Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : ABD'den Kovulan Türk Büyükelçisi Ahmet Bey
yetmisbesoglu
12.09.06, 23:25
Osmanlının Washington Büyükelçisi Ahmet Rüstem Beyin, 24 Haziran 1914te görevine başlar başlamaz göz attığı Amerikan gazeteleri, Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiğini savlıyor; Türklere ağır sövgüler yağdırıyor; Amerikan Başkanından Türk karasularına Amerikan gemilerini göndermelerini istiyorlardı. Bu yayınların kaynağında 1. Dünya Savaşına giren İngiltere ile Fransanın Amerikayı kendi yanlarında savaşa çekme isteğinin yattığını anlayan Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, 8 Eylül 1914 günlü Evening Star gazetesinde yayınlanan demecinde; İngiltere ile Fransanın Türkiyede Hıristiyanlara katliam yapıldığı yalanını Amerikan kamuoyunun önüne serdiklerini ve bu yalanı bahane ederek Türk limanlarına Amerikan savaş gemileri gönderilmesini istediklerini söylüyor; Ermenilerin Hıristiyan oldukları için değil, isyan ettikleri için; Fransa, İngiltere ve Rusyanın desteğiyle ayaklanarak Osmanlı devletini zayıflatmak istedikleri için cezalandırıldıklarını belirtiyor; Böylesi bir silahlı ayaklanma karşısında kalsalardı Fransa, İngiltere ve Rusya acaba ne yaparlardı? Masum bir ırka karşı dünyanın gözleri önünde 20 tasarlanmış soykırım gerçekleştirmiş olan o Rusya, acaba ne yapardı? Ya Fransa ve İngiltere? Ülkelerinin özgürlüğü için dövüşen Cezayirlileri tıkıp sonra dumanla boğmuş olan Fransa, Sipahi İsyanında yakaladıkları Hintlileri top namlularının ağzına bağlayıp sonra o topları ateşleyen İngiltere, aynı tahrikler karşısında kalsalardı acaba ne yaparlardı? diyor; Amerikalıların Filipinleri işgal ederken yerli halka uyguladıkları water cure denen su işkenceleriyle, Amerikada her gün işlenen zencileri linç etme suçlarını anımsatıyor; varsayalım ki Amerikadaki zencilerin, Amerika Birleşik Devletlerinin işgal edilmesini kolaylaştırmak için Japonlarla gizlice anlaşmış oldukları ortaya çıkarılsa acaba o zencilerin kaçı hayatta bırakılırdı? diye soruyordu.
Ahmet Rüstem Beyin bu demeçlerine öfkelenen Amerikan Başkanı Wilson 10 Eylül 1914 günü Dışişleri Bakanına gönderdiği yazıda Türk Büyükelçisi sınırı aşmıştır diyor, sözlerini geri alıp özür dilememesi durumunda Amerikadan çıkartılması gerektiğini bildiriyordu. Dışişleri Bakanı Bryn 11 Eylül 1914 günü Rüstem Beyden Evening Starda yayınlanan sözlerini geri almasını istiyor, buna karşılık Ahmet Rüstem Bey Amerikan Dışişleri Bakanına gönderdiği 12 Eylül 1914 günlü yanıt yazısında sözlerini geri almayacağını belirterek şöyle diyordu:
Türkiye yıllardan beri Amerikan basının düzenli saldırılarına hedef olmaktadır. Bu saldırılan sık sık en ağır dille Türkiyenin bütün duygularını incitmektedir. Türklerin dinine, milliyetine, geleneklerine, göreneklerine, gelmişine geçmişine sövülmüş, bütün kötülüklerin bataklığı Türkiye imiş gibi gösterilmiştir. Geçmişte Türkiyede görülen ve benim gibi tünü diğer Osmanlı aydınlarını da üzen bazı aşırılıklar, diğer ulusların yaşamında da benzerleri görülmesine karşın, yalnızca Türkiyeye karşı bitmez tükenmez şiddetli bir saldırı teması olarak kullanıla gelmektedir. Basının bu tutumu Amerikan kamuoyunu Türklere karşı zehirlemekte o kadar ileri gitmiştir ki Türk soyunun her üyesi Amerikada ancak iğrenç nitelemesi ile anılır olmuştur. Benim Amerikan saldırısına karşı ülkemi savunduğum apaçıktır. Savunmam ABDnin de kınanacak birtakım özürleri olduğunu göstermek biçiminde olmuşsa, bu, Amerikan basının daha insaflı davranmaya ikna etmenin başka bir yolu bulunmadığına inandığımdandır. Diplomatik kuralları aşmış olabilirim fakat insanlığın çıkarları şekle feda edilemez. Ben Türkiyeye Amerika Birleşik Devletlerine ve sonuçta bütün insanlığa karşı erdemsel görevimi yerine getirmiş olduğuma inanıyorum.
Bu yanıtından sonra Amerika Birleşik Devletlerince istenmeyen adam diye damgalanan Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, 9 Ekimde Sait Halim Paşaya çektiği telgrafta, Aynı gün İtalyan vapuru ile New Yorktan yola çıkacağını, 19 Ekimde Napolide, 25 Ekimde de İstanbulda olacağını bildiriyor ve ekliyordu; 25 Ekim 1914 tarihine dek benden haber alamayacak olursanız, akıbetim (öldürülüp öldürülmediğim) hakkında araştırma yapınız.
1914te Amerikan basınında Ermeni soykırımcılığıyla suçlanan Türklerin böyle bir suçu işlemediklerini en yüksek sesle haykırdığı için ölüm tehditleri altında Amerikadan ayrılan Osmanlının Washington Büyükelçisi Ahmet Rüstem Bey, ilk aldı Alfred de Bilinsky olan bir Polonyalıydı. Kurtuluş Savaşında Mustafa Kemalin yanında yer alan ve Birinci Mecliste milletvekili olan Ahmet Rüstem Bey, Ermeni soykırımı suçlamalarına karşı 1918de Bernde Fransızca olarak yayınladığı La Guerre Mondiame et la Question Armenienne (Cihan Harbi ve Türk Ermeni Meselesi) adlı kitabının önsözünde şöyle diyordu: Ermeni meselesinde dünya kamuoyuna karşı Türkiyeyi savunmayı amaçlayan bu kitabı yazarken, her şeyden önce doğduğum, pek çok iyiliğini ve nimetlerini gördüğüm bu ülkeye bağlılık duygularını sürdürmeyi düşündüm. Bu ülkenin ve Türk halkının onurunu korumak için iki kez düelloda bile dövüştüm ve Türk-Yunan Savaşına gönüllü olarak katıldım. Bu kitabı yazarken beni harekete geçiren itici güçün, yalnız ve yalnız ülkeme olan sevgim ve saygım olduğunu söylemek istiyorum.
