Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Nihat Genc: Sammelthread Nihat Genç
Nihat Genc ist mein Lieblingsauthor, und ich würde jedem seine Bücher, allen voran Edebiyat Derslerine Giris, Memleket Hikayeleri, Nöbetci Yazilar, Amerikan Köpekleri und Hatt-i Müdafaa empfehlen. Aber diese Werke sind eher Zusammenfassungen seiner Texte von Leman.
Genc ist ein sehr Guter Kurzgeschichtenschreiber. Wer auf intelligenten Humor, mit sarkastischer Satire mag, und obendrauf die lazische Mundart liebt, dem empfehle ich sein Büchlein; "Ofli Hoca - Seriatta Ayip Yoktur".
"...Dün aksam bana orta yasli bir adam geldi. ismini vermek dogru olmaz, bu mümin kardesimiz, ne zamandur issüz, gücsüz. Eve para tasiyan, calisan karisiymis, yani karisinin eline bakayi.
Ey müminler! Bu mümin kardesimizin bir derdi vardir. Ola ki icinizde de ayni derdde olanlarinuz vardir. Seriatta ayip yoktur.
Bu Müslüman kardesimize bir gün zevceleri demis ki, "hacan calusan benim, eve parayi geturen benum, o iste de üste ben cikacagum..."
sakin olun cemaat, seriatta avip yoktur, bu cocuklar namaz kilayi, o halde koca herufturler, ögrensunlar, bilmeduklari icin olayi bu cahullukler, bir dinleyun muhterem cemaat,
simdi bu mümin kardesumuz bana der ki, hoca efendi, seriatta buna bir, yol var midir, caiz midur?
Bence bir sakincasi yoktur. Seriat böyle islere karsu deguldur. Eee Allah'un adami, bir kere de o ciksin üste, e dürzü, canin mi cikar...
Ee köpegun enugu, kadin kismi nefus bir cicekdur, erkek olmayla ne oliysin, ne sanaysin kenduni ... :D
Nihat Genç – Amcamın öve öve bitiremediği bir yazar. Bir iki kitabını okumak gerekiyor…
Tanri hepimizi cehaletten korusun. Çünkü bugünlerde Tanri hepimizi taskafa aydinlarla tecrübeden geçiriyor. Olsun, hastalik henüz bedenimize sizmis degil.
Bogaziçi Üniversitesi'nde yapilmasi düsünülüp iptal edilen Ermeni Konferansi'nin konusmacilarini kastediyorum. Bu yazarlarin metinlerine on yillar boyu zahmet edip egildim. Eserlerini inceledim. Yani, muhteremlerin ne dediklerini anlamaya çalistim, defalarca kafamda döndürdüm, durdum.
Ve simdi onlari, ellerinde tahta bir haç, gökkubbemize girmis saskinlar, yüzlerinde bir yarasa karanligi olarak görüyorum.
Bunlarin güya bir düsmanlari var, resmi tarih tezi. Bir statüko, bir devlet tezi, tutturmuslar. Akillarinca bu resmi tezleri seytanilestirmeye çalisiyorlar.
Yani, bütün kötülüklerin kaynagi bu resmi tezlermis. Iste bu yüzden yaygaralarinin yettigi Avrupa'daki lobilerle bu tezleri kanundisi ilan etmeye basladilar bile.
Simdi? Simdi, ülkemizde bu tezleri o küçük beyinleriyle insanlikdisi hale getirmek için aydinca kahramanca hoplaya ziplaya kavga veriyorlar. Allah sonlarini hayirli etsin.
Yüz elli yil önce hepsi Osmanli'nin topragi, tebaasiydi, aldiklari yetmedi. Yine istiyorlar, yüz elli yildir, kazmayi ayni yerden vuruyorlar...
Neden? Çünkü halki, ulusal onuru, devleti yipratmak istiyorlar. Hedef yipratmaktir, ileri. Genç kusagin kafasini karistirmak, çünkü, fesatla, sinsilikle yogrulmuslar...
Peki bu 'yikma' isini hangi kazmalarla yapiyorlar? Su kazmalarla: Demokrasi, liberalizm, aydin sorumlulugu, özgürlük gibi kavramlarla.
Aslinda bu kavramlar küçük sevimli seytanlar. Çünkü bu kavramlar I. Dünya Savasi'nda ellerinde patlayan zavalli, küflü, pasli savas baltalari!
Simdi, bu muhterem zevattan, herhangi birinin son on yilda bölgemiz hakkinda yazdigi iç/dis politika/yorum/analiz yazilarina iyi bakalim. Ne demisler, ne istiyorlar, anlayalim. Ciddi bir sey tartisiyorsak neler düsündüklerini bilelim.
Zahmet buyurmayin, ben baktim. Yazilarinda ortaya söyle bir yekün çikiyor:
Lübnan'da Maruniler, Israil'de Yahudiler, güneyimizde Barzani, dogumuzda Ermeniler, Kibris'ta Rumlar, bu muhteremlerin yazilarinda sürekli hakli çikiyor...
Yani, yazilarinin tümüne baktigimizda, bölgemiz üzerine neler düsünüyorlar diye tetkik ettigimizde, ortaya çikan manzara bu.
Bu topraklarda, bu yazarlarin fikirlerine göre, iyilik, dogruluk, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük, liberalizm, insanlik, aydinlik, gelecek, en haklisi, en iyiler, iste sunlar:
MARUNI, YAHUDI, RUM, ERMENI ve BARZANI...
Iste asil konferansi bunun için toplayalim. Bu muhteremlerin yazilarini masaya koyup tartisalim. Ve bu muhteremlerin yazilarina bakip onlara soralim. Neden sizlerin yirmi yillar boyunca bu topraklarda yazdiginiz yazilarda, hep, Kibris'ta Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Maruniler ve Barzani, her defasinda hakli, dogru çikiyor!...
Bu muhteremlerin yazilarini yine toplayalim, inceleyelim, bu sefer onlara su soruyu soralim. Sizin yazilarinizda neden Müslümanlar, Türkler, Farslar, Araplar hep haksiz çikiyor... Yazilarindaki sifatlari da ortaya koyalim, bunlara göre, Türkler/Farslar/Araplar hep, despot, diktatör, geri kalmis, çagdisi, asagilik, demokrasiden anlamaz!..
Bir muziplik yapmiyor, bu cümleleri komedyenlik adina kaleme almiyorum, bu konferansi tertip edenlerin metinlerindeki felsefi dökümü ortaya koyuyorum.
Onlara göre demokrasinin ve özgürlüklerin en güzel çiçekleri, Israil'de Yahudiler, Lübnan'da Maruniler, Kibris'ta Rumlar, güneyimizde Barzani ve süphesiz Ermeniler!..
Süphesiz bu çiçekten demokrasiler/özgürlükler arkasinda siki bir stratejik düzen var. Avrupa Birligi gibi. ABD'nin emperyalizmini görmemek gibi. Gözle görülmeyen baglar da var, vakiflardan beslenmek gibi.
Hani, bizim de aklimiz yok ya, hani biz de kekiz, sebegiz ya, bunlara uyduk, onlarin aydinlik yolundan yürüdük, ne olacak. Diyelim Ermeni tezlerini kabul ettik, diyelim, ülkemiz ve halkimizin haysiyetini kirmalarina izin verdik, diyelim tazminatlar ödedik, diyelim daha ileri gittik, topragimizin ne kadarini verelim tartismalarina basladik, bitti mi?
Sonra sunlar olacak, bir konferans daha toplayip, su sonuçlara dogru ilerleyecegiz: 'Mustafa Kemal aslinda köylülerden çocuklarini zorla askere aldi, köylülerin erzaklarina el koyup cephanesine katti...'
Hani, kekiz, sebegiz ya, yine bitti mi? Bitmez!
Bin yillik tarih, ellerinde kazma, devam edecekler. Özgürlük deyip, aydinim deyip sallayacaklar...
Ama bu tarih bin yillik, çok ugrasmalari lazim. Çünkü kazmayla yikilamayacak seyler var. Vakiflardan beslenmeyle çürütemeyecekleri çok degerler var. Simdi mesela Yunus Emre'nin, Mevlana'nin neresine vuracaksin kazmayi. Allah insani çarpar? Peki toptan sehit olmus 57. Alay'in neresine vuracaksin kazmani!..
Bu muhterem yazarlara bir de baska yerlerden bakalim, metinlerini önlerimize serelim. Ortadogu topraklarinin sairleri, evliyalari, kültürleri, türbeleri, yikilan kubbeleri, folklorü, dili, sehitleri ve bagimsizlik savaslari, ne varsa bakalim. Bakalim metinlerinde bizim kanimiza islemis bu degerlerden bahseden var mi?
Yok... Yani, bu topraklarin kültürel/edebi/dini/milli tarihiyle bir duygusal iliskiyi dillendiren metinleri yok ortada. Peki ne var, sayfalarini çevirdikçe, kuslar gibi civildayan özgürlük, demokrasi, aydin olma, gibi kavramlar var...
Yani kardeslerim. Su soruyu soralim. Neden Ermenistan'da Ermeniler, Israil'de Yahudiler, Lübnan'da Maruniler, Kibris'ta Rumlar ve güneyimizde Barzaniler bu kazmalarca hep hakli çikiyor. Ve bu kazmalar niye hep buralara vuruyor!..
Bu tesadüf mü? Bu devlet ve halklarin isimlerine bakin, tampon bölgelerine, devletlerine bir daha bakin...
Bunun bitmemis 1.dünya savasi oldugunu göreceksiniz. Bugün verdikleri yipratma savasi, birinci dünya savasinin, devamidir. Bu yüzden Lozan yirtilmak isteniyor. Mustafa Kemal Samsun'a çikmasaydi, isler yolunda olacakti, Ingilizler Istanbul'u, Yunanlilar Ege'yi terk etmek zorunda olmayacakti. Ama Lozan insa edildi.
O halde, Lozan yikilmali. Bugün 1.dünya savasiyla bu halklar devlet olmus ya da siyasi haklar kazandilar. Yüz elli yil önce hepsi Osmanli'nin topragi, tebaasiydi, aldiklari yetmedi. Yine istiyorlar, yüz elli yildir, kazmayi ayni yerden vuruyorlar...
Bu insanlar içinde dogduklari halklarini, kendi tarihlerini, kendi onurlarini, kendi kültürlerini, kendi dillerini, dinlerini sevmemek gibi hastaliklari var, bu yüzden bizim çektigimiz acilari çekmezler...
Ama ben bu yaziyi baska bir sey için yazdim. Sunlara bakin, Kibris'ta Rumlar, Lübnan'da Maruniler, Ermenistan'da Ermeniler, Israil'de Yahudiler, hepsinin ortak bir kimligi var?
Bir tornadan çikmis, vakif desteklerinden beslenmis, yabanci ajan servislerince piyasaya sürülmüs bu insanlarin bu cüretleri ve küstahliklarinin altinda ne var?
Nedir ortak kimlikleri? Bakin hepsi komsulariyla oturmak / karismak istemiyor. Tampon devletler. Çelikten gömlek gibi kafes duvarlardan sinirlar. Kiz alip vermek istemiyor. Ortak mahalle pazari kurmak istemiyor.
Çünkü, kendilerini, Batili, farkli, çok yüksek ve güçlü bir kültürün mucizeleri olarak görüyorlar. Bu bes/altiyüz yildir böyle. Kendileri cici, Batili, akilli, her seyi bilen, anlayan. Ama komsulari pis, Müslüman, çagdisi, asagilik...
Soralim Ermenistan'da kaç tane yabanci yasiyor, Maruniler binlerce yil Lübnan'da niye hala Müslüman mahallesine karismiyor, Kibris'ta Rumlar Annan Plani'ni niye kabul etmedi.
Buradan nereye gelecegim. Bu konferansi tertip edenler de iste bu yüksek kültürün, ileri Bati medeniyetinin en ileri çocuklari. Aralarina, baska kimseyi almak istemiyorlar. En uygar fikirler onlarda. Oturup, kendi aralarinda büyük meseleleri konusacaklar. Asagilik halklarin statükocu, despot, diktatör yazarlarini niçin alsinlar?
Kardeslerim. Bu saçma sapan kazmalarin demokrasi, aydin, özgürlük gibi fikirlerine kananlar, onlar gibi suratsiz, meymenetsiz olurlar. Insan yüzü görmek istemiyorlar.
Halkimizin çocuklarinin yüzlerini, dillerini, dinlerini, giyimlerini, aliskanliklarini, tarihini 'konusmak' istemiyorlar. Bu yüzden Batidakiler gibi gittikçe 'insan sicakligini' kaybediyorlar. Ama tanimaktan, karismaktan korktuklari bu halklarin çocuklarinin yüzlerinde hala onlari anlamak gibi, etten kemikten, duygudan ifadeler var.
Hepimiz hala bu Bati özentisi, Bati'nin asagilanmalariyla yetismis aydin kusagi hayretle, saskinlikla izliyoruz...
Bir tornadan çikmis, vakif desteklerinden beslenmis, yabanci ajan servislerince piyasaya sürülmüs bu insanlarin bu cüretleri ve küstahliklarinin altinda ne var?
Dünyanin hakim güçlerince desteklenip üstümüze sürüyorlar!.. Hayal dünyasinda 'aydincilik' oynuyorlar!...
Biz, 1. dünya savasi bitti diyoruz, bitmedi diyorsaniz, bir daha gelin, öyle uyduruktan demokrasi, özgürlük, aydinim, laflari yemiyor artik.
arkadaslar nihat gencin eski yazisi ilgimi cekti.
konu hakkinda nediyorsunuz?
trabzondaki meydan sokagini cok dogru anlatti.
***
Mersin'de bayrak yakma olayından hemen sonra hız kazanan gerilim, Trabzon'da linç girişimi gibi ürkütücü noktalara taşındı. Yüreğimiz ağzımıza geldi. Madımak günlerini hatırlıyor, korkuyoruz. Bin defa Allah korusun, Allah korusun, diye dua ediyoruz.
Akşam Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut, Trabzonlu bir yazar olmam hasebiyle benden konuyla ilgili yazı istedi. İsabet etmiş. Sadece Trabzonlu olmam değil, üslup olarak da konuya uygunum, çünkü galeyancı bir üslubum vardır, birden parlayan harlayan edebi tarzım beni Anadolu'da şöhret yapmıştır. Oysa konuyla ilgili çok şey bilmiyorum, olsun, memleketimizi anlatmak için bir fırsattır, girelim mevzuya..
Memleketim Trabzon'u Octavya Paz'ın Meksika'yı anlattığı gibi anlatmak isterdim, kısmet değilmiş, işin galeyanlı linçli tarafı bize kaldı, hayırlısı.
Trabzon yeryüzü topraklarının en dramatik şehridir. Çünkü bu şehir tarihten bugüne sebebi henüz keşfedilmemiş bir gençlik enerjisiyle mağdurdur. Şehvet dolu enerji. Hangi yokuşa tırmansa yamaçları söküp indirir. Kabından çıkamayan bu enerji her insana, her aileye akılalmaz derinlikte ıstıraplar yaşatır. Fatih 1461'de bu şehri aldı, iyi mi yaptı henüz anlaşılmamıştır, çünkü 1807'de laz uşakları Kabakçı Mustafa'yla ihtilal yapıp lazlar bir müddet Osmanlı tahtına dahi oturmuştur. Bugünkü kabadayı ve dikbaşlı kültürü o günlerden miras mı kaldı bilemeyiz.
Yani Trabzon'un trajedisi aşırı enerjidir. O günlerde nüfusu 160.000 olan bu şehrin altı kez Türkiye futbol şampiyonu olduğunu unutmayalım. Bu şehrin gençleri henüz iki yıl önce dünya liseler şampiyonuydu, bunu da unutmayalım. Gençler her spor dalını delirmişçesine bir iştahla yapar. 1. 2. 3. liglerdeki Trabzonlu futbolcuları saysak, Trabzon'un ligde iki takımla değil, 10'un üstünde takımla oynadığını görürüz. Futbol aşırı yüksek enerjinin temposuyla oynanan bir oyundur.
Bildiğim bir şey var. Bu yüksek enerji, ya hayal kurmayı öğrenecek ya da akşama kadar top oynayacak. İkisini de sonsuz bollukta yapar. Bu şehir kadar hayal kurulan toprak parçası yoktur. Yerinde duramaz, kabına sığmaz bu tarifsiz enerji, hayal kurmayla birleşince, asırlardır Trabzon'un çocukları, en uzak ülkelere, en uzak adalara kaçıp göçüp giderler.
Bu şehirde nedeni henüz keşfedilmemiş başka derin şeyler de var: Kendine aşırı güven. Her bilim, sanat, din, kitap, yönetici, her alanda coşkuyla kendini kaybetmiş kimi görürseniz, o mutlaka Trabzonlu'dur.
Trabzon'u tüm dünyalılardan ayıran ikinci büyük özellik, 'huzur'dan ne anladıklarıdır. Dünyalılar için huzur, sakinlik, dinginlik, sabır ve bekleyiş ve rahatlıktır. Trabzonlu için huzur 'coşkudur'. Delilendikçe, kafaları karıştıkça, kendilerini kaybettikçe 'huzur' bulurlar. Bu yüzden horon demek, yüzleri kıpkızıl oluncaya kadar oynamak, tepinmek demektir. Horon, bitmeyen bir ayin gibidir. Etleri / kasları iyice kızdırıldıktan sonra bedenlerinden harlı alevler çıkmadıkça oyunu bitirmezler.
Bu şehrin yetiştirdiği bilim adamları, din adamları, yazarlar, sanatçılar bu yüzden 'normal' değildir, sakin, oturmuş, dingin hiç olamazlar. Bilimi de dini de sanatı da çıldırmışcasına yaparlar. Her şeyi kudurmuşcasına yapan bir iştah...
O denli hızlı konuşur o denli hızlı düşünürler ki, sizin bir ömürde sarfettiğiniz cümleleri, onlar, bir günde, hatta, öğle vaktine varmadan dünyayı konuşup, bitirirler.
Yani, rüzgarın en çok estiği, yağmurun en çok yağdığı, toprağın en çok kaydığı bu şehirde büyüyen çocuklar, bedenlerine toprağın kattığı zalim bir enerji yüzünden dünyaya ayak uydurmakta zorluk çeker. Dolu dizgin parlamış at gibi yaşarlar. Belki de biz Trabzonlular bu yüksek enerjinin kurbanı olarak hayatımız çatışma, çarpışma ve şok ve trajedi ve kavgayla başlar ve biter!.
Trabzon şehir merkezi birbirine paralel üç sokak ve bir sahilden oluşur. Üç sokak: Uzun Sokak, Maraş Caddesi, Kunduracılar Çarşısı. Bu üç sokak Meydan Parkı'na açılır. Meydan Parkı aynı zamanda yan semtlere ve merkez köylere kalkan dolmuş ve otobüslerin merkezi durak yeridir, her saat Meydan Parkı ana baba yeridir. Hayat günboyu burada döner. Meydan Parkı kalabalık, işlek, hareketli ve enerji doludur. Belediye binası, oteller, lokantalar, her şey bu üç sokak ve Meydan Parkı'nda başlar ve biter.
Bu üç sokak ve açıldıkları Meydan Parkı'nda gün boyu voltalayan üçbine yakın işsiz genç görürsünüz. Bütün Anadolu şehirleri gibi işsizlik had safhadadır. Kırk yaşına kadar iş bulamamış, kırk yaşına kadar hiçbir işte çalışma şansı bulamamış kalabalığın ileri geri hareketiyle kaynar bu sokaklar. Gün boyu hızlı adımlarla aşağı yukarı volta atıp, sağ sola bakınılıp, sonra bir kahvede oturulup, ya da köşebaşlarında dikilinip, yine sağa sola bakınılarak.
Yani bu sokakta her gün üç bine yakın genç hareket halinde. Dışardan gelenin bilmediği, bu üç bine yakın gencin birbirini tanıdığını, kestiremez. Üç bine yakın genç birden toplanır. Aniden harekete geçebilir. Şehrin misafiri, bu üç bine yakın gencin ortak hareket edebileceğini düşünemez.
Bu genç kalabalığı ayrıca şehirde olup biten şeyi anında birbirine taşır, fısıltıyla, dedikoduyla , futboldan, Yattara'dan, siyasete kadar her şey bu kalabalık içinde hızla yayılır, yeni uydurulmuş bu espri, onbeş dakikada bir koca şehri anında dolanıp geri gelir.
Bu yüzden, diyelim Uzun Sokak'ta bir hadisenin başına bu mahşeri kalabalığın toplanma süresi üç dakikayı geçmez. Ki, malum vakada üç bine yakın genç, anında koşarak toplanıverdi.
Olayın anlaşılmayacak tarafı yok. Olay Türkiye'de geçer. Mersin'de başladığı iddia edilir. Birileri Türk bayrağı yakıldı haberini bu kalabalık içine atıverir ve bir TV kanalı, alt yazıyla bu haberi pekiştirir. Kalabalık çığırından çıkar.
Bu hadise üzerine şimdi iki tür görüş hakim. Birinciler, bunun provokasyon olduğu, yani yalan haberin kalabalığa birileri tarafından kasıtlı atıldığını söylüyor. Diğerleri, bu başıboş gençlerin galeyana, linçe çok açık bir psikoloji taşıdıklarını iddia ediyor.
Hadisemiz budur, ben size şehir hakkında genel bilgiler verip, tekrar buraya döneriz.
Şimdi hızını kesmiş olsa da, beş/altı yıl önce yapılan bir ankette, Rus kızların bu şehre yüz dolarla giriş yapıp, üç bin dolarla ayrıldıklarını yazar. Şehir, teşvik kapsamına alınmasına rağmen yatırım sıfırdır. AKP iktidarını da bu yüzden sevmez. Şehire yapılan tek yatırım 'fıkra' gibidir, Çimento fabrikası şehrin ortasında ve günboyu tipi kar fırtınası gibi şehri bembeyaz yapar. Karsusan Su Ürünleri Sanayi ve Yomra Su Ürünleri Sanayi, tek sanayiidir ve hacimleri üç/beş milyon dolardır.
Arsin Organize Sanayi Bölgesi'nde hareketli 50/60 firma vardır, ancak firmalar çok düşük kapasitede çalışır. Rusya kapıları açıldıktan sonra çevre ülkelerle gezi turizminde canlanma olmuştur. Özellikle zengin turistlerin sürat tekneleriyle bir bavul ticareti söz konusu, ancak bu da hızını kaybetmiştir. Geriye kalır, on binyıllık ekmekleri, fındık ve balıkçılık. Balık dediğimiz de istavrit, mezgit ve hamsidir, birazcık palamut ve birazcık da kalkan... Bugün şehrin nüfusu 200. 000 bin, toplam nüfus bir milyon civarında..
Yol hastalığı
Trabzon şehri, otuz yıl öncesine kadar Anadolu'nun en güzel şehriydi. Sağ politikacıların, müteahhitlerin 'yol kavgası' bu şehri bitirdi. Akılalmaz bir cehaletle Karadeniz yok edildi. Birinci yol, 'tanjant' denilen şehrin tam ortasından geçiyor. Onlarca sokak, tarihi bina, yani şehrin dokusu paramparça yapıldı. Bu cehalete akıl sır ermiyor. Ve istimlak parasının sevabına Trabzonlu birçok insan bu çirkinliği alkışladı. Yani Trabzon'un katledilmesine göz yumdu. Öyle böyle bir cehalet değil.
İkinci yol faciası, Karadeniz sahil yolu projesi. Karadeniz Oto Yolu, dünya tarihinin en büyük çevre faciasıdır. Binlerce koy kaybedildi. Dünya coğrafyasının bu en eşsiz manzarası tarihten silindi. Kıyılar betonla dolduruldu. Yüzlerce km. asfaltla kaplandı. Sağcı müteahhit politikacılar, bu yol sizi kalkındıracak propagandası yaptı, yol kalkındırmadı, kandırdı. Artık iş işten geçti. Karadenizliler el ele verip tarihin bu en güzel coğrafyasını katletti. Suça herkes ortaktır. Artık Karadeniz sahili sıradan bir Konya yoludur. Hem şehri hem de sahili yok eden bu iki yol otuz yıl içinde olup bitti. Medya yazmadı. Halk ilgisiz kaldı. Bu denli amansız bir vahşete seyirci kalındı.
Bu toprağın çocuğu olarak, kıyılarını, koylarını, manzarasını, şehrin tarihini dokusunu paramparça eden müteahhitlerle işbirliği yapan Karadenizliler'le duygusal bağlarım sona ermiştir. Trabzonlu olmaktan utanıyorum. Tarihin bize bağışladığı bu çarpıcı güzellikler sağcı politikacılar ve şehir işbirliğiyle betonlaştırıldı. Asıl 'galeyan' buydu. Asıl galeyan müteahhit galeyanıydı, sağcı politikacı galeyanıydı ve bu galeyan tarihin en güzel şehri ve sahilini paramparça yapıp tarihten sildi.
Yani ben artık kendime Trabzonlu'yum diyemiyorum, toprağının değerlerini bilmeyen insanlarla, ya da üç/beş kuruş uğruna sağcı müteahhit politikacılarla tarihin bu en güzel şehrini katledenlerle işim olmaz...
Yanlış sevgi
O halde diyorum vatan sevgimiz yanlış. Yanlış saçma sapan şeyleri seviyoruz. Milliyetçi bir dalga deniliyor. Hayır. Dünyadan habersiz kitleler. Ülkesini, toprağını, değerlerini tanımayan bir dalga...
Korumacı, sadakat, kabadayı kültürü
Savaş tarihimizin hangi sayfasını açsam, orada cesareti ve saflığıyla ve inanılmaz ateşiyle Karadenizli gençlerin kahramanlık hikayelerini bulurum. Her yerde onlar vardır. İnanılmaz atılgandırlar. Devletlerine, saltanata, sultana, cumhuriyete bu inanılmaz bağlılığın nedenlerini bilemem. Ama sağcı politikacılar bu 'sadakat'ın şifrelerini çözüp, Karadenizli gençleri kullanmasını bilmiştir. Asırlardır bu toprak delirmişcesine sadık insan üretiyor. Sadakat kültürü. Devleti korumak denilince akılları çıkıyor. Burada milliyetçilik tam anlamıyla 'devletçilik'tir. Devletin ta kendisine sahip çıkmak. Topal Osman'ın öyküsü Karadenizli'yi bize özetler. Savaş tarihimiz bu sadakatin tarihidir. Osmanlı'dan başlayarak Kabakçı Mustafa'dan Topal Osman'a ve Mesut Yılmazlar'a kadar, Türk komutan, sultan, devlet başkanlarının 'korumalarına' dikkat edelim. Tek tek araştırıp sayalım. Şu derin devlet denilen yakın korumaların, komutanlara, sultanlara yakın duranların, şu özel adamların, sağcının, komünistin, edebiyatın en sıkı, en sert, en radikal 'karakterleri'nin hep bu topraktan yetiştiğini göreceksiniz.
Araya özel notum
Türkiye'de ne zaman Amerikan karşıtı bir hareket büyüse, hemen bir sağ/sol çatışması ya da benzeri bir çatışmayı birileri büyütür, soru işareti?
Milliyetçilik ideolojisi
Milliyetçilik devletçiliktir, devletin bekası. Devlet uğruna halkı feda etme. Kanuni ve sonraki Osmanlı çağlarında başlar. Bu yüzden devletin kutsal simgeleri milliyetçiler için her şeydir.
Oysa bir de vatan vardır, vatanımız, fındığımız, yolumuz, pamuğumuz, Ziganamız, halkımız, ürettiklerimiz. Milliyetçiler'e yüzlerce yıldır 'toprağın' ve 'vatan'ın gerçek değerlerini öğretemedik. Milyonlarca genç devlete tapınarak vatansever olduğunu düşünüyor ama yolları, hazinesi birileri tarafından yağmalanırken, sessiz kalıyor.
Ve birileri bu toprağın değerlerini gençlere anlatmadan, kutsal devletin kutsal simgeleriyle gençleri milliyetçilik dolmuşuyla talim yaptırıyor!..
Yakın tarihten bir galeyan öyküsü
Bugün, tiyatronun olduğu Zağnos mevkii 1969'da boş bir arsaydı. Çok eskiden de şehitlikti. Bu arazide mitingler yapılır, kumpanya, cambaz çadırları kurulurdu. 1969 yılında üniversiteli solcu gençler burada miting yapar. Yüz/yüzelli kişi kadardırlar. Ellerinde mikrofon 'üniversiteye İstanbul'dan taşıma hoca gelmesini' eleştirip protesto ederler. Miting başlar başlamaz halk gençlerin üstüne hücum eder. Öğrenciler kaçarak bir büyük meydan bir de Zağnos köprüsünü geçip hükümet binasına sığınır. Halk hükümet binasını çevirip gençlerin kendilerine teslim olmasını ister. Yani, bugünkü hadisenin tıpkısı, kırk yıl önce...
