dertli4u
14.05.05, 12:20
arkadaslar
Ermeni diasporasinin agzina sakiz ettigi Zeytun Isyani hakkinda bir yaziyi size iletmek istiyorum.
***********
Zeytunda son model Avrupa silâhlarıyla silâhlanmış 2000 Ermeni, gafil tutulan Zeytun kaymakamını, 50 subayı, 600 askeri; bir silâh patlatmadan, ele geçirir ve Zeytunda yaşayan Türk aileleriyle beraber, katleder.
"Esir askerler Ermeni kadınlar tarafından imha edilmiş...".
Ya Rabbi, keşke bu kâbusu gerçekleştiren kadınların, ifadeleri alınabilseydi!
Bu acaba nasıl bir insanlık hissi?
Demek askerlerin elleri bağlı;Teker teker mi bağlı, onar onar mı bağlı, hepsi bir arada mı, yine bunları anlatan yok! Gözleri bağlı mı, göz göre göre mi?... Arkadaşlarının parçalanmalarını görmek, son anda herhalde çok acı verici duygu...
Keşke bu kuduruk kadınların; kocaları, kardeşleri, babaları öldürseydiler! Ama bunlar; hep avratları, veletleri ileri salan pisliklerden...
Ve sonra başlıyor bizimki ağıt dizmeye:
***
Ak kâğıt üstünde kara yazıyım/Zeytunun içinde müftü kızıyım
Kâfirler içinde nasıl gezeyim/Yetiş Ali Vezir meydanda kaldık
Sağ ol Padişahım da biz esir kaldık/Müftü kızı idim de adım Halime
Kâfir el attı da gonce gülüme/Esir oldum kalem aldım elime
Yetiş Ali Vezir meydanda kaldık/Sağ ol Padişahım da biz esir olduk
Sağol Padişahım da biz esir olduk/Selâm söyleyin Sultan Hanım anama
Tacı tahtı yıksın da gelsin yanıma/Şefkatli pederim bıçağın çeksin gelsin
**
Gün gelir Zeytun ordu tarafından kuşatılır. Fakat daha o anda orduya hemen emir yetişir: Asla "Emir gelmeyince taarruza geçilmeyecektir!" diye. Zeytun Ermenileri ise, Zeytun meyhanelerinde kanlı zaferlerini kutlarlar. Kesilen Türklerin malları, avratları, kızları paylaşılır...
Batılı ve Rusyalı efendileri nezdinde yürüttükleri diplomasi faaliyetleri neticesi 10 Ocak 1896 tarihinde koca devleti; Zeytun canileri ile ve onları kışkırtan himaye eden Batılı konsoloslarla; anlaşma imzalamaya, mecbur ederler. Yapılan bu anlaşmaya göre suçluları cezalandırmak yok, dışarıdan gelen kundakçıları tevkif etmek de yok...
Sonra biz; o Zeytun dedikleri şimdi adı kötüye çıkmış yere atanmak için, sıradan Müslüman memurların can attıkları zamanları da, biliriz. Yani evvelden; Zeytunda hayat o kadar huzurlu ve güzeldi!... Peki bu memleketi kim düşÃ¼rdü bu hallere? Kendi aramızda, kendi adımızı taşıyan değişik İngilizler, Fransızlar, Ruslar...
İkinci Sasun isyanı esnasında Antranik Uzunyan, Türk Ordusu tarafından yine kuşatılır. Ancak hükümetin; ordunun elini ayağını bağladığından ve gizli güçlerin kuşatma yöresine, büyük devletlerin konsoloslarını göndermelerinden faydalanan Antranik, gizlice Van'a geçer. Burada kaldığı yer, asker tarafından, yine iki defa tespit edilir. Fakat tevkif emri gelmediğinden, asker biçare kalır, komita da çekip başını alır gider.
Antranik, boğazladığı Türklerin kanlarını içtiğinden; Anadolu ve Kafkas Türkleri tarafından "Kan içici" lâkabıyla tanınır, anılır. Kan İçici Antranik 1904 yılından sonra, Balkan Muharebesine kadar, sekiz yıl gizlenir veya kanlı işlerini kılık kıyafet değiştirerek yapar. Bu müddet içinde "Osmanlı Devleti aleyhi faaliyetlerde bulunmadığı" söylense de, o kanlı faaliyetlerde bulunur; ancak bunları gizlemeyi başarır. Osmanlı devleti makamlarında bulunan koruyucularıyla anlaşması böyledir. Bu zaman içinde Kan İçici Antranik, baza kaynaklara göre (Küdükyan K., Antranik'in Savaşları. Beyrut 1929. s:46) Kafkaslarda; bazılarına göre de (Nersisyan M.G., Narodnıy Geroy. Komunist gazetesi. Erevan 25 Şubat 1965) Bulgaristanda bulunur.
