Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Streit Um Bikini-werbung
'Elbiseyle yüzmekten iyidir'
Ahmet Hakan, köşesinde 'Türbanla da denize girmeyiver; tesettür mayo sakil ve maskara' dedi. 'Bu mayolar da ihtiyaçtan üretildi; hem denize elbiseyle girmekten daha iyi' diyen tesettür mayo üreticileri ise isyan etti
http://www.milliyet.com.tr/2005/07/14/guncel/resim/axgun01.jpg Berrin Haberveren
Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan Coşkun'a, 'sakil ve maskara' kıyafet olarak yorumladığı tesettür mayolarının üretici ve satıcılarından tepki geldi.
Hakan'ın "hacı ağa tüccarların buluşu" olarak nitelediği tesettür mayoları üretenler, "Tüccar değiliz, bu ürün ihtiyaçtan doğdu" diyerek şu savunmaları yaptı:
'O bir otorite değil'
Mustafa Karaduman (Tekbir Giyim'in sahibi): Bu konuda Ahmet Hakan otorite değil, çünkü İslami bir kimliği yok. Mayo da, etek, bluz gibi iç kıyafettir. Deniz kıyafeti olduğu için erkeklerin olduğu bir ortamda giyilmesi doğru değil. Estetik değil diyorlar ama giyen mankenler de çok beğeniyor. Bu dönemde satışlar artıyor.
'Çocuklar için de var'
Ömer Korkmaz (Ranuna Tekstil'in ortağı): Tesettür mayo kapalı bayanların bir ihtiyacıdır. Biz estetik verileri göz önünde bulunduruyoruz. Her sene modelleri değiştiriyoruz. İlk ürettiğimizde 'Bu pijama mı, eşofman mı?' diye dalga geçiliyordu; şimdi zincir mağazalar 3. aydan arayıp talep ediyor. En küçükten, en büyük bedene üretimimiz var. Çünkü kız çocukları için bile tesettür mayo isteniyor.
'Mayruk bile beğendi'
Mehmet Şahin (Haşema Tekstil'in sahibi): Ahmet Hakan haşemayla ilgili ne gazete okumuş, ne televizyon izlemiş. Gözünü bunlara yummuş. Yıldırım Mayruk bile, 'Ben tasvip etmiyorum ama modaya uygun yaptıklarını görüyorum' dedi. Modaya uygunluk, kumaşın rengi, stilidir. Biz buna uymaya çalışıyoruz. Ben bu işe denize elbisesiyle, pantolonuyla giren insanlara bir çeki düzen vermek için girdim. İlk önce erkeklerle başladık ama 2 yıldır devre dışı kaldık, çünkü herkes uzun şort üretiyor. Biz Hacı ağa, tüccar değiliz. Üniversite okumuş insanım. Kendisini tekzip edeceğiz.
Bilkent Üniversitesi İşletme Fakültesi Yard. Doç. Özlem Sandıkçı: Burjuvalaşan kesimler tüketime yönelir. Bu İslami kesimde de var. Toplumdaki tüketim dinamiği, aktiviteler neyse, bu kesimler de onu yaşamak için kendilerine uygun ayarlama yapıyorlar. Bu, tesettür mayo gibi ürünlerle ortaya çıkıyor.
'Ömrümde böyle sakil bir kıyafet görmedim'
ÜMRAN AVCI İstanbul
Türbanla denize girenleri eleştiren Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan Coşkun, tesettür mayoyu maskara kıyafet olarak niteledi. Coşkun, "Türbanla da denize girmeyiver" başlıklı dünkü yasında, "Tesettür mayosu adı verilen tuhaf giysi konusunda isyana teşvik eden tek unsur estetik kaygımdır. Tesüttür kıyafetleri satarak zenginliklerine zenginlik katan 'hacı ağa' tüccarlarının buluşu olan 'tesettür mayosu'nu, mankenler üzerinde gördüğümde inanın hem gülmüş, hem de utanmıştım. Çünkü ben ömrümde böyle sakil, böyle maskara bir kıyafet modeli görmedim" dedi.
Vücuda yapışmayan kumaştan
Tesettür mayolar su tutmayan ve bu nedenle vücuda yapışmayan kumaştan üretiliyor. Suda açılmaması için paça ve belde de lastik kullanılıyor. Bütün modellerde iç bone saçları topluyor; onun üzerinde de kapşonla eşarp arası 2. bir örtü var. Üreticiler, bu mayoların elbiseyle denize girmekten daha iyi olduğunu belirtiyor. Fiyatları 60-75 milyon lira arasında değişen tesettür mayolarda bu yıl en çok pembe, lila, yeşil ve turkuaz renkleri tercih ediliyor. Mavi ise her yıl en çok satan renk; fazla desene ise gerek yok.
'Slip mayo da maskara'
ÜMRAN AVCI İstanbul
Prof. Dr. Hamdi Döndüren (Uludağ Üniv. İlahiyat Fak. İslam Hukuku Anabilim Dalı Başkanı): Çok umumi yerlerde girmeleri hoş kaçmıyor, doğru da değil. Tenha yerleri tercih ederek girmeleri hakları, örtüyle girmeleri de onların inancı gereği. Psikolojik olarak ve görüntü açısından, kalabalık plajlarda birkaç hanımın denize tesettürle girmesi hoş kaçmıyor; çok dikkat çekiyor. Engellenmesi de doğru değil. O kıyafetlerle çok rahat edildiğini de düşünmüyorum. Orta yol bulunmalı.
<LI>Sibel Eraslan (Vakit gazetesi yazarı): İnsanlar bir varoluş yolu bulmak için çaba sarf ediyorlar. Bu kararsızlık ve arama süreci içerisinde estetik dışı görüntüler de olabilir. Şimdi kadınların üzerinde estetik dışı görünen tesettür mayoları var. Ancak buna tahammül etmemiz gerekir. İnsani buluyorum. Zaman vermek lazım. Yazının ayrıca beni inciten bir kısmı da var. Böşürtülü kadınlar üzerinden konuşmak her zaman çok kolay. Mesela erkeklerin slip mayosu da bence çok estetik dışı ve maskara ama böyle bir yazı yazılmadı.
ogün televizyonda mankenler defilesini yapiyodu vallah aralarinda güzel lanlarida vardi:D
ama ben gene shortla yüzmeye devam edicem höhöhööh:D
ogün televizyonda mankenler defilesini yapiyodu vallah aralarinda güzel lanlarida vardi:D
ama ben gene shortla yüzmeye devam edicem höhöhööh:D
bu yaz plajlarda görürmüyüz aceba?
bu yaz plajlarda görürmüyüz aceba?
ben göremiycem cünki bu sene türkiyeye gidemiycem *ühüüüüüüüü*
Die Teile sehen wie Astronautenanzüge aus
Die Teile sehen wie Astronautenanzüge aus
ja und ich finds gut diese frauen haben auch ein recht dadrauf im sommer :)
ja und ich finds gut diese frauen haben auch ein recht dadrauf im sommer :)
naja, madem ki güneslenemiyecekler, girmeyiversinler diyecegim ama kendi bilecekleri birsey bu.
