Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Türkcedeki arabca
einige Beispiele!
Arabca (latin) Türkce
el- vakit vakit
saniye saniye
dakiyka dakika
saah saat
seneh sene (yıl)
seneviyy senelik (yıllık)
asr asır (yüzyıl)
sabah sabah
sabahen sabahleyin
aslen asla
ebeden ebediyete kadar
ebediyyen ebediyen
halen halen
evvelen evvela
müddeh bir müddet
bazen bazan
şark şark (doğu)
garb garb (batı)
haricen hariç (dişarda)
dahilen dahil (içerde)
tarafi taraf
taraf etrafında
yevmül-cuma cuma
şubat şubat
maris mart
mayis mayıs
haziran haziran
temmuz temmuz
eylul eylül
idülistiklal istiklal (kurtuluş)
idülcumhuriyet cumhuriyet
idüzzafer zafer
sıfır sıfır
elevvel evvel (birinci)
karanfül karanfil
sünbül sünbül
zümürrüd zümrüd
mercan mercan
meğnatıys mıknatıs
kebrit kiprit (kükürt)
ma'den maden
mazut mazot
katran katran
sade sade
kels kireç
adaleh adale (muskeln)
kalb kalb (yürek)
ırk ırk (damar manasında)
cild cilt (deri)
zevk tatmak
veled velet
amm amca
zevceh zevce (karı)
cedd ceddi (dede)
ceddeh ceddeh (büyük anne)
hadim hadim (hizmetci)
sadik sadık (dost)
sahib sahib olmak (arkadaş)
bakirah bakire (bekar kız)
tazec taze
baklaveh baklava
sükker şeker
salatah salata
sebanıh ispanak
beselle hadra bezelye
bakdunis maydanos
nina nane
simsim susam
şay çay
kahveh kahve
leymun limon
bürtükal portekal
tut dut
kerez kiraz
hiyar hıyar
bünduk fındık
füstuk fıstık
meşmela muşmula
cevz ceviz
kesteneh kestane
bantalun pantalon
şerit şerit (band, fahrbahn, klebestreifen)
katıfeh kadife
sabun sabun
ibrik ibrik (kanne)
bina bina
imareh imar
menzil menzil (reichweite) eig. im arabischen: haus
hucreh hücre (oda)
mektebi mekteb (yazma yeri)
matbah mutfak
hammam hamam
beytül helai hela
esas esas (temel)
kalem kalem
alem alem (bayrak)
hancer hançer
tayyareh tayyare (uçak)
mühendis mühendis
müfettiş müfettiş
müftin müftü
kassab kasap
beddal bakkal
hammal hamal
kahveciy kahveci
araba araba
sayis seyis (atlarin bakimi ile ilgilenen kişi)
matbaah matbaa
naşir naşır (basıp yayan)
mümessil mümessil (aktör)
reis reis (başkan)
hikimdar hükümdar (kumandan)
katib katip
muallim muallim (öğretmen)
üstaz üstat (profesör)
alim alim (bilgin)
alimun feleki alem felek bilgini (astronom)
cahil cahil
valin vali
el kaimu mekan kaymakam (oberkreisdirektor)
reisülbelediyyeh belediye reisi
müdir müdür (leiter)
nazır nazır (şef)
arif arif (çavuş)
asker asker
temsiliyyeh hukumeh temsili hükümet
hukumeh gayru temsiliyyeh gayrı temsilki hükümet
memlekeh memleket (arabcada kral ülkesi)
imbaraturriyyeh imparatorluk
cumhurriyyeh cumhurriyet
hukumeh mahalliyyeh mahalli hükümet
müstamereh müstemleke (kolonie)
düstur düstur (Gesetzessammlung)
melik melik (kral)
reisülcumhuriyyeh cumhurbaşkanı
veliyyu ahd veliaht (kronprinz)
emir emir
vezir vezir (bakan)
meclis meclis
maliyye maliye
ziraah ziraat
sıhhah sihhat (Sağlık)
adl adalet
evkaaf vakıf
sefir sefir (Botschafter)
müsteşar müsteşar (Staatssekretär)
vilayeh vilayet (Bezirk, Provinz)
kada kaza (ilçe)
nahiyeh nahiyeh (bucak, Bezirk)
mahalleh mahalle
daireh daire
mahkemeh mahkeme
takrir takrir (rapor)
hükm hüküm
ittiham itham (Anklage)
cinayeh cinayet
hazineh hazine
meaş maaş
tıbb tıp (medizin)
adab adab
ikstisat iktisad (wirtschaft)
siyasiyyeh siyaset
camiah camia
ders ders
kitab kitab
mücelled mücellit (Buchbinder)
varakah kağıt
kamus kamus (sözlük)
atlas atlas
haritah harita
tebaşir tebeşir
fasl fasıl (Abschnitt, Klasse)
resm resim
imla imla dersi (rechtsschreibung)
kimya kimya
tabiah tabiat (fizik)
cebr cebir (algebra)
terih tarih
coğrafya coğrafya
lügah lügah (lisan)
imtihan imtihan
mükafeeh mükafatlandırmak
fihris fihrist (indeks)
safhah sayfa
nüshah nüsha (kopya)
mukaddimeh mukaddime (önsöz)
izn izin (müsaade)
icazeh icazet (billigung)
beyt beyt (ev)
kuh kulube
divan divan (RAT , Staats..)
masrifün masraf
mezbah mezbeha (Schlachthof)
bülis polis
kabr kabir
fil fil
fareh fare
sincab sincab (eichhörnchen)
kafes kafes
akrep akrep
timsah timsah (Krokodil)
şifa şifa (iyileşme)
devaun deva (ilaç)
iltihab iltihap (entzündung)
ishal ishal (Durchfall)
merhem merhem
nehr nehir (ırmak)
iklim iklim (klima)
tariyk tarık (yol)
türbeh türbe (arabcada toprak)
mihver mihver (Achse)
el-kutban iki kutup
el ufuk ufuk (horizont)
kesif kesif (dicht)
heva hava
mevsimiy mevsim
rutubeh rutubet
bahr bahr (iye) deniz cilik
halic haliç (körfez)
murşid mürşit, kılavuz
Allah Allah
ilah ilah (tanrı)
itikaad itikat inanmak
ibadeh ibadet
cenazeh cenaze
cehennem cehennem
el cennet cennet
muteassıb muteassıb
kasem kasem (yemin)
nefs nefs (ego)
el azimeh azim (irade, katı arzu)
fadıyleh fazilet
takiyy takiyye (dindar, sofu)
takva takva (dindarlık)
kerem kerim (cömert)
müeddeb edebli
tevadu tevazu
mütevadı mütevazi (anspruchslos)
kibriya kibir (gurur)
sabur sabreden
mağrur mağrur (gururlu)
ihsan ihsan (iyilik etmek)
ictimai ictimai (sosyal)
hurr hür
hurriyyeh hürriyet
rahmeh rahmet (şefkat)
seadeh saadet (baht) - Glück
cemil cemil (güzel)
sefil sefil (alçak)
hafif hafif
akıl akıllı
mecnun deli
garib garib (yabancı)
fakıyr fakir (yoksul)
devame devam
zerre zerre (körnchen, hauch)
hasen hasenat (güzel' lik)
müstekiym müstekim (doğru)
istahbere istihbarat
ve ve
velakin velakin
zalem zalim (grausam)
Hazirliyan: Sinanoglu
---
Ilgi ceken basit ve günlük kelimelerimiz dahi arabcadan gelmesi.
Türkmüyüz arabmiyiz yoksa farzimiyiz belli degil.
Acayip dilimiz var.
sabah, dakika hatta "ve" kelimesini arablardan ögrenmisiz!
deryatulga
27.06.06, 17:21
---
Ilgi ceken basit ve günlük kelimelerimiz dahi arabcadan gelmesi.
Türkmüyüz arabmiyiz yoksa farzimiyiz belli degil.
Acayip dilimiz var.
sabah, dakika hatta "ve" kelimesini arablardan ögrenmisiz!
Türkce'ye yeni merak saldiniz galiba, Kürt milliyetcileri de kendi kus dillerine bakmadan ayni savlari öne sürüyorlar "Mischvolk" "Mischsprache" filan diyerek. Onlara verdigim dersi tekrarlamaya zamanim yok, ama mesela Ispanyollar dillerindeki Arapca kökenli sözleri ayiklamaya kalkarlarsa halleri duman olur. Buna ragmen Ispanyolca diye bir dil var, hem cok zengin, hem de cok güzel bir dil.
Soydashlarla anlasmak icin cok bozuk bir Türkcemiz mevcut.
fakat bunu düzeltmek TDK ya ait bize degil!
http://en.wikipedia.org/wiki/Talk:Turkish_language#Arabic_l oan_words
Türkce'ye yeni merak saldiniz galiba, Kürt milliyetcileri de kendi kus dillerine bakmadan ayni savlari öne sürüyorlar "Mischvolk" "Mischsprache" filan diyerek. Onlara verdigim dersi tekrarlamaya zamanim yok, ama mesela Ispanyollar dillerindeki Arapca kökenli sözleri ayiklamaya kalkarlarsa halleri duman olur. Buna ragmen Ispanyolca diye bir dil var, hem cok zengin, hem de cok güzel bir dil.
Bence Türkcemizi saf ve temiz haliyle kullanmamiz milliyetcilikle degilde, dil kültürümüzü korumak amaciyla cok faydalidir. Bu amacla Almanlar bile her ülkede Goethe Institute acarlar, ve kendi edebiyat ve dil kültürlerini dünyaya tasirlar. Milliyetcilikten ziyade, gelecek nesillere büyük bir mirasdir Türkce dilimiz.
Cok eski bir dil kültürüne sahip oldugumuzdan, muhakkak korumasini bilmemiz sart. Ben bile, aceba hangi kelimeleri daha fazla kullaniyorum diye kendime sorarim. Türkiyede dil egitimi almadigimdan tabiki benim icin bir hayli zor oluyor. Arap milletleri icin kendi dilleri nasil önemli olmasi gerekiyorsa, ki bugün maalesef is hayatinda ve okullarda fazlasiyla Franzsizca ve Ingilizce kullanirlar, benim Türkcemde bana önemli. Isterim ki bu gelecek nice yillar icin de böyle kalsin.
Kürt dili hakkinda bir sey diyemem. Hatta kus dili oldugunu bile söyliyemem. Ama benim bildigim, bizim Türkcemizin muazzam zengin ve edebiyata hatta cok yatkin olmasi.
Ispanyolca´ya degindiniz. Ispanyolca cok üst düzey bir dil. Bunu bana kendi Ispanyolca hocam söylemisti hatta. 3 ayda ögrenirsin dedi, ve gercekten lisani 3 ay icinde ögrendim. Buna ragmen koskoca kitalara dillerini götürmüsler. Ben hic olmassa baskalarina tasimak degil, kendi saf Türkcemi ögrenmek ve ayirt etmek isterim.
Gelin de birisine Türkcemizi 3 ayda ögretin. Mümkün olamaz. Dilimize sahip cikalim ve en iyi sekilde ögrenmeye bakalim. Tabi bu burada ne derece mümkün olabilirse.
Bence Türkcemizi saf ve temiz haliyle kullanmamiz milliyetcilikle degilde, dil kültürümüzü korumak amaciyla cok faydalidir. Bu amacla Almanlar bile her ülkede Goethe Institute acarlar, ve kendi edebiyat ve dil kültürlerini dünyaya tasirlar. Milliyetcilikten ziyade, gelecek nesillere büyük bir mirasdir Türkce dilimiz.
Cok eski bir dil kültürüne sahip oldugumuzdan, muhakkak korumasini bilmemiz sart. Ben bile, aceba hangi kelimeleri daha fazla kullaniyorum diye kendime sorarim. Türkiyede dil egitimi almadigimdan tabiki benim icin bir hayli zor oluyor. Arap milletleri icin kendi dilleri nasil önemli olmasi gerekiyorsa, ki bugün maalesef is hayatinda ve okullarda fazlasiyla Franzsizca ve Ingilizce kullanirlar, benim Türkcemde bana önemli. Isterim ki bu gelecek nice yillar icin de böyle kalsin.
Kürt dili hakkinda bir sey diyemem. Hatta kus dili oldugunu bile söyliyemem. Ama benim bildigim, bizim Türkcemizin muazzam zengin ve edebiyata hatta cok yatkin olmasi.
Ispanyolca´ya degindiniz. Ispanyolca cok üst düzey bir dil. Bunu bana kendi Ispanyolca hocam söylemisti hatta. 3 ayda ögrenirsin dedi, ve gercekten lisani 3 ay icinde ögrendim. Buna ragmen koskoca kitalara dillerini götürmüsler. Ben hic olmassa baskalarina tasimak degil, kendi saf Türkcemi ögrenmek ve ayirt etmek isterim.
Gelin de birisine Türkcemizi 3 ayda ögretin. Mümkün olamaz. Dilimize sahip cikalim ve en iyi sekilde ögrenmeye bakalim. Tabi bu burada ne derece mümkün olabilirse.
Milliyet kelimesi de Türkce degil :brüll: :brüll:
ulus (http://sourtimes.org/show.asp?t=ulus)' un kökeni moğolca (http://sourtimes.org/show.asp?t=mogolca)dır, millet (http://sourtimes.org/show.asp?t=millet)' in arapça (http://sourtimes.org/show.asp?t=arapca)dır.
