Gök Türk
11.05.05, 11:39
Bu kınalı Ali’nin hikayesidir. En son yaklaşık bir yıl once okumuştum. Sörf ederken tesadüfen rastladım. Hepinizin okumasını tavsiye ederim.
Yıl 1918, Yer Çanakkale. Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, "Nerelisin?" gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu:
- "Adın ne senin evladım?"
- "Ali, komutanım."
- "Nerelisin?"
- "Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..."
- "Peki evladım,bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?"
- "Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım."
- "Neden peki, Ne anlama geliyor?
- "Neden yaktığını ben de bilmiyorum komutanım."
"Peki" dedi üsteğmen; "Gidebilirsin Kınalı Ali."
O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadasları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı.
Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi.
"Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?"
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi; "Sen söyle biz yazalım" dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
"Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
Kızkardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, "Biz burada var oldukça bilesiniz ki; düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir" cümlesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali, "İki - üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek mektubun sonuna şunları yazdırdı.
"Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın, ama burada komutanlarım da, arkadaşlarım da benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer birer, sonralari beşer beşer, onar onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onların da sayıları giderek azalıyordu. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınali Ali'nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve
mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşÃ¼nceli gören Kınali Ali ve arkadaşları, kendisine gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler.
Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınali Ali ve arkadaşları cepheye bile bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmustu.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne - babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Babası yazmıştı (bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir).
"Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum. Sen sakin bizi düşÃ¼nme."
Babası mektupta köydeki herkesten, akrabalarından haberler verdikten sonra, "Şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu. Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı.
ŞÃ¶yle diyordu Anası:
"Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle, senle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına yakarlar:
1- GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESINE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
2- KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DİYE
3- ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE..."
Yıl 1918, Yer Çanakkale. Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, "Nerelisin?" gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı. Yanına çağırdı ve merakla sordu:
- "Adın ne senin evladım?"
- "Ali, komutanım."
- "Nerelisin?"
- "Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..."
- "Peki evladım,bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?"
- "Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım."
- "Neden peki, Ne anlama geliyor?
- "Neden yaktığını ben de bilmiyorum komutanım."
"Peki" dedi üsteğmen; "Gidebilirsin Kınalı Ali."
O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadasları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı.
Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi.
"Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?"
Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi; "Sen söyle biz yazalım" dediler.
Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
"Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
Kızkardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, "Biz burada var oldukça bilesiniz ki; düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir" cümlesi ile bitiriyordu.
Tam zarf kapatılırken Ali, "İki - üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek mektubun sonuna şunları yazdırdı.
"Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın, ama burada komutanlarım da, arkadaşlarım da benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, onu gönderirken sakın kına yakma saçına. Burada onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim anacığım."
Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. İngilizler kesin sonuç almak için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer birer, sonralari beşer beşer, onar onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor, onların da sayıları giderek azalıyordu. Gelibolu düşmek üzereydi. Kınali Ali'nin komutanı bu durum karşısında çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine insan bedeninin süngü ve
mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
Komutanlarını düşÃ¼nceli gören Kınali Ali ve arkadaşları, kendisine gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler.
Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
Kınali Ali ve arkadaşları cepheye bile bile ölüme gidiyorlardı.
O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmustu.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne - babasından mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya başladı. Babası yazmıştı (bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir).
"Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum. Sen sakin bizi düşÃ¼nme."
Babası mektupta köydeki herkesten, akrabalarından haberler verdikten sonra, "Şimdi ananın sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu. Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı.
ŞÃ¶yle diyordu Anası:
"Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle, senle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına yakarlar:
1- GELİNLİK KIZA, GİTSİN AİLESINE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DİYE
2- KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DİYE
3- ASKERE GİDEN YİĞİTLERİMİZE, VATANA KURBAN OLSUN DİYE..."