PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : "Osmanlı Tarihini NORMALLEŞTİRDİM"



verda
11.01.07, 11:59
"Osmanlı Tarihini NORMALLEŞTİRDİM"

"Osmanlı tarihini 'normalleştirme' görevini biçtim." diyen Caroline Finkel: "Tarihimizi yapan insanlara saygı duymamız gerekir"
Caroline Finkel: Osmanlı tarihini normalleştirdim

İngiliz tarihçi Caroline Finkel'in geçtiğimiz yıl Amerika ve İngiltere'de yayınlanan ve büyük yankı uyandıran kitabı "Osman's Dream: The History of the Ottoman Empire", Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı (Timaş Yayınları) adıyla Türkçeye çevrildi.


Caroline Finkel, halen İngiltere'de yaşıyor ve Osmanlı tarihi üzerine çalışıyor. Finkel'in Osmanlı tarihini bütüncül bir yaklaşımla anlattığı ve Batı'da büyük yankı uyandıran kitabı, 'Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı' adıyla Türkçeye çevrildi.

Kitap, Osmanlı'nın (1300-1923) yaklaşık 600 yıllık öyküsünü tek ciltte anlatıyor. En büyük derdinin 'Osmanlı'ya olan oryantalist-şarkiyatçı bakışı silmek ve Osmanlı tarihini normalleştirmek' olduğunu söyleyen Finkel, Batı'nın bu tarz önyargılardan kurtulması gerektiğini dile getiriyor. Finkel, Osmanlı'nın Cumhuriyet'in kuruluşuyla değil, Atatürk'ün Nutuk'u ile sona erdiğini savunuyor. Caroline Finkel ile kitabını ve Batı'nın Osmanlı tarihine bakışını konuştuk.

'Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı'nın, diğer Batılı yazarların Osmanlı tarihi kitaplarından ne farkı var?

Baştan sona imparatorluğun hikâyesini anlatan çok az sayıda eser var. Osmanlı tarihini kronolojik olarak bütünüyle ihtiva eden başka kitaplar da yazılmış; ancak keyif ve eğlence kısmını, hakikatlere sadık kalma düsturunun önüne koymuşlar. Bunların geçmişe dair anlayışımızı derinleştirdiğini söyleyemeyiz.

Kitap İngiltere'de ve Amerika'da ilgiyle karşılandı...

Şu sıralarda kitap Yunanca, Rusça ve Felemenkçeye çevriliyor. İngilizce edisyonu Türkiye'de de iyi sattı. İmparatorluğun baştan sona hikâyesini yazarak ve her döneme eşit ağırlık vererek umarım okurların olayların gelişimi ve Osmanlı tarihi boyunca süregitmiş olan bağlantılar hakkında daha sağlam fikir binası inşa etmelerine yardımcı olabilmişimdir.

Bu çalışmanız, Batı'nın Türkiye'ye olan bakışını değiştirir mi?

Avrupalıların Türkiye hakkındaki görüşlerini değiştirmeyi, bir kitaptan beklemek çok fazla olur. Ancak, Osmanlı'nın geçmişinin anlatımından 'egzotik' ve yabancı öğeleri çıkartarak bir tarih yazmaya çalıştım. Öykü tarzı tarih anlatımı İngiltere'de başarılı ve sevilen bir türdür. Roma İmparatorluğu, Habsburg İmparatorluğu, Çin Hanedanlığı hakkında böyle eserler vardır. Ben de Osmanlı tarihini öykü tarzında yazmak istedim. Diğer mekân ve zamanlar hakkında yazılmış eserler kadar ciddiye alınsın diye kendime Osmanlı tarihini 'normalleştirme' görevini biçtim.

Peki, Osmanlı tarihi normal değil mi?

