PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Kurdenmetropole Diyarbakir



tralles
07.08.05, 22:41
Her dilde ‘Evet’


Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ ile evlendi. Baydemir'in şahitliğini Leyla Zana yaptı.

Turistik Otel havuz başında düzenlenen törende, Baydemir ile Yalçındağ’nın nikahını Yenişehir Belde Belediye Başkanı Fırat Anlı kıydı.

Baydemir’in şahitliğini DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile kapatılan DEP’in eski milletvekili Leyla Zana, Yalçındağ’ın tanıklığını ise İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Feleknaz Uca yaptı. Anlı, gelin ve damattan Türkçe ve Kürtçe ‘evet’ demelerini istedi. Bunun üzerine çift, ‘Evet-Ere (Kırmanca) -Yes İngilizce) - Eya (Zazaca) diyerek dört dilde evlilik arzularını sözlü olarak ifade ettiler. Baydemir Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve Fransızca, Yalçındağ ise Türkçe ve Kürtçe ‘evet’ dedi. Anlı, aile cüzdanını geline verdi. Kapatılan DEP’in eski milletvekili Orhan Doğan’ın, damadın ’ayağına basmasını’ istemesi üzerine Yalçındağ, ‘Bastım ama yavaş bastım. Her türlü şiddete karşıyım’ karşılığını verdi. Az sayıda davetlinin katıldığı nikah töreninde, Kürtçe ezgiler çalındı. Törenin ardından basın mensupları dışarı çıkarıldı.

DEHAPli Diyarbakir Belediye Baskani zamaninda bekciyi öldüren ve sonra kendisi öldürülen teröristin evine bassagligina gitmisti, bekcinin evine de gittim demisti, ancak gitmedigi ortaya cikti.
sonra asagidaki:
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~2@nvid~558622,00.as p

IHD genel baskani yardimcisinla evleniyor.
IHD hakkinda: http://www.haberx.com/n/203032/adalet-agoglu-pkkli-diyerek-ihdden.htm

Na, dämmerts???

dertli4u
07.08.05, 22:46
insan hic degilse, kendi dügününde "samimi" davransa diyorum ama zaten osman baydemirin ve ihd derneklilerin samimi olmadigini bildigimden, bunu demiyorum.


ama, bunun adina "yalakalik" denir..ingilizce, fransizca yok bari, diger dillerde ve lehcelerde de evet nasil deniyorsa, onlarida söyleseydiler.

aslinda sasirmamak lazim..normalde beraber olan dehap ve ihd, bu dügün ile, resmiyette de "gerdege" girmis oldular...

dertli4u
07.08.05, 22:57
"Allah mesut bahtiyar etsin" diyemicem busefer......

daha bir müddet önce,nisanlisi olan sehit askeri topraga veren genc kizimiz ne der acaba...

catismada ölen pkk linin cenazesini almaya, resmi belediye aracini gönderen, bu osman baydemir degilmiydi.??:mad:

*****

Detan
07.08.05, 23:02
IHD denin ne mal oldugu zaten belli idi. Dehapin emrinde PKK nin sivil borusu.
Isin aci tarafi bu gibi NGO lar dis destekli.

@enkidu
sen dile zarari yok :p

kanki
07.08.05, 23:07
ben insanim ve bana yapilmamasi gereken hic birseyi kimseye yapmayan bir insanim, ve ölen kim olursa olsun, benim icin ölmemesi gerekendir,
bir tane de halkarin kardesligine inanan , universite yillarinda bende cok savundum bu ídeolojiyi ama yanlis oldugunu sonradan anladim kardesim ....

Detan
07.08.05, 23:11
ben insanim ve bana yapilmamasi gereken hic birseyi kimseye yapmayan bir insanim, ve ölen kim olursa olsun, benim icin ölmemesi gerekendir,

iyi hosda,
IHDnin bir üst seviyeli üyesi ve PKKin zivil kurulusu olan DEHAP mensubunun evlenmesi her mantikli bir insanin aklina soru isareti getirecene inanmiyormusun.

Thread IHD PKK DEHAP baglantisin tartismak icin acilmistir, mutluluk dilekcelri toplamak icin degil.

Detan
07.08.05, 23:14
aynen katiliyorum sana gökcen , enduki ayak yapiyor sadece ..acima numarisi cekiyor

Kanki abi, bosver yaa istedigni yazsin. :p
forum kurallarini ihlal etmedigi sürece bir sorun yok.

dertli4u
07.08.05, 23:22
ben insanim ve bana yapilmamasi gereken hic birseyi kimseye yapmayan bir insanim, ve ölen kim olursa olsun, benim icin ölmemesi gerekendir,

bir iran atasözü var."her tarafa bakan, hicbirsey görmez"

ve gene mustafa Kemal Atatürkün bir lafi var.

"bi taraf olan , bertaraf olur"

*bitaraf= tarafsiz
**bertaraf= yok

@enkidu

sana cok samimi bir soru sormak istiyorum, müsaadenle.

senin oglun pkk tarafindan öldürülse ve o catismada ölen pkk li militanin cenazesine, osman baydemir belediye aracini "bedava" gönderse..nasil bir duygu duyardin.

@enkidu

elbette, kimse ölsün istemeyiz..ama ortada bir catisma/düsük yogunlukta savas var..tarafsiz olmak, sadece, karsi tarafi güclendirir.

bu bakimdan, insan, tarafini belli etmek durumundadir.

insan haklarini savunan insan, insanlarin ölümüne sebeb olanlara karsi cikar..yoksa, olaylari cikartanlar ile, onlara karsi mücadele verem askerler arasinda tarafsiz olunmaz

kanki
07.08.05, 23:26
dertli ye hak veriyorum , cok güzel yazmis .Eger ki daga cikip askere , polise kursun SIKMASALAR hic bir sey olmaz ...Enkidu senin hangi tarafdan oldugun zaten kelimelerinden anlasiliyor

Gök Türk
07.08.05, 23:46
Şerefsiz soysuz sopsuz köpekler. Al birini vur ötekine! Türk halkı artık bilinçlenmelidir. Milliyetçi kesim yıllardan beri yazıyor Türkiye’de ki sahte hümanistlerin aslında pkk’cı olduğunu yazıyor, fakat aldıran yoktu. Şimdi bir istifadan dolayı tüm medya sarsıldı ve IHD’nin pkk’ya yakın olan bir kuruluş olduğu “ortaya çıktı”.

kanki
08.08.05, 00:09
Halkarin kardesligi sözü artik tarihe karisti arkadaslar , hümanistlik altinda pkk ya yataklik yapiliyor

kanki
09.09.05, 22:14
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, terör örgütü PKK’dan "Kürt muhalefeti" ve "Kürt Hareketi", dağdaki silahlı teröristten ise ‘Dağdaki Yurttaş’ olarak söz etti.

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) davetlisi olarak Brüksel ve Strasbourg’a giden Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in, AP Başkanı Joseph Borell’e verdiği iki bölümden oluşan 18 sayfalık raporu DHA ele geçirdi.



Baydemir'in sunduğu raporda, “Türkiye, Kürt muhalefetinin ateşkesini iyi değerlendiremedi. Daha çok demokrasi, daha çok reform çerçevesinde gerekli açılımların yapılmaması halinde bölgede yeni bir çatışma ortamının yükseleceği maalesef yüksek bir ihtimaldir” ifadeleri yer aldı.



İŞTE O RAPOR



‘Bölgelerarası eşitsizlikler kıskacında Diyarbakır’ başlıklı raporun birinci bölümünde, 1990’lı yıllarda ‘Olağanüstü Hal’ çerçevesinde devletin güvenlik gerekçesiyle bölgenin kırsal yerleşim birimlerinin çok önemli bir kısmını boşaltmasının ekonomik değil, siyasal nedenlere dayandığı ve bununla birlikte çok büyük bir göç dalgası oluştuğu belirtildi. Raporda "siyasal kökenleri olan bu göç ve çatışmalı ortamın diğer olumsuz etkileri, özellikle bölgenin ekonomik gelişimine büyük bir darbe daha vurmuştur” denildi.



‘EKONOMİK DİNAMİKLER FELCE UĞRATILMIŞTIR’



Devletin sosyo-ekonomik gelişime değil, güvenlik sağlamaya yönelik politikalarıyla bölgenin ekonomik hayatına sürekli müdahalelerde bulunduğu ileri sürülen raporda, şöyle devam edildi:



“‘Mecburi iskan politikaları, köy boşaltmaları, koruculuk sistemi, tarımsal alanların mayınlanması ve OHAL gibi uygulamalar bölgenin ekonomik anlamda gelişim dinamiklerini büyük oranda felce uğratmıştır. Kürt sorununun çözümü için demokratikleşme çerçevesinde siyasal ve kültürel açılımlar sağlanıp, toplumsal barış ve siyasal istikrar sağlanmadıkça bölgesel sosyo- ekonomik kalkınmanın sağlanmasının mümkün olmayacağını düşünüyoruz.”



"KÜRTLER ENGELLENDİ"



‘Demokratikleşme ve Kürt sorunu’ başlıklı diğer bölümde ise, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar Kürtlerin kendi dil ve kültürlerini ifade etmelerinin engellendiği iddia edilerek, Türkiye siyasetine demokratik bir şekilde katılma kanallarının kapatıldığı ileri sürüldü.



Baydemir tarafından AP Başkanı Borell’e sunulan raporun bu bölümünde şöyle denildi:



“Kürtlerin kendilerini ifade etme biçimlerinde şiddet yöntemleri kullanması, devletin inkar baskı politikaları ile diyalektik bir ilişki içerisindedir. Kürt sorununun sürdürülebilir bir barışçıl çözüme kavuşması için, devletin kültürel tek tipleştirme politikaları ile askeri siyasal baskıların Kürtler arasında isyan şiddet eğilimlerine koşulladığını görmek gerekir.”



PKK'YA 'KÜRT MUHALEFETİ’ NİTELEMESİ



Raporda terör örgütü PKK'dan "Kürt muhalefeti" diye söz eden Baydemir, şu görüşleri dile getirdi:



“Stratejik bir dönem geçiren Kürt muhalefeti ‘Çatışmadan uzlaşmaya’ siyasal söylemiyle Kürt sorununun isyan çatışma stratejisinden çıkarılması gerektiğini ve meselenin demokratikleşme, insan hakları ve anayasal vatandaşlık gibi kavramsal siyasal çerçevede çözülebileceğini ifade etmiş, bu doğrultuda silahlı güçlerini 1999 yılında Türkiye sınırlarının dışına çıkarmıştı.



Her ne kadar 1999’dan bugüne kadar tam bir çatışmasızlık ortamı yaratılmamışsa da Kürt hareketi, son derece net ifadelerle sorunun devletin üniter birliği içerisinde Kürtlerin insani kültürel ve siyasal haklarının yasal ve anayasal güvenceye alınarak bir demokratik çözüme ulaşabileceğini belirtmiştir.”



KÜRTÇE ÇİZGİ FİLMLER YAYINLANMAMIŞTIR



Raporunda bir süre önce talep azlığından kapanan Kürtçe kurslarına da değinen Baydemir şöyle devam etti:



“Yasal değişiklikle müsaade edilen özel dil kursları Kürtçe dilinde eğitim öğretim konusunda sembolik olarak önemli bir adım olmakla birlikte, Kürtlerin kendi dillerini öğrenip geliştirebilmeleri için yeterli değildir. Kurslar paralıdır ve sadece en az ilkokul 3'üncü sınıfı bitirebilmiş kişilere açıktır. Çocukların kültür dil alanındaki reformlardan faydalanamaması, TV programları için de geçerlidir. Bu durumda çarpıcı bir örnek çocukların ilgisini çekebilecek Kürtçe çizgi filmlerin yayınlanmasına müsaade edilmemesidir. Maalesef gerçekleştirilen reformlar mevcut durumda Kürtlerin talep ve ihtiyaçlarına cevap verebilmekten halen uzaktır.”



Baydemir, bu görüşleri dile getirerek, AB için yapılan reformları yetersiz bulduğunu açıkladı.



‘TÜRKİYE ATEŞKESİ İYİ DEĞERLENDİREMEDİ’



Raporun, ‘Çatışma ve barış arasında müzakerelere giderken’ başlıklı bölümünde, “Haziran 2004’te Kürt muhalefeti kendilerine yönelik askeri imha operasyonlarının tek taraflı ateşkese rağmen devam ettirildiğini ve devletin Kürt sorununa demokratik bir çözüm perspektifi geliştiremediğini belirterek ateşkese son vermiştir. Maalesef 1999- 2004 dönemindeki fiili barış ve çatışmasızlık ortamı iyi değerlendirilememiş, devlet otoriteleri Kürt muhalefetini tamamen silahsızlandıracak ve onları yasal siyasetin içine dahil edebilecek bir politika geliştirememiştir” denildi.



Başbakan Erdoğan’ın 12 Ağustos’ta Diyarbakır’da yaptığı açıklamalara da işaret edilen raporda, bu açıklamalar karşısında terör örgütü PKK’nın bir aylık eylemsizlik kararı aldığı belirtilerek şöyle denildi:



“Kürt hareketinin ‘Bir aylık eylemsizlik’ kararı alması, sorunlarımızın demokratik bir çerçevede tartışılması ve toplumsal barışın tesis edilmesi için yeterli olmasa da önemli bir adım oldu.





Devletin, Kürt sorununun çözümü için yapacağı demokratik açılımlar bu geçici eylemsizlik sürecini kalıcılaştırıp bir barış için gerekli koşulları oluşturabilir. Daha çok demokrasi, daha çok reform çerçevesinde gerekli açılımların yapılmaması halinde, bölgede yeni bir çatışma ortamının yükseleceği maalesef büyük bir ihtimaldir.”



BAYDEMİR'İN ÖNERİLERİ Baydemir, raporunda Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmeye dönük somut tespitlerini ise şöyle sıraladı:


1- Başta Anayasa olmak üzere, tüm hukuksal ve idari mevzuatın kültürel ve siyasal farklılıkları yok sayan yasaklayıcı hükümlerden arındırılması gerekir.


2- Toplumsal barış ve kalıcı siyasal istikrarın tesisi ve kalıcılaştırılması için politik nedenlerle gerek yurt dışında, gerekse dağda bulunan tüm yurttaşların geri dönüp, demokratik yaşama katılmaları için hukuksal düzenleme yapılması özellikle önemlidir.


3- Kürtçe dilinin eğitim müfredatına alınması.


4- Köy koruculuğuna son verilmesi, korucuların topluma kazandırılması.


5- Cezaevlerinde insani yaşam standartlarının sağlanması ve insan onuruna uygun olmayan tecrit ve yalıtım uygulamalarının terk edilmesi, toplumsal gerilimi azaltacak başka önemli bir adım olacaktır.


6- Seçim barajının düşürülmesi


7- AB’den alınacak fonların ‘pozitif ayrımcılık’ çerçevesinde bölgeye aktarılması gerekir.

http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~2@nvid~628687,00.as p
--------------------------------------------------------

dertli4u
09.09.05, 22:51
simdi kalkip küfür etsem ayip olur..hayatimda agzimdan küfür cikmadi.


en iyisi, cikip kahveye gideyim..birisine cay kahve falan ismarliyayim..benim yerime küfür etsin.:mad:

Erenda
09.09.05, 22:58
simdi kalkip küfür etsem ayip olur..hayatimda agzimdan küfür cikmadi.


en iyisi, cikip kahveye gideyim..birisine cay kahve falan ismarliyayim..benim yerime küfür etsin.:mad:

neden küfür ediceksinki,, eger yanlis oldugunu düsünüyorsan, buraya yaz,,

Detan
09.09.05, 23:16
Bu kendini bilmez asalik hadini fazlasi ile asmistir!
Soysuz Baydemir "üstü kapali" Türkiyeyi lütfen bölün diye ABye ricada bulunmus.
Gelsinler bakalim, hepsi gelsin! Gelcekleri varsa görecekleride var. Allahin izini ile bu hainlere Andoluyu dar edecez.

History is reapeating itself!

Gök Türk
09.09.05, 23:32
Istiklal mahkemelerini yeniden kurmalı!

dertli4u
09.09.05, 23:35
neden küfür ediceksinki,, eger yanlis oldugunu düsünüyorsan, buraya yaz,,

emredersin, erenda..hemen yazarim.

dertli4u
10.09.05, 00:11
user Erendanin istegi üzerine yorum yaziyorum..



Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, terör örgütü PKK’dan "Kürt muhalefeti" ve "Kürt Hareketi", dağdaki silahlı teröristten ise ‘Dağdaki Yurttaş’ olarak söz etti.



Türk Ceza Kanununa göre, suclu/zanli kisinin isledigi iddia edilen suc unsuru, tutuklanmayi gerektirecek ve iddianamede talep edilen cezasi 2 seneyi aşarsa, o şahsin, vatandaslik haklari kisitlanir. (31/33 ve 40 inci madde eklerine göre)

tutuklu bulunduğu veya kaçak/giyabi tutuklu bulundugu dönemde, oy kullanamaz, nikah yapamaz, işyeri açamaz.vs.vs.

ceza almasi durumunda, oy cezaevinde oy kullanabilir.(hücre cezasi haric)

ceza almasi durumunda, esi isterse, mahkemesiz olarak bosanabilir.

yani, dagdaki insan, suclu/zanli olduguinja göre, yurttaslik haklarini kullanamaz..

öyleyse, osman baydemir, devletin resmi belediye baskani olarak, dagdakini yurttas olarak niteleyemez.




Avrupa Parlamentosu'nun (AP) davetlisi olarak Brüksel ve Strasbourg’a giden Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in, AP Başkanı Joseph Borell’e verdiği iki bölümden oluşan 18 sayfalık raporu DHA ele geçirdi.



belediye baskanlari da, ayni devlet memurlari gibi, belli kanunlara bagli olmak mecburiyetindedir..yurt disina giderken yani görev yerini terkederken, yerine vekil birakmak mecburiyetindedir.

icisleri bakanligindan izin almak mecbuiriyetindedir.

TC. resmi makamlari haricindeki kurum ve kuruluslarla, direkt olarak isbirligi yapamaz, rapor veremez..cünkü, belediye baskani, TC. resmi makamlarina karsi sorumludur.yoksa EU ve AP organlarina karsi degil.





Devletin sosyo-ekonomik gelişime değil, güvenlik sağlamaya yönelik politikalarıyla bölgenin ekonomik hayatına sürekli müdahalelerde bulunduğu ileri sürülen raporda, şöyle devam edildi:


güvenlik olmadan sosyo-ekonomik gelisme nasil olacak.TC.Devletinin kurdugu okul, yaptigi fabrika ve kullandigi arac gereclerin yakildigi, yikildigi bir ortamda hangi sosyo-ekonomiden bahsediyor.

bankalara para tasima araclarinin ve trenlerin saldiriya ugradigi, vergilerin ödenmedigi ve hatta elektrik parasinin bile ödenmedigi bir ortamda hangi sosyo-ekonomiden bahsediyor.

örnekleri cogaltabilirim.




Türkiye siyasetine demokratik bir şekilde katılma kanallarının kapatıldığı ileri sürüldü.


bunu söylemek,ayiptir, terbiyesizliktir ve ahlaksizliktir.su anda isbasinda olan hükümette bile kürt asilli bakanlar varken.degisik partilerde kürt asilli milletvekilleri varken.....ö




bu doğrultuda silahlı güçlerini 1999 yılında Türkiye sınırlarının dışına çıkarmıştı.


1999 yilindan 2005 yili basina kadar, doguda olan olaylar ve öldürülen insan sayisindan haberi yok rolü oynamasin.tiyatro yetenegini baska yerde kullansin.





“Yasal değişiklikle müsaade edilen özel dil kursları Kürtçe dilinde eğitim öğretim konusunda sembolik olarak önemli bir adım olmakla birlikte, Kürtlerin kendi dillerini öğrenip geliştirebilmeleri için yeterli değildir.


halen kürtce konusan yasli ve genc insanlar, herhalde beyinlerine yerlestirilen bant yada chipslerle konusmuyor.

elli defa yazdik..türkiyede sadece kürtce lehcesi yok..diger lehceler de var.devlet hangi birini ögretecek.27 degisik etnik lehcenin herbiri icin ilk/orta/lise/üniversite mi acilacak.?

yoksa, Kürt asillilarin disindaki etnik guruplar insan degilmi?

*****************
BAYDEMİR'İN ÖNERİLERİ Baydemir, raporunda Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmeye dönük somut tespitlerini ise şöyle sıraladı:
*****************




1- Başta Anayasa olmak üzere, tüm hukuksal ve idari mevzuatın kültürel ve siyasal farklılıkları yok sayan yasaklayıcı hükümlerden arındırılması gerekir.


devletlerin ortak paydalari olur..hürriyet demek kargasa demek degildir.




2- Toplumsal barış ve kalıcı siyasal istikrarın tesisi ve kalıcılaştırılması için politik nedenlerle gerek yurt dışında, gerekse dağda bulunan tüm yurttaşların geri dönüp, demokratik yaşama katılmaları için hukuksal düzenleme yapılması özellikle önemlidir.


benmi dedim daga cikin diye.

öldürülen binlerce asker/polis/vatandasa karsi islenen suclari affetmeye ve affettirmeye kimsenin hakki yoktur.

ayrica, bu konuda da yalancilik ve sahtekarlik yapiliyor..kacdefa "eve dönüs yasasi" cikartildi..hatta, aponun imrali döneminde bile,l eve dönüs yasasi cikartildi..su anda istenen ney?

yillardir inmemis, teröre devam etmis, yarin indiginde ve af ile halkin arasina karistiginda, teröre ve adam öldürmeye devam etmiyeceginin garantisi mi var?



3- Kürtçe dilinin eğitim müfredatına alınması.


yukarda ve daha önce defalarca anlattik..T.C. sinirlari icinde sadece kürtler yasamiyor..27 degisik etnisite yasiyor..diger etnisiteleri ne yapacaksin?
eger sayica büyük olan grubun hakki daha gecerli ise. bu memlekette en büyük grup, türkce konusanlardir..öyleyse, konu hallolmustur..

vatandas türkce konus.




4- Köy koruculuğuna son verilmesi, korucuların topluma kazandırılması.


köy koruculugu, sadece terör ile ilgili degfil ki..eskiden de köy koruculugu vardi..benim cocuklugunda, bizim köyde pkk yoktu, hatta apo yoktu ama köy korucusu vardi..

meseleyi saptiriyor.

köy korucusu, köyü korur..köyü hirsiza, arsiza ve namussuza karsi korur.




5- Cezaevlerinde insani yaşam standartlarının sağlanması ve insan onuruna uygun olmayan tecrit ve yalıtım uygulamalarının terk edilmesi, toplumsal gerilimi azaltacak başka önemli bir adım olacaktır.


burada bahse konu olan, sadece abtullah öcalanin durumudur.

TC. cezaevlerinin simdilerde uyguladigi cezaevi sistemi, tamamen bati demokrasilerinde ki gibidir..hatta, bazilarindan daha üytündür.

benim teklifim, eger memnun degillerse, ayni almanyadaki gibi cezaevi sistemi kuralim ve tüm sikayet edenleri oraya koylaim.

görelim bakalim, ne oluyor.

arkadaslar, almanyada, ayda bir defa o da en yakin akrabayla görüsme izni var ve görüsme sirasinda mahkemen hakkinda konusamiyorsun..tüm konusmalar, en ufak sucta bile, basinda bir gardiyan varken yapiliyor.

kanki
10.09.05, 05:51
Soysuz Baydemir "üstü kapali" Türkiyeyi lütfen bölün diye ABye ricada bulunmus
------------
Aferin detan en kisa bicimde aciklamissin , gercekten senin dedigin gibi .Bakin olayin bu tarafini dusunen oldu mu ? Osman Baydemir kim ? bir belediye baskani ama adam disarida bir basbakan gibi itibar görüyor .Bu cümle cok seyi anlatiyor iste.Basbakanin Diyarbakir gezisini hatirlayin , Türkden fazla yabanci gazeteci izledi olayi .Sanki BASBAKAN tÜRKIYE icinde degilde yabanci ülkeye gidiyormus gibi bir hava vardi.

tralles
03.10.05, 02:14
Arkadaslar, affiniza siginarak bu eski konuyu yine gündeme getirmek istedim.

Simdi burada DEHAPli bir Apocu'nun IHD genel baskan yardimcisiyla evlendigini okuduk, cemberin kapandigina tanik olduk.

Yas ilerledikce insan da isimleri aklinda tuttukca, bariz sekilde daha cok cemberlerin kapandigini görüyor, buyrun az önce rastladigim bir cember daha:

Eren Keskin'i bileniniz vardir. Cok makyajli IHD avukati hanim. Yillarca IHD Istanbul subesi baskanligini yürütmüs, bilhassa yabanci basina da PKK konusunda özellikle Türkiye karsiti demecler verirdi. Bu yüzden hatta 2003'te bir yilligina meslekten men edilmisti. (googelt einfach mal nach eren keskin)
Simdi okudum ki bu zatin eski kocasi Ahmet Zeki Okcuoglu imis. Okcuoglu'da Öcalanin eski avukati, bir baska Kürdistan kurma niyetinde kisi! Simdi Almanyada yasiyormus! Bu satirlari okuyorsa kendisine selamlarimi sunuyorum :motz: (googelt einfach nach a.z. okcuoglu)

Yani arkadaslar, bu PKKli ya da dolayli PKKli ya da PKK sempatizanlarinin bir sekilde daima cember olusturdugunu, bir grup oldugunu her gecen gün daha iyi anliyoruz....

kanki
31.03.06, 16:48
Yeni Apo, Osman Baydemir






[/URL]

[URL="http://www.sabah.com.tr/altayli.html#"] (http://www.sabah.com.tr/altayli.html#)
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir terör örgütü PKK'nın yeni "tahrik sürecine" önderlik ediyor.
Örgütün niyeti belli. 1992 ve 1993'teki pozisyonuna geri dönmek. Bu arada yeni bir açılımla "siyasileşmek" istiyorlar.
PKK askeri kanat, Demokratik Toplum Partisi ise siyasi kanat olacak.
Aradaki bağlantı artık reddedilmiyor, tam aksine gözlere sokuluyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt'ın çok önceden söylediği gibi, "çoluk çocukla" bir tür "intifada" havası yaratılıyor ve "militan siviller" kullanılarak güvenlik güçlerinin eli kolu bağlanmak isteniyor.
1992-93 döneminden farklı olarak bu kez "halk desteği" pek az. Ancak "lümpen gençlik" harekete geçirilebiliyor. Bunlara karşı devletin ölçüsüz tepki göstermesi körüklenerek ortaya çıkacak vahim sonuçlarla "halkın" desteğinin kazanılması amaçlanıyor.
Bu sürecin lideri ise açık bir şekilde "Osman Baydemir."
Terör örgütü lideri Abdullah Öcalan "lafta" hâlâ lider ama artık ipler Osman Baydemir'in elinde.
Hareketi o kontrol ediyor, o yönlendiriyor.
"Terörist kitleyi" de elinde tutabilmek için Türkiye Cumhuriyeti'ne açıkça meydan okuyor.
Leyla Zana gibi terör örgütü açısından simgesel isimleri bile tasfiye edecek güce sahip.
Baydemir artık Öcalan'dan bile güçlü.
Sabah
Fatih ALTAYLI
--------------

Manastirli Hamdi
31.03.06, 17:06
PKK'nin Kani Yilmaz'i öldürmesinin nedeni BAYDEMIR'in önünü AB icin acmakti, öldürülen ve AB ile arasi iyi olan Kani Yilmaz, BAYDEMIR icin engeldi. Zaten BAYDEMIR, ABD'den de vizesini aldi, oraya elini kolunu sallayarak gitti ve döndü. DÜSMAN BELLI, HEDEF BELLI. TEK SORUN SU: DEVLET VE MILLET NE YAPMALI. YEGANE SORUN BU: ONA GÖRE BIZ TÜRKLER NE YAPMALIYIZ, PKK VE BAYDEMIR SORUNU'NU CÖZMEK ICIN?

Manastirli Hamdi
31.03.06, 17:46
Zor Dostum Zor ..AKP de Ancak Laf var Laf..


Onlar gitsin ve basörtüsü konusu mastürbasyonu yapsin, onlarin ampülleri coktan söndü.

Ama bu sönen ampülden daha güclü isik sacan kitlesellesmis ve partilesmis ulusalci bir hareket gerek.

kanki
06.04.06, 01:17
atv'de yayınlanan Siyaset Meydanı'na katılan Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir köşeye sıkıştı.
'PKK silah bıraksın' diyemedi
Gazeteci ve yazarların konuk olduğu programa çıkan Baydemir, Ali Kırca'nın "Şiddet nasıl önlenir" sorusuna yanıt verirken "Güneydoğu'da kesinlikle şiddetsiz bir çözüm bulunmalıdır. Türkiye Avrupa Birliği'ne girme aşamasında demokratik çözüm bulmalıdır" şeklinde konuştu.

Bu yanıtın üzerine Ali Kırca, Baydemir'e "Silahı PKK bırakmalıdır diyebiliyor musunuz?" şeklinde yeni bir soru yöneltti.
Ancak Baydemir, bin dereden su getirerek "PKK silah bırakmalıdır" sözlerini ağzına almadı..
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=10449
-------------------
Bu adamin acik sacik bir pkk li oldugunu sagir sultan bile duydu , devlet neden gerekli adimlari atmiyor ?