Üniversite/şehir çatışması
Üniversite, Trabzon'un sosyalleşmesi için fırsat olmadı. Bunun sebebi, ilk kurulduğu yıllar 60'lı yıllar, üniversiteli gençler, hippi, uzun saçlı ve solcudur. Halk bu öğrenci tipini sevmez, onlara evini kiraya vermez. Öğrencilere iyi gözle bakmaz. Ve Trabzon halkıyla üniversite arasında bitmeyen bir çatışma başlar. Bu yüzden Trabzon'da üniversite okuyan dışardan gelenler Trabzon'u, Trabzonlu'yu sevmez. Trabzon'da okuyan üniversiteli kızlar Trabzon'daki ağır delikanlı kültürü yüzünden şehirden olumlu intibalarla ayrılmaz. Bu son günlerde yeni yeni üniversiteyle şehir nihayet kaynaşmaya başladı...
Nihat Genc benim favori yazarimdir. Buyaziyi simdi okumadim, ama hatirliyorum... okunmali, okutulmali!
Nihat Genc benim favori yazarimdir. Buyaziyi simdi okumadim, ama hatirliyorum... okunmali, okutulmali!
abi trabzonlu oldugum halde bu yazari bilmezdim.
peki kim tavsiye etti,hani sen önermistin ya o zaman aklimda tuttum ve
arastirdim.
bu forumda gittikce zeka artiyor.
sadece bu konu degil,bu forumda vallahi sayilmicak cok konular ögrendim.
allah hepinizden razi olsun,tabi cahilik yapip bazen birileriyle tartisdim.
abi trabzonlu oldugum halde bu yazari bilmezdim.
peki kim tavsiye etti,hani sen önermistin ya o zaman aklimda tuttum ve
arastirdim.
bu forumda gittikce zeka artiyor.
sadece bu konu degil,bu forumda vallahi sayilmicak cok konular ögrendim.
allah hepinizden razi olsun,tabi cahilik yapip bazen birileriyle tartisdim.
Rica ederim, cok sevindim :)
bak, burada bazi yazilarina rastlayabilirsin! http://www.karakutu.com/nihatgenc.htm
Rica ederim, cok sevindim :)
bak, burada bazi yazilarina rastlayabilirsin! http://www.karakutu.com/nihatgenc.htm
sagol adres icin.
genellikle www.nihatgenc.com/ veya http://www.trabzonsportal.com/smartsection+category.category id+39.htm okurum.
senin vermis oldugun linkte Email yazayim ona,politikcitye davet edeyim belki
gelir.
ugrasdigin icin sagol.
son dönemlerde bircok degerli kafanin yazilari ile tanisiyorum.nihat gencte bunlardan biri.
bende tralles arkadasa tesekkür ediyorum.
*****
trabzonu ve bilhassa milliyetcilik/vatan sevgisi konusunu cok iyi yorumlamis.
sagci partiler, karadeniz sahilini mahvettiler.en son ríze seyahatimde bol bol küfür ettim.benimle birlikte arabada bulunan hemserilerim de küfür etti..
bende kendilerine sordum, niye engel olmadiklarini.niye bu sahtekar politikacilara oy verdiklerini.
kime vereydik dediler..onlar da hakli.
güzel yazi..sagol bizede iletdigin icin
piramses
begenmemen normal..radikal okuyucusu olarak yani..
:brüll:
iste senin düsünce seklin bundan ibaret: SIYAH-BEYAZ
ya "o"ndansin, ya "bundan".
o yüzden sizler icin gercekler zordur, cünkü amaciniza aykiri demecleri söyleyemezsiniz, ne kadar gecek olsada.
bu vatani gercekten sevenler ise, egri oturup dogru konusur, iyi yerde överler, kötü yerde yererler.
nihat genc'in teskere sonrasi yazisinda "AKP'ye tesekkür" yazisini da tabiiki sen "belge-talebesi ne de olsa" diye yorum getirirdin...
yazik piramses... zihnin bir cit dizmis, ondan gayri düsünüp konusamiyorsun!
:p güldürme beni tralles
1-akp yi teskere icin alkislayan sadece senin nihat genc degil, tam tersine basta murat belge olmak üzere vatan haini bilinen diyer yazarlardi..ama vatansever olarak bildigimiz kizilelmacilar kizdi akp ye cünkü amerika ile beraber girip kuzey irakta söz sahibi olmamiz ve kürdistani engellememiz istendi..
2- yurdum insanin vatan millet anlayisi nihat genc gibi olsa amenna diyecem..
3- su anda kendinize sanal bir emperyalist tu kaka avropa canavari yaratip ona karsi birlesmissiniz..allah sonunuzu hayir ede..bu sanal düsman ortadan kalktigi zaman yine birbirinize gireceksiniz.. nihal atsizlarla nazim hikmetlerin vatan millet cephesinde birlik olmasi gercekten gözlerimi yasartiyor:hallo;
güzel yazi..sagol bizede iletdigin icin
piramses
begenmemen normal..radikal okuyucusu olarak yani..
hayir yanlis anlasildi ben gercekten begendim
pirim
niye zahmet ediyorsun?
sen SADECE kendi kafana uyanlari okumaya ve degerlendirmeye devam etsen daha iyi olmazmi.
burada yazan bircok userden farkin burda iste.
******
nihat gencin, trabzon ile ilgili yazdigi yazinin bir satiri olsun, yanlis desen ya..dogrusunu yazsan ya.
gülerek kendini yerlere atmana lüzum yok.
*****
bu ayki yeni harmanda , nihat gencin yazisini okudum, hayran kaldim.
mihri bellinin, maradona üzerinden yaptigi amerikan emperyalizmi yazisi süperdi.
pirim
niye zahmet ediyorsun?
sen SADECE kendi kafana uyanlari okumaya ve degerlendirmeye devam etsen daha iyi olmazmi.
burada yazan bircok userden farkin burda iste.
******
nihat gencin, trabzon ile ilgili yazdigi yazinin bir satiri olsun, yanlis desen ya..dogrusunu yazsan ya.
gülerek kendini yerlere atmana lüzum yok.
*****
bu ayki yeni harmanda , nihat gencin yazisini okudum, hayran kaldim.
mihri bellinin, maradona üzerinden yaptigi amerikan emperyalizmi yazisi süperdi.
artik o kadar muhalafet yazilarima millet alismis ki, bir yaziyi begenip tam not verecegime kimse inanmiyor arkadas
tam not verdim ben abi trabzon yazisina
sen ne yaptin tam not verdin mi??
:p güldürme beni tralles
1-akp yi teskere icin alkislayan sadece senin nihat genc degil, tam tersine basta murat belge olmak üzere vatan haini bilinen diyer yazarlardi..ama vatansever olarak bildigimiz kizilelmacilar kizdi akp ye cünkü amerika ile beraber girip kuzey irakta söz sahibi olmamiz ve kürdistani engellememiz istendi..
2- yurdum insanin vatan millet anlayisi nihat genc gibi olsa amenna diyecem..
3- su anda kendinize sanal bir emperyalist tu kaka avropa canavari yaratip ona karsi birlesmissiniz..allah sonunuzu hayir ede..bu sanal düsman ortadan kalktigi zaman yine birbirinize gireceksiniz.. nihal atsizlarla nazim hikmetlerin vatan millet cephesinde birlik olmasi gercekten gözlerimi yasartiyor:hallo;
ah piro aga,
sen milliyetcileri kizil elmacilardan ibaret mi saniyorsun?
ah piro aga ah!
bazen öyle bir zaman gelir ki, hic ummadigin noktadaki kisiler birlesir. "Kesrette vahdet" diyebiliriz buna. Coklukta birlik olabiliyoruz.
Ancak tabiiki bu coklugun icinde birlik noktralari hicbir zaman olmayacak durusta insanlar olacaktir. Olmustur. Bir zamanin Ali Kemal'i, Abdullah Cevdet'i, bugünün Belgesi, forumun piramsesi...
hepsinde ayni alayli tavir, "ben biliyorum" edasi...
basarilar dilerim!
tam not verdim ben abi trabzon yazisina
sen ne yaptin tam not verdin mi??
eger bu threadde yazilani tam okusaydin, tam not verdigimi görürdün prim:hallo;
********
ve cok önemli bir noktaya deginmis.
bos gezen insanlarin cok oldugu ülkemizde, kalabaliklari hizla toplamak ve yönlendirmek cok kolay.
hatirlarmisin, istanbul gazi olaylarini..1 saat icinde 30.000 kisi gazi mahallesinde toplandi.
acaba, almanyada, herhangi bir sehirde bir saat icinde kac kisi spontan sekilde toplanir, merak ediyorum
ah piro aga,
bazen öyle bir zaman gelir ki, hic ummadigin noktadaki kisiler birlesir. "Kesrette vahdet" diyebiliriz buna. Coklukta birlik olabiliyoruz.
Ancak tabiiki bu coklugun icinde birlik noktralari hicbir zaman olmayacak durusta insanlar olacaktir. Olmustur. Bir zamanin Ali Kemal'i, Abdullah Cevdet'i, bugünün Belgesi, forumun piramsesi...
!
iyi iste söyle o zaman, hangi olaganüstü sartlar günümüzde mevcut ki, hepimiz bir ayaraya gelip cephe savasi verelim...bu bir irkci ile kommunisti, bir koyu dindar ile dinsizi bir araya getirip savunmaya gecirecek kadar vahim olan sartlar nedir??söyle bilelim de ona göre hareket edelim..
artik o kadar muhalafet yazilarima millet alismis ki, bir yaziyi begenip tam not verecegime kimse inanmiyor arkadas
tam not verdim ben abi trabzon yazisina
sen ne yaptin tam not verdin mi??
aslinda konuya girmek istemedim.
1.sen hic trabzona gittin mi?
2sen hic trabzonda yasadin mi?
3.trabzon sokaklarinda uyuyup kalktin mi?
4.trabzonda yesillik alanlarda kardesligin ve birlik ve beraberligi yasadin mi?
5.trabzon sokaklarinda halkin birligini hic gördün mü? veya onlarin arasinda
seneler boyu yasadin mi?
6.trabzon sokaklarinda,türk bayragini yakanlar elini kolunu saliyarak gezer mi?
EEEEEEEEEEEEEE daha ne ötüp düruyorsun?
iyi iste söyle o zaman, hangi olaganüstü sartlar günümüzde mevcut ki, hepimiz bir ayaraya gelip cephe savasi verelim...bu bir irkci ile kommunisti, bir koyu dindar ile dinsizi bir araya getirip savunmaya gecirecek kadar vahim olan sartlar nedir??söyle bilelim de ona göre hareket edelim..
sen akillisin, bilirsin... bu forumun da siki takipcisisin.. bu forum sana sorunun cevabini verir...
ha, demagojiyi de sevdigini cok güzel göstermis oldun...
bizimgibileri cephe savasindan bahsetmez, sen seferberlik ilan edelim o zaman diyorsun...
kurnaz bir taktik izliyorsun dogrusu :cool:
eger bu threadde yazilani tam okusaydin, tam not verdigimi görürdün prim:hallo;
********
ve cok önemli bir noktaya deginmis.
bos gezen insanlarin cok oldugu ülkemizde, kalabaliklari hizla toplamak ve yönlendirmek cok kolay.
hatirlarmisin, istanbul gazi olaylarini..1 saat icinde 30.000 kisi gazi mahallesinde toplandi.
acaba, almanyada, herhangi bir sehirde bir saat icinde kac kisi spontan sekilde toplanir, merak ediyorumDikkatini cekerim ki Dertlicim;
senin Trabzon olaylarina iliskin kani ve düsüncen benim nazari itibarimca sudur: " Devlet teröristlere karsi, bayrak yirtan vs. insanlara karsi yeterince sert gitmedigi icin halkimiz bu tür tepkileri veriyor..yani bunlar halkimizin anlasilabilir-makul hakli tepkileridir..devlet devletligini göstermedigi icin" yaniliyorsam söyle..bunun senin fikrin oldugunu düsünüyorum...ve bu düsünce mantik tarzi sadece senin degil..memlekette mhp den tut da kendini milliyetci vatansever olarak tanimlayan hemen herkesin ortak fikri..
peki bizin nihat hoca ne diyor: su asagidaki 3 sartin biraya gelmesinin sonucu olarak görmüyormu olaylari??
1- karadeniz halkinin hircin coskusu
2-issizlik gücsüzlük
3-vatan millet anlayisindaki sakatlik
simdi eminmisin nihat gencin makalesini cekincesiz desteklediginden?:hallo;
Ben eminim,
bu adamin cok degisik konularda yazilari ve Televizyonlarda konusmalarini takip etim ve cok hosuma gitti hakikati konusuyor diyorum, tabiki herkesin fikri ve anlayis tarzi degisiktir.
1- karadeniz halkinin hircin coskusu
2-issizlik gücsüzlük
3-vatan millet anlayisindaki sakatlik
simdi eminmisin nihat gencin makalesini cekincesiz desteklediginden?:hallo;
sen gercekten sandigim kadar akilli degilmissin!
kanayan bir yaramiz varsa, üstüne basmaliyiz! seninle bbir kac kez yazistik.
sakat piskopat sag rejimlerin yerlestridigi hastalikli milliyetciligi burada hic savundugumu gördün mü?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti herseyden önce hukuk devletidir. Hukuka uiygun kurulmustur, ve bu ülkede hukuka da uygun yasanmalidir. Halkin bir avuc insani belli bir grup provokatörlerin galyeanina gelipde bir grup insani linc etmesi anormal bir durum,dur.
Devlet devletligini gösteremeden halkin lince kalkismasi suctur, hastaliktir.
Sen kendine milliyetci sifatini veren her insani stereotip mhpli ya da atsizci olarak bakiyorsan, türk halkini sadece tanidigini düsünüyorsun...
"3-vatan millet anlayisindaki sakatlik"
vatan sevmekteki eksiklik ve milliyetcilikteki yanlisliktan bahsetmis, nihat genc...
kabalizm yapma lütfen.
Dikkatini cekerim ki Dertlicim;
senin Trabzon olaylarina iliskin kani ve düsüncen benim nazari itibarimca sudur: " Devlet teröristlere karsi, bayrak yirtan vs. insanlara karsi yeterince sert gitmedigi icin halkimiz bu tür tepkileri veriyor..yani bunlar halkimizin anlasilabilir-makul hakli tepkileridir..devlet devletligini göstermedigi icin" yaniliyorsam söyle..bunun senin fikrin oldugunu düsünüyorum...ve bu düsünce mantik tarzi sadece senin degil..memlekette mhp den tut da kendini milliyetci vatansever olarak tanimlayan hemen herkesin ortak fikri..
peki bizin nihat hoca ne diyor: su asagidaki 3 sartin biraya gelmesinin sonucu olarak görmüyormu olaylari??
1- karadeniz halkinin hircin coskusu
2-issizlik gücsüzlük
3-vatan millet anlayisindaki sakatlik
simdi eminmisin nihat gencin makalesini cekincesiz desteklediginden?:hallo;
pirim
su anda seninle ugrasacak vaktim yok , gercekten yok.
ama genede cevap vereyim.
benim fikrimce, " Devlet teröristlere karsi, bayrak yirtan vs. insanlara karsi yeterince sert gitmedigi icin halkimiz bu tür tepkileri veriyor..yani bunlar halkimizin anlasilabilir-makul hakli tepkileridir..devlet devletligini göstermedigi icin" seklinde bana mal ettigin düsüncenin bazi kisimlari dogru , bazi kisimlari senin eklemis oldugun seyler..doylasiyla, benim nasil düsündügüm hakkinda gene kendi kendine karar vermissin.
benim fikrimce, devlet kanun hakimiyetini saglamadigi icin, bu tür olaylar oluyor.
ama, bu bahsettigim FIKRIM, sebeblerden sadece biri.
hersey siyah beyaz olmadigi gibi, sebeblerde ya..., yada.... olmaz.
SONUCLAR genellikle SEBEBLER harmanindan cikar.
ve
"iradenin olmadigi yerde, sonuclar tartisilmaz"
hadi sana iyi geceler.
ben de sanai hic hastalikli milliyetci, irkci falan diye bir sey söyledim mi?
ha, dogru, ben merkantilisttim!
bana söylemen önemli degil... ben senin milliyetcilere karsi durusnunu elestiriyorum.
ben milliyetciyim, dogrudur. dertli'de milliyetci... ha, onun mhp'li bir mazisi ya da halen mhp sevdalisi bir hali olabilir...
belki ona bu yüzden "takmis" durumdasin.
benim elestirdigim nokta su:
sen bugünün milliyetcileriyle alay gecmektesin. nazim ile atsiz'in ayni safta ne isi var demektesin.
burada ben nazimi temsilen, dertli atsiz'i temsilen ayni safta bulunuyor olalim..
bu "vahdet-i vücut"ta ne %100 nazim, ne de %100 atsiz bulabilirsin. herkes belli sekilde fedakarlik yapar. cünkü amac bellidir. o yüzden 2005'de dertli'nin milliyetciligiyle alay edersen, ayni anda "tralles" in milliyetciligiyle alay etmis olursun.
Arkadaslar, sitemize ermeni bir üye katildi. Greyson isimli üye arkadasimiz kendisine bir soru yöneltti, "Ermenistanda hakkimizda nasil düsünüyorsunuz" diye. Sanirim bu soru'nun cevabi bir cogumuzu ilgilendirmekte. Bu soruyu kismen cevaplayabilecek, uzun bir Nihat Genc makalesini huzurunuza sunuyorum. Uzun bir makaledir, tavsiyem yazicidan cikartip, gece yatmadan yataginizda okumaktir. Ermeni halkini tarif eden cok güzel bir yazi bence.
__________
Dudug caldikca Ermeni sorunu bitmez
http://www.karakutu.com/nihatgenc.jpg
Nihat Genc
Leman, 17 Aralik 2004, Kitap: "Hatti Müdafaa"
__________
Dudug caldikca Ermeni sorunu bitmez
Suriye, Mısır, Iran, Lübnan, Ürdün'den sonra Doğu Konferansı olarak bu sefer Ermenistan'ı ziyaret ettik. Toplu görüşmelerde bulunduk, siyasi/sosyal sorunları birebir/yüzyüze tartışma fırsatımız oldu.
Ermenistan'ın başşehri Erivan, toplam nüfus ikibuçuk milyon, diaspora'daki (dünyaya yayılmış) Ermeniler'in toplam nüfusu altı milyon, yanı bütün Ermeniler'in toplam sayısı sekiz milyon. Diaspora Ermeniler'i Ermenistan'ın herşeyi, yılda altı yüzmilyon dolara yakın para gönderiyor, bu para olmazsa Ermenistan olamaz. Bu para desteği! Güvenlik desteği de Rusya'dan. Tahminimizden çok daha yoksul, aç, çaresiz ve işsiz bir Ermenistan bulduk. Sovyetler merkezi planlamayla uçağın motorunu bir yerde kanadını başka ülkede planladığı için Sovyetler'in çöküşüyle sanayi topyekün iflas etti. Bugün ellerindeki tek fabrika Konyak fabrıkası. Şehri yüksekten gören ve bır kale görüntüsü veren Konyak fabrikasını gezdik, hediyelik alışveriş yaptık, meşhur konyak markalarının adı: Ararat.
Erivan taş bir şehir. Sanat tarihi Ermeniler'in taş ustalığını uzun uzun anlatır. Hatta Ermeni tarihçiler, Rönesans'a öncülük eden kilise yapılarının Erzurum'daki örneklerini planlarıyla anlatıp, rönesans mimarisinin gelişmesine önayak Ermeniler olduğu tezini işler. Anadolu topraklarındaki yüzlerce kiliseden ve binadan dolayı bizler de bu taş ustalığını tarih boyu takdirle anmışızdır.
Erivan şehir merkezi/meydanını çevreleyen Dışişleri, İçişleri gibi devlet binaları bu taş mimarinin usta örneklerini gösteriyor. Şehir meydanı mimari açıdan harika! Binaların en büyüğü üç/dört katlı ve binaların görkemini abideviliğini abartmamışlar. Estetik bir oran büyüklük olarak korunmuş. Bu örnekler bu topraklarda taşın estetize edildiği sanatlaştırıldığı en güzel binalar olarak karşımıza çıktı. Fazlasıyla beğendik.
Mesela Ankara'da bu güzellikle ancak üç/beş kadar sayabileceğimiz mimari örneklerden Erivan'da yüzlerce/binlerce var. Osmanlı'nın taş değil, ahşap binalara yönlenmesi ve sürekli yangınlara kurban gitmesinden dolayı tarihçilerimiz "niçin taş yapmadın" diye kahırlanır durur. Ama Erivan'da gördük ve kemiklerimize kadar hissettik ki, bu mimarinin ısınma sorunu var. Bu taş ısınmıyor.Osmanlının ahşabı seçmesinin sebebi de buydu. Erivan çok güzel taş binalarını ısıtamıyor. Şehirde ahşap tek ev yok, ayrıca şehirde tek bir tane briket, tuğla, kiremit hiç yok, bina çatılarında dahi saç kullanılıyor ve yapıların en çirkin yanı burası.
Erivan'da gözle dışardan gördüğümüz Ermeni kültürü iki büyük kanaldan akıyor. Birincisi piyano, ikincisi duduk. Duduk, zurnayla kaval arası folklorik bir çalgı, biz de benzerini kullanıyoruz. Çalınırken yanaklar davul gibi şişiyor.
Girdiğimiz her binada, otelde, parti binasında, lokantalarda büyükçe bir piyanoya rastladık. Bizde de piyano var, hatta, Donizetti Paşa'dan beri var, ancak piyano bize yabancıdır, bir yerlerde onu görürüz, birazdan çekip gidecek bir turist gibidir. Erivan'da piyano Ermeni kültürünün özümsenmiş bir büyük parçası gibi ağırbaşlı görünüyor. Modern çağdaş batılı kültürlerinin en sağlam göstergesi piyano!. Bütün okullarda piyano dersi verildiği söylendi. Hatta otelde piyano çalınırken temizlikçi kadın elinde temizlik kovası gelip bir parça isteğinde bulundu, yani, alttan yukarı herkes piyanoyla haşırneşlr,
Ancak dııduk halkın her şeyi. Duduk içli acıklı bir alet. Dinleyen herkesi ince derin sesiyle ağlatıyor, hüzün demeyelim artık, daha derin, ağıt, yakarış, ağlayışın paramparça oluşun dağılışın sürgünün tehçlrin katliamların sesini yükseltiyor, Bütün türküleri canınızı yakıyor. Ciğeriniz paramparça oluyor. Folklorik giysilerle, ki, bizim giysilerimizin aynısı, duduk çalanlar sahneyeç[kıyor, Önlerinde solist asla mikrofon kullanm[yor, Ve arya. tarzında söyleniyor. Türküler arya gibi bir nevi Pavarotti gibi söylendigi Için sanatçı bir iki türkü söyleyip yerine oturuyor, sonra beş dakika ara dinlenlp yeniden sahneye çıkıyor. Civan Gasparyan gibi dudug sanatçıları tüm dünyada Ermenistan'dan daha da meşhur çünkü dudug bır nevi Ermenistan bayragı!.
1. Cihan harbinde ıngilizler hem Türkler hem Ermeniler'in boyunlarını kırdı, bu yüzden, Ermeniler'in ve Türkler'In kafaları geriye dönük, omiriliklerine saplanmış hançere bakıyor gözleri ve dudug sanki bu boynu kırık nefes borusu, hırlayan ve hep geriye bakan halkın sesi!. Dudug omirillği k[rılmış nefes borusu parçalanmış Ermeni halkının herşeyi..
Söyledikleri bütün türkülerı tanıyormuş gibisiniz, ama, adını/sözierinl çıkaramıyorsunuz, türkünün yarısına gelindiğinde kuiaktan kulağa fısıldaş[yoruz, şu türküydü gibi. Adana'dan, Malatya'dan Arapkir'den Harput'tan Dıyarbakır'dan türküler.. Zaten biraz sonra Erivan şehır haritasına baktığ[mızda Malatya, Arapkir adında semtlere rastlıyoruz, Ararat ismi ise şehirde en çok rastlanan yer, marka adı... Konuşup görüştüğünüz herkes benim dedem Vanli, Trabzonlu, biz Erzurum'dan Adana'dan geldik, (Adana'nın adı: Kilikya) diyorlar, Ağıt dolu bir türkü kasetlerinin adı: Ağla Adana...
Yüzleri, ince dudakları, erkeklerin sert kemlkli yüzleri, zay[flıkları, esme rı iki eri ve yeni yetişen neslin kabaiıkiarı birebir Anadolu insanı. Çorum'lIn Çubuk'un bir pazarında görebileceğiniz yüzler, giysiler, tavırlar. Zaten Ermeni Patrik'i de bana dönüp bu arkadaş bizden mi dedi. Oysa Patrik'in bilmediği bir de annemin yüzü vardı, şimdi kitaplığımın- önünde fotoğrafına kuşkuyla baktım, annem karşı taraftan mağduriyete uğramış.
Ama yüzlerimiz ne çok benziyor.
Çok benziyoruz ama Ermeniler bizi hiç sevmiyor, "yüzü nüzü şeytan görsün" bır halleri var. Konuşup görüştüğümüz bütün Ermeni yazar, poiitikacı, tarihçiierin "duygu göstermeyen" poker suratları vardı. Karşımızda pasianmaya yüz tutmuş çelık gibi durdular. Dünya üzerinde birbirinden bu kadar nefret eden bir başka halk bulmak mümkün değil. Kanlıyız.
Düşmanız, Birbirimizle hala savaş halindeyiz. Tarihin önümüze koyduOu katliamlar, iç savaşlar hem Ermeniler'i hem bizi tanınmaz yapmış! Ama en ağırı, geçtiğimiz yüzyıl, katliamlardan sonra hem Türkler'i hem Ermeniler'i tarihte eşi olmayan başka kanlı bir kültür yoğurmuş.
Kardeşiz, dostuz, binlerce yıl beraberdik, gibi, içten cümleler kuramıyorsun, bir duvara toslamış gibi, ne kardeşi diyen bir surat çıkıyor. Konuşalım, diyalog kuralım, dediğinizde, hangi diyalog, bu soykırımı nasıl unutabiliriz diyen sert öfkeyle çizilmiş donuk yüzler ve bu soykırım zinciriyle ruhlarından ve beyinlerinden birbirine bağlanmış Ermeni halkı çıkıyor karşınıza!.
Son yüzyılda hem Türkler hem Ermeniler hem Yunanlılar birbirine miiliyetçillkle düşmanlaştı. Beni en çok sarsan mü, zikleri oldu. Dudug çaldıkça Ermeni sorunu çözülmez, çün, kü duduk tarihin içindeki bütün göçleri, tehçirlerl, katllamları, sürgünleri bugüne taze taze taşıyor. Yunanın rembetikosu da öyle, kemanlar en ince perdeden girer, beyinlerini yürekleri törpüler, artık keder değil delirmiş bır yangın yeri gibi yüreğimiz benzin dökülmüş gibi olur, ki, bu ağır kasvetinden dolay[ rembetiko çokca yasaklanmıştır. Anadolu da öyle, Orta Anadolu'nun ağıtları, uzun havalan, bize hep sürgünleri, göçlerı, savaşı anlat[r ve sanki bu üç halkın müziği de "milliyetçileştiren" temalar taşır, Kızgınlaştıran türküler. Bizleri haşıayan ve çelık bir tencerede kavuran türküler.. Sanki bu türküler içimizdeki yanıklığı besliyor ve düşmanlığ[ cllal[yor, sivriltlyor gibi.
Yani diyorum ki Ermeni halkıyla yeniden konuşabilmek için türküler bize dost olamayacak, tam tersine, bizler sazı, ağıtı, uzun havayı, onlar da bir elli sene duduku kaldırsın.. Dudug bir acı belgesel gibi iç savaşların bütün fotoğraflarını nağmeleriyle önünüze koyuyor. Dudug kanlı savaşın kütüphanesi gibi. Duduk sürgünlerin katliamların müziğe yazılmış ürpertici ağıtları gibi.. Ermeni halkı dudugun sesiyle yaşıyor!.
İlk ziyaret yerimiz Erivan Devlet Üniversitesi'nin toplantı salonu. Buz gibi. Zaten karşımıza soğuk yüzlü bilim adamları ve bizim ülkücülere benzeyen Taşnak'ın öğrencileri Çıktı. Konuşmaya görüşmeye hiç niyetleri yok gibiydi, kalkın gidin, neden geldiniz diyen ve hemen kavgaya dönüşecek bir sertlikleri var. Zaten konuşma başlar başlamaz arka sıradan 22 yaşlarında Türkoloji bölümünde okuyan bir genç ayağa kalkıp soykırım için bir dakikalık saygı duruşu anonsunu "komut" gibi yaptı. Kalkalım/kalkmayalım tereddüt ettik. Çünkü gitmeden haber göndermiştik, içimizden soykırım anıtını ziyaret etmek istemeyenler var, diye. Nafile.. Ermenistan bu sert komut işte, soykırıma saygı duymayacaksan buraya gelmeyecek hiçbir konuşmaya karışamayacaksın,
Kafile başkanımız İstanbul'da yayınlanan Agos gazetesinin editörü Hrant Dink'di. Yanında Evrensel gazetesinden Aydın Çubukçu oturuyordu, Aydın Çubukçu bu emrivakiye karşı hemen "1915'te ölen herkes için kalkalım" diye bir cümleyi hemen uydurup bütün ölenler için düzeltmesiyle güya tereddütümüzü toparlamış olduk, Saygı duruşundarı sonra Hrant Dink Ermeni tarihçilere karşı sert azarlayan bağıran bir üslupla yaptıkiarı bu zoraki saygı duruşunu eleştirdi, mlsafirlere böyle davranılmayacağını söyledi. Hrant'ı sakinleştirerek bir Ermeni iç savaşını önlemeye çalıştık!. Dövülmüş gibi olduk ama Ermenistan gerçeğini de öğrenmiş olduk, Sanki bileklerimize kelepçe geçirilmiş, buraya niye geldiniz diye cezalandırılmıştık. Soğuk duş dedikleri, buz gibi. Birazdan söz alan Ermeni profesör bu saygı duruşuna kalkıp kalkmayacağımızı yorumlayan bir cümleyie "bu son karşılaşmamız olabilirdi" gibi bir cümle kurdu, Yani niyetleri önceden böyleydi..