Milliyet kelimesi de Türkce degil :brüll: :brüll:
Hadi o zaman silmeye basla bari :lach:.
Die TDK hat bis heute nichts für die türkische Sprache getan. Anstatt die Lösung an der Wurzel zu packen, bekämpfen sie nur einige Symphtome. Ich habe mal in einem Forum gelesen, dass diese Wörter Persisch...:
Bari, Çünkü, Eğer, Eyvah, Gerçi, Her, Henüz, Herkes, Hiç, Hemen, Hep, Kâh, Ki, Keşke, Meğer, Meğerki, Naçizane, Ne, Peşin, Parça, Sade, Ta, Ya,
....und diese Wörter arabischen Ursprungs sein sollen:
Acaba, Ama, Alaka, Asıl, Asla, Aynen, Amma, An, Bazen, Bazı, Bizzat, Cümle, Daima, Dahil, Dair, Defa, Dikkat, Ebediyen, Ekseriyet, Elbet, Ezel, Fakat, Falan, Filan, Fazla, Galiba, Hakikaten, Hakiki, Hâlâ, Hâlbuki, Hâlen, Harbi, Hülasa, İlla, İsim, İstisna, İzah, Kadar, Kelime, Kere, Keza, Külliyen, Lakin, Lütfen, Mesela, Misal, Rağmen, Şey, Tabii, Tamam, Tesadüf, Vallahi, Ve, Vesaire, Yahu, Yani, Zaten
Und hier stehen noch andere Lehnwörter:
http://en.wikipedia.org/wiki/Talk:Turkish_language#Current_ loan_words
Warum unternimmt die TDK nichts? Kennt ihr zu den Wörtern oben auch Alternativen? Ich kenne z.B. statt Çünkü "Zira", das ist türkisch oder? Wir müssen auf unsere Sprache echt gut aufpassen! Die Sprache ist das was eine türkische Ethnie definiert!
deryatulga
27.06.06, 17:59
Soydashlarla anlasmak icin cok bozuk bir Türkcemiz mevcut.
fakat bunu düzeltmek TDK ya ait bize degil!
http://en.wikipedia.org/wiki/Talk:Turkish_language#Arabic_l oan_words
Yok canim, soydaslarla anlasmak icin biraz Rusca, Arapca'dan fazla da Farsca bilmek gerekiyor. TDK ne yapacak, gökten dil mi indirecek, yoksa alisidigi türden bir seyler mi uyduracak? Bir dil kendiliginden gelisemiyorsa onun maddi kaynaklari da yoktur demektir. Allah'tan ki anadilimi dahi Wikipedia'ya muhtac olma zavalliligina düsmedim henüz. Wikipedia listesinin ise buram buram cehalet
koktugunu vurgulamadan gecmeyelim. Arapca'da "Iyilik" anlamina gelen "Hayr" sözcügünü Türkce "Hayir" diye cevirmek bunlardan biri. Arapca "Hayir" "Laa" sözcügü ile ifade edilir, ceyrek porsiyon da olsa her müslümanin duymus olmasi gereken bir söz!
[QUOTE]Die TDK hat bis heute nichts für die türkische Sprache getan. Anstatt die Lösung an der Wurzel zu packen, bekämpfen sie nur einige Symphtome. Ich habe mal in einem Forum gelesen, dass diese Wöter Persisch...:
Da gebe ich Dir vollkommen recht. Woher sollen wir da noch Herr der Sprache werden. Die sollen sich mal gefälligst darum kümmern. Wir können nur anwenden, was wir da und hier lernen. Noch schlimmer, daß unsere Kinder hier zur Schule gehen werden, und wir nur unser "Alltagstürkisch" weitergeben können. Leider wird die türkische Sprache sehr darunter leiden.
Yok canim, soydaslarla anlasmak icin biraz Rusca, Arapca'dan fazla da Farsca bilmek gerekiyor. TDK ne yapacak, gökten dil mi indirecek, yoksa alisidigi türden bir seyler mi uyduracak? Bir dil kendiliginden gelisemiyorsa onun maddi kaynaklari da yoktur demektir. Allah'tan ki anadilimi dahi Wikipedia'ya muhtac olma zavalliligina düsmedim henüz. Wikipedia listesinin ise buram buram cehalet
koktugunu vurgulamadan gecmeyelim. Arapca'da "Iyilik" anlamina gelen "Hayr" sözcügünü Türkce "Hayir" diye cevirmek bunlardan biri. Arapca "Hayir" "Laa" sözcügü ile ifade edilir, ceyrek porsiyon da olsa her müslümanin duymus olmasi gereken bir söz!
Ayrica yukaridaki listeyi "pratik arabcadan" !YAKUP ISKENDER! kendim cikardim wikipädie de oldugunu bilseydim bu zahmete girmezdiem azeri 500 kardesimiz bana sonradan wikipaädia linkini gönderdi.
Soydaslar, Öztürkce ile ilgili fikirler icin su sayfaya girmenizi tafsiye ediyom:
http://turkcu.org/forum/forumdisplay.php?fid=57
Burda bi Öztürkce üretmek icin cok iyi fikirler var.
Soydaslar, Öztürkce ile ilgili fikirler icin su sayfaya girmenizi tafsiye ediyom:
http://turkcu.org/forum/forumdisplay.php?fid=57
Burda bi Öztürkce üretmek icin cok iyi fikirler var.
Sende Kemal Aksungur un sayfasini göstermekle ne yaptigini saniyorsun???
deryatulga
27.06.06, 18:08
Türkcedeki I harfinden kaynaklanabilir HAYIRLI GÜNLER GIBI :lach:
HAYR ARABCADAN GELEN KELIME
Ayrica yukaridaki listeyi "pratik arabcadan" !YAKUP ISKENDER! kendim cikardim wikipädie de oldugunu bilseydim bu zahmete girmezdiem azeri 500 kardesimiz bana sonradan wikipaädia linkini gönderdi.
Sizden ve soydaslarinizdan hic bir sey saklanmiyor da dil konusunda buradaki genc veya birikimsiz insanlarin kafasini bulandirmaktan vaz gecseniz iyi olur. Dil dedigin sakatatci dükkanindan alinan seyle özdes degil cünkü.
Hayr sözünün Ingilzce karsiligi da "No" olarak verilmis, cehaletin ne kadar katmerli oldugu belli olsun diye herhalde.
yoksa alisidigi türden bir seyler mi uyduracak?
Es macht keinen Unterschied ob man ein Wort bewusst oder unbewusst produziert. Bei beiden Methoden erfindet man.
Sende Kemal Aksungur un sayfasini göstermekle ne yaptigini saniyorsun???
Diese Leute geben sich wenigstens die Mühe das türkische Erbe in der Türkei zu retten.
http://en.wikipedia.org/wiki/Talk:Turkish_language#Arabic_l oan_words
denistirdim Hayir favour olmasi gerek degilmi hocam?
--
Ayrica AZer5000 http://tt.wikipedia.org/wiki/T%C3%B6rek-Tatar_a%C3%B1la%C5%9Fl%C4%B1%C 4%9F%C4%B1
wiki sana Tatarcayla Türkceyi gösterir:
Ben - Min
Sen - Sin
O - Ul
Biz - Bez
mazaret yok - aqlanasi yuq
http://tugan-tel.noka.ru/meqele/xarita.gif
deryatulga
27.06.06, 18:20
http://en.wikipedia.org/wiki/Talk:Turkish_language#Arabic_l oan_words
denistirdim Hayir favour olmasi gerek degilmi hocam?
tek anlami o degil ama, hic degilse öteki gibi felaket bir yanlis da degil.
deryatulga
27.06.06, 18:22
Es macht keinen Unterschied ob man ein Wort bewusst oder unbewusst produziert. Bei beiden Methoden erfindet man.
Diese Leute geben sich wenigstens die Mühe das türkische Erbe in der Türkei zu retten.
Wir sind noch nicht tod! Wer sollte in unserem Namen bestimmen, was türkische Erbe ist oder nicht?
@deryatulga
Ich meine die TDK hat seine Reformen nicht zur Vollendung gebracht.
Auch die technische Sprache wird zu stark vernachlässigt und die TDK schläft weiter. Lieber werden Fachwörter aus dem deutschen, englischen oder französichem übernommen auch für einfachste Begriffe.
Unsere Wörter aus dem türkeitürkisch haben mir in der Kindheit schon kopfschmerzen bereitet. Wenn eine Nation da ist welches türkisch ist sollte auch türkische Wörter nutzen und nicht arabische oder persische , wenigstens nicht für einfachsten Wörter wie für "und = ve" oder Bedrohung "tehdit" . Wenn schon von Turkstaaten gesprochen wird und viele dieser Idee nachgehen möchten sollte schon die TDK weiter dran arbeiten wenigstens für unsere nächste Generation.
Mir ist aufgefallen, dass man im türkischen Fernsehen immer mehr "Zira" statt "Cünkü" benutzt, das finde ich eine sehr positive Entwicklung. Es kann doch nicht so schwer sein, die anderen Wörter auch zu bereinigen. Notfalls kann man im ganzen Land dem Volk gratis Kärtchen verteilen, wo die Bedeutung der neuen Wörter klargemacht wird.
Kann ja sein, dass "Takiyyes" in den notwendigen Ämtern behindern.
Viele Wörter in arabisch zu sprechen und das Volk zu verdummen dafür sind sie ja bekannt.
Die Ülkücüs machen sich auch jetzt über Atatürk lustig:
------------------------------------------------------
Can Dündar'ın 30-05-2006 te Milliyet gazetsindeki yazısı
------------------------------------------------------
Kral ve biz
Dün Ankara'ya gelen İsveç Kralı 16. Gustav'ın dedesi Gustav Adolf, 72 yıl önce, henüz veliahtken ziyaret etmişti Türkiye'yi...
1934 Ekim'iydi.
Veliaht Prens, eşi Prenses Louise ve çocuklarıyla birlikte trenle Ankara'ya geldi. Askeri nişanlarla süslü üniforma giyen Prens'i, istasyonda Atatürk sade bir takım elbiseyle karşıladı.
Prensle gelen İsveçli bir gazeteci ilk Ankara izlenimini şöyle yazdı:
"Bu uyumsuz ve düzensiz giriş, her şeye benzeyebilir, ama büyük bir imparatorluğun başkenti olamaz. Ağaçlı geniş yolların sağında fonksiyonalist tarzda yapılmış evler ve alabildiğine geniş alanlar, kentin müthiş bir şekilde büyüyeceği düşüncesinden hareketle tasarlanmış. Ancak, büyük numara elbiseler tam ölçüye girinceye dek üzerinizde güzel durmuyor". (Kaj Falkman, "Türkiye-Uç Beyi", Cem, 2001)
***
Atatürk, Ankara'yı, "yarının büyük başkenti" vizyonuyla kuruyordu. O günlerde gündeminde ağırlıkla iki konu vardı:
Müzik ve dil...
"Özünü halk müziğinden alan çok sesli bir musiki" yaratma peşindeydi. Bunun için denemeler yaptırıyor ve gelen yabancı konuklara bu denemeleri gururla sergiliyordu.
O yılın haziranında gelen İran Şahı için Adnan Saygun'a "Özsoy" operasını besteletmişti.
3 ay sonra gelen İsveçli konuğunun elçilikte verdiği davete 60 kişilik Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nı gönderdi.
Veliaht Prens gittikten birkaç hafta sonra Meclis'te o gün dinlenen müziği "yüz ağartacak değerde olmaktan uzak" olarak niteleyecekti.
Bu konuşmanın ardından, radyolarda Türk müziği yasaklandı.
***
Dil işine gelince...
Veliaht Prens, dil inkılabının en ateşli döneminde geldi Türkiye'ye...
Atatürk, Türkçeyi yabancı etkilerden kurtarabilmek ve kökleriyle buluşturabilmek için çalışıyor, adeta yepyeni bir Türkçe yaratıyordu.
Prens Gustav Adolf'le Fransızca konuştu ama Çankaya'daki ziyafette kullandığı "arı Türkçe", Türk dinleyicilere de Fransızca kadar yabancı geldi.
İşte Atatürk'ün o konuşmasından birkaç paragraf:
"Altes Ruayal,
Bu gece ulu konuklarımıza, Türkiye'ye uğur getirdiklerini söylerken, duygum tükel özgü bir kıvançtır.
Avrupa'nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar. Onlar bugün, en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar:
Baysal utkusu...
Altes Ruayal,
75. doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlık, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.
Ünlü babanız, yüksek Kralınız Beşinci Güstav'ın gönenci için en ısı dileklerimi sunarken tüzün İsveç ulusunun gönencine içiyorum."
***
Atatürk'ün "arı dil arayışı", İsveçli konuğu için yaptığı bu konuşmayla doruk noktasına vardı ve noktalandı.
Radyoda Türkçe müzik yasağı ise 8 ay sürdü ve kaldırıldı.
Şimdi 72 yıl sonra başkente "birkaç numara küçük" gelen o düzensiz girişte, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın karşısında yer alan Gençlik Parkı'nda Türk abazanları, "İlik bunlar ilik" nidaları eşliğinde Norveçli bayan voleybolcuları dikizliyor.
Bakalım Kral Gustav'ın torunu, nasıl izlenimlerle ayrılacak Türkiye'den...
