Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Halil Cibran / Biyografisi / secmeler
Halil Cibran http://www.kanatsesleri.com/images/stories/blank.png
(1883 - 1931)http://www.kanatsesleri.com/KS/images/Icerik/Birileri/Halil_Cibran/Halil_Cibran.jpg
1883 yilinda Bechari'de dogdu. Oniki yasinda iken ailesi ile birlikte Amerika'ya göç etti. Ilk orta ve lise ögrenimini Boston'da tamamladi. Daha sonra israri üzerine ailesince Beyrut'taki El Hikmet Medresesi'ne gönderildi. Yüksek ögrenimini burada bitiren Cibran, 1902'de bir daha dönmemecesine ayrildi anayurdundan.
1902-1908 yillari arasinda resim yaparak geçimini sagladi. 1908'de Paris'e gitti; güzel sanatlar akademisi'ne yazildi. Üç yil süreyle çaginin en büyük heykeltrasi Auguste Rodin'den ders aldi. 1911'de yeniden Amerika'ya döndü. 1918'de ilk kitabi "The Madman-Deli" yayinlandi. 1923'de "The Prophet-Ermis" basildi. Bu kitabiyla adi bütün dünyaya yayildi. "Jesus, The Son of Man-Insanin Oglu Isa" ve "The Earth Gods-Yeryüzü Tanrilari" adli kitaplariyla bu basarisini pekistirdi.
1931 yilinda New York'daki küçük bir çati katinda yoksulluktan ve birbiri ardina gelen hastaliklardan kurtulamayarak öldügünde 48 yasindaydi.
Sevgi üzerine
Sarp ve kayaliklidir sevginin yollari,
Ama içinize ates düstü mü izlemekten geri durmayin,
Gerçi sözleri düslerinizi darmadagin edebilir,
Ama sizinle konustugu zaman yine de ona inanmamazlik etmeyin,
Çünkü basiniza taci oturtacak olan da,
Sizi çarmiha gerecek olan da sevgidir,
Tipki püsküllerin misiri sarislari gibi sevgi de sizi kendisine sarar,
Soyunmaniz ve önünde çiplak kalmaniz için sizi zorlar,
Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir,aci verir caniniza,
Boyun egdirinceye dek ezer, yogurur sizi,
Sevgi tüm bunlari basarir, yeter ki siz kalbinizin sirlarini ogrenin,
ve bu yolla Hayatin yüreginden bir parça olun,
Ama diyelim ki korkulara kapilmissiniz
Ve sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz,
O zaman bir an önce çiplakliginizi örtün ve sevginin zorlu düzeninden uzaklasip mevsimleri olmayan bir dünyaya siginin daha iyidir,
Karsisindakine kendinden baska birsey vermez Sevgi,
Ve kendinden baska hiçbirseyi geri almaz,
Çünkü sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir,
Sevginin kendini mutlu etmekten öte hiçbir arzusu yoktur,
Ama eger sevgiye kapilmissaniz ve tutkulariniz olsun istiyorsaniz,
Sunlari kendinize seçin;
Tutkunuz,sevginin içinde erimek olsun,
Tutkunuz,asiri duygusal davranislarin getirecegi acilari tanimak olsun,
Tutkunuz,kendi Sevgi anlayisinizla kendinizi vurmak olsun,
Varsin istekle ve coskuyla aksin kaniniz,
Tutkunuz,kanatlanmis bir yürekle sabaha gözlerinizi açip sevgi dolu bir güne baslayabiliyor olusa tesekkür etmek olsun,
Tutkunuz,gün ögleye eristiginde oturup sevginin heyecanini düsünmek olsun,
Tutkunuz,gün aksama erdiginde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun,
Ve yüreginize gömdügünüz sevgili için iyi birseyler dileyip yatin;
Dudaklarinizda onu yücelten bir sarki olsun...
Halil Cibran Lübnanın Bişerra köyünde doğdu. İlköğrenimini Beyrutta tamamladıktan sonra 1895 yılında ailesiyle birilkte Bostona göç etti. 1898 yılında Lübnana geri dönerek Maruni kilisesine bağlı Mahedul-hikmeye girdi ve burada yetkin bir Arapça öğrendi. 1903 yılında Bostona dönüşünde bir Arap göçmen gazetesi olan el-Muhâcirde deneme türündeki ilk edebi ürünleri yayımlandı. Bu sırada bütün yaşamı boyunca ona koruyuculuk eden Mary Haskell ile tanıştı. Resim bilgisini geliştirmek amacıyla 1908-1910 yılları arasında Pariste kaldı. 1912 yılında New Yorka yerleşti ve kendisini Arapça ve İngilizce edebi denemeler, öyküler yazmaya ve resim yapmaya verdi. Suriye ve Lübnandan gelme başka göçmenlerle birlikte er-Râbitatul-kalemiyye (Kalem Birliği) adlı etkili bir edebiyat kulübü kurdu. 10 Nisan 1931de New Yorkta ölmesine karşın, vasiyeti üzerine Lübnana götürülerek burada defnedildi. Burada anısına bir müze açıldı. Cibranın edebi ürünleri ve resimleri görünüşte oldukça romantiktir ve Kitab-ı Mukaddes, Nietzsche ve William Blaketen etkiler taşır. Lirizmle dolup taşan ve öncelikle aşk, ölüm, doğa ve yurt özlemi gibi konuları işlediği her iki dildeki yapıtları onun dinsel ve mistik iç dünyasını yansıtır. Arâisul-murûc (Vadinin Perileri), Dema ve İbtisâme (Bir Damla Gözyaşı ve Bir Gülümseyiş), el-Ervâhul-mutemerride (Asi Ruhlar), el-Ecnihatul-mutekessira (Kırık Kanatlar), el-Avâsıf (Fırtınalar(, el-Mevâkib (Kafileler), el-Mûsîkâ (Müzik) onun başlıca Arapça kaleme aldığı eserler olup, İngilizce yazdığı eserler arasında ise The Proghet (Ermiş), The Madman (Deli), Jesus, The Son of Man (İnsanoğlu İsa), Sand and Foum (Kum ve Köpük) sayılabilir.
Evlilik üzerine
Yeryüzüne birlikte geldiniz ve sonsuza dek birlikte yaşayacaksınız,http://hastarehberi.com/sevgi/sevgi2/evlilik.jpg
Ölümün ak kanatları günlerinizi bölene dek birlikte olacaksınız,
Tanrı'nın suskun anıları katına eriştiginizde bile birlikte olacaksınız,
Ama bırakın da bunca beraberligin arasında biraz boşluklar olsun,
Ve Tanrısal alemin rüzgarları esip dolanabilsin aranızda,
Birbirinizi sevin,ama sevginin üzerine baglayıcı anlaşmalar koymayın,
Bırakın yüreklerininzin sahilleri arasında gelgit çalkalanan bir deniz olsun Sevgi.