*****
konu ile ilgisi yok ama ben baska birsey anlatayim.
ortacagda, köylüler ve isciler, günes altinda calistiklari icin, güneste yanmis olmalarindan belli olurlardi..ve zenginler, kendilerini günes isinlarindan korumak icin, genis terekli sapka ve semsiye kullanirlardi...ve sosyete "derisinin" beyaz kalmasina caba sarfederdi..
konu ile lakasi olmadigini pesinen söylemistim..
:D :D :D
konu güneslenmek degil dertl i abi, denize girmek ve serinlemek
konu güneslenmek degil dertl i abi, denize girmek ve serinlemek
dur yaw, yeni ögrendim..bu mayolarda kullanilan kumas, güney isinlarini geciriyor ve güneslenmeyi de sagliyormus..
klug...
*****
ayrica, bir defa daha yazmistim..bizim burda, havuzlardan birine, haftanin belli bir günü, yalniz bayanlar girebiliyor..ve bu havuza, müslümanlardan daha fazla alman bayanlar geliyor..daha rahat ettiklerini söylüyorlar...:D
*****
nedir bu erkeklerden cektiginiz...esasinda erkeklerin gözüne camlari siyaha boyali özel bir gözlük yaptiracaksin...ve bayanlar rahatlikla denize girecekler...:D
vallah ben senelerdir yüzmeye gitmedim;)
özlemedimde degil yani:D
ahhhh erkkeler ahhh:D
Ahmet Hakan/Hürriyet yazari
Dini ticarete alet eden adam
TESETTÜR mayosu adı verilen maskara kıyafet hakkında söylediklerim, türbanlı kadınlardan daha çok, dükkánının kapısına Tekbir gibi kutsal bir kavramı asmış o adamı rahatsız etmiş...
Hiç şaşırmadım.
Çünkü Mustafa Karaduman adlı bu şahsın, türbanlı kadınlardan daha çok tesettür mayosunu savunmasının birazcık duygusal nedenleri olduğunun farkındayım...
Hemen söyleyeyim:
Bu adam çıkıp da Benim malım iyidir, hoştur, güzeldir... Sakil ve maskara değildir... dese mesele yoktu...
Kimse yoğurdum ekşi demez saptamasını yapıp geçerdim.
Ancak bizimki, malını övmek yerine işin içine din ve imanı karıştırıyor...
Ayet okuyor, hadis okuyor...
Ve bu durumda ben, bu beyefendinin ürettiği malı beğenmeyen herhangi bir müşkülpesent müşteri olmaktan çıkıp, Dinin emir ve taleplerine karşı gelmiş sapkın bir günahkár haline geliyorum...
Ve işte bu noktada şalter atıyor...
* * *
Mustafa Karaduman adlı şahıs, şöyle bir yöntem takip ediyor:
Önce bir malı üretiyor...
Ardından ürettiği malın reklamını yapmak için gazetelere verdiği demeçlerde, televizyon programlarında bol bol áyet ve hadis okuyor...
Tesettür tartışmalarında din uzmanı gibi hükümler veriyor.
Biraz daha ileri gidiyor:
Ürettiği malı sadece ve sadece estetik kaygılarla eleştirenleri dini açıdan yargılıyor...
Sonra da meydana gelen satış patlamasıyla:
Fatihe üçüncü mağaza...
Konyaya üç satış noktası...
Ümraniyeye dev bir merkez dikiyor...
Merak ediyorum:
Tamam, ülkemizde serbest piyasa kuralları filan işliyor...
Tamam, Mustafa Karaduman son tahlilde malını daha fazla satmak isteyen uyanık kapitalist işadamı...
Peki ama yine de ortada dini ticarete alet etmenin getirdiği bir haksız rekabet olgusu yok mu kuzum?
Hani şu adına Rekabet Kurulu dediğimiz mekanizma, tam da bu noktada devreye girmeyecekse nerede girecek?
* * *
Karaduman dünkü Milliyete verdiği demeçte diyor ki:
Tesettür mayosu konusunda Ahmet Hakan otorite değil, çünkü İslami bir kimliği yok.
Görüyorsunuz değil mi?
Adam eşarp sattığı için kendisini din zabiti filan zannediyor...
Ve benim kimliğim ve inançlarım hakkında hüküm veriyor...
Adamın ürettiği malı beğenmedim ya...
Benim İslami bir kimliğim yokmuş...
Beğenmezsen kimliğin yok, beğenirsen çok ihlaslı Müslümansın...
İşte bu kadar basit...
Karaduman, zabitlikle de yetinmiyor ve İslam tarihi boyunca tartışılan ve hálá tartışılmakta olan meselelerle ilgili Dinimizin emri budur filan diye hükümler veriyor...
Sen kimsin? Ne hakla? diye sorsak sanırım İyi ama ben tesettür kıyafetleri satıyorum diyecek.
Bu mantıktan hareket edersek, yıllardır Vakko eşarpları üretip satan Vitali Hakko Beyi fıkıh uzmanı ilan etmemiz gerekecek...
* * *
Dün akşam Başbakan Erdoğanı CNN Türkte Taha Akyolla konuşurken dinledim.
Erdoğan, Üç kırmızı çizgi meselesini o programda da anlattı...
Etnik milliyetçilik, bölgesel milliyetçilik ve dinsel milliyetçilik yapmadıklarını ve yapmayacaklarını vurguladı.
Erdoğan, bu kırmızı çizgilere bir de dini ticarete alet edenler maddesi eklese ne iyi olur...
Hiç olmazsa bu alandaki istismarlardan ve bezirganlardan bir parça kurtuluruz...
http://www.hurriyetim.com.tr/archive_articledisplay/0,,authorid~131@sid~9@nvid~604 440,00.asp
Aslinda bütün sisko ve cirkin vücütlu kadinlara denize girmeli yasaklanmali.:D
Aslinda bütün sisko ve cirkin vücütlu kadinlara denize girmeli yasaklanmali.:D
niye? deniz herkesin denizi degilmi? herkes 90 60 90 mi olmali denize girmek icin? tabi um die dreckigen phantasien auszuleben kommen nackte 50kilo frauen immer besser an als dicke..ich finde es persönlich unverschämt das man als erwachsener mensch , sowas überhaupt sagen kann!
allahin kuluyla dalga gecmek ne sana nede bana kalmis
ich finds mal richtig schade das sowas hier überhaupt stehen muss..
simdi saka yaptik dersen, bu isin sakasi olmaz..wegen solchen männern wie dir ist eine klassenkameradin von mir an bulimie fast gestorben!
Artık bu kıyafetlere tesettür mayosumu diyoruz ne diyoruz; bence böyle mayoların üretilmesi sakıncalı değil, hatta faydalı. Böylece dini sebeplerden dolayı bikini vs. giyemeyen kadınlarda rahatça yüzebilir. Fakat Ahmet Hakan bir konuda haklı, oda bu mayolarin satılması için dinin kullanılmasının yanlış olması. Sen resmen ticaret yapmak için Islamı kullanıyorsun, bu olmaz!
niye? deniz herkesin denizi degilmi? herkes 90 60 90 mi olmali denize girmek icin? tabi um die dreckigen phantasien auszuleben kommen nackte 50kilo frauen immer besser an als dicke..ich finde es persönlich unverschämt das man als erwachsener mensch , sowas überhaupt sagen kann!
allahin kuluyla dalga gecmek ne sana nede bana kalmis
ich finds mal richtig schade das sowas hier überhaupt stehen muss..
simdi saka yaptik dersen, bu isin sakasi olmaz..wegen solchen männern wie dir ist eine klassenkameradin von mir an bulimie fast gestorben!
