Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Damat Ferit
Was wisst IHR über diese Person.......mit Quellenangaben!!!!!!!!
a 'Society of the Friends of England' that was formed, as he put it, by some 'misguided' persons. He pointed out that: 'At the head of the Society were Vahdettin, who bore the title of Ottoman Sultan and Caliph, Damat Ferid Pasha (the Grand Vezir), Ali Kemal, Minister of the Interior' (Kemal named other leading figures of the ancien régime). Kemal charged that the Society 'openly sought the protection of England, that 'it worked in secret', and that 'its real aim was to incite the people to revolt by forming organisations in the Interior, to paralyse the National Conscience and encourage foreign countries to interfere.'
Damit Ferit zum britischen Admiral Calthorpe:
'Padişahın ve benim yegâne ümidimiz, Allah'tan sonra İngiltere'dir.
(Jeschke, İngiliz Belgeleri, s. 9. 30.7.1919)
Bu emir üzerine Damat Ferit, yapılabilecek en kötü, en alçakça şeyi yapar: Milli namusu korumak ve istilayı durdurmak için kanını döken Kuva-yı Milliyecilere ve askerlere karşı, dinsel nitelikli bir savaş açar. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'ın verdiği fetvalar, ingiliz ve Yunan uçaklarıyla Anadolu'ya atılır, işbirlikçi gazetelerde yayımlanır, Rumlar, Ermeniler, Hürriyet ve itilaf Partisi'nin adamları ve ajanlar tarafından dağıtılır.
Özü şudur: "Padişahın izni olmadan işgalcilere karşı duranları, asker ve para toplayanları tek tek veya topluca öldürmek, din gereği ve görevidir! Milliyetçileri öldürenler gazi sayılır, bu yolda ölenler şehit!
Damat Ferit'in hainlikleri saymakla bitmez.
...
Damat Ferit hükümetinin medrese çıkışlı Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi, "Yunan ordusunun başarısı için dua edilmesini" ister. Trakya, Balıkesir, Bursa ve Uşak'ın, Yunanlılarca işgal edilmesi üzerine de, "Yunan ordusunun ilerlemesi hükümetimizin programına uygundur" diyecek ve Yunanlıların işgal etmediği illeri, 'kurtarılmamış iller' olarak tanımlayacaktır.
(Özakman, Şu Çılgın Türkler, s. 22, Ankara 2005)
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/2437.jpg
Türk tarihinin gelmiş geçmiş en büyük Vatan hainlerinden birisi!
quelleye ihtiyac gerektirmeyecek bir haindir. zaten, bir insanin vatan hainligini anlatmak icin kullanilan "Damat Ferid gibisin" cümlesi bile baslibasina bir deyim haline gelmistir bu yüzden.
deryatulga
20.01.08, 04:45
Bekir Bülent Özsoy
Hürriyet ve İtilaf Partisi
Ülkemizde bugün, düşünceler, siyasi duruşlar, ilkeler sanki bir semt pazarındaki gibi ciyak-ciyak bilgisiz ve birikimsiz kişiler tarafından satılıyor. Doğru neresi, eğri ne? Bilenimiz kalmadı. Biz gene geçmişe bakalım ve geleceğimizi aydınlatmaya çalışalım.