Duruma müdahale etmek istedik, önce Can Dündar'ın diyalogu yumuşatan cümlelerini duyduk, peşinden Nihat Genç, konuşmanın/diyaloğun önemli olduğuna dair duygu lu birkaç cümlesi.., Bu fazlasıyla edebi, yumuşak, duygulu, zarif cümleler bir duvara çarpıp geri döndü, Biz duygulu konuşalım diye çabalarken, onların yüzümüze tükürür hali anlaşılmazdı.
Çevirmenlerimiz Türkiye'deki Ermeni gazetelerden Hrant, Ara ve Sevan'dı. Hrant galiba iyi çeviri yapılmıyor, ne söylesek bu çelik disiplin bozulmuyor, deyip çevirmenimizi değiştirdik.. Ancak toplantı dağılırken bir profesör bizi odasına konyak içmeye davet etti ve başka profesörlerle bimbir i konuşmaya başladık, şakalaştık, gülüştük, kadeh kaldırdık ve salondaki sertliOin tam tersi bir havanın içine girdik.
Eşber Yağmurdereli'nin deyimiyle bu sorun salonlarda, partilerde, sokaklarda değil, bu sorun sadece "meyhanede" çözülebilir, kadehler kalktıkça işi geyiğe dahi dökmeye başladık. Sarmaş dolaş yalap şalapbir vaziyete doğru. Zaten bu soğuk ülkelerin tek kurtarıcısı Konyak. Konyak eksi yirmi dereceyi ısıtıyor, eksi seksen derecedeki Ermeni Türk nefretini de ısıtmayı başardı... Yaşasın Konyak! (Iki şişe hediye aldım, ne olur rıe olmaz beni Ermeniier'in buiunduğu bir toplantıya çağırırlarsa, güzel sözlerle değil, bu konyakla gitmeyi düşünüyorum...)
Tabii bu denli sert soğuk sertlikten nefretten hemen sonra birkaç konyakla nerdeyse aynı yataOa girecek kadar içli dışlı bir samimiyetin ortaya çıkması, iki ülke halkının sosyal karakteri hakkında epeyce bir likir veriyor!.
Yani birgün bir Türk heyeti Ermenistan'a giderse tüccariarımız ve tarihçilerimizie değil dansözlerimizle gitmesinde fayda var. Onlarda dudug bizde saz oldukça bu sorun çözülmez. Biz bu sorunu ancak ayııana gazoz bayılana limon gibi Sulukule tarzı "şakşuka" parçalarla çözebiliriz!.
Çünkü Iran'da dahi çokca uzun saçlı, hatta saçlarını ör dürmüş delikanlı görmüştük, Ermenistan'da tek uzun saçlı çocuk yok, hatta şık restorantlarında gÖbeği açık ya da dekolte tek bir kadın göremedik. Muhafazakar sosyal bir disiplin sınırların açılmasıyla patlamayı bekliyor... Yani aynı sert ideolojik teze yemin etmiş bir halk Ermenistan, sert millıyetçi tezier parlamentoda birazcık açılıp sosyalleştiğinde parlamentoyu basıp onlarca milletvekili öldürecek ve yine sert milli tezleri merkeze taşıyacak bir siyasi yapısı var.
Çok da umutsuz olmayalım, karşılıklı çeviriler yapabilir, müzik, tiyatro, sanatçı ve sivil kurumlarımızı karşılıklı götürüp getirebilecek anlayışta birçok zeki yazarlarıyla tanıştık ve karşılıklı diyalogları heyecania zenginleştirelim, başka da şansımız yok diyen bir entelektüel birikim sözkonusu!..
Birkaç saat sonra ziyaret yerimiz Devlet Üniversitesi'nden de beterdi. Çünkü karşımızda Taşnak Partisi vardı. Taşnak Partisi Ermenistan'ı kuran devrimci kurtuluş partisiydi. Taşnak'ın çok eski rakibi Hınçak'ı sarduk, Hınçak'tan kimse kalmadı, dediler. Taşnak bugün yüzde 4/5 oranında oyalıyor. Ama siyasetbilimciler Ermerıistan halkının ruh halini Taşnak'ın yansıttığını söylüyor. Bu fazla sert bir yorum, çünkühalkın içinde, soykırımdan bugünkü Türkiye gençliği/yeni nesli sorumlu olmamalı bile diyenler az da olsa var. Taşnak bizdeki MHP karşılığı ama zaman zaman elaltından darbecilikleri de var, parlamentoda biraz olsun larkıı fikirler olduğunda, geçtiğimiz yıllardaki parlamento baskını gibi, acımasızca öldürüp siyasete el koyabiliyor.
Kafilemizde sert solcu sosyalist arkadaşlar dahi Taşnak'ı tanıyınca MHP' nin daha yumuşak bir parti olduğu gibi yorumlar dahi yaptılar. Sovyetler çökünce yeni siyasal rejim çok partiyle başlıyor ve ulusal birlik gibi birazcık liberal, sosyal partiler merkeze taşınıyor. Halkın Taşnak dışında çözümler aradığı kesin gibi. Yani diğer merkez partiler soykırımı asla unutmayalım ama, soykırım diye diye de sorunlarımızı çözemeyiz, şimdilik soykırımı kenara çekelim demeleri bile feiaketleri/sonları oluyor.
Isınma problemi Taşnak parti binasında da gündemdeydi. Büyük bir salon yerine genel başkanlık odasına doluştuk, ki, bu yüzden kafilemizden ancak 10 kişiyi kabul edebileceklerini bildirmişlerdi. Aldı sözü Taşnak. Bir görüşmeden çok ultimaton verir gibi bizlere derindeki Ermenistan davasını özetlediler.
Hayal ütopya dolu milli daval Türkiye'deki çok şeyi de bilmiyorlar. Mesela, Talat Paşa'nın mezarının Türkiye halkı ta rafından kutsanıp ziyaret edildiğini söylediler. (Talat Paşa Ittihat'ın başındaydı, soykırımdan sorumlu tutuluyor. Almanya'da Ermeni bir genç tarafından suikaste kurban oldu.) Hemen lafa girip "bir bilgi yanlışı yapılıyor.." dedim. "Türkıye halkı ittihat paşalarının mezarlarını dahi bilmez, hatta kafilemizdeki birçok aydın dahi Talat Paşa'nın nerde gömüldüğünü bilmez. Türkiye halkı cumhuriyetin paşaları bilir ve kutsar." dedim.. Sonra Taşnak siyasi görüşlerini milli kanunlar gibi özetledi, ki, bu görüşlere yabancı değiliz. Ancak bu hayal ötesi ideolojik iddialaria Ermeni gençliği/halkının beyni yıkanıyor, bel ki yenıden buluşacak iki toplum daha da sertleşiyor. Işte Taşnak tarafından Ermeni milli davası.
Ermenilerle siyasi sorunlarımız üç başlık altında toplanı yor. Birincisi ve en belalısı Soykırım.
Bizler, haikların birbirine nefret beslemediği, bu katliamları halkların yapmadığı, bu yüzden "soykırım" olamayacağı, bu tarihi iç savaşın devletlerin politikaları olduğu tezini işliyoruz. 1. Dünya savaşında Almanlarla ortak savaşa giren Ittihalçıiar'ın tehçir uyguladığı ve öncesinde karşılıklı büyük katliamlar olduğunu hep söylüyoruz. Ancak katliam kelimesi dahi burada yumuşak, hafifletici bir kavram. Hatta insanlık suçu katliam demek. Isviçre'de Ermeniler dilekçe toplayıp meclise soykırım yasasını dayatıriar. Türkler de dilekçe toplar karşı çıkar. Bu sefer Ermeniler, Türkler soykırımı küçümsedi, soykırımı hafife aıdı deyip, hafife almak da insanlık suçudur diye Türkler hakkında dava açtılar.
Ermeniler'in yüzyıldır bütün kitaplarında yazıp çizdikleri ve Ermeni milli davası yaptıkları tez: Soykırımı Bugün Ermeni kültürü/sanatı/siyaseti üzerine bin kitap varsa dokuz yüz doksan dokuzu soykırımı/tehçiri anlatır. Türkler soykırım suçu işlemiştir tazminat ödeyecektir, bunun lamı cimi yoktur, en büyük davaları. Hatta Ermeni halkı soykırım Iddiasından milli bir tapınak yaptı. Ermerıistan'ın içi dışı gecesi gündüzü şarkısı mektepi türküsü duduku sokağı politikası her şeyi soykırım. Zihinler beyinler kalemler siyasetciler soykırımla kalkıyor soykırımla yatıyor. Değil soykırım kavramını birazcık unutmak birazcık yumuşatmak.. Türk tarafıyla soykırım sözcüğü olmadan görüşmeye çalışmak dahi bir Ermeni politikaCi ıçın vatan halniiği... İşte I.Dünya savaşında ingilizler bizleri böyle düşman yaptı ve i. Dünya savaşından sonra Ermeniler başka Türkler başka bır tarih başka bir halk olarak milli düşmanlar olarak tarih sahnesine çıktı!..
Işte şimdi toplantı odalarına kadar gelen kafile de soykırımı gerçekleştiren Türkiye'nin çocukları... Yüzler sert, kılıçlar
keskin, Ideolojiler bomba, sandalyeler masalar mayın tarlası gibi. Bu keskinlik içinde rahat bir cümle kurmak mümkün değil. Ya bu ibadete katılacak soykırımı kabulleneceksiniz, ya da .iktirolun gidin!..
Herkes soykırım diyor her yer soykırım diyor bütün halk soykırımı asla unutmayacağız, diyor.
Bizlerse karşılıklı katliamlar oldu, burada bir iç savaş oidu, hatta Ermeni çeteleri yaktı yıktı kesti, birinin diğerinden az fazla tarafı olmadı, diyoruz. Ve bütün Türk yazarları Ermeniler için binlerce yıl iç içe yaşadığımız birlikte yaşadığımız
aynı kültür içinde Yoğrulduğumuz gibi cümleleri çok rahat kullanır. Burada bu geçmiş tarih hiç yok, burada tarıh "soykırımla", yani I. Dünya savaşıyla başlıyor.
Vardığımız sonuç şu, soykırım önümüzde asla aşılmaz sert milli çelik bir duvar gibi duruyor. Ne söylesek, hangi tarihi belgeyi getirsek kar etmiyor. Bugünkü Ermenistan halkı/devleti top yekün soykırıma yemin etmiş soykırımla bütünleşmiş soykırımla ibadet siyaset ticaret mektep sokak yapan velhasıl soykırımla yaşayan bır haik. Ürpertici bir sertlikti.
Yani bizi gördüklerinde soykırımı görüyorlar. Işte annelerimizi babalarımızı katledenlerin çocukları. İşte soykırımı uygulayan ülkenin evlatları. Yüz tane bin tane soykırıma dair kitap okusanız dahi, Erivan'da yaşayan bu nefretin yemin etmiş halkın inanç derinliğini oralara gitmeden anlamamız mümkün değilmiş. Zaten soykırım anıtının yanındaki büyük duvarda bizim canımız cicimiz elliye yakın şehir Adana Bursa Eskişehir hepsi soykırımı uygulayan şehirler diye yazıyor!.
Erivan'daki bu ideolojik bütünlüğü ve sertliği biraz zorlama bir yorum olacak ama farklı bir yönden de değerlendirmek istiyorum. Mesela gittiğimiz her Orta-doğu ülkesinde sert siyasi yapılar olmasına rağmen Fener/Cimbom gibi rekabet yaşayan takımlar olduğunu görmüştük: Hatta mesela Iran gibi Suriye gibi sert siyasi yapılarda rekabet oluşturan sağ/sol/liberal/demokrat gibi farklı siyasi tartışmalar olduğunu görmüştük. Ermenistan'ın derbisi yok, Sovyetler yaşarken Sovyet liginde oynamışlar, sanki halk sporda olsun ayrım gayrım yapmak istemiyor gibi. Partilerin solu liberali merkez sağ partilerden çok uzaklarda değil ve yaşama şansları hiç yok..
Ancak Sovyetlerle aynı çatı altında, korumalarında yaşadıkları halde Sovyetler dahi Ermeniler'in "soykırım" suçlamasını doğru bulmuyordu, çünkü, I.Dünya savaşında yapılanlara soykırım denilecekse, Stalin'in yaptıklarına ne demeli? Ruslar, yani Ermeni halkının en büyük dostları dahi soykırım kavramını fazlasıyla abartılı buluyor. Peki soykırım konuşamıyorsak Ermeni siyasi düşünce/zihin yapısına göre sonra neler olacak?
Sonra önünüze çıkan en büyük kavram: Tazminat!..
Mağduriyetinden bir din yapmış ve Türk'ü şeytan, zebani yerine ,koymuş Ermeni halkı, birgün Türkiye'nin kendilerinden özür dileyip "tazminat" ödeyeceğini umud ediyor! Bütün siyasi çabaları da bu.
Sözler tartışmalar belli. bir kıvama geldiğirıde ben de artık açılalım, cesurca konuşalım deyip iafa girdim, şu tazminat dediğiniz kavramı açar mısınız, tazminat nedir, toprak talebi mi, yahudilerin Almanlar'dan aldığı sıgorta şirketleriyle para mı, yoksa nedir?
Tazminat bu taleplerin hepsini ifade eden bir kavram, ancak, Taşnak hepsini söylerken, liberal partiler sadece paradan laf açıyor diğer talepleri gizliyor.
Toprak talebi Ermenistan milii davasının ikinci ayağı, çünkü bugünkü Ermenistan Doğu Ermenistan'!, Batı Ermenistan'ı bizim doğu bö!gelerimiz. Çünkü Ermenistan'la en büyük siyasi kavgamız "sınırlar"... Bugün bizim uyduğumuz andıaşma Kars andıaşması, Aras nehriyle aramızdaki bugünkü sınırları belirliyor. Ermeniler bu sınırı tanımıyor. Sovyetler zamanında kendi aralarında bir "Moskava" andıaşması yapmışlar, bizim de o andı aşmaya uymamızı istiyorlar. Oysa Türkıye Birleşmiş Milletler'e üye ve altmış yıldır bu sınırlannı tüm dünya tanımış, bu sınırlarımızı tek tanımayan ülke: Ermenistan! Yani, ufak at civcivler yesin... Velhasıl büyük ve sıkıntılı bir "toprak" talebinden Ermenistan siyaseti vaçgeçemiyor.. Bu yüzden komşularımız arasında nerdeyse hiçbir görüşmemiz buluşmamız andlaşmamız olmayan tek komşumuz: Ermenistanl Kilitlendik, birbirine sıkı sıkıya kapandık. Ermenistan Sınırı çellkten bir duvar. Bu duvarı Türkler'e karşı Ruslar koruyor. Bir de on yıl kadar önce Özal, Ermenistan sınırına bir bomba atsak ne olur gibi bir cümle söylediği için bu beyanat çok büyük bir tehdit olarak Ermenistan'ın Rusya'ya daha çok sokulmasına yol açıyor ve Türkiye'yi en en büyük tehdit olarak yorumlamaiarını sağlıyor...
Gelelim Ermenistan 'la aramızdaki çözülmez denilen üçüncü siyasi kavgamızın konusuna: Karabağ'ın işgali. Ermenistan on/onüç yıl kadar önce Azerbaycan'ia nedamell bir bölge olan Karabağ'ı fiilen işgal etti ve bugün bu işgal sürüyor. Dünya kamuoyu uyuyor, Avrupa, Birleşmiş Milletler, Amerika, Rusya bu işgali görmezden geiiyor. Azeriler mağdur, çaresiz, toprakları işgal olmuş feryat ediyor. Ancak Ermenistan Karabağ'ı işgal ettiklerini düşünmüyor, hiç ora!ı değiller, babalarının öz malı gibi Karabağ'da yaşayıp gidiyorlar. Türkiye'nin Karabağ sorununda tarafsız davranmasını istiyorlar. Türkiye, Ermenistan Karabağ'ı işgal edince karşı bir uygulama olarak Ermeni sınırını kapattı. Bugün bu sınır kapalı ve bir özel uçak firmasının zorlamasıyla bu uygulama bir anlamda iğne deliği kadar yırtılmış durumda, hepsi bu uçak şirketi, Fly Air seferleri... Türkiye bu uçuşları görmezden geliyor.. Bu uçak seferleri kaldırıldığında Ermeniler Avrupa'ya Moskova üzerinden uçuyor, ki, şu andaki ekonomık sosyal perişanlıkları bu yüzden. Velhasıl bu çözülmez üç büyük sorunun sonucu olarak sınırlarımız kapalı. Ermenistan dört komşusu Azerbaycan, Gürcistan, iran, Türkiye, ikisiyle sınırları kapalı, araya sıkışmış, nefes alamıyor... Ermenistan bu sıkışmışlık yüzünden boğulmak üzere, ekonomisi, seyahati, alışverişi sıfır düzeyinde, çaresizlik diz boyu, ülkelerini dünyaya açmalarının imkanı yok. Tek bir çare: Türkiye sınırlarını .açılsın!.
Türkiye de Azerbaycan'ın protestosunu yememek için asia yanaşmıyor açmaya",
Ermenistan sınırların açılmasını çok istiyor! Diaspora Ermeniler'i Avrupa'dan Türkiye'ye baskı uyguluyor. Çünkü Ermenistan'ın tek sanayisl bir konyak fabrikası. Yoksulluk, işsizlik diz boyu, Hatta facla düzeyinde, Dünya çapında bir keman vlrtiözü bir Ermeni sanatçıyia tanıştık, on dolar gibi maaş alıyor, evinin perişan hali insanı ağlatacak garibanlıkta. Sınır ticaretinden geçtiğimiz yıllarda en düşük 12 milyon dolar en büyük 45 milyon ticaret olmuş, bu küçük bir para, ama gelişebilir ve yüz/iki yüz milyon dolara çıkabilir. Gözlemimiz o ki, diasporadan Ermenistan'a akan hazır para bu ülkeyi tembelleştirmiş. Hatta aşağıdan gelen nesiller sağa sola çıkıp gldemediği başka insanlarla tanışamadığı yani sosyalleşemediği
için genç nesil battal, hırpani, kabadayı, çakallaşmış vaziyet te. Şöyle, Türkiye ve diaspora Ermeniler'i tam bir sosyete. Gi- ! yimleri, kuşamları, meslekleri, besili yüzleri, klbar, sanatçı tavırları." Ama bugün Ermenistan'da şimdi büyüyen gençlik bu Ermeniler'in köyde unuttukları aç, okumamış, mesleksiz yakın akrabaları gibi, zayıf yüzlü, kötü giyimli ve sert bakışlı." Bizim Keçiörenli ülkücüler gibi, uzun saçlı gördüklerinde kılIanıyorlar ve para verip git traş ol lan, gibi davranıyorlar.
Sınırda adı resmi olarak konulmamış bir gizli ticaret de sözkonusu ve asıl ekonomik kavga burada veriliyor, iran üzerinden uyuşturucu kaçakçılığı gibi, buradan da altın kaçakçılığı yapılıyor. Kars, Ardahan, iğdır tüccarlarının sulandığı bu altın kaçakçılığı. Zaten Kafkasya'nın ülke kadınlarında bir altın diş merakını da müşahade ettik". Diyeceksiniz ağzlannı açıp baktınız mı, hayır, üstelik hiç gülmüyorlardı!.
En büyük ve ilk şaşkınlığımız havalimanında oldu, bir zamanlar bizim Laleli'deki Romenler gibi bavul ticareti". Hemen herkes Türkiye dönüşü kocaman eşek ölüsü bavullarla geliyor, Havalimanı bandIarından kayan bavulların büyüklüklerini çokluklarını görmeden, bavul ticaretinin boyutlarını anlamadan, Ermenistan'ın sınırları açın diyen feryatlarını anlamamız mümkün değil". Havaalanı ve sınırlar Rus subaylarının kontrolünde. Rus asker kızlar bir sarı altın para parlaklığı güzelliğinde. Biblo gibi aranma yerlerinde sizi karşılıyor. Böyle güzellik olmaz, çarpıyor. Ermeni kadınları esmer olduğu halde saçlarını sarıya boyatma modası hakim. Ruslar Ermenistan'ın koruyucu meleği. Sovyetler yüz kere dağılsa Ermenistan Rusya'dan vazgeçemez. Hatta Avrupa Birliği'ne girelim/girmeyelim tartışmalarında halkın yüzde sekseni girelim diyor, ama, yüzde dokuzluk bir yaşlı' nüfus hayır diyor. Yaşlılar Nato'ya güvenmiyor, Varşova paktı'ndan başka kimse bizi koruyamaz diyen eski demirperde düşüncesini savunuyorlar, Burdan Çıkan netice şu, bu küçük ve tampon ülke her tampon ülke gibi büyük bir koruyucuya/ağbiye ihtiyacı var ve savunma düşüncesi paranoyaya dönüşüyor. Ermenistan'da bu korku "şizofreni" düzeyinde."
Ve Kürtler gibi Kıbrıslı Rumlar gibi Ermeniler de Türkiye'yle sorunlarının kilitlenmiş ve asla çözülmeyecek bir duruma getirmiş, şimdi, hem Kürtler hem de Ermeniler hem de Kıbrıslı Rumlar Avrupa'ya baskı uygulayarak Türkiye'yi sıkıştırıp taviz kopartıp sorunlarını çözmek istiyor". Bu şizofrenik ve ütopik milli tezlerini yıllarca taviz verme den diretmenin sonucu olarak Ermenistan fazlasıyla yıpran mış ve tam. bir yoksulluk/çaresizliğe düşmüşler. işte bu yüzden Taşnak gibi sert partiler gözden düşüp daha liberal/sosyal partiler ulusal birlik gibi adlarla merkezde/çoğunlukta rol oynamak istiyor, ama nafile, parlamento basılıp öldürülüyorlar. Oysa merkez partilerin Taşnak'tan farklı tarafları Türkiye'yle ciddi bir diyalog arayışı içinde olmaları. Türkiye'yle diyalog arama girişimleri dahi Ermeniler için çok çok çok büyük bir milli taviz! Şimdi Ermenistan milli kültürünün kökeni "dini" tanımaya çalışalım. Başpatrik Karakin'le görüştük.
Ortodoks, Katolik, tüm kiliselerin vazgeçilmez baş simgesi Haç'tır, Ermeni kilisesinin haçını, haçın dört ucundaki doğulu süsten (arabesk) tanıyabilirsiniz. Bu arabesk süs Ermeni haçını farklı kılar. Ama asıl farklı yanı Ermeni haçının iki yanına koyulmuş nar'dır. Nar, dünyaya bin bir parça dağılmış ama tek bir nar meyvesi içinde yani Ermenistan vatanında tOplanmış Ermeni halkının en büyük milli simgesidir.
Ermenilerin en büyük dini merkezleri (Eçmidzin'i) ziyaret ettik. Kiliseler içiyle dışıyla, yan binalarıyla, tarihiyle Ermeni taş ve süsleme kültürünün en mükemmel örnekleri. Doğu topraklarının en büyük kilisesi. Baş patrik'le görüştük. Felluce, Irak üzerine ne düşünüyorsunuz sorusunu sorduk. lrak'a çok üzüldüğünü söyledi. Ancak, Avrupalı, Amerikalı, ya da batılı bir dil kullandı, şöyle, cümlelerini demokrasi, barış, batılı değerler ve batılı özgürlük kelimeleriyle tamamladı.
Çünkü Ermeniler kendilerini "batılı" hissediyor, batılı kül
türü ve siyasetinin yanında görüyorlar kendilerini.
Oysa Ermeni kilisesi ilk yüzyıllardan beri "doğulu" olduğunu söyler, doğulu vurgusunu çok yapar, kimliği, karakteri "doğulu" oluşudur. Mesela bizler de İstanbul'daki Ortodoks ya da Katolik kiliselerle yüzlerce yıl birlikte yaşadık ancak nedense Ermeni kilisesinin bu doğulu yüzünü kendimizi daha yakın hissetmişizdir.
Ermeni kilisesi yeryüzü topraklarının ve tarihin en kayda değer kilisesidir, çi.inkü Müslüman topraklar içinde sıkışıp kalmıştır. Ve ayrıca Sovyetler deneyimini yaşamıştır. Bu denli başka bir iklim içinde yüz yıllarca direnII)esi ve k~ndini koruyabilmesi, bu kuşatılmışlığa rağmen ayakta kalmas~ ve bağımsızlığını koruyabilmesi bu doğulu kilisenin gücünü gösterir. Zaten rari)1teki ilk milli savaşlarının sloganı "dinimizi asla değiştirmeyiz" sloganı idi. Değiştirmediler.
Ülkemizde yıkık, halinde yok olmuş iki bine yakın Ermeni kilisesi olduğu, bunun ayakta kalan, biraz tamirle kullanılabilecek olanlarının sayısının iki yüz tane olduğunu kayıtlar söylüyor.
Yunan milli bağımsızlık savaşını veren kilisedir, bugün Yunan bayrağı kilisenin bayrağı ve bu milli bayrak bugün kilise korumasında Yunanistan'ın herşeyidir.
Ermeni kilisesi de Ermenilerin milli varlıkları ve bayrakları, manevi şemsiyesi, herşeyidir. Mesela bütün kiliseler için vazgeçilmez en kursal şey "haçtır", ama Ermeni kilisesinde haç kadar önemli bir başka sembol daha vardır.
Bu Ermeni alfabesidir. Ermeni alfabesinin harfleri dini tas
o. ..
virlerde, motiflerde bolca kullanılır. Yani k.i'lisenin kutsal de
ğerleri arasında en başta "alfabe" vardır.
Hatta Eçmidzin'e gittiğimizde kilisenin antik kutsal eşyala
rını görme şansına sahip olduk. Genç bir rahip gezimizin sonuna
dogru, "şimdi size kilisemizin en değerli kutsallarını gösterecegiz deyip sessizlik istedi. Elindeki büyük kasa anahtarıyla celik kasalardan birini açtı ve kasanın iki kalın kanadı yana açıldiginda gördüğümüz şeye çok şaşırdık.
Cünkü kasanın birinci, ilk bölümünde, altın ve mücevheratIa süslenmiş Ermeni alfabesi çıktı. 1975'de yapılmış, diasporanin yardımıyla. O kadar şaşırtıcı bir şey ki, kilise milli dili kutsuyor, koruyor, altın mücevheratla süsleyip koruma altına alıyor Kasanın ikinci bölümünden yine aynı şekilde altın mücevheratla işlenmiş o meşhur Ermeni haçı çıktı.
Neden kasanın ilk ve ön sırasında haç değil Ermeni alfabesi
gösteririliyor?
Cünkü Ermeni kilisesi milli dil'in hamisi ve milli dilleri din
kadar önemli.
Alfabelerini ilk bakışta trafik işaretlerine benzetiyorsunuz,
“u” dönüşüne benzeyen. Ancak Ermeni alfabesini içinde bolca "u" harfi olan, bir kelime içinde üç dört tane "u" gördüğünüzde tanıyabilirsiniz. Erkekleri değil ama kızları Ermeni dilini cok güzel konuşuyor. Konuşurken kafiyeli gibi, ses tonları iniyor çıkıyor, hayran kalıyorsunuz. Bu yüzden ilk işim sabah Ermeni TV'sini açıp meteoroloji haberini veren spiker kızlarınıdinlemek oldu.
Ermeni halkıyla yalnız türkülerirniz değil, soframız da tamamen ortak. Turşular, humus, otlar, kekik, maydanoz, yeşil soğan, nane. Kebaplar tıpkısı ve her çeşidi, sarmalar, dolmalar
t& insan hakkı yüksek insanlık kurumlarında yasa olup, yazılıyor. İşte bizler de insanlık tarihine bu "milli yolları" yazabilmeliyiz. Batıya öğreteceğimiz, dünya siyaset literatürüne sokacağımız vazgeçilmez bir hak: "Milli yollar"dır.
