulunduğunu kaydetti:

''Türklerin Aleksandropol'a yaklaşmaları üzerine biz de Karakilise'ye çekilip oradaki ana kuvvetlerimize katıldık. Bu çekilişimizde Ruslar tarafından harpte esir edilmiş ve Rusların harbi bırakması üzerine de bizim elimizde kalan 3 bin kadar harp esiri Türk askerini de beraberimizde götürdük. Karakilise'ye çekiliş sırasında 2 bin tanesi merhametsizce öldürüldü. Gösterilen vahşet beni hasta etmiş, fakat yapılanlara itiraz etme imkanı bulamamıştım. Bazıları yine nispeten acı çektirilmeden vurulup öldürüldüler. Çoğu ise yakılarak öldürüldü...

Esirlerden bin kadarı da öldürülmeyip muhafaza edildi. Bunun sebebi de Avrupa'da bizim Ruslardan büyük sayıda esirin devraldığımızın bilinmesi ve ileride bu esirlerin hesabının bizden sorulacağı endişesi idi.''

www.aktifhaber.com (http://www.aktifhaber.com)

TSfalcon
01.10.06, 16:20
arkadasim yazdi ve tesekkür ederim.

***

KARS VE ARDAHAN HAVALİSİNDE MÜSLÜMANLARA VE ESİRLERE YAPILAN SOYKIRIM
Kars ve Ardahan havalisinde soykırıma uğrayan Müslümanların sayısının 30.000'e vardığı, muhafazası Ermenilere verilen Osmanlı esirlerinin çok kötü muamele gördükleri ve tüfek dipçikleriyle öldürüldükleri; Osmanlı ordusu içinde bulunan Ermeni ve Rumların kasden esir düşerek Ruslara bilgi sızdırdıkları, Kafkasya Ermenilerinin de önce Osmanlılara esir düştükleri ve sonra kaçarak öğrendiklerini Ruslara bildirdiklerine dair.

Türkçe Transkripsiyonu: http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/991/1.PDF (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/991/1.PDF)
Belge Görüntüleri: http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/resim/991/1.PDF (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/resim/991/1.PDF)




ERMENİ ÇETELERİ İLE RUSLARIN MÜSLÜMANLARA VE MUSEVİLERE YAPTIKLARI SOYKIRIM
Rusların Ermeni çeteleriyle birlikte Hasankala'dan hudûd-ı asliyyeye sürüldüklerinde beraberlerinde götürdükleri iki bin islâm ahalisinden bir kısmını öldürüp bir kısmını ülke içlerine sevkettikleri, Erzurum'da dokuz kişiyi idam edip on dört yaşına kadar olan erkek nüfusu meçhul yerlere gönderdikleri; Pekreç nahiyesinde Ermenilerden oluşan bir mahkemenin üç-dört yüz kişiyi astığı, Aşkale, Tercan, Ilıca, Tavuskerd ve Artvin cihetlerinde İslâm namına birşey bırakmadıkları, Van'da Ermenilerin iki yüz kadar kadın ve çoçuğu öldürüp Mahfuran Deresi'nde sekiz-on bin Müslümanı katlettikleri, Narman hududunda Hot karyesi ahalisinin mitralyözlerle tamamen imha edildiği, Bitlis'in Çukur nahiyesindeki Morh-i Süflâ muhacirlerinin çoğunun kılıçtan geçirildiği, Ergani, Cinis, Pezentan ve Semerşeyh karyelerinin ahalisiyle birlikte yakıldığı; Kürt Bedirhani Kamil'in şarlatanlığı sebebiyle Bitlis'e yakın bir yere yerleştirilen pek çok köy ahalisinin açlıktan öldüğü, ağır hasta çoçukların Bitlis Hastahanesi'nde vahşice öldürüldüğü, Balekan karyesinde katledilenlerin cesetlerinin köpeklere yedirildiği, Çukur'da esir edilen kadın ve kızlara tecavüz edilip ihtiyarların yakıldığı, çocukların süngüyle öldürüldüğü vesâir katliama dair Erzurum, Bitlis ve Mamuretülaziz vilayetlerinden gelen telgraf sûretleri.

Türkçe Transkripsiyonu: http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/991/2.PDF (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/991/2.PDF)
Belge Görüntüleri: http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/resim/991/2.PDF (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/resim/991/2.PDF)




ERMENİLERLE RUSLARIN VAN'DAKİ MÜSLÜMAN AHALİYE YAPTIKLARI SOYKIRIM
Rusların Van'ı işgali sırasında Ermenilerle birlikte Müslüman ahaliye yaptıkları soykırım ve vahşetlerle ilgili olarak Van Jandarma Sabit Alay Kumandanı Ali Cevad, Van Belediye Reisi Abdurrahman, mütekaidin-i askeriyye'den Vanlı Mülazim Recep ve Van komiserlerinden Komiser-i Sani Zübeyr tarafından tutulan zabıtlarda ve mezâlimden kurtulanların ifadelerinde "..... Ağçakala karyeli bir kadının ve ondan aldığı düğün tedârikâtını mustashiben (beraberinde ) yolda giderken Aspaşin Ermenileri tarafından hetk-i ırzı irtikâb ve eşyası da Havasor nâhiyesi komitesine aşırıldığı tahkîkât-ı amîkada renk vermişdi...", "....Târîh-i harb olan [1]330 senesi kânûnlarında Gevaşın Pelli karyesindeki sekiz kişilik jandarma karakolu, kâmilen katl olundular....", "....[1]331 senesi Mart'ı zarfında harbde hastalanarak memleketlerine gönderilmekde olan Diyarbekirli Bişar Çeto'nun mücâhidlerinden olup merkez-i vilayete bir sâ‘at mesâfede Yedikilise nâm Ermeni mü’essesesine misâfir edilmiş yedi kişi kâmilen katl ve maktûllerin bir kaçının na‘şlarının ve kâtillerden bir-ikisinin elde edilerek mehâkim-i adliyyeye teslîm edildikleri...", "....Dir nâhiyesinde salhâne şekline koyulan bir karyede mükellefe bir kızcağızın hetk-i ırzı irtikâb ve sonradan iki emcikleri kesilerek cân-hırâş bir hâlde bırakıldığı ve o havâlîde nice sıbyânın boğazlanmış oldukları..." gibi hususların yer aldığı hakkında

Türkçe Transkripsiyonu: http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/991/3.PDF (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/991/3.PDF)
Belge Görüntüleri : http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/resim/991/3.PDF (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/resim/991/3.PDF)




ERMENİ VE RUSLARIN YAPTIKLARI SOYKIRIM
Ermeni çeteleri ve Rusların Müslüman halka ırza tecavüz, ihtiyar ve çocukları hanelere doldurup yakma, cami ve türbeleri harab edip tahkir etme, cesetleri parçalayarak ateşte pişirip sağ olanlara yemeleri için zorlama gibi birtakım mezâlim uyguladıklarına dair Diyarbakır ve Trabzon vilayetlerinden gönderilen yazılar

Türkçe Transkripsiyonu: http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge/991/4.PDF
Belge Görüntüleri: http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/resim/991/4.PD

---------------

Listenin Devamının Başlıkları Aşağında Sıra İle Yazdım İsdeyenler Devlet Arsivleri Sitesinden Ulaşabilir Veya Dowland Edebilir ;

ERMENİLERİN RUSLARLA BİRLİKTE TRABZON VE VAN HAVALİSİNDE MÜSLÜMANLARA YAPTIKLARI MEZÂLİM

RUSLARLA ERMENİ ÇETELERİNİN BİTLİS VE VAN'DA YAPTIKLARI SOYKIRIM

ERMENİ VE RUSLARIN VAN'IN REŞADİYE NAHİYESİNE BAĞLI AŞNAK KÖYÜNDE YAPTIKLARI MEZÂLİM

ERMENİLERİN VAN HAVALİSİNDE RUSLARLA BİRLİKTE YAPTIKLARI MEZÂLİM

VAN VE BİTLİS'İN İŞGALİ ESNASINDA ERMENİLERİN İSLÂM AHALİYE YAPTIKLARI SOYKIRIM

ERMENİ VE RUSLARIN VAN, BİTLİS VE TRABZON'DA MÜSLÜMANLARA YAPTIKLARI MEZÂLİM

ERMENİ VE RUSLARIN BAYEZİD'DE YAPTIKLARI SOYKIRIM

ERMENİ VE RUSLARIN YAPTIKLARI MEZÂLİM

ERMENİ VE RUSLARIN HİZAN HAVALİSİNDE YAPTIKLARI SOYKIRIM

ERMENİ KOMİTELERİYLE RUSLARIN VAN VE HAVALİSİNDE YAPTIKLARI SOYKIRIM

BİTLİS VE CİVARINDA ERMENİ ÇETELERİ VE RUSLARIN MÜSLÜMAN AHALİYE YAPTIĞI KATLİAM

ERMENİ VE RUSLARIN VAN'DA YAPTIKLARI SOYKIRIM

RUS DONANMASININ TERME'YE ÇIKARDIĞI ERMENİ EŞKİYASININ YAPTIĞI MEZÂLİM

ERMENİLERİN SOYKIRIMINA KARŞI OSMANLI DEVLETİ'NDEN YARDIM İSTENİLDİĞİ

ERMENİLERİN KİLİS HAVALİSİNDE YAPTIKLARI MEZÂLİM

ADANA VE HAVALİSİNDE FRANSIZ BİRLİKLERİNDE MÜSTAHDEM ERMENİLERİN YAPTIĞI MEZÂLİM

ZOR TELGRAF MÜDÜRÜNÜN ERMENİLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLMESİ

ERMENİLERİN ERZURUM CİVARINDA YAPTIKLARI MEZÂLİM VE ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER

BATUM, ARDAHAN VE KARS HAVALİSİNDE ERMENİ, RUM VE GÜRCÜ MEZÂLİMİ

ERMENİLERİN KARS CİVARINDAKİ MÜSLÜMANLARA SOYKIRIM UYGULADIKLARI; ZULÜM, KATLİAM VE YAĞMALAMA YAPTIKLARI

TRABZON, KARS VE NAHCIVAN'DA YAPILAN MEZÂLİM

Ermenilerin Kağızman, Mescidli, Gülyantepe, Kurudere, Akçakale, Bozkuş ve Karakurt'ta yaptıkları soy...

ERMENİLERİN KAĞIZMAN, KARAKURT, SARIKAMIŞ VE AKÇAKALE CİVARINDA YAPTIKLARI SOYKIRIM

ERMENİLERİN HUDUT DIŞINDAKİ MÜSLÜMANLARA YAPTIKLARI MEZÂLİM

ERMENİLERİN TÜRK KÖYLERİNE SALDIRILARDA BULUNDUKLARI

ELVİYE-İ SELÂSE'DE ERMENİ MEZÂLİMİNİN DURDURULMASI İÇİN KALEME ALINAN FERYADNÂME

RUSLARIN VE ERMENİLERİN RİC‘ATİNDE ERMENİLERİN YAPTIĞI MEZÂLİM

SARIKAMIŞ RİC‘ATİNDE ERMENİLER TARAFINDAN SOYKIRIMA UĞRAYAN KÖYLERİN İHTİYAR HEYETLERİNİN İFADELERİ

ERMENİ ÇETELERİNİN YAPTIĞI SOYKIRIM

NAHCİVAN, KAĞIZMAN VE ŞAROL HAVALİSİNDE MÜSLÜMAN HALKA UYGULANAN VAHŞİ SOYKIRIM

KARS VE SARIKAMIŞ CİVARINDAKİ MÜSLÜMAN KÖYLERİNE ERMENİLERCE YAPILAN MEZÂLİM

SEKMAN, ARDI, KEPENEK, HARÇLI, PENADUZ VE TODAVİRAN KÖYLERİNDE ERMENİLERCE YAPILAN KATLİÂM

BAYBURD VE İSPİR KAZALARINDA ERMENİLERİN YAPTIĞI SOYKIRIM

KARAURGAN VE ALLAHUEKBER DAĞI CİVARINDA BULUNAN MÜSLÜMAN KÖYLERİNE ERMENİLERCE UYGULANAN MEZÂLİM

KARS, SARIKAMIŞ VE IĞDIR CİVARINDA ERMENİLER TARAFINDAN YAPILAN SOYKIRIM

FRANSIZ ASKERİ ELBİSESİ ALTINDAKİ ERMENİLERİN MARAŞ'TA HALKA YAPTIKLARI ZULÜM

FRANSIZ ORDUSUNA BAĞLI OLARAK MARAŞ'A GİREN ERMENİLERİN YAKIN KÖYLERDEKİ MÜSLÜMAN HALKA SALDIRILARDA BULUNDUKLARI

ERMENİLERİN HAÇİN CİVARINDA BAZI MÜSLÜMANLARI YOLLARDA KATLEDEREK KADINLARA SALDIRDIKLARI

FRANSIZ ASKERLERİYLE BİRLİKTE ERMENİLERİN AYINTAB, MARAŞ VE ADANA CİVARINDA MÜSLÜMAN AHÂLİYE ZULÜM YAPTIKLARI

ERMENİ ÇETELERİNİN ÜNYE'DE İSLAM AHÂLİYE ZULÜM YAPTIKLARI

POZANTI-GÜLEK ARASINDAKİ BÖLGEDE ESİR TÜRK ASKERLERİNİN ERMENİLERCE KATLEDİLDİĞİ

ÇILDIR'DA TESLİM OLMA ÇAĞRISINA UYMAYAN KÖYLÜLERİN ERMENİLERCE KATLEDİLDİĞİ

ERMENİLERİN KENDİLERİNE TÂBİ OLMAK İSTEMEYEN ZARUŞAD VE ONA BAĞLI ÜÇ KÖYDE KATLİÂM YAPTIKLARI

ZARUŞAD, ÇILDIR, AĞBABA VE ŞÜREGEL'E BAĞLI KÖYLERDE ERMENİLERCE YAPILAN SOYKIRIM

ERMENİLERİN İŞGALCİ FRANSIZLARLA BİRLİKTE MARAŞ'TA HALKA ZULMEDİP KATLİÂM YAPTIKLARI

ŞÜREGEL, AKBABA, ZARUŞAD VE ÇILDIR CİVARINDAKİ YİRMİ SEKİZ KÖYDE ERMENİLERCE YAPILAN KATLİÂMLARDA İKİ BİN MÜSLÜMANIN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ

ÇILDIR, ZARUŞAT VE ELVİYE-İ SELÂSE'DE ERMENİLERİN İSLAM AHÂLİYE MEZÂLİM YAPTIKLARI

REVAN’DAN GENCE’YE GİDEN TRENİN BEŞ YÜZ MÜSLÜMAN YOLCUSUNUN ERMENİLER TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ

ERMENİLERİN SİVİN VE PİLOMORİ KÖYLERİ MÜSLÜMAN AHÂLİSİNE BASKI YAPTIKLARI

KARS, SARIKAMIŞ VE KARAKURT CİVARINDA ERMENİLERİN İSLAM AHÂLİYE YAPTIKLARI MEZÂLİM

NOVOSELİM CİVARINDAKİ KÖYLERE ERMENİLERCE YAPILAN MEZÂLİM

ERMENİLERİN SARIKAMIŞ, KAĞIZMAN, OLTU, KARS VE ZENGİBASAR CİVARINDA YAPTIKLARI SOYKIRIM

ERMENİLERİN GÖLE, OLTU VE KOSOR'DA YAPTIKLARI KATLİÂMLAR

ERMENİLERİN KARS, ERZURUM VE GÜMRÜ CİVARINDA MÜSLÜMANLARA UYGULADIKLARI SOYKIRIM

ERMENİLER TARAFINDAN BAYBURT'UN KÖYLERİNDE YAPILAN SOYKIRIM VE KİMSESİZ KALAN ÇOCUKLARIN İSKÂNI

ERMENİLERİN GÖLE'NİN KÖYLERİNDE KATLİÂM YAPTIĞI VE AHÂLİNİN TERCAN'A GÖÇ ETTİĞİ

BİR SENE İÇİNDE PASİNLER’E BAĞLI KÖYLERDE ERMENİLER TARAFINDAN YAPILAN SOYKIRIM

Ermenilerin Tortum'un altmış dört köyünü yakarak üç bin yedi yüz Müslümanı şehit ettikleri, mezâlimd...

ERZURUM'DA ERMENİLERCE GERÇEKLEŞTİRİLEN SOYKIRIM VE TALANA AİT DEFTERLER

OLTU LİVASI VE GÖLE'YE BAĞLI KÖYLERDE BİR SENE İÇİNDE ERMENİLERCE GERÇEKLEŞTİRİLEN SOYKIRIM

ERMENİLERİN AŞKALE VE CİVAR KÖYLERDE YAPTIKLARI KATLİÂM

ŞÜREGEL VE ZARUŞAD KAZALARINDA ERMENİLER TARAFINDAN YAPILAN MEZÂLİM

ERMENİLERİN KOSOR VE PENEK İLE BAĞLI KÖYLERDE YAPTIKLARI YAĞMA VE MEZÂLİM

ERMENİLERİN GÖLE'NİN TOPTAŞ, GÜLPINAR VE HAMOĞLU KÖYLERİNDE UYGULADIKLARI KATLİÂM

KARS'A BAĞLI YİRMİ DÖRT KÖYDE ERMENİLERİN YAPTIKLARI MEZÂLİM VE YAĞMALAMA

ZEYTUN, DEMİRKAPU VE PİLÜMÜR KARYELERİNDE ERMENİ ASKERLERİ TARAFINDAN YAPILAN YAĞMA VE MEZÂLİM

KARS VE SARIKAMIŞ'A BAĞLI KÖYLERDEKİ ERMENİ MEZÂLİMİ

ERMENİLERİN RUSLARLA BİRLİKTE GÖLE'YE BAĞLI KÖYLERDE YAPTIKLARI KATLİÂM VE TALAN

DİGOR'DAKİ OTUZ SEKİZ İSLÂM KÖYÜNDE YAPILAN ERMENİ MEZALİMİ

SARIKAMIŞ'IN KARAHAMZA NAHİYESİNE BAĞLI KÖYLERDE ERMENİLERİN YAPTIKLARI SOYKIRIM VE TALAN

BARDIZ, KOSOR VE PENESKİRD NAHİYELERİYLE KÖYLERİNDE ERMENİLERCE GERÇEKLEŞTİRİLEN SOYKIRIM

ERMENİLERİN HARAMİVARTAN NAHİYESİNE BAĞLI KÖYLERDE YAPTIKLARI MEZÂLİM

ŞERİL, SADEREK VE DEREİLYAS MINTIKALARINDAKİ YÜZ ON KÖYDE İKİ YIL ZARFINDA ERMENİLER TARAFINDAN YAPILAN YAĞMA VE SOYKIRIM

ZARUŞAD VE CİVARINDAKİ ELLİ BEŞ KÖYDE ERMENİLER TARAFINDAN YAPILAN YAĞMA VE KATLİÂM

ERMENİLERİN ERİVAN MINTIKASINDA YENİDEN MEZÂLİM BAŞLATTIKLARI

NAHCİVAN VE IĞDIR HAVALİSİNDE MÜSLÜMAN HALKIN ERMENİ SOYKIRIMINA UĞRADIĞI

ERMENİLERCE CEMİL VE MÖKÜZ KÖYLERİNDE YAPILAN KATLİÂM

ERİVAN VE KARS'A BAĞLI İSLAM KÖYLERİNDE ERMENİLERCE YAPILAN SOYKIRIM

KARAKİLİS VE CELALOĞLU MINTIKALARINDAKİ İSLAM KÖYLERİNİN KITLIK TEHLİKESİNE MARUZ KALDIKLARI

ERZURUM KÖYLERİNDE ERMENİLERCE KATLEDİLEN İSLÂM NÜFUSU İLE YAKILAN KÖY VE HÂNELERİ GÖSTERİR CETVEL

ERMENİLERİN HINIS'TA İSLAM AHALİYE YAPTIKLARI MEZALİM

ERMENİLERİN TERCAN KAZASI HAVALİSİNDE YAPTIKLARI MEZALİM

ERMENİLERİN NAHCİVAN VE CİVARINDAKİ TÜRK KÖYLERİNDE KATLİÂM YAPTIKLARI

BAYBURD'TA RUS İŞGALİ SIRASINDA ERMENİ VE RUM ÇETELERİ TARAFINDAN YAPILAN KATLİAM VE YAĞMALAMA

ŞÜREGEL VE ARZUTİ KÖYÜNDE MÜSLÜMAN AHÂLİNİN ERMENİLERCE KATLEDİLDİĞİ

TSfalcon
01.10.06, 16:28
Los Angeles Times gazetesinde 16 Temmuz tarihinde Editör imzasıyla yayınlanan yazının Türkçe çevirisi

Türkiye'nin 1915-1923 arasında Ermenilere yaptığını, doğru kelimeyle, yani 'soykırım' diye nitelerseniz başınıza ne gelir? Türkiye'de, bu kelimeyi kullanan romanınızdaki bir karakter olsa da üç yıl hapis cezası alma ihtimaliniz var. Amerika'daysa, Ermenistan büyükelçiliği görevinizden alınabilirsiniz.
Söz ettiğim yazar, geçen haftalarda Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaretten mahkemeye çıkacağını öğrenen Elif Şafak. Eski büyükelçiyse, Şubat 2005'te bir grup Ermeni asıllı Amerikalıya yaptığı konuşmada 'Ermeni soykırımı'na değindikten sonra Erivan'dan ABD'ye çağırılan John M. Evans. Dışişlerinden üst düzey bir yetkilinin söylediği gibi, "Büyükelçiler başkanın siyasetini takip etmek zorundadır. Başkan Bush'un Ermenilerin topluca öldürülmesine dair siyaseti biliniyor."

Bu siyasetin hangi amaca hizmet ettiği açık: 80 yıllık bir kötülüğü anlatmak için dilimizdeki en uygun kelimeyi, önemli bir NATO mütte-fikini gücendirmemek adına kullanmamak. Başkan geniş bir kelime haznesine sahip değil belki, ama Bush 'soykırım'ın ne demek olduğunu biliyor. 2000'deki başkanlık seçimi için kampanya yaparken, Ermeni asıllı Amerikalılara şunları söylemişti: "20. yüzyıl, hayal edilemez toplu öldürmeler ve soykırımlarla damgalandı. Tarih, Ermenilerin geçen yüzyılda bu tür kötülüklere maruz kalan ilk halk olduğunu kaydetti. Başkan seçilirsem, ulusumuzun Ermenilerin acısını gerektiği gibi tanımasını sağlayacağım."