Osmanlı İmparatorluğu 19. asrın sonlarında artık bir cihan devleti falan değildi, batılı devletler nasıl paylaşacaklarına karar veremedikleri için öylesine yaşatılan geri kalmış üç doğu hükümdarlığından biriydi (diğer ikisi Çin ve İran) Bu durumdan memnun olmayanların başında Osmanlı ordusu geliyordu, çünkü her cephede dayak yemekten anası ağlamıştı. Sultan İstanbul’da haremiyle meşguldü ve etrafındaki bir dolu parazit çöken devleti yiyip bitiriyorlardı. İngiltere, Fransa ve Rusya ne isterse ne zaman isterse Babı Ali’ye bir nota verip yaptırıyorlardı. Ordunun ve imparatorluğun Türk unsurları hem her türlü yükü çekiyor hem de idareden fiilen uzaklaştırılıyorlardı. Duyun-u Umumiye halkın anasını ağlatıyor, aşiretler ve tarikatlar ülkede cirit atıyorlardı. Osmanlı idaresindeki hiçbir toprak parçası adam gibi yönetilemiyordu, vergi alınamıyor, üretim yapılamıyordu. İşte tam böyle bir ortamda kaçınılmaz olarak bazı radikal oluşumlar devreye girecekti. Özellikle Fransız Devrimi’nin ışığından etkilenen -mektepli subaylar- harekete geçmiş ve dönemin mason ritüelinden de etkilenerek İttihat ve Terakki Partisi’ni kurmuşlardı. Siyasetin yasak olduğu ve sultanın tek söz sahibi olduğu ülkede bir siyasi partinin teşekkülü ancak yer altında olabilirdi. İttihat ve Terakki de öyle olacaktı. Birinci amaçları Türk unsurunu imparatorluğun yeniden hakim unsuru kılmaktı, ardından halkın sırtındaki ekonomik yükleri kaldıracaklardı; bu ise yabancılara verilen tüm ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel imtiyazların kaldırılması demekti ki sonradan görüleceği gibi Günah-ı Kebir idi. Büyük savaşta (1914-1918) Osmanlı bu yöneticilerin idaresinde dünyanın en iddialı kapitalisti İngiltere ile her cephede çekişmiş ve en az Almanlar kadar İngiltere’nin asıl politikalarını tehdit etmişti. (Sevgili okuyucu şunları ltfn. Hatırla: Kanal seferi, Afgan ve Hint ihtilalini gerçekleştirecek seferler, Kuzey Afrika isyanları. Her tarafta Türk subaylarınca başlatılan askeri harekat ve girişilen savaşlar İngiltere’nin en korkulu kabusu olmuştu.) Gerek aşırı ölçüsüzlükleri, gerek kişisel sorunları nedeniyle becerememiş ve başarısız olmuşlardı. Ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlar ve Almanya’ya sığınmışlardı. Geride kalan ise eskisinden daha beter bir durumdaki milletti. O millet ki hala birilerinden hesap soracak kadar bile başını kaldırmaktan aciz, sadaka ile yaşamayı savaşmaya tercih eden zavallı bir güruhtan başka bir şey değildi. Siyasi hayatımızın üstüne bugün bile düşen o gölge işte ta o günlerden kalmadır. Bir yanda beceriksiz, başarısız ve hırslı bir grup her türlü sorunu devrimci metotlarla hal etme peşindeydi. Hürriyet ve İtilaf ise usulet ve suhulet tavsiye ediyordu.
Partinin adındaki Hürriyet içi boş bir kavramdı daha çok günün moda kelimesi olduğu için oraya iliştirilmişti, esas mana İtilaf=anlaşma kelimesindeydi. Parti, batılı devlerle mücadele edilemeyeceği ilkesinden hareketle onlarla, onların istediği şekilde ve şartta anlaşmak niyetindeydi. Ama beri tarafta özgürlük, ekonomik imtiyazlara son, kadın hakları gibi bir seri ezici siyasi sloganın altında ezilip gitmek de vardı hesapta. Boşta kalan tek siyasi enstrüman ise kutsal İslam diniydi.
Parti, ayrıca İttihatçıların merkezi devlet modeli yerine daha gevşek bir federasyon modelini benimsemekteydi, batılı devletlerle anlaşma yapmayı hatta adeta bir ekonomik teslimiyeti kabul etmekle birlikte batılı yaşam tarzının Memalik-i Osmanlı da uygulanmasına şiddetle karşı çıkıyorlardı, kapitülasyonların lağvedilmesinin siyasi ve ekonomik sorunları olduğunu düşünüyor ve kaldırılmasına keza karşı çıkıyorlardı.
Parti, Osmanlı asillerinin ileri gelenlerince destekleniyordu, Kurtuluş Savaşı boyunca da milli mücadelenin karşısında yer alacaktı. Konuyu incelemeye gelecek hafta devam edeceğiz. 6. Katta buluşmak umuduyla...
20.01.2008
Osmanlı İmparatorluğu 19. asrın sonlarında artık bir cihan devleti falan değildi, batılı devletler nasıl paylaşacaklarına karar veremedikleri için öylesine yaşatılan geri kalmış üç doğu hükümdarlığından biriydi.
her seye eyvallahta ben sunu anlayamiyorum; sanki osmanlini en guclu doneminde batili devletlerin hayran olduklari yasatmak icin canini verdikleri bir haldeydi de 19. yuzyilda birden onu ortadan kaldirmak istediler. dusman her zaman dusmandir. insan kendini dusmaninin gozunden nasil bilebilir ki? bizi lutfen yasatmislarmis. Almanya elinden gelse Fransa'yi almayacak miydi? Fransizlar oylesine yasadiklarini mi dusunduler?
aman ne aydinlandik.
deryatulga
20.01.08, 21:30
her seye eyvallahta ben sunu anlayamiyorum; sanki osmanlini en guclu doneminde batili devletlerin hayran olduklari yasatmak icin canini verdikleri bir haldeydi de 19. yuzyilda birden onu ortadan kaldirmak istediler. dusman her zaman dusmandir. insan kendini dusmaninin gozunden nasil bilebilir ki? bizi lutfen yasatmislarmis. Almanya elinden gelse Fransa'yi almayacak miydi? Fransizlar oylesine yasadiklarini mi dusunduler?
aman ne aydinlandik.