Bugün canım batılılar öyle söylüyorsa öyledir, demek ki Ermeni soykırımı yapmışız; kabul edelim, ne var bunda; özür dileyelim olsun bitsin diyen birtakım Türk kökenli mankurtların sayısının hızla çoğaldığını gördükçe, Türkleri aşağılayanları düelloya davet edecek derecede gözü pek bir Türksever olan Polonya kökenli Ahmet Rüstem Beyin gömütünde doğrulup bre namussuzlar! Ne biçim Türksünüz! diye haykırdığını düşlüyorum.
http://www.netpano.com/haber/913/ABDden/Kovulan/Türk/Büyükelçisi/Ahmet/Bey
deryatulga
13.09.06, 00:00
Emekli Büyükelçi, Dr. Bilal N. ŞİMŞİR*
ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001 Tarihten Birkaç Not
Amerikada Ermeni propagandasının geçmişi oldukça eskidir. Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmış olan dört ciltlik Osmanlı Diplomatik Belgelerinde Ermeni Sorunu adlı kitabımıza da başvurarak Tarihten birkaç not aktaralım:
Yıl 1820: İlk Amerikan Protestan Misyonerleri Pliny Fiks ve Levi Parsons İzmire ayak bastılar. Levi Parsons, İzmire çıkar çıkmaz, Bu günah İmparatorluğunu tamamen yıkmak ahdim olsun diye yazdı ve ardından gelen misyonerler onun için şiirler, destanlar düzdüler. Osmanlı Ermenileri arasında çalışmaya başlayan Amerikan misyonerleri, bol paralı ve donanımlı olarak Türkiyeye geldiler ve bazı Ermenileri çabucak kendilerine çektiler. Fanatik misyonerler, Müslüman Türklerle Hıristiyan Ermeniler arasında ayrılık tohumları ektiler ve Amerikada Türkler aleyhinde sistematik propagandanın ilk adımlarını attılar.[1]
Yıl 1830: Amerika Birleşik Devletleri ile Osmanlı Devleti Arasında Ticaret Anlaşması imzalandı ve ABD, en geniş anlamda kapitülasyon hakları kazandı. Anlaşmada Osmanlı Ermenileri lehine dolaylı hükümler yer aldı. Amerikan tüccarı, Anadoluda Ermeni simsarlar kullanma hakkı kazandılar ve Amerikan hizmetine alınan Osmanlı vatandaşı bu simsarları da kapitülasyonlardan yararlandırmaya ve onlara kanat germeye yöneldiler.
Yine yıl 1830: Amerikan Protestan Misyonerleri İstanbulu merkez yaptılar ve Anadoluyu üç bölgeye ve birçok istasyona ayırarak Ermeni toplumu arasındaki çalışmalarını yoğunlaştırdılar. Gregoryen Ermenilerin bir bölümü Protestan mezhebini kabul etti ve Amerikanın (ve İngilterenin) koruyuculuğu altına girdiler.
Yıl 1848: Amerikan Misyonerleri, Osmanlı Devletinde bir Protestan Cemaati yarattılar. Tamamı Ermenilerden oluşan bu yeni cemaatı Osmanlı Hükümetine resmen tanıttılar.
Yıl 1850: Amerikan Misyonerleri Osmanlı Ermenileri arasında eğitim çalışmalarını hızlandırdılar ve bundan sonraki 35 yıl içinde 80 High School, 8 yüksek kolej ve 16 kız okulu açtılar. Yüksek Kolejler şuralardı:
İstanbul (Robert Kolej),
İstanbul (Üsküdar Amerikan Kız Koleji),
Harput (Fırat Koleji),
Merzifon (Anadolu Koleji),
Antep (Merkezi Anadolu Koleji),
Kayseri (Talas Koleji),
Mersin (Tarsus Koleji),
Samakov (Rumeli Koleji)
Öğrenci sayısı bir ara 27 bini aşan bu okullara ve kolejlere bütün 19. Yüzyıl boyunca hemen hiç Türk-Müslüman öğrenci alınmadı. Ancak 20. Yüzyıl başlarında tek tük Türkler de misyoner okullarına alınmaya başlandı. Halide Edip Adıvar ve Hüseyin Bey (Lozan Konferansında tercüman) gibi bazı Türkler bu okullardan il mezun olanlardandır.
Yıl 1860: Amerikalılarla iş yapan bazı Ermeni işadamları ABD vatandaşlığına geçmeye ve Amerikaya göç etmeye başladılar. Atlantik ötesinde iş tutan bu Ermeniler, Anadoludan Amerikaya halı, kilim götürürken Türk düşmanlığını da taşıdılar. Düşmanlık propagandasını ticari amaçlarla ustaca kullandılar ve Türkiyenin yerini bile bilmeyen saf Amerikalılara Türk düşmanlığı aşılamağa çalıştılar ve bundan maddi çıkarlar sağladılar.
Yıl 1865: Amerikan Misyonerleri, Osmanlı ülkesinden seçtikleri yetenekli Ermeni gençlerini burslu olarak Amerikan Üniversitelerine göndermeye başladılar. Bu öğrencilerin bir bölümünü Teoloji fakültelerinde yardımcı misyoner olarak, bir bölümünü de laik fakültelerde başka amaçlarla yetiştirdiler. Bu gençlerin bir bölümü Amerikan vatandaşlığına geçirildi ve Türk aleyhtarı Emeni propagandasında kullanıldı. Türkiyede görevli bazı Amerikan misyonerleri, daha sonraki tarihlerde Ermeni ihtilalcilerini desteklemiş, Taşnak ve Hınçak komitelerinin gizli kuryeliğini üstlenmişlerdir. (Osmanlı makamları, kapitülasyonlar yüzünden misyonerlerin mektuplarını açamıyorlardı. Buna rağmen Merzifon Amerikan kolejinde görevli Kayayan ve Tumayan adlı iki misyoner 1893te suç üstü yakalanmış, Ankarada yargılanıp idama mahkum edilmişler, fakat Amerika ve İngilterenin baskılarıyla serbest bırakılıp Londraya gönderilmişler, oradan Türkiye düşmalığını sürdümüşlerdir.).
Yıl 1870: Osmanlı ülkesinden Amerikaya Ermeni göçleri artmaya başladı.
Yıl 1886: Ermeniler için Anadoluda (Sivasta) ilk Amerikan Konsolosluğu açıldı ve bunun başına bir misyoner ailenin çocuğu olarak Tokatta doğmuş ve çocukluğu Ermeniler arasında geçmiş olan Mr. Jevet adlı bir konsolos getirdiler. (Sivas Başkonsolosluğuna bağlı olarak Ankarada da bir Amerikan Konsolosluk Ajanlığı açıldı.)