TSfalcon
06.04.06, 01:34
siyaset meydanina katiliyor:aferin: gücsüz türkiye rezil oluyor:kafa:

deryatulga
06.04.06, 02:45
siyaset meydanina katiliyor:aferin: gücsüz türkiye rezil oluyor:kafa:

Katilsin ki bazi kör veya sagirlara "Bilmiyorduk" bahanesi kalmasin.

ibnisina
06.04.06, 16:16
Oradaki biride osman baydemirin bu sözleri demek istedigini ama Pkk baskisi,Pkk dan kendisine zarar gelebilecegi endisesi yüzünden diyemedigini savundu.YOK YA,daha neler!

Olaylar cikmadan önce askeri operasyonlarinin sayisi artmismis,siddetin her türlüsüne karsiymismis,Özal zamaninda özerk bir federasyon gündeme gelmismis,verilen sözler tutulmamismis.

Tipik bir PKK li.

yanlizkurt
06.04.06, 17:12
baydemir pkknin kuklasi... ve bu ilk ve son sözü degildi... ne yazikii auvrupa haklari onun bunu haklari deyip... kendi benlimizden ödüc veriyoruz... niye bu adami almiyorlar filan diyosunuz bütün gazterler telvizyonlar... ufkumuz genis tutmaya davet ediyor... yok bizi kiskitmaya calisiyorlar... sakin bizde eyleme gecmeyelim dalgasindalar... bu gidisle cok sey yutacagiz...

dünü ve yarini olmayan bir soruya cevap aryioruz...

TSfalcon
06.04.06, 17:18
avrupanin ve amerikanin,icad edebildigi insanlar bunlardir(baydemir-zana-apo).
bunlarin arkasinda devamli avrupa ve abd olacak.acaba neden?

ottoman1299
06.04.06, 17:30
Ben olsam ben de söylemezdim. Delimiyim? söyleyip de kenidmi PKK'ya kurban ettireyim. Söylemem, PKK'dan destegimi alirim. Devlet nasil olsa beni asmaz, en kötü ihtimal Imraliya gönderir.

Serfsiz, haysiyetsiz, korkak, hain!!! Cocuklarin arkasina saklanan, cani bes para etmez kisiler!

Telli Baba
06.04.06, 23:31
Avrupa Birliği: Baydemir ve DTP, PKK'yı kınamalı
Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Parlamentosu'nda Güneydoğu Anadolu'daki gelişmelerle ilgili bugün yapılan oturumda, PKK'nın terör eylemlerini kınarken, Türkiye'ye de olayları yatıştırırken aşırı güç kullanmaması çağrısında bulundu.
AB Komisyonu'nun sağlık konularından sorumlu temsilcisi Markos Kipriyanu, ''PKK terör örgütüdür ve AB'nin terör örgütleri listesindedir'' dedi.
''Terörün hiçbir bir biçimde haklı çıkarılamayacağını'' belirten Kipriyanu, ''bölücü terör örgütünün, Güneydoğu Anadolu'da yaptığı tahriklerle durumun gerginleşmesine neden olduğunu'' ifade etti.
Güneydoğu Anadolu halkının şiddet istemediğini, barış ve refah istediğini kaydeden AB Komisyonu temsilcisi, Türk hükümetinin de bu bölgenin sosyal, ekonomik, kültürel açıdan diğer bölgeler gibi kalkınmasına önem vermesi gerektiğini savundu.
AP genel kurul oturumunda AB'nin Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Olli Rehn'in yerine konuşan Kiyriyanu, ''Güneydoğu Anadolu'da köy koruyuculuğu sisteminin kaldırılması ve terör yüzünden köylerinden göçenlerin tekrar evlerine dönmelerinin sağlanması gerektiğini'' söyledi.
Türkiye'deki gelişmeleri yakından izlediklerini ve bu konunun AB üyeliği sürecindeki izleme toplantılarında gündeme geleceğini kaydeden Kipriyanu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağustos ayında Güneydoğu konusunda yaptığı konuşmada gündeme getirdiği konuların hayata geçirilmesini beklediklerini kaydetti.
Türkiye'den son çıkan olaylarla ilgili kapsamlı soruşturma yapmasını beklediklerini belirten AB temsilcisi, Türk güvenlik güçlerinin de olayları yatıştırırken, ''aşırı güç kullanmamaya özen göstermelerini'' beklediklerini sözlerine ekledi.

BAYDEMİR ŞİDDETİ DIŞLASIN

AP'nin Türkiye raportörü Hollandalı muhafazakar parlamenter Camile Eurlings ise yaptığı konuşmada, ''PKK terörünün kesinlikle haklı çıkarılamayacağını'' söyledi.
Eurlings, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve DTP yöneticilerinin de PKK terörünü dışlaması ve kınamaları gerektiğini söyledi.
Sosyalist Grup adına konuşan Türk asıllı Hollandalı parlamenter Emine Bozkurt de konuşmasında, Türkiye'nin AB üyeliğinin Güneydoğu halkının da çıkarına olduğunu belirtti ve ''Türkiye'nin AB üyeliği sürecine sabotaj yakmak isteyenlerin tahriklerine gelinmemeli'' dedi.
Yeşil Grup adına konuşan Türk asıllı Alman parlamenter Cem Özdemir ise dün komünist ve radikal sol partili parlamenterler tarafından kaleme alınan mektubun bütün gerçekleri anlatmadığı gerekçesiyle bunu üstü kapalı eleştirdi.
Türk yetkililerin aşırı güç kullanımını kınadıklarını belirten Özdemir, bununla birlikte terör örgütünün şiddeti tırmandırma girişimlerini de kınadıkların söyledi.
Özdemir, Türk hükümetine aşırı güç kullanılmaması çağrısında bulunulurken, terör örgütü PKK'dan da şiddet eylemlerine son vermesinin talep edilmesi gerektiğini söyledi. Özdemir, terör örgütü PKK'yı geçmişten ders almamak ve soğuk savaş dönemi taktikleriyle hareket etmekle suçladı.
Komünist grup adına konuşan terör örgütü yanlısı Alman parlamenter Feleknaz Buca ise Güneydoğu Anadolu'daki olaylarla ilgili olarak sadece Türk yetkilileri suçladı.
AP genel kurulundaki tartışmaya, AP'li parlamenterlerin çok fazla ilgi göstermediği de dikkati çekti.

Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/06/son/sondun34.asp)

ottoman1299
06.04.06, 23:42
Avrupa Birliği: Baydemir ve DTP, PKK'yı kınamalı
Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Parlamentosu'nda Güneydoğu Anadolu'daki gelişmelerle ilgili bugün yapılan oturumda, PKK'nın terör eylemlerini kınarken, Türkiye'ye de olayları yatıştırırken aşırı güç kullanmaması çağrısında bulundu.
AB Komisyonu'nun sağlık konularından sorumlu temsilcisi Markos Kipriyanu, ''PKK terör örgütüdür ve AB'nin terör örgütleri listesindedir'' dedi.
''Terörün hiçbir bir biçimde haklı çıkarılamayacağını'' belirten Kipriyanu, ''bölücü terör örgütünün, Güneydoğu Anadolu'da yaptığı tahriklerle durumun gerginleşmesine neden olduğunu'' ifade etti.
Güneydoğu Anadolu halkının şiddet istemediğini, barış ve refah istediğini kaydeden AB Komisyonu temsilcisi, Türk hükümetinin de bu bölgenin sosyal, ekonomik, kültürel açıdan diğer bölgeler gibi kalkınmasına önem vermesi gerektiğini savundu.
AP genel kurul oturumunda AB'nin Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Olli Rehn'in yerine konuşan Kiyriyanu, ''Güneydoğu Anadolu'da köy koruyuculuğu sisteminin kaldırılması ve terör yüzünden köylerinden göçenlerin tekrar evlerine dönmelerinin sağlanması gerektiğini'' söyledi.
Türkiye'deki gelişmeleri yakından izlediklerini ve bu konunun AB üyeliği sürecindeki izleme toplantılarında gündeme geleceğini kaydeden Kipriyanu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ağustos ayında Güneydoğu konusunda yaptığı konuşmada gündeme getirdiği konuların hayata geçirilmesini beklediklerini kaydetti.
Türkiye'den son çıkan olaylarla ilgili kapsamlı soruşturma yapmasını beklediklerini belirten AB temsilcisi, Türk güvenlik güçlerinin de olayları yatıştırırken, ''aşırı güç kullanmamaya özen göstermelerini'' beklediklerini sözlerine ekledi.

BAYDEMİR ŞİDDETİ DIŞLASIN

AP'nin Türkiye raportörü Hollandalı muhafazakar parlamenter Camile Eurlings ise yaptığı konuşmada, ''PKK terörünün kesinlikle haklı çıkarılamayacağını'' söyledi.
Eurlings, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir ve DTP yöneticilerinin de PKK terörünü dışlaması ve kınamaları gerektiğini söyledi.
Sosyalist Grup adına konuşan Türk asıllı Hollandalı parlamenter Emine Bozkurt de konuşmasında, Türkiye'nin AB üyeliğinin Güneydoğu halkının da çıkarına olduğunu belirtti ve ''Türkiye'nin AB üyeliği sürecine sabotaj yakmak isteyenlerin tahriklerine gelinmemeli'' dedi.
Yeşil Grup adına konuşan Türk asıllı Alman parlamenter Cem Özdemir ise dün komünist ve radikal sol partili parlamenterler tarafından kaleme alınan mektubun bütün gerçekleri anlatmadığı gerekçesiyle bunu üstü kapalı eleştirdi.
Türk yetkililerin aşırı güç kullanımını kınadıklarını belirten Özdemir, bununla birlikte terör örgütünün şiddeti tırmandırma girişimlerini de kınadıkların söyledi.
Özdemir, Türk hükümetine aşırı güç kullanılmaması çağrısında bulunulurken, terör örgütü PKK'dan da şiddet eylemlerine son vermesinin talep edilmesi gerektiğini söyledi. Özdemir, terör örgütü PKK'yı geçmişten ders almamak ve soğuk savaş dönemi taktikleriyle hareket etmekle suçladı.
Komünist grup adına konuşan terör örgütü yanlısı Alman parlamenter Feleknaz Buca ise Güneydoğu Anadolu'daki olaylarla ilgili olarak sadece Türk yetkilileri suçladı.
AP genel kurulundaki tartışmaya, AP'li parlamenterlerin çok fazla ilgi göstermediği de dikkati çekti.

Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/06/son/sondun34.asp)


Baydemir'in Siddeti kinanmasi istenmis. PKK'yi degil.

merak ettigim, DTP PKK'yi dislamazsa AB o zaman ne yapacakmis?
bos laf'lar sallamasinlar, olacaklardan bahsetsinler. Baydemir PKK'ya karsi konusma yaptigi vakit, mezarini kazmasi lazim. bunu ben düsünebiliyorum da AP bilmiyor mu?

Telli Baba
06.04.06, 23:45
Osman Baydemir: 'Kürt liderini lanetlememiz beklenmesin'
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/06/son/resim/sonsiy06.jpg

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, 'Türk kamuoyunun anlamadığı ve anlamak istemediği şey şu: Kürt siyasetçisinden ve aydınından, örgütü ve liderini lanetlemeyi beklemek gerçekçi değil. Bölgenin gerekleri, gerçekleri nedeniyle, bu mümkün de değil' dedi

Doğan Ertuğrul / Tempo Dergisi

BBC’nin skandal gafıyla ‘bölgesel başkent’ Diyarbakır, birkaç yıllık aradan sonra, artık kimsenin hatırlamak istemediği o çatışma günlerine geri döndü. Neyse ki bu kez güvenlik güçleri, Hizbullah ve PKK militanları arasında silahlı çatışma yaşanmadı, olaylar sadece sokak gösterileriydi ama yine de 7 kişi öldü. Günlerdir televizyon ekranlarından izlediğimiz sokak gösterilerinde -siyasetçilerimizin çok sevdiği o dille- ‘infiale kapılan bölge halkı’, 14 PKK militanının cenazesine katılmayan Diyarbakırlıların işyerleri ve araçlarını tahrip etti. İddialara göre göstericileri sakinleştirmeye çalışan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, kalabalığa söz geçiremedi. Göstericiler, Başkan Baydemir’e, “Önce git işkence altındaki arkadaşlarımız için polisle pazarlık et'' diyerek protesto etti, sonra da güvenlik güçlerince tartaklandı.
Diyarbakır’da neler olduğu, neden olduğu hâlâ tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. Ama belki de en ciddiye alınması gereken değerlendirmeye göre; olayların nedeni, örgütün dağ kadrosunun son nevruzdan başlamak üzere yeterli duyarlığı göstermeyen ve eylemlere katılmayan halkı yeniden aktif hale getirmek ve bu arada bölgede etkinliği giderek artan Kürt siyasetçilere de haddinizi bilin mesajı vermekti. Anlaşılan mesaj alındı. Halk sokaklara döküldü, legal siyasetçiler azarlandı ve küçük bir intifada provası yapıldı. Tüm olanları ve yapılan yorumları hedefteki siyasetçi, -samimiyetine inanırsanız- ‘sırat köprüsündeki siyasetçi’ Osman Baydemir’le konuştuk.

Son yaşanan olaylar da dikkate alındığında, kendinizi arada kalmış hissediyor musunuz?

Benim arada kalıp kalmamam önemli değil. Arada kalmış olan, bana kalırsa Türk ve Kürt halkı. Eğer doğru hareket etmezsek, bu sırat köprüsü ve arada kalma meselesi daha büyük sorunlar doğuracak. Ben de buna engel olmaya çalışıyorum.

“Ben Kürt siyasetçisiyim''

- Bir Kürt siyasetçisi olarak, Kürt sorununda ve Türkiye siyasetinde kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?

Ben Türkiye siyasetinin en önemli meselesi olan Kürt sorununda, şiddeti kesinlikle reddeden, barışçı, demokratik çözüm arayan, buna inanan bir Kürt siyasetçisiyim. Bu halkın desteğiyle seçildim ve her durumda halkımın yanındayım. Son olaylarda da bunu gördük ki; Türkiye siyasetinde barışı istemeyen, barış taleplerini reddeden ve şiddeti çözüm olarak gören toplumsal ve siyasal odaklar var. Gösteriye katılan 7-11 yaşında çocukların ölmesi bunu gösteriyor.

- Türkiye’de, Kürt sorununun çözümü için sadece şiddet öneren ve bu şiddetten beslenen toplumsal ve siyasal odaklar olduğu kanaati; yalnız Kürtler değil, Türk kamuoyu tarafından da paylaşılıyor. Ancak Kürt aydınları ve siyasetçileri de şiddeti beslemiyor ve teşvik etmiyor mu?

Sorunlar sadece ak ya da kara olsaydı, çözümü kolay olurdu. Ama öyle değil ve çözüm için daha fazla çaba sarf etmemiz gerekiyor. Ben iki tutum için de söylüyorum; bu halkların beraber yaşamasını istiyorsak, şiddeti kesinlikle reddetmemiz gerekiyor.

- İki tutum derken, devletten ve Kürt siyasetçilerle ‘Kürt silahlı muhalefetinden’ mi söz ediyorsunuz?

Evet... Ama Kürt muhalefetinde şiddeti doğuran şeylere dikkat etmemiz ve neden diye sormamız gerekiyor. Yaptığım açıklamadan bir cümle alındı ve ben linç edilmek istendim.

“İsteniyorsa, bedel öderim''

- Diyarbakır sokaklarında, “Son olaylarda Osman Baydemir göstericileri kontrol etmekte zorlandı. Hatta kontrol edemedi, birçok yerde tepki gördü. Çünkü ‘Dağ Kadrosu’ bu olaylarla siyasetçiye ve Baydemir’e, ‘bize tabisiniz’ mesajı vermek istedi'' deniyor.

Sorun kişisel bir sorun değil. Eğer Osman Baydemir’in bir bedel ödemesi gerekiyorsa, bu bedeli ödemeye hazırım. Ama bu sorunu çözmez.

- ‘Kürt muhalefeti’ sizden böyle bir bedel mi istiyor?

Olaylar sırasında, daha önce hiç görmediğim bir tablo gördüm. Tüm il ve ilçe başkanlarıyla olayları görüştüm ve olayların devam etmemesi için halka hitap etmek üzere gösterilerin yapıldığı yerlere gittim. Ama önce güvenlik barikatıyla, sonra gösterici barikatıyla karşılaştım. Güvenlik barikatında tartaklandım, çevreden tehdit edenler oldu; gösterici barikatına geldiğim zaman da başka bir tepki gördüm. Endişem şu; Türk ve Kürt halkları bir arada yaşama imkânını kaybedebilir, şimdiye kadar hiç olmayan halklar arasında düşmanlıklar doğabilir. Bu nedenle iki taraf da siyasetini gözden geçirmek zorunda.

- Kürt siyasetçiler konuşurken, “Burada bir toplumsal infial var, öfke var ve bunun nedeni devletin kendisidir'' mesajı veriyorlar. Bu yorum, olayların ardında örgüt kararı ve stratejisi olduğunu görmezden gelmiyor mu?

Şimdi bakın; olaylara karışanların çoğu 1990’lı yıllarda doğmuş gençler. Bu insanlar büyük ihmaller ve hukuksuzluklar yaşadı. Bunları söylerken, “Hayır bu gençlere kimsenin yönlendirmesi olmamıştır'' iddiasında değilim. Olmuş olabilir. Ben bu insanlarla yaklaşık 40 dakika konuştum. Oradaki manzara gerçekten bambaşka bir manzaraydı. O manzarayı şu ya da bu tarafın sorumluluğuna yüklemiyorum, iki taraf olarak da ektiğimizi biçiyoruz.

- Türkiye kamuoyunda, “Örgüt ne isterse Kürt siyasetçiler onu söyler'' şeklinde bir inanış var. Sizce bu inanışın kırılması gerekmiyor mu?

Halk farklı görebilir ama benim ve benim gibi düşünen Kürt siyasetçilerin görüşü şudur: Haklı taleplerimiz olabilir ama 14 kişinin cenazesi dahil hiçbir olayda haklı talepleri dile getirmek için araçları, işyerlerini tahrip etmek, yakmak tasvip edilemez.

“Kürt liderini lanetlememiz beklenmesin''

- Bu açıklamalar Kürt siyasetçilerle, dağ kadrosunun farklı politik tercihleri olduğu ve bu tercihlerin çatıştığı anlamına mı geliyor?

Türk kamuoyunun anlamadığı ve anlamak istemediği şey şu: Kürt siyasetçisinden ve aydınından, örgütü ve liderini lanetlemeyi beklemek gerçekçi değil. Bölgenin gerekleri, gerçekleri nedeniyle, bu mümkün de değil. Pratik olarak bir sonuç da doğurmaz. Nedeni şu: Suçu ne olursa olsun, silahlı insanlar, buraya başka bir yerden, uzaydan gelmediler. Umarım bu doğru anlaşılır; gelen 14 cenazeden birkaçı partide görev almış ve halen görev alan insanların yakınları, akrabalarıydı. Durum böyle olunca, sorunun çözümünde öncelik lanet okumak değil.

- Tüm dünyada, PKK’ya benzer örgütlerde siyasi kanat, silahlı kanadı kontrol ediyor. Kürt muhalefetinde ise silahlı militanlar Kürt siyasetçileri rehin almış gibi bir görüntü yok mu?

Görüntü böyle olabilir. Ancak şuna dikkat etmemiz gerekir; otoriter yönetimlerde asker, siyaset üzerinde zaten hep baskındır, kontrolü elinde tutmak ister. Devletlerde de bu böyle değil mi? Bu bölgesel şartlarda ortaya çıkan yapılanmalarda da aynı şey var. Bu sorunun çözülmesi için öncelikle Kürt sorununun barışçı bir siyasi çözüme kavuşması gerekiyor. Legal muhalefet daha etkin konuşturulursa, silahlı muhalefetin siyasetçi üzerinde nüfuzu kalmaz. Sivilleşme paralel yürür. “Kürt siyasetçisi sivilleşsin'' deyip sonra da “Bizim gücümüz Genelkurmay’a yetmiyor'' demek adilane değil.

“Altı yıllık barış ortamını değerlendiremedik''

- AB sürecinde, Kürt meselesi başta olmak üzere önemli adımlar atılırken ve Türk kamuoyu soruna daha demokratik yaklaşmaya başlamışken; Kürt aydınları ve siyasetçilerinin yeni döneme ilişkin daha barışçı ve yapıcı bir dil yerine, milliyetçi bir dil kullandıklarını düşünmüyor musunuz?

Ben Kürt siyasetinin son altı yılda oluşan barış ortamını değerlendiremediğini kabul ederim. Kürt silahlı muhalefeti altı yıl önce eylemsizlik kararıyla bize bu imkânı vermişti. Bence Türk siyaseti de değerlendiremedi ve şimdi yeniden iki tarafın da silahlı otoritelerinin inisiyatif aldığı bir döneme girmek üzereyiz. Buna engel olmak lazım. Kürt halkının, Türkiye kamuoyuna hitap edebilecek bir aydın zümresi ve iletişim kanalı da yok. Böyle bir dezavantaj var. Son yıllarda Kürtlerin duygu dünyasında Türklere karşı milliyetçi ve beraber yaşamayı imkânsız kılan bir ayrışma yaşandığı doğrudur. Osmanlı’nın son döneminden bu yana Türk yönetimlerinin, hükümetlerinin başarısızlıkları, Türkler arasında ‘yapamadılar’ olarak yorumlanır; ama bir süredir Kürtler arasında “Kasıtlı olarak yapmadılar'' şeklinde yorumlanıyor. Çünkü büyük bir güvensizlik var. Bu güvensizlik, Kürt ve Türk halkları arasında artık beraber yaşayamayız duygusuna dönüşürse; bu, çok tehlikeli. Kürtlerin bir süredir artık beraber, bir arada yaşayamayız duygusuna kapıldıklarını görmek lazım. Bu nedenle söylenenden farklı adımlar atmamak gerekiyor. Bunu her iki taraf için de söylüyorum. Önce ‘demokratik cumhuriyet’ diyeceksin, sonra da şiddeti destekleyeceksin. Demokratik cumhuriyette silah olmaz.

- Türk toplumunda düşmanlığın ve milliyetçiğin artışında, Kürt siyasetçisinin barış için Öcalan dayatmasının etkisi yok mu? Siz bu söylemin, ‘ulusal bağımsızlık mücadelesinin’ dili ve söylemi olduğunu düşünmüyor musunuz?

Bu, ak ve kara meselesi değildir. Siyaset kurumu açısından söylüyorum; eğer siz sempati duyanlarla antipati duyanları karşı karşıya getirirseniz; sadece aşırı uçlar yükselir ve çatışma elde edersiniz. Her iki siyasetin de çözüme yönelik ortak paydaları dikkate alması gerekir. Örneğin bir taraf, “Öcalan hemen serbest bırakılsın'' tezinden vazgeçsin; Türk kamuoyu da tecrit uygulamasından vazgeçsin. Çatışmalar olmasa, ölümler olmasa, çözümün geleceğine dair bir inanç oluşursa, Kürt tarafında da “Bunlar bizi tanımayacaklar, hiçbir hakkımızı vermeyecekler'' duygusu yenilirse, çatışma olmaz ve milliyetçilikler yükselmez. Bu engellenmezse, masum insanlar ölür. Ve bu ölümler halkta patlamaya neden olabilir.

- Masum insanlar ölmesin ve her masum insanın acısını paylaşalım; ama Türk kamuoyundan bu silahlı militanları, masum insanlar gibi görmesini nasıl beklersiniz?

Hayır, ben “Türk halkı silahlı eylemcileri masum insanlar olarak görsün'' demiyorum. Ama “Son altı yıldır yaşanan çatışmasız ortamda gerekli adımlar atılmadı'' diyorum. “Bir fırsat kaçırıldı, bu fırsatı tamamen kaybetmeyelim'' diyorum. Şu an bakın Kürt siyasetçisi legal zeminde bile gerektiği gibi muhatap alınmıyor. DTP Başkanı, Sayın Başbakan’dan ya da İçişleri Bakanı’ndan randevu alamıyor. Bu durumda legal siyasetin gücü zayıflıyor. Bakın “sözlerimiz etkili oluyor'' diyemediğimiz için başka aktörler ön plana çıkıyor. Çatışma ortamında milliyetçilikler yükselir. Trabzon’a, Tokat’a, Erzurum’a, Mersin’e her cenaze gidişinde buradaki milliyetçi dalga yükselir, tıpkı buradaki eylemcilerin ölümünün Kürtler arasında milliyetçiliği yükselttiği gibi.

Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/06/son/sonsiy06.asp)

Telli Baba
06.04.06, 23:49
Baydemir'in Siddeti kinanmasi istenmis. PKK'yi degil.

Yanlış.


merak ettigim, DTP PKK'yi dislamazsa AB o zaman ne yapacakmis? bos laf'lar sallamasinlar, olacaklardan bahsetsinler. Baydemir PKK'ya karsi konusma yaptigi vakit, mezarini kazmasi lazim. bunu ben düsünebiliyorum da AP bilmiyor mu?

İstersen bir e-posta yaz AP'ye!

ottoman1299
06.04.06, 23:54
Yanlış.



İstersen bir e-posta yaz AP'ye!

Telli Baba, o kadar istiyorum ki yanlis olmami, bilemzsin!

TSfalcon
07.04.06, 01:45
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/06/son/resim/sonsiy06.jpg
resime bak resime:motz: o adamin askerlerin arasinda ne isi var?kovun gitsin.
baydemir,her iki tarafida eline gecirecek nerdeyse.hadi pkk'yi eline gecirdi,sira geldi bize.

cem0203
07.04.06, 01:54
Darf ich ehrlich sein ?
Bei solchen Menschen wünsche ich mir wieder die Todesstrafe in der Türkei, dass auch den Terroristen usw. die Kiffer schlottern und drei mal denken befor sie etwas machen oder sagen.


Die AMis haben die besten Gesetzte auf der Erde!

Wen du jemanden das Leben nimmst!! Wird dafür aucg dein leben genommen!!

AB in den gaskammer!!Wir brauchen das Gleiche gesetzbuch wie die Amis!!

ZUm teufel mit den Europäischen Gesetzten!!

In Deutschland kommt man wegen raubkopie aus dem Internet ins gefängnis!!Aber bei Kindesmissbrauch nur auf bewährung!!!

Sowas sind die gesetze Europas!!

Und da´n reden die heldenhaft von Menschenrechten!

In Deutschland haben Kinder Überhaubt keine rechte!!

bkalnoky
07.04.06, 01:57
Die AMis haben die besten Gesetzte auf der Erde!

Wen du jemanden das Leben nimmst!! Wird dafür aucg dein leben genommen!!

AB in den gaskammer!!Wir brauchen das Gleiche gesetzbuch wie die Amis!!

ZUm teufel mit den Europäischen Gesetzten!!

In Deutschland kommt man wegen raubkopie aus dem Internet ins gefängnis!!Aber bei Kindesmissbrauch nur auf bewährung!!!

Sowas sind die gesetze Europas!!

Und da´n reden die heldenhaft von Menschenrechten!

In Deutschland haben Kinder Überhaubt keine rechte!!

Ich bin kein Spezialist, aber Gaskammer? Liegt da nicht eine Verwechslung mit Nazideutschland vor? Vielleicht eher Giftspritze oder elektrischer Stuhl?

Orkut
07.04.06, 02:03
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/06/son/resim/sonsiy06.jpg
resime bak resime:motz: o adamin askerlerin arasinda ne isi var?kovun gitsin.
baydemir,her iki tarafida eline gecirecek nerdeyse.hadi pkk'yi eline gecirdi,sira geldi bize.

guck dir mal die Blicke von den Soldaten an...du merkst richtig das sie ihn verachten was auch gut so ist.

cem0203
07.04.06, 02:09
Ich bin kein Spezialist, aber Gaskammer? Liegt da nicht eine Verwechslung mit Nazideutschland vor? Vielleicht eher Giftspritze oder elektrischer Stuhl?


Die hatten vor ca.7-8 jahren 2 deutsche in Gaskammer gesteckt!!also je nach Auswahl:)

Aber elektrische stuhl weiss ich nicht!!meistens immer mit Giftspritze!

bkalnoky
07.04.06, 02:21
Ach so. Ich bin in diesen Dingen vielleicht zu christlich geprägt: Du sollst nicht töten. Bin also gegen jegliche Todesstrafe.

Ich kann deren Sinn nur dort erblicken wo dadurch Leben gerettet werden -- eigentlich ausschließlich bei Mordfällen in Kulturen, wo das Gesetz der Blutrache gilt. Den Mörder zu töten schützt seine Familie vor der Rache der Familie des Opfers.

oky

TSfalcon
07.04.06, 02:21
bei kinder vergewaldigung,bin ich für giftspritze nicht bewährung oder so ein sch**.
amerikanische gesetze ist super.

Telli Baba
07.04.06, 02:22
Ach so. Ich bin in diesen Dingen vielleicht zu christlich geprägt: Du sollst nicht töten. Bin also gegen jegliche Todesstrafe.

Ich kann deren Sinn nur dort erblicken wo dadurch Leben gerettet werden -- eigentlich ausschließlich bei Mordfällen in Kulturen, wo das Gesetz der Blutrache gilt. Den Mörder zu töten schützt seine Familie vor der Rache der Familie des Opfers.

oky

Sie negieren das Alte Testament?

bkalnoky
07.04.06, 02:26
Sie negieren das Alte Testament?

