Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Güle güle sayin Sezer
Sezer Suriye'de kahramanlar gibi...
http://www.milliyet.com.tr/2005/04/13/son/resim/sonsiy17.jpg Veli Güney bildiriyor
Daha gerçekleşmeden büyük gürültüler koparan ziyaret gerçekleşiyor. ABD'nin muhalefetine rağmen Cumhurbaşkanı Sezer bugün Suriye'ye gitti. Suriye halkı Sezer'i büyük coşkuyla karşılarken, ''Hoşgeldiniz onurlu Cumhurbaşkanı'', ''Sizi seviyoruz'' pankartları açıldı. Suriye gazeteleri ise büyük övgülerle Sezer'i manşetlere taşıdı: Sezer ikinci vatanında...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, resmi ziyaret amacıyla saat 13.30'da özel uçak ''GAP'' ile Suriye'ye geldi. Sezer'i Şam Havaalanı'nda Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El Şara karşıladı.
Karşılamada, Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Halit Çevik ve öteki ilgililer de bulundu. Sezer ile birlikte eşi Semra Sezer ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu da Şam'a geldi.
Karşılama sırasında Sezer'in eşi Semra Sezer'e çiçek sunuldu.
Havaalanı çıkışında Suriyeliler, Sezer'e sevgi gösterilerinde bulundular.
''Sözünün eri Cumhurbaşkanı'', ''Hoşgeldiniz onurlu Cumhurbaşkanı'', ''Suriye sizi asla unutmaz'', ''Sizi seviyoruz'', ''Suriye-Türkiye ilişkilerine evet'', ''Sizinle her şey daha güçlü'' Türkçe-Arapça yazılı dövizler taşıyan Suriyeli gençler Sezer'i alkışladılar. Sezer de Suriyeliler'i selamladı. Havaalanında ve havaalanından şehir merkezine uzanan yol üzerinde çok sayıda Türkiye ve Suriye bayrağının asıldığı gözlendi.
Cumhurbaşkanı Sezer için resmi karşılama töreni Şaab Sarayı'nda gerçekleştirilecek.
Sezer, daha sonra Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile biraraya gelecek. Görüşmelerin ardından iki Cumhurbaşkanı basına açıklama yapacak.
Sezer, daha sonra, ikametine ayrılan Teşrin Sarayı'nda Suriye Başbakanı Naci Otri'yi kabul edecek.
Sezer'in gezisi dolayısıyla geniş güvenlik önlemleri alındığı gözlendi. Güvenlik kuvvetleri, helikopter ile de havadan denetim yaptı.
http://www.milliyet.com.tr/2005/04/13/son/resim/asu.jpg
Suriye basını, resmi ziyaret için Suriye'ye giden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, ''ABD baskıları karşısındaki cesaretli tutumunu'' övdü.
Resmi Teşrin gazetesi, Cumhurbaşkanı Sezer'in ''ABD'nin hoşnutsuzluğuna rağmen'' Suriye'ye resmi ziyarette bulunduğunu belirterek, ''Türk Cumhurbaşkanının bu ziyareti Suriye için çok önemlidir, özellikle de ABD'nin büyük baskılarına rağmen kendisinin bu ziyareti gerçekleştirme konusunda gösterdiği, ısrarlı, cesaretli, yürekli ve bilgece tutumdan sonra'' denildi.
''Sezer ikinci vatanında'' ifadesini kullanan gazete, ''İki ülke arasındaki koordinasyonun özellikle Irak'a komşu ülkeler toplantılarında büyük oranda ilerleme gösterdiğini'' belirtti.
El Baas gazetesi de Sezer'in ziyaretini, ''İki ülke arasında sağlanan yakınlaşmanın pekiştirileceği son derece önemli bir ziyaret'' olarak değerlendirdi.
Suriye Başbakanı Muhammed Naci Otri, dün bakanlar kurulu toplantısında yaptığı açıklamada, ''Cumhurbaşkanı Sezer'in bu önemli ziyareti ve bu ziyaretin iki komşu ve dost ülke arasındaki işbirliği ve ilişkinin sağlamlaşması üzerindeki etkisinden dolayı'' duyduğu memnuniyeti dile getirmişti.
http://www.milliyet.com.tr/2005/04/13/index.html
Cok komik... Sezerciler de varmis ve her birisi Suriyeliyimis... Bekaa Vadisinden sonra buna inanmak hayli zor.
Sezer affetti Mehmetçik affetmedi
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in affıyla çıkan Ökkeş Karaoğlu Tunceli'deki çatışmada öldü. Karaoğlu, sağlık sorunları yüzünden Sezer tarafından affa uğramıştı.
Tunceli'nin Ovacık İlçesi kırsalında, güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen yasa dışı Maoist Komünist Parti- Halk Kurtuluş Örgütü (MKP- HKÖ) üyesi terörist 34 yaşındaki Ökkeş Karaoğlunun, 2001 yılında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin affı ile cezaevinden çıktığı anlaşıldı.
16 Haziranda Yasa dışı MKP- HKÖ örgütünün Mercan Vadisinde yaptığı 2nci kongresine güvenlik güçlerince düzenlenen operasyonda 17 terörist ölü ele geçirilmişti. Ölen teröristlerden Ökkeş Karaoğlunun cenazesi memleketi Gaziantepin İslahiye İlçesine bağlı Kabaklar Köyüne getirildi.
Cesedi kırmızı bir beze sarılan Karaoğlu için cenaze namazı kılındı. Polis ve jandarmanın geniş güvenlik önlemi altında Karaoğlunun cenazesi olaysız bir şekilde köy mezarlığında toprağa verildi. Cenazede gözyaşlarına boğulan annesi Hatice Karaoğlu, oğlunun kader kurbanı olduğunu söyleyerek, Onu 17 yaşında elimden aldılar, bir daha geri dönmesine izin vermediler'' dedi.
CUMHURBAŞKANI AFFETMİŞ
Ökkeş Karaoğlunun 1995 yılında terör örgütüne üye olmak, polis aracına silahlı saldırı ile jandarma karakoluna baskın yapmak suçlarından 15 yıl hapis cezasına çarptırıldığı ve cezasını çektiği Edirne E Tipi Cezaevinde 3 ay açlık grevi başlattığı belirlendi.
Açlık grevi sırasında sağ ayak parmakları kesilen Karaoğlunun cezası, beyninde de oluşan ağır hasar nedeniyle 2001de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kaldırıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra bir süre Gaziantepte yaşayan Ökkeş Karaoğlunun, daha sonra İstanbula, oradan da Tunceliye geçtiği anlaşıldı.
Bursa Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümü 4üncü sınıftan ayrıldığı belirtilen Karaoğlunun Ustamınoğlu adlı kitabının da piyasaya sürülmek üzere olduğu iddia edildi.
Kaynak: www.milliyet.com.tr
bu haberin en önemli cümlesi; Cenazede gözyaşlarına boğulan annesi Hatice Karaoğlu, oğlunun kader kurbanı olduğunu söyleyerek, Onu 17 yaşında elimden aldılar, bir daha geri dönmesine izin vermediler'' dedi.
*****
evet, nice anneler evlatlarini terör örgütlerinin elinden kurtaramiyor..bazen ölümlerinde agliyor ama genellikle, nerede olduklarini, ne yaptiklarini bilmedikleri evladlarinin acisiyla hergün agliyorlar..
su testisi su yolunda kirlir derler ....
Mustafa Kemal Atatürk'ün 1935 yılında "Cehennem olun gidin. Defolun karşımdan! Yahudi uşakları" diyerek Çankaya Köşkü'nden kovduğu Türkiye masonları, 70 yıl sonra Sezer döneminde Köşk'e geri döndü.
Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası (diğer adıyla Nur-u Ziya Locası) Üstadı Kaya Paşakay, Büyük Üstad yardımcıları Harun Kuzgun ve Murat Çim'in Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile 45 dakika süren bir özel görüşme yaptıkları ortaya çıktı.
Masonların sadece üyelere gönderdikleri Tesviye dergisinin Nisan 2005 tarihli sayısında yeralan habere göre; Çankaya Köşkü'ndeki görüşme 11 Ocak 2005 tarihinde gerçekleşti.
SEZER: MASONLUK LAİKLİĞİN KORUYUCUSU
Haberde şu ifadelere yer verildi:
"Sayın Cumhurbaşkanımız mesleğimize çok olumlu baktıklarını ve masonik prensiplerimiz nedeniyle özel bir konuma sahip olduğumuz mesajını vererek, bizleri ülkemizde Atatürkçülüğün, laikliğin koruyucusu ve teminatı bir topluluk olarak gördüklerini, bundan da büyük mutluluk duyduklarını ifade ettiler."
Ziyarette nelerin konuşulduğu konusunda detaylı bilgi vermeyen dergi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ise, Büyük Üstat Kaya Paşakay'a ziyaretten duyduğu memnuniyeti belirttiği ve tekrar görüşme konusundaki samimi isteklerini dile getirdiği dile getirildi.
Tesviye dergisindeki haberde ayrıca, Sezer'in, misafirleri olan masonları samimi bir şekilde karşıladığı ve 45 dakika gibi uzun bir zaman ayırarak ziyareti önemsediği ifade edildi.
Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası başkanı ve üyelerinin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i ziyaret tarih de ilginç bulundu. 11 Ocak(1935) tarihi, Atatürk'ün mason localarını kapattığı günü gösteriyor.
ATATÜRK MASONLARI KOVMUŞTU: CEHENNEM OLUN GİDİN!
Cumhurbaşkanı Sezer'in 45 dakika görüştüğü, laikliğin ve Atatürkçülüğün koruyucusu ve teminatı olduklarını açıkladığı Türkiye Masonları, 1935 yılında da Cumhurbaşkanlığı konutu olarak kullanılan Çankaya Köşkü'nü kovularak terk etmişlerdi.
Mason localarının kapatılmak istenmesi üzerine Atatürk'ü ikna etmek için 11 Ocak 1935 tarihinde Cumhurbaşkanlığı konutuna çıkan Mason heyeti, Atatürk'ün büyük tepkisiyle karşılaşmıştı.
Dönemin Van Milletvekili İbrahim Arvas anılarında bu tarihi gerçeği şu şekilde anlatıyor:
Masonların Büyük Üstadı Mim Kemal, Reis-i Cumhur'a hitaben: "Efendimiz biz zaten maiyet-i devletindeyiz fakat siz Meşrik-i Azam'ımız olursanız, bir pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız demiş. Reis-i Cumhur da; peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupa'da hangi locaya bağlısınız ve mektebinizin ismi nedir?" diye sormuş.
"DEFOLUN KARŞIMDAN! YAHUDİ UŞAKLARI"
Mason Üstadı Mim Kemal "Biz Cenova'ya tabiyiz ve Reisimiz Barca Mişon'dur" diye cevap verince küplere binen Mustafa Kemal Paşa, "Haydi defolun buradan, cehennem olun gidin. Yahudi uşakları! Benim milletim bana kahraman sıfatı verdi. Ben sizin gibi bir çift Yahudi'ye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün locaları kapatmadığınız taktirde, yarın teşkil edeceğim Divan ı Harb-i Örfi'ye hepinizi verir ve astırırım. Haydi defolun karşımdan" diyerek masonları kovdu.
İbrahim Arvasi'nin "Tarihi Hakikatler" isimli kitabının 71 ve 72. sayfalarında anlattığına göre; Atatürk'ten ağır hakaret işiterek kovulan masonlar, o gece adeta yıldırım hızıyla durumu İzmir, İstanbul ve Adana'daki localara bildirirler.
Sabah olmadan Türkiye'deki bütün locaların kapanma kararlarını aldırıp, ilgili belgeleri daha sabah kahvaltısı sofrasından kalmayan Atatürk'ün önünü koyup derin bir nefes alırlar.
75 yıl önce Çankaya Köşkü'nde yaşanan kovulma hadisesi, yakın tarih kitaplarına bu şekilde yansıdı. Atatürk'ün 1935 yılında Çankaya Köşkü'nden kovduğu Türkiye masonlarının Çankaya Köşkü'ne neden çıktıkları ve bu görüşmede ne konuşulduğu konusunda Cumhurbaşkanı Sezer'in bir açıklama yapması bekleniyor.
vakit
Vakit, Yeni Şafak, Millî Gazete = pahalı tuvalet kağıdı
Vakit, Yeni Şafak, Millî Gazete = pahalı tuvalet kağıdı
Aman haaa, silmeye kalkma, boyasi cikar :D
Aman haaa, silmeye kalkma, boyasi cikar :D
:D ....der war gut
vakit
efe , güzel kardesim..ikide bir vakit gazetesinden alinti yapiyorsun..anladigim kadariyla, onlarla iletisim kurabiliyorsun.
senden bir ricam olacak.
kendilerine bir zahmet sorsan.
almanyada yaptiklari calismalari begeniyorlar mi? ve ilk defa yasaklanan bir türk gazetesi olmaktan dolayi mutlular mi?
almanyadaki müslümanlara verdikleri zararin farkindalar mi?
bir zahmet sorsan..
bir zahmet sorsan..
Zahmet olmazsa neden Atatürkün yolunda yürümediklerini ve Türk düsmani arablarnan neden bu kadar samimi olduklarinida bir sorsa güzel olacak.
Zahmet olmazsa neden Atatürkün yolunda yürümediklerini ve Türk düsmani arablarnan neden bu kadar samimi olduklarinida bir sorsa güzel olacak.
Zahmet olmazsa ben sana bir Soru soracagim.
Seni Atatürkmü yaratti ?
Öte Dünyada seni Atatürkmü kurtaracak ?
nükteci
tövbe tövbe
Zahmet olmazsa ben sana bir Soru soracagim.
Seni Atatürkmü yaratti ?
Öte Dünyada seni Atatürkmü kurtaracak ?
nükteci
tövbe tövbe
Efe bist du Mr Juckel and Mr Hayde? :D Mal kommst du als vernünftiger junge der es begriffen hat, mal kommst du als der Rächer der gläubigen......(saka yapiyorum ha)
Sir Victor
02.09.05, 11:14
Efe bist du Mr Juckel and Mr Hayde? :D Mal kommst du als vernünftiger junge der es begriffen hat, mal kommst du als der Rächer der gläubigen......(saka yapiyorum ha)
Bence bu arkadas ismini yani EFE'yi degistirmeli. Cunku EFE ismi Kemalist Turkiye ile butunlesmis Milliyetcilik sembolu bir isimdir. Diger taraftan ismi gecen gazetenin 30 ve 31 Agustos tarihli nushalarina bir goz atan varmi bilmem. Ancak milli zaferimizle, o zaferi yaratan milli kahramanlarla ilgili tek bir cumle bile yok. Diger taraftan masonlar hakkinda vakit gazetesinden aldigi bir munasebetsiz yaziyi da yayinlamis. Bilmedigi seyler hakkinda ahkam kesmemesini de tavsiye ederim. ısminin altindaki "tayyip Erdogan" resmi bugun degismis yerini dogudan yeni bir gunes gibi dogan Turk ay yildizini komus. "Dogudan yeni bir gunes gibi dogan" sozu Buyuk Ataturke aittir.
Benim bildigim kadar Masonlar Turk milliyetcisidir. "Turk Milliyetciliginin Esaslari" isimli kitabi yazan rahmetli Ziya Gokalp Masondur. Buyuk Vatan Sairi rahmetli Namik Kemal Masondur. Butun gerici karsi koymalara ragmen matbaayi Osmanli da ilk tesis eden rahmetli Ibrahim Muteferrika Masondur. Bugun begenmedikleri Milli Egitim sistemmimizin temeli atan rahmetli Hasan Ali Yucel masondur. Daha bir cok Mason Turk milliyetcisinin ismini yazarsam forum iflas eder. Haaa son bir Mason daha :Buyuk Turk Milliyetcisi Buyuk Sadrazam Talat Pasa, Buyuk Turk Milliyetcisi Prens Sait Halim Pasa, Cemal Pasa, Turk Kizilayinin kurucusu marco Pasa hep masondur. Ataturk'un de bir mason oldugu soylenir. Dunyanin en meshur masonlari Famous Masons of the world diye ararsaniz Ataturk'un de bir mason oldugu gorulur. Ayrica bildigim kadari ile masonluga kabul edilen kisi bir yemin etmek zorundadir. "Aileme, vatanima, devletime ve onun yasalarina sonsuz bir sadakatla bagli kalacagim" der ve Kur'ani Kerim uzerine el basarak Allahin huzurunda yemin eder. Bu yemini eden kisinin muslumanligindan, vatanseverliginden, milliyetciliginden suphe eden varsa ortaya ciksin. Gorelim.
Masonlar siyonis veya Yahudi usagi da degillerdir. Ancak, dun sayin Efe(!)mizin yazi basliginda yer alan kisi, abisi ABD'nin baskisi ile Israile giderek yere kapanmis ve af dilemistir.
Sonuc: Herkesin bildigi konularda konusmasi yazmasi toplumdaki, forumdaki birligi, dirligi saglar, saglamlastirir. Genel bilgimizi dogru yonde arttirir.
Efe bist du Mr Juckel and Mr Hayde? :D Mal kommst du als vernünftiger junge der es begriffen hat, mal kommst du als der Rächer der gläubigen......(saka yapiyorum ha)
In Zukunft werde ich mich zu Mr Hayde BESCHRÄNKEN.
In Zukunft werde ich mich zu Mr Hayde reduzieren.
LOL:D
Was ist denn nun?
Kann man nicht sachlich über dieses Thema diskutieren?
Hat Atatürk die Freimauer verjagt oder nicht?
Warum findet man in Listen internationaler Freimaurerlogen, vor allem der Makedonischen Grossloge, seinen Namen aufgeführt?
Es ist kein Gerücht, dass viele grosse Namen der Türkei Mitglied in einer Freimauereloge sind, sogar Zeki Alasya ist Freimaurer!:D
Was ist denn nun falsch an dem Artikel?
LOL:D
Was ist denn nun?
Kann man nicht sachlich über dieses Thema diskutieren?
Hat Atatürk die Freimauer verjagt oder nicht?
Warum findet man in Listen internationaler Freimaurerlogen, vor allem der Makedonischen Grossloge, seinen Namen aufgeführt?
Es ist kein Gerücht, dass viele grosse Namen der Türkei Mitglied in einer Freimauereloge sind, sogar Zeki Alasya ist Freimaurer!:D
Was ist denn nun falsch an dem Artikel?
Zunächst mal kann man über die Frage, ob Atatürk die Freimaurer verjagt hat diskutieren. Hierzu bin ich der Meinung, dass ihr historischens Beweismaterial vorlegen solltet, um die These zu beweisen. Ich denke die Kollegen glauben einfach nicht was in der "Vakit" drin steht. Und ich schliesse mich dem an.
Was aber einfach nur "Heuchlerisch" ist, ist das Menschen die eigentlich nur abfällig von Atatürk reden, ihn jetzt für Ihre eigenen Ziele nutzen. Die "Dinci`s" mögen weder Atatürk noch die Freimaurer. Es ist der billige Versuch die zwei Themen übereinander zu legen!!
So einfach!
trotzdem kann man doch über das Thema diskutieren und die Behauptungen widerlegen.
Ich glaube zunaächst einmal überhauptnichts was ich lese...sinnvoll ist es doch Unglaubwürdigkeiten mit logischen Thesen zu widerlegen.
Dieser Artikel widerlegt z.B. widerlegt, dass Atatürk Freimaurer kategorisch abgelehtn hat:
Atatürk Mason muydu?
Aralarında Falih Rıfkı Atay'ın da bulunduğu bazı kimselerle Uluslararası Mason albümleri, Atatürk'ü Mason ilan ederler, ama bunun hiçbir belgesi ortaya konamamıştır. Bizim düşüncemiz şöyledir: 1900'lü yılların başında Selanik'te bulunduğu dönemde o da İttihat ve Terakki'ye üye olmuştur. Bu sıfatla katıldığı toplantıların zaman zaman localarda yapıldığı biliniyor. Buraya gidenlerin Mason olması da şart değildi. Atatürk'ün o çağda efsanevi bir nitelik taşıyan Masonluğun niteliğini merak etmemiş olması düşünülemez. Ayrıca arkadaşları arasında tekris'i yaşamış olanlar vardı. İttihat ve Terakki yönetimi ile arası bozulduğu dönemde, 1913'ün sonlarında, yanına askeri ataşe olarak gönderildiği elçi Fethi (Okyar) Bey de Mason'du. Dolayısıyla Masonluğa karşı olduğunu söylemek mümkün değildir. 1932'de 25 ülke Mason örgütlerinin Türkiye'de toplanmasına karşı çıkmaması da bu anlayışını yansıtır.
http://www.sabah.com.tr/2005/03/21/gnd118.html
Masonlar Ülkemiz icin iyimi kötümü onu tartismak lazim önce.......Sir Victor bir kac sey acikladi.
Atatürkçü yahudiler!
'Gazetemiz yazarlarından Yakup Almelek'in sözlerini yazdığı, oğlu Alper Almelek'in bestesini yaptığı marş, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin (ADD) resmi marşı olarak kabul edildi. (24 Ekim 2001 - ŞALOM)'
Bir süre önce, komonistlerin (sosyalistlerin) faaliyetlerine dair aldikları kararları madde madde sıralamıştık. İçlerinden biri şöyle idi: '-Hangi ülkede faaliyet gösteriyor iseniz, o ülkenin ölmüş devlet adamlarını sahiplenecek, yapacağınız propaganda ile onu ve dediklerini çizgimize çekeceksiniz. Aradan yıllar geçtikten sonra herkes onu 'devrimci (solcu)' bilecek.'
Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan, Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmada '-Sosyalizmanın anası masonluktur!' diyor. Öyle oldugunu da madde madde elindeki delillerle ispat ediyor. Siz yaşadığınız süre içinde; okulda, işte, işyerinde, çarşıda, pazarda her yerde karşılaştığınız insanlardan, tanıdıklarınız veya değil hangisinden duydunuz birinin çıkıp da '-MASONUM' dedigini?
Duymadınız, duyamazsınız... Ama onlar '-solcuyum, sosyalistim, devrimciyim, ateistim, komunistim' derler. Kılıktan kılığa girerler.
İlginizi çekeceğini umduğumuz ibret dolu bir yazı, Eski Van milletvekili ve vatanın sevilen asil evladı muhterem İbrahim Arvas'in kaleminden:
'Hatıratım sona yaklaşırken memleketimizde locaları bulunan Masonlardan biraz bahs etmek isterim. Masonların İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara'da bir çok locaları vardır.
Mustafa Kemal Paşa'nın sevmediği iki zümre vardı. Birincisi DÖNMELER , ikincisi de MASONLAR'dı.
Bir gün eski adliye vekili Mahmut Esat Bozkurd'u çağırdı. Kendisine Masonların taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitab verdi.
'-Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver, gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve gurupça kapanmasına delalet et. Seninde bu işde büyük şeref payın olacaktır.' dedi.
Gurup günü Mahmut Esat Bozkurt riyaset makamına bir takrir verdi ve takririn okunmasını reisten rica etti. Katip takriri okudu. Gurup dinledi. Hülasası şöyle idi:
'Bizim Eba ancet gelen atalarımızın mensubu bulunduğu tarikatları kapattık, Masonluk ta kökü dışarda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir. Memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da gurup kararıyla kapatalım.'
Ve söz istedi, kürsüye gelerek takririni gayet veciz olarak izah etti.
Meclisteki Masonları bir telaşdır aldı. Hele sözcüleri Şükrü Kaya'yı görse idiniz, başından süt dökülmüs kediye benziyordu.
Meşhur hatib Mahmut Esat Beye söz yetişebilir mi idi. Şükrü Kaya Masonluğun bir hayir (!) müessesesi olduğunu kürsüden söylediği zaman gurubun hemen bütün azası yüzüne haykırdılar.
Hayır eserleri dediğiniz nedir, birisini gösterebilir misiniz? Yalan söylüyorsun, in aşağı! dediler. Mahmut Esat ise MASONLUĞUN kökü dışarda, gizli, memleket ve millet için muzur bir tarikat olduğunu ve her yerde umumi reislerinin yani meşrik-i azamlarının YAHUDİ olduğunu bir çok vesikalarla ispat etti.
Şükrü Kaya, Kazım Özalp, Mazhar Germen son çareyi Katib-i umumi Recep Peker'e iltica etmekte buldular. Ve salonda oturan Recep Peker'in etrafını alarak yalvarmağa başladılar. Guruptaki hava çok elektrikli idi. Heyecan son haddini bulmuş, her taraftan
'-KAPATALIM!' sesleri yükseliyordu. O esnada Recep Peker söz istedi ve kürsüye gelerek:
'-Arkadaşlar, çok mühim bir işin üstündeyiz, müsaade buyurun, bu işi bir defa da devlet reisine götürelim, onun da reyini alalım, gelecek hafta bugün tekrar huzurunuza getireceğim, dedi.
Bu söz gurubun tasvibine mazhar oldu ve mesele gelecek haftaya kaldı. Bir hafta sonra olsun, biz herhalde bütün locaları kapatırız dediler. Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi:
-Arkadaşlar; bugünden itibaren Türkiye'de Masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır.
Salonda bir kıyamettir koptu, alkışlar, bağırmalar ve KAHROLSUN YAHUDI USAKLARI! sesleri tavanları çınlatıyordu.
Şükrü Kaya ile arkadaşları ortadan sırra kadem basmışlardı. Gurup dağıldıktan sonra doktor Mim Kemal'i öne katarak meclisteki Masonlar toplu olarak Reisicumhura gitmişlerdi. Mim Kemal, Reisicumhura hitaben:
-Efendim biz zaten maiyet-i devletinizdeyiz, fakat siz meşrik-i azamımız olursanız biz pervane gibi etrafınızda dönüp dolaşırız, demiş. Reisicumhur,
-Peki bir şey soracağım, bana cevap veriniz de sonra... Siz Avrupada hangi locaya bağlısınız ve metbuunuzun ismi nedir?
-Biz Cenova'ya tabiiz ve reisimiz de BARCA MISON Cenaplarıdır, demişler. Bunun üzerine küplere binen MUSTAFA KEMAL PAŞA onlara hitaben:
-HAYDİ DEFOLUN BURADAN, CEHENNEM OLUN GİDİN, YAHUDI UŞAKLARI! Benim milletim bana kahraman sıfatını verdi, ben sizin gibi, bir çıfıt yahudiye uşak mı olacağım? Bu gece sabaha kadar Türkiye'deki bütün localarınızı kapatmadığınız takdirde yarın teşkil edeceğim divan-ı harbi örfi'ye hepinizi verir ve astırırım! Haydi defolun karşımdan!
diyerek onları kovmuş, onlar da yıldırım telgraf ve telefonlarla vaziyeti İstanbul, İzmir ve Adana'ya bildirdiler ve sabah olmadan hepsinin kapanma kararlarını getirip henüz sofrasından kalkamayan reisicumhura verdiler ve derin bir nefes aldılar.
Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa bu suretle bütün MASON localarını kapattı.
İsmet Paşa'nın reisicumhurluğu sırasında kanun-u mahsusla localar kapanmadı diye Masonların müracaatı üzerine tekrar localar açılıp faaliyete başladılar.
Ve 1952 de ise Atatürkçü geçinen ve onunla iftihar eden CELAL BAYAR da, Ahmet Gürkan'ın teklif ettiği ve Masonların loacalarını kapatmak istediği kanun teklifini red ederek bu suretle localarını kanunla pekiştirdi.
Tabii bu ameliyeyi Meclis yaptı, fakat bu müzakerelerin devam ettiği üç celse zarfında Celal Bayar reisicumhur locasına gelerek (1) kanunun müzakerelerini sonuna kadar takip etmiştir.
(1) Bu tarihi müzakereleri ben de basın locasından takip ediyordum. Yanımda Burla'nın Ankara Müdürü Alaeddin Mizanoğlu vardı. Milyonluk müessesini kapatıp gelmiş, heyecan içinde müzakereleri takip ediyordu. Celal Bayar da olanca heyecanıyle hatipleri dinliyor fakat gözlerini benden ayıramıyordu. Haklı idi, onu bir hiçlikten o mevkiiye dünya masonluğu getirmişti.
Cevat Rifat Atilhan
Zahmet olmazsa ben sana bir Soru soracagim.
Seni Atatürkmü yaratti ?
Sen kendini Türk diye tanitabiliyorsan bu Atatürkün sayesindedir.
O kadar cok mu ermeni yada arab olmak istiyorsun?
Vazgec bu sevdadan yasin genc yapma etme.;)
Öte Dünyada seni Atatürkmü kurtaracak ?
Kendi kendimi kurtaririm,olmazsa arabtan yardim istiyecegime cehenneme giderim daha iyi.
A.Dilipak gibi bozuntular Türk milletini arkadan hancerleyen suudilerden yardim almayi ihmal etmediler yillarca .
Sende gelmis burda ben Türküm diye geciniyorsun.Türkiyedeki yahudilere laf atacagina önce bunlari düsünsen iyi olacak.
Sen kendini Türk diye tanitabiliyorsan bu Atatürkün sayesindedir.
O kadar cok mu ermeni yada arab olmak istiyorsun?
Vazgec bu sevdadan yasin genc yapma etme.;)
Kendi kendimi kurtaririm,olmazsa arabtan yardim istiyecegime cehenneme giderim daha iyi.
A.Dilipak gibi bozuntular Türk milletini arkadan hancerleyen suudilerden yardim almayi ihmal etmediler yillarca .
Sende gelmis burda ben Türküm diye geciniyorsun.Türkiyedeki yahudilere laf atacagina önce bunlari düsünsen iyi olacak.
Sen bana Arablari neden ikide birde anlatiyorsun, ben Müslümanligi savunuyorum bana ne Allahin Arablarindan.
Mossad bir ara Pkknin kicina basti Parayi bunlari ama hic anmiyorsun tabi senin derdin Müslümanligi kötülemek.
P.s Allah istemeseidi Bu Dünyada Türk diye bir Millet olamazdi sende Cingene gibi gezerdin ortada
Sükür et
P.s Allah istemeseidi Bu Dünyada Türk diye bir Millet olamazdi sende Cingene gibi gezerdin ortada
Sükür et
Cingene yine arabtan iyidir.:D
Ister inanir ister inanmaz,Türk millete daima var olur hic merak etme,
bunu kabullenmeye calis efe.Beynini yikamalarina izin verme.
efe efe efe
bist du stolz türke zu sein? wenn ya dann kannst du nur stolz sein weil Atatürk die IDEE hatte und mit seiner strategie die TÜRKEI retten konnte..ansonsten wärst du jetzt grieche,armenier,engländer oder franzose!
wenn es dir nicht gefällt zu einem volk zu gehören was nur durch atatürks ideen und hilfe(und seinen soldaten) immer noch existiert dann wechsel bitte die staatsangehörigkeit :)
zu dem mist was man die in sülo moscheen oder arkabahce ülkü ocaklari erzählt lies dir die email von der diyanet durch
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?p=49060#post490 60
letzte seite !
und nun hör auf zu denken das du der einzige gläubige bist..
efe efe efe
bist du stolz türke zu sein? wenn ya dann kannst du nur stolz sein weil Atatürk die IDEE hatte und mit seiner strategie die TÜRKEI retten konnte..ansonsten wärst du jetzt grieche,armenier,engländer oder franzose!
wenn es dir nicht gefällt zu einem volk zu gehören was nur durch atatürks ideen und hilfe(und seinen soldaten) immer noch existiert dann wechsel bitte die staatsangehörigkeit :)
zu dem mist was man die in sülo moscheen oder arkabahce ülkü ocaklari erzählt lies dir die email von der diyanet durch
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?p=49060#post490 60
letzte seite !
und nun hör auf zu denken das du der einzige gläubige bist..
So einfach sollte man es sich nicht machen...es gibt zahlreiche Länder, die jahrhundertelang unter Kolonialherrschaft standen und heute immer noch das sind, was sie auch vorher waren.
Keiner kann sagen, was heute mit uns wäre, wenn es Atatürk nicht gegeben hätte.
Warum sollte man nicht Gott dafür danken, hat Gott nicht auch Atatürk erschaffen?
Cingene yine arabtan iyidir.:D
Ister inanir ister inanmaz,Türk millete daima var olur hic merak etme,
bunu kabullenmeye calis efe.Beynini yikamalarina izin verme.
Senin de irkcilik yikamis beynini!:rolleyes:
So einfach sollte man es sich nicht machen...es gibt zahlreiche Länder, die jahrhundertelang unter Kolonialherrschaft standen und heute immer noch das sind, was sie auch vorher waren.
Keiner kann sagen, was heute mit uns wäre, wenn es Atatürk nicht gegeben hätte.
Warum sollte man nicht Gott dafür danken, hat Gott nicht auch Atatürk erschaffen?
habe ich behauptet man solle gott nicht danken :rolleyes:
man kann in jedem geschichtsbuch nachlesen was mit uns passiert wäre..aufgeteilt in armenische,englische,griechisc he, französische hälfte..das volk war arm, hatte kaum waffen, das land war voller verräter keiner hatte mut etwas zu tun! alle wichtigen leute wurden auf malte gefangen gehalten..wenn atatürk die idee nicht gehabt hätte dann wäre es böse ausgegangen! weil sich sons keiner getraut hätte..oder meint hier irgendjmd die feinde hätten solange gewartet bis jmd anderes auf die idee kommt die türkei zu retten :confused:
ausserdem stand die türkei nicht unter kolonialherrschaft sondern unter besetzung..dem staat wurden alle waffen weggenommen..regierungschefs verhaftet etc etc das ist ja mal was ganz anderes..
man sollte als türke etwas respekt ggenüber der eigenen landesgeschichte haben und nich immer nur verbohrt sagen das es auch andere gegeben hätte..und wenn=? dann hätten wir es jmd anderem zu verdanken..aber es ist nunmal Atatürk..und in sülomoscheen und arkabahce ülkü oaklari erzählt man gerne das atatürk ein gottloser grieche war (dumm dumm dumm cehalet) weil er alkohol getrunken hat und in selanik geboren wurde was zurzeit zu griechenland gehört..aber keiner zeigt die bilder wo atatürk betet oder zitate wo er unsere religion als wichtig und gut bezeichnet..jeder sagt das was ihm grad passt und das ist nicht so super..
wie gesagt man sollte niemals vergessen woher man kommt..und wem man was zu verdanken hat
Efe hat doch nichts negatives über Atatürk geschrieben, oder habe ich es überlesen?
Den Staaten, die unter Kolonialherrschaft standen ist es nicht anders ergangen, oder glaubst du, dass man ihnen Autonomie gewährt hat und die Armeen und die Gesellschaft als solche nicht unterdrückt und kontrolliert wurden?
Erst wird ein Staat besetzt, bevor es kolonialisiert wird...manchmal teilen es verschiedene Staaten auch untereinander, so wie es im Fall des Osmanischen Reiches passiert ist.
Die Völker, die jahrhundertelang unter fremder Herrschaft lebten bekennen sich heute immer noch zu ihren Wurzeln und Traditionen, anders wäre es denn Türken auch nicht ergangen.
efe hat genug negatives über atatürk geschrieben:)
die türkei bzw das osmanische reich war aber kein armes land mit einer bevölkerung von 1mio menschen sondern ein großreich und man wollte es nicht als kolonie sondern als staatsboden untereinander aufteilen..es ist auch egal was das ziel war..fakt ist man hätte keine türkische republik..
doch es wäre den türken anders ergangen..unter fremder herrschaft leben ist was anderes und gezwungen zu werden seine kultur etc auzugeben und das über generationen ist was anderes..die türken wären noch 2 3 jahre türken geblieben und dann immer mehr zu franzosen etc entwickelt weil sie es mit der zeit vergessen hätten wie ihre kultur ist (von generation zu generation)
fakt ist wir haben es Atatürk und seinen Soldaten zu verdanken und daran kann auch der dümmste sülocu nix dran ndern
Türkiyedeki yahudilere laf atacagina önce bunlari düsünsen iyi olacak.
kann mich nur anschliessen. TR'deki museviler ne zarar verdiler?Topu topuna 40.000 insanımız musevi, içimizden biri kalkmış bu zümreye karşı suçu ayan beyan ortada olan bir gazeteden haber naklediyor.
@ Admin & alle Moderatoren
bu gazete Almanya'da yasak değil mi? peki bu gazetenin yayınlarının forumda olması başınızı ağrıtmaz mı?
@ Efe
habe nichts gegen sachliche Kritik, aber bitte gebe dir mehr mühe. Türk musevilerine bir daha dil uzatmadan, bu insanların en az senin kadar topraklarımızda hak sahibi olduğunu unutmöa, onlar TÜRK!!!! Ve şundan emin ol, hepsi Vakit denen utanç lekesinden daha vatansever!
mfG
Deniz
Efe hat doch nichts negatives über Atatürk geschrieben, oder habe ich es überlesen?
Den Staaten, die unter Kolonialherrschaft standen ist es nicht anders ergangen, oder glaubst du, dass man ihnen Autonomie gewährt hat und die Armeen und die Gesellschaft als solche nicht unterdrückt und kontrolliert wurden?
Erst wird ein Staat besetzt, bevor es kolonialisiert wird...manchmal teilen es verschiedene Staaten auch untereinander, so wie es im Fall des Osmanischen Reiches passiert ist.
Die Völker, die jahrhundertelang unter fremder Herrschaft lebten bekennen sich heute immer noch zu ihren Wurzeln und Traditionen, anders wäre es denn Türken auch nicht ergangen.
Liebe Minosh,
manchmal wundere ich mich schon über deine Argumente. Da schreibt einer, dass wir Atatürk sehr viel verdanken, weil er als Staatsgründer der Türkei und auch als genialer Feldherr die Grundlagen für die heutige Türkei gelegt hat.
Das bedeutet, er hat das Land aus einer katastrophalen Situation in die Freiheit geführt und die Leute sind ihm dafür dankbar.
Jetzt kommst du und stellt folgende Hypothese auf: Naja, vielleicht hätte es ja jemand anders gemacht wenn Atatürk nicht dagewesen wäre...oder so nach dem Motto vielleicht würde es uns allen besser gehen ohne Atatürk.
Das ist mit Verlaub grosser Mist. Genauso könnte man sagen, Einstein ist gar nicht so bedeutend, denn wenn er es nicht erfunden hätte, hätte es vielleicht ein anderer gemacht.
Die Türkei ist heute ein Souveräner Staat, die Leute leben in Freiheit. Wir sind den Menschen die es uns ermöglich haben dankbar. Denn "was wäre wenn...." ist keine Grösse auf die man sich verlassen kann.
@EFE
Im übrigen ist Antisemitismus in Deutschland immer noch eine Straftat. Pass auf dass du mit deinen Äusserungen nicht abdriftest, sonst landest du eines Tages auch in Guantanmo...und da hast du keinen Internet Anschluss und einen bequemen Gebetsteppich.