Hacli Seferleri aslinda 1448 Ikinci Kosova Savasina kadar sürdü. O tarihe kadar amac Türkleri Anadolu'dan sürüp atmakti. 1448-1683 arasi Osmanli Imparatorlugu birilerinin hayallerinden de ötede güc sahibiydi. Rakipler kin ve nefretlerini iclerine saklamak zorundaydilar. 1683'te Ikinci Viyana bozgununun ardindan kurulan Kutsal Ittifak'in amaci daha müteveaziydi, Türkleri sadece Avrupa'dan kovmak istiyorlardi. 1768-1774 arasindaki savasta Ruslar tarihte Osmanliyi tek basina yenebilen ilk devlet ünvanini kazandilar. Esas sorun Ruslarin koskoca Imparatorlugu tek basina yutmaya niyetlendigi 1854'de basladi. O tarihe kadar Osmanli ülkesinde sadece ekonomik cikarlar pesinde kosan Ingiltere basta olmak üzere diger ülkeler dogrudan müdahaleye giristiler. Rusya Osmanli ülkesini tek basina yutabilse, Bogazlari alarak sicak sulara acilabilse ondan sonra ne olurdu, kimse bilemez. Gercek su ki kimse Türkleri Ingilizlerin Hint kitasinda yaptigi gibi 20000 asker göndererek boyunduruk altina alamazdi. Osmanli 1897 yilinda Yunanistan'i bozguna ugratirken genel seferberlik ilanina bile gerek duymamisti.
Lutfen yasatmak diye bir olay tabii ki yok, düsmanlar birbiri ile anlasamadiysa burada Osmanli'nin sadece pasif bir rolü oldugunu söylemek sadece cehalettir. Almanya Fransa'yi, Fransa da Almanya'yi aldi ama ellerinde tutamadilar. Onun da sebebi aynen bu denge oyunlariydi.
Benim buraya aldigim yazi uzman gecinen bir gazetecinin cizistirmeleri. Bunu Alman gazete ve dergilerinde cikan tarihi yazilarin niteligi ile bir karsilastirin, geriligimizin baslica sebeplerinden birini rahatca görürsünüz. Arkadas ne demis?
"Ülkemizde bugün, düşünceler, siyasi duruşlar, ilkeler sanki bir semt pazarındaki gibi ciyak-ciyak bilgisiz ve birikimsiz kişiler tarafından satılıyor. Doğru neresi, eğri ne? Bilenimiz kalmadı. Biz gene geçmişe bakalım ve geleceğimizi aydınlatmaya çalışalım" Biz de diyoruz ki: "Sen seni bil, sen seni, sen seni bilmez isen patlatirlar enseni!" Hepsi bu kadar!
Damad Ferid akli bir karis havada, saray halkinin bile "Bu adam Mecnundur!" diye tanimladigi biriydi. Sultan Vahdeddin'e kendisinin Ingilizlerle arasinin cok iyi oldugunu, kendisinin hatirini kesinlikle kirmayacaklarini bir kere yutturmustu. Savastan bozgunla cikan Osmanli'nin isi neredeyse hic toprak kaybi olmadan atlatacagina inanmis ve bunu Sevres andlasmasi ile pekistirmek istemistir. Andlasmanin icerigi hic de ummadigi gibi cikinca da yildizi sönüp gitmistir. Kendisinin iktidar dönemi sanildigindan cok daha kisadir.
