Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Schweiz Ermittlungen gegen türkischen Historiker Halacoglu
İsviçre'den TTK başkanı için tutuklama kararı!
http://www.haberturk.com/foto/SORu.gif
http://www.haberturk.com/foto/mansethallacoglu8ttk7.jpg
İsviçre'nin, bir toplantıda 'Soykırım yok' diyen Türk Tarih Kurumu Başkanı Halaçoğlu için 'gıyabi tutuklama' kararı çıkardığı ortaya çıktı,
Doğrudan demokrasi uygulamalarında klasik örnek olan İsviçre, Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili görüş açıklayan bir bilim adamı için tutuklama kararı çıkaran ilk ülke oldu.
Türk toplumunun davetlisi olarak Mayıs 2004'te Zürih'te katıldığı bir toplantıda "soykırım olmadığı" yönündeki görüşlerini resmi belgelerle açıklayan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun başı derde girdi. Zürih Kanton Savcılığı, Halaçoğlu hakkında Kanton'da Aralık 2004'te kabul edilen "Ermeni soykırımının kabul edilmesi" yönündeki kararın uygulanması kapsamında adli soruşturma başlattı. Şikâyet üzerine başlatıldığı öğrenilen soruşturmanın ardından Zürih Kanton Mahkemesi, Halaçoğlu hakkında "gıyabi tevkif müzekkeresi" çıkarıp uygulamaya koydu.
Kırmızı bülten
Karar, İsviçre İnterpolü'nden kısa süre önce Ankara'ya gelen bir mesajla ortaya çıktı. Halaçoğlu'nun açıklamalarının kantondaki yasal düzenlemeye göre suç oluşturduğunu ve bu nedenle soruşturma açıldığını bildiren İsviçre, Halaçoğlu için İnterpol nezdinde "difüzyon veya kırmızı bültenle uluslararası arama yapılmasını sağlamak" için nüfus kaydı istedi.
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bilgilendirmesi üzerine Dışişleri Bakanlığı devreye girdi. Türk İnterpolü üzerinden gönderilen yanıtta, İsviçre'nin istediği bilgiler verilmedi. Ayrıca, soykırım konusunu tarihçilerin araştırdığı ve bu konuda görüş bildirmenin yasaklanmasının 'fikir özgürlüğüne müdahale' olduğu anımsatıldı. Yazıda, bu konuda gerçeklerin ortaya çıkmasını istemeyen çevrelerin siyasi kararlar aldıkları görüşÃ¼ne de yer verildi.
Isviçre ise Türkiye'ye henüz bir yanıt vermezken, Halaçoğlu'nun, Zürih'e gitmesi halinde tutuklanmasının gündeme gelebileceği ifade edildi.
Benim yerim belli
Gıyabi tutuklama kararından haberinin olmadığını belirten Halaçoğlu, şunları söyledi: "İsviçre'ye Türk Dernekleri Federasyonu'nun daveti üzerine gittim. Ankara'da ne söylediysem, hangi belgeleri gösterdiysem, orada da aynı şeyleri söyledim. Beni arayan varsa, nerede olduğumu herkes biliyor. Bir bilim adamının konuşması, demokratik bir ülkede engellenmek isteniyorsa çok ayıp."
16 ülke ve örgüt tanıdı
Ermeni soykırım iddialarını resmen tanıyan devlet ve uluslararası kurumlar şunlar: Uruguay, Kıbrıs Rum Kesimi, Rusya, Yunanistan, Lübnan, Belçika, İsveç, Fransa, İsviçre, Arjantin, Kanada, Slovakya, Hollanda, Polonya ile Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Alt Komisyonu da 1985'te bu yönde karar aldı.
Almanya parlamentosunda genel görüşme yapıldıktan sonra tasarı komisyonlara geri gönderildi. Temmuzda karar alınması bekleniyor.
Belçika parlamentosu, soykırımı reddedenlere hapis ve para cezası verilmesini öngören kanun tasarısını kabul etti. Tasarı, senatoda da kabul edilirse ceza uygulamasına geçilecek.
Fransa'da da Fransız Sosyalist Partisi geçtiğimiz hafta içinde, soykırım iddialarını inkâr edenlerin cezalandırılmasını isteyen bir yasa tasarısını gündeme getireceğini açıkladı.
Fransa'da Yahudi soykırımını reddedenlerin cezalandırılmasına ilişkin bir düzenleme geçtiğimiz yıllarda kabul edilmişti.
MİLLİYET
****************************** **************
Su Avrupa'lilarin yaptiklarina bakin. Türk Tarih Kurumu Baskan'ini tutuklama karari bile aliyorlar. Bide adamin aklina su soruda geliyor: 7 AB ülkesi soykirimi kabul etmis, ya Almanya'da kabul ederse?
Ister cezalandirilsin, ister cezalandirilmasin, o zaman sözde soykirimi kabul eden gazetecilere e posta göndermek artik pek uygun bir is olmayacak gibi gözüküyor. Yani sizin yasadiginiz ülke kabul etmis, bir iki gazeteci kabul etse ne yazar? Ama bunlar yine basit ve sadece bizi ilgilendiren seyler...
Sözde soykirim tarihi olay degilde siyasi ve Türkiye aleyhtarligi yapan ülkelerin bir kozu oldugu icin Türkiye'nin gelecekte basini agritacak gibi görünüyor.
Neden?
Süphesiz Almanya'da CDU sözde soykirimi tanimak istiyecek ve böylece Türkiye'nin AB yoluna bir tas koymak isteyecek. 24 nisanda alman meclisinde soykirimdan bahsedilmedi, fakat haberde söylendigi gibi daha Temmuz ayinda karar verilecek. Burada SPD'nin tutumunu cok merak ediyorum. Eger SPD soykirimi kabul ederse, bu is tamam ve Almanya'nin soykirimi kabul ettigi demektir. Fakat SPD kabul etmese bile, gelecek secimlerde büyük bir olasilikla basa gelecek olan CDU bu isi halledecek gibi. Ben Almanya'nin bu yil yada ilerki yillarda soykirimi kabul edecegine inaniyorum!
Aynisi ABD icinde gecerlidir. Eyaletler bakimindan zaten en cok eyalet sözde soykirimi kabul etmis durumda. En son terminatör 24 nisani "Soykirimi anma günü" olarak tanidi. Demokratlar baski yaptigi gibi, cumhuriyetcilerin icindede (terminatör cumhuriyetcidir) soykirimi tanima cabalari var. Saniyorum gelecek yillarda (hele hele demokratlar basa gelirse) ABD'de resmen soyirimi taniyacaktir!
Peki o zaman ne yapacagiz? ABD kabul etmis, AB kabul etmis, Rusya kabul etmis? Sizce Türkiye soykirim savasini kaybettimi, yoksa bu konuda daha umutlumusunuz?
""Peki o zaman ne yapacagiz? ABD kabul etmis, AB kabul etmis, Rusya kabul etmis? Sizce Türkiye soykirim savasini kaybettimi, yoksa bu konuda daha umutlumusunuz?""
Dünya tarihi, degistirilen siyasi kararlarla doludur...güclü devlet olursun, meselelerini izah edersin, siyasi tavir gösterirsin..konu hallolur..bu konuda ümitliyim..
bu konu, simdiye kadar, hep siyasi karar seklinde gelisti..hicbir devlet, bu konuyu, ilim ve hukuk bilimi yoluyla kararlastirmadi.
isvicrenin yaptigi, orada yasayan ve hukuk alaninda egitim almis "ermeni asillilarin" tezgahi..zürih ve bern sehirlerinde ermeni asilli savci ve hakimler var...
bu konuyu fazla uzatirlarsa, 5 bin kisi gider, hep beraber "ermeni soykirimi olmamistir" dilekcesi veriririz, tutuklamaya gücleri yetmez..
1-isvicre cezaevlerinde o kadar adami yatiracaklari yer yok.
2-bu konu, öyle bir durumda tekrar mahkeme konusu olur..mahkeme sirasinda, güzel savunma yapilir ve konu izah edilirse,mahkeme kazanilir. isvicre hukukuna göre, mahkeme kararlari siyasi kararlardan üstün oldugu icin, isvicre meclisinin verdigi siyasi karar kaldirilir..