Liebe Minosh,
manchmal wundere ich mich schon über deine Argumente. Da schreibt einer, dass wir Atatürk sehr viel verdanken, weil er als Staatsgründer der Türkei und auch als genialer Feldherr die Grundlagen für die heutige Türkei gelegt hat.
Das bedeutet, er hat das Land aus einer katastrophalen Situation in die Freiheit geführt und die Leute sind ihm dafür dankbar.
Jetzt kommst du und stellt folgende Hypothese auf: Naja, vielleicht hätte es ja jemand anders gemacht wenn Atatürk nicht dagewesen wäre...oder so nach dem Motto vielleicht würde es uns allen besser gehen ohne Atatürk.
Das ist mit Verlaub grosser Mist. Genauso könnte man sagen, Einstein ist gar nicht so bedeutend, denn wenn er es nicht erfunden hätte, hätte es vielleicht ein anderer gemacht.
Die Türkei ist heute ein Souveräner Staat, die Leute leben in Freiheit. Wir sind den Menschen die es uns ermöglich haben dankbar. Denn "was wäre wenn...." ist keine Grösse auf die man sich verlassen kann.
Anscheindend akzeptierst du keine Einwände, keine sachlichen Diskussionen und keine andere Meinung.
Ist das die "Toleranz" von der du ständig sprichst??
Du brauchst mir nix über Atatürk zu erzählen, als würde keiner ausser dir wissen was Atatürk bewirkt hat.:rolleyes:
Ständig legst du einem Worte in den Mund und kritisierst Einwände.
Ich glaube, dass du zu der Sorte Mensch gehörst, die von anderen Dinge verlangt die sie selber nicht geben will.
Ich lebe in erster Linie in Deutschland und dass in der Türkei absolute Freiheit herrscht ist ein armseliges Märchen.
Die Türkei ist heute leider nicht so wie Atatürk es sich vorgestellt hatte, warum soll ich die Türkei (nach Atatürk) rosarot malen, wenn sie es nicht ist.
Bin ich denn blind?
efe hat genug negatives über atatürk geschrieben:)
die türkei bzw das osmanische reich war aber kein armes land mit einer bevölkerung von 1mio menschen sondern ein großreich und man wollte es nicht als kolonie sondern als staatsboden untereinander aufteilen..es ist auch egal was das ziel war..fakt ist man hätte keine türkische republik..
doch es wäre den türken anders ergangen..unter fremder herrschaft leben ist was anderes und gezwungen zu werden seine kultur etc auzugeben und das über generationen ist was anderes..die türken wären noch 2 3 jahre türken geblieben und dann immer mehr zu franzosen etc entwickelt weil sie es mit der zeit vergessen hätten wie ihre kultur ist (von generation zu generation)
fakt ist wir haben es Atatürk und seinen Soldaten zu verdanken und daran kann auch der dümmste sülocu nix dran ndern
1. ich habe von Efe auch Positives über Atatürk gelesen, er lernt und beschäftigt sich mit dem Thema wie man sieht.
2. In Indien war auch ein Grossreich, wurde aber trotzdem zu britischen Territorium, wie viele andere Kolonien auch.
3.Ich denke nicht, dass Türken ihre Identität verloren hätten, das hat kaum ein kolonialisiertes Volk getan, die Türkei oder die Türken im allgemeinen wären vielleicht etwas zurückgebliebener als heute, die Bodenschätze wären geplündert worden, aber das wäre auch schon alles.
4.Efe sagt nur, dass wir es in erster Linie Gott zu verdanken haben, dass wir es Atatürk nicht zu verdanken hätten, hat er nicht geschrieben.
Ist das denn falsch?
4.Efe sagt nur, dass wir es in erster Linie Gott zu verdanken haben, dass wir es Atatürk nicht zu verdanken hätten, hat er nicht geschrieben.
Ist das denn falsch?[/QUOTE]
-hab nur 1 mal etwas positives von ihm über diese thematik gelesen
-indien hatte mahatma ghandi, der die menschen dazu aufforderte friedlich für die kultur und für die freiheit zu "kämpfen"
-das wäre schon allesist gut lol..wir hatten nix niente..bu devleti atalarimiz yokdan yaratdi binbir ali cengiz oyunlariyla yaratdi..
-efe hat oft genug negativ über atatürk geschrieben und sich oft undankbar ausgedrückt..efe braucht weder mir noch jmd anderem beizubringen was wir wem zu veranken haben..auch ohne die hilfe efes wissen wir das wir alles gott zu verdanken haben..
Anscheindend akzeptierst du keine Einwände, keine sachlichen Diskussionen und keine andere Meinung.
Ist das die "Toleranz" von der du ständig sprichst??
Beruhig dich wieder Hase, wenn du dich so künstlich aufregst bekommst du nur Kummerfalten...und ein Faltengesicht im Kopftuch sieht neicht so schön aus! Aber zurück zur Diskussion....
Du brauchst mir nix über Atatürk zu erzählen, als würde keiner ausser dir wissen was Atatürk bewirkt hat.:rolleyes:
Wenn du es weisst, dann weisst du doch auch was wir ihm zu verdanken haben. Aber dankbarkeit hört sich anders an.
......................und kritisierst Einwände.
Darum geht es doch beim diskutieren...ich setzte mich mit jedem deiner Argumente auseinander. Mir ist schon klar, dass du das nicht immer gerne hörst.
Ich glaube, dass du zu der Sorte Mensch gehörst, die von anderen Dinge verlangt die sie selber nicht geben will.
Ok. Anstelle dich mit den Argumenten zu befassen lenkst du die Diskussion auf meine PERSON??? Es ist ein beliebtes, jedoch von dir nur sehr ungeschickt genutztes Mittel. Wenn einem bei einem Diskurs die Argumente ausgehen, dann setzten wir doch einfach dem Diskutanten zu, unterstellen ihm irgendetwas, zweifeln an seinen Absichten usw....come on Minosh...das kannst du besser!
Ich lebe in erster Linie in Deutschland und dass in der Türkei absolute Freiheit herrscht ist ein armseliges Märchen.
Ich bleibe dabei...ich habe lange selber in der Türkei gelebt. Es gibt die absolute Freiheit, nur das bedeutet natürlich nicht, dass es nicht auch Regeln gibt.
Die Türkei ist heute leider nicht so wie Atatürk es sich vorgestellt hatte,
Ok...das ist eine interessante These....lass uns darüber philosophieren, wie sich Atatürk die Türkei im Jahre 2005 vorgestellt hat. Finde ich einen interessanten Topic..evtl. ein eigenes Thread wert.
warum soll ich die Türkei (nach Atatürk) rosarot malen, wenn sie es nicht ist.
Bin ich denn blind?
Nein du bist nicht blind, aber du spielst gerne den Provokateur....und manchmal überzeichnest du!!
3.Ich denke nicht, dass Türken ihre Identität verloren hätten, das hat kaum ein kolonialisiertes Volk getan,
Komisch, dass man aber heute in afrikanischen Ländern Französisch spricht. Die Sprache ist die Säule der Identität eines Volkes und einer Nation.
die Türkei oder die Türken im allgemeinen wären vielleicht etwas zurückgebliebener als heute, die Bodenschätze wären geplündert worden, aber das wäre auch schon alles.
Etwas ist gut. Die Türkei wäre kein Nationalstaat, es gäbe keine Demokratie und wir würden immernoch von einem Sultan beherrscht werden. Man hätte unsere Frauen weiter vergewaltigt, unsere Kinder getötet.
Wir sind Türken, weswegen wir uns niemals bei den Engländern und den Franzosen für ihre "Industralisierung" bedanken würden. Die Araber kennen sich schon damit besser aus.
Zahmet olmazsa ben sana bir Soru soracagim.
Seni Atatürkmü yaratti ?
Öte Dünyada seni Atatürkmü kurtaracak ?
nükteci
tövbe tövbe
kocum efe
burada kimse kendisini, atatürk yaratti demiyor.
insanlar, kadin ve erkegin cinsel olarak birlesmeleri sonucu, erkek tarafindan salgilanan milyonlarca sperm hücresinden sadece bir tanesinin, kadinda o esnada dogum icin biyolojik olarak hazirlanmis olan yumurtayi asilamasi ile cocuk olarak dünyaya gelirler.
bu isi yapanlara anne ve baba ismi verilir.
dolaysiyla, anne ve babasi belli olan insanlarin, baskasi tarafindan yaratilmasi mümkün degildir.
Allah kainati yaratmistir..insan nesli de yaratilanlarin bir tanesidir.
adem ve havvadan yaradilan nesiller devam etmektedir.
anlatabildim mi?
Allahin cocugu olmaz..Allah sekilden münezzehtir.bizlere benzemez.
4.Efe sagt nur, dass wir es in erster Linie Gott zu verdanken haben, dass wir es Atatürk nicht zu verdanken hätten, hat er nicht geschrieben.
Ist das denn falsch?
-hab nur 1 mal etwas positives von ihm über diese thematik gelesen
-indien hatte mahatma ghandi, der die menschen dazu aufforderte friedlich für die kultur und für die freiheit zu "kämpfen"
-das wäre schon allesist gut lol..wir hatten nix niente..bu devleti atalarimiz yokdan yaratdi binbir ali cengiz oyunlariyla yaratdi..
-efe hat oft genug negativ über atatürk geschrieben und sich oft undankbar ausgedrückt..efe braucht weder mir noch jmd anderem beizubringen was wir wem zu veranken haben..auch ohne die hilfe efes wissen wir das wir alles gott zu verdanken haben..[/QUOTE]
Die Briten haben Indien aber besetzt und ausgeplündert, trotzdem gibt es heute Milliarden von Indern und sie sind auch noch im Besitz ihrer Kultur.
Mahatma Ghandi tut doch nichts zur Sache...die Inder waren mehr als ein Jahrhundert unter der Herrschaft der Briten und davor waren sie jahrhundertelang unter der Herrschaft anderer Völker, aber ihre Religion und ihre Kultur haben sie bewahrt.
Sie haben sich zum Grösstenteil nicht einmal durch das islamische Mogulreich beeinflussen lassen und sind heute noch überwiegend hinduistisch.
kann mich nur anschliessen. TR'deki museviler ne zarar verdiler?Topu topuna 40.000 insanımız musevi, içimizden biri kalkmış bu zümreye karşı suçu ayan beyan ortada olan bir gazeteden haber naklediyor.
@ Admin & alle Moderatoren
bu gazete Almanya'da yasak değil mi? peki bu gazetenin yayınlarının forumda olması başınızı ağrıtmaz mı?
@ Efe
habe nichts gegen sachliche Kritik, aber bitte gebe dir mehr mühe. Türk musevilerine bir daha dil uzatmadan, bu insanların en az senin kadar topraklarımızda hak sahibi olduğunu unutmöa, onlar TÜRK!!!! Ve şundan emin ol, hepsi Vakit denen utanç lekesinden daha vatansever!
mfG
Deniz
Bitte benutze bei solchen fällen das nächste mal den meldebutton.
Unten links in der mitte.
2. In Indien war auch ein Grossreich, wurde aber trotzdem zu britischen Territorium, wie viele andere Kolonien auch.
Wusstest du auch, dass Indien als Reich vorher viel grösser war. Ein Ergebniss der britischen Herrschaft war die Spaltung in Pakistan und Indien. Das wäre mit der Türkei auch passiert.
3.Ich denke nicht, dass Türken ihre Identität verloren hätten, das hat kaum ein kolonialisiertes Volk getan, die Türkei oder die Türken im allgemeinen wären vielleicht etwas zurückgebliebener als heute, die Bodenschätze wären geplündert worden, aber das wäre auch schon alles.
Die Türkei gebe es in der heutigen Form nicht. Es gebe eine Zonenverwaltung in Istanbul (ähnlich wie Berlin) durch Briten, Russen, Franzosen und Griechen, wobei vermutlich die Griechen aufgrund ihrer historischen Verwuzelung das Generalgouvernat über Istanbul hätte. Die Türken hätten vermutlich einen eigenen Staat in den Grenzen die im Sevr Vertrag festgesetzt wurden. Das würde bedeuten, dass "Türken" unter Armenischer, Griechischer Fremdherrschaft in den heutigen Gebieten (Dogu Anadolu, Ege, Marmara Bölgesi und Akdeniz Bölgesi) leben würden.
Achja...und was das bedeutet als moslemische Minderheit unter den Griechen zu leben hast du in Zypern gesehen und siehst du heute noch in Thrazien.
indien wurde nur von den briten besetzt ! gleichzeitg gab es kein anderes land...die türkei wäre von 4 5 verschiedenen ländern besetzt wurden und auseinander gerissen! die türkei war keine kolonie sondern ein besezttes land das ist ein unterschied..in kolonien werden rohstoffe ausgenutzt und menschen für wenig bzw kein geld zur arbeit gezwungen aber dürfen ihr leben leben!
in der türkei ätte man über kurz oder lang durch die besatzungsmächte die kultur,sprache etc etc geändert..und da wäre es unmöglich gewesen die türkische kultur beizubehalten..
du kannst türkei nicht mit indien vergleichen
Beruhig dich wieder Hase, wenn du dich so künstlich aufregst bekommst du nur Kummerfalten...und ein Faltengesicht im Kopftuch sieht neicht so schön aus! Aber zurück zur Diskussion....
Ich reg mich nicht auf, diese Diskussionen sind es mir nicht wert...ich möchte nur Menschen auf ihre Widersprüchlichkeiten aufmerksam machen und bei dir fallen sie mir immer wieder besonders auf.
Wie kommst du darauf, dass ich ein Kopftuch trage???:confused:
Ich habe keine Falten.
Wenn du es weisst, dann weisst du doch auch was wir ihm zu verdanken haben. Aber dankbarkeit hört sich anders an.
Ich bete keine Menschen an, ich habe ein nur gesundes politisches Verständnis für überdurchschnittlich hervorragende Staatsmänner.
Darum geht es doch beim diskutieren...ich setzte mich mit jedem deiner Argumente auseinander. Mir ist schon klar, dass du das nicht immer gerne hörst.
Gegen sachliche Einwände hätte ich nichts, aber die kommen von dir nur sehr selten.
Ok. Anstelle dich mit den Argumenten zu befassen lenkst du die Diskussion auf meine PERSON??? Es ist ein beliebtes, jedoch von dir nur sehr ungeschickt genutztes Mittel. Wenn einem bei einem Diskurs die Argumente ausgehen, dann setzten wir doch einfach dem Diskutanten zu, unterstellen ihm irgendetwas, zweifeln an seinen Absichten usw....come on Minosh...das kannst du besser!
Dein Beitrag war nicht sachlich, sondern persönlich und fordernd.
Argumente gegen dich?Gegen was denn? Hast du irgendwas behauptet?
Nein, nur mal wieder falsche Worte in den Mund gelegt.
Ich bleibe dabei...ich habe lange selber in der Türkei gelebt. Es gibt die absolute Freiheit, nur das bedeutet natürlich nicht, dass es nicht auch Regeln gibt.
Du scheinst nicht nur faktenresistent, sondern auch realitätsfremd zu sein.
Nur weil du in der Türkei gelebt hast, heisst das nicht, dass du beurteiln kannst, ob jeder seine Freiheit dort auch geniesst.:rolleyes:
In Zukunft werde ich mich zu Mr Hayde BESCHRÄNKEN.
efe
@sir viktor güzel bir aciklama yapmis.masonlar her ülkede, bulunduklari ülkenin kanunlarina uyarlar..aralarinda dini farkliliklar olur..
Du scheinst nicht nur faktenresistent, sondern auch realitätsfremd zu sein.
Nur weil du in der Türkei gelebt hast, heisst das nicht, dass du beurteiln kannst, ob jeder seine Freiheit dort auch geniesst.:rolleyes:
ich lebe in der türkei und in deutschland..ich reise viel..ich kann es fest behaupten das in der türkei viel freiheit gibt...dass heist nicht das freiheit auch seine grenzen hat.
Ich reg mich nicht auf, diese Diskussionen sind es mir nicht wert...ich möchte nur Menschen auf ihre Widersprüchlichkeiten aufmerksam machen und bei dir fallen sie mir immer wieder besonders auf.
Wie kommst du darauf, dass ich ein Kopftuch trage???:confused:
Ich habe keine Falten.
Ich bete keine Menschen an, ich habe ein nur gesundes politisches Verständnis für überdurchschnittlich hervorragende Staatsmänner.
Dankbarkeit heisst nicht anbeten........ich bin dagegen dass man Atatürk vergöttert...er ist ein Mensch. Kein Gott!
Gegen sachliche Einwände hätte ich nichts, aber die kommen von dir nur sehr selten.
Sei bitte nicht anmassend, so eine Antwort strotzt vor Arroganz. Ich nehme mir jedes deiner Argumente an und argumentiere dagegen. Setz dich dochmal mit dem Inhalt meiner Argumente auseinander, anstatt sie als unsachlich zu diskreditieren....
Dein Beitrag war nicht sachlich, sondern persönlich und fordernd.
Argumente gegen dich?Gegen was denn? Hast du irgendwas behauptet?
Nein, nur mal wieder falsche Worte in den Mund gelegt.
Wo denn? Scheibt doch mal dazu was du genau als "unsachlich, fordernd oder persönlich" bezeichnest! Du schreibst immer pauschal...
Du scheinst nicht nur faktenresistent, sondern auch realitätsfremd zu sein.
Nur weil du in der Türkei gelebt hast, heisst das nicht, dass du beurteiln kannst, ob jeder seine Freiheit dort auch geniesst.:rolleyes:
Oh doch, besser als jemand der aus seinem warmen Hinterstübchen in West-Germanien schreibt.
Komisch, dass man aber heute in afrikanischen Ländern Französisch spricht. Die Sprache ist die Säule der Identität eines Volkes und einer Nation.
Etwas ist gut. Die Türkei wäre kein Nationalstaat, es gäbe keine Demokratie und wir würden immernoch von einem Sultan beherrscht werden. Man hätte unsere Frauen weiter vergewaltigt, unsere Kinder getötet.
Wir sind Türken, weswegen wir uns niemals bei den Engländern und den Franzosen für ihre "Industralisierung" bedanken würden. Die Araber kennen sich schon damit besser aus.
Ich glaube nicht, dass wir darüber diskutieren müssen, dass das was Atatürk gemacht nicht hervorragend war und die Türkei diesem Menschen alles zu verdanken haben.Nur dieses Horrorszenario "wir wären heute keine Türken mehr etc..." ist einfach zu weit hergeholt.
In afrikanischen Ländern, z.B. Nordafrikanischen Ländern spricht man zuerst die Muttersprache, Berberdialekte und Arabisch, Französich ist zweite Amtssprache.
Keiner hat seine Muttersprache vergessen, sogar seltene Dialekte werden immer noch gepflegt.Verloren gegangen ist also nix.
Es würde mit Sicherheit heute keinen Sultan mehr geben und Vergewaltigungen und Morde bezüglich der "RASSE" auch nicht.
Die Mehrheit der kolonialmächte hat sich demokratisiert!
Womit kennen sich die Araber besser aus?
Welche Araber?
ich lebe in der türkei und in deutschland..ich reise viel..ich kann es fest behaupten das in der türkei viel freiheit gibt...dass heist nicht das freiheit auch seine grenzen hat.
Seit Atatürk gab es also immer Freiheiten?
Meinungsfreiheit, Glaubensfreiheit etc?
Oh doch, besser als jemand der aus seinem warmen Hinterstübchen in West-Germanien schreibt.
West-Germanien liegt nicht im Urwald, du wirst es nicht glauben, aber tatsächlich gibt es hier auch sowas wie eine Presse.
Obwohl das meiste natürlich gerne zensiert wird, dringen doch viele Unstimmigkeiten, die in dieser "Demokratie" geschehen, bis hierher!
So etwas wie Pressefreiheit und Meinungsfreiheit gab es in der Türkei leider nicht...ich hoffe, dass die Situation sich diesbezüglich schneller verbessert.
Efe... wer dich ernst nimmt, ist selber schuld.
Ich habe von dir noch kein posting erlebt, welches nicht um Religion (oder Aleviten oder Atatürk usw.) ging.
Hast du überhaupt jemals etwas zu den wirklichen Problemen der Türkei geschrieben?
Wie beschränkt bist du eigentlich?
Seit Atatürk gab es also immer Freiheiten?
Meinungsfreiheit, Glaubensfreiheit etc?
Dankeschön, dass ist ein gute Beispiel um euch allen mal die Minosh-Diskussionstechnik zu erläutern......gut aufgepasst:
Er sagt: ich kann es fest behaupten das in der türkei viel freiheit gibt...dass heist nicht das freiheit auch seine grenzen hat.
Sie sagt: Seit Atatürk gab es also immer Freiheiten?
ODER
Er sagt: Wir sollten ihm dankbar sein.
Sie sagt: Dankbarkeit heisst nicht anbeten
Das ist nun ein super Beispiel, wie man durch geschickte Manipulation (vielleicht ist es auch selektives Lesen, oder ich sehe nur was ich sehen will)
Die Antwort aud Minosh Frage muss natürlich lauten: Es gab Zeiten, da waren Grundrechte in der Türkei auch eingeschränkt, es galt Gebietsweise Kriegsrecht....in der Tat...IMMER gab es nicht alle Freiheiten...
HEUTE gibt es alle Freiheiten, aber es gibt auch Regeln. Was das politische angeht bestimmt mehr als in Deutschland. Im übrigen ist die Situation sogar die, dass es heute wesentlich liberaler ist als zu Atatürks Regierungszeit.
Efe... wer dich ernst nimmt, ist selber schuld.
Ich habe von dir noch kein posting erlebt, welches nicht um Religion (oder Aleviten oder Atatürk usw.) ging.
Hast du überhaupt jemals etwas zu den wirklichen Problemen der Türkei geschrieben?
Wie beschränkt bist du eigentlich?
Bestimmst du hier welches die wichtigen Probleme der Türkei sind?
Hast du schonmal den Begriff "Meinungsfreiheit" gehört?
Regeln?
Das habe ich schon zum 3ten Mal lesen müssen?
Was sind denn diese Regeln genau ?
Meinungsfreiheit im Rahmen, also konstruktive Kritik war jahrzehnte verboten und Menschen verschwanden einfach so.
Das ist Freiheit?
Selbst aus den Ecken der türkischen Linke kommt Kritik bezüglich des Kopftuchverbotes an Universitäten.
Ist das die Freiheit?
Obwohl das meiste natürlich gerne zensiert wird, dringen doch viele Unstimmigkeiten, die in dieser "Demokratie" geschehen, bis hierher!
minosh neymis bakalim o "zenziert" olan seyler..
sen türk basinini takip etmiyorsun anlasilan..neler yazildiginin farkinda degilsin.
türkiyede sansür var manasina gelecek herseyi reddediyorum.
abdullah öcalanin kitaplarinin bile yayinlandigi, hadeplilerin bölücü cümlelerinin bile yayinlandigi türkiyeden bahsediyorsan eger, sansür kelimesini kullanmaman lazim..yok eger baska bir ülkeden bahsediyorsan, bilemiyecegim.
almanyada gecen sene, bir tanesi türk gazetesi olmak üzere tam 6 tane gazete yasaklandi.
konu türkiye olunca, herseyi olsun olmasin söylemek kolay ama icinde yasadigimiz almanya ya bakiversek biraz.
So etwas wie Pressefreiheit und Meinungsfreiheit gab es in der Türkei leider nicht...ich hoffe, dass die Situation sich diesbezüglich schneller verbessert.
In afrikanischen Ländern, z.B. Nordafrikanischen Ländern spricht man zuerst die Muttersprache, Berberdialekte und Arabisch, Französich ist zweite Amtssprache.
Keiner hat seine Muttersprache vergessen, sogar seltene Dialekte werden immer noch gepflegt.Verloren gegangen ist also nix.
dünya üzerinde, her yüz sene boyunca en az 200 dil veya dialekt kayboluyor..
senin kullandigin "Verloren gegangen ist also nix." cümlesi maalesef yanlis..ve bu kaybolan dil veya dialektlerden bir kismi afrika ülkelerinden.
afrika ülkeleri sadece fas, cezayir falan degil..daha bircok ülke var.
Es würde mit Sicherheit heute keinen Sultan mehr geben und Vergewaltigungen und Morde bezüglich der "RASSE" auch nicht.
Die Mehrheit der kolonialmächte hat sich demokratisiert!
bu kaniya nerden vardin bilemiyorum..afrikada durmadan meydana gelen olaylar oluyor..daha birkac sene önce hutu ve tutu toplumlari birbirlerini öldürüp, kadinlarin irzina gecerken, ne yapmis oldular.ist das nicht vergewaltigung und morde bezüglich der rasse.
ayrica, afrikada sultanlik olmadigi ve kolonialländerlerin demokratiklestigini kim söyledi? merak ettim.(sen kolonialmächté yazmissin..her halde dil sürtcmesi)
wenn es in der türkei keine pressefreiheit geben würde, würde man med tv, roj tv und özgür politika verbieten, da die einnahmen aus diesne zeitungen an die pkk gehen!
gibt es in deutschland 100% demokratie?
efe efe efe
bist du stolz türke zu sein? wenn ya dann kannst du nur stolz sein weil Atatürk die IDEE hatte und mit seiner strategie die TÜRKEI retten konnte..ansonsten wärst du jetzt grieche,armenier,engländer oder franzose!
wenn es dir nicht gefällt zu einem volk zu gehören was nur durch atatürks ideen und hilfe(und seinen soldaten) immer noch existiert dann wechsel bitte die staatsangehörigkeit :)
zu dem mist was man die in sülo moscheen oder arkabahce ülkü ocaklari erzählt lies dir die email von der diyanet durch
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?p=49060#post490 60
und nun hör auf zu denken das du der einzige gläubige bist..
-1. Ben Cami ayrimciligi etmiyorum bana ne ister African(African Kardeslerimizi kücük görmüyorum) Camisi olsun ibadetimi eder cikip giderim.
Hem benim Süleymancilardan hic alakam bilene yok tek arada sira Namazlarimi Camilerinde kiliyorum. Ülkü ocaklarinada cok nadir takiliyorum.
-2. Ja Gökcen ich bin sogar 100% untertrieben unendlisch Stolz Türke zu sein und deswegen Danke ich zuerst ALLAH das er uns einen so genialen Feldherrn ala Atatürk zuverfügung gestellt hat. Ich Danke Allah dass ich so ein schönes Vaterland und besitze un teil eines so wunderbaren Volkes bin
Wenn Allah gewollt hätte würde es die Türkei niemals gegeben. Punkt aus da Spielt Atatürk auch keine Rolle.
-3.Werde ich meine Staatsangehörigkeit erst wechseln nach dem ich mein Millitärdienst abgeleistet habe (WENN ICH IHN ÜBERHAUPT WECHSLE). Bu her Türkün Borcu. Ausserdem wenn ein Jude Türke sein darf jemand genau so Türke sein der Atatürk nicht mögt. P.s ich wiederhole mich ausdrücklich zum letztenmal ich habe nichts gegen Atatürk ich bin nur der Meinung dass er einen Fehler begangen hat und dass ist mein Recht.
-4. Denke ich auch nicht dass ich der einzige Moslem in diesem Forum bin sehe aber es als Pflicht an den Islam vor dummen attacken ala Arab dini etc in Schutz zu nehmen sehr viele Fühlen sich aber durch solche sinnlosen Aussagen nicht Angesprochen.
Bestimmst du hier welches die wichtigen Probleme der Türkei sind?
Hast du schonmal den Begriff "Meinungsfreiheit" gehört?
bana örnek bir kac konu söyleyebilirmisin.
ama lütfen, IHD nin aciklamalrindan yola cikma..daha gecen hafta, yaptiklari bir aciklama bizzat bahsedilen insanlar tarafindan yalanlandi.
IHD, adalarda, gayri müslimlerin kapilarinin calinip tehdit edildiklerini acikladi..ama bizzat adalarda yasayan hiristiyanlar, IHD nin yalan söyledigini basina acikladilar.
evet minosh
lütfen, meinungfreiheit ile ilgili örnek vermeni rica ediyorum.
bende camii ayirmiyorum..sadece hic kimseye sülocularin sohbetine ve dini derslerine katilmasini önermiyorum
-2. Ja Gökcen ich bin sogar 100% untertrieben unendlisch Stolz Türke zu sein und deswegen Danke ich zuerst ALLAH das er uns einen so genial
en Feldherrn ala Atatürk zuverfügung gestellt hat. Ich Danke Allah dass ich so ein schönes Vaterland und besitze un teil eines so wunderbaren Volkes bin
Wenn Allah gewollt hätte würde es die Türkei niemals gegeben. Punkt aus da Spielt Atatürk auch keine Rolle.
habe ich jemals das gegenteil behauptet, hat hier jmd das gegenteil behauptet? das erst gott es wollte und dann wir es erst atatürk zu verdanken haben wissen wir alle, aber guter ansatz von dir
-3.Werde ich meine Staatsangehörigkeit erst wechseln nach dem ich mein Millitärdienst abgeleistet habe (WENN ICH IHN ÜBERHAUPT WECHSLE). Bu her Türkün Borcu. Ausserdem wenn ein Jude Türke sein darf jemand genau so Türke sein der Atatürk nicht mögt. P.s ich wiederhole mich ausdrücklich zum letztenmal ich habe nichts gegen Atatürk ich bin nur der Meinung dass er einen Fehler begangen hat und dass ist mein Recht.
welchen fehler denn
bende camii ayirmiyorum..sadece hic kimseye sülocularin sohbetine ve dini derslerine katilmasini önermiyorum
-2. Ja Gökcen ich bin sogar 100% untertrieben unendlisch Stolz Türke zu sein und deswegen Danke ich zuerst ALLAH das er uns einen so genialen Feldherrn ala Atatürk zuverfügung gestellt hat. Ich Danke Allah dass ich so ein schönes Vaterland und besitze un teil eines so wunderbaren Volkes bin
Wenn Allah gewollt hätte würde es die Türkei niemals gegeben. Punkt aus da Spielt Atatürk auch keine Rolle.
Das kann man wirklich genauso stehen lassen! Da muss man nicht darüber diskutieren...du hast 100% Recht.
-3.Werde ich meine Staatsangehörigkeit erst wechseln nach dem ich mein Millitärdienst abgeleistet habe (WENN ICH IHN ÜBERHAUPT WECHSLE). Bu her Türkün Borcu. Ausserdem wenn ein Jude Türke sein darf jemand genau so Türke sein der Atatürk nicht mögt. P.s ich wiederhole mich ausdrücklich zum letztenmal ich habe nichts gegen Atatürk ich bin nur der Meinung dass er einen Fehler begangen hat und dass ist mein Recht.
Auch hier muss man dir Recht geben. Atatürk hat bestimmt Fehler gemacht. Unfehlbarkeit ist eine Eigenschaft die nur Gott hat. Deshalb sehen wir Atatürk auch seine Fehler nach und danken ihm für das was er für uns getan hat.
Nur, ich glaube der eigentliche Disput hier ist doch: Ich glaube wir sind uns nicht einig ob und was der Fehler ist...
-1. Ben Cami ayrimciligi etmiyorum bana ne ister African(African Kardeslerimizi kücük görmüyorum) Camisi olsun ibadetimi eder cikip giderim.
Hem benim Süleymancilardan hic alakam bilene yok tek arada sira Namazlarimi Camilerinde kiliyorum. Ülkü ocaklarinada cok nadir takiliyorum.
-2. Ja Gökcen ich bin sogar 100% untertrieben unendlisch Stolz Türke zu sein und deswegen Danke ich zuerst ALLAH das er uns einen so genialen Feldherrn ala Atatürk zuverfügung gestellt hat. Ich Danke Allah dass ich so ein schönes Vaterland und besitze un teil eines so wunderbaren Volkes bin
Wenn Allah gewollt hätte würde es die Türkei niemals gegeben. Punkt aus da Spielt Atatürk auch keine Rolle.
-3.Werde ich meine Staatsangehörigkeit erst wechseln nach dem ich mein Millitärdienst abgeleistet habe (WENN ICH IHN ÜBERHAUPT WECHSLE). Bu her Türkün Borcu. Ausserdem wenn ein Jude Türke sein darf jemand genau so Türke sein der Atatürk nicht mögt. P.s ich wiederhole mich ausdrücklich zum letztenmal ich habe nichts gegen Atatürk ich bin nur der Meinung dass er einen Fehler begangen hat und dass ist mein Recht.
-4. Denke ich auch nicht dass ich der einzige Moslem in diesem Forum bin sehe aber es als Pflicht an den Islam vor dummen attacken ala Arab dini etc in Schutz zu nehmen sehr viele Fühlen sich aber durch solche sinnlosen Aussagen nicht Angesprochen.
efe,
güzel kardesim.
kendi fikirlerini yazdigin ve kendi yorumlarini izah ettigin zaman güzel seyler yaziyorsun..ama baskalarinin yazilarini buraya kopye ettigin zaman, bircok yanlis anlasilmalara sebeb oluyorsun.
senin atatürk düsmani olmadigini biliyorum..elbette ki, rabbimiz Allahtir..bunu inkar eden yok..Atatürk büyük insandir demek de yanlis degildir.
atatürk olmasaydi, vatan kurtulmazdi demek de yanlis degildir.
elbette, atatürk tek basina degildi, ama o bir liderdi..lidersiz basari kazanilmaz.
ama, bunlari söylemek, allahi inkar etmek degil ki..
selamlar
minosh neymis bakalim o "zenziert" olan seyler..
sen türk basinini takip etmiyorsun anlasilan..neler yazildiginin farkinda degilsin.
türkiyede sansür var manasina gelecek herseyi reddediyorum.
abdullah öcalanin kitaplarinin bile yayinlandigi, hadeplilerin bölücü cümlelerinin bile yayinlandigi türkiyeden bahsediyorsan eger, sansür kelimesini kullanmaman lazim..yok eger baska bir ülkeden bahsediyorsan, bilemiyecegim.
almanyada gecen sene, bir tanesi türk gazetesi olmak üzere tam 6 tane gazete yasaklandi.
konu türkiye olunca, herseyi olsun olmasin söylemek kolay ama icinde yasadigimiz almanya ya bakiversek biraz.
dünya üzerinde, her yüz sene boyunca en az 200 dil veya dialekt kayboluyor..
senin kullandigin "Verloren gegangen ist also nix." cümlesi maalesef yanlis..ve bu kaybolan dil veya dialektlerden bir kismi afrika ülkelerinden.
afrika ülkeleri sadece fas, cezayir falan degil..daha bircok ülke var.
bu kaniya nerden vardin bilemiyorum..afrikada durmadan meydana gelen olaylar oluyor..daha birkac sene önce hutu ve tutu toplumlari birbirlerini öldürüp, kadinlarin irzina gecerken, ne yapmis oldular.ist das nicht vergewaltigung und morde bezüglich der rasse.
ayrica, afrikada sultanlik olmadigi ve kolonialländerlerin demokratiklestigini kim söyledi? merak ettim.(sen kolonialmächté yazmissin..her halde dil sürtcmesi)
Ich habe die türkische Zeitung jahrelang sehr intensiv verfolgt und habe sehr enge Freunde die bei Radikal und Milliyet beschäftigt waren und noch sind...also bitte unterstell mir keine Unwissenheit, nur weil du eine andere Sicht der Dinge hast.
Wer behauptet, dass es in der Türkei so etwas wie Pressefreiheit gab oder gibt den kann ich diesbezüglich nicht für voll nehmen, auch wenn ich dich sonst respektiere.
Die türkischen Gefängnisse waren mal richtig voll mit Journalisten, die waren dort weil sie ihre Meinung vertraten, die die türkische Regierung nicht akzeptiert hat - wir Türken sind nicht kritikfähig, und zahlreiche Regierungen waren es nicht und sind es auch heute nicht.
Du weisst wieviele Intellektuelle, Linke, Kommunisten etc in türkischen Gefängnissen sitzen, ohne dass sie eine Gefahr für den Staat wären.
Sie haben nur Kritik geäussert.
Pressefreiheit gibt es nicht wirklich auf der Welt, die meisten Zeitungen werden von den Regierungen und Parteien kontrolliert...ich habe nicht gesagt, dass es in deutschland besser sei, zumindest etwas besser ist es!
Ich habe nur von Nordafrika gesprochen und Nordafrika als Beispiel angegeben, dass es in anderen afrikanischen Ländern anders ist, ist mir bewusst...aber die Untaten werden häufig von feindlichen Stämmen begangen und nicht von Europäern.
In der Türkei werden auch türkische Frauen von türkischen Männern vergewaltigt und türkische Kinder von türkischen Männern oder Frauen ermordet, Polemik ist jetzt unnötig.
Ich habe die türkische Zeitung jahrelang sehr intensiv verfolgt und habe sehr enge Freunde die bei Radikal und Milliyet beschäftigt waren und noch sind...also bitte unterstell mir keine Unwissenheit, nur weil du eine andere Sicht der Dinge hast.
Wer behauptet, dass es in der Türkei so etwas wie Pressefreiheit gab oder gibt den kann ich diesbezüglich nicht für voll nehmen, auch wenn ich dich sonst respektiere.
Die türkischen Gefängnisse waren mal richtig voll mit Journalisten, die waren dort weil sie ihre Meinung vertraten, die die türkische Regierung nicht akzeptiert hat - wir Türken sind nicht kritikfähig, und zahlreiche Regierungen waren es nicht und sind es auch heute nicht.
Du redest aber hier in der Vergangenheitsform. Viele ex-Knastis sind heute in Zeitungen tätig. Die Lage in der Türkei hat sich sehr gebessert. Perfekt noch nicht aber auf bestem Wege........
Du weisst wieviele Intellektuelle, Linke, Kommunisten etc in türkischen Gefängnissen sitzen, ohne dass sie eine Gefahr für den Staat wären.
Sie haben nur Kritik geäussert.
Ja, früher war es so und es war schlimm...heute nicht mehr. Komm doch nicht mit den alten Kamellen
Pressefreiheit gibt es nicht wirklich auf der Welt, die meisten Zeitungen werden von den Regierungen und Parteien kontrolliert...ich habe nicht gesagt, dass es in deutschland besser sei, zumindest etwas besser ist es!
Ok, gut, dass wir nun endlich diese Pressefreiheit Argument vom Tisch haben.
Ich habe nur von Nordafrika gesprochen und Nordafrika als Beispiel angegeben, dass es in anderen afrikanischen Ländern anders ist, ist mir bewusst...aber die Untaten werden häufig von feindlichen Stämmen begangen und nicht von Europäern.
Dann sieh doch mal nach Südafrika....wie lange haben die schwarzen gebraucht um ihre "Freiheit" wieder zu erlangen...könntest du dir vorstellen als Türke im eigenen Land als "Untermensch" zu leben?
In der Türkei werden auch türkische Frauen von türkischen Männern vergewaltigt und türkische Kinder von türkischen Männern oder Frauen ermordet, Polemik ist jetzt unnötig.
Das ist eine Un-position...was willst du damit sagen..weil es in der Türkei auch verbrecher gibt ist es ok wenn Griechen unsere Frauen vergewaltigen?