Bugün de birileri kendilerinin Batili veya Dogulu birilerinin gözbebegi oldugu masalini uydurarak devleti ve milleti kaziklamiyor mu? Olaya bugünün kosullari icinde o acidan bakmak lazim, eger derdimiz tarihten ibret almak ise!
deryatulga
27.01.08, 09:37
Bekir Bülent Özsoy
Hürriyet ve İtilaf (2)
Geçen haftadan devam ediyoruz... 1908 senesinde yapılan askeri müdahale ile kurulan meclis, sancılı çalışıyordu. Demokrasi sanki sağlanmış gibiydi, ama imparatorluk elden gidiyordu. Ordu sıkıntılıydı, subay kadrosundaki bölünme tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. Balkan Savaşları’nda Türk Ordusu’nun ard arda aldığı ezici yenilgiler devrimci subay kadrosuna artık hareket zamanının geldiğini işaret etmişti. Ama aşırı hırs yüzünden girilen Büyük Savaş (1914-1918) yitirilmiş, hem devlet, hem millet perişan olmuştu. Kapitülasyonlar kalkacak derken, batılı askerler İstanbul’da işgal gücü haline gelmişti. Kadın hakları askıya alınmış, kadınlarımız eskisinden beter bir duruma düşürülmüştü. ‘İslam coğrafyası ayaklanacak’ denmişti... Halife efendi içecek suyu bile galiplerin izniyle içebilecekti. Yani devrimci radikal Jakoben taktiklerle reform yapmak isteyen İttihat ve Terakki hem kendini, hem milleti duvara toslatmıştı. Hürriyet ve itilaf fırsatı kaçıramazdı, halka bir açıklama yapmak gerekirdi.. O da bulunmuştu; bütün bu belalar kutsal İslam dininden uzaklaşıldığı için milletin başına gelmişti. Unuttukları bir şey vardı, o da ittihatçıların ağa babası Enver Paşa... Asya’da Sovyet ordularıyla savaşıp şehit olurken, cebinde Kur’an-ı taşımaktaydı, ayrıca bölgede ayaklandırmak istediği yobaz takımının hışmına uğramamak için de karısının resmini göz yaşları içinde yakmak zorunda kalmıştı. Yani ‘kim müslüman, kim değil’ muhasebesini yapmak, Hürriyet ve İtilafçıların işi ve haddi değildi. Ama yapmışlardı ve siyasi hayatları boyunca da farklı adlarda alsalar da, yapmaya devam edeceklerdi... İşte milli mücadele böyle bir ortamda başlayacaktı. Bu sefer bütün bu olaylardan ders alan bir lider vardı, akıllı, hırslı olduğu kadar duygusal ve sağduyulu biriydi. Hayattan zevk almasını bildiği için de yobaz tayfasıyla pek işi yoktu. Zekiydi ama, yanar döner bir menfaatçi değildi, dava adamıydı. Genç yaşında feleğin bin çemberinden geçmişti, hayatını kaç defa tehlikeye attığını bilmiyordu. Gözü karaydı. Önce mücadeleyi İstanbul’da sürdürmeyi denemişti. Olmayacaktı, saray ve saltanat tam bir teslimiyet içindeydiler. Oysa özgür Makedon dağlarının havasını alan bu lider teslimiyete razı gelemiyordu, ama lafını da kimseye anlatamıyordu. Çaresiz elde kalan son Anadolu topraklarına göçecek ve halkın nabzını tutarak 20’nci asrın en büyük ve soylu isyanını başlatmayı deneyecekti. Ne ittihatçıydı, ne itilafçı... O iki siyasi görüşe ait olmayacak kadar kendine mahsus biriydi. Enver Paşa’yı hayatı boyunca hep rakip olarak görmüştü. Hacı-hoca tayfasını ise oldum olası sevmemişti. Sonraki savaş onun savaşı olacaktı, o savaşı kazanan askerler onun askerleri olacaktı. Zaten tarihte onları öyle anacaktı; Kemal’in Askerleri... Ama Anadolu hiçbir şeyin farkında değildi, öyle derin acıya gark olmuştu ki, Küçük Asya’nın bu kalender insanları kim galip, kim mağlup umurlarında bile değildi. Bir avuç yurtsever ise halktan kopuk bir-iki fevri tavır içindeydi hepsi o kadar: Halkın nabzını tutan tek grup hacı-hoca tayfasıydı. Savaşa katılmamışlardı, yarattıkları sahte dünya sayesinde milletin elinde ne var ne yok topluyorlardı. Halk açından ölürken, cepheye de gitmeyen bu akıllı arkadaşlar tekke ve zaviyelerinde keyif çatmaktaydı. Muhtemel bir Kurtuluş Savaşı’nı yürütebilecek az sayıdaki aydın ise mağlubiyetin ezici şokunu atlatamamıştı. Anadolu iki işgalci unsura her şeye rağmen olağan üstü alerjik idi, Ermeni ve Yunan. Nedense asırlarca birlikte yaşadıkları bu iki Hıristiyan topluluğun hakim olmasını katlanamaz buluyorlar ama İngiliz işgalini tercih ediyorlardı. Dönemin bütün ileri gelenleri hem de ‘Millici’ geçinenlerin çoğu İngiltere’nin topraklarımızdaki idaresini kabul ediyorlardı. Saltanat ve İstanbul aristokrasisinin elindeki tek koz, yitip gitmek üzereydi.