Birbirinizin kadehini onunla doldurun ama aynı kadehe egilip içmeyin,
Ekmeginizi bölüşün, ama aynı lokmayı dişlemeye kalkmayın,
Sarkı söyleyin, dans edin, eglenin birlikte, ama ikinizin de birer Yalnız oldugunu unutmayın,
Çünkü lavtadan dagılan muzik aynı, ama nagmeleri çikaran teller ayrıdır,
Yüreklerinizi birbirine baglayın ama biri ötekinin saklayicısı olmasın,
Çünkü ancak Hayat'ın elidir yüreklerinizi saklayacak olan,
Hep yanyana olun, ama birbirinize fazla sokulmayın,
Çünkü tapınagı tasıyan sütunlar da ayrıdır,
Çünkü bir selvi ile bir meşe birbirinin gölgesinde yetişmez....
Halil Cibran ( Ermiş )
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil.
Onlar, kendi yolunu izleyen Hayatın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler,
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncenizi değil,
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz ama ruhlarını hayır,
Çünkü ruhlar yarındadır, siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olabilirsiniz ama sakın onları kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ileriye atılmış oklar.
................
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
HALİL CİBRAN
http://www.zeitzuleben.de/buch/in/prophet.html
scheint gut zu sein
wer auf lyrik oder poesie steht ;)
nilu
Ich habe das Werk schon vor Jahren zufällig in die Hand bekommen und es hat mich wirklich sehr zum Nachdenken bewegt. Kann ich jedem empfehlen.
Für mich ist das kleine Büchlein mehr wert als alle "heiligen" Schriften zusammen.
İyilik ve Kötülük
Ve şehrin yaşlılarından biri, 'Bize iyilik ve kötülükten bahset.' dedi.
Ve o cevap verdi:
'Yalnızca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim, kötülükten değil.
Çünkü kötülük, kendi açlık ve susuzluğu içinde
azap çeken iyilikten başka ne olabilir ki?
Gerçekten de iyilik, acıktığında en karanlık mağaralarda bile
yiyecek arar ve susadığında kirli, durgun sulardan bile içer.
Siz, kendinizle bir olduğunuzda iyisiniz; bununla birlikte,
kendinizle bir olmadığınızda, kötü değilsiniz.
Çünkü parçalanmış bir aile eşkiyaların ini değildir;
sadece parçalanmış bir ailedir.
Ve dümensiz bir gemi, tehlikeli adalar arasında
amaçsızca dolaşır durur, ama dibe batmaz.
Siz, kendinizden bir şeyler vermeye çabaladığınızda iyisiniz;
Kendiniz için bir kazanç sağlamaya çalıştığınızda ise,
kötü değilsiniz.
Çünkü, bir şey kazanmak için uğraştığınızda, toprağa tutunan
ve onun göğsünde beslenen bir kök gibisiniz.
Doğaldır ki, meyve köke 'Benim gibi, olgun, dolgun ve bol bol veren ol..' demez.
Çünkü, almak nasıl kök için bir ihtiyaçsa,
meyve için de vermek bir gereksinimdir.
Konuşurken tamamen uyanıksanız, iyisiniz.
Ama, diliniz anlamsızca kekelerken uyukluyorsanız,
kötü değilsiniz;
Ve sürçen bir konuşma bile, zayıf bir dili güçlendirebilir.
Amacınıza doğru sağlam ve cesur adımlarla ilerlediğinizde iyisiniz;
Fakat oraya topallıyarak gittiğinizde de, kötü değilsiniz.
Çünkü topallayanlarınız bile geri gitmez.
Fakat güçlü ve hızlı olanlarınız, incelik gösterin
ve topal birinin yanında asla topalllamayın.
Siz, sayısız konuda iyisiniz ve
iyi olmadığınızda ise, kötü değilsiniz.
Sadece oyalanıyor ve tembellik ediyorsunuz.
Ne yazık ki, geyikler kaplumbağalara çevikliği öğretemiyor.
İyiliğinizin, üstün beninize duyduğunuz özlemde saklı
ve bu özlem herbirinizde mevcut.
Ancak bazılarınızda bu özlem, yamaçların gizemini
ve ormanın ezgilerini taşıyarak, büyük bir güçle
denize doğru akan bir sel gibidir.
Ve diğerlerinde ise, dönemeçlerle ve kavislerle yolunu kaybeden,
kıyıya ulaşmadan önce oyalanıp duran durgun bir ırmağa benzer.
Yine de özlemi fazla olanın, az olana 'Neden bu kadar yavaşsın,
neden duraklıyorsun? ' demesine izin vermeyin.
Çünkü gerçekten iyi olan, ne çıplak birine, `Neden elbisen yok? '
diye sorar, ne de evsiz olana 'Evine ne oldu? ' der.'
Ermiş - 1923
Halil Cibran
Sonra Almitra tekrar konuştu: "Peki ya beraberlik?"
Ve o cevap verdi:
"Siz beraber doğdunuz ve hep öyle kalacaksınız.
Ölümün beyaz kanatları, sizin günlerinizi
dağıttığında da beraber olacaksınız.
Siz Tanrı'nın sessiz belleğinde bile beraber olacaksınız.
Fakat birlikteliğinizde belli boşluklar bırakın.
Ve izin verin, cennetlerin rüzgarları aranızda dans edebilsin...
Birbirinizi sevin; ama sevgi bir bağ olmasın,
Daha ziyade, ruhlarınızın sahilleri arasında
hareket eden bir deniz gibi olsun.
Birbirlerinizin bardaklarını doldurun;
ancak aynı bardaktan içmeyin...
Ekmeklerinizi paylaşın; ama
birbirinizinkini yemeyin...
Beraberce şarkı söyleyin, dans edin, coşun;
fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin;
Tıpkı bir lavtanın tellerinin ayrı ayrı olup,
yine de aynı müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi...
Birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil;
Çünkü yalnızca Hayat'ın eli, sizin kalplerinizi kavrıyabilir...
Ve yanyana ayakta durun; ama çok yakın değil,
Çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır;
Ve meşe ağacıyla, selvi ağacı,
birbirinin gölgesi altında büyüyemez."
Halil Cibran
Ve bir genç, şöyle dedi: "Bize arkadaşlıktan bahset."
Ve o cevap verdi:
"Arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir.
O, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır.
O sizin sofranız ve ocakbaşınızdır.
Çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.
Arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda,
ne 'hayır' demek zor gelir, ne de 'evet' demekten çekinirsiniz.
Ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir.
Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca, tüm düşünceler, tüm arzular
ve beklentiler, gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar.
Arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız;
Çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda
daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın,
dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi...
Ve arkadaşlığınızda, ruhsal derinlik
kazanmaktan başka bir amaç gütmeyin.
Çünkü, salt kendi gizemini açığa vurmak peşinde
olan sevgi, sevgi değil, savrulmuş bir ağdır
ve sadece yararsız olan yakalanır.
Ve arkadaşınıza, kendinizi olduğunuz gibi sunun.
Eğer dalgalarınızın cezrini bilecekse,
meddini de bilmesine izin verin.