Demeliyiz ki, milli devletler savaşsalar dahi halklarını komşu halklarına kapatamaz. Demeliyiz ki, devletlerin kapılarınıkapatma hakları yoktur, sınırları halklara kapatmak büyük bir insanlık suçudur. İşte en büyük insanlık suçu kapıları kapatma hakkıdır. Kapıları kapatma hakkını milli devletlerin elinden alabilmeliyiz. Çünkü kapılar kapandıkça seninki, benimki sertleşiyor, daha da düşmanlaşıyor, birbirini kesmeden, katliamdan, kırımdan durmaksızın söz ediyor. Bu yüzden kapılar hep açık kalmalı, halklar türküsü giyimi alış verişiyle birbirini tanımalı.
İşte kapatınca kapıları sen içine kapanıyorsun ben içime kapanıyorum, ikirniz de çelik kafesler içinde milli haşlamalar, milli ızgaralara dönüyoruz, nefretle pişiyoruz, nefretle birbirini boğazlıyoruz.
O halde. Bu geniş, uçsuz bucaksız topraklarda yaşamak isteyen
yen devletler, kültürler bu yolları kapatma haklarına sahip olmamalı.
Bu toprakları, bu büyük kültürel halının üstünde yeniden eski hareketli bereketli karışan kaynaştıran günlerine döndürmek istiyorsak, İran, Türkiye, Suriye, Irak, Ermenistan, Gürcistan bir araya gelmeli ve .tarihe şunu yazmalı: Aramızda savaşlar çıksa dahi kapıları kapatma hakkına sahip değiliz.
Artık görelim; Anadolu'da tarihi arkaik uygarlıklar bizim için sadece tarihi eser, sit alanı, koruma, tamir sorunu değildir, Anadolu'yu elimizde tutuyorsak ona akan bütün kapıları yeniden Anadolu'ya açabilmeliyiz, çünkü Anadolu, donmuş harap olmuş anrik eserlerin ülkesi değil, daha nice uygarlıklar yaşayacak yaşatacak toprakların adıdır!
Yoksa ne Ermeni tehdidinden, ne şantajından, ne de Ermeni savaşından korkarım, ben de bu toprağın çocuğuyum. Ama şu Dudug'un sesi.
Dudug'u dinledikçe içimde ne devletim, ne milli haklarım. Dudug çaldıkça dayanmak mümkün değil! Dudug çaldıkça, bir meyhane sarhoşluğuyla ver gitsin devletini de, toprağını da.
Ne olurdu sanki türküler de türkülüğünü bilse! Bu kadar derinden ve parçalayıcı ve ciğerlerimizi kebap edici çalmasalar! Yoksa önce "türkülerimizi mi" yasaklasak! Ne onlar dudug çalsın, ne biz ağıtlarımızı söylesekı Yoksa şu piyano daha mı aklıbaşında bir alet, baksana hiç zırlatmıyor bizi.
bunlar gercekleri anlatiyorsa..ozaman cok üzgünüm.
>duduk caldikca ermeni sorunu bitmez<.......ben duduk sesini severim aslinda..bunlarada bizim saz'in sesini bir anlata bilsek.
ne kadar bu piyanolar,bilen varmi....?
Cok olumsuz olmasina ragmen karsi tarafin gerceklerini yansittigindan bir okadar da güzel bir yazi.
Düdügün ezgileri var oldugu müddettce, iki ülke arasindaki cetrefilli durumun cözümünün de okadar zor ve hatta imkansiz oldugunu yaziyor.
Yaziyi okuyunca Nihat Genc'in anlatmaya calistigi su düsünce kafamda iyice yer etti:
Türkiye ile Ermenistan ve Azerbeycan üclüsünün arasinda siyasal sorun bir gün sözülse dahi, dogduklari andan itibaren kisiliklerinin, sanatlarinin, kültür ve tarihlerinin ana maddesi olarak yogrulmus Ermeniler'e soykirimin olmadigini asla ögretemezsiniz.
Olur ya, birgün cebalarimiz bir sonuc verir ve 1915'te olanlar soykirim degildi, iki tarafin da cok aci cektigi trajik olaylar zinciriydi tezini resmi olarak gecerli kildirsak dahi bunu onlara nasil anlatacagiz düsünemiyorum bile.
Forumumza yeni katilan Ermeni üyenin yazdiklarina dikkat ederseniz, gercekleri hangi belgeyle ne kadar tasdikli ne kadar aleni, bariz olursa olsun anlattginizda, soykirima ugramadiklari sonucu cikabilecek bir veriyi almaya tamamen kapali sanki bir celikten bir kutu ile karsilasacaksiniz...
Filmlerde Vampire Sarmisak veya Hac isaretini gösterirsin ya, Ermeni'ye de soykirim olmadi, bak delillerim var demek bunun aynisi.
Bizi anlamaya calistigini söylüyor ama ona "Sari Gelini" sonuna kadar izletebileceginizi hic sanmiyorum. Buna yüregi dayanamaz. Seyretse bile geceler boyu bir daha gözüne uyku girmez ve sonra da parayla satin alinmis insanlari konusturmus alcak, yalanci Türkler diyerek döner güncel hayatina. Cünkü Magdur degil de Mahkum olmak bütün bildigi, duydugu tanidigi herseyi bastan asagi formatlamasini gerektirmek demektir. Ne kadar üzücü bir kisir döngü icindeler sadece tahmin etmek bile akla zarar...
Bu dünya'da esi benzeri görülmemis bir durum.
Kendilerini medeniyetin yegane kaynagi ve lisansli sahibi olarak gören batili güclerin, nifak sokmadaki en büyük basarilarindan biri iste bu. Birbiriyle bu kadar benzer ve yüzyillarca dost iki milletin arasini acip ölümüne düsman etmek.
Aramiza bu nifaki sokan ve sairimizin tarif ettigi "Medeniyet dedigin, tek disi kalmis canavar" ülkelerine bakiyorum ve düsünüyorum, evet sizin gibi baskalarinin sirtindan medeni olamadik ama dünyanin belki en merhametli milleti olmayi en kanli-bicakli düsmanimiza karsi bile esirgeyemiyoruz.
Bu "iyilik yap, denize at" mantigimizin bir gün denizin altinda bile olsa filizlerini verecegine inanmak istiyorum...
bunlar gercekleri anlatiyorsa..ozaman cok üzgünüm.
>duduk caldikca ermeni sorunu bitmez<.......ben duduk sesini severim aslinda..bunlarada bizim saz'in sesini bir anlata bilsek.
ne kadar bu piyanolar,bilen varmi....?
Zum Thema "Dudug" fällt mir ein, dass das verwendete Holz für dieses Intrument nämlich Aprikosenholz ist.
Die Aprikose hat ihren Ursprung in Turkistan und der Mongolei.
Bei den Georgiern wird das Intrument "Duduki" bezeichnet. In der Nordosttürkei ist es ebenfalls verbreitet als "Mey-Duduk".
Neben dem klassischem Duduk aus Aprikosenholz wird speziell in der Nordosttürkei auch anderes Holz verwendet, z.B. aus Olivenholz! Dadurch ist der Klang nicht mehr so tief, sondern etwas schärfer und höher.
Ich mag übrigens den melancholischen Klang des Duduks auch sehr.
Manche kennen vielleicht die Dokumentation "Sari Gelin", in der Hintergrundmusik kam dort ebenfalls das Mey-Duduk zum Einsatz.
Bu yazi da bana zaten simdiki düsüncelerimin oturmasina birazcik olsun yardimci olmustu.
Söyle,
biz ne yaparsak yapalim, Ermeniler bu soykirimin soykirim olmadigina inanmayacaklar. hicbir sekilde bu olayi milli hafizalarindan silemeyecegiz. bu ebediyen kalacak.
O yüzden ermenileri birseylere inandirmaya calismayalim.
Batili ülkeler ise tarihi bakis acisindan, etrafi müslümanlarla cevrili olan bu hristiyan toplumunu destekleyecekler. 1860li yillardan bir dünya atlasi var bende. Burada da daima gürcü/pontus/ermeni üclüsününün bulundugu topraklara etnik acidan mutlaka yer verirler, egitim düzeyi anadolu da düsüktür, ancak bu hristiyan halklarinin bulundugu topraklarda egitim biraz daha yüksektir (ki sacmaliga bakin, anadolu halki öyle ya da böyle esit derecede bilgili/siz idi, ermenilerin ve rumlarin da okumuslari istanbul'daydi).
O yüzden onlarin dpgmatik hristiyan düsüncesinden arinmis sahislariyla ermeni meselesi hakkinda bir sekilde inandirici olabiliriz. (animsayin, almanlar bile lepsius'a "fanatiker" demis, cemin kitabinda belgeli).
Ücüncü fraksiyon kaldi. Biz Türkler. Ve en önemli fraksiyon bu. Biz Türkler, ya da daha dogrusu türk gencleri bir süphe icinde. Her yer ermeni iddiasiyla dolu, türk devletinin ise yarayan bir karsi taarruzu bulunmamakta.
Peki bu süphe 20 yil sonra hala böyle suskun kalirsak, süphe olmaktan cikip, fikir'e bürünecek. Özellikle bugün okuyan ilerisinin aydin gencleri ermeni soykirimi oldu diye düsünecekler. akcamlar cogalacak, etkili pozisyonlara girecekler vs.
Hadi bu kadar karamsar olmayalim, bu süphe milli suurumuzda yer edinirse, ileride öyle ya da böyle bu meselede iyi bir durumda duramayiz, maglup oluruz.
Bizim gayemiz, türkleri, türk gencligini, türk ögrencilerini, gelecegin türk aydinlarini aydinlatmak.
Cünkü düsünün, türkler kendi davalarina inanmazlarsa, kim mücadele edecek? Bu konuda bizden baska kaynagimiz yok! Kendi yagimizda kavrulacagiz!
O yüzden, tekrar tesekkürler Cem Özgönül diyorum.
Bu yazi da bana zaten simdiki düsüncelerimin oturmasina birazcik olsun yardimci olmustu.
Söyle,
biz ne yaparsak yapalim, Ermeniler bu soykirimin soykirim olmadigina inanmayacaklar. hicbir sekilde bu olayi milli hafizalarindan silemeyecegiz. bu ebediyen kalacak.
O yüzden ermenileri birseylere inandirmaya calismayalim.
Batili ülkeler ise tarihi bakis acisindan, etrafi müslümanlarla cevrili olan bu hristiyan toplumunu destekleyecekler. 1860li yillardan bir dünya atlasi var bende. Burada da daima gürcü/pontus/ermeni üclüsününün bulundugu topraklara etnik acidan mutlaka yer verirler, egitim düzeyi anadolu da düsüktür, ancak bu hristiyan halklarinin bulundugu topraklarda egitim biraz daha yüksektir (ki sacmaliga bakin, anadolu halki öyle ya da böyle esit derecede bilgili/siz idi, ermenilerin ve rumlarin da okumuslari istanbul'daydi).
O yüzden onlarin dpgmatik hristiyan düsüncesinden arinmis sahislariyla ermeni meselesi hakkinda bir sekilde inandirici olabiliriz. (animsayin, almanlar bile lepsius'a "fanatiker" demis, cemin kitabinda belgeli).
Ücüncü fraksiyon kaldi. Biz Türkler. Ve en önemli fraksiyon bu. Biz Türkler, ya da daha dogrusu türk gencleri bir süphe icinde. Her yer ermeni iddiasiyla dolu, türk devletinin ise yarayan bir karsi taarruzu bulunmamakta.
Peki bu süphe 20 yil sonra hala böyle suskun kalirsak, süphe olmaktan cikip, fikir'e bürünecek. Özellikle bugün okuyan ilerisinin aydin gencleri ermeni soykirimi oldu diye düsünecekler. akcamlar cogalacak, etkili pozisyonlara girecekler vs.
Hadi bu kadar karamsar olmayalim, bu süphe milli suurumuzda yer edinirse, ileride öyle ya da böyle bu meselede iyi bir durumda duramayiz, maglup oluruz.
Bizim gayemiz, türkleri, türk gencligini, türk ögrencilerini, gelecegin türk aydinlarini aydinlatmak.
Cünkü düsünün, türkler kendi davalarina inanmazlarsa, kim mücadele edecek? Bu konuda bizden baska kaynagimiz yok! Kendi yagimizda kavrulacagiz!
O yüzden, tekrar tesekkürler Cem Özgönül diyorum.
Kennen Sie zufällig den armenischen Autor Ara Baliozian? Er vermittelt übrigens sehr bemerkenswerte Einblicke in die armenische Gefühls- und Gedankenwelt.
Wenn Sie Zeit haben, lesen Sie, was er zu der Thematik so schreibt. Er versucht sich als Mittler, stösst aber auf armenischer Seite auf starke Ablehnung, bis hin zu offenen Anfeindungen.
Kennen Sie zufällig den armenischen Autor Ara Baliozian? Er vermittelt übrigens sehr bemerkenswerte Einblicke in die armenische Gefühls- und Gedankenwelt.
Wenn Sie Zeit haben, lesen Sie, was er zu der Thematik so schreibt. Er versucht sich als Mittler, stösst aber auf armenischer Seite auf starke Ablehnung, bis hin zu offenen Anfeindungen.
Tanimiyorum, ancak imkanim olunca arastiririm, tesekkürler.
Sizde bu arada dünyaca ünlu ermeni grubu System of a Down'un "Holy Mountains" adli sarkisinin sözlerine dikkat edin. Dudug degil, e-gitarlari bile bize karsi...
Arkadaslar, belki size kati gelecek bir tutum ama ben bu "hepimiz kardesiz" safsatasindan biktim.
Ermeniler ve Yunanlilar ile Türkler arasinda kültürel, mutfak, müzik vs. gibi alanlarda bir benzerlik olabilir.
Ama aramizda, böyle bir kardesligin gelismesi icin cok ciddi bir engel var. O da karsi tarataki eziklik kompleksi.
Biz tabiki ne Yunan tarafindaki, ne de ermeni tarafindaki nefret duygusuna bir anlam verebiliyoruz. Bizim okullarimizda ermenilere karsi nefret ögretilmiyor cocuklarimiza.
Ama biz savasi kazandik ve onlar savasi kaybetti. Türkler, bu iki toplumun hayallerini altüst etti ve daha da kötüsü birdaha ulasamayacaklari mesafeye itti.
Dünyada 8 Milyoncuk Ermeni kalmis. Hangi insanlarla o topraklari isgal edecekler?
Dünyada 15 Milyon Yunan yasiyor? Bunlar mi bizi tehlikeli olacaklar.
Hem Yunanlilar, hem ermenilerin soylari tükenmek üzere. Onun icin, lütfen kardeslik falan kimseden beklemeyin.
Biz güclü olalim, gereken saygi bize gösterilir.
deryatulga
17.01.06, 17:22
Kennen Sie zufällig den armenischen Autor Ara Baliozian? Er vermittelt übrigens sehr bemerkenswerte Einblicke in die armenische Gefühls- und Gedankenwelt.
Wenn Sie Zeit haben, lesen Sie, was er zu der Thematik so schreibt. Er versucht sich als Mittler, stösst aber auf armenischer Seite auf starke Ablehnung, bis hin zu offenen Anfeindungen.
Ara Baliozian ist ein klassischer Zug von "Dialog Heute". Es gab zwar einen Völkermord, aber nicht alle Türken waren Mörder. Sagt haarenau das, was Akcam, Berktay usw. sagen, d.h. das was einige Herren hinter verschlossenen Türen bereits ausgehandelt haben.
Ara Baliozian ist ein klassischer Zug von "Dialog Heute". Es gab zwar einen Völkermord, aber nicht alle Türken waren Mörder. Sagt haarenau das, was Akcam, Berktay usw. sagen, d.h. das was einige Herren hinter verschlossenen Türen bereits ausgehandelt haben.
Herr Deryatulga,
jetzt haben Sie mich ganz neugrieg gemacht. Wer hat hinter verschlossenen Türen den Völkermord ausgehandelt. Also das muß ich jetzt wissen ? Aus der türkischen Seite ? Also das würde mich jetzt aber sehr bestürzen.
deryatulga
17.01.06, 17:43
Herr Deryatulga,
jetzt haben Sie mich ganz neugrieg gemacht. Wer hat hinter verschlossenen Türen den Völkermord ausgehandelt. Also das muß ich jetzt wissen ? Aus der türkischen Seite ? Also das würde mich jetzt aber sehr bestürzen.
Liebe Zübeyde, ich habe mich vor 15 Jahren mit dem türkischen Staat überworfen, weil ich mein eigenes Volk nicht mitverarschen wollte. Ich habe dies bei verschiedenen Gelegenheiten geschrieben und im n-tv Programm ganz offen gesagt. Weisst du überhaupt, dass es im türkischen Aussenministerium niemals eine seriöse armenische Abteilung gegeben hat? Lass dich durch nichts bestürzen, kämpfe weiter, wenn du innerlich von dem überzeugt bist, was du tuest. Der türkische Staat verhandelte mit den Armeniern auf Basis einer "annehmbar formulierten Entschuldigung" seit über 30 Jahren. Deshalb wurde auch jede anständige historische Forschung im Keim erstickt. Die Frage ist natürlich viel komplizierter, uns genügen vorläufig weniger Blauäugigkeit!
Der türkische Staat verhandelte mit den Armeniern auf Basis einer "annehmbar formulierten Entschuldigung" seit über 30 Jahren. Deshalb wurde auch jede anständige historische Forschung im Keim erstickt.
Wieso?
Liebe Zübeyde, ich habe mich vor 15 Jahren mit dem türkischen Staat überworfen, weil ich mein eigenes Volk nicht mitverarschen wollte. Ich habe dies bei verschiedenen Gelegenheiten geschrieben und im n-tv Programm ganz offen gesagt. Weisst du überhaupt, dass es im türkischen Aussenministerium niemals eine seriöse armenische Abteilung gegeben hat? Lass dich durch nichts bestürzen, kämpfe weiter, wenn du innerlich von dem überzeugt bist, was du tuest. Der türkische Staat verhandelte mit den Armeniern auf Basis einer "annehmbar formulierten Entschuldigung" seit über 30 Jahren. Deshalb wurde auch jede anständige historische Forschung im Keim erstickt. Die Frage ist natürlich viel komplizierter, uns genügen vorläufig weniger Blauäugigkeit!
Herr Deryatulga,
nicht im Geringsten würde ich mich mit meinem Wissen mit Ihnen vergleichen können. Und ich finde Ihre Beiträge für mich sehr von Vorteil, ich lerne vieles aus Ihren Erfahrungen und aus Ihrem Geschichtswissen.
Also ich weiß, daß wir eine "Zypern-Abteilung" hatten, aber "Armenier- Abteilung" habe ich nie gehört stimmt. Aber ich weiß doch eigentlich auch ganz sicher, daß die Türkei offiziell oder nichtoffiziell in keinster Weise einen Völkermord akzeptiert und akzeptieren wird.
Ich bin nicht nur innerlich davon überzeugt, bin mir auch mit meinem Wissen hoffe ich, wenn es reicht, übezeugt, daß wir keinen "Völkermord" an den Armeniern begannen haben. Das lehrt mich meine türkische Geschichte.
Ich hoffe, ich bin nicht blauäugig.
Daß die Angelegenheit sehr kompliziert ist, sehen wir ja seit Jahren.
Aber ich weiß doch eigentlich auch ganz sicher, daß die Türkei offiziell oder nichtoffiziell in keinster Weise einen Völkermord akzeptiert und akzeptieren wird.
ich weiss nicht... wenn ich mir anhöre, was der pensionierte konsul ilter türkmen so von sich gegeben hatte letztens. ich kann mich nicht mehr genau daran erinnern, aber es wirkte, als wolle er sagen: "die archive unseres außenministeriums sind schrott, wir haben eh keine chance, irgendwann erkennen wir den völkermord an".
ich dachte mir nur, schade, dass der kerl nun wirklich senil geworden ist.
ich weiss nicht... wenn ich mir anhöre, was der pensionierte konsul ilter türkmen so von sich gegeben hatte letztens. ich kann mich nicht mehr genau daran erinnern, aber es wirkte, als wolle er sagen: "die archive unseres außenministeriums sind schrott, wir haben eh keine chance, irgendwann erkennen wir den völkermord an".
ich dachte mir nur, schade, dass der kerl nun wirklich senil geworden ist.
Ja dann ist er wohl senil geworden. Was soll man machen.
deryatulga
17.01.06, 18:20
Ja dann ist er wohl senil geworden. Was soll man machen.
Nein, er wusste genau, was er sagte und wollte. Er ist übrigens Sohn eines Geheimdienstbosses mit besten Connections. Wozu braucht man die Archive des Aussenministeriums?
Ara Baliozian ist ein klassischer Zug von "Dialog Heute". Es gab zwar einen Völkermord, aber nicht alle Türken waren Mörder. Sagt haarenau das, was Akcam, Berktay usw. sagen, d.h. das was einige Herren hinter verschlossenen Türen bereits ausgehandelt haben. Das ist richtig. Ich finde ihn allerdings dahingehend sehr interessant, da er einen Einblick in die Gedankenwelt der Armenier gewährt, die so nicht in die Öffentlichkeit getragen wird. Desshalb wird er auch seitens der eigenen Leute als Verräter der eigenen Sache angesehen. Baliozian bezeichnet diese Leute als armenische Nationalisten und spart auch nicht mit Kritik dagegen.
Er versucht den Dialog mit literarischen Mitteln und möchte zu einer Versöhnung beitragen, wie er anmerkt. Dahingehend bin ich eher skeptisch, denn wie Baliozian hinzufügt, manche Armenier haben die Historie zu einer Religion erklärt, da kann man kaum noch zu den Leuten durchdringen.
deryatulga
17.01.06, 19:21
Das ist richtig. Ich finde ihn allerdings dahingehend sehr interessant, da er einen Einblick in die Gedankenwelt der Armenier gewährt, die so nicht in die Öffentlichkeit getragen wird. Desshalb wird er auch seitens der eigenen Leute als Verräter der eigenen Sache angesehen. Baliozian bezeichnet diese Leute als armenische Nationalisten und spart auch nicht mit Kritik dagegen.
Er versucht den Dialog mit literarischen Mitteln und möchte zu einer Versöhnung beitragen, wie er anmerkt. Dahingehend bin ich eher skeptisch, denn wie Baliozian es anmerkt, manche Armenier haben die Historie zu einer Religion erklärt, da kann man kaum noch zu den Leuten durchdringen.
Leute wie Dadrian sind mir lieber als Baliozian. Mit ihnen weiss man wenigstens, woran man ist! Diese Teppichhändlersentimentalität macht mich stutzig, von einem noch so pseudoreumütigen Typ.
Leute wie Dadrian sind mir lieber als Baliozian. Mit ihnen weiss man wenigstens, woran man ist! Diese Teppichhändlersentimentalität macht mich stutzig, von einem noch so pseudoreumütigen Typ.
Baliozian steht mehr oder minder zwischen den Stühlen. Von der türkischen Seite wird er ebensowenig gelesen, wie seitens der Mehrheit der Armenier. Man könnte sagen, er ist ein sehr bekannter Autor, der allerdings kaum Bücher absetzt. Dieses Phänomen hat er mal thematisiert und schien sehr verbittert darüber zu sein.
Ach ja, der gute alte Dadrian. Was wohl Karl Popper zu ihm sagen würde? Man kann es sich wahrscheinlich denken ...
deryatulga
17.01.06, 19:50
Baliozian steht mehr oder minder zwischen den Stühlen. Von der türkischen Seite wird er ebensowenig gelesen, wie seitens der Mehrheit der Armenier. Man könnte sagen, er ist ein sehr bekannter Autor, der allerdings kaum Bücher absetzt. Dieses Phänomen hat er mal thematisiert und schien sehr verbittert darüber zu sein.
Ach ja, der gute alte Dadrian. Was wohl Karl Popper zu ihm sagen würde? Man kann es sich wahrscheinlich denken ...
Baliozian hat genug Bücher abgesetzt und zwar als Scharfmacher. Manche Armenier kommen sich jetzt vielleicht betrogen vor!
Cok carpici ve kisisel de olsa Ermenistandaki durunmari göz önüne seren bir Aciklama!
Hakkikat suki iki toplum arasinda son derece ayni sosyal, kültürel yasama sekli var! Sormamiz gereken sorui; bu yeter mi Baris icinde yasammiza!? HAYIR yetmez! nasil yetsin halen büyük Ermenistan hayali ile yasiyor bu insanlar; bütün umutlarini, beklentilerini bu proceye baglanmislar " Büyük Ermenistan, Bati Ermenistan" Ittihacilarin kiyimina ugradiklari icin, bu olayla Milli dava haline getirip Katliam Katliam ve yine Katliam!
Kaldiki ermenilerin ve onlarin ürünü olan bu tasnak Teskilatin sövenist ve asiri milliyetci, irkci tezleriyle Sevr uygulayamamis olmanin gerginligini 90 Yil sonra ayni israrci ve yalanlarin üstüne kurulmus birsekilde istemeleri kabul edilenemez!! Misaki Milli sinirlarinda bir tas daha verilemez ve verilmiyecekde!!!
Saygila ve Sevgiler
Hayri Taycu
Nihat Genc, güzel gözlemlemis.
sagol Tralles.:aferin:
Hakkimizda ne mi düsünüyorlar?
Dasnaksutyun'un internet sitesine bir göz atin:
http://www.arfd.am/english/policy/programme.php
cogunu kendiniz okuyun, ancak amaclarini buraya yazayim:
Goals
The Armenian Revolutionary Federation's goals are:
A- The creation of a Free, Independent, and United Armenia. The borders of United Armenia shall include all territories designated as Armenia by the Treaty of Sevres as well as the regions of Artzakh, Javakhk, and Nakhichevan.
B- International condemnation of the as yet unpunished Genocide committed by Turkey against the Armenians, return of the occupied lands, and just reparations to the Armenian nation.
C- The gathering of worldwide expatriate Armenians on the lands of United Armenia.
D- Strengthening Armenia's statehood, institutionalization of democracy and the rule of law, securing the people's economic well being, and establishment of social justice.
Pardon, Sevr Sendromu demistiniz?!?!?
deryatulga
19.01.06, 02:27
Hakkimizda ne mi düsünüyorlar?
Dasnaksutyun'un internet sitesine bir göz atin:
http://www.arfd.am/english/policy/programme.php
cogunu kendiniz okuyun, ancak amaclarini buraya yazayim:
Goals
The Armenian Revolutionary Federation's goals are:
A- The creation of a Free, Independent, and United Armenia. The borders of United Armenia shall include all territories designated as Armenia by the Treaty of Sevres as well as the regions of Artzakh, Javakhk, and Nakhichevan.
B- International condemnation of the as yet unpunished Genocide committed by Turkey against the Armenians, return of the occupied lands, and just reparations to the Armenian nation.
C- The gathering of worldwide expatriate Armenians on the lands of United Armenia.
D- Strengthening Armenia's statehood, institutionalization of democracy and the rule of law, securing the people's economic well being, and establishment of social justice.
Pardon, Sevr Sendromu demistiniz?!?!?
Sana öğretmediler mi, küçüklerinin kusuruna bakmayacak, yaptıklarını hoş göreceksin. Ha Koçaryan da mı Taşnak, o sorun diyalogla çözülür. Bak bizim diplomatları öldürmeye önce Taşnaklar başladı, en çok zararı da onlar verdi ama bizim devletimiz halkına ASALA;yı ezberletti. Diyalog için muhatabımız Taşnaklardı çünkü, dışişleri bakanlarımızı bile ayaklarına gönderip, millete de "Terörle pazarlık olmaz" teranesini ezberlettik. Yalvardık durduk, aptal aşık gibi refüze olduk. Şimdi yumurta fola geldi "Almanlar arşivlerini açmıyor" moduna girdik. Burada aslında küfürün en sunturlusu bile iltifat mesabesine geçer.
selamlar,
mutlaka kaynagi tiklayin ve nihat genc´in (türkiyede
ünlü bir yazar) SKY TÜRK´e verdigi interview izleyin.
cok ilginc ve ferahlatici :)
kaynagi burda :
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1354
lütfen de arkadaslarinizada yollayin :)
atilla
vallah ferahlatici mi bilmem ama güzel!
Abicimiz biraz gaz sanki.:motz:
Hatti Müdafaa kitabini okuyun! güzel bi kitaptir.:türkiye:
vallah ferahlatici mi bilmem ama güzel!
Abicimiz biraz gaz sanki.:motz:
Hatti Müdafaa kitabini okuyun! güzel bi kitaptir.:türkiye:
ya ferahlatici olan, adam resmen icini döküyor yani.
baksana benim bu nihat genc ile fazla bilgim yok malesef, nasil bir yazar. yani kimlere benzer veya maksadin tamami nedir?
vallah ferahlatici mi bilmem ama güzel!
Abicimiz biraz gaz sanki.:motz:
gaz maz, sonucta dogru seyler söylüyor ve sadece söylemekle kalmiyor, bizzat bu ugurda ugrasiyor.
ben bir müddettir yazilarini okuyorum ve kafamda bir yerlere "save" yapiyorum.
Nihat Genc´in felsefesine düsüncelerine hayranim...
bir kac ay evvel TV de bir söylesisini izlemistim, ve müthis düsüncelere sahip.
