Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : TMSF, Sabah ve atv'ye el koydu!
TMSF, Sabah ve atv'ye el koydu!
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Medya Grubu (Dinç Bilgin Grubu) ve Merkez Grubu şirketlerinin temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimlerini devraldı.
TMSF'den yapılan yazılı açıklamada, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun ilgili hükümleri gereğince Medya Grubu (Dinç Bilgin Grubu) ve Merkez Grubu şirketlerinin temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimlerinin fon tarafından devralındığı belirtildi.
Fondan yapılan açıklamada şöyle denildi:
''Etibank A.Ş. hakim ortağı Dinç Bilgin ile Turgay Ciner arasında imzalanmış olan gizli sözleşmelerin yeni ortaya çıkması sonucunda, Bilgin ve Merkez Grubunun medya sektöründe faaliyet gösteren 63 adet şirketinin yönetim ve denetimleri 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca TMSF tarafından devralınmıştır.
Etibank A.Ş'nin hakim ortağı Dinç Bilgin ile Merkez Grubunun doğrudan veya dolaylı hakim ortağı Turgay Ciner arasında imzalanan 1 Ekim 2002 tarihli lisans sözleşmeleri, Fon ile Medya grubu arasında imzalanan 17 Kasım 2003 tarihli ve Fon, Medya ve Merkez Grubu firmaları arasında imzalanan 3 Mayıs 2005 tarihli protokollerin imzası aşamasında mevcut olduğu halde protokol taraflarınca Fonun bilgisinden gizlenen 12 Haziran 2002 tarihli protokol ve 8 Ağustos 2002 tarihli sözleşmeler, Fon tarafından muvafakat verilen satış ve devir protokollerini geçersiz hale getirmiştir.
Bu hukuki durum karşısında, Dinç Bilgin'in Merkez grubu da dahil olmak üzere yukarıda zikredilen protokollere konu mal, hak ve varlıklardan oluşan tüm Medya sektöründe Turgay Ciner ile ortak olduğu, 1 Ekim 2002 tarihli ilk lisans sözleşmelerinden itibaren başlayan bu sürecin tamamında ortak hareket ettikleri, hileye dayalı ve muvazaalı işlemlerle Fon'u yanılttıkları belgelenmiştir.
Bu nedenle, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun ilgili hükümleri gereğince Medya Grubu (Dinç Bilgin Grubu) ve Merkez Grubu şirketlerinin temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimleri fon tarafından devralınmıştır.''
www.milliyet.com.tr
------------
Was geht denn hier ab?
deryatulga
01.04.07, 21:36
War zu erwarten, dinc Bilgin hat sich selbt angezeigt!
Vay be, bende Turgay Ciner in otelinde 1 hafta tatil yapmistim,:(
deryatulga
01.08.07, 02:03
1 Ağustos 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Ertuğrul ÖZKÖK
http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/10b.jpg Bir Medya Patronu'nun sicili
ÖNÜMDE bir belge duruyor.Bu belge, yıllardır ortada dolaşan bir söylentinin, aslında gerçek olduğunu gösteriyor. Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı, 7 Şubat 1997 yılında Emniyet Genel Müdürüne bir yazı yazıyor.
Yazının üzerinde iki ibare var.
Biri "Kişiye özel".
Öteki "Gizli"...
Yazının konusu Turgay Ciner.
O günlerde Ciner bir liman ihalesi kazanmış.
Ancak hakkında öyle kötü bir sicil var ki, Genelkurmay bile "Nedir bu" diye sorma ihtiyacı duymuş.
Emniyet de verdiği cevapta, etrafındaki "kaçakçılık" işlerinin bütün şeceresini dökmüş.
Neler var neler...
O günlerde devletin istihbarat birimlerinin Cinere ihale verilmesine karşı olduğu yazılıp çizilmişti.
Ama ilk defa onun belgesini gözlerimle görüyorum.
Yazı önümde.
Önümde ayrıca Cinerle ilgili inanılmaz bazı istihbarat bilgileri duruyor.
Bunlara baktıkça, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bunca yıl böyle bir insana nasıl ihaleler vermiş, enerji gibi stratejik alana girmesine itiraz etmemiş" diye soruyorum.
Böyle bir insanın eline ülkenin iki numaralı medya grubu nasıl verilmiş, asıl ona hayret ediyorum.
* * *
Geçen gün Yüce Divanın eski Enerji Bakanı Cumhur Ersümerle ilgili ceza kararını okurken bu gizli yazı aklıma geldi.
Yüce Divanda, Esenboğa mobil santral ihalesinde bir şirket lehine "baskı kurduğu" için dönemin Enerji Bakanı 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildi.
Peki Ersümer, bu ihale kime verilsin diye baskı kurmuş?
"Turgay Cinere..."
Sizin de aklınıza şu soru gelmiyor mu?
Bakan Ersümer acaba bu ihale Cinere verilsin diye niye baskı kurmuş?
Cinerin kara kaşı kara gözü için mi?
Yoksa, ihaleyi kazanan kişi namussuzdu da, Ciner çok mu düzgündü, onun için mi?
Devletin arşivleri, gizli yazıları bunun tam aksini söylüyor.
Ciner hakkındaki istihbarat bilgileri, iri boy bir "álem" reisini aratmayacak ölçüde.
O zaman Ersümer neden böyle bir şey yapmış?
Sakın bunun cevabı, Meclis Yolsuzlukla Mücadele Araştırma Komisyonunun arşivlerindeki "rüşvetçi" Ankara temsilcisi olmasın?
Cinerin sahibi olduğu Park Holdingin Ankara temsilcisi, ihaleler için rüşvet vermekten yargılanmış, bununla ilgili bilgiler Meclis komisyonunun dosyalarına girmişti.
Rüşvet veren varsa, alan da vardır.
* * *
Bütün bunları görünce şimdi "Sabah" olayını çok daha iyi anlıyoruz.
Turgay Cinerin şu siciline bir bakın.
70li, 80li yıllarda polis kayıtlarında. Defalarca, eli kelepçeli alıp götürülmüş.
90lı yıllarda Genelkurmay kayıtlarında. "Böyle bir adama nasıl liman verilir" diye sormuşlar.
Sonra santral ihalelerine karıştırılmış fesatların içinde.
Aynı yıllarda Meclis Yolsuzluk Araştırma Komisyonunun "kapsama alanına" girmiş.
Yüce Divanda mahkûm olmuş bir bakanın ihale dosyasında asli fail olarak boy gösteriyor.
Ve geliyoruz 2000li yıllara.
Orada da Sabah ve ATVyi almak için "gizli protokol" yapıp TMSFyi kandırdığı ortaya çıkıyor.
Bu arada Adanada hálá davası devam eden "sahte imza ile" şirket satma olayı çerez niyetine kalmış.
Böyle "parlak sicillere" sahip bir adama ülkenin iki numaralı medya grubu hediye edilir mi?
Bakan ceza alıp oturacak, ama santralı baskıyla alıp üzerine oturan adam hálá oturmaya devam edecek mi?
* * *
Madem dosyalar açılıyor, benim bir maruzatım var.
Özellikle şu Etibank dosyasına bir daha bakmak gerekmiyor mu?Etibanktan kredi alan hemen herkesin evine, malına, çoluğunun çocuğunun, hatta damatlarının malına el kondu da, Turgay Ciner bundan nasıl kurtuldu?
Yanlış mı hatırlıyorum.
Dinç Bilginden sonra Etibanktan en büyük krediyi alan arkadaş o değil miydi?
Yoksa bu arkadaşı koruyan, nesebini, kimliğini bilmediğimiz bazı derin ilişkiler mi var?
deryatulga
04.09.07, 23:41
Sabah ve atv'ye biçilen fiyat
04 Eylül 2007 Salı 23:37
Sabah ve atv 7 Kasım'da satılacak. İşte TMSF'nin iki markaya biçtiği fiyat.
TMSF, Sabah ve atv’nin satışını 7 Kasım’da gerçekleştirecek. Muhammen bedel 1.1 milyar dolar olurken, ihalede son teklif tarihi 6 Kasım olarak belirlendi.
Sabah ve atv’nin satışında takvim netleşti. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Bilgin Grubu’na ait atv ve Sabah ticari ve iktisadi bütünlüğünün satışını 7 Kasım’da gerçekleştirecek.
Kapalı zarf usulü ile gerçekleştirilecek olan ihalenin muhammen bedeli 1.1 milyar dolar olarak belirlendi.
İhale kapalı zarfla verilen mali tekliflerin açılması ile başlayacak ve açık artırmaya katılmaya hak kazananların listesi oluşturulduktan sonra, açık artırma aşamasına geçilecek. Teklifler peşin olarak ABD Doları cinsinden verilecek.
SON TEKLİF TARİHİ 6 KASIM
İhale için önyeterlilik başvurusu 15 Ekim’de sona eriyor. Önyeterlilik incelemesi sonrasında önyeterliliği geçen katılımcılar için son teklif verme tarihi ise 6 Kasım 2007 olarak belirlendi.
SATIŞ KAPSAMINDA HANGİ TV, GAZETE VE DERGİLER VAR?
Atv ve Sabah ticari ve iktisadi bütünlüğü satışı kapsamında, atv televizyonu, Radyo City, Sabah, Takvim, Günaydın, Yeni Asır ve Pas Fotomaç gazeteleri ile Bebeğim ve Biz Merkez, Sinema Merkez, Sofra Merkez, Home Art Merkez, Şamdan Plus, Yeni Aktüel, Para, Global Enerji Merkez, Transport, Hukuki Persfektifler dergileri yer alıyor.
Sabah ve atv'ye biçilen fiyat
04 Eylül 2007 Salı 23:37
Sabah ve atv 7 Kasım'da satılacak. İşte TMSF'nin iki markaya biçtiği fiyat.
TMSF, Sabah ve atv’nin satışını 7 Kasım’da gerçekleştirecek. Muhammen bedel 1.1 milyar dolar olurken, ihalede son teklif tarihi 6 Kasım olarak belirlendi.
Sabah ve atv’nin satışında takvim netleşti. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Bilgin Grubu’na ait atv ve Sabah ticari ve iktisadi bütünlüğünün satışını 7 Kasım’da gerçekleştirecek.
Kapalı zarf usulü ile gerçekleştirilecek olan ihalenin muhammen bedeli 1.1 milyar dolar olarak belirlendi.
İhale kapalı zarfla verilen mali tekliflerin açılması ile başlayacak ve açık artırmaya katılmaya hak kazananların listesi oluşturulduktan sonra, açık artırma aşamasına geçilecek. Teklifler peşin olarak ABD Doları cinsinden verilecek.
SON TEKLİF TARİHİ 6 KASIM
İhale için önyeterlilik başvurusu 15 Ekim’de sona eriyor. Önyeterlilik incelemesi sonrasında önyeterliliği geçen katılımcılar için son teklif verme tarihi ise 6 Kasım 2007 olarak belirlendi.
SATIŞ KAPSAMINDA HANGİ TV, GAZETE VE DERGİLER VAR?
Atv ve Sabah ticari ve iktisadi bütünlüğü satışı kapsamında, atv televizyonu, Radyo City, Sabah, Takvim, Günaydın, Yeni Asır ve Pas Fotomaç gazeteleri ile Bebeğim ve Biz Merkez, Sinema Merkez, Sofra Merkez, Home Art Merkez, Şamdan Plus, Yeni Aktüel, Para, Global Enerji Merkez, Transport, Hukuki Persfektifler dergileri yer alıyor.
Satin alacak olana, umarim hayirli ugurlu olur..
CHATinCEViZ
04.09.07, 23:47
Satin alacak olana, umarim hayirli ugurlu olur..
Yani Cowboylara :motz:
Yani Cowboylara :motz:
Kapitalin dini imani, hele milliyeti hic yoktur. Parayi bastiran, calar düdügü..
Kapitalin dini imani, hele milliyeti hic yoktur. Parayi bastiran, calar düdügü..
Ich werde dich an dieses Posting zu gegebener Zeit und Gelegenheit erinnern ;)
Ich werde dich an dieses Posting zu gegebener Zeit und Gelegenheit erinnern ;)
Es sind die wirtschftlichen Gegenbenheiten die ich angesprochen habe und nicht meine persönliche ansicht.
deryatulga
05.12.07, 10:41
5 Aralık 2007Sabah-ATV Çalık Grubu'na satıldı
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4565901.jpg Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun satışa çıkardığı Sabah-ATV ihalesine tek teklif Çalık Grubu'nun şirketi olan Turkuaz'dan geldi.
Çalık Grubu, ihale için muhammen bedel olarak belirlenen 1.1 milyar dolar önerdi. Grup, açık artırmada ise herhangi bir şekilde fiyat artırımına gitmedi.
İhale ile ilgili son kararı Fon Kurulu verecek.
İhale için ön yeterlilik alan üç gruptan Amerikalı özel yatırım şirketi Carlyle ve Nurol ortaklığı ile Lüksemburg merkezli RTL-İpek-Sancak grupları başvuruda bulunmamış ve teklif verme sürecine sadece Çalık Grubu kalmıştı.
İHALE ÇOK KISA SÜRDÜ
TMSFnin Sabah-ATV Ticari ve İktisadi Bütünlüğünü satış ihalesi Sarıyer'deki Ahmet Afif Paşa Yalısı'nda yapıldı. TMSF Başkan Yardımcısı ve İhale Komisyonu Başkanı Fethi Çalık başkanlığında gerçekleştirilen ihaleye tek teklif sahibi olan Turkuaz Radyo, Televizyon ve Yayıncılık Anonim Şirketi katıldı.
Şeffaf kutuda bulunan teklif açıldı. Turkuaz Grubu, ihalede muhammen bedel olarak belirlenen 1 milyar 100 milyon doları teklif olarak sundu. Komisyon Başkanı Çalık, Turkuazdan teklifini artırmasını, en az artırma tutarının 10 milyon dolar olduğunu söyledi. Ancak Turkuaz Grubu, tekliflerinin 1,1 milyar dolar olduğunu, artıramayacaklarını bildirdi. Komisyon Başkanının, En azından 10 milyon dolar artırın ısrarı da şirket tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine Komisyon Başkanı Çalık, Teklifi kabul ediyoruz ve onaylamak üzere Fon Kurula arzedeceğiz. İhale sonuçlanmıştır açıklaması ile ihaleyi bitirdi.
TMSF, 1 Nisan 2007de Medya Grubu (Dinç Bilgin Grubu) ve Merkez Grubu (Turgay Ciner) şirketlerinin temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimlerini devralmıştı. Karar, Bilgin ile Ciner arasında gizli protokolün ortaya çıkması ve TMSFnin yanıltıldığının anlaşılmasına dayandırılmıştı. Daha sonraki süreçte Merkez Grubuna bağlı Kanal 1 Cinere geri verilmişti.
deryatulga
05.12.07, 11:46
Sabah ve atv satılacak mı?
İsmet Berkan (ismet.berkan@radikal.com.tr)
05/12/2007 (1466 kişi okudu) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, bugün Türkiye'nin ikinci büyük medya grubunu bir ihaleyle satmak isteyecek. İhaleye saatler kala, sadece bir girişimcinin ihaleye teklif verdiği, daha önce gereken adımları atarak 'Bilgi odası'na girmeye hak kazanan iki girişimci grubun ihalede
teklif vermediği anlaşılıyor.
Türkiye'nin ikinci büyük medya grubunun satılması kendi başına zaten büyük ve önemli bir olay. İkinci büyük gruba, iki ayrı girişimcinin TMSF'nin belirlediği ihale taban fiyatını yüksek bulduğu için girmemesi, üzerinde tartışılması gereken bir konu.
Aslına bakacak olursanız, televizyon, radyo, gazete, dergi ve kitap yayıncılığı işkolu Türkiye'de büyüme potansiyelini barındıran ve kârlı bir işkolu.
O bakımdan, bu işkoluna daha önce girmemiş veya girememiş yatırımcıların Sabah-atv ihalesine daha fazla ilgi göstermesi beklenirdi.
Grubun taban fiyatının 1.1 milyar dolar olarak belirlenmiş olması belki potansiyel taliplerin sayısının azalmasına yol açmış olabilir ama son aşamada ihaleye girmeye istekli gözüken üç grubun, belki Nurol hariç, Türkiye'nin köklü bir geçmişe ve ciddi sermayeye sahip grupları olmaması dikkat çekici.
Oysa dediğim gibi medya iyi yönetildiği takdirde kârlı bir sektör ve bu kârın temel kaynağı olan reklam yatırımları her yıl Türkiye'nin büyüme ortalamasının üstünde bir hızla büyüyor. Ama nedense ihaleye görece yeni sermaye grupları ilgi gösterdi, bunlar içinden de sadece biri, Çalık Holding ihale için teklif verdi. O teklifin ne olduğunu bugün ihalede öğreneceğiz.
Bu ihaleye giden yolda yapılan veya yapılmayan bir dizi şey, ihalenin sonucuna da etki etti. Bir kere hükümet, ihale sonunda yabancı sermayenin bu grubu almasını arzu etmediğini bence açıkça gösterdi. Daha önce Radyo Televizyon Üst Kurulu yasasında TV sahipliğinde yabancı hisse sınırını yüzde 25'ten sınırsızlığa getireceğini söylemiş olan hükümet, Sabah-atv satış sürecinde bu vaadini hatırlamadı bile. Şimdi ise TV'lerin yüzde 49'a varan oranda yabancı sahipliğine geçebilmesine olanak tanıyan bir taslağın ilgili bakanın masasında olduğu söyleniyor.