Ich wurde christlich erzogen, nicht jüdisch oder muslimisch. Du sollst nicht töten. Das Neue Testament hat (interpretativ und ergänzend) Vorrang vor dem Alten- Das aber eine viel kurzweiligere Lektüre bietet, ich entsinne mich der 500 Philister-Vorhäute die David erntete um bei Saul um die Hand seiner Tochter anzuhalten. Wie sie in den Korb gestarrt haben muß!

oky

TSfalcon
07.04.06, 02:26
Du sollst nicht töten. Bin also gegen jegliche Todesstrafe.

Iy
auch wenn du vergewaltigt wierst?
wenn du vergwaldig wierst dann verstehst du giftspritzen gesetz besser.

bkalnoky
07.04.06, 02:48
auch wenn du vergewaltigt wierst?
wenn du vergwaldig wierst dann verstehst du giftspritzen gesetz besser.

Also wenn Sie vergewaltigt worden sein sollten, mein Mitgefühl. Ich kann da leider nicht mitreden.

oky

Historikerzunft
07.04.06, 03:05
Ich wurde christlich erzogen, nicht jüdisch oder muslimisch. Du sollst nicht töten. Das Neue Testament hat (interpretativ und ergänzend) Vorrang vor dem Alten- Das aber eine viel kurzweiligere Lektüre bietet, ich entsinne mich der 500 Philister-Vorhäute die David erntete um bei Saul um die Hand seiner Tochter anzuhalten. Wie sie in den Korb gestarrt haben muß!

oky

Das "Neue Testament" sei angeblich älter als das "Alte Testament". Wissen Sie etwas darüber? Im Deutschlandfunk gab es darüber kürzlich eine Debatte- beim Koran sei das angeblich ähnlich.

bkalnoky
07.04.06, 03:12
Das "Neue Testament" sei angeblich älter als das "Alte Testament". Wissen Sie etwas darüber? Im Deutschlandfunk gab es darüber kürzlich eine Debatte- beim Koran sei das angeblich ähnlich.

was die erhaltene Schriftform betrifft, das stimmt möglicherweise. Auf jeden Fall ist der Talmud sehr viel jünger als das NT, da er erst als Reaktion auf die Zerstörung des Tempels in Jerusalem entstand. Und natürlich ist der Koran auch sehr viel jünger.

Ich empfehle als endgültige Lekture zu der Frage "Surpassing Wonder", von einem kanadischen Prof dessen Name mir jetzt entfällt. ich sehe gerne nach, das Buch ist einfach toll.

Aber vom Inhalt her ist es natürlich schon so daß das Alte Testament älter ist. Letztlich ist es als Chronik angelegt und zahlreiche Daten sind nachprüfbar. Babylonische Gefangenschaft etc.

oky

bkalnoky
07.04.06, 03:16
Ich hab's, Donals Akenson ist der Autor. Nicht sterben ohne dieses Buch gelesen zu haben!

oky

TSfalcon
07.04.06, 13:20
Silahı bırakır gelirsin masada konuşursun

Başbakan Erdoğan, "Demokratik bir yaşam sürmek istiyorsanız, elde silahla dolaşmaya gerek yok. Gelirsin, masada her şeyini konuşursun" diyerek, DTP ve PKK’ya mesaj verdi. Erdoğan, "On binlerce insanı öldürenler terörist değil de nedir?" diye konuştu.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, görüşmek için "PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul etmesi" koşulunu öne sürdüğü DTP üzerinden PKK’ya ilginç bir çağrıda bulundu. Erdoğan, dün DTP ile ilgili soruyu yanıtlarken, "Demokratik bir yaşamı, hayatı sürmek istiyorsanız zaten kaçmaya, göçmeye gerek yok. Elde silahla dolaşmaya gerek yok. Gelirsin masada her şeyini konuşursun, edersin" dedi. Erdoğan, dün SETBİR Genel Kurulu’nun toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, bir gazetecinin "Ahmet Türk’e yönelik çağrınız olmuştu. Önce terör örgütü olarak ilan edin sonra görüşelim diye. Onlar da bir açıklama yaptılar. Önce terörün tanımı gerekir dediler" sözlerine şu yanıtı verdi:

TERÖR DEĞİL DE NE?

Terörün dünyanın hiçbir yerinde net tanımı yoktur. Şu anda terörün uluslararası camiada farklı tanımı vardır. Onun için kendileri böyle bir tanımın arkasına sığınmasınlar. Her şeyden önce illegal bir örgütün ülkemizin mevcut yapısı içinde acımasızca insanlarımıza karşı mayın döşemek suretiyle, top tüfek acımaksızın, esnafına karşı, 7’den 70’e herkese tüm insanlarına karşı nerede ne zaman nasıl olacağı belli olmayan bir şekilde uygulamış oldukları bu silahlı eylemler, bombalama hareketleri, bunlar terör değil de nedir? Onbinlerce insanın öldürüldüğü, katledildiği bir ülkede bunu yapanlar terörist değil de nedir?

PKK TERÖR ÖRGÜTÜDÜR

Ve siz kalkacaksınız hálá bunları müdafaa edeceksiniz. Eğer legal bir yaşamın içerisindeyseniz, demokratik bir yaşamı sürmek istiyorsanız zaten kaçmaya göçmeye gerek yok. Elde silahla dolaşmaya gerek yok, silahsız bir şekilde gelirsin masada her şeyi konuşursun, edersin. Bu siyasi parti de bu noktada PKK’nın bir terör örgütü olduğunu kabul etmek durumundadır. Bunu AB ülkeleri kabul etmiştir, ABD kabul etmiştir, Uzakdoğu kabul etmiştir. Yani bunların hiçbiri bu işi bilmiyor, anlamıyorlar da, sadece bu siyasi parti mi anlıyor? Bu konuda konumunu belirlemesi lazım.

Mesajın muhatabı, PKK’yı kınamaktan kaçınanlar

BAŞBAKAN Erdoğan’ın sözleri, " terör örgütü PKK mı muhatap alınıyor" tartışması başlattı. Akşam saatlerinde Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki’den açıklama geldi. Beki’nin açıklaması özetle şöyle: "Sayın Başbakan’ın mesajı gayet açıktır. Bu mesajın muhatabı da bir yandan demokratik düzen içerisinde siyaset yapmak iddiasında bulunurken, diğer taraftan Sayın Başbakan’ın vurguladığı gibi keyfi tanımların arkasına saklanarak terör örgütü ve onun silahlı eylemlerini reddetmekten, kınamaktan kaçınanlardır. Demokrasi zemininde konuşmak ve fikir beyan etmek serbesttir. Ancak, öncelikle teröre ’terör’, teröriste ’terörist’ diyebilmek gerekmektedir."
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4215367.asp?m=1&gid=69

***

yesinler hükümetin blöfünü,sadece konusma var parti kapama yok icraat yok bir sey yok.
önlem alacaklari icin avrupa icin zanayi cikardilar.
blöf cekmeye devam:aferin:

herdemözgür
07.04.06, 13:25
Gute Nacht. Das Thema erweckt mein Interesse.



Das Thema hat in der Tat auch mein Interesse geweckt.

Wir werden vermutlich Derya Tulga wieder in seiner Hochform erleben!:lach:


Weil ich aber überhaupt nicht mit reden kann, werde ich nur davon Profitieren.

dertli4u
07.04.06, 22:09
Katilsin ki bazi kör veya sagirlara "Bilmiyorduk" bahanesi kalmasin.

evet..

hatta daha cok tv programina cikartmak lazim.ve konusturmak lazim.

ilerde hic kimsenin, "haberimiz yoktu" bahanesi ve kaytarma firsati kalmasin.

hatta aponun konusmalarinin bile tv lerde yayinlanmasini istiyorum.

TSfalcon
07.04.06, 23:32
evet..

hatta daha cok tv programina cikartmak lazim.ve konusturmak lazim.

ilerde hic kimsenin, "haberimiz yoktu" bahanesi ve kaytarma firsati kalmasin.

hatta aponun konusmalarinin bile tv lerde yayinlanmasini istiyorum.
yok abi bunlarin tv'ye cikmasini istemiyorum.cünkü bizim halka belli olmaz,
bunlarin konusmasiyla bizim halk bunlara sempati duymaya baslar:lach: belli olmaz.

Laudazio
20.04.06, 09:48
"Das Hauptproblem in Diyarbakir ist die Arbeitslosigkeit"

Vor zwei Wochen explodierte die Gewalt im kurdischen Südosten der Türkei – Ein Lokalaugenschein

...die kurdische Metropole im Südosten der Türkei voller Müßiggänger. Bereits am Vormittag sind die Teehäuser entlang der Hauptachse und rund um die berühmte Ulu-Cami, die Zentralmoschee, voll von Leuten, die darauf warten, ob der Tag vielleicht etwas anderes bringt als der vorangegangene. Die Leute sehen müde aus, verschlossen und sind misstrauisch gegenüber Fremden. Seit vor zwei Wochen die Gewalt in Diyarbakir explodierte, steht die Stadt im Fokus des medialen Interesses.
[...]
"Das Hauptproblem Diyarbakirs", sagt Bürgermeister Osman Baydemir, "ist die Arbeitslosigkeit und die damit verbundene völlige Perspektivenlosigkeit fast der gesamten jungen Bevölkerung". "Die Jugendlichen, die hier Molotowcocktails und Steine geworfen haben, kennen aus ihrer Kindheit nur den Kriegszustand.

Ihre Eltern sind traumatisiert und aus ihren Dörfern vertrieben. Die Arbeitslosigkeit unter ihnen ist 100 Prozent." "Diese Jugendlichen", sagt später Seymush Diken, der Vorsitzende der Anwaltskammer, "sind für die Parolen der militanten PKK auch wieder empfänglich. Sie glauben, sie haben sowieso nichts zu verlieren und sind bereit, auf die Berge zu gehen."

Osman Baydemir ist wie fast alle Bürgermeister in den überwiegend kurdisch bewohnten Städten im Südosten, Mitglied der kurdischen "Partei für eine demokratische Gesellschaft" DTP. Er macht hauptsächlich das Militär und die Regierung für die wirtschaftliche Misere und die neuerlichen Spannungen verantwortlich. "Die Regierung muss endlich im Südosten in Infrastruktur und Sozialprogramme investieren."

Baydemir und der Vorsitzende der DTP, Ahmet Türk, die derzeit bekanntesten kurdischen Politiker, haben Ministerpräsident Erdogan aufgefordert, sich mit ihnen zu treffen. Erdogan hat darauf geantwortet und gesagt, man könne sich sofort an einen Tisch setzen, wenn die DTP bereit ist, sich vom Terror der PKK zu distanzieren.

Baydemir ist bereit, dazu aufzurufen, die Waffen schweigen zu lassen, öffentlich von der PKK distanzieren, will er sich nicht. "Wenn man vor Gesprächen eine Verurteilung der PKK fordert, will man keine Gespräche", sagt er. "Die PKK-Frage kann man am Ende eines Gesprächsprozesses klären, aber nicht am Beginn." Das aber dürfte für Erdogan kaum möglich sein. Solange die PKK fast täglich Soldaten und Polizisten angreift und die so genannten "Kurdischen Freiheitsfalken" in Istanbul und anderen Städten im Westen Bomben legen und Autobusse angreifen, kann Erdogan sich nicht mit Politikern treffen, die im Verdacht stehen, heimlich Vertreter dieser PKK zu sein.

Anti-Terror-Gesetz

Die Regierung hat nun eine Ausweitung des Anti-Terror- Gesetzes beschlossen. Der Entwurf sieht Gefängnisstrafen für Eltern vor, die ihre Kinder zur Teilnahme an Aktionen terroristischer Organisationen anstiften. Die Vermummung bei Demonstrationen soll künftig ebenso bestraft werden wie das Tragen von Abzeichen, mit denen die PKK und Abdullah Öcalan verherrlicht werden.Die Hauptprobleme der Leute im Südosten der Türkei sind zum allergrösstem Teil selbst verursacht. Über 200.000 Kinder werden dort von ihren Eltern der Schulpflicht entzogen. Darüber hinaus verweigert man sich zu einem bestimmten Teil der türkischen Sprache und wundert sich, warum man keine Chancen auf dem Arbeitsmarkt hat. Trotz der schwierigen wirtschaftlichen Lage werden nicht selten 5-12 Kinder auf die Welt gebracht, ohne sich Gedanken über die Zukunft zu machen. Die Kinder leben zumeist völlig verwahrlost. Die Analphabetenrate ist erschreckend hoch, weil man sich die Schulbildung bei sovielen Kindern nicht leisten kann. Generell hält man es für überflüssig, dass die Mädchen eine Schulausbildung bekommen sollen - diese sind bereits zur Heirat vorbestimmt. Statt zur Schule schickt man die Kinder lieber zu Verwandten oder Bekannten in die Grossstadt, damit diese mit Kinderarbeit zur finanziellen Unterstützung der Familie beitragen sollen. Auch lässt man sich weiterhin vom kurdischem Agha finanziell ausbeuten. Man müsste meinen, dass selbst in den Grosstädten der Einfluss der Aghas abnehmen würde, das Gegenteil ist leider der Fall (siehe auch Studie der Universität Utrecht zu dieser Thematik - hatte ich mehrfach gepostet).

Der türkische Staat kann nicht in dem Mass im Südosten der Türkei investieren, wie es erwartet wird. Da sollte man realistisch sein. Deutschland hat über 1.2 Billionen Euro ist den Osten gepumpt und die versprochenen blühenden Landschaften blieben dennoch aus.

Langfristig möchte die Türkei sich zu einem Produktions- und Dienstleistungsstandort entwickeln. Der Südosten der Türkei ist traditionell landwirtschaftlich geprägt. Es gibt zudem Dürreperioden.

Weiterhin gibt es das PKK-Problem, weswegen sich Investoren lieber nicht in Krisenregionen engagieren. Welches Signal geben kurdischstämmige Bürgermeister ausländischen und inländischen Investoren, wenn man sich von der Terror-Organisation PKK nicht distanziert? Wer will es den Investoren verdenken, wenn man sein Geld lieber woanders anlegen möchte? Und wieso sollte ein Investor in den Südosten der Türkei gehen, wenn man dort kaum gut ausgebildete Menschen vorfindet? Dahingehend würde etwas mehr Ehrlichkeit und Selbstkritik sicherlich nicht schaden.

Es ist unzweifelhaft, dass man in der Türkei enorme Fortschritte mit den Reformen erzielt hat. Und wer diese Fortschritte gefährdet, kann jeder selbst beobachten.

Orkut
20.04.06, 09:52
Definitiv JA
+
Sollte man auch die Bildung stärken meiner Meinung nach.

DeLaHoya
20.04.06, 10:09
Mich würde auch interessieren, was mit "der kurdischen Sonne" Leyla Zana geworden ist.

Laudazio
20.04.06, 10:21
Mich würde auch interessieren, was mit "der kurdischen Sonne" Leyla Zana geworden ist.Seitdem die Leyla Zana von der PKK kaltgestellt wurde, wird sie von ihren Unterstützern in den eigenen Reihen nicht mal mit der Kneifzange angefasst. Sie hat sich offiziell selbst zurückgezogen und möchte sich nach eigenem Bekunden mehr dem Familienleben widmen ...

Für manche kam das nicht nur überraschend, sondern auch sehr plötzlich. Ein Schelm, wer böses dabei denkt.

Wer sich für ein friedvolles Zusammenleben engagiert ist nunmal nicht besonders gefragt. Entweder wird man von der PKK liquidiert oder wenn man das Glück hat etwas prominenter zu sein, gemieden wie ein Pestkranker.

Laudazio
20.04.06, 10:38
http://www.taz.de/pt/2006/04/05/a0156.1/text http://www.politikcity.de/forum/./images/misc/external.png
WO IST LEYLA ZANA?

Seit vor einer Woche die Straßenschlachten in Diyarbakir begannen, fragt sich die türkische, aber auch die internationale Öffentlichkeit: Wo ist eigentlich Leyla Zana? Die im In- und Ausland bekannteste kurdische Politikerin nach PKK-Chef Abdullah Öcalan, ist abgetaucht und hat sich bislang mit keinem Satz in der Öffentlichkeit gemeldet. Ihre Abwesenheit war bereits bei den Nevroz-Feiern am 21. März aufgefallen und in der Presse erstmals diskutiert worden. Die Führung der kurdischen "Partei für eine demokratische Gesellschaft", deren Mitbegründerin und Aushängeschild sie ist, teilte lediglich mit, Leyla Zana haben beschlossen, sich in ihr Dorf zurückzuziehen und sich mehr ihren Kindern zu widmen. Offenbar hat es in der Führung der Partei heftige Auseinandersetzungen gegeben, die mit dem vorläufigen Abgang von Zana endeten. Die Politikerin, die lange Jahre inhaftiert und vor zwei Jahren auf Druck der EU aus dem Gefängnis entlassen worden war, galt eine Zeit lang als Hoffnungsträgerin für eine Neuorientierung der kurdischen Politik auf friedlicher, zivilgesellschaftlicher Basis. Türkische Zeitungen spekulieren deshalb, Leyla Zana sei auf Druck Abdullah Öcalans kaltgestellt worden. JG


taz vom 5.4.2006, S. 4, 39 Z. (TAZ-Bericht), JG
Vielleicht ist das am gesündesten, wenn Zana sich zurückzieht. Schliesslich werden unliebsame Kurden seitens der PKK systematisch liquidiert. Nur ein Paar Beispiele.

Öcalan ordnet Ermordung von PKK-Dissidenten an
http://www.presseportal.de/story.htx?nr=594418

PKK-Mord in Österreich/Wien
http://www.wienweb.at/content.aspx?id=89134&cat=22&channel=2

PKK-Mord an Kani Yilmaz
http://www.gfbv.de/pressemit.php?id=464

PKK-Mord an Leyla Turan bei Berlin
http://www.mdr.de/kripo-live/gewaltverbrechen/2262147.html

easydogi
20.04.06, 10:40
Können die mit der Scheisse nicht einfach aufhören?
Es sind Millionen von Türken für das Land gestorben. Atatürk hat sich dafür zu seiner Zeit gegen die ganze Welt gestemmt. Glauben die wirklich, wir Türken lassen uns da einfach von diesem Terror und Steinewerfenden Kindern beeindrucken?
Seht es endlich ein: Es wird kein Kurdistan auf türkischem Boden geben!!!
Ihre Lage können sie nur mit Bildung und Anpassung an das türkische System verbessern. Nicht durch Steine. Nicht durch Bomben. Nicht durch Terror.
Wenn die das nicht einsehen wollen, dann wird dieser Krieg ewig dauern. Und die Kinder ihrer Kinder werden auch nichts zu futtern haben.
Also werft die Waffen weg!

Cem
20.04.06, 11:27
Mich würde auch interessieren, was mit "der kurdischen Sonne" Leyla Zana geworden ist.
Das wäre doch mal eine Story für Herrn Kalnoky. Ein Exklusiv-Interview mit Zana.

deryatulga
20.04.06, 12:47
Mich würde auch interessieren, was mit "der kurdischen Sonne" Leyla Zana geworden ist.

Es gibt nur eine kurdische Sonne und sie scheint in Imrali. Pseudosonnen wird schnell eines Besseren gelehrt.

sivas74
20.04.06, 14:40
das selbe problem in deutschland ist in Ostdeutschland!!!!

schlechte wirtschaftliche Lage!!! und nazi nehmen zu:kafa:

in Ostanatolien:
schlechte wirtschaftliche Lage!!! PKK nimmt zu:kafa:

kanki
20.04.06, 19:03
sunu acik secik söyleyebiliriz ki gercekten güneydoguda bir is problemi var , insanlar mutsuz .
Arkadaslar, karni tok sirti pek insan ses cikarmaz ve pkk tarafindan kandirilamaz

Greyson
20.04.06, 19:04
sunu acik secik söyleyebiliriz ki gercekten güneydoguda bir is problemi var , insanlar mutsuz .
Arkadaslar, karni tok sirti pek insan ses cikarmaz ve pkk tarafindan kandirilamaz

es geht schon lange nicht mehr um "reingelegt" werden..es geht um abtrennung.

Telli Baba
20.04.06, 19:06
Die Hauptprobleme der Leute im Südosten der Türkei sind zum allergrösstem Teil selbst verursacht. Über 200.000 Kinder werden dort von ihren Eltern der Schulpflicht entzogen. Darüber hinaus verweigert man sich zu einem bestimmten Teil der türkischen Sprache und wundert sich, warum man keine Chancen auf dem Arbeitsmarkt hat. Trotz der schwierigen wirtschaftlichen Lage werden nicht selten 5-12 Kinder auf die Welt gebracht, ohne sich Gedanken über die Zukunft zu machen. Die Kinder leben zumeist völlig verwahrlost. Die Analphabetenrate ist erschreckend hoch, weil man sich die Schulbildung bei sovielen Kindern nicht leisten kann. Generell hält man es für überflüssig, dass die Mädchen eine Schulausbildung bekommen sollen - diese sind bereits zur Heirat vorbestimmt. Statt zur Schule schickt man die Kinder lieber zu Verwandten oder Bekannten in die Grossstadt, damit diese mit Kinderarbeit zur finanziellen Unterstützung der Familie beitragen sollen. Auch lässt man sich weiterhin vom kurdischem Agha finanziell ausbeuten. Man müsste meinen, dass selbst in den Grosstädten der Einfluss der Aghas abnehmen würde, das Gegenteil ist leider der Fall (siehe auch Studie der Universität Utrecht zu dieser Thematik - hatte ich mehrfach gepostet).

Der türkische Staat kann nicht in dem Mass im Südosten der Türkei investieren, wie es erwartet wird. Da sollte man realistisch sein. Deutschland hat über 1.2 Billionen Euro ist den Osten gepumpt und die versprochenen blühenden Landschaften blieben dennoch aus.

Langfristig möchte die Türkei sich zu einem Produktions- und Dienstleistungsstandort entwickeln. Der Südosten der Türkei ist traditionell landwirtschaftlich geprägt. Es gibt zudem Dürreperioden.

Weiterhin gibt es das PKK-Problem, weswegen sich Investoren lieber nicht in Krisenregionen engagieren. Welches Signal geben kurdischstämmige Bürgermeister ausländischen und inländischen Investoren, wenn man sich von der Terror-Organisation PKK nicht distanziert? Wer will es den Investoren verdenken, wenn man sein Geld lieber woanders anlegen möchte? Und wieso sollte ein Investor in den Südosten der Türkei gehen, wenn man dort kaum gut ausgebildete Menschen vorfindet? Dahingehend würde etwas mehr Ehrlichkeit und Selbstkritik sicherlich nicht schaden.

Es ist unzweifelhaft, dass man in der Türkei enorme Fortschritte mit den Reformen erzielt hat. Und wer diese Fortschritte gefährdet, kann jeder selbst beobachten.

Wenn man den Osten nicht unterstützt, kommt der Osten in den Westen. Ganz einfach.

DeLaHoya
27.04.06, 21:24
Die neue Ruhe von Diyarbakir



AUS DIYARBAKIR
JÜRGEN GOTTSCHLICH

Wer von Diyarbakir einen guten Eindruck bekommen will, sollte sich der Stadt von Osten nähern. Schon von weitem sieht man dann die grandiose Stadtmauer. Majestätisch umschließt der schwarze Basaltring die Kurdenmetropole im Südosten der Türkei. Die Mauer, die längste und inzwischen auch wieder intakte Stadtumfassung im mesopotamischen Raum, ist das Wahrzeichen Diyarbakirs. Malerisch breiten sich davor die grünen Felder zwischen dem Tigris und den Stadttoren aus. Obwohl erst Mitte April, ist es schon sehr heiß. Überall sind Bauern am Werkeln. Auf den Feldern am Fluss wachsen die berühmtesten Wassermelonen der Türkei, sie sehen aus wie riesige Rugbybälle und können bis zu 15 Kilo schwer werden.
Wer die Stadt aber betritt, dem wird schlagartig klar, dass Diyarbakir eine Mogelpackung ist. Hinter den restaurierten Mauern liegt keine pittoreske Stadt, sondern eine Ansammlung von Häusern - entweder die heruntergekommenen Reste eines ehemals orientalischen Sukhs oder notdürftig hochgezogene Neubauten der billigsten Sorte. Dazwischen ein paar wenige architektonische Kleinode, etwa die Karawanserei, Diyarbakirs älteste Moschee und ein paar schöne Ecken im Basar.

Natürlich gibt es in der Altstadt noch ein paar weitere Sehenswürdigkeiten, doch nach denen muss man lange suchen - hinter hässlichen Betonmauern oder Müllplätzen. Von den schweren Auseinandersetzungen, die die Stadt erst kürzlich erschüttert haben und bei denen zehn Menschen getötet wurden, ist hingegen nichts mehr zu sehen. Die Banken haben ihre eingeschlagenen Fensterfronten reparieren lassen, und bei den meisten anderen Häusern kann man den Unterschied zwischen Verfall oder mutwilliger Zerstörung eh kaum erkennen.

Ein Teil der Geschäfte ist zwar noch geschlossen, aber auch in denen, die geöffnet haben, herrscht nicht gerade Hochbetrieb. Die meisten Händler sitzen draußen in der Sonne und sehen nicht aus, als würden sie demnächst Kunden erwarten. Auf den ersten Blick drängt sich auf, was später in allen Gesprächen vor Ort bestätigt wird: Diyarbakir ist eine Stadt ohne Arbeit.

Eine Stadt unter Spannung

Schon am Vormittag sind die Cafés voll von jungen Männern, die den Rest des Tages vor einem Glas Tee verbringen und darauf warten, dass vielleicht etwas passiert, was die Monotonie ihrer Tage durchbricht. Bevölkerungswachstum, Landflucht und die Vertreibungen durch den schon 15 Jahre andauernden Krieg der PKK gegen die Armee, von dem praktisch jede kurdische Familie im Südosten auf die ein oder andere Weise betroffen ist, haben die Bevölkerungszahl von Diyarbakir in gut einem Jahrzehnt von 300.000 auf über eine Million Menschen in die Höhe getrieben. Die Stadt ist mit so vielen Bürgern sichtbar überfordert.

Der Mann, der diesen kriselnden Moloch, unter dessen schläfriger Oberfläche eine enorme Spannung herrscht, managen soll, ist erst 33 Jahre alt und sieht zudem aus, als hätte er gerade erst die Uni hinter sich. Doch dieser Eindruck täuscht. Bürgermeister Osman Baydemir ist ein in vielen Auseinandersetzungen gestählter kurdischer Aktivist. Der Anwalt war bis vor zwei Jahren noch Vorsitzender des Menschenrechtsvereins von Diyarbakir und der umliegenden Provinz. Seit gut eineinhalb Jahren ist er nun Bürgermeister der Stadt und damit zugleich der Vertreter der prokurdischen Partei für eine demokratische Gesellschaft (DTP), der das höchste öffentliche Amt bekleidet. Baydemir ist somit einer der wichtigsten Sprecher der kurdischen Bewegung geworden. Seit der Gewalteruption vor zwei Wochen vertritt er überall in den türkischen Medien die kurdische Sicht auf die Ereignisse.

Auch international ist Baydemir inzwischen ein wichtiger Ansprechpartner. Er ist regelmäßig in Brüssel zu Gast, und gerade erst wurde er auch in den USA von Vertretern der Bush-Regierung empfangen - sehr zum Ärger der türkischen Regierung. Eine, die ebenfalls von ihm wissen will, was denn nun los ist in den kurdischen Gebieten der Türkei, ist Claudia Roth. Die Grünen-Chefin, die sich seit langem für die deutschtürkischen und deutschkurdischen Beziehungen engagiert, ist nach Diyarbakir gereist. Wie die meisten Beobachter ist sie überrascht davon, wie schnell der friedliche Reformprozess wieder in nackte Gewalt umschlagen konnte.

Im Gegensatz zur Regierung in Ankara, aber auch vielen türkischen Intellektuellen sieht Baydemir die Verantwortung dafür nicht bei der PKK, sondern bei den Militärs und dem "unentschlossenen Ministerpräsidenten Tayyip Erdogan. Er", sagt Baydemir auf Nachfrage, "hat keine Roadmap für die Lösung der kurdischen Frage, er weiß nicht, was er will. Und deshalb konnten die Hardliner im Militär den demokratischen Reformprozess stoppen" - diese seien auch für die blutigen Ausschreitungen verantwortlich.

Auslöser der Unruhen war der Tod von 14 PKK-Militanten in den Bergen nordöstlich von Diyarbakir. Baydemir ist vorsichtig, als er sagt, die Bevölkerung dort sei überzeugt, dass die Armee gegen die PKK-Guerilla chemische Waffen eingesetzt habe - eine Behauptung, die die türkische Regierung scharf als Propagandalüge zurückweist. Auf die Nachfrage aber, warum denn "die Organisation", wie die PKK von kurdischen Politikern immer nur genannt wird, vor zwei Jahren wieder angefangen hat, zu schießen und zu bomben, obwohl doch nach der Aufhebung des Ausnahmezustandes und den kulturellen Zugeständnissen aus Ankara sich gerade so etwas wie Normalität entwickelt habe, bleibt Baydemir die Antwort schuldig.