@arkadaslar
isvicre mahkemesinin verdigi kararla ilgili tepkiler var.
Gündüz Aktan (Emekli Büyükelçi) Meseleye Devletler Hukuku açısından bakarsak, bir şeyin inkar edilebilmesi için önce varlığının saptanması gerekir. Bu konuda elimizde tek karar Nürnberg Mahkemeleri’ne aittir ve Yahudi soykırımı hakkındadır. 2001 yılında Ermeni Soykırımı için benzer bir yasa çıkartılmış ama böyle bir atıf bulunmadığı için uygulama imkánı olmamıştır. Dolayısıyla, herhangi bir İsviçre Mahkemesi’nin Prof. Halaçoğlu’na ceza vermesi mümkün değildir. Çünkü, ‘Emeni soykırımı olmuştur’ diyen ulusal veya uluslararası bir mahkeme kararı mevcut değil.
Buna rağmen ceza vermekte ısrar ederse, Prof. Halaçoğlu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurur ve hem İsviçre hükümetini mahkûm ettirir, hem de alacağı tazminatla zengin olur.
Emniyet aciklamasi:
Interpol’ün çalışma alanlarına kesinlikle ‘ırki, siyasi, dini ve askeri’ konuların dahil edilemeyeceğine dikkat çeken emniyet yetkilileri, daha önce de Kıbrıs’ta ‘Bayrak direğine tırmanan Rum gencin vurulması’ nedeniyle Ada’da görevli general Hasan Kundakçı hakkında çıkarılan Kırmızı Bülten’in bir dönem sorun yarattığını, ancak Türk İnterpolü’nün devreye girmesiyle sorunun daha sonra çözüldüğünü hatırlattı. Prof. Dr. Mete Tunçay (Bilgi Üniversitesi) Bu tür konularda parlamentoların veya hükümetlerin yasa çıkartmasını son derece demagojik buluyorum.
Prof. Halil Berktay (Sabancı Üniversitesi) Bu karar, bilim alanına, siyaset ve hukuk tarafından yapılan ve kabul edilmesi asla mümkün olmayan bir tecavüzdür. Böyle rezalet olmaz. Çeşitli ülkelerin parlamentolarının veya başka makamlarının, tarihte ne olup olmadığı konusunda karar almaları, özgür bilimin asla kabul edemeyeceği bir müdahaledir
Hrant Dink (Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni) Ben bu kararı kınıyorum.
Etyen Mahçupyan (Gazeteci) Ben böyle kararları kesinlikle anlamlı bulmuyorum. Bu tür kararlar, meseleyi siyasileştirmekten başka bir işe yaramaz. Ayrıca, tarih açısından bu tür kararlar kalıcı şeyler değildir.
WITZ DES JAHRES!
Neue Zürcher Zeitung, 03.05.2005, Nr. 102, S. 14[/IMG]Neue Zürcher Zeitung, 03.05.2005, Nr. 102, S. 14
Inland sda Schweiz. Depeschenagentur
Neue Irritation zwischen der Türkei und der Schweiz Vorermittlung gegen türkischen Historiker Ankara, 2. Mai.
(sda) Eine Strafuntersuchung der Winterthurer Justiz gegen einen prominenten türkischen Historiker hat Irritationen in den Beziehungen zwischen der Schweiz und der Türkei ausgelöst. In einem Vortrag in der Schweiz soll Yusuf den Völkermord an den Armeniern verharmlost haben. Zur Klärung hatte das Aussenministerium vor einer Woche den Schweizer Botschafter Walter Gyger einbestellt, nachdem die türkischen Behörden von den Winterthurer Ermittlungen erfahren hatten, wie das Aussenministerium in Ankara am Montag mitteilte. Zugleich intervenierte die türkische Botschaft in Bern bei der Schweizer Regierung, um gegen die Ermittlungen zu protestieren.
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~1@nvid~571261,00.as p (http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid%7E1@w%7E1@nvid%7E571261 ,00.asp)
http://www.milliyet.com.tr/2005/05/02/siyaset/siy01.html
[Nazi ist eine zu schwere Beleidigung, deshalb entfernt, Istanbuler]
«Kampagne gegen Türkei»
(...) In der Zeitung «Zaman» sagte Halacoglu in Anspielung auf den türkischen Autor Orhan Pamuk, in der Türkei dürften Schriftsteller jedenfalls ungestraft von einem Völkermord sprechen. Die Türkei sei offenbar demokratischer als europäische Staaten. Pamuk hatte Anfang des Jahres öffentlich von der Ermordung einer Million Armenier in der Türkei gesprochen und war daraufhin in seiner Heimat scharf angegriffen worden. In der «Hürriyet» verwies Halacoglu auf Bestrebungen in der Schweiz, Frankreich und Belgien, das Leugnen des Völkermordes an den Armeniern unter Strafe zu stellen, und fragte: «Was ist das für eine Demokratie, was ist das für eine Meinungsfreiheit?» Er werde sich trotz der Ermittlungen nicht von seiner Ansicht abbringen lassen: «Auch Galileo hat man vor Gericht gestellt, doch die Welt drehte sich trotzdem weiter.» (...)
http://www.tagblatt.ch/index.jsp?artikel_id=1038282&ressort=inland
arkadaslar
Türk parlementerler heyeti Isvicre parlementosuna gidiyor.
İsviçre evinde vurulacak
TBMM Dışişleri Komisyonu üyeleri Komisyon Başkanı Mehmet Dülger, arkadaşlarına sordu:
- İsviçre Parlamentosu'nun bir daveti var. Ne düşÃ¼nüyorsunuz? Bu davete katılmalı mıyız, yoksa protesto mu etmeliyiz? Ak Parti Aksaray Milletvekili Ramazan Toprak, "Gitmemiz gerekir" dedi:
- İsviçre Parlamentosu'nun aldığı karar üzerine Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu hakkında yapılan soruşturma, yargı tarihinde görülmemiş bir olaydır. Eğer biz bu davete gitmezsek, "Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış" şeklinde bir durum ortaya çıkacak.
Ardından ekledi:
- Toplantıya gitmek zorundayız. Ben asker kökenliyim. En iyi savunma taarruzdur. İsviçre'ye gidelim ve belgeleriyle biz de "soykırım yoktur" diyelim.
CHP'li Onur Öymen de benzer görüşleri savundu.
ŞÃ¼krü Elekdağ ise, yakın tarihten bazı örnekler verdi. İsviçre tarafından gerçekleştirilen ve "soykırım" denilebilecek olayları sıraladı. Gerektiğinde, bunların da İsviçreli parlamenterlerin yüzlerine vurulabileceğini söyledi.
Sonunda, 13 Haziran tarihinde İsviçre'ye gidilmesi kararlaştırıldı.
***
Türk parlamenterler, "İşte belgeleri" diyecekler:
- Parlamentonuzun aldığı karar yanlıştır. Geçmişte, Ermenilere yönelik bir soykırım yaşanmamıştır.
İsviçre Parlamentosu'nun aldığı "Ermeni soykırımını inkâr suçtur" kararını tanımadıklarını ilan edecekler. İsviçre Parlamentosu'nun kararını parlamento içinde ihlal edecekler.
- İsterseniz, bizimle ilgili de soruşturma açabilirsiniz.
***
Peki ya İsviçre makamları, Türk parlamenterler hakkında da soruşturma yapmaya kalkarlarsa?..
Ramazan Toprak, "Hiç sanmıyorum" cevabını verdi:
- Keşke yapsalar. Memnun oluruz ve bundan zevk alırız. Ancak, böyle bir cesaretlerinin olduğunu hiç sanmıyorum.
- Oraya gidecek ve hukuku siyasallaştırma çabalarına darbe vuracağız. Bizim yapacağımız, düpedüz bir meydan okuma olacak.
***
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek de 7 Mayıs'ta İsviçre'ye gidip, meydan okumuştu. Lozan Anlaşması'nın imzalandığı binanın önünde bir basın açıklaması yapmıştı. "Ermeni soykırımı iddiaları uluslararası bir yalandır" demişti:
İsviçre makamları hiçbir şey yapamadı. Öyle görünüyor ki, Türk Parlamento Heyeti'nin meydan okumaları karşısında da ses çıkaramayacaklar. Hukuku öylesine siyasallaştırdılar ki, şimdi kendi çıkardıkları kanunu uygulamakta bile güçlük çekiyorlar.