Bundan birkaç ay önce yeterli katılım olmadığı, yani rekabet oluşmadığı için ihalenin bugüne ertelendiği hatırlandığında ve TMSF Başkanı'nın "1.1 milyar doların bir kuruş altına vermem" dediği kayıtlarda olduğuna göre akla hemen 'Acaba TMSF de mi satmak istemiyor' sorusu geliyor ister istemez. Öyle ya, rekabetin oluşmasını istiyorsanız, belki rekabetçi bir taban fiyat belirlemelisiniz. Sonuçta 1.1 milyar dolarlık taban fiyatın piyasası bu kadarmış demek ki.
Bugün ihale kurulunun ne yapacağı çok önemli. Eğer ihaleyi yöneten kişi, verilen tek teklifin zarfını açmadan 'Gerekli rekabet ortamı yok' deyip
ihaleyi kapatırsa, bunu TMSF'nin taban fiyatı gözden geçirip yeniden ihaleye çıkacağı şeklinde yorumlamak mümkün olacak. Ama yok zarf açılırsa, daha karmaşık bir sürece girilecek.
Eğer Çalık Holding, ihale taban fiyatını teklif ettiyse, TMSF'nin zor bir karar vermesi gerekecek: Tek bir katılımcının olduğu bir ihaleyi o tek katılımcıya vermek veya vermemek.
Çalık Holding'in yurt içinde ve dışında önemli yatırımları var. Özellikle son yıllarda daha fazla göz önüne gelen bir holding ve AKP'ye yakınlığı
hakkında da ciddi iddialar var.
Öte yandan, Türkiye'nin en büyük medya grubunun dolaylı olarak da olsa hükümetin kontrolünde olması, yani TMSF tarafından daha da uzun süre yönetilmesi zaten düşünülemez bile.
O bakımdan, eğer Çalık Holding bu ihaleyi alırsa, maalesef istenmeyen eleştirilerin de hedefi olacak, belki hiç hak etmediği halde ihalenin
zaten onlar kazansın diye düzenlendiği bile iddia edilebilecek.
İnsan ister istemez on yıl önceyi, Türkbank'ın satış ihalesini hatırlıyor.
O zaman Merkez Bankası tarafından yönetiliyordu TMSF ve bu bankanın satışı yüzünden Türkiye bir başbakanını Yüce Divan'da yargıladı. O başbakana yöneltilen suçlamalardan biri de, kendisine yandaş medya grubu kurma çabası içinde olmaktı.
Ucu medyaya değen kamu satışlarının her türlü şaibeden uzak, alabildiğine şeffaf ve rekabetçi ortamlarda yapılması şart. Sabah-atv ihalesinde maalesef rekabetçi bir ortam oluşmadı, oluşamadı, belki de oluşturulmadı.
deryatulga
05.12.07, 11:54
Basbakanin damadi Genel müdürlük yapiyor Calik Holding'e, degil mi?
Basbakan Kürt ve özellikle Ermeni Sorununu gönlüne göre cözebilmek icin cok büyük medya destegine ihtiyac duyuyor. Ama Internet devrinde sirasi gelirse Politikcity bile ona dünyayi dar eder, hem de komplo teorileri falan kotarmadan. Tabii bu isi tek basina partisiyle degil, yillardir devletin icinde bu emeli güdenlerle ortak olarak yapacak. Aslinda bu hükümet derin devletin yillardir hasretini cektigi hükümet.
Benim agirima giden Hilmar Kaiser gibi AKP Genel Merkezine kapilanmis tiplerin 2010 yilindan itibaren Türk milliyetcilerinin agizlarini bile acamayacaklarini ilan etmesi, onlarin da Allah bilir hangi sebeplerden üstlerine ölü topragi atilmis gibi davranmasi. Allah encamimizi hayr eylesin!
Gül und Erdogan sind ja sowas von korrupt und hinterhältig... da waren ja Ciller und Özal noch richtig bescheiden... :uebel:
Din adina ****yorlar halkimizi! Anlasilan ölüm sonrasi cezadan da korktuklari yok!
İhale için ön yeterlilik alan üç gruptan Amerikalı özel yatırım şirketi Carlyle ve Nurol ortaklığı ile Lüksemburg merkezli RTL-İpek-Sancak grupları başvuruda bulunmamış ve teklif verme sürecine sadece Çalık Grubu kalmıştı.
diger gruplarin niye cekildiklerini hic ögrenebilecek miyiz? Yoksa ben mi cevabini göremedim? En azindan bir tahminim var :motz:
Eh artik RTEnin ucaginda ailece gezerler...durmak yok, kardolasmaya devam.
deryatulga
14.12.07, 13:55
Oray Eğin</B>
http://www.aksam.com.tr/yazarfoto/oegin2.gifSabaha ve patronuna tavsiyeler
oray.egin@aksam.com.tr (oray.egin@aksam.com.tr)
Girdiği ihalelerin hiçbirini kazanamayıp, gazeteci Sevilay Yükselire açıkladığı şekilde İhale mağlubu olarak Rekorlar Kitabına katılma ihtimali ortadan kalkan Çalık Holding eğer gerçekten kendi iş çıkarları için medya sahibi olduysa Sabahın geleceği ne olacak? Sadece medyayı değil, halkı da ilgilendiren bir soru bu. Okurların karşısına iktidar güdümlü zayıf gazetelerden sonra marka değeri hakikaten yüksek, haberciliği, yorumculuğu, prestiji ayaklar altında sürünse de koskoca Sabah imajını kaybetmeyen bir kurum var. Gazetelerine sahip çıkmalılar, öte yandan endişe duymakta da haklılar.
Gerçi Sabah pek çok isim ayrılıp yeni bir gazete kurulduğunda da yıkılmadı, devletin kontrolüne geçip Abdullah Gülün en sevdiği gazete olduğunda da...
Ama şimdi medya işini hiç bilmeyen, Başbakanla akrabalık bağı olan bir grup sahibi oldu Sabahın. Böyle durumlarda gazetenin editoryal kadrosuna bakmak gerekir. Sabahı bildiğimiz şekliyle koruyacaklar mı, korumayacaklar mı... Doğrusu bugün Sabahı çıkartanlar belki de bir patronun en çok hoşuna gidecek yapıda insanlar. Bedenleri sıvıdan oluşuyor adeta. Her türlü eğilip bükülmeye, her şekle girmeye, her kaba sığmaya hazırlar. Patron nasıl isterse ona göre gazete yaparlar. Milliyetçi patron için faşist olurlar, devlet sahibiyle ona göre manşet atarlar, şimdi de Çalıkı hoşnut tutup koltuklarını koruyacaklardır.
Ama Çalık gerçekten işlerine destek olsun, hadi daha açığı Hürriyetin Doğan Grubu için sağladığı kolaylıkları Sabah kendisi için sağlasın diyorsa ne yapmalı? Her şeyden önce etkinliğini yitirmiş bir Sabahın onların hiçbir işine yaramayacağı aşikâr.
Geçen gün Milliyetten Serpil Yılmaz, ayrıntılı bir şekilde Çalıkla Zamanın bağlantılarını yazmış ve gelecekte bir Sabah-Zaman-atv grubu oluşacağının sinyallerini vermiş.
Kağıt üzerinde muhtemel gözükse de, Zamana benzeyen bir Sabah patrona güç sağlamaz ki. Zaman ihale alamaz ama bildiğimiz Sabah her dönem hükümetler üzerinde baskı kurmuştur.
Bugün Sabah neden kuvvetli bir gazete? Çünkü Dinç Bilginin beyni ve Zafer Mutlunun kendine özgü tarzıyla gücün nasıl kullanılacağını iyi hissettirmiş bir medya olarak şekillendiği için. Kendini döneme adapte edip, yükselen değerlerin sözcüsü olabildiği için. Yeniliğiyle, devrimiyle Sabah oldu. Gerici bir Sabah eşyanın tabiatına aykırı.
Daha çıkışı Hürriyete saldırarak, kendini onun rakibi olarak konumlayarak gerçekleşti. Üstelik Sabah, şimdi pek çok kişi pişmanlık duysa, bedeli ağır olsa da, iktidarlarla oynayarak, bakan atayarak, gazeteciliği gazetecilik dışında kullanacağını görerek de güç kazandı.
Bugün Sabahın mirasına sahip çıkanlar, Sabahı bugünlere getirmekle övünenler o günlerde kısa pantolonla dolaşmasa bile Dinç Bilgin ve Zafer Mutlunun çantasını taşımak için kapısında sıra bekliyordu.
Bilgin ve Mutlu zamanında Sabahı öylesine ustaca kurguladı ki... Bazen hükümetleri destekledi, bazen kavga etti. Ama hep destekleyip hep kavga etmedi; püf noktası.
Her medya gelişmesinde olduğu gibi pek çok dedikodu havada uçuşuyor tabii Sabahla ilgili. Türbanlı yazar modasına uyup Nazlı Ilıcakın yanına bir tane konduracaklarından Albayraklardan birinin CEO olacağına dair. Yahut Fethullahçı bir gencin gazetenin başına geçeceği... Bunlar süreçten faydalanıp kendi reklamlarını yapmak, kendi kurumlarıyla pazarlık yapmak isteyenlerin dedikodularına benziyor daha çok.
Ama Çalıkın işine yarayacak Sabah bildiğimiz güçlü bir Sabah olacaktır. Sonuçta bu iktidarın da bir ömrü var. 1.1 milyar veren biri, bunun ömürlük bir yatırım olduğunu, işlerin bu iktidardan sonra da süreceğini hesaplamıştır.
Eminim Hıncal Uluç ve Umur Talu gibi yazarlar gelecekten endişelidir; ne olacağını kestiremiyordur, hatta oradan kurtulma arzusunda da olabilirler. Ama eğer Çalık zeki bir hamle yapacaksa ilk başta Sabahı Sabah yapan bu gibi yazarları hoş tutar, onlara rahatsızlık vermez. İktidara güdümlü olsa bile bunu göstere göstere yapmaz.
Sabahın Çalık için işe yarar bir gazete olmasının tek formülü Bilgin-Mutlu sistemini uygulamak. Ne kadar becerirler bilinmez tabii; sonuçta bu işin mimarlarının ikisi de olağanüstü gazetecilik yeteneklerine sahip...
Sabah böyle gazete olarak kalır. Yapmazsa hiç kimsenin işine yaramaz, kimsenin de onu önemsemesine gerek kalmaz.
Sadece gazete gibi gazete mi? Güldürmeyin beni, hangi devirde yaşıyorsunuz?
14.12.2007
Atatürk Yeni Asır logosuna geri döndü
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/4654968.jpg Yeni Asır Gazetesi logosunda yer alan Atatürk Heykeli silueti 2 gün sonra yeniden konuldu.
Tasarruf mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından Çalık Grubuna satılan Sabah Yayın Grubu içinde yer alan Yeni Asır Gazetesinin logosunda bulunan Cumhuriyet Meydanındaki Atatürk Heykelinin silueti geçen salı günü sessiz sedasız kaldırıldı. Gazete salı ve çarşamba günleri sadece Yeni Asır yazan klasik logosuyla çıktı. Ayrıca logoda Atatürk siluetinin silinmesi dışında hiç bir değişiklik yapılmadı. Bu değişiklik dikkatli okurların gözünden kaçmazken tepkilere neden oldu. Gazete içinde de sıkıntı yarattı. Çalık Grubuna devir aşamasındaki bu değişiklik yapılması çeşitli yorumlara da neden oldu. 4üncü gün, Yeni Asır Gazetesinin logosu eskiden olduğu gibi gene Atatürk siluetiyle çıktı. Yeni Asır yöneticileri konuyla ilgili yazılı açıklama yapacaklarını söyledi, ancak henüz açıklama yapılmadı.
"İftira"dan 8 yıl hapisle yargılanacak
Dinç Bilgin herkesi kandırdı! Sahte dediği belgeler gerçek çıktı. Hakkında kamu davası açıldı.
Salı, 01 Nisan 2008 18:27
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı , batık Etibank'ı hortumlamaktan sanık olarak İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Dinç Bilgin ve Önay Şevket Bilgin'in, Ciner Grubu Başkanı Turgay Ciner ve Avukat M. Kenan Tekdağ'a iftira attıklarını belirledi. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı iftira suçundan dolayı Dinç Bilgin ve Önay Ş.Bilgin hakkında 8 yıla kadar hapis cezası istemiyle Şişli Asliye 9. Ceza Mahkemesinde kamu davası açtı.
Dinç Bilgin , 2007 yılında TMSF'ye müracaat ederek Turgay Ciner ile aralarında 2002 yılında yapılmış inanç sözleşmeleri olduğunu ve bu sözleşmelerle kendisinin Merkez Grubu şirketlerinde % 50 oranında ortak olduğunu iddia etmiş, TMSF de bu belgelere dayanarak Merkez Grubunda Dinç Bilgin'in %50 oranında ortaklığı olduğu gerekçesiyle Sabah Gazetesi ve ATV Televizyonu dahil çok sayıda medya varlıklarına sahip olan Merkez Grubu Şirketlerinin hisselerine ve yönetimine el koymuştu.
Bu iddiaya karşılık Turgay Ciner vekili Av. M. Kenan Tekdağ, İstanbul İdare Mahkemesinde ve İstanbul 10. asliye Ticaret Mahkemesinde davalar açarak Dinç Bilgin'in TMSF'ye ibraz ettiği belgelerin 10.12.2002 tarihli ve 03.04.2003 tarihli protokollerle iptal ve imha edildiğini, Dinç Bilgin'in TMSF'ye iptal edilmiş geçersiz, hükümsüz ya da sahte belgeler verdiğini savunmuş ve bunları ispatlayan " iptal ve imha protokollerini " mahkemelere ibraz etmişti.
Dinç Bilgin ve Önay Ş. Bilgin'in Merkez Grubundaki ortaklık iddialarını çürüten protokollerin ortaya çıkması üzerine Dinç bilgin ve Önay Ş. Bilgin bu kez kendi imzalarını taşıyan iptal ve imha protokollerinin sahte olarak düzenlendiğini iddia ederek Turgay Ciner ve M. Kenan Tekdağ hakkında özel evrakta sahtecilik suçlamasıyla Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardı.
Dinç Bilgin ve Önay Ş. Bilgin'in bu iddialarını soruşturan Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, Turgay Ciner vekili Av. M. Kenan Tekdağ'ın mahkemelere ibraz ettiği 10.12.2002 tarihli " protokol " başlıklı belge ile 03.04.2003 tarihli " teslim ve imha protokolü " isimli belgelerin sahte olmadığını, altındaki imzaların orijinal ıslak imza olduğunu, ve bu anlaşmada ismi geçen Önay Ş. Bilgine ait olduğunu adli tıp ve grafoloji ve sahtecilik uzmanlarına yaptırdığı bilirkişi incelemeleri sonucunda tespit etti.
Bu tespit sonucunda, Turgay Ciner ve M. Kenan Tekdağ hakkında Dinç Bilgin ve Önay Ş. Bilgin'in şikayetleri dolayısıyla takipsizlik kararı veren Şişli Cumhuriyet Başsavcısı Mecit Ceylan, bu kez Turgay Ciner ve M. Kenan Tekdağ'a iftira attıkları kesinleşen Dinç Bilgin ve Önay Ş. Bilgin haklarında 2 yıldan 8 yıla kadar cezalandırılmaları istemiyle Şişli Asliye 9. Ceza Mahkemesinde kamu davası açtı.
Şişli Başsavcılığının Dinç Bilgin'in iftiracılığını tespit eden bu kararı ile Dinç Bilgin'in Merkez Grubunda Turgay Ciner ile %50 oranında ortak olduğuna ilişkin iddiasının ve bu iddiaya destek için TMSF'ye ibraz ettiği belgelerin hukuken geçersiz ve hükümsüz belgeler olduğu ortaya çıkmış oluyor.
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının bu kararından ayrı olarak daha önce İstanbul Bölge İdare Mahkemesi de TMSF'nin, Dinç Bilgin'in iddialarına dayanarak Merkez Grubu'nun yönetim ve denetimine el koyma kararının hukuka açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle el koyma işleminin yürütmesinin durdurulması kararı vermişti.
http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=38413
Metin Münir
mmunir@milliyet.com.tr
Hükümet, Katarı neden bu kadar seviyor?
Küçük Körfez ülkesi Katara dört küsur ay içinde Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ziyaret gitti, ayrıca bakan düzeyinde sekiz gezi vaki oldu.
Nüfusu bir milyonun altında olan, 11 bin kilometre karelik Katar ile bu arı kovanı yoğunluğundaki ilişki CHP Yalova Milletvekili Muharrem İncenin dikkatini çekti.
Katarda ne var? Maden mi bulduk? diye soruyor, Milliyetin 16 Nisan nüshasında çıkan haberde.
Ben merakınızı kısmen olsa dahi gidermek istiyorum Sayın İnce.
Bu gezilerin kuşkusuz bir dizi gündem maddesi var. Bu gündem maddelerinden biri de Katar Yatırım Otoritesini atv-Sabah alımında işadamı Ahmet Çalıka ortak olmaya ikna etmektir.