------------------------------------------------------
Taha Akyol'un 27-09-2004 Milliyet Gaztesindeki yazısı
------------------------------------------------------
Dil bayramı, Türkçenin dramı
ATATÜRK'ÜN 26 Eylül 1932'de "1. Türk Dil Kurultayı"nı toplamasını her yıl "Dil Bayramı" olarak kutluyoruz. Bu sene de Türk Dil Kurumu (TDK), Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın katıldığı toplantılar düzenledi.
1930'ların ilk yarısında "tasfiyecilik" yani yabancı kökenli kelimeleri temizleyerek "arı Türkçe" yaratma politikası uygulanıyordu.
İsveç Veliahtı Gustaf Adolf'u 3 Kasım 1932'de Çankaya'da kabul eden Atatürk, bu ziyaretten "tükel üzgü bir kıvanç" duyduğunu anlatıyordu:
"Avrupa'nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar."
Konuşma İngilizceye çevrildiği için Gustaf anlamış, ama Türklerin anlaması mümkün müydü? İsmet Paşa defterine "Kimse kimseyi anlamıyor" diye yazıyordu.
***
ATATÜRK de Falih Rıfkı'ya "Dili bir çıkmaza sokmuşuzdur" diyor, kendisinin kurtaracağını, "dilde ve musikide inkılap olmayacağını" söylüyordu. Devlet radyosunda Türk müziği üzerindeki yasak kalkıyordu. "Güneş Dil" teorisi uydurularak zaten bütün dillerin Türkçeden çıktığı, "tasfiyeciliğe" gerek olmadığı anlatılıyordu.
İngiliz Kralı Edward'ın ülkemizi ziyareti konusunda Atatürk, 1 Kasım 1936'da Meclis'i açış nutkunda şöyle konuşuyordu:
"Mesut hadiseler olarak, Majeste Sekizinci Edward'ın mütenekkiren ziyaretini ve Montrö Mukavelesi'nin derpiş ettiği vichile tatbika başlandığını zikretmeliyim. Bu ziyaretin milletimizin temayülâtına uygun olarak fiilen inkişaf etmekte olan samimi münasebetlerimizde hayırlı tesirine şüphe yoktur."
Bugün gençler maalesef Ata'nın bu iki konuşmasını da anlamazlar! Bizdeki dil faciasının resmidir bu!
***
FALİH Rıfkı, Atatürk'ü anlamak için en 'sahih' kaynaklardan biridir. Atatürk'ün aşırılıkları deneyerek doğruyu bulduğunu yazar. Atatürk'ün sağduyusu ve pragmatik zekâsı...
Kelime ırkçılığının bir kültür kıyımı olduğunu gören Atatürk, artık kelime ayıklayıp kelime uydurmayı bırakarak, doğru bir kararla, 'terimler' üzerinde çalışmaya başlamıştı.
Ama Atatürk'ü tarih içinde tecrübelerinin bütünlüğüyle değil, seçilmiş sözlerinden örülü bir 'dogmatizm' olarak anlayanlar, onun 1930'ların ilk yarısındaki konuşmalarına dayanarak "tasfiyeciliği" sürdürdüler; hem de TDK'yı 'kullanmak' suretiyle!
Ve Türkçe fakirleşti... Muallim Naci'nin 1891'de basılan "Lügat"inde 25 bin kelime, 1914 basımlı Ali Seyyid'in "Kamus - ı Osmani"sinde 30 bin kelime vardı. TDK ise, Türkçeyi on beş yıl sözlüksüz bıraktıktan sonra, 1945'te ancak "yaklaşık 20 bin kelimelik" bir sözlük yayımlayabildi!
***
deryatulga
27.06.06, 19:54
ATATÜRK ve TÜRK DİLİ
Prof. Dr. Osman Fikri SERTKAYA
Türk Dil Kurumunun Sayın Başkanı,
Pek değerli hocalarım ve meslektaşlarım,
Değerli konuklar ve sevgili öğrenciler.
Sözlerime Azerbaycan’ın başşehri Bakû’de duyduğum bir atasözü ile başlamak istiyorum. Mazine gülle atsan, istikbal seni topa tutar. Yani “Sen geçmişine kurşun sıkarsan, geleceğin seni topa tutar”. Biz Türkçeye, Türk diline bu açıdan bakmak zorundayız. Konumuz Atatürk ve Türk Dili. Ancak, Atatürk’ün dil ve kültür konularındaki görüşlerini değerlendirmeden bu konuyu anlamak ve anlatmak mümkün değil.
Tarih 29 Ekim 1923. Cumhuriyet ilân edilmiş. Türkiye Cumhuriyeti, yeni ve genç bir devlet. Atatürk cumhuriyetin ilânından dört-beş gün sonra M. Fuat Köprülü’yü çağırarak; “Fuat Bey cumhuriyeti kurduk. Artık cumhuriyeti ve devletimizi ilmî temeller üzerinde yükseltmek zamanı gelmiştir. Lütfen İstanbul Darülfünûnu bünyesinde Türkiyat Enstitüsü’nü kurunuz” direktifini veriyor ve Fuat Köprülü daha Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluţunun üzerinden bir hafta geçmeden İstanbul Darülfünûnunda 10 ay sürecek bir hazırlık çalışmasına başlıyor. Hazırlanan dosya Atatürk’e sunuluyor ve Atatürk tarafından incelenerek son şekli veriliyor. Sonuçta T.C. Bakanlar Kurulu’nun 1111 sayılı kararıyla 12 Kasım 1924’de İstanbul Darülfünûnuna bağlı Türkiyat Enstitüsü kuruluyor. Genç cumhuriyetin dar bütçesinden, Fuat Köprülü’nün emrine Türkiyat Enstitüsündeki dil ve kültür çalışmaları için 200.000 lira da tahsisat ayrılıyor.
Fuat Köprülü, Atatürk’e Enstitünün ambleminin nasıl olması gerektiğini sorduğu zaman aldığı cevap çok dikkate değerdir. “Fuat Bey! Karlı Tanrı dağlarının önünde elinde meş’ale tutan bir bozkurt olsun, bu meşale genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilminin ifadesi olsun. Ergenekon’dan çıkmamızda kılavuz olan Bozkurt Türklüğün Anadolu topraklarındaki yeni devletinin kuruluşunu ifade etsin”. O zamandan bu zamana kadar Türkiyat Enstitüsünün kitapları üzerinde bu amblem korunmuştur.
Ben zaman zaman merhum Celâl Bayar’a ziyaretlerde bulunur ve eskiyle ilgili hatıralarını dinlerdim. Celâl Bayar’dan Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı forsunun içine bir bozkurt resmi yaptığını duydum. Eski Hayat mecmualarında da bu konuda bir yayın hatırlıyorum. Ancak bugün bizim Cumhurbaşkanlığı forsumuzda 16 yıldız var. Bu yıldızlar geçmişin 16 Türk devletini yani kökümüzü ifade ediyor.
Dil ve kültür işlerine birinci derece ilgi gösteren Atatürk, bakıyor ki Türkiyat Enstitüsü İstanbul’da, ama kendisi Ankara’da. Dil ve tarih çalışmalarını Ankara’da kendi gözetim ve denetiminde yapacak ilim kuruluşlarının gereğini duyuyor. Yusuf Akçura ile konuştuğu zaman ‘İşte aradığım adam’ diyor ve 1931 yılında Türk Tarihi Tetkik Cemiyetini Yusuf Akçura’ya kurduruyor.
Değerli konuklar! Bir yanlış anlamayı önlemek isterim. Daha sonraları Türk Tarih Kurumu adını alan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Atatürk’ün ‘Ben de tarih işlerinde çalışayım’ arzusuyla kurulmuyor. O zamanlar Afet İnan, Atatürk’e çeşitli kitaplardan batılıların Türk tarihine nasıl baktığını anlatıyor. Atatürk ‘Bizim tarihimiz böyle değil’ diyor. Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin kendi tarihimizi daha doğru ve objektif ölçülerle araştıracağına ve değerlendireceğine inanıyor.
Ben Atatürk’ün okuduğu bazı kitapları inceledim. Atatürk Vilhelm Thomsen’in Inscriptions de l’Orkhon [Orhun Yazıtları] adlı eserini okumuş. Birçok kelimenin altını mavi kalemle, kırmızı kalemle çizmiş, bazı kelimeleri yeniden tercüme etmiş, bazen soru işareti koymuş. Kısacası Atatürk millî pınardan su içmiş, ecdadımız Köl Tigin’in, Bilge Kağan’ın metinlerini orijinalinden okumuţ. Atatürk kökümüzü, geçmişimizi bildiği için batılıların yapmış olduğu yanlış tarih yorumları karşısında Türk Tarih Kurumu’nu kurduruyor.
Bir süre sonra dil işleri ile ilgili bir kuruluşun da gerekli olduğu anlaşılıyor. O zaman da Atatürk, Türk Dili Tetkik Cemiyetini kuralım diyor. Böylece 12 Temmuz 1932 tarihinde daha sonra Türk Dil Kurumu adını alacak olan Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruluyor. Ben size Türk Dili dergisinin Nisan 1933 tarihli 1. sayısını getirdim. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin nasıl ve kimler tarafından kurulduğu vb. hepsi burada yazılı. Az önce ise Eylül 2001 tarihli 598. sayımız geldi. Bunlara sonra döneceğim.
***
Şimdi Atatürk’ün Türk dilini değerlendirdiği üç devreden birincisini inceleyelim. Bu ilk devreye ben aşırı özleştirmecilik “Tasfiyecilik” devresi adını veriyorum.
Türk Dili Tetkik Cemiyeti kurulduğu zaman Atatürk’ün önünde yakın geçmişin iki dosyası duruyor. Bir tanesi 1928 yılında yapmış olduğu Yazı Devrimi. Bir tanesi de Kubilay olayı, yani gerici ayaklanması. Dolayısıyla Atatürk yazı devriminin güçlenmesi ve köklenmesi için belirli bir kültür hareketinin olmasını istiyor. Bu belirli kültür hareketi ona söylenilene göre Arap, Fars kelimeleriyle ilgimizi kesmek şeklinde olmalıdır. İşte bundan dolayı 12 Temmuz 1932’den 1934’de 1310 sayfalık Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları. Tarama Dergisi’nin çıkmasına kadar Türkiye’de Türk Dil Kurumunda bir tasfiyecilik veya öztürkçecilik olayı yaşanmıştır. Bunu görmezden gelemeyiz. Cumhuriyet Türkçesinin içerisindeki Arapça ve Farsça asıllı bütün kelimeler aforoz edilerek yerlerine öztürkçe olduğu söylenen yeni karşılıklar bulunmuş, teklif edilmiştir. Bu yeni karşılıkları nasıl bulacaklardı? Anadolu’dan derleme, yurt dışı sözlüklerinden yani Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar sözlüklerinden de tarama yaptılar.
Tarama Dergisi’nin ön sözünde “Bir sözün dergide bulunması o sözün dilimize gireceği manasını anlatmaz. Dergideki sözler öz Türkçe karşılık arayanların seçmesine arz edilmiş ham veya az işlenmiş malzeme demektir” denilerek, dergiye, herhangi bir Osmanlıca kelimenin yerine birkaç “öztürkçe” karşılık konulmuştur. Devlet dairelerindeki yazışmaların ve gazetelerin Tarama Dergisi’ndeki karşılıklarla yazılması, üstelik bunda da bir birlik gözetilmemesi bir dil anarşisi doğurmuştur. Çünkü birisi kalem yerine cizgiç derken diğeri kamış, bir başkası kavrı, sızgıç, yağuş, yazgaç, yuvuţ demiş, herkes ancak kendi yazdığını anlamıştır. Nasıl mı?
Bu derleme ve taramaları yaptıkları zaman; kalem kelimesine karşılık buluyorlar. Cizgiç, kamış, kavrı, sızgıç, yağuş, yazgaç, yuvuţ. Tarama Dergisi’ni açıyorsunuz; sayfa 425’te kalem kelimesi karşısında Türk lehçelerinden gelen yedi ayrı kelime. Burada bir olayı daha açıklayalım. Yaşlı yazarlar Lâtin harflerini iyi yazamadıkları için yazılarını Arap harfleriyle yazıyorlar. Dilleri de Osmanlı Türkçesi dediğimiz eski dil. Gençler bu yaşlı yazarların Arap harfleriyle yazdıkları yazılarını önce 1928’de kabul edilen Lâtin harfle- rine çeviriyor. Yani ilk işlem Arap harfli makaleyi Lâtin harflerine çevirmek. İkinci işlem ise o muharririn, o yazarın makalesindeki Arapça kelimeleri çizip, yerine Türkçe karşılıklarını koymak. Ancak Tarama Dergisi’nde bire bir karşılık yok ki. Bu yüzden kalem kelimesi yerine bir yazar cizgiç, birisi kamış, birisi kavrı, birisi sızgıç, birisi yağuç, birisi yazgaç, birisi yuvuţ karşılığını kullanıyor. Bu yüzden de hiçbir kimse diğerinin yazdığını anlamıyor. Herkes ancak kendi yazdığını anlıyor. Türkçe asıllı olmadığı için şey kelimesini bile kullanmak istemeyen aşırılık, dili bir çıkmaza sokuyor. Atatürk’ün en yakını Falih Rıfkı. Atatürk bu konuda Falih Rıfkı Atay’a ‘Çocuk! diyor; Türkçe’nin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Bir çıkmaza girmişizdir. Dili bu çıkmazda bırakırlar mı? Bırakmazlar. Biz de bu çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız. İşte Atatürk’ün Cumhuriyet Türkçesinde Arapça, Farsça yahut yabancı asıllı kelimelere karşı yapılan tasfiyecilik hareketindeki kanaati budur. Bunu hepiniz biliyorsunuz.