****
haberin tamami icin,
http://www.tercumangazete.com/i/1_pix_trans.gifhttp://www.tercumangazete.com/yaz1376-60002-136.html
deryatulga
23.05.06, 18:07
Winterthur (sefakaplan@Winterthur) savcılığının hakkında yapılan bir suç duyurusuna ait görüşlerini almak üzere TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu'nun ifadesine baş vurmak istemesi, kasıtlı olarak çarpıtıldı, sömürüldü ve sonunda dönüp dolaşarak alıştığımız türden kendi kalemize attığımız bir gole dönüştü.
Aslında bu olay Haluk Şahin'in de vurguladığı gibi bir "fırsat"tı. Halaçoğlu'nun özgüveni biraz yerinde olsaydı "İfade vermekle onların hukukunu tanımış olurum!" gibi hem kof, hem de saçma bir söz etmez, vereceği yazılı ifadeyi bir tarih dersine dönüştürürdü. Şimdi İsviçre "Bu adam benim hukukumu tanımıyor!" diye Halaçoğlu'na vize vermeyi reddederse buna kimin ne diyeceği olabilir?
Hukuksal açıdan "suç sayılan bir fiilin övülmesi" ülkemizin ceza kanununda yıllardır var. Daha bir kaç yıl öncesine kadar "Komünizmi övmek" gibi bugün kulaklara son derece komik gelen bir suçtan kaç kişinin başının yandığını bir düşünmek gerekir. Halaçoğlu adresini vermemekte ısrar etmeseydi, kendisi hakkında yapılan suç duyurusunun somut niteliklerini de öğrenmiş olacaktık. Onu öğrendikten sonra da bunun "ifade özgürlüğüne indirilen bir darbe" olup olmadığının saptamasını ve tartışmasını yapabilirdik. Bu gibi olaylarda yazılı ifadeye baş vurmak esas olduğundan Halaçoğlu'na görüşlerini ve kanıtlarını yazılı olarak İsviçre adliye sicillerine geçirmek şansı doğacaktı. Kendisi ayağına gelen bu kısmeti her nedense tepmiştir.
Benim Türk tarihçi kastı hakkındaki görüşlerim belli, bunu n-tv programında da açıkça dile getirdim. Türk siyasetçisi Türk tarihçisinin ürettiği belgelerle Ermeni Sorununda kendisine yöneltilen saldırıları karşılayacak durumda değildir. Halaçoğlu'nun "O devirde buldozer yoktu, mezarlar nasıl kazıldı?" veya "Ermeni kadın ve çocukları kuryelik yaptıklarından tehcir edildiler!" gibisinden Ermeni propagandasına malzeme üreten çıkışları unutulmak için daha pek taze! Buna "Halaçoğlu’nun tarihi gerçekleri ortaya koyma çabalarını destekliyoruz" diyerek yandaş çıkmak ise, Türkiye'nin milletlerarası akademik tarih platformundaki konumunu sadece zora sokuyor.
Açık konuşmak gerekirse bu bildiri önüme getirilse imzalamazdım. Ayrıntılarına girmeden önce şunu vurgulamak isterim. Değil noktalanmış, doğru dürüst bilimsel tartışması bile yapılmamış bir konuda bir kısmı alenen siyasal şantaj amacıyla, üstelik kör cahil gerekçelerle alınmış parlamento kararları, tarihçileri sindirmek amacına yönelik olarak keskinleştirilirlerse bunun kavgasını vermek özgür düşünceye, yani insan haysiyetine değer veren herkese düşer. Böyle formüle edilmiş bir protesto mesajına milletlerarası da büyük katılım olur. 79'u profesör olan 353 tarihçimiz Avrupa Parlamentosunun ünlü kararından bu güne kadar geçen 18 yıl zarfında ne yaptıklarını sorgulayacaklarına, çiğnene çiğnene sakız haline gelmiş ve kimseyi ikna etmedikleri denenmiş savlarla düpedüz eyyamcılık yapmaktadırlar. Bu kadar laf edene kadar her biri ortaya 100er sayfalık gerçek anlamda bilimsel bir çalışma koysalardı, Ermeni Propagandası da onun yerli yardakçıları da iyot gibi ortada kalırlardı. Taner Akçam'ın can dostlarından, doğal olarak tarihçi değil sosyolog Ayhan Aktar, "Radikal"de şunları yazıyor:
"Bu durumu 'ölümcül tembellik' olarak nitelendirenler de var. Ama bence tembellik bir neden değil, sonuç aslında. Elimizi vicdanımıza koyalım, genç ve parlak bir akademisyen üzerinde bu kadar sınırlama olan bir konuda neden çalışsın? Konu mu yok?
Resmi görüşün kâbus gibi insanın üstüne geldiği, aksine en ufak bir çıkışın doçentlik sınavında çakmak veya kadro alamamak gibi sonuçlarının olacağı bir yerde '18'inci Yüzyılda Manisa Sancağı' gibi bir tez yaparsınız, olur biter. Bu konuda çalışmak için çok azimli ve inatçı olmak lazım...
Böyle gençlerin çoğu borsacı oluyor zaten. Geriye kim kaldı?
Hemen söyleyeyim: yetenek açısından orta karar, salla başını al maaşını havasında, dil bilmeyen, entelektüel özellikleri bilim adamı niteliklerinin çok gerisinde kalan ve büyüklerinin sözünden hiç çıkmayan bir insan malzemesi. Birbirini tekrarlayan tezler, ağırlıklı olarak 'Türkün Türke propagandasına dönük' çalışmalar ve Kapıkule'nin ötesinde bir değeri olmayan kitaplar. Bunlar için tarihçi olmak ile belediyede çalışmak arasında hiçbir fark yoktur. Tarihçilik herhangi bir iş gibidir. Konuya sarılmak, coşku duymak o konu ile yatıp kalkmak söz konusu değildir. Tembellik esastır. Bunların biraz daha 'uyanık ve paragöz' olanları hele bir de İttihatçı üniformalarını giyip, çizmelerini çekerlerse artık her şeyi savunabilirler."
"Varlık Vergisi" uzmanı Aktar'ın akçalı ilişkilerden hiç anlamadığı veya Ermeni konusunun uzmanı olduğunu da sanabilir işin aslını bilmeyenler. Başkalarına dil bilmeme suçlaması yaparken, Wolfgand Gust'un özenle seçtiği Almanca belgelerin İngilizce tercümesi olduğunu da araya sıkıştırmadan edememiş. Hani şu Taner Akçam'ın doktorasını yazıp tamamladıktan sonra bile doğru dürüst yüzüne bakmadığı Alman belgeleri. Hani TTK Ermeni masası şefi Hikmet Özdemir'in "Almanlar müttefikimiz olduğundan okumak gereği görmedik!" dediği belgeler. Aktar'ın dalgasını geçtiği "'18'inci Yüzyılda Manisa Sancağı" gibi çalışmaları okumayanların tarihçiliği ise Ternon, Dadrian, Akçam, Berktay ve daha nicelerinin tarihçiliği gibi sırıtır. Aynen modern matematikte üstünden çapraz bir doğru parçası geçen çemberin ifade ettiği terim gibi. Yusuf Halaçoğlu Osmanlı Teşkilat Tarihi konusunda değerli bir uzman. "Osmanlı'da yazılı emir geleneği yoktur!" diye tutturan Dadrian'la Akçam'ın, ondan da bu tezleri "insancıllaştırarak" Radikal gazetesi kanalından kamuoyunun beynine akıtan Ayşe Hür'ün teranelerine en iyi cevabı verecek kimselerin başında gelir. Ermeni propagandasına karşı yapılacak ekip çalışmasında Halaçoğlu gibilerin her zaman yeri vardır. Ancak kendisi galiba olayı bilimsel bir uğraş değil, gaza olarak gördüğünden, sancağı kimseye emanet etmek istemiyor. Mute cenginde sancağın Halit bin Velid'e verilmesi öncesi yapılan tartışma çok ilginçtir. Halid İslamiyeti kabul edişi nisbeten geç olduğundan sancağın kıdemli sahabilerden birine verilmesini ister. O taraftan gelen cevapsa cenk ilminde Halid'den daha ehil kimse olmadığıdır. Halaçoğlu'na yönetilecek eleştirinin daha fazlası Hikmet Özdemir'e yöneltilebilir. Hem de kendisi aslında tam Ayhan Aktar'ın keyfine göre bir kökenden geldiği ve yabancı dil de bildiği halde.