Ja seitdem bin ich auch dagegen, dass man selbst Witze über sowas macht. Denn für manche ist das nur ein Witz, den sie nach 2 Minuten wieder vergessen, für andere jedoch ist es ein Grund um in eine Krankheit zu geraten.
ALLAH(c.c.) kimseye vermesin!
Ja seitdem bin ich auch dagegen, dass man selbst Witze über sowas macht. Denn für manche ist das nur ein Witz, die sie nach 2 Minuten wieder vergessen, für andere jedoch ist es ein Grund um in eine Krankheit zu geraten.
ALLAH(c.c.) kimseye vermesin
****
genau so ist es, für einige ist es bitterer ernst
J.P.Belmondo
17.05.07, 02:05
İstanbulda mayo yasağı
http://www.gazetevatan.com/newpics/news/160520071540292451979_2.jpgTür kiye'nin önde gelen mayo firmaları Kom, Nelson, Ay-Yıldız ve Zeki Triko, İstanbul'daki reklam panolarına mayolu mankenlerin fotoğraflarını astıramadı
Türkiye'nin önde gelen mayo firmaları Kom, Nelson, Ay-Yıldız ve Zeki Triko, İstanbul'daki reklam panolarına mayolu mankenlerin fotoğraflarından oluşan afişlerini astırmak istedi. Panoları kiralayan reklam ajansları "Belediye bu tür afişlerin asılmasını istemiyor" diyerek mayocuları geri çevirdi.
BİNALARA DA ASTIRMADILAR
Kom, Nelson, Ay-Yıldız ve Zeki Triko, 2007 mayo-bikini modellerinin tanıtımı için mankenlerle fotoğraf çekimi yaptı. Firmalar bu fotoğraflarla hazırladıkları reklamları İstanbul'daki billboardlara (reklam panosu) ve kent merkezindeki büyük binaların ön yüzlerine asmak istedi. Afişlerin binalara asılabilmesi için mayocular İstanbul Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü'ne başvurdu.
'Tahrik unsuru olur'
Müdürlük mayolu afişlerin binalara asılmasına izin vermedi. Gerekçe olarak da "Bu afişler ahlak kurallarına aykırı görüntüler oluşturur. Tahrik unsuru olur. Trafik kazalarına sebebiyet verir" denildi.
Mayocular reklamlarını billboardlara asmak istediğinde de belediye "Buna biz değil reklam ajansları bakıyor" yanıtını verdi. Mayocular bu kez de reklam ajanslarına başvurdu.
'Resimler ahlaka aykırı'
İstanbul'daki billboardları belediyeden ihaleyle alıp firmalara kiraya veren ajanslar mayoculara "Sizin reklamlarınızı asmamıza belediye izin vermez" dedi.
Nelson buna rağmen ikinci bir girişimde daha bulundu. Nelson'un patronu Moris Eskinazi olanları şöyle anlattı: "Bize 'Ahlaka aykırı resimler asıyorsunuz' dediler. En kapalı mayo fotoğraflarımıza bile 'Bunları asamayız' yanıtını verdiler."
Zeki Triko tavır koymuştu
Kom'un yöneticisi Ayşenur Anıç "Bırakın billboardları fabrika binamıza bile tanıtım afişlerimizi asamıyoruz" dedi. Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Belediye başkanlığı döneminde Zeki Triko mayolu afişlerinin asılmasına izin verilmeyince Atatürk'ün Florya'da denize girerken çekilmiş fotoğrafını afiş haline getirip 'Güneşi Özledik' sloganıyla tüm billboardlara astırmıştı.
deryatulga
17.05.07, 02:57
İstanbulda mayo yasağı
http://www.gazetevatan.com/newpics/news/160520071540292451979_2.jpgTür kiye'nin önde gelen mayo firmaları Kom, Nelson, Ay-Yıldız ve Zeki Triko, İstanbul'daki reklam panolarına mayolu mankenlerin fotoğraflarını astıramadı
Topbaş mayo yasağını yalanladı
17 Mayıs 2007 Perşembe 01:25
Kadir Topbaş, New York'taki C40 Büyük Kentler İklim Zirvesinin Yenilenebilir Enerji Sistemlerini Benimsemek başlıklı panelinde konuşma yaptıktan sonra Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı.
MAYO REKLAMLARI
Kimi mayo markalarının reklamlarının İstanbul'da bilbordlara kabul edilmemesi konusunda gazetelerde çıkan haberlere ilişkin bir soru üzerine ise Topbaş, gazetedeki haberleri okumadığını, ancak reklamlar konusunda bir kısıtlamanın asla söz konusu olmadığını vurguladı.
Bilbordların kiracısı olan firmaya mayo reklamları konusunda bir başvuru yapılmadığı bilgisini aldıklarını belirten Topbaş, İstanbul gibi büyük bir kentte yaşayan her bireyin sorumluluğunu üzerinde taşıdığını, kişisel düşüncesinin, toplumun değerleriyle uyumlu olmayabilecek kimi konularda biraz daha dikkatli olunması gerektiği yönünde olduğunu söyledi.
Kesinlikle bir kısıtlama olmadığını ifade eden Topbaş, Kaldı ki örneğin Tophane'de Kılıçali Paşa Camii'nin hemen yakınında büyük bir panoda mayo reklamı var, orada duruyor diye konuştu.
Jack Daniels
17.05.07, 12:37
Hallo,
ich habe soeben auf einer der für die Entwicklung der türkischen Jugendlichen in Deutschland sehr sehr wichtigen Website (Vaybee) gelesen, dass in Istanbul die öffentliche Werbung für Bikinis verboten werden soll. Auch nachzulesen unter http://www.milliyet.com.tr/2007/05/16/son/sontur06.asp
Was haltet ihr davon? Ahlaka aykiri olan Resimlerin kalkasiyla Internete girme imkani olmayan azgin vatandas ne yapsin? Simdiye kadar "anaaaa... abi kariya bak, ne kari la!" diye biraz merakini yatistirirken, bundan sonra ne olacak... Aber mit einem hat die Stadt Istanbul Recht... es ist sicherer für den Verkehr
:brüll:
Hallo,
ich habe soeben auf einer der für die Entwicklung der türkischen Jugendlichen in Deutschland sehr sehr wichtigen Website (Vaybee) gelesen, dass in Istanbul die öffentliche Werbung für Bikinis verboten werden soll. Auch nachzulesen unter http://www.milliyet.com.tr/2007/05/16/son/sontur06.asp
Was haltet ihr davon? Ahlaka aykiri olan Resimlerin kalkasiyla Internete girme imkani olmayan azgin vatandas ne yapsin? Simdiye kadar "anaaaa... abi kariya bak, ne kari la!" diye biraz merakini yatistirirken, bundan sonra ne olacak... Aber mit einem hat die Stadt Istanbul Recht... es ist sicherer für den Verkehr
:brüll:
guckst du und tust lesen post 26 :)
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=18702&page=3
:lach:
Jack Daniels
17.05.07, 12:42
Oh my God!