Bu durumu nasıl düzeltmek lâzım. Atatürk hayatı boyunca girmiş olduğu hiç bir muharebeden ve hiçbir savaştan mağlûbiyet almayan ender komutanlardandır. Onun hayatında hiçbir cephede mağlûbiyet yoktur, dil cephesinde de mağlup mu olacaktır. Hayır. Onda da galip olmak için yol arayacaktır. Onun için yolunu bulmak istiyor. 1934’de başka bir emir veriyor. Ancak bu emrini vermeden önceki mesajını size okumak istiyorum. “Dil Bayramından ötürü Türk Dili Araştırma Kurumu Genel Özeğinden, ulusal kurumlarından, türlü orunlardan birçok kutunbitikler aldım, Gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Ben de kamuyu Kutlularım” Gazi Mustafa Kemal.
Atatürk, Tarama Dergisi’ndeki karşılıklarla yazılan ve içerisinde 35 öztürkçe kelime kullanılan ilk nutkunu ise 3 Kasım 1934 tarihinde Çankaya Köşkü’nde İsveç Veliahdı Prens Güstav Adolf (Kral VI. Güstav)’un şerefine verdiği ziyafette şu şekilde okuyordu. Agâh Sırrı Levent’in Türk Dilinde Geliţme ve Sadeleţme Evreleri (Ankara, 1960, s. 424-426) adlı eserinde yayımladığı nutuk metni:
Altes Ruvayâl,
Bu gece ulu konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken, duygum, tükel özgü bir kıvançtır.
Burada kaldığınız uzca sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi, bu yurta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankusunu bulacaksınız.
İsveç-Türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, onu, bu iki ulus, ünlü, sanlı özlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.
Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.
Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar, bu gün, en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: baysal utkusu.
Altes Ruvayâl,
Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erksürmenin gücü işte bundadır.
Ünlü babanız yüksek kralınız Beşinci Güstav’ın gönenci için en ısı dileklerimi sunarken, Altes Ruvayâl Prenses İngrid’in esenliğini; tüzün İsveç ulusunun gönencine, genliğine içiyorum.
***
Atatürk’ün Türk dilini değerlendirdiği üç devreden ikincisini inceleyelim. Bu ikinci devreye ben mutedil özleţtirmecilik “Tereddüt” devresi adını veriyorum.
Bu devre 1934 yılında Tarama Dergisi’nin yayımlanmasından 24 Ağustos 1936 Güneş-dil Teorisi’inin ilânına kadar olan devredir. Bir önceki devrede Arapça ve Farsça asıllı kelimelerin tamamıyla tasfiye edilmek istenmesi bir dil çıkmazı yaratmıştı. Türk Dili Araştırma Kurumu başkanı Saffet Arıkan bu durumu bir parça frenlemek için Atatürk’e bir Kılavuz Komisyonu kurulmasını teklif etmiştir. Atatürk de bu fikri uygun bularak Saffet Arıkan’a bu komisyonun teţkili için yetki vermiţtir.
Osmanlıcadan Türkçeye-Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzları komisyonu, Türk Dili Araştırma Kurumu Umumî Merkez Heyeti’nin verdiği karar üzerine 24 Aralık 1934 tarihinde Ulus gazetesinde çalışmalarına başlamış ve hazırlanan karşılıklar 25 Mart 1935 tarihinde Ulus gazetesinde ilân edilmiţtir.
“Yaymalar” 4 Mayıs 1935 tarihinde tamamlanarak kılavuz çalışmaları 9 Mayıs 1935 tarihinde sona ermiştir. 1935 Haziranında Osmanlıcadan Türkçeye, 26 Eylül 1935 “Dil Bayramı”nda ise Türkçeden Osmanlıcaya cep kılavuzları yayımlanmıştır. Yukarıda adı geçen Kılavuz Komisyonu’nun seçimi Türk Dili Araştırma Kurumu Umumî Merkez Heyeti tarafından 18 Aralık 1934 tarihinde Falih Rıfkı Atay, Fazıl Ahmet Aykaç ve Naim Hazım Onat’a verilmiştir. Falih Rıfkı ise komisyon Başkanı olarak Türk DiliAraştırma Kurumu Merkez Heyeti üyelerini komisyondan hariç tutunca bu üyeler Atatürk’e komisyon üyelerinin Osmanlıca taraftarı olduklarını telkine çalışmışlar. Atatürk de Merkez Heyeti’nin komisyona katılmasını arzu etmişti. Komisyon 12 Ocak 1935 tarihinden itibaren müşterek çalışmaya başlarken, iki grubun münakaşaları da birlikte başlamıştır. Yapılan yüzlerce münakaşadan sonra çıkan cep klavuzlarının bile Tarama Dergisi’nin yarattığı dil anarşisine tesir etmediğini gören Atatürk, artık özleştirmenin de sınırlı olacağını kabul etmiş bulunuyordu. Sabah, millet, devir, kuvvet, kemal, hatıra ... gibi kelimeler Ulus gazetesinde yayımlandığı zaman Falih Rıfkı’ya şöyle demiştir: “Memleketimizin en büyük bilginlerini, yazarlarını bir komisyon hâlinde aylarca çalıştırdık. Elde edilen netice şu bir küçük lügatten ibaret. Bu Tarama Dergileri ve Cep Kılavuzları ile bu dil işi yürümez. Falih Bey, biz Osmanlıcadan ve batı dillerinden istifadeye mecburuz.”
deryatulga
27.06.06, 19:56
Bu devrenin sonunda dördüncü Dil Bayramı dolayısıyla Atatürk’ün kutlama mesajının dilini bir önceki devrenin sonunda yer alan kutlama mesajı ile karşılaştırmak durumu anlamaya yeter. Atatürk Dil Bayramı dolayısıyla şu telgrafı gönderiyor. “Dil Bayramını mesai arkadaşlarınızla birlikte kutladığınızı bildiren telgrafı teşekkürle aldım. Ben de sizi tebrik eder ve Türk Dil Kurumu’na bundan sonraki çalışmalarında da muvaffakiyetler dilerim.”K. Atatürk.
***
Atatürk’ün Türk dilini değerlendirdiği üç devreden üçüncüsünü inceleyelim. Bu üçüncü devreye ben “Güneţ-Dil Teorisi” yani “Özleţtirmeyi red, yaţayan dile dönüţ” devresi adını veriyorum.
Bu devre 24 Ağustos 1936 Güneş-Dil Teosi’nin ilânından 10 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün vefatına kadar olan devredir. Bu devrenin parolası Atatürk’ün şu sözüdür: Türkçe’de kalacak kelimelerin aslında Türkçe olduğu izah edilmeli.
İşte Atatürk’ün dilciliğinin 3. devresini teşkil eden Güneş-Dil Teorisi’inin dünya yüzünde bulunan bütün dillerdeki kelimelerin Türkçe asıllı olduğunu iddia etmesinin sebebi budur. Atatürk hiçbir zaman yüzde yüz Türkçe konuşulmayacağını anlamıştı. Hiç olmazsa dilde kullanılan yabancı asıllı kelimelerin Türkçe asıllı olduğu ispat edilmeli idi. Böylece dildeki aşırı tasfiyeciliği de durdurabilecekti. Bu yüzden Güneţ-Dil Teorisi’ni ortaya atmıştır.
Güneş-Dil Teorisi Atatürk’ün dil teorisidir. Bu teorinin kaynağı Atatürk tarafından not olarak hazırlanmış olan Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili isimli kitabın 7. sayfasında da söylenildiği üzere Dr. Phil. Hermann F. Kvergitsch’in La Psychologie de Quelques Elements des Langues Turques (Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi) isimli, Fransızca yazılan 41 sayfalık basılmamış eseridir. Bu tez, yazarı tarafından 1935 yılında Viyana’dan Atatürk’e gönderilmiştir. Teorideki esas fikir bizzat Atatürk tarafından geliştirilmiş ve teori, yeni şekli ile (24 Ağustos 1936 Pazartesi günü toplanan ve 31 Ağustos 1936 Pazartesi gününe kadar süren) 3. dil kurultayında ilân edilmiştir. (Bu kurultayda kurumun adı değiştirilerek Türk Dil Kurumu hâlini almıştır.)
Hermann Kvergitsch’in teorisinin ana fikri “Türk dilinin dünyada esas bir dil olduğu ve dünya dillerindeki birçok kelimenin de Türkçeden türediği” şeklindedir. Atatürk iyi Fransızca biliyor. Bu teoriyi okuduğu zaman ‘tamam’ diyor. ‘aradığımı buldum’. Madem ki Türk dili dünyanın temel dillerinden birisidir, ki gerçek de budur. Dünya dilllerindeki birçok kelime bu teoriye göre Türkçeden çıkmıştır. O hâlde bizim dilimizin içerisinde kullanılan ve yabancı asıllı olduğu iddia edilen kelimeleri atmamıza gerek var mı? Yok. Onlar da dilde kullanılsın’.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu Güneş-Dil Terosi hakkında şunları söylemektedir: “Viyana’lı bir dil uzmanı bir tez hazırlamış. Bizim sesli ve sessiz harfler üzerinde durmuş. Her harfe ayrı bir anlam vermiş ve bu tezi o zamanın Matbuat Umum Müdürü olan Vedat Nedim Tör’e göndermiş. Vedat Nedim benim arkadaşımdır. Tezi alıp bana getirdi. Ben de bunun dil ile ilgisi olduğunu görünce Atatürk’e götürdüm. Atatürk tezi okuyunca, “Tamam” demişti, “Aradığımı buldum”. Sonra o uzmanı Ankara’ya, Dil Kurultayı’na çağırdılar.
Güneş-Dil Teorisi’nin özü, Türkçenin eskiliği ve başka dillere kaynaklık ettiğinin bazı ses gelişme ve değişmeleri ile açıklanmasıdır. Bu mahiyette bir görüşü taşıyan Güneş-Dil Teorisi 1932’den 1936’ya kadar dil davasında esas tutulan aşırı tasfiyeciliği ve özleştirmeciliği de bir anda durdurmuştur. O ana kadar yapılan tasfiye ve özleştirme hareketlerinin sonucunu dikkatle müşahede eden Atatürk, bir çıkmaza saplanıldığını görerek, bu gidişin durmasını bizzat arzu etmiştir.
Ben üţenmedim Türk Dili dergisinde, Tan gazetesinde, Cumhuriyet gazetesinde, Ulus gazetesinde o zaman yapılan Güneş-Dil Teorisi açıklamalarını teker teker aradım. Aristotales’in Ali ustadan geldiği benzeri tuhaf açıklamalar gördüm. Sinüs ve kosinüs kelimelerinin Türkçe olduğu anlaşılarak ispat edilmiş. Sümerce, Hititçe, Arapça, Farsça, Lâtince, Fransızca vb. gibi dünya dillerindeki her kelimenin etimolojileri yapılmış. Teori ile bir dönüş yolu açılıyor ama uygulama son derece yanlış. Ve o sıralarda Atatürk hastalanıyor.
Güneş-Dil Teorisi’nin dil davasındaki müspet yönü tasfiyecilik ve özleştirmecilikteki aşırılığı durdurmasıdır. Fakat bu durumun yanında Sümerce, Hititçe, Arapça, Farsça, Lâtince, Fransızca ... vb. gibi eski ve yeni dillere ait kelimelerin Türkçe asıllı olduğunun iddia edilmesi, yurt içinde ve dışında tepkiler uyandırdı. Bu yüzden de teorinin manevî değeri ve itibarı sarsıldı.
Bütün bunlara rağmen Güneş-Dil Teorisi hedefine ulaşmıştır. Bu teorinin gayesi, devrindeki tasfiyeciliği durdurmaktı. Bu durum hasıl olmuştur. Fakat bir taraftan da bu teorinin ortaya atılması, bir ilim meselesi olan dil konusuna bilgisiz ve yetkisiz kimselerin karışmasına ve söz sahibi olmasına sebep olmuţtur.
Atatürk, bu üçüncü devrede, konuşma ve yazılarında, yeni kelimelerden kamutay, saylav, ulus, ulusal, siyasa, siyasal, tecim, ajun, genelik ... vb. gibileri yerine yaţayan Türkçedeki Millet Meclisi, millet vekili, millet, milli, siyaset, siyasi, ticaret, dünya, refah vb. gibi kelimeleri kullanarak tercihini belirtmiştir. Yani dilde aşırı ırkçı ve tasfiyeci olanların gürünüşünü terk ve reddetmiştir. 1937 yılının Eylülünden sonra da vefatına kadar Güneţ-Dil Teorisi’nden bahsetmemiţtir.
Tasfiyeciliğin ve özleştirmeciliğin kesin olarak red ve terk edildiği bu üçüncü devrenin sonunda Atatürk, dil bayramını şu mesajla kutluyordu. “Dil Bayramı münasebetiyle bana karşı gösterilen temiz duygulardan çok mütehassis oldum, teşekkür eder, verimli çalışmalarınızda sürekli başarılar dilerim.”