Islamiyet, ve Ortadogu hakkindaki düsünceleri, Milliyetci kisiligi...
Asiriya kacmayan dozajinda, gercekleri insana baska bir yönü ile gösteren bir insan.
Hakkinda fazla bilgiye sahip degilim, ama o söylesiyi zevk ile izledim.
mutlaka kitap´ini almayi düsünüyorum ve tavsiye de ediyorum, cünki icerisinde gözlemledigim noktalara rastlayacagimdan eminim :)
Site icin Tesekkürler....
Son günlerdeki Kürtmuhabbetine nispeten Nihat Genc'in bu konu ile alakali gecen yil yazdigi bir makaleyi ilginize sunuyorum. Yine cok isabet olmus tesbitler yapmis Nihat Genc. Eline saglik diyorum.
http://www.8sutun.com/files/nihat%20genc3.jpg
Etnik Kanser Hücreleri
Bu bir Balkan hastalığı mı? Yoksa, Doğu topraklarını sömürmek için uydurulmuş ve artık bulaşıcı bir hastalık gibi coğrafyaları yiyip bitiren ve dünyanın sonunu hazırlayan bir büyük insanlık felaketi mi?
Sınırlarımız etrafındaki etnik hücreleri takip edin. Sırplar, Hırvatlar, Boşnaklar ve diğerleri yalnız oturuyor artık. Başka dile, dine, başka kültüre tahammülleri yok. Etnik hücreler kurmuşlar. Etnik hücrelerden küçük devletçikler yapmışlar. Ve bu atom parçacıkları her an birbirine sürünerek infilak edebilir, ediyor da..
Kıbrıs’ta Annan referandumu yapıldı. Kıbrıslı Rumlar yalnız oturmayı seçti. Karışmak istemiyorlar. Lübnan’da Hristiyanlar. Bir diğer adları Maruniler. Müslüman mahallerine karışmak, pazarlarını ortaklaştırmak istemiyorlar. Tek başlarına ve aralarına kimseyi almadan yaşamak istiyorlar. Şehir savaşlarında yüzbinlerce kişi öldü. Ermeniler zaten tek ırk esasına göre devlet kurmuşlar. Gürcistan’ın işi daha bitmedi, şimdiden üç/dört bölgeye bölündüler bile. İsrail’i anlatmak gereksiz. Onlar zaten din esasına göre tek dinden insanlar topluluğu. Şimdi de Kuzey Irak’ta Kürtler aynı kanser hücresi...
Bu etnik kanser hücreleri son yüzyirmi yıl içinde oluştu. Bu etnik kanser devletçiklerinin hepsinin güçlü ‘hamileri’ var. Çoğu tampon devlet. Ve hepsi Batılı. Ya Batı’dan güç, silah, siyasi destek alıyor ya da hepsi Batılı değerlere harfiyen inanmış devletçikler.
Bu küçük etnik devletçikler, ya da tampon devletler ya da ırk esasına din esasına kurulmuş devletçiklerin hepsi özgürlük, demokrasi diyor ve yine hepsi ‘birlikte yaşamdan’ ‘dinlerarası hoşgörü’den dem vuruyor.
Gerçek bir korkumuz var, çünkü, soylu ve yüce Anadolu toprakları bu etnik kanser hücrelerinin sıçrama tehdidi altında.
Ancak Anadolu bambaşka bir ülke. Bilinen tarihi, birbirine açılan kervanyolları, çarşıları, İpek Yolları üzerine kurulu. Binlerce kavim, renk, mezhep, dil, din, kültürel çeşitliliğiyle burada oturuyor. Ama asıl önemlisi Anadolu’nun kültürel karakteri şu: Hızla karıştırıyor, emiyor, hazmediyor. Çünkü Anadolu şehirleri birbirine muhtaç. Bilinen tarihi inanılmaz hızlı bir sosyal hareketlilik içinde. Doğu’dan Batı’ya göç sanıldığı gibi sanayileşmeyle hızlanmadı. Bu hız, beşyüzyıl önce de aynı tempoyu taşıyordu. İşte geçtiğimiz otuz yıl içinde doğudan batıya Diyarbakır büyüklüğünde on tane şehir nüfusuyla topyekün gelip yerleşti. Şüphesiz sosyal ve siyasi sarsıntılar yaşadı, yaşıyor, ancak, bu büyük nüfusu hızla emdi, hazmetti, eritti, başka büyük bir kazan içinde hepsini kucağına aldı Ege Sahilleri’nde yepyeni bir Anadolu kuruldu ve her yıl on milyonlarca turist ağırlıyor, son yirmi yılda İstanbul bir dünya devi oldu ve bu yepyeni Anadolu’yu doğudan gelenler kurdu.
Sosyal hareketliliği, yani karışma, kardeşleşme, aileleşme hızı bu kadar yüksek Anadolu coğrafyasında etnik kanser hastalığı yayılabilir mi? Sosyal olarak mümkün değil.
Ama, siyasi, ideolojik olarak canınız bir müddet yanar ve kardeş kanı dökülür.
Asıl sorumuz şu: Anadolu binlerce yıldır neden bölünmedi? Anadolu’da etnik, dil, din, mezhep savaşı hiç yapılmadı. Bilinen iç savaşların hepsi ‘siyasi iktidar’ kavgasıdır.
Anadolu bölünseydi binyıl önce bölünürdü. Uzun Hasan’la bölünürdü, Safevilerle bölünürdü, Celalilerle bölünürdü, yerel isyanlarla bölünürdü, Kurtuluş Savaşı’nda bölünürdü. Anadolu tüm bu tarihi savaşları, iç isyanları aşarak kuvvetlenerek geldi. Anadolu bu muazzam beden gücünü nereden alıyordu?
Şüphesiz coğrafik yapısından. Kervanyolları, yaylakları, çarşıları, sahilleri, iş merkezleri ve büyük şehirlerinin sosyal karakterinden. Anadolu birbirine muhtaç eksik ve tamamlanmamış şehirlerden kuruludur. Her şehir bir başka şehre hayati önemde muhtaçtır ve Trabzon’dan, Diyarbakır’dan binlerce yıldır şehrinden çıkanların geriye dönüşleri sıfır düzeyindedir.
Bu sosyal analiz uzun hikaye. İnancımız şu; önümüzde dünyalar güzeli, kendini böldürmeyen, kendini iç isyanlara kaptırmayan ve kendini durmaksızın karıştıran, aileşleştiren, kardeşleyen bir soylu coğrafyayla karşı karşıyayız.
Ve etrafımızı kanser hücreleri sarmış. Yüzyirmi yıldır ilerliyor ve bu sağlıklı bedene çarpıp geri dönüyor..
Aydınlar, yazarlar, gazeteler, eğitim politikaları, hepimizin insanlık görevi bu yüce coğrafyanın sosyal ve kültürel büyüklüğünü anlayabilmek. Ve ona kardeşleyen, aileleştiren, karıştıran, eşitleyen, ortaklaştıran soylu hikayeler, yazılar yazmak!..
Anadolu’nun kültürel, sosyal, siyasi karakterini tanıdıkça ve derinlerine, halkına indikçe, korkularımız azalıp yok oluyor. Çünkü çok güçlü ve artık Tanrısal anlamları olan bir beden. Kendini her şeye ve herkese rağmen savunan ilahi mekanizmaları var.
Ayet gibi Kur’an gibi okuyoruz artık Anadolu’yu... Dünyada bu kadar hızla birbirini karıştıran, kardeşleyen, aileleştiren bir başka coğrafya parçası bulamayız..
Sırf bu yüzden, ilahi bedeni öpüp, koklayalım, boynuna, insanlık adına, birliktelik adına, demokrasi adına çelenkler asalım... Toprağımızın hangi köyünde, hangi sokağında, insanımız memleketim dese Anadolu dese hâlâ gözleri yaşarır.
Bu topraklarda doğan her insan, coğrafyasının ruhunu tanıdıkça doğduğu memlekete secde etmeye başlıyor. Ve bazen duygusallıkta aşırıya da kaçıyor.
Bu yüzden yazarlığımız dualarla, tespihle, sarılıp sarılıp kucaklaşmayla sürüyor...
Çünkü üstünde yaşadığımız toprak parçası yüzlerce kavmi, mezhebi, dili, kültürü karıştırma ve kaynaştırma gücüyle artık insanlık için ‘tanrısal anlamlar’ taşıyor.
Aydınlar kuşkuya düşüyor o düşmüyor, devlet siyasiler, kuşkuya düşüyor o düşmüyor..
Üzerine her çağda her dönemde yüzlerce siyasi hastalık getirilip atılıyor, o bu güçlü bedeniyle hiçbirini bulaştırmıyor...
Anadolu topraklarında her dönem sorunlar oldu, yine var, ama bu sorunu, devlet, siyasiler, aydınlar değil, Anadolu coğrafyasının bu bilinmez ve hayran kaldığımız ilahi bedeni, kendi başına çözecektir! Yani hızla karıştırılıp, hızla hareketlendirilip, kardeşleşip aileleştirerek!...
Akşam
25/08/2005
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1143
tralles, ben de bu yazi icin tesekkür ederim. Hatta bir kac kez okudum.
Bu yaziyi tercüme edinde birilerine gösterin. Anlamazlar, bunu böyle hic yasamamislar ve bilmezler. Bilmekten ziyade yok etmek isterler.
http://www.1915human.info/nihat_genc
“Dediğiniz oldu, Türkler'in, Farslar'ın, Araplar'ın doğulu mazlum halkların, emperyalizme karşı büyük birlikler kurmasından başka hiçbir şansları kalmadı!..
Bugün emperyalizm bütün çağlardan daha sert, daha korkunç hegemonik ağlarını batı dışı topraklara atmış, nükleer bombalarla kol geziyor! Peki, anti-emperyalist saflara ne oldu? Bu düşüncelerle büyümüş kuşaklar nerede?
Söyleyeyim, kimi feministçilik oynuyor, kimi çevrecilik oynuyor, kimi etnikçilik oynuyor, kimi islamcı-amerikancı, kimi küreselcilik, kimi medyacılık, kimi beyoğluculuk, kimi şöhretcilik, kimi Che tişörtüyle mutlu, kimi Küba'yla nostaljilik oynuyor, kimi Avrupa'ya sarılır, kimi halkını aşağılar, kimi bizden adam olmaz yazıları yazar, kimi Kürt'ü, Türk'ü, Şii'yi, Arab'ı birbirine kışkırtır…
Ne bok olursanız olun, ancak, hepimiz anti-emperyalist ve bağımsızlıktan yana olmayacak mıydık? Bitti mi?
Bitiş sebebini de söyleyeyim. Bu eski marksist kuşak, bir zamanlar dünyayı değiştirmek için sömürgeciliğe karşı ayağa kalkmıştı. Sebebi, anti-emperyalist yaygara batıdan, batının solundan, batının proleteryasından yükseliyordu. Batıdan gelince sorun yok, hemen sarılırlar. Batıyla kolkola girip öldüler, hapishanelere düştüler. Şimdi değişen nedir? Değişen artık Batı'dan anti-emperyalist bir slogan, çığlık gelmiyor. Batı artık bizim eski marksistlere anti-emperyalist teori göndermiyor. Ne gönderiyor batının solu bizim eskilere? Etnikçilik oynayın, feministçilik, çevrecilik, insan haklarıcılık oynayın, diyor…
Bir zamanlar batının şirketleri, sizler zahmet edip uçak fabrikası kurmayın, bizde kurulmuşu var diyorlardı. Aynen böyle. Sizler zahmet edip fikir sahibi olmayın, bizde hazırları var, siz tartışmayın, bizde tartışılmışları var, size dergi de veririz, vakıf da veririz, para da veririz, yeter ki siz bizim tartışmalarımızı bizim tartıştığımız şekilde tartışın!..
Bu sistem tuttu, bugün doğu topraklarını gezin, tartışılan konular aynıdır, hepsini batılılar öğretmiştir, işte: Siyasi reformlar, insan hakları, feminizm, çevrecilik, medeniyet çatışması, başörtüsü… Papağan gibi her bir aydınımız bu başlıklar altında, aynı konu, aynı tartışmayı, İran'da da Mısır'da da Türkiye'de de aynı şekilde sürdürür. Tartışılmayan tek şey: ‘Anti-Emperyalizm’dir…”
“Türkiye gençliği şunu bilsin. Karşımızdaki düşmanın elinde çok sayıda nükleer bomba var. Bu nükleer bombalar ülkemizde ve batıda neden tartışılmıyor. Nükleer bombaların kaç yüz kaç milyon insanı anında öldürdüğü, öldüreceği, ‘insanlıkçı’ yazarlar tarafından neden tartışılmıyor. Nükleer bombalara karşı neden bir insanlık cephesi kurulmuyor. Ve intihar bombacıları vahşi olarak takdim ediliyor.
Değil nükleer bomba üretmek, Arap devletlerinden herhangi biri eczaneden daha büyükçe bir kimya fabrikası kurma şansına sahip değildir. Hemen bombalanır. Yani Araplar’ın masum, ilaç, teknoloji gibi yatırımları sözkonusu olamadı. İsrail ve Amerika tarafından bu teknolojik yatırım kimyasal şüpheler yüzünden vuruldu, vurulacak, yokedilecek, ya da yeni bir işgalin sebebi sayılacak.
Yani, araplar’a eczane bile açtırmıyorsun ama sen yüzlerce nükleer bombayı elinde tutuyorsun. Sonra Türkiye medyası, aydınları, vay anam neymiş intihar bombacıları diye feryat edecek…”
“İsrail Devleti’nin temel politikası şudur, dışardaki yahudi yayınları da bu görüşü yüzdeyüz desteklemektedir: “Fazlasıyla toprak işgal etmeliyiz. Bu toprak parçalarının bir kısmını barış masasına oturduğumuz iade ederek siyasi kazanç/üstünlük sağlarız!..
Yani önce alacaklar, sonra masaya oturup bakın yarısını verdik, daha ne istiyorsunuz, diyecekler. İsrail bu politikayla devlet olacağını sanıyor! (Türkiye bu devlete su verecek. Verilecek suyun Filistinliler’e de dağıtılmasını bastıracak kadar gücü olmayan zavallı Türkiye…)”
“İsrail’in en çok hoşuna giden hareketler ‘anti-semitist’ hareketlerdir, yani, İsrail, yahudi düşmanlığı yapanlardan çok hoşlanır. İsrail’in gizli şekilde bu hareketleri desteklediği ve büyük sevinç duyduğu ortadadır.
Çünkü, İsrail, yahudi düşmanlığı yapan ideolojileri/kitapları gösterip, bakın ırkımı yoketmek isteyenler var deyip siyasi kazanç sağlıyor. Ülkemizdeki Yalçın Küçük ya da Harun Yahya gibi yazarlar İsrail’in tüm dünyada yapamadığı propagandayı yapmalarını sağlar. Bakın benim ırkıma düşman, bana soykırım uyguluyorlar, diye haklılığını dillendirir.”
“Kazakistan’da Rus hayranı, Pakistan’da İngiliz hayranı, Cezayir’de Fransız hayranı ve Türkiye’de batı hayranı aydınları, daha fazla küçümseyip, aşağılayarak dışlamayalım. Unutmayalım ki batı, truva atını bu aydınlar üzerinden sokuyor. Batı bizi çatışmaya, kışkırtmaya, bu aydınlardan başlıyor.
Bu aydınlar batı kültürü karşısında ezikliğe uğramış, çoğu maalesef batılı kolejlerde okumuş, çoğu maalesef dolar üzerine hayat kurmuş, çoğu maalesef modern hayatın cafcafından ve şöhret düşkünlüğünden çok etkilenmiş. Batı neden truva atını bu aydınlar üzerinden kuruyor. Çünkü onları sürekli karşımıza alıyor, batıyı suçlayacağımıza onları dövüyoruz. Onları bizler ellerimizle birer vatan haini, alçak insanlar haline getiriyoruz. İçimizdeki batı hayranlarına daha nazik olalım, kafirlikle, taklitçilikle fazla suçlamayalım. Batı hayranlarına yönelttiğimiz ağır hakaretler bölünmelere, iç kavgalara ve onların iş adamlarının köpeği olmalarına yol açıyor. Onları usulca ve terbiyeyle kendi kültür ve kendi coğrafyalarının imkanlarına doğru yöneltmeliyiz.”
“Doğu topraklarında aydınların büyük bir çatışma noktası da, birbirlerini Amerikancılıkla suçlaması. Bilmeliyiz ki, her ülke, Amerika’nın soğuk savaştan kalma dümenleriyle sık sık kullanılmıştır. Suriyeli’nin Türkiyeli’ye siz Amerikancısınız, Türk’ün Kuveyt’e siz Amerikan uşağısınız diye boğuşarak, dalaşarak, aşağılayarak saldırmasının hiçbir anlamı kalmamıştır. Bizi birbirimize kırdırmak emperyalistlerin oyunudur. Birbirimize olan güvenimizi sarsmak için sahnelenir. Bugün maske düşmüştür. Kendimizi daha fazla aşağılayacak şansımız kalmamıştır, çünkü, bütün bu topraklardan geçmişten özür diler gibi, pişman olur gibi büyük bir anti-Amerikancı savaş yükselmektedir.”
“Nükleer tehditlerle gezegenimiz yıkılıyor, tarihin en acımasız haksız savaşlarıyla dünya yıkılıyor, herifin derdine bak, oturmuş plazasında klimalı odasında ‘asker gönderelim’ diye fetva veriyor. Doktor, hemşire, mühendis, elektrikçi, gıda yardımı gönderelim, aklından geçmiyor.”
“Bu gazeteci bozmalarının tarih, coğrafya, siyaset, felsefe, estetik ve insanlık kültürü bilgileri sıfır düzeyinde, işte okuyun yazılarını, görün. Bu cahil sürüsü, boylarına poslarına bakmadan büyük devlet politikaları yapmaya yelteniyorlar. Yok Kerkük bizimmiş, yok masadan pay almamışız gibi laflarla alçaklıklarını maskelemeye çalışıp, güya hem nalına hem mıhına vurup cinlik yapıyorlar.
Amerika, bayrağını, bu kadar hür, bu kadar özgür, muzaffer orduları eşliğinde Irak’ta dalgalandıramadı. Ama bizim Tv’lerimizde aylarca dalgalanıyor.
Günde elli defa, beyin iğfal şebekesi gibi, ortaokullu çocuklara, liseli çocuklara, bin defa aşk şarkılarıyla ABD bayrağı dalgalandırdınız. Artık bu saatten sonra, ‘alçaklar, vatan hainleri, Türkiye düşmanları, cahiller, Amerikan uşakları’ diyerek küfürler etmek bir fayda eder mi? Hepiniz savaşla belgelendiniz. Şaha kalktınız, suç üstü yakalandınız.
Bir de kalkmışlar devlete, millete akıl veriyorlar. Cahil herifler, susun, oturun aşağı, bokuyla oynayan deliler gibi konuşmayın orada.
Türkiye devletinin zaten bir avuç aklı var, o da İsrail ve Amerikan tarafından kilitlenmiştir. Bu kilidi, geçtiğimiz elli yıl içinde sizin gibi salak, satılmış gazeteciler sayesinde vurmuşlardır.
Türkiye içte ve dışta, cahil yazarları yüzünden bu devletlere mahkum hale gelmiş, köleleşmiştir. Bir de fazladan artistlik yapmayın. Türkiye’nin savaşa girmesi çıkarınaymış gibi yumurtlamalar size kalmadı. Güya, Türkiye’yi düşünen, koruyan düşünceler..
ABD Irak’a yerleşti, işte dünyanın gelmiş geçmiş en manyak savaş makinesi gelip yanımıza kuruldu. Artık İncirlik’e de ihtiyaçları yok. Irak’ta binlerce İncirlik.”
“Batılılar zaman makinesine girip yüzyıl önceye ortaçağın tadını çıkartmak için… dilenci sesleri içinde, defler çalacak, bir kaç dilber göbek atacak. Kahire’de güneş eski bir hela maşrabasına benziyor. Binlerce dilencinin kara yüzleri sönük lambalar gibi. Yüzleri, erimiş kararmış içine gömülmüş mum gibi. Dilenciler, çürümüş tahtası, eski ibiş kuklalar gibi. Allah’a imanla itaat edenlerin ülkesi, turistlere komik ilginç biblolar olmuş. Serserisi, köprüaltı, berduşu durmaksızın Kur’an okuyor! Hamdsız, şükürsüz, nursuz, duasız, secdesiz bir Kur’an!.. Yanıbaşında sultanlar Kahire göğüne havaya asılı kalmış. Işıltılı altın renkli bir ışık satmaya çalışıyor! Serap bu, sultanlar kendini oyalıyor!
Oyuncak tahta yılanlar gibi Kahire’yi mistik bir dumanın esrarıyla dünyaya pazarlıyorlar. Doğunun soylu rengi, kokusu gitmiş, Kahire her gün yüzbinlerce dilenci kusuyor. Tatlı ve yumuşak ve merhametli o dinlerin dini İslam! Burada kara bir çaputa sarılmış. Kör doğmuş devletler gördüm doğuda, aklımı oynatarak döndüm. Ey Muhammed Mustafa, yoksulluğun, cahilliğin yoksa şeytanın mı ağına düştük. Yüzlerce yıldır bu topraklarda aklımıza gelenle idare ettik. Yüzlerce yıldır Allah’ın nuruna, ışığına kara baltalarla saldırdık. Geldim işte kapına, ne ev, ne kapı var, çöplükte sıçanlarla uyumuş çocuklar. Bu çöplüğe ben de kalbimi döksem. Kalbimin elbisesini artık bu çöplükten dokusam, Mısır’a sultan olsan ne yazar, artık bir hikaye çıkmaz burdan. Karnımızı doyurmak için turist sofralarında oryantal bir göbek olmaktan başka!..
Gümüş tabaklar ve şarap şişeleriyle dolu yüz katlı gökdelende dansöz olmaktan başka… Ah Mısır! Hakikatın hançeresi!. Hadi çözün bakalım doğunun bu esrarlı bilmecesini, sefalet mi maskaralıktan çıkar, maskaralık mı sefaletten. Ruhum makasla kesiliyor. Korkumu gizlemek için Kahire çöplüğünden ıslık çalarak kaçıyorum. Gecelerim artık bu çöplükte uykusuz geçecek. Sıçan yüzlü çocuklar Kur’an okuyorlar, Kur’an değil sanki, Kur’an sayfalarını yırta yırta okuyorlar. En zehirlisi, en son hikayemizi okuyorlar! Tek hikayesi kalmamış hela fırçası çocukların yüzü!..”
“Demokrasi/İnsan hakları gibi soruları işgalcilere karşı sormaya kimse cesaret edemiyor. Bu soruların muhatabı yine öldürülen/katledilen ülkeleri işgal edilen bu yiğit insanlar oluyor. Yani, şöyle diyelim, demokrasi/insan hakları yaygaraları katliamcıların bomba seslerini örtmeye yarıyor. Hem insanları kıyımdan geçiriyor, topyekün işgal ediyor hem de yüksek sesle ‘demokrasi’ diye bağırıyorlar. Demokrasi lafını en çok sarfeden batılılar olunca, uygar, kurtarıcı, özgürlükçü oluyorlar. Cesedleri havalarda uçuşan bu insanlar demokrasiden anlamayan ‘vahşi’ sürüleri gibi takdim ediliyor!”
dertli abi, senin kütüphanede var mi bu kitap? lütfen haber edin okumaliyim.
bir kac tane kitap daha almaliyim.
Hikayeleri, romanları, makaleleri ve televizyonda yaptığı konuşmalarla yaygın ve güçlü etkiler uyandıran yazar Nihat Genç, çok ilginç ve sarsıcı bir kitap yayınladı: KARANLIĞA OKUNAN EZANLAR.
http://www.8sutun.com/files/karanliga-K2.gif
Sevgili arkadaslar, bayadir oluyor, Nihat Genc'in "Hangi Allah" isimli makalesini okums, ve cok ilginc bulmustum. Hakkinda uzunca düsündüm, cevremdekileriyla tartsitim. Genc'in son kitabi "Karanliga Okunan Ezanlar" kitabinda basilmis, bir suretini cikarip sizlerle paylasmak istedim.
Belki üzerine bizler de kendi aramizda tartsiailirz. Umarim Nihat Genc bu kopyalama hareketimi mahsur görür.
Ancak yazi bir hayli uzundur, kisa bölümler halinda buraya postalayacagim, zamaniniz oldugu vakit okumanizi tavsiye ederim.
http://www.8sutun.com/files/karanliga-K2.gif
Kendi kitabi hakkinda söyle diyor Nihat Genc:
Karanlığa Okunan Ezanlar’ı niçin yazdınız? Bu kitabın amacı, hedefi nedir?
Batının bilfiil işgalini, saldırıları ve nükleer bombalarını duymazlıktan gelemeyiz. Hemen bir direniş mekanizması kurmamız gerek. Yine batının etnik, mezhepçi ve bölücü faaliyetleri Anadolu halkını zıvanadan çıkartmış, büyük bir psikolojik gerilim ve panik duygusu yaratmış vaziyette. Batı bizi işgal edecek mi, çözülecek miyiz, gibi psikolojik darbeler aldığımız bugünlerde bin yıllık tarihimizin kardeşliğini dilim döndüğü kadar anlatmaya çalıştım. Batının saldırıları karşısında kendi medeniyet terbiyemizin asil birkaç çizgisini genç kuşaklara hatırlatmak istedim.
Hangi Allah?
Küresellesme, Batililasma, Avrupa Birligi gibi tartismalar uzun
bir süre daha derinden tartisilacak. 16., 17., 18.,19. yüzyillar Bati'nin
aydinlanma serüvenine isaret ediyor, ancak, 10., 11., 12., 13.,
14. yüzyillar da bu topraklarin aydinlanmasi yasanmisti. Ibni Sina'dan
Farabi'ye, Muhiddin Arabi’den Mevlana'ya kadar bilimde,
fende, tasavvufta dev insanlar yetisti. Allah nedir, evren nedir, iyilik
nedir, devlet nedir, ahlak nedir, gibi büyük insanlik sorunlarini
tartisip ciltler dolusu yazdilar.
Tanzimatla baslayan siyasi ve kültürel degisimimiz Avrupa Birligi
macerasiyla yeni bir safhaya girdi ve bu AB, önce ekonomik bir
birlik olarak tasarlanmisti, simdi son on yildir AB kapisinda ekonomi
degil Hiristiyan-Müslüman çatismasi tartisiliyor.
Hiristiyanlar bu topraklarda Sam'da, Kahire'de, Istanbul'da ve
çok yerde binlerce yil yasadi. Ancak Müslümanlarin Bati topraklarinda
yasama hikayeleri yenidir. II. Dünya Savasi öncesi sadece bilim adami, arastirmaci, elçi gönderirken, II. -Dünya Savasi sonrasi
daha büyük kitleler (isçiler gibi),Bati'ya yerlesmeye basladi. Ve bir
de Osmanlinin kopan parçalarinda kurulan Hiristiyan devletlerde
Müslümanlar yeni bir hayata basladi.Velhasil yerlesme ya da orada
kalma hikayemizin serüveni çok yenidir. Zaten Bati'nin bugünkü
sehirlerinin bir dünya sehri olma hikayesi çok yenidir ve çok çesitli
kültürler ve insanlarla tanismasi yüz elli yili geçmez.
Baska kültürler, dinler, mezhepler, farkliliklarla bir arada oturmak
ne anlama gelir, iste bugünlerin çok konusulan mevzuu. Bati'nin "bir arada oturma" konusunda hangi hukuku, yasalari devreye soktugunu biliyoruz. Ancak bizim siyaset felsefemiz, bizim kültür felsefemiz,çok çesitli insanlarin yan yana oturmasina ne diyor? Bir kiyisindan bakalim. Artik bir Hiristiyan-Müslüman çatismasi ya da artik bir etnik çatismaya dönen bu tartismalarin kökenine inip kendi dünyamizin ruhunu anlamaya çalisalim.
Batida Immanuel Kant denlilen adam nasil aklin kategorileriyle
felsefede yeni hir anlayis baslattiysa, bundan on asir önce de bu topraklarin
mutasavviflari, diyelim Muhiddin Arabi de metafizik ya da manevi alanlarda insanlik için/hepimiz için devrim niteliginde ahlak ve Tanri felsefeleri gelistirdiler.
Mutasavviflarimizin, ya da Muhiddin Arabi'nin felsefesini bu sütunda
çok kisa özetlemek mümkün degildir. Ancak, felsefesini bir
ucundan anlamaya çalisabiliriz.
Muhiddin Arabi, her insanin kendi kalbinde, içinde, bir Tanri tasavvuru/
sureti oldugunu söyler. Herkesin kendi tasavvuru kendine göre dir. Benim içimde de bir Tanri sureti olusmustur, baskasinda baska türlü olmustur,yani, herkesinki baska baskadir. Kisaca, dünyada yaratilmis ne kadar insan varsa Tanri'yi kendince tahayyül eden o kadar farkli Tanri anlayisi vardir. Arabi, sonunda „bende bütün suretler vardir“ der. Bir nevi, herkesin Allah'i, benim Allah'imdir. Herkesin Allah'i bizim Allah'imizdir.