Da will man was cooles Posten und dann gibts das schon. :motz:
@Mods: Thread löschen bitte (und Ersteller Foltern :buuh: )
Thread lassen wir so, wie er ist, damit du immer wieder an diese Dummheit erinnert werden kannst.:lach:
Ich dachte erst, man will Bikinis in Istanbul verbieten. Aber es geht wohl um Bikinis-Werbeplakate, die auf öffentlichen Straßen hängen.
Da macht es allerdings auch Sinn, wenn man im Chaos-Verkehr in Istanbul nicht abgelenkt wird.
"Mayo yasağı" iddiasına yalanlama
16 Mayıs, 2007 20:40:00 (TSİ)
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bazı mayo markalarının reklamlarının İstanbul'da billboardlara kabul edilmemesi konusunda gazetelerde çıkan haberlere ilişkin olarak, bir kısıtlamanın asla söz konusu olmadığını söyledi.
Billboardların kiracısı olan firmaya mayo reklamları konusunda bir başvuru yapılmadığı bilgisini aldıklarını belirten Topbaş, "Kaldı ki, örneğin Tophane'de Kılıçali Paşa Camii'nin hemen yakınında büyük bir panoda mayo reklamı var, orada duruyor" dedi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi de, özellikle mayo reklamlarıyla ilgili yasaklayıcı ve kısıtlayıcı bir kararı bulunmadığını duyurdu.
Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Belediye'ye yapılan billboard müracaatların, Kentsel Tasarım Koordine ve Değerlendirme Komisyonu'nca değerlendirildiği vurgulandı.
Açıklamada, "İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin, özellikle mayo reklamlarıyla ilgili yasaklayıcı ve kısıtlayıcı bir kararı bulunmamaktadır. Haberde bahsi geçen firmaların Büyükşehir Belediyesi'ne bu yıl içinde yapılmış bir müracaatları olmamıştır" denildi.
Belediye açıklamasında, "Geçen yıl Ay Yıldız firmasının bu yöndeki talebi Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nce uygun mütalaa edilmiş ve 2006-2007 takvim yılı süresince geçerli olduğu kendilerine bildirilmiştir. Ayrıca Sunset Swimwear firmasının geçen yıl mayıs ayında Bakırköy ve Bağdat Caddesi'nde Boyner'e ait bina cephesine konulmak üzere yaptığı müracaatı olumlu karşılanmıştır. Yine Sunset'in 2 Mayıs 2007'deki müracaatı da uygun kabul edilmiştir" ifadesi kullanıldı.
Açıklamada ayrıca, Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nce yapılan değerlendirmelerin kişi veya firmalara göre değil, genel anlamda yönetmelik hükümlerince ve kent estetiği açısından ele alındığı vurgulandı.
http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=348405
deryatulga
18.05.07, 06:40
Gülay Göktürk
Tüm yazıları (http://www.bugun.com.tr/?sid=138) http://www.bugun.com.tr/haberler/180507/_images/trns.gif
Mayo savaşları: Biri yalan söylüyor
Belediyeler mayo afişlerinin bilboardlara asılmasına engel oldu mu olmadı mı?Gazetelerde bu konuda çıkan bütün haberleri okudum.Yetmedi, panoları kiraya veren reklam şirketlerinden bilgi toplamaya çalıştım ama yine bir sonuca varamadım.
Mayo üreticileri ısrarla "reklamlarımız engelleniyor" diyor; Belediye ise "Yok öyle şey, başvuru yapmadılar ki izin verilmesin" diye kestirip atıyor.
Bazı mayo üreticisi firmaların iddialarına göre, reklam afişleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü'nün yönetmeliğine takılıyormuş. Bu müdürlüğün, "Ahlak kurallarına aykırılık oluşturuyor. Tahrik unsuru oluyor ve trafik kazalarına yol açıyor" gibi gerekçelerle kendilerine izin vermediğini söylüyor firma yöneticileri. Belediye yetkililerinin söylediklerine göre ise, bu bilboardları zaten belediyeler değil, bazı reklam şirketleri kiralıyormuş. Fark etmez... Bu şirketler pekala Belediye'nin güdümünde olabilir ve sansür onlar eliyle uygulanabilir... Ama o şirketlerle konuştuğunuzda, onlar da "Bu yıl bize böyle bir başvuru olmadı" diyorlar...
Bu durumdan çıkan sonuç: Biri yalan söylüyor. Ve biz, kimin yalan söylediğini mutlaka ortaya çıkarmalıyız. Eğer belediyeler gerçekten de kapalı ya da açık bir sansür uyguluyorsa, bu sansürcü kafayla mücadele etmek için; yok eğer bu haberler hükümeti yıpratmak üzere imal ediliyorsa o zaman da bu dezenformasyon çabasını boşa çıkarmak için gerçeği bilmeliyiz. Zira bu gibi olayların ne olduğu anlaşılamadan kaynayıp gitmesinin çok acısını çektik şimdiye kadar. Buna benzer olaylar aydınlatılmadan kalınca, bir gün bir bakıyorsunuz, muhtıra gerekçeleri olarak çıkıyor karşımıza. "Şeriat geliyor" çığırtkanlarının baş malzemesi haline geliyor. "Kırmızı Bölgeler" tartışmasını hatırlayın: Bazı belediyelerin içkili lokantaların hepsini şehrin bir bölgesine toplamak ve o bölge dışındaki yerlerde içki içilmesini yasaklamak üzere bir proje hazırladığı haberi üzerine yer yerinden oynamış, hepimiz yazıp çizmiştik. Belediyeler ve hükümet ise "Yok böyle bir proje" diye yemin billah etmişti. Olayın aslı hiçbir zaman tam öğrenilemeden konu kapandı. Yine zinanın hapisle cezalandırılması konusu da böyle, ne olduğu anlaşılamadan parlayıp sönen konulardan biri oldu.
Ama bakın, bugün bu iki konu da Türkiye'nin irticai bir gidişat içinde olduğunu savunanların öne sürdükleri en güçlü deliller olarak sürekli kullanılıyor. İşte bu yüzden ben, konunun Ak Parti yönetimi tarafından "incelemeye alınmasını" ve yarın öbür gün ya "bu konudaki incelemelerimiz böyle bir sansürün söz konusu olmadığını ortaya koymuştur" ya da "konu incelenmiş ve gereken tedbirler alınmıştır" gibi bir açıklamayla kapanmasını hiç ama hiç yeterli bulmuyorum. Bence bu işin aslını anlamak için gerekirse defalarca "İskele Sancak"lar, "Yuvarlak Masa"lar yapmalıyız.
Nelson'un sahibi Moris Eskinazi, televizyona çıkıp 20 gün önce hangi belediyenin hangi görevlilerinin mağazalarının vitrinindeki afişi kaldırttığını, 15 gün önce Belediye'ye konuşmaya gittiklerinde hangi yetkilinin "Hiç uğraşmayın, Biz öyle bir şeye izin vermeyiz" dediğini isim isim açıklamalı.
Kom'un yetkilisi Ayşenur Anıç, binalarına poster astırmayanların, dilekçelerini işleme almayanların kimler olduğunu adlı adınca anlatmalı.
Zeki Triko'nun sahibi Başeskioğlu, başvurulan oyalama taktiklerini, yıldırma yöntemlerini somut bir şekilde paylaşmalı kamuoyuyla. Bütün bu suçlamalara cevap verme konumunda olanlar da orada bulunmalı ve ekranlarda gözümüzün içine baka baka vermeli cevaplarını...