Haftaya devam edelim.
6. Katta buluşmak umuduyla...
27.01.2008
alpertunga-el Turco
19.04.08, 18:20
Mir wäre es im Traum nicht eingefallen, das jemand im Sachen Verat Damat Ferit links liegen lässt.
Aber unser georgischer Staats-Chef hat es geschafft.
Das ist auch eine Kunst.:lach:
Was wisst IHR über diese Person.......mit Quellenangaben!!!!!!!!
a 'Society of the Friends of England' that was formed, as he put it, by some 'misguided' persons. He pointed out that: 'At the head of the Society were Vahdettin, who bore the title of Ottoman Sultan and Caliph, Damat Ferid Pasha (the Grand Vezir), Ali Kemal, Minister of the Interior' (Kemal named other leading figures of the ancien régime). Kemal charged that the Society 'openly sought the protection of England, that 'it worked in secret', and that 'its real aim was to incite the people to revolt by forming organisations in the Interior, to paralyse the National Conscience and encourage foreign countries to interfere.'
Gazeteci Ali Kemal'in torunu Londra Belediye Başkanı oldu
Muhafazakar Parti milletvekili Boris Johnson, Londra’da önceki gün yapılan Belediye Başkanlığı seçimini İşçi
Partili Belediye Başkanı Ken Livingstone’a karşı kazandı. Johnson’ın 1 milyon 168 bin 738 oy aldığı seçimde, 8 yıldır Londra Belediye Başkanlığı görevini yürüten "Kızıl Ken" lakaplı Ken Livingstone 1 milyon 28 bin 966 oy alabildi.
Londra Belediye Başkanlığı seçimine katılımın, yüzde 45 ile son yılların rekoru olduğu belirtildi.
Londra Belediye Başkanlığını kazandıktan sonra yaptığı konuşmada Ken Livingstone’a hizmetleri için teşekkür eden Johnson, Livingstone’a belediyede birlikte çalışmaları için teklif götüreceğinin işaretlerini verdi. Livingstone’ın çok önemli hizmetler verdiğini belirten Johnson, özellikle Londra’ya yönelik terör saldırısı sırasında Livingstone’ın
tutumu övdü. Livingstone ise yaptığı açıklamada, seçim kampanyasında kendisine yardımcı olan bütün İşçi Partililere teşekkür etti. Yenilginin sorumluluğunu tek başına üstlenen Livingstone, "Bütün sorumluluğu alıyorum ve sizi zafere taşıyamadığım için özür diliyorum" dedi.
Liberal demokrat aday Brian Paddick’in üçüncü, Yeşillerin adayı Sian Berry’nin ise dördüncü olduğu seçimin ardından belediye başkanlığını kazanan Johnson’ın Henley milletvekilliği görevinden istifa etmesi bekleniyor. Bu durumda söz konusu bölgede milletvekili seçimi yapılacak. Osmanlı İmparatorluğu’nun son İçişleri Bakanlarından gazeteci Ali Kemal’in torunu olan Boris Johnson Londra Belediye Başkanlığı görevini 4 yıllığına üstleniyor.
Kaynak:www.milliyet.com.tr
Ali Kemal'e, Ermeni yanlısı yazılarından dolayı zamanında 'Artın Kemal' lakabı verilmiş.
deryatulga
03.05.08, 17:24
Gazeteci Ali Kemal'in torunu Londra Belediye Başkanı oldu
Ali Kemal'e, Ermeni yanlısı yazılarından dolayı zamanında 'Artın Kemal' lakabı verilmiş.
Ingilizler dis görünüsü ile tam Türk olan Boris'i onun icin mi Londra Belediye baskani secmisler? Ayrica konunun Damad Ferid'le ne ilgisi var?
Ali Kemal'in oglu da, torunu da Türkiye Cumhuriyetinin Büyükelciligini yapmis insanlar. Öküz altinda buzagi aramaktan vaz gecin!
Yunan isbirlikcisi Usak Esme kaymakami 150liklerden Madanoglu Mustafa'nin oglu Cemal Madanoglu ise Cumhuriyet ordusunda Korgenerallige yükselmekle kalmamis, hepimizi daha cok Atatürkcü yapabilmek icin ömrünü darbeler pesinde tüketmistir. En yakin calisma arkadasi ise Ilhan Selcuk üstadimiz olur.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0