Çünkü salt zaman öldürmek için bir arkadaş
aramanızın anlamı olabilir mi?
Onu, zamanı yaşatmak için arayın.
Çünkü o gereksiniminizi karşılamak içindir,
boşluğunuzu doldurmak için değil.
Ve arkadaşlığın hoşluğunda,
kahkahalar, paylaşılan hazlar olsun.
Çünkü küçük şeylerin şebneminde,
yürek sabahını bulur ve tazelenir."
Halil Cibran
Eğitim
Sonra bir öğretmen, "Bize eğitimden bahset." dedi.
Ve o cevap verdi:
"Hiç kimse size, içinizdeki bilginin şafağında halen
yarı uykuda olandan bir zerre fazlasını açıklayamaz.
Takipçileri arasında mabedin gölgesinde
yürüyen bir öğretmen, size bilgeliğini değil
sadece inancını ve sevgisini verebilir.
Eğer gerçek bir bilgeyse,
bilgeliğinin evine davet etmek yerine,
sizi kendi aklınızın eşiğine doğru yönlendirir.
Bir astronomi bilgini,
size uzayla ilgili anlayışından bahsedebilir
ama anlayışını size veremez.
Bir müzisyen her yerde var olan ritimlerle
bir şarkı söyleyebilir;ancak ne ritmi yakalayan kulağı,
ne de onu ekolayan sesi size sunabilir.
Ve semboller ilminde usta biri,
size simgesel alanlardan söz eder,
ama sizi oralara taşıyamaz.
Çünkü bir kişinin sahip olduğu ilham,
kanatlarını başka birine ödünç veremez.
Ve nasıl herbiriniz Tanrı'nın bilgisinde özgün
bir yere sahipseniz, sizin de Tanrı'yı kayrayışınız
ve dünyayı anlayışınız tek başınıza ve size özel olacaktır."
Kurallar
Sonra bir avukat, "Bize kurallardan bahset..." dedi.
Ve o cevap verdi:
"Siz kurallar koymayı çok seversiniz,
Ama kuralları bozmayı daha çok seversiniz.
Tıpkı okyanus kıyısında sabırla kumdan kuleler yapan,
sonra da kahkahalarla onları deviren çocuklar gibi.
Ancak siz kumdan kulelerinizi yaratırken, okyanus
kıyıya kum taşımaya devam eder.
Ve siz onları yerle bir ederken, okyanus da sizinle birlikte güler.
Gerçekten de okyanus, daima masum olanla beraber güler.
Fakat yaşamı bir okyanus ve insanların koyduğu kuralları kumdan
kuleler olarak görmeyen kişiler için ne diyebiliriz?
Onlar için yaşam bir kaya, ve kanun bu kayayı kendi isteklerine göre
oyup şekillendirmek için kullanacakları bir keski gibidir.
Danscılardan nefret eden yeteneksiz biri için ne diyebiliriz?
Veya boyunduruğundan hoşnut olup, ormanındaki geyiği başıboş
bir serseri olarak yargılayan bir öküz için?
Peki, derisini dökemediği için, diğerlerini çıplak ve ahlaksız
olarak niteleyen yaşlı bir sürüngene ne demeli?
Veya bir düğün şölenine erkenden gelen, iyice karnını doyurduktan
ve yorulduktan sonra, yemekleri ve eğlenceyi kötüleyen biri için?
Bunlar hakkında söyleyebileceğim tek şey, hepsinin güneş ışığı
altında oldukları halde, Güneş'e sırtlarını dönmüş olduklarıdır.
Onlar salt kendi gölgelerini görebilirler ve bu gölgeler, onların kanunları olur.
Ve onlar için Güneş, bir gölge yaratıcısından başka ne olabilir ki?
Ve onlar için kurallara uymak, başlarını yere eğip, toprak üzerindeki
gölgelerini izlemekten başka bir şey değildir.
Ancak yüzünü Güneş'e çevirmiş olanlarınızı, toprak üzerine
çizilmiş imajlar durdurabilir mi?
Eğer rüzgarla yolculuk ediyorsanız, hangi rüzgar gülü yönünüzü çizebilir?
Eğer boyunduruğunuzu kırarsanız, ama başka birinin hücresinin
kapısında değil, hangi kanun sizi sınırlayabilir?
Ve eğer dansederseniz, ama başka birinin zincirlerine takılıp
sendelemeden, hangi kanun sizi korkutabilir?
Orphalese halkı, davulun sesini boğabilir, bir lirin tellerini
gevşetebilirsiniz,ama bir tarla kuşuna şarkı söylememesi
için kim emir verebilir ki?"
Konuşma
Ve bir öğrenci, "Bize konuşmadan bahset" dedi.
Ve o cevap verdi:
"Siz konuştuğunuzda,düşüncelerinizl e
barış içinde olmayı terkedersiniz;
Ve kalbinizin ıssızlığında daha fazla kalamadığınızda,
dudaklarınızla yaşamaya başlarsınız.
Ses sizin için bir eğlence, bir zaman geçirme aracı olur.
Ve konuşmalarınızın çoğunda,
düşünce yarı yarıya katledilir;
Çünkü düşünce, boşlukta uçan bir kuş gibidir;
kelimelerin kafesinde kanatlarını açabilir ama uçamaz.
Aranızda bazıları,
yalnızlığın korkusuyla konuşkan birini ararlar;
Çünkü, tek başına olmanın sessizliği, gerçek ve çıplak
kendilerinigözleri önüne serer,ki onlar bundan kaçarlar.
Ve konuşmayı seven bazılarınız vardır ki, bilgisizce ve
önceden düşünmeden, kendilerinin bile anlamadığı
bir gerçeği ifşa edebilirler.
Ancak bazılarınız ise içlerinde gerçeği taşır,
ama onu kelimelerle dile getirmezler.
Böylelerinin sinelerinde ruh,
ritmik bir sessizlik içinde dinlenir.
Bir arkadaşınızla karşılaştığınızda, ruhunuzun
dudaklarınıza doğru hareket etmesini
ve dilinizi yönetmesini sağlayın.
Sesinizin içindeki sesin,onun kulağının
içindeki kulağa seslenmesine izin verin;
Çünkü onun ruhu,sizin kalbinizin
gerçeğini saklıyacaktır;
Tıpkı kadeh boşalıp, rengi unutulsa bile,
şarabın tadının ağızda kalması gibi..."
Kendini biliş
Ve bir adam şöyle dedi: "Bize kendini bilişden bahset."
Ve o cevap verdi:
"Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir.
Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.
Düşüncelerinizde daima bildiğinizi, kelimelerde de bileceksiniz.
Rüyalarınızın çıplak bedenine parmaklarınızla dokunabileceksiniz.
Ve böyle de olması gerekir.
Ruhunuzun saklı kaynağı yükselmeli ve çağıldayarak denize doğru koşmalı;
Ve o zaman, sonsuz derinliğinizin hazineleri gözlerinizin önüne serilecektir.