Sag mal hast du irgendwelche geheimen Phantasien????
Auch hier muss man dir Recht geben. Atatürk hat bestimmt Fehler gemacht. Unfehlbarkeit ist eine Eigenschaft die nur Gott hat. Deshalb sehen wir Atatürk auch seine Fehler nach und danken ihm für das was er für uns getan hat.
Der einzige Fehler, den Atatürk gemacht hat, war es zu früh zu sterben!
@Kolonialthema
Guckt euch früheren Kolonien an. Welches ist heute eine Demokratie? Saudi-Arabien oder etwa die nordafrikanischen Staaten?
Den Sultan würde es mit Sicherheit noch geben. Die Kolonialherren unterstützen keine Demokratie in den Kolonien. Sie sind doch nicht dumm. Wozu Demokratie wenn man einen Typen wie König Fahd hat um mit ihm seine eigene Bevölkerung auszubeuten?
Im Osmanischen Reich war es nicht anders. "Yildiz Saray" hat den Engländern selbst angeboten für 15 Jahre eine KOLONIE Großbritanniens zu werden. UND die Engländer haben Vahdettin unterstützt. Damad Ferid hat nicht umsonst gesagt "Yegane ümidimiz Allah'tan sonra Ingiltere'dir"!
Und da hätten die Engländer eine Demokratie installieren sollen, wo das Volk seine Zukunft SELBST entscheidet?
Für wie dumm haltet ihr die Engländer eigentlich?
UND wenn das Osmanische Reich weiter gelebt hätte, habe ich da so meine Zweifel, ob es heute wirklich die Türken noch geben würde. Nicht vergessen: Am Ende des Reiches musste man sich dafür schämen, dass man Türke ist.
@Atatürk Thema
Keiner bestrieitet, dass Gott uns erlaubt hat den Befreiungskrieg zu führen. Wenn man aber Atatürk dankbar ist heißt es doch nicht sofort, dass man dabei nicht an Gott denkt.
Ja, ich bin Atatürk dankbar, dafür dass ich frei bin, dafür dass ich Türke bin, dafür dass er die Ehre des türkischen Volkes gerettet hat.
Ich habe die türkische Zeitung jahrelang sehr intensiv verfolgt und habe sehr enge Freunde die bei Radikal und Milliyet beschäftigt waren und noch sind...also bitte unterstell mir keine Unwissenheit, nur weil du eine andere Sicht der Dinge hast.
[[ minosh lütfen..ich unterstelle dir keine unwissenheit..yazi yazarken, cok dikkatli kelime seciyorum.
senin enge freundelerin olabilir, ama ben de, basin karti mensubu ve senelerce, bircok basin organina yazi/haber göndermis biriyim..ve basyazarlar, köse yazarlari dahil olmak üzere, yakin arkadaslarim var..senin iclerinde tanidigim var dedigin milliyet gazetesinin genel yayin müdürü ve ayrica 3 tane köse yazari, cok yakin arkadasim...
konuya baska acidan baktigim icin o yazilanlari cevap olarak yazmis degilim..konunun icinde olan biri olarak yaziyorum..basin özgürlügü, illa herseyi yazmak hakki degildir.
minosch..benim yasim biraz daha fazla ve bu konulari, biraz daha eskiden beri yasiyorum..türkiye hakkinda konusurken, biraz daha insafli olmak istiyorum..
almanyada da basin özgürlügü sinirsiz degildir.ama avrupali yazarlar, kendi kendilerini otokontrol edebilen yazarlar..bizimkiler ise, maalesef, ipin ucunu kaciriyorlar]]
Die türkischen Gefängnisse waren mal richtig voll mit Journalisten, die waren dort weil sie ihre Meinung vertraten, die die türkische Regierung nicht akzeptiert hat - wir Türken sind nicht kritikfähig, und zahlreiche Regierungen waren es nicht und sind es auch heute nicht.
[[ icinde yasanilan sartlari gözönüne almak lazim..refah seviyesinin ve problemlerin cogunun cözüldügü avrupa ülkelerinden bahsetmiyoruz..türkiye gibi, daha düne kadar terör olalarinin 50 bin cani aldigi bir ülkeden bahsediyoruz.
senin, basin özgürlügü yüzünden cezaevlerfindeydiler dedigin gazetecilerin, büyük cogunlugu, terör örgütleri ile iliskileri yüzünden icerdeydiler..ayrica, kanuni sinirlamalar yüzünden gene kanunlara uygun mahkemelerde yargilandilar ve beraat ettiler..ne var bunda?]]
Du weisst wieviele Intellektuelle, Linke, Kommunisten etc in türkischen Gefängnissen sitzen, ohne dass sie eine Gefahr für den Staat wären.
Sie haben nur Kritik geäussert.
[[ meseleyi cok yanlis degerlendiriyorsun..devlet denilen mevhumu iyi ztanimak lazim..amerikada da bircok yazar tutuklandi, amerika komunist tehlikesi ile karsi karsiya kaldiginda..dönemleri iyi degerlendirmek ve ona göre yorumlamak lazim..daha 20 sene öncesine kadar, gerek rusyada ve gerek almanyada, gazeteciler, devlet düsmanligi yüzünden tutuklaniyordular.
propagandalarin tesiri ile sadece türkiyeden bahsetmek dogru degil]]
Ich habe nur von Nordafrika gesprochen und Nordafrika als Beispiel angegeben, dass es in anderen afrikanischen Ländern anders ist, ist mir bewusst...aber die Untaten werden häufig von feindlichen Stämmen begangen und nicht von Europäern.
[[afrikada kac yüz bin tane "fremden lejyoner" var biliyormusun..hemde bunlar halen var..ve bunlari oraya gönderen ilk basta fransa olmak üzere, batili ülkeler..]]
.
minosh...tartismada ortaya koymak istedigimi anlattim sanirim.
selamlar
bana örnek bir kac konu söyleyebilirmisin.
ama lütfen, IHD nin aciklamalrindan yola cikma..daha gecen hafta, yaptiklari bir aciklama bizzat bahsedilen insanlar tarafindan yalanlandi.
IHD, adalarda, gayri müslimlerin kapilarinin calinip tehdit edildiklerini acikladi..ama bizzat adalarda yasayan hiristiyanlar, IHD nin yalan söyledigini basina acikladilar.
evet minosh
lütfen, meinungfreiheit ile ilgili örnek vermeni rica ediyorum.
Schau mal auf dem wievielten Platz die Türkei ist:
http://www.reporter-ohne-grenzen.de/cont_dateien/indpres.php
hier sind viele Beispiele:
http://www.reporter-ohne-grenzen.de/archiv2000/news/bericht1998tuerkei.html
Die Zahl der (mit oder ohne Gerichtsurteil) für längere Zeit inhaftierten Journalisten veränderte sich im Vergleich zum Vorjahr nur wenig und lag stets bei etwa 100. Auch die "Spitzenreiter" dieser Statistik sind noch immer die selben, nämlich China und Äthiopien, gefolgt von Syrien, Burma und der Türkei. Beschuldigungen wie "Verbreitung von Falschmeldungen" oder Beleidigung des Staatsoberhauptes" sowie Strafverfahren wegen"Diffamierung" dienen häufig zur Unterdrückung der Presse. Auch mit der Ausrufung des Notstands lassen sich kritische Stimmen im Namen der "Sicherheit des Staates" zum Schweigen bringen.
Beschämend dieses Ergebnis!
Wenn ich die Türkei nicht lieben würde, dann würde ich mich mit dieser Thematik garnicht befassen.
Die Kritiker der Türkei lieben das Land und sind keine Vaterlandsverräter, wie es immer so schön dargestellt wird.
Wir sollten ehrlicher mit uns sein.
http://www.reporter-ohne-grenzen.de/archiv2000/news/presse990430a.html
http://zeus.zeit.de/text/archiv/1997/19/reporter.txt.19970502.xml
http://www.zaman.com.tr/?hn=170049&bl=haberler&trh=20050504
http://www.bianet.org/2005/05/03/60196.htm
http://www.ilet.gazi.edu.tr/cikti.php?id=460
http://savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=6&ArsivAnaID=25120&ArsivSayfaNo=1
http://www.zaman.com.tr/2002/03/20/yorumlar/default.htm
Wenn du willst , dann gibt es morgen mehr!;)
@Minosh
Schon einmal daran gedacht, woran das liegen könnte?
Wenn ihr so freiheitsliebend seid, dann solltet ihr euch nicht von eurem falschen Nationalismus geblendet, Tatsachen unter den Tisch kehren und so tun als wäre alles in der Türkei in Ordnung!
Dass Journalisten, die in Gefängnissen sitzen, Mitglieder von Terrororganisationen seien ist eine miese Lüge der türkischen Regierung.
Als Mensch mit Verstand sollte man nicht auf jede Propganda seitens der türkischen Regierungen reinfallen.
!;)
minosh
güzel kardesim,
bana sadece web sitesi adresi verme..bunlar benim icin fazla birsey ifade etmiyor..
su anda, verdigin adreslerden ücüne baktim, tpürkiye ile ilgili birsey bulamadim.
gecednin bu saatinde, bütün bu adresleri inceleyecegim ve senden ricam daha sonra, yazacagim cevabi oku lütfen.
@Minosh
Schon einmal daran gedacht, woran das liegen könnte?
Es gibt keinen Grund für das Verbot von Meinungsfreiheit...ist die Türkei denn ein Faschostaat?
Zumindest ist sie in diesem Punkt einem Faschostaat sehr nahe.
Ein Mensch der seine Meinung sagt ist keine potenzielle Gefahr für einen demokratischen Staat!
Dass Journalisten, die in Gefängnissen sitzen, Mitglieder von Terrororganisationen seien ist eine miese Lüge der türkischen Regierung.
Als Mensch mit Verstand sollte man nicht auf jede Propganda seitens der türkischen Regierungen reinfallen.
Du hörst dich gerade an wie so eine PeKeKe Gerilla-Tussi!
Bestimmst du hier welches die wichtigen Probleme der Türkei sind?
Hast du schonmal den Begriff "Meinungsfreiheit" gehört?
Liebe Minosh,
dich nehme ich schon seit lange nicht mehr ernst.
Wenn ihr so freiheitsliebend seid, dann solltet ihr euch nicht von eurem falschen Nationalismus geblendet, Tatsachen unter den Tisch kehren und so tun als wäre alles in der Türkei in Ordnung!
Dass Journalisten, die in Gefängnissen sitzen, Mitglieder von Terrororganisationen seien ist eine miese Lüge der türkischen Regierung.
Als Mensch mit Verstand sollte man nicht auf jede Propganda seitens der türkischen Regierungen reinfallen.
minosh
nur behauptungen hilft nicht weiter.
gib mir namen bitte..wer sitz zur zeit in gefängnis..
sag mir ein einziges name..
*****
dass die mitglieder der terrör organisationen in gefängnissen saßen, ist keine miese lüge sondern wahrheit.
ich falle keine propaganda der regierung aber anscheinend du bist auf die propaganda der ihd und ähnliches reingefallen:D
Du hörst dich gerade an wie so eine PeKeKe Gerilla-Tussi!
Na ja, sie steht mehr auf TAYAD...
minosh
güzel kardesim,
bana sadece web sitesi adresi verme..bunlar benim icin fazla birsey ifade etmiyor..
su anda, verdigin adreslerden ücüne baktim, tpürkiye ile ilgili birsey bulamadim.
gecednin bu saatinde, bütün bu adresleri inceleyecegim ve senden ricam daha sonra, yazacagim cevabi oku lütfen.
es gibt tausende von vorkommnissen, soll ich dir alle einzeln aufzählen?
in den links stehen informationen von menschen und organisationen die diese sache geprüft und sich der menschen angenommen haben.
Aber für dich ist das ja entweder wieder eine Verschwörung oder Propaganda von Terroristen.
Ich kenne deine Antwort schon, aber du kannst Fakten nicht einfach so weglöschen, nur weil du dir nicht eingestehen kannst, dass es in der Türkei so etwas wie Pressefreiheit nicht gab, und neuerdings dank der EU-Richtlinien etwas zaghafter mit Journalisten umgegangen wird.
Verdränge nicht die Realität!
@Minosh
Wir, die von dem falschen Nationalismus geblendet werden, wissen, dass die Kritik an der Pressefreiheit der Türkei hauptsächtlich an dem Verbot der terroristischen Propaganda liegt.
Kannst du uns, die von dem falschen Nationalismus der falschen Nationalisten nicht betroffen ist, über dieses heikle Thema aufklären?
leute verdrängt nicht die realität..geht in eure kindheit zurück
die türkei ist ein korrupter fascho staat wo nur verboten, zensiert und gefoltert wird :D
p.s emo ich habe lange die wahrheit verdrängt das wir falsche nationalisten snd :(
Du hörst dich gerade an wie so eine PeKeKe Gerilla-Tussi!
Verblendete Nationalisten vermuten immer hinter dem Wunsch auf Meinungsfreiheit normaler Menschen eine Terrororganisation.
Ach, plötzlich bist du nicht mehr für Freiheit?
Meinunsgfreiheit und Glaubensfreiheit waren für dich ach so "modernen" Menschen doch bisher so wichtig.:rolleyes:
Es gibt keinen Grund für das Verbot von Meinungsfreiheit...
Ein Mensch der seine Meinung sagt ist keine potenzielle Gefahr für einen demokratischen Staat!
Minosh
bitte schreibe morgen ein artikel in dem du hitler vertedigst..und schreibe das hitler keine schlechte mensch war..und sende es zu deutsche zeitschriften bzw. staatsanwaltsschaft..
und bitte als titel sehr verehrte hitler benutzen.
dann merkst du was meinungfreiheit ist.
yüzeysel yorum yapmasak da biraz gercedklerden bahsetsek iyi olur.
adam sayin abdullah öcalan diyecek ve bu suc olmayacak yölemi..söylesen bir yerde, saygideger/sayin hitler diye.
Ok Freunde,
wir schiessen hier gerade alle (dertli abi, dela, meric, Göktürk, gökcen) mit schwerem Geschütz auf minosh.
Da kann sich keiner dagegen wehren....die Antworten werden immer hysterischer. Ich denke, wir wollen minosh baci nicht in die Ecke drängen. Deshalb mein Vorschlag...agir basli olalim...ne dersiniz?
Minosh
bitte schreibe morgen ein artikel in dem du hitler vertedigst..und schreibe das hitler keine schlechte mensch war..und sende es zu deutsche zeitschriften bzw. staatsanwaltsschaft..
und bitte als titel sehr verehrte hitler benutzen.
dann merkst du was meinungfreiheit ist.
yüzeysel yorum yapmasak da biraz gercedklerden bahsetsek iyi olur.
adam sayin abdullah öcalan diyecek ve bu suc olmayacak yölemi..söylesen bir yerde, saygideger/sayin hitler diye.
es geht nicht um hitler und auch nicht um apo...das sind die typischen argumente der wegseher!
die menschen werden nicht verurteilt oder ins gefängnis geworfen, weil sie etwas über apo schreiben, bitte lenk nicht vom thema ab...es geht nicht um die meinung von terroristen!
Ok Freunde,
wir schiessen hier gerade alle (dertli abi, dela, meric, Göktürk, gökcen) mit schwerem Geschütz auf minosh.
Da kann sich keiner dagegen wehren....die Antworten werden immer hysterischer. Ich denke, wir wollen minosh baci nicht in die Ecke drängen. Deshalb mein Vorschlag...agir basli olalim...ne dersiniz?
Ich ziehe mich zurück! An die anderen: Viel Spass noch.
Ok Freunde,
wir schiessen hier gerade alle (dertli abi, dela, meric, Göktürk, gökcen) mit schwerem Geschütz auf minosh.
Da kann sich keiner dagegen wehren....die Antworten werden immer hysterischer. Ich denke, wir wollen minosh baci nicht in die Ecke drängen. Deshalb mein Vorschlag...agir basli olalim...ne dersiniz?
wir diskutieren....danke, aber du brauchst mich nicht zu verteidigen, schließlich präsentiere ich fakten...ihr könnt keine kritik einstecken, das ist alles.
wir reden über pressefreiheit und ihr kommt mir mit pkk und hitler und so was...es geht um die pressefreiheit unabhängiger journalisten, mehr nicht!
wir diskutieren....danke, aber du brauchst mich nicht zu verteidigen, schließlich präsentiere ich fakten...ihr könnt keine kritik einstecken, das ist alles.
wir reden über pressefreiheit und ihr kommt mir mit pkk und hitler und so was...es geht um die pressefreiheit unabhängiger journalisten, mehr nicht!
Minosh Minosh minosh.....sana iyilik yapan da kötü oluyor. Hysterisch dedigim de bu iste...tirnaklarini cikartmis herkezin gözünü oymaya calisiyorsun...
wir diskutieren....danke, aber du brauchst mich nicht zu verteidigen, schließlich präsentiere ich fakten...ihr könnt keine kritik einstecken, das ist alles.
wir reden über pressefreiheit und ihr kommt mir mit pkk und hitler und so was...es geht um die pressefreiheit unabhängiger journalisten, mehr nicht!
Liebe Minosh,
irgendwie sind alle threads mit einer überproportionalen Beteilung von dir Kandidaten für die Mülltonne oder für die Sperrung.
Woran mag das liegen? Ja, ich weiß, schließlich präsentierst du Fakten.
Gute Nacht Minosh, ich werden von dir träumen.
wenn es in der türkei keine pressefreiheit geben würde, würde man med tv, roj tv und özgür politika verbieten, da die einnahmen aus diesne zeitungen an die pkk gehen!
gibt es in deutschland 100% demokratie?
Die Leitstellen von Med tv und Roj Tv sind teilweise in Niederland Belgien Holland und den anderen af edersiniz Miststück Staaten.
Doch welcher Staat würde schon einen Tv Sender gut heissen der gegen Ihn hetzt. KAHROLSUN PKK
Die Leitstellen von Med tv und Roj Tv sind teilweise in Niederland Belgien Holland und den anderen af edersiniz Miststück Staaten.
Doch welcher Staat würde schon einen Tv Sender gut heissen der gegen Ihn hetzt. KAHROLSUN PKK
peki özgür politika :) med und rj kann man in der tr trotzdem sehen..verbeitet auch keiner
Wenn du willst , dann gibt es morgen mehr!;)
minosh
üsenmedim, yazdigin linkleri tek tek okuyorum.
bu yazdigin linklerin hangi gruplar oldugu ve türkiye ile ilgili önyargilarini tek tek anlatmama gerek yok sanirim.
ama ben genede bazi cümleleri yorumlamaya calisayim.
*****
genießen türkische Beamte und insbesondere die Sicherheitskräfte fast völlige Straffreiheit, woran auch das Urteil gegen die Polizisten, die den Reporter Metin Göktepe im Polizeigewahrsam zu Tode geprügelt haben, nichts Grundsätzliches geändert hat.
[[bu cümlede sadece vermutung var..ne yani, sucu isleyen beamteler/polisler cezalandirimlis daha ne yapilacakti..idam mi edecektiler yoksa kazigami oturtacaklardi o polisleri..bagimsiz mahkemeler cezayi vermis..bagimsiz mahkemelre ceza verebiliyorsa, bu , bu konunun kanun güvencesi altinda oldugunun göstergesidir.yani, yapilan bir hatadir ve bu hatayi mahkemeler cezalandirmistir.]]
******
wie der kürzlichen Festnahme von vier jungen Mädchen. Man beschuldigte sie, "auf der Straße getanzt zu haben, um Geld für separatistische Kurden zu sammeln...
[[burada gene tam bir saptirma ya sahit oluyoruz.. o 4 kiz tutuklanmadi, sadece karakola götürüldü ve sonra serbest birakildi..tutuklanma ile gözaltina alinma birbirinden degisik seyler.
almanya dada, sokakta, ordnungamtta izinsiz para toplamak yasaktir..böyle bir sey yaparsan, alman polisi senin kimligini tespit eder..eger toplum icinde kimlik tespiti yapmak istemezse veya üzerinde kimlik yoksa, karakola götürür.
minos, türkiyede yapilan da bunun aynisi..ne var bunda?
yani almanya düzen sahibi de, türkiye yolgecen hanimi?]]
*****
43 zwischen Januar und August 1998 registrierten Attacken auf Journalisten verantwortlich; sechs können nationalistischen oder rechtsextremen Bewegungen zugeordnet werden, vier Fälle den Auseinandersetzungen mit bzw. innerhalb der Mafia, weitere vier dem studentischen Milieu, zwei dem Linksextremismus und zwei den Islamisten.
[[minosh, bu yazilanlarin devletle alakasi ney?nationalisten, studendbewegung´,mafia ve islamistler gazetecilere saldiriyor ve bunu presse freiheit ihlali olarak adlandiriyorlar..
ve sen de, tutuyor , bunu , örnek olarak veriyorsun.(senin yazdigin siteden aliyorum bunlari)]]
******
fanden zwei Journalisten der linksextremen Zeitungen Kurtulus und Kaldiraç im Verlauf von Polizeieinsätzen unter noch nicht geklärten Umständen den Tod.
[[ minosh, kurtulus ve kaldirac isimli dergiler, türkiyede, kendilerine gazete adini veren ama gercekte, TKP ve Kurtulus gibi terör orgütlerinin yayin organlari..ve bu bahsedilen iki sahis, basin karti sahibi degiller..sadece gazete tarafindan yazilan birer tane kimlik kartina sahipler..bu iki sahis, iyi hatirliyorum, polisle yapilan catisma sirasinda öldürüldüler.
ne alakasi var bunun presse freiheit ile.]]
*****
Während eines Einsatzes im Stadtteil Kiremithane in Adana wurden am 28. Januar Mehmet Topaloglu, Chef des örtlichen Büros von Kurtulus, der Zeitungsverkäufer Selahattin Akyncy und eine dritte Person erschossen
[[ minosh, bunlar mi gazeteci..ve bunlar polisle catisip ölünce, bunun adi presse freiheita karsi olmak mi oluyor.
lütfen ya..]]
****
Minosh
artik vazgectim senin verdiginb linkleri okumaktan..bu ne ya..
terör örgütü ve teröristleri mi savunacagiz yoksa, kanunlari ve devleti mi.
istedigin gibi düsünmeye devam et..ama unutma ki, bhu bahsettigin sahislar, gün olur seninde karisnma gazeteci kimligi ile cikarlar ve bellerinde tabanca, ellerinde bomba olabilir..ve sen, gayet samimi duygularla, bunlarin gazeteci olduguna inanmaya devam edebilirsin.
Minosh
türkiyenin güllük gülistanlik oldugunu iddia etmiyorum elbette..
o memlekette, ben , polis baskisini, dayagini bizzat yemis biriyim..ama , sokakta islik calip gezerken veya kravatimin/gömlegimin rengini begenmedikleri veya pantolonum ütüsüz oldugu icin degil, kanuna karsi geldigim icin dayak yemis biriyim.
ayni seyi, almanyada da yapsam, polis aninda yere yikar ve bileklerime kelepceyi takar..ve ben karsi koyarsam, dizini sirtima dayayip, nefesimi keser, merak etme.:D
wir reden über pressefreiheit und ihr kommt mir mit pkk und hitler und so was...es geht um die pressefreiheit unabhängiger journalisten, mehr nicht!
was ist ihr und wir?
senin yazdiklarina örnekler veriyorum..gecenin bu vaktinde, verdigin linkleri okuyorum..
ama sen kalkip, yüzeysel cümlelerle cevap veriyorsun.
tekrar soruyorum.
bana, bir tek tane isim verebilirmisin, su anda, türkiyede hapiste olan gazeteci ismi..bir tek tane lütfen..
es geht nicht um hitler und auch nicht um apo...das sind die typischen argumente der wegseher!
die menschen werden nicht verurteilt oder ins gefängnis geworfen, weil sie etwas über apo schreiben, bitte lenk nicht vom thema ab...es geht nicht um die meinung von terroristen!
minosh
lütfen..hemen konuyu baska yöne cekme..burada kimse "wegseher" yapmiyor.
senin verdigin linklerdeki örneklerin cogu, gazeteci maskesi altindaki teröristler.
peki özgür politika :) med und rj kann man in der tr trotzdem sehen..verbeitet auch keiner
Avrupa Insan Hakklari ne ise duruyor, bizim Türkiyeyi gözetlemekden baska bir Isleri yok. Hollandada ama ayax Amsertadamin maci olsun Hollandalilar gazkammer sesleri yapiyorlar ayaxin sahibi yahudi diye.
Avrupa ne pis bir birlik oldugu burada belli oluyor
kendi sorunlarini unutup baska Ülkelerinkine karisiyorlar
Boah ey, seid ihr ein volk... sagt mal, was regt euch jetzt so dran auf, dass EFE soetwas postet?? Der junge liesst halt die zeitung die ihm gefällt. Ich bin mir ziemlich sicher, dass er nicht nur vakit oder wie diese ganzen "parteiischen" zeitungen alle heissen mögen liesst, sondern auch andere literatur zu rate zieht. Und das er gerade zu themen wie armenier/atatürk etc. postet liegt wohl einfach daran das er sich gerade für diese themen interessiert.
Ich denke jeder von uns postet eher zu den themen die ihm näher liegen und die ihn/sie mehr reizen.
DelaHoya, von dir weiss ich auch das du sehr gerne zu litertur themen postest, warum bezeichnest du EFE als beschränkt??
Ich hab mehr das gefühl, dass ihr alle threats die EFE schreibt mit vorurteilen betretet.
Ich find den artikel sehr interessant, ich hätte nur gerne mehr quellen darüber gehabt, wo und wann und vorallem in welchem kontext Atatürk diese aussagen getätigt haben soll. EFEs spätere ausführungen dazu fand ich übrigens auch lesenswert, hätte mich nur noch interessiert aus welcher literatur diese auszüge waren...
Was Atatürk angeht ist meine meinung folgende:
Atatürk, keine zweifel,.. ist ein grosser mann und stratege mit einer grossen und wunderbaren leistung. Wir sollten uns aber alle besinnen und mit dem einfachen monolateralismus des einzigen mythos in der türkischen geschichte etwas vorsichtiger umgehen. Die freiheitskämpfe hat Atatürk nicht alleine bewältigt, sondern mit der kraft, motivation, dem willen ihres glaubens und kampfmoral unserer großväter und auch großmütter die ihr blut für unsere erde vergossen haben. Ich komme aus einer militärisch sehr traditionsreichen familie, ich habe in meiner ahnenliste sehr viele menschen die z.Zt. der osmanischen reiches und im freiheitskampf ihr leben gegeben haben für unser land. Und ich halte diese und andere genauso in ehren wie unseren aller vater Atatürk, nicht mehr, aber auch nicht weniger.
Was gesagt werden MUSS:
Das problem in unserer heutigen politlandschaft ist die, dass das überzogene "Atatürkcü" verhalten politisch instrumetalisiert wird um politische- und ausser parteiliche gegner diskret von der bildoberfläche verschwinden zu lassen. Das unhaltbar und heuchlericher pseudo kemalismus.
P.S. @EFE
stabile und zuverlässige autoren (saglam adam ;) ) für türkisch/osmanische geschichte, die ich dir ans herz legen kann:
Yilmaz Öztuna, Ihsan Süreyya Sirma, Resat Ekram Kocu und die brüder Murat & Ilhan Bardakci. Hervorragende politisch "weitestgehend" neutrale literatur zu unserer vergangenheit. Cok öneririm, wird dir sicher gut gefallen.
Saygilar.
Boah ey, seid ihr ein volk... sagt mal, was regt euch jetzt so dran auf, dass EFE soetwas postet?? Der junge liesst halt die zeitung die ihm gefällt. Ich bin mir ziemlich sicher, dass er nicht nur vakit oder wie diese ganzen "parteiischen" zeitungen alle heissen mögen liesst, sondern auch andere literatur zu rate zieht. Und das er gerade zu themen wie armenier/atatürk etc. postet liegt wohl einfach daran das er sich gerade für diese themen interessiert.
Ich denke jeder von uns postet eher zu den themen die ihm näher liegen und die ihn/sie mehr reizen.
DelaHoya, von dir weiss ich auch das du sehr gerne zu litertur themen postest, warum bezeichnest du EFE als beschränkt??
Ich hab mehr das gefühl, dass ihr alle threats die EFE schreibt mit vorurteilen betretet.
Ich find den artikel sehr interessant, ich hätte nur gerne mehr quellen darüber gehabt, wo und wann und vorallem in welchem kontext Atatürk diese aussagen getätigt haben soll. EFEs spätere ausführungen dazu fand ich übrigens auch lesenswert, hätte mich nur noch interessiert aus welcher literatur diese auszüge waren...
Was Atatürk angeht ist meine meinung folgende:
Atatürk, keine zweifel,.. ist ein grosser mann und stratege mit einer grossen und wunderbaren leistung. Wir sollten uns aber alle besinnen und mit dem einfachen monolateralismus des einzigen mythos in der türkischen geschichte etwas vorsichtiger umgehen. Die freiheitskämpfe hat Atatürk nicht alleine bewältigt, sondern mit der kraft, motivation, dem willen ihres glaubens und kampfmoral unserer großväter und auch großmütter die ihr blut für unsere erde vergossen haben. Ich komme aus einer militärisch sehr traditionsreichen familie, ich habe in meiner ahnenliste sehr viele menschen die z.Zt. der osmanischen reiches und im freiheitskampf ihr leben gegeben haben für unser land. Und ich halte diese und andere genauso in ehren wie unseren aller vater Atatürk, nicht mehr, aber auch nicht weniger.
Was gesagt werden MUSS:
Das problem in unserer heutigen politlandschaft ist die, dass das überzogene "Atatürkcü" verhalten politisch instrumetalisiert wird um politische- und ausser parteiliche gegner diskret von der bildoberfläche verschwinden zu lassen. Das unhaltbar und heuchlericher pseudo kemalismus.
P.S. @EFE
stabile und zuverlässige autoren (saglam adam ;) ) für türkisch/osmanische geschichte, die ich dir ans herz legen kann:
Yilmaz Öztuna, Ihsan Süreyya Sirma, Resat Ekram Kocu und die brüder Murat & Ilhan Bardakci. Hervorragende politisch "weitestgehend" neutrale literatur zu unserer vergangenheit. Cok öneririm, wird dir sicher gut gefallen.
Saygilar.
Sag ol agabi ,werde mal etwas Googlen hehe
Efe... wer dich ernst nimmt, ist selber schuld.
Ich habe von dir noch kein posting erlebt, welches nicht um Religion (oder Aleviten oder Atatürk usw.) ging.
Hast du überhaupt jemals etwas zu den wirklichen Problemen der Türkei geschrieben?
Wie beschränkt bist du eigentlich?
Jedenfalls nicht so Beschränkt Äusserungen ala
Türkischer Frauen brauchen kein Kopftuch sie sind Anständig zu verzapfen.
Sind andere Frauen die Kopftücher tragen nicht anständig oder ?
Was soll ich bitteschön zur Armenischen Lüge oder anderen Themen wie die Kurden Politik schreiben diese Themen werden in diesem Forum reichlich diskutiert.
Themen wie z.B der Laizismus der heute falsch ausgeführt wird weil einige Komischen Leute der Meinung sind das die Religion in der türkischen Geschichte keine Rolle spielt bleiben im Hintergrund.
Ich bin mir sogar 100% sicher dass Atatürk nicht wollte das wir den Laizismus in dieser Präsenz erleben seine positven Äusserungen über den Islam wiedersprechen dem heutigen Laizimus.
Deine Problem berrichte kennen wir Dela
Osmanen waren grausam,
Aleviten wurden benachteiligt im Osmanischen Reich
wegen den Osmanen gab es überall Krieg,
Du bist dir aber nicht im Klaren dass die Osmanen die türkische Geschichte wie nichts anderes Beeinflusst haben also etwas respekt bitte .
Lass meine Themen meine sein und kümmere dich du um deine,
Schau bei Wikipedia nach dort findest du bestimmt auch negatives über das Osmanische Reich.
P.s Wenn du mich nicht ernst nimmst wieso schreibst du dann bei diesem Thema ?
[QUOTE=meric]Beruhig dich wieder Hase, wenn du dich so künstlich aufregst bekommst du nur Kummerfalten...und ein Faltengesicht im Kopftuch sieht neicht so schön aus! Aber zurück zur Diskussion....
Ein bisschen Respekt Meric
Was sollen solche Bemerkungen du Antwortest einer Frau.
Wir sind hier nicht in einer türkischen Stammkneipe
[QUOTE=meric]Beruhig dich wieder Hase, wenn du dich so künstlich aufregst bekommst du nur Kummerfalten...und ein Faltengesicht im Kopftuch sieht neicht so schön aus! Aber zurück zur Diskussion....
Ein bisschen Respekt Meric
Was sollen solche Bemerkungen du Antwortest einer Frau.
Wir sind hier nicht in einer türkischen Stammkneipe
Lieber Efe,
das was du tust ist respektlos gegenüber minosh..sie ist doch ganz gut im Reden, deine Hilfe braucht sie nicht. Sie wird damit schon alleine fertig. Oder hat sie dich um Hilfe gebeten?
[QUOTE=EFE1987]
Lieber Efe,
das was du tust ist respektlos gegenüber minosh..sie ist doch ganz gut im Reden, deine Hilfe braucht sie nicht. Sie wird damit schon alleine fertig. Oder hat sie dich um Hilfe gebeten?
Er hat nur seine Meinung geäussert...oder darf er das nicht??
Touche...... reingefallen! :D:D:D
Wenn ihr so freiheitsliebend seid, dann solltet ihr euch nicht von eurem falschen Nationalismus geblendet, Tatsachen unter den Tisch kehren und so tun als wäre alles in der Türkei in Ordnung!
Dass Journalisten, die in Gefängnissen sitzen, Mitglieder von Terrororganisationen seien ist eine miese Lüge der türkischen Regierung.
Als Mensch mit Verstand sollte man nicht auf jede Propganda seitens der türkischen Regierungen reinfallen.
Ich bin mit Minosh(welcome back) eigentlich nie einer Meinung,doch hier muss ich ihr ausnahmsweise recht geben.
Die Türkei ist längst nicht so demokratisch wie es einige denken,in den letzten jahren ist es zwar besser geworden aber von den Eu-Standards ist man immer noch weit entfernt.
Ich errinere nur an die skandalösen Gerichtsurteile gegen die Folterer von Manisa oder die Mörder des Journalisten Metin.
[QUOTE=EFE1987]
Lieber Efe,
das was du tust ist respektlos gegenüber minosh..sie ist doch ganz gut im Reden, deine Hilfe braucht sie nicht. Sie wird damit schon alleine fertig. Oder hat sie dich um Hilfe gebeten?
Lieber Meric ich weiss das Minosh Abla sich selbst verteidigen kann, jedoch will ich nicht sehen dass sie mit solch sinnlosen Wörtern belestigt wird.
Machtprobe zwischen Sezer und Erdogan: Türkei-Präsident gegen Islamisten in Bank!
* Büyükdeniz hätte Chef der Zentralbank werden sollen
Der türkische Staatspräsident Ahmet Necdet Sezer hat die von Ministerpräsident Recep Tayyip Erdogan gewünschte Ernennung des dem islamistischen Lager zugerechneten Adnan Büyükdeniz zum Gouverneur der türkischen Notenbank verweigert. Das Veto des Präsidenten könnte an den Finanzmärkten des Landes am Montag für Unruhe sorgen.
Erdogans Büro gab die Entscheidung Sezers am Wochenende bekannt, nannte jedoch keine Gründe für die Ablehnung des Regierungsvorschlags. Nach Ansicht von politischen Beobachtern will der Staatspräsident, ein deklariert laizistischer Kemalist, die Zahl islamistisch orientierter Spitzenfunktionäre beschränken.
Erdogan, der zuletzt auch von Generalstabschef Hilmi Özkök in die Schranken gewiesen worden ist, sagte vor Journalisten, die Regierung werde Sezer einen anderen Kandidaten für die Leitung der Zentralbank vorgeschlagen. Namen nannte der Premier nicht. Die Ablehnung von Büyükdeniz durch den Präsidenten gilt als Rückschlag für Erdogan, dem Kritiker eine wenig transparente Ernennungspolitik vorwerfen. Die Landeswährung sowie die Aktienmärkte gaben bereits am Freitag in Erwartung eines Präsidentenvetos nach. Auch die Nominierungen von Mehmet Simseh und Birol Aydemir zu Vizegouverneuren hat Sezer abgelehnt.
Büyükdeniz ist Chef der Bank Albaraka Türk, die vor allem im Nahen Osten aktiv ist und die auf ihrer Internetseite den unternehmerischen Grundsatz formuliert, ihre Dienste im Bankgeschäft "in striktem Einklang mit den Prinzipien der Scharia" zu betreiben. Büyükdeniz wird deshalb von der türkischen Presse als "zinsloser Banker" bezeichnet. Zinsen sind im Islam verboten. Seine Nominierung hatte daher auch Sorgen bezüglich der Zinspolitik der türkischen Zentralbank ausgelöst.
Der aus dem Amt geschiedene bisherige Zentralbankchef Süreyya Serdengecti galt wegen seiner Leistungen in den vergangenen Jahren als "türkischer Greenspan". Unter Serdengectis Leitung entwickelte sich die nach der schweren Wirtschaftskrise von 2001 vom Einfluss der Politiker befreite Zentralbank zu einem Garanten von Wachstum und Stabilität. Trotz aller Erfolge wurde Serdengecti am Ende seiner Amtszeit besonders von der Exportwirtschaft kritisiert, weil die Lira immer stärker wurde, was türkische Produkte im Ausland teurer werden ließ.
Die türkische Armee, die für sich die Rolle der Wächterin der strikten Trennung von Staat und Religion beansprucht, hatte 1960, 1971, 1980 und 1997 in die Politik eingegriffen und zwei Mal - 1960 unter General Cemal Gürsel und 1980 unter General Kenan Evren - direkt die Macht übernommen. 1997 erzwang die Armee den Rücktritt des islamisch orientierten Premiers Necmettin Erbakan, der daraufhin mit politischem Betätigungsverbot belegt wurde. Die heute allein regierende islamische Gerechtigkeits- und Entwicklungspartei (AKP) von Ministerpräsident Erdogan ist eine Nachfolgeorganisation von Erbakans einstiger Wohlfahrtspartei (Refah). (apa)
http://www.news.at/articles/0612/30/136372.shtml
Ich glaub Erdogan&Co werden nach ihrer Amtszeit ein ähnliches Schicksal erleiden wie Menderes.
Ich glaub Erdogan&Co werden nach ihrer Amtszeit ein ähnliches Schicksal erleiden wie Menderes.Mal denTeufel nicht an die Wand!
Außerdem war Menderes korrupt und hat das Land damals in die völlige wirtschaftliche Abhängigkeit von den USA geführt. Der damalige kurzzeitige wirtschaftliche Aufschwung war nichts als eine Seifenblase. Menderes kann man beim besten Willen nicht mit der heutigen Regierung vergleichen.
deryatulga
26.03.06, 15:23
Mal denTeufel nicht an die Wand!