Her devletin tarihine aynı tarihî düsturlara göre yaklaşmak gerekir. Kolaysa gelin de İngiltere veya Fransa tarihini, tarihsel delillere dayandırmadan, atmasyonla dolu olarak yazın. Ama Osmanlı dünyasını, 'zırt pırt' savaşa çıkan, savaşmadığı zamanlarda işi gücü hareme uğramak olan sultanlar, kesesini doldurmaktan başka derdi olmayan vezirler ve dünya görüşlerinde tamamen yobaz ulema takımı gibi gerçekle ilgisi olmayan klişelerle dolu bir mekân olarak yazabilirsiniz! Bugüne nasıl geldiğimizi bilmek için geçmişe dair bilgimizi çok daha zenginleştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Tarih bir süreçtir ve gerçek insanların hayatı hakkındadır. Tarihimizi yapan insanlara saygı duymamız gerekir; ister padişah ister köylü olsunlar.

Kitap, Osman Gazi'nin gördüğü rüya ile başlıyor ve Nutuk ile bitiyor...

Osman Gazi'nin gördüğü rüya en bilineni ve en uzun süre anlatılagelmiş olanıdır. Kitaba başlamak için bana güzel bir nokta gibi geldi. Her kitabın bir espriye ihtiyacı vardır. İmparatorluk gerçekte Cumhuriyet'in 1923'te ilan edilmesiyle değil Atatürk'ün Nutuk'uyla sona ermiştir. Nutuk, Atatürk'ün imparatorluğu her yönüyle devirmek için kullandığı meşru ve makul mazereti, yeni bir dünya bina etme vizyonunun beyanatıydı. Nutuk'un gerçekten olmuş olaylara vurgu yapmasına ve Osman Gazi'nin rüyasının inkârı mümkün olmasına rağmen her ikisi de bu liderlerin kurdukları devletleri meşrulaştırmak için kaydedilmiştir.

Türk tarihçilerinin kitaba bakışı nasıl?

Bu konuda bir şey söyleyebilmek için çok erken! Türk tarihçilerin kitabın Türkçesini okumaları İngilizcesini okumalarından daha kolay olacak; yani daha çok kişi anlayabilecek. Bakalım; ne diyecekler!

Osmanlı tarihi çalışmalarına nasıl başladınız?

Türkiye'ye 1970'lerde, tıpkı Kolomb'un Amerika'yı yelkenliyle keşfetmesi gibi geldim ve bildiğimden çok daha farklı bir Türkiye buldum. Türkiye'ye büyük bir tutkuyla bağlandım ve mümkün olduğunca sık ziyaret ettim. Daha sonra Türkiye'yi ve tarihini akademik ortamda çalışma fırsatım oldu. Bunu ekonomik sebeplerle tercih etmedim; zaten çok az tarihçi zengindir. 1981'de üniversiteye Osmanlı hakkında doktoramı yapmak için döndüm. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'ne darbenin hemen akabinde gelmeme rağmen belgelere ulaşmam zor olmadı.

Türkiye'deki 'resmî tarih' konusunda ne düşünüyorsunuz?

Resmî tarihle ne anlatılmak isteniyor, hâlâ anlamış değilim. Kitabımı okuyan birçok Türk, daha önce hiç bilmedikleri şeyleri öğrendiklerini söyledi. Sultanları ve Osmanlı'nın savaşlarını biliyorlarmış; fakat olaylar arasındaki bağlantılar hakkında çok az fikirleri varmış. Ecdatlarının yazdığı tarihi anlama adına, kitabımın daha bütün bir resim çizdiğini söylüyorlar.
11 Ocak 2007
MUSA İĞREK - ZAMAN

verda
11.01.07, 12:01
hat vielleicht einer von euch das buch gelesen oder weiss einer mehr darüber?

verda
11.01.07, 12:25
hier noch eine reportage mit Caroline Finkel...