Ancak bilinmeyen hazinenizi tartmak için tartı aramayın;
Ve bilginizin derinliğini değnekle veya iskandil ipiyle ölçmeye kalkmayın.
Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.
'Tek doğruyu buldum' değil, 'Bir doğruyu buldum' deyin.
'Ruha giden yolu buldum' değil,
'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum' deyin.
Çünkü ruh, her yolda yürür.
Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür;
ne de bir kamış gibi dümdüz büyür.
Ruh, sayısız taç yaprakları olan
bir lotus çiçeği gibi açılır."
Halil Cibran
Vermek
Sonra, varlıklı bir adam konuştu: "Bize vermekten bahset."
Ve o cevap verdi:
"Sahip olduklarınızdan verdiğinizde,
çok az şey vermiş olursunuz;
Gerçek veriş, kendinizden vermektir.
Çünkü sahip olduklarınız, yarın ihtiyacınız olabilir
diye saklayıp koruduğunuz şeylerden ibaret değil mi?
Ve yarın, kutsal şehre giden hacıları takip ederken, kemiklerini,
iz bırakmayan kumlara gömen fazla uyanık bir köpeğe ne getirebilir?
Ve ihtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka birşey değil midir?
Kuyunuz tamamen doluyken susuzluktan korkmak,
tatmin olamayan bir susuzluk göstermez mi?
Çok fazla şeye sahip olup, çok az verenler, bunu
gösteriş isteyen gizli arzuları için yaparlar,
ki bu da armağanlarını yararsız kılar.
Ve bazıları vardır ki, çok az şeye sahiptirler ve hepsini verirler.
Bunlar hayata ve hayatın definesine inananlardır,
ve kasaları hiç boş kalmaz.
Bazıları sevinçle verirler, bu sevinç onların ödülüdür.
Bazıları ise ıstırap içinde verirler ve bu acı onların vaftizidir.
Ve bazıları vardır ki, ne vermenin acısını hissederler,
ne sevinç ararlar, ne de bir erdemlilik düşüncesi taşırlar;
Onlar, şu vadideki mersin ağacının kokusunu salışı gibi verirler.
Böyle kişilerin ellerinde Tanrı dile gelir ve
onların gözlerinden Tanrı, dünyaya gülümser.
İstendiği zaman vermek güzel bir davranış olabilir; fakat
istenmeden, ihtiyacı hissederek vermek çok daha anlamlıdır.
Ve cömert olan için, verecek kimseyi aramak,
veriş olayından daha fazla sevinç getirir.
Vermekten alıkoyacağınız herhangi bir şey olabilir mi?
Sahip olduğunuz her şey bir gün verilecektir.
Öyleyse şimdi verin ve vermenin hazzını
mirasçılarınız değil siz yaşayın..
Çoğunlukla şöyle dersiniz:
'Vereceğim, ama hak edeni bulabilirsem.'
Ne koruluktaki meyve ağaçları böyle düşünür,
ne de çayırdaki sürüler.
Onlar, saklandığında çürüyecek olanı, yaşayabilsin diye verirler.
Herhalde kendisine günler ve geceler verilmesini hak eden
bir kişi, sizden gelebilecek şeyleri de hak eder.
Ve hayat okyanusundan içmeye hak kazanmış bir insan,
sizin küçük ırmağınızdan da bir bardak su alabilir.
Faydasından öte, kabul etmenin gerektirdiği cesaretten ve
güvenden daha büyük bir değer var mıdır?
Ve siz kim oluyorsunuz da, onların göğüslerini yırtarak
gururlarını korunmasızca ortaya seriyor, sonra da
onların değerlerini örtüsüz ve gururlarını
utanmasız olarak değerlendiriyorsunuz?
Önce kendinizi vermeye hak kazanmış ve
verme olayında bir aracı olarak görün.
Çünkü gerçekte herşeyi veren hayattır
ve siz kendinizi bir verici olarak belirlediğinizde,
sadece bir tanık olduğunuzu unutuyorsunuz.
Ve siz alıcılar, ki hepiniz bu gruba dahilsiniz,ne kendinize
ne de size verene bir boyunduruk yüklememek için,
hiç bir minnet hissi taşımayın.
Bunun yerine, armağanları kanat yaparak,
verenle beraber yükselin;
Çünkü borcunuzu gereğinden fazla abartmak,
annesi özgür yürekli dünya,
babası evren olan cömertlik olgusundan
şüphe etmek demektir..."
Acı
Ve bir kadın, "Bize acıdan bahset" dedi.
Ve o cevap verdi:
"Acınız, anlayışınızı saklayan kabuğun kırılışıdır.
Nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi Güneş'i görebilsin diye
kabuğunu kırmak zorundaysa, siz de acıyı bilmelisiniz.
Ve eğer kalbinizi, yaşamınızın günlük mucizelerini
hayranlıkla izlemek üzere açarsanız,acınızın, neşenizden
hiç de daha az harikulade olmadığını göreceksiniz;
Ve kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi,
aynı doğallıkla, kalbinizin mevsimlerini de onaylıyacaksınız.
Ve kederinizin kışını da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.
Acılarınızın çoğu sizin tarafından seçilmiştir.
Acınız, aslında içinizdeki doktorun, hasta yanınızı
iyileştirmek için sunduğu "acı" ilaçtır.
Doktorunuza güvenin ve verdiği ilacı sessizce ve sakince için;
Çünkü size sert ve haşin de gelse, onun elleri
"Görülmeyen"in şefkatli elleri tarafından yönlendirilir.
Ve size ilacı sunduğu kadeh dudaklarınızı yaksa da,
O'nun kutsal gözyaşlarıyla ıslanmış kilden yapılmıştır."
Halil Cibran
Haz
Şehri yılda bir ziyaret eden bir münzevi
şöyle dedi: "Bize hazdan bahset."
O, konuşmaya başladı:
"Haz bir özgürlük şarkısıdır,
Ama özgürlük değil...
Haz, arzuların tomurcuğudur,
Ama meyvesi değil...
Yükselişi çağıran bir derinliktir,
Ama ne derin, ne de yüksek olandır...
Kafestekinin kanatlanışıdır,
Mekanla sınırlanmış değildir...
Haz, aslında bir özgürlük şarkısıdır...
Bu şarkıyı tüm kalbinizle söyleyin,
Ama şarkıda kalbinizi yitirmeden...
Gençliğin büyük bölümü hazzı arar,
sanki haz herşey gibi; ama yargılanır
ve azarlanırlar.
Ben onları ne yargılar, ne azarlarım. Bırakın arasınlar...
Çünkü onlar arayışlarındayalnızca hazzı bulmayacaklar.
Hazzın yedi kızkardeşi vardır ve en küçükleri
bile hazdan daha muhteşemdir.
Bitki kökleri için toprağı kazarken hazine bulan
adamın hikayesini duymadınız mı?
Aranızda daha olgun olan bazıları geçmişte yaşadıkları hazları,
sarhoşken işlenen yanlışlar misali, pişmanlıkla hatırlar.