Außerdem war Menderes korrupt und hat das Land damals in die völlige wirtschaftliche Abhängigkeit von den USA geführt. Der damalige kurzzeitige wirtschaftliche Aufschwung war nichts als eine Seifenblase. Menderes kann man beim besten Willen nicht mit der heutigen Regierung vergleichen.
Woher hast du diese tiefsinnige Information?
deryatulga
26.03.06, 15:27
Sezer'in afları
Göreve geldiği 2000 yılından bu yana toplam 190 teröristi affeden Cumhurbaşkanı Sezer�in, toplumun içine salıverdiği bu mahkûmların hangi terör örgütlerine mensup olduklarını belirledik.
Sezer�in affettiği mahkûmların sayısı ve bağlı bulundukları örgütler şöyle: 39 DHKP-C, 5 PKK, 28 TKP-ML TİKKO, 28 TİKB, 19 Dev-Sol, 17 MLKP, 15 THKP-C, 3 TDP, 2 TKİP, 2 TEKP Leninist Gerillaları, 1 DHP ve 1 Dev-Yol.
7 KATİL, 3 TECAVÜZCÜ
Sezer�in affettiği adi suçlular arasında ise; 7 katil, 3 tecavüzcü, 1 gaspçı, 5 çete mensubu, 4 de uyuşturucu kaçakçısı bulunuyor. Sezer�in, aralarında polis katili Bekir Sıtkı Keçeci�nin de bulunduğu teröristleri af gerekçesi ise, açlık grevine bağlı olarak oluşan Wernicke-korsakof adlı bir tür hafıza kaybı hastalığı.
KUTLU VE DEMİR�İN GÖRÜŞLERİ
Cumhurbaşkanı Sezer�in, af yetkisini oldukça geniş şekilde kullandığını belirten AK Parti Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu, �Sayın Cumhurbaşkanı�nın af yetkisini kullanarak, cezasını kaldırdığı mahkûmların çoğunluğu, daha sonra çatışmalarda ölü ya da yaralı olarak tekrar yakalanıyor. Bunların çoğu da DHKP-C�li olunca insan düşünmeden edemiyor� dedi. TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Kutlu, Cumhurbaşkanı Sezer�in bu kadar olaydan sonra bu mahkûmlara rapor veren görevliler hakkında işlem yapması gerektiğini kaydetti.
Devletin tepesinde gayriciddi insanlar var.
herkez birbirini camur atmakla mesgul. Allahim insanlarimiza akilli yöneticiler ver.
deryatulga
26.03.06, 16:06
Sezer'in affettiği teröristler dağlarda Mehmetçiklere kurşun sıkıyor...
***
Kürt Teali Cemiyeti kurucularından ve adi 31 Mart ayaklanmasına karışan Said-î Kürdî ile Adnan Menderes bir arada...
http://www.geocities.com/fettosh/MENDERES.jpg
Buradaki ifadenin her kelimesi yanlis oldugu gibi resimdeki kisi de Diyanet Isleri Baskani Ahmed Hamdi Akseki (Kücük Hamdi) Kore Savasi sirasinda cekilmis bir resimdir.
deryatulga
26.03.06, 16:07
Devletin tepesinde gayriciddi insanlar var.
herkez birbirini camur atmakla mesgul. Allahim insanlarimiza akilli yöneticiler ver.
Allah da bizden bikti anlasilan!
@Gök Türk: Bu Foto hangi sayfadan?
Allah da bizden bikti anlasilan!
Sayin Cumhurbaskanimizin görev süresi yakinda maalesef doluyormus :buuh:.
Ondan sonra bakalim kimler kimlere camur atacak. Ben saadece üzüntümden aglayacagim. En son Talat Pasa yürüyüsümüze destek veren Cumhurbaskanimiz.
Allah bizden bikmasin Derya bey. Daha bizimle cok isi var :lach:.
Buradaki ifadenin her kelimesi yanlis oldugu gibi resimdeki kisi de Diyanet Isleri Baskani Ahmed Hamdi Akseki (Kücük Hamdi) Kore Savasi sirasinda cekilmis bir resimdir.
Özür dilerim hocam. Alıntı yaptığım sitede öyle yazıyor. İletimi siliyim...
Manastirli Hamdi
26.03.06, 16:14
Sezer'in affettiği teröristler dağlarda Mehmetçiklere kurşun sıkıyor...
***
Kürt Teali Cemiyeti kurucularından ve adi 31 Mart ayaklanmasına karışan Said-î Kürdî ile Adnan Menderes bir arada...
http://www.geocities.com/fettosh/MENDERES.jpg
Seyh Sait'in bölücü torunu bugün siyaset adami.
:gewalt:
Özür dilerim hocam. Alıntı yaptığım sitede öyle yazıyor. İletimi siliyim...
Gök türk: Hangi siteden?
Siteden şimdi alıntı yapacaktım ama site düştü...
Gök türk: Hangi siteden?
www.fethullah.has.it (http://www.fethullah.has.it)
site şu an off oldu ama...
Ich glaub Erdogan&Co werden nach ihrer Amtszeit ein ähnliches Schicksal erleiden wie Menderes.
Hoffen wir es
TurkishWarLord
26.03.06, 16:19
Mal denTeufel nicht an die Wand!
Außerdem war Menderes korrupt und hat das Land damals in die völlige wirtschaftliche Abhängigkeit von den USA geführt. Der damalige kurzzeitige wirtschaftliche Aufschwung war nichts als eine Seifenblase. Menderes kann man beim besten Willen nicht mit der heutigen Regierung vergleichen.
:türk: Genau mein Freund, die AKP ist zwar Islamisch Orientiert aber solange es keine Gefahr für Atatürks Privilegien sind, warum nicht, das Volk braucht bisschen mehr Religionsunterricht dann könnten wir vielleicht mal eine normale Gesellschaft haben die nicht jeden Verarscht oder wo es Korruption gibt und all die schlimmen dinge die bei uns in der Türkei passieren, wer die Türkischen Nachrichten guckt weis natürlich was ich meine. Außerdem welche Partei bzw. Regierung hat bis jetzt nach 1960 oder 1970 so vieles also Politisches und Wirtschaftliches geleistet, Ok die AKP macht immer eine Rede wo es immer angedeutet wird wem habt ihr das zu verdanken der AKP, aber die dürfen das weil die auch was geschaft und geleistet haben und nicht wie andere nur am Labern sind und dabei nichts tun.
Seyh Sait'in bölücü torunu bugün siyaset adami.
:gewalt:
Manastirli Hamdi,
können Sie bitte nähere Infos geben. Da ich ihn nicht kenne. Was macht er ?
Hoffen wir es
Das offenbart mehr über deine Einstellung zu grundlegenden Menschenrechten und dein Demokratieverständnis als alle deine vorherigen Postings.
Außerdem war Menderes korrupt und hat das Land damals in die völlige wirtschaftliche Abhängigkeit von den USA geführt. Der damalige kurzzeitige wirtschaftliche Aufschwung war nichts als eine Seifenblase. Menderes kann man beim besten Willen nicht mit der heutigen Regierung vergleichen.
Also wenn diese Punkte stimmen, die du angedeutet hast im Bezug auf Menderes, lebt er weiter im Körper Erdogans.
TurkishWarLord
26.03.06, 16:24
:türk: Eine Islamische Bank auch ne gute Idee. Das gefährdet ja nicht den Laizismus, und weil wir ein Laizistischer Staat sind und eine Demokratie also auch Religionsfreiheit bei uns gibt kann man bei uns doch auch Theoretisch eine Christliche oder Jüdische Bank machen die nach deren Gesetze ablaufen wird. Ich finde diese Idee mit der Islamischen Bank super dadurch können auch Frauen mit Kopftüchern in I-Banken Arbeiten ohne gegen das Gesetz zu verstoßen und außerdem stand doch auch im obrigen Artikel doch das die Politik sich nicht mehr in die Angelegenheiten der Z-Bank Merkez Bankasi einmischen das auch gut ist dann können die nicht von irgendwelchen Fehlentscheidungen der Politiker die Wirtschaft in die Krise führen.
Hocam,
o zaman size soruyum:
Said-î Kürdî'nin adı 31 mart ayaklanmasına karışmadı mı?
Kürt Teali Cemiyeti kurucularından değil mi?
Adnan Menderes onun elini öpmedi mi?
:türk: Eine Islamische Bank auch ne gute Idee. Das gefährdet ja nicht den Laizismus, und weil wir ein Laizistischer Staat sind und eine Demokratie also auch Religionsfreiheit bei uns gibt kann man bei uns doch auch Theoretisch eine Christliche oder Jüdische Bank machen die nach deren Gesetze ablaufen wird. Ich finde diese Idee mit der Islamischen Bank super dadurch können auch Frauen mit Kopftüchern in I-Banken Arbeiten ohne gegen das Gesetz zu verstoßen und außerdem stand doch auch im obrigen Artikel doch das die Politik sich nicht mehr in die Angelegenheiten der Z-Bank Merkez Bankasi einmischen das auch gut ist dann können die nicht von irgendwelchen Fehlentscheidungen der Politiker die Wirtschaft in die Krise führen.
Im Islam sind Zinsgeschäfte verpönt. Ich mag es nicht, wenn eine Bank den Beinamen "islamisch" trägt. Eine Bank muß sich seine Religiösität nicht als Werbezwecken propagieren. Ein anderer Name würde mir besser gefallen.
Eine "Christen Bank" oder "Jüdische Bank" finde ich übrigens auch absurd. Die Zinsgeschäfte der jüdischen Händler wurden von Christen sehr angeprangert im nachhinein. Und jetzt soll eine Bank auch noch den Religionsnamen dafür hergeben. Gefällt mir nicht. Hat für mich einen Beigeschmack.
TurkishWarLord
26.03.06, 16:54
Im Islam sind Zinsgeschäfte verpönt. Ich mag es nicht, wenn eine Bank den Beinamen "islamisch" trägt. Eine Bank muß sich seine Religiösität nicht als Werbezwecken propagieren. Ein anderer Name würde mir besser gefallen.
Eine "Christen Bank" oder "Jüdische Bank" finde ich übrigens auch absurd. Die Zinsgeschäfte der jüdischen Händler wurden von Christen sehr angeprangert im nachhinein. Und jetzt soll eine Bank auch noch den Religionsnamen dafür hergeben. Gefällt mir nicht. Hat für mich einen Beigeschmack.
:türk: Ich weiß doch das es haram ist Zinsgeschäfte zu machen im Islam deswegen ja eine Islam Bank damit die Gläubigen ihre Geld Geschäfte machen können und dabei ohne zu Sündigen man soll doch absolute Religionsfreiheit sowie Toleranz zeigen oder nicht. Außerdem kann es ja sein das es sich nicht gut anhört aber man muss dann eben die Hocas und die Islamwissenschaftler fragen ob es erlaubt ist Islamische Banken zu machen. Es gibt so viel dinge auf der Welt wo man sich fragt sollte man so was erlauben oder machen also wenn es nicht gegen den Laizismus und Haram ist warum nicht ansonsten gebe ich dir Recht also wen es nicht erlaubt ist versteht sich.:lach:
@ TurkishWarLord
Also ich bleibe lieber ehrlich und sündhaft und gehe zu irgendeiner Bank mit horrenden Zinsen, selbstverständlich zu meinem Vorteil:lach:.
Ich hatte es ja schon oben erwähnt, ich mag keine religiösen Banken. Für mich kann man von Haram nicht zu Helal übergehen im Geldgeschäft. Geschäft ist Geschäft. Da bleibe ich lieber cool und berechnend.
Nicht der Name "islamisch" stört mich, mich stört der Mißbrauch der Religionen in der Politik und im Geschäftetreibereien zwischen den Staaten.
Für mich kann eine Bank weder jüdisch, noch christlich noch islamisch sein. Ist ja kein Gebetshaus. Harte Geschäfte werden dort abgewickelt. Ich meine, die machen das aus Werbezwecken.
@ TurkishWarLord
Also ich bleibe lieber ehrlich und sündhaft und gehe zu irgendeiner Bank mit horrenden Zinsen, selbstverständlich zu meinem Vorteil:lach:.
Ich hatte es ja schon oben erwähnt, ich mag keine religiösen Banken. Für mich kann man von Haram nicht zu Helal übergehen im Geldgeschäft. Geschäft ist Geschäft. Da bleibe ich lieber cool und berechnend.
Nicht der Name "islamisch" stört mich, mich stört der Mißbrauch der Religionen in der Politik und im Geschäftetreibereien zwischen den Staaten.
Für mich kann eine Bank weder jüdisch, noch christlich noch islamisch sein. Ist ja kein Gebetshaus. Harte Geschäfte werden dort abgewickelt. Ich meine, die machen das aus Werbezwecken.
:aferin:
:türk: Eine Islamische Bank auch ne gute Idee. Das gefährdet ja nicht den Laizismus, und weil wir ein Laizistischer Staat sind und eine Demokratie also auch Religionsfreiheit bei uns gibt kann man bei uns doch auch Theoretisch eine Christliche oder Jüdische Bank machen die nach deren Gesetze ablaufen wird. Ich finde diese Idee mit der Islamischen Bank super dadurch können auch Frauen mit Kopftüchern in I-Banken Arbeiten ohne gegen das Gesetz zu verstoßen und außerdem stand doch auch im obrigen Artikel doch das die Politik sich nicht mehr in die Angelegenheiten der Z-Bank Merkez Bankasi einmischen das auch gut ist dann können die nicht von irgendwelchen Fehlentscheidungen der Politiker die Wirtschaft in die Krise führen.
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=8625
TÜRKEI: MIT DER LIRA RISKIERT ERDOGAN SEIN WICHTIGSTES PFUND
Vermeidbare Krise um die Zentralbank
Nach vier Jahren erfolgreicher Wirtschaftspolitik riskiert die türkische Regierung den hart erarbeiteten Ruf, dass ihr Land ein stabiler Standort geworden ist. Grund dafür ist eine Personalie: Nachdem die Amtszeit des Zentralbankchefs abgelaufen ist, gelingt es Ministerpräsident Erdogan nicht, einen allgemein akzeptierten Nachfolger vorzuschlagen. Wie sensibel die Personalie ist, zeigt sich bereits jetzt. Die Lira verlor erstmals seit langem wieder gegenüber Dollar und Euro, und die seit Jahren boomende Börse sackt ab.
Statt einen anerkannten Finanztechnokraten zu berufen, will Erdogan unbedingt einen Mann aus den eigenen Reihen, dem "grünen Kapital", wie der islamisch geprägte Wirtschaftssektor genannt wird. Dagegen opponiert sowohl die Großindustrie als auch das kemalistische Establishment mit Staatspräsident Sezer an der Spitze. Nachdem schon ein erster Bewerber durch die Kritik an seinem islamischen Hintergrund gescheitert war, legte Sezer jetzt gegen Adnan Büyükdeniz sein Veto ein. Der ist Generalmanager des explizit islamischen Finanztrusts Albaraka und garantiert nach Meinung von Präsident und Wirtschaftslobby nicht, dass die ausländischen Kapitalmärkte der türkischen Geldpolitik weiterhin vertrauen.
Das Veto war absehbar, und der Fall zeigt, dass Erdogan den Sinn für das politisch Machbare verliert. Zuerst hat er im Fall des Schriftstellers Orhan Pamuk innerhalb der EU seinen Ruf als erfolgreicher Reformer riskiert. Wenig später hat er seinen Finanzminister Unakitan gegen schwere, substanziell begründete Korruptionsvorwürfe gedeckt; seine Regierung scheint nun die Selbstbedienungsmentalität ihrer Vorgänger zu übernehmen. Und mit dem unsinnigen Machtkampf um den Posten des Zentralbankchefs ist der Premier sogar bereit, sein bislang wichtigstes Pfund, eine Wirtschaft mit sinkenden Inflationsraten und einem stabilem Wachstum von sieben Prozent aufs Spiel zu setzen. Die einzige Stärke, die Erdogan bleibt, ist die Schwäche der sozialdemokratischen Opposition. Und auch dies könnte sich durch die Wahlen im kommenden Jahr ändern. JÜRGEN GOTTSCHLICH
taz vom 27.3.2006, S. 11, 46 Z. (Kommentar), JÜRGEN GOTTSCHLICH
http://www.taz.de/pt/2006/03/27/a0265.1/text
TRT HABER
12.04.2006 17:31 http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
http://www.trt.net.tr/haber/2003/05/30/resim/ahmet_necdet_sezer_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Sezer'den Uyarılar
"Türkiye'nin bölücü, irticai tehdit öğelerine karşı savaşımı sürecek."
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin, başta bölücü ve irticai olmak üzere çeşitli iç tehdit öğelerine karşı topyekun savaşımını hukuk devleti ilkesini gözeterek ödün vermeden sürdürme kararlılığı içinde olduğunu söyledi. Sezer, "Terör örgütünün bölgedeki varlığının yok edilmesi için gerekli desteğin dost ve müttefik ülkeler tarafından sağlanmamasının ülkemizde yarattığı hayal kırıklığı sürmekte." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İstanbul Harp Akademilerinde basına kapalı Konferansta yaptığı konuşmada, geçmişte ideolojik temelde ortaya çıkan terörün, bugün etnik ve dinsel farklılıkları kullanarak, çok daha geniş kitleleri etkisi altına aldığını kaydetti.
Sezer, Türkiye'nin başta bölücü ve irticai olmak üzere, çeşitli iç tehdit öğelerine karşı topyekun savaşımını hukuk devleti ilkesini gözeterek ödün vermeden başarı ile sürdürme kararlılığında olduğuna işaret etti.
Cumhurbaşkanı Sezer, "Terör örgütünün bölgedeki varlığının yok edilmesi için gerekli desteğin dost, komşu ve müttefik ülkeler tarafından sağlanmamasının ülkemizde yarattığı hayal kırıklığı sürmekte ve her platformda dile getirilmektedir." diye konuştu.
Sezer, irticai tehditin kaygı verici boyutlara ulaştığını belirterek, Türkiye'nin buna karşı en büyük güvencesinin laik düzen olduğunu vurguladı.
Ahmet Necdet Sezer konuşmasında şu noktalara dikkat çekti. "İrtica siyasete, eğitime ve Devlet'e sızmaya çalışmakta, Cumhuriyet'in temel niteliklerine yönelik, başta milliyetçilik ve laiklik gibi toplumun büyük kesimince özümsenmiş değerlerin yıpratılmasına yönelik etkinlikleri sistemli biçimde uygulamaktadır.
Ayrıca, Devlet'in ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal temel düzenini din kurallarına dayandırmak amacıyla dinin, din duygularının ve kimi objelerin dinsel kural ve yorumlar geliştirilerek sömürülmesi, toplumumuzu kamplara bölmeye yönelik bir girişim olarak duyarlılık yaratmaktadır."
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=147607&k=1
Bugün TRT3 de Erkan Mumcunun VAIZ ini dinleseydi ANAP a yasak kordu Cunhurbaskanimiz. Erkan tamamen dinle insanlari etkileyecegini saniyor hiy.to.
TRT HABER
12.04.2006 17:31 http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
http://www.trt.net.tr/haber/2003/05/30/resim/ahmet_necdet_sezer_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Sezer'den Uyarılar
"Türkiye'nin bölücü, irticai tehdit öğelerine karşı savaşımı sürecek."
Sezer, "Terör örgütünün bölgedeki varlığının yok edilmesi için gerekli desteğin dost ve müttefik ülkeler tarafından sağlanmamasının ülkemizde yarattığı hayal kırıklığı sürmekte." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Sezer, "Terör örgütünün bölgedeki varlığının yok edilmesi için gerekli desteğin dost, komşu ve müttefik ülkeler tarafından sağlanmamasının ülkemizde yarattığı hayal kırıklığı sürmekte ve her platformda dile getirilmektedir." diye konuştu.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=147607&k=1
dile getirdi...
umarım es folgen demnaechst auch umfassende massnahmen...
z.B.wie wir schon festgestellt haben,:rolleyes:
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=9383
Cumhurbaskani yerden göge kadar hakli.
Claudia Roth gelipte nasil T.C.`nin icislerine karisabiliyor.
Amnesty for PKK oder was geht da vor?!
Insallah bu Teröristanasi tutuklanir.
Hükümet hangi cüret ile böyle bir imkan taniyor bu Kadina?!
Hepsinin ark niyetli oldugu ortada, PKK`yi Diplomatik ortama cekmek istiyorlar.
Biz Ispanya degiliz, biz Teröristler ile masaya oturmayiz.
Türkiye de Kürt sorunu var diyen her kes ark niyetlidir, Basbakan ve Adamlari dahil.
Satilmis Gazeteciler, Yazarlar, entel dantel, kendini "Aydin" tanimliyanlar.
Hepsinin pisligi suüstüne ciktigni görüyoruz.
chemiker bagi
14.04.06, 16:55
TRT HABER
12.04.2006 17:31 http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
http://www.trt.net.tr/haber/2003/05/30/resim/ahmet_necdet_sezer_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Sezer'den Uyarılar
"Türkiye'nin bölücü, irticai tehdit öğelerine karşı savaşımı sürecek."
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin, başta bölücü ve irticai olmak üzere çeşitli iç tehdit öğelerine karşı topyekun savaşımını hukuk devleti ilkesini gözeterek ödün vermeden sürdürme kararlılığı içinde olduğunu söyledi. Sezer, "Terör örgütünün bölgedeki varlığının yok edilmesi için gerekli desteğin dost ve müttefik ülkeler tarafından sağlanmamasının ülkemizde yarattığı hayal kırıklığı sürmekte." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İstanbul Harp Akademilerinde basına kapalı Konferansta yaptığı konuşmada, geçmişte ideolojik temelde ortaya çıkan terörün, bugün etnik ve dinsel farklılıkları kullanarak, çok daha geniş kitleleri etkisi altına aldığını kaydetti.
Sezer, Türkiye'nin başta bölücü ve irticai olmak üzere, çeşitli iç tehdit öğelerine karşı topyekun savaşımını hukuk devleti ilkesini gözeterek ödün vermeden başarı ile sürdürme kararlılığında olduğuna işaret etti.
Cumhurbaşkanı Sezer, "Terör örgütünün bölgedeki varlığının yok edilmesi için gerekli desteğin dost, komşu ve müttefik ülkeler tarafından sağlanmamasının ülkemizde yarattığı hayal kırıklığı sürmekte ve her platformda dile getirilmektedir." diye konuştu.
Sezer, irticai tehditin kaygı verici boyutlara ulaştığını belirterek, Türkiye'nin buna karşı en büyük güvencesinin laik düzen olduğunu vurguladı.
Ahmet Necdet Sezer konuşmasında şu noktalara dikkat çekti. "İrtica siyasete, eğitime ve Devlet'e sızmaya çalışmakta, Cumhuriyet'in temel niteliklerine yönelik, başta milliyetçilik ve laiklik gibi toplumun büyük kesimince özümsenmiş değerlerin yıpratılmasına yönelik etkinlikleri sistemli biçimde uygulamaktadır.
Ayrıca, Devlet'in ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal temel düzenini din kurallarına dayandırmak amacıyla dinin, din duygularının ve kimi objelerin dinsel kural ve yorumlar geliştirilerek sömürülmesi, toplumumuzu kamplara bölmeye yönelik bir girişim olarak duyarlılık yaratmaktadır."
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=147607&k=1
Naja ich persönlich mag diesen Menschen nicht, dass meiste ist nur ein misst was er auch vor sich labert, bei einigen dingen hat er allerdings auch recht!
Naja ich persönlich mag diesen Menschen nicht, dass meiste ist nur ein misst was er auch vor sich labert, bei einigen dingen hat er allerdings auch recht!
Naja, Ansichtssache.
Ich finde ihn sehr sympathisch. Und seine Reden höre ich mir auch gerne an.
http://orf.at/060411-98418/index.htm...txt_story.html (http://www.anonym.to/?http://orf.at/060411-98418/index.html?url=http%3A//orf.at/060411-98418/98419txt_story.html)
Staatspräsident lehnt AKP-Kandidaten ab
Beobachter: Sezer will Einfluss der religiösen AKP beschränken.
In der Türkei schwelt derzeit ein neuer Streit zwischen der religiös-konservativen AKP-Regierung unter Ministerpräsident Recep Tayyip Erdogan und Staatspräsident Ahmet Necdet Sezer.
Der Grund diesmal: die Besetzung des Chefpostens der Türkischen Zentralbank (TCMB). Sezer hatte Ende März den von der AKP favorisierten Kandidaten Adnan Büyükdeniz abgelehnt.
Präsidenten-Veto gegen AKP-Kandidaten
Das Büro von Ministerpräsident Erdogan gab die Entscheidung bekannt, nannte allerdings keine Gründe für das Veto des Staatspräsidenten.
Nach Ansicht politischer Beobachter will der streng laizistisch orientierte Sezer mit dem Schritt einmal mehr die Zahl von Führungspersönlichkeiten mit islamistisch geprägtem Hintergrund beschränken.
Als geschäftsführender Zentralbankchef wurde interimsmäßig der bisherige Bankvize Erdem Basci eingesetzt, der ebenfalls dem gemäßigt islamistischen Lager zugerechnet wird.
Schwieriges Erbe
Wer immer das Rennen um den Sessel des Chefs der TCMB macht, tritt kein leichtes Erbe an. Er wird sich zumindest mit den Erfolgen des im März zurückgetretenen Süreyya Serdengecti messen lassen müssen.
Serdengecti gilt wegen seiner Leistungen in den vergangenen Jahren als "türkischer Greenspan". Unter seiner Leitung entwickelte sich die nach der schweren Wirtschaftskrise von 2001 vom Einfluss der Politiker befreite Zentralbank zu einem Garanten von Wachstum und Stabilität im Land.
Wachstumskurs seit 2002
Serdengectis Erfolge können sich sehen lassen. Während seiner Amtszeit gingen die Zinsen von 174 auf 14 Prozent zurück, die Inflation fiel von fast 40 auf unter zehn Prozent.
Die Devisenreserven der Zentralbank erreichten unterdessen den Rekordstand von 57,5 Mrd. Dollar (47,3 Mrd. Euro).
Im vergangenen Jahr strich die Türkei sogar sechs Nullen aus ihrer bis dahin inflationsgebeutelten Währung und führte die "Neue Türkische Lira" ein. Die türkische Wirtschaft wuchs mit über sieben Prozent rasant.
Links:
Info-Portal der türkischen Regierung (http://www.anonym.to/?http://www.byegm.gov.tr/)
Türkischer Präsident (http://www.anonym.to/?http://www.cankaya.gov.tr/)
chemiker bagi
16.04.06, 05:03
Also dieser dick köpfige Sezer wird langsam viel zu lässtig..:motz:
Selam
Um was geht es eigendlich da genau....der Staatspresident will keinen Islamisten in der Bank oder was ?
chemiker bagi
16.04.06, 05:10
Selam
Um was geht es eigendlich da genau....der Staatspresident will keinen Islamisten in der Bank oder was ?
Jepp so ist es..
Jepp so ist es..
Dann ist es ja eine gute Nachricht.
chemiker bagi
16.04.06, 05:23
Dann ist es ja eine gute Nachricht.
Für mich nicht. Dieser starr köpfige Sezer muss endlich mal lernen demokratisch und Frei zu denken . Nicht jeder muss seinen Vorstellungen zustimmen, dem entsprechend Handeln und denken. verschiedene Meinungen zu Akzeptieren ist eine wahre Demokratie..
Aber diese 70 80 90er Leute die eher faschistisch oder kommunistisch drauf wahren werden es sowieso nie Begreifen.
Für mich nicht. Dieser starr köpfige Sezer muss endlich mal lernen demokratisch und Frei zu denken . Nicht jeder muss seinen Vorstellungen zustimmen, dem entsprechend Handeln und denken. verschiedene Meinungen zu Akzeptieren ist eine wahre Demokratie..
Aber diese 70 80 90er Leute die eher faschistisch oder kommunistisch drauf wahren werden es sowieso nie Begreifen.
Ich glaube auch an Allah, aber ich denke 'islamisch' bringt die Türkei nicht weiter, dass hat schon damals Atatürk erkannt.
chemiker bagi
16.04.06, 05:33
Ich glaube auch an Allah, aber ich denke 'islamisch' bringt die Türkei nicht weiter, dass hat schon damals Atatürk erkannt.
Naja dass er andere Vorstellungen über Modernheit hatte, bedeutet nicht dass die anderen Unrecht hatten.. Auch Atatürk machte Fehler aber überwiegend finde ich Ihn als einen Sympatischen und aufrichtigen Mann der klare Ziele seiner Zeit festgelegt hat.:)
Telli Baba
16.04.06, 08:37
Also dieser dick köpfige Sezer wird langsam viel zu lässtig..:motz:
Deine Rechtschreibung ist viel lästiger! Sezer ist der Fels in der Brandung des Laizismus.
Telli Baba
16.04.06, 08:38
Naja dass er andere Vorstellungen über Modernheit hatte, bedeutet nicht dass die anderen Unrecht hatten.. Auch Atatürk machte Fehler aber überwiegend finde ich Ihn als einen Sympatischen und aufrichtigen Mann der klare Ziele seiner Zeit festgelegt hat.:)
Was für Fehler hat den Atatürk gemacht?
Hammerlord
16.04.06, 09:09
Sezer wird bald Geschichte.
Für mich nicht. Dieser starr köpfige Sezer muss endlich mal lernen demokratisch und Frei zu denken . Nicht jeder muss seinen Vorstellungen zustimmen, dem entsprechend Handeln und denken. verschiedene Meinungen zu Akzeptieren ist eine wahre Demokratie..
Aber diese 70 80 90er Leute die eher faschistisch oder kommunistisch drauf wahren werden es sowieso nie Begreifen.
RTE sollte erst einmal demokratisch werden.
Was ist jetzt eigentlich mit Unakitan?
Sezer wird bald Geschichte.
Oder auch nicht. Ich wünsche ihm ein langes Leben !
Oder auch nicht. Ich wünsche ihm ein langes Leben !
Dito
Osmanisches Reich
16.04.06, 12:11
Der Sezer regt mich auch langsam auf, nur weil er was gegen AKP hat, heißt das net das er dadurch die Türkei lähmt.
Telli Baba
16.04.06, 12:18
Sezer wird bald Geschichte.
Ahmet Necdet Sezer schreibt Geschichte, als beliebtester Staatspräsident nach Mustafa Kemal Atatürk.
Wenn AKP nicht versuchen würde alle Schlüsselpositionen mit ihren ungebildeten Leuten zu besetzen, denn müsste Sezer nicht so handeln.
Wie telli sagte, er ist der Fels in der Brandung des Laizismus.
Ich möchte wenigstens einmal sehen, dass die Berufung eines Bürokraten oder in diesem Fall die eines Zentralbankchefs frei von Ideologien durchgeführt wird. Bisher hat fast jede Regierung Schlüsselpositionen in den Ministerien und anderen Stellen mit Leuten ihres Vertrauens besetzt. Es geht doch hier um die Türkei und um kein Fußballspiel. Die sollen ihre Arbeit ordentlich machen und dem Volk dienen, dafür wurde diese Regierung gewählt. Wenn ich manch einen Abgeordneten in Ankara sehe, mit welcher Arroganz und Selbstgerechtigkeit diese zu Werke gehen, fällt einem wirklich nichts mehr ein. Das klingt dann ungefähr so:"Wir sind die Abgeordneten und das Volk hat uns gewählt und jetzt können wir machen was wir wollen." Es ist genau diese Art von eiskalter Arroganz die ich beanstande und es ist nicht besser geworden. Diese selbstgerechte Art stinkt in den Himmel.
Wer jemals einem dieser Abgeordneten begegnet ist, wird den Eindruck nicht los, dass diese Leute in die eigene Tasche wirtschaften und an das "normale Volk" denkt von denen wirklich keiner. Sie wurden aber als Milletvekili (Volksvertreter) ins Parlament gewählt und sollten die Interessen der Bevölkerung bzw. des Wahlkreises vertreten. Soweit die Theorie, die Wirklichkeit sieht natürlich ganz anders aus. Immer wird auf Populismus zurückgegriffen, aber die wirklichen Probleme werden selten angegangen.
Telli Baba
16.04.06, 13:11
Ich möchte wenigstens einmal sehen, dass die Berufung eines Bürokraten oder in diesem Fall die eines Zentralbankchefs frei von Ideologien durchgeführt wird. Bisher hat fast jede Regierung Schlüsselpositionen in den Ministerien und anderen Stellen mit Leuten ihres Vertrauens besetzt. Es geht doch hier um die Türkei und um kein Fußballspiel. Die sollen ihre Arbeit ordentlich machen und dem Volk dienen, dafür wurde diese Regierung gewählt. Wenn ich manch einen Abgeordneten in Ankara sehe, mit welcher Arroganz und Selbstgerechtigkeit dieser (diese) zu Werke gehen, fällt einem wirklich nichts mehr ein.
Wer jemals einem dieser Abgeordneten begegnet ist, wird den Eindruck nicht los, dass diese Leute in die eigene Tasche wirtschaften und an das "normale Volk" denkt von denen wirklich keiner. Sie wurden aber als Milletvekili (Volksvertreter) ins Parlament gewählt und sollten die Interessen der Bevölkerung bzw. des Wahlkreises vertreten. Soweit die Theorie, die Wirklichkeit sieht natürlich ganz anders aus. Immer wird auf Populismus zurückgegriffen, aber die wirklichen Probleme werden selten angegangen.
Diese Arroganz fängt schon beim kleinen Beamten an. Schon der Busfahrer der Stadtverwaltung ist Arrogant, da Beamter.
Ansonsten Zustimmung!
Also dieser dick köpfige Sezer wird langsam viel zu lässtig..:motz:
schwachsinn!
Für mich nicht. Dieser starr köpfige Sezer muss endlich mal lernen demokratisch und Frei zu denken . Nicht jeder muss seinen Vorstellungen zustimmen, dem entsprechend Handeln und denken. verschiedene Meinungen zu Akzeptieren ist eine wahre Demokratie..
Aber diese 70 80 90er Leute die eher faschistisch oder kommunistisch drauf wahren werden es sowieso nie Begreifen.
und nochmal schwachsinn!
Naja dass er andere Vorstellungen über Modernheit hatte, bedeutet nicht dass die anderen Unrecht hatten.. Auch Atatürk machte Fehler aber überwiegend finde ich Ihn als einen Sympatischen und aufrichtigen Mann der klare Ziele seiner Zeit festgelegt hat
so so.. dann sag mal welche fehler, ein ziemlich schwacher kopf den du trägst
Also dieser dick köpfige Sezer wird langsam viel zu lässtig..:motz:
Warum lästig? Er macht das richtige, fast überall sind Islamisten an der Führung !
STOPT SIE! SO IST ES RICHTIG !
RTE sollte erst einmal demokratisch werden.
Was ist jetzt eigentlich mit Unakitan?
Was soll mit ihm sein? Er ist ein aufrichtiger und gläubiger Mann. Das er das halbe Land beschissen hat um sich selbst zu bereichern, kann nur eine Erfindung der Atheisten sein.:brüll:
Bu surata kim güvenmez?
http://www.kanala.com.tr/haber/photos/kemal_unakitan.jpg
Bilgisayar
16.04.06, 15:57
Oder auch nicht. Ich wünsche ihm ein langes Leben !
Ich glaube Hammerlord hat recht sobald die nächste Wahl zum neuen Präsidenten stattfindet wird die AKP Erdogan (aufgrund der Stimmverteilung ohne größere Probleme) zu diesem Posten erheben und Gül wird dann mit Sicherheit neuer Ministerpräsident!
Dies ist die realpolitisch wahrscheinlichste Entwicklung also stellt euch lieber darauf ein!
Ich mag zwar ein MHPci sein aber ich erkenne neidlos an das die Wirtschaftliche Kompetenz dieser Regierung alles bisher da gewesene in den Schatten stellt, und solange die anderen partein (auch meine MHP) sich nicht davon eine sehr Dicke Scheide abschneiden soll die AKP ruhig weitermachen auch wenn ich im Prinzip einer anderen politischen Strömung angehöre so muss ich doch gestehen das es im Augenblick für unsere Wirtschaft und damit unseren Lebensstandart besser ist wenn die AKP ihre Arbeit fortführt!
Hoffentlich wird ihr wirtschaftpolitisches und verhältnismäßig zu anderen Regierungen gesehen korruptionsarmes Verhalten irgendwann auf die anderen Partein rüberschwappen!
Dann kann auch wieder von mir aus eine andere Partei (bevorzugt MHP natürlich) regieren, aber so lange die alten Partein ihre fehlerhafte Auffassung von guter Politik nicht reformieren/überdenken vor allem in Wirtschaftsbelangen sollen sie auch nicht mehr an die Macht kommen!
Ich glaube Hammerlord hat recht sobald die nächste Wahl zum neuen Präsidenten stattfindet wird die AKP Erdogan (aufgrund der Stimmverteilung ohne größere Probleme) zu diesem Posten erheben und Gül wird dann mit Sicherheit neuer Ministerpräsident!
Dies ist die realpolitisch wahrscheinlichste Entwicklung also stellt euch lieber darauf ein!
Ich mag zwar ein MHPci sein aber ich erkenne neidlos an das die Wirtschaftliche Kompetenz dieser Regierung alles bisher da gewesene in den Schatten stellt, und solange die anderen partein (auch meine MHP) sich nicht davon eine sehr Dicke Scheide abschneiden soll die AKP ruhig weitermachen auch wenn ich im Prinzip einer anderen politischen Strömung angehöre so muss ich doch gestehen das es im Augenblick für unsere Wirtschaft und damit unseren Lebensstandart besser ist wenn die AKP ihre Arbeit fortführt!
Hoffentlich wird ihr wirtschaftpolitisches und verhältnismäßig zu anderen Regierungen gesehen korruptionsarmes Verhalten irgendwann auf die anderen Partein rüberschwappen!
Dann kann auch wieder von mir aus eine andere Partei (bevorzugt MHP natürlich) regieren, aber so lange die alten Partein ihre fehlerhafte Auffassung von guter Politik nicht reformieren/überdenken vor allem in Wirtschaftsbelangen sollen sie auch nicht mehr an die Macht kommen!
In der Türkei wird bald gewählt. Die Wahl der Bürger wird zu respektieren sein, egal wer als Sieger hervorgeht. Die Amtszeit von Herrn Sezer geht zu Ende ist wahr, aber ich denke er wird noch nicht in die Geschichte eingehen. Noch lebt er ja.
Ich finde, wenn Erdogan so gut war und ist als MP sollte er das dann auch bleiben und sich nicht zum Staatspräsidenten wählen lassen.
Meine persönliche Meinung dazu ist, daß ich einen anderen Kanditaten auf jeden fall eher bevorzugen würde in das Amts des türkischen Staatspräsidenten als einen Tayyip Erdogan. Nur eine Frage der Sympathie und des Vertrauens.