Oraya giden her yetkilinin bu konu üzerinde durduğunu söylemiyorum. Söylediğim, bunun en üst düzeyde bazı ziyaretlerde Katar lideri Emir Hamad bin Halife el Tani veya bakanlarının dikkatine getirildiğidir.
Katardaki bankacı dostlarımdan aldığım bilgiye göre, Katar hükümeti bu isteği Katar Yatırım Otoritesine (KYO) iletti. Aldığı cevaba gelmeden KYOnun ne olduğunu anlatayım.
60 milyar dolarlık fon
Katar, ihracat gelirlerinin yüzde 85ini petrol ve gazdan elde ediyor. KYOnun görevi bu gelirlerin bir bölümünü yüksek getiri sağlayan araçlara yatırmak, ülkenin gelirlerini çeşitlendirmektir. Örneğin, kısa bir süre önce KYO, Credit Suisse adlı bankanın yüzde 1-2sini satın aldı.
KYOnun emrinde 60 milyar dolarlık bir fon olduğu söyleniyor.
KYO, Katarı yöneten ailenin malıdır ama yatırımlar aralarında yabancı bankacıların da bulunduğu deneyimli, uzman ve akıllı bir kadro tarafından yapılıyor.
Katardaki kaynaklarıma göre, bu kadronun El Taniye cevabı olumsuzdur. Başbakan ve Cumhurbaşkanına yakınlığıyla bilinen Çalıkın özelleştirme idaresinden 1.1 milyar dolara satın aldığı atv-Sabah onlar açısından çok cazip bir yatırım olarak görülmemiş.
Ancak hükümetiniz ısrarlı oldukça, KYOya sürekli tekrar bakın, tekrar bakın diye talimat veriliyor diye konuştu kaynağım.
İstanbulda dolaşan duyumlar!
KYOnun başkanı, Erdoğanın ziyareti sırasında görüşmelerde bulunduğu, Katar Başbakanı Şeyh Hamad bin Casim el Tanidir.
Başbakanın ziyaretinden sonra KYOnun kararı değişir mi, bilinmiyor. Aynı şekilde Çalıkın 750 milyon dolar kredi için başvurduğu devlet bankalarının ne karar vereceği de meçhul.
İstanbulda dolaşan bazı duyumlara göre, alışverişi tatlandırmak için Katarlılara gelecek yıl özelleştirme kanalına girecek olan İstanbul gaz dağıtım şebekesi İGDAŞla ilgilenebilecekleri mesajı da verildi.
Dünyanın üçüncü büyük doğalgaz rezervlerine sahip olan Katar için para basan İGDAŞ ideal bir yatırımdır.
Başbakan El Taniye de TMSFnin uhdesinde bulunan bir İstanbul yalısını isterse açık artırmadan satın alabileceği söylendi.
Çalık grubunun en üst düzey yöneticisi, Başbakanın damadı Berat Albayraktır. Beratın kardeşi Serhat Albayrak ise atv-Sabah ihalesini kazanan Turkuvaz Radyo Televizyon Gazetecilik ve Yayıncılık şirketinin genel müdürü ve küçük ortağıdır.
Çalık ATV-Sabah parasını öded
SABAH ve atv'yi 5 Aralık 2007'deki ihalede 1.1 milyar dolara alan Çalık grubu, TMSF'nin verdiği 2 aylık sürenin bitimine 3 gün kala parayı yatırdı. Grup, paranın kaynağını açıklamazken, 700-750 milyon dolarlık bölümün Halkbank ve Vakıfbank'tan alınan kredilerle sağlandığı iddia edilmişti.
Aralarında bir televizyon kanalı, bir radyo, beş gazete ve sekiz derginin bulunduğu ATV ve Sabah grubu'nu 5 Aralık 2007'de düzenlenen ihalede 1.1 milyar dolara alan Çalık grubu, beş ay sonra parayı TMSF'nin hesabına yatırdı. Grup, kaynağın nereden temin edildiği konusunda bir açıklama yapmadı. Çalık Grubu'na paranın önemli bir kısmının (700 - 750 milyon dolar) Halkbank ve Vakıfbank'tan alınan kredilerle sağlandığı iddia edilmişti.
Etibank'ın içini boşalttığı gerekçesiyle Dinç Bilgin'in yönetimindeki şirketlere el koyan TMSF, 2005 yılında Sabah ve ATV yayın grubu için Turgay Ciner'le (Merkez Grubu) Bilgin'in anlaşma yapmasına izin vermiş, şirketler 430 milyon dolara Ciner'e geçmiş, ancak Ciner ve Bilgin arasında gizli ortaklık protokolü olduğunun ortaya çıkması üzerine TMSF Sabah ve atv'yi tekrar alarak 5 Aralık 2007'deki ihalede Çalık Grubu'na satmıştı. Hükümete yakın işadamlarından Ahmet çalık'a ait Turkuvaz Radyo Televizyon Gazetecilik Yayıncılık AŞ ihaleye tek alıcı olarak katılmıştı.
Başbakan Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak, Çalık Grubu'nda Genel Müdür pozisyonunda, ağabeyi Serhat Albayrak ise Sabah ve ATV'yi alan grup şirketi Turkuvaz'ın koordinatörü
Süre bitimine 3 gün kala
TMSF, el koyma sonrası Turgay Ciner'le de anlaşmaya varmış, kendi parasıyla aldığı Kanal 1'i ve bazı dergileri geri vermiş, yaptığı masraflar nedeniyle 120 milyon dolar ödemeyi de kabul etmişti. Çalık'a satıştan gelen parayla bu borç kapatılacak.
İhale sonrası finansman arayışlarına giren Çalık grubu eğer kaynak bulamasaydı 110 milyon dolarlık teminatı yanacaktı. Ahmet Çalık ödemeyi TMSF'nin verdiği 2 aylık sürenin bitimine 3 gün kala yaptı.
Bu konuda yaşadığı güçlükler sonrası kamu bankalarının devreye girdiği ve iki kamu bankasından (Vakıfbank ve Halk Bankası) 750 milyon dolar civarında finansman sağladığı belirtilmişti. Son aylarda Katar'a yönelik yoğun ziyaretlerin de Çalık'a kaynak bulma amacıyla yapıldığı iddia edilmişti.
Kaynak:www.milliyet.com.tr
deryatulga
25.04.08, 01:39
25 Nisan 2008
Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr
Erdoğana övgü
ADNAN Menderesin tarzı şöyleydi:
"Tahsisat-ı mesture"den bazı gazetelere "yemleme" yaparak yandaş matbuat yaratmaya çalışırdı...
"Muhterem yazarım... Al şu parayı da davamızı millete anlat... Gazan mübarek olsun" der ve zarfı yazarın cebine usulca ve çaktırmadan yerleştirirdi...
Dünyamız henüz küreselleşmemişti...
"Matbuat" henüz "medya" olmamıştı...
Dolayısıyla...
"Basın İlan Kurumu"nun ilanlarını dağıtırken biraz kayırmacı davranmak...
Ya da...
"Kağıt tahsisi" yaparken yandaşa selam çakmak...
Yeter de artardı bile...
* * *
Turgut Özalın tarzı şöyleydi:
Kendisine yakın zengin ve "asil" bir işadamına...
"Sağlam" olup olmadığına bakmaksızın...
Gazete satın aldırtırdı...
Üç buçuk parti düzenini, üç buçuk gazete düzenine çevirmek için çok çaba sarf etmiştir "rahmetli"...
Ancak...
Şöyle bir talihsizlik oldu:
Zücaciye dükkanına giren fil, her yeri dağıtmak yerine...
Kendini dağıttı...
Böylece...
"Rahmetli", evladına ait televizyon kanalıyla yetinmek zorunda kalıverdi...
* * *
Mesut Yılmazın tarzı şöyleydi:
Medya denilen oyuncak ile oynamaya can atar...
Ancak...
Yüzüne gözüne bulaştırırdı...
Bu konuda sadece "İhale, fesat, Korkmaz, vücut kimyası, Türkbank" gibi sözcükleri anımsamak yeterlidir sanırım...
Düşünün:
İşin içinde olup olmadığı ya da ne kadar olduğu bile tam belli değilken...
Onca başbakanlar arasında bir tek o, "Yandaş medya yaratma çabası"ndan Yüce Divanda yargılanmıştır...
Yani o denli acemilik yapmıştır ki...
Medya ile oynarken dört başı mamur bir tarza sahip olmadığı anlaşılmıştır...
* * *
Necmettin Erbakanın tarzı şöyleydi:
Kulakları çınlasın hocamız, her alanda olduğu gibi medya alanında da acayip hayalciydi...
Milli Gazetenin büyüyüp bir dev olacağını düşünür ve bu gazete aracılığıyla "yeni bir dünya" kurulacağına inanırdı...
Bu yüzden...
Düzen bozulsa da, ortalık karışsa da...
O hiç aldırmaz...
En önemli teşkilat toplantılarında, Anadolunun dört bir yanından gelmiş parti temsilcilerine öncelikle şu soruyu sorardı:
"Sizin ilde geçen ay kaç Milli Gazete satıldı?"
Bilmiyorum, eskiden "Milli Görüşçü" olup da şimdi AKPde politika yapanlardan kaçı Hocanın bu tarihi sorusuna muhatap olmak nedeniyle uyuz olmuştur...
Neyse...
Artık Fatih yeğenimiz bayrağı devraldığına göre, o soracaktır koca koca adamlara "Kaç Milli Gazete sattın?" diye...
* * *
Tansu Çillerin tarzı şöyleydi...
Daha doğrusu...
Özer Beyin tarzı şöyleydi:
Evde sabah kahvaltı masasında gazeteleri şöyle bir tarardı...
Bakardı o gün kim Çillere düşmanlık yapmış...
Hop, hemen eldeki dandik televizyon kanalının "altyazı" sistemini harekete geçirip, aleyhte yazanlara yanıt verirdi...
Televizyonculuk oynayan, bir türlü büyümemiş, afacan, yaramaz ve fırlama oğlan çocuğu psikolojisi...
Hemen söyleyelim:
Özer Beyin altyazı ile yanıt verme yöntemi, o dönemlerde epey işe yaramış, medyanın anlı şanlı birçok kalemini acayip sinir etmiştir...
* * *
Ne Adnan Menderes... Ne Mesut Yılmaz... Ne Turgut Özal... Ne Tansu Çiller... Ne Necmettin Erbakan...
"Medya" denilen belalı alanda...
Tayyip Erdoğan kadar başarılı olamadı...
Hiçbiri olayı, "Tereyağından kıl çekme kıvamı"na getiremedi...
Katara yapılmış onca seyahatin ardından Katardan sermaye bulunması...
Damadın başta bulunduğu şirketin ihalede tek kalması...
Kamu bankalarından kredi ayarlanması...
Ve bütün bunların gayet normal bir işlem gibi algılanması...
Hiçbirine ama hiçbirine nasip olmadı...
Uzun lafın kısası:
Şu Tayyip Erdoğan, gerçekten çok ballı adam...
deryatulga
25.04.08, 03:17
Sabah ve global ekonomi
Türkiyede uzun zamandır sıkça lafı edilip de fazla anlaşılmayan bir kavramdır globalleşme. Ağzını her açan, eline kalemi her alan global ekonomi veya global trendler dediğinde, konuşmasına, yazısına havalar katmış gibi hisseder kendisini. Ama gel anlat şunu, nedir globalleşme? deseniz, emin olun çoğu net bir tanım ortaya koyamaz.
Bu anlamadan, öğrenmeden konuşmak Türkiyede yeni bir gelişme de değildir. Daha eskiden de kapitalizmden, emperyalizmden filan bahsediliyordu. Bunlar da fazla anlaşılmamış, incelenmemiş kavramlardı bizde. Demokrasi bir başka sorunlu kavram kategorisidir ama o konuya girersek yazı amacından hayli sapar.
Türkiyede global ekonominin ve globalleşme kavramının onca çok kullanılmasına rağmen hâlâ daha anlaşılmamış olduğu, SABAH-ATV satışından sonra söylenilen laflara bakılınca anlaşılıyor ne yazık ki.
Gayet tabii ki bir işlemi eleştirmek hakkı vardır ve daha fazla bilgi istemek de meşrudur.
Sermayeyi sağlayan bankalar ile satışı yapılan gazete kamuya açılmış iki oluşumsa bilgi sağlanmasını istemek meşru olmanın ötesinde zorunludur da.
Sanıyorum Çalık Grubu dün bu yolda ilk adımını atmış durumda.
Ama kamu bankalarının açmış olduğu kredilerin meşruiyetini sorgulamak eğer elinizde somut bir dayanak yoksa düpedüz saçmadır.
Bunu söylememin nedeni çok basit. Bugünün dünyasında bırakınız milyar dolara yaklaşan parayı, 100 doları bile dünya bankacılık sisteminin denetimli kuralları dışında hareket ettirmek mümkün değildir.
11 Eylülden sonra var olan kurallar daha da sıkılaştırıldı. Miktarı ne kadar küçük olursa olsun her türlü dünya ölçeğinde para hareketinden Amerika haberdar olmaya başladı. Global bankacılık sisteminde para hareketleri ile bilgilendirme ve işlem yapma kuralları gayet net ve oturmuş, kabul edilmiş durumdadır. Sonuç itibarıyla; Türkiye gibi dünya sisteminin tam da göbeğinde bulunan bir ülkede iki kamu bankasının global sistemin kurallarına uymadan bir yerlere kredi açması imkansızdır.
Şakayla karışık söyleyeyim; bu konuda kurallara aykırı davranışta bulunan yetkililerin, değil mahkemelerde sürünmeleri, FBI ajanları tarafından tutuklanıp Quantanamoda kodese atılmaları bile teorik olarak mümkündür.
Bu nedenle henüz detaylarını bilmesem de iki kamu bankasının Çalık Grubuna sağladığı kredilerin kurallara gayet uygun olduğuna eminim.
Bazen insan içinde bulunduğu toplumun temposuna uygun yaşadığı zaman, düşünme gücünden kaybedebiliyor ve eleştirel bakmayı bir kenara bırakabiliyor. Bunu bildiğim için ben, yurtdışına her gittiğimde bunu, daha çok öğrenmek ve okumanın bir fırsatı olarak değerlendirmeye çalışırım.
Son gidişimde global ekonominin durumuna daha fazla konsantre olmaya çalıştım. Gördüm ki; tüm gazetelerde ve televizyon kanallarında zor duruma düşen iş kollarının nasıl kurtarılması gerektiği, siyasi liderlerin zor duruma düşmüş şirketler için neler yapması gerektiği ve global sistemde krizden çıkmada kullanılabilecek para fazlasının bir tek Arap ülkelerinde olduğu, Arapların başta Amerika olmak üzere Batı ülkelerine daha fazla yatırım yapmaları için nelerin yapılabileceği tartışılıyor.
Bunları görmeyen bir insan kendi ülke koşullarının çılgınlığı içinde yaşarken gerçekleri tam olarak fark edemeyebiliyor, olaylara çarpık bakabiliyor.
Bu arada Cumhurbaşkanı ve Başbakanın, Arap ülkelerine daha fazla işbirliği ve sermaye sağlamak için gitmelerini eleştirmek modası var Türkiyede. Açıkça söyleyeyim; bu yazı aynı zamanda bir özeleştiri yazısı olarak görülmelidir. Çünkü daha önce ben de eleştirel oldum bu konuda ama doğru olanı yapıyordu onlar. Dünya şu anda son derece olağanüstü koşullardan geçmekte. Kendi toplumlarını ve global sistemi düzlüğe çıkarmaya çalışan liderler alışılmadık işler yapmak zorunda kalıyorlar. (Battığı takdirde dünyayı da beraberinde batırabilecek bir bankaya, bir imzayla milyarlarca dolar kaynak sağlamak gibi mesela...).
Bizim liderlerimiz ise, kasasında milyarlarca dolar taşıyan ve tüm medeni ülke siyasilerince gözünün içine bakılan Arap liderleri karşılamaya havalimanına gittiler diye eleştirilebiliyorlar.
Başbakanın Katar ziyareti, SABAH-ATV satışı konusunda hayli büyük bir ulusal olay haline getirildi. Başbakan Erdoğan Katarda gerçekten SABAH-ATVnin yeni sahibi Çalık Grubuna para kaynağı bulmak için girişimde bulundu mu bilmiyorum. Eğer bulunduysa kendisini gönülden tebrik ediyorum. Globalleşmenin günümüz koşullarında, bir siyasi liderden beklenen normal davranış budur.
Bu konuda eleştiri getirenler ekonomik mantıkla değil, ideolojik kaygılarla işe girişiyorlar. Para bir Murdochtan, bir Warren Buffetttan bulunsaydı, emin olun kimsenin sesi çıkmazdı. Çünkü bunlar Arap değil.
Dubai Towers dikilecek diye çok kızıldı ama dikilecek Towersın adı Trump olunca kimse sesini çıkarmıyor.
Bilakis New York ıslak rüyaları eşliğinde alkışlıyorlar bile.
Bir de aslında ciddiye fazla alınmaması gereken bir başka iddia var. Güya bu krediler, bu paralar Çalık Grubuna orada Başbakanın damadı çalışıyormuş diye aktarılmış. Bırakın böyle çocukça şeyleri, biraz büyüyün, düşünmeyi, dünyayı öğrenmeye çalışın.