Fakat pişmanlık aklın bulutlandırılmasıdır, uslandırılması değil.
Onlar hazlarını minnetle anmalıdırlar, bir yazın sonundaki hasat gibi.
Yine de onları unutmak rahatlatıyorsa, bırakın rahat kalsınlar.
Arayanlar kadar genç, hatırlayanlar kadar yaşlı
olmayanlar ise, ruhun gereklerini ihmal etmek veya
kabahat işlemek korkusuyla hazdan sakınırlar.
Fakat onları da yönlendiren hazdır;
bitki kökleri için toprağı titreyen ellerle
kazsalar bile onlar da hazineyi bulurlar.
Söyleyin bana, onlar kim ki ruhu gücendirsinler?
Bülbül gecenin sessizliğini veya ateş böceği
yıldızları gücendirebilir mi?
Ve sizin ateşiniz veya dumanınız rüzgara yük olur mu?
Nasıl olur da ruhu, bir çomakla karıştırabileceğiniz
sakin bir havuz gibi algılayabilirsiniz?
Çoğunlukla, hazzı reddettiğinizde asıl yaptığınız,
varlığınızın gizli yerlerinde arzuyu depolamak olacaktır.
Bugün ihmal edilenin yarını beklemediğini kim bilebilir?
Ve bedeniniz, ruhunuzun müzik aletidir.
Ve güzel müzik veya anlaşılmaz
sesler çıkarmak size kalmıştır.
Şimdi kalbinize sorun:
'Bizim için iyi olan hazla zararlı hazzı nasıl ayırabiliriz?'
Kırlara, bahçelere çıkın; öğreneceksiniz ki çiçeklerden
bal toplamak arının hazzıdır; balını sunmak ise çiçeğin...
Çünkü arıya göre çiçek yaşamın kaynağıdır.
Ve çiçek için arı sevginin ulağıdır.
Ve ikisi için ise, hazzın verilmesi ve alınması
bir gereksinim ve bir vecddir...
Hazlarınızda arılar ve çiçekler gibi olun..."
Halil Cibran
haz ve ızdırap
Sonra bir kadın konuştu:
"Bize haz ve ıstıraptan bahset."
Ve o cevap verdi:
"Hazzınız, ıstırabınızın maskesiz halidir.
Ve kahkahanızın yükseldiği aynı kuyu,
sık sık gözyaşlarınızla dolar.
Başka türlü olabilmesi mümkün müdür?
Istırabın içinize kazıdığı alan ne kadar
derin olursa, o denli çok hazzı içerebilir.
Ve şarabınızı taşıyanla, çömlekçinin fırınında
yanan aynı kadeh değil midir?
Ve sesi ruhunuzu okşayan lavta, daha önce
bıçaklarla oyulan tahtayla bir değil midir?
Kendinizi neşeli hissettiğinizde
kalbinizin derinliklerine inin.
Farkedeceksiniz ki, size bu sevinci veren,
daha önce üzülmenize neden olmuştu.
Üzgün olduğunuzde, tekrar kalbinize dönün.
Göreceksiniz ki, daha önce sevinciniz olan
bir şey için ağlıyorsunuz.
Bazılarınız, "Haz, ıstıraptan daha anlamlıdır" der;
diğerleri ise, "Hayır, ıstırap daha anlamlıdır".
Bense, ikisi birbirinden ayrılamaz, diyorum.
Onlar beraber gelirler.
Ve siz, bir tanesiyle masanızda otururken,
unutmayın ki, diğeri de yatağınızda uyuyordur.
Gerçekte siz, hazzınızla ıstırabınız
arasında bir terazi konumundasınız.
Sadece boş olduğunuzda, hareketsiz
ve dengede kalabilirsiniz.
Bir hazine avcısı, altın ve gümüşünü tartmak için
sizi kullandığında, haz ve ıstırap kefeleriniz,
ister istemez, yükselip alçalacaktır."
Halil Cibran
Zaman
Ve bir astronomi bilgini, "Bize zamandan bahset" dedi.
Ve o cevap verdi:
"Ölçüsüz ve ölçülemeyen zamanı ölçebileceksiniz.
Davranışlarınızı ayarlayacak, ve hatta ruhunuzun rotasını,
saatlere ve mevsimlere göre yönlendirebileceksiniz.
Zamanı, kıyısında oturup, akışını izleyeceğiniz
bir nehir haline döndüreceksiniz.
İçinizde zamana bağlı olmadan varolan öz,
yaşamın zamandan bağımsızlığının zaten farkındadır;
Ve bilir ki, dün bugünün anısı, yarın ise bugünün rüyasıdır.
Ve yine bilir ki, içinizde şarkı söyleyen veya düşünen özünüz,
hala yıldızları uzaya dağıtan o ilk an'ın içinde devinmektedir.
Aranızda, özündeki sevme gücünün sınırsızlığını
hissetmeyen var mıdır acaba?
Yine de bu hudutsuzluğuyla aynı sevginin,
bir sevgi düşüncesinden diğerine,
bir sevgi davranışından bir başkasına,
kendi varlığının tam orta yerinde sımsıkı
ve hareket etmeden durduğunu kim hissetmez?
Ve zaman da, tıpkı sevgi gibi bölünemez ve ölçülemez değil midir?
Yine de eğer düşüncenizde zamanı mevsimlerle ölçmek isterseniz,
her mevsimin diğerlerini içermesine izin verin.
Ve bırakın bugününüz, geçmişi anılarla,
geleceği ise özlemle kucaklasın."
Halil Cibran
Halil Cibran diyor ki;
"Kış bahar yüreğimdedir deseydi, inanır mıydınız?"
Yüzlerce sayfa yorumu bir cümlede özetleyen bir satir. Hayatta karsimiza cikan engebeli, dikenli yollari da özetliyor sanki.
Bugünler hep yarinlara gebedir. Öyle bir gebelik ki, ne dogacagini tespit etme imkanimiz yok. Teknoloji gelisse de, icatlar hizla ilerlese de, biz gene bilemeyiz yarinlari.
Gecmisi dateilarda, dosyalarda saklariz da, gelecegi bilemeyiz.
Zaten hayati yasanilir kilan da bu degil mi?
persianprince
10.09.09, 16:53
Was haltet ihr von Khalil Gibran und seinen Worten ?
Er trifft mich mit vielen seiner Gedanken mitten ins Herz.....insbesondere dieses Gedicht:
Deine Kinder sind nicht deine Kinder.
Sie sind die Söhne und Töchter der Sehnsucht
des Lebens nach sich selbst.
Sie kommen durch dich, aber nicht von dir,
und obwohl sie mit dir sind, gehören sie dir doch nicht.
Du kannst ihnen deine Liebe geben,
aber nicht deine Gedanken,
denn sie haben ihre eigenen Gedanken.
Du kannst ihrem Körper ein Heim geben,
aber nicht ihrer Seele,
denn ihre Seele wohnt im Haus von morgen,
das du nicht besuchen kannst,
nicht einmal in deinen Träumen.