Andere Aktivisten in Diyarbakir sind da offener. Sie wollen allerdings anonym bleiben. Gerade diese sich entwickelnde Normalität, argumentieren sie, war der Grund für die PKK, wieder zu schießen. Ihre Führer in Europa und im Nordirak hätten Angst bekommen, die friedliche Entwicklung in den kurdischen Gebieten der Türkei könne ihren Einfluss beschneiden. Vor allem der "große Führer" der Partei, der auf der Marmarainsel Imrali inhaftierte Abdullah Öcalan, sehe sich in seinen Erwartungen enttäuscht. "Öcalan will Ankara zwingen, ihn als Repräsentanten der Kurden anzuerkennen und sich mit ihm an einen Tisch zu setzen", sagt ein Anwalt, der seit Jahren kurdische Aktivisten vertritt. Bis heute sorge Öcalan dafür, dass kein anderer kurdischer Politiker unabhängig von ihm und der PKK auftreten könne. "Da wird enormer Druck ausgeübt."

Druck erzeugt Widerstand

Eine, die seit langem enormem Druck von verschiedenen Seiten ausgesetzt war, ist Leyla Zana. Die neben Öcalan bekannteste Vertreterin der kurdischen Bewegung in der Türkei ist seit einem halben Jahr völlig aus der Öffentlichkeit verschwunden. Die Frau, die für ihr politisches Engagement mehr als zehn Jahre im Gefängnis saß und danach an der Gründung der DTP maßgeblich beteiligt war, die Frau, von der viele gehofft hatten, dass sie zu einem friedlichen Ausgleich im kurdisch-türkischen Konflikt beitragen könnte, hat sich von der politischen Bühne zurückgezogen. Um Claudia Roth, die sie oft im Gefängnis besucht hatte, zu treffen, ist Leyla Zana für einen Abend aus ihrem Dorf nach Diyarbakir gereist.

Wenn man sie trifft, fällt auf, dass sie noch kleiner ist, als sie im Fernsehen wirkt. Umso beeindruckender ist ihre Ausstrahlung. Ihre Lebhaftigkeit, ihre strahlenden Augen und ihr sicheres Auftreten widerlegen sofort die offizielle Version, sie habe sich aus Krankheitsgründen zurückgezogen. Obwohl auch sie selbst behauptet, sie sei völlig ausgebrannt und habe sich nach dem Gefängnis und dem Wirbel im Anschluss an ihre Entlassung erst erholen müssen, ist sie sofort bereit, Pläne für eine neue Friedensinitiative zu machen. Allerdings ist sie, wie alle anderen Gesprächspartner vor Ort auch, zutiefst pessimistisch, was die nähere Zukunft angeht. "Die Jugendlichen, die jetzt auf die Straße gegangen sind, sind nicht mit ein paar Zugeständnissen zufrieden zu stellen", argumentiert sie. "Die wollen sowohl politische als auch kulturelle Freiheiten, und sie brauchen eine wirtschaftliche Perspektive."

Weil alles, selbst im besten Fall, viel langsamer kommt, als sie erwarten, sei in der jungen Generation die Enttäuschung in Frust und Verzweiflung umgeschlagen. "Diese Jugendlichen haben als Kinder nur Krieg, Vertreibung und traumatisierte Eltern erlebt. In Diyarbakir leben sie in Slums. Alle von ihnen, wirklich alle, sind arbeitslos, ohne Hoffnung auf einen Job." Auch der jetzt von der Regierung vorgelegte Entwurf für ein neues Antiterrorgesetz, nach dem Eltern bestraft werden sollen, wenn Jugendliche sich an illegalen Demonstrationen beteiligen (siehe taz vom 26. 4.), werde sie nicht abhalten, wieder auf die Straße zu gehen. "Für sie", sagt ein Anwalt, der einige der verhafteten Jugendlichen vertritt, "ist Öcalan ein Gott. Sie sind bereit, wieder zu kämpfen."

Neue Gewalt führt aber als Erstes dazu, dass auch künftig kein Investor nach Diyarbakir kommt, auch die erhofften Touristen werden weiter ausbleiben. So steht zu erwarten, dass die einzige Großinvestition, die Ankara zum Ankurbeln des Tourismus im Südosten bisher getätigt hat, die Restaurierung der Stadtmauer von Diyarbakir, kaum etwas nützen wird, weil sowieso kein Tourist sie zu sehen bekommt. Dabei ist sie wirklich beeindruckend.
taz vom 27.4.2006, S. 4, 305 Z. (TAZ-Bericht), JÜRGEN GOTTSCHLICH

http://www.taz.de/pt/2006/04/27/a0147.1/text

Laudazio
27.04.06, 21:48
Dann kommt die Türkei eben nicht in die EU, dann wird alles gut in Diyarbakir.

Die PKK und seine Anhänger sind und bleiben hirnaputierte Idioten. Beim Agha im Dorf haben sie nicht soviel Aufstand gemacht. Woran liegts?

Wer Terrorismus unterstützt oder damit sympathisiert, hat es verwirkt irgendwelche Forderungen zu stellen.

Evliya
27.04.06, 21:53
Dann kommt die Türkei eben nicht in die EU, dann wird alles gut in Diyarbakir.

Die PKK und seine Anhänger sind und bleiben hirnaputierte Idioten. Beim Agha im Dorf haben sie nicht soviel Aufstand gemacht. Woran liegts?

Lieber Laudazio,

diese PKK-Typen bekommen doch von überall Unterstützung und vor allem von vielen EU-Staaten und werden auch von diesen bestärkt (siehe Bericht).

Laudazio
27.04.06, 22:21
Lieber Laudazio,

diese PKK-Typen bekommen doch von überall Unterstützung und vor allem von vielen EU-Staaten und werden auch von diesen bestärkt (siehe Bericht).Schliesslich hat man in bestimmten politischen Kreisen die selben Ziele wie die PKK, mit allen Mitteln zu verhindern, dass die Türkei weiterhin seine Ambitionen hin zur Mitgliedschaft fortführen kann. So können PKK-Gruppen weiterhin ungestört ihre Demonstrationen in Deutschland veranstalten, PKK-Fahnen schwenken und Öcalan-Plakate in die Höhe halten, ohne dass die Polizei eingreift.

Yakamoz
27.04.06, 22:21
Wie passt die Überschrift zu dem Thema?

Laudazio
27.04.06, 22:23
Wie passt die Überschrift zu dem Thema?Sarkasmus?!

deryatulga
27.04.06, 22:26
Wie passt die Überschrift zu dem Thema?

Es war wohl ursprünglich "Die trügerische Ruhe von Diyarbakir. Gottschlich wie er leibt und lebt!

DeLaHoya
27.04.06, 22:36
Wie passt die Überschrift zu dem Thema?
Was war kurz nach der Entlassung von Zana und vor ein paar Wochen in Diyarbakir los?

1 + 1 = ?

kanki
27.04.06, 23:48
Zana und Co.inc.Baydemir sind alle pkk anhänder , für mich sollen sie direk in gefängnis ..Spielkameraden von APo

toygun
28.04.06, 03:00
...Kann es sein, dass ich gerade einen Artikel über "Palästina" gelesen habe ...


EUropa hat es geschafft, sich mit einem Ungeheuer und Bestie zu arangieren um die EU-Bestrebungen/Ziele der Türkei in einem Chaos zu beenden.

Sie wollen den totalen Krieg. EUropa ...

Greyson
28.04.06, 11:04
dieser titel passt eher zu unserer stimmung...
glaubt irgend wer an eine gute lösung dieser sache?ich leider nicht...
die türkei ist doch immer an allem schuld,auch wenn andere antworten "schuldig" bleiben..die türken sind schuld.
sie sind auch schuld,wenn sie sogar zugeständnisse machen..auch dann sind sie schuld.



wir schulden niemand etwas...

deryatulga
28.04.06, 13:39
PKK, niye AB sürecini baltalıyor?
Öcalan'ın AB'den beklentileri gerçekleşmeyince, PKK, AB sürecini baltalamaya yöneldi. Türkiye'nin Kürt vatandaşlarının özgür, müreffeh ve mutlu olmasını isteyenler, AB sürecini desteklemeli

28/04/2006 (1000 kişi okudu)

MUSTAFA AKYOL (Arşivi)
PKK terörünün yeniden başlaması üzerine Türkiye teröre karşı mücadeleyi bir kez daha gündeminin üst sıralarına yerleştirdi. Bu da normal. Ancak PKK'nın niçin tekrar kan dökmeye ve gerilim yaratmaya başladığını da iyi tahlil etmek gerek. PKK terörüne daima karşı çıkmış ve bölücü ideolojiyi eleştirmiş olan Kürt aydını Ümit Fırat, Neşe Düzel'in geçenlerde kendisiyle yaptığı ve Radikal'de yayımlanan röportajda, PKK'nın aslında 'AKP hükümetine karşı savaş ilan ettiğini' söylüyordu. Fırat, PKK'nın AB sürecine de karşı çıktığını belirtiyor ve nedenini şöyle açıklıyordu: "AB üyesi bir ülkede PKK olmaz çünkü. Temel hakların, özgürlüklerin hukukun güvencesinde olduğu bir ülkede PKK'nın varlık nedeninin anlamı kalmaz." (Radikal, 10 Nisan 2006)

İmralı'daki hesap
Ancak aslında yakın zamana dek PKK ve onun çizgisindeki 'politik Kürt muhalefeti' AB karşıtı değildi. Daha bir yıl önce, 2005 Mart'ının başında, DEHAP, Brüksel'de bir irtibat bürosu açacağını duyurmuş, partinin Avrupa Temsilcisi Faik Yağızay ise AKP hükümetini 'rehavete girdiği ve AB sürecini askıya aldığı' için eleştirmişti. (Zaman, 1 Mart 2005)
Zaten PKK lideri Abdullah Öcalan, 1999'da yakalanmasının ardından Avrupa'ya hep sıcak mesajlar vermişti. İdam cezasının infazından ancak AB süreci sayesinde kurtulabileceğini bilen terör örgütü lideri, AB sürecinin hızlanmasından ancak memnunluk duyabilirdi. İmralı'dan yayılan bu AB yanlısı çizgi, kendisini oraya göre konumlandıran 'Kürt politik muhalefeti'nde de açıkça görülüyordu. Eski radikal ve bölücü sloganların yerini, 'Demokratik cumhuriyet' gibi Batılı kulaklara hoş gelmesi umulan bir kavram almış, Güneydoğu'daki gösterilerde AB bayrakları bolca görülür olmuştu. Öcalan, AB'nin Türkiye'yi PKK ile masaya oturmaya zorlayacağını zannediyor, bu sayede kendisinin de İmralı'dan çıkıp omuzlar üstünde Meclis'e taşınacağını umuyordu. (Türkiye'deki AB karşıtları da aynı senaryodan endişe ediyordu.)
Oysa İmralı'daki hesap Brüksel'e uymadı. Bunun dramatik bir göstergesi, AB ülkelerinin Ankara'daki büyükelçilerinin 21 Nisan 2005'te Diyarbakır Belediye Başkanı ve bir grup DEHAP'lıyla yaptığı önemli görüşmeydi. Görüşmede DEHAP'lılara verilen mesaj şuydu: "Öcalan ile bağlantınızı koparın... Öcalan'ın çizdiği yola katılmak, sizin için bir çıkmaz sokaktır. Şiddet çözüm değil, sisteme entegre olun. Biz dağdaki insanları değil, tüm Türkleri dikkate alıyoruz." (Radikal, 22 Nisan 2005)

AB Kürtleri gevşetti, Öcalan'ı 'incitti'
Dahası AB umudu, Kürtleri radikalizmden ve dolayısıyla PKK'nın etnik milliyetçi çizgisinden uzaklaştırmaya başladı. Öcalan'ın bundan duyduğu rahatsızlığın işaretleri 2004'te ortaya çıkmıştı. PKK'nın yayın organı niteliğindeki Gündem gazetesinin 12 Ekim 2004 tarihli ve 'Komplo ve Öcalan'a Yaklaşım' başlıklı başyazısında, 'Öcalan'a yönelik komplonun' (yani onun hapis halinin) Türkiye'deki 'Kürt demokrasi güçleri' (yani PKK tabanı) arasında 'ciddi bir tepki, eylemlilik' yaratmadığından yakınılıyordu. Yazıda Kürtlerin 'komployu derinden hissetmediğine' (yani 'Öcalan niye hapis' olay çıkarmadıklarına) içerleniyor ve "Bunun, Güney eksenli gelişme ve özellikle de AB süreciyle ilişkisi" olabileceği vurgulanıyordu. İki gün sonraki Yeni Şafak gazetesindeki manşet, Gündem'deki bu yazının mesajını iyi özetledi: "AB süreci Kürtleri Öcalan'dan soğutuyor mu?"
Milliyet'in 25 Mart 2006 tarihli başlığı daha da açıklayıcıydı: "AB, Öcalan'ı incitmiş!" Habere göre, Avrupalı parlamenterlerle görüşen Zana, "Öcalan'ın tutukluluk halinin Mandela ve Arafat gibi olduğunu" ileri sürmüş, AB'nin PKK liderini 'terörist' olarak niteleyen açıklamalarının ise 'Öcalan'ı incittiğinden' yakınmıştı.
Ve anlaşılan AB'den ve AB sürecinden 'incinen' Öcalan, terör örgütünü yeniden eyleme geçirerek, AB sürecini baltalamak ve AB süreci yüzünden 'gevşemiş' olan Kürtler üzerindeki iktidarını pekiştirmek istedi. Madem AB, Öcalan'ı 'Mandela' olarak görmüyordu, öyleyse AB süreci de olmasındı... DTH lideri Ahmet Türk'ün Neşe Düzel'e yaptığı "AB, biz Kürtler için yeterli değil" yorumunu (Radikal, 17 Nisan 2006) biraz da böyle okumak gerek.
Ve dahası sormak gerek: Türkiye'deki Kürt hareketinin amacı, tek bir şahsın ikbal hayallerine ve iktidar hırsına hizmet etmek midir? Yoksa Türkiye'nin Kürt vatandaşlarının özgür, müreffeh ve mutlu olmaları için çalışmak mı? İkinciden yana olanlar, Türkiye'deki demokratikleşmeyi ve AB sürecini desteklemeliler.
Birinciden yana olanlara ise, mensup oldukları 'Öcalan kültü'nden kurtulmalarını dilemekten başka söylenecek pek bir şey yok.

Mustafa Akyol: Yazar

Wolfsblut
28.04.06, 20:55
Zana und Co.inc.Baydemir sind alle pkk anhänder , für mich sollen sie direk in gefängnis ..Spielkameraden von APo

Auch meine Meinung.

Baydemir verarscht doch immer wenn er im Not ist - er müsste eigentlich schon längst abtreten.Allein da schon wo er den "Intifada Kinder" für Ihren Mut gedankt hatte.

Baydemir und Zana sollten verschwinden.

Vielleicht kehrt dann wieder in Diyarbakir die wahre Ruhe ein.

DeLaHoya
31.05.06, 23:03
Kurdenpolitiker muss vor Gericht

Bürgermeister von Diyarbakir wegen Unterstützung einer Terrorgruppe angeklagt. Grund: der Transport eines toten PKKlers mit einem städtischen Krankenwagen

ISTANBUL tazhttp://www.taz.de/gifs/bl.gif Dem Oberbürgermeister von Diyarbakir, Osman Baydemir, droht eine bis zu einem Jahr andauernde Freiheitsstrafe. Die Staatsanwaltschaft wirft ihm die Unterstützung einer terroristischen Organisation vor, weil er einen im Kampf mit der Armee erschossenen PKK-Militanten in einem städtischen Krankenwagen zur Beerdigung in dessen Heimatort Gaziantep transportieren ließ. Mitangeklagt sind drei städtische Angestellte, unter ihnen der Leiter der Friedhofsverwaltung.
Es ist nicht das erste Mal, dass Osman Baydemir, dem Oberbürgermeister der größten Stadt im überwiegend kurdisch besiedelten Südosten der Türkei, ein Prozess droht. Der ehemalige Menschenrechtler, der vor zwei Jahren als Vertreter der pro kurdischen Dehap an die Spitze der Kommune gewählt wurde, hatte immer wieder Ärger mit der Staatsanwaltschaft und den kommunalen Aufsichtsbehörden. Der Grund für diese Auseinandersetzungen ist in der Regel immer derselbe: Baydemir wird von Regierung und Justiz vorgeworfen, dass er sich nicht eindeutig von der "Terrororganisation PKK" distanziere.

Tatsächlich hat Osman Baydemir in den letzten Jahren immer wieder durch Äußerungen Irritationen ausgelöst, so wenn er von der Armee erschossene PKKler als "unsere Helden" bezeichnete oder während der von der PKK angezettelten Straßenkämpfe im März viel Verständnis für die randalierenden Jugendlichen zeigte. Damals war in Ankara diskutiert worden, ob man gegen Baydemir ein Amtsenthebungsverfahren einleiten solle. Auf der anderen Seite ist Baydemir kein platter Ideologe der PKK, sondern zuerst einmal an pragmatischen Lösungen für die Einwohner der 1,2-Millionen-Metropole Diyarbakir interessiert. Deshalb hat er sich immer um eine möglichst reibungslose Zusammenarbeit mit dem Gouverneur von Diyarbakir bemüht.
Das Dilemma Baydemirs ist Ausdruck des Problems seiner gesamten Partei. Seit Jahren wird in der Dehap darüber gestritten, wie sie sich gegenüber der PKK verhalten soll. Während die einen sich als legaler Arm des inhaftierten Abdullah Öcalans begreifen, wollen die anderen eine unabhängige, zivile Kraft in der kurdischen Politik etablieren.
Für Baydemir gleicht sein Amt einer täglichen Gradwanderung. Würde er der Forderung von Ministerpräsident Erdogan nachkommen und sich klar von der PKK distanzieren, verlöre er die Unterstützung seiner Partei. Kommt er den Erwartungen eines Großteils der Parteibasis zu weit entgegen, drohen ihm Anklagen wegen Unterstützung der PKK. Der Prozess gegen ihn soll in den nächsten Tagen beginnen.

JÜRGEN GOTTSCHLICH

taz vom 31.5.2006, S. 9, 88 Z. (TAZ-Bericht), JÜRGEN GOTTSCHLICH

http://www.taz.de/pt/2006/05/31/a0097.1/text

easydogi
31.05.06, 23:08
Wenn eine Partei in der Türkei sich nicht von Terroristen distanzieren will, hat diese Partei jegliche Daseinsberechtigung verloren.

omar
31.05.06, 23:11
Ein Jahr ist deutlich zu wenig für solche Leute...

Diese Menschen wollen die Türkei spalten, sind für terroristische Anschläge mit Verantwortlich ganz zu schweigen von dem Leid dem sie unseren türkischen und kurdischen Mitbürgern antun...

Ich würd zu lebenslänglich tendieren...

Gökcen
31.05.06, 23:12
Vatandasligi ellerinden alip laik olduklari yere, iraga yolliyalim..

yokyav
31.05.06, 23:28
Wenn eine Partei in der Türkei sich nicht von Terroristen distanzieren will, hat diese Partei jegliche Daseinsberechtigung verloren.

Die darf sie eigentlich nicht mal haben, geschweige denn zu verlieren!

taycunist
31.05.06, 23:28
Daragacina yollamali böylelerini.:lach:

T a r k a n
31.05.06, 23:57
Benim anlamadigim sey, bu adam bu zamana kadar niye belediye baskani oluyor, bir türlü cözemedim. Cok geciktik. En az 4 veya 5 sene hapis verilsin.

KökBöri
01.06.06, 17:35
Dank der EU ist unser spielraum begrenzt wir können nicht viel unternehmen..

terroristen werden mit städtischen autos zum friedhof gebracht.zum lasten der steuerzahler...und als dankeschön bringen sie türk soldaten um,sowas ist eine demütigung für die gefallenen(sehits) soldaten:kafa:

5jahre haft wären ok

Pehlivan
01.06.06, 18:22
Cleaner is needed.

Nordirak
01.06.06, 19:33
Dank der EU ist unser spielraum begrenzt wir können nicht viel unternehmen..

terroristen werden mit städtischen autos zum friedhof gebracht.zum lasten der steuerzahler...und als dankeschön bringen sie türk soldaten um,sowas ist eine demütigung für die gefallenen(sehits) soldaten:kafa:

5jahre haft wären ok


Dank der EU strebt die Türkei Reformen an, dh. Demokratie!

Wie sollen Leichen sonst transportiert werden?
Und nebenbei sind Kurden auch Steuerzahler und sehe es einfach so:
Es gibt nun mal kurdische Steuerzahler, die diese kurdischen Kämpfer selbst sogar bezahlt hätten!

PS:
Sehids heißt Märtyrer und bezieht sich von Wort her ursprünglich auf jene, die für ihre Religion gestorben sind!

5 Jahre wären ok?
Früher wäre das lebenslang gewesen!

Die Türkei muss gegen alle vorgehen und nicht nur Kurden, auch Hintermänner des Militärs, die selbst Anschläge verüben!

Gestern wurde wieder eine Bande aufgespürt, der sogar Militärangehörige angehörten.

KökBöri
01.06.06, 20:22
Dank der EU strebt die Türkei Reformen an, dh. Demokratie!

Wie sollen Leichen sonst transportiert werden?
Und nebenbei sind Kurden auch Steuerzahler und sehe es einfach so:
Es gibt nun mal kurdische Steuerzahler, die diese kurdischen Kämpfer selbst sogar bezahlt hätten!

PS:
Sehids heißt Märtyrer und bezieht sich von Wort her ursprünglich auf jene, die für ihre Religion gestorben sind!

5 Jahre wären ok?
Früher wäre das lebenslang gewesen!

Die Türkei muss gegen alle vorgehen und nicht nur Kurden, auch Hintermänner des Militärs, die selbst Anschläge verüben!

Gestern wurde wieder eine Bande aufgespürt, der sogar Militärangehörige angehörten.

demokratie ist eine diktatur der mehrheit mehr nicht..

die leichen von terroristen sollte man garnicht transpotieren man sollte die in den bergen lassen..eignet sich gut für kompost.

die meisten pkk-terroristen sind nicht kurdischstämmige türken, sondern kommen aus dem irak oder syrien..

jeder der terror unterstützt sollte sofort in den knast auch herr baydemir

Orkut
01.06.06, 20:24
die leichen von terroristen sollte man garnicht transpotieren man sollte die in den bergen lassen..eignet sich gut für kompost.

Gut gesagt :)

Nordirak
01.06.06, 20:30
die leichen von terroristen sollte man garnicht transpotieren man sollte die in den bergen lassen..eignet sich gut für kompost.

die meisten pkk-terroristen sind nicht kurdischstämmige türken, sondern kommen aus dem irak oder syrien..

jeder der terror unterstützt sollte sofort in den knast auch herr baydemir
Zuviel Leichen im Freien bringen Gestank!
Das wollen wir doch nicht!

Jeder der Terror unterstützt?
Da müssten aber einige von euch schnell ihre Koffer packen!

Die Türkei hat Staatsterror begangen!
[das wars....ich glaube ich werde jetzt gesperrt!]

Ich kanns beweisen!!!!
Oder Beweise von anderen vorlegen, von renommierten Historikern, Organisationen und nicht selbsternannten Historikern wie Derya Tulga!
Oder reicht es Geschichte zu studieren und sich eine eigene Geschichte zu kreieren?

Und zu Deryat tulga: Er erwähnte mal, dass er nicht wählt und glaube ich, nie gewählt hat! Und er glaubt, politiker werden zu können? (siehe kurzmitteilung)

***

Bitte vorsicht mit solchen Ausdrücken! Diskutieren, ok, aber bewusst solche Kraftausdrücke, und du wirst wirklich nicht lange hier im Forum Mitglied sein. -tralles

Orkut
01.06.06, 20:34
Die Türkei hat Staatsterror begangen!
[das wars....ich glaube ich werde jetzt gesperrt!]

Solche Komplex-Kurden wie du haben mein Mitleid, lernt zuerst einmal was Staats-Terror ist, danach reden wir weiter, Saddam Hussein hat Staats-Terror gemacht oder China, aber der Türkei Staats-Terror zu unterstellen ist mehr als Dummheit und damit hast du eine Sperrung verdient, da du dich einfach anhand deiner Dummheit in diesem Forum hier disqualifizierst.

Hier mal ein Bild für dich was Staatsterror ist, ein Bild von einer öffentlichen Hinrichtung in China, was denkst du wie es hintenrum noch so abgeht ?

http://img178.imageshack.us/img178/3284/20050322828907fi.jpg

Nordirak
01.06.06, 20:37
Staatsterror ist unterdrückung von minderheiten, illegale militäranschläge, folter, verschwindenlassen etc. das wofür die türkei von A.I, gfbV und zig anderen organisationen vorgeworfen wird!
Ihr kennts natürlich nicht, Türkei-Urlauber!

Detan
01.06.06, 20:41
http://http://img178.imageshack.us/img178/3284/20050322828907fi.jpg
Das ist keine Hinrichtung, das ist schon ein kleines Massaker! Und sowas darf die Olympischen Spiele austragen.:kafa:

Orkut
01.06.06, 20:42
Ihr kennts natürlich nicht, Türkei-Urlauber!

Terroristen Foltern und verschwinden lassen ist kein Staatsterror, Nord-Irak urlauber:

nana...was ist das bitte für ein Bild, wieso auch so eine Frust bei den Türkmenen im Nord-Irak ?

http://img378.imageshack.us/img378/6928/kerkuk19sw.jpg

Detan
01.06.06, 20:45
Staatsterror ist unterdrückung von minderheiten, illegale militäranschläge, folter, verschwindenlassen etc. das wofür die türkei von A.I, gfbV und zig anderen organisationen vorgeworfen wird!
Ihr kennts natürlich nicht, Türkei-Urlauber!

Und von wem? Der IHD die eigentlich nicht mehr ist als der nicht bewaffnete Teil der PKK. Und das die A.I. auch mal erlogenen Asylanträge als Beweis anführt weiss auch jedes Kind. Heuchler!

DeLaHoya
01.06.06, 20:50
Die Türkei hat Staatsterror begangen!
[das wars....ich glaube ich werde jetzt gesperrt!]

Ich kanns beweisen!!!!
Oder Beweise von anderen vorlegen, von renommierten Historikern, Organisationen...
Haydar Işık?

Laudazio
01.06.06, 20:53
Staatsterror ist unterdrückung von minderheiten, illegale militäranschläge, folter, verschwindenlassen etc. das wofür die türkei von A.I, gfbV und zig anderen organisationen vorgeworfen wird!
Ihr kennts natürlich nicht, Türkei-Urlauber!Du meinst sicherlich den Nordirak, denn dort ist das noch so üblich:
http://www.heise.de/tp/r4/html/result.xhtml?url=/tp/r4/artikel/22/22353/1.html

Peitschenhiebe für die Meinungsfreiheit

Thomas Pany 30.03.2006

Im gepriesenen Mustermodell "Kurdistan" ist von Foltern, Einschüchtern und Hinrichten die Rede Bislang steht der kurdische Teil des Irak im Ruf, demokratischer zu sein als der Rest des Landes. Zwei jüngere Ereignisse werfen jedoch ein anderes Licht auf die Meinungs- und Pressefreiheit im "Modell Kurdistan". [...]Wie hat Peter Scholl-Latour nochmal gemeint. Ich zitiere gerne nochmal.

Peter Scholl-Latour in der Berliner PHOENIX Runde - Do, 26.01.06, 21.00 Uhr:
"Nirgends haben Kurden mehr Rechte und haben mehr Freiheiten wie in der Türkei, selbst im Nordirak nicht"

Und dass die PKK just in dem Moment mit dem Terror wieder anfing, als die Türkei im grossem Umfang mit den Reformen begann, niemals zuvor hatte man soviele Zugeständnisse gemacht, ist angesichts der schwindenden Zahl von Anhängern nicht verwunderlich. Die Terror-Organisation kämpft nicht nur um seine nackte Existenz, sondern geht mittlerweilen einem völlig unrealistischen, krudem Neonationalismus nach. Statt dem Terrorismus nachzugehen, könnte man zur Abwechslung jene Regierung damit unterstützen, das EU-Ambitionen verfolgt und zu demokratischen Fortschritten beitragen will. Das ist natürlich nicht im Interesse der PKK-Anhänger, schliesslich bekommt man nur dann Rückhalt von gestrandeten Existenzen, wenn es den Kurden richtig dreckig geht. Wegen dem neu aufkeimendem Terrorismus haben mittlerweile viele Investoren ihre Gelder zurückgezogenen und geben ihr Geld lieber in den sichereren Regionen aus. Wer will es ihnen verdenken?!

Laudazio
01.06.06, 20:57
Im übrigen haben PKK-Anhänger zu Recht kein Asylrecht mehr. Vorbei sind die Zeiten als man sich hier Asyl erschlichen hat mit erfundenen Geschichten und sich auf Staatskosten verlustierte. Nebenbei hier weiterhin die kriminelle Terrororganisation unterstütze und von der Sozialhilfe, Drogengeldern, Menschenhandel usw. die PKK finanzierte.

Orkut
01.06.06, 21:01
@Laudazio

alles hier drin was du und ich auch in anderen Foren besprochen hatten(was Nord-Irak[Kurdistan]) betrifft, was ja die Demokratie auf erden hat -->
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=11416

tunhayes
01.06.06, 21:03
[quote=Nordirak]


Die Türkei hat Staatsterror begangen!
[das wars....ich glaube ich werde jetzt gesperrt!]


nana, begangen ja, aber spätestens seit özal premier war beginnt sich das land wieder zu "demokratisieren" (ich meine im sinne einer liberaler demokratie, naja wir müssten vielleicht noch ciller erwähnen sie hat leider nicht viel zum frieden beigetragen...) die pkk entstand ja in einer zeit schlimmster unterdrückung, leider hat sie dann jahrelang von terroranschläge gelebt anstatt auf friedlichen weg denn dialog zu suchen, daher hat sie auf jahre ihre glaubwürdigkeit verloren...

zu vergleich staatsterror: bitte die türkei nicht ins boot mit china, israel (in den besetzten gebieten!) oder karimovskinder werfen, dass sind andere dimensionen...



och du wurdest ja wirklich gesperrt... naja dein probelm.