Bu kadar büyük paralar, birisi bir liderin damadı diye aktarılabilir mi, bir büyük medya şirketinin geleceğiyle sadece bu nedenden dolayı oynanabilir mi?
Globalleşme sürecinin bu aşamasının bir başka ideolojik yansıması da böylesine deli saçmalarına artık tahammülün kalmamış olmasıdır.
Son olarak Amerikadaki gelişmelerin niteliğinden ve hızından yola çıkarak şunu gördüm ben: Biliyorum şimdi söyleyeceklerim bazılarınıza hayli abartılı gelebilir ama öyle olsun üzerinde bence düşünelim.
Tamam ABD süper güçtür ve temeli çok güçlü ekonomiye sahiptir ama emin olun globalleşmenin bu aşamasında olabilecek bir global krize dayanmak konusunda Türkiyenin Amerikadan daha avantajlı olduğu noktalar var.
Bunlardan birincisi, Türkiyenin yakın geçmişinde zaten çok ağır bir ekonomik kriz geçirmesi ve bu krizden büyük dersler almış olmasıdır.
Bu kriz Türkiye için çok acı ama çok da öğretici olmuştur. Krizden sonra böyle bir
krize bir daha düşülmemesi için birçok kurumsal tedbir birbiri ardına alınmıştır.
Bu konuda kamu kendisine düşeni yaparken, özel sektör de bir daha kriz koşullarıyla karşılaşmamak ve karşılaşırsa da bunu en az zararla atlatmak için bazı tedbirleri kendi bünyelerine yedirmiş durumdadır. Ayrıca Türkiyede elverişli siyasi ortamın da imkân vermesiyle genç bir sermaye de hareketlenmiş ve dinamik vaziyettedir. Tüm bunların dışında Türkiye, dünyanın umudu haline gelmiş Arap sermayesiyle en düzgün, en yararlı ilişkiyi kurabilecek durumdadır.
Açıkça söylemek gerekirse; bu ortamın doğmasına AKP hükümeti neden olmuştur. Globalleşme bu aşamada ideolojik kavgaları kaldırmaya müsait değil. Biz ekonominin realitesine bakınca iyi ki bugün AKP iktidarda diyebiliyor, zor işlerinde onlara yardımcı olunmasını talep ediyoruz.
Ayrıca SABAH-ATVye, yeni patronu altında yayın hayatında başarılar ve oradaki arkadaşlara hayırlı olsun diyoruz.
Serdar TURGUT
25.04.2008
Sabah ve Atv'nin Satışı Meclis Gündeminde
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ile Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç, TBMM Başkanlığına Sundukları Soru Önergesiyle Sabah Gazetesi ve Atv'nin Satışını Meclis Gündemine Getirdi.
CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz ile Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç, TBMM Başkanlığına sundukları soru önergesiyle Sabah Gazetesi ve ATV'nin satışını Meclis gündemine getirdi.
Ersin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu önergede, ''Sabah-ATV iktisadi bütünlüğünü satın alan ve damadınızın genel müdür olduğu holdinge, Vakıfbank ve Halkbank'tan verilen 750 milyon dolar kredinin faizi ve geri ödeme koşulları nelerdir? Krediler kaç yıl vade ile verildi'' sorusuna yer verdi.
Kredilerin teminatlarının açıklanmasını isteyen Ersin, kredi karşılığında Sabah-ATV hisselerinin rehin edilip edilmediğini sordu. Varsa rehin edilen hisselerin oranının ne olduğu sorusunu yönelten Ersin, ''Sabah-ATV iktisadi bütünlüğüne ortak olan Katar firması ne zaman kuruldu? Söz konusu Katar firmasının sırf bu ortaklık için ve Başbakanın bu ülkeye yaptığı ziyaretten sonra ve ısrarlı talepler üzerine, apar topar kurulduğu doğru mudur'' dedi.
CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren'e, Sabah ve ATV'nin satışında ihale bedelinin yüzde 50'sinin neden depo olarak istenmediğini sordu.
Katar firmasının Sabah ve ATV'ye ortak olması için herhangi bir politikacının aracı olup olmadığı sorusunu da yönelten Ağyüz, kamu bankalarına kredi verilmesi için siyasi baskı yapıldığı iddialarını da gündeme getirdi.
Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç de Başbakan Erdoğan'ın cevaplaması istemiyle Meclis Başkanlığına verdiği önergede, Çalık grubuna kamu bankalarından verilen kredileri sordu.
Kaynak:www.haberler.com
deryatulga
25.04.08, 13:48
Çalık grubu, Sabah-atv ihalesi ve iktidar gölgesi!
Çalık grubu geçen yılın aralık ayı başında Sabah-atv ihalesini kazandığı zaman bu köşede Gazete satmak, gazete almak! başlığını taşıyan üç tane yazı çıkmıştı.
Yazılarımdan ilki şöyle başlıyordu:
Sabah-atvnin Çalık grubuna satışı, ihale onaylanırsa kesinleşecek. Bu aşamada şimdilik bazı soru işaretleri var, üzerinde durulması gereken...
Şöyle özetlenebilir:
İhalenin tek katılımcı ile yapılması ister istemez kuşkulara yol açtı. Kamu yararı açısından eleştirilere neden oldu.
İhaleye katılmalarına kesin gözüyle bakılan bazı grupların, niyetli olmalarına rağmen son anda bu işten vazgeçmeleri kulisi dalgalandırdı.
Bu açıdan hükümetin arka planda şöyle ya da böyle bir rol oynayıp oynamadığı konusu ihale ve siyaset gündeminde üst sıralara tırmandı.
Bir başka noktaya gelince:
Çalık grubunun en tepe yöneticisi, Başbakan Erdoğanın damadı idi. İhaleyle ilgili bazı haklı eleştiriler de bu ilişki yapısından kaynaklandı.
Başbakan Erdoğan hükümeti kendine yakın, kendine yandaş bir medya grubu mu oluşturmayı amaçlıyordu?..
En tepe yöneticisi Başbakanın damadı olan bir grubun, devlet ihalesiyle Türkiyenin en büyük ikinci medya grubuna sahip olmasına hukuken herhangi bir bir engel yoktu.
İhale süreci yasalara uygundu.
Ama aynı şey tarz açısından, siyaset etiği açısından söylenebilir miydi?..
Bu soruyla ilgili olarak, öyle sanıyorum ki, eğer ihale onaylanırsa söylenecek ve söylenmesi de gerekecek bir şeyler mutlaka olacaktır. (Hasan Cemal, Milliyet, 6 Aralık 07, s. 19)
Yazımın girişi böyleydi.
Eleştiriler geçerliğini koruyor.
İhalenin bir tek Çalık grubunun katılımıyla yapılmış olması... Bazı başka grupların ihaleye girmekten vazgeçmeleri ya da üstü örtülü biçimde caydırılmaları... Bu konuda siyasal iktidarın şöyle ya da böyle bir rolü olup olmadığı... Bu arada Başbakanın damadının Çalık grubunun tepesindeki görevi...
6 Aralık 07 tarihli yazımda yer alan bu eleştiriler ve soru işaretleri bugün de geçerliğini korurken, şimdi bunlara birkaç tane daha katılmış durumda.
Biri şu:
Başbakanın damadının kardeşi, Sabah-atvnin tepesinde görev yapıyor.
Hukuka aykırı bir durum yok.
Ama siyaset etiği ve tarz açısından aynı şey söylenemez. Bu pencereden bakınca hiç kuşkusuz sorgulanabilir bir durum söz konusudur.
En tepe yöneticisi Başbakanın damadı olan bir grup, Türkiyenin en büyük ikinci medya grubu için yapılan ihaleye tek başına girebilmişse, bu arada ihale sürecinde başkalarının caydırıldığına dair ciddi duyumlar alınmışsa, ihalenin kazanılmasından sonra da, bu kez Başbakanın damadının kardeşi Sabah-atvnin başına getirilmişse, o zaman bu süreçte siyasal iktidarın gölgesi ister istemez aranır, haklı olarak sorgulanır.
İkinci eleştiri noktası:
Kamu bankaları Vakıfbankla Halkbankın Çalık grubuna açtıkları toplam 750 milyon dolarlık kredi...
Çok yakın tarihimizde kamu bankalarından açılmış olan kredilerin şöhreti kötüdür. Yolsuzluğun, rüşvetin, kötü kaynak kullanımının, siyasette sapmaların, siyasal ve ekonomik krizlerin yaşanmasında pay sahibidir bu krediler...
Bugün de benzer olumsuzluklar yaşanabilir demiyorum. Çalık grubuna açılan kredilerde hukuken herhangi bir terslik olduğu da söylenmiyor.
Fakat aması olan bir konu bu.
Güvenilir, ciddi bazı bankacılar, dikkat ediyorum, açılan kredileri bankacılık ilkeleri açısından içlerine sindirebilmiş değiller.
Şu soru dolaşıyor kuliste:
Bazı özel bankaların vermeye yanaşmadıkları kredileri, kamu bankaları nasıl verdi?..
Bu soru da kendiliğinden Bu kredilerin açılmasında siyasal iktidarın gölgesi şöyle ya da böyle vurmuştur iddiasını gündeme taşıyor.
Ya da benim yukarıda yer alan (6 Aralık 07 tarihli) yazımdaki soru işareti haklılık kazanıyor:
Erdoğan hükümeti kendine yakın, kendine yandaş bir medya grubu mu oluşturmayı amaçlıyor?..
Bu soruda haklılık payı vardır.
Bu soruda, Başbakan Erdoğana yönelik haklı bir eleştiri vardır.
Bu soruda, Türkbank olayından kaynaklanan çağrışımlar da vardır.
Evet Sayın Başbakan, durum böyle...
deryatulga
25.04.08, 13:54
Çalıkın özkaynağı Tamince mi?
Geride bıraktığımız haftalarda en çok merak edilen konulardan biri Ahmet Çalıkın Sabah-atv ihalesi için gerekli 1.1 milyar doları bulup bulamayacağı sorusuydu. Ahmet Çalık, dosta - düşmana Bu parayı bulma gibi bir sorunum yok diyor, ancak pek çok kimse bu açıklamaları şüpheyle karşılıyordu.
Nasıl ödeyeceği sorusunun yanıtının bundan en fazla 20 gün önce belirmeye başladığını söyleyebiliriz. Paranın bulunduğunun ilk sinyalini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile 5 Şubat 2008de yaptığımız Katar gezisinde almıştık. Çalık, bu geziye katılmıştı.
Çalık, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın 13 Nisanda yaptığı son Katar gezisine de katıldı. Bu gezi sırasında Çalıkın Katardan 750 milyon dolar istediği bilgisi kulağımıza çalınmıştı. Anlaşılan Katar Emiri Şeyh Hamid bin Halife el Taniyi ancak 125 milyon dolara razı edebilmişler.
Ticariler vermedi
Herkes için tam açıklık kazanmamış bir konuyu burada tekrarlamakta yarar var. O da şu: Turkuvazın 500 milyon dolarlık sermayesinin yüzde 58i Çalık Holdinge ait. Katar Emiri Taninin şirketi Al Wasaeel International Medianın yüzde 25lik hissesi, Çalık Holdingin bu payından aktarılarak verildi.
Ticari bankalarla yapılan görüşmelerin bir sonuca varmaması üzerine kamu bankalarının kapısı çalındı. Vakıfbankın oluru çıkınca, Halk Bankası da ardından geldi; Ziraat bu topa girmedi.
Kamu bankaları kamuoyuna açıklama yaparken, vade ve faiz oranı gibi temel bankacılık işlemleri bilgilerini sakladılar. Bankacılık Kanunlarına aykırı davrandıklarını düşünmüyorum ancak, yaratılan kılıflar ilginç.
Cemaatle akrabalık
Kredinin proje finansmanı olduğu açıklandı. Sabah - atvnin alınmasının bir proje olduğu belli de; gazeteleri, dergileri, matbaası, televizyonu, radyosu, dağıtımı ile Sabah-atvnin proje olarak nitelenmesi ilginç.
TMSFnin ifadesiyle Sabah-atv , bir iktisadi bütünlük, yatırımlar açısından da bir varlık değil midir?
RTÜKün Turkuvaza verdiği 3 aylık şartlı onay süresi 7 Mayısta doluyor. Turkuvaz, RTÜK yasası gereği, Radyo ve TV şirketi ile gazete ve dergileri ayrı şirketlerde topladı. Bunlar için ayrı 18 yeni medya şirketi kurdu. İçlerinde Turkuvaz Yeni Asır Televizyon ve Turkuvaz ATV gibi şirketler bulunuyor. Bu şirketlerin tümünde Ahmet Çalık ve Başbakanın damadı Berat Albayrakın ağabeyi Serhat Albayrak ortak görünüyor.
Anlıyoruz ki, Sabahın künyesinde Yönetim Kurulu Başkanı olarak Çalık, ikinci adam olarak da Serhat Albayrak olacak.
Şirket sicil kayıtları en güzel tanıklardır. Sabah-atv-Zaman-STV Grubu diye boşuna dememiştik. Bugün de bakın sicil kayıtlarına, ilginç akrabalık bağlantıları göreceksiniz.
Gülen Cemaatinin yayın organı durumundaki Zaman gazetesinin künyesinde en tepede, en yetkili isim olarak İmtiyaz Sahibi: Ali Akbulut adı yazılı. Akbulut, Çalıkın ablasının eşi, yani eniştesi. Ali Akbulut bir tekstil şirketi dışında, Çalık Grubu şirketlerinin önemli bölümünde eskiden yönetim kurulu üyeliği de yapıyordu.
Randevu istedi
Ahmet Çalıkın da Fethullah Gülen Cemaati ile en azından iyi ilişkiler içinde olduğu bir sır değil.
Bu ilişkiye yeni eklenen isim ise son yıllarda Kazakistanda büyük yatırımlar yapan Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince.
Tamince adı, bu ödemede kafa karıştıran çok önemli bir noktayı açıklıyor; Çalıkın Tamince adına TMSF Başkanından randevu istemesi Sabah-atv için üçüncü finans kaynağının adresini gösteriyor olabilir.
Çalıkın, krediler (750 milyon dolar) ve Katarlı şirketin koyduğu (125 milyon dolar) para dışında, kendisinin özkaynak olarak koyduğu 375 milyon doları nasıl denkleştirdiğini de tartışmıyor muyuz? Çalık para ararken bir Kazak fonu adının geçtiğini de hatırlayalım.
Son bir nokta daha: Çalık Grubu, Katarlı ortağının fiilen bir medya kuruluşu olup olmadığı bilgisine - dün öğleden sonra yazıyı yazdığım saatler itibariyle - henüz sahip değildi.
deryatulga
26.04.08, 16:45
26 Nisan 2008
Ertuğrul ÖZKÖK
Sınır tanımayan gazeteciler
BU defa korktum.PKKsıyla mücadele ettim, DHKPcisiyle, dincisiyle, hırlısıyla hırsızıyla, mafyasıyla, onun bozuntusuyla, hepsiyle kapıştım, ama korkmadım.
Ama bu tehdidi görünce tırstım.
Ne diyor tehdidin müellifi:
"Kavgada sınır ve ölçünün olmayacağını hatırlatırım."
Vallahi bugüne kadar mafyacılardan bile böyle bir tehdit almadım.
"Kalemini kırarız" falan dediler de, "Kavganın sınırı, ölçüsü olmaz" demeye kalkanı hiç olmadı.
* * *
Bütün mesele ne biliyor musunuz?
Hani şu Sabah-ATVnin satışıyla ilgili bir yazı yazdım ya...
Orada birkaç masum soru sorma cüretini gösterdim ya...
Daha ilk günden cevabımı alıp yerime oturdum.
"Kavga varsa kavga..."
Bu mahallede böyle sözleri bugüne kadar çok işittik de, "Bunun sınırı ve ölçüsü olmaz" diyenine ilk defa rastlıyorum.
İlk defa rastladığım için de altındaki derin mananın ne olduğunu doğrusu çıkaramıyorum.
Yani, silahtan, bombadan, tüfekten, ayaktan vurmaktan, topuğa ateş etmekten, ettirmekten söz etmiyorsak o zaman geriye ne kalıyor?
İftira atarım, belden aşağı vururum...
Mu?..
Vallahi onun da çok etkili olmaması gerekirdi.
Neden derseniz, bugüne kadar hakkımızda o kadar iftira atıldı, o kadar komplo teorisi uyduruldu ki, artık şerbetliyiz diye düşünebilirdik.
Ama bu laf farklı, "Sınır, ölçü olmaz" diyor.
Daha ilk masum soruda bunu diyorsa, varın düşünün yarın bir gün haber yaptığınızda başınıza geleceği.
İftiranın da sınırı ve ölçüsü olmaz diyorlarsa, korkmayıp da ne yapacaksınız?
Korktum. Vallahi de billahi de korktum...
Dakika bir, gün bir...
* * *
Ama korku, ecele çare değil.
Bu mesleği yapmaktan da vazgeçmeyeceğimize göre, bu soruları sormaya devam edeceğiz.
Bakın Cumhurbaşkanı ne diyor:
"Evet ben tanıştırdım."
"Sınır tanımayan gazeteci" arkadaşlarımıza şunu hatırlatmak istiyorum:
ABDde Wall Street Journal Gazetesi satılırken, günlerce Amerikan basınının konusu oldu.
Orada kamu bankası kredisi, tek kişilik ihale falan da yoktu.