Du kannst versuchen, ihnen gleich zu sein,
aber versuche nicht, sie dir gleich zu machen.
Denn das Leben geht nicht rückwärts
und verweilt nicht beim Gestern.
Du bist der Bogen, von dem deine Kinder
als lebende Pfeile ausgeschickt werden!
Der Schütze sieht das Ziel
auf dem Pfad der Unendlichkeit,
und er spannt euch mit seiner Macht,
damit seine Pfeile schnell und weit fliegen.
Lasst euren Bogen von der Hand
des Schützen auf Freude gerichtet sein.
Denn so wie er den Pfeil liebt, der fliegt,
so liebt er auch den Bogen, der fest ist.
Liegt uns "Orientalen" die Poesie, der Sinn für Romantik, Liebe und Gefühle
einfach mehr im Blut ?
Liegt uns "Orientalen" die Poesie, der Sinn für Romantik, Liebe und Gefühle
einfach mehr im Blut ?
Definitiv, hab mir kürzlich "Der Prophet" durchgelesen und fand es sehr berührend und aufschlussreich. Es brachte einen zum Nachdenken
Steppenwolf
27.09.09, 09:53
Halil Cibran
Sevgi üzerine
Sarp ve kayaliklidir sevginin yollari,
Ama içinize ates düstü mü izlemekten geri durmayin,
Gerçi sözleri düslerinizi darmadagin edebilir,
Ama sizinle konustugu zaman yine de ona inanmamazlik etmeyin,
Çünkü basiniza taci oturtacak olan da,
Sizi çarmiha gerecek olan da sevgidir,
Tipki püsküllerin misiri sarislari gibi sevgi de sizi kendisine sarar,
Soyunmaniz ve önünde çiplak kalmaniz için sizi zorlar,
Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir,aci verir caniniza,
Boyun egdirinceye dek ezer, yogurur sizi,
Sevgi tüm bunlari basarir, yeter ki siz kalbinizin sirlarini ogrenin,
ve bu yolla Hayatin yüreginden bir parça olun,
Ama diyelim ki korkulara kapilmissiniz
Ve sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz,
O zaman bir an önce çiplakliginizi örtün ve sevginin zorlu düzeninden uzaklasip mevsimleri olmayan bir dünyaya siginin daha iyidir,
Karsisindakine kendinden baska birsey vermez Sevgi,
Ve kendinden baska hiçbirseyi geri almaz,
Çünkü sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir,
Sevginin kendini mutlu etmekten öte hiçbir arzusu yoktur,
Ama eger sevgiye kapilmissaniz ve tutkulariniz olsun istiyorsaniz,
Sunlari kendinize seçin;
Tutkunuz,sevginin içinde erimek olsun,
Tutkunuz,asiri duygusal davranislarin getirecegi acilari tanimak olsun,
Tutkunuz,kendi Sevgi anlayisinizla kendinizi vurmak olsun,
Varsin istekle ve coskuyla aksin kaniniz,
Tutkunuz,kanatlanmis bir yürekle sabaha gözlerinizi açip sevgi dolu bir güne baslayabiliyor olusa tesekkür etmek olsun,
Tutkunuz,gün ögleye eristiginde oturup sevginin heyecanini düsünmek olsun,
Tutkunuz,gün aksama erdiginde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun,
Ve yüreginize gömdügünüz sevgili için iyi birseyler dileyip yatin;
Dudaklarinizda onu yücelten bir sarki olsun...
Von der Liebe
Wenn die Liebe dir winkt, folge ihr,
sind ihre Wege auch schwer und steil.
Und wen ihre Flügel dich umhüllen, gib dich ihr hin,
auch wenn das unterm Gefieder versteckte Schwert
dich verwunden kann.
Und wenn sie zu dir spricht, glaube an sie,
auch wenn ihre Stimme deine Träume
zerschmettern kann wie der Nordwind den Garten verwüstet.
Denn so, wie die Liebe dich krönt, so kreuzigt sie dich.
So wie sie dich wachsen lässt, beschneidet sie dich.
So wie sie emporsteigt zu deinen Höhen und
Die zartesten Zweige liebkost,
die in der Sonne zittern,
steigt sie hinab zu deinen Wurzeln
und erschüttert sie in ihrer Erdgebundenheit.
Wie Korngarben sammelt sie dich um sich.
Sie drischt dich, um dich nackt zu machen.
Sie siebt dich, um dich von deiner Spreu zu befreien.
Sie mahlt dich, bis du weiß bist.
Sie knetet dich, bis du geschmeidig bist;
Und dann weiht sie dich ihrem heiligen Feuer,
damit du heiliges Brot wirst
für Gottes heiliges Mahl.
All dies wird die Liebe mit dir machen,
damit du die Geheimnisse deines Herzens kennenlernst
und in diesem Wissen ein Teil vom Herzen des Lebens wirst.
Aber wenn du in deiner Angst nur die Ruhe
und die Lust der Liebe suchst,
dann ist es besser für dich,
deine Nacktheit zu bedecken
und vom Dreschboden der Liebe zu gehen
in die Welt ohne Jahreszeiten, wo du lachen wirst,
aber nicht dein ganzes Lachen,
und weinen, aber nicht all deine Tränen.
Liebe gibt nichts als sich selbst
und nimmt nichts als von sich selbst.
Liebe besitzt nicht, noch lässt sie sich besitzen;
denn die Liebe genügt der Liebe.
Wenn du liebst, solltest du nicht sagen:
„Gott ist in meinem Herzen“, sondern:
„Ich bin in Gottes Herzen.“
Und glaube nicht, du kannst den Lauf der Liebe lenken,
denn die Liebe, wen sie dich für würdig hält,
lenkt deinen Lauf.
Liebe hat keinen anderen Wunsch, als sich zu erfüllen.
Aber wenn du liebst und Wünsche haben musst,
sollst du dir dies wünschen:
Zu schmelzen und wie ein plätschernder Bach zu sein,
der seine Melodie der Nacht singt.
Den Schmerz allzu vieler Zärtlichkeit zu kennen.
Vom eigenen Verstehen der Liebe verwundet zu sein;
und willig und freudig zu bluten.
Bei der Morgenröte mit beflügeltem Herzen zu erwachen
und für einen weiteren Tag des Liebens dankzusagen;
zur Mittagszeit zu ruhen und über die Verzückung der Liebe nachzusinnen;
am Abend mit Dankbarkeit heimzukehren;
und dann einzuschlafen mit einem Gebet für den Geliebten im Herzen
und einem Lobgesang auf den Lippen.