Osmanlı'ın tarihi Avrupa'nın da tarihi

Avrupalılar sürekli olarak Türkiye bizden farklı, diyorlar ama bir zamanlar Osmanlı sınırları içinde olduklarını unutuyorlar. Osmanlı’nın tarihi onların da tarihi aslında.(...)
mehr
http://www.moralhaber.net/haber_detay.php?haber_id=7810

süca
11.01.07, 17:08
ecnebilerin yazdiklari kitaplar beni tatmin etmiyor. dil cok önemli. bazen öyle oluyor ki ilber ortayli'nin bir cümlesini okuyorsunuz ve baska bir yazarin tüm bir kitapta anlatmak istedigini bir anda anliyorsunuz. reha camuroglu'nun da osmanli tarihine yaklasimini cok gercekci buluyorum. tarih okurken totaliter bir yaklasimla konuya girmemiz lazim. edebiyatiyla, mimarisiyle, dini ve ekonomik yönüyle olaylarin irdelendigi kitaplar, lise kitaplarinda bize anlatilan 1299-1453-1826-1922 semasindan daha göz acici. ayrica kuru tarihten hoslanmayanlara resad ekrem kocu külliyatini tavsiye ederim. roman gibi bir saatte okunabilecek kitaplar...

deryatulga
11.01.07, 17:50
ALTAYLI ÖZÜR DİLEYEBİLİR


Bu gece Kanal D'deki Teke Tek programını sakın kaçırmayın. Sektöre gireli beri birbirinden düzgün (!), kurallara uygun (!), dürüst (!) ve kişisel haklara saygılı (!) haberler vermesiyle ve yorumlarıyla tanınan, bu çizgisinden milim bile sapmayan (!) "değerli gazeteci" Fatih Altaylı, "özel hayatların kutsallığı" gibi, çok iyi bildiği bir konuyu işleyecek.
Bu izleyiciler için olduğu kadar, Altaylı'nın kendisi için de büyük fırsat. En belirgin örneğini hatırlatalım: Bir iki yıl kadar evvel, gazeteci Andrew Finkel'in Sabah gazetesinde Kürtlerle ilgili yaptığı bazı yorumları beğenmediği anlaşılan Altaylı, Hürriyet'teki köşesinde, Andrew'in eşi, tarihçi Caroline Finkel'e açıkça iftira atmış, onu "arşivden belge çalmakla", yani hırsızlıkla suçlamıştı. Caroline Finkel, Altaylı'ya açtığı tüm davaları, çok sayıda Türk arşiv görevlisinin de kendisinden yana yaptığı tanıklıklarla kazandı. Hemen gazeteden bir tekzip ve özür talep etti. Ama asla bir yanıt alamadı. Tek bir satır bile yazılmadı. İtibarı asla iade edilmedi. Atılan çamur, bir yazarın ve gazetenin yanına kar kaldı. Bu, ötekilerle birlikte, Türk basın tarihine bir "yüz karası" olarak geçti.
Günün sorusu: Acaba Altaylı bu geceki programına bu yediği haltın özeleştirisiyle başlama cesaretini gösterebilecek mi? Bu insanın ve başkalarının özel hayatlarıyla ilgili yerli yersiz dedikodulara yer vermenin bir utanç vesilesi olduğunu teslim edebilecek mi? Göreceğiz.
İzleyin ve bekleyin. Dilerseniz, programa katılabilirsiniz. Açın telefonu ve "Finkel olayında attığın iftiranın özeleştirisini ne zaman yapacaksın?" diye sorun.
Beklenen olmazsa, soranlara, "Türkiye'de gazeteciliğin geldiği nokta budur. Ahlak bekçiliği de şu aşamada" diyerek bu programı son örnek olarak gösterebilirsiniz.
İmza: Mahfuz