Bunu, meshur bir hikayeyle söyle basitçe anlayabiliriz. Körlere fili
tarif etmelerini söyleriz ve herkes dokundugu yeri anlatir. Biri
hortumdur, biri kuyruktur, der. Sonraki yüzyillarda tasavvufun temel
anlayisi olacak felsefe buradan hareket eder, herkesin tarifi kendince
dogrudur. Hepsi bir sekilde kendince/kendine göre bir filin
parçasini tarif etmistir.
Tasavvuf üzerine felsefe gelistiren mutasavviflar bunu en güzel su
hikayeyle özetlerler. Bir gün Musa peygamber Tur Dagi'na Allah'la
görüsmeye giderken, yolda, nehrin kiyisinda, gömlegini yikayan
bir çobanla karsilasir. Coban hem gömlegi yikamakta, hem de, "Ey
güzel Allahcugum, senin de böyle gömlegin olsa, onu da böyle çitileye
çitileye yikasam"demektedir. Musa peygamber çobanin Allah'i
bu sekilde sevme tarzina karsi çikar. Ve çobani azarlayarak, sen
ne yapiyorsun, Allah' hiç böyle sevilir mi, hiç Allah'in gömlegi olur
mu deyip çobani elestirir.
Tur Dagi'na çiktiginda ise Tanri Musa peygambere "Ey Musa,
kulum beni nasil seviyorsa, öyle sever. Sen karisma," diye Musa
Peygamber'e çikisir.
Bu çok meshur hikaye bize çok seyanlatir, çünkü birçok yorum
bu hikaye üzerinden yapilir. Baslayalim. Musa peygamber çbana.
kendi inancindan dolayi bir sevme sekli öneriyor. Ve Allah'in gömlegi
olamayacagini söylüyor. Musa Peygamber kendi tanidigi Allah’in formunu, suretini, çobana da dayatiyor. Yani Musa Peygaamber'in bir inanci var ve bu inancinin da bir sekli var... Çobana bu inancnin sekliyle baski uygulayip, çobanin da kendi 'Allah inancina ve onun suretine göre iman etmesini , zorladigini söylerler.
Oysa çobanin bizimle mutabakata vardigi bizimle ayni olan bir,
Tanri tasavvuru yoktur. Çobanin inandigi Tanri çobana göredir, bu
da Tanri'nin gömlegi ni irmagin taslarina vura vura yikamaktir,
Kendi Tanrisini kendi içinde böyle bilmekte ve Tanrisini böyle sevmektedir. Oysa Musa Peygamber ona kendi inancinin formunu suretini dayatmaktadir.
Muhiddin Arabi ve sonraki tasavvuf alimlerinin Tanri kimdir,
nasildir, tartismalari süphesiz cilder dolusu, kütüphaneler dolusu
sürer. Kelamdan, bilimden, Kur'an'dan,dünya’dan, evrenden, ahlaktan, seriattan bin bir tartismanin içine dogru gelisir.
Ve bu alimlerin Tanri, insan, iyilik, evren, vahiy, Peygamber, gibi
konularda söyleyip yazdiklari yüzyillar süren bir anlayisin temel
taslari olur.
Simdi baslayalim, her insanin Tanrisi kendine göre olduguna göre,
dünyada bu kadar çok Tanri mi var? Yani dünyada ne kadar insan
yaratilmissa dünyada o kadar çok farkli Tanri miyar?.
Evet, çokluk içinde birlik (kesret içinde vahdet), birlik içinde
çokluk denirken, bu kastedilir: Herkes farkli Bir Tanri sureti ni
içinde besler, büyütür, ancak, hepsinin Tanrisi son nihai noktada
ayni büyük ve tek kapiya açilir.
Bu tasavvuf anlayisina Kur'an'dan nasil bir kapi açilir, yani seriat
ne diyor? Kur'an'in adlarindan biri de toplamadir. Önceki dinleri,
peygamberleri, hayatlarini, görüslerini Kur'an bir arada toplamistir.
Ve Kur'an bunlarin hepsine inanir, iman etmemizi söyler.
Kur'an'da, yani seriatta, baska dinleri, peygamberleri dislamaz,
kimsenin dinini, imanini disarida birakmaz.
Dünyada yaratilmis her mezhebi, her fikri, her düsünceyi, herkesin
suretini, tasavvurunu, ayni gören, bir gören, hiçbirini dislamayan
hepsini içine alan bu büyük tasavvuf ekolünün temel düsünce
tarzi, iste budur..
Bizim siyaset ve kültür felsefemizin özeti budur..
Tanri'nin sureti derken neyi kastediyoruz, bunu,sanat felsefesiyle
daha iyi anlayabiliriz. Mesela kiliselerde Tanri'nin oglu Isa'nin heykelleri var. Bu heykeller de bir Tanri tasavvurudur. Ancak kilisede bu tasavvur, tasa, tahtaya, yani bir sekle sokulmus, heykel gibi kasi, gözü sekli ortaya çikarilmistir.
Böylelikle kiliseye giden herkesin zihnindeki Tanri Isa formu birbirine
benzer. Oysa Islamiyet'te formlar soyuttur. Tanri'nin suretlerinin
ya da kutsallarin sekilleri yoktur. Hepimizin Tanri tasavvuru
ve suretleri içimizde bizde kalmistir. Hepimizin ortaklasa anlasacagi
Isa heykeli gibi bir imgemiz yoktur.
Bizim dini mekanlarimiz soyut sekillerle süslenmistir. Geometrik
sekiller, stilize süslemeler gibi. Islamiyet formdan kaçmistir.
Suret yaratmamaya çalismistir. Bu temel yasa hat örneklerinden
tezhibe kadar her sanat çalismasi Islam sanati için kaçinilmaz bir
ilahi yasa olmustur.
Çünkü bizim beynimizde, kalbimizde bir Tanri vardir evet, ama
bunun suretiyle öbürlerinin sureti ayni midir? Kilise bir Tanri figürü
ortaya koyar. Oysa bizim böyle seklini gösterebilecegimiz
Tanri yoktur. Her insan farkli bir cografya, farkli bir aile, farkli bir
yetisme tarzindan geldigi için, o insanin içinde tahayyül ettigi Tanri
sureti süphesiz baska baska olacaktir.
Oysa kilise, Musa Peygamberin çobana dayatmasi gibi, kendi kati Tanri formunu hepimize empoze etmeye çalisir. Tanri'nin sureti
budur, der. Yani kilisedeki inancin bir sekli vardir. Bu sekil dayatilir.
Söyle dayatilir, Endonezya"da da Fransa'da da kiliseye gidenlerin beyninde-kalbinde- Isa heykellerini gördükleri için ayni benzer Tanri sureti olusur.
Hazir sanat felsefesine girmisken, lafin ucunu kaçirmadan, sanat felsefesinden devam edelim. Ne dedik, Isa'nin bir formu var. Isa'nin heykelini herkese benimsetmek zorundasiniz, o halde, herkesin tanrisi birbirinin aynisi gibi olur.
Bakin, Bati felsefesinin çiktigi yer Yunanlilari mermerleriyle,
heykelleriyle biliriz. Mesela Afrodit heykeli... Çok meshurdur. Afrodit
heykelinin oranli hatlari hepimize biçimsel bir estetik zevk
asilar. Kasi, gözü, vücut ve yüz hatlari biçimlidir. Bati'nin güzeli
iste bu form güzelligidir. Biz buna distan görülen güzellik diyoruz.
Dokundugumuz güzellik diyebiliriz. Karsimizdadir..
Oysa Dogu'nun güzeli Leyla'dir. Içinizde Leyla'nin resmini, fotografini,
heykelini gören var mi? Yok! Ama herkesin içinde bir.
Leyla vardir. Bütün sarkilarini, asklarini yasadigi bir Leyla!.. Çünkü
Leyla Afrodit gibi disardan görülen dokunulan bir güzel degildir.
Leyla içimizdedir. Leyla'nin kasi gözü,nasildir, orantili midir,
estetik ölçüler içinde midir, bilemeyiz, çünkü herkesin Leyla'si
farklidir.
Çünkü herkesin güzellik anlayisi, çevresi, yetisme tarzi, ailesine,
kendi begenisine göre degisir. Oysa Mrodit heykeli hepimize düzgün
hatlar jçinde ortak bir güzellik anlayisiyla bir estetik begeni
empoze eder, dayatir. Sanki tüm dünya güzellik anlayisinda Afrodit
ölçülerinde mutabakata varmis gibi. Ama bu güzellik anlayisi
hepimiz için aynidir, benzerdir.. Amerikali bir çocukta, Japon bir
çocukta ayni biçimde ayni forma asik olabilir.
Oysa Leyla'yi gözlerimizle göremeyiz, Leyla'yi içimizde tasavvur
ederiz, Leyla'nin içimizdeki suretleri herkese göre baskadir. Yani
Afrodit güzelliginin bir kurali,kaidesi, bir matematigi bir geornetrisi
vardir. Bunlar Bati güzelliginin yani Bati estetiginin hukuk
kurallari gibidir. Bu kurallar estetikte yani Afrodit'in biçiminde, aynidir, kilisede Isa'nin formunda aynidir, sokakta-dairede hukuk ve yasalarda aynidir. Herkes ayni forma ayni inanca ayni güzellige inandirilmaya çalisilir...
Görüldügü gibi, Bati felsefesi, .Tanri'nin suretlerini forma döküp,
bir estetik kurallar, kaideler, oran hesaplari, yani, Isa'nin formunda
oldugu gibi, bir inanç formundan hareketle, matematik, geometrik
ölçüler içinde bir Tanri tasavvuru olusturur.
Islam tasavvufunda böyle bir kural, kaide, dayatma, empoze etme, form sekli yoktur, herkes kendi Tanrisin kendi içinde kendince surete sokup sonsuzca çesitlendirir..
Simdi, Bati bize Afrodit'in ahenkli matematiksel düzgün oranlarini
ya da Isa'nin yüzünü tasvir ediyorum ve imani ve güzelligi böyle
empoze ediyorsa, bize sunu demek istiyor. Iman budur, güzel budur.
O halde, biz, baska bir heykel yapip Afrodit'in önüne çiksak,
bizimkini begenmeyecek "çirkin" diyecek. Ya da senin yaptiklarini
dislayacak. Çünkü elinde baskasinin güzellik anlayisini ya da iman
anlayisini elestirip kiyaslayacak kendi ölçüleri var..
Bunu en iyi söyle anlatabiliriz, su karsitlik isine dönelim. Islam
tasavvufunda "karsitlik/zitlik" örneginde en çok Musa-Firavun çatismasi
verilir. Firavun lanetlidir, Musa'nin soyunu kazimistir, beddua
edilir. Yani, dünyada birbirinin zitti, karsiti, düsmani iki ayri
sey var midir?
Mesela Mevlana Mesnevi'sinde Musa-Firavun karsitligini kabullenmez.
Bugün aklimizla alamayacagimiz derin seyler söyler, askla
anlayabilecegimizi söyler. Musa ve Firavun bir yerden sonra ayni
seydir.. Ayni Tanri'nin parçalari. Bu zitliklari her insan kalbinden
düsmanlik olarak çikarmadan tasavvufta yol kat edemez der. Bu
hal, ask halidir. Firavun çok kötülükler yapmistir ama onun sadece
bu niteligi kötüdür, diger bütün nitelikleri bizimle aynidir. Ask
halinde, düsmanliklar, baskasi, nefret, öfke, dislamak, yoktur. Ask
hali Allah'in sifatlaridir. Allah'in sifatlari dünyada yaratilmis her
seyi kapsar. Ask iyiliklerle/Allah'la hemhal olma halidir. Musa da
Firavun da aynidir. Çünkü kalpten kötülüklerden silinmis, çatisma,
zitliklar kazinmistir..
Bu durumu biraz sonra daha iyi anlatacagim, ama, önce sunu bilelim,
"zitliklar" disimizda gördügümüz dünyada midir?Yoksa içimizde
midir? Islam tasavvufu, dagda tasta insanlar arasinda "zitliklar"
kabul etmez. Zenci-beyaz, disi-erkek, su-ates gibi karsitliklari
kabullenmez.. Bütün "zitliklar" disimizda degil, içimizdedir. O
halde kalp terbiyesiyle içimizdeki kötü yönleri temizleyebiliriz.
Kalpteki zitliklara ikilik der. Ikilik demek Allah'a sirk kosmaktir.
Çünkü kalpte Allah'tan baska sey olamaz. O halde kalpte karsitlik/
zitliklar olamaz!.
Islam tasavvufu karsitliktan hoslanmaz! Müridin kalbindeki karsitliklari/
zitliklari gidermesi gerektigini, yani düsmanliklan kötülükleri önce, kendi içinde, halletmesi gerektiginin terbiyesini verir. Karsitlik nedir, disi-erkek, ates-su, arti-eksi, negatif-pozitif, gece-gündüz… Bunlar gercekten birbirinin zitti/karsiti midir? Hayir, sadece bir nitelikleri farklidir. Mesela kadin ile erkek ayni bedene ayni surete ayni duygulara sahiptir ama cinsel organlari farklidir.
Ates suyun karsiti midir, hayir, atesin icine girersek nem, suyun icine girersek ates bulabiliriz.
Yani bütün nesneler karsitlik olusturabilir, ama ayni seyden yapilmistir. Ayni ruhtan… Islam tasavvufu buna „Vadeti Vücut“ der. Dünya’da yaratilmis hersey Tanri’nin vücududur, parcalaridir. Demek ki Tanri icinde zitlik, karsitlik olmaz… O halde düsmanlik, nefret, öfke olmaz!
Daha dogrusu su, disimizdaki dünyadaki zitliklar, bizim onlari zirlik olarak algilamamaizla olusur. Yani sorun icimizdedir. Icimizdeki zitlik ve karsitliklari askla gidererek, kötülüklerden iyiliklere karanliktan isiga/nura yani Tanri’ya dogru büyüyebiliriz., yücelebiliriz, eriyebiliriz, zitliklari/karsitliklari icimizden kaldirabiliriz.
Simdi bu karsitlik/zitlik fikrinin Bati felsefesinde siyasi alana nasil
yansidigini, siyasi ve sosyal çatisma alanlarinin nasil felsefe haline
getirildigini kisaca görelim.
Mesela, Hegel denilen Alman, 'devlet' görüsüyle meshurdur. Hegel'in
'devleti' tarifi nasildir? Hegel bir zitlik fikriyle tarihi yorumlamistir. Tarihte olup biten herseyin birbiriyle çatisarak gelistigini iddia eder. Bu, tez, antitez,
sentez, olusumudur. Sonra sentez yeniden antitezini bulur, yeniden
çatisir, yeni ve daha gelismis bir sentez çikar ortaya.
Hani basitlestirerek anne tez, baba anti tez, çocuk sentez, gibi.
Hegel tarihin isleyisini böyle düsünür. Ve tarihte gizIi bir aklin
iste böyle gelistigi ni söyler. Bu rasyonel bir gelismedir. Rasyonel
akil çatisarak tekrar çatisadik daha mükemmel örneklere dogru ilerler.
Diyelim ahlak, diyelim din, diyelim ticaret, diyelim bilim böyle
gelisir.
Ama en önemlisi, bütün bu çatismalardan sonra rasyonel aklin ortaya
çikardigi en mükemmel varlik deviet'tir. Aklin son mükemmel
merhalesi olarak devleti görür. Devlet bir nevi tarihin Tanrisi'dir.
Yasanmis tarih içinde bir yigin fikir, kurum, savas, din gelismis.
çatismis gelip gitmis ama hepsinin çatismasinin nihai sonucu ortada
bir devlet sekillenmistir. Devlet'i ortaya çikaran tarih içindeki
gizli rasyonel aklin mükemmel ilerleyisidir..
Karl Marks da tarihin nasil isledigini (tarih felsefesini) teorize etrnek
ister, iste Hegelin bu çatisma fikrini felsefesine merkez alir.
Yani Hegel'in ne dedigiyle ilgileni1mez, ama Marks da Hegel gibi
ilerleme fikrini tez-anti tez çatismasiyla olustugunu düsünür.
Üstelik bu fikir basittir halk anlayabilir., tarih gibi, felsefe gibi;.
bilim gibi, karmasik süreçleri bu basit çatisma fikriyle kolaylamis
ve kitlelere anlatmis oluruz. Marks bunu basarir.
Ancak Marks'in catismasi sosyal alanlarda kurulur. Marks'in dünya
tarihinde ilkel toplumlar, feodal toplumlar, burjuvalar, efendiler, köleler, sanayi toplumu vardir. Bu toplumlar kendi içindeki sosyal siniflarin çatismasiyla ilerler.
Yani bir tarafta burjuva diger tarafta isçiler, yoksullar. Tarih boyu çatisma içindedir. Serfler, beyler, efendiler, krallar, yönetenler, üst sinif, yönetilenler, köleler, fakirler, alt siniflari olusrurur. Bu iki sinif, tarihin her döneminde birbiriyle kiyasira çatisarak dünya tarihini olusturmustur.
Ve son olarak sanayi toplumunda da çatisma alanlari belli olmustur,
bir tarafta fabrika sahipleri, burjuvalar, sanayiciler, diger tarafta
isçiler.. Bu son nihai çatismada proletarya (isçiler) iktidari son bir
savasla ele geçirecek ve tekrar her seyin bölüsüldügü özgürlükçü
cennet toplum kurulacaktir.
Karl Marks'in bu tarih tezine, diyalektik materyalist tarih felsefesi
adi verilir. Görüldügü gibi zitliklarla karsitliklar basroldedir.
Yöneten yönetilenin zitti. Efendi kölenin Zitti. Kral tebaa’nin zitti..
Tabiiki üst sinifin en belirgin özeligi, (idareyi elinde tutmasinin
sebebi), üretim araçlarini elinde tutmasidir.
Marks'dan ögrendigimiz, tarihin bir sosyal çatismalar alani oldugu ve siniflarin isatisarak tarihi ilerlettigi fikridir. Gerçekten Fransiz Ihtilali bu fikrine güzel izah eder. Yoksullar, alttakiler, aristokratlari, burjuvayi, krali kitir kitir kesti. Ve Sovyetlerde de bir sanayi toplumu henüz olusmadigi halde, Bolsevikler bu zitliklari kurdular ve egemen Çarligi ve onun toprak zenginlerini alasagi edip dogradilar.
Tarih gerçekten "zitliklarin" çatismasiyla mi ilerler? Sosyal siniflar zitlik olusturur mu? Daha basit soru soralim. Patron isçinin zitti, karsiti midir? Isçiyle patron birbirinin tam tersi midir? Simdi Marks'in tarih tezini bir yana birakalim. Marks bambaska bir büyü bulmustu. Beynimizin çalisma sekli. Sanki aklimiz dünyayi zitliklariyla kavriyor. Bu beynimizin bir hastaligi mi, bizler esyayi, hayati hep "karsitliklari olumsuz örnekleriyle mi ögrenmeye yatkiniz?
Artik beynimiz, tarihi, sosyal hayati "çatisma" olarak ögrenir. Bugün beynimizin akil yürütme, çalisma sistemi bu fikirlerle yikanmistir. Bizler hayati, bilimi, tarihi ekonomiyi her seyi "zitliklarin", "karsitliklarin" çatismasi gibi yorumlariz. Catisma fikri, beynimize ögretilmistir artik..
Iki yüz yil dünyanin bütün meydanlarinda ve parlamentolarinda
olusan sagci-soku fikirler iste bu "çatismaci" beynimiz tarafindan
üretilmistir.
Mesela bu sosyal çatisma fikrini Dogu topraklarina yani sanayilesmemis
bati disi topraklara tasimak isteyen aydinlar çikti. Bu sosyal
çatisma bu topraklarda insa edilmedi. Çünkü isçi sinifi yoktu, dediler.
Yani çatistiracak ideolojik malzeme tarihsel olarak sekillenmedi, dediler.
Ve bu sosyal çatisma fikriyle, altta kalanlar, hakki yenenler, yoksullar,
isçiler, sendikalairda partilerde örgütlenip büyük siyasi bir güç
oldular. Haklarini dayanismayla, örgütle, yan yana gelerek ama burjuvanin,
Ve devletin karsisinda mevzilenerek aldilar.
Ancak, sadece „örgütlenerek“ hak almadilar, çogu zaman da burjuvalari
kestiler, kitleleri yok ettiler, zitti olanlari tarihten sildiler,
kovdular, sürdüler, parçaladilar..
Yine,de bugün, sosyal çatisma alaninda zitliklar/karsitliklar olusturulmasi
dogru muydu sorusunu sorabiliriz. Bir tarafta egemenler, diger tarafta yoksullar kiyasiya savasiyor, bu dogru mu?
Sosyal siniflar birbirinin eksi-arti gibi negatif-pozitif gibi tam
karsi kutbumudur?
Ya da tarihi "çatisma" fikri disinda baska türlü izah edebilir miyiz?
Marks'in bu çatismaci tarih felsefesi bir afyon muydu, bütün
aydinlarin beyniyle oynadi... Bunlar halen tartisilir sorunlardir.
Ancak, disimizdaki dünyayi, Musa-Firavun gibi, isik-karanlik gibi, disi-erkek gibi. Zengin-fakir gibi karsitliklarla ögrenme biçini beynimizi soniki yüz yildir böyle çalistiriyor. Yani bizler ögrenmek isterken bir seyleri, onlarin zitliklariyla tanimak isteriz. Onlarin olumsuz örnekleriyle izah ederiz. Olumsuzluklarini ögrenmek artik bilinç sekli midir? Böyle akil yürütürüz..
Bunlari çok tartisiriz, yazimiza dönelim..
Sovyetlerin iflasiyla ve 1980'lerin liberal politikalariyla tüm dünyada
Sag-sol çatisma alani gündemden düstü. On yillar var ki artik
dünyaya sagci-solcu, bakamiyoruz.
Artik yeni bir çatisma alanimiz var: Etnik çatismalar. Cerkez-Gürcü,
Ermeni-Türk gibi.. Ruanda'da Hutilerle Tutsiler ayni kabileden
oldugu halde iki milyon insan dogranarak katledildi. Bosna'da, Çeçenistan'da
Türkiye'de, Irak'ta, Harfur'da, Kibris'ta, Lübnan'da "etnik
çatisma"-alanlari milyonlarca insanin ölmesine sebep oldu.
Müslüman-Hiristiyan denildi, mezhep denildi, irk denildi, kavim
denildi, farkli kültür denildi ve hepsi özetle "etnik" olarak bir
çatismanin içine sokuldu.
Sag-sol çatismasinin birdenbire etnik çatisma alanina dönüsmesi
anlasilir bir sey, çünkü aydinlar, siyasiler zaten beyin olrakak akil yürütme olarak "çatismaci" bir ögrenme kültüründen geliyor. Önce zitliklar kuruluyor, karsitliklar olusturuluyor, sonra bu zitliklar üzerinden siyasi sosyal haklar aliniyor. Ve yine, zitlik kurulan siniflarla nefret, düsmanlik olusturuluyor,
yok edilme, dislanma, düsmanlastirma basliyor.
Bunu açalim. Simdi diyelim Arap-Türk çatisma alani kuruluyor
ve tarih boyu birlikte yasamis, ve tarih içinde en çok birbirine karismis
bu irklar birden düsmanlasmaya dogru ve sonra birbirini yok
etmeye dogru soykirima girisiyor. Su soruyu soralim, Arap Türkün
tam ziddi midir? Araplarin da elleri kollari beyni çocuklari var..
Araplarla zit olan seyimiz, ancak bir tek niteligimizdir, yeni siyasi
anlasmazligimiz…
Peki Araplarla tek sorunumuz tek bir niteligimiz farkliysa, Araplari
topyekun yok etme fikri bizde nasil olusuyor..
Çünkü bu zitlik fikri beynimizde böyle çalisiyor, bir zaman sonra
siyasi anlasmazliklari beynimiz çözemeyince, artik baska türlü ama
ayni yoldan ilerliyor, Araplarin ortadan kaldirilmasi fikrine geliyoruz.
Türkiye'nin sinirlari etrafinda milyonlarca insanin etnik savaslarla
yok edilme sebebi aklimizin zitliklarla çalisiyor olusu mudur?
Oysa Araptan farkli tek tarafimiz siyasi çikarlarimizm farkli olusudur.
Ama aklimiz çatisma fikriyle kuruldugu için artik siyasi bir kavgayi
bir irki topyekun ortadan kaldirmaya kadar götürebiliyoruz..
Batinin, Hegel'in, Marks'in bize ögrettigi zitliklar üzerinden düsünme
tarzi simdi vahsilesmemize yol açiyor. Ruanda, Irak, Afganistan,
Çeçenistan, Harfiir, Ruanda, Cezayir, Bosna bunun binlerce örnegiyle dolu.
Yani, dünyamiz için tehlikeli olan, beynimizin yapisidir! Bu beyni
bize ögreten Bati bilimidir. Süphesiz dünyada karsit fikirler olacak,
ancak, bunlarin birbirini yok etmeye varan vahsiligini sorgulamaliyiz.
Catismaci bu bilimin, fende, tipta, matematikte, sanatta
pek bir ise yaradigini, dünyayi güzellestirdigini ve daha iyi örnekleri
karsimiza çikarttigi düsüncesini belki savunabiliriz. Ama bilimden
çikip, sosyal çatisma alanina geldigimizde bu çatismaci
beynimizin bizi vahsilestirdigini görürüz. Çünkü esyalarin nesnelerin
suyun çiçegin tozun molekülün karsitliklari olabilir, ama, acaba
insanlarin, insanlardan olusmus sosyal siniflarin, kavimlerin karsitliklari
olabilir mi?
Olamaz. Bir nesneyi anlarken soguk-sicak eksi-arti siyah-beyaz
gibi nitelikler isimize yarayabilir, ama, bir insani tarif ederken, onu
nesneyi tarif ettigimiz gibi soguk-sicak iyi-kötü Musa-firavun gibi
ayrimlarla anlayamayiz..
Belki de zitliklar birbirini tamamlamak için var, bir bütünün
parçalari, çatismadan, baska bir sekilde, iyilige, dogruya, güzele,
daha iyi örneklere, dogru yönelebilirler?
Bilimde zehir-ilaç ayrimini yapabiliriz, ama, sosyal sahada iyi insan-
kötü insan, diyerek düsmanliklar, kötülükler, nefretler, hirslar
Üzerinden "tarifler" yapabilir miyiz?
Marks, sosyal zitliklar üzerinden bir dünya felsefesi kurdu. Buna
Milyonlarca insan inandi! Çünkü Bati'nin aklinin isleyis tarzini
bulmustu. Simdi ayni akil "etnik" çatismayi ayni kafayla düzenliyor.
Yani, etnik taraflari düsmanlastiriyor, yok ediyor.
Batinin bilimi, kültürü bu.
Bizim ask felsefemiz, tasavvufumuz, bizim metafizik ve manevi
alanlarda, insan, iyilik, toplum, Allah, ahlak üzerine yazanlar ne diyor
peki?
Batiyla aramizdaki en temel ayrim burada çikiyor ortaya. Evet,
disimizda Musa-Firavun olabilir, bu bizim disardan gördügümüz,
bizim disimizdaki dünyada olup ,biten seydir, yani, patron-isçi,
efendi-köle disaridaki dünyada vardir..
Ama biz dünyaya disardan degil içimizden bakariz.
Zitliklarin dis dünyada olmasi bizim için o kadar önemli degil.
Çünkü biz zitliklara kalbimizden bakariz. Çünkü zitliklar kalbimizdedir.
Nefret, kötülük, öfke, vahset kalbimizde olusur. O halde dünyanin sekli, zitligi, karisikligi ne olursa olsun,bu dünyayi tarif edecek olan biziz.
Bizim en iyi bildigimiz dünya, içimizdir, kalbimizdir.
O halde er kisi, kendi kalbindeki zitliklari temizlemeli. Disimizda
Musa-Firavun çatismasi olabilir, ama, kalbimizden bu çatismayi
kovmaliyiz, çünkü, bu çatismanin her tarafini yaratan Allah'tir..
Hepsi Tanri'nin parçalari, isigi, nuru'dur. Hepsiyle yan yana durabilmeliyiz.
Içimizdeki "ikilikler" sirk'tir... Yani, Allah'a küfretmektir; bu da en büyük günahtir..
Ikilikleri gidermeliyiz, kalbinizden zitlik-çatisma-karsitlikla
olusmus görüsleri, suretleri defetmeliyiz..
Iste, içindeki ikilikleri, zitliklari yok etmek için fola çikan tasavvuf
düsüncesi tam bin yil Hindistan'dan Cezayir'e kadar bin çesit
kavmi, insani, kültürü, dili, ayni Allah düsüncesi altinda böyle kardesledi..
Yani zitlik, Zenci'nin siyah olusunda degil, benim içindeki "siyahlik"
"karaliktir" ben içimdeki siyahi silersem, zenci benimle ayni
tenden olur..