Görüyorsunuz ki Atatürk doğru yolu, orta yolu bulmuş, Türkçe kelimeler kullanıyor ama gerekiyorsa orada teţekkür ve münasebet kelimesini kullanmaktan da çekinmiyor. Kısacası 1932-1934 yılları arasında aşırı bir tasfiyecilik ve özleţtiricilik hareketi yapılmıştır. Bunun yanında belirli derleme ve tarama çalışmaları da yapılmıştır. Tasfiyeciliğin ve özleştiriciliğin temel noktasının yanlış olduğu görülerek konu ilmî bir çalışma sistemi içerisine sokulmak istenmiţtir. Ancak iki ţey bize mani olmuţtur. Birincisi Atatürk’ün 1936’dan hemen sonra hastalanması ve akabinde vefat etmesi. İkincisi Türkiye Cumhuriyeti’nin o zaman Türk filologlarından yoksun oluşu. R. Rahmeti Arat, Ahmet Caferoğlu, Abdülkadir İnan vb. gibi iki üç tane dil bilgini hocamız var. Onların ve birlikte çalıştıkları kişilerin o zamanki bilgileri de derlenen kelimelerin başka dilden olduğunu anlamaya yetmiyor. Mantı’nın, tayfun’un Çince olduğunu, kent kelimesinin bir Orta Çağ İran dili olan Sogdça olduğunu kimse bilmiyor. Doğu Türk lehçelerinden kelimeleri derliyorlar. Ţehir kelimesini Farsça ţahr kelimesinden geldiği için atıyoruz yerine öztürkçe diyerek baţka bir Farsça kelime olan kent kelimesini getiriyoruz. Baţţehir kelimesi baţkent hâlini alınca öztürkçecilik yaptığımızı zannediyoruz. Dolayısıyla o zamanki eksiğimiz Türk filolojisiyle uğraşan kişilerin olmayışı.
Biliyorsunuz batı tipinde ilk Türk grameri Ana Hatlarile Türk Grameri başlığıyla 1949 yılında hocamız Tahsin Banguoğlu tarafından yazıldı. Ben, size Profesör Tahsin Banguoğlu’nun Türk dili profesörü olmasını anlatayım. Cumhuriyetin dil ve kültür ile ilgili meseleleri konusunda bu devrede yaşayan kişilerle bire bir çok görüştüm. Ayda bir defa Tahsin Banguoğlu hocamızın evine giderdik. Banguoğlu bir gün “Size bir hatıramı anlatayım arkadaşlar” dedi. “Siz göç yolları haritasının nereden geldiğini biliyor musunuz?” diye sordu. “Ben Ankara’da Gazi Terbiye’de genç bir öğretmendim” dedi. Bir gün sirenler çaldı. Ne oluyor diye sorduk. “Atatürk geldi” dediler. Atatürk aşağıdaki sınıflardan birine girmiş. Sınıfta Muhittin Baha Pars adlı tarih hocası ders yapıyor... Öğrenciler Atatürk’ü görünce eski yazı kitapları saklamışlar. Atatürk arkada bir sıraya oturmuş, “Ne yapıyordunuz Muallim Bey?” diye sormuş. Muallim: “Paşam Orta Asya’da Türkleri inceliyorduk” demiţ. Herkes biliyor ya Atatürk Orta Asya ile ilgileniyor. Atatürk: “Muallim Bey derse devam edin” demiţ. Muallim Bey diyor ki: “Türkler Orta Asya’da yaţayan göçebe bir kavimdir”. Atatürk “dur” demiţ “Muallim Bey, ifadenizi tashih ediniz”. Muallim Bey neyi tashih etsin. Kitap bu cümleyle baţlıyor. Kem küm etmiş. Bunun üzerine Atatürk tahtaya gelmiş duvarda asılı olan Orta Asya haritasında Gobi çölünü kırmızı bir tebeşirle daire içine almış. “Çok eskiden burada bir iç deniz vardı ve Türkler bunun etrafında müreffeh bir şekilde yaşarlardı. Ancak bu iç deniz kuruyup çölleşince Türkler göçtüler. Bir ok Bering Boğazı’ndan Amerika’ya, bir ok Kore’ye, bir ok Japonya’ya, Hindî Çini’ne, Hindistan’a, İran coğrafyasına, Arap coğrafyasına, Anadolu’ya. İşte Emin Oktay’ın tarih kitabında okuduğumuz göç yolları haritasının aslı bu.” Hemen haritayı büküp, Atatürk’ün el yazısı var diye hatıra olarak kaldırmışlar. Belki hâlen daha saklıyorlar.”
İkinci saat Tahsin Banguoğlu’nun edebiyat dersi. Atatürk sınıfa girmiş, geçmiş arkaya oturmuş. Maiyetindekiler de kenarda sıralanmışlar. Atatürk: “Muallim Bey derse devam ediniz” demiş. Banguoğlu, “Ben Tevfik Fikret’in Sis şiirini inceliyordum” diyor. Sis’te Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl çöktüğünü, yeni bir devletin nasıl kurulması gerektiğinin yorumunu yaptım. Hiç ses çıkarmadan dinledi ve gitti kapıda bekledi, diyor. Ben de önümü ilikle- yerek yanına gittim. Atatürk: “Muallim Bey size bir soru sormak istiyorum.
Tek başıma kalsam, şâh-ı devrâna kul olmam.
Vîrân olası hânede, evlâd u ‘ıyâl var.
Beytini akşam sofrada konuştuk. Namık Kemal’e ait diyorlar. Doğru mu? Banguoğlu: “Hayır efendim” demiş. “Bu Dertli adlı bir halk şairinindir.” Atatürk maiyetine dönerek: “Ben size demedim mi? Namık Kemal ihtilâlci adamdır, devrimci adamdır. Böyle kadına, çocuğa bağlanacak adam mı?” demiş. Atatürk sormuş: “Muallim Bey! Siz bu Dertli’nin ve diğerlerinin şiirlerini nereden buluyorsunuz?”. Banguoğlu cevap vermiş: Efendim, onlar cönk denilen üstten açılan kitaplarda yazılır”. Atatürk Banguoğlu’na dönerek “Muallim Bey lütfen o cönkleri okuyunuz ve Türk çocuklarına güzel şiirleri öğretiniz” buyurmuş. Banguoğlu diyor ki: Yıldızım o akşam parladı. Atatürk sofrada demiş ki: Bugün Gazi Terbiye’ye gittim. Bir tarih hocası içimi kararttı ama bir edebiyat hocası beni mutlu etti. Bu edebiyat hocasının elinden tutunuz. Emir telâkki etmişler. Banguoğlu hocamızı yurt dışına Türk dili incelemesi yapsın diye göndermişler. Böylece Saadet Çağatay, Tahsin Banguoğlu, Ahmet Temir, Hasan Eren gibi hocalarımız yetişerek Türk filolojisi konusundaki eksiklerimizi ikmal etme durumuna gelmişiz.
Şimdi bakın. Atatürk Türk tarihinin içerisinde, Türk dilinin içerisinde. Bütün varlığını bu gibi kültür konularına vermiş, ayrıca vasiyeti ile de para desteği sağlamış. “Ben her şeyimi milletimden aldım. Tekrar milletime iade ediyorum. Ne kadar param varsa Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumuna bırakıyorum” demiş. Bundan başka bu kurumlara ne yapabilirdi? Ama 1938’den sonra olanlar? Bu Atatürk’ün çizmiş olduğu yoldan sapmadır. Çünkü bir kelimeyi gelip buraya yazdırdığınız zaman beş lira para alıyorsunuz. Tasfiyecilik kesilmeyerek devam etmis.
deryatulga
27.06.06, 19:57
Atatürk’ün çizdiği yoldan nasıl ayrılındı? Atatürk ‘Göktürklerden kalan anıt ve yazıtlar yayınlansın’ buyurmuş. Hüseyin Namık Orkun, Köl Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk ve diğer büyük yazıtları ihtiva eden birinci cildi Eski Türk Yazıtları başlığıyla 1936’da Türk Dil Kurumu yayınlarından çıkarmış. Sonra eser üç cilt daha yayımlanarak 1000 sayfalık bir külliyat hâlini almış. Atatürk ‘Eski Uygur belgeleri yayınlansın’ buyurmuş. Kalyanamkara ve Papamkara, Çaţtani Bey Hikayesi, Uygurca Üç Hikaye vb. gibi batıda ne yayımlandı ise tercüme edilmeye başlanmış. Atatürk ‘Eski sözlüklerimiz yayımlansın’ buyurmuş. Besim Atalay Bey Divanü lügati’t-Türk’ü çevirmeye başlamış, ‘Kutadgu Bilig incelensin’ buyurmuş. Reşit Rahmeti Arat metni hazırlamış, Kutadgu Bilig yayımlanmış. O zamanlar bununla da kalmamışlar. Bize en uzak Türkler kimler, Yakutlar, Çuvaşlar. Atatürk ‘Otto Böhtlingk’in Yakut Dili Sözlüğü’nü çevirin’ buyurmuş.. Ahmet Caferoğlu 18 ayda sözlüğün bir kısmını çevirmiş. Atatürk ‘Çuvaş Sözlüğü’nü çevirin’ buyurmuş. Atatürk Türk dünyasını bir bütün olarak almış. Çuvaş Sözlüğü, Kırgız Sözlüğü o zamanlar çevrilmiţ. Onun çizmiţ olduđu bu yol nereden geliyor?
Arkadaşlar! Atatürk’ün bir konuşmasını hiç unutmayalım. Bir gün yapmış olduğu şu konuşma, bu sıralarda çok söyleniyor: “Arkadaţlar Sovyetler Birliđi bizim dostumuzdur, komţumuzdur. Ama onun içerisinde mazlum birçok millet vardır. Bu milletlerin bazıları da Türk halklarıdır. Sovyetler Birliği günün birinde çökecektir. Oradaki Türk halklarının bazıları da bağımsızlıklarına kavuşacaklardır. Biz onlar bağımsızlığına kavuşacaklar diye, o günü beklemeyelim. Hazırlıklarımızı şimdiden yapalım. Ve o kardeşlerimize yardım edelim.” Bunu 1930’lu yılların ortalarında söyleyen Atatürk, bu yüzden Yakut Sözlüğü’nü, Çuvaş Sözlüğü’nü, Eski Türk Yazıtları’nı Türklüğün temel belgelerini, Anadolu Türkçesi’nin dışında olan belgelerin de yayımlanmasını, işlenmesini istemiş. İşte Banguoğlu hocamız diyor ki, Atatürk’ün vefatından sonra onun yolundan yavaş yavaş sapıldı. Tercümeler durdu, telifler durdu, sözlüklerin ikinci ve üçüncü cildi durdu ve yavaş yavaş da bunları yapanlar Türk Dil Kurumundan tasfiye edildi.
Karşımıza 1950’li yıllar geliyor. 1950 ve 1960 arasında Türk Dil Kurumunda ciddî ve tutarlı çalışmalar yapıldı. Bunu inkâr etmek mümkün değil. Ben bu kurumun tarihini çok iyi bilen bir iki kişiden birisiyim. Birisi de Hasan Eren hocamız. Ben 1932’den beri buradaki bütün zabıtları tek tek çıkardım ve yukarıdaki odamda okudum. Ne olmuş, nasıl gelişmiş? Çok güzel çalışmalar yapılmış. Ama 1960’la 1980 arasında, burada iyi çalışmalar olduğunu söylemek mümkün değil. Bir defa 1960’la 1980 arasında her 4-5 yılda bir Türk imlâsına müdahale edilmiş. Her 4-5 yılda bir imlâyı değiştirmişler. İkincisi kelime kadromuza müdahale etmişler. Ben şimdi size rakamları vereyim. Ahmet Vefik Paşa gibi bir Türkçü kendi sözlüğüne Lehçe-i Osmânî ismini verirken 1900 yılında Şemseddin Sâmî Kamus-ı Türkî adını vermiştir. Şemseddin Sâmî’nin Kamus-ı Türkî’sinde 26.000 kadar kelime kökü vardır. 1980’de Türk Dil Kurumunun yayımladığı Türkçe Sözlük’ün yedinci basımında da 26.000 kelime vardır. Peki değerli konuklar! 80 yıldan beri bu dile hiç kelime girmedi mi de bir tane bile kelime artmadı. Türkçeyi yüzde 80 Türkçeleştirdik diye övünen kişiler aslında dili yüzde 80 fakirleştirmişlerdir. Kullanılan kelimeleri bu Arapça, bu Farsça, bu Fransızca, bu İngilizce, bu Grekçe diyerek dilde kullanılan kelimeleri atmışlar. Bin yıldan beri kullandığın kelimeler gitmiş yerine halkın bilmediği anlamadığı uydurmaları gelmiş. Bakın arkadaşlar, ben Cumhuriyet çocuğuyum, ben üniversitede yıllarca Osmanlı Türkçesi okuttum, bütün Türk yazılarını okurum. Ama benim kafamı kesseniz, ben artık müselles demem. Benim dilimde üçgen var.