Bulgarslavı Ordusunun sadece General Genev'in Gönüllüler Birliğinde; 14 bin askerden, bine yakını Ermeni Komitasıdır. Bunlardan; iki yüz otuz biri Bulgaristan Ermenilerinden, diğerleri de Kan İçici Antranik'in; Van, Adana ve İstanbul yörelerinden buralara getirdiği kanlı komitalardır. (Mitev Y., General Nikola Genev. Sofiya 1966. s:122).
Antranikin, Ermeni Müfrezesi, Bulgarslavı Devleti tarafından çeşitli harp nişanları ve madalyalarla mükâfatlandırılmıştır. (Agayan S., Armenska rota v osvoboditelnite boeve na bılgarskiya narod. İstoriçeski Pregled dergisi. No 3. Sofiya 1979).
Bir hafta müddetince Kırcaliden, Gümülcineye kadar ele geçen çoluk çocuk katledilir.
O sıralarda, Kafkas Cephesi komutanı genç General Mayor Dimitriy Abatsiev; Kan İçici Antranikin müfrezesi hakkında, Rus Genel Kurmayına yazdığı raporlarda, Antranik'in müfrezesinden, her raporda "kan içiciler" olarak, bahsetmekte ve sivil halka yaptıkları mezalimlerden dolayı, Rus Ordusu saflarından çıkarılmalarını, talep etmektedir.
"Bundan sekiz ay evvel İstanbulda neşr olunan Ermenice 'Pozantiyon' gazetesinden bir nüshası elime geçmişdi. Okuduğumda Ermeni komitelerinin isyana hazırlanmakta olduğundan ve Ermeni kulüblerinin kötü düşÃ¼ncelerini yaymak için açılıb, zararlarını önlemek için kapatılmasına ve abeste bulunduğundan bahs ediyordu. Zaten benim hükümete olan sadakatim bulunduğundan derhal Ermeni eşrafına gidip meseleyi haber vermiş işbu fesadın önünü almalarını ihtar etmişdim. Binaenaleyh komiteler Gökdereliy an ve Çallıyan ve Zakarya Bızdıkyanın reislik ve kumandalarında olduğundan bu isyanı tertib edip işte vilâyeti bu hale getirdiler. Bunların maksadı bir yabancı müdahale meydana getirib Kilikya kraliyetini tesis etmek idi..." (Çallıyan Karabet., Adana Vakası Mesulleri. İstanbul. 1335. s: 38).
Kanlı Adana iğtişaşı sırasında, Ermeni komitalarını koordine eden hainler; Meşrutiyet hükümetiyle alâkalı çok ilginç bir diplomasi yürütmüşlerdir. Devleti; Türkün ileri gelenlerine karşı "Bunlar irtica!" diye, kışkırtmışlar ve Türk münevverlerini tevkif ettirmişlerdir. Yalnız bırakılan halk ise, resmen Ermeni Krallığı kurma maksadıyla başlatılan soykırıma acizane karşı koyduğunda, bunun için cezalandırılmıştır: "Adanaya gelişimden dört ay sonra yalnız Adana şehrinde örfi harb divanı mahkûmlarından otuz müslümanı idam ettirdiğim gibi ondan iki ay sonra da Erzin kasabasında 17 müslümanı idam ettirdim. (Cemal Paşa., Hatıralar İstanbul 1977).
1909 yılında vuku bulan bu Adana Ermenileri iğtişaşıyla alâkalı, bir Türk devlet adamı şÃ¶yle demektedir: "Komitalara karşı daima azami müsamahayı gösterdim ve onların hakiki maksatlarını bilmiyormuş gibi hareket ettim. Fakat hükümetin bu hareket tarzı, komitaların ihtirasını hafifletmek şÃ¶yle dursun, onları bilâkis takviye etti"? (Talât Paşa., Hatıraları. İstanbul 1946. s16).
Bu Devlet Adamı, bunun böyle olacağını, bilmiyor değildi. Sorgulasak, bize "O anda Mersin açıklarında, 47 mücahidin idam edilmelerini bekleyen; İngiliz ve Fransız gemileri olduğunu, Vatanı, milleti; harbe girmekten koruduğunu", söyleyecektir...