Bu, başkanın tutmadığı sözlerden biriydi. Neyse ki, Senato bu 'retorik taviz'e hak ettiği yanıtı vermeye hazırlanıyor. Dış İlişkiler Komitesi'ndeki senatörlerin yarısı, Evans'ın görevden alınması için resmi bir açıklama talep etti. Bazıları da, Hoagland'ın göreve gelmesinin, 'kelime'yi telaffuz edene kadar engelleneceğini belirtiyor. Bush yönetimi, kötülüğü gerçek adıyla nitelendirmek gerektiğini düşünen tüm Amerikalılara, siyasetinin neden Ankara'daki milliyetçiler tarafından belirlendiğini açıklamalı. (Başyazı, 16 Temmuz 2006)

Bu da orjinal metin:

http://www.latimes.com/images/standard/latimeslogo.gif

EDITORIAL
Speak no evil?

July 16, 2006

WHAT HAPPENS WHEN YOU refer to Turkey's 1915-1923 genocide of Armenians, accurately, as "genocide"? In Turkey, you face a possible three-year jail term, even if it wasn't you using the term but a character in your novel. In the United States, you just lose your job as ambassador to Armenia.

The novelist is Elif Shafak, who learned last week she will go on trial for defamation of the Turkish Republic. The former ambassador is John M. Evans, who was recalled from Yerevan in May after referring to the "Armenian genocide" in a speech before a group of Armenian Americans in February 2005. As one State Department bigwig told an Armenian newspaper: "Ambassadors serve the president, and they are obliged to follow his policy. President Bush's policy as regards the mass killings of Armenians is precise."

Precisely what purpose this policy serves is clear: avoid using the most truthful word in the English language to describe an eight-decade-old atrocity for fear of offending a crucial NATO ally. As Bush's proposed replacement for Evans, Richard Hoagland, put it last month during his confirmation hearing, "Instead of getting stuck in the past and vocabulary, I would like to see what we can do to bring different sides together."

Vocabulary may not be the president's best subject — Bush himself has poked fun at his frequent malapropisms — but he's shown he knows the meaning of the word "genocide." Campaigning for the White House in 2000, Bush told Armenian American groups that "the 20th century was marred by wars of unimaginable brutality, mass murder and genocide" and that "history records that the Armenians were the first people of the last century to have endured these cruelties … If elected president, I would ensure that our nation properly recognizes the tragic suffering of the Armenian people."

It's one of the more blatant of Bush's broken campaign promises. Luckily, the Senate is showing signs of giving this rhetorical appeasement the rebuke it deserves. Half of the senators on the Foreign Relations Committee have demanded that the State Department give an official explanation for Evans' premature recall, and some have hinted that Hoagland's appointment could hang in the balance. They should block the nomination altogether until the ambassador-to-be dares to utter the g-word.

And the Bush administration should have the courage of its lack of conviction and explain forthrightly — not just to Armenian Americans but to all Americans who believe in calling evil by its proper name — why U.S. policy is being dictated by Ankara nationalists.

From: latimes.com

TSfalcon
01.10.06, 16:30
Ermenilerden arsenikli katliam

Mahmudiye Kaymakamı Kemal Bey, Mart 1915'te Ermenilerin Van civarında yaptıklarını şu satırlarla Dahiliye Nezaretine bildiriyordu: "Yüzyıllardan beri Osmanlı Devleti'nin himayesi altında hayatlarını sürdüren Ermeni vatandaşlarının kendilerine bugünkü durumu sağlayan Müslümanlara karşı yaptıkları ve örneğine hiç rastlanmamış olan faciaları belirten şu bilgileri okurken boğulacak kadar ıstırap duyuyorum. Bu şahıslar masum ve bakire kızlardan başlayarak yetmiş yaşındaki erkeklere kadar Türkler hakkındaki uyguladıkları alçakça hareketlere karşı hükümetimiz her çeşit intikam ve kinden sıyrılmış olarak düzeni sağlamaya çalışmaktadır…" Kemal Bey bu metinde açıkça yazamadığını bir sonraki raporunda merkeze aktarıyor. Yaşanan dram ise 'tecavüz' kelimesiyle sınırlı kalıyor belgelerde.

Dünyanın birçok ülkesinde 'Ermeni soykırımı' sürekli gündeme getiriliyor. Giderek güçlenen diaspora Ermenileri birçok ülkede soykırımın tescil edilmesi için lobi faaliyetlerinde bulunuyor. Onlara göre tehcirde sadece Ermeniler öldü ya da Ermeniler katliama uğradı. Kaymakam Kemal Bey'in raporu gibi resmî kayıtlara geçen yüz binlerce belge ise görmezden geliniyor. Oysa Osmanlı Arşivi ile birçok Avrupa ülkesinin hariciye kayıtlarında Ermenilerin 1914'ten başlayıp 1921'e kadar devam eden olaylarda toplam 2 milyon Müslümanı katlettiği ifade ediliyor. Sıradan bir öldürme şeklinde değil, Ermeni isyancıların günah defteri tecavüz, yakma ve boğma hadiseleri ile dolu. Ancak Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde tespit edilen bir belgeye göre ise Ermenilerin farklı bir toplu kıyım yöntemini daha kullandıkları ortaya çıktı. Ermenilerin Van bölgesinde binlerce Müslümanı zehirleyip öldürdüğü belirtiliyor. Üstelik bu hadise Avrupalı temsilcilerin tanıklığıyla kayıtlara geçmiş.

SOMUN İÇİNDE ARSENİK

15 Mayıs 1915'te Van ve civarında isyancı Ermeniler eylemlerinin şiddetini artırır. Diğer taraftan Ruslar da Van'a iyice yaklaşmıştır. Van'ı savunmakla görevli 3. Ordu Komutanı Halil Bey, Ruslarla birleşen Ermenilere karşı başarılı olamaz. Aynı şekilde Van Valisi Cevdet Bey de çaresiz kalıp Van'dan çekilir. Van, önce Ermenilerin sonra Rusların eline geçer. Şehre giren Ermenilerin yaptıkları, arşiv kayıtlarına 'halka yaklaşımları korkunçtu' şeklinde geçer. Ama bu tek taraflı bir değerlendirme değildir. Almanya'nın İstanbul Büyükelçisi Wangenheim de kendisine bölgeden gelen bilgiler doğrultusunda dışişleri bakanlığına gönderdiği telgrafta, Van'ın 17 Mayıs'ta işgal edildiğini, Ermenilerin Müslümanları nasıl katlettiklerini bildirir. Sadece bunlar değildir Wangenheim'in geçtikleri. Daha sonraki tarihlerde de Müslümanların zehirle öldürüldüğü konusunu da ülkesine bilgi notu olarak geçer.

Resmî kayıtlara göre Van işgal edildiği sırada 80 bin kişi şehri terk etmek ister. Ama binlerce kişi Ermeniler tarafından tutsak edilir veya Ruslar yakalayıp Ermenilere teslim eder. Bitlis'e ulaşanların hayatları kurtulurken, esir alınanların neredeyse tamamı çeşitli yöntemlerle öldürülür. Van'daki katliamlardan sağ kurtulan Van'ın Hatuniye Mahallesinden Miraçoğlu Süvari Çavuşu Osman'ın eşi Nigar, kurulan komisyona verdiği ifadede nasıl zehirlendiklerini şöyle anlatıyor: "Yedikilise mütevellisi ve Van Esbak Sandık Emini Rupen Efendi gelerek katletmeyiniz, merkeze gönderiniz yollu tembihatı üzerine Haçyoğan mahallesine götürdüler, bir haneye bıraktılar. Zaman geçtikçe birçok aile getirdiler. Oradan Amerikan müessesesine (koleji) sevk olunduk. Bir müddet adam başına birer somun verildi. Bir aralık da akşamları birer miktar yahni verildi. Verilen somunları yiyenler saçları dökülerek ve vücutlarında kanlı sular akarak ölür ve naaşları şişerdi. Beş çocuğumun dördü bu yolda telef oldu. Amerikan müessesesine 8 bin insan toplanmıştı. Müessesenin içine ve bahçesine alınmadan orada iki ay kaldık. O kadar nüfus bu süre içinde yedikleri somunlardan telef oldular. Bunların yüzelli kadarı ancak kurtuldu." Nigar Hanım'ın verdiği bilgiler rapor halinde İstanbul'a gönderilir. Orada bulunan yabancı temsilciler de tanıklıklarını ülkelerine aktarır. İtilaf devletlerine bildirilen bu rapor sonucunda herhangi bir işlem yapılmadığı da tarihî vesikalarda geçiyor.

Peki, zehirlenme hadisesi nasıl olmuştu, hangi kimyevi madde kullanılmıştı? Şüphesiz öldürülenlerin nereye gömüldüğü henüz tespit edilemediği için kemiklerinden örnekler alınıp analizlerinin yapılması mümkün değil. Fakat konunun uzmanları belgede anlatılan belirtilere bakarak kullanılan maddenin arsenik olabileceğini belirtiyorlar. İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erol Erçağ, o dönemlerde tarım ilaçlarının daha gelişmediğini, dolayısıyla bu maddenin 1500'lü yıllardan beri yaygın bir şekilde kullanılan arsenik olabileceğini öne sürüyor: "Kokulu tarım ilaçları vardı. Bunlar zehirlenmede fark edilirdi. Ancak arsenik hem zehirlenmede hem de tıpta frengi tedavisinde kullanılıyordu. Akut ve kronik belirtilere bakıldığında kullanılanın çok bilinen, nispeten kötü niyetli insanların bulabileceği ve ulaşabileceği kimyasal arsenik olduğu ortaya çıkıyor. Ancak o cesetlerden numune alınabilseydi daha kapsamlı bir değerlendirme yapılabilirdi."

Adli Tıp Kurumu yetkilileri de bu maddenin arsenik olma ihtimalinin yüksek olduğunu ancak kemiklerin ortaya çıkarılması halinde yapılacak değerlendirmenin daha detaylı olabileceğini belirtiyorlar. İsminin açıklanmasını istemeyen birçok toksilog ise kullanılan kimyevi maddenin arsenik olduğunu gösteren en önemli belirtinin saç dökülmesi ve vücuttan kanlı suların akması olduğunu söylüyor. Yine toksiloglara göre, kaynatılan arsenik beyaz ve kokusuz hale dönüştürüldüğünde un ile birlikte veya yemeklerde fark ettirilmeden kullanılabilir. Herhangi bir şekilde vücuda giren arsenik yumuşak dokuları bulup yayılıyor ve bünyeyi güçsüzleştiriyor.

FABRİKADA ÜRETTİLER

Ermeniler ile ilgili çalışmalarıyla bilinen Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enver Konukçu, Ermenilerin giriştiği katliamların her türlü boyuta ulaştığını belirtiyor. Konukçu, tarihte bu tür zehirleme hadiselerinin yaşandığını, dolayısıyla Ermeniler tarafından kullanılmış bir yöntem olabileceğini vurguluyor.

Ermenilerin Van civarında isyan için gerekli bütün hazırlığı yaptıkları anlaşılıyor. Er
meni çetelerin Van'da küçük bir fabrika inşa ettikleri, buradaki dökümhanede top döküp silahlar için cephane ürettikleri aktarılıyor. Belgelerde bir Ermeni kimya öğretmeninin barut imal etmeyi başardığı ve basit bombalar yaptığı da aktarılıyor. Aynı öğretmenin değişik birleşiklerden kimyevi madde ürettiği, arseniği kaynatıp renksiz ve kokusuz hale dönüştürdüğü de vurgulanıyor. Ermenilerin bu faaliyetleri o günlerde Osmanlı ordusunda subay olarak görev yapmış Venezüelalı Rafael de Nögalis'in "Hilal Altında Dört Yıl" adlı İspanyolca hatıratınca da doğrulanıyor. Nögalis, Ermenilerin bu fabrika sayesinde çok iyi silahlandıklarını belirtiyor.

Arsenik geçmişten beri hep korkulan en önemli zehirlenme objesi olmuş. 8. yüzyılda Arap simyacı Cabir bin Hayan, arseniği kaynatarak beyaz kokusuz ve tatsız arsenik tozu elde ediyordu. Arsenik zehirlenme literatürüne en sinsi ve tehlikeli olanı diye geçmiş, belirtileri kolera gibi hastalıklarla benzeştiği için teşhis edilmesi güç olmuştur. Bu yüzden 19. yüzyılın başına kadar hekimler arsenik zehirlenmesini teşhis etmekte zorlandılar. Bu kimyevi maddenin zaman zaman değişik ülkelerde mahkumlar üzerinde kullanıldığı da aktarılıyor. Osmanlı sarayı da arsenik yüzünden önemli tedbirler almış. Bugün gurme olarak bilinen Osmanlı'da çeşnicibaşı veya şikemperver olarak tabir edilen mesleğin gelişmesinde de zehre karşı duyulan korku önemli rol oynadı. Osmanlı sarayında kullanılan ve bugün Topkapı Sarayı'nda sergilenen zarif porselen tabakların zehirlenmelere karşı özenle hazırlanıyormuş. Yemekte zehir varsa tabaklar rengi değişirmiş. Bu zehirlerin en etkilisinin özellikle 1500'lü yıllarda yaygınlaşan arsenik olduğu da vesikalar bize aktarıyor.

Arsenik vücuda girince iştahsızlık, kanlı ishal, karın ağrısı, baş dönmesi, vücuttan kanlı suların akması, saçların dökülmesi, tırnakların parçalanması, kalpte ritim bozukluğu gibi belirtilerle kendisini gösteriyor. Ancak yumuşak dokuyu seven bu kimyevi madde vücuda girdikten sonra ondan kurtulmanın da çok zor olacağı biliniyor. Kana karışan arseniğin yavaş yavaş etkisini göstererek ölümlere yol açması ise bir diğer önemli ayrıntı. Bu ölümlerin ardından cesetlerin bilinenden çok kısa sürede şişmesi de arsenik zehirlenmesinin önemli belirtilerinden gösteriliyor. Günümüzde arsenik, deri, kağıt, seramik, cam, boya, cila, emaye, vernik, lastik endüstrisinde ve tıpta kullanılıyor.

ERKEK ÇOCUKLARINA DA TECAVÜZ ETMİŞLER

Nigar Hanım'ın anlatımıyla resmî kayıtlara geçenler sadece zehirlenme hadisesiyle sınırlı değil. Tecavüz olayları ve öldürmelerin o kampta nasıl gerçekleştiği de sözü edilen belgede yer alıyor. Avrupalı tanıkların kayıtlarına geçmiş haliyle Nigar Hanım, olayları şöyle anlatıyor: "Bizi Hacı Ziya Bey'in hanesine doldurdular. Daha önceden bulunduğumuz müessesede ve şimdiki yerde bize yapılmadık ayıp şey kalmadı. İhtiyar kadınlara, yedi yaşından yukarı erkek çocuklarına varıncaya kadar tecavüz edildi. Tecavüzlerden birçok kişi öldü. Ermeni erkekler gelir beğendikleri kız ve kadınları götürür sabahleyin bazılarını getirirlerdi. Gündüzleri de Ruslar ve Ermeni erkekler içeriye girip gözüne kestirdiklerini götürüp tecavüz ederlerdi. Beğenmedikleri kadınların da yüzüne tükürürlerdi. Bizi dışarı çıkarır, vefat eden cenazelerin ırzına kazık çakar sonra kuyulara doldururlardı. 'Sizi de böyle yapacağız derlerdi.' Hatta muhasebe katibinden Hoca Hüseyin Efendi'nin kızı ve yoğurtçu oğullarından Kumru ve benim tanımadığım on beşten fazla kişi bu yöntemle öldürüldüler."

DOÇ. DR. MUSTAFA BUDAK*: 2 MİLYON MÜSLÜMAN KATLEDİLDİ
*Başbakanlık Osmanlı Arşivi Genel Müdür Yardımcısı

Ermeniler dünya çapında hep katliama uğradıklarını anlatıyor. Ancak bir de Ermenilerin yaptıkları var. Katliamların en büyüğünü onlar yapmıştır. Sadece bu belge Müslüman Anadolu insanın nelere maruz kaldığını ortaya koyması açısından yeterli bir vesika. Van'dan kaçan savunmasız çocukların ve kadınların yaşadıklarını nasıl bir izahı gerektiriyor onu bir tarihçi olarak ben yapmıyorum. Üstelik yaşanılan bu olaylar, oluşturulan heyetler tarafından kayda alınıp raporlaştırılmış. Yani yanılma payını ortadan kaldırıyor. 1914-1919 başına kadar bir milyon Müslüman Ermeniler tarafından katledildi. 1919-1921 tarihinde ise aynı şekilde bir katliam yaşandı. Ermeniler toplamada 2 milyon Müslüman'ı öldürdüler. Osmanlı bu durumu itilaf devletlerine bir muhtıra olarak bildiriyor. İngiltere Kralı'na Cihnagiroğlu İbrahim Bey bir mektupla olanları aktarıyor. Ve yabancıların gözlemcilerinde olaylara yaşanılanlara tanıklık ediyor. Bütün bunlar tarihi bir gerçek ve göz ardı ediliyor. Ermeniler soykırıma uğradık deyip kendilerini haklı çıkarma gayretindeler. Ama Nigar Hanım'ın anlattıkları tabloyu anlatmaya yetiyor.


aksiyon dergisinden alıntı

TSfalcon
01.10.06, 16:33
Ermeni Terörü...

Türklere yönelik, başta ASALA olmak üzere Ermeni terör örgütlerinin saldırıları, 1973 yılında başladı ve aralarında diplomatlar, güvenlik görevlileri ve işadamlarının da bulunduğu 41 Türk vatandaşı katledildi.

(Esenboğa olayında 6 Türk ve 2 yabancı, Orly olayında 2 Türk ve 6 yabancı, İstanbul Kapalıçarşı olayında 2 Türk ve diplomatlara yönelik saldırılar sırasında da (1978 Madrit ve 1983 Belgrad) 2 yabancı Ermeni terörünün kurbanı oldu.)

Türklere yönelik saldırılar, 1984 yılı sonunda kesildi.

27 Ocak 1973 - Los Angeles (ABD) Mehmet Baydar - Bahadır Demir

Türk vatandaşlarına yönelik ermeni saldırıları, 1973 yılında başladı. Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ve Konsolos Bahadır DEMİR, 78 yaşındaki Amerikan uyruklu ermeni Gurgen (Karakin) Yanikiyan tarafından şehit edildi.
Elinde bulunan Abdülhamit'e ait bir tabloyu Türkiye'ye armağan etmek istediğini bildirerek, Baydar ve Demir'i Santa Barbara'daki Baltimore Oteline davet eden Yanikiyan, iki diplomatı otelde silahla üzerlerine ateş açarak öldürdü. Cinayetten sonra tutuklanan ve müebbet hapis cezasına çarptırılan Yanikiyan, 31 Aralık 1984 tarihinde af ile serbest bırakıldı. Yanikiyan, serbest kaldıktan kısa bir süre sonra öldü.

Türk diplomatlara karşı ilk saldırı olarak nitelenen bu olay, daha sonra bir cinayetler zincirini başlattı ve örgütlü Ermeni terörüne örnek oluşturdu.

22 Ekim 1975 - Viyana (Avusturya) Daniş Tunalıgil

Türkiye'nin Viyana Büyükelçisi Daniş TUNALIGİL, büyükelçiliği basan 3 terörist tarafından şehit edildi.
20 Şubat 1975'de Beyrut'taki THY bürosu bombalandı. Olayı, Gizli Ermeni Ordusu Esir Yanikiyan Gurubu üstlendi. Olay yerine bırakılan mektupta, "Ermenilerin haklı davasında emperyalistlere karşı mücadele edileceği, eylemlerin Türkiye, İran ve ABD'yi hedef alacağı, bu bombalama eyleminin de bir başlangıç olduğu" bildirildi.

22 Ekim 1975 tarihinde, otomatik silahlı 3 kişi, Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği'ne girerek kapıdakileri etkisiz hale getirdikten sonra Büyükelçi'nin makam odasına girdiler. Burada Daniş Tunalıgil'e Türkçe, "Siz Sefir misiniz?" diye soran ve "Evet" yanıtını alan saldırganlar, Tunalıgil'i otomatik silahlarla taradılar. Tunalıgil, olay yerinde can verdi. 3 terörist, hızla binayı terkederek, bir otomobille uzaklaştılar.

24 Ekim 1975 - Paris (Fransa) İsmail Erez - Talip Yener

Türkiye'nin Paris Büyükelçisi İsmail EREZ ve makam şoförü Talip YENER, büyükelçilik yakınlarında katledildi. Büyükelçi Erez'in makam aracı, yerel saatle 13.30 sıralarında Büyükelçilik yakınındaki Seine Nehri üzerindeki Bir Hakeim Köprüsü'nde pusuya düşürüldü. İsmail Erez ve makam şoförü Talip Yener, otomatik silahlarla taranarak öldürüldü. Saldırıyı "Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları" adlı örgüt üstlendi.

16 Şubat 1976 - Beyrut (Lübnan) Oktar Cirit

Türkiye'nin Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Oktar CİRİT, bir salonda otururken, Ermeni terörizminin kurbanı oldu. Saldırıyı ASALA üstlendi. ASALA ilk kez bu cinayetle adını ortaya attı.

9 Haziran 1977 - Roma (İtalya) Taha Carım

Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Taha CARIM, büyükelçilik ikametgahının önünde iki teröristin açtığı ateş sonucu öldü. Saldırıyı bu kez "Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları" adlı örgüt üstlendi.

2 Haziran 1978 - Madrit (İspanya) Necla Kuneralp - Beşir Balcıoğlu

Türkiye'nin Madrit Büyükelçisi Zeki KUNERALP'in makam aracına 3 terörist tarafından ateş açıldı. Arabada bulunan büyükelçinin eşi Necla KUNERALP ile emekli büyükelçi Beşir BALCIOĞLU, hayatlarını kaybettiler. Saldırıyı "Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları" adlı örgüt üstlendi. Bu olayda, ilk kez bir yabancı da Ermeni teröristlerin Türklere yönelik saldırısı sırasında öldü. Makam Şoförü İspanyol Atonyo TORRES, teröristlerin kurşunlarına hedef oldu.