O yüzden kızmayın.
Tehdit etmeyin.
Korkmayın, korkutmayın. Kendinizden geçip ileride altından kalkamayacağınız laflar etmeyin.
Böyle laflar, insanın derisine yapışır kalır.
* * *
Bakın ben olayı yeniden özetleyeyim.
Sanmayın ki biz, Sabah-ATV Grubunu Sayın Ahmet Çalık aldığı için üzülüyoruz, sinirleniyoruz.
Tam aksine, gazetenin bir sahibi olduğu ve üstelik adını gazetenin künyesine koyduğu için memnunuz.
Yeni Şafak, Zaman, Vakit, Star, bugün bir de Sabah... Bir eksik, bir fazla ne fark eder?
Tek isteğimiz, adil bir rekabet.
Bir de satış işleminin ayrıntılarının kamuoyunca bilinmesi.
Medya satışı netameli iştir.
Geçmişte, Yüce Divanlık gelişmelere konu oldu.
* * *
Ha siz kimsiniz? Ne hakla "Mahallemize hoş geldiniz", "Siz mahallenin kabadayısı mısınız" diye soruyorsanız ona da cevabımız şu:
"Hayır, mahallenin kabadayısı değil, mahallenin sakiniyiz."
Üstelik, álemde yerimiz olmadığı için, öyle "Kavgada sınır tanımayız, ölçü tanımayız" gibisinden raconlarımız da yoktur.
Biz sadece merak ediyoruz.
New York Times Gazetesindeki gazeteciler ne kadar merak ediyorsa, biz de o kadar.
Gocunacak bir şeyiniz yoksa tehdide, şantaja hiç gerek yok.
Merak etmeyin, bizim kavga etmeye falan niyetimiz de yok.
Telaşa kapılmayın, bu konuyu sakin sakin konuşalım.
Mahallemize yakışan budur.
deryatulga
26.04.08, 16:47
26 Nisan 2008
Mehmet Y. YILMAZ
mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr
Yarı resmi gazete yöneticileri kızdılar!
SABAH ve ATVnin, Çalık Grubu tarafından satın alınmasında iktidarın oynadığı rolün ve "yandaş medya yaratma çabasının" eleştirilmesi, beklediğim gibi Sabah yöneticilerini kızdırdı.
"Başyazar" Mehmet Barlas, "Ahmet Çalıkı nerden kredi aldın, kredinin şartları nedir diye sorgulamayacağız" diye yazıyor. Olabilir, herkesin aynı şeyleri yazması ve sorması gerekmez. Biz sormaya devam edeceğiz.
Genel Yayın Müdürü Ergun Babahan, daha sinirli bir yazı yazmış.
"Kavgadan uzak durmak istiyoruz. Ama kavga etmemiz gerekiyorsa ederiz. Kavgada sınır ve ölçü olmayacağını da hatırlatmak isteriz."
Bir kamu alacağının tahsili için el konulan malın satışı sırasında neler olup bittiğini öğrenmek kamuoyunun hakkıdır.
İhaleye girecekler neden vazgeçmek zorunda kaldılar, Başbakan ve Cumhurbaşkanı yaban ellerde neden para peşine düştüler, kamu bankaları böyle ballı bir krediyi herkese verebiliyor mu gibi soruları sormak, neden kavga çıkarmayı istemek diye yorumlanıyor, anlayamadım.
Hele "kavgada sınır ve ölçü olmayacağının hatırlatılmasını" hiç anlamadım.
Bu "soru sormayı kesin, yoksa fena yaparız" türünden bir tehdit olmalı.
Arkasına hükümet gücünü almış bir yayın organının böyle bir tehditte bulunması çok manidar.
Ama söylemeliyim ki bunlar bizi korkutabilecek şeyler değil.
Saklayacak bir şeylimiz de yok, yasadışı bir durumumuz da.
Biz sormaya devam edeceğiz.
"Yarı resmi Sabah Gazetesi" ne biliyorsa, öyle yapsın!
deryatulga
26.04.08, 17:57
Güneri CıvaoğluBugün
gunericivaoglu@milliyet.com.tr Bir SABAH öyküsü
Sabah gazetesinin yayın hayatına başladığı gün, Güneş gazetesinin Genel Yayın Yönetmeniydim.
Dinç Bilgin İzmirden gelmiş, Günaydından Rahmi Turanı, çıkaracağı gazetenin yönetimine getirmişti.
Ekibi de Günaydından arkadaşlardı. Haldun Simavinin disiplininden süzülmüştü.
Ancak...
Gazetenin mutfak ekibi iyiydi ama vitrindekiler çok da tanınmış değillerdi.
Reklam kampanyasının ise, parlak olduğu söylenemez.
Güneşteki satış bölümü yöneticileri ve yazı işlerinden bazı arkadaşlar odama gelerek, Müjde... Sabahın yarısı tezgâhlarda kaldı. Yarın üçte ikisi satılmaz... Sonra da kapanır gider demişlerdi.
Onlara cevabım şöyleydi:
Orada üç nesil gazeteci olan ve çok kısıtlı birikimlerini mala mülke yatıracak yerde gazete çıkarmaya yönelerek büyük risk alan bir patron var.
Başta gazetenin yönetimindeki dostum Rahmi Turan olmak üzere, değerli ve iyi gazeteci arkadaşlarımız var. Onların da eşleri, çocukları var.
Ben başarmalarını diliyorum. İnşallah başarırlar. Biz de rekabet ederiz.
Sözlerimi kimi kabul etti, kimi kabul etmiş göründü. Kimi karşı çıktı.
Bu arada o gün yayımlanmış olan Sabahın ilk nüshası sayfalar halinde yerdeki halının üzerine yayılmıştı.
Her başlık, her fotoğraf... Sayfaların çizimi tartışılıyordu.
Sonunda Hadi bakalım... Biz kendi işimize bakalım diye tartışmayı noktaladım.
Arkalarından da seslendim:
Bizim dünyamızda ne kadar işyeri olursa, o denli seçeneğimiz ve özgürlüğümüz olur.
Hiç belli olmaz. Bir bakarsınız... O keşke batsa dediğiniz Sabahta çalışıyor olabiliriz.
Aradan 6 ay bile geçmemişti ki, Güneşten kopmuştum.
Bebekte bir balıkçıda
Dinç Bilgin, gazetenin yeni Genel Yayın Yönetmeni Zafer Mutlu ile birlikte Bebekte bir kıyı lokantasında aynı masadaydık. Sabahta yazacaktım.
Masanın üzerine bir sigara paketi attım.
Birinci sayfadan tam bu büyüklükte bir köşe, gerisi arka sayfada dedim. Kucaklaştık.
10 yıl Sabahta yazdım.
Çok iyi dostlar kazandım.
Zafer Mutlu, oda komşularım Güngör Mengi, Zülfü Livaneli hemen ilk sayabileceklerim...
Daha sonraki yıllarda yazı işlerini yönetecek olan Sabahın bugünkü Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan da öyle...
Sabahta yazan ve mutfakta görev yapan, adlarını burada tek tek sayamayacağım pek çok arkadaşım var.
Başka gazetelerde yollarımızın kesiştiği dostlar da...
Sabahın ilk çıktığı günkü dileğim neyse, bugün de odur. Onların başarılarını sürdürmelerini ve mutlu olmalarını isterim.
Savaş değil, sağduyu
Bu uzun fakat içten satırlardan sonra her türlü sığ polemiklerin dışında Sabah-atvnin yeni patron ve sermaye yapısı için sorgulamaların -ben de- sağlam ve net cevaplarla aydınlanması gerektiğini düşünüyorum.
Bu sürecin başında, ihaleden çekilmeler, sadece tek katılımlı bir ihale, devlet bankalarından derlenen krediler, en üst düzeyde siyaset trafiğinden sonra Katardan gelen katkı, alıcı holdingin CEOsunun Başbakanla et-tırnak yakınlığı Sabahın ışıklarını gölgeliyor.
Siyasetin şu çok duyarlı sürecinde Sabah-atv olayı, bu haliyle gerilimi daha da tırmandıracak gibi görünmekte.
Siyaset kürsülerinden bağımsız kurumlara taşınmakta, geleceğin koşulları için yargı yollarından da söz edilmekte.
Sorgulanan kuşkulu konuların bir an önce aydınlanması Sabah-atvdeki arkadaşlarımızın da yararına olacaktır. Zaten onların bazıları da aynı cevaplara olan ihtiyacı köşelerinde yazıyorlar.
Durumu, savaş algılamasıyla değil, makulü normalde aramak sağduyusuyla irdelemek gerekir.
deryatulga
26.04.08, 18:08
Serpil YılmazSobe
syilmaz@milliyet.com.trErtürk: İlişki bulursak ihaleyi feshederiz
Çalık Grubunun patronu Ahmet Çalıkın, Sabah-atv ihalesine ilgisi bilinen işadamı Fettah Tamince için, TMSF Başkanı Ahmet Ertürkten görüşme talep ettiği söyleniyordu. Çalıkın özkaynağı Tamince mi? sorusuna Ertürkten de bir yanıt geldi. Ertürk Çalık benden Tamince için randevu istemedi. Taminceyi de en son 4 yıl önce bir kokteylde gördüm diyor.
Ertürke ihale öncesinde yaptığı Paranın kaynağına bakarım sözünü hatırlatıyorum ve Çalıkın parasının kaynağının araştırılıp, araştırılmadığını soruyorum.
Ertürk Banka sisteminden geçen parayı araştırmam. Kara paraya bakarım. Çalıkın parası yurt dışındaki bir büyük Amerikan bankasından geldi diyor.
Ertürk Yalnız diyerek sözlerine devam ediyor:TMSF açısından bir diğer araştırma konusu da, ihaleye giren firmanın, ihaleye girecek firma ile bir ilişkisinin olup olmadığının tespitidir. Böyle bir durum ortaya çıktığında, her zaman ihaleyi fesh ederiz.
Borcu karşılar
Ertürk, Benim açımdan ihale bitmiştir diyor. RTÜKün Katarlı ortağı inceleyeceğini söylüyor. Turkuvaz olarak anılmayan Merkez Grubu şirketlerinin yönetimleri ile ilgili olarak da Borç tasfiyesi bitene kadar, bu şirketler kapanana kadar yönetimimiz sürüyor. Sabah ve atv bu nedenle varlık satışıdır açıklamasın yapan Ertük, Sabah ve atvnin eski sahibi Dinç Bilginin borçlarını karşılıyor mu? sorusuna da Karşılar yanıtını veriyor.
Bilgin ile önümüzdeki hafta görüşeceklerini belirten Ertürk, borçların tasfiyesiyle ilgili protokolü oluşturmayı umut ediyor.
Ertürk, Çalıkın ödediği paradan, Sabah ve atvnin eski ortaklarından Turgay Cinerin 120 milyar dolar alacağının da ödeneceğini söylüyor.
Çalık 10 yıllık arkadaşım
Sabah-atvnin 1.1 milyar dolarlık ihale bedelinin, 750 milyon doları eşit tutarda Vakıfbank ve Halkbank tarafından, 125 milyon doları Katar Emiri Şeyh Hamid bin Halife El-Taninin şirketi QIAnin iştiraki Al Wasaeelın özkaynaklarından, 375 milyon doları da Çalık Grubunun özkaynaklarından ödendi.
Çalıkın öz kaynağı başlı başına bir soru. Geçen yıl bilançosunda öz kaynakları 479 milyon dolar görünen Çalıkın, İtalyan ortağı Eni ile birlikte başladığı 2 milyar dolarlık Samsun-Ceyhan Boru Hattı ve Indian Oil ile 5 milyar dolar yatırım yapacağı Ceyhan rafinerisinin yanı sıra, İstanbulda da aldığı Balat ve Tarlabaşı semtlerinin restorasyonu projelerinin finansmanının nasıl karşılanacağı sorusu da akla gelmiyor değil.
Bu sorulardan yola çıkarak Çalıkın izini süren kesimler, Antalyadan sonra Kazakistandaki yatırımları ile dikkat çeken Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince adresini fısıldamaya başladılar. Dün bu sütunlarda Çalıkın özkaynağı Tamince mi? diye sordum.
Yanıt gecikmedi. Tamince Dubaiden aradı. Kendisi Dubaide yaşıyor. Dubaide Ottoman Place adıyla yeni bir lüks otel yatırımı yapıyor. Dubai fonu Zabeel Investmentin finanse ettiği yatırım 700 milyon doları buluyor. Taminceye Hayırlı olsun dedim.
Çalık 10 yıldır tanıdığım, yakın arkadaşımdır, bu işi de çok iyi yapar. Memlekete ve kendisine hayırlı olsun yanıtını veriyor.
İhale sürecinde Sabah atv ihalesi ile ilgilenen, sonra da teklif vermeyen gruplar arasındaydı Tamince.
deryatulga
26.04.08, 20:29
Necati Doğru ndogru@gazetevatan.com 26.04.2008
Çalıklama ve balıklama!
Çalıklama ile balıklama arasında anlamlı, derin, önemli bir fark var mı, bunu netleştirmeliyiz. Çünkü ekonomimiz büyüyüp küresel sisteme iyice vidalanırken yeni kavramlar da çıkıyor.
Yeni deyimler.
Yeni sözler.
Yeni söylemler.
Yeni bağlantılar ve ilişkilerin hepsini hayat üretiyor. Hatırlar mısınız, hortumlama deyimi de hayatın içinden çıkmıştı. O zaman iktidarda ANAP vardı ve ANAP da bugünkü iktidar gibi yüzde 40ların üzerinde oylar alarak gelmişti. Kemal Horzum diye bir iş adamı, o yıllarda devletin en büyük bankalarından biri olan Emlak Kredi adlı bankadan kredileri; buharlaştırma, deve yapma, ıstakoz yiyor gibi içini oyup kabuğunu bırakma yöntemleriyle kendisine aktarmıştı.
Yolu açmıştı.
Horzum örnek olmuştu.
İş adamları, saldırganlıkta köpek balığına benzer. Köpek balığı kana saldırır. İş adamları paraya.
Ucuz faizli...
10 yıl vadeli...
3 yılı ödemesiz...
Devlet bankası kredisi verilme imkânı doğunca hiçbir iş adamı dayanamaz, iştahını frenleyemez, saldırır.
Nitekim saldırdılar.
Kan kokusu almış.
Köpek balığı gibiydiler.
Horzumlar çoğaldı.
İktidara yanaşan ve Başbakanın oğlu, kızı, davulcu damadı ile ilişki peydahlayan adı sanı duyulmamış o günlerin çulsuzu, bu günlerin holding ve banka sahibi birçok iş adamı; devletin Emlak Bankasını, batma noktasına getirdi. Oysa bu Emlak Bankası; öksüz ve yetimlerin bankası olsun, yoksulları konut sahibi yapsın diye kurulmuştu. İşte o yıllarda; (lütfen bağışlayın, denk geldiği için yazmak zorunda kalıyorum) ben de yazı yazdığım Milliyet Gazetesinde bu Kemal Horzumun adından dolayı; Horzumlama-hortumlama benzetmesini bulup yazılarımda kullanmaya ve devlet bankasının arsızca soyulmasını eleştirmeye başladım.
Okur sağ olsun.
Horzumlama lafını tutmadı fakat hortumlama benzetmesini benimsedi, hortumlama kelimesi zengin Türkçemize böylece girmiş oldu.
Uzun lafın kısası:
Hayat üretti.
Hortumlama lafı hayatın içinden çıktı. Şimdi Çalıklama benzetmesini işliyoruz. Bunu da biz uydurmuyoruz. Çalıklama da hayatın içinden çıktı. Çalıklama; hortumlamanın yeni türü. O da hortumlama gibi iktidar partisini ayarla, devlet bankasından kredi al esası üzerinden hayatiyet buluyor, var oluyor.
Hortumlama tuttu.
Çalıklama da tutacaktır.
Çalıklama da tıpkı hortumlama gibi iktidar partisine, Başbakana, Cumhurbaşkanına, bakanlara yaklaşıp ilişki ve yakınlık kurmakla başlar. En verimli sonucu almanın yolu; Başbakanın damadını holdinge genel müdür yapmaktır. Damadı holdinge genel müdür yapınca; Cumhurbaşkanı da Katara giderken seni uçağına alır, devlet bankaları Halkbank ile Vakıfbank da sana Sabancının, Şahenklerin ve İş Bankasının vermeye kesinlikle yanaşmadığı; 10 yıl vadeli, 3 yılı ödemesiz 750 milyon dolar krediyi şak diye verir. Cumhurbaşkanı ile gittiğin Katardan da sana Şeyhten bir ortak bulurlar.
Katarlı Şeyh.
Ve sen Ahmet Çalık.
Sabahın sahibi olursun.
Çalıklama:
Damatla yürüme.
Balıklama:
Deniz dibinde yüzmedir.
Çalıklama...
Hortumlamanın...
Yeni yerli türüdür.
Küreselleşmeyle, globalleşmeyle ilgisi yoktur, yüzde yüz yerli üretimdir. Tutarlı ülkelerde Çalıklamaya izin vermezler.
ATV-SABAH'I ALAN ÇALIK GRUBU'NUN KATARLI ORTAĞINDAN İLK AÇIKLAMA
25.04.2008 12:36:00
Sabah-ATV'yi satın alan Çalık Holding'in ortağı Katar'lı şirketten ilk açıklama geldi.