Simdi zahmet ettiniz bu yazimi dibine kadar okudunuz, o halde,
size su soruyu sorayim. Nesnel dünyanin zitliklari var, atesin, suyun,
demirin, havanin, metalin.. Bu zitliklarla bu nesneleri tanir,
anlar,çözmeye çalisiriz.
Ancak birde soyut zitliklar var, iyilik-kötülük, isik-karanlik, iyi çirkin
gibi..
Sorumuz su, biz nesnel dünyanin zitliklariyla soyut dünyamizin,
yani, kalbirnizin zitliklarini niçin karistiriyoruz?
Bu Bati felsefesinin en büyük eksikligidir, çünkü beyindeki zitliklarla çalismis kalptekilerle karistirmistir...
Hatta, içimizdeki dünyanin iyilikleri, kötü1ükleri, düsmanliklari, öfkeleri, nefretleri, vahsiliklerini iyice anlarsak, disimizdaki dünyanin zitliklarina karsi "düsmanlik, öfke" olusturmayiz..
O halde? Bugün siyasi olarak kurdugumuz dünya disimizdaki
dünyayi tarif seklidir, kurallarini, kaidelerini ilan etme seklidir.
Ama bu dünyayi, içimizden bagimsiz kuramayiz. Bu dünyanin
insanlari, kalplerindeki aski, nefreti, kötülükleri, ikiligi, sirki, fenaligi, vahseti kendi içinde gidermeden, disindaki dünyanin zitliklarini hakla hukukla görünür seriatla görünür yasalarla insa edemez..
Ya da çok çok uzar bu mevzuu, baska yazida tekrar döneriz. Bugün
dünyanin yasalari, fikirleri, düsüncelerinin geldigi bir uçurumun
kenarindayiz. Etnik çatisma alanlari Ruanda'da iki milyon,
Bosna'da ikiyüz binin üstünde ve halen bin yerde sürmekte, insanlar
Birbirini girtlaklamakta..
O halde, disimizdaki yasalar kadar, içimizdeki yasalarin isleyis
"tarzina bakacagiz, içimizdeki evrenin zitliklarinin nasil olustuguna
bakacagiz. Kendi kalbimizdeki, kötülükleri nefreti gidermenin o
ülkenin anayasasi kadar hukuku kadar önemli oldugunu bilecegiz.
Yani, artik anlasilmistir ki, insanlarin kalbinde ask olmazsa, kendi
zitliklarini, kendi baslarina hal egitimiyle kendileri çözmezlerse, bu
soykirim sürecektir, büyüyecektir..
O halde, kendi kültür ve siyaset felsefemizin kökenlerine derinden
yeniden bakmanin zamanidir. 'Musa'nin karsiti Firavun mudur',
yoksa, ikisini de Allah mi yaratmistir, yoksa, bu zitlik bizim.kalbimizdeki
kötülüklerin dis dünyaya bir yansimasi midir? diye diye kendimizi bir büyük "hal" egitiminden sorumlu tutacagiz..
Çünkü bana sunun cevabini kimse veremez, iste ve diyelim,
Araplari siyasi olarak sevmiyoruz, ama onlarin lahmacun yiyisinden,
pantolon giyinis tarzindan sakal tarzlarindan sarki tarzlarindan ya
da yaptiklari her seyden igrenmemizi kim sagliyor?
Siyasi olarak anlasamadigimiz insanlari bizi yok etmeye, ortadan
kaldirmaya götüren duygu nedir?
Hizla bunu arayalim.. Gerçi benim cevabim Mesnevi’dedir. Muhiddin
Arabi'dedir... Herkesin Allah'i benim Allah'imdir. Herkes
Allah'in bir parçasi, nurudur. Herkes kardesimdir.. Onlarla bir ihtilafim
varsa bu yalniz bir küçük nitelikleri, siyasl yanlariyladir.
Onlari yok etmek, gerekmez. Yok etmem gereken kendi kalbimde
olusan nefret, öfke, sirk, zitlik, ikiliktir..
Kalbimi insanliga Allah'a açamazsam ahlaki zayiflik gösterir, zamanla
vahsilesirim. Ruanda, Bosna, Irak, Çeçenistan, Harfur, tarih
öncesi soykirimlara sahit olmadi, henüz on yil içinde gerçeklesti.
Hizla ve hemen kalbimizdeki tekkeler çalismaya baslasin.. Hizla
ve hemen Mevlana'mizi ve Mesnevi'sini, Muhiddin Arabilerimizi
yanimiza, içimize alalim. Herkesin Allah sureti baskadir ve herkesin
Allah’i bizim Allah'imizdir derken neyi kastettiler..
Çünkü o mübarek insanlar bugün bizlerden daha vahsi, kardes
kaninin döküldügü iç karanlik yillarinda bu insanlik felsefelerini
askla insa ettiler... Dogu'nun insanliga büyük hizmeti budur.. Bir
de kalplerin felsefesi vardir, kalplerdeki iyilik ve kötülüklerin, kötülük
ve nefretlerin kategorisi, ölçüsü, sinifi, tartilmasi, anlasilmasi
mümkün degildir.. Ya da herkes kendi kalbini kendi bilir, ama
akil iyilikler ve kötülükler gibi soyut seyleri nesnel seyler gibi tarif
edebilecegi mi düsündüler, Bati'nin akli esekten, böyle düstü..
Nihat Genc
http://www.8sutun.com/files/nihatgenc1.jpg
Kitabi hakkinda iki ilginc soruya cevabi, bu size aktardigim makale'de de izlerini tasir:
Kitabınız, Amerikanın işgaline karşı bir tavır niteliği de taşıyor sanki?
Evet, işgalden sonra üç kitap yazdım: Amerikan Köpekleri, Hattı Müdafaa, ve Karanlığa Okunan Ezanlar. Üç kitapta da maksadım, vahşi batı uygarlığı karşısında, hem geçmiş medeniyetimizi kültürel derinliğiyle savunmak ve bu savunmada İstiklal Savaşımızın anlamını ön planda tutmaktı.
Yeni kitabınızın adı da, içeriği de İslami bir vurgu, bir tat taşıyor. Bu kitapta, İslam’a daha sıkı sarılmış bir Nihat Genç görüyoruz, ne dersiniz?
Yeni bir Kurtuluş Savaşı vermemiz gerekirse, bunu hangi cephaneyle yapabiliriz? Biraz hamasi olacak ama, bu topraklar için topyekun ölebilecek bir halkımız olamadan bağımsızlığımızı ayakta tutamayız ve bu şuuru hazırlamak biz aydınların görevidir. Ben cumhuriyetimiz ve Müslüman şehir geleneklerinin yani Müslümanlığımızın muhteşem bir terkip oluşturduğuna inanmış bir edebiyatçıyım. Ve gittikçe bu düşünceye yüzbinlerce insan daha derinden inanmakta. Laik şeriat çatışması, yerini, davranış yumuşaklığına bırakmaktadır. Üstümüzden işgal uçakları geçerken, bu uçakların gölgeleri altında laik-şeriat tartışması yapılamayacağını herkes anlıyor artık.
Uzun oldu, ilgilenen arkadaslar okurlar, tartismak isteyen olursa, bir tartisma dogarsa sevinirim! :)
bende önceden bir bölüm acmistim o sorularimi buraya aktarma imkaniniz var mi?
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=14430
KITAPI ALMALIYIM MUTLAKA HATTA ÖTEKI KITAPLARINIDA.
yetmisbesoglu
21.10.06, 18:16
Hab es mal kurz überflogen und mir fiel dieses auf.
Christentum mit ihren formen und "abbildungen" = Kommunismus/nationalismus (gleichschaltung und gruppenzwang).
Islam mit ihren nicht vorhandenen formen und "abbildungen = Individualismus/demokratisch (jedem das seine ohne gruppenzwang).
Also ist jetzt meine persönliche meinung :doner:
Hab es mal kurz überflogen und mir fiel dieses auf.
Christentum mit ihren formen und "abbildungen" = Kommunismus/nationalismus (gleichschaltung und gruppenzwang).
Islam mit ihren nicht vorhandenen formen und "abbildungen = Individualismus/demokratisch (jedem das seine ohne gruppenzwang).
Also ist jetzt meine persönliche meinung :doner:
Bu da vardir icinde,
ancak bence ana mesaji, bati siyasi ve soysal kültürünün hegel'in ortaya attigi catismalardan olusmasidir. Ve bu catismalarin, yani herseye bir tez ve antitez gözüyle bakma, bu zitliklar insanlik icin en büyük tehlikedir. Söyle ki amrikan baskani da siyah beyaz diye tanimlar herseyi. ya bizdensin, ya terörist. Öyle degil mi?
Ve bizler, hepimiz batili egitimm sisteminden gelmeyiz. Türkiye de öyle, Almanya zaten öyle. Bizlerde bu düsünce sistemiyle devam edersek, ileride kendimizi katliam yaparken bulabilirz.
Oysaki islami tasavvufta, mevlana'da, muhiddin arabi'de catisma yoktur. Hersey birdir, bir Allahin yarattigidir, ve bir vücudun parcasidir. Vahdet-i Vücut yani... O yüzden karsindaki kötü olsada, onun o anki hareketi, düsüncesi kötüdür, geli kalani seninle birdir. Yani tez, antitez yoktur. Dolaysiyla dünyaya ak ve kara ile de bakma yoktur.
Ilginc, herkes öyle düsünseydi, dünyanin hali nasil olurdu?
ben bu adami gittikce daha cok sevmeye basliyorum.Lemandaki son yazisi tam bir rtüklük yaziydi:lach:
yani harmanda daha sakin yaziyor ama buna ragmen yazarkenki heyecanini sayfaya döküyor ve iyi ediyor.
Tasavvuf üzerine felsefe gelistiren mutasavviflar bunu en güzel su
hikayeyle özetlerler. Bir gün Musa peygamber Tur Dagi'na Allah'la
görüsmeye giderken, yolda, nehrin kiyisinda, gömlegini yikayan
bir çobanla karsilasir. Coban hem gömlegi yikamakta, hem de, "Ey
güzel Allahcugum, senin de böyle gömlegin olsa, onu da böyle çitileye
çitileye yikasam"demektedir. Musa peygamber çobanin Allah'i
bu sekilde sevme tarzina karsi çikar. Ve çobani azarlayarak, sen
ne yapiyorsun, Allah' hiç böyle sevilir mi, hiç Allah'in gömlegi olur
mu deyip çobani elestirir.
Tur Dagi'na çiktiginda ise Tanri Musa peygambere "Ey Musa,
kulum beni nasil seviyorsa, öyle sever. Sen karisma," diye Musa
Peygamber'e çikisir.
bu mesel, bana cocuklugumu hatirlatti. ankarada bir ayakkabi magazasinda, vitrinde kocaman bir ayakkabi vardi. reklam olarak üretilmis ve herkesin dikkatini cekerdi.
rahmetli babamla, o magazanin önünden gecerken , "baba, bu Allahin ayakkabisimi?" diye sorardim hep. babamda beni tebessüm dolu bir yüzle cevaplardi. ben ilkokula basliyana kadar, hep öyle düsündüm. hatta bazen o magazanin önüne gider ve vitrine bakarak kendi kendime tasvir ederdim. cok büyük bir Allah ve onun ayakkabasi.
*****
sevgili tralles
nihat gtencin bu yazisini, aslinda bölüm bölüm tartismak lazim. tamaminin üzerinde bir anda konusmak zor. cünkü her bölümü ile ilgili uzun uzun sohbet etmek gerekir.
ilkbastan söylemek istedigim birsey var.
cok samimi ve inanarak söylemek isterim ki, bati medeniyeti veya helen uygarligi ve benzeri isimlerle bize yutturulmak istenilen buralarin, bizim oralarla yarisacak hicbir özelligi yoktur.
muhiddin arabi bir yana kalsin. su anda yasiyan ve biraz olsun mantigini kullanabilen, tasavvufu algilamis, ögrenmis herhangi bir arkadasimiz bile yeterlidir.
*****
tasavvuftaki, yaradilani severiz yaradandan ötürü cümlesi bile baslibasina bir özelliktir tek basina. sadece bu cümleyi yorumlamak bile yeterlidir.
Lieber Tralles,
vielen Dank, dass du dir soviel Mühe gemacht hast....Ich habe Nihat Genc auf Sky Turk gesehen und ich habe nur gedacht, dieser Mann spricht mir aus dem Herzen. Dem sollten die jede Woche ne Sendung geben. Ein ab solut genialer Kerl, der es versteht spannend zu erzählen und zwischendurch eine Priese Humour in seine Sätze zu werfen....
Ich bin noch dabei es zu lesen...wenn es sich ergbit, schreibe ich einen comment. Thanks.
Bon nuit!
nihat genc'ten gecen kasimda tesadüfen rastlamis oldugum asli'nin da bahsettigi sky turk programindan sonra bir daha birsey duymadim. adam öldü mü kaldi mi, yazilari nerde yayinlanir, bilen var mi?...
ayyıldız66
26.08.07, 20:50
Hallo Leut!
Wer kann mehr zum Schrifsteller Nihat Genc sagen? Habe zufällig bei youtube ein Video von ihm bei einem Sender gesehen, wo er RTE kritisiert.
nazimalemdar
27.08.07, 03:01
Hallo Leut!
Wer kann mehr zum Schrifsteller Nihat Genc sagen? Habe zufällig bei youtube ein Video von ihm bei einem Sender gesehen, wo er RTE kritisiert.
leman da ve yeni harmanda yaziyordu. ama epeydir yazmiyor.
yazilarini topladigi kitaplari var.
schade das dieser thread ein ischen eingeschlafen ist.
@ mods, könntet ihr den thread dann hier löschen oder zusammenführen http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=7076&highlight=nihat+genc
deryatulga
27.01.08, 12:21
Yüzde 47'ye HÖDÜK dedi
27 Ocak 2008 Pazar 09:36
Nihat Genç, AK Parti'ye oy verenleri yerden yere vurdu... İşte o sözler;
Genel seçimlerde, AK Parti'ye %47'lik bir oy oranı sağlayan vatandaşlara, SKY Türk'te program yapan Nihat Genç öyle sözler etti ki...
HÖDÜKLER, BAKTERİLER BUNLARA OY VERİYOR
Nihat Genç, AK Parti'nin aldığı yüzde 47'lik oy oranı içinde zeki insanlar bulunmadığını iddia etti. "Bunlar zeki insanlardan, yazarlardan, ciddi siyasetçilerden oy alamazlar. Bunlar hödükleştirilmiş insanlardan oy alırlar. Atarsın kapılarına iki kilo şeker, 5 kilo kömür alırsın oyunu" diyen Nihat Genç, insanların Borsa rakamları ile kandırıldığını, ancak bu ülkede insanların açlıktan, yetersiz beslenmeden öldüğünü savundu.
EN ZEKİSİ NAZLI ILICAK, BİLEMEDİN FEHMİ KORU OLUR
Gündemdeki türban tartışmalarına da değinen Genç, "Bunlar şartlanmış gibi türban tartışıyor. Bu sistem zeki insanlar yaratamaz. Bunların en zekisi Nazlı Ilıcak gibi olur, bilemedin Fehmi Koru kadar olur" diyerek iki gazeteciyi de "kafası çalışmayan hödüklerin entellektüeli" ilan etti.
n.genci ve s.akinan programini elimden gelince takip ediyorum.
n.genc,bir cok ilginc ancak dogru olan tespitlerde de bulunuyor.
anlasilan son programda yine "ekstaza" girmis....
"ekstaza" girdiginde konu dagiliyor ve toparlamaya calisiyor,veya s.akinan müdahelesiyle olayi "kurtarmaya" calisiyor....bu aciklamalari biraz buna bagliyorum....
ne olursa olsun,takip edilmesi gereken bir yazar diye düsünüyorum.....
mevcut olan "YALTAK" basinimizin bir cok "KALTAK" yazarlardan iyidir nihat genc.........
NİHAT GENÇ- HÖDÜK BÖCEK SÜRÜLERİ
mtCruYCKMkY
öyle Hödük deyip gecmemis, bu kadar basitlestirmemek gerekiyor
deryatulga
27.01.08, 14:49
ne olursa olsun,takip edilmesi gereken bir yazar diye düsünüyorum.....
mevcut olan "YALTAK" basinimizin bir cok "KALTAK" yazarlardan iyidir nihat genc.........
Erivan'da yalakaliga gittigi Tasnaklar'dan firca yemeseydi görürdüm onu! Kendini cok zeki saniyor ama zekanin o türlüsü bana yaramaz! Yani simdi onun ekstazindan baslatmayin bana!
bilgin sait
27.01.08, 19:42
ustadim,
Nihat Genci bana karsi -u.ozdagin o mekanik te olsa analizleri terk edip siyasetcilik oynamaya henuz baslamadigi gunlerdi sanirim- kullandiginiz gunler hatrima geldi de birden...:lach:
Erivan'da yalakaliga gittigi Tasnaklar'dan firca yemeseydi görürdüm onu! Kendini cok zeki saniyor ama zekanin o türlüsü bana yaramaz! Yani simdi onun ekstazindan baslatmayin bana!
bilgin sait
27.01.08, 19:53
sairlerin sanatcilarin sozlerini kullandigi sembolik ifadeleri heyecanlarini oyle duz anlamaya kalkarsak daha cok adam gomeriz biz...
boyle "hatip" kirk senede bir geliyor niye harcayayim!!
zaten iki buyuk hatip var turkiyenin yetistiridigi son 30 senede
biri fg biri ng!
bu gruba uye cok buyuk bir adam beni NG ile tanistirdi Ankarada ama kendisi simdi verip veristiriyor NG'ye,ben anlamadim ki bu isi... "sip sevdi" dedikleri bir sey var ya.. biraz oylebir durumlar var galiba :brüll:
NİHAT GENÇ- HÖDÜK BÖCEK SÜRÜLERİ
mtCruYCKMkY
öyle Hödük deyip gecmemis, bu kadar basitlestirmemek gerekiyor
deryatulga
27.01.08, 20:20
Oscar almis Network adli filmde Peter Finch'in oynadigi manyak yorumcu rolünü hatirliyor musun? Nihat Genc'e oynatilan rol simdi aynen o! Ben kendisinden zaten Ermeni konusunda oynadigi acaip rolden dolayi hep gicik kapmisimdir. Bu adamlar zaten pusulasini sasirmis insanlara son derece kötü örnek oluyorlar.
Böyle kendisini cok bilgili , cok akilli Insan zannedip Halki Beyinsiz ve Bilgisiz gören "Entelektüel" lere Trabzonlu olarak utaniyorum ...
Terbiyesiz , Saygisiz , Bilgisiz Böcek sensin Nihat Genc !
Sanki sapitmis bir Psycho gibi burda hesapta Siyaset yapmak gülünc ...
Oy almak öyle basit ise , o zaman haydi bakayim ; kur Partini bakalim ne kadar Oy alacaksin ... Öyle afkurmakda Numera bir sin ama gerisi Sifir !
NİHAT GENÇ- HÖDÜK BÖCEK SÜRÜLERİ
mtCruYCKMkY
öyle Hödük deyip gecmemis, bu kadar basitlestirmemek gerekiyor
Dili biraz agir olsada, Nihat Genc, Türkiye de olup bitenleri kendi uslubu ile harkulade bir sekilde dile getirmis.
Dili biraz agir olsada, Nihat Genc, Türkiye de olup bitenleri kendi uslubu ile harkulade bir sekilde dile getirmis.
"Dil" in agir olmasini özellikle AKP`ye oy verenler kafaya takmaz bence...!!!!;) Takmamalidir da.... !!!
"Dil" in agir olmasini özellikle AKP`ye oy verenler kafaya takmaz bence...!!!!;) Takmamalidir da.... !!! Illaki takamazlar,cünkü taksalardi, oy vermezlerdi!!!
Illaki takamazlar,cünkü taksalardi, oy vermezlerdi!!!
E onu diyorum iste... :D
Der Schakal
27.02.08, 12:36
Habe mir wieder seine Videos zu Orhan Pamuk gesehen. Zu Geil!
Nihat Genc Müslüman insan hakkinda:
http://www.nihat-genc.com/modules.php?name=youtube&file=read&id=191
ayyıldız66
09.05.08, 18:58
Was sind die Vor- und Nachteile von Nihat Genc?
ayyıldız66
09.05.08, 19:00
Böyle kendisini cok bilgili , cok akilli Insan zannedip Halki Beyinsiz ve Bilgisiz gören "Entelektüel" lere Trabzonlu olarak utaniyorum ...
Terbiyesiz , Saygisiz , Bilgisiz Böcek sensin Nihat Genc !
Sanki sapitmis bir Psycho gibi burda hesapta Siyaset yapmak gülünc ...
Oy almak öyle basit ise , o zaman haydi bakayim ; kur Partini bakalim ne kadar Oy alacaksin ... Öyle afkurmakda Numera bir sin ama gerisi Sifir !
:eek: :eek: :eek: ???
Nihat Genc Müslüman insan hakkinda:
http://www.nihat-genc.com/modules.php?name=youtube&file=read&id=191
hangi defile söz konusu?
Bence dogrulari söyleyen bir sahis.
Milletin konustugu dilde ve "anladigi" dili konusuyor.
Entel takintisi yok.
hangi defile söz konusu?
Dogruyu söylemek gerekirse hangi defileden bahsettigini bende bilmiyorum. Yalniz muhafazakar kesimin oldugu belli. Nihat Genc de bunu cok icerlemis olacakki, videodaki tepkisini gösteriyor.
Su an bir kitabini okuyorum, kemalistinden ülkücüsüne herkese bindiriyor. Ve okurken farkettimki, Nihat Genc gibi herhangi bir siyasi görüse ve ideolojiye bagli olmadan herseyi elestiren aydin cok az Türkiye'de. Halbuki asil böyle adamlar lazim bize.
Süleyman77
10.05.08, 00:29
Dogruyu söylemek gerekirse hangi defileden bahsettigini bende bilmiyorum. Yalniz muhafazakar kesimin oldugu belli. Nihat Genc de bunu cok icerlemis olacakki, videodaki tepkisini gösteriyor.
Su an bir kitabini okuyorum, kemalistinden ülkücüsüne herkese bindiriyor. Ve okurken farkettimki, Nihat Genc gibi herhangi bir siyasi görüse ve ideolojiye bagli olmadan herseyi elestiren aydin cok az Türkiye'de. Halbuki asil böyle adamlar lazim bize.
Olayi mükemmel yakalamissin tebrik ederim.
Benim de son yillarda yaptigim girisimler bu cizgide.
Yok aman liderimmis yok aman iste laikmis yok iste su parti nin filan üyesiymis.
Yanlisini gördügün ülke insanini satan kim olursa olsun bindireceksin.
selamlar
süleyman
hami yildiz
10.05.08, 23:38
Olayi mükemmel yakalamissin tebrik ederim.
Benim de son yillarda yaptigim girisimler bu cizgide.
Yok aman liderimmis yok aman iste laikmis yok iste su parti nin filan üyesiymis.
Yanlisini gördügün ülke insanini satan kim olursa olsun bindireceksin.
selamlar
süleymanEleştirileri neşeli oluyor ama, eleştiri ile icraat arasında çok fark var, Nihat Genç eleştirdi diye bir değişiklik oluyormu?
http://www.turkkitap.de/catalog/article_images/veryansinnihatgenc123.jpg
Bu insanların başında kubbe yok.
Allah ile aralarına birileri girmiş.
Bir duvar çekmiş, onları labirentlere almışlar.
Tabiatın ırzına geçilirken, nükleer bombalar dünyamıza tehdit oluştururken, nerede bilim adamları, aydınlar?
Eskiden belediyelerde kadrolu fareler vardı. Rögarlar sıkıştığında bu kemirici fareleri kanalların içini kemire kemire açsınlar diye atarlardı oraya.
Rögar fareleriydi bunlar. Şimdi aydınlarımız, AKP hükümetinin başına bir sıkıntı geldiği zaman köşelerden rögarlara atılan fareler gibiler...
AKP'nin, inşaat şirketlerinin, altın şirketlerinin, nükleercilerin önünü açmak üzere görev üstlenip Amerika'nın, iktidarın rögar fareleri oluyorlar...
Bu rögar farelerinin şöyle dönüp de göğe, şu sonsuz semaya bir baktıkları yok.
Bu topraklarda istediğimiz, altına gireceğimiz küçük bir kubbedir...
Biz, bu ülkenin altınlarını değil, ağaçlarının gölgesini sevdik. Hafız'ın lafıdır; 'Rüzgâr geçtiği yerlerin kokusunu taşır...' Herkes bulunduğu yerin kokusunu taşır...
Gökkubbenin veya rögarların...
Su an okumaktayim. Nihat Genc'in TV konusmalarindan hazirlanmis bir kitap, herkese tavsiye ederim.
deryatulga
12.08.08, 12:52
abi trabzonlu oldugum halde bu yazari bilmezdim.
peki kim tavsiye etti,hani sen önermistin ya o zaman aklimda tuttum ve
arastirdim.
bu forumda gittikce zeka artiyor.
sadece bu konu degil,bu forumda vallahi sayilmicak cok konular ögrendim.
allah hepinizden razi olsun,tabi cahilik yapip bazen birileriyle tartisdim.
Simdi Forumlarin en akillisinda beyin firtinasi estiren moderatörsün, darisi hepimizin basina! :lach:
deryatulga
12.08.08, 12:55
Nihat Genç, Turgut'a meydan okudu! İşte Genç'in zehir gibi sözleri!
Serdar Turgut'un Akşam'da yazdırmam büyük hataydı dediği Nihat Genç, bugün gazeteciler.com'a konuştu. İşte o sözler;
GAZETECİLER.COM/ Konur Alp KOZ
Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut'un "Akşam'da yazdırmam büyük hataydı" dediği ve "siyasi meczup" yakıştırması yaptığı Nihat Genç, gazeteciler.com'un sorularını yanıtladı. "Ben deli değilim diyen "Genç'in, onlar için hazırladığı altı maddelik bir de madalya şeref listesi var.
Açıklamasında bugüne kadar, hakkında bir çok kişinin çeşitli iddialarda bulunduğunu söyleyen yazar Nihat Genç, altı maddelik madalya listesinde medyanın altı önemli ismine, ağır eleştiriler yöneltti. Genç, Serdar Turgut ve bazı köşe yazarlarının gazete patronlarından aldıkları dudak uçuklatan maaşlara da gönderme yaparak, "Onun bir ayda kazandığını ben beş yılda kazanamıyorum" dedi.
İşte Genç'in zehir zemberek sözleri;
11 Ağustos günü Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut Yeni Şafak"a verdiği ropörtajda hakkımda "onu Akşam"a almak büyük hataydı" dedi ve ropörtajı akşam ana haberlerinde yayınlayan ATV resmimi ekrana getirip Serdar Turgut"un yazar Nihat Genç"e "siyasi meczup (deli)" dediğini sevinçli bir haber gibi Türkiye halkına duyurdu.
Bir büyük gazetenin yönetmeni benim için "deli" demesi madalya listemi yeniden gözden geçirmeme fırsat verdi. Listemi başlıklar altında toparlıyorum:
1. Hrant Dink öldürüldüğünde Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Güldemir (kanserden geçenlerde öldü) Hrant"ı öldüren çetelerin lideri Nihat Genç"tir diye bir büyük analiz yazısı yazdı ve başhaber olarak verdi.
2. Daha önce şimdi Sabah yazarı Engin Ardıç adımı alenen yazarak beni PKK"lı olarak takdim eden bir yazı yazdı. (Bu yazı üzerine özür dilemediği için Akşam"dan ayrılmıştım)
3. Daha önce Orhan Pamuk tartışmalarında Murat Belge Radikal Gazetesi"nde benim için "tescilli faşist" dedi. (Tescil, yani resmi kayıtlı demek, yani, ben bir adam öldürmüşüm iması taşıyor.)
4. Aynı imayı Ahmet İnsel adında Radikal yazarı da yaptı.
5. Ve Birgün Gazetesi"nden Rıdvan Akar, şimdi, Mehmed Ali Birand"la proğram yapıyor, benim için sütununda "katil" dedi, telefon açtım, nerde katillik yapmışım dedim, Fatsa"da dedi.. Meğer orada bir Nihat Genç varmış ve gerçekten adam öldürmüş. Herifcioğlu isim benzerliğinden bana "katil" dedi.
6. Taraf Gazetesi bir ay önce hakkımda uzun uzadıya yazılan bir köşe yazısında benim için El Kaide"nin ve İbda-C"nın lideri, üstadı ifadeleriyle itham eden ağır bir yazı yazdı.Amerikan elçiliğinde yapılan baskında polisleri öldüren benmişim.
Madalyalarımı toplayalım, ne demişler hakkımda, 1.PKK"lı, 2.Katil 3. Hrant"ı öldürenlerin çete reisi, 4. El-Kaide lideri-üstadı..5.Türk polisilerini Amerikan elçiliğinde öldüren örgütün lideri. 6. Ve şimdi de Serdar Turgut benim için "deli" dedi.