12 Ekim 1979 - Lahey (Hollanda) Ahmet Benler

Hollanda'daki Türkiye Büyükelçisi Özdemir BENLER'in oğlu Ahmet BENLER, silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Olayı bu kez hem "Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları" hem de ASALA ayrı ayrı üstlendi.

22 Aralık 1979 - Paris (Fransa) Yılmaz Çolpan

Türkiye'nin Paris Turizm Müşaviri Yılmaz ÇOLPAN, bir teröristin saldırısı sonucu katledildi. Bu olay, Ermeni terörizminin Paris'teki ikinci saldırısı oldu. Olaydan sonra haber ajanslarına telefon eden bir kişi, Roma, Madrit ve Paris'teki eylemlerden "Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları" adlı örgütün sorumlu olduğunu bildirerek, "Türk Hükümeti Ermenilere hak tanımadığı için Avrupa'daki Türk diplomatlarını öldürüyoruz" dedi.

31 Temmuz 1980 - Atina (Yunanistan) Galip Özmen - Neslihan Özmen

Türkiye'nin Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip ÖZMEN ile 14 yaşındaki kızı Neslihan ÖZMEN, bir teröristin silahlı saldırısı sonucu katledildiler. Galip Özmen'in eşi Sevil ÖZMEN ve oğulları Kaan ÖZMEN olaydan yaralı olarak kurtuldular. Saldırıyı bu kez ASALA üstlendi.

17 Aralık 1980 - Sidney (Avustralya) Şarık Arıyak - Engin Sever

Türkiye'nin Avustralya Başkonsolosu Şarık ARIYAK ile koruma görevlisi Engin SEVER, Ermeni terörizminin kurbanı oldular.
1980 yılında ayrıca;
- 6 Şubat'ta Türkiye'nin İsviçre Büyükelçisi Doğan Türkmen, Bern'de uğradığı saldırıdan yara almadan kurtuldu.
- 17 Nisan'da Türkiye'nin Vatikan Büyükelçisi Vecdi Türel'in makam aracına ateş açıldı. Türel ve koruma görevlisi Tahsin Güvenç saldırıdan yaralı olarak kurtuldular.
- 26 Eylül'de Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği Basın Danışmanı Selçuk BAKKALBAŞI, uğradığı silahlı saldırıda yaralandı.

4 Mart 1981 - Paris (Fransa) Reşat Moralı - Tecelli Arı

Türkiye'nin Paris Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Reşat MORALI ile din görevlisi Tecelli ARI, Çalışma Ataşeliği'nden çıkıp arabaya binecekleri sırada 2 teröristin saldırısına uğradılar. Moralı saldırı sırasında hayatını kaybederken, din görevlisi Arı, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede öldü. Saldırıyı ASALA üstlendi. Bu olay ile Ermeni terörizminin, Paris'teki üçüncü katliamı oldu. Türkiye, Türk diplomatlarını etkin bir şekilde korumadığı için Fransa'ya protesto notası verdi.

9 Haziran 1981 - Cenevre (İsviçre) M. Savaş Yergüz

Türkiye'nin Cenevre Başkonsolosluğu Sözleşmeli Sekreteri Mehmet Savaş YERGÜZ, evine gitmek üzere konsolosluktan ayrıldıktan hemen sonra uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Saldırıyı ASALA üstlendi. Olaydan sonra yakalanan Lübnan uyruklu Ermeni terörist Mardiros Camgozyan, 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

24 Eylül 1981 - Paris (Fransa) Cemal Özen

Türkiye'nin Paris Başkonsolosluğu ile Kültür Ataşeliği'nin bulunduğu binayı işgal eden 4 ermeni terörist, 56 Türk görevli ve vatandaşı rehin aldı. Teröristler, kendilerine müdahale etmek isteyen güvenlik görevlisi Cemal ÖZEN'i öldürdüler, Başkonsolos Kaya İNAL'ı yaraladılar. Ermeni teröristler, Türkiye'de siyasi tutuklu 12 kişinin salınarak Paris'e getirilmesini istediler. İsteklerinin kabul edilmeyeceğini anlayan teröristler 15 saat sonra polise teslim oldular. Türkiye, Fransa'yı bir kez daha uyarırken, Fransa da saldırıyı kınadı. Olayı ASALA üstlendi. Saldırıyı gerçekleştiren 4 ermeni terörist, Vasken Sakosesliyan, Kevork Abraham Gözliyan, Aram Avedis Basmaciyan ve Agop Abraham Turfanyan, 31 Ocak 1984'de Fransa'da 7'şer yıl hapis cezasına çarptırıldılar. Mahkemenin sonucu Türkiye'de büyük tepkiyle karşılandı.
1981 yılında ayrıca;
- 2 Nisan'da Türkiye'nin Kopenhag Çalışma Ataşesi Cavit Demir, oturduğu apartmanın asansöründe uğradığı silahlı saldırıdan yaralı olarak kurtuldu.
- 25 Ekim'de Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği İkinci Katibi Gökberk Ergenekon, yolda yürürken saldırıya uğradı. Ergenekon, olaydan hafif yaralarla kurtuldu.

28 Ocak 1982 - Los Angeles (ABD) Kemal Arıkan

Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal ARIKAN öldürüldü. Arıkan'ın katili Taşnak militanı Hampig Sasunyan, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

5 Mayıs 1982 - Boston (ABD) Orhan Gündüz

Türkiye'nin Boston Fahri Başkonsolosu Orhan GÜNDÜZ, uğradığı silahlı saldırıda öldü.

7 Haziran - Lizbon (Portekiz) Erkut Akbay - Nadide Akbay

Türkiye'nin Lizbon Büyükelçiliği İdari Ataşesi Erkut AKBAY otomobilinde uğradığı silahlı saldırıda öldü. Otomobilde bulunan eşi Nadide AKBAY, yaralı olarak kaldırıldığı hastanede bir süre sonra yaşamını yitirdi.

27 Ağustos 1982 - Ottawa (Kanada) Atilla Altıkat

Türkiye'nin Ottowa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Atilla ALTIKAT, silahlı saldırı sonucu öldü.

9 Eylül 1982 - Burgaz (Bulgaristan) Bora Süelkan

Türkiye'nin Burgaz Başkonsolosluğu İdari Ataşesi Bora SÜELKAN katledildi.
1982 yılında ayrıca;
- 8 Nisan'daTürkiye'nin Ottawa Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Kani GÜNGÖR, uğradığı silahlı saldırıda yaralandı.
- 21 Temmuz'da Türkiye'nin Rotterdam Başkonsolosu Kemal Demirer'e konutu önünde silahlı saldırı düzenlendi. Demirer, olaydan yara almadan kurtulurken, saldırgan yaralı olarak yakalandı.
- 7 Ağustos'da ASALA'ya bağlı 2 terörist Ankara Esenboğa Havalimanında düzenlediği silahlı baskında 8 kişi öldü, 72 kişi yaralandı. Bu, Ermeni terörizminin Türkiye'deki ilk eylemi oldu. ESENBOĞA OLAYI

9 Mart 1983 - Belgrad (Yugoslavya) Galip Balkar

Türkiye'nin Belgrad Büyükelçisi Galip BALKAR'a 2 terörist tarafından 9 Mart'ta silahlı saldırı düzenlendi. Olayda ağır yaralanan BALKAR, 11 Mart'ta hayatını kaybetti. Olayda, bir Yugoslav öğrenci de öldü. Saldırıyı yapan Kirkor Levonyan ile Raffi Aleksandr, olaydan tam bir yıl sonra 9 Mart 1984'de 20'şer yıl ağır hapis cezasına çarptırıldılar.

14 Temmuz 1983 - Brüksel (Belçika) Dursun Aksoy

Türkiye'nin Brüksel Büyükelçiliği İdari Ataşesi Dursun AKSOY, ermeni teröristlerce katledildi.

27 Temmuz 1983 - Lizbon (Portekiz) Cahide Mıhçıoğlu

Türkiye'nin Lizbon Büyükelçiliği, 5 Ermeni terörist tarafından basıldı ve bina içindekiler rehin alındı. Baskın sırasında büyükelçilik Müsteşarı Yurtsev MIHÇIOĞLU'nun eşi Cahide MIHÇIOĞLU hayatını kaybetti. Portekiz polisi, düzenlediği operasyonla rehineleri kurtardı, 5 teröristi de öldürdü. Saldırıyı, "Ermeni Devrimci Ordusu" adlı örgüt üstlendi. Örgüt, teröristlerin öldürülmesi nedeniyle Portekiz Başbakanı Mario Soarez'i ölümle tehdit etti.
1983 yılında ayrıca;
- 16 Haziran'da İstanbul Kapalıçarşı'da bir terörist tarafından halkın üzerine ateş açıldı. Olayda 2 kişi öldü, 21 kişi de yaralandı. Saldırgan, olay yerinde öldürüldü. Olayı bir ermeni teröristin yaptığı anlaşıldı.
- 15 Temmuz'da THY'nin Paris Orly havalimanındaki bürosu önünde bomba patladı. Olayda, 2'si Türk, 4'ü Fransız, 1'i Amerikalı, 1'i de İsveçli olmak üzere 8 kişi öldü, 28'i Türk, 63 kişi de yaralandı. Bu olay tarihe "Orly Katliamı" olarak geçti.

28 Nisan 1984 - Tahran (İran) Işık Yönder

Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Sekreteri Şadiye YÖNDER'in eşi, İran ile Türkiye arasında ticaret yapan işadamı Işık YÖNDER, bir ASALA militanı tarafından öldürüldü.

20 Haziran 1984 - Viyana (Avusturya) Erdoğan Özen

Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN, otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldü. Olayı, "Ermeni Devrimci Ordusu" adlı örgüt üstlendi.

19 Kasım 1984 - Viyana (Avusturya) Evner Ergun

Türkiye'nin BM Temsilciliğinde görevli Evner ERGUN, aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu öldü. Bu olayı da, "Ermeni Devrimci Ordusu" adlı örgüt üstlendi.
1984 yılında ayrıca;
- 27 Mart'ta Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliği Ticaret Müşavir Yardımcısı Işıl ÜNEL'in otomobiline bomba yerleştirmeye çalışan bir terörist, bombanın elinde patlaması sonucu öldü.
- 28 Mart'ta yine Tahran'da Büyükelçilik Başkatibi Hasan Servet ÖKTEM ve Büyükelçilik Ataşe Yardımcısı İsmail PAMUKÇU, evlerinin önünde uğradıkları silahlı saldırıda yaralandılar.

nazimalemdar
23.10.06, 13:09
http://img.sabah.com.tr/i/1_pix_trans.gif
[/URL]
Al sana soykırım

Dünyada nüfusunun üçte biri "yok edilen" bir kent var mı acaba?.. Genç yaşlı, kadın erkek, beşikteki bebek demeden.
Kimi kurşunlanarak.
Kimi süngülenerek.
Kimi aç, susuz bırakılarak.
Dr. Asım Güzelbey "evet var" dedi:
-Benim kentim... Gaziantep.




Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey "Gaziantep savunmasını" anlattı.
Sonra "işgal günlerini."
Yıllar boyu Gaziantep'te Türkler'le iç içe yaşayan Ermeniler'in nasıl "Fransız üniforması" giydiğini.
Ve Fransızlar'la birlikte masum halkı nasıl katlettiğini.




"O dönemde" Gaziantep'in nüfusu 24 bin.
Fransız-Ermeni zulmünde "kayıp" ise 8 bin.
Her 3 kişiden biri "yok olmuş."




Fransızlar "Kilis istikametinden" saldırıya geçerler.
Antep "11 ay 10 gün direnir."
Halk ekmeksiz, susuz kalır.
Kadınlar "zerdali çekirdeğinden" ekmek yaparlar.
Antep savunmasının simgesi olan Şahin bey eli silah tutanları örgütler.
Düşman "Elmalı köprüsünde" durdurulur.
Ve sonunda Şahin bey, Fransızlar tarafından süngülenerek öldürülür.
Gaziantep "düşer."




Dr. Asım Güzelbey:
-Fransızlar dışardan, Ermeniler içerden saldırdılar... Ermeniler yıllar yılı birlikte yaşadıkları arkadaşlarını, komşularını acımadan öldürdüler... Oluk oluk kan aktı.




Antep'e TBMM kararıyla "gazilik" verilmesi bu yüzden.
Şanlı ve çok kanlı direnişten dolayı.




Şahin beyin "direnişi" sürerken, Antepli çocuklar cepheye erzak taşımışlar.
Yaşları 9 ile 14 arasında.
14 çocuk, akşam saatlerinde cepheye varabilmişler.
Erzakı bırakıp dönecekleri sırada hava kararmış.
Bir değirmene gizlenmişler.
"Dokurcum" değirmenine.
Gece Fransızlar değirmeni basmışlar.
14 çocuğu yakalamışlar.
Ellerini bağlamışlar.
Önce kurşuna dizmişler.
Sonra da süngüyle delik deşik etmişler.




Dokurcum değirmeni, Şahin beyin şehit edildiği ve şimdi anıtının bulunduğu yere "50 metre mesafede."
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi 1 yıl önce buraya, 14 çocuğun anısına bir anıt dikme kararı almış.
"Dışişleri'ne" bilgi vermiş.
Ve "Yüksek Anıtlar Kurulu'na" başvurulmuş. Kuruldan "olur" çıkmış.
Şimdi sıra "anıt dikmeye" gelmiş.




Gaziantep Belediyesi'nin anıt dikecek parası var.
Ama anıt "belediyenin parasıyla" yapılmayacak.
Sivil toplum örgütleri "anıtı biz dikelim" diyor.
Dr. Asım Güzelbey'in onlara yanıtı "hayır."
Öyleyse "bu iş" nasıl olacak?




Anıtı "halk" dikecek.
Bankada hesap açıldı.
Anıt "halkın parasıyla" dikilecek.
İsteyen bankaya (Gaziantep-Vakıfbank Merkez Şubesi-205 00 94 numaralı hesap) 1 ile 5 lira arasında para yatıracak.




"Asım bey" dedik:
-Anıtın açılışına Fransız ve Ermeni liderlerini de davet etseniz.
Yavuz Donat / Sabah

[URL]http://www.sabah.com.tr/yaz27-50-101.html (javascript:;)

deryatulga
23.10.06, 14:55
Anteb'in tarihine ve sehitlerine sahip cikmasi icin demek ki bir yabanci parlamentonun karari gerekiyormus! O zaman aslinda Fransizlara bir tesekkür borcunuz var. Darisi diger sehirlerimizin basina!

yücel
23.10.06, 14:58
aslinda her devlet böyle yapsa, bütün illerimize yeter, yani 20-30 devlet soykirimi tanimis, 160´i daha var, yeterde artar bile, kasabalara köylere.

TSfalcon
23.10.06, 15:30
aslinda her devlet böyle yapsa, bütün illerimize yeter, yani 20-30 devlet soykirimi tanimis, 160´i daha var, yeterde artar bile, kasabalara köylere.
iste bizim dost dedigimiz ülkeler. ilgimi ceken ise lübnan, müslüman bir ülke degil mi? Telli baba arkadasin yazdigi aklima geldi, ne yazmisti(türkün akli ya kacarken yada sicarken aklina gelir)

GKRY : 29 Nisan 1982 – karar
Yunanistan : 25 Nisan 1996 – karar
Belçika : 26 Mart 1998 – karar
Lübnan :11 Mayıs 2000 – karar
İtalya : 17 Kasım 2000 – önerge
Fransa : 18 Ocak 2001 – kanun
İsviçre : 16 Aralık 2003 – karar
Kanada : 21 Nisan 2004 – karar
Slovakya : 30 Kasım 2004 – karar
Hollanda : 21 Aralık 2004 – karar
Polonya : 19 Nisan 2005 – karar
Arjantin : 20 Nisan 2005 – bildiri
Rusya Fed. : 22 Nisan 2005 – bildiri
Uruguay : 3 Mayıs 2005 – bildiri
Almanya : 16 Haziran 2005 – karar
Venezuela : 14 Temmuz 2005 – karar
Litvanya : 15 Aralık 2005 – karar

TSfalcon
23.10.06, 15:35
Anteb'in tarihine ve sehitlerine sahip cikmasi icin demek ki bir yabanci parlamentonun karari gerekiyormus! O zaman aslinda Fransizlara bir tesekkür borcunuz var. Darisi diger sehirlerimizin basina!
HOCAM
üste arsiv verdim nice böyle arsivler var isterseniz ekleyim.

belki ben anlamiyorum olabilir ama bu arsivler hosuma gitmedi. yani, yabancilar bu yazili arsivleri ciddiye almaz, cünkü fotograf yok ve derlerki kentiniz yazdiniz onlari yani, sonradan yazilmis gibi.

yücel
23.10.06, 15:37
iste bizim dost dedigimiz ülkeler. ilgimi ceken ise lübnan, müslüman bir ülke degil mi? Telli baba arkadasin yazdigi aklima geldi, ne yazmisti(türkün akli ya kacarken yada sicarken aklina gelir)

GKRY : 29 Nisan 1982 – karar
Yunanistan : 25 Nisan 1996 – karar
Belçika : 26 Mart 1998 – karar
Lübnan :11 Mayıs 2000 – karar
İtalya : 17 Kasım 2000 – önerge
Fransa : 18 Ocak 2001 – kanun
İsviçre : 16 Aralık 2003 – karar
Kanada : 21 Nisan 2004 – karar
Slovakya : 30 Kasım 2004 – karar
Hollanda : 21 Aralık 2004 – karar
Polonya : 19 Nisan 2005 – karar
Arjantin : 20 Nisan 2005 – bildiri
Rusya Fed. : 22 Nisan 2005 – bildiri
Uruguay : 3 Mayıs 2005 – bildiri
Almanya : 16 Haziran 2005 – karar
Venezuela : 14 Temmuz 2005 – karar
Litvanya : 15 Aralık 2005 – karar
demekki kovaliyacaksinki, aklimiz basimaza gelsin. Zaten bizim kendi menfaatigimize yaramayan seylere pek kulak asmayiz. DemirDöküm´ün eli isin icinde demekki. (Heykel) :lach:

deryatulga
23.10.06, 15:55
HOCAM
üste arsiv verdim nice böyle arsivler var isterseniz ekleyim.

belki ben anlamiyorum olabilir ama bu arsivler hosuma gitmedi. yani, yabancilar bu yazili arsivleri ciddiye almaz, cünkü fotograf yok ve derlerki kentiniz yazdiniz onlari yani, sonradan yazilmis gibi.

Suc arsivde degil ki, arsivcide! Onun bile kavgasini yapmak bana düsmüstü Murat Belge'nin Birikim takimiyla, galiba Foruma da vermistim. Böyle sunularla karsindakini tabii baglayamazsin, ikna etmekten vaz gectim zaten! Neyse ki genc arkadaslar arasinda artik uyananlar da var, onlar arsivden cikani degerlendirmesini de biliyorlar. Benim su andaki derdim ise onlarin yollarini tikayan bu tür fuzuli adamlari bertaraf etmek. Sizlerin yapacaginiz ise gözünüzü acmak, düsünmek ve fikir üretmek. Öyle bir ugras asla bosa gitmez!

TSfalcon
23.10.06, 16:39
Suc arsivde degil ki, arsivcide! Onun bile kavgasini yapmak bana düsmüstü Murat Belge'nin Birikim takimiyla, galiba Foruma da vermistim. Böyle sunularla karsindakini tabii baglayamazsin, ikna etmekten vaz gectim zaten! Neyse ki genc arkadaslar arasinda artik uyananlar da var, onlar arsivden cikani degerlendirmesini de biliyorlar. Benim su andaki derdim ise onlarin yollarini tikayan bu tür fuzuli adamlari bertaraf etmek. Sizlerin yapacaginiz ise gözünüzü acmak, düsünmek ve fikir üretmek. Öyle bir ugras asla bosa gitmez!
diyelim örnek vereyim.
ben yabanci biri olsam ve bu arsivi bana gösterseler aynen bunu derim"kenti elinizlen mi yazdiniz"
KARS VE ARDAHAN HAVALİSİNDE MÜSLÜMANLARA VE ESİRLERE YAPILAN SOYKIRIM (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)

bana sorarsaniz böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)arsivi kimse ciddiye almaz ve ikna olmaz.

beyinime girip psikolojik bakimindan ikna olmadigimi anliyorsunuz demi.
cünkü böyle arsivleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili) nerden aliyorlar?
en önemliksi neden orjinal arsivleri, böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)kopya olarak arsiv diye millete sunuyorlar?
orjinal delilden kopyalayip millete sunmak bence yanlis ayni taklit yaziya benziyor.

ben diyorumki? gercek arsivi yayinlasinlar, böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)yapacaklarina daha iyi cünkü ikna olunmaz.

valla hocam, gercek arsivleri bana verseler, ben bile cep telemle o gercek arsivin fotografini cekerim.
peki bunlar neden öyle dedigim gibi yapmiyor ve böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)yapiyor?

TSfalcon
23.10.06, 16:45
bu belgeseli hazirlamakta sizde vardiniz.
böyle olsun arsivler fotografa bakin. oysa üsteki arsivler taklit yaziya benziyor.