Yıl 1894: Ermeni sorunu ilk defa Amerikan Senatosunun gündemine getirildi. Sasunda Ermeni ayaklanması dolayısıyla Louisiana Senatörü Newton Blanchard tarafından Senatoya sunulan ve 3 Aralık 1895 günü kabul edilen tasarısıyla Türkiye haksız yere suçlandı ve kınandı. (107 yıl önce).
Yıl 1895: Sivastan sonra Erzurumda da Amerikan Konsolosluğu açıldı ve Ermeniler arasında çalışmaya koyuldu. Aynı yıl Ermeni Hınçak ve Taşnak komiteleri Türkiyede kanlı eylemlerini arttırdılar.
Yine yıl 1895: ABD Hükümeti, güya Ermenileri ve misyonerleri korumak için, Osmanlı kara sularına bir savaş gemisi gönderdi. Mersin ve İskenderun limanlarına demir atan geminin komutanı Amiral Selfridge, Halep Valisine ve Mersin Mutasarrıfına ağır mektuplar gönderdi. (106 yıl önce).
Yıl 1896: Ermeni iddiaları ikinci defa Amerikan Senatosu ve Temsilciler Meclisi gündemine getirildi ve Ocak 1896da her iki mecliste Türkiye aleyhine bir karar kabul edildi. Ayrıca New Hamshire Senatörü Sallinger, Osmanlı Ermenileri lehine müdahale edilmesini öngören bir kanun tasarısını Senatoya sundu.(105 yıl önce).
Yıl 1896-1900: Anadolu'dan Amerika'ya Ermeni göçleri hızlandı. Özellikle Misyoner faaliyetlerinin yoğun olduğu Harput, Merzifon gibi yörelerdeki Ermeni nüfusunun yarıdan fazlası Amerika'ya göç etti. Türkiye'den göç eden Ermeni göçmenlerden bazıları, Amerikan pasaportu aldıktan sonra geri dönüp Anadolu'da kanlı eylemlere karıştılar ve ABD makamları "vatandaş" diye bunları resmen himaye etmek istediler.
Yıl 1900: Harputta (Elazığ yakınında) Amerikan Konsolosluğu açıldı. Sivas, Erzurum ve Harputtaki Amerikan konsolosluklarının her üçü de kirayla Ermeni evlerine yerleşmiş, Ermeni tercüman ve memurlar kullanmış ve Washingotona Ermeni yanlısı çarpık ve tek taraflı raporlar sunmuşlardır.
Yıl 1909: ABD Hükümeti, Adana olayları dolayısıyla Osmanlı sularına iki savaş gemisi gönderdi. "Marblehead" ve "San Fransisco" adlarındaki bu savaş gemileri yerel makamlara ve Türk Hükümetine gözdağı verdiler...
Yıl 1914:
Washingtondan İki Sürpriz.
Amerikan basınında, 1880lerden beri sistematik biçimde Ermeni propagandası yapılıyordu. Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenilere baskı yaptıkları ileri sürülüyor, Türk Hükümeti ve Türk insanı haksız yere suçlanıyordu. Bu karalama kampanyası zaman zaman çok şiddetleniyordu. Washington Elçiliğimiz bu saldırılarla durmadan boğuşuyordu.
1914 yılında Ahmet Rüstem Bey Washingtona Büyükelçi atandı ve Başkan Woodrow Wilsona güven mektubunu sunup 24 Haziranda resmen görevine başladı. Büyükelçi payesiyle Washingtona atanan ilk Osmanlı diplomatik temsilcisiydi. (Ondan önce Washingtonda görev yapmış olan temsilcilerimiz Orta Elçi payesinde idiler.)
Büyükelçi Ahmet Rüstem Beyin Washingtonda göreve başlamasından sadece dört gün sonra, 28 Haziran 1914 günü, Avusturya - Macaristan İmparatorluğu veliahtı Arşidük Francis Ferdinand Saraybosnada bir suikastta öldürüldü. Bu suikast, bilindiği gibi, Birinci Dünya Savaşını fitilledi. Suikasttan bir ay sonra, 28 Temmuzda, Avusturya-Macaristan Sırbistana savaş açtı ve Rusya, Sırbistanın yardım için seferberlik ilan etti. 1 Ağustosta Almanya, 5 Ağustosta da Avusturya-Macaristan Rusyaya savaş ilan ettiler. Avusturya-Macaristan ile Sırbistan arasında başlayan savaş bir Avrupa savaşına dönüştü. 10 Ağustosta Fransa, 12 Ağustosta da İngiltere Avusturya-Macaristana savaş ilan ettiler...
1914 yazında büyük savaş yayıldıkça yayılıyordu ama Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri henüz bu savaşın dışında idiler. Bu iki devleti de savaşa çekmek ve "Avrupa savaşı"nı "dünya savaşı"n dönüştürmek için çabalar harcanıyordu. Almanya, Türkiye'yi; Ingiltere ve Fransa da Amerika Birleşik Devletleri'ni kendi saflarında savaşa çekmeğe uğraşıyorlardı. Türkiye (yani Osmanlı Imparatorluğu), o yılın Kasım ayında büyük savaşa sürüklenecekti, ABD ise ta 1917 yılına kadar savaş dışında kalacaktı.
İşte tam bu sıralarda yani Birinci Dünya Savaşının çıktığı fakat Türkiyenin henüz savaş dışında bulunduğu aylarda Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, Washingtonda ayağının tozuyla iki sürprizle karşılaştı:
Birinci sürpriz, savaş gemileriyle ilgiliydi: Yunanistana iki Amerikan zırhlısı satılıyor, öte yandan da İngiltere Türkiyenin iki savaş gemisini gasp ediyordu. Türk Hükümeti, üstün durumdaki Yunan deniz kuvvetlerine karşı donanmamızı güçlendirmek amacıyla, 1911 yılında bir İngiliz tersanesine Reşadiye adlı bir dretnot sipariş etmiş; ayrıca, Brezilya için İngilterede yapılmakta olan Rio de Janeiro adlı dretnotu satın almış ve buna Sultan Osman adını vermişti. Bu savaş gemilerinin paraları Türk halkından toplanmış ve 200.000 lira tutarındaki son taksitleri de son kuruşuna kadar ödenmişti. Yapımları tamamlanan Reşadiye ve Sultan Osman zırhlıları 1914 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Türkiyeye teslim edilecekti. Artık gün sayılıyordu. Türk halkı, dişinden tırnağından artırarak parasını ödediği gemilerin nihayet teslim alındığı günü beklerken, İngiltere, en basit ticaret hukuku kurallarını da ayakların altına alarak parası ödenmiş olan bu gemilere el koyduğunu ve Türkiyeye teslim etmeyeceğini açıklamıştı (6 Ağustos 1914). İngilterenin bu kararı Türkiyede şok yaratmıştı.