Eğer belediyelerde bazı kadrolar kaçak güreşe kalkışıyorsa, "resmen" yapamadıkları kimi kısıtlamaları sinsi bir şekilde -delil bırakmadan- yapmaya çalışıyorsa; sürüncemede bırakarak, yıldırarak, zora koşarak resmi değil ama fiili bir sansür uyguluyorsa, bu da açığa çıkmalı ve mutlaka hesabı sorulmalı.
Mayo deyip geçmeyin. Türban kadar simgedir o da...
deryatulga
18.05.07, 06:56
18 Mayıs 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Ahmet HAKAN
ahmethakan@hurriyet.com.tr
http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/131b.jpg Faydasız bir mayo yazısı
TAM da herkeslerin "Şeriat geldiğinde nasıl bir direniş ortaya koyarız" meselesine kafa yormaya başladığı bir sırada...
Samsun Mitingine katılımı daha da artıracak yepyeni bir krizle karşı karşıya kalmayalım mı!
Olay şu:
"Hayatımızın kıvamını bozan" irticacılarımız, şimdi de şehirlerimizin süsü olan, reklam panolarındaki mayolu kadın fotoğraflarını yasaklamaya kalkıyorlarmış.
Ve tabii böyle elektrikli bir mevzu karşısında da taraflara gün doğmuş durumda.
İşte bakın:
Bu tür tartışmalardan tatlı bir heyecan duyan "Mayocular kralı" Zeki Beyimiz, hazzın doruklarına çıkmış bir şekilde, "Mayo reklamı yasaklandı / Rejim elden gidiyor" diye çığlık atarken...
Zeki Beyin öbür taraftaki karşılığı olan Tekbir Giyimin sahibi Mustafa Beyimiz de, zevkten dört köşe bir şekilde "Yüzde 99u Müslüman olan bir ülkede..." edebiyatına sardırarak firmasının ücretsiz reklamını atırıyor.
Yani...
Yine heyecan gelmiş, yine mantık savuşmuş durumda.
* * *
Aslında memleketin içinde bulunduğu şu ortamda...
Sözümüzün dinlenmesi için...
Ya Zeki Bey gibi yapıp, "Mayolu kadın fotoğrafları"nın şehrin dört bir yanına asılması ile "Laik devlet düzeni" arasında bir bağ kurmamız gerekir.
Ya da...
Türban satarak para kazanan Mustafa Bey gibi yapıp, "Hemen bir haşema alın / Yoksa başınıza taş yağar" dememiz gerekir.
Ama...
Mademki şu kahrolası cepheleşmenin girdabında sürüklenmek istemiyoruz.
O halde faydasız olacağını bile bile başka şeyler söylemeye çalışalım...
* * *
Her şeyden önce yanıtlamamız gereken soru şudur:
Bir kentin ortak yaşam alanlarında sergilenen reklam fotoğrafları, sınırsız bir özgürlüğe tabi olabilir mi?
Alın size İngiltereden bir örnek:
Bundan beş yıl önce İngilterede Yves Saint Laurent firmasının "Opium" adlı parfümünün reklam panosu, İngiliz kamuoyundan gelen şikayetler üzerine kaldırıldı. İngiltere Reklam Standartları Otoritesi, panoda sergilenen çıplak kadın fotoğrafını "Cinsel açıdan tahrik edici, ciddi veya yaygın ölçüde rencide edici" olduğu gerekçesiyle kamuya açık mekanlarda sergilenmesini men etti. Kurul, reklam fotoğrafının kadın dergilerinde yayınlanmasının sakıncalı olmadığını ancak sokak panolarının farklı bir durum olduğunu belirtti. Bu kararın ardından panolar kalktı. Olay, İngiliz basınında "Rencide edici Opium posterleri kaldırıldı" diye haber oldu. (The Guardian 19 Aralık 2000).
Demek ki neymiş?
"Kamuya açık mekanlardaki reklam" ile "dergilerde yayınlanan reklam" arasında mahiyet farkı varmış.
Ancak İngilteredeki karar alma sürecine dikkat:
Öyle muhafazakár bir belediye müdürü çıkıp da, "Şehit kanlarıyla sulanan mübarek Londra toprağında çıplak kadın fotoğrafı astırmam arkadaş!" diyerek, kafasına göre yasaklama kararı alıp uygulamıyor.
Kamuoyu şikayet ediyor, Reklam Standartları Otoritesi toplanıyor, kurul herkesin kabul edeceği gerekçelerle bir karar alıyor ve alınan karar uygulanıyor.
Zu nackt in Istanbul?
Von Annette Großbongardt, Istanbul
In Istanbul tobt ein Streit zwischen Stadtverwaltung und Herstellern von Bademoden: Wie weit dürfen freizügige Werbeplakate für Bikinis gehen? Kritiker werfen der Behörde vor, sie verfolge islamistische Ziele. Der Bürgermeister wiegelt ab.
Istanbul - Das Model im knappen Schwimmdress lehnt sich an sonnenwarme Steine, die Hüfte ist neckisch zur Seite geknickt, einmal spreizt sie leicht die Beine - die Werbefotos für Bademoden wirken relativ harmlos, und doch ist um sie in der Türkei ein Streit entbrannt, der bereits einen Vorgeschmack auf den anstehenden Wahlkampf gibt.
Knappe Bademode: Bikini-Streit in Istanbul
http://www.spiegel.de/img/0,1020,872971,00.jpg (http://www.spiegel.de/fotostrecke/0,5538,21731,00.html)
http://www.spiegel.de/img/0,1020,873378,00.jpg (http://www.spiegel.de/fotostrecke/0,5538,21731,00.html)
http://www.spiegel.de/img/0,1020,872706,00.jpg (http://www.spiegel.de/fotostrecke/0,5538,21731,00.html)
Fotostrecke starten: Klicken Sie auf ein Bild (3 Bilder)
Denn Kernthema der für den 22. Juli angesetzten vorzeitigen Neuwahlen ist der Konflikt zwischen Säkularen und Religiösen um den Einfluss des Islam in Politik und Gesellschaft, der sich jüngst an der gescheiterten Kandidatur des frommen Außenministers Abdullah Gül zum türkischen Staatspräsidenten entzündet hatte.
Das Klima ist aufgeheizt, fast jedes Wochenende demonstrieren Hunderttausende strikt Säkulare und Links-Nationalisten gegen die islamisch-verwurzelte "Partei für Gerechtigkeit und Entwicklung" (AKP) von Premier Recep Tayyip Erdogan.
Sie werfen ihr vor, sie verfolge eine geheime islamistische Agenda und wolle die Türkei am Ende in einen Gottesstaat verwandeln. So muss Erdogan immer wieder beteuern, dass seine Partei nicht aus Islamisten besteht und er sich genauso der säkularen Verfassung der Republik verpflichtet fühlt wie jeder andere staatstreue Türke.
Um diesen Lagerkampf geht es auch im jüngsten "Bikini-Streit", wie ihn die Tageszeitung "Vatan" betitelt. Am Pranger steht diesmal die Istanbuler Stadtverwaltung, geführt von einem Bürgermeister der AKP, Kadir Topas. Aus "moralischen Gründen" verbiete dessen Behörde bestimmte freizügige Werbeplakate für Bikinis und Badeanzüge, klagen einige Bademodenhersteller.