Laudazio
01.06.06, 21:08
@Laudazio

alles hier drin was du und ich auch in anderen Foren besprochen hatten(was Nord-Irak[Kurdistan]) betrifft, was ja die Demokratie auf erden hat -->
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=11416Komisch, darüber hat der User "Nordirak" nichts erzählt. Darüber schweigt man sich immer gerne aus. Lieber jagt man unschuldige Zivilisten mit Bomben in die Luft, weil man meint, dass damit "Kurdistan" gegründet werden könnte. Idioten sterben anscheinend nicht aus.

Orkut
01.06.06, 21:14
Komisch, darüber hat der User "Nordirak" nichts erzählt. Darüber schweigt man sich immer gerne aus. Lieber jagt man unschuldige Zivilisten mit Bomben in die Luft, weil man meint, dass damit "Kurdistan" gegründet werden könnte. Idioten sterben anscheinend nicht aus.

tja, solche Thread's meiden sie halt wie der Teufel das Wei-Wassen komischer weise :rolleyes:

Sahika26
01.06.06, 21:25
tja, solche Thread's meiden sie halt wie der Teufel das Wei-Wassen komischer weise :rolleyes:

Weihwasser....oder Weih-Wasser ...

Orkut
01.06.06, 21:28
Weihwasser....oder Weih-Wasser ...

Danke, hast dafür einen Grünen Punkt bekommen.

Sahika26
01.06.06, 22:19
Danke, hast dafür einen Grünen Punkt bekommen.


:brüll: So etwas erhält man für Großkotzigkeit? Danke Dir. :lach:

Pehlivan
19.09.06, 18:47
Massaker in Diyarbakir fordert 10 Menschenleben (Zusammenfassung)



Terroranschlag auf Zivilbevölkerung


Die Anzahl der Todesopfer des Bombenanschlags in Diyarbakir am Dienstagabend hat sich auf zehn erhöht. Darunter befinden sich sieben Kinder. Zwei weitere Verletzte befinden sich nach wie vor in Lebensgefahr.

Zu dem Anschlag bekannten sich zwischenzeitlich die faschistischen "Türkischen Rachebrigaden" (TIT). Der Anschlag in Diyarbakir sei im Gedenken an einen kürzlich in Siirt ums Leben gekommenen Soldaten verübt worden. Zusätzlich zur Erklärung sind Fotos abgebildet, die nach TIT-Angaben den Sprengsatz vor der Explosion darstellen. Darunter steht: "Der beste Kurde ist ein toter Kurde". In der Erklärung heißt es weiter: "Als Türkische Rachebrigaden werden wir für jeden Türken, den die PKK im Westen zum Märtyrer macht, in Diyarbakir zehn Kurden töten."

Die TIT wurden erstmals in den 70er und 80er Jahren während der ersten Zusammenstöße der Links- und Rechtsfraktionen in der Türkei und Kurdistan bekannt. Es wird vermutet, dass diese Gruppe für über 1.000 Todesfälle während dieses Zeitabschnittes verantwortlich sei. Im Zuge des Militärputsches vom 12. September 1980 wurde auch diese Gruppe zerstreut, und die meisten Mitglieder wurden seitens der Junta inhaftiert. Mitte der 80er bis Ende der 90er Jahre während des letzten kurdischen Aufstandes wurden jedoch die Mitglieder der Gruppe entlassen und dann bewusst gegen kurdische politische und kulturelle Veranstaltungen eingesetzt, indem sie in den türkischen Militärgeheimdienst JITEM, integriert wurden.

Zuletzt 1998 hatten die TIT durch einen Anschlag auf Akin Birdal vom Menschenrechtsverein IHD sowie mit an die DTP und den IHD gerichteten Drohbriefen und Bombenattrappen auf sich aufmerksam gemacht.

Heute wird vermutet, dass die TIT eine Unterorganisation der “Atabeyler” sind, einer Organisation, deren Existenz erstmalig durch den Mordanschlag auf einen türkischen Richter am 12. Mai 2006 offiziell bekannt wurde. Nach der Vehaftung des Attentäters Alparslan Aslan wurden auf Grund seiner Aussagen zahlreiche ehemalige und aktive Militärs festgenommen - bekannt wurde der Fall als "Atabeyler Operation". Die weiteren Ermittlungen brachten jedoch keine Ergebnisse, da einige hochrangige Offiziere sich für "ihre Männer" einsetzten. Ziel der ´Atabeyler` sei es, einen erneuten Militärputsch in der Türkei zu provozieren.

Der Exekutivrat der Gemeinschaftb der Kommunen Kurdistans (KKK) hat unterdessen den Anschlag als einen "terroristischen Angriff" auf die Bevölkerung von Diyarbakir bezeichnet, mit dem die kurdische Befreiungsbewegung nichts zu tun habe. In einer am Mittwoch veröffentlichten Erklärung der KKK wird weiterhin auf den zeitlichen Zusammenhang des Anschlags aufmerksam gemacht: Erst vor knapp zwei Wochen hatten die KKK mit einer "Deklaration für eine Lösung" ihre Bereitschaft zu Verhandlungen erneut signalisiert. Einen Tag vor dem Anschlag hatte die Partei für eine demokratische Lösung (DTP) die Guerilla zu einem Waffenstillstand aufgefordert. Am Dienstag wurde eine von 224 türkischen und kurdischen Intellektuellen verfasste Deklaration mit der Überschrift "Es reicht!" veröffentlicht, in der die PKK zu einem Waffenstillstand und der Staat zu den dafür notwendigen Schritten aufgefordert wurden. Schließlich fand am Mittwoch erstmalig ein Treffen zwischen den neu ernannten "PKK-Koordinatoren" der USA und der Türkei in Ankara statt. In der letzten Zeit hatten sich außerdem Angehörige von getöteten Soldaten öffentlich gegen den Krieg geäußert, was große Beachtung in den türkischen Medien gefunden hatte.

Der KKK-Exekutivrat bewertete den Angriff in diesem Zusammenhang als Sabotageversuch gegen einen Friedensprozess durch "bestimmte Kräfte", die sich "innerhalb des türkische Spezialkriegssystems" befinden, sich vor "Frieden, einer demokratischen Lösung und einem Dialog" fürchteten und sich über rassistisch-nationalistische Propaganda auf billige Weise die Macht sichern wollten. Weiter warnten die KKK davor, dass die Möglichkeit weiterer provokativer Angriffe bestehe.
Auch der Kongra-Gel verurteilte am Mittwoch den Anschlag scharf und sprach den Angehörigen der Getöteten und dem kurdischen Volk sein Beileid aus. Weiter heißt es in der Erklärung: “Dieses Attentat wurde am 26. Jahrestag des Militärputsches vom 12. September 1980 verübt. Die Tatsache, dass zudem Diyarbakir zum Ort und die Zivilbevölkerung zum Ziel des Angriffs gemacht wurde, beinhaltet eine Botschaft der Drohung und der Rache. Diese Grausamkeit zeigt, dass der Geist des 12. September 1980 in Kurdistan weitergeführt werden soll und noch immer anhält. Der Staat, der sich sowohl militärisch als auch in anderen Bereichen in die Ecke gedrängt sieht, rächt sich auf diese Weise an der Bevölkerung, indem er die Konterguerillakräfte erneut einsetzt. Der jüngste Vorfall ist die Fortsetzung der staatlich gesteuerten Bombenangriffe von Semdinli und zeigt, dass „die guten Jungs“ wieder am Werk sind.”
Der Bürgermeister von Diyarbakir Osman Baydemir (DTP) bewertete den Anschlag als "gegen den Frieden gerichtete Provokation". Es sei völlig eindeutig, dass mit dem Angriff auf Zivilisten die Forderung nach Frieden sabotiert werden solle. Dennoch bestehe einzig und allein die Möglichkeit, von dieser Forderung nicht abzurücken und besonnen zu handeln.

Auch die Anwaltskammer Diyarbakir und der Menschenrechtsverein IHD verurteilten den Anschlag. Im Namen der Anwaltskammer erklärte der Vorsitzende Sezgin Tanrikulu: "Wir bewerten diesen grausamen Angriff als eine provokative Aktion, mit der die Forderung nach Frieden, die sich in der Türkei verbreitet, unterlaufen werden soll. Es ist Aufgabe der Regierung, die Täter und die hinter ihnen stehenden Kräfte unverzüglich aufzudecken. Falls das nicht geschieht, wird aus den fortgesetzten Anschlägen in der Türkei ein innerer Krieg entstehen."

Die IHD-Zweigstelle in Diyarbakir äußerte in einer schriftlichen Erklärung, die Explosion habe sich an einem sehr belebten Ort ereignet. "Eines der Hauptziele dieser brutalen Aktion gegen die Zivilbevölkerung ist es, Sorge, Angst und Chaos auszulösen."

Am Ort des Anschlags versammelten sich am Mittwoch Tausende Menschen, legten Nelken nieder und brachten ihre Wut in Parolen wie "Dafür wird der Mörderstaat zahlen" zum Ausdruck. Die Polizei traf strenge Sicherheitsvorkehrungen und positionierte Scharfschützen auf umliegenden Dächern.
Als am Donnerstag erneut Tausende am Ort des Anschlags protestieren wollten, wurden sie von Spezialeinheiten der Polizei angegriffen, die dabei Gasgeschosse einsetzte.
Quelle: ANF/DIHA/ki, 13./14.9.2006


Übersetzung aus dem Türkischen
http://www.nadir.org/nadir/initiativ/isku/pressekurdturk/2006/37/06.htm
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Seht Euch die Heuchelei dieser feigen Terroristen an.Ehrlose Lügner bei der Arbeit.Eigentlich sollte ich solche Propaganda der Kindermörder und Bombenleger nicht posten,aber ich will dass Ihr seht was für Methoden die benutzen.Wenn man sich das durchliest wünscht man sich, dass es sowas wie die TIT wirklich gibt.

BRDemokrat
19.09.06, 18:55
Wenn man sich das durchliest wünscht man sich, dass es sowas wie die TIT wirklich gibt.


Wenn diese Worte ernst gemeint sind...

Pehlivan
19.09.06, 18:56
Die Ratten versuchen die Situation so umzukehren, dass sie als Friedensengel und unschuldige Opfer gesehen werden.Jagen sich selbst aus Versehen in die Luft und spielen sich anschliessend als um den Frieden besorgte Opfer auf.

Pehlivan
19.09.06, 18:56
Wenn diese Worte ernst gemeint sind...


Was meinst Du damit?

BRDemokrat
19.09.06, 19:00
Was meinst Du damit?


Was hattest du damit gemeint?
Einigermaßen können wir uns vorstellen, was sich hinter TIT birgt!

easydogi
19.09.06, 19:01
Entspricht das der Wahrheit, dass sich diese Rachebrigaden TIT zu dem Attentat bekannt haben?

Memphis
19.09.06, 19:02
Was hattest du damit gemeint?
Einigermaßen können wir uns vorstellen, was sich hinter TIT birgt!
Also von der "TIT" habe ich noch nie was gehört, obwohl ich mich mit den Rechten sehr gut auskenne.

teutonengrill
19.09.06, 19:02
Entspricht das der Wahrheit, dass sich diese Rachebrigaden TIT zu dem Attentat bekannt haben?

wen fragst du?

easydogi
19.09.06, 19:05
wen fragst du?

Einfach so mal in die Runde.
Gibt es Bekennerschreiben, die in der Presse veröffentlicht worden, oder ähnliches?

BRDemokrat
19.09.06, 19:05
Man kann sich unter TIT etwas vorstellen - es sei dahingestellt, ob es diese gibt oder nicht - und ihr Sein zu wollen, finde ich abscheulich!

teutonengrill
19.09.06, 19:06
Einfach so mal in die Runde.
Gibt es Bekennerschreiben, die in der Presse veröffentlicht worden, oder ähnliches?

Eine webseite die plötzlich aus dem nichts entstand. Dieses Thema wurde aber bereits ausführlich erörtert. Deshalb verstehe ich auch nicht warum Pehlivan hier einen neuen Thread eröffnet hat.

Gök Türk
26.09.06, 17:44
Türkei: Prozess gegen kurdische Bürgermeister wegen Unterstützung der PKK



Mehr als 50 kurdische Bürgermeister müssen sich seit Dienstag vor einem türkischen Gericht verantworten. Ihnen wird vorgeworfen, die verbotene kurdische Arbeiterpartei PKK unterstützt zu haben. Den Angeklagten, unter denen sich auch der prominente Oberbürgermeister von Diyarbakir befindet, drohen Haftstrafen von bis zu 15 Jahren.


Vor mehreren Monaten hatten sich die Bürgermeister in einem Brief an den dänischen Ministerpräsidenten Anders Fogh Rasmussen gewandt und ihn ersucht, den kurdischen Fernsehsender Roj TV, der von Dänemark aus sendet, nicht zu schließen. Die Türkei sieht Roj TV als Sprachrohr der PKK, die seit den achtziger Jahren für einen eigenen Kurdenstaat kämpft. Der dänische Ministerpräsident Rasmussen sagte im Juni, ein Gerichtsverfahren gegen die Bürghermeister käme einer Verletzung der Werte ider EU gleich.


Der Konflikt zwischen Türken und kurdischen Rebellen im Südosten der Türkei hat bislang rund 30.000 Todesopfer gefordert. Die EU verlangte von Ankara bereits, die Rechte der ethnischen Minderheiten, vor allem der kurdischen Bevölkerung, zu stärken.


Quelle (http://www.euronews.net/create_html.php?page=detail_in fo&article=381759&lng=3)

Yakamoz
26.09.06, 17:48
Naja...."ein Gerichtsverfahren widerspreche den Werten der EU".....das ist nun ein bisschen komisch formuliert. Das Gericht hat die Aufgabe zu entscheiden ob schuldig oder nicht. Und gegen diese Urteile gibt es die Mittel der Rechtsbeschwerde....

Wie kann ein Gerichtsverfahren gegen den Geist eines Rechtsstaates sprechen?? Macht keinen Sinn.

Gök Türk
26.09.06, 17:49
Naja...."ein Gerichtsverfahren widerspreche den Werten der EU".....das ist nun ein bisschen komisch formuliert. Das Gericht hat die Aufgabe zu entscheiden ob schuldig oder nicht. Und gegen diese Urteile gibt es die Mittel der Rechtsbeschwerde....

Wie kann ein Gerichtsverfahren gegen den Geist eines Rechtsstaates sprechen?? Macht keinen Sinn.

Wieso fragst Du Dich nicht, warum ein Gerichtsverfahren gegen Unterstützer einer Terrororganisation europäischen Werten widersprechen sollte?

Yakamoz
26.09.06, 17:52
Wieso fragst Du Dich nicht, warum ein Gerichtsverfahren gegen Unterstützer einer Terrororganisation europäischen Werten widersprechen sollte?

Weil wir uns mit den Europäer noch nicht einige sind was eine Terrororganisation und was romantische, edle Frieheitsrebellen sind.

Gök Türk
26.09.06, 18:00
Weil wir uns mit den Europäer noch nicht einige sind was eine Terrororganisation und was romantische, edle Frieheitsrebellen sind.

Warum? Die EU hat die PKK doch als Terrororganisation anerkannt. Trotzdem soll eine Anklage gegen ihre Unterstützer europäischen Werten widersprechen.

Wenn das nächste Mal ein Al-Kaida Mitglied in Deutschland angeklagt wird, sollten wir dagegen protestieren, weil es europäischen Werten widerspricht.

KökBöri
26.09.06, 18:19
Türkei: Prozess gegen kurdische Bürgermeister wegen Unterstützung der PKK



Mehr als 50 kurdische Bürgermeister müssen sich seit Dienstag vor einem türkischen Gericht verantworten. Ihnen wird vorgeworfen, die verbotene kurdische Arbeiterpartei PKK unterstützt zu haben. Den Angeklagten, unter denen sich auch der prominente Oberbürgermeister von Diyarbakir befindet, drohen Haftstrafen von bis zu 15 Jahren.


Vor mehreren Monaten hatten sich die Bürgermeister in einem Brief an den dänischen Ministerpräsidenten Anders Fogh Rasmussen gewandt und ihn ersucht, den kurdischen Fernsehsender Roj TV, der von Dänemark aus sendet, nicht zu schließen. Die Türkei sieht Roj TV als Sprachrohr der PKK, die seit den achtziger Jahren für einen eigenen Kurdenstaat kämpft. Der dänische Ministerpräsident Rasmussen sagte im Juni, ein Gerichtsverfahren gegen die Bürghermeister käme einer Verletzung der Werte ider EU gleich.


Der Konflikt zwischen Türken und kurdischen Rebellen im Südosten der Türkei hat bislang rund 30.000 Todesopfer gefordert. Die EU verlangte von Ankara bereits, die Rechte der ethnischen Minderheiten, vor allem der kurdischen Bevölkerung, zu stärken.



Quelle (http://www.euronews.net/create_html.php?page=detail_in fo&article=381759&lng=3)


ein anruf aus brüssel genügt,und alle werden freigesprochen.

tayfur_sökmen
26.09.06, 21:12
dazu passend der kommetar aus der faz



Glosse Politik
http://www.faz.net/img/leer.gif

Angeklagt

26. September 2006
wgl. Zwischen Istanbul und Hakkari sehen Millionen Kurden Programme des aus Dänemark sendenden Roj-TV. Ankara möchte, daß Kopenhagen diesen kurdischen Sender verbietet, weil er Propaganda für die PKK, die verbotene "Kurdische Arbeiterpartei", betreibe. Im Namen von 56 türkischen und kurdischen Bürgermeistern hat der bekannte Oberbürgermeister von Diyarbakir, Osman Baydemir, ein moderater Politiker, an den dänischen Ministerpräsidenten einen Brief geschickt mit dem Ansinnen, er möge der Bitte der türkischen Regierung nicht willfahren. Dafür werden nun er und die 55 anderen Bürgermeister angeklagt. Wieder ist es ein Gummiparagraph, der herhalten muß: Unterstützung einer terroristischen Vereinigung. Aber gerade Leute wie Baydemir sind nicht auf diesen Nenner zu bringen. Sie wollen eine Verstärkung des politischen Dialogs zwischen der Regierung und jenen Kurden, für welche diese Bürgermeister stehen. Zwar dürfen in der Türkei jetzt auch kurdische Stationen senden, doch in eingeschränktem Maße. Es wundert angesichts der ins Stocken geratenen türkischen Reformen niemanden, daß sich Kurden auch von Auslandssendern informieren lassen wollen.
Text: F.A.Z., 27.09.2006, Nr. 225 / Seite 12

tayfur_sökmen
26.09.06, 21:15
hat zwar nicht direkt mit dem threadthema zu tuen´, aber dennoch lesenswert wie ich finde



http://www.gea.de/detail/644720




Ausländerextremismus - Nach Erkenntnissen des Verfassungsschutzes wächst bei Kurden die Gewaltbereitschafthttp://www.gea.de/images/i_no.gifKurden schlagen scharfe Töne anhttp://www.gea.de/images/i_no.gifSTUTTGART. Nach der Festnahme von Führungskadern der verbotenen früheren kurdischen Arbeiterpartei (PKK) wächst nach Erkenntnissen des Verfassungsschutzes die Gewaltbereitschaft unter den Kurden im Land. ğEs sind Signale zu sehen, dass es auch zu gewalttätigen Aktionen kommen könnteĞ, mahnte der Abteilungsleiter Ausländerextremismus beim Landesamt für Verfassungsschutz in Stuttgart, Lutz Ullrich, in einem dpa-Gespräch. Etwa ein Dutzend kurdische Vereine im Südwesten, bei denen eine Nähe zu verbotenen Gruppen bekannt sei, würden genau beobachtet. Landesweit rechnet der Verfassungsschutz etwa 700 Kurden der PKK oder Folgegruppierungen zu.http://www.gea.de/images/i_no.gifhttp://www.gea.de/images/i_no.gifKonzept zur Vernichtung

Nach der Verhaftung des PKK-Gründers Abdullah Öcalan im Februar 1999 habe die militante Kurden-Organisation zunächst eine Abkehr von der Gewalt propagiert. In den vergangenen Monaten jedoch nehme die Bereitschaft zu entsprechenden Aktionen wieder zu. Einen wesentlichen Grund sieht Ullrich in der Festnahme dreier PKK-Funktionäre Anfang August dieses Jahres. Ein Mitglied des 29-köpfigen Europakomitees wurde in den Niederlanden, zwei für Deutschland zuständige so genannte Abschnittsleiter in Mannheim und in Duisburg gefasst.

ğDarauf reagierte erstmals auch die PKK-Führung im IrakĞ, sagte Ullrich. Auf einem Kurdistanfestival in Gelsenkirchen sei eine Videobotschaft eines hochrangigen Führungskaders der PKK abgespielt worden. Darin sei von einem ğVernichtungskonzept des deutschen StaatesĞ die Rede gewesen. ğEin solches Konzept wurde bisher nur dem türkischen oder dem iranischen Staat zugeschriebenĞ, erläuterte Ullrich. Es sei zu beobachten, dass die Vorstände der verdächtigen kurdischen Vereine im Land schärfere Töne anschlagen. Intern würden auch die Anschläge in den türkischen Touristenstädten begrüßt. Bei den Bombenattentaten im vergangenen August waren mehrere Menschen getötet und etliche verletzt worden.

Für Ullrich ist zudem ein Anschlag auf einen türkischen Kulturverein in Hamburg am 15. September dieses Jahres ein Beleg dafür, dass unter den Kurden die Neigung zu gewalttätigen Aktionen in Deutschland zunimmt. Hinweise darauf gebe es auch im Südwesten. So sei bei einer Demonstration von Kurden im August in Freiburg ein Flugblatt verteilt worden, in dem der Türkei, den USA und den europäischen Ländern gleichermaßen eine ğPolitik der Terrorisierung, Provokation und Isolation der KurdenĞ vorgehalten wird. Auch werde zum ersten Mal seit Jahren der Vorwurf erhoben, deutsche Waffen würden in der Türkei gegen die Kurden eingesetzt.

Baden-Württemberg sei aber auch noch in anderer Form von den Aktivitäten militanter Kurden betroffen. Seit geraumer Zeit hätten sich kurdische Internet-Spezialisten Zugang zu den Computern einzelner Firmen im Land verschafft. Wer die Web-Adresse dieser Betriebe anwählt, werde dann auf eine kurdische Propaganda-Seite weitergeleitet. Darin wird der deutsche Staat in schlechtem Deutsch davor gewarnt, sich bei ğfaschistischen und barbarischenĞ Türken ğeinzuschmeichelnĞ. Dann reden die Verfasser Klartext: ğDie Angriffe werden nicht unbeantwortet bleiben!Ğ An anderer

Cengizhan
20.10.06, 00:52
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada bölücü düşüncelerini öne çıkardı ve Ankara’yı, yetkilerini paylaşmaya çağırdı. Baydemir, Batman’daki petrol rezervleriyle barajların yönetiminin,kendilerine bırakılmasını talep etti.

Avrupa Parlamentosu’nda "Avrupa Birliği, Türkiye ve Kürtler" konulu konferansta çarpıcı gelişmeler yaşandı. AP milletvekili Andrew Duff ve AB-Türkiye Karma Parlamenter Komisyonu başkanı Joost Lagendijk’ın de katıldığı panelde bir konuşma yapan Baydemir, yerel yönetimlerin kendi kaynaklarını yaratması gerektiğini ifade ederek "Batman’daki petrol rezervleri ve su kaynakları da bu kapsamda değerlendirilmelidir" dedi. Baydemir’in konuşmasından bazı bölümler şöyle:

* Yerel yönetimler ve Kürt sorunun bağlantılı olmasının nedeninin, merkeziyetçi idari politikalar olduğunu düşünüyorum. Kürt isyanları ulus devletin merkeziyetçi politikalarını hedef almıştır.

* Üç hafta önce Hakkari’de sivil giyimli askerler çöp toplayıp "Belediye bölücülük yapma, iş yap" yazılı pankartlar açtı. Bize "Siyasetten uzak durun ve çöp toplayın" mesajı verdiler. Ama Diyarbakır Ankara’da temsil edilmediği için, ne benim ne de bölgedeki diğer belediye başkanlarının "sadece çöp toplama" ayrıcalığı vardır.

* Ankara, kamu çıkarı için neyin iyi neyin kötü olduğuna karar vermek konusunda kendisini tek otorite olarak görüyor. Ankara’nın otoritesini ve sorumluluklarını yerel yönetimlerle paylaşması sosyo-ekonomik seviyenin iyileşmesini ve siyasi istikrarı beraberinde getirecektir.

* Bölgeler arasındaki gelişme farkını ortadan kaldırmak için merkez ile yerel arasındaki ilişkilerde radikal değişiklikler olması gerekiyor. Bu değişim Kürt sorununun çözümü için de fırsatlar yaratacaktır.

* Türkiye’de demokratikleşme sürecinin devamı için yerel yönetimlerin idari, ekonomik ve siyasi özerkliğinin sağlanması gereklidir. Hakları ve otoriteleri iyileştirilmelidir. Anayasa’nın 127’inci maddesinin merkezi idareyi yerelin üzerinde tutan bölümlerinde değişiklik yapılmalıdır.

* Batman’daki petrol rezervleri, bölgedeki su kaynakları, hidroelektrik santralleri bu kapsamda değerlendirilmelidir. Kaynaklardan sağlanan gelirin bir bölümünün bölge halkı için kullanılmasını sağlamak için yerel yönetimlerin yetki sahibi olması gerekiyor.

* Vali ve belediye başkanlığı görevinin seçilmiş olan tek bir kişi tarafından yürütülmesi idari etkinliği artıracaktır. Belediye başkanlığı ve valilik makamının birleştirilmesi yönündeki ifadelerimden eyalet modeli yönetim öneriyorum anlamını çıkarmayın. Bölgeler arası gelişme farkını ortadan kaldırmak için bölgesel metropol kentleri geliştirilmesi gerekiyor. Bu proje Diyarbakır veya Van’da uygulanabilir.


---------


Batman’daki petrol rezervleri, bölgedeki su kaynakları, hidroelektrik santralleri bu kapsamda değerlendirilmelidir. Kaynaklardan sağlanan gelirin bir bölümünün bölge halkı için kullanılmasını sağlamak için yerel yönetimlerin yetki sahibi olması gerekiyor.gelirin bir bölümü bölge yararina kullanilmasi iyi bir fiki,
ama teröristbasi olma cabasindaki bir zata böyle hakk asla verilmez, verilmemeli. terör örgütünün en büyük hamilerindendir sayin pseudo belediye baskani.

***
bu hiyar icin bir 'sammelthread' acsak olurmu? adamin gaf'lari ile dolu on'ca konu acilmis.

deryatulga
20.10.06, 01:09
PKK'nin legal calismalari hakkinda bir Sammelthread acilabilir ama küfürlesme alanina benzetmemek sartiyla. Bu herifler devlete ne vergi ödüyor da üste para istiyor. Terörün masrafini da cikartirsan bize borclu kalirlar.

mecnun01
20.10.06, 01:36
Bosuna ya Istiklal ya ölüm diye cirpinmadik.

Osman Baydemir öyle ötüp elini kolunu sallaya sallaya gezebiliyorsa,Talabani Türkiyeye kafa tutuyorsa, avrupadan sürekli tokat yiyorsak, Dost sandigimiz ülkeler düsmanimizi besliyorsa...

...bunlar bagimsizligimizi üc bes kurusa tercih ettigimizden dolayidir.

Biz Türk halki hic birzaman zengin olamadik.Varsin yine fakir kalsakta, ama bütün bunlara sürekli göz yummak zorunda kalmasak...

deryatulga
20.10.06, 02:40
19 Ekim 2006 Baykal Baydemir'e sert çıktı

A.A.

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/2322725.jpgCHP Lideri'nden Baydemir'e sert yanıt: Dağdaki terörist ile kentteki siyasetçi aynı projede buluştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'nin içinde bulunduğu ortamda asker-siyasetçi tartışması yaratılmasının sorumsuzluk olduğunu belirtti. Baykal, isim vermeden Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir'in son açıklamalarına değinerek, “İlk kez Türkiye'nin bir belediye başkanı bir Avrupa platformunda, 'Güneydoğu Anadolu'nun, Batman'ın petrol zenginlikleri ve hidro enerji kaynakları oradaki yerel yönetimin kontrolünde olmalı ve yerel yönetim, oranın kaynaklarını kendisi kullanmalıdır' diye bir açıklama yaptı. Bir kez daha ortaya çıkmıştır ki, dağdaki teröristle kentteki siyasetçi aynı siyasi projenin etrafında çalışmaktadır” diye konuştu.