Dolayısıyla sözlüklerde eski kelimeler olacak, olmayacak değil. Kelime tasfiyesi olur mu? Sözlükler dil öğrenme kitabı mıdır? Sözlükler bir dilin hazinesidir. Siz hazineyi boşaltıyorsunuz. Sözlükler başvuru kitaplarıdır. Bilmediğiniz kelimelere bakarsınız. Bakın Sayın Bakanımın annesi (Devlet Bakanı Sayın Yılmaz Karakoyunlu’nun öğretmen olan annesi) oğlu kendisine bilmediği bir kelimenin anlamını sorunca ‘Sözlüğe bak oğlum’ diyormuş. Siz sözlüğün hacmini küçültürseniz, azaltırsanız, kelime kadrosunu dışlarsanız Türk halkı nasıl düşünecek?
Başka bir örnek vereyim. 1979 yılında Mustafayev ve Şerbinin Türkçe-Rusça Sözlük yayımladılar. Kelime kadrosu kaç biliyor musunuz: 47.300. Yani Türkiye’de yayımlanan Türkçe Sözlük 26.000 kelime, Rusya’da yayımlanan Türkçe Sözlük 47.300 kelime. Hazırlayanlar diyorlar ki: Tanzimat Fermanı’ndan 27 Mayıs 1960’a kadarki Türkçe kelimeleri ihtiva eden belli başlı kitapları fişledik. Bu sözlüğün içerisinde bu devrede geçen bütün kelimeler vardır.
Ben Tercüman gazetesinin Yaţayan Türkçemiz sütununda ağır tenkitlerde bulundum. Gönül kelimesi için Mustafayev’de 45 örnek var. Türkçe Sözlük’te ise 3 örnek var. Sonunda Türk devleti dedi ki: Buyur gel, otur, çalış!
Son 20 yılda olanı size söyleyeyim. Türkçe Sözlük’te 75.000 kadar madde başı ve o maddelerin içindekileri de, eğer tek tek madde sayarsanız, 200.000 örnek var. Açın gönül maddesine bakın, 7. baskıda 3 örnek, 8. baskıda 75 örnek var. Deyimler, atasözleri hepsi Türkçe Sözlük’e girmiş. Yani benim buradaki genç arkadaşlarım bir yazarın bir cümlesinde bir kelimeyi bulamı- yorsa; açıp oradan bakacak. Bir sözlükte eski kelimenin bulunması o milletin aleyhine midir, lehine midir? İngilizlerin övündükleri Webster’lerinden yabancı kelimeleri atın, İngilizce kaç kelime kalır? Niçin onların kelimeleri 300.000-400.000 gibi de, bizim kendi dilimizin kelime hazinesi küçük? Bu soruyu kendimize sorarak cevabını çok düşünmek gerekiyor.
Dolayısıyla tasfiyecilik hiçbir zaman doğru bir yol değildir. Bundan vazgeçilmeli. 1950-60, 1960-80 arasındaki iki durumu arz ettim. İmlâya ve kelime kadrosuna müdahaleyi. Üçüncüsü daha mühimdir. Bu ideolojik yapılanmadır. Bu kurumun içerisinde mesleği dil olamayan, mesleği edebiyat olmayan, 1932’den beri seçilen parti başkanları, parti üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri 622 kişi. Yani mesleği dil ve edebiyat olmayan yüzlerce kişi. Onların kendilerinin hatıralarından öğreniyorduk ki; bazıları Leninci, bazıları Maocu, bazıları Arnavutçu, bazıları Çinci, bazıları Nurcu. Bunu kendileri yazıyordu, dehşete düşüyorduk. Atatürk’ün Dil Kurumunun içerisinde böyle bir gruplaşma nasıl olur? Şimdi burada, bu salonda beni dinleyen benim çok muhterem büyüklerim var. Mehmet Önder üstadım var. Eski üyedir. Ankara’yı çok iyi bilir. Benim bu dediklerimi onlar canlı yaşadılar. Ama devlet buna bir yerde müdahale edecekti. Bana göre Millî Güvenlik Konseyi’nin Türk Dil Kurumunu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 134. maddesinin himayesine alması ve 2876 numaralı kanunla Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun ilmî ölçüler içerisine alınması, onların ülkemiz için yapmış oldukları en hayırlı iştir. Aksi takdirde ne olacaktı? Sayın Bakan Yılmaz Karakoyunlu musikî kültürü olan bir insandır. Türk kültürüne âşık olan bir insandır. İyi de ud çalar. Akşam udunu eline alacak, akort edecek ve bir şarkı geçecekti.
Bir olasılık daha var. O da ölmek mi dersin.
Söyle tinim ne dersin?.
Kavuşgung başka acun, sen bir yaşama karşılıksın.
Şarkıyı böyle söyleyecekti arkadaşlar. İş buna gidiyordu. Yani ‘Vuslatın başka âlem, sen bir ömre bedelsin’i; ‘kavuşgun başka acun, sen bir yaşama karşılıksın’ diye çevirirseniz bu Türkçe mi olur?
Biz dilciler, bizim mesleğimiz olduğu için Türk cemiyetinin hangi uçurumun kenarından döndüğünü gördük. Ben size bir şey daha söyleyeyim. Bu gibi kelimeler dışarıda hazırlanıp geliyor. Benim elimde delilleri var. Türkçe’deki Yeni Kelimeler Sözlüğü. Moskova’da hazırlanıyor. Kardeşim sana ne?
Orada hazırlanıyor buraya geliyor. Bizlere tamim ediliyor. Ţu eski kelimeleri kullanmayın, şu yenilerini kullanın. Şimdi bunların üzerinde pek fazla durmayayım. Artık biz imlâ meselesinde belirli bir yola geldik. Artık Türkiye’de imlâ oturdu. Her beş yılda bir imlâda devrim yapılmıyor. Sözlük meselesinde de doğru yolu bulduk. Atalarımızın kullandığı kelimeler sözlüklerimizde olacaktır. Ama Türk Dil Kurumunun ölçüsü Türkçesini kullan olmalıdır. Biz Türkçe kullanıyoruz. Te’sir demiyoruz etki diyoruz. Kısacası sözlükler başvuru kitaplarıdır.
Sayın Başkan açış konuşmasında vurguladı. İşi gayet iyi takip ediyor. Türkçe Sözlük’ün önümüzdeki yeni baskılar&305; diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.
[/I]Gazi M. Kemal (2.IX.1930)
Atatürk bu dili şuurla işleyin diyor. Bu levha yarın buradan kalkacak, ama sözler Türk Dil Kurumunun girişinde duruyor. Kitaplarımızın üstünde duruyor. Dolayısıyla ben Türk Dil Kurumunun dil konusunda son 15-20 yıldır doğruyu bulduğu inancındayım. Çalışmalarımız devam edecektir. Yüksek Kurum Başkanının dediği gibi başka sesler de olacaktır. Tenkit de edileceğiz. Haklı iseler biz düzelteceğiz, haksız iseler doğru bildiğimiz yolda yürüyeceğiz. Demokrasilerde başka kişilerin görüşlerini dinlemek de bir fazilettir.
Sözlerime son verirken hepinizin Dil Bayramını kutluyor, saygılar ve sevgiler sunuyorum.
Flagellum Dei
27.06.06, 19:59
Arapca'da "Iyilik" anlamina gelen "Hayr" sözcügünü Türkce "Hayir" diye cevirmek bunlardan biri. Arapca "Hayir" "Laa" sözcügü ile ifade edilir, ceyrek porsiyon da olsa her müslümanin duymus olmasi gereken bir söz!
bunun da aslinda kolay bir aciklamasi var..... Türkce'ye arapca sözcüklerin cogu dogrudan arapca'dan degil , farsca'nin araciligiyla girmi$tir (örnegin ramaDan yerine ramaZan dememizin nedeni de budur: >>Dad<< harfini "z" sesiyle telaffuz etmek, farsca'nin bir özelligi'dir); farsca'da olumsuzlugu belirten yanit (yani ingilizce >>No<<) olarak "na" kullanilir, bunun te'kitli, vurgulu $ekli ise "na khayr"'dir; bunun harfiyyen anlami: "bunda hayir/iyilik/olumluluk yok"; zamanla "na khayr" yerine sirf "khayr" kullanilagelmi$, ve bu $ekliyle de Türkce'ye "hayir" olarak gecmi$
Mir ist aufgefallen, dass man im türkischen Fernsehen immer mehr "Zira" statt "Cünkü" benutzt, das finde ich eine sehr positive Entwicklung.
"zira" ist auch Persisch; man muss nicht für jedes WORT einen Ersatz finden, einfache Konjunktionen wie "ki, zira, cünkü, ve ..." kann man auch umgehen, indem man schlicht den Satz umformuliert, die Satzstellung variiert; bzw. im Fall von "zira/cünkü" muss man es sogar, da das türkische Äquivalent "dolayi" nicht am Satzanfang stehen kann........
@
Atatürkün farzi ve arabi kelimelerden vazgecmesi onun tahsilinden kaynaklanmaktadir ve o zamanin telasli reform calismalarinin yogunlugundandir, fakat tahmin ediyorum kendiside Türkcemizi farzi ve arabi kelimelerden tamamen arindirilmasindan yana olmasi.
Wofür gibt es denn dann überhaupt die TDK, wenn gerade solche Wörter, die ein Leben lang fest in das Gehirn der Menschen eingebrannt werden, nicht gesäubert werden?
Wenn schon Konjunktionen, die ein fester Bestandteil jeder Sprache sind nicht bereinigt werden, dann soll man die TDK ganz dicht machen!
Almanca Ingilizce Fransizca Italyanca ve Ispanyolca daki arabca
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13, 14,15,.....
111111111111115555555544444440 0000000
Wofür gibt es denn dann überhaupt die TDK, wenn gerade solche Wörter, die ein Leben lang fest in das Gehirn der Menschen eingebrannt werden, nicht gesäubert werden?
Wenn schon Konjunktionen, die ein fester Bestandteil jeder Sprache sind nicht bereinigt werden, dann soll man die TDK ganz dicht machen!
Ich denke, hier ist jede Kritik angebracht.
Für die türksiche Sprache wünsche ich mir mehr Anstrengung bei ihrer Erforschung und Pflege. Unsere Sprache ist eine sehr alte und reiche Sprache und sie muß als Kulturgut unbedingt bewahrt und weitergegeben werden. Vorallem, wenn nicht mehr für uns, dann für die kommenden Generationen.
Ich glaube manchmal, dass Ungarn nicht so stark wie die Türken Ihre Sprache manupulieren liessen.
Die ursprünge der Türkeitürken liegen ja wie bekannt nicht im Norden
siehe Petchenen (http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/d/da/Shepherd-byzanz_1000-enhanced_1-1900x1500.jpg) sondern im heutigen Iran, Irak, Surien, dass heisst eine Vermischung mit Farzi hat trotz jeglicher Widerstände doch stattgefunden.
Siehe Großseldschuken (http://de.wikipedia.org/wiki/Bild:Seldschuken-Reich-map.png).
Das heisst im Klartext eine Säuberung der Sprache wäre zwar sinnvoll aber historisch bedingt haben unsere Vorfahren doch schon mit diesem Mischmasch (farzi und arabic) gesprochen.
deryatulga
27.06.06, 20:29
bunun da aslinda kolay bir aciklamasi var..... Türkce'ye arapca sözcüklerin cogu dogrudan arapca'dan degil , farsca'nin araciligiyla girmi$tir (örnegin ramaDan yerine ramaZan dememizin nedeni de budur: >>Dad<< harfini "z" sesiyle telaffuz etmek, farsca'nin bir özelligi'dir); farsca'da olumsuzlugu belirten yanit (yani ingilizce >>No<<) olarak "na" kullanilir, bunun te'kitli, vurgulu $ekli ise "na khayr"'dir; bunun harfiyyen anlami: "bunda hayir/iyilik/olumluluk yok"; zamanla "na khayr" yerine sirf "khayr" kullanilagelmi$, ve bu $ekliyle de Türkce'ye "hayir" olarak gecmi$
"zira" ist auch Persisch; man muss nicht für jedes WORT einen Ersatz finden, einfache Konjunktionen wie "ki, zira, cünkü, ve ..." kann man auch umgehen, indem man schlicht den Satz umformuliert, die Satzstellung variiert; bzw. im Fall von "zira/cünkü" muss man es sogar, da das türkische Äquivalent "dolayi" nicht am Satzanfang stehen kann........
Galiba anlatamadik, Arapca "Hayr" sözü olumsuzluk ifade eden bir sey degildir. Adamin biri kafadan öyle oldugunu farzetmis. Ona bakilirsa Arapca'dan Türkce'ye gecmis "mektep" gibi esas anlamiyla ilgisi kalmamis sözler de coktur. Arapca mektebin okulla filan bir ilgisi yok. Bu na hayr aciklamasini an den Haaren herbeigezogen diye kabul edelim. Ayrica ben o örnegi listenin tam tepesinde oldugu icin aldim. Yoksa daha bir alay yamukluk var. Ayrica Arapca "Hayr"in karsiligi Ingilizce nasil "No" oluyor onu aciklamak mümkün degil. Bazi kimseler dil denen seyin bir kelime yiginindan ibaret oldugunu sanmasi ise asil felaketin baslangisi. Biz ulusculugu her boyutuyla Fransizlardan apartmisizdir. Onlar bile kalkip da dillerini Kelt, hic degilse Germen aslina döndürmeyi asla düsünmüyorlar.