İkinci şok Amerikadan geldi. Büyükelçi Ahmet Rustem Bey, Washingtona vardığı günlerde, Amerikan donanmasının Idaho ve Mississipi adlarındaki iki zırhlısının Yunanistana satılmak üzere olduğunu öğrendi. Yunanlılar, Amerikadan savaş gemisi satın alma işini çok gizli tutmuşlar, görüşmeleri, pazarlıkları gizlice yürütmüşler ve işi bağlamışlardı. Büyükelçimiz bu satışı önlemek için hemen harekete geçti, üstüste girişimlerde bulundu, Başkan Wilsona kadar çıktı. Bu gemilerin satışının Yunanistanı Türkiyeye karşı kışkırtacağını, Yunan saldırganlığını arttıracağını, barışa zarar vereceğini anlattı; gemilerin Yunanistana teslim edilmemesini istedi. Ama Büyükelçimizin girişimleri sonuçsuz kaldı. Başkan Wilson, Yunanistanın bu gemileri savaş amacıyla kullanmayacağını iddia etti. Venizelostan bu konuda güvence almıştı! Sonunda Amerikan senatosu 18 olumsuz oya karşı 124 oyla gemilerin Yunanistana satılmasını kabul etti. Başkan Wilson da kararı onayladı.
Türkiye, tam dünya savaşının patladığı günlerde ortak bir İngiliz-Amerikan darbesi yemiş oldu. Amerikanın Yunanistana iki zırhlı satması, İngilterenin de iki Türk zırhlısını gasp etmesi sonucu, Türk deniz kuvvetleri, Yunanistan karşısında hepten aciz kaldı ve o savaşta Çanakkale boğazından dışarı pek çıkamayacaktı.
Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, Atlantik ötesinde Türkiye aleyhinde yürütülen propagandalar sayesinde Yunanistanın başarılı olduğunu anlamıştı. Sadrazam Sait Halim Paşaya gönderdiği bir raporda, Yunanlıların yirmi seneden beri Türkler aleyhinde yaptıkları propagandalar ile Amerikada Türk aleyhtarlığı yaratıldığını söyleyerek bu propagandalara propaganda ile cevap vermek gerektiğini, bunun için kendisinin de devamlı olarak gazetelere makaleler yazdığını ve demeçler verdiğini ve bu türlü çalışmalara devam edeceğini bildirmişti.[2]
Yine yıl 1914:
ABDde Ermeni Propagandası Tekrar Patlıyor ve Türk Büyükelçinin Sabrı Taşıyor.
Büyükelçi Ahmet Rüstem Beyin Amerikaya varışından az sonra karşı karşıya kaldığı ikinci sürpriz, Amerikan basınında yeniden patlak veren Ermeni propagandası oldu. Amerikan gazeteleri, adeta ağız birliği yaparak, Müslüman Türklerin Hıristiyan Ermenileri kılıçtan geçirdiklerini iddia ediyor ve Amerikan Başkanının harekete geçmesini, Türk karasularına Amerikan savaş gemileri göndermesini istiyorlardı. Amerikan basını, bu kadarla da yetinmiyor, Türk devletine ve milletine adeta küfür yağdırıyordu. Türk halkının dini, milliyeti, soyu sopu ile alay ediliyor ve Türkler aleyhinde akıl almaz hakaret sözleri sarfediliyordu.
Büyükelçi Rüstem Bey, bu saldırıların arkasında İngiltere ile Fransanın bulunduğunu anlamıştı. Bu iki devlet birinci Dünya Savaşına girmişlerdi ve şimdi Amerikayı da yanlarına çekmek istiyorlardı. Amerikan yönetimini ve kamuoyunu etkilemek için sözde Ermeni katliamı propagandasını kullanıyorlardı. Bir bölüm Amerikan yazar çizerini de kazanmışlardı. Türklerin sırtından savaş propagandası yürütülüyordu. Oysa ortada fol yok yumurta yoktu. Türkiye henüz savaşa girmemişti ve 1914 yazında Türkiyede bir tek Ermeninin burnu bile kanamamıştı. Böyle olduğu halde Türkiyede Ermenilerin kılıçtan geçirildiği yazılıp çizilebiliyordu.
deryatulga
13.09.06, 00:01
Bu çirkin karalama kampanyası Büyükelçi Ahmet Rüstem Beyi çileden çıkardı. Amerika, Yunanistana iki savaş gemisi satmakla kalmamış, şimdi de Türklere karşı bir düşmanlık kampanyası başlatmıştı. Dahası, bu kampanyası frenlemek için Amerikalılarda hiçbir hareket yoktu. Büyükelçi, bu saldırıları sineye çekemedi. Basındaki saldırılara yine basın yoluyla cevap vermekten başka çare göremedi ve 8 Eylül 1914 günü Evening Star gazetesine bir demeç verdi. İngiltere ve Fransanın Türkiyede Hıristiyanlara katliam yapıldığı yalanını Amerikan kamuoyunun önüne serdiklerini ve bu yalanı bahane ederek Türk limanlarına Amerikan savaş gemileri gönderilmesini isteklerini söyledi. Geçmişte ayaklanmaların bastırıldığını, fakat Ermenilerin Hıristiyan oldukları için değil, isyan ettikleri için, Fransa, İngiltere ve Rusyanın desteğiyle ve silahla Osmanlı devletini zayıflatmak istedikleri için cezalandırıldığını belirtti.
Rüstem Bey, yalnız açıklama yapmakla yetinmiyor, fakat aynı zamanda basın yoluyla karşı saldırıya geçiyor ve soruyordu: Böyle silahlı ayaklanma karşısında kalsalardı Fransa, İngiltere ve Rusya acaba ne yaparlardı? Masum bir ırka karşı dünyanın gözleri önünde yirmi planlı katliam (pogrom) sergilemiş olan o Rusya acaba ne yapardı? Ya Fransa ve İngiltere? Ülkelerinin özgürlüğü için dövüşen Cezayirlileri mağaralara tıkıp sonra onları dumanla boğmuş olan Fransa, Sipahi isyanında yakaladığı Hindlileri top namlularının ağzına bağlayıp sonra o topları ateşleyen İngiltere aynı tahrikler karşısında kalsalardı acaba ne yaparlardı?