Türk-iş'e bağlı bazı sendikaların başkanları CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı parti genel merkezinde ziyaret etti.
Ziyareti sırasında gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Baykal, “DYP Genel Başkanı Ağar'ın Güneydoğu'daki açıklamalarına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın cevabı kamuoyunda askerin siyasete müdahalesi olarak algılandı. Sizin de askerin tarafında yer aldığınız yorumları var” sözleri üzerine şunları söyledi:

“Türkiye'nin ciddi bir terör sorunu vardır. Bu sorunu görmezlikten gelmenin, örtbas etmenin ya da bunu saptırmanın çok yanlış olacağını düşünüyorum. İşin özü budur. Avrupa Parlamentosunda dün bu konularla ilgili çok önemli bir açıklama yapıldı. İlk kez Türkiye'nin bir belediye başkanı bir Avrupa platformunda, 'Güneydoğu Anadolu'nun, Batman'ın petrol zenginlikleri ve hidro enerji kaynakları oradaki yerel yönetimin kontrolünde olmalı ve yerel yönetim, oranın kaynaklarını kendisi kullanmalıdır' diye bir açıklama yaptı. Konuşulacak konu budur. Bunu dile getiren bir siyasetçidir, dağdaki terörist değil. Bir kez daha ortaya çıkmıştır ki, dağdaki teröristle kentteki siyasetçi aynı siyasi
projenin etrafında çalışmaktadır. Bu temel gerçeği görmezlikten gelip, olayı başka zeminlere yöneltmeye çalışmak doğru bir yaklaşım değildir”

Bu gerçekler karşısında herkesin görev ve sorumluluğunu yerine getirirken birbirine saygı duyması gerektiğini vurgulayan Baykal, “Anlamsız bir şekilde Türkiye'de bir siyasetçi-asker tartışması yaratmak Türkiye'nin bu ortamında sorumsuzluktur. CHP olarak buna katkı yapmayı reddediyoruz” dedi.

Siyasetçi olarak kendi hukuklarını ve siyasetin önemini çok iyi bildiklerini kaydeden Baykal, 1 Mart tezkeresi gündeme geldiğinde pek çok askeri temsilcinin tezkerenin kabulü yönünde görüş belirttiğini anımsattı. Baykal, “O zaman benim tavrım, 'herkes kendi işini yapmalı, bu bizim işimiz. Tezkere Türkiye'ye zarar verecektir' olmuştur. Teknik olarak belli kurumlar anlayışlarını ifade ederler, dinler, teşekkür eder, sorumluluğu üstlenir, kararı alırsınız. Ama kurumlar arası bir tartışmanın yararı yok. Türkiye'nin bu ortamında kesinlikle içine düşmememiz gereken tuzak budur, herkesi uyarıyorum” diye konuştu.

Kimsenin kendini aldatmaması gerektiğini kaydeden Baykal, şöyle devam etti: “Bu olay yıllardır devam eden bir olay. Tedbirli olmak lazım. Etkisiz kılacak kararı mücadeleyi götürmek, götürenlere saygılı olmak lazım. Kimsenin elini kolunu tutmamak lazım. AB bir tarafta, Kuzey Irak'takiler içerdeki birtakım hayalperestler bir başka tarafta. ABD'nin girişimleri işin başka tarafında. Bütün bunlar ortaya bir uluslararası kurgu koymuşlar. 'Hiçbir şey yok haydi yürüyelim, af diyelim, resmi eğitim diyelim, anayasanın millet tanımını değiştirelim'... Bunların her birisinin nereye varacağının hesabı çok iyi yapılmalı. Türkiye'deki terör tehlikesini yok sayma, görmezlikten gelme tuzağına ya da sırt sıvazlayarak, yaranarak onların taleplerinden vazgeçecekleri yanılgısına kendimizi kaptırmamamız lazım” dedi.

deryatulga
20.10.06, 16:57
Kürt meselesi, CHP ve DYP
DİYARBAKIR Belediye Başkanı Osman Baydemir, eyalet sistemi tartışmasını başlatmak istemediğini söyleyerek bir tartışmayı başlatıyor. Önerisi iki unsurdan oluşuyor:

Vali ve belediye başkanı yetkilerine sahip bir yerel yönetici olacak, bunu halk seçecek. Vali devleti ve hükümeti temsil ettiğine göre, devlet ve hükümet yetkileri yerelleşecek demek ki!
Yerel kaynakları yerel yönetimler kullanacak. Baydemir, mesela Batman petrolleri ile hidroelektrik santrallarının yerel yönetimlere devrini istiyor!
"Eyalet" veya "federasyon" sistemini bile aşan öneriler!
Valinin merkezden tayini üniter devletin olmazsa olmaz şartlarından biridir; bu bir. İkincisi federasyonlarda bile eyaletlere sadece mahalli ihtiyaçlar için sınırlı vergi toplama yetkisi tanınır, doğal kaynaklar merkeze ait olur. Özerk bölgelere çok geniş yetkiler veren İspanyol Anayasası'nın 128. ve 132. maddeleri bunun örneğidir.
İstenilen, federasyondan ötesidir!

Ülkenin vergileri
Taşocağı işletmeciliği değil tabii, büyük doğal kaynakların inşa ve idaresi ancak ülkenin tümünden toplanan vergilerle ve merkezi düzenlemelerle mümkün olur.
Türkiye'de toplanan vergilerin yüzde 80.4'ünü dört ilimiz, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Ankara ödüyor! Doğu ve Güneydoğu'da 24 ilimizden toplanan vergi, toplam vergi gelirlerinin yüzde 1.7'sinden ibarettir!
Bölgedeki bütün rafinaj, depolama, baraj, elektrik santralı, sulama, yol, sağlık ve eğitim hizmetleri, bütün kamu hizmetleri ve GAP ülkenin tümünden toplanan vergilerle yapılıyor. Elbette öyle olacak.
Eğer "Senin kaynakların, benim kaynaklarım" tartışması başlarsa bütün Türkiye ve en çok da gelişme için daha çok kamu yatırımı gereken bölgeler büyük zarar görür.
Ekonomilere milli sınırların bile dar geldiği bu çağda, ekonomiyi 'yerel'e hapsetmek geri kalmayı, içe kapanmayı savunmaktır.
Etnik aidiyet duygusu insani bir duygudur ama milliyetçiliğe dönüşünce körlük yaratıyor böyle!

Siyasetin işlevi
Türkiye'de üniter devlet prensibi bayrak kadar, ülke bütünlüğü kadar önemlidir. Çünkü kimlik farklarının politik olarak kurumlaşması çatışmayı hızlandırıyor, bu bakımdan eyalet sistemlerinin sicili kötüdür! (John McGarry, The Politics of Ethnic Conflict refulation, sf. 34)
Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır ve çözümü, kimlikleri bastırarak büsbütün militanlaştırmak değildir. Bunu seksen yıllık acı tecrübelerle gördük.
Çözümün ayaklarından biri ekonomik ve sosyal entegrasyondur; nüfusun iç içe geçmesidir. Eyalet sistemi ekonomik bütünleşmeyi frenler, yoksulluk ve radikalizmi besler.
Siyasi entegrasyonun adı demokrasidir! Ezilmişlik duygusunu gidermek için özgürlükler ve siyasi katılım... Büyük partilerin etnik kimlikli kitleleri kazanabilecek politikalar üretmesi ulusal bütünleşme için hayati derecede önemlidir! (McGarry, aynı eser. sf. 21)
Mehmet Ağar'ın yapmak istediği budur ve ülke yararınadır. Bölgede ayrı bir siyasi coğrafya resminin oluşmasını önlemenin yolu, ülkenin tümüne dayanan partilerin bölgesel oylarının artması, tabanlarının genişlemesidir. Ağar bunun için çalışıyor, inşallah başarır da. Demokrat Parti çizgisine bu yakışır.
Ağar'a yüklenen CHP, bölgede neden taban kaybetti ve bu kayıp kimlere yaradı, önce bunu bir düşünmeli!

t.akyol@milliyet.com.tr (t.akyol@milliyet.com.tr)

deryatulga
20.10.06, 17:00
Kaf Dağı'nın ardı

PKK'nın ateşkes ilan etmesinden sonra ABD bir karşı adım olarak Türkiye'nin dağdakilere af çıkarmasını öneriyordu... Bu öneriyi siyasi platformda Mehmet Ağar seslendirdi:
- PKK'lı dağda silahlı gezeceğine düz ovada siyaset yapsın... Bir af konusunda hükümete destek vermeye hazırım...
Ağar'ın önerisi ilk bakışta barışçı bir çıkıştı ama... Altı sağlam değildi... CHP lideri Deniz Baykal bu konuda yerinde sorular sordu:
- Af çıkaracağız! Peki, karşı taraf, sen af çıkarırsan ben de silahı bırakacağım, diyor mu? Hayır. Ya ne diyor? Ateşkes ilan ettim, gelin benimle pazarlık masasına oturun, diyor. Yani, silah bırakmayacak. Gerektiğinde yeniden kullanmak üzere elinin altında bulundurmaya devam edecek. Ülkeyi bölmekten, ayrı bir devlet kurmaktan vazgeçeceğim... Üniter devleti kabul edeceğim, diyor mu? Hayır, bunları da demiyor. Sen af çıkarırsan arkasından ne gelecek?"
Sağ olsun! Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, merakları çabuk giderdi, af çıksa arkasından hangi tekliflerin sökün edeceğine ilişkin ipuçları verdi. Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada Batman'daki petrol rezervlerini, bölgedeki hidroelektrik enerji santrallarının gelirini istedi... Valilerin seçimle işbaşına gelmesini önerdi... Bununla bitecek mi? Hayır... PKK ve siyasi sözcülerinin istekleri "Türk Anayasası değiştirilsin, demokratik cumhuriyet adı altında bir Türk - Kürt federasyonu kurulsun" noktasına kadar uzanıyor... Mesele "af"la falan çözümlenecek kadar basit değil...


m.asik@milliyet.com.tr (m.asik@milliyet.com.tr)

deryatulga
21.10.06, 00:00
Dağdakilerin ovadaki temsilcileri
“Osman Baydemir ne demek istedi?”

Bizim İnternethaber böyle başlık atmış.

***

Baydemir AP’nda “Avrupa Birliği-Türkiye ve Kürtler” konulu konferansta bir konuşma yapmış.

Bütün dostlar(!) da o toplantıdaymış…

AP milletvekili Andrew Duff ve AB-Türkiye Karma Parlamenter Komisyonu başkanı Joost Lagendijk vs…

Bizim gazeteci arkadaşlar keşke onlara sorsaydılar.

Baydemir’in ne demek istediğini en iyi onlar bilir de…

***

Başka bir yol daha var Baydemir’in ne demek istediğini anlamak için…

Nazlı Ilıcak’ın inanılmaz tezi!

“Eğer devlet (Ermenilerin) güvenliklerini sağlasaydı, söz verdiği reformları yapabilseydi bu durum ortaya çıkmayacaktı. Yani Ermeniler, Hınçak ve Taşnak gibi örgütler tarafından kullanılmayacaklardı’’ önermesinden yola çıkan Ilıcak noktayı koymuş:

“Ermeni meselesinde yaptığımız hataları anlarsak Kürt meselesinde aynı hataları yapmayız.”

İşte o muhteşem(!) teze bakıp Baydemir’in şifrelerini çözebilirdiler.

***

Neyse iş yine başa düştü anlaşılan.

Lâfı uzatmadan Baydemir’in sözlerine bakalım.

Baydemir, “Batman’daki petrol rezervleri ve su kaynakları da yerel yönetimlere devredilmelidir” demiş.

Devam etmiş Baydemir:

“Yerel yönetimler ve Kürt sorunun bağlantılı olmasının nedeninin, merkeziyetçi idari politikalar olduğunu düşünüyorum.”

Kürt isyanları ulus-devletin merkeziyetçi politikalarını hedef almıştır.”

***

Açılmış arkadaş Ilıcak’a hak verdirecek(!) konuşmasına devam ediyor:

“Bölgeler arasındaki gelişme farkını ortadan kaldırmak için merkez ile yerel arasındaki ilişkilerde radikal değişiklikler olması gerekiyor. Bu değişim Kürt sorununun çözümü için de fırsatlar yaratacaktır.”

İlave etmiş; “Bölünme korkuları yersiz.”

***

Dağdakilerin ovadaki siyasi temsilcisi böyle diyor.

“Kürt sorunu”nun ne anladıklarını anlatıyor.

Haydi kardeşim haydi, başka bahçede çiçek toplamaya!
Yazar: Aytun ÇIRAYwww.internethaber.com sitesinden "20 Ekim 2006 Cuma" tarihinde yazdırılmıştır.

tayfur
21.10.06, 00:12
erdoganin politikasini hayretle izliyorum... dehsetlere giriyorum... hergün ölüp yine diriliyorum...milletimiz bu kadar mi cahil? milletimiz hala gecmisten ögrenmedimi? yoksa ATAM IZINDEYIZ dendigi zaman birileri TATILDEYIZ mi anliyor acaba?

türk tarihinde ilk kez sagcilar ile solcular birlesti... artik milliyetcilik yükseliste.. durdurula bilinirmi?? bilemyiorum....
ama sunu biliyorum...

ICIM NEFRET VE KIN LE DOLU....

kime mi?? DÜSMANLARIMA

düsmanlarim kim??

TÜRKÜ SEVMEYEN, TÜRKE IHANET EDEN, TÜRKÜ EZEN....

SECIMLERI 4 GÖZLE BEKLIYORUM!!! HAYATIMDA ILK KEZ OY VERECEGIM!! ONUN ICIN ÖZELLIKLE TÜRKIYE YE UCACAGIM SADECE OY VERMEK ICIN!!

adam gibi de bir parti yok ki!!!

chp desem.... güvenemiyorum... BBP desem meclise girmeleri biel hayal...

kim kaldi geriye??

MHP??? bilemiyorum....

turanoid
01.11.06, 02:49
Unutulmalıdır ki, AT'ye girmemiz 2014 senelerinde anlatılıyormuş.

O zamana kadar da bu istekler nasıl peyder pey önümüze koyulup eklenecek göreceğiz.

Görülen o ki bu AKePe Ampullerin 2007'de gideceği kesin. RTE'nin de en kısa zamanda Cumhurbaşkanı koltuğuna geçip olası bir 'olumsuz' gelişmeye müdahalae etmesidir (mesela Profesör Özdağ'lı bir MHP'nin Hükümette oturması gibi).

Biz bu AT sevdağsını onurlu bir şekilde veda edersek; Baydemir AKA "DTP-im kontörleri geldii PKK'da sıkıntı bittiii" (hani o güzel türkcell-im şarkısı var ya...)'ın hayalleri de suya düşer.

Ama bu Cemaatçi illegal Hükümet böyle devam ederse; durumlar iç harbe dönüşebilir...

İskenderpaşa Hanedanlığı (http://darzihin.blogspot.com)

Nurdan
10.11.06, 14:48
PKK'ya yardım yaparken yakalandılar

Diyarbakır Belediyesi'nin araçları PKK'ya yardım yaparken suç üstü yakalandı.

10.11.2006 14:00http://www.haberturk.com/kuturesim/flas.jpg


Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir adına çalıştığı ve terör örgütü PKK'ya lojistik malzeme taşıdığı iddia edilen 2 araç, terör ekipleri tarafından suçüstü yakalandı. Olayla ilgili 3 kişi tutuklandı.
Edinilen bilgilere göre; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi adına yaklaşık 18 aydan bu yana çalıştığı iddia edilen 1 adet pikap ile 1 adet otomobil, yapılan istihbar çalışmaları neticesinde takibe alındı. Yaklaşık 4 gün süren titiz çalışmalar sonucunda Diyarbakır Emniyet Müdürülüğü'ne bağlı Terörle Mücadele ekipleri tarafından, yola çıkan araçlar takibe alındı. Diyarbakır - Silvan Karayolu üzerinde Özel Haraket timlerinin desteğiyle 2 araca yönelik operasyon düzenlendi ve durdurulan araçta bulunan S.Ç, U.Ö ve N.Ç isimli şahıslar gözaltına alındı. Araçta yapılan aramalarda 117 adet beyaz renkli sırt teçhizatı muhafazalı kar kamuflajı, 35 adet şirketlere ait sahte kaşe ve çok miktarda sahte fatura, 1 adet Glock marka silah, bu silaha ait 3 adet şarjör ve 82 adet mermi, 2 adet propaganda CD'si, 100 gram esrar, 107 kutu antibiyotik ilaç, 1 adet bilgisayar yazıcısı, 12 adet not defteri, 4 adet bilgisayar, 2 adet cep telefonu ele geçirildi.
PKK'ya lojistik destek sağlamak amacıyla yükledikleri iddia edilen lojistik malzemeleri kırsala götürürken yakalanan S.Ç, U.Ö ve N.Ç'nin, yapılan sorgularında, malzemeleri terör örgütü PKK'ya götüreceklerini itiraf ettikleri ileri sürüldü. Şahısların, 18 aydan bu yana Başkan Osman Baydemir adına özel bir şirkette çalıştıklarını ve istenildiği sürece malzeme götürdüklerini söyledikleri öne sürüldü. Gözaltına alınan şahısların, Büyükşehir Belediyesi adına çalıştıklarını belirttikleri; ancak Belediye Başkanı Baydemir'in konudan haberdar olup olmadığı konusunda bilgi vermedikleri öğrenildi.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=5411&cat=200&dt=2006/11/10

Detan
10.11.06, 14:53
Bu ne ilk ne de son. Devletin mali pasa pasa PKK icin kullaniliyor, Diyarbakirda gayet normal.

Merak etmeyin Osman Baydemire bir sey olmaz.

Nurdan
10.11.06, 14:59
Bu ne ilk ne de son. Devletin mali pasa pasa PKK icin kullaniliyor, Diyarbakirda gayet normal.

Merak etmeyin Osman Baydemire bir sey olmaz.

Diyarbakirda bu tür haberlere artik sasirmiyoruz bile, bu bile ne kadar aci.
Devletin mali ile devlete karsi:motz: aynen..

Greyson
10.11.06, 15:12
was natürlich wiedermal manche leute(wie mich) dazubringt um über die semdinli sache neu nachzudenken....

Detan
10.11.06, 16:30
Aslinda bu kadar olaydan sonra icisleri bakani bir müdahalede bulunmasi lazim. Ama nedense bir faaliyet yok. Sanirim RTE'de Aksuya baski yapamiyor, yoksa Aksu dogulu hemsirerini partiden alip gider ve AKP biter.

KökBöri
10.11.06, 16:54
PKK'ya yardım yaparken yakalandılar

Diyarbakır Belediyesi'nin araçları PKK'ya yardım yaparken suç üstü yakalandı.

10.11.2006 14:00http://www.haberturk.com/kuturesim/flas.jpg


Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir adına çalıştığı ve terör örgütü PKK'ya lojistik malzeme taşıdığı iddia edilen 2 araç, terör ekipleri tarafından suçüstü yakalandı. Olayla ilgili 3 kişi tutuklandı.
Edinilen bilgilere göre; Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi adına yaklaşık 18 aydan bu yana çalıştığı iddia edilen 1 adet pikap ile 1 adet otomobil, yapılan istihbar çalışmaları neticesinde takibe alındı. Yaklaşık 4 gün süren titiz çalışmalar sonucunda Diyarbakır Emniyet Müdürülüğü'ne bağlı Terörle Mücadele ekipleri tarafından, yola çıkan araçlar takibe alındı. Diyarbakır - Silvan Karayolu üzerinde Özel Haraket timlerinin desteğiyle 2 araca yönelik operasyon düzenlendi ve durdurulan araçta bulunan S.Ç, U.Ö ve N.Ç isimli şahıslar gözaltına alındı. Araçta yapılan aramalarda 117 adet beyaz renkli sırt teçhizatı muhafazalı kar kamuflajı, 35 adet şirketlere ait sahte kaşe ve çok miktarda sahte fatura, 1 adet Glock marka silah, bu silaha ait 3 adet şarjör ve 82 adet mermi, 2 adet propaganda CD'si, 100 gram esrar, 107 kutu antibiyotik ilaç, 1 adet bilgisayar yazıcısı, 12 adet not defteri, 4 adet bilgisayar, 2 adet cep telefonu ele geçirildi.
PKK'ya lojistik destek sağlamak amacıyla yükledikleri iddia edilen lojistik malzemeleri kırsala götürürken yakalanan S.Ç, U.Ö ve N.Ç'nin, yapılan sorgularında, malzemeleri terör örgütü PKK'ya götüreceklerini itiraf ettikleri ileri sürüldü. Şahısların, 18 aydan bu yana Başkan Osman Baydemir adına özel bir şirkette çalıştıklarını ve istenildiği sürece malzeme götürdüklerini söyledikleri öne sürüldü. Gözaltına alınan şahısların, Büyükşehir Belediyesi adına çalıştıklarını belirttikleri; ancak Belediye Başkanı Baydemir'in konudan haberdar olup olmadığı konusunda bilgi vermedikleri öğrenildi.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=5411&cat=200&dt=2006/11/10

osman baydemire kimse dokunamaz,cünkü AB arkasinda.

stellt euch mal vor wenn das in einem EU land passiert wäre,z.b angestellte vom staat unterstützen eine terrororganisation wie el kaida oder so,die stadtwerke bringen nahrung und waffen an die terroristen und das kommt raus,was dann los wäre. aber bei uns kümmert das niemanden, bei uns ist das schon normalzustand,saten biz ondan bu kafalan bi yerlere gelemiyoruz.

al_sancagim
10.11.06, 18:51
artik zaten hiç sasmiyoruz... söyle resmen bi "biz PKKliyiz" demedikleri kaldi. Hiç birsey yapilmiyor! Bu kaçinci! Bu it TC'nin Diyarbakir Büyüksehir Belediye Baskani degil ve asla olamaz.. benim gözümde Osman Baydemir PKK'nin Diyarbakir temsilcisi

Izleyin baska bir Osman Baydemir "hizmeti":http://www.youtube.com/watch?v=ZZegePu2y6o&mode=related&search=

colak
11.11.06, 04:20
Bu ne ilk ne de son. Devletin mali pasa pasa PKK icin kullaniliyor, Diyarbakirda gayet normal.

Merak etmeyin Osman Baydemire bir sey olmaz.

evet arkasinda baba avrupa sahip cikiyor bu hainlere.
bu problemler asla demokratik insan haklara uyan bi sekilde cözülmez.
umarim su avrupa hayalerimiz sona ersin, ve gene ayni türk hüsüllü ders verelim su irkcilara. bakalim ne kadar sahip cikacak avrupa su dümbüllü baydemire.

Gök Türk
20.02.07, 22:20
Baydemir'e protesto şoku
20 Şubat 2007 Salı 21:42

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 2006 yılı faaliyet tanıtımı için bir araya gelen esnaf kendilerine söz hakkı verilmediğini iddia ederek, Belediye Başkanı Baydemir'in konuşmaya başladığı sırada salonu terk etti.

Berberler ve Kuaförler Odası Başkanı Eşref Tanrıverdi ve üyeleri kendilerine söz hakkı verilmediğini belirterek, protesto ettiklerini kaydetti.

Tanrıverdi, Başkan Baydemir'in toplantıya katılmaları için kendilerinden rica ettiklerini ve toplantıda sıkıntılarını anlatmalarını istediklerini ifade ederek, "Biz sorunlarımızı burada dile getirecektik. Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüşme şansımız yok. Biz konuşmak istedik ancak bize sıra verilmedi. Protokolden sonra ne konuşacağımki. Oda Başkanı olmama rağmen söz hakkı tanınmadı. Büyükşehir Belediye Başkanı'ndan sonra konuşamam çünkü belediye başkanı konuşmasını bitirdiğinde gidecek. Biz sıkıntılarımızı anlatamadık. Bu yüzden üyelerimizle bu durumu protesto ediyoruz" dedi.

Bir grup esnaf salondan ayrıldıktan Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir konuşmasını yaptı.

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=69785

Gök Türk
20.02.07, 22:21
Evet Bay Baydemir ABD ve AB'den gaz alarak deri koltukların üstünde keyif yapacağına biraz da gerçekten Kürt halkını düşünsün.

Umarım Diyarbakır halkı ders alıp bu herifi bir daha seçmez.

deryatulga
28.05.07, 16:30
Diyarbakır'ın dev şirketine tasfiye baskısı 28/05/2007 (863 kişi okudu)
DİYARBAKIR - İçişleri Bakanlığı bir genelge yayımlayarak, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin, Bakanlar Kurulu'ndan izin alamadığı için hibe yoluyla kurduğu ve bölgede önemli projelere imza atarak cirosunu 7 milyon YTL'ye ulaştıran Diyar A.Ş. adlı şirketinin tasfiyesini istedi. Şubat ayında yayımlanan ve altı ay içinde uygulanması istenen genelgeyi değerlendiren Diyar A.Ş.'nin genel müdürü Mehmet Samih Öktem, "Diyarbakır çok şey kaybeder" dedi.
Son bir yılda kentte gözlenen ekonomik büyümenin en önemli dinamiği olan Diyar A.Ş. önce beton boru ve kent mobilyası üretimine başlamış, daha sonra da yoluna bazalt taş üretim tesisi kurarak toplu konut ve yol inşaatları projeleriyle devam etmişti. Yeni kurulan ulaşım şirketi de, benzin istasyonları ve otoparklar işleterek, buradan elde edilen gelirlerle 97 köye ulaşım için 60 otobüsten oluşan bir toplu taşıma ağı kurmayı hedefliyordu. İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinin hibe yoluyla kurulan tüm belediye şirketlerinin tasfiyesini içermekle birlikte, asıl olarak Diyar A.Ş.'yi hedef aldığı yorumları yapılıyor. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya Diyar A.Ş.'nin kent için önemini anlattığı ve tasfiye edilmemesi yönündeki girişimlerine devam ettiği belirtiliyor.
Diyar A.Ş.'nin Genel Müdürü Mehmet Samih Öktem, İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinin varlığını doğrulayarak şöyle konuştu:
"Diyar A.Ş., kentte yarattığı maddi değerlerin ötesinde bir umut projesidir. Amacımız Diyarbakır'daki bütün olumsuzlukların temelinde yatan ekonomik sorunlara neşter vurmaktı. Bizim kamu sermayesini temsil etmekten gelen güvenilirliğimiz, diğer sermaye grupları için de ciddi bir çekicilik sağladı. Bölgeye sermayenin gelmesi, bölge insanının kalkınması için aynı zamanda yatırım ajansı gibi çalışıyorduk."

'Yararlananlar mağdur olur'
Öktem, şirketin tasfiyesinin bölgede yakalanmış olan olumlu havada yara açacağını savunarak, şöyle devam etti: "Şirketin tasfiyesi, gerçekten çok kötü bir sonuç doğurur. Oluşturduğumuz projelerden yararlanan çok sayıda çocuk, genç, kadın, yaşlı mağdur olur. Ama herkesten öte, asıl kaybedecek olan Diyarbakır'dır."
2006 yılında kurulan Diyar A.Ş. ile ilgili problem, 'hibe' şirket olmasından kaynaklandı. Osman Baydemir, Bakanlar Kurulu'na kentteki ekonomik ve sosyal projeleri yürütmek üzere şirket kurmak için başvuruda bulunduklarını ancak kendilerine izin verilmemesi üzerine 'hibe' şirket formülünü uyguladıklarını söylemşiti. Genelgenin, 'Diyar A.Ş.'nin karapara akladığı, Baydemir'in kişisel servetinin hızla büyüdüğü' gibi haberlerin ardından yayımlanması dikkat çekiyor. Büyükşehir Belediyesi'nin genelgenin yayımlandığı altı aylık süre dolunca nasıl bir tutum alacağı ise merak konusu. (Radikal, dha)

taycunist
04.06.07, 21:28
Wir brauchen die EU, sonst gehen hier alle Rollläden runter"
Aus Diyarbakir berichtet Anna Reimann (anna_reimann@spiegel.de) </I>
Die Vergangenheit ist nicht bewältigt - die Zukunft vollkommen ungewiss: In Diyarbakir im Südosten der Türkei kämpfen Bürgermeister und Menschenrechtsgruppen für die Rechte der Kurden - und um die Klärung ihres Verhältnisses zur Terrororganisation PKK. In der kurdischen Metropole entscheidet sich das Schicksal der Demokratie der Türkei.

Diyarbakir - Der Mann, von dem es heißt, er habe einen der schwersten Jobs der Türkei, sitzt in einem tiefen schwarzen Ledersessel vor dem Bild von Kemal Atatürk, nippt an seinen schwarzen Kaffee und runzelt die Stirn. Seit den Bombenanschlägen von Ankara in der letzten Woche muss Osman Baydemir, 36 Jahre alt und Bürgermeister der kurdischen Metropole Diyarbakir im Südosten der Türkei, wieder einmal die Fronten klären - er muss sich von der PKK distanzieren, aber darf gleichzeitig auch seine kurdischen Wähler nicht verprellen.