Hammerlord
16.04.06, 16:24
Ahmet Necdet Sezer schreibt Geschichte, als beliebtester Staatspräsident nach Mustafa Kemal Atatürk.
Ich würde diese Sichtweise als Selbstbetrug bezeichnen. Verzweifelte aufbegehren einer immer schwächer werdenden Minderheit.
Wenn AKP nicht versuchen würde alle Schlüsselpositionen mit ihren ungebildeten Leuten zu besetzen, denn müsste Sezer nicht so handeln.
Ich nehme mal an, mit gebildet meinst du gleich gesinnte.
Wie telli sagte, er ist der Fels in der Brandung des Laizismus
Seine Amtszeit ist bald zu Ende. :rolleyes:.
Oder auch nicht. Ich wünsche ihm ein langes Leben !
Ich habe ihm nicht den Tod gewünscht. Er soll nur Platz machen für die nächste Generation.
@Bilgisyar
Danke das du zwischen Wunsch und Realität unterscheiden kannst.
Telli Baba
16.04.06, 16:44
Ich würde diese Sichtweise als Selbstbetrug bezeichnen. Verzweifelte aufbegehren einer immer schwächer werdenden Minderheit.
Wer soll denn diese "Minderheit" sein?
Ich habe ihm nicht den Tod gewünscht. Er soll nur Platz machen für die nächste Generation.
Machen Sie sich keine Sorgen. Unser Staatspräsident wird schon Platz machen. Meiner Einschätzung nach wird er nicht auf seinem Stuhl kleben bleiben. Ich empfinde ihn als sehr bescheiden. Falls ich das von hier aus so gut einschätzen kann.
Mögen die an die Reihe kommen, die sich die "neue Generation" nennen, wenn es denn so weit ist. Obwohl für sein Amt finde ich den jetzigen Staatspräsidenten nicht alt, er sieht noch ganz gut und frisch aus.
Im übrigen glaube ich auch, daß die AKP viel Erfolg haben wird, auch da braucht man sich keine Sorgen machen. Der MP Erdogan wird schon vom EU-Parlament und von ausländischen Medien und Intellektuellen sehr gelobt. Soll schon Pluspunkte bringen.
Ich hoffe einzig und allein, daß es der Türkei was bringt an Frieden und Stabilität, und daß die türkischen Bürger auch zufrieden sind.
@Bilgisyar
Danke das du zwischen Wunsch und Realität unterscheiden kannst.
1. Ich bin kein Fan von Staatspräsident Sezer. Jedoch stimme ich Telli Baba zu daß er als verfassungtreueste Staatspresidänt in die Geschichte eingehen wird. Denn alle getroffenen Entscheidungen seinerseits sind meines Wissens verfassungskonform, was in der Türkei, verglichen mit seinen Vorgängern eine große Besonderheit darstellt. Abgesehen davon ist seine
uneingeschänkte Treue zur Türkischen Republik nicht anzweifelbar. An der Treue von RTE zur Türkischen Republik mit seiner laizistischen Grundsätzen
habe ich aber meinen Zweifel.
2. Es stimmt auch, daß RTE zum Staatspräsidenten gewählt wird, wenn es nicht zur vorzeitigen Wahlen kommt.
3. Stimme aber nicht dem zu, daß die AKP bei den Wahlen im November dann auch die Wahlen gewinnen und die Regierung stellen wird.
Falls 2 und 3 zutreffen, steuern wir in eine noch schwierigere Zeit zu als Heute. Denn zum einen hätte die Türkei einen Staatspräsindenten, der von der Mehrheit nicht akzeptiert ist und zugleich auch zur Ausübung dieses Amtes nicht fähig ist (nicht, weil er gundsätzlich nicht dazu in der Lage wäre, sondern, weil er zu parteiisch ist/bleiben wird).
4. Die einzig richtige große Entscheidung dieser Regierung war bisher die Beibehaltung der von Vorgängerregierung initierten wirtschaftpolitschen Entscheidungen weiterzuführen. Alles andere ist, mit ausnahme der Projektion von Religion in die Politik, weder besser noch schlechter als die Vorgängerregierungen.
Kurz ich würde mir einen neutralen, von allen Bevölkerunsgschichten getragenen Staatspräsindenten wünschen, der das Land nicht weiter paralisiert.
Hammerlord
16.04.06, 17:38
Warum soll der Staatspräsident aus einem neutralen Lager kommen? Waren die SP vor Sezer politisch Neutral? Ist Sezer wirklich politisch Neutral?
Warum soll der Staatspräsident aus einem neutralen Lager kommen? Waren die SP vor Sezer politisch Neutral? Ist Sezer wirklich politisch Neutral?
Aus meinen Aussagen kannst Du die Antwort lesen, wenn Du es verstehen willst.
Aber ich schreibe es nocht deutlicher. Durch die Verfassungstreue ergibt sich die Neutralität automatisch, unabhängig welche politischen Hintergründe die Person hat.
Deswegen wird der Sezer ja auch in die Geschichte eingehen, weil er ein neutraler und verfassungstreue Staatspräsident ist. Hingegen wird er auch zugleich als einer der schwächsten Persönlichkeit wie Korutürk in die Geschichte eingehen (ich meine im Hinblick auf Charisma).
Warum soll der Staatspräsident aus einem neutralen Lager kommen? Waren die SP vor Sezer politisch Neutral? Ist Sezer wirklich politisch Neutral?
Durch seinen Beruf ist gerade zu prädestiniert für dieses Amt.
TurkishWarLord
16.04.06, 22:16
:türk: Sezer zaten 2007ye kadar var ondan sonrasi önemli.
TurkishWarLord
16.04.06, 22:19
:türk:AKP isini iyi yapmadiysa 3-4 sendir ozaman herkes nankördür, islamisch orientiert hin oder her, er also Erdogan hat vieles geleistet die andere Ministerpräsidenten nicht geschaft haben und wer was anderes meint ist ein neidischer undankbarer Mensch. Sezer finde ich sowieso beklopt, z.B. bei irgendwelchen Staatsdinnern werden die Gaten der Politiker nicht eingeladen, weil sie Kopftücher tragen das ist nicht wahrung des Laizismus sondern das brechen von Religionsfreiheit.
TurkishWarLord
16.04.06, 22:32
:türk:Wie ihr wisst gibt es richtig Radikale Moslems die es übertreiben mit dem Islam, also dinge anordnen die garnicht im Islam es gibt bzw. die ebend übertrieben sind, z.B. für die Radikalen Moslems ist es so, das die Frauen nur ihre Augen zeigen dürfen bzw. bei den Taliban nicht mal das Gesicht zeigen dürfen (Burka), aber im Koran steht man soll die Hände und das ganze Gesicht sehen dürfen, versteht ihr wie ich das meine und dem entsprechend gibt es auch richtig Radikale Laizisten, die es in ihrem Laizistischem denken übertreiben, z.B. das Koptuchverbot in Unis in Staatgebäuden als ob dadurch der Laizismus vernichtet oder als ob der Staat Fundametalistisch wird.
Hammerlord
16.04.06, 22:38
genau diese "radikal Laizisten" Personen sind eine Minderheit und deren Einfluss verschwindet. Für mich nicht schnell genug.
:türk: Sezer zaten 2007ye kadar var ondan sonrasi önemli.
Ja, immer mit der Ruhe. Die Zeit kommt schneller als Du denkst und alles wird gut !
Also dieser dick köpfige Sezer wird langsam viel zu lässtig..:motz:
o sezer ile ordu olmasa ´´sayin´´rte ülkeyi bagal gibi satacakti laiklikden zaten iz yok hükümetde
chemiker bagi
17.04.06, 00:55
Deine Rechtschreibung ist viel lästiger! Sezer ist der Fels in der Brandung des Laizismus.
es gibt schlimmeres:rolleyes:
chemiker bagi
17.04.06, 00:57
RTE sollte erst einmal demokratisch werden.
Was ist jetzt eigentlich mit Unakitan?
Er ist demokratisch, oder kannst Du mir etwa das Gegenteil Beweisen? Siehe die heutige Türkei, das beste Beweis dafür.
chemiker bagi
17.04.06, 01:00
Wenn AKP nicht versuchen würde alle Schlüsselpositionen mit ihren ungebildeten Leuten zu besetzen, denn müsste Sezer nicht so handeln.
Wie telli sagte, er ist der Fels in der Brandung des Laizismus.
Der Laizismus hat in der Tr sowieso nie funktioniert. Was möchte dieser * Sezer eigentlich noch.. Ansonsten würde das Volk Hinter Ihm stehen. Das Land braucht keine faschistischen Leute mehr. Und die AKP dumm oder schlau, sie war es das dem Land weiter geholfen hatte. Nicht diese möchtegern Atatürk Söhne!
chemiker bagi
17.04.06, 01:02
schwachsinn!
und nochmal schwachsinn!
so so.. dann sag mal welche fehler, ein ziemlich schwacher kopf den du trägst
Er ist kein Gott noch ein Prophet und hatte Fehler wie jeder andere Mensch. Aber nein für euch ist Er ja(tövbe) der Gott Höchst Persönlich..
chemiker bagi
17.04.06, 01:03
Warum lästig? Er macht das richtige, fast überall sind Islamisten an der Führung !
STOPT SIE! SO IST ES RICHTIG !
Nein nur weiter so.. Eure faschistischen leute haben es aber auch nicht gerade weit gebracht!
chemiker bagi
17.04.06, 01:05
Ich glaube Hammerlord hat recht sobald die nächste Wahl zum neuen Präsidenten stattfindet wird die AKP Erdogan (aufgrund der Stimmverteilung ohne größere Probleme) zu diesem Posten erheben und Gül wird dann mit Sicherheit neuer Ministerpräsident!
Dies ist die realpolitisch wahrscheinlichste Entwicklung also stellt euch lieber darauf ein!
Ich mag zwar ein MHPci sein aber ich erkenne neidlos an das die Wirtschaftliche Kompetenz dieser Regierung alles bisher da gewesene in den Schatten stellt, und solange die anderen partein (auch meine MHP) sich nicht davon eine sehr Dicke Scheide abschneiden soll die AKP ruhig weitermachen auch wenn ich im Prinzip einer anderen politischen Strömung angehöre so muss ich doch gestehen das es im Augenblick für unsere Wirtschaft und damit unseren Lebensstandart besser ist wenn die AKP ihre Arbeit fortführt!
Hoffentlich wird ihr wirtschaftpolitisches und verhältnismäßig zu anderen Regierungen gesehen korruptionsarmes Verhalten irgendwann auf die anderen Partein rüberschwappen!
Dann kann auch wieder von mir aus eine andere Partei (bevorzugt MHP natürlich) regieren, aber so lange die alten Partein ihre fehlerhafte Auffassung von guter Politik nicht reformieren/überdenken vor allem in Wirtschaftsbelangen sollen sie auch nicht mehr an die Macht kommen!
So ist es..
chemiker bagi
17.04.06, 01:06
:türk:AKP isini iyi yapmadiysa 3-4 sendir ozaman herkes nankördür, islamisch orientiert hin oder her, er also Erdogan hat vieles geleistet die andere Ministerpräsidenten nicht geschaft haben und wer was anderes meint ist ein neidischer undankbarer Mensch. Sezer finde ich sowieso beklopt, z.B. bei irgendwelchen Staatsdinnern werden die Gaten der Politiker nicht eingeladen, weil sie Kopftücher tragen das ist nicht wahrung des Laizismus sondern das brechen von Religionsfreiheit.
Allah konusturuyor seni kardes.. aynen katiliyorum
Telli Baba
17.04.06, 01:10
Der Laizismus hat in der Tr sowieso nie funktioniert.
Er funktioniert doch. Es werden keine religiösen Symbole/Trachten wie zum Beispiel das Kopftuch erlaubt. Staat und Religion sind getrennt. Der Islam hat nichts zu melden in der Politik. Ein Paradies auf Erden.
Was möchte dieser Dickschädel Sezer eigentlich noch.. Ansonsten würde das Volk Hinter Ihm stehen.
Es gibt auch jenseits von religiösen Geboten, Gesetze die man einhalten muß und verteidigen muß. Zum Beispiel gehört zu diesen Gesetzen der strikte Laizismus. Um die Religion fernzuhalten.
Das Land braucht keine faschistischen Leute mehr.
Die einzigen Faschisten sind Islamisten.
Und die AKP dumm oder schlau, sie war es das dem Land weiter geholfen hatte.
Das ist leider Falsch. Die Schienen wurden von der Vorgängerregierung gelegt, die AKP fährt nur die Stationen an. Die AKP hat nichts geleistet. Eine Stinkfaule Regierun ist es.
Nicht diese möchtegern Atatürk Söhne!
Es gibt auch missratene Söhne, wie zum Beispiel die Islamisten usw. da gebe ich dir recht.
Allah konusturuyor seni kardes.. aynen katiliyorum
Dogru Faschizme son ! Hürriyet ve bagimsizlik hedefimiz.
Daha biraz önce gelseydiniz, burada Faschist Türklere kan kusan Alman dostumuz Reinhardla tokalasirdiniz. Kusura bakma, konusmaliydim, beni de Allah konusturdu.
chemiker bagi
17.04.06, 01:19
Er funktioniert doch. Es werden keine religiösen Symbole/Trachten wie zum Beispiel das Kopftuch erlaubt. Staat und Religion sind getrennt. Der Islam hat nichts zu melden in der Politik. Ein Paradies auf Erden.
Es gibt auch jenseits von religiösen Geboten, Gesetze die man einhalten muß und verteidigen muß. Zum Beispiel gehört zu diesen Gesetzen der strikte Laizismus. Um die Religion fernzuhalten.
Die einzigen Faschisten sind Islamisten.
Das ist leider Falsch. Die Schienen wurden von der Vorgängerregierung gelegt, die AKP fährt nur die Stationen an. Die AKP hat nichts geleistet. Eine Stinkfaule Regierun ist es.
Es gibt auch missratene Söhne, wie zum Beispiel die Islamisten usw. da gebe ich dir recht.
Islamist ein Faschist wie geht denn das? Mach dich mal schlau!
Ansonsten bemerke ich vom ganzen, dass nur ein neidischer und Religionshassender Mensch diesen Text geschrieben hat. Das gequasel wundert mich also nicht.
Telli Baba
17.04.06, 01:23
Islamist ein Faschist wie geht denn das? Mach dich mal schlau!
Nun der Islamismus ist eine Ideologie, die andere Ideologien nicht duldet.
Wieso bezeichnest Du den Staatspräsidenten Ahmet Necdet Sezer als einen Faschisten?
Ansonsten bemerke ich vom ganzen, dass nur ein neidischer und Religionshassender Mensch diesen Text geschrieben hat. Das gequasel wundert mich also nicht.
Dein Gequassel zeigt mir, dass ich einen Fanatiker vor mir habe, der jeder Antwort weicht um sich in sein Loch zu verkriechen.
chemiker bagi
17.04.06, 01:23
Dogru Faschizme son ! Hürriyet ve bagimsizlik hedefimiz.
Daha biraz önce gelseydiniz, burada Faschist Türklere kan kusan Alman dostumuz Reinhardla tokalasirdiniz. Kusura bakma, konusmaliydim, beni de Allah konusturdu.
Evet tokalasirdim gerekirse. Koyu Fasistlerden arinmamiz lazim. Bunlar ne Din özgürlügünü, ne kilik kiyafet özgürlügünü nede düsünce ve fikir özgürlügünü bilirler.. Die Türkei muss wieder Frei werden.
Kann mir bitte jemand erklären was ein Islamist ist und was ein Faschist? Vielleicht sollte man nicht einfach mit Wörtern um sich schmeißen. Hem biz burada neyi tartisiyoruz allah askina?
Evet tokalasirdim gerekirse. Koyu Fasistlerden arinmamiz lazim. Bunlar ne Din özgürlügünü, ne kilik kiyafet özgürlügünü nede düsünce ve fikir özgürlügünü bilirler.. Die Türkei muss wieder Frei werden.
meinst du vieleicht so wie Iran?? lauter ninjas auf den strassen??
chemiker bagi
17.04.06, 01:26
Nun der Islamismus ist eine Ideologie, die andere Ideologien nicht duldet.
Wieso bezeichnest Du den Staatspräsidenten Ahmet Necdet Sezer als einen Faschisten?
Dein Gequassel zeigt mir, dass ich einen Fanatiker vor mir habe, der jeder Antwort weicht um sich in sein Loch zu verkriechen.
Nun der Islamismus ist eine Ideologie, die andere Ideologien nicht duldet.
ja sicher..:rolleyes:
Dein Gequassel zeigt mir, dass ich einen Fanatiker vor mir habe, der jeder Antwort weicht um sich in sein Loch zu verkriechen
Echte Fanatiker sind deinesgleichen die das anders sein nicht dulden. Ich bin dagegen für die Freiheit im wahrsten Sinne. Von wegen ich sei Fanatiker.. pehh
Evet tokalasirdim gerekirse. Koyu Fasistlerden arinmamiz lazim. Bunlar ne Din özgürlügünü, ne kilik kiyafet özgürlügünü nede düsünce ve fikir özgürlügünü bilirler.. Die Türkei muss wieder Frei werden.
Cok haklisiniz bir Türk olarak sizi kutluyorum. Reinhardla tokalasirsiniz siz öylemi ? Evet, o Alman dostumuz cok hakli, bir Talat Paschamiz icin Atatürk resimleri ve bayraklarini alan Türkler o gün Berlinde "Ultra-Nationalist" ve "Faschist" olarak adlandirilmis, ve Reinhard bize "Leugner" diye hakaret etmisti.
Vatan, Bayrak, Sehitler sagolsun !
chemiker bagi
17.04.06, 01:30
meinst du vieleicht so wie Iran?? lauter ninjas auf den strassen??
In dieser Art haben wir keine echte Demokratie. Demokratie bedeutet ja auch andere Meinungen zu tolerieren.. Aber was mich ja wundert, sind es meistens die möchtegern modernen demokraten hier im Forum, die meinen unsere Demokratie wäre einwandfrei.. Ausserdem was soll das mit den Ninjas? Wenn sich jemand anders bekleidet ist doch mir doch wurscht.. Von mir aus sollte sich jeder so anziehen dürfen wie er sich das wünscht und nicht nach irgendwelchen idiotischen Gesetzen die ein normaler sterblicher geschrieben hat..
Telli Baba
17.04.06, 01:30
Kann mir bitte jemand erklären was ein Islamist ist und was ein Faschist? Vielleicht sollte man nicht einfach mit Wörtern um sich schmeißen. Hem biz burada neyi tartisiyoruz allah askina?
Islamist = Ursprünglich ein Islamkenner, jetzt: Fanatischer Gläubiger, der keine zivilen Gesetze achtet
Faschist = http://de.wikipedia.org/wiki/Faschist#Faschismus_im_weitere n_Sinn
chemiker bagi
17.04.06, 01:33
Cok haklisiniz bir Türk olarak sizi kutluyorum. Reinhardla tokalasirsiniz siz öylemi ? Evet, o Alman dostumuz cok hakli, bir Talat Paschamiz icin Atatürk resimleri ve bayraklarini alan Türkler o gün Berlinde "Ultra-Nationalist" ve "Faschist" olarak adlandirilmis, ve Reinhard bize "Leugner" diye hakaret etmisti.
Vatan, Bayrak, Sehitler sagolsun !
Simdi öncelikle beni iyi dinleyesiniz.. Reinhard midir nediri ne sahis olarak nede düsüncesi olarak tanimiyorum.. Ben sadece sizin sözlerinizden inun fasistlere karsi bir insan oldugunu anladim ve buna cevap verdim.. yani bu yüzden tokalasirim elbet dedim. Haa bu demek degildir ki Türklügümüze hakaret eden bir insana ben elimi veririm. Tabii ki sinirlamalar koyarim.. Umarim yanlis anlasilmayi böylelikle ortadan kaldirmisimdir..
Evet tokalasirdim gerekirse. Koyu Fasistlerden arinmamiz lazim. Bunlar ne Din özgürlügünü, ne kilik kiyafet özgürlügünü nede düsünce ve fikir özgürlügünü bilirler.. Die Türkei muss wieder Frei werden.
Kennst du ein Moslemisches land was freier ist wie die Türkei???
Wenn dir die Türkei nicht Frei genug ist,würde ich an deiner stelle in den Iran ziehen.Da gibt es bestimmt mehr Freiheit.
chemiker bagi
17.04.06, 01:36
Islamist = Ursprünglich ein Islamkenner, jetzt: Fanatischer Gläubiger, der keine zivilen Gesetze achtet
Faschist = http://de.wikipedia.org/wiki/Faschist#Faschismus_im_weitere n_Sinn http://www.politikcity.de/forum/./images/misc/external.png
jetzt: Fanatischer Gläubiger, der keine zivilen Gesetze achtet
Schwwachsinn!:brüll:
Telli Baba
17.04.06, 01:37
Schwwachsinn!:brüll:
Ja? Ich habe dich bemerkt. :hallo;
Islamist = Ursprünglich ein Islamkenner, jetzt: Fanatischer Gläubiger, der keine zivilen Gesetze achtet
Faschist = http://de.wikipedia.org/wiki/Faschist#Faschismus_im_weitere n_Sinn http://www.politikcity.de/forum/./images/misc/external.png
Vielen Dank für die Hinweise Hemserim. Mir kommt der Begriff Islamist aufgezwungen vor, denn wer hat das festgelegt und welche Maßstäbe werden da angelegt? Wieso sagt bzw. bezeichnet man das nicht als Extremismus?
Zum Faschismus möchte ich folgendes sagen. Mir sagen die Begriffe autoritärer und totalitärer Faschismus etwas, aber es gefällt mir nicht wenn man für irgendwelche Leute die einem nicht genehm sind gleich Faschist sagt.
chemiker bagi
17.04.06, 01:41
Kennst du ein Moslemisches land was freier ist wie die Türkei???
Wenn dir die Türkei nicht Frei genug ist,würde ich an deiner stelle in den Iran ziehen.Da gibt es bestimmt mehr Freiheit.
Mein lieber Freund, erstmals kannst Du mir nicht befehle erteilen wo ich mich Aufhalten sollte. Das lößt bei mir nämlich nur ein kleines lächeln aus und zweitens die Türkei ist einzigartig, hat aber auch noch Fehler und Tücken in seinem System.. Ich habe auch nirgendwo behauptet das alle anderen Muslimischen Länder besser wären. Das keinesfalls. In diesen Sachen muss aber die Türkei ganz vorne(oben) an erster Stelle stehen und den anderen islamischen Ländern zeigen wie Demokratie und Religion zusammen funktionieren kann.
Mein lieber Freund, erstmals kannst Du mir nicht befehle erteilen wo ich mich Aufhalten sollte. Das lößt bei mir nämlich nur ein kleines lächeln aus und zweitens die Türkei ist einzigartig, hat aber auch noch Fehler und Tücken in seinem System.. Ich habe auch nirgendwo behauptet das alle anderen Muslimischen Länder besser wären. Das keinesfalls. In diesen Sachen muss aber die Türkei ganz vorne(oben) an erster Stelle stehen und den anderen islamischen Ländern zeigen wie Demokratie und Religion zusammen funktionieren kann.
Mein liebr freund,habe dir keine befehle erteilt,habe auch kein recht dazu.
habe dir nur geraten also nur ein" rat "kein befehl!!Richtig lesen dan antwort geben.
Ich bin der meinung das die Türkei das schon seit 1923 ´tut!!!
Simdi öncelikle beni iyi dinleyesiniz.. Reinhard midir nediri ne sahis olarak nede düsüncesi olarak tanimiyorum.. Ben sadece sizin sözlerinizden inun fasistlere karsi bir insan oldugunu anladim ve buna cevap verdim.. yani bu yüzden tokalasirim elbet dedim. Haa bu demek degildir ki Türklügümüze hakaret eden bir insana ben elimi veririm. Tabii ki sinirlamalar koyarim.. Umarim yanlis anlasilmayi böylelikle ortadan kaldirmisimdir..
Önemli degil, tanisirsiniz forumda.
Ich habe auch nirgendwo behauptet das alle anderen Muslimischen Länder besser wären. Das keinesfalls. In diesen Sachen muss aber die Türkei ganz vorne(oben) an erster Stelle stehen und den anderen islamischen Ländern zeigen wie Demokratie und Religion zusammen funktionieren kann.[/quote]
Zunächst einmal muss die Türkei überhaupt nichts. Die Türkei ist selbstbewußt genug um ihre eigenen Probleme zu lösen bzw. in den Griff zu bekommen. Ich bin auch dagegen, dass die Türkei als eine Art Vorbild für andere Länder herhalten soll, obwohl deren gesellschaftliche und politische Systeme eine ganz andere sind. Es gibt kein genaues Rezept wie Demokratie und Religion miteinander in Einklag zu bringen sind. Wenn die anderen Länder eine andere Herrschaftsform vorziehen, sollten wir uns da nicht einmischen oder diesen Ländern als Musterschüler herhalten. Die Türkei hat ihre eigenen Erfahrungen gemacht mit der Trennung von Staat und Religion. Mit Sicherheit wurden dabei Fehler gemacht, aber das halte ich für normal.
Hammerlord
17.04.06, 09:28
Önemli degil, tanisirsiniz forumda.
Ja schieb ihn in die Armenier ecke. So ist es schön. Was dir nicht passt, wird zum Armenier. Wer diese schwachsinnige Kopftuchverbot für Studentinnen verurteilt wird zum Armenier. Personen, welche ihre Religion ernst nehmen, dürfen nicht ins öffentliche Gebäuden. Verurteilt man dies, wird man zum Armenier. Ich dachte immer der Staat vertritt die Interessen der Bürger und nicht umgekehrt.
Mal sehen wie lange es dauert bis RTE und die AKP zum Armenier werden.
Ja schieb ihn in die Armenier ecke. So ist es schön. Was dir nicht passt, wird zum Armenier. Wer diese schwachsinnige Kopftuchverbot für Studentinnen verurteilt wird zum Armenier. Personen, welche ihre Religion ernst nehmen, dürfen nicht ins öffentliche Gebäuden. Verurteilt man dies, wird man zum Armenier. Ich dachte immer der Staat vertritt die Interessen der Bürger und nicht umgekehrt.
Mal sehen wie lange es dauert bis RTE und die AKP zum Armenier werden.
Passen Sie mal auf, ich habe hier in meinem Wortwechsel mit Chemiker Bagi nichts von Herrn MP oder seiner Partei was gesagt und schon gar nicht im Zusammenhang der Armenier. Was interprettieren Sie hierrein ?
Ich habe Respekt vor dem Amt des MP´s und würde solche unüberlegten und dummen Vergleiche gar nicht ziehen. Beleidigungen überlasse ich anderen.
Chemiker Bagi und noch andere haben hier sich über den Staatspräsidenten und über die Laizisten zuletzt als "Faschisten" geäußert und ich habe ihm nach mein Belieben geantwortet. Da es auch andere Kreise gerne tun das Wort "Faschist" in den Mund zu nehmen, im Zusammenhang der Laizisten und unserer Soldaten. Ich habe lediglich Vergleiche herangezogen, da es mir inzwischen Leid ist, solche Beleidigungen, die mich als Laizistin auch schwer beleidigen. Ich verbitte mir solche Beschimpfungen.
Mir ist es egal, wer sich als Demokrat bezeichnet oder nicht. Ich urteile selber über das Verständnis von Demokratie. Tun Sie das für sich auch. Und die Probleme der Türkei bestehen nicht nur auf Kopftuch ja oder nein. Das wäre zu schön, wenn es so wäre.
In diesem Sinne hoffe ich, daß Sie auch Ihre Angriffe auf Laizisten und auf den Atatürk-Staat mäßigen.
Das Wort "Faschist" sollte man nicht so leichtfertig benutzen, oder wenigstens mal schauen, wer dieses Wort noch alles auf unseren Staat bezogen gerne benutzt. Dann lassen sich solche Irrtürmer von da oben leicht vermeiden, so hoffe ich doch. Und Faschisten suchen Sie gerne woanders.
Selam
Hammerlord
17.04.06, 11:08
Dogru Faschizme son ! Hürriyet ve bagimsizlik hedefimiz.
Daha biraz önce gelseydiniz, burada Faschist Türklere kan kusan Alman dostumuz Reinhardla tokalasirdiniz. Kusura bakma, konusmaliydim, beni de Allah konusturdu.
Hier stellen Sie ihm eine Falle um ihn danach
Cok haklisiniz bir Türk olarak sizi kutluyorum. Reinhardla tokalasirsiniz siz öylemi ? Evet, o Alman dostumuz cok hakli, bir Talat Paschamiz icin Atatürk resimleri ve bayraklarini alan Türkler o gün Berlinde "Ultra-Nationalist" ve "Faschist" olarak adlandirilmis, ve Reinhard bize "Leugner" diye hakaret etmisti.
mit Reinhard gleichzusetzen, einem der die Armenische Sichtweise vertritt. Und zwar mit voller Absicht.
und zum "Faschist": Wenn man mit "Islamist" beschimpft. Was man darunter versteht hat der Telli Baba erklärt. Dann soll man sich gefälligst nicht öffentlich aufregen, wenn man mit gleicher Münze zurückbezahlt bekommt.
Wenn Sie von mir Fairness erwarten, dann seien Sie selbst fair.
Hier stellen Sie ihm eine Falle um ihn danach
mit Reinhard gleichzusetzen, einem der die Armenische Sichtweise vertritt. Und zwar mit voller Absicht.
und zum "Faschist": Wenn man mit "Islamist" beschimpft. Was man darunter versteht hat der Telli Baba erklärt. Dann soll man sich gefälligst nicht öffentlich aufregen, wenn man mit gleicher Münze zurückbezahlt bekommt.
Wenn Sie von mir Fairness erwarten, dann seien Sie selbst fair.
Was denn für eine Falle ? Na hören Sie mal, wer den Staatspräsidenden und die Laizisten noch dazu, als Faschisten bezeichnet, dem ziehe ich die Vergleiche vor die Augen. Völlig legitim oder ?
Und übrigens ist Reinhard keiner, der bloß die armenenische Sichtweise vertritt. Täuschen Sie sich da mal nicht. Er zieht große Kreise. Das nur nebenbei. Außer, daß er ein Demokrat und Menschenrechtler ist.
Ich wiederhole mich selten so viel. Aber nocheinmal lassen Sie es sein, andere Faschisten zu nennen. OK. Als Islamist habe ich hier in diesem Forum noch niemanden bezeichnet. Aber ziehen Sie Ihre eigenen Tabugrenzen, dann wären wir uns einig.
Atatürk und seine "möchtegern Söhne", wie hier genannt wurde, waren keine Faschisten. Solche Beleidigungen verdienen noch ganz andere Antworten, aber ich lasse es dabei.
Telli Baba
17.04.06, 12:28
Vakit, bu kez de Sezer'i Öcalan'la karşılaştırdı!
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/17/son/resim/sonsiy10.jpg
İSTANBUL(ANKA)
"İki Ahmet farkı" manşetini atarak, Cumhurbaşkanı Sezer ile İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ı karşılaştıran Vakit Gazetesi, bugünkü sayısında da Sezer’i Abdullah Öcalan’la kıyasladı.
Vakit Gazetesi’nde Öcalan ile Sezer’in sözlerinin benzerliğine ilişkin manşette şu ifadeler yer aldı:
"PKK lideri ve İmralı mahkumu Abdullah Öcalan’ın da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer gibi düşündüğü ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Harp Akademileri toplantısı başta olmak üzere, hemen hemen yaptığı her konuşmada, ’İrtica en büyük tehdit’ açıklamalarına, İmralı’da yatan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da destek verdiği belgelendi." Sezer’in irtica ile sözlerinin Öcalan’la aynı paralellikte olduğu iddia eden gazete, Öcalan’ın avukatlarına yaptığı açıklamaları da belge olarak sundu ve şöyle yazdı:
"Türkiye’deki tüm gelişmeler hakkında bilgiler veren, PKK ve yandaşlarına talimatlar yağdıran Apo; irticadan 28 Şubat sürecine, AB ile görüşmelerden Fethullah Gülen Hocafendi’ye kadar çok geniş yelpazede görüşlerini aktarıyor. Apo’nun en dikkat çekici sözleri, 13 Mayıs 1999 tarihinde yani 28 Şubat sürecinin en etkin olduğu dönemde, avukatlarıyla yaptığı görüşmede ortaya çıkıyor. Apo, 13 Mayıs tarihli görüşmesinde avukatlarına aynen şu cümleleri söylüyor: ’En büyük tehlike irticadır. İrticacı kesim, bizim için çok büyük tehlikedir. MHP, kesinlikle onlar kadar tehlikeli değildir. Hatta MHP, kendi içindeki şahinleri tasfiye ediyor. MHP, idamı da onaylamayacak. Hep birlikte göreceğiz, iddia ediyorum, MHP’de sertlik yanlıları dışlanacak. MHP ve MHP’lilere kimse karışmasın. MHP kesinlikle idamı kaldıracak. Burada yapılan görüşmelerden edindiğim izlenim bu yönde. Avrupa’nın Türkiye üzerinde etkisi fazla yok. Değişmeleri Avrupa için yapmıyorlar. Bu devlet bizim için imha kararı almışsa, Avrupa dikkate alınmaz, gizli yapılır. Kaldı ki, biz deli miyiz deniliyor’."
Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/17/son/sonsiy10.asp) http://www.politikcity.de/forum/./images/misc/external.png http://www.politikcity.de/forum/./images/misc/external.png
[quote=Telli Baba]Vakit, bu kez de Sezer'i Öcalan'la karşılaştırdı!
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/17/son/resim/sonsiy10.jpg
İSTANBUL(ANKA)
Bu propagandist gazete sabahtan aksama kadar zaten istedigini ve bildigini yaziyor. Bu kadar yanlis ve gerceklerle hic bagdasmayan bir kiyaslama yapan bu gazeteyi kim ciddiye alabilir ki? Sunu da vurgulamak istiyorum, bir demokraside farkli düsünceler olur ve bu da gayet normaldir. Elbette herkes ayni düsünmek mecburiyetinde degildir. Ben bu gazeteyi kesinlikle savunmuyorum, suc isliyorsa yada bölücülük yapiyorsa mahkemeye versinler.
chemiker bagi
17.04.06, 23:31
Ja schieb ihn in die Armenier ecke. So ist es schön. Was dir nicht passt, wird zum Armenier. Wer diese schwachsinnige Kopftuchverbot für Studentinnen verurteilt wird zum Armenier. Personen, welche ihre Religion ernst nehmen, dürfen nicht ins öffentliche Gebäuden. Verurteilt man dies, wird man zum Armenier. Ich dachte immer der Staat vertritt die Interessen der Bürger und nicht umgekehrt.
Mal sehen wie lange es dauert bis RTE und die AKP zum Armenier werden.
Naja, Juden, PKK-simphatisanten, Islamofaschisten und Staatsdiebe sind sie ja schon.. Dauert sicher nicht mehr lange bis sie als nächstes dann den "Armenier" Stempel auf ihre stirne bekommen..
chemiker bagi
17.04.06, 23:35
....
Atatürk und seine "möchtegern Söhne", wie hier genannt wurde, waren keine Faschisten. Solche Beleidigungen verdienen noch ganz andere Antworten, aber ich lasse es dabei.
Das ist keine Beleidigung sondern eine tatsache!
Das ist keine Beleidigung sondern eine tatsache!
Leider verdanken auch Sie diesen "Faschisten" viel !
Ich bedauere das sehr.
chemiker bagi
17.04.06, 23:45
Leider verdanken auch Sie diesen "Faschisten" viel !
Ich bedauere das sehr.
Was z.B.? Das ich nur in dieser Gott verdammten Gegend mein leben weiter Führen muss, ist doch wegen diesen Banditen. Aber Dank der jetzigen Regierung sieht es seit einpaar Jahren besser aus und ich plane schon spätestes nächstes Jahr wieder in die Tr zurück zu kehren.
Was z.B.? Das ich nur in dieser Gott verdammten Gegend mein leben weiter Führen muss, ist doch wegen diesen Banditen. Aber Dank der jetzigen Regierung sieht es seit einpaar Jahren besser aus und ich plane schon spätestes nächstes Jahr wieder in die Tr zurück zu kehren.
Warum nicht, ist doch Ihr befreites Land. Aber Banditen lauern überall, vergessen Sie das nicht !
chemiker bagi
17.04.06, 23:56
Warum nicht, ist doch Ihr befreites Land. Aber Banditen lauern überall, vergessen Sie das nicht !
Wenn ich Sie mal Fragen darf, wie lange lebten Sie in der Türkei?
Wenn ich Sie mal Fragen darf, wie lange lebten Sie in der Türkei?
Es kommt nicht darauf an, wielange ich in der Türkei lebte. Ich kannte noch meine Großeltern. Ich kenne deren Vorfahren, ich kenne die Geschichte unserer Helden und ich kenne die türkische Geschichte, soweit es mir erlaubt war, sie einzustudieren.
Reicht das !
Und reicht mein erhobenes Haupt, wenn ich durch die Welt gehe und sagen kann ich bin eine "Türkin". Reicht das ???
chemiker bagi
18.04.06, 00:05
Es kommt nicht darauf an, wielange ich in der Türkei lebte. Ich kannte noch meine Großeltern. Ich kenne deren Vorfahren, ich kenne die Geschichte unserer Helden und ich kenne die türkische Geschichte, soweit es mir erlaubt war, sie einzustudieren.
Reicht das !
Und reicht mein erhobenes Haupt, wenn ich durch die Welt gehe und sagen kann ich bin eine "Türkin". Reicht das ???
Ob es reicht oder nicht kann nicht ich entscheiden bzw. beurteilen! Ich stelle Ihre Nationalliebe auch nicht in Frage, als Türke erkennt man das. Ich wollte nur mal wissen ob Sie überhaupt mal in der TR eine längere Zeit mal waren und das dortige leben selbst erlebten. Z.B. die beiden letzten Kriesen. Mal ehrlich ich wollte doch nicht ihre liebe zum Türkentum und Türkin zu sein in Frage stellen..
Ob es reicht oder nicht kann nicht ich entscheiden bzw. beurteilen! Ich stelle Ihre Nationalliebe auch nicht in Frage, als Türke erkennt man das. Ich wollte nur mal wissen ob Sie überhaupt mal in der TR eine längere Zeit mal waren und das dortige leben selbst erlebten. Z.B. die beiden letzten Kriesen. Mal ehrlich ich wollte doch nicht ihre liebe zum Türkentum und Türkin zu sein in Frage stellen..
Mein lieber Landsmann,
manchmal wünschte ich mir, daß alle 70 mio. Menschen in der Türkei eine längere Zeit in Europa verbracht hätten, damit sie ihre Geschichte und ihre Gegenwart sich besser bewußt wären. Dann würden solche Angiftungen über Atatürk und seine Freunde nämlich versickern. Mir hat es sehr geholfen, meine Geschichte und meine Gegenwart von hier aus bewußter wahrzunehmen.