deryatulga
11.01.07, 17:59
Caroline Finkel: Osmanlı'ın tarihi Avrupa’nın da tarihi
Osman’ın Rüyası adlı kitabı Türkçe’ye çevrilen ve Osmanlı’nın Cumhuriyetin kuruluşuyla değil Nutuk’la sona erdiğini savunan Caroline Finkel Avrupa’ya sesleniyor: ‘Hatırlayın, Osmanlı tarihi sizin de tarihiniz’.
http://www.timas.com.tr/resim/haber/osmanlifoy_web.jpg
GAZETECİ eşi Andrew Finkel ile yıllardır Türkiye’de yaşayan İngiliz tarihçi Caroline Finkel, Osmanlı tarihinin aslında Avrupa tarihi olduğunu savunuyor. Finkel’in ‘Osman’s Dream: The History of the Ottoman Empire’ adıyla İngiltere ve Amerika’daki saygın yayınevlerince basılan kitabı şimdi Türkçe’de. Timaş Yayınları’nın Türk okurlarına ‘Rüyadan İmpatorluğa Osmanlı’ adıyla sunduğu kitap Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıllık tarihini tek ciltte topluyor. Batının Osmanlı’yla ilgili önyargılarına, ‘şark despotizmi’, ‘hasta adam’ gibi tanımlamalarına itiraz eden Finkel, Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahların ülkeden uzaklaştırılmasıyla ya da 1923’te Cumhuriyetin kurulmasıyla değil, Atatürk’ün 1927 tarihli Nutuk’uyla sona erdiğini anlatıyor.

· Sizi Osmanlı tarihini araştırmaya çeken şey neydi?
· İlk kez 18 yaşımda geldim Türkiye’ye. Kamyonlara otostop yaparak Gaziantep’e, Kapadokya’ya gittim, bütün Anadolu’yu dolaştım.

· ‘Özgür kız’ modeli bu ama riskli de, başınıza bir şey gelmemiştir umarım!
· Hiçbir şey olmadı, sadece aşık oldum Türkiye’ye ve Osmanlı tarihini merak ettim. Başka yerde tarih bu kadar görünür değil. Türkiye’de ise her yerde. O yüzden üniversiteye dönüp tarih doktorası yaptım.

· Çalışmaya başlamadan önce zihninizde nasıl bir Osmanlı vardı? Batının Osmanlı’ya bakışı genel anlamda oryantalisttir çünkü. Toprakları egzotik, padişahları şehvetli, harem kadınları bahtsız, din adamları cahildir.
· Genelde böyle bir önyargı var ama gelmeden önce Türkiye’den haberim bile yoktu benim! Görüp araştırdıktan sonra ise hiç öyle olmadığını gördüm.

· TÜRK TARİHİNİ NORMALLEŞTİRMEK İSTEDİM
· Kitabı yazma amacınız da bu genel kanıyı değiştirmek, Avrupalılara gerçek Osmanlı’yı anlatmak mıydı?
· Kitabı öncelikle İngilizler ve İngilizce okuyanlar için yazdım. Sonuçta böyle bir önyargı var ve değişmesi gerekiyor. Bazıları bu önyargıyı besleyecek şeyler yazmaya devam ediyor hálá. Bu hiç hoşuma gitmiyor. Ama şaşılacak şekilde Türkler de memnun gibi. Dışarıdan biri bizimle ilgileniyor diye seviniyorlar sanki. Çok yanlış bu, çok aşağılayıcı. Osmanlı tarihinde sanıldığı gibi hikayeler olmadığını anlatmak, Türk tarihini normalleştirmek istedim.

· Kitap şimdi Türkçe’ye de çevrildi. Türklere ne anlatacak?
· Türkler de ‘Osmanlı doğdu, yükseldi, geriledi ve çöktü’ dışında pek bir şey bilmiyor Osmanlı tarihi hakkında. ‘Büyük adam olarak bir Fatih, bir Kanuni var, onlardan başka da ilginç bir şey olmadı’ diyorlar. Sanki tarih yok gibi. Tarihinizi başka türlü anlatmak istedim o yüzden.