Medya sektörüne Sabah-ATV ile giren şirket, isimlerinin daha önce yazıldığı gibi 'Al Wasaeel' olmadığını, 'Lusail İnternational Media Company' olduğunu duyurdu. Açıklamada, "Bundan önceki basın bültenlerinde şirketimiz Lusail İnternational Media Companynin adı Arapçadan Latinceye çeviri esnasında tamamen teknik bir sebepten ötürü Al Wasaeel İnternational Media Company olarak geçmiştir" ifadesi kullanıldı.
Lusail'den yapılan açıklamada, şirketin medya sektöründe uzun vadeli yatırımlar yapmak üzere kurulduğu, ilk yatırımını ise Atv-Sabahı alan Çalık Grup iştiraki Turkuvazın yüzde 25 payına sahip olarak yaptığı bildirildi.
Lusail'in özellikle medya alanında faaliyet göstermek amacıyla Katar Yatırım İdaresinin bir iştiraki olarak kurulduğunu ve medya alanında ayrı bir uzman şirket olarak faaliyet göstereceği belirtilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
"Türkiyede önemli bir fırsat olarak gördüğümüz bu yatırım imkanını birkaç aydır takip ediyorduk. Bu ortaklığı uzun vadeli dayanışma ortaklığı olarak görüyor ve medya alanında küresel olarak geniş bir portföy oluşturmayı hedefliyoruz. Sabah ATV grubuyla yapmış olduğumuz bu ticari ortaklığın hem çok iyi bir başlangıç, hem de Türkiye ekonomisinin geleceğine duyulan güvenin bir göstergesi olduğuna inanıyoruz
Kaynak:www.medyatava.net
Yaman Törüner
ytoruner@milliyet.com.tr
Para ödendi ama sorun bitmedi
Sabah-atv ihalesini kazanan Çalık grubu, 1.1 milyar dolar+KDV tutarındaki ödemeyi buldu. Buldu, ama asıl sorun şimdi başlıyor.
Çünkü;
a) Para bulunmasına siyasi etkiler karıştı. Dış ortağın bulunmasında, siyasilerin temasları etkili oldu. Krediler, devlet bankalarından alındı. Bu haliyle, işlemin Yüce Divana götürülme olasılığı bulunuyor. Yapılan işlemde, cahil cesareti görüntüsü var.
Satın almada, Gülen cemaatinin etkili ve yetkili olduğu az çok belli. Çalık grubu ihaleye tek katılımcı olarak katılmıştı.
Bu normal gibi görünse de, diğer katılımcıların ihaleye katılmaktan vazgeçirildikleri biliniyor. Üstelik, Başbakanın damadının kardeşi, Sabah-atvnin yönetiminde, ikinci adam.
b) TMSF, henüz kendini kurtaramadı. Katarlı ortağın para kaynağı tam olarak araştırılmadı. Ödemeden sonra, ortağın adı bile değiştirildi. Katarlı ortağın parasının, Independent Sovereign Funds denilen, denetlenemeyen fonlardan gelmiş olma olasılığı çok yüksek.
Bu fonlardaki, kara para olasılığı konusunda IMFnin ve diğer uluslararası kuruluşların denetimleri sürüyor. Paranın, bilinen bir bankadan transfer edilmiş olması, durumu değiştirmiyor. Öte yandan, TMSFnin aldığı parayı döviz fiyatlarına müdahalede kullanma ve Hazineye ödeme yapmama olasılığı var.
c) Kredide, teknik olarak anlaşılmaz noktalar var. Kredi şartlarında şeffaflık yok. Kredi alındığı günün ertesi günü, uluslararası değerlendirme kuruluşu Fitch, Çalık Holdingin döviz ve YTL notunu düşürerek durumunun kötüleştiğini belirledi.
Sabah gazetesinin tirajı düşmeye başladı. Bu durum da kredinin geri ödenmesini güçleştiriyor. Para ödendi ama, RTÜK onayı hâlâ çıkmadı. Çalıkın koyduğu paranın da Fettah Taminceden borç alındığı anlaşılıyor. Yani, ortada ihaleyi kazananın koyduğu, yeterli miktarda para yok.
İşte merak edilen sorular
Şimdi, bazı sorularımızı sıralayalım:
a) Sabah-atv, 750 milyon dolarlık bir kredinin teminatı sayılabiliyorsa, Dinç Bilginin her şeyine neden el konuldu?
b) Çalık grubunun uluslararası bankalardan ve Türk özel bankalarından kredi bulamadığı anlaşılıyor. Böyle bir kredi müşterisine, kamu bankaları hangi baskı veya güdülerle kredi vermiş olabilir?
c) Fettah Tamincenin sağladığı kaynağın miktarı ve ödeme şartları nedir?
d) Katar Şeyhi 125 milyon dolar verdi ama 312 milyon dolarlık bir riske girdi. Bunun karşılığında neler bekliyor?
e) Krediler geri ödenemezse, Sabah-atv yeniden kamu bankalarına, yani, devlete geri döneceğine göre, bu tam bir özelleştirme sayılabilir mi?
f) Yine, krediler geri ödenemezse, zarar, kamu bankaları aracılığıyla halka yüklenmiş olmayacak mı?
Krediyle ilgili teknik sorunları yarınki yazımda ele alacağım.
ATV-SABAH'I ALAN ÇALIK GRUBU'NUN KATARLI ORTAĞINDAN İLK AÇIKLAMA
25.04.2008 12:36:00
Sabah-ATV'yi satın alan Çalık Holding'in ortağı Katar'lı şirketten ilk açıklama geldi.
Medya sektörüne Sabah-ATV ile giren şirket, isimlerinin daha önce yazıldığı gibi 'Al Wasaeel' olmadığını, 'Lusail İnternational Media Company' olduğunu duyurdu. Açıklamada, "Bundan önceki basın bültenlerinde şirketimiz Lusail İnternational Media Companynin adı Arapçadan Latinceye çeviri esnasında tamamen teknik bir sebepten ötürü Al Wasaeel İnternational Media Company olarak geçmiştir" ifadesi kullanıldı.
Lusail'den yapılan açıklamada, şirketin medya sektöründe uzun vadeli yatırımlar yapmak üzere kurulduğu, ilk yatırımını ise Atv-Sabahı alan Çalık Grup iştiraki Turkuvazın yüzde 25 payına sahip olarak yaptığı bildirildi.
Lusail'in özellikle medya alanında faaliyet göstermek amacıyla Katar Yatırım İdaresinin bir iştiraki olarak kurulduğunu ve medya alanında ayrı bir uzman şirket olarak faaliyet göstereceği belirtilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
"Türkiyede önemli bir fırsat olarak gördüğümüz bu yatırım imkanını birkaç aydır takip ediyorduk. Bu ortaklığı uzun vadeli dayanışma ortaklığı olarak görüyor ve medya alanında küresel olarak geniş bir portföy oluşturmayı hedefliyoruz. Sabah ATV grubuyla yapmış olduğumuz bu ticari ortaklığın hem çok iyi bir başlangıç, hem de Türkiye ekonomisinin geleceğine duyulan güvenin bir göstergesi olduğuna inanıyoruz
Kaynak:www.medyatava.net
Türkiye de bir televizyon kanali ve gazete sahibi bir arkadasim var.Aylar evvelki bir konusmamizda bana sunu demisti;
"Türkiye de basin artik eskisi gibi degil. Biz bir cizgide durmaya calisirken,hep köstek olanlar ile karsilasiyoruz. Gazete ve TV kanali para kazanmiyor. Büyük gazeteler belki masraflarini cikartiyordur ancak onlarin patronlarini tatmin edecek karlari yapmiyorlardir.Artik bir basin organi tarafini belli etmek zorunda. Tarafsiz olmak cok zorlasti önümüze engeller cikiyor. Özellikle AKP hükümeti basin üzerinde müthis baski kurdu ve secme sansin yok, basin artik siyasi bir güc olarak kullanilmakda, her partinin destekcisi olan bir basin kolu var ve bunlar kesinlikle tarafsiz degiller."
ve bu tarihlerde cem uzan ile baslayan temizlik harekati diger büyükler ile devam etti. Gücü elinde bulunduranlarin belirledigi sartlari kabul edenler(hala aktif ticari yasamina devam eden büyük medya patronlarina bakarsaniz anlarsiniz) bugün yasamlarini devam ettirmekler.
Bu pencereden olaya bakarsak ATV ve Sabah i alan yabanci sirketlerin veya ortakliklarinin yayin hayatlarinda ne kadar tarafsiz olacaklarini merak ediyorum.
deryatulga
01.05.08, 17:22
1 Mayıs 2008
Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr
Damat meselesi
AĞIR ekonomiden pek çakmam...
Bu nedenle içinde "spread", "libor", "Eurobond", "faiz hesaplaması", "aşırı teminatlandırma", "borç bakiyesi" gibi tabirlerin geçtiği yazıları sadece gözümün bir ucuyla tarar geçerim...
Zaman gazetesinin ekonomi sayfasında yayınlanan Sami Uslu imzalı "Ağır Ekonomi" yazısına, tam da işte bu geleneksel muamelemi çekiyordum ki...
Birden teknik tabirlerin arasına sıkışıp kalmış "damat" sözcüğünü fark etmeyeyim mi?
Tabii hemen durdum ve yazıya yoğunlaştım...
Çıkardığım sonuç şuydu:
Yazarımız makalesinde "teknik" açıdan Çalık Grubuna verilen kredilerin ne kadar hakkaniyete uygun olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu.
Hem de ne kanıtlama!
Sanırsınız ki krediyi veren de, alan da yazarın kendisidir...
Teminat tammış... Hisseler rehin alınmış... Daha ne olsunmuş... Gelirler bankaların kontrolünde olacakmış... Ki bu müthiş bir şeymiş... Direkt randımanlar fevkalade cazipmiş... 10 yıl vade gayet doğalmış falan filan...
Dedim ya...
"Ağır ekonomi"den hiç çakmam...
Zaten makalede beni cezbeden "teknik" yaklaşım değil, "damat" kısmı...
* * *
O halde gelelim "damat Meselesi"ne...
"Zaman yazarı", koca makalesinde bu konuya iki cümleyle açıklık getirmeye çalışmış...
Diyor ki:
"En çok istismar edilen hususlardan damat meselesine gelince... Dünyanın hangi ülkesinde ve hangi bankasında olursa olsun, kredi başvurusu yapan firmanın başında Başbakanın bir yakınının olması sadece o firmanın kredibilitesini artırır."
Vay be!
Ben hayatımda nepotizmi, kayırmacılığı, siyasi nüfuzu bu kadar pişkince meşrulaştıran başka bir cümle okumamıştım...
Demek ki neymiş?
Dünyanın her yerinde "damat faktörü", kredibilite sağlarmış...
Buradan çıkaracağımız "ekonomi" dersi nedir?
Şudur: Kamu bankalarından kredi başvurusunda bulunmaya hazırlık yapan firmalar, kredibilitelerini artırmak için derhal bir "damat" bulmak durumundadırlar...
* * *
Vallaha "damat faktörü", ekonomide gerçekten de "kredibilite artıran" temel unsurlardan en önemlisi olabilir...
Ancak...
Bu faktör, bünyesinde avantajlar barındırdığı gibi riskler de barındırır...
Dolayısıyla bunun bir risk analizinin yapılmasında sayısız fayda vardır...
Bu risk analizini de her şeyden önce "damat" tarafının yapması gerekir...
Genç, dinamik, enerjik, ekonomiden çakan, yurtdışı görmüş ve iyi eğitim almış bir "damat", her şeyden önce "muhasebe" yapmaya da yatkın olur...
Mesela böyle bir "damat" der ki:
"Yahu şimdi biz bu krediyi şirket olarak bileğimizin hakkıyla alıyoruz... Ama bir de torba olmayan, dolayısıyla kolaylıkla büzemeyeceğimiz ağızlar var... O ağızlar, bizim damatlığımızı parmaklarına sararlar... Demediklerini bırakmazlar... Biraz düşünceli olayım... Hem kayınpederin başına da durup dururken bela açmayayım..."
Evet, bunları falan der ve bu muhasebenin sonucuna göre davranır...
Kısacası...
Etik metik dinlemeyen salt ekonomik gerçekler, "Damat faktörü kredibilite artırır" diye hükmünü verse de...
Etik ve siyasi gerçekler de, en azından damada böylesi sorumluluklar yükler...
Ama "vahşi kapitalist sistem", böyle damatlara hayat hakkı tanır mı, işte bunu bilemem..
deryatulga
01.05.08, 17:58
Metin Münir
mmunir@milliyet.com.trBazıları Katar sever
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, atv ve Sabahın bir devlet kuruluşu tarafından damadının yönettiği şirkete satılması konusunda savunmaya geçti.
Kendisinin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün ve sekiz bakanının son dört ayda on defa Katarı ziyaret etmesini ekonomik nedenlerle açıklamaya çalışıyor. Bu ziyaretlerin eleştirilmesinin esas nedeninin Katarın Müslüman bir ülke olması olduğunu ihsas ediyor. Biz diyoruz ki bu ziyaretlerin bir nedeni de Katarın Sabah-atv işinde Çalıka ortak olmasını sağlamaktı.
Nitekim bunda başarılı olundu. Erdoğanın ziyaretinden hemen sonra devlet kurumu Katar Yatırım İdaresi, Sabah-atv işine yüzde 25 ortak olarak girdi.
Başbakana göre ise Katar ziyaretlerinin nedenleri Türk müteahhitlerinin orada çok faal olması ve ticareti artırmaktır.
Bu açıklamalar yetersizdir. Katarın dış ticaretimizdeki yeri çok küçüktür. Devlet İstatistik Kurumuna göre, 2007de 277 milyar dolar olan ticaret hacmi içerisinde Katarın payı 480 milyon dolardır. Bu kadar küçük bir ticaret hacmi bu kadar çok ziyareti haklı çıkarmaz.
Katar, Türk müteahhitlik firmalarının yurtdışı faaliyetleri arasında önemli bir yer tutmuyor. Türkiye Müteahhitler Birliğinin verilerine göre, toplam taahhüt miktarı 105 milyar dolar iken Katardaki iş toplamı 4 milyar dolardır, yani toplamın kabaca yüzde 4üdür.
İGDAŞın satışı var
Listenin başında Libya ve Rusya var. Müteahhitlik işlerinin yüzde 40ı bu ülkelerde yapılıyor. Ama, nedense, buraları ziyaret etmek bir yana, etmemeye itina gösteriliyor. Bir Dışişleri kaynağından öğrendiğime göre, Katardan beş misli müteahhitlik işinin yapıldığı Libyanın uzun zamandan beri vaki olan üstü düzey temas taleplerine cevap bile verilmiyor.
Benzer durum, Türkiye için her bakımdan Katardan daha önemli olan Rusya için de geçerlidir.
Katarın nüfusu bir milyonun altındadır, yüzölçümü 11 bin kilometrekaredir. Dünyada oraya her ay ortalama iki bakan, dört ayda bir başbakan ve cumhurbaşkanı yollayan ikinci bir ülke yoktur.
İşin en vahim boyutu, Katarın, Sabah-atv işine girme nedeninin parasal değil, siyasi olmasıdır. Siyasidir, çünkü Fitch Rating açıklamasından* biliyoruz ki kâr etmek bir yana Sabah-atv onları satın almak için sağlanan 1.1 milyar dolarlık borcu geri ödeyecek yeteneğe bile sahip olmayabilir.
Katar Yatırım İdaresi böyle işlere girmeyecek kadar profesyoneldir.
Neden girdi o zaman? Alışverişi tatlandırmak için Katara İstanbul gaz dağıtım şirketi İGDAŞın vaat edildiği doğru mu?
Belki partisinin gelecek grup toplantısında Başbakan kendisini eleştirenleri hazımsızlıkla suçlarken bu konuya da bir açıklık getirir.
FITCH DOWNGRADES TURKEY'S CALIK HOLDING TO 'B';REMAINS ON RATING WATCH NEGATIVE
Fitch Ratings-London/Istanbul-25 April 2008: Fitch Ratings has today downgraded Calik Holding A.S.'s (Calik) Long-term foreign and local currency Issuer Default ratings (IDR) to 'B' from 'B+'.
This follows the company's 75%-owned subsidiary Turkuvaz Radyo ve Televizyon's (Turkuvaz) USD1.1bn acquisition of the media group Sabah-ATV's assets, with USD750m debt and USD350m
equity financing.
Fitch has also downgraded Globus Capital Finance S.A.'s (Globus) USD200m 8.5% notes, maturing in 2012, senior unsecured rating to 'B'/'RR4' from 'B+'/'RR4'. Globus used the note
proceeds to finance a loan to Calik. The notes are guaranteed by Calik and two of its subsidiaries.
Further, Calik's National Long-term rating has been downgraded to 'BBB+(tur)' from 'A-(A minus)(tur)'.
Fitch has also downgraded Calik's subsidiary GAP Guneydogu Tekstil A.S.'s (GAP) National Long-term rating to 'A-(A minus)(tur)' from 'A(tur)'. All the above ratings remain on RWN.
Fitch notes that GAP carries a USD37.5m murabaha facility, limiting its ability to guarantee any group borrowing.