Sie können alles in einer Demokratie anprangern, aber nicht die Säulen der Demokratie.
Sie können Freiheiten fordern, aber nennen Sie nicht diejenigen "Faschisten" und verachten Sie nicht die, die für uns ein freies Land hinterlassen haben. Es reicht schon, wenn alle Welt z.Zt. uns Faschisten nennt, jetzt kommen Sie an und fragen mich, wie lange ich in der Türkei gelebt hätte.
Soll ich Ihnen mal was sagen: "Mehr als Sie" ! Denn ich war nie getrennt von der Einstellung, daß es immer noch unser "freies Land" ist.
Lieber bin ich unterdrückt von meinen Faschisten als von "fremden Faschisten", wenn ich mal ihre Worte benutzen sollte.
Unterdrückt sieht die Türkei aber wohl nicht aus, eher ausgebeutelt in Terror und Angst und miesen politischen Machenschaften und Politikern, die mehr an sich gedacht haben, als an ihr Volk.
Hammerlord
18.04.06, 00:59
Also ich habe mich mit Atatürk noch nicht beschäftigt. Ich sollte eigentlich mal damit anfangen, nur weiß ich noch nicht welche Literatur ich lesen soll. Mein türkisch ist auch grauenhaft. Staatliche Bücher sollte man meiner Meinung nach vermeiden. Aber ich habe Fragen zum Thema.
Es wird immer so dargestellt als ob ohne ihn Servres Fakt wäre. Ist er die einzige Stütze des Befreiungskampfes gewesen, gab es da kein Kazim Karabekir und andere.
Sein Name wird immer erwähnt, wenn es über die Schlacht um die Dardanellen gesprochen wird, als ob er den größten Anteil am Erfolg hatte. War nicht ein deutscher der oberste General der Streitkräfte bei diesem Kampf?
Und dann habe ich noch folgendes:
Hat er das traditionelle Fez verboten und bei der Durchsetzung auch gewallt angewandt, vor allem an der Schwarzmeerküste?
Hat er versucht den Koran ins türkische zu übersetzen und diese anstatt des ursprünglichen als Basis für religiöse Angelegenheiten durchzusetzen?
Ist er gegen muslimische Bruderschaften mit Gewallt vorgegangen
Hat er aufgefordert das Gebet und Muezzin in Moscheen nur noch in Türkisch verrichtet wird?
Hat er nicht durch das strikte verändern der Sprache und Schrift die Türken ihrer Vergangenheit und damit der Identität geraubt
Hat er nicht mit dem Vorwand eines Attentatsversuchs sich zum Diktator gemacht und ein Teil der Opposition beseitigt?
Habe auch gehört, dass ein Gericht Kazim Karabekir verurteilen wollte, aber dies nicht tat weil ein Großteil der Armee auf der Seite von Karabekir stand?
Hat er Archivmaterialien als Altpapier verkauft oder als Brennholz benutzt?
Gabe es nach der Gründung der Republik, Bücher oder Lehrmaterial mit Inhalten wie alle Völker stammen von den Türken? Und jetzt noch ein Gerücht was um den 80er Militärputsch geht, und zwar dass eine Abteilung der Streitkräfte für die Links, Rechts Unruhen gesorgt hat und das Eingreifen selbst eigentlich zum eindämmen der religiösen Kräfte galt?
Vorab ich habe eine Meinung über Atatürk, wegen mangeldes Wissen, bis jetzt vermieden.
chemiker bagi
18.04.06, 01:25
Mein lieber Landsmann,
manchmal wünschte ich mir, daß alle 70 mio. Menschen in der Türkei eine längere Zeit in Europa verbracht hätten, damit sie ihre Geschichte und ihre Gegenwart sich besser bewußt wären. Dann würden solche Angiftungen über Atatürk und seine Freunde nämlich versickern. Mir hat es sehr geholfen, meine Geschichte und meine Gegenwart von hier aus bewußter wahrzunehmen.
Sie können alles in einer Demokratie anprangern, aber nicht die Säulen der Demokratie.
Sie können Freiheiten fordern, aber nennen Sie nicht diejenigen "Faschisten" und verachten Sie nicht die, die für uns ein freies Land hinterlassen haben. Es reicht schon, wenn alle Welt z.Zt. uns Faschisten nennt, jetzt kommen Sie an und fragen mich, wie lange ich in der Türkei gelebt hätte.
Soll ich Ihnen mal was sagen: "Mehr als Sie" ! Denn ich war nie getrennt von der Einstellung, daß es immer noch unser "freies Land" ist.
Lieber bin ich unterdrückt von meinen Faschisten als von "fremden Faschisten", wenn ich mal ihre Worte benutzen sollte.
Unterdrückt sieht die Türkei aber wohl nicht aus, eher ausgebeutelt in Terror und Angst und miesen politischen Machenschaften und Politikern, die mehr an sich gedacht haben, als an ihr Volk.
Soll ich Ihnen mal was sagen: "Mehr als Sie" ! Denn ich war nie getrennt von der Einstellung, daß es immer noch unser "freies Land" ist. Woher wollen Sie das wissen?
Also ich habe mich mit Atatürk noch nicht beschäftigt. Ich sollte eigentlich mal damit anfangen, nur weiß ich noch nicht welche Literatur ich lesen soll. Mein türkisch ist auch grauenhaft. Staatliche Bücher sollte man meiner Meinung nach vermeiden. Aber ich habe Fragen zum Thema.
Es wird immer so dargestellt als ob ohne ihn Servres Fakt wäre. Ist er die einzige Stütze des Befreiungskampfes gewesen, gab es da kein Kazim Karabekir und andere.
Sein Name wird immer erwähnt, wenn es über die Schlacht um die Dardanellen gesprochen wird, als ob er den größten Anteil am Erfolg hatte. War nicht ein deutscher der oberste General der Streitkräfte bei diesem Kampf?
Und dann habe ich noch folgendes:
Hat er das traditionelle Fez verboten und bei der Durchsetzung auch gewallt angewandt, vor allem an der Schwarzmeerküste?
Hat er versucht den Koran ins türkische zu übersetzen und diese anstatt des ursprünglichen als Basis für religiöse Angelegenheiten durchzusetzen?
Ist er gegen muslimische Bruderschaften mit Gewallt vorgegangen
Hat er aufgefordert das Gebet und Muezzin in Moscheen nur noch in Türkisch verrichtet wird?
Hat er nicht durch das strikte verändern der Sprache und Schrift die Türken ihrer Vergangenheit und damit der Identität geraubt
Hat er nicht mit dem Vorwand eines Attentatsversuchs sich zum Diktator gemacht und ein Teil der Opposition beseitigt?
Habe auch gehört, dass ein Gericht Kazim Karabekir verurteilen wollte, aber dies nicht tat weil ein Großteil der Armee auf der Seite von Karabekir stand?
Hat er Archivmaterialien als Altpapier verkauft oder als Brennholz benutzt?
Gabe es nach der Gründung der Republik, Bücher oder Lehrmaterial mit Inhalten wie alle Völker stammen von den Türken?Und jetzt noch ein Gerücht was um den 80er Militärputsch geht, und zwar dass eine Abteilung der Streitkräfte für die Links, Rechts Unruhen gesorgt hat und das Eingreifen selbst eigentlich zum eindämmen der religiösen Kräfte galt?
Vorab ich habe eine Meinung über Atatürk, wegen mangeldes Wissen, bis jetzt vermieden.
Lieber Landsmann,
bloß keine falsche Bescheidenheit. Sie haben sich verdammt gut schon mit unserem Mustafa Kemal Atatürk beschäftigt. Es spricht viel Wissen aus Ihren Fragen.
Mit Ihrem "Türkisch" machen Sie sich keine Sorgen. Machen Sie sich lieber Gedanken über einen "Fez" ! Ich habe auch einen zum Andenken an einen Marokkaner, dem ich das vom Kopf abgekauft habe. Und ganz billig. Ich habe gut gefeilscht.
Die Geschichte ist die:
Es eröffnete eine marokkanische Ausstellung bei uns hier in der Nähe. Also ging ich auch hin, um zu schauen, was die so ausstellen und verkaufen. Alles gut ausgebildete Studenten aus Agadir, die ein Stück Marokko hier präsentierten. Mir gefiel zum Kauf nur der "Fez" auf dem Kopf eines Verkäufers. Ich fragte ihn, was denn der Fez kosten würde. Er fragte, woher ich käme. Ich sagte ganz stolz "Türkei". Daraufhin verzog sich sein Gesicht und er wurde arrogant und entgegnete mir:
"Ja, ja euer Atatürk hat euch den Fez weggenommen, was für eine Schande".
Ich antwortete ihm: "Ja, den Fez sind wir los, aber unsere Muttersprache ist noch Türkisch, Deine Muttersprache ist Französisch. So gut wie Du könnte ich nie Französisch lernen"
Ok.
Ach übrigens nicht nur den Fez hat er abgeschafft, zu meinem großen Glück und Freude noch den schwarzen Schleier ! Ein türkisches Gewand ? Keinesweg, wir Türkinnen tragen gerne bunt, kunter bunt !
Also zum Thema Türkisch: Wir haben alle Probleme uns in unserer Sprache gut auszudrücken. Aber hilfreich ist doch, es weiterzuentwickeln. Vielleicht lesen Sie doch mal ab und zu auch staatliche Bücher. Dann suchen Sie dort die Stellen raus, wo uns ein "deutscher General" zum Sieg maßgeblich geholfen hat. Diesen Helden will ich dann ehren. Schande über mein Haupt !
Wie kann ich andere Generäle vergessen haben ?
Wenn Sie über Schwarzes Meer sprechen, dann haben Sie die Richtige vor sich. Ich komme da her. Jeder, der dort mir übern Weg gelaufen ist, ein "großer Verehrer" eines Kemal Paschas. Die Gegend ist eh berüchtigt für fanatische Liebe zu einem großen Staatsmann, den die Welt nicht einmal in 1000 Jahren hervorbringen wird. Das gebe ich Ihnen aufm Weg. Also erzählen Sie mir nix über deutsche Generäle und Greueltaten eines Türken, der nicht gewußt haben soll, was er tat.
Auch er ein Mensch, dem Fehler unterlaufen sein mögen. Wer mißt sich mit einem Gott, nicht wahr. Wenigstens hat er uns nicht beigebracht auch noch zu sagen: "Jawohl mein Sahip" !!! Ok.
Manchmal, wenn ich in Istanbul vor "Sultan Ahmet Camii" sitze und mir diese schöne Moschee betrachte, bekomme ich jedesmal Herzrasen, bei dem Gedanken, daß wir - wenn alles anders gekommen wäre - evtl. die Türputzer dieses edlen Bauwerkes und großen Moschees gewesen wären, und der Muezzin wahrscheinlich für immer geschwiegen hätte.
Dabei über sieben Hügeln erklingt 5 x am Tag der Ruf des Muezzins, was mich immer an die Geschichte meines Landes erinnert. In keinem anderen moslemischen Land gibt es saubere Moscheen und freiere Menschen. Das nebenbei. Wir haben Religionsfreiheit !
Also, Ihre ganzen Fragen werden beantwortet sein, wenn Sie sich mehr Ihrer Sprache widmen, als mir irgendwas von Helden der deutschen Generäle erzählen. Die hatten auch andere Helden, von denen Sie lieber auch lernen sollten.
Wie dem auch sei, glauben Sie an das was Sie sowieso glauben, aber schändigen Sie bitte nicht das Andenken unseres geliebten Atatürks in der Art und Weise. Und keine Sorge, die große Demokratie wird hoffentlich irgendwann kommen. Haben wir uns doch endlich verdient nach vielen schweren Jahren der Unterdrückung !
Selam
Woher wollen Sie das wissen?
Ich habe mir selber Gedanken gemacht, da Sie mich noch nicht genau aufgeklärt haben. Vielleicht tun Sie das mal ausführlicher.
chemiker bagi
18.04.06, 01:46
Lieber Landsmann,
bloß keine falsche Bescheidenheit. Sie haben sich verdammt gut schon mit unserem Mustafa Kemal Atatürk beschäftigt. Es spricht viel Wissen aus Ihren Fragen.
Mit Ihrem "Türkisch" machen Sie sich keine Sorgen. Machen Sie sich lieber Gedanken über einen "Fez" ! Ich habe auch einen zum Andenken an einen Marokkaner, dem ich das vom Kopf abgekauft habe. Und ganz billig. Ich habe gut gefeilscht.
Die Geschichte ist die:
Es eröffnete eine marokkanische Ausstellung bei uns hier in der Nähe. Also ging ich auch hin, um zu schauen, was die so ausstellen und verkaufen. Alles gut ausgebildete Studenten aus Agadir, die ein Stück Marokko hier präsentierten. Mir gefiel zum Kauf nur der "Fez" auf dem Kopf eines Verkäufers. Ich fragte ihn, was denn der Fez kosten würde. Er fragte, woher ich käme. Ich sagte ganz stolz "Türkei". Daraufhin verzog sich sein Gesicht und er wurde arrogant und entgegnete mir:
"Ja, ja euer Atatürk hat euch den Fez weggenommen, was für eine Schande".
Ich antwortete ihm: "Ja, den Fez sind wir los, aber unsere Muttersprache ist noch Türkisch, Deine Muttersprache ist Französisch. So gut wie Du könnte ich nie Französisch lernen"
Ok.
Ach übrigens nicht nur den Fez hat er abgeschafft, zu meinem großen Glück und Freude noch den schwarzen Schleier ! Ein türkisches Gewand ? Keinesweg, wir Türkinnen tragen gerne bunt, kunter bunt !
Also zum Thema Türkisch: Wir haben alle Probleme uns in unserer Sprache gut auszudrücken. Aber hilfreich ist doch, es weiterzuentwickeln. Vielleicht lesen Sie doch mal ab und zu auch staatliche Bücher. Dann suchen Sie dort die Stellen raus, wo uns ein "deutscher General" zum Sieg maßgeblich geholfen hat. Diesen Helden will ich dann ehren. Schande über mein Haupt !
Wie kann ich andere Generäle vergessen haben ?
Wenn Sie über Schwarzes Meer sprechen, dann haben Sie die Richtige vor sich. Ich komme da her. Jeder, der dort mir übern Weg gelaufen ist, ein "großer Verehrer" eines Kemal Paschas. Die Gegend ist eh berüchtigt für fanatische Liebe zu einem großen Staatsmann, den die Welt nicht einmal in 1000 Jahren hervorbringen wird. Das gebe ich Ihnen aufm Weg. Also erzählen Sie mir nix über deutsche Generäle und Greueltaten eines Türken, der nicht gewußt haben soll, was er tat.
Auch er ein Mensch, dem Fehler unterlaufen sein mögen. Wer mißt sich mit einem Gott, nicht wahr. Wenigstens hat er uns nicht beigebracht auch noch zu sagen: "Jawohl mein Sahip" !!! Ok.
Manchmal, wenn ich in Istanbul vor "Sultan Ahmet Camii" sitze und mir diese schöne Moschee betrachte, bekomme ich jedesmal Herzrasen, bei dem Gedanken, daß wir - wenn alles anders gekommen wäre - evtl. die Türputzer dieses edlen Bauwerkes und großen Moschees gewesen wären, und der Muezzin wahrscheinlich für immer geschwiegen hätte.
Dabei über sieben Hügeln erklingt 5 x am Tag der Ruf des Muezzins, was mich immer an die Geschichte meines Landes erinnert. In keinem anderen moslemischen Land gibt es saubere Moscheen und freiere Menschen. Das nebenbei. Wir haben Religionsfreiheit !
Also, Ihre ganzen Fragen werden beantwortet sein, wenn Sie sich mehr Ihrer Sprache widmen, als mir irgendwas von Helden der deutschen Generäle erzählen. Die hatten auch andere Helden, von denen Sie lieber auch lernen sollten.
Wie dem auch sei, glauben Sie an das was Sie sowieso glauben, aber schändigen Sie bitte nicht das Andenken unseres geliebten Atatürks in der Art und Weise. Und keine Sorge, die große Demokratie wird hoffentlich irgendwann kommen. Haben wir uns doch endlich verdient nach vielen schweren Jahren der Unterdrückung !
Selam
Ach übrigens nicht nur den Fez hat er abgeschafft, zu meinem großen Glück und Freude noch den schwarzen Schleier ! Ein türkisches Gewand ? Keinesweg, wir Türkinnen tragen gerne bunt, kunter bunt !
Ja super und statt dem hat er dann uns französiche fetzen vorgestellt:rolleyes: Ich behaupte nun überhauptz nicht das diese Ninja Kleidung besser ist aber sie gehört genau so viel zur Türkischen Kultur dazu wie diese französischen dinger namens kleidung!
Ja super und statt dem hat er dann uns französiche fetzen vorgestellt super:rolleyes:
Ach wissen Sie. Meine Großmutter, eine gute gläubige Frau, war an einer der ersten Handarbeitsschule für Mädchen, die auch durch Mustafa Kemal Atatürk in Samsun eröffnete, Lehrerin. Sie erzählte, wie sie sich freuten, sich für die Schule fein zu machen, genauso wie die Schülerrinnen. Und meine Großmutter trug aber in ihrer Freizeit immer den "Peschtamal". Ich kenne sie nur so. Schön mit dezenten Streifen, so wie es an der Schwarzmeerküste üblich ist.
Also, niemand hat niemanden unterdrückt, aber viel neues geschaffen. Ich freue mich darüber. Sie doch auch ?
Chemiker bagi,
uns waren französische Düfte und Stoffe eigentlich nie ein Fremdwort.
chemiker bagi
18.04.06, 01:57
Ach wissen Sie. Meine Großmutter, eine gute gläubige Frau, war an einer der ersten Handarbeitsschule für Mädchen, die auch durch Mustafa Kemal Atatürk in Samsun eröffnete, Lehrerin. Sie erzählte, wie sie sich freuten, sich für die Schule fein zu machen, genauso wie die Schülerrinnen. Und meine Großmutter trug aber in ihrer Freizeit immer den "Peschtamal". Ich kenne sie nur so. Schön mit dezenten Streifen, so wie es an der Schwarzmeerküste üblich ist.
Also, niemand hat niemanden unterdrückt, aber viel neues geschaffen. Ich freue mich darüber. Sie doch auch ?
Naja in meiner Familie, ausser meiner verstorbenen Großmutter, sind auch alle offen. Aber ich habe genug Kolleginnen die das leider nicht so optimistisch sehen können, weil sie wegen ihrer Bedeckung nicht mal Studieren dürfen und so weit weck ihr glück für ein Studium/Diplom suchen müssen.
chemiker bagi
18.04.06, 01:59
Chemiker bagi,
uns waren französische Düfte und Stoffe eigentlich nie ein Fremdwort.
Meinen sie damit die Kosmetik und die Mode? Bei Kosmetik kann ich nichts behaupten aber von der Mode sehr wohl!
Meinen sie damit die Kosmetik und die Mode? Bei Kosmetik kann ich nichts behaupten aber von der Mode sehr wohl!
Ich bitte Sie, wir Türkinnen auch am Hofe waren schön und dufteten nach Paris. Wissen Sie das nicht ?
chemiker bagi
18.04.06, 02:03
Ich bitte Sie, wir Türkinnen auch am Hofe waren schön und dufteten nach Paris. Wissen Sie das nicht ?
OOOO aber natürlich!:lach: Aber nicht nach Paris, sondern nach fast Göttlichem!:lach:
chemiker bagi
18.04.06, 02:05
Ich bitte Sie, wir Türkinnen auch am Hofe waren schön ......... Wissen Sie das nicht ?
Ausserdem das mit schön, ja da kann ich Ihnen nur voll Zustimmen, denn die schönsten Frauen sind immer noch die Anatolischen Frauen. Natürlich in meinen Augen!:)
Naja in meiner Familie, ausser meiner verstorbenen Großmutter, sind auch alle offen. Aber ich habe genug Kolleginnen die das leider nicht so optimistisch sehen können, weil sie wegen ihrer Bedeckung nicht mal Studieren dürfen und so weit weck ihr glück für ein Studium/Diplom suchen müssen.
In meiner Familie ist es bunt gemischt. Aber diese Fragen sind Fragen, über die man zivilisiert sprechen kann.
Jedenfalls bitte ich Sie ganz höflich, um das Andenken eines Kemal Paschas, ihn und seine Freunde, die uns ein Andenken - sehr wertvoll - hinterlassen haben, nicht zu schändigen. Was wir aus diesem Andenken, Toleranz und Freiheit machen und reden, ist eine andere Sache.
Ich sage es nocheinmal, die Welt beneidet uns für die Hinterlassenschaft. Vergessen wir das nicht. Sonst würde es uns heute nicht so gehen, wie es uns geht. Wir sind sehr gefragt !:motz:
Ausserdem das mit schön, ja da kann ich Ihnen nur voll Zustimmen, denn die schönsten Frauen sind immer noch die Anatolischen Frauen. Natürlich in meinen Augen!:)
Sagte Mustafa Kemal und zeigte ihr ihr Gesicht !
Vorallem beeindrucken mich alte Fotos, wo ich Frauen sehe, die alle zusammen angestrengt sitzen um Schreiben und Lesen zu lernen.
OOOO aber natürlich!:lach: Aber nicht nach Paris, sondern nach fast Göttlichem!:lach:
Chemiker Bagi,
als gute Muslimin würde ich in diesem Zusammenhang aber nicht von was "Göttlichem" sprechen.:)
chemiker bagi
18.04.06, 02:19
Sagte Mustafa Kemal und zeigte ihr ihr Gesicht !
Vorallem beeindrucken mich alte Fotos, wo ich Frauen sehe, die alle zusammen angestrengt sitzen um Schreiben und Lesen zu lernen.
Naja heutzutage geht es leider mehr um nur die Gesichtsbedeckung.. Ausserdem wenn sich die Frau Verschleiern möchte was interessiert es dann einen Mann?
chemiker bagi
18.04.06, 02:21
Chemiker Bagi,
als gute Muslimin würde ich in diesem Zusammenhang aber nicht von was "Göttlichem" sprechen.:)
Ich schon, als Allah uns Erschaffen hatte gab er dem Mann sowie der Frau ein Teil(Nur) von Ihm..
Hammerlord
18.04.06, 02:22
Liebe Zübeyde,
auch meine Familie kommt aus dem Karadeniz.. Beide Elternteile aus Rize. Zum Fez: Meine Frage war, ob er es mit Gewalt durchgesetzt hat? Man sagt, dass es tausende Tode gab. Ich glaube in Trabzon soll es geschehen sein.
Sie stellen die Geschichte so dar, als ob es ohne Mustafa Kemal Atatürk kein Widerstandsbewegung gegeben hätte u.s.w.. Das glaube ich aber nicht.
Mann sagt sogar, dass er vom Sultan damit beauftragt wurde.
Wenn Studentinnen mit Kopftuch nicht studieren dürfen, dann kann man nicht von Religionsfreiheit reden. Dürfen Moscheen gebaut werden, die nicht dem Diyanet unterstehen?
Guten Nacht
Naja heutzutage geht es leider mehr um nur die Gesichtsbedeckung.. Ausserdem wenn sich die Frau Verschleiern möchte was interessiert es dann einen Mann?
Es gibt immer noch zu sehen überall verschleierte Frauen. Niemand wird vorgeführ. Aber der Schleier ist nicht unser Gewand. Die türkische Frau zeigt gerne ihr Gesicht. Das wissen Sie besser als ich.
Wissen Sie doch auch, was die Frauen in Saudi-Arabien unter ihrem Schleier tragen. Was soll das ?
Unser Problem ist auch nicht der Schleier Chemiker Bagi.
Aber noch zum Schluß: Wenn wir vor Jahrhunderten nicht große Gegner vor uns hätten, hätten wir heute nicht diese langen Diskussionen. Mustafa Kemal und seine Freunde bedeuten mir Unabhängigkeit. Und das waren die Türken schon immer und werden es auch bleiben. Suchen wir unsere Feinde woanders.
Iyi geceler !:)
Ich schon, als Allah uns Erschaffen hatte gab er dem Mann sowie der Frau ein Teil(Nur) von Ihm..
Ich hoffe, dementsprechend behandeln sie auch den "kleinen Teil".
Also "großzügig" meine ich.
chemiker bagi
18.04.06, 02:32
Es gibt immer noch zu sehen überall verschleierte Frauen. Niemand wird vorgeführ. Aber der Schleier ist nicht unser Gewand. Die türkische Frau zeigt gerne ihr Gesicht. Das wissen Sie besser als ich.
Wissen Sie doch auch, was die Frauen in Saudi-Arabien unter ihrem Schleier tragen. Was soll das ?
Unser Problem ist auch nicht der Schleier Chemiker Bagi.
Aber noch zum Schluß: Wenn wir vor Jahrhunderten nicht große Gegner vor uns hätten, hätten wir heute nicht diese langen Diskussionen. Mustafa Kemal und seine Freunde bedeuten mir Unabhängigkeit. Und das waren die Türken schon immer und werden es auch bleiben. Suchen wir unsere Feinde woanders.
Iyi geceler !:)
Naja iyi Geceler liebe Zübeyde..
Liebe Zübeyde,
auch meine Familie kommt aus dem Karadeniz.. Beide Elternteile aus Rize. Zum Fez: Meine Frage war, ob er es mit Gewalt durchgesetzt hat? Man sagt, dass es tausende Tode gab. Ich glaube in Trabzon soll es geschehen sein.
Sie stellen die Geschichte so dar, als ob es ohne Mustafa Kemal Atatürk kein Widerstandsbewegung gegeben hätte u.s.w.. Das glaube ich aber nicht.
Mann sagt sogar, dass er vom Sultan damit beauftragt wurde.
Wenn Studentinnen mit Kopftuch nicht studieren dürfen, dann kann man nicht von Religionsfreiheit reden. Dürfen Moscheen gebaut werden, die nicht dem Diyanet unterstehen?
Guten Nacht
Lieber Landsmann,
wir sind ein Gemisch zwischen Trabzon und Samsun. Ich freue mich Ihrer Bekanntschaft.
Ja, ich habe viel über diese Widerstände gehört. Aber ich habe Ihnen auch viel über andere Sachen geschrieben. Ich wünschte wir könnten eine Mitte finden, was uns beide zufriedenstellen könnte. Und wissen Sie, vielleicht hat mich in der Geschichte mehr die Freiheit und die Unabhängigkeit und die großen Taten unserer Frauen und Männer beeindruckt, als ein Fez.
Kennen Sie auch die Geschichten, wo am Schwarzen Meer die Frauen, ihre Haare kurz schnitten, sich als Männer kleideten und mit der Euphorie eines Namens von Kemal Pascha das Land versucht haben zu retten. Sie hätten sich alles entledigt, was sie als Frauen bekannt machen könnte. Können Sie mich verstehen ? Wissen Sie ich kenne Dörfer, wo wir hinterhältigen Massakern zum Opfer geworden sind. Und all diese Geschichten, wo auch der Name "Türke" nichts wert war, machen mich heute sehr stolz.
Ich versuche Sie zu verstehen, aber bitte Sie instendig, nennen Sie diese nicht Faschisten. Es sind unsere türkischen Helden. Genauso wie Sie und ich darauf stolz sind, daß Kara Deniz unser Land ist und frei ist.
Über alles andere mögen sich die Politiker die Köpfe zusammenschlagen. Aber ich bin Ihre Landsmännin und keine Faschistin. Es gibt rote Richtlinien. Aber die sollten uns nicht entfremden.
Iyi geceler.
TurkishWarLord
18.04.06, 04:31
Lieber Landsmann,
wir sind ein Gemisch zwischen Trabzon und Samsun. Ich freue mich Ihrer Bekanntschaft.
Ja, ich habe viel über diese Widerstände gehört. Aber ich habe Ihnen auch viel über andere Sachen geschrieben. Ich wünschte wir könnten eine Mitte finden, was uns beide zufriedenstellen könnte. Und wissen Sie, vielleicht hat mich in der Geschichte mehr die Freiheit und die Unabhängigkeit und die großen Taten unserer Frauen und Männer beeindruckt, als ein Fez.
Kennen Sie auch die Geschichten, wo am Schwarzen Meer die Frauen, ihre Haare kurz schnitten, sich als Männer kleideten und mit der Euphorie eines Namens von Kemal Pascha das Land versucht haben zu retten. Sie hätten sich alles entledigt, was sie als Frauen bekannt machen könnte. Können Sie mich verstehen ? Wissen Sie ich kenne Dörfer, wo wir hinterhältigen Massakern zum Opfer geworden sind. Und all diese Geschichten, wo auch der Name "Türke" nichts wert war, machen mich heute sehr stolz.
Ich versuche Sie zu verstehen, aber bitte Sie instendig, nennen Sie diese nicht Faschisten. Es sind unsere türkischen Helden. Genauso wie Sie und ich darauf stolz sind, daß Kara Deniz unser Land ist und frei ist.
Über alles andere mögen sich die Politiker die Köpfe zusammenschlagen. Aber ich bin Ihre Landsmännin und keine Faschistin. Es gibt rote Richtlinien. Aber die sollten uns nicht entfremden.
Iyi geceler.
Ich bin ein Nationalist der ATATÜRK bewundert, aber auch ein richtiger Moslem. Mit Atatürk ist es so, er war zwar ein Laizist, aber die heutigen Laizisten sind übertrieben und meiner Meinung jemand der den Laizismus übertreibt ist kein Moslem, weil er absolut gegen die Religion ist, genau so kann man es auch mit Hz. MOHAMMED (S.A.V) vorstellen, er sagt seit einfach diener ALLAHS und heutzutage übertreiben manche Moslems z.B. wenn die sagen Frauen dürfen dies nicht und das nciht. Ich habe den Koran selber ein bischen gelesen, auf Türkisch und Deutsch und besonders das mit den Frauen rechten, ach ja Hadise habe ich auch gelesen und dort stand drin das unser Prophet sogar ihrer Gatin beim Haushalt geholfen hatte da sieht man was für ein wundervoller und Frauen Respekt der Prophet hatte. Dann soll mir noch jemand behaupten im Islam sind Männer und Frauen nicht gleichberechtigt. Ich mache noch ein Bsp. Wie ihr wisst gibt es richtig Radikale Moslems die es übertreiben mit dem Islam, also dinge anordnen die garnicht im Islam es gibt bzw. die ebend übertrieben sind, z.B. für die Radikalen Moslems ist es so, das die Frauen nur ihre Augen zeigen dürfen bzw. bei den Taliban nicht mal das Gesicht zeigen dürfen (Burka), aber im Koran steht man soll die Hände und das ganze Gesicht sehen dürfen, versteht ihr wie ich das meine und dem entsprechend gibt es auch richtig Radikale Laizisten, die es in ihrem Laizistischem denken übertreiben, z.B. das Koptuchverbot in Unis in Staatgebäuden als ob dadurch der Laizismus vernichtet oder als ob der Staat Fundametalistisch wird.
Iyi geceler herkese
Gute Nacht euch allen
Telli Baba
18.04.06, 07:38
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/06/gazete/yazar/ic/k_pulur.gif
Sezer'in konuşmasını kesip saklayın...
BİR zamanlar Milliyet'in pazar ekinde "Kesip sakladıklarım" diye bir köşe vardı, nâdan bir yönetici, haber vermek gereğini dahi duymadan bir pazar o köşeyi kaldırdı.
Biz böyle kazalara ve arızalara alışık olduğumuzdan, tepki bile göstermedik, "Bir gün gelir lazım olur!" diyerek kesip saklamaya devam ettik. En son kesip sakladığımız, Cumhurbaşkanı Sezer'in Harp Akademileri'nde yaptığı konuşma. Size de öneririz. 13 Nisan 2006 tarihli gazetelerden bu konuşma metnini bulup saklayınız...
***
NİYE derseniz, ileride Sayın Sezer süresini doldurup görevden ayrıldıktan sonra, yerine gelecek olan AKP destekli cumhurbaşkanından böyle sözler duyamayabilirsiniz, ya da okumayabilirsiniz.
***
MESELA AKP'nin desteğiyle seçilen bir cumhurbaşkanı, Tayyip Erdoğan şöyle der mi?
"İrtica tehdit, kaygı verecek boyutlara ulaşmıştır. Türkiye'nin bu tehdide karşı en büyük güvencesi laik düzendir. İrtica siyaset, eğitime ve devlete sızmaya çalışmaktadır.(...) Laikliğin demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olduğu unutulmamalıdır."
Sayın Sezer'den sonra AKP desteğiyle seçilen bir cumhurbaşkanını, mesela Tayyip Erdoğan'ın böyle konuşacağını umut edebilir misiniz?
Tabii takiyye hariç...
O halde Sayın Sezer'in bu konuşmasını kesip saklayın, başınız sıkışınca açar okursunuz. "Hey gidi Türkiye hey! Böyle cumhurbaşkanları da gördü" diye hasret giderirsiniz...
***
SEZER'den sonra AKP desteğiyle seçilecek olan cumhurbaşkanının, mesela Tayyip Erdoğan'ın şöyle diyeceğini hayal edebilir misiniz?
"Türkiye Cumhuriyetini ileriye götürecek ve geleceğe taşıyacak ana öğeler laiklik ve çağdaşlıktır. Bu konuda asla ödün verilmemesi temel ilkemizdir."
Sayın Sezer'den sonra gelecek olan, AKP destekli, mesela Tayyip Erdoğan gibi bir cumhurbaşkanının bunları söyleyeceğine inanır mısınız?
Geçmişinde "Laiklik elden gidiyormuş, elbette gidecek, millet isterse gidecek" diyen birinden bunları işitmek mümkün mü?
Takiyye hariç...
O halde, Sayın Sezer'in bu konuşmasını kesip saklayın, gerektiğinde, açıp okur, "Hey gidi Türkiye hey! Ne cumhurbaşkanları geldi, geçti!" diye hasret giderirsiniz...
***
ACABA AKP destekli yeni cumhurbaşkanı ordu için şunları söyler mi?
"Esin kaynağını Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk'ten alan şanlı Türk ordusunu yıpratma etkinlikleri, akılla ve yurtseverlik duygularıyla bağdaştırılabilecek bir durum değildir."
Evet, AKP destekli bir cumhurbaşkanı bunları söyler mi?
Takiyye hariç...
Onun için, gerektiği zaman okumak üzere, Sayın Sezer'in bu konuşmasını kesip saklayın.
***
YENİ cumhurbaşkanının, görev ve yetkilerini Sayın Sezer'in sözlerine uygun olarak kullanacağından emin misiniz?
Sezer diyor ki:
"Cumhurbaşkanının Anayasa uygulamasını gözetme görev ve yetkisiyle ant içtiği öğeler birlikte değerlendirildiğinde, yansızlığının siyasal yansızlık olduğu, Atatürk ilke ve devrimleri ile laik Cumhuriyet söz konusu edildiğinde bu değerlerden yana tutum takınmak zorunda olduğu görülecektir."
***
DİYELİM Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı seçildi. Sayın Sezer'in çizdiği görev ve yetki sınırları içinde kalacağından emin olabilir misiniz?
Takiyye hariç...
O halde Sayın Sezer'in konuşmasını kesip saklayın, hasret giderin!
Gidiş o gidiş!
h.pulur@milliyet.com.tr
Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/17/yazar/pulur.html) http://www.politikcity.de/forum/./images/misc/external.png
Hammerlord
18.04.06, 09:12
Ich kann dieses Wort takiyye nicht mehr hören. Ist wohl Mode geworden. Sogar in den deutschen Foren, wo gegen den Islam gehetzt wird, wird es verwendet.
Türkische Zentralbank hat mit
Durmus Yilmaz neuen Chef
Di Apr 18, 2006 3:19 MESZhttp://i.today.reuters.com/images/spacer.gif
Ankara (Reuters) -
Die Türkei hat nach wochenlangem Hin und Her einen neuen Zentralbankchef. Wie Wirtschaftsminister Ali Babacan am Dienstag bestätigte, rückt Board-Mitglied Durmus Yilmaz der Spitze der Notenbank des EU-Anwärterstaates.
Yilmaz war von der Regierung vorgeschlagen und von Präsident Ahmet Necdet Sezer bestätigt worden. Damit endete auch eine Zeit der Ungewissheit an den Finanzmärkten des Landes.
Sezer hatte im März die Ernennung des favorisierten Adnan Buyukdeniz verhindert, ohne seine Ablehnung zu begründen. Nach Ansicht von Beobachtern wollte der Präsident die Zahl islamistisch orientierter Führungspersönlichkeiten beschränken. Die Ablehnung galt als Rückschlag für Ministerpräsident Tayyip Erdogan, dem Kritiker eine wenig transparente Ernennungspolitik vorwerfen.
Nun soll Yilmaz die Nachfolge von Sureyya Serdengecti antreten, der an den Finanzmärkten hoch geschätzt wurde, nachdem er die Türkei 2001 aus einer tiefen Finanzkrise führte. Yilmaz, geboren 1947, trat 1980 in die Dienste der Zentralbank und ist seit drei Jahren Mitglied in ihrem Board. Volkswirte begrüßten seine Ernennung. Sein Name habe nicht zu denen gehört, die am höchsten gehandelt wurden, sagte Sonal Desai von Dresdner Kleinwort Wasserstein. "Yilmaz ist seit 1980 bei der Bank. Also wird er nicht die Erschütterungen auslösen, die mit einem völlig Außenstehenden gekommen wären. Der Markt sollte ziemlich zufrieden mit ihm sein."
Yilmaz selbst erklärte auf einer Pressekonferenz, er werde die Regierung bei ihrer Wachstums- und Arbeitsmarktpolitik unterstützen, sofern sie nicht mit dem Inflationsziel - fünf Prozent in diesem Jahr - kollidiert.
http://de.today.reuters.com/news/newsArticle.aspx?type=economic sNews&storyID=2006-04-18T131936Z_01_HUB847962_RTRDEO C_0_TUERKEI-ZENTRALBANK-YILMAZ-ZF.xml http://www.politikcity.de/forum/./images/misc/external.png
Mal denTeufel nicht an die Wand!
Außerdem war Menderes korrupt und hat das Land damals in die völlige wirtschaftliche Abhängigkeit von den USA geführt. Der damalige kurzzeitige wirtschaftliche Aufschwung war nichts als eine Seifenblase. Menderes kann man beim besten Willen nicht mit der heutigen Regierung vergleichen.