Geçenlerde atv Siyaset Meydanında Etyen Mahçupyan tarafından adı kötüye kullanıldığından olacak ki Halil İnalcık dün yayınlanan bildiride başı çekiyor. İlber Ortaylı ise reyting açısından faydalı görülmüş olmalı. Ortaylı hakkında burada söylemek gereken bazı şeyler var. Bazı aklı evveller yıllar önce Taner Akçam'ı bütün müktesebatını sıfırlayarak Ermeni Sorununu halletmekle görevlendirdiklerinde, Akçam ve Ortaylı arasında bir de dostluk oluştuğu anlaşılıyor. "İlber'e dedim ki!" gibilerden tevazu kokan hitapları "biz akademisyen tarihçiler" kastının temsilcisinin ağzından İnternet ortamında okumak mümkün. Yalnız bu ikilinin arası 3 yıl kadar önce Ortaylı'nın "Popüler Tarih"te yazdığı ve hala arkasında durduğu yazıdan sonra bozuldu. Akçam bu yazıya "bilimsel" bir cevap yetiştirmekle kalmadı, Ortaylı'nın kendisine özel görüşmelerinde "Bütün İttihatçılar kaatildir, sadece Ermenilerin değil daha nice insanın soyunu kırmışlardır!" dediğini kendi delikanlılık ve centilmenlik anlayışı içinde faş ediverdi. İhanetin lugat karşılığı "itimadı kötüye kullanmak"la özdeştir. Akçam'ın seciye bakımından "ihanet"e özel bir yatkınlığı olup olmadığını eski yoldaşları öyle bir yoğuınlukla tartışıyorlar ki, bizim burada bununla ilgili zaman harcamamıza gerek yok. Ancak bizzat İlber Ortaylı'nın Ermeni Sorunu hakkındaki araştırmalarının derinliğini sorgulamadan geçmeyelim. Kendisinin Alman arşivlerinde çalışmış olduğu biliniyor. "Alman Nüfuzu"nu inceleyen kitabında burada Ermeni Tehciri ile bilgi bulunmadığını yazan kendisi. Ardından da Halep Konsolosu Rössler'in yazdıklarının "Almanya"yı temize çıkartmaya yetmediğini" vurgulayan. Ortaylı'ya Almanya'yı kendisini temize çıkartma çabasına iten olayların ne olduğunu bugüne kadar dost ve düşman nedense kimse sormadı! Türkiye "dalgalı dengelerin ülkesidir" dersek acaba abartmış mı oluruz?
Tehcir kararının bir mecburiyet sonucu alındığına şüphe yok. Ama bu mecburiyetin niteliği bir türlü düzenli bir dille ortaya konamıyor. İttihatçı Hükümetin kalbini saran gerçek korkunun ne olduğu belgelenmedikçe, bilimsel platformda olduğumuz yerde sayarız. Tehcir geçici bir önlem değildi. Ermeniler'in yıllar önce Part-Roma, Sasani-Bizans kavgalarında ortadan silinen yaşam alanına devamlı yerleştirilmesi söz konusuydu. Geri dönmeleri hiç bir zaman planlanmamış ve hesaba katılmamıştır. Talat Paşa'nın soykırım kanıtı olarak kullanılan "La question armenienne n'existe plus!" sözünün ardında yatan gerçek de budur. Balkan felaketinden sonra "muhtemel bir isyana karşı önceden düşünülmüş bir tedbir" sahibi olmayan bir hükümet sadece basiretsiz değil, düpedüz vatan haini olurdu. Daha önceden bilinmeyen şey tehcirin alacağı boyutlardı. Öyle olduğu içindir ki işin başında Zeytun ve Taner Akçam'ın itirafıyla "soykırım amacı güdülmeyen" Çukurova kısmi tehcirlerine baş vurulmuştur. Van'daki olay alınan önlemin bütüncülleşmesine yol açmış ve bilinen trajediyi doğurmuştur.
Bilimsel kisve sahibi olunarak "Ermeni tezlerini destekleme ve o doğrultuda görüş ortaya atma talihsizliğini gösteren" kişilerden bahsetmek mümkün değildir. Kibarlığı ille de elden bırakacaksak burada söz konusu olan cehalettir ki, Akçam, Berktay ve benzerlerinde bu sadece Osmanlı Arşivleri cehaletiyle sınırlı değildir. Hal böyle iken Hikmet Özdemir'in Hrant Dink'e müracaat ederek kendisi ve Akçam arasında bir tartışma imkanı yaratmasını istemesi tam bir çelişki olmuyor mu? Akçam'ın yazdıkları hataları ve sevapları ile ortadadır. Bunlara bugüne kadar bilimsel prosedür dahilinde bir cevap verildiğini biz duymadık.
Ermenilerin kendilerini rahatsız eden her türlü bilimsel çalışmaya tam bir komitacı edasıyla yaklaştıkları doğrudur da, Türkiye dünya kamuoyunda çok kişinin tüylerini ürpertecek bu konuyu bu güne kadar ne kadar tanıtabilmiştir? Halaçoğlu Winterthur savcısının kendisine tanıdığı fırsatı işte tam bu noktadan hareket ederek değerlendirebilirdi. Şov yapmak uğruna kaçırdığımız fırsatların bu belki de sonuncusuydu!
deryatulga
23.05.06, 18:40
Ermeniler´i katlettik!
(1/1)
Kaynak: haberciler.com
Yer: ankara
Tarih: 8.5.2005
Türkiye'nin Ermeni soykırım iddiaları konusunda kendi tezlerini ve belgelerini sunma olanağı, TTK Başkanı'nın korkaklığı ve geleneksel Türk politikası yüzünden suya düştü!
06 Mayıs 2005 13:37
İsviçre yasalarının saçma uygulamalarından birini Türkiye'nin lehine çevirebilmek umudu, TTK Başkanının korkaklığı yüzünden suya düştü. Oysa Türkiye ve "yürekli bir adam" (varsa eğer)o mahkemeyi ve mahkemenin yapıldığı o kenti İsviçreliler'e de Ermeniler'e de dar edebilirdi. Eğer Halaçoğlu korkak değil de yürekli davrabilseydi, Türkiye onun arkasından giderdi. Ama demek ki Halaçoğlu, söylediği söze yeterince güvenmiyor. Demek ki sözünün arkasında duramıyor. Demek ki Türkler Ermeniler'i katletti!
Dün, soykırım iddialarıyla ilgili bir toplantıda konuşan Halaçoğlu, "Oraya gidip ifade verdiğiniz zaman, onların o hukukunu kabul ediyorsunuz demektir. Soykırımla ilgili uluslararası mahkemelerce alınan bir karar bulunmuyor. Parlamentolar yargı görevini üstlenemez. Benim parlamentom da 'İsviçre Yahudilere soykırım uyguladı. Türkiye'ye gelip bunun tersini söyleyeni yargılarım' diyebilir. O zaman dünya tamamen bilimden uzaklaşır ve engizisyona girer. İsviçre beni mahkûm ederse AİHM süreci başlar."
Haberciler olarak diyoruz ki "Hayır Sayın Halaçoğlu, yanılıyor ya da yanıltılıyorsunuz! Kafanızı kuma gömüyorsunuz. Siz birlimadamı filan değilsiniz ve bundan sonra sizin sözlerinizi doğru kabul edip Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili açıklamalarınızı ciddiye almayacağız. Çünkü siz sözlerinin ve gerçeklerin arkasına duramayan, korkak birisiniz. Sizin yüzünüzden tarihi bir fırsat kaçıyor. Türkiye'ye bunu yapmaya hakkınız yok.
Şimdi empati yaparak kendinizi bu yasayı koyan İsviçreli'nin yerine koyunuz. Demek ki bu adam gerçekten katil ki kaçıyor...