Sie sprechen von Zensur und Beschränkung ihrer unternehmerischen Freiheit. Eine Firma erklärte, ihr sei als ein Ablehnungsgrund mitgeteilt worden, dass sich bei besonders aufreizenden Plakatflächen die Unfallgefahr erhöhe. Sofort überschlugen sich die Zeitungen mit alarmierenden Berichten. "Wird das hier ein Land der Mullahs wie in Iran?", fragte die liberale Tageszeitung "Vatan".
"Vom Badeanzug zum schwarzen Ganzkörperschleier"
Für die Gegner Erdogans und der AKP ist die Kritik der Bikini-Firmen ein willkommener Beleg für die unterstellten islamistischen Ziele der AKP. Insgesamt vier Firmen seien Genehmigungen für Werbeflächen versagt worden, hieß es in der türkischen Presse. Nun sei der Beweis geführt, frohlockte die noch unter Staatsgründer Atatürk begründete säkulare Kampf-Zeitung "Cumhuriyet", dass die AKP nur Lippenbekenntnisse zum säkularen Staat abgebe.
"Vom Badeanzug zum schwarzen Ganzkörperschleier", überschrieb sogar die liberale Milliyet ihren Kommentar, in dem der Autor allen Ernstes behauptet, Istanbul sei damit sozusagen zu einer "Schwesterstadt Teherans" geworden. Bereits im vergangenen Jahr, erklärte die Bademodenfirma "Sunset", seien einige ihrer gewünschten Plakate verweigert worden.
Als Beispiel druckte die "Milliyet" ein Foto ab, auf dem ein sogar eher konservativer Badeanzug zu sehen ist, der lediglich den Beginn eines ansehnlichen Brustansatzes erkennen lässt. Das Massenblatt "Sabah" hatte ein getigertes Bikini-Modell zu bieten, das durch einen Verbindungsstreifen zwischen Ober- und Unterteil sogar den Bauchnabel bedeckt. "Verboten", schrieb die Zeitung anklagend daneben. "Die Behörde informierte uns, dass wir solche Bilder erst gar nicht einzureichen brauchten", erklärte Sunset-Firmenchef Kemal Günes in Zeitungsinterviews, sie seien mit den allgemeinen moralischen Prinzipien der Türkei nicht vereinbar. Daraufhin habe man sich entschlossen, nur relativ bedeckte, konservative Modelle vorzulegen. Diese seien dann auch genehmigt worden.
"In 20 Ländern zeigen wir unsere Poster, warum geht das nicht hier in der Türkei?", klagt auch der Chef der Firma "Zeki Trio", Zeki Baseskioglu: "Mache ich denn etwas Verwerfliches?" Eigentlich hätten die Schwierigkeiten schon Ende der neunziger Jahre begonnen, als Premier Erdogan noch Bürgermeister von Istanbul war. Als eine Art Protest gegen die "Zensur" habe man sogar einmal ein Poster von Atatürk im Badedress plakatiert.
Dossier bei der Staatsanwaltschaft
Die Istanbuler Stadtverwaltung weist alle Vorwürfe zurück. "Es hat nie Beschränkungen für diese Reklame gegeben", erklärte Bürgermeister Topas noch vom Klimagipfel in New York, an dem er teilgenommen hatte. In einer Presseerklärung greift sein Büro die Kritiker an und erklärt, die meisten der Firmen, die sich nun beschwerten, hätten noch nicht einmal Anträge gestellt. Wenn sie nun erklärten, sie hätten schon im Voraus gewusst, dass man sie ablehne, sei das "nicht akzeptabel".
Etliche Firmen, so die Stadt, hätten in den vergangenen Jahren in Istanbul Poster mit ihren Bademoden plakatiert. Die Bilder von Sunset seien in diesem wie im vergangenen Jahr genehmigt worden - allerdings nur die "korrekten" Modelle, hält der Besitzer dagegen. Die Zeitung "Milliyet" druckte zum Beweis der Vorwürfe Auszüge aus einem Ablehnungsbescheid. Die Stadtverwaltung veröffentlichte dagegen den jüngsten Genehmigungsbescheid für Sunset - und verweist darin auch auf Reklame-Vorschriften, die, neben dem Verbot gewaltverherrlichender, rassistischer, diskriminierender oder sonstiger problematischer Darstellungen, auch die Vereinbarkeit mit den "allgemeinen sittlichen, moralischen und ethischen Regeln" anführt.
Die jüngste Werbegenehmigung für die Firma Sunset trägt interessanterweise den Stempel vom 17. Mai, dem Tag, an dem die Vorwürfe in der Presse standen. Glaubt man der Zeitung "Sabah", dann könnte die Affäre sogar für Premier Erdogan noch hochgradig brenzlig werden - ihrem Bericht zufolge sind die Vorwürfe bereits in ein Dossier bei der Staatsanwaltschaft am Obersten Gericht eingeflossen. In dieser Akte sammeln Ermittler angeblich schon seit einiger Zeit Hinweise auf Fälle, in denen die AKP gegen das Laizismus-Prinzip verstoßen habe. In Ankara, so die "Sabah", gebe es Gerüchte, dass damit womöglich ein Verbotsverfahren gegen die AKP eingeleitet werden könnte. Das scheinen die Wunschträume der AKP-Gegner zu sein.
Quelle:www.spiegel.de (http://www.spiegel.de)
Ein sehr interessanten streit Thema.:lach:
Ein sehr interessanten streit Thema.:lach:
Das Problem ist, dass die Pornographisierung der Gesellschaft hierzulande weit fortgeschritten ist. Wenn schon kleine Kinder sich zu Gangbangs treffen, da denken sich die Leute hier, wozu der Wind um ein Bikiniplakat ?
Auch wenn eine ähnliche Entwicklung in Türkei von statten zu gehen scheint, sind sie dort noch nicht so weit damit und es ist fraglich ob dort so extreme Zustände wie hier herrschen werden.
...
wenn ich so sehe was in türkischen unis und lises abläuft ist so ein bikiniplakat die reinste prüde werbung..türken sind keine heiligen
"allgemeinen sittlichen, moralischen und ethischen Regeln"
Darum geht es...wer bestimmt diese Regeln?
Darum geht es...wer bestimmt diese Regeln?
Sittenwächter.:lach:
Sittenwächter.:lach:
Hier gab es auch mal eine Debatte um die Sloggi Tanga-Werbung, die zu Unfällen geführt hat. Die wurde, soviel ich weiss, von Kreuzungen verbannt.
bizim türkiyedeki erkekler hafif görgüsüz oldugu icin, kadinin k sini görünce öküz gibi bakarlar.
ankarada kizilayda otobüs bekliyoruz, yanimizda davarin teki, önümüzden kirmizi mini etekle gecen kiza tam bir kiro sivesiyle
veyyyyy motoraaaa boakkk hemde en sevdiGGim renk girmizii
oha demessinde ne demezsin, bikiniyle görse artik neler derdi
Hier gab es auch mal eine Debatte um die Sloggi Tanga-Werbung, die zu Unfällen geführt hat. Die wurde, soviel ich weiss, von Kreuzungen verbannt.