Der türkische Staat meint, dass die kurdische Terrororganisation PKK hinter den Anschlägen stecke. "Diese Anschläge sind schrecklich, wir verurteilen sie. Sie sind unter keinen Umständen zu akzeptieren. Wir glauben an die parlamentarische Demokratie", sagt Baydemir.
Aber dass der Staat reflexartig der PKK die Schuld für das Attentat in die Schuhe schiebe, sei nicht richtig. "Wenn die Täter für den Anschlag in Semdinli 2005 nicht gefasst wären, würde immer noch jeder sagen, es sei die PKK gewesen. Dabei waren die Soldaten schuld", sagt Baydemir. Gegen Baydemir selbst laufen zahlreiche Prozesse - unter anderem, weil er in einen getöteten PKK-Kämpfer in einem städtischen Krankenwagen transprotieren ließ. Die türkische Presse und die Regierung warfen Baydemir vor, sich nicht deutlich von der PKK zu distanzieren.
"Die Zeit der Gewalt ist vorbei"
Es gehe in der Türkei eben nicht darum, wer man ist, sondern wie man wahrgenommen werde, sagt Bürgermeister Baydemir dazu. Der türkische Staat behandle die kurdische Frage nur unter dem Terroraspekt. "Dabei ist es eine kulturelle, eine soziale, eine sprachliche - und eine Identitätsfrage." Die kurdische "Partei der Demokratische Gesellschaft" (DTP), in der Baydemir Mitglied ist, habe Druck auf die PKK ausgeübt, dass sie ihre Waffen niederlegt, aber die militärischen Operationen hätten wieder zugenommen. "Die Zeit der Gewalt ist vorbei. Aber der Staat macht es der PKK manchmal zu einfach, Gewalt weiter zu rechtfertigen", erklärt der Bürgermeister.
Baydemir meint damit auch die Wahlgesetze, die das türkische Parlament jüngst erlassen hat. Zahlreiche kurdische Politiker wurden festgenommen. Und als die DTP erklärte, sie würde für die Parlamentswahlen im Juli mit unabhängigen Kandidaten antreten, um die landesweite Zehn-Prozent-Klausel zu umgehen und wieder ins Parlament einzuziehen, stellte Ankara neue Hürden auf. Statt wie bisher auf getrennten Wahlzetteln, sollen jetzt die unabhängigen Kandidaten auch auf der einen Liste der Parteien aufgeführt werden.
Das mache die Wahlzettel sehr unübersichtlich, monieren kurdische Politiker. Viele kurdische Wähler sind Analphabeten oder können kein Türkisch. Die meisten hätten sich deshalb bisher nach den Symbolen der Parteien orientiert, sagt Baydemir. Wie sollten sie da die Namen ihrer Kandidaten finden? Auch türkische Menschenrechtsgruppen kritisieren die neue Regelung und sprechen insgesamt von einer Verschlechterung der Menschenrechtssituation im Südosten.
Aber Bürgermeister Baydemir, der früher Vorsitzender einer Menschenrechtsorganisation in Diyarbakir war, kämpft nicht nur für die Rechte der Kurden und um Abgrenzung zur PKK - er muss gleichzeitig die drängenden sozialen Probleme in Diyarbakir lösen. Die Uno schätzt, dass über ein Drittel der insgesamt fast eine Million Bewohner in Armut lebt. Diyarbakirs Bevölkerung hat sich in den vergangenen 17 Jahren mehr als verdreifacht - Menschen aus den Dörfern flüchteten in die Metropole. "Industrie haben wir überhaupt nicht, wir versuchen Diyarbakir zu einer Hauptstadt des Tourismus und der Kultur zu machen", sagt Baydemir.
"Die letzten zwanzig Jahre waren traumatisch"
Neben der Armut und den Zuwanderungsproblemen brennen in Diyarbakir noch die Wunden der Vergangenheit: Bei den Kämpfen zwischen der türkischen Armee und den Terroristen von der PKK wurden Zehntausende verschleppt, getötet, vergewaltigt, Kinder mussten mit ansehen, wie ihre Väter umgebracht wurden. Menschen wurden von türkischen Sicherheitskräften gefoltert, viele kamen bei Anschlägen der PKK ums Leben. "Die letzten zwanzig Jahre waren traumatisch", sagt der Bürgermeister Baydemir. Systematisch aufgearbeitet wurde das Trauma nie.
Dabei hatte Baydemir große Hoffnungen. "1999 hat der wirkliche Demokratisierungsprozess in der Türkei begonnen." Seit 2005 jedoch nehme der Nationalismus und der Chauvinismus in der türkischen Politik wieder zu. Aber er kritisiert die regierende AKP nicht generell. Wenn die erlaubten kurdischen Parteien im Parlament wären, wäre Außenminister Gül in der Präsidentenwahl nicht gescheitert, sagt er. "Wir hätten auf jeden Fall Gül gewählt." Die jüngsten Massendemonstrationen der Laizisten seien nicht etwa eine Intervention gegen die AKP gewesen, sondern gegen die Demokratie.

Quelle:www.spiegel.de (http://www.spiegel.de)

taycunist
04.06.07, 21:32
Die jüngsten Massendemonstrationen der Laizisten seien nicht etwa eine Intervention gegen die AKP gewesen, sondern gegen die Demokratie.

Seit wann ist eine friedliche Demonstration, ein Akt gegen die Demokratie?? Dümmer und dämmlicher geht es wohl nicht!

ich24bins
04.06.07, 22:15
Tja ein Wendehals wie es im Buche steht würd ich sagen.
Er versucht immernoch die PKK in Schutz zu nehmen, siehe Ankara. Wenn es Soldaten und Polizisten getroffen hätte, wäre es wohl nicht so schändlich gewesen.

1999 hat er und die DTP die Chanche auf eine Disdanzierung von der PKK, aber nein, stattessen versuchen Sie immernoch Wählerstimmen zu fangen.

Was für ein toller Demokrat er doch auch ist.

PretzelLogic
05.06.07, 00:07
Der Spiegel Beitrag ist in seiner Tendenziösen Art wirklich unerträglich....

easydogi
05.06.07, 00:13
Der Spiegel Beitrag ist in seiner Tendenziösen Art wirklich unerträglich....

Dabei wird ohne Umschweife vom T-Wort Gebrauch gemacht:


...und um die Klärung ihres Verhältnisses zur Terrororganisation PKK...

Wenigstens das scheint man sich anzugewöhnen.

Öz-Türk
05.06.07, 00:17
"Die Zeit der Gewalt ist vorbei. Aber der Staat macht es der PKK manchmal zu einfach, Gewalt weiter zu rechtfertigen", erklärt der Bürgermeister.
Quelle:www.spiegel.de (http://www.spiegel.de)

Nichts auf der Welt rechtfertigt die PKK ihre Waffen gegen unser Land zu verwenden.

Baydemir redet vom anfang bis zum ende ehrlich aus seinem Hintern herraus.....

Flagellum Dei
05.06.07, 00:38
schon wieder die armen Unschuldslämmer von der unterdrückten DTP ; dabei pfeifen es schon die Spatzen von den Dächern , dass Pkk und DTP praktisch ein und derselbe Organismus sind, so verzahnt und ineinander überfliessend, wie die strukturell, personell und auch ideologisch sind; aber nein, Zer(r) Spiegel muss natürlich aufs Neue Desinformation betreiben;






ich kriege schon wieder Brechreiz....

Türkgermane
05.06.07, 03:01
ist schon lustig, dass er sagt er und seine Partei DTP würden Gül wählen.

Sagt er das um Abdullah Gül in misskredit zu bringen, oder weil das seine Organisation eher hilft?

Achja, AKP-Anhänger solltem dem DTP-Mann also eher zujubeln oder?

Ich weiss, es sieht aus als würde ich wieder gegen die AKP herum-sticheln, aber die Beziehungen zwischen DTP und AKP interessieren mich ernsthaft...

J.P.Belmondo
05.06.07, 03:21
"Wir brauchen die EU, sonst gehen hier alle Rollläden runter"

Aus Diyarbakir berichtet Anna Reimann (anna_reimann@spiegel.de) </I>
Die Vergangenheit ist nicht bewältigt - die Zukunft vollkommen ungewiss: In Diyarbakir im Südosten der Türkei kämpfen Bürgermeister und Menschenrechtsgruppen für die Rechte der Kurden - und um die Klärung ihres Verhältnisses zur Terrororganisation PKK. In der kurdischen Metropole entscheidet sich das Schicksal der Demokratie der Türkei.


Diyarbakir - Der Mann, von dem es heißt, er habe einen der schwersten Jobs der Türkei, sitzt in einem tiefen schwarzen Ledersessel vor dem Bild von Kemal Atatürk, nippt an seinen schwarzen Kaffee und runzelt die Stirn. Seit den Bombenanschlägen von Ankara in der letzten Woche muss Osman Baydemir, 36 Jahre alt und Bürgermeister der kurdischen Metropole Diyarbakir im Südosten der Türkei, wieder einmal die Fronten klären - er muss sich von der PKK distanzieren, aber darf gleichzeitig auch seine kurdischen Wähler nicht verprellen.
FOTOSTRECKE DIYARBAKIR: ARMUT, GEWALT, ANALPHABETISMUS




http://www.spiegel.de/img/0,1020,883286,00.jpg (http://www.spiegel.de/fotostrecke/0,5538,22068,00.html)
http://www.spiegel.de/img/0,1020,883283,00.jpg (http://www.spiegel.de/fotostrecke/0,5538,22068,00.html)
http://www.spiegel.de/img/0,1020,883280,00.jpg (http://www.spiegel.de/fotostrecke/0,5538,22068,00.html)

Fotostrecke starten: Klicken Sie auf ein Bild (5 Bilder)



Der türkische Staat meint, dass die kurdische Terrororganisation PKK hinter den Anschlägen stecke. "Diese Anschläge sind schrecklich, wir verurteilen sie. Sie sind unter keinen Umständen zu akzeptieren. Wir glauben an die parlamentarische Demokratie", sagt Baydemir.
Aber dass der Staat reflexartig der PKK die Schuld für das Attentat in die Schuhe schiebe, sei nicht richtig. "Wenn die Täter für den Anschlag in Semdinli 2005 nicht gefasst wären, würde immer noch jeder sagen, es sei die PKK gewesen. Dabei waren die Soldaten schuld", sagt Baydemir. Gegen Baydemir selbst laufen zahlreiche Prozesse - unter anderem, weil er in einen getöteten PKK-Kämpfer in einem städtischen Krankenwagen transprotieren ließ. Die türkische Presse und die Regierung warfen Baydemir vor, sich nicht deutlich von der PKK zu distanzieren.
"Die Zeit der Gewalt ist vorbei"
Es gehe in der Türkei eben nicht darum, wer man ist, sondern wie man wahrgenommen werde, sagt Bürgermeister Baydemir dazu. Der türkische Staat behandle die kurdische Frage nur unter dem Terroraspekt. "Dabei ist es eine kulturelle, eine soziale, eine sprachliche - und eine Identitätsfrage." Die kurdische "Partei der Demokratische Gesellschaft" (DTP), in der Baydemir Mitglied ist, habe Druck auf die PKK ausgeübt, dass sie ihre Waffen niederlegt, aber die militärischen Operationen hätten wieder zugenommen. "Die Zeit der Gewalt ist vorbei. Aber der Staat macht es der PKK manchmal zu einfach, Gewalt weiter zu rechtfertigen", erklärt der Bürgermeister.
Baydemir meint damit auch die Wahlgesetze, die das türkische Parlament jüngst erlassen hat. Zahlreiche kurdische Politiker wurden festgenommen. Und als die DTP erklärte, sie würde für die Parlamentswahlen im Juli mit unabhängigen Kandidaten antreten, um die landesweite Zehn-Prozent-Klausel zu umgehen und wieder ins Parlament einzuziehen, stellte Ankara neue Hürden auf. Statt wie bisher auf getrennten Wahlzetteln, sollen jetzt die unabhängigen Kandidaten auch auf der einen Liste der Parteien aufgeführt werden.
Das mache die Wahlzettel sehr unübersichtlich, monieren kurdische Politiker. Viele kurdische Wähler sind Analphabeten oder können kein Türkisch. Die meisten hätten sich deshalb bisher nach den Symbolen der Parteien orientiert, sagt Baydemir. Wie sollten sie da die Namen ihrer Kandidaten finden? Auch türkische Menschenrechtsgruppen kritisieren die neue Regelung und sprechen insgesamt von einer Verschlechterung der Menschenrechtssituation im Südosten.
Aber Bürgermeister Baydemir, der früher Vorsitzender einer Menschenrechtsorganisation in Diyarbakir war, kämpft nicht nur für die Rechte der Kurden und um Abgrenzung zur PKK - er muss gleichzeitig die drängenden sozialen Probleme in Diyarbakir lösen. Die Uno schätzt, dass über ein Drittel der insgesamt fast eine Million Bewohner in Armut lebt. Diyarbakirs Bevölkerung hat sich in den vergangenen 17 Jahren mehr als verdreifacht - Menschen aus den Dörfern flüchteten in die Metropole. "Industrie haben wir überhaupt nicht, wir versuchen Diyarbakir zu einer Hauptstadt des Tourismus und der Kultur zu machen", sagt Baydemir.
"Die letzten zwanzig Jahre waren traumatisch"
Neben der Armut und den Zuwanderungsproblemen brennen in Diyarbakir noch die Wunden der Vergangenheit: Bei den Kämpfen zwischen der türkischen Armee und den Terroristen von der PKK wurden Zehntausende verschleppt, getötet, vergewaltigt, Kinder mussten mit ansehen, wie ihre Väter umgebracht wurden. Menschen wurden von türkischen Sicherheitskräften gefoltert, viele kamen bei Anschlägen der PKK ums Leben. "Die letzten zwanzig Jahre waren traumatisch", sagt der Bürgermeister Baydemir. Systematisch aufgearbeitet wurde das Trauma nie.
Dabei hatte Baydemir große Hoffnungen. "1999 hat der wirkliche Demokratisierungsprozess in der Türkei begonnen." Seit 2005 jedoch nehme der Nationalismus und der Chauvinismus in der türkischen Politik wieder zu. Aber er kritisiert die regierende AKP nicht generell. Wenn die erlaubten kurdischen Parteien im Parlament wären, wäre Außenminister Gül in der Präsidentenwahl nicht gescheitert, sagt er. "Wir hätten auf jeden Fall Gül gewählt." Die jüngsten Massendemonstrationen der Laizisten seien nicht etwa eine Intervention gegen die AKP gewesen, sondern gegen die Demokratie.

J.P.Belmondo
05.06.07, 03:22
"Wir brauchen die EU, sonst gehen hier alle Rollläden runter"

Aus Diyarbakir berichtet Anna Reimann (anna_reimann@spiegel.de) </I>
2. Teil: "Ka-Mer" fährt Kampagnen gegen Ehrenmorde


Wie Baydemir kritisiert auch Nebahat Akkoc die AKP-Regierung nicht pauschal - im Gegenteil, einiges helfe ihr bei ihrer Arbeit sehr. Die Gründerin der Frauenhilfsorganisation "Ka-Mer" sitzt in einem hellen, offenen Restaurant an einer ruhigen Straße in Diyarbakir. Die Organisation gibt es seit zehn Jahren, aber erst seit 2003 macht "Ka-Mer" gezielt Kampagnen gegen Ehrenmorde, rettet kurdische Frauen aus ihren Familien - und versucht dabei allen parteipolitischen Begehrlichkeiten aus dem Weg zu gehen. "Wir haben zu keinem Zeitpunkt Geld von irgendeiner Partei oder der Regierung angenommen", sagt die dunkle, üppige Frau mit entschlossenem Blick. Ministerpräsident Tayyip Erdogan habe im vergangenen Jahr ein Dekret zum Schutz und zur Verfolgung von Ehrenmorden erlassen. "Das heißt zwar nicht, dass alles umgesetzt wird, aber immerhin haben wir ein Schreiben der Regierung in der Hand. Und das macht bei den Behörden hier Eindruck", sagt sie.
Jeden Tag kämen im Durchschnitt drei Anrufe von Frauen, die wegen Gewalt in der Familie Hilfe brauchen. Seit drei Jahren ging es in 178 Fällen um drohenden Ehrenmord. "Ka-Mer" ist vielfältig tätig: Die Organisation klärt Frauen auf, leistet Bildungsarbeit, erklärt ihnen Strategien gegen häusliche Gewalt. Sie versucht in eigenen Kindergärten patriarchale Rollenbilder aufzubrechen und einen Mentalitätswandel einzuleiten. Sie unterhält ein Notfalltelefon für Frauen in Gefahr. Zur Finanzierung betreibt "Ka-Mer" eigene Restaurants. Büros der Organisation gibt es in 23 südost-türkischen Städten.
Meistens kämen die Opfer von sich aus zu "Ka-Mer", selten müssten die Mitarbeiter selbst in die Familien gehen, um die Frauen aus den Händen ihrer kurdischen Clans zu befreien, sagt Akkoc. Und nach der Rettung sei es allein die Entscheidung der Opfer, ob sie irgendwann in ihre Familien zurückkehren wollen. "Unser Ansatz ist, die Frauen, wenn möglich in ihrem gewohnten Umfeld zu lassen." Dafür recherchiere man dann die Strukturen der Familie, schaue, ob jemand helfen könne, die Frauen wieder in die Familie zu führen und Frieden zu schaffen. Wieviele Ehrenmorde es tatsächlich gegeben hat, weiß niemand. Die Dunkelziffer sei sehr hoch, meint Akkoc.
Zu Beginn ihrer Arbeit habe es Anfeindungen aus der Bevölkerung gegeben. "Im Osten der Türkei habe es nie eine Geschlechterdebatte gegeben", sagt die Frauenrechtlerin. Seit hundert Jahren habe sich in den Dörfern nichts geändert. Es sei mehrmals vorgekommen, dass Familienmitglieder der bedrohten Frauen, die bei "Ka-Mer" Unterschlupf finden, mit Messern um das Gebäude der Organisation herumschleichen.
"Aber mittlerweile sind wir ziemlich akzeptiert - oder einfach stärker geworden", so Nebahat Akkoc.
Ein paar hundert Meter Luftlinie weiter, in einem anderen Teil von Diyarbakir, steht Bürgermeister Baydemir in seinem Büro auf und fasst sich ans Kinn. "Europa darf uns nicht alleine lassen. Sonst gehen hier in Diyarbakir die Rollläden endgültig runter." Und dann sei es vorbei mit dem Zivilisierungsprozess der Türkei. Die Nationalisten würden immer stärker. "Vergessen wir nicht, dass nicht die Linken in Deutschland den Reichstag angezündet haben", sagt Baydemir.

taycunist
05.06.07, 04:39
Tja ein Wendehals wie es im Buche steht würd ich sagen.
Er versucht immernoch die PKK in Schutz zu nehmen, siehe Ankara. Wenn es Soldaten und Polizisten getroffen hätte, wäre es wohl nicht so schändlich gewesen.

1999 hat er und die DTP die Chanche auf eine Disdanzierung von der PKK, aber nein, stattessen versuchen Sie immernoch Wählerstimmen zu fangen.

Was für ein toller Demokrat er doch auch ist.

Baydemir und sein gesindel denken wohl, dass sie im Namen der Demokratie, legitim ist mit PKK zu kooperieren! Wenn die Zeit kommt, wird der souveräner Türke/in, diesen kurdischen abtrünnigen eine Lexion erteilen! Dies war in der Vergangenheit der Fall gewesen, wird auch in der Zukunft so bleiben.

Hakkıdır, hakka tapan, milletimin istiklal. :türkiye:

Atahan
05.06.07, 13:45
Ein Sozialpädagoge aus Diyarbakir schreibt in einem kurdischen Forum:

Mein Vater ist Kurde, und er hat versucht, meine Geschwister und mich unser Leben lang anti-türkisch, anti-laizistisch und anti-demokratisch zu erziehen. Bis ich in ein Alter kam, mir meine eigenen Gedanken zu machen, war ich ebenfalls felsenfest davon überzeugt, der richtigen Sache zu dienen. Obwohl ich so gut wie kein Wort kurdisch sprechen kann, war ich so stolz auf meine kurdische Herkunft väterlicherseits, dass ich keinen Grund sah, diesen Stolz anzuzweifeln.

Zu Hause wurde uns immer schön von der kurdischen Kultur und Geschichte erzählt, meine Geschwister und ich hörten gespannt zu. Dass wir ein heiliges Volk seien, dass wir von Völkern abstammen, die die Zivilisation gegründet haben, dass wir -falls nötig- über Leichen gehen müssten, um den dreckigen türkischen Staat zu schaden. Sei es hier in Deutschland, in der Türkei, oder sonstwo weltweit.
Nach einiger Zeit begann ich jedoch zu zweifeln, da mir diese absurde Art der "Kultur", wenn man sie denn so nennen mag, immer widerwärtiger, immer abscheulicher und immer sinnloser vorkam.

Dank dem steinzeitlichen Feudalsystem, das noch heute bei Kurden herrscht, ist dieses Volk -so leid es mir tut- derart zurückgeblieben, dass die abstrusesten "Traditionen" noch heute fortgeführt werden.
Die "Agas", also die Oberhäupter der Clans, werden wie Könige behandelt, und sie werden sich dieses Gefühl natürlich nicht nehmen lassen. Minderjährige Mädchen werden gegen ihren Willen mit 20, 30, 40 Jahre älteren Männern verheiratet. Von einer Mitbestimmung von Frauen, geschweige denn Mädchen, ist in der kurdischen Kultur sowieso niemals die Rede. Absichtlich werden die Kinder nicht zur Schule geschickt, damit sie ja nicht auf den Gedanken kommen, gegen dieses System vorzugehen. Wenn der Staat die Familien zwingt, das Kind zur Schule zu schicken, kommt es noch heute zu regelrechten Aufständen. Der offizielle Grund für die ungebildeten kurdischen Leute ist immer, dass der türkische Staat den Kindern in der Schule Lügen einbläuen möchte. Genau dies war bei meinem leiblichen Onkel in seiner Kindheit der Fall.

Auf ärztliche Hilfe wird genauso verzichtet, da der Staat ja den Kindern Seuchen, den Männern Gift, und den Frauen Unfruchtbarkeitsmittel einspritzt. Wenn der Staat aber mit ärztlichen Leistungen nicht genug nachkommt, heißt es, dass beabsichtigt wird, das Volk auszurotten.
Durch meine Arbeit als Sozialpädogage konnte ich mir davon mein eigenes Bild in Kurdistan machen.

Mein Vater erzählte oft genug, dass jugendliche Männer mit Erlaubnis der Eltern Geschlechtsverkehr mit Tieren, insbesondere mit Ziegen und Schafen hätten, bevor sie verheiratet wurden, denn Flirten, Kennenlernen, etc. gibt es unter den kurdischen Jugendlichen nicht. Wer Geld hat, KAUFT sich die Frau. Soweit ich mitbekommen habe, liegt der "Wert" eines 16-jährigen Mädchens momentan bei rund 2000 YTL. Und da viele Jugendliche dieses Geld nicht besitzen, wird bei Geschlechtsverkehr mit Tieren immer ein Auge zugedrückt. Dazu kommt, dass immer eine Zustimmung des Clan-Oberhauptes für eine Heirat notwendig ist. Und wenn das junge Mädchen dem Aga gefällt, holt er sie sich selbst in seinen Harem. Auch kein Einzelfall.

Blutrache ist noch heute Gang und Gebe in kurdischen Sittentraditionen. Fast ausnahmslos alle Frauen, die in der Türkei einem Ehrenmord zum Opfer fallen und in der westlichen Welt bekannt werden, sind Kurdinnen.
Durch meine eigene Verwandschaft weiß ich, dass kurdische "Freiheitsorganisationen" ihre finanziellen Mittel auch hier in Deutschland durch Drogen- und Frauenhandel, Diebstahl, etc. sichern.

Kinder werden in der Türkei und auch hier in Deutschland regelrecht zu Demonstrationen "gezerrt", man erzählt ihnen, sie seien Freiheitskämpfer und drückt ihnen Steine, Stöcke, etc. in die Hand, damit sie auf die Polizisten losgehen können. Wenn das Kind festgenommen wird, wird es noch am selben Tag wegen Minderjährigkeit wieder freigelassen. Wenn das Kind stirbt, heißt es, die Polizisten würden Kinder ermorden.

Viele Kurden wissen von diesen Tatsachen, aber sie schweigen.. Wie auch ich noch bis vor einiger Zeit. Ich bin gespannt, wie viele Drohungen ich in diesem Forum von meinen kurdischen "Brüdern" kriegen werde, weil ich die Wahrheit ausspreche. Das wäre auch nicht das erste mal.

deryatulga
10.07.07, 14:34
Baydemir ve Fidan

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, kimilerinin "Küstahlık", kimilerinin "Cüretkarlık" dediği çıkışlarına bir halka daha ekledi.
Sık sık boy gösterdiği, hatta fırsat bulunca Avrupa'daki stüdyolarında canlı yayınına çıkmaktan bile çekinmediği PKK'nın sesi Roj TV'de terör örgütünden "Silahlı Kürt muhalefeti" diye söz etti.
Geçen hafta da Amerikan "Christian Science Monitor" gazetesine verdiği demeçte, "PKK, Kürtler'in 29'uncu isyanıdır" dedi.
Her fırsatta PKK'lıların "Dağdaki militanlar" olduğunu söyleyip duruyor.
Yani, Baydemir cephesinde yeni bir şey yok. Olması da imkansız.

4 gün önce Zinnar Fidan'ın Kürt sitelerinden "Rızgari"de bir açık mektubu yayınlandı. Zinnar Fidan, infaz emri İmralı'dan verilen ve iki yıl önce, 6 Temmuz 2005 tarihinde Diyarbakır'da güpegündüz PKK'nın tetikçileri tarafından öldürülen Kürt siyasetçi Hikmet Fidan'ın oğlu.
Hatırladınız mı? O günlerde Baydemir'e sorulmuştu:
Cinayete niye tepki göstermediniz?
Cevap: Strasbourg'taydım. Fırsat bulamadım.
Peki Kürt aydınların cinayeti kınayan bildirisine niye imza koymadınız? Cevap: Hiç haberim olmadı.
Fidan'ın cenazesini kaldırmak için niye ambulans vermediniz?
Cevap: Aracın benzin deposu delikti.
Fidan'ın ailesine niye başsağlığı dilemediniz, niye taziye ziyareti yapmadınız?
Cevap: Vaktim olmadı.

Papağanlaştıran zemin
Savunma avukatları PKK tehdidiyle birer birer çekildiği için sürüp giden mahkemede babasının katilleriyle tek başına mücadele eden Zinnar Fidan açık mektubunda Kürtler'e şöyle sesleniyor:
"Düşünebilseydik eğer, şiddet sarmalının zihnimizi esir eden, bizi papağanlaştıran zemininden, ya hep ya hiç açmazından, başkalarının üzerinde gördüğümüzde nefretimizi tahrik eden sev ya terk et' dışlayıcılığından uzak olurduk. Hikmet Fidan cinayeti bu zihin sapıklığının ve paranoyanın eseridir. Bu bizim ölümüzdür, ölümümüzdür. Kanı bedenimizdedir. Kan bedenimizdendir."
Hikmet Fidan'ın oğlu Kürt aydınları ve siyasetçileri için çarpıcı tespitlerde de bulunuyor:
"Gerek geniş halk kesimleri, gerekse Kürt örgütsel yapılanmaları ve Kürt aydın çevreleri olarak kendi(mize dönük) kaba fanatizmi aşamıyoruz. Düşmanı ve ötekiyi, her zaman ve daima kendi dışımızda aramak, bu hamasi üslupta ısrar etmek, Kürtler olarak bizi körleştiriyor, irrasyonel kılıyor ve bu irrasyonalitenin de sonuçları çok ağır ve trajik olabiliyor. Hikmet Fidan cinayeti bize bizden çıkarılmış bir faturadır örneğin. Kürtler'i bir köy ahalisi, kendisini de köyün ağası zannedenlerin çıkardığı bir fatura.

Ona kızmayın, acıyın
Hikmet Fidan'ın kader birliği yaptığı arkadaşları, onun haince infazı karşısında sustular. Korkudan olduğu belirgin çaresizce bir sessizliğe sığındılar. Bu durumda sormak gerekiyor: Emirkomuta zinciri ile yürüyen bir siyaset biçiminin hemen bitişiğindeki ölümler ve ölüm tehditleri ile nereye gidilebilir? "
Bu cümleler her şeyi anlatmıyor mu? Güneydoğu halkı da, onların temsilcileri de bir cinayet şebekesinin tutsağı durumundalar.
O nedenle Baydemir'in çıkışlarına öfkelenmeyin, tam tersine ona acıyın.
Tabii ki "Devlete de, PKK'ya da eşit mesafedeyiz" diyecek, "Türk Ordusu ile PKk'nın eş zamanlı olarak silah bırakmasını" önerecek, Öcalan'ın yaşgününü kutlayacak, belediyenin araçlarında PKK malzemeleri taşınmasına en azından göz yumacak, PKK'lıların cenazelerine ambulans tahsis edip ailelerini ziyaret edecek.
Çünkü onun iradesi ipotek altında. Çünkü o İmralı'daki köy ağasının zavallı bir marabası...

deryatulga
05.09.07, 04:26
5 Eylül 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Cengiz ÇANDAR



cengizcandar@referansgazetesi. com (cengizcandar@referansgazetesi .com)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/215b.jpg Erdoğan-Baydemir: Galibi olmayacak kavgaya davetiye...


Gerilim sıkıntısı çekmeyen siyasi yaşamımıza en son darbesini vuran, Tayyip Erdoğan-Osman Baydemir polemiği oldu. Bunun “işaret fişeği” aslında hükümet programı görüşmelerinde Ahmet Türk’ün konuşmasında programı “Kürt sorununa değinilmiyor” diye eleştirmesinde ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın cevap konuşmasında, “önce PKK’ye terörist deyin” tepkisinde atılmıştı.