Bu soruları sorduktan sonra Amerikalılara dönen Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, onlara da adeta Siz, şöyle bir aynaya bakınız da kendi çirkin yüzünüzü görünüz demek ister gibi davranıyor. Sözünü sakınmıyor. Amerikan gazetelerinin bir çoğunun İngiltere ve Fransızların tarafını tutarak Türklere saldırmaları karşısında şunu söylemeğe kendimi yetkili görüyorum ki diye söze başlıyor. Amerikalıların Filipinleri işgal ederken yerli halka uyguladıkları Water Cure denen işkenceleri ve her Allahın günü Amerikada işlenen yüz karası linç etme suçlarını hatırlatıyor. Bunların hatırlanması Türkiyeye saldırırken Amerikalıları daha ihtiyatlı yapmalıydı diyor. Sırça köşkte oturan bir kimse komşusunun camına taş atarken düşünmelidir, demek istiyor. Amerikalılara bir de soru yöneltiyor: Farz edelim ki, diyor, Amerikadaki zencilerin, Amerika Birleşik Devletlerinin istilâsını kolaylaştırmak için Japonlarla gizlice anlaşmış oldukları ortaya çıkarıldı. Acaba o zencilerin kaçı hayatta bırakılırdı? diye soruyor.
Son olarak Ahmet Rüstem Bey, Atlantik ötesindeki Ermeni propagandas&2]Türkiye ile ilişkiler bakımından Amerikan basınını daha sorumlu bir tuttum izlemeye sevketmek için büyük bir çaba harcamak elzemdi. Amerikan yönetiminin basın karşısında çaresiz olduğu malumdur. Dolayısıyla bu konuda harekete geçme işi Türk Büyükelçisine kalmıştır.
Harekete geçerken Amerika Birleşik Devletlerine saldırmış veya onları eleştirmiş olduğum pek söylenemez. Benim Amerikan saldırısına karşı ülkemi savunduğum apaçıktır. Savunmam, ABDnin de kınanacak bir takım kusurları olduğunu göstermek biçiminde olmuşsa, bu, kusurlarını kapatacak fevkalade meziyetleri olan Türk halkına karşı Amerikan basınını daha insaflı davranamaya ikna etmenin tek yol olduğuna inandığımdandır.
Diplomatik kuralları aşmış olabilirim. Fakat, karşı karşıya kaldığımız durumun, alışılmıştan sapmayı yalnız hoş görmekle kalmayıp aynı zamanda haklı göstereceğine kuvvetle inanırım. İnsanlığın çıkarı şekle feda edilemez.
Ben, Türkiyeye, Amerika Birleşik Devletlerine ve nihayet insanlığa karşı manevi görevimi yerine getirmiş olduğuma kaniim.[5]
Ekim 1914:
Türk Büyükelçisi A. Rüstem Bey, Protesto Makamında ABDyi Terk Ediyor.
Büyükelçi Ahmet Rüstem Beyin yukardaki cevabı Başkan Wilsonu ve Amerika Dışişleri Bakanlığını tatmin etmedi; Tersine, onları daha da kızdırdı. Amerikan yönetimi, Büyükelçinin Amerikalıları açıkça eleştirmesini kabul edemiyor; buna karşılık Amerikan gazetelerinin Türkiyeye karşı sistematik saldırılarını ise pek önemsemiyormuş gibi davranıyordu.
Amerikalılar, kendi aralarında birkaç gün yazıştıktan sonra, Büyükelçiden özür dilemesini istediler. Ahmet Rüstem Bey, Wilsondan özür dilerse Washingtonda kalabilecek ve iki ülke arasındaki dostça, ilişkiler yine eskisi gibi devam edecekti. Ameria Dışişleri Bakan Vekili Robert Lansing, bu kararı 19 Eylül günlü bir mektupla Büyükelçimize resmen bildirdi. Şöyle dedi:
...Mektubunuzda, o demeçleri verdiğinizi ve gazetede çıkan yazının doğru olduğunu kabul ediyorsunuz. Bu ülke basınının Türkiyeye karşı düşmanlığını, diplomatların görevli oldukları ülkelerde uymaları gereken davranış kurallarını çiğnemenizi haklı göstereceğini söylüyor ve ayrıca bu ülkenin Türkiyeye karşı politikasını eleştirmeyi fırsat biliyorsunuz.
Başkan beni, notanızdaki üslubun kabul edilemeyeceğini, davranışınızı izah edişinizin de tatminkâr olmadığını size bildirmekle görevlendirdi. Birleşik Devletler basınının bir bölümünün yayınlarından dolayı kendinizi öfkeye kaptırarak resmi protokolü ciddi olarak çiğnemiş bulunuyor ve bunu kabul ederek kendinizi savunmaya çalışıyorsunuz...
Ekselans, bu başkentteki hizmetlerinizin ülkeniz için yararlı olacağına hala inanıyorsanız ve basında çıkan demecinizden dolayı pişmanlık duyduğunuzu bildirmek istiyorsanız, Başkan, daha fazla yorum yapmadan yayınlanmış olan demecinizi ve notanızı görmemezlikten gelmeye ve bu tatsız olaydan önce Ekselansları ile Birleşik Devletler arasında var olan samimi ve dostça ilişkileri yenilemeye hazırdır.[6]
deryatulga
13.09.06, 00:02
Ahmet Rüstem Bey, bu notayı alınca Mr. Lansinge dönüp sorabilirdi: Türkiyedeki Amerikan Elçileri ve Konsoloslarının Türkler aleyhinde Washingtona gönderdikleri ve her yıl Amerikan diplomatik ve konsolosluk belge ciltlerinde yayınlan yazılardan dolayı şimdiye kadar Türkiyeden özür mü dilenmişti? Yıllardır Türkiyede oturan ve Türk konukseverliğinden alabildiğine yararlan ve sonra her hafta Amerikan gazetelerine imzalı, imzasız iftira dolu yazılar gönderen Amerikan misyonerleri Türk halından özür mü dilemişlerdi? Hele hele Edwin M. Bliss gibi, Frederick Davis Greene gibi, James Barton gibi, Maria A. West gibi Amerikan misyoner kodamanların Türk düşmalıklarına ne buyrulur? Bu misyonerler Türkler aleyhinde ciltler dolusu kitaplar yazıp hemen bütün Protestan kiliseleri önünde bunları sattırıp cemaatlerini zehirlediklerinden dolayı Türk milletinden özür mü dilemişlerdi? Amerikan basınındaki Türk düşmanlığı kampanyalarından dolayı pişmanlık duyan bir tek Amerikalı var mıydı?...Amerikalılara söylenecek daha pek şey vardı.
Ama Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, özür dilemedi ve daha fazla tartışmayı da artık gereksiz gördü., 20 Eylül 1914 günü Lansinge şu kısa cevabı göndermekle yetindi:
Sir,
Basın temsilcilerine verdiğim demeçle ilgili 12 Eylül günlü notama cevap olarak gönderdiğiniz 19 Eylül tarihli notanızın alındığını bildirmekle onur kazanırım.