Sayenizde Sayın Halaçoğlu, Türkiye işlemediği bir katliam suçunu işlemiştir.
Haberciler.com, Türk Tarih Kurumu gibi önemli kurumların başına "yürekli" adamların getirilmesini öneriyor. Halaçoğlu gibilerinin Türkiye'ye hayrı olamaz...
deryatulga
23.05.06, 19:59
Devlet içindeki "Ermeni Soykırımı" kavgasının artık gizlenecek tarafı kalmadığını gösteren bir belge.
Halaçoğlu için gizli gerilim TTK Başkanı Halaçoğlu hakkında İsviçre'de dava açılmasıyla başlayan diplomatik kriz büyüdü. Bakan Tüzmen'le İsviçre Ekonomi Bakanı Deiss, karşılıklı olarak yapacakları ziyaretleri erteledi
10/06/2005
SERKAN DEMİRTAŞ
ANKARA - Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu hakkında, Ermeni soykırımını inkâr ettiği için İsviçre'de dava açılması ve İnterpol aracılığıyla ifadeye çağrılmasıyla başlayan diplomatik krizin derinleştiği ortaya çıktı.
Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, 22-24 Haziran günlerinde yapılacak Türkiye-İsviçre İş Konseyi toplantısının iptal edilmesini istedi. Zürih ve Bern kentlerinde düzenlenecek toplantıda Türkiye'yi Tüzmen, İsviçre'yi ise Ekonomi Bakanı Joseph Deiss temsil edecekti. Toplantıda her iki ülke işadamları ve yatırımcılarının bir araya gelmeleri ve olası işbirliği projelerini görüşmeleri gündeme gelecekti. İş konseyi toplantıları çerçevesinde Türkiye'de yatırım olanaklarının ele alınacağı bir konferans da düzenlenecekti.
Halaçoğlu'yla dayanışma
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in toplantıyı iptal ettirmesinin tek nedeninin İsviçre'nin Halaçoğlu'na karşı takındığı tavır olduğu ileri sürüldü. Tüzmen'in, Halaçoğlu'nun 'iyi bir arkadaşı' olduğu belirtiliyor. Tüzmen'in bu kararını Halaçoğlu'yla dayanışma amacıyla aldığı ifade edildi.
İki ülke arasında iptal edilen tek temas bu değil. İsviçre Ekonomi Bakanı Deiss da eylülde iki ülke ekonomik ilişkileri hakkında temaslarda bulunmak üzere Ankara'ya gelecekti. Diplomatik kaynaklar, Tüzmen ziyaretiyle birlikte Deiss'ın Ankara ziyaretinin de gündemden düştüğünü söyledi.
Halaçoğlu'na suçlama
Türk diplomatik kaynaklar, toplantının iptalinin teknik nedenlere dayandığını savunuyor. Zürih'teki konuşması nedeniyle Halaçoğlu hakkında tutuklama emri ya da ülkeye sokulmama gibi bir durumun söz konusu olmadığını anımsatan diplomatik kaynaklar, Halaçoğlu'nun bunu kendi yararına kullanmaya çalıştığını ileri sürdü.
Afiş sorunu çözülüyor
Bu arada, Dışişleri Bakanlığı ile İsviçre, Kanada, Norveç ve Danimarka büyükelçiliklerini karşı karşıya getiren ve TCK Kadın Platformu tarafından başkentte asılan afiş bunalımı da çözülüyor. Dün, platform yetkilileriyle görüşen büyükelçilikler, afişte yer alan isimlerinin çıkarılmasını istedi.
Hocam, bunlar bir sene öncenin haberleri??
deryatulga
23.05.06, 20:03
Hocam, bunlar bir sene öncenin haberleri??
Haber vermiyorum, belli topicler olusturuyorum. O yüzden de yazilarin tarihini ayrica veriyorum. Yalniz verdigim haberlerin bir özelligi var. Tazeliklerini ilk gündeki gibi korumadalar.
Blochers Türkei-Äusserungen kritisiert
http://www.nachrichten.ch/img/1x1transp.gif
Ankara - Die Äusserungen von Justizminister Christoph Blocher in der Türkei zur Anti-Rassismusstrafnorm stossen in der Schweiz auf Kritik.
http://www.nachrichten.ch/img/1x1transp.gif
ht / Quelle: sda (http://www.nachrichten.ch/impressum) / Mittwoch, 4. Oktober 2006 / 17:45 h
http://www.nachrichten.ch/img/1x1transp.gif
Für den Präsident der Eidg. Kommission gegen Rassismus, Georg Kreis, verstösst der Minister einmal mehr gegen die Gewaltentrennung. Er habe den Eindruck, dass es sich dabei um die Kritik eines Regierungsmitglieds an einem laufenden Gerichtsverfahren handle, sagte Kreis gegenüber der Nachrichtenagentur SDA. Blocher hatte in der Türkei bedauert, dass gegen den türkischen Historiker Yusuf Halacoglu wegen Leugnung des Genozids an den Armeniern im Osmanischen Reich ein Strafverfahren in der Schweiz läuft. Änderung der Rassismus-Strafnorm?
Zudem kündigte der Bundesrat in Ankara an, dass sein Departement eine Änderung der Anti-Rassismusstrafnorm prüfen werde. «Als Patriot stört es mich, wenn ich über angestrebte Gesetzesänderungen über Mitteilungen aus dem Ausland erfahre», sagte Kreis dazu. Kreis widerspricht Blochers Äusserung, dass mit der Strafnorm nur die Leugnung des Holocausts an den Juden verhindert werden soll.
«1994 war bei den Beratungen über die Antirassismus-Strafnorm im Nationalrat ausdrücklich auch vom Genozid an den Armeniern die Rede», sagte Kreis.
Kritik der CVP
Auch CVP-Präsident Christophe Darbellay kritisiert Blochers Auftritt vor den Medien in Ankara. «Es ist seltsam zu sehen, dass der SVP- Justizminister in einen Land geht, das nicht gerade ein Vorbild bei der Respektierung der Menschenrechte ist, und dort die Position des Schweizer Parlaments entschuldigt», sagte er. Eine Änderung der Anti-Rassismusstrafnorm komme für die CVP nicht in Frage. Diese sei ein effizientes Mittel gegen den Extremismus der Rechten.
Schweigen der SVP
Für FDP-Fraktionschef Felix Gutzwiller kommt eine Änderung ebenfalls nicht in Frage. Die Norm sei eine wichtige Errungenschaft für die liberale und laizistische Schweiz. SVP-Präsident Ueli Maurer wollte dagegen weder zu Blochers Ausführungen noch zur Anti-Rassismusstrafnorm Stellung nehmen.
http://www.nachrichten.ch/detail/254105.htm
Schweiz will bilaterale Beziehungen mit Türkei verstärken
Bern/Ankara. SDA/baz. Die Schweiz und die Türkei wollen ihre bilateralen Beziehungen verstärken. Dieser gemeinsame Wunsch stand am Ende eines Besuches von Staatssekretär Michael Ambühl beim türkischen Untersekretär für auswärtige Angelegenheiten.
Der Schweizer Staatssekretär für auswärtige Angelegenheiten kam am Montag in Ankara mit Ali Tinaz Tuygan zusammen, wie das Eidg. Departement für auswärtige Angelegenheiten (EDA) am Dienstag bekannt gab. Zu den Hauptgesprächspunkten des Treffens gehörten ein Überblick über alle Aspekte der bilateralen Beziehungen.
Fragen von gemeinsamem Interesse
Weiter erörterten die Gesprächspartner internationale und regionale Fragen von gemeinsamem Interessse und die europäische Integration. Sie einigten sich darauf, ihren Dialog zu vertiefen und zu diversifizieren und die bilaterale Zusammenarbeit zu vertiefen.
Sie wollen deshalb prüfen, ob das 2001 unterzeichnete «Memorandum on the Common Understanding» aktualisiert und erweitert werden sollte. Mit dem Memorandum sollten die Beziehungen der beiden Staaten nach einer turbulenten Phase in den neunziger Jahren wieder gefestigt werden.