"Der Prophet" von Khalil Gibran, aus dem die Auszüge stammen, ist unbeschreiblich - man muss es gelesen haben. Wenn man Khahil Gibran und wohl seine Seelenverwandten Antoine Saint-Exupery ("Der kleine Prinz") liest, wird man im heute von vielen vergötterten Paulo Coelho ("Der Alchimist") nur einen Bastard erkennen. "Voici mon secret. Il est très simple: On ne voit bien qu'avec le coeur. L' essentiel est invisible pour les yeux." - "Man sieht nur mit dem Herzen gut, das Wesentliche ist für die Augen unsichtbar." (- Der kleine Prinz)
Den Auszug habe ich zum ersten Mal auf türkisch gelesen - und unsere arabischen und persischen Freunde werden mir zustimmen:
In den orientalischen Sprachen muss man sich hierbei seiner Gefühle nicht schämen, die Zeilen sind behandelt wie mit der Passion eines orientalischen Juweliers. :)
Ermis siirinden bahsetmeden olmaz.
***
Ermiş
Kendi gününün şafağında, seçilmiş ve sevilen insan Al Mustafa,
tam oniki yıl boyunca Orphales şehrinde, gemisinin geri dönüp
kendisini doğduğu adaya götürmesini bekledi.
Ve onikinci yılda, hasat ayı olan Ielool'un yedinci gününde,
şehir duvarlarından uzak bir tepeye tırmandı, denize doğru baktı
ve gemisinin sisle beraber gelişini seyretti.
O anda kalbinin kapıları açıldı ve sevinci denize doğru uzandı.
Ve gözlerini kapadı, ruhunun sessizliğinde dua etti.
Tepeden inerken bir hüzün hissetti ve kalbinde şöyle düşündü:
'Nasıl huzur içinde ve üzülmeden gidebilirim?
Hayır, ruhum yara almadan bu şehri terketmeliyim..
Duvarlar arasında acı dolu geçen uzun günler,
yalnızlık içinde uzun geceler; kim acıdan ve
yalnızlıktan pişmanlık duymadan buradan kopabilir?
Bu caddelere ruhumdan o kadar çok parça saçtım ki,
özlemimin o kadar çok çocuğu bu tepelerde çıplak dolaştı ki,
sıkıntı ve ıstırap çekmeden onlardan kendimi ayıramam..
Bugün üstümden çıkardığım bir giysi değil,
kendi ellerimle yırttığım derim, kabuğum..
Geride bıraktığım bir düşünce değil,
açlık ve susuzlukla tatlandırılmış bir gönül...
Yine de daha fazla oyalanamam...
Herşeyi kendine çeken deniz beni de çağırıyor;
yola çıkmalıyım...
Çünkü kalmak, saatler geceyle yanarken,
donmak, kristalleşmek ve bir kalıba dökülmek demek...
Buradaki herşeyi memnuniyetle yanıma alırdım, ama nasıl?
Bir ses, dili ve ona kanat olan dudakları taşıyamaz.
Boşluğu yalnız başına aramalı...
Ve kartal, tek başına,
yuvasını taşımadan Güneş'e uçmalı...'
Tepenin yamacına eriştiğinde tekrar denize döndü
ve baş tarafında kendi yöresinden gemicileri barındıran
gemisinin limana yanaştığını gördü.
Ruhundan kopan sözlerle onlara seslendi:
'Kadim annemin oğulları, med-cezir süvarileri...
Ne kadar sık benim rüyalarıma yelken açtınız.
Şimdi benim uyanışıma geldiniz,
ki bu benim en derin rüyam olmalı...
Gitmeye hazırım ve şevkimin yelkenleri rüzgarı bekliyor.
Bu durgun havadan sadece bir nefes daha alacağım,
sadece bir bakış daha geriye, sevgi dolu...
Ve sonra aranızda yerimi alacağım,
gemiciler arasında bir deniz yolcusu olarak ben...
Ve sen, engin deniz, uyuyan anne,
nehrin, ırmağın özgürlüğü...
Bu nehir sadece bir kıvrım daha yapacak,
bu arazide bir kere daha çağıldayacak...
Ve ben sana geleceğim,
sınırsız okyanusa sınırsız bir damla...'
Yürürken, uzaktaki tarlalardan, bağlardan,
erkeklerin ve kadınların
şehir kapılarına doğru koşuştuklarını gördü.
Birbirlerine geminin gelişinden bahsettiklerini
ve kendi adını çağırdıklarını duydu.
Şöyle düşündü:
'Ayrılık günü, aynı zamanda toplanma günü mü olacak?
Benim akşamımın aslında şafağım olduğu söylenecek mi?
Sabanını tarlanın ortasında bırakana,
üzüm cenderesinin çarkını durdurana
ben ne verebilirim?
Kalbim meyveyle yüklü bir ağaca dönüşse de
derleyip onlara sunabilsem..
İştiyakım bir pınar gibi aksa da kaplarını doldurabilsem...
Bir yücenin elinin dokunmasını bekliyen bir harp mı,
yoksa nefesinin içimden geçeceği bir flüt müyüm?
Sessizliğin arayıcısı olan ben, sessizlik içinde
başkalarına güvenle dağıtabileceğim
nasıl bir hazine buldum?
Eğer bugün hasat günüyse, hangi tarlalara
ve hangi anımsanmayan mevsimlerde
tohumları ekmiş olabilirim?
Ve eğer fenerimi yükselteceğim saat gelmişse,
içinde yanan benim alevim olmayacak...
Kendimi bomboş ve karanlık hissederek
fenerimi kaldıracağım...
Ve gecenin bekçisi fenerimin içine yağı koyacak;
onu yakacak da...'
Bunlar kelimelere dökülenlerdi.
Fakat kalbindeki pek çok şey, söylenmemiş olarak kaldı.
Çünkü en derin gizemini açıklayamazdı...
Ve şehre döndüğünde, herkes onu karşılamaya geldi.
Adeta tek bir ses olarak ağlıyorlardı.
Ve şehrin yaşlıları ileri çıkıp şöyle dediler:
'Henüz gitme; bizi bırakma.
Bizim alacakaranlığımıza öğle ışığı oldun;
ve gençliğin, hayallerimize hayaller getirdi.
Sen aramızda bir yabancı, bir misafir değilsin.
Çok sevdiğimiz oğlumuzsun...
Gözlerimiz, senin yüzününü görememenin açlığını
ve acısını yaşamasın.'
Ve rahiplerle rahibeler konuşmaya başladılar:
'Denizin dalgalarının bizi ayırmasına,
aramızda geçirdiğin yılların bir anı olmasına izin verme.
Aramızda bir hayalet gibi yürüdün ve gölgen,
yüzümüze düşen bir ışık oldu.
Seni çok sevdik; ama sevgimiz
sözlere dökülmedi ve örtülü kaldı.
Ama şimdi sana yüksek sesle haykırılıyor;
sevgimiz önüne seriliyor.
Hep yaşandığı gibi, ne yazık ki sevgi kendi derinliğini,
ayrılma anına kadar anlıyamıyor...'
Diğerleri de ona yalvardılar; ama o hiç cevap vermedi.
Sadece başını önüne eğdi ve ona yakın duranlar,
göğsüne düşen göz yaşlarını gördüler.