Jetzt wo du es sagst, kann man die beiden schon vergleichen. Nur hat den Platz der USA nun die EU eingenommen. :hallo;
chemiker bagi
18.04.06, 21:01
Ich bin ein Nationalist der ATATÜRK bewundert, aber auch ein richtiger Moslem. Mit Atatürk ist es so, er war zwar ein Laizist, aber die heutigen Laizisten sind übertrieben und meiner Meinung jemand der den Laizismus übertreibt ist kein Moslem, weil er absolut gegen die Religion ist, genau so kann man es auch mit Hz. MOHAMMED (S.A.V) vorstellen, er sagt seit einfach diener ALLAHS und heutzutage übertreiben manche Moslems z.B. wenn die sagen Frauen dürfen dies nicht und das nciht. Ich habe den Koran selber ein bischen gelesen, auf Türkisch und Deutsch und besonders das mit den Frauen rechten, ach ja Hadise habe ich auch gelesen und dort stand drin das unser Prophet sogar ihrer Gatin beim Haushalt geholfen hatte da sieht man was für ein wundervoller und Frauen Respekt der Prophet hatte. Dann soll mir noch jemand behaupten im Islam sind Männer und Frauen nicht gleichberechtigt. Ich mache noch ein Bsp. Wie ihr wisst gibt es richtig Radikale Moslems die es übertreiben mit dem Islam, also dinge anordnen die garnicht im Islam es gibt bzw. die ebend übertrieben sind, z.B. für die Radikalen Moslems ist es so, das die Frauen nur ihre Augen zeigen dürfen bzw. bei den Taliban nicht mal das Gesicht zeigen dürfen (Burka), aber im Koran steht man soll die Hände und das ganze Gesicht sehen dürfen, versteht ihr wie ich das meine und dem entsprechend gibt es auch richtig Radikale Laizisten, die es in ihrem Laizistischem denken übertreiben, z.B. das Koptuchverbot in Unis in Staatgebäuden als ob dadurch der Laizismus vernichtet oder als ob der Staat Fundametalistisch wird.
Iyi geceler herkese
Gute Nacht euch allen
Ich bin ein Nationalist der ATATÜRK bewundert, aber auch ein richtiger Moslem. Mit Atatürk ist es so, er war zwar ein Laizist, aber die heutigen Laizisten sind übertrieben und meiner Meinung jemand der den Laizismus übertreibt ist kein Moslem, weil er absolut gegen die Religion ist, genau so kann man es auch mit Hz. MOHAMMED (S.A.V) vorstellen, er sagt seit einfach diener ALLAHS und heutzutage übertreiben manche Moslems z.B. wenn die sagen Frauen dürfen dies nicht und das nciht.
Genau so sieht es aus!:aferin:
Hammerlord
18.04.06, 22:18
Hocam,
o zaman size soruyum:
Said-î Kürdî'nin adı 31 mart ayaklanmasına karışmadı mı?
Kürt Teali Cemiyeti kurucularından değil mi?
Adnan Menderes onun elini öpmedi mi?
Ich hatte mal vor langer Zeit über Said-i Nursi Berichte gelesen. So weit ich mich erinnern kann, handelt es sich bei den kurdischen Aufständen um eine andere Person als der Prediger Said-i Nursi. Beide haben den gleichen Namen. Und ich habe den Verdacht das diese Verwechslung oder Gleichsetzen der Personen beabsichtigt ist.
Ich habe mittlerweile mitbekommen, dass uns ein Orakel Namens DeryaTulga zur Seite steht. Wir sollten aber trotzdem mehr selbst nachforschen.
Zu Menderes, ich kann eure Meinungen über ihn erstmal nicht akzeptieren. Ich hege den Verdacht, dass ihm viel zu viel Unwahres angedichtet oder verfälscht wiedergegeben wird
TurkishWarLord
18.04.06, 23:19
Genau so sieht es aus!:aferin:
:türk:Ist doch war, wer das gegenteil behauptet ist so, als ob man Anzweifelt das 2+2=4 ist, genau so ist auch mein Text gewesen und deswegen, wer das gegenteil behauptet, na ja zu dem würde ich was sagen, aber ich lasse es lieber...
:türk:Ist doch war, wer das gegenteil behauptet ist so, als ob man Anzweifelt das 2+2=4 ist, genau so ist auch mein Text gewesen und deswegen, wer das gegenteil behauptet, na ja zu dem würde ich was sagen, aber ich lasse es lieber...
Hallo,
ich hab was dagegen. Sag, was Du sagen willst. Du schreibst, daß Laizisten keine Moslems sind. Du kannst Deine Kritik auch ausüben, ohne daß Du so was von Dir gibst. Dagegen hab ich was. Ich bin eine Moslemin. Du kannst mir das nicht abstreiten. Ok.
TurkishWarLord
19.04.06, 15:40
Hallo,
ich hab was dagegen. Sag, was Du sagen willst. Du schreibst, daß Laizisten keine Moslems sind. Du kannst Deine Kritik auch ausüben, ohne daß Du so was von Dir gibst. Dagegen hab ich was. Ich bin eine Moslemin. Du kannst mir das nicht abstreiten. Ok.
:türk: Zübeyde, warum liest du nicht genau meinen Text und schreibst unsinn hier. Ich habe geschrieben wenn du richtig lesen kannst, das die Radikalen Laizisten in meinen Augen keine Moslems sind, aber die normalen Laizisten wie es auch Atatürk war, waren Moslems, verstanden. Also erst meinen geschriebennen Text richtig lesen und verstehen, dann bitte kommentare abgeben. Ich denke das ist nicht zu viel verlangt oder?
PS: Lies bitte noch einmal den Text den ich geschrieben habe. Ich bitte dich darum, damit du mich nicht schon wieder falsch verstehst. Ich kann deine Meinung nähmlich nicht verstehen, weil ich genau 2 Bsp. im Text gemacht habe zwischen Laizisten und Radikale Laizisten, das ist so als ob Moslems und Radikale Moslems es sind verstehst du das, aber lies meinen Text sorgfälltig den ich um (Gestern 04.31 Uhr) geschrieben habe. Danke
Ich will mich hier nicht einmischen, aber eines muss ich sagen, weil es meine Pflicht als Moslem ist:
Nur Allah weiß, wer Moslem ist und nur Er entscheidet darüber, wessen Gebete angenommen werden und wessen nicht. Nur Ihm ist alles bekannt und zu Ihm werden wir alle, egal ob Moslem oder nicht, zurückkehren, um unsere Bücher in Empfang zu nehmen. Und dann werden wir alle in ihnen es schwarz auf weiß haben, wer was wann gemacht und gedacht hat.
Lasst euch nicht vom Shaitan dazu verführen, dass ihr entscheidet oder euch nur in den Mund den Satz nehmt "Du bist kein Moslem".
Lasst dies sein, so ist es besser für uns alle.
Selam
:türk: Zübeyde, warum liest du nicht genau meinen Text und schreibst unsinn hier. Ich habe geschrieben wenn du richtig lesen kannst, das die Radikalen Laizisten in meinen Augen keine Moslems sind, aber die normalen Laizisten wie es auch Atatürk war, waren Moslems, verstanden. Also erst meinen geschriebennen Text richtig lesen und verstehen, dann bitte kommentare abgeben. Ich denke das ist nicht zu viel verlangt oder?
PS: Lies bitte noch einmal den Text den ich geschrieben habe. Ich bitte dich darum, damit du mich nicht schon wieder falsch verstehst. Ich kann deine Meinung nähmlich nicht verstehen, weil ich genau 2 Bsp. im Text gemacht habe zwischen Laizisten und Radikale Laizisten, das ist so als ob Moslems und Radikale Moslems es sind verstehst du das, aber lies meinen Text sorgfälltig den ich um (Gestern 04.31 Uhr) geschrieben habe. Danke
Erklär mir nix. Deine Worte habe ich schon gut verstanden.
Deine abgegebenen Urteile gehen hiermit postwendend an Dich zurück.
Merkez Bankasinin baskanligina tayin edilen sahisin, haniminin basi örtülü.
yani,TC:Cumhurbaskani Sezerin reddettigi, daha önceki adayin, reddedilmesinin sebebi, haniminin basörtülü olmasi degil.sadece kariyerindeki eksiklikten dolayi reddedilmisti.
****
agizlarini her actiklarinda, Sayin Cumhurbaskanimiza iftira atan ve hakaret eden vakit ve yenisafak yazarlari özür dilemeyi düsünüyorlar mi acaba?
ottoman1299
02.05.06, 13:09
Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk " Sezer'in Kırmızı ışıkta durması onu sevimli kılar, ama Anayasaya aykırılığı kaldırmaz" dedi ve Sezer'in Cumhurbaşkanı seçilme biçimini "Anayasaya aykırı ve de gülünç" bulduğunu söyledi.
Kırmızı ışıkta sevimli ama anayasaya hâlâ aykırı
Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk, başkalarının yazdığı metinleri okuduğunu söylediği Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanı seçilme biçimini "Anayasaya aykırı ve de gülünç" buluyor
Türkiye yine zor bir dönemden geçiyor. Kasım 2005'de Şemdinli'de patlak veren olaylardan bu yana ülke hararetli tartışmaların içinde. Bir yandan artan terörle başa çıkmak bir yandan hukuki, siyasi sistemini evrensel ölçütlere ulaştırmak zorunda. Bunu yaparken de sistemin mevcut hastalıklarıyla baş etmek, geçmiş yanlışlarıyla hesaplaşmak durumunda.
Ortamı hareketlendiren Şemdinli Davası iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın adını geçirdiği için tartışmaların odağında kalan ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nca meslekten ihraç edilen savcı Ferhat Sarıkaya'ya hukukçu desteği ise artarak sürüyor. 8042 kayıtlı hukukçu üyesi bulunan Hukukçular Rehberi bünyesinde yapılan bir ankette, HSYK'nın Sarıkaya'yı ihraç kararı yüzde 93.16'ı oranında haksız bulundu.
Ülkenin dört bir yanına dağılan şehit cenazeleri terörü gündemin birinci sırasına yerleştirirken Meclis'te görüşmeye açılan Terörle Mücadele Kanunu, son bir kaç yıldır demokratikleşme adına atılan çok önemli adımları geriye götüreceği, sivil toplum alanını daraltacağı için eleştiriliyor. Laiklik merkezli tartışmalar ise hiç kesilmiyor. Kamusal alanda yasaklar sürerken irtica tehlikesi, bölücülükle eş değerde bir tehlike olarak tanımlanıyor ama kimse bu tehlikeyi somut olarak gösteremiyor.
Tartışmaların bir yere varmaması, tarafların ortak noktada buluşamaması ise kavram karışıklığından kaynaklanıyor. Demokrat çıkışlarıyla tanınan, 1999-2000 adli yılını açarken yaptığı tarihi konuşmada 'hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasi'nin altını ısrarla çizen Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk, küresel kavramların Türkiye'de yanlış tanımlandığını ve çarpık uygulandığını söylüyor.
1937 yılında Konya-Taşkent'te doğan, uzun yıllar Yargıtay Cumhuriyet savcılığı ve Yargıtay üyeliği yapan, 1999-2002 yılları arasında ise Yargıtay Başkanlığını yürüten Doç. Selçuk ile Şemdinli davasından Terörle Mücadele Kanunu'na, Deniz Baykal'ın 'Apo'ya af geliyor' iddiasından Anayasa değişikliği ve laiklik tartışmalarına kadar pek çok 'hassas' konuyu konuştuk. Fransız devlet adamı Georges Clemenceau'nun "Konuşan ülkelerde zafer, susan ülkelerde utanç vardır." sözü gereğince Selçuk, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in konuşma metinlerini önceki yıllarda olduğu gibi hâlâ, kendisi yazmadığı için kıraat ettiğini, kendisi yazsa tilavet edeceğini, bu makama seçilişinin ise "kesinlikle Anayasaya aykırı ve de gülünç" olduğunu söyledi. Halen Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeliği yapan Sami Selçuk, "Türkiye yeni Cumhurbaşkanının kim olacağını tartışmaya başladı. Adınız daha önce de Cumhurbaşkanlığı için geçmişti. Aday gösterilseniz tavrınız ne olur?" sorumu ise cevapsız bıraktı.
* * *
Deniz Baykal'ın 'APO'ya af yolu açılıyor' diyerek tartışmaya açtığı Terörle Mücadele Yasasının 6'ncı maddesinde siz böyle bir şey görüyor musunuz?
Böyle bir şey söz konusu değil. Öcalan eski TCY'nın 125. (yeni TCY'nın 302) maddesine göre hüküm giydi. Pek çok ülke yasaları gibi, TCY'nın birçok maddesinde 'etkin pişmanlık' hükmü var. Bu maddeler, suç politikalarının doğal, doğru bir sonucudur ve suçtan doğan değerlerin ihlalinin büyümemesini amaçlar. Söz konusu 221. maddenin 125. (302) maddeye uygulanması olanaksız. Yalnızca 220. maddeyle ilgili. Öcalan özel-genel hüküm ilişkisi içinde 3713 sayılı TMY'nın özel hüküm olan 3. md. kanalıyla 125. (302) md. göre hüküm giymedi. Bunu her hukukçu bilir. Değerli Baykal'a ayrıntılar keşke anlatılabilseydi. Hukukçuları kendisini yanıltmışlar. Ülke boş yere enerji ve zaman yitirdi.
Hukukçuların çoğu TMY'na gerek olmadığını, TCY'nın yeterli olduğunu söylüyor. Sizce terörle mücadele için yeni bir yasaya gerek var mıydı?
Bu bir tercih sorunu. Yasa yeni değil. Eskisini değiştiriyor. Birçok ülkede benzerleri var. Ancak o ülkelerde AİHM'nin ortaya koyduğu ölçütlere duyarlı biçimde uyulmakta. Üstelik onların tuzu kuru, AB'nin içindeler. Türkiye ise kapısında. Daha duyarlı olmak zorunda. Türkiye'nin bu yasayla başarılı sonuç alacağını sanmıyorum.
Türkiye evrensel hukuk normlarına uyabilmek, AB'ye girebilmek için bir dizi adım attı, yasalar çıkardı. Kazanılan özgürlük alanı terörle mücadele edebilmek için yeniden daraltılıyor şimdi. Ve hâlâ AB kapısındayız. Burada çelişik bir durum yok mu?
Çelişkiyi uygulama çözecek. 2005'te AİHM'nin önüne gelen düşünceyi açıklama özgürlüğünü ihlalden 50 davanın 11'i 45 ülkeye, 39'u Türkiye'ye ait. Bu son derece düşündürücü ve umut kırıcı. Yargıçlarımıza büyük görevler düşüyor.
TMY'ya artan terörle mücadele edebilmek için gerek duyuldu. Adaleti amaçlayan hukuk o ülkenin şartlarına göre eğilip bükülüp, şekillendirilebilir mi?
Yorum farkı olabilir. Ancak bunca oturmamışlık desteklenemez.
KAVRAMLARI ÇARPITIYOR SONRA DA DÜŞÜNÜP DURUYORUZ
Demokrasilerde hukuk nasıl olmalı? Mesela Bülent Arınç, 'kırmızı kitap' denilen Milli Siyaset Belgesinin Meclisin tamamen dışında, her şeyin üstünde olduğunu söyledi. Bu demokrasinin olmadığı anlamına mı geliyor?
Kırmızı kitabın ne olduğunu bilmiyorum. Türkiye'de demokrasi özgürlükçü, katılımcı, eşitlikçi ve çoğulcu boyutuyla tam değil, eksik. Özürlükçülük yukarıdaki orandan belli. Halkın iradesi yasamaya yansımamış. Kullanılmayan ve geçersiz oylarla birlikte seçmenlerin yüzde 58'i temsil edilmemekte. Anayasanın 9. maddesi "Yargı yetkisi Türk milleti adına, bağımsız mahkemelerce kullanılır" der. Batıdan kopya. Uygulamada halk/ulus yok ki Türk ulusu adına karar verilsin. Böyle dediğinizde jüriyi benimsemek zorundasınız. Çoğulculuk boyutu da yetersiz. Neden bunlar? Çünkü demokrat insanı çoğaltamamışız. Karşıt görüştekilerin hakları kısılınca sevinen biri demokrat değil, faşisttir. Demokrat insan, karşıtının hakları sınırlandığında kendisinin hakları sınırlanıyormuşçasına karşı çıkar.
Bu yaklaşım bir çok şeye de yansımıyor mu? Evrensel kurum ve kavramlar temel alınıyor, ama Türkiye'nin koşulları denilip ve yorumlanıp uygulamaya konmuyor mu?
Sorun şu: Küresel kavramlar üzerinde kimsenin mülkiyet hakkı yoktur. Yararlanma hakkı vardır. Mülkiyet hakkınız olsa gözlüğünüzü kırarsınız, atarsınız, başkasına verirsiniz. Yararlanma hakkınız varsa kullanır ve sahibine geri verirsiniz. Biz kavramlar üzerinde mülkiyet hakkımız varmış gibi davranıyoruz. Uygulama çarpık olunca da kara kara düşünüp duruyoruz.
HUKUK DEVLETİ TANIMINDA İTİRAF VAR!
Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti kavramları çok gündemde ama yerinde kullanılıyor mu?
Çoğu kez ikisi eşanlamlı kullanılıyor. Ama değil. Hukukun üstünlüğü Anglosakson kökenli. Orada açık bir toplum var. Hukuku toplum adına yargıçlar yaratır. Hukuk devleti Kara Avrupa kökenli. Hukuku yaratma tekeli devletin olunca hukuk devletten yana yapılıyor. Kamu yararı, kamu düzeni, kamusal alan gibi kavramlar üretiliyor. Bunları tanımlamak zor. 40 hukukçu, 40 tanım.
Yani yargıçlar bu kavramlarla ilgili durumlarda kendilerine göre tanım yapıyorlar.
Yapmak zorundalar. Kargaşa buradan çıkıyor. Hukukun üstünlüğünü kabul eden ülkelerde tek yüksek mahkeme vardır. Bizde teknik anlamda yüksek mahkeme yok.
Niye? Biz de bir çok yüksek mahkeme var!
Yüksek mahkemede 8-15 arasında yargıç bulunur. İstinaf yetkisi vardır. İsterse A'dan Z'ye duruşma ve anayasa yargısı, adli ve idari yargı yapar. Yılda 50 ile 200 arasında davaya bakar. İlk mahkeme yargıcı bir yasa hükmü anayasaya aykırı ise uygulamaz. Çünkü sonuçta yüksek mahkemeye gelecektir sorun. Bizde ise geri çekemez, uygulamak ya da Anayasa Mahkemesinin önüne götürmek zorundadır. Hukukun üstünlüğünü benimseyen ülkelerde yargı çok güçlüdür. Yargının kararını yasama asla değiştiremez. Af çıkaramaz. Bizde ise değiştirir. Af çıkarır. Orada üstün olan hukuk normudur. Devlet de birey de onun karşısında eşittir. Bizde devlet kendini önceler. Zaten 'hukuk devleti' tanımında az çok bir itiraf var. Devletin hukukun içinde ve bireyle eşit olmadığının, buna çabalandığının itirafı.
Anlattıklarınız Türkiye'de idari, adli ve anayasal yargının nasıl ayrıştığını gösteriyor. Bir de askeri yargı, sivil yargı ikiliği var. Burada bir alan çatışması var mı?
Askeri yargı her yerde var. Ama Askeri Yargıtay ve Askeri Danıştay yok. Birörnek yorum ve uygulamayı sağlamak için Yargıtay da, Danıştay da tek olmak zorunda. Askeri istinaf mahkemesi olabilir, ama askeri Yargıtay olmaz. Ben sistemi eleştiriyorum, insanları değil. Türkiye bu yanlış icatlardan mutlaka vazgeçmek zorunda. Ayrıca Afrika dahil, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'deki kadar işi olan bir Yargıtay yok. Türk Yargıtayının İtalyan ve Fransız yargıtaylarının 15 katı işi var. Şimdi üst mahkemeler kuruluyor, ama işler yine azalmayacak. Danıştay Bölge İdare Mahkemeleri de isteneni vermedi.
Sorunun temelinde ne var?
Çünkü biz bu mahkemeleri Danıştayı ve Yargıtayı kurtarmak için kurduk, kuruyoruz. Nedenleri ve sonuçları birbirine karıştırıyoruz. Oysa istinaf yolunu hak olarak kabul eder iyi işletirseniz, insanlar Yargıtaya gitmeye gerek duymaz, iş de azalır. Bizde çıkış noktası yanlış. Yargıtayı, Danıştayı kurtarmak için yola çıkıyoruz. 1994'de Adalet Bakanlığı uyarıldı. İstinafı hak olarak algılayın, yargıtayı kurtarma yolu olarak değil diye. Ama kimse ne okudu ne dinledi.
Bu doğruları başka gören yok mu? Hukuk fakültelerinde öğrencilere bunlar öğretilmiyor mu?
Öğretiliyor. Ama Türkiye'de ilk mahkeme yargıçlarına, Yargıtay yargıçları not veriyorlar. Yargıçlar, savcılar, iyi not almak için fakültede okuduklarını bir yana itiyor. Yargıtay ne demişse ona göre karar veriyor. Kişiliğini, beyinsel bağımsızlığını yitiriyorlar. Gelişme de duruyor. Bu çok üzücü. Başka türlü yükselemiyor çünkü. Not sisteminin hemen bırakılması gerek.
ottoman1299
02.05.06, 13:09
SAYIN SEZER'İ BAĞIŞLAMAK OLANAKSIZ
Şemdinli'de olanlardan bu yana yaşanan süreç sağlıklı gelişti mi? Bu ortamda bir '28 Şubat havası' hissettiniz mi?
Hissetmedim. Ama sağlıklı da gelişmedi. Van davasında herkes konuştu. Bir dava üzerinde herkes konuşabilir ama sadece mahkemede. Cumhuriyet savcısı da yanlışlık yapabilir. Hem ilk yanlışı o yapmadı ki! Örnekleri var. Onlara özendi o da. Refah Partisinin kapanması öncesinde de iddianame açıklandı, gereksiz laflar edildi. DGM aşamasında neler yapılmadı bu ülkede. Van olayında çoğu kişi asker konuştuğu için böyle oldu, diyor ama sayın Devlet Başkanı konuşmadı mı? Devlet Başkanı başka bir ülkede böyle bir konuşma yapsın o gün çekilmeye zorlarlar. Genel grevler olur. Sayın Devlet başkanı "iddianame bunu kanıtlamıştır" diyor. Üstelik hukukçu. Bu nasıl söylenir? Korkunç bir olay. Bağışlamak olanaksız.
Savcı Ferhat Sarıkaya'nın iddianamesinde meslekten ihracı gerektiren bir durum var mıydı?
Savcı çalışkan, anlatım yeteneği gelişkin. Ama hiç nokta virgül koymamış. Olumsuz niteliği ise görev çerçevesini iyi çizemiyor. Yetki aşımı var.
İhraç kararı yerinde bir karar mı?
Savcının yetkisinin dışına çıktığı bir gerçek. Ancak verilen ceza yerinde mi değil mi sorusunu gerekçeyi görmeden yanıtlayamam. Bu olay bir şeyi kanıtladı: Yargıçların, savcıların güvencesi yok. O güvence, yönetsel bir organ olan HSYK'nın kararlarının mutlaka yargı yolunun açılması zorunluluğudur. İtalya'da gün ışığında demokrasinin yansıması olarak HSYK'nın görüşmeleri herkese açıktır. Bu görüşmecileri ciddi olmaya zorlar. Bizde gizlilik esas. Savcı ya da yargıç ceza aldığı zaman "kararı gözden geçirin" diye bir dilekçeyle başvurur. Karar reddedilince bir cevap gelir kendisine: "Dosyadaki bilgilere ve belgelere göre itirazınız reddedilmiştir" denir. Sicil gizlidir, göremezsiniz ve düşünür durursunuz bu belge, bilgi ne ola diye.
40 YILLIK MESLEK YAŞAMIMDA HİÇ BASKI HİSSETMEDİM
Dilim acıyarak soracağım: Bir yönlendirme ya da kamuoyundan, siyasilerden, askerlerden baskı gelmiş olabilir mi?
Sanmam. Kurulun üzerinde kamuoyundaki tartışmaların etkisini bilemem, ama öyle bir izlenim yaratılması yanlış oldu. Bir dava yürürken bekleyin görelim demek varken konuşmak çok yanlış.
Artık hiçbir savcı bu kadar 'cesur' bir iddianame hazırlayamayacak dendi. Katılıyor musunuz?
Belki biraz fazla düşünecekler iddianame hazırlarken. Ben 40 yıllık meslek yaşamımda hiç baskı hissetmedim. Geçmişte küçücük bir ilçede savcıyken birini tutukladık. Sayın Demirel Başbakandı. O dahil, bütün bakanlardan geçmiş olsun telgrafları geldi tutukluya. Hepsini cezaevine havale ettim. Ama bana hiç kimseden en ufak bir telkin gelmedi.
İddianame açıklanır açıklanmaz "Ben Adalet Bakanı olsam savcıyı hemen görevden alırdım" demiştiniz. Yetki aşımı yüzünden mi böyle dediniz?
Öyle yansıtıldı ama, ben "görevden alırdım" demedim, "o görevden, yani davadan alırdım" dedim. Savcı Yücel Aşkın davasında da benzer yanlışlar yapıldığı izlenimi doğdu.
TÜRKİYE LAİK DEĞİL LASİSİT
Laiklik evrensel anlamda tanımlanıyor ve uygulanıyor mu Türkiye'de?
Türkiye en keskini Cumhuriyet'te olmak üzere Osmanlı'dan itibaren laikliğe doğru adımlar attı. Bu gidiş doğrudur. Laiklik din ile kilisenin ayrılığıdır. Bizde kilise yok ama devletin içinde dinsel birim var. Bu gülünç bir durum. AB kulağını çekmeden önce doğruyu bulmak zorunda Türkiye.
Türkiye laik bir devlet değil mi?
Türkiye laik değil, laisist bir devlet. Türkiye Cumhuriyeti devleti hilafeti kaldırarak laikliğe adım attı. Arkasından Şer'iye ve Evkaf Vekâletlerini kaldırdı derler ama kaldırmadı aslında. Yerine Diyanet İşleri Başkanlığını ve Vakıflar Genel Müdürlüğünü geçirdi. Bunlar özerk kurumlar değil. Bakana bağlı. Laik devletin içinde dinsel kurum olmaz. Devlet dinden, irticai faaliyetlerden korktuğu için dini denetim altında tutmak istiyor. Demokrasiye geçinceye dek bu belki olabilirdi. Ama şimdi olmaz. Bunun adı laiklik değil laisizmdir. Laisizm bir ideolojidir ve devlete, rejime göre din ister. Teokrasi ise dine göre devlet ister. Laiklik ne dine göre devlet, ne devlete göre din ister. Devlet dinden, dinsel kurumlar da devletten bağımsızdır.
Gerçek ya da değil ama kamusal alanda hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına yol açan bir şeriat korkusu var ortada.
Hemen her yerde bu yönde isyanlar çıktığı için Cumhuriyetin kurucularının korkusunu anlıyorum. Ancak bugün demokrasi aşamasındayız, toplum ileri bir noktada. Bu tür tehlikeler her zaman olabilir. Önemli olan tehlikenin boyutudur. Bu korkuyla rejimi ne demokrat yapabilirsiniz, ne de laik. İyi uygulandığı ülkelerde laiklik adeta bir barış kaldıracı olmuştur. Bizde ise kavga nedeni. Eğer bir suç işlenirse devletin savcıları el koyar. Birbirinden kuşkulanan insanların yaşadığı bir ülke olmamalı Türkiye. Devlet bireyden, birey devletten korkuyor.
Bu korkuyu aşmak konusunda devlet de, birey de kendine güveniyor mu peki?
Ne yazık ki güvenmiyor.
ANAYASANIN RUHU YOK
1982 Anayasası için "12 Eylülün topluma giydirdiği bir deli gömleğidir" demiştiniz. Şimdi bazı maddelerinin değiştirilmesi isteniyor. Bu yeterli olur mu?
Anayasanın yeniden yapılması gerekli. Bu anayasayı düzeltmek olanaksız. Her tarafı çarpık. Anayasa ruhuna sahip değil. Olması gerekenin tersini yapıp bireye karşı devleti korumaya çalışıyor. Oysa Anayasanın varlık nedeni devlet gücüne karşı bireyin hak ve özgürlüklerini korumaktır.
CUMHURBAŞKANI BAŞKASININ YAZDIĞINI OKUYOR
2004'te Balçiçek Pamir'le röportajınızda, Ahmet Necdet Sezer'in 29 Nisan 1999'da Anayasa Başkanı iken yaptığı tarihî konuşmayı yorumlamış ve metni kendisi yazmadığı için kıraat ettiğini, tilavet etmediğini söylemiştiniz. Şimdiki konuşmalarında ne görüyorsunuz?
Aynı şeyi. İnsan inanarak kendi yazdığını özümseyerek okur. Bir başkası yazınca bu kadar oluyor. Bunu daha önce de söyledim. Önemli olan demokrasiyi özümsemek mi, konuşma yapmak mı? 1999 konuşmamı yaparken beni etkileyen iki şey oldu. Biri, yurt dışında okutulan bir ders kitabında "İşkence denilince akla gelen Türkiye bir yana bırakılırsa..." denilmesiydi. Diğeri ise, 8. 7. 1999'de Türkiye'nin düşünce özgürlüğünü ihlalden AİHM'nde bir gün içinde 11 kez hüküm giymesiydi. Bunun üzerine konuşmamda ağırlığı demokrasiye verdim. Sayın Sezer'in konuşmasında birçok yer bana yabancı gelmedi. Baktım, bir başkası yazmış.
Kim olduğunu siz biliyorsunuz, biz biliyor muyuz?
Onu söylemem.
CUMHURBAŞKANI ANAYASAYA AYKIRI SEÇİLDİ
Ahmet Necdet Sezer'in seçiminin usul açısından pek çok yanlış barındırdığı tartışılmıştı. Ne düşünüyorsunuz?
Anayasaya aykırı seçildi, o kesin. Kendilerine göre bir yorum yaptılar. O yorum son derece yanlış. Cumhurbaşkanlığı oylamasına geçileceği gün erken saatlerde telefon edildi. İncelemem istendi. İnceledim. İlk tura başlanmadan önce çekilmesi gerekiyordu. Amerika'da istinaf mahkemesi yargıçları bana 'bir kişi hem Anayasa Mahkemesi başkanı hem de Cumhurbaşkanı nasıl oluyor" diye sordular. Ben de Türk hukukunun buna yatkın olduğu söylendi, dedim. Hepsi kahkahalarla güldüler, alay ettiler. Eşimle birlikte yanımda olan bir Türk arkadaşım, "yüzün kıpkırmızı oldu" dediler. Ülkemle ve onun hukukçularıyla alay edilse sizin yüzünüz kızarmaz mı? Bu seçim, kesinlikle Anayasaya aykırı ve de gülünç.
Bu, Cumhurbaşkanının şu anki durumunu da tartışmalı hale getirir mi?
Kırmızı ışıkta durması sevimli kılar, ama Anayasaya aykırılığı kaldırmaz.
haberx (http://www.haberx.com/n/253298/ahmet-necdet-sezer-baskalarinin-yazdigi.htm)
Sezer: En önemli hedef Avrupa Birliği
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiyenin esenliğini, gönenç ve mutluluğunu pekiştirecek en önemli hedefinin Avrupa Birliğine üyelik olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Sezer, Avrupa Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, ABye katılım görüşmeleri yürüten ülke konumuyla ilk Avrupa Gününün kutlandığını bunun Türkiye için özel bir anlam taşıdığını bildirdi.
Avrupanın, yüzyıllarca yaşanan savaş ve çekişme sonrasında, barışçı yollarda birleşme olanağını geçen elli yıla yayılan dönem içinde yakaladığını anlatan Cumhurbaşkanı Sezer, "Avrupalılık Anlayışına temel oluşturan bu barışçıl işbirliği, evrensel hak ve özgürlüklere dayanan eşsiz bir uygarlık tasarısıdır. Avrupa Birliği, bu anlayışın somutlaştığı siyasal yapılanmanın son aşamasıdır. Bugün Avrupa, bireylerinin özgür istenciyle belirleyeceği bir gelecek için, genç kuşaklara umut veren bir başarı öyküsü olarak ortaya çıkma yolundadır" dedi.
EN ÖNEMLİ HEDEF
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, şöyle devam etti:
"Evrensel değerlerin oluşumuna içtenlikle katkıda bulunan Türkiyenin esenliğini, gönenç ve mutluluğunu pekiştirecek en önemli hedefi Avrupa Birliğine üyeliktir. Türkiyenin Avrupa Birliği ile bütünleşme isteği, yurttaşlarımızın bugününü ve yarınını temelden etkileyen toplumsal bir dönüşüm ve ilerleme isteminden kaynaklanmaktadır. Bu niteliğiyle, Ulusumuzun, Büyük Önder Atatürkün girdiği çağdaş uygarlık hedefiyle örtüşen, Avrupa uluslar ailesiyle bütünleşme isteği içten ve güçlüdür." Üyelik yolunda gerçekleştirilen siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal alandaki dönüşümlerin, yurttaşların yaşam koşullarını yükseltirken, ülkenin uluslararası saygınlığını, ekonomik gücünü ve güvenliğini de artırdığını kaydeden Cumhurbaşkanı Sezer, "Ülkemiz bu doğrultuda üzerine düşen tüm düzenlemeleri özenle yerine getirmeyi sürdürecektir.
Avrupalı ortaklarımızdan ülkemizin katılımı konusunda aynı duyarlılığı göstermelerini beklemekteyiz" dedi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiyenin Avrupalı ortaklarının da işbirliğiyle, uzak olmayan bir gelecekte Avrupa Birliğinde hakettiği yeri alarak, Avrupanın ortak gönenci, güvenlik ve küresel etkinliğini artıracağına içtenlikle inandığını bildirdi
http://www.milliyet.com.tr/2006/05/09/son/sonsiy04.asp
--------------------
Nasildi o Türkü...güvendigim daglar elime geldi, yarim elime geldi.....
ottoman1299
09.05.06, 09:39
Cumhurbaşkanı Sezer düğmeye mi basıyor?
Bugün, 08:39
Cumhurbaşkanı Sezer, Erdoğan veya Arınçın Çankayaya çıkmasının önünü kesecek bazı girişimlerde mi bulunacak? Öyleyse ne yapacak? Tayinleri, kararnameleri ve kanunları geri çevirmekten başka ne silahı var? Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasındaki "yakınlaşmayı" da bu çerçeve içinde
Ertuğrul ÖZKÖK -HÜRRİYET
Son paragrafa dikkat
DÜN "Cumhuriyet" Gazetesinin imzasız başyazısında bir bölüm çok dikkatimi çekti.
Yazılara, gerçekleri aşan anlamlar verilmesini hep mesleki bir hastalık olarak görürüm.
Ancak bu yazıyı dikkate almamın bazı nedenleri var.
Bu yazıyı genellikle İlhan Selçuk yazar.
İlhan Selçuk, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerle çok özel ilişki kurabilmiş az sayıda gazeteciden biridir.
Bir başka ayrıntı daha.
İlhan Selçuk, geçen cuma günü Cumhurbaşkanı Sezerle baş başa bir görüşme yaptı.
Dün Cumhuriyette yayınlanan imzasız başyazı, işte bu son görüşmenin ışığında değerlendirildiğinde, bana siyasi açıdan ilginç göründü.
* * *
"2007ye doğru Türkiye Cumhuriyeti büyük bir sınav yaşayacak ve gerilimden geçecek gibi görünüyor. Çünkü Başbakan ve Meclis Başkanı, takıyyeyi bir yana bırakarak geleceğe dönük programlarını ilan etmişlerdir."
Şimdi şu son bölüme dikkat:
"Bu yolda yürürlerse, Sayın Cumhurbaşkanı ister istemez anayasal görevinin gereğini yerine getirmek zorunda kalacaktır ki Çankayanın bu tutumunu taraf tutmak diye nitelendirmeye çalışmak hukuk devleti mantığına aykırı davranmaktan gayrı bir içerik taşımaz."
Bu sözler ne anlama geliyor?
Bir ihtimal "laiklik" maddesinin değiştirilmeye kalkışılması halinde Cumhurbaşkanı çok aktif bir şekilde devreye girecek.
* * *
İkinci ama daha yoruma açık bir değerlendirme ise şu olabilir.
Cumhurbaşkanı Sezer, Erdoğan veya Arınçın Çankayaya çıkmasının önünü kesecek bazı girişimlerde mi bulunacak?
Öyleyse ne yapacak?
Tayinleri, kararnameleri ve kanunları geri çevirmekten başka ne silahı var?
Üstelik, 2007 yılından itibaren bir tür "topal ördek" olacak.
Yani, "bavulunu toplayan" bir Cumhurbaşkanı haline gelecek.
Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanının elinde ne gibi yetkiler bulunabilir?
İlhan Selçukun bu yazıyı, cuma günkü görüşmenin ışığında yazdığına eminim.
O nedenle kendisi arayıp, bu üstü kapalı sözlerin ne anlama geldiğini sordum.
İlhan Selçuk, "Ben Cumhurbaşkanının sırdaşı değilim. O nedenle ne düşündüğünü elbette bilemem. Ama daha önce Harp Okulunda yaptığı görüşmeden ve söylediği sözlerden şunu çıkarıyorum: Anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla elinden gelen her şeyi yapacak" dedi.
Bunlar yine üstü kapalı sözler.
Ama üstü ne kadar kapalıysa, ifade ettiği "kararlılık" da o kadar açık.
Yani Ankarada "devlet ricalinde", "bir şeyler" için mücadele konusunda belirgin bir çaba var.
* * *
O nedenle Cumhurbaşkanı Sezer ile İlhan Selçukun baş başa görüşmesinde nelerin konuşulduğunu doğrusu çok merak ediyorum.
Bu konuda her ikisi de ketum.
Ama AKP kanadına tavsiyem şu:
İlhan Selçukun dünkü yazısını ve benim bugünkü yazımı kesip bir kenara koysunlar.
O üstü kapalı sözlerin şifreleri, 2007 Mayısına yaklaşıldıkça tek tek açılacak.
İlhan Selçuk ile Sezer arasındaki bu sohbeti değerlendirirken, Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer arasındaki "yakınlaşmayı" da bu çerçeve içinde değerlendirmek lazım.
Bana sanki Sezer ile Demirel arasında da bir dirsek teması var gibi geldi.
Ankarada başka şeyler de oluyor.
Mesela, Kamran İnan ve arkadaşlarının kurduğu "Diyalog Grubu" gazetelere bir ilan vermek istiyor.
Bu ilanda "cumhuriyet ve laik rejimin"in "tehdit altında olduğu" vurgulanarak herkes birleşmeye davet ediliyor.
* * *
Ben cepheleşme politikalarının hem çokpartili siyasi hayatın hem de toplumun kimyasını bozduğuna inanıyorum.
Geçmişte, "Milliyetçi Cephe" siyasetlerinden çok çektik.
Ayrıca bu tür zorlama politikalarla insanları bir çatı altında toplamanın mümkün olmadığını düşünüyorum.
Çünkü insanların tehdit algılamaları farklı oluyor.
İşte o yüzden AKP yöneticilerinin, son zamanlarda kafalarda soru işaretleri yaratan demeçlerini gözden geçirmelerinin yararlı olacağını düşünüyorum.