***

http://www.ntvmsnbc.com/news/190716.jpgTalat Paşa'nın telgrafı
“Diyarbakır Valiliğine,
Son zamanlarda vilâyet dahilindeki Ermeniler ile diğer bütün hıristiyanlara da katliamlar yapıldığı ve bu cümleden olarak, daha sonra Diyarbakır’dan gönderilen kişiler vasıtasıyla, Mardin’de Marhasa ile Ermeniler arasındaki diğer hıristiyan ahaliden, yediyüz kişinin geceleri şehirden dışarı çıkarılarak koyun gibi boğazlattırıldığı ve şimdiye kadar bu katliamlarda öldürülenlerin iki bin kişi tahmin olunduğu ve buna ivedilikle ve kesin olarak son verilmezse çevre vilâyetteki müslümanların da ayaklanarak bütün hıristiyanları katletmelerinden korkulduğu, haber alınmıştır. Ermeniler için düşünülen siyasî tedbirlerle, onların kontrol altında tutulmasına yönelik tedbirlerin, diğer hırıstiyanlara da uygulanacak şekilde genişletilmesi kesinlikle uygun olmadığından, kamuoyu üzerinde çok kötü etkiler bırakacak ve bilhassa bunun üzerine hırıstiyanların hayatını tehlikeye sokacak bu türden olaylara derhal son verilmesi ve gerçeklerin açıklığa kavuşturulması.
Talat Paşa, Dahiliye Nazırı”

deryatulga
23.10.06, 16:49
diyelim örnek vereyim.
ben yabanci biri olsam ve bu arsivi bana gösterseler aynen bunu derim"kenti elinizlen mi yazdiniz"
KARS VE ARDAHAN HAVALİSİNDE MÜSLÜMANLARA VE ESİRLERE YAPILAN SOYKIRIM (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)

bana sorarsaniz böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)arsivi kimse ciddiye almaz ve ikna olmaz.

beyinime girip psikolojik bakimindan ikna olmadigimi anliyorsunuz demi.
cünkü böyle arsivleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili) nerden aliyorlar?
en önemliksi neden orjinal arsivleri, böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)kopya olarak arsiv diye millete sunuyorlar?
orjinal delilden kopyalayip millete sunmak bence yanlis ayni taklit yaziya benziyor.

ben diyorumki? gercek arsivi yayinlasinlar, böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)yapacaklarina daha iyi cünkü ikna olunmaz.

valla hocam, gercek arsivleri bana verseler, ben bile cep telemle o gercek arsivin fotografini cekerim.
peki bunlar neden öyle dedigim gibi yapmiyor ve böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1#secili)yapiyor?

Herkes senin gibi iyi niyetli olmadigi icin! Bu isi hallederiz diye ortaya atilanlarin cogunun gözü aslinda, para, pul, ünlenmede oldugu icin! Bir de bütün bu cikarlari kestirmeden saglama pesinde olduklari icin! Isin kisacasi bu! Bu Yagma Hasanin Böregi düzenine karsi cikarsan senin cahil oldugun,
kendilerinin ise bilginlik ve bilgelik aniti oldugu haberlerini yayarlar. O da yetmez, Alman, hatta Ermeni ajani olursun. Ben kasarlanmis oldugumdan bu numaralar sökmüyor ama genc insanlar cabuk kirilip güceniyorlar tabii. Ama ne varsa da onlarda var, onlarin yetistikleri fideleri hoyrat ayaklari ile ezenler de bunun farkinda zaten.

deryatulga
23.10.06, 17:29
İlginç! Bu da nereden çıktı? Evet, Birikim’de böyle bir yazım çıktı.
Öyle büyük bir buluş yapmak veya hiç duyulmamış bir iddiada bulunmak
için değil, sadece Ermenilerin sistematik bir kıyım yaptıklarını
göstermek için sunulan rakamlarda bazı tutarsızlıklar gördüğümden
yazdım bu yazıyı. Bu konuyla ilgili son sözü söylediğim gibi bir
düşüncem de yok. Dedim ya, sadece rakamsal tutarsızlıklara işaret
etmek için yazdım. Bitlis konusundan aslında ben de çok emin
değildim ve bu yüzden elimde var olan bilgiyle hareket ettim.
Neticede dini açıdan kutsal bir metin yazmaya çalışmıyordum. Eğer
yanlışlığı gösterilirse yanlışımı düzeltir yoluma devam ederim.

Bu arada hazır söz yanlıştan açılmışken, şu “Ermenilerin Doğu
Anadolu’da neredeyse bir karıncayı bile incitmediklerini ima yolu
ile” belirttiğim meselesine değinmek istiyorum. Böyle bir şeyi
yapmış olduğumu sanmıyorum. Üstelik biraz daha ileri gidip burada
hiç de hoş olmayan bir saptırma olduğunu belirtmek de istiyorum.
Çünkü yazımın son paragrafının başında şöyle demişim.

“Bu tartışma bizi nereye getirir? Ermeni çetelerinin Müslümanları
katletmiş olduğunu biliyoruz. Fakat burada soru Ermenilerin
sistematik bir etnik temizlik gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri
meselesidir.(…)”

Ya ben Türkçe bilmiyorum ya da birileri sekiz buçuk yaşındaki
kızımın metni okumadan soruları yanıtlama yöntemini bağımsız bir
şekilde keşfetmiş; ama kızım bunun aslında çok da verimli bir yöntem
olmadığını çoktan çözdü. Gene de, ne yalan söyleyeyim, kızım
okumadan atma konusunda daha başarılıydı ama bunlar ilkokul ikinci
sınıf metinleriydi; hem çok daha basitler hem de resim içeriyorlar.

Bir de “seleksiyon” meselesi var. Evet, bu yazıda Van’dan Anadolu
içlerine kaçanların 208.000 olduğuna dair bir cümlem var. Bu rakamı
garip karşılamamış olmam Kamil Turan’ı şaşırtmış. İlk önce bu
rakamın kullanıldığı cümleyi aktarayım:

“(…) Ayrıca Dündar’ın, 11 Mayıs 1919 tarihinde Tasvir-i Efkar
gazetesinde yayımlanmış resmi bir istatistikten yararlanarak
naklettiği rakamlara göre de, Van’dan savaş sırasında 208.000 kişi
başka yerlere iltica etmiştir. (…)”

Her şeyden önce bu rakamın savaş boyunca Van’dan iltica edenlere ait
olduğunu, oysa bu yazıda yapılan tartışma açısından bizi asıl
ilgilendirenin buradan 1916’ya kadar kaç kişinin ayrıldığı olduğunu
bu cümlenin hemen arkasından belirtmişim. Fakat bu çok önemli değil.
Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, yazının resmi bir istatistikten
geldiğinin söylenmesi. Benim yazım da zaten rakamların çelişkili
olduğuna dair. Yani bu rakam doğrudur diye bir iddiam yoktu ama
resmi rakamlara bağlı kaldığımızda ortada çözülmesi gereken bir
çelişki olduğunu ve bu yüzden de sistematik bir etnik kıyımdan en
azından bu rakamlara bağlı kalarak bahsetmenin sorunlu olduğunu
göstermeye çalıştım. Demek ki aşırıya kaçan bir durum yok.

Aslında bu yazıyla zaman harcamak gereksiz. Dediğim gibi büyük bir
buluş söz konusu değil bu yazıda. Hele bir de yazının pek dikkatli
okunmadığını keşfedince iyice çekilmez oluyor bu tür sözde
eleştirilerle uğraşmak.

Bu arada bir kez daha evet, elbette birçok kişiyi okuyabilirim ve
okuyorum da ama amacım Ermenilerin sistematik bir kıyım
gerçekleştirdiğini keşfetmek değildi, sadece bu amaçla sunulan
rakamların içerdiği çelişkiye işaret etmek istiyordum.


Ermeniler Anadolu’da kıyıma uğradılar mı, bir soykırımdan
bahsedilebilir mi? Bir önceki yazımda ima etmeye çalıştığım gibi, bu
soruları “bilimsel” yöntemleri kullanarak veya bazı arşivlerde bizi
bekleyen “gerçeklere” ulaşarak yanıtlamak hiç de göründüğü kadar
kolay ve sorunsuz bir iş değil. Kendimi bu konuda en azından bir
parça şanslı görüyorum. Öyle elimin altında bazı arşivler olduğundan
değil, ama olayları en azından Samsun’da görmüş birisiyle konuşma
imkânım olduğundan. Konuştuğum kişi kendi büyük dedem olduğundan,
kendisi o yıllarda bir yetişkin ve Samsun’un idari işlerinde de
görev alan varlıklı ve eğitimli sözü geçen biri olduğundan, olayları
aslında Ermenilerin Van ve Bitlis’te yaptıklarıyla başlattığına
inandığından, bu olaylardan maddi çıkarı olmamış olduğundan,
Ermenilere de çok bayılmadığından (daha çok Rum arkadaşları varmış),
üstelik bir de Kazım Karabekirci olduğundan, söylemiş olduklarının
doğruluğundan pek bir şüphem yok. Tabii ki biz soykırım yaptık
demedi. Nasıl diyecekti ki? Öyle bir kavram onun dünyasında yoktu.
Sadece “Vıy, Kocadağ’ın ötesine geçtin mi hepsini kesiyorlardı; o
kadar çok kestik ki türküler yaktık kestiğimiz kellelere” demekle
yetindi. Kendisi katıldı mı bilmiyorum? Bundan fazlasını anlattı mı?
Hayır. Onun için ne anlamı vardı bunların, onu da bilmiyorum.
Anlattığı yıl, diplomatlarımızın Asala tarafından öldürülmeye
başladığı yıldı. İşin ilginç tarafı kendisi Elmadağ’daki Ermeni
hastanesinde öldü ve o hastaneye yatırıldığını öğrendiğinde epey bir
olay çıkartmış beni bunların arasında bırakmayın diye. Hastanede
sadece Ermeniler mi çalışıyor bilmiyorum ve sanmıyorum da. Tüm
bunlardan nasıl bir sonuç çıkartabilirim? Tabii ki soykırım sonucuna
atlayamam ama en azından Samsun’da hiç de hoş olmayan bazı olayların
gerçekleşmiş olduğu sonucunu çıkartabilirim.

Bu, büyük dedemin bana anlattığı tek olay değildi. Kendisiyle bir
yıl boyunca aynı odayı paylaştım. Doksanlı yaşlarına ulaşmıştı. Bir
yıl boyunca sürekli konuştu. Bir öyküsü de saklandığı yerden çıkan
bir Rum kadının nasıl birisi tarafından tüfekle vurulduğuydu. Buna
benzer bir yığın öykü. Bunlar bana çok yakın bir tanığın
anlattıkları, diğer yanda da çeşitli arşivler. Kimse kusura
bakmasın, benim için belirleyici olan bu olayları görmüş tek
tanığımın anlattıkları. Dediğim gibi, buradan yola çıkarak büyük
sonuçlara atlayacak değilim. Belki de Anadolu’nun diğer yörelerinde
hiçbir şey olmadı. Fakat buradan yola çıkarak normal yaşamda
olmaması gereken çok kötü bazı olayların en azından bir yerde
gerçekleşmiş olduğuna inanacağım. Bu konuda tek şanslı olduğumu
sanmıyorum. Başkalarının geçmişinde de benzer kişiler eminim
bulunuyor. Hepsi konuşuyor mu bilemem ama benim akrabam konuştu ve
benim için en değerli arşiv onun söyledikleri. Kesin doğru muydu
söyledikleri? İnsan belleğinin yanılan, çarpıtan ve yeniden
kurgulayan bir yapısı var. Bu yüzden her zaman dikkatli olmak
gerekiyor. Benim ilgimi çeken, çok fazla süslemeden, çok fazla
gerekçelendirmeden (ama kendisine göre bir nedeni vardı) kullanmış
olduğu kestik sözcüğüydü. Bu yıllar sonra gelen bir iç hesaplaşma
mıydı, ölüm saati yaklaşmış birinin hâlâ çözemediği olaylar hakkında
ortaya attığı birkaç sözcük müydü? Bilemiyorum. Ama daha
tartışılacak çok şey var, onu biliyorum.

timuçin

deryatulga
23.10.06, 17:33
Benim Timucin Binder'e yönelttigim aslinda bir uslup elestirisi. Karsi tarafi acimasizca, döndüre döndüre yerin dibine batiranlarin kendi dediklerine cok dikkat etmeleri lazim. Bilindigi gibi Nutuk 1919 ortalarindan baslar. Pek ala Atatürk Bitlis'i kurtardigindan neden bahsetmis. Gerekli metin su anda elimde yok ama hatirladigima göre BMM'nin secilebilme sarti olarak o secim bölgesinde belli bir süre ikamet etme kuralini getirmek istemesini protesto amaciyla edilmis laflardir bunlar. Yani "Benim ömrüm cesitli cephelerde gecti, ayni bölgede yillarca oturmak nasip olmadi!" seklinde hakli bir yakinma. Atatürk her zaman hakli olmayabilirdi de, her zaman haksiz olmadigini da bari ben teslim edeyim.

Bunun yaninda Ermeni Soykirimi iddialarinin meraklilarinin sik sik müracaat ettikleri Hikmet Bayur, bu olaylari anlattigi cildin baska bir sayfasinda da sunu diyor:

"Osmanli Ikinci Ordusu da yiginagini bitirmeden ücüncü ordunun yardimina kosmak zorunda bulundugu icin esasli bir is göremez. Ancak onun XVI.Kolordusu (Mustafa Kemal) ustaca yapilmis manevralarla her bakimdan kendisinden pek güclü olan dördüncü Rus kolordusunu yenip 6 Agustos"ta onu Mus'tan atar. Bir gün sonra Ruslar Bitlis'i birakirlar ve o bölgede genel bir Rus cekilmesi olur. Bu Mustafa Kemal kolordusu 3 Kasimda Van gölünün güneyinde Vastan'i da alirlar. Ancak 1917'nin baslarinda ikinci ordu acliktan geri cekilmek zorunda kalir." Görüldügü gibi Ermenileri kasten ac birakanlar ayni muameleyi ikinci orduya da reva görmüsler, her neyse. Parantezi acmisken devam edelim: Mustafa Kemal'in Dogu Anadolu'da olsun, Filistin Cephesinde olsun kazandigi basarilar askerlik ilmi acisindan Canakkale'dekinden cok parlaktir. Canakkale'de bozuk para gibi harcanan askerlerin travmasinin Mustafa Kemal'de yapici bir etkisi oldugu acikca görülüyor. Buna bakan bazilari da Istiklal Harbinde verilen kayiplara bakarak yapilan askeri harekatin boyutlarini kücümsüyorlar.

deryatulga
23.10.06, 17:37
Sayin Binder'in bana yönelik elestirilerini okuyup da anlamaya calisirken bir yerde icim fena sizladi. Keske ben aslinda 8,5 yasinda olsaydim da, bu edilen laflarin bin katini isitseydim. Notlarima baktigimda Birikim'deki yaziyi ilk defa burada degil, akil ve izanina deger verdigim biriyle de daha 14 Haziran 2005 tarihinde tartistigimi saptayinca özgüvenim biraz daha sarsildi.

Benim Birikim'deki yaziyi gündeme getirmemin saikleri nelerdi? Her seyden önce sayin Binder'in sayin Özgönül'ün Alman arsivlerinde yaptigi ve Ermeni Soykirimi iddiacilarinin hayallerinin bile erisemeyecegi zorlulukta bir calismaya "Belge dedigin ne yazar?" zihniyetiyle yaklasmasiydi. Bunun bir adim ötesi ise "Belgelemek ne yazar?" iddiasidir dogal olarak. Hal böyle olunca Sayin Binder'in belgeleme tarzini cok iyi yansitan Birikim'deki yazisini grupla paylasmak istedim. Burada büyük bir bulus yaptigini veya duyulmamis bir iddiada bulundugunu veya bulunmadigini ise gündeme getirmedim. Herkes kendi birikim ve rutinine göre satir aralarini okumakta serbesttir. Ima ise adi üstünde son derece sübjektif bir algilama. Sayin Binder'in yazisinin basligi "Türkiye soykirima ugradi mi?" Aslinda herhalde "Türkler soykirimina ugradi mi?" demek istemis, zira "Türkiye'de soykirim yasandi mi?" sorusu bazi agizlardan gercekten fazlaca retorik kaciyor. Bu kadar önemli bir soruya verilen tek cevap Yusuf Sarinay'in iler tutar tarafi olmayan katliam listesiymis gibi pozisyon alinca da, aklimiza sunlar geldi. Birincisi belgenin fazlasi göz cikartmaz, ikincisi de bu kadar niteliksiz bir listenin tek kaynakmiscasina ortaya sürülmesi, Ermeni marifetlerinin hep böyle dandik belgelere dayandirildigini telkin etmekle es anlamlidir.

Birikim'in 193/194üncü sayisi herhangi bir sayi degil. "Bir zamanlar Ermeniler vardi!.." gibi dokunakli bir baslik tasiyor. Sanki simdi hic Ermeni yokmus gibi! Burada cikan yazilarin ve fikirlerin cogu, birileri firsat verirse yakinda toplanacak olan Ermeni sempozyumunda elifi elifine tekrar edilecek. Sayin Binder'in yazisi buraya entegre edildigine göre herhangi bir deneme olarak irdelenmesi mümkün degil. Tekrarda fayda var, biz burada Sayin Binder'in vardigi bilimsel sonuca degil, kaynak kullanimindaki redüksiyonist yaklasima isaret ettik ve bunu da Sayin Özgönül'e getirdigi elestiri ile ilintilendirdik, hepsi bu kadar.

Yusuf Sarinay'in listesini akli basinda olan hic bir tarihci kullanmaz. Ancak Hovannissian'in bile kabul ettigi katliamlardan bile haberi olmamasini da elestiri kapsamina almazsaniz, kimse de sizin iyi niyetinize inanmaz. Tarihe merakli Pasalardan biri bu öldürüldügü öne sürülen 523.955 Türk'ü Hamparsum Boyaciyan'a fatura etmis, ona bakarak Aksam gazetesi de daha Milliyet'ten önce aynen zikretmisti. Hamparsum Boyaciyan'in neredeyse 1,5 yil hapis yattiktan sonra 1915 Temmuz'u ortalarinda idam edildigini bilecek kadar belge karistirmamissan böyle fodulluklara kapilirsin. Birilerinin Sebinkarahisari basan Sivas'li Kücük Murat'la "Büyük Murat"Boyaciyan'i karistirdigi belliydi. Firsat düstükce malumatfurusluk sovu yapan Ermeni Soykirimi iddiacilari bu kadar kaba bir yanilgiyi nedense atladilar. Yani "tencere dibin kara, seninki benden kara" durumlari alisildigi vechile siritti.

Sayin Binder "hic bir zaman Ruslarin eline gecmemis" Bitlis'ten bahsederse biz onun bu savdan emin olmadigini nereden anlayacagiz? Üstelik bu Bitlis meselesi en passant edilmis bir laf da degil, ana savlardan biri tam da bu temelin üstüne insa edilmis.

Burada kücük bir stil elemanina isaret edelim. Ermenileri öldürenler nedense hep Türkler, Kürtler, Cerkesler vs.dir. Bunlari öldürenler ise Ermeniler degil, sadece Ermeni Ceteleridir. Sanki bu ceteler Ermeni cemaatinden soyutlanabilecek bir kurulusa sahipmisler gibi! Ermeni Ceteleri ile Ermeniler arasina böyle muhayyel sinirlar cekilirse, kavramasi kit birileri de burada bazi imalar sezerler. Buna da sükür aslinda, Ermenilerle Antranik'in adamlarini bile ayri kategorilerde mütalaa edenler var literatürde. "Ermeni Kahramani Antranik" gecen hafta Berlin'de bir sergi vesilesiyle karsima cikti da oradan aklima geldi. Tekrar etmekte fayda var, birileri Ermenilerin gercekten de sistematik bir etnik temizlemeyi gerceklestirip gerceklestirmedigini irdelemek istiyorsa, bunun yolu "Gel de bos kaleye gol at!" diye bagiran Sarinay'in listesini didiklemekten gecmez. Saptirma iddialarina gelince sadece sunu söyleyebilirim: Karsimdakinin söylediklerini saptirdigim anda kendi elestirimi sirazeden cikartir ve kendi rotami kaybederim. Kaldi ki sayin Binder'in bir ögrencisi bile "Cözemedim ben bu adami yaa!" demis. Üstelik de 8,5 yasindaki cocugun entellektüel kapasitesine bile sahip olmayan birinin, koskoca bir akademisyenin söylediklerini carpitabilecegi biraz celiskili olmuyor mu?

Arsivlerde yatan belgelerden tarihsel gercek üretmek adeti Türkiye'ye de gelirse, Ermenilerin basina gelen seylerin hic de öyle sanildigi kadar gizemli bir tarafi olmadigi görülecektir. Savas öncesi Samsun'da olsun, cevresinde olsun öyle fazla Ermeni yoktu. Ermeni taraftari iddialara göre bunlar cuvallarla denize atilip boguldugundan, yollarda öldürülenlerin sayisi buna göre azaliyor. "Normal yasamda olmamasi gereken cok kötü bazi olaylar" Türkiye'de, hele 1915 tarihinde gerceklesmemis diyenleri ben ciddiye almadigima göre Sayin Binder'in kendi mikrokozmosundan bana yaptigi aktarmalarla hidayete ermeme gerek kalmiyor. Ve yine esas söylemek istedigime dönersem, gerekli malzeme toplanmadan yapilacak tartismalarin da ne bir anlami, ne de zevki oluyor. Onun icin birakalim da Sayin Özgönül gibileri cefa cekmeye devam etsinler.

deryatulga
23.10.06, 17:39
“Tarih gecmisten kalan izlerin belli tercihler ve amaclara göre
yorumlanmasi bile olsa bu adi gecen izlerin 95%ini bos vererek geri
kalanini tahrif etme yolundan gecmez.” (Alıntılandırılmış metinler
Kamil Turan'a ait)

Elbette geçmez ama bir yorumun geçmişten kalan hangi izleri
kapsayacağı neticede yorumu yapan, metni ortaya çıkaran kişinin
seçimidir ki, hangi izlerin aranılan veya ihtiyaç duyulan izler
olduğu sorusunu insanın seçme özelliğini devreye sokmadan yanıtlamak
mümkün gözükmemektedir. Olayları yorumlayanların yorumlarını nasıl
yapacaklarını belirleyen ve onların dışında bulunan bir referans
noktasının varlığı henüz keşfedilmemiştir. Keşfedildiğini bilen
varsa buyursun, böyle bir referans noktasının varlığını tarih kuramı
üzerine olan tartışmalardan yola çıkarak göstersin. Bu
noktanın “hakikat” olduğu düşünülebilirse de, “hakikat” denen şeyin
hiç de öyle insan müdahalesinin dışında olmadığını ve üstelik
insanlar tarafından küçümsenmeyecek ölçüde kurgulandığını sosyal
bilimlerdeki son tartışmalar açık bir şekilde göstermiştir. Bu
tabii hakikatin olmadığına dair bir kanıt değildir ama Tanrı’dan
farksız bir kategori olan hakikatin veya nesnel gerçekliğin
güvenilirliği ciddi bir şekilde yara almıştır.