Bu madalyaları bana verenlerin isimlerini de toplayalım: Engin Ardıç, Murat Belge, Ahmet İnsel, Rıdvan Akar, Taraf Gazetesi ve Serdar Turgut.
Bu madalyaları bana veren bu isimlere bir daha bakın. Bu ülkede demokrasi özgürlük laflarını en çok eden yazar tayfası.
Bu yazar tayfasını bu kadar çıldırtan bu kadar şaşırtan bu kadar iftira ve karalamaya sürükleyen bu kadar insanlık dışı hukuk dışı konuşturan yazdıran duygu nedir?
Söyleyeyim, bir fikirle bir düşünceyle başedemedikleri zaman yapacakları tek şey vahşice kusmaktır, iftira atmaktır, karalamaktır.
Bakın genç kardeşlerim, 90"lı yıllarda bankalar soyuluyordu ve biz amansız yazılar yazıyorduk, Aydın Doğan"ın benim yazılarımı izlemesi için yetkilendirdiği avukatlar grubu hakkımda bir çok dava açtı. iki, Susurluk faili meçhulleri sürerken yazdığım yazılar ve yaptığımız kapaklar üzerine tehditlerden aylarca sokağa çıkamaz olduk ve bugün adını ekranlardan çokca duyduğunuz Ergenekon diye bildiğiniz isimlerden özel sipariş tehditler aldık ve gerçekten aylarca eve kapanık yaşadık. Üç, 28 Şubat sürecince Çevik Bir"lere karşı ağır yazılar yazdık ve kendine kemalist avukatlar grubu diyenler hakkımızda birçok dava açtı ve tazminatlar ödedik. Ve şimdi önümüzde koskoca bir Ergenekon soruşturması ve binlerce dosyası var,yani...
Yani, geçtiğimiz yirmi yıl içinde birçok avukat grubu bir çok savcı bir çok mahkeme hayatımızı didik didik etti, aradı, sordu, soruşturdu ve telefonlarımız dinlendi ve yıllarca sıkı takipte yaşadık. Sonuç: İşte karşınızdayım. Hakkımda beni suçlayacak bir iz, bir bağlantı, bir kötü şey, bir karanlık bulamadınız, götünüzü yırtın asla bulamazsınız.( l2 Eylül soruşturmalarını da unuttum, ordan da geçtik...)
Bir fikri karalayarak iftira atarak yenemezsiniz. Ajanlarla soroslarla vakıflarla projelerle işbirlikleriyle bir düşünceyi asla yenemezsiniz. Bütün TV"leri ele geçirseniz bütün yazarları satın alsanız dahi ve her akşam binlerce iğrenç iftirayı halkın sofralarına kussanız dahi tertemiz bir vatan ve insanlık sevgisiyle başedemezsiniz.
Nihat Genç ismine bu kadar iftira atarken aynı gazete ve yazarlar yirmi yıl boyunca kitaplarımı ve konuşmalarımı yoksaydı görmezden geldi ve inanılmaz bir sansür uyguladı. Oysa kitaplarımın sayısı yirmiye ve baskısı çoktan üçyüzü geçti ve içinizde hiçbir yazar benim kadar büyük kitlelere konuşma şansını ele geçiremedi. Ve hepinizle her şekilde her yerde her türlü TV proğramında yüzleşmeye hesaplaşmaya hazırım. Savcılarınız satılmış yazarlarınız holdingleriniz kimleriniz varsa başka alın ve gelin, sizinle konferans salonlarında panellerde mahkemelerde gazete sayfalarında ekranlarda canınız nerde ne şekilde istiyorsa yüzleşmeye konuşmaya tartışmaya her zaman açığım ve burdayım.
Benim adım Nihat Genç, bu çocuğu bu ülkenin ve insanlığın şarkıları büyüttü, Şekspirler Mevlanalar Karacaoğlanlar Pir Sultanlar büyüttü beni. Bu bileği bükemezsiniz, bu çelik bilek gücünü ülkemin şiirlerinden hikmetlerinden hikayelerinden aldı.
Sizin milyarlık holdingleriniz var, benim yalnız kalemim var. Sizin medyada torpilli cakalı tafralı süslü boyalı köşeleriniz var, benim sadece kelimelerim var. Sizin savcılarınız var, Amerikanız var, ajanlarınız var, sinsi projeleriniz var, benim sadece daktilom var.
Sayın Serdar Turgut size de bir lafım var, sizin bir ayda kazandığınız parayı ben beş yılda kazanamadım. Engin Ardıç"a ödediğiniz maaşları söyleyin yine aynı dönemde benim aldığım parayı ilan ediniz, komik ama söyleyeyim,sanırım ayda üçyüz milyon kadar yanılabilirim ikiyüz de olabilir dörtyüz de, ama beşyüz değil. İşte asıl delilik bu. Yüzbinlerce dolar yani banka soymuş gibi paraları yazarlık yaparak kazanacaksınız ve kurulduğunuz köşeden herkese iftira atma karalama hakkını kendinizde göreceksiniz. Bundan büyük delilik olur mu? Sizi okuyan kaç kişi beni okuyan kaç kişi, sizi dinleyen kaç kişi beni dinleyen kaç kişi, peki yeteneğiniz ve etki gücünüz bu kadar sınırlıyken bu kadar çok kazanmanızın sırrı nedir? Söyleyeyim, işte asıl delilik budur. Türkiye delirmiş. Sizlere bu paraları verenler delirmiş. Sizleri bu torpilli köşelere yerleştirenler delirmiş. Bir tuhaf mekanizma var, sizin sesinizi açıyor bizim sesimizi kısıyor, bu ses ayarını kim yapıyor?
Bu ses ayarını kim yapıyorsa yapsın, bu iftiraları kim tezgahlıyorsa tezgahlasın, ben, beni büyüten annemin dualarını ülkemin türbelerini cumhuriyetimi kandillerimi bayramlarımı ve bu toprakları süsleyen bu ezanlardan ve Mehmet Akifler"den yükselen daha derin daha ilahi daha coşkun daha tanımsız sesler duyuyorum ve bu sesleri kısmaya hiçbirinizin gücü yetmeyecek. .
Der Schakal
09.09.08, 14:12
Wer hat schon was von ihm gelesen? Und was würde er/sie empfehlen?
Nihat Genç, Kutlu Sesleniş'e konuştu
23 Eylül 2008 00:02
Yazar Nihat Genç, Kutlu Sesleniş Dergisi'ne verdiği röportajda, Yıdıray Çiçek'in sorularını yanıtladı.
--------------------------------------------------------------------------------
*Sayın Genç, öncelikle dergimize gösterdiğiniz ilgi ve ayırdığınız vakit için teşekkürlerimizi sunuyoruz. Size ilk sorumuz, kaos içinde bir görüntü veren Türkiye'nin, nereye doğru sürüklendiğine dair olacak, AKP Türkiye'nin sahibi gibi davranmakta ve "bu ülkede bizden başka kimse yok" duruşu sergilemektedir. Kendinden olmayanı yok saymaktadır. Bu gidiş nereye doğru gitmektedir?
Bence Anavatan Partisi nereye gittiyse AKP de oraya gidecek. Birincisi, eleştiriye hiç tahammülü olmayan bir siyasi yapıdır. Kendi sonlarını kendileri hazırladı. Niçin eleştiriye açık değiller. Çünkü AKP"yi destekleyen dergi gazete ve TV'ler AKP'li işadamlarının atamaları ve şekillendirmesiyle oluştu. Bu yapılar siyasi, edebi ve sosyal yapılar değillerdir, bu medya yapılanması ideolojik bir yapılanmadır, ideolojik yapılanmalar kendi adamlarını kendi torpilleri ve kendi huzurları için tasarlayıp hayata geçirirler. Oysa basın, siyaset, edebiyat dediğiniz şey içinde eleştiri kültürü barındırmalı, yoksa yok olmaya mahkûmdur. Benim ne güzel Müslüman kardeşlerim vardı ve hepsi bu medya yapılanması içinde sessiz kalmak zorunda kalıp entellektüel ve insani hayatlarını bitirdiler. Bugün ülkemizde Mehmet Akifler'den Necip Fazıllar'a büyümüş yetişmiş çok kalabalık ve güçlü bir entellektüel nesil söz konusudur ve bu neslin bütün imkânlarını yani varını yoğunu vicdanını hepsini AKP iktidarının basın yayın organları paramparça etmiştir. Düşünün Akif okuyarak yetişen Akifler'i Sezai Karakoçlar'ı Necip Fazıllar'ı hatta İslam tarihini hatta Yunus Emreler'i Mevlanalar'ı okuyarak yetişen bir büyük nesil, sırf AKP iktidarına toz kondurmamak için vicdanlarını susturmuş ve değil bir Müslüman kalmaları, bir insan olarak hayatımızdan çekilmişlerdir. Görüyorsunuz para nelere kadir. Onlarca arkadaşımız Zaman, Yeni Şafak ve onların uzantısı TV'lerde AKP iktidarına sessiz kalarak kendilerini bitirdiler. Yazık. Ki, ne yazık. Bu topraklar baştan aşağı Müslüman tarihin birikimiyle şenlenmiş ve hepimizin beynini kalbini şekillendirmiştir, işte görüyorsunuz, bu büyük birikimin çocukları sırf AKP'yi korumak adına ve sırf onlardan maaş alıyorlar diye yıllardır sustular ve insanlık karşısında kepaze oldular. Biz Akif"in nesliyiz, haksızlık karşısında susamayız. Sustular.
Biz bu Müslüman tarihin çocuklarıyız, zalimler karşısında hırsızlar karşısında susamayız, ama sustular. Milyarlık holdingler ve milyarlık holdinglerin imkânları evleri ihaleleri maaşları binlerce Müslüman aydını susturdu. Bu kadar büyük bir birikimin AKP iktidarıyla bitirilip rezil ettirilmesi içimi acıtıyor. Biz bu toprakların dualarıyla büyüdük, biz onca savaşın onca trajedinin onca acıların ağıtları türküleriyle büyüdük... Nasıl olur da kendimizi AKP iktidarına teslim ederek, hadi kendimizi teslim ettik, vicdanımızı ahlakımızı varoluşumuzu bu milyarlık İslamcı holdinglerin genel yayın yönetmenlerine nasıl satarız. Gördünüz işte, sattılar. Müslüman değer diye ne varsa hepsini yiyip bitirip rezil ettiler, insan soruyor, birazcık Müslümanlık bıraksalar da geriye, onlardan sonra gelecek nesiller de belki Müslümancı bir laf etmeye çalışır, ama yok, kendilerinden sonra bu topraklara gelecek Müslüman çocukların onurlarını imkânlarını milyarlık holdingleriyle çatır çatır yediler, yiyorlar, yani; koca tarihin imkânlarını birikimini duasını güzelliklerini bitirdiler. Yuh olsun. Bu iktidar çekip gittikten sonra, biz, sonraki nesillere Müslümanlığın ahlakını vicdanını nasıl anlatacağız, ne diyeceğiz... Bize ne diyecekler, şu ANAP'tan şu AKP'den mi bahsediyorsunuz... Onlar hırsızın ta kendisi oldular, onlar hırsızlarla işbirliği yaptılar. Müslümanlar hırsızlarla parti kurar mı, Müslümanlar hırsızların gazetelerinde yazar mı, Müslümanlar hırsızları korur mu? Ne diyeceksiniz?
*Türkiye'nin başında "İslamcı" olarak tabir edilen, fakat ABD ve AB'nin dini ve kültürel projelerine hizmet için canla-başla çalışan bir iktidar var, bu tezatlığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tezatlığı, Türk Milleti sizce neden göremiyor?
AKP iktidarı hepimize ders olsun, gördünüz işte Irak'ta öldürülen bir buçuk milyon Müslüman'a seslerini çıkaramadılar, gördünüz işte Hazreti Ali'nin türbesinin bombalanmasına seslerini çıkartamadılar, gördünüz işte, Amerikan köpeklerinin Kur'an-ı Kerim'i mermilerle delik deşik etmelerine seslerini çıkartamadılar, gördünüz işte... Üstelik Basra Körfezi"nin çok zengin petrol şeyhleri bunlarla aynı kafada ve aynı Amerika aynı dünya aynı vurdumduymaz aynı keyif ve sefahat içinde... Dubai dediğin bir İngiliz vilayetidir, bu Körfez ülkelerinin tarihi, kişilikleri, siyasetleri yoktur... Gittiler ve kendilerine siyasetsiz onursuz ve tarihsiz İngiliz kuklası ülkelerin şeyhlerini Müslüman arkadaş diye seçtiler... Onlarla ticaret yapıyorlar, onlar gibi dolar düşünüyorlar, onlar gibi dünya umurlarında değil... Ve Irak'tan yüz binlerce insan göç ediyor, ülkesini terk ediyor ve her gün yüzlercesi ölüyor, ses yok... Ne Avrupalılar ne Amerikalılar ne Türkiye'deki AKP ve Fethullahcılar'dan ses geliyor... Söyleyin bana, bu toprakların tarihi bu denli suskun bir onursuzluğa şahit oldu mu? Olmadı, ama bu ülkenin Cumhurbaşkanı, parlamentosu. Bu ülkenin Başbakan'ı bu ülkenin holdingleri bu ülkenin onlarca gazetesi, bu ülkenin onlarca TV'si ve bu ülkenin yüzlerce her gün kalem oynatan yazarı kendine Müslüman diyor...
*Bu yöneticilere "dindar, halkçı" gibi sıfatlar veriliyor. Ama yaşantıları bir dindarın, halkçının yapmayacağı şekilde lüks içinde geçiyor, aşırı bir şekilde paraya, makama ve güce düşkünlük gözleniyor. Siz de yazılarınızda, konuşmalarınızda bu durumu çok sert bir şekilde eleştiriyorsunuz ve sürekli kul hakkının öneminden bahsediyorsunuz. Toplumdaki birçok insan da, bunları örnek alarak, maneviyatını kaybediyor. AKP'lilerin bu kötü örneği, Türkiye'ye sizce neleri kaybettiriyor?
Bu rezilliklerden kurtulmalarının tek yolu var. O da bütün medyaya ve bütün basına ve bütün yazarlara el koymak, sahip çıkmak. Amaçları bu ülkede hiç kimse onlara "Irak'ta bir buçuk milyon Müslüman ölürken kimlerle işbirliği içindeydiniz?" gibi sorularını sonsuza kadar yasaklamaktır. Onların onlarca gazete ve TV'yi türlü yolsuzluk numaralarıyla satın almalarının sebebi budur. Herkesi susturup, dışlayıp sürüp tutuklayıp, meydanı kendilerini yağlayan aşağılık yazarlara emanet etmektir. Böylelikle bu ülkede hiç kimse Irak'ta olup bitenlerden bahsetmesin, hiç kimse yolsuzluklardan bahsetmesin, hiç kimse, onlara, "milyonlarca Müslüman öldürülürken siz kimlerle işbirliği içindeydiniz?" sorusunu sormasın. Bu mümkün mü? Maalesef kısmen mümkün. Çünkü biz Özal ve ANAP dönemlerini gördük ve şimdi AKP dönemine saniye saniye şahit oluyoruz, işte görüyorsunuz, satın alıyorlar susturuyorlar kapatıyorlar yok ediyorlar ve kendilerine bunca rezilliğe rağmen toz kondurtmuyorlar. Şerefsizlik bu kadar mı olur? Onca gazetenin onca TV'nin içinden bir tanesi de çıkıp kardeşim siz kimi kandırıyorsunuz diyemiyor, demedi, demeyecek... Çünkü bunların hepsi ortak bir paranoyayı bölüşüyor. Hepsi her gün anayasa mahkemesi hepsi her gün başörtüsünü gündemde tutarak, tüm dünyayı ve tüm dünyada olup bitenleri örtmek istiyorlar. Düşünün bu ülkeyi beş yüz milyar dolar borcun içine soktular... Düşünün, beş yüz milyar dolar borcu olan bir ülke artık iflah olabilir mi? Düşünün beş yüz milyar dolar borcu olan bir ülkenin çocuklarıyız. Tek tek ağaçlarımızı tek tek çayırlarımızı tepelerimizi sattılar, düşünün, Uludağ'ın sularını İsrail'e sattılar, düşünün, Kaz Dağları'nı, Köroğlu Dağları'nı, düşünün Toroslar'ı, düşünün Kafkasör yaylasını, düşünün Tuz Gölü'nü düşünün Ankara'dan Bursa'ya nerdeyse her tepeyi, düşünün Sinop'tan İstanbul'a, Kastamonu Bartın ormanlarını dağlarını hepsini oydular, ruhsatları kimlere ve hangi ruhsatlarla sattılar... Karıncalarından böceklerine kelebeklerine otlarına meralarına çayırlarına kadar ülkeyi satışa çıkardılar... Bu ülke kültürünün en güzel lafıdır ve en son söylenecek laftır, biz de söyleyelim: bunların yatacak yeri var mı?
*Türkiye'nin yanı başında, ABD'nin önayak olduğu bir vahşet yaşanıyor. Bu vahşet Türkiye'de genel manada birçok kişinin umurunda değil... Bir milyon Müslüman'ın öldürüldüğü Irak işgalinde, her gün ölümler devam ediyor. Kimse ne bu acıyı paylaşıyor, ne de bir feryat ediyor. Siz ekranlardan ABD'nin Irak işgali ile ilgili en fazla haykıran, ender kişilerden birisiniz. En fazla hassasiyet sahibi olması gereken İslamcı diye tabir edilen medya, ucu AKP iktidarına, BOP Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a dokunduğu için görmezlikten geliyorlar? Bu durumu, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eee tabiî ki Hz. Ali'nin türbesi bombalanıyor ses yok. Kur'an-ı Kerim'i Amerikan askerleri tarıyor mermilerle yine ses yok burada Ergenekon gibi soruşturmalar ve daha önceki başka türlü şeylerle de Irak'ta bir milyon insanın ölümü göz ardı edilmeye çalışılıyor. Örtülmek isteniyor. Utansınlar diyorum. İnsanlık ölürken acı çekerken mazlumların yanında olmayan insanlar utansın. Zalim insanlarla işbirliği yapmak kadar utanç verici ne olabilir. Sen gaddar insanların, nükleer sahibi insanların kardeşlerini öldüren insanların yanında siyaset yapıyorsun. Ve onların müsaadesiyle onlarla at pazarlığı yaparak orta doğuda nohur almak istiyorsun. Bu utanç verici siyasetten hepimiz ders çıkartacağız. Biz dünya yıkılsa da insanlıktan yanayız. Dünya yıkıldıkça altta kalanlardan mazlumlardan öldürülen insanlardan yanayız. Biz her şeyden önce Müslüman kardeşlerimizin acılarını bölüşeceğiz. Gece onlara dua edeceğiz. Sabahları onları düşüneceğiz. Ama onlar bu acıları ekranlarında gazetelerinde dile getirmiyorlar. Çünkü onlar nükleer bombanın yanındalar, zalimlerin yanındalar, gaddarların yanındalar. Ve bunu da maalesef medyayı ele geçirerek Müslümanlık adına yaptıklarını söylüyorlar. İnsanlık utansın. Ben bu kadar vicdansız, bu kadar gaddar bir siyasetin olabileceğini düşünmüyorum. Ama işte geldi. Başımıza geldi. Bugün iktidardaki insanlar ırakta öldürülen insanlara sesini çıkartmıyorlar. Çünkü gaddarın yanındalar. Zalimlerin ve nükleer bombaların yanındalar. Bundan insanlık utansın ve tarihimiz ders çıkarsın. Bin yıldır bağımsızlığını koruyan ve binlerce yıldır ezanlarıyla türbeleriyle bayramlarıyla kandilleriyle Müslüman geleneklerini yaşatan bu toplum bütün bunlardan büyük dersler çıkarsın. Gençler, anneler, babalar köylerinde kasabalarında okullarında işte bu pis insanları İslam'ın nasıl kullanıldığını ajanlarla, papazlarla işbirliği yapıp Türkiye'nin bağımsız cumhuriyetine karşı gelen Türkiye'nin tertemiz Müslüman kardeşliğine karşı gelen bu pis insanların ruhlarını pisliklerini herkes anlasın. Yapacağımız tek şey bunu herkese anlatmaktır. Ben böyle bir Müslümanlık tarihte görmedim. Bu kadar gaddar bir pislik düşmanlık tarihte görmedim ve ödüm kopuyor. Bir Müslüman olarak utanıyorum. Müslümanlar öldürülürken sesini çıkartmamak ne demek? Bütün bunlardan utanıyorum söyleyecek sözüm yok.
*"ABD'nin Irak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri temennisi ile duacıyız" şeklinde ABD'ye mektuplar yazan bir Başbakan tarafından yönetilen Türkiye, merhamet duyarlılıklarını kayıp mı ediyor? Çünkü Türkiye bu insanı ikinci kez tek başına iktidar yaptı? Eskiden soydaşımızın, dindaşımızın, mazlum insanların başına bir felaket geldiğinde Türk Milleti, milyonlarca insanı ile ayağa kalkardı, şimdi ise o felakete destek verenleri baş tacı yapıyor. Ne dersiniz bu duruma?
Buraya kadar gitmenize gerek yok daha geçen aylarda Afganistan'da kaçırılmış iki tane mühendisimizden günlerce haber alınamadı ve Türk medyası buna yeterince eğilmedi. Ama bütün dünya Ağrı dağında PKK'nın kaçırdığı alman turistleri manşet yaptı. Şüphesiz manşet yapılmalı ama bizim kendi mühendislerimiz de manşet yapılmalı. Maalesef şu çok tuhaftır ki PKK'lıların esir aldığı Almanlar'ı serbest bırakıldığı günün hemen ertesi günü Türk mühendisler de serbest bırakıldı. Türk medyasında bu karşılığını bulamadı ya da bizim siyasetimizde bu karşılığını bulamadı. Sanki batının insanları çok daha değerli onların canı kıymetli ama bizlere böcek gibi bakıyorlar. Bizler kaçırılmışız öldürülmüşüz, insan yerine koyulduğumuz yok. Bu değerlendirmeyi başkanımızın ağzından duymak istiyoruz. Yani onların adam öldüren katil subaylarını bile okşayan seven ve mutlulukla ülkelerine dönmesini isteyen bir başbakan aynı şekilde Müslümanların da çektiği acıları birkaç cümleyle dile getirmesi lazım. İnsanlıkta taraf bulamayız o tarafın bu tarafın sahibi olamayız kim ölüyorsa onun yanındayız kim mazlumsa onun yanındayız. Ama Amerika'nın hoşuna gitmek için katillere bile bu kadar sevecen güzel okşayıcı mektuplar yazana temennilerde bulunan Sayın Başbakan'ımızın bu cümleleri insanı ürkütüyor şüphesiz batıdakiler de insandır, onlar da Amerika'larının nükleer bombalarının zoraki askerleridir. Ama biz de insanız bu topraklardaki insanlar da insan. Iraktaki milyonlar da kadın da insan çocuk da insan onları da okşayacak birkaç cümlemiz olsun.
*ABD'nin, Ortadoğu Bölgesi'nde Afganistan, Irak şeklinde başlayan işgallerin devamı gelecek mi? Amerika'da yaşanan seçimler öncesi, Bush'un giderayak İran'ı da vuracağı söyleniyor.
Tabi buraları bilemeyiz. Ama Afganistan, Irak haritadan çekildi. Şöyle bir şey hayal edin. Eğer İran da giderse ne olur diye? İran da giderse bir Türkiye haritasını alsınlar Gürcistan'ın bayrağı haçlı bayrağı, Hırvatistan'ın bayrağı haçlı bayrağı, Ukrayna, Yunanistan, Gürcistan ve Irak'ta Amerikan bayrağı ve Kıbrıs'ı da koyun üstüne. Türkiye'nin nasıl bir coğrafya parçasının ortasına düşeceğini, haçlı bayraklarıyla ve Amerikan üsleriyle ve Amerikan egemenliğiyle çevrilmiş bir coğrafyanın ortasında yapayalnız kalacağı çok aşikârdır. Herkesin, İran da giderse bir gün Afganistan gibi olursa, Irak gibi olursa, Türkiye'nin hali ne olur diye biraz düşünmesini isterim. Irak ve Afganistan'ın elden gitmesi 1 günde 2 günde 3 yılda olmadı 30 40 50 yıllık süreçlerde oldu. Bugün Türkiye'nin başına bir şey gelirse de bu 3 yılda 5 yılda gelmez 30 yıl ve 40 yıl gibi uzun bir süreçte olur. Gücünü yavaş yavaş kaybettirerek, aydınlarını yavaş yavaş elden geçirerek, yeni yetişen gençlerin kafalarını medyayla yavaş yavaş bozarak uzun süreli bir propagandayla gençlerimiz yavaş yavaş zehirleyerek bağımsızlığımızla dalga geçerek küreselleşme, özgürleşme gibi yalan kavramlarla insanlarımıza iftira atarak hukuku ele geçirerek ve liseleri üniversiteleri okulları yurtları ellerine geçirerek 20 25 yıl gibi bir süreçte Türkiye'yi de Irak ve Afganistan gibi bir yere döndürmeleri mümkündür. Bu bizim ödümüzü kopartıyor. Herkesi uyanık olmaya çağırıyoruz. Tamam, bizim için bu, biz hayatımız boyunca bağımsızlığımız ve Müslüman geleneklerimiz için savaşacağız ama bizden sonraki yetişecek nesli de diri tutmalıyız, dinç tutmalıyız. Uyanık tutmalıyız. Onun için üniversitelerimiz akademisyenlerimiz ve gazetelerimiz çok çalışmalı bu üstümüze çullanmış Amerika ve Avrupacı yazarların yalanlarını ifşa etmeliyiz, teşhir etmeliyiz. Onların karşısında durup gençlerimizi onlara karşı uyanık tutmalıyız. Yoksa bizim nesil işte biz geldik kavgamızı bayrağımızı elimizde tutuyoruz ve mücadelemizi ve kavgamızı ölene kadar vereceğiz ama biz öldükten sonra tufan diyemeyiz. Bizden sonra da büyük bir gençliğin gelmesi lazım bizim sesimizi bizden sonraki yüzyıllarda da çoğaltması lazım. Benim güttüğüm nokta burasıdır. Biz bu topraklarda yaşıyorken bu toprakları Irak ya da Afganistan yapamazlar ama bizden sonra... Bu kadar medya ele geçirilmişse bu kadar üniversite ele geçirilmişse korkuyorum. Bizden sonraki gençliği nasıl kafa kola alırlar beyinlerini yıkarlar diye çok ürküyor ve korkuyorum.
SKY Türk'te, Serdar Akinan ile birlikte sunduğunuz, "Ne var Ne yok" isimli bir hayli etkili ve izleyicisi olan programınızı, AKP iktidarının medya üzerindeki bask&nne diyor mehmet akif? ibret alinsaydi tarih tekerrür mü ederdi?
maalesef, biz gecmisten ibret almiyoruz. bu kadar basit.
***
benim icin, karsilasacagim zorluklar, gecmiste karsilastigim zorluklardan daha kötü olamaz. yapabilecegim fazla birsey de yok.
ama siz, bu genc yasinizda, politiknin cirkef oyunlarina bu kadar kolay kanarsaniz, aldanirsaniz, ilerde ne yapacaksiniz.
okumus, iyi egitim almis insanlarsiniz. Ülkemiz olan Türkiyenin meseleleri üzerine kafa yoruyorsunuz. iyi niyetli olmasaniz, gecenin bu saatinde bu konularla ugrasacaginiza, baska sitelerde gezerdiniz.
ülkemizin ümidi, geleceginin teminati genc arkadaslarimizin, hele hele yetismis arkadaslarimizin, bu kadar "politik angaje" icinde olmalari ve maalesef Amigolarin tesirinde kalmalari, beni üzer.
Sevgili Tombac
Benim simdiye kadar herhangi bir partiyi övdügümü gördün mü? halihazirdaki partilerin hicbiri, benim oy verecegim parti degildir. ama, ortada alternatif yok diye de, halihazirdaki en iyisi bunlar diyerek, AKP nin pesine takilmam. Oy vermem.
her türlü ihale yolsuzlugunu yapan(kac tane örnek verdim), kendi adamini kayiran, kabadayilik yapan vs. vs. bir parti, basörtüsünü savunsa ne olur savunmasa ne olur.
verdigim örnekleri yorumlasan ya. hayir akbil yolsuzlugu olmadi, misir ithali sahtekarligi olmadi, deniz feneri rezilligi olmadi, vs. vs. vs. olmadi diyebiliyormusun?
bana ne dogan medyadan. dogan medya bugün böyle diyor yarin RTE ile sarmas dolas olabilir. bugün hakaret ediyor yarin över. gecmiste övdügü gibi.
yahu, gazete arsivlerine girerek, RTe nin secildigi zaman ki Hürriyet gazetelerini okusaniza. Internet teknolojisini kullanmiyacaksaniz, ne isiniz var internette.?
***
ne diyorum ben her zaman.? detayli düsünün. olaylari dis görünüsü ile degil, icinden okumaya bakin.
http://www.facebook.com/video/video.php?v=123724290995916Hel al Olsun
http://www.facebook.com/video/video.php?v=123724290995916
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0