Bunun için, o gemilerin toplarının menzillerinde 47 Türk; Vatana kurban verildi.
Gerçekten o zaman; İngiliz ve Fransız gemileri, bu kurbanları alınca, tatmin olmuş yamyam tanrılar gibi, demirlerini çekip, gittiler...
İşgalden; kalan vatan parçasına geleli, henüz üç yıl olmuştu. Kayseri - Talasta oturuyor idim. yetmiş, seksen yaşını geçmiş besiciler; otuzlu, kırklı yıllarda Vanın Özalp ilçesi civarlarından aldıkları sığırları, Kayseriye yaya olarak sürü sürü nasıl getirdiklerini anlatıyorlar. Mevzuu unutup "Yolda sizi eşkıya basmıyor muydu?" diye sormama da "O zaman, şimdiki gibi değil, devlet vardı, Muğlalı vardı!" diye, cevap vermişlerdi...
Onlara, bu Muğlalıyı sormaya, cesaret edemedim. Sohbetten ayrılınca, hemen elime geçen ilk ansiklopediyi açtım: "Muğlalı (Mustafa) Türk Asker (Muğla 1882 - İstanbul 1951). Harp Okulunu (1901), Harp Akademisini (1904) bitirdi. Balkan Savaşında görev aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Adana bölge Komutanlığı kurmay başkanlığı yaptı. Tümen Komutanı olarak Kurtuluş Savaşına katıldı. (1921). Son görevi sırasında Doğu Anadoluda Özalp dolaylarında çıkan olaylarda 33 kişiyi yargı kararı olmadan kurşuna dizdirttiği gerekçesiyle yargılandı; 20 yıl hapse mahkûm oldu (1950)... Bu olay sonradan muhalefet tarafından TBMM gündemine getirildi ve yoğun tartışmalara neden oldu. Emekli generalin yargılanması kararlaştırıldı. Muğlalı mahkûm olduktan bir yıl sonra hapishanede öldü. (1951). (La Rouse Ansiklopedisi. Cild VII.).
Ahmet TACEMEN., Halk Edebiyatı Verileri Zemininde Türk Kimliği. Niğde 2002. s-83
yazinin tamami,
http://forums.dunyagazetesi.com.tr/topicitem.asp?topic_id=9655
Ermeni diasporasinin agzina sakiz ettigi Zeytun Isyani hakkinda bir yaziyi size iletmek istiyorum.
***********
Zeytunda son model Avrupa silâhlarıyla silâhlanmış 2000 Ermeni, gafil tutulan Zeytun kaymakamını, 50 subayı, 600 askeri; bir silâh patlatmadan, ele geçirir ve Zeytunda yaşayan Türk aileleriyle beraber, katleder.
"Esir askerler Ermeni kadınlar tarafından imha edilmiş...".
Ya Rabbi, keşke bu kâbusu gerçekleştiren kadınların, ifadeleri alınabilseydi!
Bu acaba nasıl bir insanlık hissi?
Demek askerlerin elleri bağlı;Teker teker mi bağlı, onar onar mı bağlı, hepsi bir arada mı, yine bunları anlatan yok! Gözleri bağlı mı, göz göre göre mi?... Arkadaşlarının parçalanmalarını görmek, son anda herhalde çok acı verici duygu...
Keşke bu kuduruk kadınların; kocaları, kardeşleri, babaları öldürseydiler! Ama bunlar; hep avratları, veletleri ileri salan pisliklerden...
Ve sonra başlıyor bizimki ağıt dizmeye:
***
Ak kâğıt üstünde kara yazıyım/Zeytunun içinde müftü kızıyım
Kâfirler içinde nasıl gezeyim/Yetiş Ali Vezir meydanda kaldık
Sağ ol Padişahım da biz esir kaldık/Müftü kızı idim de adım Halime
Kâfir el attı da gonce gülüme/Esir oldum kalem aldım elime
Yetiş Ali Vezir meydanda kaldık/Sağ ol Padişahım da biz esir olduk
Sağol Padişahım da biz esir olduk/Selâm söyleyin Sultan Hanım anama
Tacı tahtı yıksın da gelsin yanıma/Şefkatli pederim bıçağın çeksin gelsin
**
Gün gelir Zeytun ordu tarafından kuşatılır. Fakat daha o anda orduya hemen emir yetişir: Asla "Emir gelmeyince taarruza geçilmeyecektir!" diye. Zeytun Ermenileri ise, Zeytun meyhanelerinde kanlı zaferlerini kutlarlar. Kesilen Türklerin malları, avratları, kızları paylaşılır...