Bu arada bu izlerin bir bütün halinde gelmediği de üzerinde
durulması gereken başka bir konudur. Neyin iz neyin iz olmadığının
belirlenmesi ciddi bir uğraştır veya olması gerekir. Bir belge tabii
ki geçmişten gelen bir izdir ama bunun nasıl bir iz olduğu ve bu
izin aslında kendi şimdisine ait bir olaylar yığını üzerine bir
yorum olarak veya en azından bir görüş olarak ama her şeyden önce
bir insanın ortaya çıkardığı bir metin olarak görülmesi gerektiği de
unutulmamalıdır. Geçmişin izleri de bir hiyerarşinin parçası
biçiminde gelir, en azından geçmişe ait bir izle karşılaşan
araştırmacı veya bu izin hitap ettiği kişi, söz konusu izi anında
zamansal bir hiyerarşinin parçası yapar. Neticede bizim için
geçmişten iz olan belge, kendi zamanında hiç de böyle bir konumda
olmamış olabilir ki, belgelerin bizim için bile, artık ulaşılamayan
veya çeşitli zorluklarla kısmen ulaşılabilecek bir izin metne
dökülmüş, dolayısıyla da bir ayıklama işleminden geçirilmiş ikincil
izlerdir.

Doğal olarak burada üzerinde özellikle durulması gereken mesele,
geçmişten gelen bir izin ne kadar saf bir şekilde geldiğinin
belirlenmesidir ve bunu kullanacak yorumun da buna göre şekillenmesi
ve bu duruma işaret etmesidir. Belgeleri geçmişten gelen izler
olarak ele aldığımızda ne yazık ki bu ayrıntıya pek dikkat etmiyor
ve neticede belgelerin biçimlendirdiği bir geçmişle uğraştığımızı
gözden kaçırıyoruz. Geçişten gelen izleri bir temizlik işleminden
geçirmek, neyin birincil ve neyin ikincil olduğunu saptamak çoğu kez
olanaksız da olabilir ki kanımca böyledir. Bu durumda temsil edilen,
kurgulanan, tercüme edilen, anlamlandırılan veya ilişkiye geçilen
(hangi yöntem ve buna karşılık gelen terminoloji seçilecekse)
gerçekliğin bu niteliği belirtilmelidir. Okuyucu çoğu zaman kaynak
yaratma sürecini veya izlerin nasıl kaynaklara dönüştüğünü görmez.

Bu arada geçmişten gelen izin saptırılmasıyla izlerin serbestçe
seçilmesinin aynı şey olmadığını da belirtmek gerekiyor. Geçmişten
gelen bir izin fiziksel yapısının değiştirilmesi daha çok
dürüstlükle ilgili bir meseledir ama örneğin elli tane izin içinden
sadece on tanesinin seçilmesi araştırmacının seçimidir ve ne nesnel
ne de dürüst olmamakla ilgilidir. İnsanlar yorumlarını uygun
gördükleri izlerden yola çıkarak oluşturma da özgürdür. Çıkar bunu
eleştiririz ve karşı yorum sunarız ama bu yorumcunun dürüst ve
nesnel olmadığını söyleyemeyiz. Bir izin içeriğinin
değiştirilmesiyse önemli bir soruna işaret eder ama burada bile,
eğer mesele geçmişten gelen bir izin fiziksel yapısının
değiştirilmesiyle değil de (örneğin bir belgede cümlelerin silinmesi
veya metnin eksik aktarılması), o izin bir kanıt veya gerçek (fact)
durumuna dönüştürülmesi süreciyle ilgiliyse (böyle bir süreç
vardır), o zaman bu durumda da dürüst veya nesnel olmama suçlaması
getirilemez. Tahrifatın tarih üretiminin ayrılmaz bir parçası olduğu
unutulmamalıdır.

“Tarihci ulasabilecegi her kaynagi nesnel ve tarafsiz olarak
degerlendirmezse onun bileti bilim adamligi disinda özel bir konumu
yoksa aninda kesilir.”

Tarihçinin ulaşabildiği her kaynağı nesnel ve tarafsız
değerlendirmesinin bir yolu hâlâ bulunabilmiş değildir. Eğer böyle
bir şey mümkün olsaydı, bugün gördüğümüz tartışmaların olmaması
gerekirdi. Oysa aynı kaynakların farklı yorumlara yol açtığını
görüyoruz. Yoksa bu yorumların bir kısmının nesnel ve tarafsız
olmadığı gibi bir sonuca varmamız, dolayısıyla da bazı
araştırmacıların işine son vermemiz mi gerekiyor?

“A yorumunu destekleyen a,b,c,d kanit ve gerceklerine sarilirken
bunun canina okuyan e'den z'ye diger kanit ve gercekleri ört bas
edersen bu
sadece saptirilmis bir yorum olur.”

Saptırılmış yorumun olması için bir yerlerde doğru yorumun var
olduğunun kabul edilmesi gerekiyor. Eğer bir yorumun saptırılmış
olduğunu anlayabiliyorsak, çözülmeye çalışılan meselenin ne olduğunu
da biliyoruz demektir. O zaman niye uğraşıyoruz? Tarih, seçilen bir
bakış açısını ifade etmek üzerinedir ve eğer henüz farkında
değilsek, bu bakış açısı ayrımcı bir bakış açısıdır. Yorumcu
istediği gibi yorumda bulunabilir. Katılır veya katılmazsınız ama ne
tür bir yorumda bulunabileceğini dayatamazsınız.

Selim Deringil çeşitli fırsatlarda (bir keresinde bir televizyon
programında) taban tabana zıt yorumların aynı belgelerden
çıkabileceğini ifade etti. Ayrıca bu konuyla ilgili olarak Toplum ve
Bilim’in Kış 2001-2002 sayısında bir yazısı çıkmıştır. Burada şöyle
bir ifadesi vardır: “Amacım, Osmanlı arşiv belgelerinin küçük bir
örneğini eleştirel olarak çözümlemek ve tüm tarihçilerin bildiği,
ancak bazen görmezden geldiği, aynı belgenin çok çeşitli, hatta
bazen karşıt yönlere “çekilebileceği”ne işaret etmekti” (141). Bu
satırlar, Deringil’in farklı yorumların olabileceğine inandığını
göstermiyor. Kendisi tek bir doğru yorumun olabileceğine inanıyor
olabilir. Fakat aynı belgenin çok farklı yorumları desteklemek için
kullanılabileceğini iddia ediyor ki, bu da belgelerin, bakılır
bakılmaz doğruyu yansıtan nesneler olmadığına işaret ediyor.
Aslında bu, modern tarihçiliğin çok alışkın olduğu bir durum ve
gayet de normal kabul ediliyor. Normal kabul edilmeyen, kaynakların
fiziksel tahrifatıdır. Demin de belirttiğim gibi, düşünsel tahrifat
tarihin özündedir. Tahrifat takıntısı olan tarihe bulaşmamalı.


“Bunun disinda 1915'i bizzat yasamis insanlarin sadece ve sadece
kendi mikrokozmoslarini algiladiklari, bunu da son derece öznel bir
sekilde yaptiklari belli iken, yasananlari belgelerle sinamadan
genellestirmenin tarihcilikle bir ilgisi yoktur. Cok daha az
dramatik ve travmatik olaylarin bile anlatilirken cogunlukla
istenmeden nasil carpitildigini kriminoloji kitaplarindan okumak
mümkün.”

Yaşananları belgelerle sınamak her zaman mümkün müdür? Bu bir.
İkincisi, belgelerin her zaman gerçekleri yansıttığı ne zaman
kanıtlandı? Belgelerin de sınanması gerekmiyor mu? Belgeleri
yazanların öznel tercihlerini yansıtmadıklarını nereden biliyoruz?
Ayrıca neden böyle bir öznel tercih fobimiz olması gerekiyor?

Mikrokozmozların öznel bir şekilde algılanması çok normal. Nesnel
bir şekilde algılanan mikrokozmoz nasıl bir şey diye düşünmeden
edemiyorum. Ayrıca bazı mikrokozmozların günümüzde kabul edilmiş
tarihsel anlatı biçimlerine uygun bir şekilde tercüme edilememesi
gibi bir sorun da mevcuttur. Bu konu için Hindistan’ın
subaltern’cilerine bakmak epey eğitici olabilir. “Dinime küfrettiği
için isyan ettim” gibi öznel nitelendirilebilecek bir
anlatının “günümüzün modern tarihçiliğinin” kabul ettiği normlar
doğrultusunda bir tarihsel anlatıya çevrilmesi ciddi sorunlar
içermektedir. Bu kişiyi yanılmış birisi olarak görebiliriz ama
neticede isyan etmesinin nedeni söylediği nedendir. Biz buna aslında
bunun doğrusu budur ve bu kişiler yanlış bir şekilde söylemiş
oldukları nedenlere inanıyorlardı dediğimizde gerçekleri ne
derece “nesnel” bir şekilde yansıtmış oluyoruz? Yukarıda bahsedilen
şekilde isyan edenin açıklaması öznel tercih oluyor da tarihçininki
olmuyor mu?

Travmatik olayların istenmeden çarpıtılması meselesine gelince,
bakın bu konuda yazdığım bir çalışmayı sunabilirim. Virgül’de
yayınlandı. Dileyenler okuyabilir. Burada çok kısa bir şekilde şunu
söyleyebilirim. İnsan belleği gerçekleri seçen, çarpıtan, yeniden
kurgulayan ve bazen yaratan bir organdır. Bellek dediğimiz şey
sanılanın aksine hiç de bir fotoğraf makinesi gibi çalışmamaktadır.
Özellikle travmatik olaylarda büyük bir seçicilik söz konusu
olabilir.


“Bu yapildiktan sonra isteyen birinci iddia sahibinin sadece
yanildigini mi yoksa düpedüz yalan söyledigini mi tartisabilir ki bu
aslinda tarihcinin esas calisma alaninin disinda kalmaktadir.”

Herhalde ilginç bir çalışma, kültürümüzde tarihçilerin ve
tarihçiliğin nasıl görüldüğü üzerine olabilir. Sadece ya tarih ya da
yalan biçiminde iki seçeneğin mümkün olduğu düşünülüyor. Tabii yalan
da hakaret ve hakaret eden ayrıntılarını getiriyor. Oysa tarihi,
bugün yaşayanların varlıklarını ve içinde bulundukları koşulları
zamansal ve ayrımcı bir kurgu şekinde geçmişe (ortaçağda geleceğe
bakarak yapmak da var) bakarak anlamlandırması olarak
tanımladığımızda, karşımıza hem doğrunun hem de yanlışın bazen
birlikte bazen de ayrı bir şekilde ifade edildiği bir alan çıkıyor.
Bugünün doğrusu kolaylıkla yarının yanlışına dönüşebiliyor ve bu
çoğu zaman daha iyi araştırma tekniklerinin ve farklı kaynakların
bulunmasıyla ilgili olmayabiliyor da. Şu gökten gelen ilahi mesaj
(hakikat) zihniyetinden bir kurtulabilsek ne toplantılara izin
vereceğiz ya.

timuçin

deryatulga
23.10.06, 17:42
Sayin Binder'in elestirisini okuyunca kendimin sadece okudugumu anlamamakla kalmayip, söyledigimi de anlatamadigimi fark ettim. Ondan dolayi burada aciklamalari biraz genis tutarsam affola! Sayin Cem Özgönül 30000 kadar Alman Belgesini inceledikten sonra bunlardan 500'den azini inceleyerek varilan sonuclari cerh edebilecegini söylüyor. Bu belgelerin her biri ayni kolleksiyona ait olduklarindan belli bir ic tutarliliklari vardir. Yani Özgönül kalkip da Alman belgelerini Osmanli kaynaklarina dayanarak cürütme gibi bir cürette de bulunmuyor. Ayni dizi icinde yapilan düzeltmeler bir yana, ayni dizi icinde ortaya cikan celiskilerin apayri bir anlami oldugu da belli. Birilerinin hosuna gitti diye, Ermenilerin 94%ünün katledildigi iddiasinin üstüne dogrudan atlamak tarihcilik degildir mesela. "Böyle bir iddia vardir ve su sebeplerden akla yakindir veya degildir!" dense kimsenin itiraz edecegi yok. Isteyen bu savi sonradan istedigi gibi elestirir. Ama belgeyi kasten her türlü sinamadan azade olarak kullanirsan, eloglu da senin sadece kuram ve yöntem egemenligini degil, ayrica bilim namusunu da sorgular. Olaylari kimin ne sekilde yorumlayacagina bundan bagimsiz olarak kimsenin karistigi yok. Tam tersine Cem Özgönül'ün biraz dramatize ederek yansittigi gibi, Ermeni Soykirimi Iddiacilarini elestiren her sesi bogma girisimleri var. Gayssot Yasasinin Ermeni Soykirimi'na tesmil edilmesi icin baski yapan Ermeni diyasporasinin kendisi degil mi? Madem ki göreceligin sinirlari bu kadar genistir, bu arkadaslarin hosgörüsüzlügü nereden kaynaklaniyor?

Meseleyi biraz basite indirgeyip soralim: Modern tarih bilimi kurallarinin gecerli oldugu ortamlarda Ermeni Soykirimi kadar serazat islenen baska kac konu vardir? Yüzsüzlük o dereceyi bulmustur ki, kurulmasi planlanan tarihciler komisyonuna Türk tarafindan kimin katilacagi bile AB'li dostlarimizca dayatilmaktadir. Ama o zatin bu konuda behresi yokmus, kimin umurunda? Devlet adina soykiriminin taninacagi ve özür dilenecegi sözünü verecek kadar güclü konuma da kendisini AB getirmemistir ki! Ne var ki gercek üniversite ortaminda bilimsel referansin üstünde hic bir sey olamaz. Pek ala bu konu hakkinda tek satir yayinlamamis, tek belge okumamis zat hangi ölcütlere dayanarak Türkiye'yi temsil etmeye layik görülmektedir? Normal sartlarda Türk tarafinin kiyameti kopartmasi gerekirken neden sustugunu merak eden yok mu aramizda? Bütün bunlara bakildiginda "hakikat" denen şeyin hiç de öyle insan müdahalesinin dışında olmadığının ve üstelik insanlar tarafından küçümsenmeyecek ölçüde kurgulandığının sunulacagi adres ben degilim. Belgelere önem vermem de bu tür müdahale ve kurgulari asgariye indirmak amacina dayaniyor. Yoksa ben de yerinde "quid est veritas?" sorusunu soracak kadar izana sahibim. Maamafih kili kirk yarmayi da abartirsak sonunda Mete Tuncay'in bir zamanlar Yalcin Kücük'ü tige almak icin söyledigi, Napoleon'un yasayip yasamadigini tartisma durumuna düseriz.

Neyin iz, neyin iz olmadiginin tartisilacak bir tarafi yok, cünkü iz izdir. Izden ipucuna oradan da kanita yönelirken, herkes birikimi capinda süzgeclere bas vurur. "Ermeniler sadece su olmayan yerlere sevk edilmislerdir!" diye bir iddia varsa ve bu yerler harita üstünde sadece ve sadece nehir kiyilarinda bulunmaktaysa, elmizdeki haritanin sürrealist olup olmadigini da tartisabiliriz aslinda. Veya daha bilimsel havaya yatarak nehirlerin mevsim debilerini bularak adam basina kac lirte su düstügünü tartisiriz. Sözün kisasi belli kurallara riayet eden tarihci "Herhangi birinin elyazisiyla 6 satir ver, onu ipe göndereyim!" zihniyetinin yabancisidir.

Bir arastirmaci ayni kaynaktan gelen celiskili bilgileri gizliyorsa bunun özgürlükle bir ilgisi yok. Amerikan filmlerinden bilinir, "gercegi, sadece gercegi ve bütün gercegi" söyleyecegine dair yemin eder orada aktörler. Söylenmis her söz tek tek gercege uysa bile, ifadenin tamamina bakildiginda bunun aslinda mahkemeyi aldatmaya yönelik yanlis bir söylem olabilecegi Alman ceza hukuku ictihadlarinda var mesela. Normal taniga taninmamis bu özgürlügün meslekten tarihciye tanindiginda biraz tevatür var bence. Dürüst veya nesnel olmayan yorumcu tiplemesi de bana ait degil, bunun ideal örnegi Holocaust Inkarcilari arasindan cikiyor.

Tarihci olabildigi kadar nesnel ve tarafsiz olur. Bunun ölcütü ise yine kendisidir. Ne kadar cok yayin yapmissa o kadar karsilastirma firsati vardir. O zaman ya kendisinin elinden fazlasinin gelip gelmedigi saptanir, ya da kasten bir seyler kurguladigi kanitlanir.

Her yerde eldeki verilere oranla bir dogru yorum vardir. Bir nokta sonsuz dogrulara, iki nokta tek dogruya, üc nokta ise bir daireye isaret eder. Diger iki noktanin varligi bilinip de sadece tek noktanin degerlendirilmesine gidilirse yorumun siniri da sonsuza dayanir ki, bunun sosyal bilimle uzaktan ve yakindan bir ilgisi yoktur. Birileri simdi kalkip da lutfen, Öklid, Lobacevski, Riemann hikayeleri anlatmaya kalkmasin. Merami olan ne demek istedigimi anlamistir.

Ortada cözülmek istenen bir sey yok, tam tersine a priori kabul edilmis, merkezden planlanmis ve yönetilmis bir Ermeni Soykirimi gercegi dayatmasi var. Bu edilen laflar parlamentolarin aldigi kararlara baz teskil etmese, yine de dert degil. Yurt disindaki vatandaslarimiz ayri bir duyarlilik gösterdiklerinden Cem Özgönül gibileri de ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar.

Tahrifatin tarih üretiminin ayrilmaz parcasi oldugu dogru. Alt tarafi koskoca Papalik müessesesi Incil'e eklenen bir cümlecige dayaniyor ve bunun böyle oldugunu da Papalik dahil kimse tartismiyor. Bu emri vaki yapilan sahtekarligi ortadan kaldirmadigi icindir ki tarihe giris seminerlerinde hala ögretiliyor.

Arastirmacinin görevine tarihsel bir olaya degisik yorum getirdigi icin son verilmez ama nümayiskar bir sekilde nesnellik ve tarafsizlik kurallarini cigneyen birisinin arastirmaci yapilmasi zaten düsünülemez. Burada dogal olarak gercek akademik ortamdan bahsediyoruz.

Liseden beri aklimda kalmis bir örnek vardir. Adamin biri önce viski/kola ardindan konyak/kola ardindan da cin/kola icmeyi dener. Hepsinin de karacigerini bozdugunu görünce ortak faktör olan kolayi icmekten vaz gecer. Alkolün karacigere verdigi zarar genel olarak bilindigine göre bu zatin yorumuna acaba ne demeli? Yorumun saptirilmis oldugunu elimzdeki nesnel ve somut kanitlara dayanarak söylüyoruz. Bunu söylemeden önce de yorumu saptiranin cözmeye calistigi meseleyi kendi meselemiz addediyoruz. Yoksa "Ermeni Soykirimi" adi tasiyan bir kitap "Ermeni Soykirimi yok ki!" lafini geveleye geveleye ne okunur, ne anlasilir ne de irdelenir. Yorumcu temiz calismis olmasina ragmen klasik anlamda mantik hatasi yaparsa da buna normal elestiri getirilir. Ancak Ermeni Soykirimi iddialarinin bazi kuyruklu yildizlari "Ben bu konuyu tarrtismam!" dedikten sonra ayni iddianin son derece saglam belgelere dayandigini iddia ederlerse, normal bilimsel terbiye ve jargona sadik kalmak zor oluyor.

Belgelerin bakilir bakilmaz dogruyu yansitan nesneler oldugunu ancak hayatta hic belgesel calisma yapmamis biri iddia edebilir. Özellikle birincil belge calismasi neredeyse tasari geometri yöntemlerini andiran bir sekilde yürütülürse saglikli sonuclar verir. Isi bu kadar abartmak istemeyenlerin modern matematikten vazgecebileceklerini hic sanmiyorum. Alisilmis sillojizmlerle tarih gemisi genellikle karaya oturuyor. Buna ragmen tahrifat takintimiz olmadigini kanitlamak icin "Andonyan Belgeleri" misalinde oldugu gibi düpedüz enayi yerine konmak zorunda da degiliz. Ayrica tahrifata bu kadar övgü düzmek modern ABD tarih ekollerine has olmali. Benim gibi diplomasi küflenmis olanlara bu cok yabanci geliyor. "Yakin Cag tarihinin baslica ödevi efsanelerin olusmasini engellemektir!" denirdi benim gencligimde. Bu nasil yapilacakti? Sistematik olarak belge tahrif ederek mi?

"Yasanmis mi önemli, belgeler mi?" kurnazliginin patronlari belli. Biz de burada olaylarin canli sahitlerinin aslinda en güvenilmez taniklar olduklarinin altini cizdik. Kaldi ki Ermeni Propagandasinin isine gelmeyen tanikliklarin günümüze ulasmasi akla gelebilecek her yoldan engellenmis ve propaganda amacina yeterince hizmet etmeyen anilar tarihin karanligina gömülmüstür. Degisik bir fikir öne sürmek isteyen Ermeninin TBMM arastirma komisyonu huzurunda diger Ermeniler tarafindan azarlanarak susturuldugunu bazilari galiba unuttular!

Yasananlar elbette belgelerle sinanir. Birisi bir kafileden kendisi disinda kimsenin sag kalmadigini iddia etmisse ve belgeler aslinda bunu anlatanin kafilenin gerisine düserek izini kaybettigini kanitlasa, ne olacak? Böyle durumlar cok. Sghomon Tehlirian da yasadiklarini anlatmis. Bastan sona yalan olduklarini neyse ki Ermeni propagandasi da itiraf etti de, biz bunu belgelerle kanitlamaktan kurtulduk. Yoksa son derece basit bir istir.
Belgeyi sinamak, yani Almanlarin deyimiyle onun ters yüzünü de okumak zaten tarihcinin birinci görevi. Ermeni Soykirimi iddiacilarina getirilen bas elestiri de bu! Belgeleri yazanlarin özel tercihlerini dikkate almaya kalksak zaten o zaman misyoner kaynakli her iddiayi cöpe atmamiz gerekir. Bunu yapanlar da var. Dogru olmadigi bellidir. Tarihcinin görevi de tarihsel gercegi mümkün oldugunca bu "tercihlerden" ayiklamak. Biyografi yazarlari cogunlukla tarihi sahsiyetlerin can düsmanlarinin yazdiklarina bel baglamak zorundadir. Tacitus'tan hangimiz vaz gecebiliriz? Ne mal oldugunu bile bile!