Osman Baydemir, Ak Parti iktidarı-DTP çekişmesini, pek de özenli olmayan bir dille, daha ötede boyutlara taşıyarak alevlendirmiş oldu.
Arkasında en olmayacak şey geldi, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Osman Baydemir hakkında soruşturma başlattı. İlk bakışta, Osman Baydemir, hiçte “haklı konumda” görülmeyebilecek iken, şimdi “Kürt olduğu” ve “Kürt sorunu bastırılmak istendiği” için “mağdur ve baskı altında” gözükecek. Mesele, Osman Baydemir’in hukuki konumunu aşıp, ülkemizdeki Kürtlerin önemli bölümünü yaralayacak bir şekil alabilecek.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Osman Baydemir hakkındaki soruşturmayı, Başbakan’ın tam da Baydemir ile polemiğe giriştiği sırada, Diyarbakır Belediye Başkanı’na soruşturma açılıp açılmayacağına ilişkin bir soruya, “Ben böyle bir talimat vermedim” sözü duyulduktan sonra açtı. Böylece, toplumsal ve siyasal gelişmeye ayak uyduramayan “yargı”, bir kez daha “yürütme”yi “ofsayt”a düşürmüş oldu.
Tayyip Erdoğan’ın her ne olursa olsun, Osman Baydemir hakkında kendisiyle giriştiği polemikten ötürü bir soruşturmaya konu olmasından yana olduğuna inanamam.”Kürt sorunu”, en önemli veçhesi “siyasi” olan bir sorundur ve siyasi sorunlar, siyasetle halledilir. Eğer, siyasi bir sorunu çözmek için “ceza hukuku”nu harekete geçirirseniz, sorunu “kangren” hale getirirsiniz ki, Türkiye’de “Kürt sorunu” ile ilgili durum da budur. Bu sorun, “özgürlük ortamı” ve bir “özgür iklim”de ele alınamadığı ölçüde, Türkiye’nin dününde olduğu gibi, bugününde ve hatta geleceğinde büyük bir “sancı”, bir daimi “mide krampı” olarak duruyor.

*** *** ***

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Osman Baydemir’e karşı harekete geçmesi ne kadar yersiz ve gereksiz olsa da, bu, Osman Baydemir’i “polemik tarafı” olarak “siyaseten” haklı bir yere oturtmuyor. Osman Baydemir ve genel olarak DTP’nin, çiçeği burnunda hükümete karşı takındığı tavır, -yine siyaseten- pek de “masum” gelmiyor.
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı “Başbakan ve bakanlar Diyarbakır için negatif ayrımcılık yapıyor hem de ileri- geri konuşuyorlar. Diyarbakır’a karşı açıkça savaş ilan ediyorlarsa ‘hodri meydan’ diyorum. Biz burdayız. Savaştan kaçmayız. Başbakan en sevdiği ve en güvendiği adayını burada Belediye başkanı olarak göstersin. Diyarbakır bir kaledir. Bugüne kadar bir çok kişi düşürmek istedi ama düşmeyecektir" diye konuştu.
Bu ne biçim uslup. Bu ne biçim dil. “Diyarbakır’a karşı savaş”, “Hodri meydan” vs. Osman Baydemir, nereden güç alıyor? Diyarbakır, büyükşehir belediye sınırları içinde, almış olduğu ve Ak Partili ya da herhangi bir başka adaya karşı alacağından emin bulunduğu halk desteğine. Bu duygusunda ne derece haklı olursa olsun, bu haklılık, böyle bir dili ve uslubu gerektirmiyor. Bu, “çatışmacı” bir yaklaşım.” Sorun çözücü” ya da “sorunun çözümünü arayan” bir dil ve uslup asla değil.
Ayrıca, bu “meydan okuma”da, 22 Temmuz’da Diyarbakır dahil, Kürt ağırlıklı illerimizde Ak Parti’nin yaptığı “oy patlaması”ndan duyulan kaygının tetiklediği “rekabetçi duygu” da göze çarpmıyor değil. DTP, acaba, Ak Parti ile bölgede bir “gerilim” inşa ederek mi, tabanını sağlama almak istiyor? Bu soru akla geliyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Baydemir’in bu sözlerine “Bizim hiçbir zaman halkımızla problemiz olmadı, olmaz. Yeter ki yerel yöneticiler laf üretecekleri yerde iş üretsinler ve şehirlerimizi ilçelerimizi beldelerimizi mamur hale getirsinler. Bu ülkenin her tarafında temsil edilen partilere oy veren bütün insanlarımızın hassasiyetlerini, taleplerini bize oy verenlerin taleplerinden ayrı görmedik, görmüyoruz. Bölge siyaseti zümre siyaseti etnik siyaset anlayışları tarihte kalmıştır" diye cevap verdi ve ekledi: “Doğu ve Güneydoğu’ya 5.5 katrilyon lira yatırım yaptık. Bunu görmezlikten gelmek herhalde biraz insaf dışıdır."
Onun da, haklı olarak, dayandığı “tüm Türkiye’nin tek partisi” olarak 22 Temmuz’da Ak Parti’nin gösterdiği performans. Özellikle, Güneydoğu’da. Ak Parti, Güneydoğu’da, DTP’lilerin oy aldığı “etnisite”den farklı bir kesimden oy almadı. Ülkenin en kangrenleşmiş ve çözümü acil çözümü, özellikle, Ak Parti’nin omuzlarında.
Bu noktada, “bölgecilik” üzerinden Ak Parti’yi açığa düşürmek hayli zor. Diyarbakır, Şırnak, Hakkari ve Iğdır dışında, bölgenin hiçbir yerinde “ikinci parti” durumuna düşmedi. Ak Parti’nin oy patlamasında, elbette Doğu ve Güneydoğu’ya yapılan 5.5 katrilyon liralık yatırımın da payı var.
Osman Baydemir’in uslubu bir yana, “negatif ayrımcılık”tan dem vurması, ne kadar haklılık payı içeriyorsa, Tayyip Erdoğan’ın karşılık verirken altını çizdiği noktalar da o kadar haklılık payı içeriyor.

*** *** ***

DTP’nin bölgedeki ağırlığı tartışılmaz. TBMM’deki “temsil meşruiyeti” de. O nedenle, “önce PKK’nın terörist örgüt olduğu ilan et, sonra konuşalım” tavrı doğru değildir ve “çatışma kültürü”nün beslenmesinden gayrı gideceği yer de yoktur.
Bu arada, yüzde 10’luk seçim barajının haksızlığı nedeniyle DTP’nin seçimlere bağımsız katılmaya karar vermiş olduğu da bir gerçektir. Ancak, Abdullah Öcalan’ın kendi ağırlığının kaybolması endişesiyle, önce bağımsız adaylara karşı çıkmasına rağmen, sırf Ak Parti’nin TBMM’de çoğunluk sağlamasına engel olmak için, kendisinin de dahil olduğu bir “grand dizayn” gereği “onay verdiği” ve DTP’li bağımsız adayların Ak Parti’yi vurmak amacıyla sahneye o “grand dizayn” gereği sürüldükleri de bir başka gerçektir.
Konu, Güneydoğu ya da “Kürt sorunu”na gelip dayanınca, Ak Parti ya da hükümet de, DTP de, “eşit ölçüler” içinde haklı ya da haksız konumdadırlar.
Ülkenin selameti bakımından yapılmaması gereken tek şey, bu tarafların “çekişme”ye ve “çatışma”ya sürüklenmesidir, ki, şimdilik “karşılıklı yanlışlıklar”la yapılmakta olan budur.
Kimsenin kazanamayacağı ve kazanmayacağı “kavga”dan uzak durmaları ve akıllarını başlarına toplamaları, her iki “taraf”ın ve en önemlisi ülkenin selametinedir...

deryatulga
05.09.07, 04:35
5 Eylül 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Rauf TAMER



rauftamer@posta.com.tr (rauftamer@posta.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/183b.jpg Hangi kale?


Osman Baydemir, birdenbire niye celâllendi yine?

Fidan gibi gençlerin kanları akarken “savaş” kelimesiyle şimdi neyi çağrışım ettirmek istiyor?

Hodri Meydan’dan kastı nedir? Seçim mi, sandık mı?
Doğru dürüst konuşsa ya...
Hangi kale’den bahsediyor?
Ne kalesi? Kimin kalesi?
Sen kimsin? Kaleyi zaptetmek isteyenler kim?
*
Bir şımarıklıktır gidiyor.
20 kişi Meclis’e geldiler diye biz burada herkesi demokratik saygı’ya davet ederken, çenelerini tutamadılar. Ordu’yu bölücülükle suçladılar.
İlle milletin şahdamarına basacaklar.
Yahu, biraz dilinize hakim olun. Dün bir, bugün iki...
*
Onlar öyle yapınca, Osman Bey durur mu?
Kale’yi alamazlar diyor.
Bence şecaat arz ederken sirkatin söylüyor. Yâni öbür yerler gitmiş de sadece bu kale kalmış...
Bari söyleme.
Sus.
İşine bak... Kent’e hizmet getir.
Bu halk vefakârdır.
İyi hizmet verirsen, seni niye indirsinler?
*
Zaten moda kelime oldu bu kale.
Birileri de Çankaya için son kale dedi dedi, mağlubiyeti peşinen kabullendi, şimdi yapacak bir şeyi kalmadı. Sadece boykot ediyor...
Ede ede, kendini unutturacak...
Acz’e bakın.
Tam siyaset yapılacak yerde hiç siyaset yapamayan acemiler sardı Türkiye’yi.

deryatulga
05.09.07, 05:29
Baydemir'in raporu: Sekiz büyük proje engellendi

http://213.243.28.21/veriler/2007/09/05/mami.gif
Belediye Başkanı Baydemir'le (solda) Başbakan Erdoğan, 2005 yılında Diyarbakır-Ergani duble yol açılışına birlikte katılmıştı. FOTOĞRAF: HAMZA ŞAHİN / AA
Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir, 2005'te Başbakan'a sunduğu raporda engellenen projeleri tek tek sıraladı
05/09/2007
ERTUĞRUL MAVİOĞLU
İSTANBUL - "Diyarbakır'a savaş ilan ediyorsanız çok açık ve net söylüyorum Diyarbakır halkı, ben ve arkadaşlarım ilan edilmiş bir savaştan hiçbir zaman kaçmayız. Eğer savaş ilan ediyorsanız biz buradayız, Diyarbakır halkı buradadır, belediye başkanları buradadır acısıyla tatlısıyla insanımızın yanında olduk bundan sonra da yanında olacağız."
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in önceki gün dile getirdiği bu çok tartışmalı sözler, aslında iki yıllık bir birikimin sonucuydu. Başbakan Tayyip Erdoğan toplu konut anahtar teslim töreni için Diyarbakır'a geldiği 12 Ağustos 2005'te Baydemir de kent ile ilgili hazırladığı raporu kendisine iletmişti. Raporda çözüm önerilerinin yanı sıra, kente yönelik 'negatif ayrımcılık' iddiaları da peş peşe sıralanıyordu. İşte 12 Ağustos 2005'te Başbakan Erdoğan'a sunulan Diyarbakır raporunda yer alan eleştiriler:
Katı Atık Yönetimi Etüt Projesi için Alman Kalkınma Ajansı (KFW) ile 500 bin avroluk hibe anlaşması yapılmış, ancak bu hibe DPT'nin 14.02.2005 tarihli yazısı ile projenin İller Bankası'ndan alınabilecek krediyle yapılabileceği görüşüne dayanılarak reddedilmiştir.
Dicle Vadisi ıslah edilemedi

Dicle Vadisi Rehabilitasyonu Etüt Projesi için Türk-İspanyol Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü kapsamında 350 bin avro hibe sağlanmasına karar verilmesine rağmen, bu proje DPT tarafından 03.04.2005 tarihli yazı ile projenin 2005 yatırım programında olmaması gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.
Diş İmplant Projesi için Güney Kore Büyükelçiliği ve EAID (Avrupa-Asya Diş Hekimliği Akademisi) ile hibe anlaşması yapılmasına rağmen Sağlık Bakanlığı'nın 20.06.2005 tarihli yazısında yabancı hekimlere çalışma izni verilemeyeceği gerekçesiyle bu proje de reddedilmiştir.
Suriçi Tramvay projesi için Deutsche Bank ile 5 milyon avro (15 yıl vadeli 5 yıl ödemesiz) kredi anlaşması yapılmasına rağmen İller Bankası Genel Müdürlüğü 16.03.2005 tarihli yazısı ile teminat veremeyeceğini bildirmiş ve proje rafa kaldırılmıştır.
Kentsel Gelişim Projesi, 2005 Türkiye-AB Malî İşbirliği Programı'na sunulmuş ve Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği'nce 9 milyon 926 bin avro hibe sağlanmasına karar verilmesine rağmen, 18.04.2005 tarihli DPT yazısında hibenin 6 milyon avroya indirilmesi ve kalan miktarın diğer illere (Gaziantep, Şanlıurfa ve Erzurum) dağıtılması kararlaştırılmıştır. Ancak diğer illerden proje sunulamadığı için geriye kalan yaklaşık 4 milyon avro hiçbir bölge belediyesine kullandırılmamış; deyim yerindeyse, sağlanan hibe heba olmuştur.
Aziziye Kentsel Dönüşüm Projesi için Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası ile 30 milyon avro kredi anlaşması konusunda görüş birliğine varılmış, ancak yine DPT yatırım programında yer almadığı için resmi anlaşmalar yapılamamıştır.
Diyar AŞ genelgesi

Baydemir, Erdoğan'a sunduğu bu rapordan sonuç alamadığı gibi, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ne hibe yoluyla devredilen ve kentin kalkınmasında önemli bir işlev yüklenen Diyar AŞ. hakkında dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu imzalı bir genelgeyle lağvetme kararı alındı. Oysa Diyar AŞ. kurulduktan çok kısa bir süre sonra 330 kişiyi istihdam eder hale gelmiş, geliştirilecek yeni projelerle bin 300 kişilik istihdam hedefine ulaşma yolunda ilerliyordu.
AB destekli projeye engel
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'i sinirlendiren bir başka uygulama kentte kurulmak istenen Katı Atık Entegre Tesisi ile ilgili çıkarılan engeller konusunda yaşandı. Bütün büyükşehirler gibi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de vahşi depolama sistemini bırakıp Katı Atık Entegre Tesisi kurmak istedi. Ancak Diyarbakır'ın 22 milyon avroluk projesi, AB'den gelen 400 milyon avroluk hibenin küçük belediyeler için kullanılacağı gerekçesiyle geri çevrildi.

deryatulga
06.09.07, 21:55
'Niye Diyarbakır DTP kalesi olmasın, kalecisi olmasın?'

http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/09/06/19.gif Osman Baydemir, Erdoğan'ın "Belediyelere ayrımcılık varsa ispatlansın" sözünü yanıtlarken, dosyayı hükümete ileteceğini söyledi. FOTOĞRAF: SEMA KAPLAN / AA (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&foto=SEMA KAPLAN / AA)
06/09/2007 (1504 kişi okudu) RADİKAL - DİYARBAKIR - Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Belediyelere ayrımcılık yapılıyorsa ispatlansın" sözünü yanıtlarken, hükümetçe engellenen projelere ilişkin dosyaların 'Başbakanlık'ta, bakanlıkların masasında' olduğunu söyledi. Erdoğan'a 12 Ağustos 2005'te Diyarbakır'a negatif ayrımcılık uygulandığına ilişkin rapor sunduğunu anımsatan Baydemir, söz konusu raporu güncelleştirip hem Başbakan'a hem de Diyarbakırlı 10 milletvekiline ileteceğini açıkladı.
Baydemir, dün Dünya Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Birliği, Kent Diplomasisi Komitesi Konferansı için İspanya'ya giderken 'Yaptığınız açıklama nedeniyle hakkınızda inceleme başlatıldı' sözleri üzerine, "Bir kez daha hayırlı olsun. Dün birkaç kez hapşırdım, inşallah bunun için soruşturma açılmaz. Ben bir tartışma başlatmış değilim. Diyarbakırlıların tabiriyle laf atıldı, ben de laf atılmaya yanıt verdim. Kavga Diyarbakır halkının tercihi değildir. Ancak vicdan sınırları dışına çıkılmasın" dedi. "Diyarbakır kalesini düşürmeyeceğiz" sözünü de Baydemir, "Örneğin İzmir, Konya ya da Yozgat için bir partinin kalesi denilir. Peki her siyasi partinin kalesi var da DTP'nin neden kalesi ve kalecisi olmasın?" diye savundu.

Yakamoz
06.09.07, 23:37
Diyar AS......

Is eninde sonunda yine rant isine dönüyor. Bunlarin Kürt milliyetcilikleri de sahte.

deryatulga
02.01.08, 18:28
Nihat Hoca SÜRPRİZİ
02 Ocak 2008 Çarşamba 15:38
Ak Parti ve Nihat Hatiopoğlu'nu en gözde adayı yaptı. Hatipoğlu Parti'nin yaklaşan yerel seçimlerde adayı...
2009'da yerel seçimler yapılacak. Ak Parti Diyarbakır'a ayrı bir önem veriyor. Ve Doğu'nun Paris'inin başına sürpriz bir ismi düşünüyor: İlahiyatçı Nihat Hatipoğlu...

Hükümete yakınlığıyla bilinen Takvim Gazetesi yazarı Bülent Erandaç'ın iddiasına göre Erdoğan'ın için Diyarbakır Belediye Başkanlığı büyük önem arz ediyor ve Erdoğan'ın, sevilen ilahiyatçı televizyon programları ile tanınan Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu'nu hazırladığı düşünülüyor.

Peki 2009'daki seçimlerde Doğu'da DTP'yi alt etmeyi kafasına koyan Erdoğan'ın Hatipoğlu'nu seçmesinin nedeni ne?

POPÜLER İLAHİYATÇI

Ünlü ilahiyatçının halk tarafından çok seviliyor olması ve bunun test edilip onaylanması en büyük etken. Son iki yıldır Ramazan aylarında ana haber öncesinde Star'da dini içerikli bir program sunan Hatipoğlu reytingleri alt üst etmişti. Kimsenin beklemediği bir reyting oranına ulaşan Hatipoğlu halk tarafından çok içten ve samimi bulunuyor.

Erdoğan da onun bu "popülaritesi"yle Diyarbakır'ı DTP'nin elinden almaya kararlı görünüyor.

Sipahi
02.01.08, 19:04
Nihat Hoca SÜRPRİZİ
02 Ocak 2008 Çarşamba 15:38
Ak Parti ve Nihat Hatiopoğlu'nu en gözde adayı yaptı. Hatipoğlu Parti'nin yaklaşan yerel seçimlerde adayı...
2009'da yerel seçimler yapılacak. Ak Parti Diyarbakır'a ayrı bir önem veriyor. Ve Doğu'nun Paris'inin başına sürpriz bir ismi düşünüyor: İlahiyatçı Nihat Hatipoğlu...

Hükümete yakınlığıyla bilinen Takvim Gazetesi yazarı Bülent Erandaç'ın iddiasına göre Erdoğan'ın için Diyarbakır Belediye Başkanlığı büyük önem arz ediyor ve Erdoğan'ın, sevilen ilahiyatçı televizyon programları ile tanınan Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu'nu hazırladığı düşünülüyor.

Peki 2009'daki seçimlerde Doğu'da DTP'yi alt etmeyi kafasına koyan Erdoğan'ın Hatipoğlu'nu seçmesinin nedeni ne?

POPÜLER İLAHİYATÇI

Ünlü ilahiyatçının halk tarafından çok seviliyor olması ve bunun test edilip onaylanması en büyük etken. Son iki yıldır Ramazan aylarında ana haber öncesinde Star'da dini içerikli bir program sunan Hatipoğlu reytingleri alt üst etmişti. Kimsenin beklemediği bir reyting oranına ulaşan Hatipoğlu halk tarafından çok içten ve samimi bulunuyor.

Erdoğan da onun bu "popülaritesi"yle Diyarbakır'ı DTP'nin elinden almaya kararlı görünüyor.

ve baska bir Post:

Bu is sandigindan da uzun boylu ve aslinda Tayyip Erdogan'i falan coktan asmis durumda da önemli olan orasi degil. AKP zaten dönmekte olan bir carkin yaglanarak gicirdamamasi icin kullanildi, hala da kullaniliyor.
[..] Ama bu arada gidecek olan bir daha asla geri gelmeyecektir. Maddi ve manevi olarak! Bunu da asla aklinizdan cikartmayin.

Derya Abi,kafami iyice karistirdin artik :think:

deryatulga
14.01.08, 03:01
Baydemir meydan okudu!
13 Ocak 2008 Pazar 22:00
Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir, Başbakan Erdoğan'a meydan okudu
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin DTP’li Başkanı Osman Baydemir, yerel seçimlerde DTP’li belediyelerin kazanılmasını isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sert yanıt vererek, “Bize göre Diyarbakır kaledir ve biz Diyarbakır’ı kimseye vermeyiz” dedi.

Şanlıurfa’nın Viranşehir İlçesi’nde DTP’li Belediye Başkanı Emrullah Cin tarafından ‘Yerel Yönetimler, Ekonomik Kalkınma ve Siyaset’ konulu sempozyum düzenlendi. Viranşehir Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi Müdürlüğü’nde düzenlenen sempozyuma, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Gazeteci Ragıp Duran, Yasemin Çongar ve Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası 2'nci Başkanı Kemal Polat katıldı. Yaklaşık 500 kişinin izlediği sempozyumda DTP’li Osman Baydemir, salonda bulunanları önce Kürtçe seslenerek selamladı.

Konuşmasını daha sonra Türkçe sürdüren Baydemir, bölgeler arası sosyo-ekonomik dengesizliklerin giderilmesi için çalışılması gerektiğini söyledi. Türkiye’de en az gelişen 18 ilden 15’inin Doğu ve Güneydoğu’da olduğuna dikkat çeken Baydemir, gelişmişlikte İstanbul’un ilk, Diyarbakır’ın 63, Şanlıurfa’nın ise 72’inci sırada bulunduğuna işaret ederek, “Bu kapsamda yıllardır uygulanan Kalkınmada Öncelikli Yöreler projesi kavramı yaşam bulmamış ve kağıt üzerinde kalmıştır. Biran önce bölge odaklı kalkınma stratejileri geliştirilmeli” dedi.

‘DİYARBAKIR KALEDİR, VERMEYİZ’

Konuşmaların ardından salonda bulunanların yazılı olarak ilettiği soruları yanıtlayan Baydemir, kendilerini siyaset yapmakla suçlayan Başbakan Erdoğan’ı eleştirdi. Baydemir, ‘Kale’ olarak nitelediği Diyarbakır’ı yerel seçimlerde kimseye kaptırmayacaklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Başbakan, yerel yönetimlerimizi, belediyelerimizi siyaset yapmakla eleştiriyor. 22 Temmuz seçimlerine kadar, evet doğrudur siyaseti ve hizmeti birlikte yürüttük. Ben siyaset ve hizmeti birlikte yürüttüm, dolayısıyla siyaset yaptım. Ama ‘Oh’ yaptım. Parlamentoda temsilde, adalette ciddi bir hata vardı. Bu nedenle pek çok talep belediye başkanları üzerinden yaşam bulup ifade ediliyordu. AKP’nin Sayın Başbakan'ı ‘Diyarbakır başta olmak üzere bazı DTP’li belediyeleri istiyorum’ dediğini görüyoruz. Bu kentler acaba 81 vilayet içerisinde olan kentler değil mi? Seçime 15-16 ay kala DTP'li belediyeleri istemek ne anlama geliyor. Çok açık ve net söylüyorum bu hizmet aşkı değildir. Bu tam da siyasetin kendisidir. Ama Sayın Başbakan unutuyor galiba, kendisi 81 vilayetin Başbakanıdır. Ama kendisini buraların Başbakan’ı olarak görmüyorsa, bu kendisinin sorunudur. Bize göre Diyarbakır kaledir, biz Diyarbakır’ı vermeyiz.”

‘BİR DAHA ACI YAŞAMAYALIM’

Diyarbakır’da yaşanan bombalı saldırıda yaşadıkları acıyı yüreğine nakşettiğini ve bir daha bu tür acı yaşanmamasını beklediklerini anlatan Baydemir, “Çok acı ve kabul edilemez bir acı yaşadık. Yaralarımızı sarmaya çalışıyoruz ve saracağız. Bu acıyı yüreğimize nakşedeceğiz. Tıpkı Kızıltepe’de Uğur Kaymaz’ı, 12 Eylül’de Diyarbakır’da Koşuyolu parkında kaybettiğimiz çocuklarımız ve diğerlerinin acıları gibi yüreğimize nakşedeceğiz. Ama kin ve intikam duyguları için değil, bir daha asla ama asla başka bir ocağa, başka bir yüreğe böylesi bir acı düşmesin diye. Bunun için de elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyacağız” diye konuştu. (Hürriyet)

deryatulga
20.02.09, 15:43
Rıza Türmen
Taş atan çocuklar
20 Şubat Cuma 2009
Şubatın ilk haftasında gazetelerde taş atan çocuklarla ilgili birkaç haber vardı. Bu haberlere göre, yaşları 15-17 arasında değişen 17 çocuk “PKK örgütünün propagandasını yapmak”, örgüt üyesi olmak ve polise taş atmak suçlarından 10 yıl ile 8 ay arasında değişen hapis cezalarına mahkûm oldular.
Öte yandan, polislere taş ve molotofkokteyli attıkları iddia edilen yaşları 13-16 arasında 6 çocuk 58’er yıl hapis cezası istemiyle yargılanıyor.
Aynı tarihlerde başka bir şey daha oldu. AİHM, Güveç kararını açıkladı. Güveç, 15 yaşında bir çocuk. Araba yakmak ve PKK’ya üye olmak suçlarından tutuklu olarak yargılanıyor. Birinci suçtan beraat ediyor, ikincisinden 8 yıl 4 ay hapse mahkûm oluyor. Yargıtay onaylıyor.AİHM, Güveç’in büyüklerle aynı cezaevine konulması, cezaevinde başlayan ve intihar girişimlerini de içeren psikolojik sorunlarına yeterince ilgi gösterilmemesi, tedavi edilmemesi nedeniyle Güveç’in kötü muamele gördüğüne karar verdi ve Türkiye’yi 45 bin euro manevi tazminat, 4150 euro avukatlık ücreti ödemeye mahkûm etti.
Ciddi sorun var
AİHM’nin Güveç kararı tek değil. Buna benzeyen başka kararlar da var. Bu kararlar ve BM ile Avrupa Konseyi komitelerinin Türkiye’ye yaptıkları ziyaretlerden sonra yayımladıkları raporlar, Türkiye’de suçlu çocuklara yapılan işlemlerle ilgili ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor.
Örneğin, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin 9 Temmuz 2001 tarihli raporunun Türkiye bölümünde şu ifadeler yer alıyor:
“Çocukların uzun süreler ‘incommunicado’ tutulması ve tutuklamaya en son çare olarak başvurulmaması derin bir kaygıyla not edilmiştir.
Ayrıca, çok az sayıda çocuk mahkemesi bulunması ve bunlardan hiçbirinin ülkenin doğusunda olmaması da kaygı vericidir. Yargılama öncesindeki uzun süreli tutuklamalar, cezaevlerindeki kötü koşullar ve tutuklama süresinde eğitim, rehabilitasyon ve topluma kazandırma programlarının yetersizliği de başka bir kaygı kaynağıdır.”
Bundan sonra raporda, Türkiye’nin uluslararası standartlara uymak için neler yapması gerektiği belirtilmekte. Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin 29 Mart 2004’te Türkiye’ye yaptığı ziyaret raporunda benzer kaygılar dile getirilmekte.
UNICEF’e göre, 2008 yılında Türkiye’de çocuk yargılama sistemi hâlâ emekleme çağında. Yargıçlar çocuklar için özel cezaevleri hakkında yeni bilgi sahibi oluyorlar.

Çocukla ilgili ilkeler
2005 yılında, Türkiye çocuk yargılama sistemini değiştirdi. Yeni sistemde, 18 yaşından küçükler çocuk sayılıyor (eski sistemde bu yaş 15’ti) ve çocuk mahkemelerinde yargılanmaları gerekiyor. Bununla birlikte, savcı, çocuğa yöneltilen suçun büyüklerle birlikte işlendiği yolunda görüş belirtirse, çocuk büyüklerle birlikte yargılanabilir. Bu değişikliğin Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle ve AİHM kararlarındaki ilkelerle uyum içinde olduğunu söylemek güç.
Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ve AİHM kararlarına egemen olan bazı ilkeler var. Bunlardan birincisi, çocuklarla ilgili kararlarda çocuğun çıkarlarına öncelik verilmesi.
İkincisi, çocuğun gelişmesinin göz önünde bulundurulması. Çocukları küçültülmüş büyükler olarak görmemek gerek. Çocukların gelişmelerinin değişik aşamalarında değişik ölçülerde korunmaya, gelişmelerini sağlayacak önlemlerle desteklenmeye gereksinimleri var.
Bu ilkeler suçlu çocuklar için de geçerli. Suçlu çocuklara verilen cezalar, gerekli önlemler alınmazsa, onları ileride potansiyel suçlu yapar, suçlu büyüğe dönüştürür. O nedenle, ergenlik çağındaki bir çocuğun özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması, çocuğun kişiliğinin yeniden yapılandığı bu dönemde cezaevi koşullarının çocukta kişilik bozukluklarına yol açmamasına özen gösterilmesi önem taşıyor.

Özel programlar
Bu amaçla cezaevinde çocuğun yaşıtlarıyla birlikte olması, spor, eğitim, meslek eğitimi, toplantılar gibi yoğun bir faaliyet ağıyla çevrilmesi, çocuğun gelişme düzeyine göre özel programlar yapılması gerekli. Bunun için cezaevleri koşullarının düzeltilmesi, cezaevlerinde çocuk psikologlarının görevlendirilmesine gereksinim var.
Çocuklar bizim geleceğimiz ise, geleceğimizi kendi elimizle karartmamaya özen göstermemiz gerek.