Ambühls Besuch in Ankara bedeutete die dritte Runde der politischen Konsultationen der beiden Staaten. Die nächste, vierte Runde ist für Herbst 2007 in Bern geplant.
Blocher in Ankara
Unabhängig von dieser Zusammenkunft traf am Dienstagabend Justizminister Christoph Blocher zu einem offiziellen Besuch in Ankara ein. Er nimmt am (morgigen) Mittwoch an einem Symposium zum Inkrafttreten des türkischen Zivilgesetzbuches vor 80 Jahren teil.
Während Blochers eintägigem Besuch sind ein Arbeitstreffen mit seinem Amtskollegen Cemil Cicek, ein Höflichkeitsbesuch bei Innenminister Abdulkadir Aksu und ein Treffen mit der Präsidentin des Verfassungsgerichts, Tülay Tugcu, geplant.
http://www.baz.ch/news/index.cfm?ObjectID=0F8756F2-1422-0CEF-7093BC0077979700
Manastirli Hamdi
04.10.06, 23:58
Schweiz will bilaterale Beziehungen mit Türkei verstärken
Bern/Ankara. SDA/baz. Die Schweiz und die Türkei wollen ihre bilateralen Beziehungen verstärken. Dieser gemeinsame Wunsch stand am Ende eines Besuches von Staatssekretär Michael Ambühl beim türkischen Untersekretär für auswärtige Angelegenheiten.
Der Schweizer Staatssekretär für auswärtige Angelegenheiten kam am Montag in Ankara mit Ali Tinaz Tuygan zusammen, wie das Eidg. Departement für auswärtige Angelegenheiten (EDA) am Dienstag bekannt gab. Zu den Hauptgesprächspunkten des Treffens gehörten ein Überblick über alle Aspekte der bilateralen Beziehungen.
Fragen von gemeinsamem Interesse
Weiter erörterten die Gesprächspartner internationale und regionale Fragen von gemeinsamem Interessse und die europäische Integration. Sie einigten sich darauf, ihren Dialog zu vertiefen und zu diversifizieren und die bilaterale Zusammenarbeit zu vertiefen.
Sie wollen deshalb prüfen, ob das 2001 unterzeichnete «Memorandum on the Common Understanding» aktualisiert und erweitert werden sollte. Mit dem Memorandum sollten die Beziehungen der beiden Staaten nach einer turbulenten Phase in den neunziger Jahren wieder gefestigt werden.
Ambühls Besuch in Ankara bedeutete die dritte Runde der politischen Konsultationen der beiden Staaten. Die nächste, vierte Runde ist für Herbst 2007 in Bern geplant.
Blocher in Ankara
Unabhängig von dieser Zusammenkunft traf am Dienstagabend Justizminister Christoph Blocher zu einem offiziellen Besuch in Ankara ein. Er nimmt am (morgigen) Mittwoch an einem Symposium zum Inkrafttreten des türkischen Zivilgesetzbuches vor 80 Jahren teil.
Während Blochers eintägigem Besuch sind ein Arbeitstreffen mit seinem Amtskollegen Cemil Cicek, ein Höflichkeitsbesuch bei Innenminister Abdulkadir Aksu und ein Treffen mit der Präsidentin des Verfassungsgerichts, Tülay Tugcu, geplant.
http://www.baz.ch/news/index.cfm?ObjectID=0F8756F2-1422-0CEF-7093BC0077979700
Was in der NAchricht fehlt, ist Blochers Kritik am angeblichen Anti-Rassismus-Gesetz, das gegen Hallacoglu und Perincek wegen ihrer Äußerung zur Armenierfrage angewendet worden ist.
Das hat wiederum bei einigen Verfechtern der armenischen Genozidverleumdung zu Kritik an Blocher zu Anlass gegeben.
deryatulga
05.10.06, 03:35
5 Ekim 2006 Bu kafayla bu toprakları elde tutamayız
Süleyman DEMİRKAN / ANKARA
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2257161.jpgTürk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Türkiye’nin "çok zor" bir coğrafyada olduğunu belirterek, "Bu kafayla bu toprakları elimizdeki tutamayız" dedi.
Tarih boyunca Türklerin kurduğu 16 devletin yıkıldığını, 17. devletin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu ifade etti. Halaçoğlu, Türkiye’nin "Sözde Ermeni Soykırımı" konusunda işinin zor olduğunu anlatırken, "Türkiye bu konuyu devlet olarak çok ciddi şekilde ele almalı. ’İki tane tank ihalesine sokmayacağım’ demekle, karşımızdaki güçle başedemeyiz. Türkiye, çok daha kuvvetli restler çekmek zorunda" dedi.
KÜRTLER ARTIYOR
Ermenistan ile başta ABD ve Fransa’da çok güçlü olan Ermeni diasporasının nihai hedefinin "Türkiye’den toprak talebi" olduğunu kaydeden Halaçoğlu, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın sözlerine dikkat çekerek, bu konuda Türkiye’nin sıkıştırılmaya çalışıldığını söyledi. 1975’teki genel nüfus sayımında "anadilim Kürtçe, Türkçe bilmiyorum" diyen nüfusun 1.3 milyon iken, 1980’de bu rakamın 1.9 milyona yükseldiğine dikkat çeken Halaçoğlu, şöyle devam etti: "Toplam nüfusun yüzde 5’i bile etmiyor. Ama burada çarpıcı olan 1975’ten 1980’e kadar olan beş yıllık sürede, devlet vatandaşlarına Türkçe’yi öğretememiş ve Türkçe bilmeyenlerin sayısı 600 bin artmış. Yeni doğanlara dahi Türkçe öğretmeyeceksen, o zaman niye sayıyorsun? Devlet, bu konularda bilim adamlarından niye yararlanmaz, anlamış değilim."
BİZE DANIŞMIYORLAR
13 yıldır TTK Başkanı olduğunu, hükümetlerin Sözde Ermeni Soykırımı konusunda kendilerine danışma ihtiyacı duymadığını anlatan Halaçoğlu, bir soru üzerine, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ABD-İngiltere gezisi öncesinde de görüş sormadığını bildirdi. Halaçoğlu, "Sadece bu hükümet değil, hiçbir hükümet sormuyor. Tek istisna, İsviçre’nin hakkımda tutuklama kararı çıkarmasından önce, bu hükümet döneminde, Bakanlar Kurulu’na bir kez çağırdılar ve ’Sözde Ermeni Soykırımı’nı anlattım" dedi.
Die Testerin
05.10.06, 18:06
Was in der NAchricht fehlt, ist Blochers Kritik am angeblichen Anti-Rassismus-Gesetz, das gegen Hallacoglu und Perincek wegen ihrer Äußerung zur Armenierfrage angewendet worden ist.
Das hat wiederum bei einigen Verfechtern der armenischen Genozidverleumdung zu Kritik an Blocher zu Anlass gegeben.
dazu hier: http://www.nzz.ch/2006/10/05/il/newzzESX404MT-12.html
d.t.
Freiburger
05.10.06, 19:33
Für den Präsident der Eidg. Kommission gegen Rassismus, Georg Kreis, verstösst der Minister einmal mehr gegen die Gewaltentrennung. Er habe den Eindruck, dass es sich dabei um die Kritik eines Regierungsmitglieds an einem laufenden Gerichtsverfahren handle, sagte Kreis gegenüber der Nachrichtenagentur SDA. Blocher hatte in der Türkei bedauert, dass gegen den türkischen Historiker Yusuf Halacoglu wegen Leugnung des Genozids an den Armeniern im Osmanischen Reich ein Strafverfahren in der Schweiz läuft. Änderung der Rassismus-Strafnorm?
Zudem kündigte der Bundesrat in Ankara an, dass sein Departement eine Änderung der Anti-Rassismusstrafnorm prüfen werde. «Als Patriot stört es mich, wenn ich über angestrebte Gesetzesänderungen über Mitteilungen aus dem Ausland erfahre», sagte Kreis dazu. Kreis widerspricht Blochers Äusserung, dass mit der Strafnorm nur die Leugnung des Holocausts an den Juden verhindert werden soll.
«1994 war bei den Beratungen über die Antirassismus-Strafnorm im Nationalrat ausdrücklich auch vom Genozid an den Armeniern die Rede», sagte Kreis.....