· Türk tarihçiler bunu yapıyor zaten. Yaşayan tarihçilerden Halil İnalcık, Murat Belge, İlber Ortaylı ve başka akademisyenlerin Osmanlı tarih yazımları var. Sizin çalışmanız onlarınkinin yanında nerede duracak?
· Benim ki sosyo-ekonomik bir tarih değil, daha çok politik bir tarih. Kitabım Murat Belge’ninki gibi Osmanlı tarihini başından sonuna kadar anlatıyor. Hatta sonundan daha sonraya da gidiyor. Nutuk’la bitiyor. Mesela Halil İnalcık da, İlber Ortaylı da başından sonuna kadar yazmadılar Osmanlı tarihini. Ama İlber’in ‘İmparatorluğun En Uzun Yüzyıl’ını çok seviyorum, müthiş bir kitap.

· Çalışmanızı okumalarını istediniz mi Türk tarihçilerden?
· İlber okudu, Timaş’a o teklif etti. Murat’ı bilmiyorum. Çok sert baktığı için Halil Bey’in beğenmesini beklemiyordum ama duydum ki beğenmiş. Şevket Pamuk beğendi, tebrik etti. Kitabın İngilizce baskısında Orhan Pamuk’un da bir değerlendirmesi vardı. Bilmem neden, yayınevindeki arkadaşlar Türkçe kitaba koymamışlar.

· Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı neden Nutuk’la bitiyor? Cumhuriyet’in kuruluş tarihi 1923, Nutuk’un söyleniş tarihi ise 1927. Osmanlı İmparatorluğu Nutuk’a kadar devam mı ediyordu yani?
· Formel olarak İmparatorluk padişahlar gidince bitti ama bence konsept olarak Nutuk’la sona erdi aslında. Bu arada birçok şey yaptı Atatürk. Cumhuriyet kuruldu, devrimler yapıldı ama bir şey de devam ediyordu. Bu bir ara dönemdi. Nokta Nutuk’la kondu. Nutuk’ta fikir olarak bir muhasebe yapılıyor çünkü. İleriye bakan kısım kısa ama gelecek konsept olarak var yine de.

· Resmi tarih Osmanlı’ya mesafeli hatta dışlayıcı ve olumsuzlayıcı bakar. O yüzden bir şaşılık vardır tarihe bakışta. Sizce Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı mıdır, değil midir?
· Bu bakış normal galiba. ‘Dünyayı yeniden kuruyorum’ diyorsunuz sonuçta. Haliyle eskiyi kötülemeniz gerekiyor. Ama tarihçiler açısından o kadar basit değildir hafızanın sıfırlanması. Çok kötüdür. Bilinmeyen, konuşulmayan boş dönemler var çünkü. Atatürk döneminde tarih yok. Daha çok sosyal politik olaylar var. Arşivler tamamıyla açılmıyor. Daha çok hatıra yazılıyor o yüzden. İngiltere’de arşivler 50 sene sonra açılır ama açılmayanlar da var hálá. Mesela 20. asrın başındaki işçi grevleriyle ilgili belgeler açılmıyor. Çünkü biz de başka bir dünya kurmaya çalışıyorduk. Geriye değil ileriye bakalım, deniyor.

· AVRUPALILAR HATIRLASIN
· Biz de son dönemde ürkerek de olsa geriye bakmaya, geçmişte olanlarla yüzleşmeye çalışıyoruz.
· Türkiye’de resmi tarih o kadar yoğun ki. Kaç kuşak bunu böyle okudu. Kolay değil tabii. Ermeni meselesi mesela hem acı, hem zor bir konu. İngiltere’de de kölelik konusu böyle, toplum kaynıyor. Ama sizin işiniz daha zor. Dışarıdan herkes size bakıyor, baskı yapıyor çünkü.

· AB üyesi olan ülkelerden bazıları vaktiyle Osmanlı’ya bağlıydı. Avrupa açısından yazdığınız bu kitap Türkiye’nin AB sürecini nasıl etkiler?
· Avrupalılar sürekli olarak Türkiye bizden farklı, diyorlar ama bir zamanlar Osmanlı sınırları içinde olduklarını unutuyorlar. Osmanlı’nın tarihi onların da tarihi aslında. Ve bu tarihte sürekli bir Hıristiyan-Müslüman düşmanlığı ve savaş, çatışma hali yok. Osmanlıyla ittifaklar, anlaşmalar, diplomatik ilişkiler de var. Hatırlatmak istediğim bu, Osmanlı tarihi Avrupa’nın da tarihi.