Mikrokozmos nesnel olarak da algilanir, sizofrenlik süphesi yaratsa da! Adamin biri cok vergi verdigi icin isyan etmez, verdigi verginin miktarindan hosnut olmadigi icin isyan eder. Bunun tartisilacak bir tarafi yok. Alinan verginin gercekten tahammül sinirlarini asarak o insani isyana sevk edip etmedigi ise tartisilabilir. Bunun yaninda tarih yanlis anlasmalardan kaynaklanan catismalar hatta devrimsel kalkismalarla dolu.

Is tarihcilikten cikartilip onun hic tartismamasi gerektigi bellek sorunlarina gelince, aklima Alain'in bir sözü geldi: "Partenon'u hatirliyorum mu dediniz, söyleyin bakalim kac sütunu var?" Bunlar tarihcinin ugrasacagi seyler degildir. Tarihci anlatilanlarda bir yanilgi payi oldugunu ihtimal olarak görerek, ulasabildigi diger kaynaklardan sinama yapar. Yoksa kalkip da her anlatilani psikolojik bir süzgecten gecirmez. Tarihci gecinenlerin yaptiklari en büyük hata ise travmatik olsun veya olmasin bu yasanmislari genelleyerek islerine gelen insan gruplarina tesmil etmeleri. Dadrian'in "Yürüyüslerden sag kurtulabilen 10% dolayindaki Ermeni'nin hesabi da kamplarda görüldü!" iddiasinin en kibar yollu tarifi bu.

Sadece tarihci ve yalan secenegi olsa, normal yanilgi seceneginin alti devamli cizilmezdi. Yalancilik da, yanilgi da Ermeni Sorununu tarihcilikten baska her kisveyle tartisanlarin her iki cephesinde de bulunuyor. Yalanla yanlis arasindaki farki ceza hukuku hangi metodlarla saptiyorsa, biz de ayni yola bas vuruyoruz. Fazlaca felsefe acikcasi biraz dekonstrüktif hatta tahrip edici etki yapiyor. Tarihsel dogrular ancak yepyeni belgelerin ortaya konmasi veya devrimci arastirma yöntemlerinin uygulanmasi ile degisir. Bu ilkeye gökten gelmis ve gelecek ilahi mesajlar da fark etmez. Gerisi filozof mugalatasidir.

deryatulga
23.10.06, 17:53
Evet Falcon, artik Türkiye'de bile tarih tartismalari bu düzeyde yapiliyor. O zaman burada bizlere düsen görev de birikimimizi pekistirip, tartisma kültürümüzü gelistirerek yapilan saldirilari gögüslemek. Ancak sana nacizane bir de ögüdüm var. Bazi adamlar simdi burada okuduklarinin bir kac cümlesini degistirerek konferanslarinda kullanacak ve parsa toplayacaklardir Onlar bu isin asalak takimi, yaptiklari sizleri etkilememeli. Sizin yapacaginiz sey eger burada bir sey ögrendiyseniz, bir o kadarini da kendi gayretinizle bunun üstüne katmaniz, hosunuza bile gitse papagan gibi ezberlememeniz!
Bu sekilde öyle bir piramit yükselir ki, onun tepesine kurulup oturmak icin karsi tarafta kimsede cesaret kalmaz. Bizim nesil hala tas ocaklari ile insaat alani arasindaki yolu lesakbabalarindan kurtarma savasi veriyor. Sizler bu evreyi mutlaka asmak zorundasiniz. Bizler de size elimizden geldigince yol gösteririz!

TSfalcon
23.10.06, 23:52
Herkes senin gibi iyi niyetli olmadigi icin! Bu isi hallederiz diye ortaya atilanlarin cogunun gözü aslinda, para, pul, ünlenmede oldugu icin! Bir de bütün bu cikarlari kestirmeden saglama pesinde olduklari icin! Isin kisacasi bu! Bu Yagma Hasanin Böregi düzenine karsi cikarsan senin cahil oldugun,
kendilerinin ise bilginlik ve bilgelik aniti oldugu haberlerini yayarlar. O da yetmez, Alman, hatta Ermeni ajani olursun. Ben kasarlanmis oldugumdan bu numaralar sökmüyor ama genc insanlar cabuk kirilip güceniyorlar tabii. Ama ne varsa da onlarda var, onlarin yetistikleri fideleri hoyrat ayaklari ile ezenler de bunun farkinda zaten.

TSfalcon gibi vatndas ne düsünüyor bu sanalda yayinlanan arsivlere?

yanlis anlasilacagim diye biraz cekinip, sanalda dolasan arsivler hakkinda yazmak istemiyordum. cünkü biri karsima cikip "hop sen soykirim var diyorsun" diyecek diye cekinmistim. oysa hic ilgisi yok.

siz, yillardir sözde soykirim konusunda mücadele ettiniz ve bilgilisiniz.
ama ben??

devlet arsivleri sitesine giriyorum, "iste belge görüntüsü"
diye yazinca "iste yakaladim aradigimi" diye sevinerek bilgisayarima yüklüyorum ama hayal kirikligina ugruyorum. yabanci bir foruma o arsiv görüntülerini eklesem vallahi ciddiye almazlar beni ve rezil olurum. cünkü o arsiv görüntülerini öyle bir yapmislarki, orjinalligindan resmen cikmis.

hocam, biliyorum hakli oldugumuzu ama psikolojik bakiminda internete sunduklari böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1)arsivler beni ikna edemedi. ben acik sözlüyüm.

hadi siz yine gercek arsivleri gördünüz ama ben görmedim. benim gibi görmeyn milyonlarca insan var. bu demek degilki arsivi ayagima kadar getirsinler. demek istedimki! adam gibi orjinal arsivleri scanen etsinler ve internette yayinlasinlar. eger edemiyorsalar, bu isi biraksinlar ve arsiv diye rezil etmesinler bizi diye düsünüyorum. zira (devlet arsivleridir ismi) bari devlet lafini etmesinler (kisisel arsiv) diye yayinlasinlar diye düsünüyorum.

tek süphelendigim! bu arsivleri mahsuzdan böyle yayinliyorlarki, kimse bizi ciddiye almasin yani, amaclarina ulasan örtülü para hastalari olabilir diye düsünüyorum.

siz beni anladiniz demi?
lütfen o ekledigim arsivlere (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1)cok dikkatli bakin. ama yazilara degil sakin. dikkatini ne cekecek söyleyimi! yazilar, neyin üstünde yazildi? tahta mi, beton mu veya kagitin üstünde mi yazildi? belli degil.

iste adam gibi scanen etsinlerki, yazinin orjinal kagit üstünde yazildigi anlasilsin diye düsünüyorum. yoksa böyle (http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=991&belge=1)görüntülere kim inanirki?

hocam, sözde soykirim konusunda türkiye yenilecektir. galib ise ermenistan olacak. ereminiler ülkemde yazar cikariyor, tarihci cikariyor üstelik soykirim propagandalarini cok rahat ediyor.
peki, ermenistanda türk tarihcileri var mi veya fikrini yazacak yazarimiz?
eger ermenistan türklere izin vermez diye yazacaksaniz, bende ermenistani kutlarim. cünkü demokrati kurallari sadece bizim gibi usaklik eden ülkeye isler.

TSfalcon
01.01.07, 23:26
SEHIT DIPLOMATLARIMIZ:

27.01.1973 Santa Barbara / Başkonsolos Mehmet BAYDAR
Konsolos Bahadır DEMİR

22.10.1975 Viyana / Wien / Büyükelçi Daniş TUNALIGİL

24.10.1975 Paris / Büyükelçi İsmail EREZ
Şoför / Driver Talip YENER

16.02.1976 Beyrut / Başkatip
Oktar CİRİT

09.06.1977 Vatican City / Büyükelçi Taha CARIM

02.06.1978 Madrid / Büyükelçi / Elçi Necla KUNERALP
Em.Büyükelçi / Retired Ambassador Beşir BALCIOĞLU

12.10.1979 Lahey / Büyükelçi Oğlu / Ambassador's Son Ahmet BENLER
22.12.1979 Paris / Turizm Müşaviri / Tourism Counsellor Yılmaz ÇOLPAN
31.07.1980 Atina / Athens İdari Ataşe Galip ÖZMEN
Athens / İdari Ataşe Kızı Neslihan ÖZMEN
17.12.1980 Sydney / Başkonsolos Şarık ARIYAK
Güvenlik Ataşesi

04.03.1981
Paris / Çalışma Ataşesi Reşat MORALI
Din Görevlisi Tecelli ARI
09.06.1981 Cenevre/ Sözleşmeli Sek. M. Savaş YERGÜZ
24.09.1981 Paris/ Güvenlik Ataşesi Cemal ÖZEN
28.01.1982 Los Angeles / Başkonsolos Kemal ARIKAN
08.04.1982 Ottava / Ottawa / Ticaret Müşaviri / Counsellor for Commercial Affairs Kani GÜNGÖR
04.05.1982 Boston / Fahri Başkonsolos / Honorary Consul General Orhan GÜNDÜZ
07.06.1982 Lizbon / Lisbon / İdari Ataşe/ Administrative Officer Erkut AKBAY
27.08.1982 Ottawa / Askeri Ataşe Albay / Military Attache Colonel Atilla ALTIKAT
09.09.1982 Burgaz / İdari Ataşe / Administrative Attache Bora SÜELKAN
08.01.1983 Lisbon / İdari Ataşe Eşi / Nadide AKBAY,Administrative Officer's Wife eşi merhum Erkut AKBAY'ın yaşamını yitirdiği 07.06.1982 tarihli saldırıda yaralanmış ve 08.01.1983 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Nadide AKBAY
09.03.1983 Belgrad / Büyükelçi / Ambassador Galip BALKAR
14.07.1983 BrükseI / Brussels / İdari Ataşe / Administrative Attache Dursun AKSOY
27.07.1983 Lisbon / Müsteşar Elçi / Wife of the Counsellor Cahide MIHÇIOĞLU
28.04.1984 Tahran / Sözleş.Sek. Elçi / Wife of Secre. Işık YÖNDER
20.06.1984 Viyana / Çalışma Ataşesi Erdoğan ÖZEN
19.11.1984 Viyana / Uluslararası Memur Evner ERGUN
07.10.1991 Atina / Basın Ataşesi Çetin GÖRGÜ
11.12.1993 Bağdat / İdari Ataşe Çağlar YÜCEL
04.07.1994 Atina / Müsteşar Haluk SİPAHİOĞLU

TSfalcon
01.01.07, 23:29
gazete arsivi:

***


http://img360.imageshack.us/img360/3676/arsivimageaspxzu0.jpg

Ermeni diasporasının son zamanlarda giderek artan soykırım iddialarını, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, uzun yıllar önce “Dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz” sözleriyle yanıtlamıştı.
Dünyanın, Ermeni tehciri konusunda Türk devletine karşı haklı bir ithamda bulunamayacağını belirten Atatürk, o dönemde yaşananları, ”Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı” sözleriyle anlatmıştı.


TÜRK KÖYLERİNDEKİ ERMENİ TERÖRÜ


Atatürk, 26 Şubat 1921'de Amerikalı gazeteci Clanence K. Streit'in sorusu üzerine, Ermeni tehcirine ilişkin şu tarihi gerçekleri dile getirdi:
“Düşmanca ithamda bulunanların sürdükleri büyük mübalağalar dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir:
Rus Ordusu 1915'de bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız bir şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.
Bu cinayetleri işleten saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından itibaren kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan istifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinde yapıyorlardı.”


İNGİLİZLERİN İRLANDA'YA REVA GÖRDÜĞÜ MUAMELE


Büyük Önder Atatürk, Ermeni tehciri ve Ermeni çetelerinin yaptıkları katliamlar konusundaki görüşlerini de şu sözlerle dile getirmişti:
“İngilizlerin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda'ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.”
“Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harp etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.”
“Gerek umumi harp sırasında gerek mütarekeden sonra Ermeniler ve Rumlar tarafından Müslüman ahaliye yapılan mezalim üzerinde durmak uzun bir hikaye olur.”
“Brest Litovks Muahedesi'nin akdini müteakip Rusların şark vilayetlerimizi tahliyeye başladıkları sırada Ermeni çetelerinin yapmış oldukları katliam ve tahribat kafi derecede herkesin malumudur.


YUNANLILARIN YAPTIĞI KATLİAMLAR


Atatürk, Streit'e, Yunanlıların İzmir'i işgalleri sırasında yaptıkları katliamları da şu sözlerle anlatmıştı:
“Yunanlılara gelince, İzmir'in işgali sırasında öyle cinayetler işlemişlerdir ki, Yunanistan'ın müttefiki İtilaf Devletleri tarafından tescil edilmiş bulunan 'İtilaf Devletleri Tahkikat Komisyonu' üyeleri bile 1919 sonbaharında bu vilayeti baştan başa kat ettikten sonra hazırladıkları raporda, Yunan makamları aleyhinde son derece ağır tenkitlerde bulunmuşlardır. Yunanlıların işgal ettiği diğer bölgelerde her yaş ve cinsiyetten on binlerce Türk katledilmiştir.”


“TÜRKLER, HIRİSTİYANLARI KATLEDİYOR” İDDİALARI”


1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin aldığı yaraları saramadığını gören büyük devletler, İstiklal peşinde koşan Ermenilere yardım ederek Tiflis'te Taşnak, İsviçre'de Hınçak teşkilatlarını kurmalarına ve silahlı mücadele başlatmalarına yardımcı olmuşlardı.
Osmanlı Devleti'nin Balkan Harbi'nden de mağlup çıktığını gören Rusya, İngiltere ve Fransa bir taraftan Türkiye'yi aralarında paylaşma planları, diğer taraftan da Taşnak ve Hınçak teşkilatlarına her türlü silah ve para yardımı yapıyordu. Bu üç devlet, Türkiye aleyhine başlattıkları çalışmaları ve 1. Dünya Savaşı'nda Türkiye'yi tasfiye etme hareketlerini kendi kamuoylarına kabul ettirebilmek için kiliseleri de devreye sokarak büyük bir propagandaya girişmişlerdi.
Bu amaçla kitaplar yayınlayan ve toplantılar düzenleyen ülkeler, ”Müslüman Türkler, Hıristiyan halklara zulmediyor, onları katlediyor. Hıristiyan halkları kurtarmak için Türkiye'yi ve Türkleri cezalandırmamız gerekiyor. İşte bu maksatla Türklere karşı harp ediyoruz” temasını işlemişlerdi.
Ulu Önder, bu gerçek dışı propagandanın öncülüğünü yapan Lloyd George ve George Clemenceau'ya şu çarpıcı sözlerle yanıt vermişti:
“Milletimiz aleyhinde söylenenler bütünüyle iftiradır. Milletimizin zalim olduğu iddiası baştan başa yalandır. Hiçbir millet, milletimizden daha çok yabancı unsurların inanç ve adetlerine riayet etmemiştir. Hatta denilebilir ki, başka dinlere mensup olanların dinine ve milliyetine riayetkar olan yegane millet bizim milletimizdir.
Fatih, İstanbul'da bulduğu dini ve milli teşkilatı olduğu gibi bıraktı. Rum Patriği, Bulgar Eksarhı ve Ermeni Kategikosu gibi Hıristiyan din reisleri imtiyaza sahip oldu. Kendilerine her türlü serbestlik verildi. İstanbul'un fethinden beri, Müslüman olmayanların mezhar bulundukları bu geniş imtiyazlar milletimizin dinen ve siyaseten dünyanın en büyük müsaadekar ve civanmert bir milleti olduğunu ispat eden en büyük delilidir.”

TSfalcon
01.01.07, 23:35
DEVLET ARSIVLERI:
hosuma gitmedi neyse.

http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/

TSfalcon
01.01.07, 23:55
sn. derya hocam
siz, inaniyor musunuz bu adama? böyle bir belge onda mevcut olabilir mi?
yoksa sadece dikkat cekmek icin mi böyle bir iddiada bulundu? ben, pek inanmadim:koch:

*****

Tanınmış tarihçilerden Prof. Dr. Türkkaya Ataöv ''Ermeni yalanlarını temelden çürütecek iki önemli belgeye sahip olduğunu''belirtti..

Prof. Ataöv’ün ‘Adını verirsem derhal imha ederler’ dediği belgelerde, 1. Dünya Savaşı sırasında Türklere karşı, müttefik ordularının içinde 200 bin Ermeni’nin savaştığı itiraf ediliyor.

Tanınmış tarihçilerden Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Ermeniler’in ‘Sözde Soykırım İddiası’nı da temelden çürütecek, iki önemli belgeyi ortaya çıkardı.

Bu iki belgede de Ermeniler, 1. Dünya Savaşı sırasında Türkler’e karşı, müttefik ordularının içinde 200 bin Ermeni’nin savaştığı itiraf ediliyor.

Hürriyet gazetesinin verdiği haberle,Prof. Dr. Ataöv'ün,Türk ve dünya kamuoyuna yaptığı açıklama Ermeniler’in ve destekçilerinin, tarihi gerçekleri çarpıtarak ortaya koydukları birçok yalanı, bilimsel olarak sağlam belgelerle ortaya koydu..

Ataöv, ‘Adını verirsem, Ermeniler derhal imha ederler veya ettirirler’ dediği, belgeli bir Ermeni kaynağında şöyle deniyor:

‘Cihan Savaşı’nda bağımsız birimler ya da müttefik saflarında 200 bin kişi ile savaştık...’

Ataöv’ün elde ettiği ikinci bir Ermeni kaynağında ise şu itiraf yer alıyor:

‘200 binden fazla Ermeni Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmıştır.’

Ataöv, ‘200 bin rakamı çok ciddi bir rakam. Bu rakam, bugün Irak’ta savaşan ABD ordusundan en az 65 bin daha fazla’ dedi.

AÇIKLARSAM YOK EDERLER

Bu iki önemli tarihi Ermeni Belgesini yabancı kütüphane ve arşivlerden ele geçirdim. Bir zorunluluk doğmadıkça; zorlukla bulduğum ve kopyalarını alabildiğim bu belgeleri nereden sağladığımı şu sırada açıkça belirtemem. Bunu açıklarsam; bu belgelerin bulundukları yerlerden anında yok edileceğine kesin gözüyle bakılabilir. Önemli olan bunların varlığı ve içeriği. Yanlış bilgi yaymayı ‘Görev’ sayan Ermeniler’le onların yandaşları 1915 yılında ve dolaylarında Ermeniler’in, ‘Zayıf, ürkek, iyi niyetli, barışçı, demokrat ruhlu, sivil yaşantılı, boynu kıldan ince, işinde ve gücünde, hakka ve hukuka inanan kişiler oldukları’ yorumunu yayıyorlar.

BAŞARDILAR

Geçmişte ve bugün kitle iletişim araçları böyle bir görüntüyü canlı tutma peşinde oldular. Bunda büyük ölçüde başarılı da oldular. Dünya parlamentolarının büyük çoğunluğu ve onlara önceleri oy veren sıradan ama kalabalık yığınlar, güvenilir hiçbir belgeye dayanmadan bu görüşteler.

BİLİM DIŞILAR

Örneğin, birkaç ay önce ABD Purdue Üniversitesi’nde Uluslararası Soykırım Bilginleri Birliği Başkanı Prof. Robert Nelson, benim de bulunduğum ve yanıtladığım (Son derece tek yanlı ve bilim dışı) konuşmasında, 1915 yılı Ermenilerini, ‘güçsüz ve suya sabuna karışmayan sivil bir halk’ olarak tanımladı.’

BELGE 1

Prof. Ataöv’ün verdiği bilgiye göre; Lozan Anlaşması’nın ABD Hükümeti’nce reddedilmesini sağlayabilmek için Ermeni kökenli Amerikan yurttaşları, ‘Lozan Anlaşması ve Kemalist Türkiye’ başlığı altında bir raporu Washington’daki en üst düzey resmi makama sundular. 1924’te de küçük bir kitap olarak yayımlandı. Belgede, Türkiye ve Türkler küçük düşürülmeye çalışılıyor. Ermeniler’in ise 1. Dünya Savaşı’nda tam 200 bin bağımsız birim ya da müttefikler safında çarpışan silahlı askerler sıfatıyla galip devletlere hizmet verdikleri anımsatılıyor.

BELGE 2

‘Lozan Antlaşması, Türkiye ve Ermenistan’ başlığını taşıyan ve yine aynı çevrelerce hazırlanarak Washington yönetimine sunulan ve 1926’da da kitap olarak yayınlanan bu belgenin en son 143. sayfasında Türkler’e karşı savaşmış olan silahlı Ermeniler’in bu kez 200 binden de fazla olduğu, gayet açıkça ve rakamla belirtiliyor.

Belge notu

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv Son derece önemli koleksiyondan, çok eski ve yıpranmış kitapların fotokopilerinin alınması yasaktı. Güvenlik örgütlerinin talimatları üzerine, oradaki görevliler, bu tür kitapları alanların fotoğraflarını çekiyorlar, kayıtlara geçiriyorlar. Bu belgelerin kopyalarını bu koşullar altında, çeşitli güçlüklerle almak zorunda kaldım. Oldukça heyecan vericiydi. Ama bu güçlüklerin ayrıntısına şimdilik girmiyorum.

Van’da kan dökmüşlerdir

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv, Ermeniler’in kan döktüklerini şöyle örnekledi:

‘Aslında okuru ve karar verecek kişileri yanıltmak için ileri sürülen yanlış değerlendirmelerin aksine Ermeniler’in neden oldukları kan dökümünde komutan konumunda olan General G. Pasdermadjian, General G. Gorganian ve General Antranik Ozanyan gibilerinin anı kitapları ve açıklamaları, ayrıca A. H. Hacobian ve V. H. Kalenderian örneği yazarların kapsamlı incelemeleri, giderek G. Korganoff, C. L. Leese, R. Pinon, E. J. Robinson ve F.R. Sacatcherd’in başını çektiği yabancılar daha çok kitap ve makaleleri ile çok sayıda Ermeni’nin çatışmalara silahlı olarak katıldıklarına ilişkin çok ciddi ipuçları verdiler. Bunlar içinde kimileri tüm savaşın müttefiklerce kazanılmasını, silahlı Ermeniler’in katkısıyla açıklayan savlarda da bulunuyor. Pasdermadjian’ın 1919’da çıkardığı bir kitap daha başlığında, ‘Savaşın Kazanılmasında Temel Öge’ olarak, Ermenistan’ı gösteriyor.’