Der an der Basler Universität lehrende Schweizer Historiker Prof. Dr. Georg Kreis hat im August 2005 in der NZZ einen bemerkenswerten Artikel zur Frage der strafrechtlichen Relevanz der Leugnung des vermeintlichen Armeniergenozids veröffentlicht. In der Schweiz wird diese „Leugnung“ strafrechtlich verfolgt, was bereits zu einigen gerichtlichen Anklagen geführt hat. Georg Kreis, der zwar vom Topos „Armeniergenozid“ ausgeht, bezweifelt die historische und juristische Analogiesetzung von Holocaust und Armenier-Deportation, insbesondere was die Frage des Rassismus angeht. Kreis wurde nach der Veröffentlichung dieses Aufsatzes heftig attackiert, erhielt aber auch viel Zustimmung.
Diese Attacken und der öffentliche Druck auf Kreis haben wohl bewirkt, dass Kreis inzwischen mächtig zurückgerudert ist und sich von seinen in der NZZ veröffentlichen richtigen Überlegungen mehrfach distanzierte. Schade.
--------------------------------------------------------------
Neue Züricher Zeitung Donnerstag, 11. August 2005 Nr.185
Ist Leugnung des Armeniermords rassistisch?
Ein Beitrag zur Debatte um die Türkei und den Genozid
Von Georg Kreis, Präsident der Eidgenössischen Kommission gegen Rassismus
Die Kontroverse um die Benennung der Massaker an Armeniern (1915) als Völkermord belastet nicht zuletzt die Beziehungen der Schweiz zur Türkei. Im folgenden Beitrag wird bezweifelt, dass die Leugnung des Genozids im Sinn des Strafrechts rassistisch sei.
In jüngster Zeit ist die Frage erörtert worden, ob die öffentliche Leugnung des Genozids an den Armeniern von 1915 nicht — analog zur Leugnung des Holocaust — von Staates wegen verfolgt werden müsse, weil der Strafrechtsartikel 261 allgemein das Leugnen von «Völkermord und anderen Verbrechen gegen die Menschlichkeit» unter Strafe stellt. Wie die Gerichte und zuvor die für die Tatbestandsabklärung zuständigen Behörden mit der Frage umgehen, ist ihre Sache. Es wäre aber sonderbar, wenn man von Gerichten heutzutage erwarten würde, dass sie die Leugnung des Genozids an den Armeniern grundsätzlich anders beurteilen sollten, als dies durch das Kreisgericht Bem-Laupen am 14. September 2001 geschehen ist, weil der Nationalrat Ende 2003 diesen Genozid im Sinne eines politischen Wertebekenntnisses «anerkannt» und verurteilt hat. Wegen der herrschenden Gewaltenteilung sollte die politische Interpretation der Legislative für die Judikative nicht massgebend sein. Anderseits ist die Einschätzung nicht ganz den Staatsanwaltschaften und Gerichten zu überlassen. Im Sinne eines ge-samtgesellschaftlichen Verständigungsprozesses kann man auch aus historischer und gesellschaftspolitischer Sicht dazu eine Meinung haben und aus dieser Sicht vor einer voreiligen Gleichsetzung von Genozid-Leugnungen warnen. Denn nur Gleiches soll gleich behandelt werden.
Kein richterlicher Schutz für Geschichte
Einleuchtend bemerkt der Strafrechtler Marcel Niggli in seinem Kommentar zu StGB 26 (1996), dass das Leugnen nur strafbar ist, wenn es sich beim geleugneten Vorkommnis tatsächlich um Völkermord handelt. Liegt der fragliche Tatbestand weitin der Vergangenheit zurück, könnte sich ein Richter sagen, dass er nicht zum Historiker werden will, wie dieser nicht Richter sein soll. Es geht hier aber nicht um die Frage, ob der Genozid stattgefunden hat. Dies dürfte erwiesen sein, auch wenn es von offizieller türkischer Seite noch bestritten wird. Es kann in diesem Fall nicht um den Schutz historischer Wahrheit gehen. Geschichtsverständnis bedarf keiner richterlichen Bekräftigung. Es geht auch nicht um die Frage, ob Genozide politisch zu verurteilen sind. Hingegen geht es darum, ob das Leugnen und Verharmlosen eines historisch feststehenden Völkermords, derart automatisch, «ohne Frage», unter die Strafbestimmung zu stellen ist, wie dies Niggli, gestützt auf den Wortlaut des Gesetzes, annimmt.
Schutz vor Diffamierung
Wichtig ist es, sich über die Funktion der Strafbestimmung klar zu werden. Es könnte darum gehen, indirekt vor analogen Exzessen zu schützen. Wie weit hat aber das Bestreiten eines vor 90 Jahren erfolgten Völkermords heute begünstigende oder ermunternde Wirkung oder strebt diese gar an? Doch ist in jedem Fall ein Nichtanerkennen der rassistischen Essenz eines historischen Vorgangs per se ebenfalls rassistisch? Auch wenn es sich beim Genozid an den Armeniern um ein sehr gravierendes Vorkommnis handelt, dürfte heute dessen richtige Beurteilung im Hinblick auf die Wiederholungsgefahr nicht derart wichtig sein, dass man von Staates wegen die Beurteilungsfreiheit einschränken müsste.
Der Sinn des Leugnungsverbots liegt in einem klar erkennbaren Punkt: Die Strafrechtsbestimmung will eine Variante rassistischer Diffamierung und insbesondere eine Variante antisemitischer Propaganda verbieten. Die Leugnung des Holocaust wurde unter Strafe gestellt, weil dieses Leugnen antisemitisch ist und weil öffentliches Bekunden von Antisemitismus verboten ist. Die Auschwitz-Leugner oder Negationisten, wie man sie auch nennt, leugnen nämlich nicht nur die historische Tatsache, das rund sechs Millionen Juden grösstenteils systematisch umgebracht worden sind, um sie über die «Endlösung» auszurotten. Sie werfen den Opfern und ihren Nachkommen vor, mit der Fabrikation dieser «Legende» politischen und pekuniären Gewinn erzielen zu wollen, dies gemäss stereotypen antisemitischen Zuschreibungen von Macht- und Geldgier und Ausbeutung anderer. Die Botschaft zum neuen Strafgesetzartikel (2. März 1992) hält denn auch ausdrücklich fest, dass der Schutz des «Andenkens Verstorbener» im Hinblick auf die «Auschwitz-Lüge» angestrebt werde, weil diese eine eigene Form «rassistischer Propaganda» sei.
Die Raison d‘ ětre des Verbots des Auschwitz-Leugnens liegt also weniger im Schutz des Angedenkens selbst oder gar im Schutze historischer Wahrheit als im Schutz vor der skizzierten Diffamierung. Nun muss man sich fragen, ob im Falle des Armenier-Genozids analoge Verhältnisse herrschen. Unbestritten ist, dass die Leugnung des Armenier-Genozids die armenischen Nachfahren besonders verletzt, dass die armenische Gemeinschaft, ähnlich wie die Juden in einer grösseren Diaspora auf der Welt zerstreut, ein kollektives Trauma in sich trägt, dass die Anerkennung für sie ein wichtiger Teil der ihr zustehenden Satisfaktion ist und dass, sie der Lüge zu bezichtigen, beleidigend ist.
«Judenfreundliches Privileg»?
Zu fragen ist: Gibtes im Fall der Armenier eine historische und, wie im Falle des Hasses auf Juden, sich als unheilvoller «Selbstläufer» in der Geschichte reproduzierende antiarmenische, rassistische Ideologie, die über die Leugnung des Armenier-Genozids genährt würde, aber nicht genährt werden sollte? Nach dem Stand unserer Kenntnisse gibt es sie nicht. Dass die Beurteilung nicht in beiden Fällen gleich ausfällt, erklärt sich aus der Tatsache, dass die jüdische Minderheit das unglückliche «Privileg» hat, auch in diesem Fall speziell rassistisch diffamiert zu werden.