Batılı ve Rusyalı efendileri nezdinde yürüttükleri diplomasi faaliyetleri neticesi 10 Ocak 1896 tarihinde koca devleti; Zeytun canileri ile ve onları kışkırtan himaye eden Batılı konsoloslarla; anlaşma imzalamaya, mecbur ederler. Yapılan bu anlaşmaya göre suçluları cezalandırmak yok, dışarıdan gelen kundakçıları tevkif etmek de yok...
Sonra biz; o Zeytun dedikleri şimdi adı kötüye çıkmış yere atanmak için, sıradan Müslüman memurların can attıkları zamanları da, biliriz. Yani evvelden; Zeytunda hayat o kadar huzurlu ve güzeldi!... Peki bu memleketi kim düşÃ¼rdü bu hallere? Kendi aramızda, kendi adımızı taşıyan değişik İngilizler, Fransızlar, Ruslar...
İkinci Sasun isyanı esnasında Antranik Uzunyan, Türk Ordusu tarafından yine kuşatılır. Ancak hükümetin; ordunun elini ayağını bağladığından ve gizli güçlerin kuşatma yöresine, büyük devletlerin konsoloslarını göndermelerinden faydalanan Antranik, gizlice Van'a geçer. Burada kaldığı yer, asker tarafından, yine iki defa tespit edilir. Fakat tevkif emri gelmediğinden, asker biçare kalır, komita da çekip başını alır gider.
Antranik, boğazladığı Türklerin kanlarını içtiğinden; Anadolu ve Kafkas Türkleri tarafından "Kan içici" lâkabıyla tanınır, anılır. Kan İçici Antranik 1904 yılından sonra, Balkan Muharebesine kadar, sekiz yıl gizlenir veya kanlı işlerini kılık kıyafet değiştirerek yapar. Bu müddet içinde "Osmanlı Devleti aleyhi faaliyetlerde bulunmadığı" söylense de, o kanlı faaliyetlerde bulunur; ancak bunları gizlemeyi başarır. Osmanlı devleti makamlarında bulunan koruyucularıyla anlaşması böyledir. Bu zaman içinde Kan İçici Antranik, baza kaynaklara göre (Küdükyan K., Antranik'in Savaşları. Beyrut 1929. s:46) Kafkaslarda; bazılarına göre de (Nersisyan M.G., Narodnıy Geroy. Komunist gazetesi. Erevan 25 Şubat 1965) Bulgaristanda bulunur.
Bulgarslavı Ordusunun sadece General Genev'in Gönüllüler Birliğinde; 14 bin askerden, bine yakını Ermeni Komitasıdır. Bunlardan; iki yüz otuz biri Bulgaristan Ermenilerinden, diğerleri de Kan İçici Antranik'in; Van, Adana ve İstanbul yörelerinden buralara getirdiği kanlı komitalardır. (Mitev Y., General Nikola Genev. Sofiya 1966. s:122).
Antranikin, Ermeni Müfrezesi, Bulgarslavı Devleti tarafından çeşitli harp nişanları ve madalyalarla mükâfatlandırılmıştır. (Agayan S., Armenska rota v osvoboditelnite boeve na bılgarskiya narod. İstoriçeski Pregled dergisi. No 3. Sofiya 1979).
Bir hafta müddetince Kırcaliden, Gümülcineye kadar ele geçen çoluk çocuk katledilir.
O sıralarda, Kafkas Cephesi komutanı genç General Mayor Dimitriy Abatsiev; Kan İçici Antranikin müfrezesi hakkında, Rus Genel Kurmayına yazdığı raporlarda, Antranik'in müfrezesinden, her raporda "kan içiciler" olarak, bahsetmekte ve sivil halka yaptıkları mezalimlerden dolayı, Rus Ordusu saflarından çıkarılmalarını, talep etmektedir.
"Bundan sekiz ay evvel İstanbulda neşr olunan Ermenice 'Pozantiyon' gazetesinden bir nüshası elime geçmişdi. Okuduğumda Ermeni komitelerinin isyana hazırlanmakta olduğundan ve Ermeni kulüblerinin kötü düşÃ¼ncelerini yaymak için açılıb, zararlarını önlemek için kapatılmasına ve abeste bulunduğundan bahs ediyordu. Zaten benim hükümete olan sadakatim bulunduğundan derhal Ermeni eşrafına gidip meseleyi haber vermiş işbu fesadın önünü almalarını ihtar etmişdim. Binaenaleyh komiteler Gökdereliy an ve Çallıyan ve Zakarya Bızdıkyanın reislik ve kumandalarında olduğundan bu isyanı tertib edip işte vilâyeti bu hale getirdiler. Bunların maksadı bir yabancı müdahale meydana getirib Kilikya kraliyetini tesis etmek idi..." (Çallıyan Karabet., Adana Vakası Mesulleri. İstanbul. 1335. s: 38).