Pastermadjian’ın, ‘Ermenilerin Savaşta Rolü’ adlı önceki kitabında da (1918) aynı tezi savunduğunu belirten Ataöv, Kalenderian’ın ‘Asker Olarak Ermeniler’ adlı kitabında ise Ermeniler’i sivil değil, silahlı bir toplum ve büyük bir ordu görüntüsünde yansıttığını bildirdi.

Yukarıda sözünü ettiği diğer yabancıların da aynı görüşte olduklarını anlatan Ataöv, yayınlarında ‘Bizim müttefikimizdir. Savaşa katılmışlardır. Çıkarları bundadır. Van’da kan dökmüşlerdir’ gibi başlıklar attıklarını kaydetti.

deryatulga
02.01.07, 00:00
31 Ekim 2005 Türkkaya Ataöv Şükrü Elekdağ ile birlikte Türkiye'nin milli serveti ve prestijinin Ermeni Meselesi bağlamında batmasının baş sorumlusu. Ve aslında Elekdağ'ın elinin bilimsel araştırmalara mahkum olduğu hesaba katıldığında Ataöv'ün sorumluluğunun kat kat yüksek olduğu anlaşılıyor. "Suçluların telaşı" içinde midirler nedir, bu ikisinin sesi son günlerde herkesten daha yüksek çıkıyor.

Ataöv 1960 sonrasının tipik akademisyenlerinden biri, intihalciliğe yatkınlığını daha önceleri dile getirmiştim. Ermeni talepleri başımıza dert olmaya başladığında bazı kurnazlar dış sol akademik çevrelerde itibarı olduğu vehmine kapılarak Ataöv ve benzerlerini cepheye sürdüler. Konuyu yüzüne gözüne bulaştırdıkça "Ermenileri evlerinde vurduk!" "Ermeni saldırısını püskürttük!" gibi palavraları yayınlattığı medya organları tabii ki sadece Cumhuriyet'le sınırlı değildi.

Geçenlerde Atatürk'ün ayağının dibine fotomontajla yerleştirilmiş bir Ermeni çocuğunun nasıl bir tahrifatın sonucu olduğunu keşfetmekle övünüyordu. Ortalıkta görsel alanda yıllardır cirit atan gerçek tahrifattan ise hocanın haberi yoktu tabii! Bu tatsız konuyu fazla uzatmadan bir kaç notla yetinelim:

1) "Adını verirsem derhal imha ederler?" ne demek. Biz benzeri Ermeni iddialarında tarihin öyle gelişi güzel imha edilemeyeceğini söylemiyor muyuz? Türk tarafı bugüne kadar hangi belgeyi bulup çıkartmış da, birileri de onu imha etmiş? Neden etmiş ve nasıl etmiş?

2) Ataöv tarihçi filan değil, sözüm ona milletlerarası ilişkiler uzmanı. Kardeşinin siyasette lakabı "Çarıklı" idi, Ataöv çarıklının ayrıca da erkan-ı harbi. Sevindiği olay müttefik ordularında 200000 Ermeni'nin çarpışması ise, ben kendisine o sayının çok üstüne çıkan bir kaç belge sunayım. Selim Deringil'in "Belgenin boğazına sarılmak!" diye tarif ettiği şey de bu! Müttefik ordularda çarpışanların arasında hiç mi Rus Ermenisi yokmuş? Eğer bu sayı bir şey ifade ediyorsa neden bunun hesabı hilafı hakikat iddialara rağmen tüm Ermenilere sorulmamış da belli bir coğrafya gözetilmiş? Açılan tuzaklara bu kadar aptalca dalan profesör ve medyadaki borazanlarına sormak lazım: 200000 Ermeni'nin müttefikler safında çarpışmasıyla soykırımı olgusunun saptanması arasında ne ilgi var?

3) Ermenilere kalsa kendileri sadece I. değil II.Dünya Savaşını bile kazanan asıl güçtür. Acem kültürüne yakınlıkları ve övünme hastalıkları sayesinde hasımlarının eline sonsuz malzeme verirler. Bu malzemenin bugüne kadar düzenli olarak ortaya konarak irdelenmemesi ise Ataöv gibi kifayetsiz muhterislerin eseridir.

4) Ataöv'ün burada ettiği laflardan kasd ettiği belgenin ne olduğu zaten anlaşılıyor. Hoca sanıyor ki karşısındaki insanlar da kendisine benzer Yeniçeri Ağalarıdır. Öylesine "bomba" bir belge gerçekten olsa ve imha edilmesi mümkün olsa, bu iş Ataöv'ün onu keşfetmesine kadar sürmezdi.

5) Ataöv Türkçe'ye yıllar önce çevrilmiş Ternon'un "Ermeni Tabusu" kitabını bile okumamış ki, Ermeniler'in "Zayıf, ürkek, iyi niyetli, barışçı vs." "yorumunun" yayıldığını sanmakta. Ternon'u okuyan Ermeni komitacılarını Zaloğlu Rüstem'in torunları sanır.

6) Dünya parlamentolarında Ermeni kararlarına parmak kaldıranların pek azı hariç her biri kendisine sunulan gerçeği elinin tersiyle iten türden adam değildir. Dadrian'ın herkesin papağan gibi tekrarladığı kitabı çıkalı tam 10 yıl oluyor. Atatöv beş para etmez broşürler yayınlayana kadar buna cevap verseydi ya! Ama kendisi de biliyor ki Türkiye'nin haklarını bilimsel anlamda savunacak kadroların yetiştirilmesine yıllardır engel olunmuştur. Birileri ellerini bal çanağından çekmesinler diye!

7) Robert Nelson denen adamın asıl adı Melson, kendisi tarihçi değil. Alt tarafı kendisine sunulan tarihsel belgeleri değerlendirmek durumunda. Ataöv kendisine cevap verdiğini övünerek anlatıyor ama bu cevabın nasıl bir etki yapıp da tepkiye yol açtığından bahsetmiyor. Bir tartışmaya yol açabilmiş mi sayın Hoca? Bahsedemez, zira onun mantığı ile girişilen savlamaların hepsinin çıkmaz sokakta tıkanıp kaldığı artık İnternet sayfalarını bile dolduruyor.

8) Ataöv'ün tarihçilikten ne anladığı artık işitmekten gına getirdiğimiz Lozan Andlaşmasının ABD tarafından reddi konusu. Burada bahsi geçen andlaşmanın Lozan Barış Andlaşmasıyla ilgisi olmadığını ne kadar yazsan nafile! Ama Ataöv burada TTK Belleteninde bile çeyrek asır önce sunulmuş "Lozan Andlaşması ve Kemalist Türkiye" broşürünü keşfetmekle övünmüyor mu, işte o benim kanımı donduruyor!

9) Washington yönetimine resmen sunulmuş olan belgeleri kim, nasıl imha edecek? Yıpranmış kitapların fotokopisinin çekilmesi her tarafta yasaktır bunun Ermeni sorunuyla ilgisi yok. ABD'de 11 Eylül olayından sonra gizli servislerin kimin hangi kitabı aldığını fişlediğini Cemal Kafadar dile getireli çok oluyor. Sayın Ataöv bunca şovmenliğine karşılık hala tanınmayan bir yöne sahip olmalı ki, zahmet edip bir de fotoğrafını çekmişler. Ama o da herhalde kravat iğnesiyle mikrofilmler alıp, karşısındakilere nanik yapmış.

10) Ermenilerin hem de oluk gibi kan döktükleri Ataöv'ün anlamadığı bir dil olan Almanca belgelerde, hem de misyoner raporlarında tümenle mevcut. Pastırmacıyan'a general demek için bu işlere teğet geçmiş olmak lazım. Ancak Ataöv'ün burada saydığı kitap ve yazarlarla yeni haşır neşir olmuşçasına sevindiğini görünce içimi karalar bağlıyor.

11) Ermenilerin kendi önemlerini arttırmak ve müttefiklerin gözünü boyamak için attıkları palavralar, kendilerini sadece alay konusu olmalarına sebep olmuştur. Bugünlerde ise alay konusu olan Ataöv gibi bilimsel tartışmada soru sormaktan bile aciz olan kişiler ve kaderini yıllardır nedense bu niteliksiz elemanlara bağlamak zorunda bırakılan bizler.

TSfalcon
02.01.07, 00:37
hocam,
26numarali mesaj, mühtis bir bilgiye sahip. nasil hemen cevap olarak bu yaziyi buldunuz? yazari kim?

hocam, belgeleri imah etme konusuna gelince.

olabilir diye düsünüyorum.
cünkü, akliniza hanki kurum gelirse gelsin, türkiye cumhuriyeti yasam savasi veriyor:) kapitalmamalari icin her türlü olanaktan yararlanmalari gerektigi icin bu tür yayinlara acilmazlar diye düsünüyorum.

deryatulga
02.01.07, 00:44
hocam,
26numarali mesaj, mühtis bir bilgiye sahip. nasil hemen cevap olarak bu yaziyi buldunuz? yazari kim?

hocam, belgeleri imah etme konusuna gelince.

olabilir diye düsünüyorum.
cünkü, akliniza hanki kurum gelirse gelsin, türkiye cumhuriyeti yasam savasi veriyor:) kapitalmamalari icin her türlü olanaktan yararlanmalari gerektigi icin bu tür yayinlara acilmazlar diye düsünüyorum.

Yazari Derya Tulga diye biri, baska bir Forumdan buraya almistim, simdi yeniden düzenlendi. Belge imhasi konusu duyarli oldugu kadar da göreceli bir konu ama olmazsa olmaz bir yerde belge imha edersen bu mutlaka ortaya cikar. Isgüzarlik insanin basina bosuna is cikartir yani!

verda
24.01.08, 22:37
20 bin Türk'ün toplu mezarı bulundu

Bugün(24.01.2008), 15:35
Mutki ilçesine bağlı Kavakbaşı köyünde Ermeniler ve Rus Kazakları tarafından katledilmiş 20 bin civarında Türk'ün bulunduğu toplu mezardaki cesetlerin çocuk, kadın, yaşlı ve askerlere ait olduğu bildirildi. 1. Dünya Savaşı'nda Ermeni Çetelerinin Katliamına Uğramış Mağdurlar Derneği Başkanı Törehan Serdar, 1915 yılında Rus ordusunun Bitlis'i ilk işgalinde yapılan katliamda yaklaşık Kavakbaşı köyünde 20 bin kişinin katledildiğini ifade etti.

ZAMAN-Törehan Serdar, katliamı yapan Rus Kazakların ve Ermenilerin iz kalmaması için katlettikleri insanları toplu olarak gömdüklerini belirtti. Serdar, gömülen cesetlerin Türklere ait olduğunun belirlendiğini, aralarında kadın, yaşlı, asker ve çocuklara ait iskeletlerin de yer aldığı buluntular üzerinde incelemelerin sürdürüldüğünü kaydetti.
Bitlis'te Ermeni çeteleri ve Rus Kazakları tarafından katliama uğramış 20 bin kişilik toplu mezar bulundu.
Hava şartlarının ve arazi zeminin uygun olmaması sebebiyle araştırmaların aksadığını hava şartlarının düzelmesinden hemen sonra çalışmalara devam edeceklerini ifade eden Serdar, "Yapılan araştırmalar sonuncunda katliama uğramış 20 bine yakın kişinin Türklere ait olduğu da ortaya çıktı." dedi.
24 Nisan'ı sözde soykırım günü ilan ettirmek için tüm dünyada seferber olan Ermenilerin Türklere yönelik katliamlarından birinin daha gün yüzüne çıktığını vurgulayan Serdar, Ermenilerin ve Rus Kazakları'nın Türkiye'de yaptıkları en büyük katliam olduğunu ifade etti.
Serdar, "20 bin kişiye ait olduğu sanılan ve kazı çalışmaları devam eden toplu mezar vahşeti, kanıt olarak gösterilecek. Ermeniler ellerine pankart alıp Türkiye'yi katliamla suçlamayı biliyorlar, fakat tarihi hiç bilmiyorlar ya da işlerine gelmiyor. İşte katliam diyenlere belge. Kim kimi katletmiş işte kanıt." diye konuştu./ Cihan
http://www.haberx.com/n/1079655/20-bin-turkun-toplu-mezari.htm

deryatulga
25.01.08, 03:28
20 bin Türk'ün toplu mezarı bulundu

Bugün(24.01.2008), 15:35
Mutki ilçesine bağlı Kavakbaşı köyünde Ermeniler ve Rus Kazakları tarafından katledilmiş 20 bin civarında Türk'ün bulunduğu toplu mezardaki cesetlerin çocuk, kadın, yaşlı ve askerlere ait olduğu bildirildi. l]

Hayirdir insallah, "Zaman" gazetesi asiri yurtseverlikte bir adim önde gitmek istiyor galiba! 20000 kisiyi gömüldükleri yerde bulmak icin bir asrin gecmesini mi beklemisler. Van, Bitlis ve Mus Ermenilerin en cok kan döktügü bölge, anlatilan hikaye ise su veya bu boyutlarda isin basindan beri dosyalarda. Ölülerin huzurunu kacirmak iyi degildir, benden uyarmasi!

TruckTurkey
26.01.08, 23:31
hocam, sözde soykirim konusunda türkiye yenilecektir. galib ise ermenistan olacak. ereminiler ülkemde yazar cikariyor, tarihci cikariyor üstelik soykirim propagandalarini cok rahat ediyor.
peki, ermenistanda türk tarihcileri var mi veya fikrini yazacak yazarimiz?
eger ermenistan türklere izin vermez diye yazacaksaniz, bende ermenistani kutlarim. cünkü demokrati kurallari sadece bizim gibi usaklik eden ülkeye isler.

Gerçekten böyle gibi görülüyor ya da gösterilmek isteniyor gibi di mi? Aslında çok haklısın ama ben biraz farklı bakıyorum varılacak ''sonuç'' itibariyle.

Daha ben doğmadan önce tarihçi olsun ya da olmasın bu 1915 adıyla bilinen olgunun siyasi bir şey olduğu tesbiti yapılmıştı.
Kısaca siyaset çok kapsamlı bişey! Güçler dengesi rol oynamıştır her zaman.
Daha açık anlatayım.
Hukuki bir boyut kazanacak ''ermeni soykırımı'' kararı almak (tarihsel olarak doğru ya da yanlış;zaten siyasi derken bunu anlatmak istedim) bölgesel hatta dünya üzerinde bazı büyük taşların yerinden oynamasına neden olur.
Bu yüzden bazı yorumlarımda ''Türkiye fazla taviz vermeden sukunetle beklemesini bilmeli'' tarzında bişeyler yazmıştım.
Ama şunu da belirteyim bu bekleme, akılcı sunumları erteleme ya da baltalama anlamına da gelmiyor.
Burda sukunet yanlış adımlar atmama,taviz vermeme ve kimseye taraf olup açık çek vermeme anlamına geliyor.
Türkiye'nin ben şunu diyeceğine inanıyorum:
Sen arkadaş resmi olarak ne düşünüyorsun?
İşte bu soruya verilecek cevaplar çok önemli.Türkiye bu cevapları beklemeli.

Dünyadaki güç merkezlerinin noktaları çoğu zaman kesişmemiştir.Tıpkı 1917 deki gibi.Türkiye gibi kendi bölgesinde sağlam bir noktanın yerine başka bir nokta koymaya kalkarsanız o çizginin nereye gideceği mutlaka hesaplanmıştır.
Yoksa o nokta kolayca değişmez.

Bu çizgiyi korumak içinde gerçek ve akılcı tarihciler,aktiviteler ve gençlerle yola devam etmek gerek.
Moral değerlerimize saldıracaklar.Bu psikolojik savaş.
Sukunet ve akıl.

alpertunga-el Turco
17.04.08, 17:10
Da ein Mitglied unserer Familie, Opfer der armenischen Terror-Organisation, Asala wurde, kann ich diesen Beitrag nicht befürworten.:naugthy:
Es ist nicht der einzige Grund warum ich dagegen bin, wir müssen den Tatsachen in die Augen schauen.

Armenier die im Osmanischen Reich als treues Volk galten, wurden mit dem Versprechen der imperialistischen Mächte den Armenier ein eigenes Staat zu gewähren über Nacht ein untreues Volk und fielen den Türken in den Rücken.
Desweiteren, aus Sicherheitsgründen wurden Armenier 1915 aus den Krisengebieten, in die damaligen Osmanischen Provinzen wie Libanon, Syrien umgesiedelt.
Natürlich mit der Zusicherung nach Beendigung des Krieges in ihre Heimatorte zurück zu kehren.
Was auch viele Taten aber in französischen Uniformen our Armenians.

Es mag sein dass in der Türkei Armenier gibt die so vor sich hinleben.
Ich versichere euch, wenn sie entscheiden müssen dann werde sie sich bestimmt nicht für die Türkei entscheiden.

Die Geschähnisse würden sich wiederholen.

ayyıldız66
17.04.08, 17:29
Da ein Mitglied unserer Familie, Opfer der armenischen Terror-Organisation, Asala wurde, kann ich diesen Beitrag nicht befürworten.:naugthy:
Es ist nicht der einzige Grund warum ich dagegen bin, wir müssen den Tatsachen in die Augen schauen.

Armenier die im Osmanischen Reich als treues Volk galten, wurden mit dem Versprechen der imperialistischen Mächte den Armenier ein eigenes Staat zu gewähren über Nacht ein untreues Volk und fielen den Türken in den Rücken.
Desweiteren, aus Sicherheitsgründen wurden Armenier 1915 aus den Krisengebieten, in die damaligen Osmanischen Provinzen wie Libanon, Syrien umgesiedelt.
Natürlich mit der Zusicherung nach Beendigung des Krieges in ihre Heimatorte zurück zu kehren.
Was auch viele Taten aber in französischen Uniformen our Armenians.

Es mag sein dass in der Türkei Armenier gibt die so vor sich hinleben.
Ich versichere euch, wenn sie entscheiden müssen dann werde sie sich bestimmt nicht für die Türkei entscheiden.

Die Geschähnisse würden sich wiederholen.

Was soll das?

alpertunga-el Turco
17.04.08, 17:37
Ich denke dass ich mich sachlich ausgedrückt habe, oder möchtest du eine Übersetzung.

ayyıldız66
17.04.08, 17:40
Ich denke dass ich mich sachlich ausgedrückt habe, oder möchtest du eine Übersetzung.

Du hast Dich überhaupt nicht sachlich ausgedrückt. Du hast paar Vorurteile aufgezählt, das war es auch. Ich möchte nicht, dass dieser Thread mit Deinen Bias zugemüllt wird.

alpertunga-el Turco
17.04.08, 18:07
Du hast Dich überhaupt nicht sachlich ausgedrückt. Du hast paar Vorurteile aufgezählt, das war es auch. Ich möchte nicht, dass dieser Thread mit Deinen Bias zugemüllt wird.

Lieber Ayyildiz, ich habe keine Lust und auch keine Zeit mit Dir eine polemische Auseinandersetzung durchzuführen.

Es sind keine Vorurteile sondern Fakten.
Aus und Ende

carekanli
17.04.08, 18:08
Da ein Mitglied unserer Familie, Opfer der armenischen Terror-Organisation, Asala wurde, kann ich diesen Beitrag nicht befürworten.:naugthy:
Es ist nicht der einzige Grund warum ich dagegen bin, wir müssen den Tatsachen in die Augen schauen.

Armenier die im Osmanischen Reich als treues Volk galten, wurden mit dem Versprechen der imperialistischen Mächte den Armenier ein eigenes Staat zu gewähren über Nacht ein untreues Volk und fielen den Türken in den Rücken.
Desweiteren, aus Sicherheitsgründen wurden Armenier 1915 aus den Krisengebieten, in die damaligen Osmanischen Provinzen wie Libanon, Syrien umgesiedelt.
Natürlich mit der Zusicherung nach Beendigung des Krieges in ihre Heimatorte zurück zu kehren.
Was auch viele Taten aber in französischen Uniformen our Armenians.

Es mag sein dass in der Türkei Armenier gibt die so vor sich hinleben.
Ich versichere euch, wenn sie entscheiden müssen dann werde sie sich bestimmt nicht für die Türkei entscheiden.

Die Geschähnisse würden sich wiederholen.

und wenn wir uns an den armenischstämmigen türken erinnern der sich genau wegen dieser terrororganisation aus protest sich selbst verbrannte, so zeigt es uns das einer sicher nicht mit denen sympatisierte.

und was den rest angeht, den gleichen m... hört man auch über die kurden und sonstigen minorität, rechte hetze die eher zum dunstkreis der adolf jünger passen würde.

alpertunga-el Turco
17.04.08, 18:34
[quote=carekanli;
und was den rest angeht, den gleichen m... hört man auch über die kurden und sonstigen minorität, rechte hetze die eher zum dunstkreis der adolf jünger passen würde.[/quote]

Danke carekanli dass Du mich mit einem Nazi identifizierst.:clap::efendi:

carekanli
17.04.08, 19:24
Danke carekanli dass Du mich mit einem Nazi identifizierst.:clap::efendi:

aber nicht doch, ich identifizierde dich nicht als nazi sondern wollte dezend darauf hinweisen das solche argumenten in solchen kreisen gerne verwendet werden um ein volk pauschal zu verunglimpfen.
es liegt an dir diesen trend weiterzuführen oder mit sachlichen argumenten dein anliegen darzulegen.

alpertunga-el Turco
17.04.08, 21:10
Ich glaube es nicht unsere Erbfeinde werden verniedlicht.
Schaut euch dass hier an sie alle wurden hinterlistig ermordet, erzählt mir hier nichts von einem geistig gestörten Armenier der sich verbrannt hat.