Dolayi, dolayisiyla, zira, cünkü, aralarinda nüanstan öte fark bulunan kelimeler, bir dil akiciligini sadece ve sadece böyle sözcüklerin varligina borcludur. Yani is Ziya Gökalp'in "müteradif sözlerden Türkcesini almali" demesi kadar kolay degil.
Ozaman Türkiye neden bütün türk halklarini temsil ediyor ve birlestirmek istiyor, Türkiyenin yakinda böyle devam etse Türklükte alakasi olmuyunca? Cumhuriyetinizin adi "Türkiye" ise buna da laik olmaniz gerek.
Ozaman Türkiye neden bütün türk halklarini temsil ediyor ve birlestirmek istiyor, Türkiyenin yakinda böyle devam etse Türklükte alakasi olmuyunca? Cumhuriyetinizin adi "Türkiye" ise buna da laik olmaniz gerek.
Kesinlikle bu konuda haklisin. Turancilik saten tarihe karisan bir olay.
Türkiyede hic kimse Turki devletleriyle birlesmeyi ve Rumeli, Krim ve Tataristan Baskurdistani geri almak icin calismalarda bulunmuyor diyebiliriz fakat http://www.elbirligidernegi.org/ :hallo;.
deryatulga
27.06.06, 21:34
Ozaman Türkiye neden bütün türk halklarini temsil ediyor ve birlestirmek istiyor, Türkiyenin yakinda böyle devam etse Türklükte alakasi olmuyunca? Cumhuriyetinizin adi "Türkiye" ise buna da laik olmaniz gerek.
Cünkü Türkiye Türki Cumhuriyetler arasinda devlete benzeyen bir yapiya sahip tek ülke. Onun yapabilecegine diger hic birinin gücü yetmez. Liyakat araniyorsa buradan baslanir. Devlet gelenegi olan bir yerde de coluk cocuk eglendirmek icin siyaset yapilmaz. Türklügümüze endaze vurmaksa kimsenin haddi degil. Kimsenin boyunduruguna girmedigimizden ülkemizin adina da sahip ciktik. Hem de yüzyillardir.
@deryatulga
Siz yüzyillarca Türk icin degil Islam icin haraket ettiniz. Yüce Atatürkün sayesinde Türklügünüzü kaybetmediniz. Osmanli bi kac yüzyil daha olsaydi, ozaman bugün tamamen arablasmis ve farslasmisdiniz. Atatürkcülükten uzaklasirken Türklügünüzde gidicek. Ve siz buna ciddiden karsi degilseniz, ozaman benim görüsüme göre Türkiye isimini de hak etmiyorsunuz.
deryatulga
27.06.06, 22:11
@deryatulga
Siz yüzyillarca Türk icin degil Islam icin haraket ettiniz. Yüce Atatürkün sayesinde Türklügünüzü kaybetmediniz. Osmanli bi kac yüzyil daha olsaydi, ozaman bugün tamamen arablasmis ve farslasmisdiniz. Atatürkcülükten uzaklasirken Türklügünüzde gidicek. Ve siz buna ciddiden karsi degilseniz, ozaman benim görüsüme göre Türkiye isimini de hak etmiyorsunuz.
Yok yahu, bana Türkiye Yakin Cag tarihini falan mi ögretmeye niyetin var? Atatürk basa geldiginde hangi milletin özelliklerine dayanarak Cumhuriyeti kurdu? Azerilerin filan mi? Yoksa onun senin begenmedigin Islamlasmis-Araplasmis her neyse onlarin mi? Seni uyariyorum, bizim ülkemizin islerine burnunu sokma. Dünyada Türk dendiginde akla gelen benim, sen degilsin. Türkiye adina sen mi talipsin? Önce Farsilere haddini bildir, belki o zaman büyük Türk Hakanligi sana gecer. O zamana kadar da Türkün borusu bizim ülkede öter.
@deryatulga
Siz yüzyillarca Türk icin degil Islam icin haraket ettiniz. Yüce Atatürkün sayesinde Türklügünüzü kaybetmediniz. Osmanli bi kac yüzyil daha olsaydi, ozaman bugün tamamen arablasmis ve farslasmisdiniz. Atatürkcülükten uzaklasirken Türklügünüzde gidicek. Ve siz buna ciddiden karsi degilseniz, ozaman benim görüsüme göre Türkiye isimini de hak etmiyorsunuz.
Azeri biz islam icin savasmis olabiliriz ve bundan mutluyuz ve gurur duyuyoruz ama Türk bendimizi hicbir zaman kaybetmedik. Osmali bir kac yüz yill olsaydi arablasmazdik Türklestirirdik arabistanda bizim askerimiz duruyordu arab dehil fars iran da da aynisi
Yok yahu, bana Türkiye Yakin Cag tarihini falan mi ögretmeye niyetin var? Atatürk basa geldiginde hangi milletin özelliklerine dayanarak Cumhuriyeti kurdu? Azerilerin filan mi? Yoksa onun senin begenmedigin Islamlasmis-Araplasmis her neyse onlarin mi? Seni uyariyorum, bizim ülkemizin islerine burnunu sokma. Dünyada Türk dendiginde akla gelen benim, sen degilsin. Türkiye adina sen mi talipsin? Önce Farsilere haddini bildir, belki o zaman büyük Türk Hakanligi sana gecer. O zamana kadar da Türkün borusu bizim ülkede öter.
:aferin: :aferin: :aferin: :aferin:
Ilk önce istiklaline kavus ondan sonra istiklaline kavusmusa akil ver @azeri
Cünkü Türkiye Türki Cumhuriyetler arasinda devlete benzeyen bir yapiya sahip tek ülke. Onun yapabilecegine diger hic birinin gücü yetmez. Liyakat* araniyorsa buradan baslanir. Devlet gelenegi olan bir yerde de coluk cocuk eglendirmek icin siyaset yapilmaz. Türklügümüze endaze vurmaksa kimsenin haddi degil. Kimsenin boyunduruguna (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=boyunduruk+vurmak) girmedigimizden ülkemizin adina da sahip ciktik. Hem de yüzyillardir. *layik olma durumu, yeterlilik
Türk milletinin ana dili bilindigi gibi devlet dilinde ana dili gibi konusulmamasidir Selcuklular döneminde ve ayrica arablarin Türkleri zorla müslümanlastirdiklari zamanla beraber Türk dilini yok etme ve arka plana atma cabalari mevcuttu.
Atatürk ve hatta ittahakcilerle beraber dil birligi konusuna girilmistir.
Türkiyede senelerdir terör ve devlet düsmanlariyle mesgül olundugundan cogu konular tozlanmaya mahkum kalmistir. 50 lilerden sonra gerilemiye basliyan Türk beyni müslümanligin koyulasmasiyla ve hatta arabca kelimelerin mübarek görülmesi ve din derslerini cogu arabca kelimelerle anlatan din adamlari yüzünden insanlarin cahilligi kendilerine adet eder olduklari bellidir. Bunlari herkez Türk ailelerinde görebilir. Cogu yaslilar yinede okuma yazma ögrenmemek icin kendilerini köy povlarina (carsaflara) cahil ve Atatürkün mücadele ettigi islam tarslarina geri cekerek, arab harflerine olan saygilarina ve arabcayi yücelten hallerine ne demeli. Bugünde Türk isimlerine gavur gözüyle bakan yobazlarin oldugu bir toplumu var.
deryatulga
27.06.06, 22:19
*layik olma durumu, yeterlilik
Türk milletinin ana dili bilindigi gibi devlet dilinde ana dili gibi konusulmamasidir Selcuklular döneminde ve ayrica arablarin Türkleri zorla müslümanlastirdiklari zamanla beraber Türk dilini yok etme ve arka plana atma cabalari mevcuttu.
Atatürk ve hatta ittahakcilerle beraber dil birligi konusuna girilmistir.
Türkiyede senelerdir terör ve devlet düsmanlariyle mesgül olundugundan cogu konular tozlanmaya mahkum kalmistir. 50 lilerden sonra gerilemiye basliyan Türk beyni müslümanligin koyulasmasiyla ve hatta arabca kelimelerin mübarek görülmesi ve din derslerini cogu arabca kelimelerle anlatan din adamlari yüzünden insanlarin cahilligi kendilerine adet eder olduklari bellidir. Bunlari herkez Türk ailelerinde görebilir. Cogu yaslilar yinede okuma yazma ögrenmemek icin kendilerini köy povlarina (carsaflara) cahil ve Atatürkün mücadele ettigi islam tarslarina geri cekerek, arab harflerine olan saygilarina ve arabcayi yücelten hallerine ne demeli. Bugünde Türk isimlerine gavur gözüyle bakan yobazlarin oldugu bir Türk toplumu var.
Sizin bu islere akliniz bayagi yatiyor. O zaman su Türkiye adini kendilerine layik görenlerin oldugu tarafa dogru gidin. Engin birikiminizden onlar yararlansin. Bizden bilirsiniz adam olmaz, 60%imiz da sicilli enayiyizdir.
Azeri Türklerin bu denli yazismalari ve konusmalari yeni bir sey degil.
Azerbaycandaki Türkcenin Türkiye Türkcesinden daha Türk olduguna dem vuranlar devamli cikar.
Deneyimli ve bilgili oldugumu söyliyemem, fakat dil konusunda yapilmasi gereken reformlarin 50lilerden sonra yattigini söyleyebilirim.
Arabcanin bu denli günlük konusmamizda mevcut olusu benide sasirtti.
@sinanoglu
Sizin Türkceniz bozuk ve yapaydir. Eski Türkcedeki "X" (kh / ch ) ve "Q" harflerini diliniz Orta Dogu dilerine benzemesin diye sildiniz. Avrupalilara özeniyorsunuz, dogru degilmi. "Evet" lafi bile Türkce degil, su irani dillerinden geliyor. Öztürkcede "Evet "He"'dir. Ve "Hayir" da "Yox" yanda "Yok"'dur. Bu Türkmencede'de böyle.
deryatulga
28.06.06, 13:31
@sinanoglu
Sizin Türkceniz bozuk ve yapaydir. Eski Türkcedeki "X" (kh / ch ) ve "Q" harflerini diliniz Orta Dogu dilerine benzemesin diye sildiniz. Avrupalilara özeniyorsunuz, dogru degilmi. "Evet" lafi bile Türkce degil, su irani dillerinden geliyor. Öztürkcede "Evet "He"'dir. Ve "Hayir" da "Yox" yanda "Yok"'dur. Bu Türkmencede'de böyle.
Azeri, biz Halva demesini de biliriz, Helva demesini de! Türk köylüsü bugün hala "He" ve "Yoh" der, bunun ötesinde bir de "Aha" ve "Aah" vardir. Biraz daha ileri gidersen isi sadece homurdanarak, veya kafani öne arkaya sallayarak da idare edebilirsin. Istanbul lehcesi bütün dünyada en gelismis Türk lisanidir. Onu kac kisi becerebilir, orasi da ayri konu. Diller de insanlara benzer, bir dereceden öteye yalitilirlarsa yozlasir ve aptallasirlar. Bir zamanlar Türkiye'de köylüler gibi konusmayi devrimcilik sanan Zümrütü Anka kuslari türemisti. Neyse simdilik fazlaca sesleri cikmadigindan karaya oturan Türk dili gemisi yavas yavas yüzmeye basladi. Ha bir de artik Internet devrinde yasiyoruz. Türkmence, Özbekce, Azerice metinleri sirasi gelince okuyoruz. Bunlar temiz dillerse, bizim Türkcemize pirü pak denir.
Die Staatsprache sollte die Sprache sein die das Volk spricht und nicht die Sprache der Bourgeoisie wie es im Osmanischen Reich der Fall war. Istanbul Türkcesinin "Köy Türkcesinden" farki ne? Neden senin icin daha üstün ve gelismis? Das Istanbul-Türkische ist für mich eine kalte und strilisierte Sprache, mit der ich keine kleine Symphatie haben kann.
deryatulga
28.06.06, 13:45
Die Staatsprache sollte die Sprache sein die das Volk spricht und nicht die Sprache der Bourgeoisie wie es im Osmanischen Reich der Fall war. Istanbul Türkcesinin "Köy Türkcesinden" farki ne? Neden senin icin daha üstün ve gelismis? Das Istanbul-Türkische ist für mich eine kalte und strilisierte Sprache, mit der ich keine kleine Symphatie haben kann.
Istanbul-Türkisch will zunächst gelernt werden. Ansonsten stellt man ziemlich merkwürdige Fragen. In welchem Land der Erde wird die primitivste Stufe der Sprache als Staatssprache auserwählt?
Istanbul-Türkisch will zunächst gelernt werden. Ansonsten stellt man ziemlich merkwürdige Fragen. In welchem Land der Erde wird die primitivste Stufe der Sprache als Staatssprache auserwählt?
Nur eine "Amtssprache" muß gelernt werden.
Denn die Anatolische Sprache wird in die Wiege gelegt. Aber um eine Amtssprache kommen wir nicht drumm herum. Auch in den Schulen muß man sich auf eine einheitliche Version der vielen "Lehces" einigen.
Aber die Sprache meines Verstandes und meins Herzens bleibt immer noch das Türkisch meiner Ahnen aus Anatolien. Die Sprache dort verändert sich nicht so sehr schnell, wie man annehmen müßte.