· Sizce Türkiye kendini Avrupalılara doğru anlatabiliyor mu peki?
· O da biraz problemli. Türkiye farklı bir ülke ama Avrupa’daki diğer ülkeler de birbirinden farklıdır. Yine de bir Avrupa zihniyeti icat ediliyor. O yüzden Türkler’in kendilerini Avrupalılar’ın anlayacağı üslupla anlatması gerek. Anlayamazlar yoksa. Önyargıları ve sert fikirleri var çünkü.

· Siz nasıl tanımlıyorsunuz Osmanlı’yı?
· Osmanlı İmparatorluğu İstanbul merkezinde büyük ve bütündür. Arabistan da vardır, Macaristan da. Bir adam başından sonuna kadar gidebiliyordu bu coğrafyada ve birçok dil konuşuluyordu. Avrupalılar bunu hem bilmiyor, hem de aşağılıyorlar. Bernard Lewis diyor ki mesela, ‘Osmanlılar dil bilmiyordu.’ Tabii ki biliyorlardı! Belki Fransızca bilmiyorlardı ama Sırpça, Arnavutça, Macarca, Arapça, Farsça biliyorlardı. Yönetimi becerikliydi. Doğusu, batısı farklıydı, renkliydi.

· İmparatorluk döneminde Osmanlı topraklarında yaşayacak olsanız, nerede, hangi dönemde yaşamak isterdiniz?
· Reaya olmaktan hoşlanmazdım galiba. Kırsalda hayat zordu ama şehirlerde iyiydi. Kahire’de ya da Şam’da tüccar veya bilim kadını olabilirdim. 18. asırda yaşamak güzel olurdu.

Fatih Altaylı bizi böcek gibi görüyor
· Osmanlı tarihini araştıran bir ‘yabancı’ olarak arşivlere girmekte güçlük çektiniz mi?
· Arşive ilk kez 1981’de girdim. Darbeden sonra, Özal’dan önceydi. Çok az belge vardı. Fotokopi makinesi yoktu. Askeri tarihi araştırdığım için bayağı zorlandım. O zamanlar arşivin başında, eski bir topçu generaliydi galiba, arşivle hiç alakası olmayan biri vardı ve çok zordu.

· Fatih Altaylı sizi arşivlerden belge çalmakla itham etmişti. Bu nasıl etkiledi sizi?
· Üzüldüm, çok şaşırdım. Ben hırsız değilim. Dava açtık o yüzden. Kazandık ama şaşılacak şekilde adamın kariyeri yükseldi. Bu çok acaip. Adam yalan söylüyor. İngiltere’de de gazeteler yüzde yüz pırıl pırıl değil ama yine de yalancı biri varsa hemen atılır işten. Altaylı atılmıyor, yükseliyor.

· Özür diledi mi sizden?
· Diler mi, adam büyük adam, biz böcek gibiyiz onun gözünde.