Cevap olarak, Başkan Wilsona, bu konuda kendisinin görüşünü maalesef kabul edemeyeceğimi ve dolayısıyla buradan ayrılmak için Hükümetimden izin istemeyi gerekli gördüğümü bildirmenizi rica ederim. On beş gün içinde İstanbula hareket edeceğim.[7]
Ahmet Rustem Bey, 27 Eylül günü Sait Halim Paşaya da Amerikayı terk edeceğini bildirdi ve nedenlerini de anlattı. Yıllardan beri Osmanlı Hükümetine hücum eden Amerikan basınının yeni bir malzeme bulduğu ve bu yeni malzemenin de şu olduğunu söyledi: İngiliz ve Fransızlar, Amerika Birleşik Devlerini Savaşa sokabilmek amacıyla, Osmanlı Devletinin Hıristiyanlar için bir katliam hazırladığını ileri sürerek Amerikayı savaşa teşvik ediyorlardı. Rüstem Bey, bunun için basına bir açıklamada bulunarak bu iki devlete karşı Amerikanın dikkatini çekmeğe mecbur olmuştu. Amerikan zencilerine karşı yapılan linç etme olaylarını zikretmesi ise, Amerikan gazetelerinin Türkiyeyi barbarlıkla suçlamalarına son vermek içindi. Büyükelçi sadece hukuki savunma hakkını kullandığını söylüyordu. Memlekete dönüş kararının kesin olduğunu da ayrıca bildiriyordu.
Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey, 9 Ekimde Sait Halim Paşaya çektiği son bir telgrafta, aynı gün İtalyan vapuru ile New Yorktan hareket edeceğini, 18 Ekimde Napolide, 25 Ekimde de İstanbulda olacağını bildirdi. Dikkati çeken bir not daha ekledi. 25 Ekim 1914 tarihine kadar kendisinden bir haber alınamaz ise, akıbeti hakkında araştırma yapılmasını rica etti.[8] Bu ricada bir suikast kaygısı seziliyor. Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey sağ salim İstanbula dönmüştür ama, Sait Halim Paşanın kendisi, yedi yıl sonra Romada Ermeni kurşunlarıyla şehit düşmüştür.
Çalınacak Minareye Önceden Hazırlanan Kılıf
Ahmet Rüstem Beyin Washington Büyükelçiliği topu topu üç buçuk ay sürmüştür. Onun 24 Haziran 1914te başlamış olan bu görevi, 9 Ekimde Amerikadan ayrılışıyla son bulmuştur. Kendisi daha önce ABDde Elçilik İkinci kâtibi ve Maslahatgüzar olarak da görev yapmıştı. Büyükelçiliği ise onun Washingtonda ve diplomasi mesleğinde son görevi oldu. Amerikadan döndükten sonra bir daha herhangi bir diplomatik görev almadı.
1914 yılında, Amerikan basınında görülen Ermeni propagandası, bir Osmanlı Büyükelçisinin diplomatik kariyerini söndürmüştür. Bu olay, Ermeni soykırım iddiaları bakımından çok düşündürücüdür. Tekrar hatırlamak ve vurgulamak lâzımdır: Yıl 1914. Mevsim yaz. Avrupada savaş var, ama Türkiyede ve Amerikada henüz savaş yok. Doğu Anadoluda Rus istilâsı, Çanakkalede İngiliz-Fransız saldırısı yok; Ermeniler henüz Vanda isyan çıkarmıyor, istilâcı Ruslarla silahlı işbirliği yapmıyor, Türk ordusunu arkadan vurmuyorlar. Dolayısıyla Anadoluda bir Ermeni tehcirinden de eser yok. Tehcir olayına daha tam bir yıl var. 1914 yazında Anadoluda hiçbir Ermeni olayı yok, hiçbir Ermeninin kılına bile dokunulmamış.
Böyle olduğu halde, 1914 yazında Atlantik ötesinde büyük bir yaygara kopuyor. Çığırtkan Amerikan basını tozu dumana katıyor. Neymiş? Türkiyede Hıristiyan Ermeniler kılıçtan geçirilecekmiş, kılıçtan geçiriliyormuş. Neymiş? Amerikan Başkanı Wilson, Ermeni din kardeşlerinin imdadına yetişmeliymiş, Türk sularına Amerikan savaş gemileri göndermeliymiş. Amerikan Cumhurbaşkanından bir hareket görülmeyince basın kampanyası daha da şiddetleniyor. Amerikan gazeteleri, söylemediklerini bırakmıyor, Türkleri yerin dibine batırıyorlar...
Ne oluyor Allah aşkına? Durup dururken nedir bu yaygara? Atlantik ötesinde nedendir bu fırtına? Washingtondaki Türk Büyükelçisi teşhisi koymakta gecikmiyor. Amerikada tozu dumana katan bu fırtına Avrupadan körüklenmiştir. Açıkça görülüyor ki, Amerikadaki Ermeni katliam propagandasının arkasında bu defa İngiltere ve Fransa vardır. Bu iki devlet, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile savaştadırlar. Şimdi yanlarına Amerikayı da çekmek istemektedirler. İşinde gücündeki günahsız Anadolu Türkünün sırtından çirkin bir oyun oynanmaktadır, acımasız ve büyük bir oyundur bu. Büyük oyundur, çünkü koskoca Amerika Birleşik Devletlerini İtilâf Devletleri safında savaşa çekmek ve bu büyük savaşı mutlaka kazanmak hedefi güdülmektedir.
İngiltere ve Fransa, Amerikayı etkileyip kendilerine çekebilmek için acaba neden katliam kozunu da seçmişlerdir diye sormaya gerek bile yoktur belki. Çünkü bu tür propaganda silahları daha önce de kullanılmış ve etkili olmuştu. Hele Osmanlı devletini parçalamak için katliam propagandaları ta 1820lerdeki Yunan ayaklanmasından beri sık sıkı kullanılmış ve Hıristiyan kitleleri ve devletleri harekete geçirebilmiş idi. Katliam silahı bu defa Amerikada da etkili olacak, Amerikan kamuoyunu ayağa kaldıracak ve sonunda Amerika büyük savaşa girmek durumunda kalacaktır, diye hesaplanmıştır herhalde.