Und die Amtssprache ist schnell gelernt, wenn man in die Schule geht. Und noch schöner, wenn man in der Schule anfängt Literatur aus Anatolien zu lesen und versucht, sie zu verstehen.
Wenn sich Türkei und Aserbaidschan vereinigen bin ich dafür, Azari-Türkisch als offizielle Sprache zu ernennen. Wie denkt ihr darüber?
TRT
HABER http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif KÜLTÜR-SANAT (http://www.trt.net.tr/wwwtrt/kultursanat.aspx)
27.06.2006 11:07 http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
http://www.trt.net.tr/haber/2003/11/10/resim/tdk_turk_dil_kurumu_b.gif http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
"Türkçeyi Sevenler ve Sevdirenler"
Türk diline hizmet eden kişiler ve eserleri yazı dizisi oluyor.
Türk Dil Kurumu (TDK), yazılı dönemin başlangıcından bu yana Türk diline
hizmet eden kişileri, onların çalışma ve eserlerini konu alan yayın dizisi hazırlıyor.
TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, yaptığı açıklamada "Türkçeyi Sevenler ve Sevdirenler" başlığı altında yayınlanması planlanan kitaplarda Kültigin'den çağdaş yazar ve araştırmacılara kadar pek çok kişinin yer alacağını söyledi.
Kitapların, her yaştan okuyucunun dile hizmet eden önemli kişileri ve eserlerini tanıma olanağı bulabileceği şekilde hazırlanacağını ifade eden Akalın, eserlerin resimlerle de destekleneceğini bildirdi.
Akalın, yayın dizisindeki her kitabın yaklaşık 40-50 sayfadan oluşan ve tek bir kişiyi konu alan el kitabı niteliğinde düşünüldüğünü söyledi.
İlk kitabı, yaklaşık 1 yıl içinde yayınlamayı planladıklarını kaydeden Akalın, "Kitap sayısına bir sınırlama getirmedik. Şu aşamada akademisyenlerden, bu alandaki araştırmacılardan kişi önerileri topluyoruz. Çok geniş bir yelpazede dile katkıda, eser veren araştırma yapan herkesi bir kitapla tanıtmak istiyoruz" dedi.
Türkçe Gönüllüleri Sayfası Oluşturuldu
Akalın, Türk Dil Kurumunun yalnızca dile yönelik çalışmalar yapmakla kalmadığını, aynı zamanda Türk dilinin gelişmesi ve korunması yönünde hizmet veren kişi ve topluluklara da destek olduğunu anlattı. Bu kapsamda kurumun internet sitesinde "Türkçe Gönüllüleri" adı altında bir sayfa oluşturduklarını belirten Akalın, bu sayfadan dil alanında çalışma yapan, Türkçenin korunması ve gelişmesi yönünde girişimlerde bulunan gönüllü topluluklara ulaşmanın mümkün olduğunu ifade etti.
Kurumun, bu topluluklara olanaklar ölçüsünde destek vermeye onları geniş kitlelerle tanıtmaya çalıştığını belirten Akalın, "Bu toplulukları kamuoyuna tanıtmak, çalışmalarını daha geniş kitlelerle buluşturmak istiyoruz.
Türkçenin korunması ve gelişmesi için atılan her adımı önemsiyor ve memnunlukla karşılıyoruz. Dilimize el birliği ile sahip çıkmamız gerekiyor" şeklinde konuştu.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=153597&k=6
deryatulga
28.06.06, 18:42
Wenn sich Türkei und Aserbaidschan vereinigen bin ich dafür, Azari-Türkisch als offizielle Sprache zu ernennen. Wie denkt ihr darüber?
Meine Antwort ist ein glattes Nein!
Meine Antwort ist ein glattes Nein!
Ich wette, dass Azeri-Türkisch zigmal türkischer ist als das europäisierte Istanbul-Türkisch.
deryatulga
28.06.06, 18:55
Ich wette, dass Azeri-Türkisch zigmal türkischer ist als das europäisierte Istanbul-Türkisch.
Azeri Türkisch wird in türkischen Schulen unterrichtet. Natürlich die schönste Literatur davon. Was in Mittelanatolien oder auf Taurus-Bergen gesprochen wird, ist auch "türkischer". Es kommt einzig und allein auf die Entwicklungsstufe einer Sprache, auf ihre Kommunikationsfähigkeit.
Ich wette, dass Azeri-Türkisch zigmal türkischer ist als das europäisierte Istanbul-Türkisch.
Hauptsache ist doch, daß wir unsere Sprache gut pflegen und erhalten. Ein Kulturgut, auf das wir eine Verantwortung tragen. Nicht andere Völker sind für die "Türksiche Sprache" zuständig. Wir alle.
Aber dabei sollten wir uns nicht gegenseitig im Wege stehen, sondern gemeinsame Anstrengung betreiben.
@deryatulga
Du denkst anti-türkisch. Wenn die Türkei ein Turan will, dann muss sie sich auch auf ihre wahren Wurzeln besinnen.
deryatulga
28.06.06, 19:25
@deryatulga
Du denkst anti-türkisch. Wenn die Türkei ein Turan will, dann muss sie sich auch auf ihrer wahren Wurzeln besinnen.
Die Türkei will einzig und allein ihre Stellung verfestigen und keinen Träumereien nachlaufen. So gesehen dachte kein geringerer als Atatürk antitürkisch und zwar mit viel schärferen Worten als ich. Auf was soll ich mich zurückbesinnen? Darauf, dass die Aseris von Iran die Europäer ständig gegen die Osmanen aufgehetzt haben? Oder dass die Machthaber in den Turki-Republiken früher ausnahmslos russische Satrapen waren und von einem Türkentum nichts hören wollten?
Wir sind eure Väter, vergiss das nicht. Ohne uns würdet ihr gar nicht existieren. Wir können nichts dafür, dass die Russen und Iraner die Köpfe von unseren Menschen gewaschen haben. Ihr seid doch aber auch nicht gerade besser indem ihr mit Israel und Amerika arbeitet.
deryatulga
28.06.06, 19:36
Wir sind eure Väter, vergiss das nicht. Ohne uns würdet ihr gar nicht existieren. Wir können nichts dafür, dass die Russen und Iraner die Köpfe von unseren Menschen gewaschen haben. Ihr seid doch aber auch nicht gerade besser indem ihr mit Israel und Amerika arbeitet.
Warum sind wir nicht euer Väter? Die Osmanen haben iranisches Territorium lange genug besetzt gehalten. Euch verdanken wir einen ewigen Zweifrontenkrieg bis zum frühen XIX Jahrhundert. Euch verdankt Indien die Schwächung, die der Invasion westlicher Imperialisten Tür und Tor öffnete. Die USA und Israel sind unsere Verbündete mit etlichen moralischen Defiziten. Sie sind weder unsere Herren, noch besudeln sie unsere Sprache.
Wir sind eure Väter, vergiss das nicht. Ohne uns würdet ihr gar nicht existieren. Wir können nichts dafür, dass die Russen und Iraner die Köpfe von unseren Menschen gewaschen haben. Ihr seid doch aber auch nicht gerade besser indem ihr mit Israel und Amerika arbeitet.Inwiefern sind USA und Israel anti-aserbaidschanisch? Vergiss nicht die BTC-Pipline...
USA ist anti-russisch und anti-iranisch, Israel anti-iranisch. Diese beiden Staaten haben kein Interesse an einem schwachen Aserbaidschan.
Die größten Unterstützer der Armenier kommen aus Russland und Iran. Die Türkei hat mit keinen dieser beiden Staaten jemals freundschaftliche Beziehungen gehabt.
Inwiefern sind USA und Israel anti-aserbaidschanisch? Vergiss nicht die BTC-Pipline...
USA ist anti-russisch und anti-iranisch, Israel anti-iranisch. Diese beiden Staaten haben kein Interesse an einem schwachen Aserbaidschan.
Die größten Unterstützer der Armenier kommen aus Russland und Iran. Die Türkei hat mit keinen dieser beiden Staaten jemals freundschaftliche Beziehungen gehabt.
Kann ich nur zustimmen.
Ich weiss auch nicht mehr, die Islamisten haben auch meinen Kopf gewaschen. Gut zu wissen, dass die USA und Israel auf unserer Seite sind.
Ich weiss auch nicht mehr, die Islamisten haben auch meinen Kopf gewaschen. Gut zu wissen, dass die USA und Israel auf unserer Seite sind.Sowie der Kommunismus ausnahmslos russischen Interessen gedient hat, so dient der Islamismus ausschließlich arabischen und iranischen Interessen.
Ausgerechnet der Gottestaat Iran unterstützt das christliche Armenien in allen erdenklichen Bereichen und die Araber haben nicht das geringste Interesse an den muslimisch-aserbaidschanischen Flüchtlingen.
Ich weiss auch nicht mehr, die Islamisten haben auch meinen Kopf gewaschen. Gut zu wissen, dass die USA und Israel auf unserer Seite sind.
Soyadlarin arkasindaki YEV veya DOV NOV takintilari ruscadan geliyor tüm Türki republikalarinda. Bunlari ne zaman denistirmeyi düsünüyor Azerbaycandaki Türkler???
Leider ist die derzeitige Regierung von Aserbaidschan nicht gerade pro-türkisch eingestellt. Ich bin auch dafür, dass man die russifizierten Namen wieder säubert.
deryatulga
16.07.06, 02:28
Sözlüklere musallat olan beyler! Kanuni’yi de sansür ediverin bari
TÜRK Dil Kurumu’nun Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın kadını aşağılayan, kötüleyen ve ikinci sınıf gösteren deyimlerle atasözlerini sözlüklerden çıkartacaklarını söyledi.
Kararın saçmalığı hakkında gazetelerde günlerden buyana yazılıp çizildiği için, teşebbüsün ne kadar lüzumsuz, ne derece tuhaf ve nasıl bir işgüzarlık eseri olduğunu söyleyecek değilim. Ama, Türk Dil Kurumu’nun başındakilere dilde gerçek bir "temizlik" yapmaya niyetli iseler ve güçleri yeterse, sadece sözlükleri değil, birçok edebi ve tarihi eseri de sansür etmeleri gerektiğini hatırlatmakla yetineceğim.
Meselá, Türk Edebiyatı’nın eski devirlerde yaşamış çok önemli isimlerinin birçoğu, o devrin anlayışı yahut söyleyişi doğrultusunda kadınların aleyhinde sözler etmişlerdir. İlkönce yok edilmesi ve elyazmalarından mutlaka kazınması gereken beyit, Enderuni Fazıl’ın "Şairiz, fahişeler divanımıza giremez, böyle bir iş bize utanç verir" anlamına gelen "Şairiz, şeyn verir şánımıza / Giremez fahişe divanımıza" dediği meşhur beytidir. Bunu, Sümbülzade Vehbi’nin "Eli kınalı kadınlardan elini çek, zira erkeğe kanlı gömlek giydirirler" mánásına gelen "Dest-i hınná-zedelerden el çek / Giydirirler sana kanlı göynek" beyti yahut Lámii Çelebi’nin "Seni boyunca altına da gark etse, kahpeyi evinde tutma... Ona da, malına da lánet olsun! Malı da, kendisi de mel’un..." demek olan "Merd isen evde kahbeyi tutma / Ger boyunca batursa altuna / Lánet olsun ána ve máline de / Máli mel’un, kendi de mel’une" kıt’ası ve daha yüzlerce şiir takip etmelidir.
Temizliğin sadece edebi eserlerde değil, tarih kitaplarında, hattá arşiv belgelerinde de yapılması gerekir. Zira bu kitaplarla belgeler şimdi ayıp kabul edilen bazı sözlerle doludur.
İşte, binlerce benzeri olan ve Dil Kurumu’ndaki işgüzarların sansürünü yahut imhasını bekleyen böyle belgelerden bir örnek:
Günümüzde bambaşka bir mánáda, erkeklik organı karşılığı olarak kullanılan "y...k" sözü eski Türkçe’de "siláh" demektir, asırlar öncesinden kalma metinlerde çok sık geçer. Kelime, şimdi Osmanlı Arşivleri’nde bulunan "Mühimme Defterleri"nin "3" numaralısındaki 411. sayılı hüküm olan ve yukarıda fotoğrafını gördüğünüz belgede de birkaç defa kullanılmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında, 1559’un 6 Ekim’inde Manisa, Muğla ve Aydın kadılarına gönderilen bu emirde, medrese talebesinden bazılarının ellerinde "y...k"ları olduğu halde pazar yerlerini bastıkları ve malları yağmalayıp bazı kişileri kaçırdıklarının haber alındığı söyleniyor, sonra "Bu ’y...k’lı eşkıyanın hakkından gelesiniz" buyuruluyor!
Haydi, hazır eliniz deymişken bu eserleri ve belgeleri de temizleyiverin beyler! Dilciliği sözlükleri sansürleyip dili fakirleştirme olarak algılayan ama seksen seneden buyana Türkçe’nin etimolojik sözlüğünü bir türlü hazırlayamayan, hemen her toplantısında bir öncekiyle çelişen kurallar getirip imláyı içinden çıkılmaz hále sokan, şapka işaretlerini bile bir koyup bir kaldıran, bileşik kelimelerin birarada mı yoksa ayrı mı yazılması gerektiği konusunda bile devamlı karar değiştiren allámelere yakışan iş, budur! Gücünüz yetiyorsa, değiştirin!
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0