FADİME ÖZKAN - STAR GAZETESİ

deryatulga
11.01.07, 18:01
Köşe kadıları
Murat Belge
04/08/2001 (675 kişi okudu)
Geçen hafta Ertuğrul Özkök Hürriyet'te ilginç bir yazı yayımladı: "Bu köşeler bizim babamızın malı mı?" diye soruyordu. Kastettiği, gazetelerin malum köşeleri ve o köşeleri dolduranların yazıları. Özkök'ten çıkardığım anlam, bu köşe yazarlarının bulundukları gazetelerden bağımsız bir kimlik edinmeleri. Özkök de bir editör olarak, köşe yazarlarının yazılarının da gazete politikasına uygun olmasının gerektiğini söylüyor. Başına buyruk köşe yazarlığının sakıncalarına değinirken belirttiği en önemli, akılda kalır özellik, bu yazarlardan bazılarının aslı astarı olmayan suçlamalarla birilerine saldırmaları.
Bizim gazetecilik hayatında köşe yazarlarının bu kadar 'bağımsız' olduğunu ben bilmezdim. Daha doğrusu, tanınan o bağımsızlığın da bir çeşit 'gazete politikası' olduğunu düşünürüm. Ama neyse, şimdilik bu konuyu geçelim.
Ertuğrul Özkök bu yazıyı Hürriyet'te yayımlarken aklından kimleri geçiriyordu bilmem, ama ben okurken aklıma gelen ilk örnek Hürriyet'in bir köşe yazarı oldu. Aslı astarı olmayan iddialarla birilerini suçlamak (bunun kısaca ifadesi 'iftira'dır) gibi bir fiilden söz edilince ilkin Emin Çölaşan'ı düşünmek sanırım bu ülkede gazete okuyan bir yığın insana anlışılır gelecektir. Ama bu yakınlarda, benim de içinde olduğum bir davadan manevi tazminata mahkûm olduğunu bildiğim için konu bana özellikle yakın ve aşina. Bir zaman önce bu kişi 'Yalan söylüyorlar' diye hiddet ve şiddet püskürmüş, Orhan Pamuk'un söylendiği kadar fazla kitabının basılıp satılamayacağını iddia etmişti. Kurucusu olduğum yayınevinin reklam için baskı sayısı konusunda yalan söylediğini, ama iş vergisini vermeye gelince oradan kaytaracağını iddia etti. 'Açıklasınlar. Yanılmışsam özür dilerim' yollu laflar da etti.
Oysa ne baskı sayısında yanlışlık vardı, ne de vergi kaçırma. İletişim, korsanlarla mücadele etmek için bakanlıktan hologram ve bandrol alan yayınevlerinden biridir. Bu kişi hakkında "şirketin... haysiyet ve şerefine saldırı mahiyetinde, maddi dayanağı olmayan, gazetecilik ahlak ve ilkeleriyle bağdaşmayan, gerçeğe aykırı, hakaret ve sövme niteliğinde ifadeler" içeren makalesi hakkında dava açıldı. Kendisi iki milyar lira tazminat ödemeye mahkûm edildi.
Bu paraları, tabii 'köşe yazarları' değil, onlara o köşeleri tahsis eden basın kuruluşları öder. Bu tür küfürbaz ve saldırgan yazarlar, zamanla, hukuk açısından teknik anlamda 'hakaret' kapsamına girmeden hakaret etmenin inceliklerini öğrenir ve birçok davada paçayı kurtarırlar. Ama görüldüğü gibi, kurtaramadıkları da olur.
'Böyle yazılar yazan kişi' denince, aklıma gelen ikinci örnek de -rastlantı bu ya- Hürriyet gazetesinden, Fatih Altaylı. O da tanıdığım ve değer verdiğim bir insan olan tarihçi Caroline Finkel hakkında benzer bir yazı yazmış, aslı astarı olmayan bir yığın şey arasında kitap hırsızlığıyla suçlamıştı. Bu yazı da dava konusu oldu. Rakamını iyi hatırlamıyorum ama o zat da milyarı bulan bir tazminat ödemeye mahkûm edildi.
Ettikleri küfürleri karşılamasa da bu kişiler zaman zaman böyle mahkûm olurlar. Ama çalıştıkları gazeteler tekzipleri, mahkûmiyet kararlarını asla ve kat'a yayımlamazlar. Bunlar için ayrıca para öder, ama o sütunda birine iftira edildiğinin mahkemece kesinleştirildiğini açıklamazlar.
Durum böyle olunca, köşe yazarının bu davranışının kurum politikasından ne kadar bağımsız olduğuna karar vermek...
'güçleşiyor' mu desem, 'kolaylaşıyor' mu?
Bu konuda söylenecek ve söylenmesi gereken daha çok şey var.