1914 yılı yazında başlatılan Ermeni katliam propagandası ile ilerde çalınacak minarenin kılıfı hazırlanmıştır. İngiltere ve Fransanın Amerikayı savaşa sokmak hedeflerine Osmanlı İmparatorluğunu parçalamak hedefleri de eklenince, Ermeni katliam propagandası daha da güçlenmiştir. 2 Kasım 1914te Rusya Osmanlı devletine savaş ilan etti. Üç gün sonra müttefikleri de Rusyayı izlediler. 5 Kasım 1914 günü İngiltere ve Fransa da Osmanlı devletine savaş açtılar. Ve dolayısıyla Ermeni katliam propagandaları aldı yürüdü. Artık hedef sadece Amerikayı savaşa sokmak değil, aynı zamanda Osmanlı devletini yok etmekti. Bu nihai hedefe gidilirken her şey mubahtı, bu arada Ermeni katliam propagandası da vahşice kullanıldı.
Ve yıl 1915: Türk Hükümeti, tehcir kararı alıp, düşmanla işbirliği yapmakta olan Anadolu Ermenilerini Suriye ve Iraka doğru kaydırmağa başlayınca, düşman devletlerinkatliam propagandaları ayyuka çıktı. Bu arada ABD halaâ savaş dışındaydı. Amerikaya savaşa çekebilmek için Türkiyedeki Ermenilerin topluca katledildikleri yolundaki düşman propagandası sürüp gitti. Bu propagandaya İstanbuldaki Amerikan Büyükelçisi Morgenthou da katıldı, hatta o savaşta Müttefikimiz olan Almanlar arasından da düşman korasına katılan oldu; Alman Papazı Lepsius gibi.
Savaş dönemi propagandası şiddetinden pek bir şey kaybetmeden sürüp gitti ve barış dönemine de taştı. Ikinci Dünya Savaşından sonra, Almanların Yahudilere yaptıkları "soykırım" olarak adlandırılınca, sözde Ermeni katliamı da "Ermeni soykırımı" diye vaftiz edildi. Katliam veya soykırım diye bir iddianın aslı esası olmadığı Malta sürgünleri olayında açıkça ortaya çıktığı ve belgelendiği halde, iddianın arkası kesilmedi. Propagandanın esası tekrarmış, propagandada başarı tekrarla olurmuş. Ermeni katliam veya soykırım propgandası da hep tekrarlanır durur. Birisine kırk defa deli derseniz o kimse deli olduğuna inanmağa başlarmış. Kırk kez değil, yüzyıldır tekrarlanan Ermeni katliam iddiaları da Avrupalı ve Amerikalı insanların kafalarında iyice yer etmiş görünmektedir. Bu iddianın aslı olmağını söyleyenlerin sesleri ise boğulmakta, tozdan dumandan ferman okunmamaktadır. Ama biz söylemekten ve yazıp çizmekten usanmayacağız.
Tekrar Amerikaya dönelim ve oradaki Ermeni propagandasıyla ilgili bir iki not daha ekleyelim.
Tarihten Birkaç Not Daha
1915-17: Türkiyedeki Amerikan Büyükelçisi Morgenthau, Ermeni iddialarını destekleyen ağır raporlar kaleme alıp Washingtona gönderdi. (Bunun için Türklerden hiç özür dilemedi.)
1918 - 23: "Near Esat Relief"adlı Amerikan Yardım Örgütü Anadolu'da faaliyetlerini sürdürdü ve Ermenilere yardım için çok büyük paralar harcadı.
1923 Amerikada, Lozan Antlaşmasına Hayır sloganıyla Türk aleyhtarı büyük bir kampanya başlatıldı. Başını Ermeni ve Rum lobilerinin çektiği bu kampanya etkili oldu. Bunun karşısında Lozana Evet sloganıyla başlatılan karşı kampanya nispeten daha zayıf kaldı.
1927 Amerikan Senatosu, Türkiye ile ABD arasında 6 Ağustos 1923 tarihinde imzalanmış olan Dostluk ve Ticaret Antlaşmasını reddetti (18.1.1927). Antlaşmanın onaylanması için üçte iki çoğunluk gerekiyordu. Senatoda 50 oy lehte, 34 oy aleyhte çıkmış ve üçte iki çoğunluk tutturulamamıştı. Antlaşmanın reddedilmesiyle Türkiye ile ABD arasında normal diplomatik ilişki kurulması engellenmiş oldu. (Daha sonra iki ülke ayrı bir Modus Vivendi ile on yıldan beri kesik olan normal diplomatik ilişkileri 1927 yılında Büyükelçilik düzeyinde yeniden kurdular)[9]
1945 Amerikadaki bazı Ermeniler, BM San Fransisco Konferansına katılan Türk heyetine ve Dışişleri Bakanına suikast planladılar.
1965 Ermeni Soykırımın 50. Yılı diye Amerikada yeni bir Türk düşmanlığı kampanyası başlatıldı.
1968 İlk Ermeni soykırım anıtı Amerikanın Montebello şehrinde dikildi ve burada Türk halkı karalandı. Bu anıtı Avrupada dikilen soykırım anıtları izleyecekti.
1973 Türk diplomatlarına karşı ilk Ermeni suikastı Amerikanın Santa Barbara şehrinde düzenlendi. T.C. Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile yarımcısı Konsolos Bahadır Demir, 27 Ocak 1973 günü kurşunlanarak öldürüldüler. Bu suikast, Türk diplomatlarına karşı Ermeni suikastları zincirinin başlangıcı oldu.
Ahmet Rüstem Bey (1862-1935)
Amerikada Ermeni propagandasını göğüsleyebilmek için Washington Büyükelçiliği görevini ve diplomatik kariyerini feda edebilmiş olan meslektaşımız Ahmet Rüstem Bey, de Bilinski adında Polonyalı bir asker babanın oğludur. Babası, 1848de patlak veren Avusturyaya karşı Macar ihtilâline katılmış, bu hareket başarısızlıkla sonuçlanınca 1854de Türkiyeye sığınmış, Türk hizmetine girmiş, Müslüman olup Sadeddin Nihad Paşa adını almış, asker ve diplomat olarak devletimize uzun yıllar hizmet etmiş; 1880-1885 yıllarında Osmanlı Komiseri olarak Sofyada görev yapmış, Bulgaristan Türklerinin haklarını ve vakıf mallarını korumak için canla başla çalışmış olan bir kimseydi.