Es ist verständlich, dass man antirassistische Normen nicht als Schutz einzig für Juden ernst nehmen darf. Juden sind oder wären die Ersten, die eine derartige «Privilegierung» ablehnten. Es besteht aber in den europäischen Gesellschaften aus Rücksicht auf die historische Schuld die Neigung, gegenüber antijüdischer Diffamierung besonders sensibel zu sein. Die muslimische Minderheit etwa, der gegenüber Europa nicht in dieser Weise schuldig geworden ist, kommt nicht in gleichem Masse in den Genuss einer solchen Sensibilität. Die Konsequenz eines solchen Vergleichs sollte nicht darin bestehen, dass die Mehrheitsgesellschaft ihre Sensibilität für anti-jüdische Diffamierung abbaut, sondern darin, dass sie sie gegenüber rassistischer und religiöser Diffamierung anderer Minderheiten ausbaut.
Bloss: Die Leugnung des Genozids an den Armeniern ist wohl kein taugliches Objekt, um die Gleichbehandlung einzufordern und durchzuexerzieren.
http://nzz.gbi.de/webcgi?WID=98022-3940596-00166_5
es spielen im Moment doch eher politischer Korrektness eine hohe Rolle, das kann sich noch ändern. Das Thema ist zumindest auf dem Parkett.
deryatulga
06.10.06, 14:54
Tages-Anzeiger vom 05.10.2006
Kommentar
Blochers Provokation
Von Bruno Vanoni, Flims
Was hat die Schweiz nicht schon alles auf sich genommen, weil ein Parlamentsbeschluss, eine Strafnorm und korrekte Justizverfahren in der Türkei nicht genehm waren: Die schweizerische Aussenministerin musste sich Verleumdungen durch den türkischen Geheimdienst gefallen lassen. Auch der Wirtschaftsminister war in Ankara nicht mehr willkommen. Und Untersuchungsbehörden, die bloss ihre Pflicht erfüllen, mussten sich in der Türkei verunglimpfen lassen.
http://www.tagesanzeiger.ch/images03/partnerml/werbung_tag.gif
http://adserver.new-directions.de/event.ng/Type=postcount&FlightID=52812&AdID=135750&TargetID=11034&Values=31,50,60,72,110,855,176 8,2113,2160,2359,2634,3013,303 2,6958,6968,7172,10880&Redirect=http://adserver.new-directions.de/ads/dcfc.gif
http://ad.ch.doubleclick.net/ad/tagesanzeiger.ch/d_schweiz;sz=1x1;tile=3;ord=12 34567890? (http://ad.ch.doubleclick.net/jump/tagesanzeiger.ch/d_schweiz;sz=1x1;tile=3;ord=12 34567890?)</DIV> Der Grund für all diese Anfeindungen: Der Nationalrat hat 2003 die planmässigen Massaker an 1,5 Millionen Armeniern vor rund 80 Jahren als Völkermord anerkannt. Die vom Volk beschlossene Anti-Rassismus-Strafnorm verbietet es, solche Verbrechen zu leugnen. Und nun untersucht die unabhängige Justiz, ob türkische Provokateure, die eigens zur Leugnung des Armenier-Völkermords hergereist sind, gegen diesen Gesetzesartikel verstossen haben. Vor diesem Hintergrund ist es eine ungeheuerliche Provokation, dass Justizminister Christoph Blocher diese Strafnorm ausgerechnet in der Türkei in Frage gestellt hat. Ausgerechnet er, der gerne vor Wallfahrten ins Ausland warnt, hat sich auf einer Auslandreise bei uneinsichtigen Gastgebern angebiedert. Er hat zudem einen unnötigen Bückling vor einem türkischen Historiker gemacht, der plumpem Nationalismus huldigt und sich historischen Tatsachen verschliesst.
Der Fehltritt lässt sich nicht mit mangelnder Sensibilität entschuldigen - und auch nicht mit Problemen bei der Anwendung der Anti-Rassismus-Strafnorm. Ginge es Blocher nur um die Klärung einer Rechtsfrage, hätte er sie in Bern längst in die Wege leiten können. Sein Auftritt in Ankara ist eine wohl kalkulierte Attacke auf eine Strafnorm, die ihm schon immer zuwider war. Sie setzt der Meinungsäusserungsfreiheit dort berechtigte Grenzen, wo Menschen pauschal wegen ihrer Rasse, Religion oder Volkszugehörigkeit verunglimpft werden - was in der Geschichte in Völkermorden geendet hat: zuerst an den Armeniern, dann an den Juden.
Blochers Provokation ruft nach starken Reaktionen von Bundesrat, Parlament und Justiz.
deryatulga
06.10.06, 15:48
İsviçre'ye ifade özgürlüğü şart
İsviçre Adalet Bakanı Blocher’in Ankara ziyareti sırasında ülkesindeki “Ermeni Soykırımını İnkar" yasağına ilişkin açıklamalarında İsviçre’de “bomba" gibi düştü. İsviçre politikacılar ve basını, Blocher’in siyasi kariyerini tehlikeye atıp atmadığı tartışırken, Blocher’in “siyasi kriz" yarattığı belirtiliyor.
Christoph Blocher’in Ankara ziyareti sırasında İsviçre’de “Ermeni Soykırımı"nı inkarı suç sayan yasanın ifade özgürlüğünü kısıtladığı değerlendirmesi, ülkesinde “bomba" etkisini yaptı. Blocher’in açıklamalarının yakışık olmadığı öne sürülürken, gelecek yıl yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesinin tehlikeye girdiği de savunuluyor.
İsviçre’de Blocher’in açıklamaları siyasi partilerden kilise ve ırkçılık karşıtı örgütlerine kadar geniş bir yelpazede yoğun bir biçimde tartışılıyor. İsviçre’nin önde gelen gazetelerinden La Tribune de Geneve, “Blocher, Ankara’da yeniden seçilme şansını tehlikeye mi attı?" başlığını attı.
Gazete, Blocher’in açıklamalarının İsviçreli parlamenterler arasında “bomba" etkisi olduğunu, fazla ileriye gittiği düşünüldüğünü belirten gazete, Blocher’in Adalet Bakanlığı görevini üstlenmesini sağlayan radikal partisinde (PDR) yaygın bir rahatsızlık yarattığını, gelecek yıl yapılacak seçimlerde oy kaybına yol açmasından korkulduğunu belirtti.
Diğer büyük İsviçreli gazete Le Temps ise, Blocher’in Ankara’da verdiği mesajını bir Adalet Bakanına yakışan bir biçimde iletmediğini belirtirken “bir devlet adamı olamadı" ifadesini de kullandı.
Buna karşın Fransa’da aydınların, ifade özgürlüğünü vurgulayarak “Ermeni Soykırımı"nı inkar yasa tasarısını tartıştıklarını anımsatan gazete, İsviçre’de “tartışılmalı mı, tartışılmalı mı?" sorusunu da gündeme getirdi.
NE DEMİŞTİ?
Blocher , Ankara temasları sırasında şunları söylemişti:
"Türkiye'nin bu konuyu uluslararası tarihçilerin tartışması gerektiği önerisine katılıyoruz. Bana göre de ifade özgürlüğü konusunda burada bir çelişki sözkonusu. Özellikle İsviçre için bu çelişki önemli. Soykırımı suç kabul eden yasayı 1994'te, Yahudi soykırımını düşünerek çıkardık. Sonradan bu konuları kapsayacağı öngörülmedi. Ama bu yasa var ve başımızı ağrıtmakta. Şu anda bu görüşü savunanlar tutuklanmaz diye bir garanti veremem ama yasayı inceliyoruz ve ne yapabileceğimize bakacağız."
Das Problem der Türkei scheint wohl darin zu bestehen, daß man sich nicht einen sicheren Hafen für Flucht- und Schwarzgelder verbauen will.
Angesichts gebetsmühlenartig sich wiederholender Aussagen wie:
... die planmässigen Massaker an 1,5 Millionen Armeniern vor rund 80 Jahren ...und
Blochers Provokation ruft nach starken Reaktionen von Bundesrat, Parlament und Justiz.
und des diplomatischen Offenbarungseids, den Blocher mit seinem wirren Gestammel in der Türkei abgeliefert hat, wären schon längst Maßnahmen anderer Art, z. B. in der Richtung wie sie derzeit Georgien von Rußland erfahren darf, eigentlich die angebrachtere Reaktion.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0