Kanlı Adana iğtişaşı sırasında, Ermeni komitalarını koordine eden hainler; Meşrutiyet hükümetiyle alâkalı çok ilginç bir diplomasi yürütmüşlerdir. Devleti; Türkün ileri gelenlerine karşı "Bunlar irtica!" diye, kışkırtmışlar ve Türk münevverlerini tevkif ettirmişlerdir. Yalnız bırakılan halk ise, resmen Ermeni Krallığı kurma maksadıyla başlatılan soykırıma acizane karşı koyduğunda, bunun için cezalandırılmıştır: "Adanaya gelişimden dört ay sonra yalnız Adana şehrinde örfi harb divanı mahkûmlarından otuz müslümanı idam ettirdiğim gibi ondan iki ay sonra da Erzin kasabasında 17 müslümanı idam ettirdim. (Cemal Paşa., Hatıralar İstanbul 1977).
1909 yılında vuku bulan bu Adana Ermenileri iğtişaşıyla alâkalı, bir Türk devlet adamı şÃ¶yle demektedir: "Komitalara karşı daima azami müsamahayı gösterdim ve onların hakiki maksatlarını bilmiyormuş gibi hareket ettim. Fakat hükümetin bu hareket tarzı, komitaların ihtirasını hafifletmek şÃ¶yle dursun, onları bilâkis takviye etti"? (Talât Paşa., Hatıraları. İstanbul 1946. s16).
Bu Devlet Adamı, bunun böyle olacağını, bilmiyor değildi. Sorgulasak, bize "O anda Mersin açıklarında, 47 mücahidin idam edilmelerini bekleyen; İngiliz ve Fransız gemileri olduğunu, Vatanı, milleti; harbe girmekten koruduğunu", söyleyecektir...
Bunun için, o gemilerin toplarının menzillerinde 47 Türk; Vatana kurban verildi.
Gerçekten o zaman; İngiliz ve Fransız gemileri, bu kurbanları alınca, tatmin olmuş yamyam tanrılar gibi, demirlerini çekip, gittiler...
İşgalden; kalan vatan parçasına geleli, henüz üç yıl olmuştu. Kayseri - Talasta oturuyor idim. yetmiş, seksen yaşını geçmiş besiciler; otuzlu, kırklı yıllarda Vanın Özalp ilçesi civarlarından aldıkları sığırları, Kayseriye yaya olarak sürü sürü nasıl getirdiklerini anlatıyorlar. Mevzuu unutup "Yolda sizi eşkıya basmıyor muydu?" diye sormama da "O zaman, şimdiki gibi değil, devlet vardı, Muğlalı vardı!" diye, cevap vermişlerdi...
Onlara, bu Muğlalıyı sormaya, cesaret edemedim. Sohbetten ayrılınca, hemen elime geçen ilk ansiklopediyi açtım: "Muğlalı (Mustafa) Türk Asker (Muğla 1882 - İstanbul 1951). Harp Okulunu (1901), Harp Akademisini (1904) bitirdi. Balkan Savaşında görev aldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Adana bölge Komutanlığı kurmay başkanlığı yaptı. Tümen Komutanı olarak Kurtuluş Savaşına katıldı. (1921). Son görevi sırasında Doğu Anadoluda Özalp dolaylarında çıkan olaylarda 33 kişiyi yargı kararı olmadan kurşuna dizdirttiği gerekçesiyle yargılandı; 20 yıl hapse mahkûm oldu (1950)... Bu olay sonradan muhalefet tarafından TBMM gündemine getirildi ve yoğun tartışmalara neden oldu. Emekli generalin yargılanması kararlaştırıldı. Muğlalı mahkûm olduktan bir yıl sonra hapishanede öldü. (1951). (La Rouse Ansiklopedisi. Cild VII.).
Ahmet TACEMEN., Halk Edebiyatı Verileri Zemininde Türk Kimliği. Niğde 2002. s-83
yazinin tamami,
http://forums.dunyagazetesi.com.tr/topicitem.asp?topic_id=9655