Ahmet Rustem Bey, 1862de babasının görevle bulunduğu Midillide doğmuş ve 1935te Avrupada ölmüş olan bir Osmanlı diplomatıdır. Kendisi Müslümandır, ama adı bazı kaynaklarda Alfred de Bilinski olarak da geçer. 1882de Sofya Komiserliğinde, babasının yanında, Fransızca kâtibi olarak diplomasi mesleğine başladı, Hariciye kadrosunda çeşitli görevlerde bulundu, bu arada iki defa Washingtonda maslahatgüzar olarak görev yaptı. Balkan Savaşı öncesinde, 1911-1912 yıllarında, Karadağın başkenti Çetinede Büyükelçilik yaptı. Balkan Savaşına er olarak katıldı. 1914te Washington Büyükelçiliğine atandı. Bu görevinden olaylı bir şekilde ayrıldıktan sonra diplomasi mesleğinden da ayrıldı ve yayın yıluyla Türkiyeye hizmetlerini sürdürdü. Birinci Dünya Savaşı içinde ve Mütareke yıllarında çeşitli yabancı gazetelere Türkiyeyi savunan makaleler yazdı ve İsviçrede Fransızca iki kitap yayınladı. 1919da Anadoluda başlayan Milli harekete ve Mustafa Kemal Paşanın yanında Sivas kongresine katıldı. Son Osmanlı Meclisine Ankara Milletvekili olarak seçildi, bu Meclis İngilizler tarafından dağılınca Ankaraya geldi ve Birinci Büyük Millet Meclisine Ankara Mebusu olarak seçildi. 24 Mayıs 1920 tarihli Padişah iradesi ile Mustafa Kemal Paşa gıyaben idama mahkum edilmişti. Onunla birlikte idama mahkum edilenler arasında Ahmet Rüstem Bey de vardı. 8 Eylül 1920de Milletvekilliğinden istifa ederek Avrupaya gitti. Mustafa Kemal Paşanın talimatıyla kendisine hizmetlerinden dolayı 150 lira maaş bağladı. Rütem Bey, ölünceye kadar bu aylıkla geçindi ve 73 yaşında hayata gözlerini kapadı.
Dürüst, çalışkan, sert ve alıngan yaratılışlı bir kimse olan, Türkçeden başka altı yabancı dil bilen Ahmet Rüstem Bey, Amerikada, Avrupada ve Mısırda çıkan gazetlere birçok makale yazmış ve iki kitap yayınlamıştır. La Guerre Mondiale et la Question Armenienne başlıklı ilk kitabı 1918 yılında Bernede basılmıştı. Bu değerli eser, 83 yıl sonra, Cihan Harbi ve Türk-Ermeni Meselesi adıyla ve Cengiz Aydının çevirisiyle dilimize kazandırıldı.[10] Özenle çevirilmiş ve güzel bir baskıyla piyasaya sürülmüş olan bu aydınlatıcı kitabı meraklı okuyuculara salık vermek isteriz. Ahmet Rüstem Beyin Lozan Barış Konferansı öncesinde, 1922de, Cenevrede yayınlamış olduğu Fransızca ikinci kitabı La Crise Proche-Orientale et la Question des Détroits de Constantinople (Yakın Doğu Krizi ve İstanbul Boğazları Sorunu) adını taşıyor ve henüz dilimize çevrilmemiştir.
Ermeni sorunuyla ilgili ilk kitabının önsözünde Ahmet Rüstem Bey diyor ki:
Ermeni meselesinde, dünya kamuoyuna karşı Türkiyeyi savunmayı amaçlayan bu kitabı yazarken, her şeyden önce, doğduğum, pek çok iyiliğini ve nimetlerini gördüğüm bu ülkeye bağlılık duygularımı devam ettirmeyi düşündüm. Bu duygularımı, samimiliğinden asla şüphe edilmeyecek davranışlarla birçok defa ortaya kodum. Bu cümleden olarak, bu ülkenin ve Türk halkının şerefini korumak için iki kere düelloda bile dövüştüm ve Türk-Yunan savaşına gönüllü olarak katıldım.
Diplomasi mesleğinde başarılı olduktan ve Osmanlı hükümetinin ve Türk vatandaşlarının haklarının hakkımdaki âlicenap (yüce gönüllü) duygularından emin olarak bu kitabı kendi adımla yayınlamaya karar verdim. Bununla, bu eseri yazarken beni harekete geçiren itici gücün, sadece ülkeme olan sevgim ve saygım olduğunu söylemek istiyorum.
Ermeni suikast çetelerinin Avrupada kol gezdikleri ve İttihatçı liderleri birer birer şehit ettikleri o yıllarda böyle bir bitap yazmak ve buna imza koymak cesaret işiydi.
Yürekli Ahmet Rüstem Beyi saygıyla anıyoruz.
[1] Protestan Misyonerlerin Türkiyedeki faaliyetleri hakkında yabancı dilde bol yayın yapılmıştır. Derli toplu bir araştıma olarak şu eseri zikredelim: Joseph L. Grabill, Protestant Diplomacy and the Near East. Missionary Influence on American Policy, 1810-1927, University of Minnesota Press, Minneapolis: 1971. Türkçe olarak bkz.Uygur Kocabaşoğlu, Anadoludaki Amerika. Kendi Belgeleriyle 19. Yüzyılda Osmanlı İmparatoluğundaki Amerikan Misyoner Okulları, İmge Kitabevi, Ankara: 2000; Do. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri, Beyan Yayınları, İstanbul: 1984; Bilâl N. Şimşir, Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu üzerine, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri Sempozyumu, Erzurum 8-12 Ekim 1984, Ankara: 1985, s.79-124; Bilâl N. Şimşir, Aperçu Historique sur La Question Arménienne, Türk Tarih Kurumu, Ankara: 1992, s. 23 vd.
[2] Dr. Mine Erol, Birinci Dünya Savaşı Arifesinde Amerikanın Türkiyeye Karşı Tutumu, Bilgi Basımevi, Ankara: 1976, s.35
[3] Mine Erol, Osmanlı İmparatorluğunun Amerika Büyükelçisi A. Rüstem Bey, Bilgi Basımevi, Ankara: 1973, s. 21-23, 53-55,
[4] Ibid.: s. 26
[5] Bu mektubun İngilizce aslı için bkz. Ibid.: s.56-59
[6] İngilizce tam metni için bkz. Ibid.: s. 64-65.
[7] Ibid.: s. 66
[8] Ibid., s. 40-41
[9] Rum ve Ermeni lobilerinin propaganda kampanysaıyla ABDde beş yıl kadar sürmüş olan Lozan kavgasının ayrıntıları için bkz.: Bilâl N. Şimşir, Türk-Amerikan İlişkilerinin Yeniden Kurulması ve Ahmet Muhtar Beyin Vaşington Büyükelçiliği, Belleten, Cilt XLI, Sayı 162, Nisan 1977, s.277-356den ayrı basım, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara: 1977.
[10] Ahmed Rüstem Bey (Türkçesi Cengiz Aydın), Cihan Harbi ve Türk-Ermeni Meselesi, Bilge Kültür Sanat, İstanbul: 2001.
----------------------
* Tarihçi -
- ERMENİ ARAŞTIRMALARI, Sayı 2, Haziran-Temmuz-Ağustos 2001
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0