Die Werbebranche zeigt ständig Frauen, als sexuelles Objekt. Und garade dies ist Fatal an der Angelegenheit.
Sittenwächter.:lach:
A lá Iran?
http://iran-now.net/$205696
;)
Mayo deyip geçmeyin. Türban kadar simgedir o da...
Yepp , türbansizlik´da o zaman bir simge , dimi yani ...
En iyisi onun´da yasaklanmasi lazim , yani kadinin milletvekili,ögretmen,ögrenci olmasini yasaklamak lazim ,
ne yaparsa yapsin ,yaptigi (siyasi) simge oluyorda ... :lach:
Die Werbebranche zeigt ständig Frauen, als sexuelles Objekt. Und garade dies ist Fatal an der Angelegenheit.
Natürlich.
Allerdings stören sich die meisten Frauen nicht daran defakto als Ware gehandelt zu werden. Tagesgagen von 1000 Euronen und das sind nicht mal die Spitzenpreise zu verdienen ist ja das Ziel oder Traum von vielen Mädchen. Gibt ja sogar eine Sendung D. sucht das Supermodel(?) dazu ...
Naja , Frauenkörper weniger oder (meist) mehr enthüllt sind ja Gut der Allgemeinheit , eine lobenswerte Errungenschaft und sehr fortschrittlich, ein grooßer Dienst für die Befreiung und Emanzipation der Frau ...
:aferin:
ayrica, bir defa daha yazmistim..bizim burda, havuzlardan birine, haftanin belli bir günü, yalniz bayanlar girebiliyor..ve bu havuza, müslümanlardan daha fazla alman bayanlar geliyor..daha rahat ettiklerini söylüyorlar...:D
bizim burdada öyle yapiyorlar
her cumartesi fakat cok uzakta...
das ganze bringt dann (für uns) nichts
deryatulga
21.05.07, 06:44
Yepp , türbansizlik´da o zaman bir simge , dimi yani ...
En iyisi onun´da yasaklanmasi lazim , yani kadinin milletvekili,ögretmen,ögrenci olmasini yasaklamak lazim ,
ne yaparsa yapsin ,yaptigi (siyasi) simge oluyorda ... :lach:
Dogru mayo yasaklanmali ki, gözümüz ve gönlümüz bayram etsin!:dans2:
Swimsuit ban taken to Council of Europe
Turkish Daily News
Debate on the ban of swimsuit adverts on billboards will be taken to the Council of Europe in June, daily Milliyet reported yesterday.
Gülsün Bilgehan, deputy of the People's Party (CHP), who is also Chairperson of the Committee on Equal Opportunities for Women and Men in the Council of Europe, will represent a report to the Council on women in adverts.
Bilgehan said that using female and male bodies as sexual objects to promote irrelevant products is not right. But censoring advertisements is a clear proof of an understanding that represents the veil rather than the woman, she added.
She argued that during the Justice and Development Party (AKP) government priority has been given to the headscarf. They first move the women wearing swimsuit from the billboards and then from the beaches.
Bilgehan said that she will propose the members of the Council to establish an international body to monitor the adverts with regard to gender discrimination. The CHP deputy will mention the ban implemented by the Istanbul during the council's meeting next month.
http://www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=73699
Erst sind die Plakate dran und dann die Strände. Wehret den Anfängen;)
Dogru mayo yasaklanmali ki, gözümüz ve gönlümüz bayram etsin!:dans2:
Nasil yani......wie adam und eva?:brüll:
Swimsuit ban taken to Council of Europe
Turkish Daily News
Debate on the ban of swimsuit adverts on billboards will be taken to the Council of Europe in June, daily Milliyet reported yesterday.
Gülsün Bilgehan, deputy of the People's Party (CHP), who is also Chairperson of the Committee on Equal Opportunities for Women and Men in the Council of Europe, will represent a report to the Council on women in adverts.
Bilgehan said that using female and male bodies as sexual objects to promote irrelevant products is not right. But censoring advertisements is a clear proof of an understanding that represents the veil rather than the woman, she added.
She argued that during the Justice and Development Party (AKP) government priority has been given to the headscarf. They first move the women wearing swimsuit from the billboards and then from the beaches.
Bilgehan said that she will propose the members of the Council to establish an international body to monitor the adverts with regard to gender discrimination. The CHP deputy will mention the ban implemented by the Istanbul during the council's meeting next month.
http://www.turkishdailynews.com.tr/article.php?enewsid=73699
Erst sind die Plakate dran und dann die Strände. Wehret den Anfängen;)
nur so nebenbei erwähnt, es war alles eine zeitungsente, also nichts ernst zu nehmen ;) die postings sind alle auf türkisch.....leider ;)
deryatulga
25.05.07, 16:07
Özgürleşmiş Türk kadını mutsuz http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/05/25/02.gif Türkiye geldiği noktada özel alanda ılımlı dini ifadeye izin verebilmeli. Fakat Batılılaşmış burjuvaziyle Alevi kadınların, AKP güçlenirse gerçekleşebileceklerden duyduğu endişe de haklı. Ne yazık ki, AKP'nin de CHP'nin de özgürleşmiş kadınlara sunabileceği pek fazla şey yok
25/05/2007 (1152 kişi okudu)
Maureen Freely (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=Maureen%20Freely))
Türk bikinisinin kısa tarihi: Genç güzel Türk kızları İzmir ve İstanbul çevresindeki plajlarda 1960'larda bikini giyiyordu. O günlerin 'el değmemiş' kumsallarında röntgenciler yok değildi, ama plajlar arttıkça bikiniler de arttı. 1980'lere gelindiğinde Ege ve Akdeniz'in her köşesinde bikiniye bakış normalleşti. Bunun nedeni kısmen milyonlarca Türk'ün Almanya'da misafir işçi olarak yaşaması, kısmen de milyonlarcasının artık televizyona sahip olmasıydı. Ve en gözde programları da bikiniden geçilmeyen Dallas dizisiydi.
1990'lar çelişkiler dönemi
1990'larda kitle turizmi halka yayıldığında, artık köylü Türk kadınlarının tümüyle kapalı halde denize girdiğini, birkaç metre yakınlarında da üstsüz güneşlenen turistleri görmek mümkündü. Bunu bir çelişki sayabileceğiniz gibi, hızla değişen bir toplumun bazı kesimlerinin diğerlerinden daha hızlı modernleştiği bir ortamda kaçınılmaz olduğunu da düşünebilirsiniz. Ancak 1990'ların ortasına doğru bikini ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya geldi. İslamcı Refah Partisi o dönemde kadınların iffetine ciddi bir ilgi gösteriyordu. Erkeklerle kadınları ayrı bölmelerde ağırlayan ve İslami giyimin mecbur kılındığı sahil kulüpleri de o günlerde duyulmaya başlandı. İffetlerine halel gelir korkusuyla yardımına koşulmadığı için boğulan İslamcı genç kızlara dair üzücü hikâyeler de eksik olmadı.