Sonra, kalabalıkla birlikte
tapınağın önündeki meydana doğru yürüdüler.
Ve mabetten Almitra adında bir kahin kadın çıktı.
Ve o, kadına sonsuz bir şefkatle baktı;
çünkü daha şehirdeki ilk gününde onu bulan
ve inanan bu kadın olmuştu.
Ve kadın onu selamlıyarak konuşmaya başladı:
'Tanrının sevgili kulu,
son noktayı keşfedebilmek için
uzun zamandır uzakları gözlüyor, gemini bekliyorsun.
Ve şimdi gemin burada, sen de gitmelisin.
Anılarındaki ülke ve büyük dileklerinin mekanı için
duyduğun hasret çok derin.
Ve ne sevgimiz seni bağlıyabilir,
ne de sana olan ihtiyacımız seni tutabilir.
Ancak bizden ayrılmadan önce bizimle konuşmanı
ve bize gerçeği anlatmanı istiyoruz.
Ve biz onu çocuklarımıza,
onlar da kendi çocuklarına aktaracaklar
ve o hiç bir zaman yok olmayacak...
Yalnızlığında bizim günlerimizi gözlemledin ve
uyanıklığında, bizim uykumuzun hıçkırıklarını
ve kahkahalarını dinledin.
Şimdi bizi bize aç ve doğumla ölüm arasında
yer alanlardan sana aşikar olanları bize de anlat.'
Ve o cevap verdi:
'Orphales halkı,
tam şu anda ruhlarınızda devinmede olandan öte,
size neden bahsedebilirim? '
Halil Cibran
Sevgi üzerine
Sarp ve kayaliklidir sevginin yollari,
Ama içinize ates düstü mü izlemekten geri durmayin,
Gerçi sözleri düslerinizi darmadagin edebilir,
Ama sizinle konustugu zaman yine de ona inanmamazlik etmeyin,
Çünkü basiniza taci oturtacak olan da,
Sizi çarmiha gerecek olan da sevgidir,
Tipki püsküllerin misiri sarislari gibi sevgi de sizi kendisine sarar,
Soyunmaniz ve önünde çiplak kalmaniz için sizi zorlar,
Bembeyaz kesinceye dek evirir, çevirir,aci verir caniniza,
Boyun egdirinceye dek ezer, yogurur sizi,
Sevgi tüm bunlari basarir, yeter ki siz kalbinizin sirlarini ogrenin,
ve bu yolla Hayatin yüreginden bir parça olun,
Ama diyelim ki korkulara kapilmissiniz
Ve sevgiden salt bir huzur ve zevk bekliyorsunuz,
O zaman bir an önce çiplakliginizi örtün ve sevginin zorlu düzeninden uzaklasip mevsimleri olmayan bir dünyaya siginin daha iyidir,
Karsisindakine kendinden baska birsey vermez Sevgi,
Ve kendinden baska hiçbirseyi geri almaz,
Çünkü sevgi kendi kendini bütünler ve kendi kendine yeterlidir,
Sevginin kendini mutlu etmekten öte hiçbir arzusu yoktur,
Ama eger sevgiye kapilmissaniz ve tutkulariniz olsun istiyorsaniz,
Sunlari kendinize seçin;
Tutkunuz,sevginin içinde erimek olsun,
Tutkunuz,asiri duygusal davranislarin getirecegi acilari tanimak olsun,
Tutkunuz,kendi Sevgi anlayisinizla kendinizi vurmak olsun,
Varsin istekle ve coskuyla aksin kaniniz,
Tutkunuz,kanatlanmis bir yürekle sabaha gözlerinizi açip sevgi dolu bir güne baslayabiliyor olusa tesekkür etmek olsun,
Tutkunuz,gün ögleye eristiginde oturup sevginin heyecanini düsünmek olsun,
Tutkunuz,gün aksama erdiginde evinize minnet dolu bir yürekle dönebilmek olsun,
Ve yüreginize gömdügünüz sevgili için iyi birseyler dileyip yatin;
Dudaklarinizda onu yücelten bir sarki olsun...
Von der Liebe
Wenn die Liebe dir winkt, folge ihr, sind ihre Wege auch schwer und steil.
Und wenn ihre Flügel dich umhüllen, gib dich ihr hin,
Auch wenn das unterm Gefieder versteckte Schwert dich verwunden kann.
Und wenn sie zu dir spricht, glaube an sie,
auch wenn ihre Stimme deine Träume zerschmettertn kann
wie der Nordwind den Garten verwüstetet.
Denn so, wie die Liebe dich krönt, kreuzigt sie dich.
So wie sie dich wachsen lässt, beschneidet sie dich.
So wie sie emporsteigt zu deinen Höhen
und die zartesten Zweige liebkost, die in der Sonne zittern,
steigt sie hinab zu deinen Wurzeln
und erschüttert sie in Ihrer Erdgebundenheit.
Wie Korngarben sammelt sie dich um sich.
Sie drischt dich, um dich nackt zu machen.
Sie siebt dich, um dich von deiner Spreu zu befreien.
Sie mahlt dich, bis du weiß bist.
Sie knetet dich, bis du geschmeidig bist;
Und dann weiht sie dich ihrem heiligem Feuer,
damit du heiliges Brot wirst für Gottes heiliges Mahl.
All dies wird die Liebe mit dir machen,
damit du die Geheimnisse deines Herzens kennenlernst
und in diesem Wissen ein Teil vom Herzen des Lebens wirst.
Aber wenn du in deiner Angst nur die Ruhe und die Lust der Liebe suchst,
dann ist es besser für dich, deine Nacktheit zu bedecken
und vom Dreschboden der Liebe zu gehen.
In die Welt ohne Jahreszeiten,
wo du lachen wirst, aber nicht dein ganzes Lachen,
und weinen, aber nicht all deine Tränen.
Liebe gibt nichts als sich selbst und nimmt nichts als von sich selbst.
Liebe besitzt nicht, noch läßt sie sich besitzen;
Denn die Liebe genügt der Liebe.
Und glaube nicht, du kannst den Lauf der Liebe lenken,
denn die Liebe, wenn sie dich für würdig hält, lenkt deinen Lauf.
Liebe hat keinen anderen Wunsch, als sich zu erfüllen.
Aber wenn du liebst und Wünsche haben mußt, sollst du dir dies wünschen:
Zu schmelzen und wie ein plätschernder Bach zu sein,
der seine Melodie der Nacht singt.
Den Schmerz allzu vieler Zärtlichkeit zu kennen.
Vom eigenen Verstehen der Liebe verwundet zu sein;
Und willig und freudig zu bluten.
Bei der Morgenröte
mit beflügeltem Herzen zu erwachen
und für einen weiteren Tag des Liebens dankzusagen;
Zur Mittagszeit zu ruhen
und über die Verzückung der Liebe nachzusinnen;
Am Abend mit Dankbarkeit heimzukehren;
Und dann einzuschlafen
mit einem Gebet für den Geliebten im Herzen
und einem Lobgesang auf den Lippen
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0