The downgrades reflect Fitch's concerns about the negative direct and indirect financial impact of the Sabah-ATV acquisition on Calik's financial profile. Fitch believes the potential execution and
financial risks associated with this large acquisition are considerable at this stage. The ratings remain on RWN pending more detailed discussions with management, the receipt of the loan
documentation, Calik's FY07 consolidated financials as well as the completion of a USD150m cash equity injection into Turkuvaz. Fitch expects to resolve the RWN by end-June.
The Calik loan is reportedly non-recourse acquisition financing credit, secured by Turkuvaz assets only, with no holding or group company guarantees or collaterals. Based on Fitch's projections, the
ability of Turkuvaz to service interest and principal payments over the projection period rely on profitable operations generating sufficient cash as well as the additional shareholder support of
USD150m over the next two years to cover any funding gap and working capital requirements.
Based on the capex and high working capital required to revamp the Sabah-ATV brand names, Fitch cautions that interest coverage ratios will be tight in the initial two-to-three years of
operations. The competitive nature of the media business in Turkey and its lower operating margins (compared to global competitors), plus the fact that Sabah-ATV has been under Savings and
Deposit Insurance Fund administration for the last two years questions the likely cash generation ability of Turkuvaz and hence its ability to service a high debt stock. Fitch notes that gross
debt/EBITDA is expected to reach 8.3x at FYE08 at the Turkuvaz level. Calik directly and indirectly owns 75% of Turkuvaz with the remainder held by Lusail International Media Company.
Fitch continues to monitor Calik's planned expansion in the electricity generation, petrochemicals, and oil and gas sectors. It will also watch the funding structures and eventual financial impact of
such capital expenditures on the group results.
Contact: Oguz Bardak, Istanbul, Tel: +90 212 2791065; Bulent Akgul, +90 212 2791065.
Media Relations: Peter Fitzpatrick, London, Tel: + 44 (0)20 7417 4364; Hannah Warrington,
London, Tel: +44 (0) 207 417 6298.
Note to Editors: Fitch's National ratings provide a relative measure of creditworthiness for rated entities in countries with relatively low international sovereign ratings and where there is demand
for such ratings. The best risk within a country is rated 'AAA' and other credits are rated only relative to this risk. National ratings are designed for use mainly by local investors in local markets
and are signified by the addition of an identifier for the country concerned, such as 'AAA(tur)' for National ratings in Turkey. Specific letter grades are not therefore internationally comparable.
Fitch's rating definitions and the terms of use of such ratings are available on the agency's public site, www.fitchratings.com. Published ratings, criteria and methodologies are available from this
site, at all times. Fitch's code of conduct, confidentiality, conflicts of interest, affiliate firewall, compliance and other relevant policies and procedures are also available from the 'Code of Conduct'
section of this site.
HINCAL ULUC
Sabah'ta ne işim var?..
İzmir'de harika saatler geçirdik gene, iki üniversitenin öğrencileriyle.. Sabah Yaşar'da.. Öğleden sonra 9 Eylül'de..
İkisinde de en çok sorulan sorular, Sabah üzerinde yoğunlaştı. Özellikle de "Benimle Sabah" üzerinde..
Genelde şöyle düşünüyorlardı.. Sabah artık özgür bir gazete değildir. Recep Tayyip Erdoğan'ın gizli açık müdahaleleriyle bir AKP İktidarı sözcüsüne dönüşmüştür.. Bu parti ve iktidarına karşı görüşleri belli olan cumhuriyetçi Hıncal Uluç'un bu gazetede ne işi var?.
Dedim ki..
"Bir an için düşündüklerinizin doğru olduğunu kabul edelim.. AKP ve iktidar sözcüsü bir gazetede bir muhalif sesin nerdeyse tam sayfa bir köşe işgal ederek, partiye, liderine ve görüşlerine karşı çıkması ve şu anda ülkede iki numaralı tiraja sahip bu gazetenin okurlarına, 'Karşı' görüşleri de anlatmaya devam etmesi, zaten muhalif bir gazetede yer alıp yazmasından daha etkili değil midir?."
Gençlere "Klişelere kanmayın. İnanmayın. İletişim çağında yaşıyoruz. Her türlü bilgiye artık kolayca ulaşabilirsiniz.. Size söylenenlerden şüphe edin. Araştırın. Bulun, sonra özgür düşünün ve o zaman, ancak o zaman karar verin. Peşin verilmiş kararlar içinde hareket etmeyin" dedim..
Sabah ne olacak?..
Bu sorunun yanıtını bugünden vermek kolay değil. Bekleyip görmek gerek..
Üzerinde bir sürü yolsuzluk iddiası var. Ama bu ülkede yüzde 47 ile iktidar olmuş bir partiyi bile yargılayan, başbakanları mahkum edip hapse atan bir hukuk düzeni de var.
Sabah'ın yeni sahipleriyle ilgili bir yasadışılık varsa, hukuk sistemimiz onun da hesabını soracaktır. Hukuka inanmak, saygı ve sabırla beklemek gerek.
Bu bir.
İkincisi..
Sabah'ın yeni patronu Ahmet Çalık'la iki kez konuştum. İlki ihaleyi kazandığı günlerde.. İkincisi, gazetenin künyesine adını koyduğu gün, odama yaptığı nezaket ziyaretinde..
İkisinde de Sabah'ın "Tarafsız" olacağını söyledi. Sebebini de, caf caflı hamaset cümleleriyle değil, ekonomik olarak açıkladı..
"Sabah'a 1.1 milyar dolar nakit ödedik. Daha kapıyı açtığımız gün, işletme sermayesi olarak 150 milyon dolar koyduk. Bu ilk yatırımlarla "Merhaba" deyişimiz 1.5 milyar doları bulacak. 1.5 milyar dolar sıcak para, Koç Holding'i bile sarsacak kadar büyüktür. Geri dönmezse biteriz. Taraflı gazete satmaz, taraflı televizyon izlenmez. Tiraj ve reytingler düşerse, gazete de, televizyon da reklam almaz ve her şey biter.. Tarafsızlık bizim için zorunludur."
Aynen öyle..
Sabah ve atv tarafsız olmaya mahkûmlar.. Yoksa Çalık Holding ve Ahmet Çalık onulmaz yaralar alır. İşleri çok iyi bir işadamı, kendisini durup dururken timsahların yüzdüğü havuza atar mı?.
Ahmet Çalık'ı daha önce tanımadım. Duymadım da.. Karşılıklı konuştuğumuzda, duygularım "Doğru söylüyor" dedi bana.. Onu yakından tanıyan güvendiğim dostlarım da "Çok sağlamdır" diye teminat verdiler adeta..
Bu yüzden özellikle Doğan gurubunun kopardığı yaygaraya kapılıp, sonradan üzüleceğim "Acul" kararlar almayı bir kenara bıraktım..
Bunca yıldır ne badireler atlattık. Bunca yıldır Sabah'ı ayakta tutmak için ne müthiş bir savaş verdik, nelere katlandık ve sabırla bekledik. Bir süre daha beklemenin zararı yok.. Ama erken ve yanlış bir karar verip, yıllardan beri tek hedefleri Sabah'ı yıkmak olanların ekmeklerine yağ sürersek, o zaman, işte asıl o zaman geri dönüşü olmayan, yanlış bir adım atmış, kendi elimiz, beynimiz ve alın terimizle, her türlü güçlüğe göğüs gererek yaşattığımız bir "Basın özgürlüğü" teminatını yok ederiz.
Bekleyeceğiz ve Sabah'ın ne olacağını, biz içerden, siz dışardan hep birlikte göreceğiz.
O zamana kadar..
Devam!.. İnançla ve sabırla devam!..
http://www.sabah.com.tr/uluc.html
deryatulga
02.05.08, 02:11
Hincal Uluc kendi ettigi lafa kendi inaniyorsa aferin! Kendisini köseyazari arkadaslari "Sabah'in Fasisti" diye tanimlarken bile rahatsiz olmuyor ya, mezhep genisliginin bu kadarina sapka cikartilir sadece!
Necati Dogru
ndogru@gazetevatan.com
Çalıklama da mahkûm oldu!
Üst mahkeme onaylarsa bu aynı zamanda; Çalıklamanın da Türk Ceza Kanununun 252. maddesine göre 4 yıl hapse mahkûm olması anlamına gelecektir.
Benziyor.
Yumurta ikizi gibi. Aynı canlı hücreden olmuşlar, aynı rahimde can bulmuşlar; sanki yapışık doğmuşlar ve sağlıklı büyüsünler diye doğum sonrası ameliyatla ayrılmışlar, aynı kundağa sarılıp büyütülmüşler. İkisinde de Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakanın birinci dereceden yakınları; oğulları, kızları, damatları ve onlara yurt dışında üniversitede okusun diye burs veren ve 29 yaşında genel müdür olsun diye Çalık Holdingte yüksek düzey yönetici koltuğu sunan çok yakın arkadaşları, dostları, sırdaşları var.
Oğlana burs veriyor.
Damada müdürlük.
Oğlana burs veren iş adamı Başbakan arkadaşı Remzi Gür, onun siyaset stratejisi başarıya ulaşsın, kardeşim dediği Sayın Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olsun diye muhalefet partisi milletvekiline rüşvet teklif ediyor. Damada genel müdürlük sunan Başbakan arkadaşı iş adamı Ahmet Çalık ise özel sektör bankalarının vermediği krediyi iki devlet bankasından, çok ehven (çok düşük) faiz oranıyla alarak sahip olduğu Sabah Gazetesi ile atv televizyonunu iktidarı öven, seven, destekleyen Başbakanlık Medya Merkezinin yayın organları gibi... kullanıyor.
Başbakan arkadaşı Ramsey firmasının sahibi Remzi Gür, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla 4 yıl hapse mahkûm edildi. Üst mahkeme de onaylarsa Türkiyemizin, nerdeyse 150 yıllık demokrasi tarihinin (I. Meşrutiyetten bu yana) sayfalarına; ilk kez bir başbakanın sırdaşı sayılan iş adamı arkadaşının muhalefet partisi milletvekiline rüşvet teklif ederek iktidarın siyasetine Remzi Gürleme katkısı yaptığı da yazılmış olacak.
Gürleme...
Çalıklama...
Aynı canlı hücrenin...
Yavru ikizleri...
Gürleme mahkûm olduysa, Çalıklama da hüküm giymiş sayılır. Zaten halkın temiz vicdanında mahkûm olmuş olan Çalıklamayı; 900 milyar lira (Mehmet Barlasa verilen) ile 500 milyar lira (Engin Ardıça sunulan) arasında değişen transfer paraları ve 200 milyar lira değerinde Audi Q7 makam otomobili (Ergun Babahana alınan) ile temize çıkartmak mümkün değildir.
Rüşvet...
Kayırma...
Kollama...
İktidar borazanlığı...
Devlet bankası kredisiyle, devletin malını (Sabah ile atv) başbakan damadını genel müdür yapmış iş adamına transfer etme girişimlerinden Prof. Şerif Mardinin yanlış yerde arayıp arayıp bulamadığı iyi-güzel-doğru asla çıkmaz, çıkamaz.
Çalıklama da...
Mahkûm oldu...
deryatulga
04.06.08, 14:27
Dinç Bilgin'in en büyük günahı
04 Haziran 2008 Çarşamba 13:39
Sabah'ın eski patronu medyaya dönecek mi? Eski gözağrısı satılırken neler hissetti? Beğendiği köşe yazarları kimler?
Sabah-atv'nin eski patronu Dinç Bilgin, Sabah-atv'nin ucuza gittiğine inanıyor. Eski gözağrısını alan Ahmet Çalık'a hem kızıyor hem de kıskanıyor.
Dinç Bilgin medyanın haberleri politize ettiği görüşünde. Olayları ortadan görmeyip kendi bakış açılarıyla sunmalarına tepkili..
Sonrada üzüleceği haberlerin gazetesinde çıkmasını en büyük günahı olarak gördü. Hıncal Uluç, Etyen Mahçupyan, Ahmet Altan, Yasemin Çongar beğendiği isimlerden..
Medya dünyasına dönecek ama şimdilik bekleme taraftarı. Medyadaki kutuplaşmanın gazetecilerin yükselme şansını körelttiğini iddia ediyor.
Dinç Bilgin CNBC-e Business dergisinin Haziran ayı sayısından Neslihan Akdaş'a verdiği röportajda bu soruların yanıtlarını verdi.
Size dair en çok merak edilen konuyla başlayalım. Dinç Bilgin, medyaya dönüyor mu, bunun için görüşmelere başladı mı ve ne zaman dönecek?
Şu sıralar yayın hayatına yeniden dönmek gibi bir temas trafiğim yok. Ama medyanın dışına itildiğimi kabullenemiyorum.
Dönmeniz için ortaklık teklifleri geliyor mu?
İhale sürecinden önce yabancı yatırımcılardan tekifler geldi. Ama ihaleden sonra temasım olmadı.
Bundan sonra teklif gelirse düşünmez misiniz?
Geleceğin ne göstereceği belli değil. Ama ben şu an satış sonrası işlerle ilgileniyorum. Para yattı, bu işlerle ilişkimin kesilmesini bekliyorum.
Ailenizin gazetesi Yeni Asır da satıldı. Ancak isim hakkının size verileceği ve bu yolla döneceğiniz konuşuldu. Bunlar ne kadar doğru?
Ablam isim hakkını istiyor, onun da payı vardı Yeni Asırda. Miras yoluyla bize gelen bir gazetedir. Yargı sürecinde itirazım oldu ama kimseyle hukuk kavgasına girmeyeceğimi açıklamıştım.
Ama medyaya dair planlarınız devam ediyor değil mi?
Tabii ki; hayallerim var, planlarım var. Kendimi çok haz&351;ey. Türkiyede hiç eski Fransa, İngiltere başbakanları gibi kenara çekilmiş bir isim hatırlıyor musunuz. Eski başbakanlar bir yerlerde yargılanıyor, başlarına gelmedik kalmıyor. Eski gazete patronu olunca da herkes sizinle hesabını görmeye çalışıyor. Hepsi benden büyük bir zevkle hesap gördüler. Ben hesap sorma duygularından arındım. Ama yaralı bırakma durumu var.
AHMET HAKANI SEVEREK OKUYORUM. AMA...
Bir gazete yapsanız neler yer alır içinde?
Eski yaptıklarımdan çok farklı bir şey yapmak isterdim. Daha demokrat, liberal, Avrupa Birliğine üyelik kavgası veren bir gazete olurdu.
Taraf gibi mi mesela?..
Tarafı beğenerek okuyorum. Yasemin Çongarın yazılarını çok seviyorum. Ahmet Altan ve Etyen Mahçupyanı keyifle okuyorum. Kendilerini misyon sahibi sayıyorlar. Kafamdakileri yazdıkları için onlara teşekkür ediyorum. Ama öyle bir gazete yapmam ben. O bir gazete değil, bir duruş.
Turgay Cinerin çıkaracağı yeni gazeteler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cinerin nasıl bir gazete yapacağını bilmiyorum. Ama genel olarak baktığımızda, bir Doğan Grubu var, bir de diğerleri... İş tehlikeli bir noktaya gidiyor. Eskiden gazetecilerin yukarıya doğru yükselme şansı vardı. Ama şimdi o şanslar daraldı. Şimdi gazetecilerin gidecekleri yer yok. Patronlarını sevmiyorlarsa da bu durumu kabullenmek zorundalar.
Hıncal Uluç sizin için Patron olmasa en iyi genel yayın yönetmeni o olurdu yazmıştı...
Tevazu eşşeklere mahsustur. Bir yapılanlara, bir de yaptıklarıma bakıyorum... Gazeteciliği, gazete yapmayı iyi bilirim. Çok gazete yaptım, batırdım. Sabah gazetesini yaptım, hazır bir şeyi satın almadım. Keza atv de öyle. Benden başarılı olanlar belki işin daha çok başında olanlar. Yapmak başka bir şey, devam ettirmek başka bir şey. Devam ettiremediğime göre demek ki söyleyecek başka bir söz yok.
Yeni bir gazete kursanız kimler kadroda olsun istersiniz?
Yeni gazetenin eski gazetelerle alakası olmamalı. Eskiden büyük haber ağları kurmak zorundaydınız.Şimdi internet var işin içinde, her şey daha kolay. Okumayı sevdiren bir gazete yapmak lazım. Ahmet Hakanı severek okuyorum mesela. Tersten çakıyor, ince bir zekası var. Gazetelerin artık sürprizi kalmadı, sabah uyandığında ne yazacağını tahmin edebiliyorsunuz.
Yani Ahmet Hakanı kadroya alır mıydınız?
Keyifle okuduğum biri ama ben öyle bir şey demedim. Yanlış anlaşılmasın...
Yeni nesilden zevkle okuduğunuz isimler var mı?
Gazetelerin hafta sonu ve magazin eklerinde canavar gibi kızlar var. Çok güzel söyleşiler yapıyorlar. Türkiyenin geleceği de o olacak. Dünyayla barışık, kültürel arayışı olan arkadaşlar bunlar. Belki de işin kurtuluşu onlar olacak.
Bir medya kuruluşuna danışmanlık teklifi gelse nasıl yaklaşırsınız?
Şu an danışmanlık yapıyorum işte; alıp bu röportajı okusunlar. Bundan daha fazlasını söyleyecek değilim. Profesyonel anlamda böyle bir teklifi kabul etmem zaten.
Son olarak... Medyaya dönmek istiyor musunuz?