Bu tür hikâyeler, 1923'ten beri kadınların giyimini siyasi bir simge sayan laik çevrelerde büyük şaşkınlık yarattı. Atatürk başörtüsünü resmen yasaklamış değildi, fakat Türklerin kıyafet devrimi dediği değişimlere de önayak olmuştu; manevi kızları Batılı giyim tarzının ilk örnekleriydi ve kısa süre sonra bu modernliğin ve vatanseverliğin işareti haline geldi. Türk kadınları, Fransız kadınlarından daha önce oy kullanma hakkı elde etti. Batılılaşmış aileler kadınların eğitimini ciddiye aldıkları için Türk kadınları birçok Avrupa ülkesinden çok daha önce iş hayatında kendilerine yer açtı. Türkiye'deki kadın profesörlerin oranı 1990'ların ortalarında dünyanın birçok bölgesinden yüksekti; tam da bu yıllarda iktidardaki İslamcı parti başı kapalı kadınları, genelde laikliğin en kutsal kurumları addedilen üniversitelere göndermek gibi parlak bir fikirle ortaya çıktı.
Laik sınıf arkadaşları bu kadınların görüntülerinden o kadar rahatsız oldu ki, yüzlerine tükürmekten çekinmedi. Bu rivayet falan da değil, kendi gözlerimle gördüğüm bir şey. Fakat bölünme yine de bu kadar keskin değildi. Haksızlığın farkına varan birçok kadın akademisyen vardı; başı örtülü öğrencilerin nasıl giyineceklerine karar verme ve eğitim alma hakkının olduğunu ve eğitim silahıyla donandıktan sonra zamanla değişebileceklerini düşünüyorlardı. Elbette bu bakış açısı, kızların kendi kararlarını vermesine izin veren bir ailenin ve daha da önemlisi, o kızların bu hakkını tanıyan bir devletin mevcudiyetini varsayıyordu.
İslamcı egemenliğindeki bir devletin ülkeyi 'başka bir İran'a' dönüştüreceğine dair gerçek ve anlaşılabilir bir korku var. Fakat Türk devleti kuruluşundan bu yana laiklerce yönetildi; Türkiye'nin bizim Avrupa demokrasilerinde yararlandığımız insan haklarından nasiplenecek kadar olgun olmadığını düşünmeye meyilli laiklerdi bunlar. Bu yüzden de devlet, kadınların başlarına ne takıp takmayacağına karar vermesi gerektiğine hükmetti. Üniversite ve bütün devlet binalarında başörtüsünü yasakladı.
Bu yasağın doğrularına ve yanlışlarına dair hararetli tartışmalar sürüyor. Bazıları devletin dayattığı yaptırımın tüm yükünü neden İslamcı erkeklerin değil de İslamcı kadınların omuzladığını soruyor. Seksizmin yeni bir sinsi biçimi değil mi bu? İslamcı bir lider başörtüsü oyununun artık siyasi avantaj getirmediğine karar verdiğinde, kadın yandaşlarına başörtülerini çıkarmalarını tavsiye etmişti. Bazıları bu tavsiyeye uydu; diğerleriyse feminist bir tavırla, başörtülerini ne zaman çıkaracaklarına kendilerinin karar vermesi gerektiğini savundu. Bir avuç inatçı aktivist, başörtülü kadınlar için bir insan hakları örgütü kurdu. Diğerleriyse iffetlerini peruk takarak korudu.
1990'ların ortasında İslamcı kadınların tescilli üniformaları, yaz sıcağında giyilmesinden pek de hoşlanılabilecek bir şey değildi. Sadece İslami başörtüsünü değil, kötü kesimli ve bileklere inen pardesüleri de içeren bir giyim tarzıydı bu. 'İçeride' daimi bir tartışmanın yürüdüğü, bu kıyafetin her yıl yenilenmesinden de belli. Pardesülerin yerini kolsuz yelekler aldı. Başörtüleri daha hafif ve renkli hale geldi ve bu yıl iyi İslamcı ailelerden genç kızların dize kadar çıkan etekler giydiği göze çarptı. İslamcı partilerin kıyıdakileri, çaresizleri ve mülksüzleri temsil ettiğine dair yaygın bir kanı var, fakat bugünün muktedir İslamcı partisinin belkemiğini yükselen Anadolu burjuvazisi oluşturuyor. Paraları var ve Batılılaşmış kentli burjuvazi gibi onlar da yükselen statülerini pahalı giyimlerle ifade etmeyi seviyor.
Pahalı veya değil, neticede giyimleri hâlâ siyasi bir simge. Peki bu neye delalet ediyor? Bazıları (ki kendimi de bu gruba dahil edeceğim) Türkiye'nin 84 yıllık laik deneyim sonrası geldiği noktada özel alanda ılımlı dinsel ifadeye izin verecek kadar kendine güvendiğine ve bir demokrasinin böyle bir ifadeyi İslam'la devlet arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmadan destekleyebileceğine ve desteklemesi de gerektiğine inanıyor. Fakat, kısmen Türkiye'nin gerçekten de ruhen son derece laik olmasından dolayı, AKP'nin gerçek niyetinden korkan birçok insan var. Bunlara sadece Batılılaşmış burjuvazi değil, Aleviler de dahil.
CHP yanlısı medya ateşliyor
Aleviler hatırı sayılır büyüklükte bir azınlık. Sünni Osmanlıların zulmüne uğradılar. Atatürk'ün bütün Sünni din adamlarını devlet memuru yapıp Alevileri tanımamayı, hatta dikkate bile almamayı tercih etmesinin ardından cumhuriyetten de zulüm gördüler. Aleviler cinsiyet eşitliğine inanıyor. Bilhassa Alevi kadınlar, AKP çok fazla güçlenirse başlarına gelebileceklerden korkuyor. Son haftalarda İslamcılığın artan gücüne karşı gösteri yapanların yarıdan fazlası kadındı ve onların da büyük bölümü laik orta sınıf veya Alevi ailelerden geliyordu.
Korkularını ne ateşledi? Medya. Bilhassa basının bu korkuların ateşlenmesinden en fazla faydayı sağlayacak partiye yakın kesimleri. Bu parti Batılılaştırıcı, yüzü Avrupa'ya dönük laikliğin kalesi olan CHP. Fakat İslamcı AKP Avrupa projesini kucaklamaya karar verdiğinden beri CHP sıkı, hatta ultra milliyetçi kesildi. Sadece Avrupa karşıtlığını değil, ordu, hatta darbe taraftarlığını öncelik listesinde üst sıralarda değil. Demokrasi de. Beni dava etmesini istemem, o yüzden CHP lideri Deniz Baykal hakkında tüm bildiklerimi anlatmayacağım.
Türk feministlerin de elektronik ortamda bolca tartıştığı üzücü gerçekse, AKP'nin de CHP'nin de özgürleşmiş Türk kadınlarına sunabileceği pek fazla şey olmaması. Fakat o kadınlardan milyonlarca var ve kendi başlarına düşünüyorlar. Kadın haklarını savunmak ve meclise daha fazla kadın sokmak için büyük çaba harcıyorlar. Velhasıl bekleyip göreceğiz. (23 Mayıs 2007)
theinsider
31.05.07, 12:35
Sunset'e de onay
Sunset'e de onay
31/05/2007 (58 kişi okudu)
RADİKAL - Sunset Mayo'nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yaptığı başvuru kabul edildi. Sunset, geçen cuma Büyükçekmece'deki fabrikasının iki cephesine mayo reklamı giydirmek için, başvurmuştu. Belediye görselleri yönetmeliğe uygun buldu. Sunset yetkilileri, "Aynı görseller daha önce reddedilmişti" dedi.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=222775
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.