Datum

Stadt / Titel


Name Familienname

27.01.1973 Santa Barbara / Consul Mehmet Baydar Konsolos / General / Consul Bahadir Demir 22.10.1975 Wien / Ambassador Danis Tunaligil 24.10.1975 Paris / Ambassador Ismail Erez Driver Talip yener 16.02.1976 Beyrut / First Secretary Oktar Cirit 09.06.1977 Vatican City / Ambassador Taha Carim 02.06.1978 Madrid / Ambassador's Wife Necla Kuneralp Retired Ambassador Besir Balcioglu 12.10.1979 Lahey / Ambassador's Son Ahmet Benler 22.12.1979 Paris / Tourism Counsellor Yilmaz Cölpan 31.07.1980 Atina / Administrative Attache Galip Özmen Athens/ Administrative Attache's daugter Neslihan Özmen 17.12.1980 Sydney/ Consul Sarik Ariyak Security Attache Engin Sever 04.03.1981 Paris / Counsellor for Labour Affairs Resat Morali Counsellor for Religiotis Affairs Tecelli Ari 09.06.1981 Geneve / Secreta. M.Savas Yerguz 24.09.1981 Paris/ Security Attache Cemal Özen 28.01.1982 Los Angeles/ Consul General Kemal Arikan 08.04.1982 Ottawa / Counsellor for Commercial Affairs Kani Güngör 04.05.1982 Boston / Honorary Consul General Orhan Gunduz 07.06.1982 Lisbon/ Administrative Officer Erkut Akbay 27.08.1982 Ottawa/ Military Attache Colonel Atilla Altikat 09.09.1982 Burgaz / Administrative Attache Bora Suelkan 08.01.1983 Lisbon / Administrative Officer's Wife Nadide Akbay 09.03.1983 Belgrad / Ambassador Galip Balkar 14.07.1983 Brussels/ Administrative Attache Dursun Aksoy 27.07.1983 Lisbon/ Wife of the Counsellor Cahide Mihcioglu 28.04.1984 Tahran/ Wife of Secre. Isik Yonder 20.06.1984 Wien Erdogan Özer 19.11.1984 Wien Enver Ergun 07.10.1991 Athens Cetin Görgü 11.12.1993 Baghdat Caglar Yücel 04.07.1994 Athens Haluk Sipahioglu

Alevi_Playa
17.04.08, 21:24
aber nicht von den hier genannten Menschen

ayyıldız66
17.04.08, 21:29
Lieber Ayyildiz, ich habe keine Lust und auch keine Zeit mit Dir eine polemische Auseinandersetzung durchzuführen.

Es sind keine Vorurteile sondern Fakten.
Aus und Ende

Mir geht es ausschließlich darum, dass Du Menschen wie Adile Nasit und andere, die uns ans Herz gewachsen sind, nicht in den Dreck ziehst. Es gibt viele Threads zum ASALA-Terror etc. Dort kannst Du Dich zu diesen Themen äußern.

Der Schakal
17.04.08, 21:33
Da ein Mitglied unserer Familie, Opfer der armenischen Terror-Organisation, Asala wurde, kann ich diesen Beitrag nicht befürworten.:naugthy:
Es ist nicht der einzige Grund warum ich dagegen bin, wir müssen den Tatsachen in die Augen schauen.

Armenier die im Osmanischen Reich als treues Volk galten, wurden mit dem Versprechen der imperialistischen Mächte den Armenier ein eigenes Staat zu gewähren über Nacht ein untreues Volk und fielen den Türken in den Rücken.
Desweiteren, aus Sicherheitsgründen wurden Armenier 1915 aus den Krisengebieten, in die damaligen Osmanischen Provinzen wie Libanon, Syrien umgesiedelt.
Natürlich mit der Zusicherung nach Beendigung des Krieges in ihre Heimatorte zurück zu kehren.
Was auch viele Taten aber in französischen Uniformen our Armenians.

Es mag sein dass in der Türkei Armenier gibt die so vor sich hinleben.
Ich versichere euch, wenn sie entscheiden müssen dann werde sie sich bestimmt nicht für die Türkei entscheiden.

Die Geschähnisse würden sich wiederholen.

Ich versteh dich ...

... aber nur weil der Mörder ein Armenier war ist er nicht stellvertretend für sein ganzes Volk.

Nur weil ein Türke ein Mord begeht bedeutet das nicht das alle Türken so sind wie der Eine.

alpertunga-el Turco
17.04.08, 22:01
Diese Menschen wurden von Armeniern ermordet die Jahrzehnte lang
zusammen gelebt nachbarliche Verhältnisse gepflegt haben.


Bitteschön:




Tabellen
VERZEICHNIS DES VÖLKERMORDES DER ARMENIER AN DEN TÜRKEN ZWISCHEN 1906 UND 1922 IM KAUKASUS UND IN ANATOLIEN


Band und
Urkunde

Datum Nr.

Ort

Einzelheiten

Tote

1/2

1914-2-21

Kars, Ardahan
Zahl der durch die
Ardahan Armenier ermordete
Männer

30.000

1/3

1916-5-8

Pasinler
Zahl der Toten bei
dem Umzug

2.000

1/3

1916-5-8

Tercan
Zahl der Toten bei
den armenischen Überfällen
auf die Dörfer

563

1/3

1916-5-8

Van, Tatvan
Tote bei dem Überfall
Tatvan am Kai in Tatvan

1.600

1/3

1915-5-9

Bitlis
Tote bei den Angriffen
gegen Grenzdörfer

40.000

1/3

1916-5-8

Bitlis
Tote bei den
Fluchtversuchen

10.000

1/3

1915-5-9

Bitlis
Tote aus verschiedenen
Dörfern durch Ermordung
der Einwohner

123

1/4

1915

Van
Tote durch Ermordung
der Einwohner in
verschiedenen Orten

44

1/4

1916-5-22

Van
Erwürgte Kinder im
Kreis Dir

1.000

1/4

1916-5-22

Köprüköy / Van
Tote im vollständig
vernichteten Dorf Köprüköy

200

1/4

1916-5-22

Van
Tote bei dem Massaker
der Russen und Armenier

15.000

1/4

1916-5-22

Van
Ermordete Männer im
Stadtteil Samran

8

1/4

1916-5-22

Van

FOLGT

alpertunga-el Turco
17.04.08, 22:05
Diese Menschen wurden von Armeniern ermordet die Jahrzehnte lang
zusammen gelebt nachbarliche Verhältnisse gepflegt haben.


Bitteschön:




Tabellen
VERZEICHNIS DES VÖLKERMORDES DER ARMENIER AN DEN TÜRKEN ZWISCHEN 1906 UND 1922 IM KAUKASUS UND IN ANATOLIEN


Band und
Urkunde

Datum Nr.

Ort

Einzelheiten

Tote

1/2

1914-2-21

Kars, Ardahan
Zahl der durch die
Ardahan Armenier ermordete
Männer

30.000

1/3

1916-5-8

Pasinler
Zahl der Toten bei
dem Umzug

2.000

1/3

1916-5-8

Tercan
Zahl der Toten bei
den armenischen Überfällen
auf die Dörfer

563

1/3

1916-5-8

Van, Tatvan
Tote bei dem Überfall
Tatvan am Kai in Tatvan

1.600

1/3

1915-5-9

Bitlis
Tote bei den Angriffen
gegen Grenzdörfer

40.000

1/3

1916-5-8

Bitlis
Tote bei den
Fluchtversuchen

10.000

1/3

1915-5-9

Bitlis
Tote aus verschiedenen
Dörfern durch Ermordung
der Einwohner

123

1/4

1915

Van
Tote durch Ermordung
der Einwohner in
verschiedenen Orten

44

1/4

1916-5-22

Van
Erwürgte Kinder im
Kreis Dir

1.000

1/4

1916-5-22

Köprüköy / Van
Tote im vollständig
vernichteten Dorf Köprüköy

200

1/4

1916-5-22

Van
Tote bei dem Massaker
der Russen und Armenier

15.000

1/4

1916-5-22

Van
Ermordete Männer im
Stadtteil Samran

8

1/4

1916-5-22

Van
Durch das Essen
vergiftete Moslems

8.000

1/4

1916-5-22

Van
Ermordete Bevölkerung
in Hosab

80.000

1/4

1916-5-22

Van
Tote durch Vernichtung
des Volkes in Ergel und Atyan

15.000

1/5

1916-5-23

Of
Bei einem Überfall
ermordete Frauen

5

1/6

1916-5-23

Trabzon
Tote bei Massaker in
einigen Dörfern

2086

1/6

1916-5-23

Van
Ermordete Juden im
Dorf Seyl

300

1/6

1916-5-11

Van
Tote bei dem Massaker
in den Dörfern von Van

44.233

1/6

1916-5-11

Malazgirt
Tote bei Überfällen in
Malazgirt und einigen Dörfern

20.000

1/7

1916-6-11

Bitlis
Tote bei dem Massaker
während der Besetzung

12

1/8

1916-4-1

Van, Reşadiye
Tote bei dem Massaker
Reşadiye im Dorf Aşnak

15

1/9

1916-6

Van Abbasaga
Folterung der Einwohner
Abbasağa des Dorfes Abbasağa

14

1/9

1916-6

Edremid, Vastan
Tote bei dem Massaker
Vastan in Edremid

15.000

1/10

1915-4

Bitlis
Tote bei dem Massaker
im dorf Savur

29

1/10

1915-4

Muradiye
Tote bei dem Massaker
der Einwohner des Dorfes Abaağa

10.000

1/11

1915-5

Van
Tote aus dem Stamm
Hasanan

20.000

1/11

1915-2

Haskay
Tote bei den Kämpfen
gegen armenische Banden

200

1/11

1915-2

Dutak
Tote bei dem Überfall
auf dem Dorf

3

1/12

1915-4

Van
Tode bei dem Überfall
auf dem Dorf

120

1/12

1915

Van
Tote aus einigen
Dörfern

150

1/11

1915

Bitlis
Tote bei den Überfällen
der Russen, Armenier und
Kasachen

16.000

1/11

1916-5

Muş
Tote bei Angriffe gegen
die Dörfer

500

1/12

1916-5-25

Bayezid
Zahl der Vernichteten
in Bayezid

14.000

1/13

1915

Muş
Durch die armenischen
Banden ermordete Einwanderer

800

1/13

1915-8

Müküs
Ermordete Einwohner
bei der Evakuierung

126

1/13

1916-6-7

Müküs Sehan
Zahl der ermordeten
Bevölkerung

121

1/13

1915-7

Muş Akçan
Zahl der im Brunnen
gefundenen Tote

19

FOLGT



Quelle: Staatsarchiv

alpertunga-el Turco
17.04.08, 22:15
1/13

329

Muş
Zahl der Gefallenen vor
dem Kloster Anak

10

1/14

1915

Bitlis Hizan
Tote bei dem Massaker
in den Dörfern im Kreis Uçum

113

1/15

1915

Van
Tote bei dem Massaker
in den Dörfern

5200

1/16

1916-8-14

Bitlis
Tote bei dem Massaker
in den Dörfern

311

1/19

1916-6-6

Şatak Serir
Tote bei dem Angriff
auf das Dorf

45

1/19

1916-6-6

Şatak
Tote bei dem Angriff
der Armenier

1150

1/23

1916-1-15

Terme
Tote bei dem angriff der
armenischen Banden

9

2/2

1919-1-25

Kars
Zahl der ermordeten
Abgeordneten

9

2/3

1919-1-21

Kilis
Während der Patrouille
ermordete osmanische Soldaten

2

2/4

1919-2-26

Adana, Pozantı
Zahl der ermordeten
Einwohner

4

2/5

1919-5-18

Osmaniye
Ermordung des
Telegrafendirektors in Zor

1

2/7

1919-6-13

Pasinler
Zahl der Ermordeten
um das Dorf Isısar

3

2/10

1919-6-3

Iğdır
Tote bei den Angriffen
auf die Dörfer des Stammes
Abbaskulu

8

2/11

1919-7-7

Kars, Göle
Durch Armenier
ermordete

9

2/12

1919-7-9

Kağızman
Tote bei den
Auseinandersetzungen mit den
Armeniern

6

2/13

1919-7-9

Kurudere
Tote bei dem Überfall
auf Kurudere

8

2/16

1919-7-8

Mescidli
Tote bei dem Überfall
der Armenier

4

2/16

1919-7-8

Gülyantepe
Tote bei dem Überfall
der Armenier

10

2/22

1919-7-11

Mescidli
Tote bei dem Angriff
auf die Dörfer

20

2/26

1919-7-19

Bulaklı
Tote bei dem Angriff
auf die Dörfer

2

2/31

1919-7-24

Kars, Kağızman
Tote bei dem Überfall
Kağızman auf den Rat und seiner Familie

9

2/36

1919-7

Sankamış
Tote bei dem Überfall
der Bande Antranik

803

2/37

1919-7

Sarıkamış
Bei dem Rückzug durch
die Armenier Ermordete

695

2/38

1919-8

Verschiedene
Tote bei den Angriffen
Dörfer der Armenier auf die Dörfer

2502

3/1

1919-7-5

Kağızman
Tote durch Folterung
4

alpertunga-el Turco
17.04.08, 22:17
3/1

1919

Tiknis, Ağadeve
Tote durch Folterung
Ağadeve und Vergewaltigung

5

3/1

1919-7-19

Pasinler
Tote bei Dorfüberfälle
2

3/1

1919

Nahçıvan
Tote bei mehreren
Dorfüberfällen

4000

3/6

1919-7

Kurudere
Tote im Massaker bei
dem Überfall

8

3/6

1919-7-4

Akçakale
Tote bei dem
Dorfüberfall

180

3/6

1919

Sarıkarnış
Tode durch Vernichtung
und Hinrichtung

9

3/7

1919-8-15

Erzurum
Tote bei verschiedenen
Folterein

153

3/7

1919-8-15

Erzurum
Tote durch Verbrennung
und Erwürgen

426

3/14

1919-9

Allahüekber
Tote bei dem Angriff
und den Hinrichtungen

3

3/16

1919-9-14

Sarıkamış
Tote bei der
Auseinandersetzung

2

3/18

1919-11-11

Maraş
Tote bei den
Straßenkämpfen

2

3/19

1919-11

Adana
Aus dem Zug
hinausgeworfene Opfer

4

3/19

1919-11-6

Ulukışla
Tote durch Aushöhlung
der Augen

7

3/22

1919-12-7

Adana
Tote bei der
Auseinandersetzung

4

3/26

1920-1-22

Antep
Tote bei dem Angriff
1

3/27

1919-9

Ünye
Tote durch Folterung
12

3/28

1920-2-28

Pozantı
Tote bei dem Angriff
auf gefangene türkische Soldaten

40

3/29

1920-2-10

Çıldır
Mit Maschinengewehr
ermordete

100

3/32

1920-3-9

Zaruşat
Standrechtlich
erschossene

400

3/33

1920-2-2

Şuregel
Tote wegen Schneesturm
und durch Massaker bei der
Flucht

1350

3/35

1338-3

Maraş
Tote durch
Bombenanschlag

4

3/36

1920-3-22

Şuregel, Zaruşat
Auf verschiedene weise
ermordete

2000

3/37

1920-3-9

Zaruşat
Mit Axt und Bajonett
ermordete

120

3/37

1920-3-16

Kağızman
Auf verschiedene Weise
durch Massaker ermordete

720

3/39

1920-4-6

Gümrü
Aus dem Zug heraus
gezwungene und erschossene

500

3/40

1920-4-28

Kars
Mit Waffen ermordete
2

3/41

1920-5-5

Kars
Tote durch Folterung,
bewaffneten Angriff und
Bombenanschlag

1774

3/46

1920-5-22

Kars
Tote bei dem Überfall
10

3/47

1920-7-2

Kars, Erzurum
Tote bei dem Überfall auf
Umsiedler

408

3/47

1920-7-2

Zengibasar
Auf dem Fluchtweg im
Wasser ermordete

1500

3/49

1920-7-27

Erzurum
Tote bei dem Angriff
69

3/50

1920-2-1

Zaruşat
Tote bei Massaker und
Erwürgen im Wasser

2150

3/50

1920-5

Kars, Erzurum
Tote bei verschiedener
Erzurum Massaker

27

3/50

1920-8

Oltu
Tote bei dem Massaker
während der Umsiedlung

650

3/50

1920-8

Kars, Erzurum
An Bäumen gefesselte
Erzurum und erwürgte

18

3/51

1920-10-15

Bayburt
Tote bei dem Massaker
in 99 Dörfern

1387

3/52

1920-10-20

Göle
Tote bei dem Massaker
im Dorf

100

3/53

1920-10-17

Pasinler
Tote bei dem Massaker
in 30 Dörfern

9287

3/54

1920-10-18

Tortum
Tote bei dem Massaker
in 64 Dörfern

3700

3/55

1920-10-19

Erzurum
Tote bei Massaker an
verschiedenen Orten

8439

4/2

1920-10-26

Kars civarı
Tote durch verschiedene
Folterein

10693

4/3

1920-10-8

Aşkale
Tote bei den Massaker in
dem Dörfern

889

4/4

1919-1-6

Zaruşat
Tote durch Kanonensalven
und Folterung

86

4/5

1920-12-1

Kosor
Tote bei den Massaker
in dem Dörfern

69

4/6

1920-12-3

Göle
Mit Bajonett und
Granaten ermordete

508

4/7

1920-12-4

Kosor
Tote bei den Massaker in
dem Dörfern

122

4/9

1920-12-4

Kars, Zeytun
Durch Verbrennen und
Zeytun auf andere Weise ermordete

28

4/10

1920-12-4

Sarıkamış
Tote bei dem Massaker
in 13 Dörfern

1975

4/12

1920-12-6

Göle
Tote bei den Massaker
in dem Dörfern

194

4/14

1920-12-7

Kars, Digor
Tote bei dem Massaker
Digor in verschiedenen Dörfern

14620

4/16

1920-12-14

Sarıkamış
Tote bei den Massaker
in 18 Dörfern

5337

4/17

1920

Göle
Tote bei dem Angriff
Frauen und Kinder

600

4/17

1920

Kars
Tote bei dem Massaker
in den Dörfern

3945

4/18

1920

Haramivartan
Tote bei dem Massaker
in den Dörfern

138

4/19

1920

Nahçıvan
Tote durch Verhungern,
Krankheit, Kälte und Ermordung

64408

4/20

1920-11-29

Zarcışat
Tote bei dem Massaker
in 55 Dörfern

1026

4/21

1921-2

Zenibasar
Erschossene
18

4/23

1920

Nahçıvan
Tote bei dem Massaker
in verschiedenen Dörfern

5307

4/24

1920-2

Kars civarı
Tote bei dem Massaker
in einigen Dörfern

561

4/26

1920-12

Erivan
Tote durch Folterung
192

4/27

1921

Karakilise
Tote durch Katastrophe
und Umsiedlung in 24 Dörfern

6000

4/29

1921-11-21

Pasinler
Tote bei dem Überfall auf
die Einwohner

53

4/29

1921-11-21

Erzurum
Tote bei den Überfällen
auf 39 Dörfer

1215

4/30

1918

Hınıs
Tote bei den Überfällen
870

4/31

1918

Tercan
Tote bei dem Massaker
in den Dörfern

580

4/32

1921

Nahçıvan
Entführte und durch
Folterung ermordete

12

4/33

1921

Bayburt
Tote durch Folterung
580

4/34

1921

Arpaçay
Tote bei dem Überfall
auf Umsiedler

148



GESAMT

517.955
Quelle: Staatsarchiv

taycunist
16.06.08, 14:43
Ermeni katliamı belgelendi



Ermenilerin, Erzurum işgali sırasında bölge halkına yaptığı mezalim birkez daha kanıtlandı. Katliamın belgesi ise Rusya'da!
Ermeni katliamına ilişkin Moskova kaynaklı bir belge daha ortaya çıktı. Moskova’daki Askeri Tarih Devlet Arşivi’nde bulunan Tuğgeneral Bolhovitinov’un 11 Aralık 1915’te tarihli raporunda, Ermeni gönüllü birliklerinin ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara giriştiği bilgisine yer veriliyor.

Bugüne kadar birçok araştırmacı tarafından ortaya konulan Ermeni katliamı dönemin Rus genarali Bolhovitinov'un 11 Aralık 1915 tarihli raporla birkez daha kanıtlandı. Tarihi belge, günümüzde Erivan hükümeti ve diasporanın sloganı haline gelen "Türkler 1915 yılında 1.5 milyon Ermeni’yi öldürdü" iddiasını ilk elden çürüten bilgiler içeriyor.

Sorumlu kendileri
11 Aralık 1915’te Rus karargahına gönderilen 65 sayfalık rapor, "Gerçek durum. Düzeltme" başlığını taşıyor.

Taşnak Partisi’nin, "Kafkas cephesinde Ermeni gönüllü çetelerinin faaliyetleri" başlıklı bir mektubu Rus Çarı’na iletmesinden iki ay sonra yazılan raporun girişinde, Ermenilerin kaleme aldığı bu mektuptaki bilgilerin "siyasi amaçlı" olduğu uyarısı yapıldıktan sonra, bölgedeki "gerçek durum" özetleniyor. Bölgede patlak veren hadiselere, "Ermeni problemi olarak tabir edilen mesele" tanımını uygun gören Rus general, Osmanlı içinde istenmeyen unsur haline gelmelerinde sorumluluğu Ermenilere yüklüyor. Yönetmeniliğini Haluk Ölçekçi'nin yaptığı "Cehennem Adası Nargin" adlı belgeselde de belgelenen katliamın en büyük sorumluları ise bazı Avrupa devletleri.

İngiltere kışkırttı
Bölgede fitilin 1915’ten çok daha önce, 1890 tarihlerinde dış güçler tarafından ateşlendiğini merkeze bildiren Bolhovitinov, "Özellikle İngiltere, Osmanlı ile Çarlık Rusya arasında ittifak kurulup Ortadoğu’da yeni güç merkezi oluşmaması için, Türkiye’nin doğusundaki Ermenileri kışkırtarak karışıklık çıkartmıştır. Bundan önce, Türkler, Ermeniler ve Kürtler barış içinde yaşıyordu. Hatta bölgedeki Ermenilerin hayat koşulları, Kürtler’den ve Türkler’den bile iyiydi" diyor.

Kaynak:www.milliyet.com.tr

TruckTurkey
25.06.08, 18:01
Bolhovitinov Leonid Mitrofanovich ve raporu hakkında.

Link altında video da var.

Bolhovitinov Report (http://armenians-1915.blogspot.com/2008/06/2507-russian-brigadier-general-leonid.html)