Benim deneyimim, benim için gerekli, ülkem için gerekli, Türk basını için gerekli. Tabii ki dönmek istiyorum basına. Evet, istiyorum, istiyorum.
deryatulga
05.06.08, 01:40
5 Haziran 2008
Cüneyt ÜLSEVER
culsever@hurriyet.com.tr
Sabah-ATV kredisi
SANIRIM; Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın başını, Vakıfbank ve Halkbankın Sabah-ATV satışıyla ilgili Çalık Grubuna açtığı 750 milyon dolarlık kredi, en az kapatma davası kadar ağrıtacak. Nitekim krediyle ilgili olarak BDDK her 2 bankada da inceleme başlatmış.
Krediyle ilgili tartışmalar sürerken CHP Milletvekili Atilla Kart, BDDKya başvurarak bir ihbar dilekçesi vermiş. Dilekçesinde Kart, banka kredilerinin izlenmesi, karşılıklar ve teminatlara dair çerçeveyi çizen Bankalar Kanununun 52. ve 53. maddelerine göre incelenme yapılmasını istemiş. Bu kapsamda kamu zararı riski doğduğunun altını çizen Kart, kredi verilen Çalık Grubu şirketlerinin ve özellikle Turkuvaz A.Ş.nin sermayesinin 50 milyar Türk Lirası (50 bin YTL) olduğunun Ticaret Sicili kayıtlarından anlaşıldığını vurgulamış. Bu kapsamda BDDKnın, Bankalar Kanununun 51, 52, 53 ve müteakip maddelerindeki açık hükümlerin ihlali nedeniyle inceleme başlatması gerektiğini belirtmiş. Kart, kanunun 93/c maddesinde BDDKya verilen sorumlulukları hatırlatarak, yine aynı yasanın 95. maddesine göre "yerinde denetim ve gözetim" yetkisini kullanmasını istemiş. (Vatan-03.06.08)
* * *
Öte yandan Koç Holding CEOsu Bülent Bulgurlu, "Koç Holdinge de teminatsız kredi verdik" diyen Halk Bankası Genel Müdürü Hüseyin Aydına bir açıklamayla yanıt verdi.
Bulgurlunun açıklaması şöyle:
"Halk Bankası Genel Müdürü Sayın Hüseyin Aydının beyanatlarında bahsi geçen kredi Tüpraş tarafından değil, Koç Topluluğu şirketlerinden Enerji Yatırımları A.Ş. tarafından Tüpraş özelleştirmesi çerçevesinde, yerli ve yabancı bankalardan oluşan bir konsorsiyumdan temin edilen finansman paketi kapsamında kullanılmıştır. Söz konu kredinin teminatı olarak başta Tüpraş hisseleri bankalara rehnedilmiş olup, kredi çerçevesinde imzalanan sözleşmeler uyarınca birçok teminat ve ödeme mekanizması tesis edilerek konsorsiyum tarafından güvence altına alınmıştır."
Bulgurlunun açıklamasında, Aydının Tüpraş kredisi ile ilgili olarak verdiği bilginin, ticari sır niteliğindeki bilgilerin ifşa edilmesi olduğuna dikkat çekildi.
Halkbank Genel Müdürü Hüseyin Aydın, 30 Mayısta Çalık Grubundan teminat alınmadığına dair iddialara karşılık, "Tüpraş için 200 milyon dolar verdik. Artık söylemek durumundayım. Koçtan hiçbir teminat almadık; ne Migros ne de Arçelik" demişti.
* * *
Bankalar Kanununun 73. maddesi aynen şöyle diyor "...(Banka) müşterilerine ait sırları bu kanuna ve özel kanunlara göre yetkili olanlardan başkasına açıklayamaz ve kendilerinin veya başkalarının yararlarına kullanamazlar."
Sabah-ATV kredisi ilk açıklandığında ve kredi hakkında detaylar sorulduğunda, aynı Genel Müdür ilgili kanun maddesine atıfta bulunarak açıklama yapamayacağını söylemişti!
* * *
Şu sorular Başbakanın başını epey ağrıtacağa benzer:
1) Sabah-ATV ihalesini Çalık Grubu tek başına katılarak kazandı. Öte yandan Mecidiyeköydeki Likör Fabrikasının ihalesi, ihaleye sadece 1 şirket katıldığı için iptal edildi (Kiler Grubu-25 Nisan 2008). Farklı muamelenin mantığı ne?
2) Halk Bankası Genel Müdürü, teminat alınmadığını TBMMde kabul etti. "Bu projenin kendisi teminat. Kendisi fon yaratıyorsa, banka başka teminat almaz." Bankalar Kanununa göre teminat nasıl alınmaz? Proje Kredisi çalışan bir işletmeye verilir mi? Madem veriliyordu, neden zamanında aynı kredi Dinç Bilgine açılmadı da işletme elinden alındı?
3) Neden Halkbank Genel Müdürü Yüce Meclise kasten yanlış bilgi verdi, neden Koç Holdinge ilişkin bir ticari sırrı ihlal etti?
4) Çalık Grubunun sermaye yapısı, bu miktarda kredi almak için yeterli mi?
Soru önergesi `ticari sırra' takıldı
CHP Milletvekili Ersin'in, Sabah- atv ihalesine ilişkin soru önergesi `Müşteri ve ticari sır' kapsamına girdiği gerekçesiyle yanıtsız kaldı
Selahattin GÜNDAY/İSTANBUL, DHA
Sabah- atv ihalesini kazanan Çalık Holding'in Halkbank ve Vakıfbank'tan 750 milyon dolarlık kredi alması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın resmi ziyareti sonrası Katarlı bir ortak bulunmasıyla ilgili CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ık 1.5 ay önce TBMM'ye soru önergesi verdi. Ersin, Erdoğan'ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, Sabah- atv'yi 1.1 milyar dolara alan ve Başbakan'ın damadının genel müdür olduğu holdingin bu parayı nasıl denkleştirdiğinin tartışıldığını belirtti. Ersin, "Kredi için banka yönetimlerine siyasi baskı yapıldığı, görevden alınmakla tehdit edildikleri, bizzat Başbakan'ın devreye girdiği ve kredinin uzun vadeli ve düşük faizli olduğu" iddialarını anımsatırken önergesinde şu sorulara yer verdi:
-Sabah ve atv iktisadi bütünlüğünü satın alan ve damadınızın genel müdür olduğu holdinge, Vakıfbank ve Halkbank'tan verilen 750 milyon dolar kredinin faizi ve geri dönme koşulları nedir? Krediler kaç yıl vade ile verildi?
- Kredi karşılığında rehinli hisse oranı nedir?
- Ortak olan Katar firması ne zaman kuruldu? Firmanın, sırf bu ortaklık için ve Başbakan'ın bu ülkeye yaptığı ziyaretten sonra ve ısrarlı talepler üzerine, apar topar kurulduğu doğru mu?
Bu soru önergesi Başbakan Erdoğan'ın talimatı ile Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren tarafından cevaplandırıldı. Sorular üzerine Vakıfbank'ın 2 Haziran 2008 tarihinde görderdiği yazıda bu bilgilerin 'ticari sır' nedeniyle açıklanamayacağı belirtilerek "Kanunen açıkça yetkili kılınan merciiler dışında banka veya müşteri sırrına ilişkin konularda soru önergesi kapsamında dahi olsa hiçbir kişi ve kuruluşa yukarıdaki koşullarda bilgi veremeyeceği için Bankamızca soru önergesine ilişkin herhangi bir bilgi sunulmamıştır" denildi.
HALKBANK: MÜŞTERİ VE TİCARİ SIR
Halkbank'ta aynı Vakıfbank gibi krediye ilişkin bir bilgi vermeyerek, "Soru önergesi müşteri ve ticari sır kapsamına girmesi nedeniyle cevaplanamamıştır" yanıtı verdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetlenme Kurumu(BDDK) ise konuya ilişkin verdiği yanıtta ise şu ifadelere yer verdi;
"BDDK'nın kanuna tabi kuruluşlarca kullandırılacak kredileri onaylaması, izin vermesi vb gibi bir görev ve yetkisi bulunmamaktadır.Kanuna tabi kuruluşların faaliyetleri, BDDK tarafından ilgili bankalar nezlinde denetim yapmakla görevlendirilen denetim elemanları vasıtasıyla denetlenmekte, mevzuata aykırı bir tespite ulaşılması halinde gerekli tedbirler uygulanmaktadır.Diğer taraftan, Kanunun 73. üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kişiler öğrendikleri sırları Bankacılık Kanunu ve özel kanunlarında yetkili olan kişilerden başkalarına açıklayamayacakları gibi; bu sırları kendilerinin veya başkalarının yararlarına da kullanamayacaklardır. Doktrinde ve uygulamada 'kanunen yetkili merci' ibaresinin, sadece bilgi verilmesini istemek hususunda kendisine yetki tanınmış organı değil, kanunun açık hükme gereği, sır saklamakla yükümlü olanların kendisine bilgi vermek zorunda olduğu organı ifade ettiği kabul edilmektedir.Bu çerçevede, banka ve müşteri sırrı kapsamına giren bilgi ve belgelerin yukarıda belirtilen kanun hükme uyarınca kanunen yetkili olanlar dışındakilere açıklanması imkanı da bulunmamaktadır"
TMSF ise konunun kendi alanlarına girmediğini belirterek soru önergesine herhangi bir yanıtta bulunmadı.
Kaynak:www.gazetevatan.com
Yigit Bulut
ybulut@gazetevatan.com
Böyle kredi varsa ben de talibim!
Son “değerler” ile yeniden soruyorum... Çalık Grubu’ndan “kat kat büyük” medya guruplarının “piyasa değerleri” bırakın Türkiye’yi Amerika dahil dünyanın birçok yerinde “500 milyon doların” altına düştü...
Daha önceki yazılarımda böyle olacağını düşündüğümü yazmış ve “kredi konusunda” uyarmıştım.
Eldeki son “piyasa değerleri” sonrası “Çalık Grubu’na” ait hiçbir malı, 700 milyon dolar üzerinde kredi kullandığı kamu bankalarına “ipotek” vermeyen, sadece atv-Sabah gibi değerini “tartışabileceğimiz” şirketleri teminat gösteren borçluya ve ona borç verenlere soruyorum
1- Devletin parasını “nasıl, hangi kriterler ile verdiniz”?
2- atv-Sabah 1.1 milyar dolar üzerinde bir fiyatla satıldı. Bugün piyasaya bakıyoruz elinde birkaç Sabah ve birkaç atv olan Doğan Yayın Holding’in piyasa değeri 750 milyon dolar, yine aynı piyasada Hürriyet Gazetesi’nin değeri 520 milyon dolar, borsada işlem gören yerleşmiş markalar olduğu için bu şirketleri seçtim. Peki, piyasa bu değerleri biçerken, kredi verenler yani “kamu bankalarının yöneticileri”, sizler 700 milyon dolardan fazla bir parayı neye güvenerek sadece atv ve Sabah’a karşılık verdiniz!
3- atv-Sabah’a karşılık vermediyseniz ve “gerekli” teminatları aldıysanız, açıklayın ne aldınız?
4- Almadınız ama varsayalım aldınız Çalık Grubu’nun 700 milyon doların geri dönüş üzerinden yani milyar dolarlık teminat olacak malı var mı?
Sonuç 1: İki atv yanına da iki Sabah koysanız, eldeki piyasa şartları ve değişen dünyada 1.1 milyar dolar etmez!
Sonuç 2: Halkın 700 milyon dolardan fazla parası “teminatsız” bir şekilde Çalık Grubu’na verilmiştir ve bu işlemi yapan kamu bankaları görevlileri bana göre görevi kötüye kullanmışlardır... Bağımsız yargıya duyurulur...
Sonuç 3: Bu krediyi veren kamu bankalarının yöneticilerine sesleniyorum aldığınız teminatı açıklayın yoksa “korkunç” bir zan altındasınız!
Son söz: Beni tanıyanlar çok iyi bilirler ama bir kez daha not düşmek istiyorum bu yazıyı kesinlikle bir “medya rekabeti” olarak algılamayın. Bu rakip olabilecek birine yazılmış bir yazı değil. Bu “kamu değerlerinin” ister medya, ister başka iş için yok edilmesine karşı çıkmak için yazılmış bir uyarı! Benim “param” ile kredi değerinin bile çok altında bir piyasa değeri olan bir “şirketi” kimse fonlayamaz!
Sabah ve atv'deki kilit Katarlı
Sabah-atvnin ortağının ulusal güvenlik belgesi yok
Ali ÖZTUNÇ/VATAN
RTÜK üyesi Şaban Sevinç, Katarlı ortağın Turkuvazda eşit söz hakkına sahip olduğunun ortaya çıkmasının ardından Konuyu bugünkü RTÜK toplantısında gündeme getireceğim dedi. Sevinç satışa RTÜK onayı verildiğinde Turkuvazın ortaklarının Türk göründüğünü, yabancı ortağın onaydan sonra ortaya çıktığını belirtti ve Katarlı ortağın ulusal güvenlik belgesi almadığına da dikkat çekti
Sabah ve atvnin yüzde 25ine ortak olan Katarlı emirin veto hakkına sahip olduğunun ortaya çıkması RTÜKü karıştırdı. Bugün toplanacak olan üst kurul toplantısında konuyu gündeme getireceğini belirten CHPli üye Şaban Sevinç, Satış yeniden incelenmelidir dedi.
Sevinç, Bu haberler bizim açımızdan da çok önemli. Rekabet Kurumunun bu raporu RTÜKe gönderilmedi. Bunun bize de gönderilmesi gerekir. Bugünkü üst kurul toplantısında bu raporun incelenmesini talep edeceğim. Sabah ve atvnin satışı mutlaka bir kez daha incelenmelidir dedi.
Katarlı ortak RTÜKten kaçırıldı diyen Sevinç, şöyle devam etti:
Türkiyeye karşı bir tehdit
RTÜKün atvnin satışına onay verdiği 07.02.2008 tarihinde Turkuvazın ortaklık yapısı tümüyle yerliydi. Şirketin 5 ortağı da Türk vatandaşıydı ve bu 5 vatandaş da RTÜK tarafından incelendi. Onaydan sonra yabancı ortak çıktı. Bizim onayımızdan sonra atvyi TMSFden Katarlı ortak ile birlikte aldılar. Bu RTÜK yasasının 29. maddesine açıkça aykırıdır. O zaman da konuyu gündeme getirdik ve Turkuvaz Grubuna ortaklık yapılarını bildirmelerini istedik. Gelen yazıda Katarlı ortağın yüzde 25lik payı da göründü.
Sevinç, RTÜKün Turkuvaz grubundan gelen ortaklık yapısına ilişkin yazıyı 8 Temmuzda kayda geçirdiğini, kendisinin bu konuda da karşı oy yazısı yazdığını söyledi. Karşı oy yazısında Turkuvazın atv ile Radyo Cityyi alma arasında Katarlı yabancı ortak edinerek RTÜKün Şubat ayında satışa onay vererek Turkuvaza yayıncı lisansı veren kararını bozduğunu ve yabancı ortağın RTÜK tarafından incelenmesine izin vermediğini vurgulayan Sevinç, Katarlı ortağın Ulusal Güvenlik Belgesi almadığına da dikkat çekti. Temmuzdan bu yana geçen sürede de sözkonusu belgenin alındığına ilişkin bir bilgi gelmediğini söyleyen Sevinç, bu durumun Türkiyenin güvenliğine karşı bir tehdit oluşturabileceği gibi yasalara karşı açık bir saygısızlık olduğunu da ifade etti.
Sabah-atvde veto yetkisi, Ahmad Mohd Ayal Sayedde
SABAH-atvnin alımını gerçekleştiren Turkuvaz A.Şnin yönetim kurulunda 4 isim var. Bunlar Ahmet Çalık, Kadir Temel Doyuk, Serhat Albayrak ve Ahmad Mohd Ayal Sayed. 1976 Bahreyn doğumlu Sayed, Turkuvaz A.Şde yüzde 25 ortaklığı olan Katar Emirini temsil ediyor. Ancak yüzde 25 ortaklığına rağmen Ahmad Mohd Ayal Sayedin onayı olmaksızın Sabah-atvde mali konularda karar almak imkansız. Zira Rekabet Kurulunun yaptığı tespite göre taraflar arasında yapılan anlaşmada yönetim kurulunda Emiri temsil eden bu kişiye böyle bir imtiyaz tanınmış durumda. Rekabet Kurumu raportörleri bu tespiti şöyle yaptı: Bütçenin belirlenmesine yönelik olarak azınlık hissedarı Lusailin (Katar Emirinin medya yatırımları için kurduğu şirket) sahip olduğu veto hakkının yatırımın korunması amacını aşarak, Lusaile Çalık Grubu üzerinde ortak kontrol hakkı verdiği, dolayısıyla işlem sonucunda (yüzde 25 hisse satışı) Turkuvazın kontrolünün Çalık Grubundan, Çalık Grubu ile Lusailin ortak kontrolüne geçeceği kanaatine ulaşılmıştır.
Yönetimde yüzde 50 ortakmış gibi yetkileri olan 32 yaşındaki Ahmad Mohd Ayal Sayed in Ticaret Sicil Gazetesine göre Türkiyede bir ikameti görünmüyor. Sadece vergi dairesinde numarası bulunuyor.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0