Toplumu yumuşatmada birinci görev, hükümet olarak onlara düşüyor.
Sezer: En önemli hedef Avrupa Birliği
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiyenin esenliğini, gönenç ve mutluluğunu pekiştirecek en önemli hedefinin Avrupa Birliğine üyelik olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Sezer, Avrupa Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, ABye katılım görüşmeleri yürüten ülke konumuyla ilk Avrupa Gününün kutlandığını bunun Türkiye için özel bir anlam taşıdığını bildirdi.
Avrupanın, yüzyıllarca yaşanan savaş ve çekişme sonrasında, barışçı yollarda birleşme olanağını geçen elli yıla yayılan dönem içinde yakaladığını anlatan Cumhurbaşkanı Sezer, "Avrupalılık Anlayışına temel oluşturan bu barışçıl işbirliği, evrensel hak ve özgürlüklere dayanan eşsiz bir uygarlık tasarısıdır. Avrupa Birliği, bu anlayışın somutlaştığı siyasal yapılanmanın son aşamasıdır. Bugün Avrupa, bireylerinin özgür istenciyle belirleyeceği bir gelecek için, genç kuşaklara umut veren bir başarı öyküsü olarak ortaya çıkma yolundadır" dedi.
EN ÖNEMLİ HEDEF
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, şöyle devam etti:
"Evrensel değerlerin oluşumuna içtenlikle katkıda bulunan Türkiyenin esenliğini, gönenç ve mutluluğunu pekiştirecek en önemli hedefi Avrupa Birliğine üyeliktir. Türkiyenin Avrupa Birliği ile bütünleşme isteği, yurttaşlarımızın bugününü ve yarınını temelden etkileyen toplumsal bir dönüşüm ve ilerleme isteminden kaynaklanmaktadır. Bu niteliğiyle, Ulusumuzun, Büyük Önder Atatürkün girdiği çağdaş uygarlık hedefiyle örtüşen, Avrupa uluslar ailesiyle bütünleşme isteği içten ve güçlüdür." Üyelik yolunda gerçekleştirilen siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal alandaki dönüşümlerin, yurttaşların yaşam koşullarını yükseltirken, ülkenin uluslararası saygınlığını, ekonomik gücünü ve güvenliğini de artırdığını kaydeden Cumhurbaşkanı Sezer, "Ülkemiz bu doğrultuda üzerine düşen tüm düzenlemeleri özenle yerine getirmeyi sürdürecektir.
Avrupalı ortaklarımızdan ülkemizin katılımı konusunda aynı duyarlılığı göstermelerini beklemekteyiz" dedi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiyenin Avrupalı ortaklarının da işbirliğiyle, uzak olmayan bir gelecekte Avrupa Birliğinde hakettiği yeri alarak, Avrupanın ortak gönenci, güvenlik ve küresel etkinliğini artıracağına içtenlikle inandığını bildirdi
http://www.milliyet.com.tr/2006/05/09/son/sonsiy04.asp
--------------------
Nasildi o Türkü...güvendigim daglar elime geldi, yarim elime geldi.....
Ich bin von dieser Rede überhaupt nicht enttäuscht - ist ja auch eine Rede zu "Avrupa Günü". Wie würde es denn international aussehen, wenn er eine der EU gegenüber negative Rede halten würde. Er ist Staatsmann und kann sich öffentlich für die Türkei jetzt keine Kehrtwende leisten, sonst würde er außenpolitisch als Staatspräsident die Regierung öffentlich bloßstellen.
Was soll das denn an die Welt für ein Message sein ?
Es ist ja auch richtig, daß die Türkei sich um die EU bemüht. Aber die Bedingungen, auf die kommts an. Und aus einigen zaghaften Bemerkungen kann ich das auch aus "Sezer´s" Rede rauslesen.
Ich kann öffentlich reden wie ich will, aber von einem Staatspräsidenten erwarte ich zunächst außenpolitische Kontinuität. Alles Weitere sollen sie intern ausmachen.
Ich bin gegen die EU, wenn die Bedingungen sich so krass darstellen, wie derzeit. Aber bin ich auch gegen die EU - und das habe ich schon mehrfach gesagt - die ohne die Türkei in der ganzen Welt aggiert und wir schauen zu. Und diese EU dann wohlmöglich noch bis an unsere Grenzen ragt. Das wäre so nicht zu akzeptieren. Aber die "Bedingungen" sage ich nur !! Nicht auf faule Komprimisse eingehen oder die nationalen Interessen vernachlässigen. Die sollen endlich lernen, auch die EU unter Druck zu setzen, mir egal wie.
ÇANKAYA yetkilerini kullanır mı? (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/newsdetail.asp?NewsID=1265)
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haber_resimleri/2006/05/09/1265.jpg
ÇANKAYA yetkilerini kullanır mı? Önce Hulki Cevizoğlu yazdı. Onu Selçuk ve Özkök izledi: Sezer, Başbakan’ı durdurabilir
TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın şok çıkışlarıyla hareketlenen Çankaya tartışmalarıyla ilgili ilk tespit yazarımız Hulki Cevizoğlu’ndan geldi. Cevizoğlu, Cumhurbaşkanı Sezer’in istediği an seçimleri yenileyebileceğini, bunun için yasal engel olmadığını vurguladı.
İLHAN Selçuk, Cumhuriyet’teki başyazısında, “Bu yolda yürürlerse, Sayın Cumhurbaşkanı anayasal görevinin gereğini yerine getirmek zorunda kalacaktır” dedi. Ertuğrul Özkök ise Hürriyet’teki köşesinde şöyle yazdı: “Bu sözlerin şifreleri, 2007 Mayıs’ına yaklaşıldıkça açılacak...”
Hulki CEVİZOĞLU
Cumhurbaşkanı yürütmenin başı
Düşünebiliyor musunuz, Cumhurbaşkanı Sayın Sezer’in istediği her zaman Sayın Erdoğan yerine, onun da bulunduğu Bakanlar Kurulu’na sık sık başkanlık ettiğini?... İstediği her zaman TBMM’yi toplantıya çağırdığını?... Düşünebiliyor musunuz, Sayın Sezer’in istediği zaman, birçok yasayı halk oyuna (referanduma) sunduğunu?... İstediği zaman seçimlerin yenilenmesine karar verdiğini?... Bunların hiçbirine “yasal engel” yok...
(25 Nisan YENİÇAĞ)
İlhan SELÇUK
Taraf tutuyor diyemezsiniz
2007’ye doğru Cumhuriyet büyük bir sınav yaşayacak ve gerilimden geçecek gibi görünüyor. Başbakan ve Meclis Başkanı bu yolda yürürlerse, Sayın Cumhurbaşkanı ister istemez anayasal görevinin gereğini yerine getirmek zorunda kalacaktır ki Çankaya’nın bu tutumunu ‘taraf tutmak’ diye nitelendirmeye çalışmak, hukuk devleti mantığına aykırı davranmaktan gayrı bir içerik taşımaz...
Ertuğrul ÖZKÖK
AKP’liler bu yazıları saklasın
Bunlar yine üstü kapalı sözler. Ama üstü ne kadar kapalıysa, ifade ettiği “kararlılık” da o kadar açık. Yani Ankara’da “devlet ricalinde”, “bir şeyler” için mücadele konusunda belirgin bir çaba var. Cumhurbaşkanı Sezer ile İlhan Selçuk’un baş başa görüşmesinde nelerin konuşulduğunu çok merak ediyorum. AKP kanadına tavsiyem şu: Yazıları kesip bir kenara koysunlar. O üstü kapalı sözlerin şifreleri, 2007 Mayıs’ına yaklaşıldıkça açılacak.
(9 Mayıs HÜRRİYET)
ÇANKAYA yetkilerini kullanır mı?
Yeni kapışma alanı: Laiklik ve demokrasi
“Milletin değişim iradesine kimse karşı çıkamaz. Bazılarına demokrasi iki beden büyük geliyor” diyen Erdoğan’a Baykal’ın cevabı sert oldu.
CHP Genel Başkanı Baykal, “Hükümet amaç ve niyetini resmen ifade eder hale geldi” dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın vatandaşları din anlayışları temelinde tasnif ve derecelendirme yaptığını ileri süren Baykal, “Bunların demokrasi anlayışı çarpık” diye konuştu.
Allah ile kul arasına girme (Ab hier wieder das standart Geschwätz)
CHP lideri Baykal, AKP’nin vatandaşları dindar ve dindar olmayan diye sınıflandırdığını söyledi.
Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan’a yüklendi. Konuşmasına Türkiye’nin gidişatından duyduğu endişeyi dile getirerek başlayan Baykal, pek çok yabancı gözlemcinin de “Türkiye nereye gidiyor, dünyadaki konumu değişiyor mu?” diye sorduğunu ve ciddi kaygıların ortaya çıktığını söyledi. Bu kaygıyı haklı kılan yığınla örnek bulunduğunu ifade eden Baykal, TBMM Başkanı’nın, 23 Nisandaki konuşmasında laiklik tartışması açtığını, laikliği değiştirmeye yönelik açık bir talebi ifade ettiğini savundu. Başbakan’ın ise “Haklısın, ben de senin gibi düşünüyorum, sen bekle” dediğini belirten Baykal, artık takiyenin ortadan kalkıp, yerini aleniyetin aldığını söyledi. Baykal, Erdoğan’ın, vatandaşları, din anlayışları temelinde tasnif etmeye başladığını da öne sürerek, “Sana ne, insanlar dinini sana mı anlatacak? Allah ile kul arasına kendini nasıl sokuyorsun”dedi.
Kimseyi göreve çağırmıyoruz
Baykal, konuşmasında Cumhurbaşkanı Sezer’in yetkilerini kullanarak AKP’nin yanlışlarını engelleyebileceği iddialarına da değindi. Bu gidişi toplumun el koyması gerektiğini ifade eden Baykal, hiçbir kurumu göreve çağırmanın söz konusu olmadığını belirtti. Baykal, “İktidar dincidir, karşısına dindarları çıkaralım” görüşünü savunanlara işaret ederek, “Laikliği dindarlığın karşısına nasıl koyarsınız? ” dedi.
Millet iradesini tahrip etmeyin
Başbakan Erdoğan, bazı çevrelerin demokratik standartları millete çok gördüğünü ileri sürdü.
Partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan’ın kullandığı ifadeler TBMM Başkanı Arınç’ın 23 Nisan’da yaptığı konuşmanın ardından başlayan tartışmalara cevap verir nitelikteydi. Erdoğan, konuşmasında, Türkiye’nin bugün yakaladığı demokrasi standardını, insanlara iki beden büyük görenler olduğunu bildiklerini belirterek, “Demokrasi millete büyük gelmiyor. Asıl bu iddiayı atanların üzerine yakışmıyor” dedi. Erdoğan şöyle devam etti: “Şunun altını çizmek istiyorum. Türkiye’de vatansever olan herkes, 3 Kasım 2002’de millet iradesiyle açıkça ortaya konulan istikrar içinde değişim kararını, asla zedelemeye çalışmamalıdır. Milletin değişim iradesini tahrip etmeye çalışarak statükoyu savunmanın vatanseverlikle alakası yoktur. Cumhuriyetimizin mayası olan demokratik değişim iradesine karşı çıkmanın, cumhuriyetçilik ve milliyetçilikle bir ilgisi yoktur. Vatanseverlik, cumhuriyetçilik ve demokratlıkla olur. ”
Uçağı şahsi işlerde kullanmıyormuş
Başbakan Erdoğan, toplantıda ayrıca geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği doğu ve güneydoğu gezilerini de anlattı. Konuşmasında CHP’nin eleştirilerine dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi: “Anamuhalefet partisi çok merak ediyor; benim Başbakanlık uçağıyla kongrelere niçin gittiğimi soruyor. Hemen buradan cevabını vereyim; Bu kadar heyecanlanmasın, bu kadar telaşa düşmesin. Anamuhalefet şunu iyi bilmeli, ben ülkemin her yerine şu anda makama tahsisli olan bu uçakla kişisel işlerimi görmeye gitmiyorum.”
nazimalemdar
10.05.06, 20:26
devlet gemisinin civisi cikti. eger civi yerine cakilmazsa, ilerde o civiyi kirarlar.
son dönemde, maalesef, sadece laf üretilmeye baslandi.iktidar ve muhalefet, laf üretmekte birbiri ile yarisiyor.
kanunlar belli, yetkiler belli.
cumhurbaskani isterse, bircok yetkisi var, onlari kullanabilir.
eger erdogan akilli ise, yetki kullandirmaya mecbur etmez, yoksa, yapacagi fazla birsey yoktur.
ne aldigi oya nede kendini alkislayan kitlelere güvensin.kanun yolundan ayrilmasin.
arkamda kitle destegi var diyerek, kafasina göre hareket etmesin.
deryatulga
10.05.06, 21:14
devlet gemisinin civisi cikti. eger civi yerine cakilmazsa, ilerde o civiyi kirarlar.
son dönemde, maalesef, sadece laf üretilmeye baslandi.iktidar ve muhalefet, laf üretmekte birbiri ile yarisiyor.
kanunlar belli, yetkiler belli.
cumhurbaskani isterse, bircok yetkisi var, onlari kullanabilir.
eger erdogan akilli ise, yetki kullandirmaya mecbur etmez, yoksa, yapacagi fazla birsey yoktur.
ne aldigi oya nede kendini alkislayan kitlelere güvensin.kanun yolundan ayrilmasin.
arkamda kitle destegi var diyerek, kafasina göre hareket etmesin.
Cumhurbaskaninin böyle bir yetkisi yok, kimse kendini aldatmasin. Sezer galiba bizim Veysel Batmaz Hoca'nin gecen yil fitilledigi sol cephe liderligine istahlanmis görülüyor. Onda bu karizma varken Türkiye'de tas catlasa 12% sinirini gecemez. Gecemedigi gibi dogru dürüst bir muhalefet bloku kurma sansini da berbat etmis olur.
nazimalemdar
10.05.06, 21:32
104. maddede cumhurbaşkanın "görev ve yetkileri" şöyle sıralanıyor:
"Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti`ni ve Türk Milleti`nin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.
Bu amaçlarla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:
a) Yasama ile ilgili olanlar:
Gerekli gördüğü taktirde, yasama yılının ilk günü TBMM`nde açılış konuşmasını yapmak,
TBMM`ni gerektiğinde toplantıya çağırmak,
(
)
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü taktirde halk oyuna sunmak,
Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, TBMM İçtüzüğünün, tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakamından aykırı oldukları gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak,
SEÇİMLERİ YENİLEME YETKİSİ!..
TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,
b) Yürütme alanına ilişkin olanlar:
Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,
Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek,
Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kurulu`na başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulu`nu başkanlığı altında toplantıya çağırmak,
(
)
TBMM adına Türk Silahlı Kuvvetleri`nin Başkomutanlığını temsil etmek,
Türk Silahlı Kuvvetleri`nin kullanılmasına karar vermek,
Genelkurmay Başkanını atamak,
Milli Güvenlik Kurulu`nu toplantıya çağırmak,
Milli Güvenlik Kurulu`na başkanlık etmek,
Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararı ile sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,
Kararnameleri imzalamak,
Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak,
Devlet Denetleme Kurulu`nun üyelerini ve başkanını atamak,
Devlet Denetleme Kurulu`na incelemek, araştırma ve denetleme yaptırtmak,
Yüksek Öğretim Kurulu üyelerini seçmek,
Üniversite rektörlerini seçmek,
c) Yargı ile ilgili olanlar:
Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekilini (
) seçmek.
******
cumhurbaskani, kendisine verilmis bu yetkileri kullanarak, hükümeti secime gitmeye zorlayabilir.
ama, sezer bunu yaparmi? yapabilirmi? yapmali mi?
o baska bir konu.
deryatulga
10.05.06, 21:40
104. maddede cumhurbaşkanın "görev ve yetkileri" şöyle sıralanıyor:
******
cumhurbaskani, kendisine verilmis bu yetkileri kullanarak, hükümeti secime gitmeye zorlayabilir.
ama, sezer bunu yaparmi? yapabilirmi? yapmali mi?
o baska bir konu.
Kuru Anayasa metnine bakarsan cok sey yapabilir. Su an yeni secimlere karar vermesi icin bir gerekce uydurmasi lazim ki, buna da "Sivil Darbe" denir. Birilerinin "Sezer Sezar olmali!" doldurusuna gelirse bu ülkeye cok yazik olur. Ayrica cuntaci artigi Ilhan Selcuk'la basbasa vererek ülke kurtarmaya kalkisan birinin benim gözümdeki yerini hic sorma derim.
ottoman1299
10.05.06, 22:18
Son günlerde irtica haberlerinde büyük artış var, önceki gün Zamanda grafiği yayınlandı. Gazete sayfaları, televizyon ekranları bu tip haberlerden geçilmiyor.
Artış irticada değil haberlerde... Allahtan Türkiye bu suni gündemlere, puslu havalara alışık. Amaç irtica ile mücadele falan değil, irticayı iktidar oyununun bir parçası olarak kullanıyorlar. Hedef de belli; bu konuda hassas olduğu bilinen dinamikleri sahaya çekmek... Ama tezgâh çok sırıtıyor. Bu oyun tutmayacak.
Yalnızca siyasetçiler değil, eski ve yeni cumhurbaşkanları da sahnede. Demirel eleştirilerle yetinmiyor, hükümete karşı siyasi blok oluşturma telaşında. Cumhurbaşkanı Sezer de benzer arayışın içinde. Vetolar artık kesmiyor, başka çareler peşinde.
Dün Hürriyetten Ertuğrul Özkök yazdı; Sezer, geçen hafta Cumhuriyet Gazetesinin başyazarı İlhan Selçukla bir araya gelmiş. Dikkatli okuyucular hatırlayacaktır; daha önce bu sütunda ikilinin mutat görüşmeler yaptığı yer almıştı. Harbiyedeki konuşmanın üslup ve içeriğinin İlhan Selçuktan izler taşıdığına dikkat çekmiştim.
Özkökün yazısı görüşmeleri teyit ediyor. Cumhurbaşkanıdır, dilediği gazetecilerle oturup konuşma dertleşme hakkı elbette vardır. Gazetecilerin büyük çoğunluğuna kapılarını kapatırken sadece, tirajı çok gerilerde seyreden bir gazetenin yöneticileriyle bir araya gelmesini pek sağlıklı bulmuyorum. Hele bu, kendi dünyası dışında başka dünya tanımayan, dar ve katı bir çevrenin ideoloğu durumundaki İlhan Selçuk olursa... Sezere tekrar hatırlatmak istiyorum; cumhurbaşkanı kelimesindeki cumhur, Cumhuriyet Gazetesinin cumhuru değil, halk anlamında...
Tarifi Cumhuriyet Gazetesi gibi kendisine benzemeyenleri dışlayıcı değil, aksine herkesi kapsayıcı; halkın tamamını, bütününü ifade ediyor. Cumhurbaşkanı Sezer ile İlhan Selçukun sık sık buluşmalarının ne önemi var, iki dostun görüşmesi diyebilirsiniz. Öyle değil. Önceki gün Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfasında yukarıdan aşağıya kadar uzanan bir başyazı yayınlandı. Altında imza yok, Özkök köşesinde Bu yazıyı genellikle İlhan Selçuk yazar diyor.
Yazı ilginç, Başbakan ve Meclis başkanının konuşmalarına dikkat çekerek; Bu yolda yürürlerse Sayın Cumhurbaşkanı ister istemez anayasal görevinin gereğini yerine getirmek zorunda kalacaktır ki Çankayanın bu tutumunu taraf tutmak diye nitelendirmeye çalışmak hukuk devleti mantığına aykırı davranmaktan gayrı bir içerik taşımaz...
Anayasal görevini yerine getirmek zorunda kalmak... Ne demek bu? Sezer ne yapacak? Bu satırlar belli ki bilgiye dayanıyor. Cumhurbaşkanı Sezerin başından beri Cumhuriyet Gazetesi üslubuyla AK Parti iktidarına muhalefet yaptığını bilmeyen yok. Sadece siyasi konularda değil, ekonomik mevzularda bile hükümetin hamlelerini geri püskürtüyor. 2Bde olduğu gibi...
Daha öte ne yapabilir? Görev süresinin dolmasına bir yıldan daha az bir süre kaldı. Geri sayım başladı. Emekli olduktan sonra pekala, Tayyip Erdoğanın alternatifini üretmekte zorlanan siyasete yeni bir soluk olabilir. Yeni bir parti kurabilir; ama bu zordur, teşkilat falan zahmetli iştir, partilerden birinin başına geçebilir. Bu en doğru yoldur onun için. Cumhuriyet Gazetesi yazarlığından daha fonksiyoneldir üstelik.
Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk bir dergiye verdiği mülakatta Sayın Sezerin konuşmasında birçok yer bana yabancı gelmedi. Baktım bir başkası yazmış. dedi. İkisi de yargı camiasından olduğu için Sami Selçuk, Sezeri yakından tanır. Sezer, Anayasa Mahkemesi başkanı olduğunda hak ve özgürlükleri bayraklaştıran bir konuşma yaparak, Çankayaya giden yolun kapısını açmıştı. O konuşmayı yazan da kendisi değildi, nereden devşirme olduğunu yakından biliyorum.
Umarım Sezer, emekli olduktan sonra siyasete atılır, aslında görev süresinin dolmasını beklemesine de gerek yok...
10.05.2006
ottoman1299
11.05.06, 10:58
Bugün, 11:03
Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" takma adıyla kaleme aldığı yazısında bir teori üretti. Koru'ya göre, Sezer yıl sonuna doğru sert bir manifestoyla istifa edecek. Arınç, Sezer'in yerine geçince CHP isyan ederek sine-i millete dönecek. AK Parti tek başına kalacağı Meclis'te cumhurbaşkanı seçemeyeceği için zorunlu olarak erken seçime gidilecek.
Taha KIVANÇ -YENİ ŞAFAK
Şifreyi çözüyorum
Bir süredir Ankara'da konuşulduğu halde hiç kulak asmadığım bir senaryoyu Ertuğrul Özkök fâş ediverdi (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4382978.asp?yazarid=10&gid=61): Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, kendi yerine seçilecek kişiyi beğenmediği taktirde, 'hakem' sıfatıyla devreye girecekmiş...
Aslında Hürriyet yazarının kendi kanaati değil bu; Cumhuriyet gazetesinde çıkan başyazı (http://arama.yore.com.tr:8081/sayfa.cgi?w+30+/cumhuriyet/0605/08/w/c0118.html)yı okuyarak varmış bu sonuca... Başyazıları yazan İlhan Selçuk Özkök'ün dikkatini çeken başyazıyı yazmadan bir gün önce Çankaya'da Cumhurbaşkanı Sezer ile görüşmüş... Her ne kadar yazarı "Ben Cumhurbaşkanının sırdaşı değilim" dese de, Cumhuriyet'in başyazısıyla Cumhurbaşkanı Sezer'in niyeti arasında paralellik kurmaktan kendini alamamış Ertuğrul Özkök...
Başyazıda dikkate değer iki paragraf şu: "2007'ye doğru Türkiye Cumhuriyeti büyük bir sınav yaşayacak ve gerilimden geçecek gibi görünüyor. Çünkü Başbakan ve Meclis Başkanı, takıyyeyi bir yana bırakarak geleceğe dönük programlarını ilân etmişlerdir. (..) Bu yolda yürürlerse, Sayın Cumhurbaşkanı ister istemez anayasal görevinin gereğini yerine getirmek zorunda kalacaktır ki Çankaya'nın bu tutumunu 'taraf tutmak' diye nitelendirmeye çalışmak hukuk devleti mantığına aykırı davranmaktan gayrı bir içerik taşımaz."
Bazıları "Anayasanın yazılı olmayan maddeleri var" uçuk iddiasındadır ya, galiba bu iddiaya ciddi ciddi inananlar var. Çünkü, halen yürürlükte olan anayasa (http://www.tbmm.gov.tr/Anayasa.htm)da, Cumhurbaşkanının yetkileri arasında , Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale sonucu doğurabilecek herhangi bir yetki sayılmıyor. 104. maddede "Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek" deniliyor, ama 116. madde ile o yetki 'hükümetin 45 gün içerisinde kurulamaması' şartıyla sınırlı tutuluyor. Dahası, Cumhurbaşkanı Meclis'i yenileme kararını 'TBMM Başkanına danışarak' alabiliyor...
Konu ilk dikkatime çarptığında önem vermemekle doğru olanı yapmışım. Dün, anayasa profesörü Süheyl Batum, Vatan'da, "Cumhurbaşkanı'nın 'saklı' yetkileri var mı?" başlığını taşıyan yazısı (http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=10.05.2006&Newsid=77570&Categoryid=1)nda şu tespiti yaptı: "Cumhurbaşkanı'nın yetkileri Anayasa'da 104. maddede sayılmıştır. Cumhurbaşkanı'nın bunlar dışında, 'saklı bazı anayasal yetkileri' yoktur."
Düşünürken, hep garip bir 'duygunun' patlamaya hazır halde içimi kemirdiğini fark ettim. Hayır, Ahmet Sezer ile İlhan Selçuk'un yakın dostluğunu yadırgamam değildi bu duygumun sebebi; hatta Cumhurbaşkanının kendinden sonra kimin Çankaya Köşkü'ne çıkacağına dair sözünün dinlenmesini istemesi de yadırgatıcı gelmedi bana... İlhan Bey'le Ahmet Bey arasında 'duygusal' bir yakınlık olması da, kiracının sonraki kiracı hakkında söz sahibi olmak istemesi de bana yabancı duygular sayılmaz. Çevremde böyleleri çok...
"Peki, nedir yadırgadığım?" sorumun cevabını Hakkı Devrim'in 'iyi dostu' olduğu anlaşılan Cemal Madanoğlu'nu tanıyamaz hale getiren bir gelişmeyi anlattığı yazısında buldum. 27 Mayısçı Madanoğlu'na 'cunta' kurdurup ihtilâl yaptırmaya kalkışan, bu yüzden cezaevine düşürenleri anlatıyordu Radikal yazarı...
Şu satırlarını (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=186919) okuyalım: "Siyaset ufkunda bazen, bu çevrenin yabancısı simalar belirir. Gelecek vaat eder nitelikteyseler, yakınlarında, arsız otlar gibi akıl hocaları boy gösterir. Onlara iltifat etmediği oranda kahramanımızın itibarı artacaktır. Ne var ki, bu yaptığının bir bedeli de yalnızlığa mahkûm edilmektir. / Asıl tehlike (yani seçkin ve etkili akıl hocalarından biriyle karşılaşması ihtimali) tedirginlik duymaya başladığı o zorunlu inziva günlerinde ortaya çıkar. / Aklından geçirmediği kutsal görevleri ona, işte bu buluşma vesilesiyle hatırlatılır."
Madanoğlu'nu hapse düşüren 'hoca' kim miydi? 12 Mart dönemini anlatan kitaplara başvurun...
Cumhurbaşkanının 'anayasal yetkisi' yok, kendisinden sonra Çankaya Köşkü'ne kimin çıkacağını Ahmet Sezer normal yoldan belirleyemez. Bazılarının zannının aksine, Sezer'den beklenenin de anayasal bir yetkiyi kullanmak olduğunu sanmıyorum. İlhan Selçuk'un kullandığı deyim 'anayasal yetki' değil zaten, 'anayasal görev'...
Görev tanımıyla ilgili şu senaryoya bir göz atın: Herkes cumhurbaşkanlığı seçimi için mayıs 2007 tarihine yoğunlaşmışken, Ahmet Necdet Sezer bir manifestoyla cumhurbaşkanlığından (Selçuk, "2007'ye doğru" diyor) istifa eder... Böylece cumhurbaşkanlığı seçimi süreci erkene alınır. Yerine, 'vekil' olarak TBMM Başkanı geçer; yani Bülent Arınç... CHP büyük bir kavga başlatarak 'sine-i millete' dönme kararı alır... Ak Parti grubunun cumhurbaşkanını tek başına seçmesi düşünülemeyeceği için metazori olarak erken seçime gidilir...
'Anayasal görev' ile irtibatlı senaryo bu olabilir mi?
haberX (http://www.haberx.com/n/255107/sezerselcuk-ikilisinin-oyun-plani-var.htm)
ottoman1299
11.05.06, 23:23
Cumhurbaşkanı Sezer, Cumhuriyet gazetesine saldırılar nedeniyle gazetenin İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk ve Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız'a birer telgraf gönderdi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Cumhuriyet gazetesine saldırıları "nefretle" kınadı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Sezer, Cumhuriyet gazetesine saldırılar nedeniyle gazetenin İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk ve Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız'a birer telgraf gönderdi. Cumhurbaşkanı Sezer'in telgrafı şöyle:
"Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırıları nefretle kınıyorum. Özgür basına karşı girişilen bu tür çirkin eylemler, demokrasiyi, onun kurumlarını ve çağdaş yaşamı benimseyen Ulusumuz tarafından üzüntüyle karşılanmaktadır.
Böyle üzücü olayların bir daha yaşanmamasını diliyor, size ve şahsınızda Cumhuriyet gazetesi ailesine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum."
(Ankara, aa)
http://www.haberx.com/n/255234/sezer-cumhuriyet-gazetesine-saldirilari-nefretle.htm (http://www.haberx.com/n/255234/sezer-cumhuriyet-gazetesine-saldirilari-nefretle.htm)
'Sezer adını değiştirsin'
http://www.vatanim.com.tr/pics/news/79252000.jpg http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif
İmam Hatipliler 2. Büyük Kurultayı'nda eski Başkan İbrahim Solmaz, Sezer'i eleştirdi: Cumhurbaşkanı'nın ismi Ahmet. Ahmet peygamber ismi. Siz aslınızı inkar ediyorsanız o zaman isminizi değiştirin
http://www.vatanim.com.tr/pics/clear_pixel.gif
05.06.2006
İmam Hatipliler 2. Büyük Kurultayı'na hükümet ilgisiz kaldı. Başta Başbakan başta olmak üzere kabinenin tüm üyelerine davetiye gönderilmesi karşın AKP'den sadece Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay ve Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Ali Bulut katıldı.
Kurultaya, bir öğrencinin dışında bayanların katılmaması dikkat çekti. Kurultayın açılışında konuşan ÖNDER (İmam Hatip Liseleri Mezunları Mensupları Derneği) Başkanı Yusuf Ziya Sula, mezuniyet progamlarının canlı ve en güzel salonlarda yapılmasını önerdi ve "Mezuniyet programları, kep atma törenleri şeklinde de yapılabilir" dedi.
'Birileri öldü'
Sula, Danıştay operasyonunu değerlendirirken de "Danıştay'a yapılan saldırı haklı davamızı savunmamızı engelleyemez. Ne yapalım birileri öldü, birileri yaralandı. Biz kenara mı çekileceğiz" dedi. "Dünya Ordularında Din Subaylığı" konusunda hazırladıkları raporu Genelkurmay Başkanlığı'na sunacaklarını belirten Sula, sağlık kurumlarında din görevlilerinin çalıştırılması için de bir çalışma yaptıklarını kaydetti.
Erdoğan'a eleştiri
Derneğin Eski Genel Başkanı ibrahim Solmaz da "nesli kurtarmak" için çalıştıklarını belirterek, Başbakan Erdoğan'a atıfta bulundu: "İşe, imam hatip mezunu olup bir yerlere gelenler sahip çıkmalı. Onlar sahip çıkmazsa biz kime ne söyleyelim."
Sezer'e eleştiri
Solmaz konuşmasında Cumhurbaşkanı Sezer'i de şu sözlerle eleştirdi: Cumhurbaşkanı'nın ismi Ahmet. Ahmet peygamber ismi. Siz aslınızı inkar ediyorsanız o zaman isminizi değiştirin."
Haber: Hale GÖNÜLTAŞ
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=05.06.2006&Newsid=79252&Categoryid=1
_______________
Ibrahim Solmaz'da soyismini degistirsin o zaman!
http://img101.imagevenue.com/aAfkjfp01fo1i-28037/loc146/44237_Untitled_1.jpg
garip insanlar?
Yobazlık parayla değilki...
Bilge Khan
06.06.06, 22:01
Türkiyeden 50 Yil incinde birsey olmaz !! Insanlarimiz yobaz !! Sanki baska problem yok..... :motz:
Bu yasta bu seka
Helal yani
derStandard.at
07.06.2006
Sezer zu Staatsbesuch in Israel eingetroffen
Türkischer Präsident reist am Donnerstag weiter ins Westjordanland zu Abbashttp://derstandard.at/img/dot_clear.gif
http://derstandard.at/img/dot_clear.gif
Jerusalem -
Der türkische Präsident Ahmet Necdet Sezer ist am Mittwoch zum Auftakt seines Staatsbesuchs in Israel von seinem israelischen Amtskollegen Mosche Katzav in dessen Residenz in Jerusalem empfangen worden.
Anschließend hörte er nach amtlichen Angaben im Parlament einen Teil der Haushaltsdebatte mit, an der unter anderen Verteidigungsminister Amir Peretz und Vizeregierungschef Shimon Peres teilnahmen. Vor einem Treffen mit Regierungschef Ehud Olmert am Nachmittag wollte Sezer die Holocaust-Gedenkstätte Yad Vashem besuchen.
Weiterreise nach Ramallah
Am Donnerstag will Sezer nach Ramallah im Westjordanland reisen und dort ein Gespräch mit Palästinenser-Präsident Mahmud Abbas führen. Die Türkei ist der wichtigste Verbündete Israels in der Region seit 1996. Damals schlossen beide Länder einen Vertrag über ihre militärische Zusammenarbeit. Zugleich hat die Türkei enge Kontakte zu den Palästinensern, deren Forderung nach einem eigenen Staat sie unterstützt.
(APA)
http://derstandard.at/?url=/?id=2471806
Hoffen wir mal, dass Sezer den Schaden beheben kann, den die Türkei RTE & Co. zu verdanken hat.
TRT
Haber
07.06.2006
http://www.trt.net.tr/haber/2006/06/07/resim/sezer_katsav_israil2_b.jpg
Sezer'in İsrail Temasları
Sezer: İsrail-Filistin anlaşmazlığında yol haritası tek uygun yöntem.
Cumhurbaşkanı Sezer, İsrail - Filistin anlaşmazlığının çözümü için, görüşmelerin, Güvenlik Konseyi kararları ve yol haritası çerçevesinde yürütülmesinin, uygun tek yöntem olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İsrail'deki resmi temaslarına başladı.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer için resmi karşılama töreni, Cumhurbaşkanlığı sarayında yapıldı.
Törene, Kudüs'teki dini cemaatlerin liderleri de katıldı.
Törenin ardından, heyetlerarası görüşmeye geçildi. Görüşmenin sonuçlarını, iki Cumhurbaşkanı ortak basın toplantısında değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Sezer, ilişkilerin daha da geliştirilmesi yönünde iki tarafta da güçlü bir kararlılık bulunduğunu vurguladı.
Sezer, görüşmede, İsrail-Filistin anlaşmazlığı başta olmak üzere bölgesel konuların da kapsamlı biçimde ele alındığını söyledi.
Ahmet Necdet Sezer şunları kaydetti: "Türkiye Ortadoğu'da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için İsrail-Filistin anlaşmazlığının hakça bir çözüme kavuşturulması gerektiğine inanmaktadır. Bu amaçla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kararları ve Yol haritası çerçevesinde görüşmeler yürütülmesinin iki devletli çözüm hedefinin yaşama geçirilmesinde tek uygun yöntem olduğunu düşünüyoruz".
İsrail'den AB Desteği
İsrail Cumhurbaşkanı Katsav da, Türkiye'nin AB üyeliği için ülkesinin verdiği desteği yineledi.
Edinilen bilgiye göre, Sezer görüşmede, barış sürecinin tekrar canlandırılması için daha önce üzerinde anlaşmaya varılan esaslar içinde, girişimlerde bulunulması yönündeki görüşü dile getirdi.
Filistin halkının, son seçimden dolayı, cezalandırıldığı düşüncesine kapılmamasının önemini vurgulayan Sezer, Türkiye'nin Filistin halkına gönderdiği insani yardımın iletilmesinde, İsrail'in gösterdiği yardıma da teşekkür etti.
İran'ın Nükleer Programı da Görüşüldü
Görüşmede İran'ın nükleer programı da gündeme geldi. İsrail bu konudaki endişesini yinelerken, Türk tarafı ise barışçı bir nükleer programa kimsenin bir şey diyemeyeceğini, ancak, farklı bir istikametin doğuracağı riski, bölgenin kaldıramayacağını bir kez daha dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Sezer, İsrail Parlamentosu Knesset'e de hitap etti. Sezer, Türkiye'nin, evrensel değerlerin Ortadoğu'da egemen kılınması çabalarına katkısını sürdüreceğini vurguladı.
Sezer "ABD ile stratejik ortaklığımız dış siyasal önceliklerimizin en önemli halkalarından biridir. İsrail ile iş birliğimizin bu bağlamda da özel bir anlamı vardır." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Sezer, konuşmasını İbranice, selam ve barış anlamına gelen "Şalom" sözcüğü ile tamamladı.
Cumhurbaşkanı Sezer Kudüs'teki temasları çerçevesinde, Yad Vaşem soykırım müzesini de ziyaret etti.
Sezer ayrıca, Uluslar Ormanı'na da giderek fidan dikti.
Bu arada, Türkiye'den göç eden Musevi cemaati, Sezer'in ziyareti dolayısıyla Kudüs'teki Atatürk Ormanı'na bin fidan dikti.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=152033&k=0
Hoffen wir mal, dass Sezer den Schaden beheben kann, den die Türkei RTE & Co. zu verdanken hat.
Ich denke die freundschaftlichen Beziehungen zu Israel werden auch diese Krisen überstehen.
Auch mit Abbas wird sich unser Staatspräsident treffen. Auch da sehe ich Hoffnungen, daß es für den Friedensprozeß förderlich sein wird.
Sezer'e Knesset'te alkış
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İsrail'deki resmi temaslarına başladı. İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav ile görüşen Sezer, İsrail-Filistin anlaşmazlığının hakça bir çözüme kavuşturulması için iki devletli çözüm hedefinin yaşama geçirilmesinde tek uygun yöntem olduğunu ifade etti. Knesset'teki konuşmasında barış mesajları veren Cumhurbaşkanı Sezer, uzun süre alkışlandı.
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1644043.jpg
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İslam Konferansı Örgütü üyesi olan ve Arap ülkeleriyle tarihsel dostluk bağları bulunan, Avrupa Birliği üyeliğine aday, aynı zamanda NATO ve Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye'nin, İsrail'in komşularıyla kalıcı barış kurması için elinden geldiği ölçüde yardımcı olmaya hazır olduğunu söyledi.
İsraillilerin ve Filistinlilerin dostluk ve güvenini sağlayabilmiş olma ayrıcalığını taşıyan Türkiye'nin, bu ayrıcalığı bir sorumluluk olarak gördüğünü belirten Sezer, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in en kısa zamanda Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmelere başlamasını beklediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Sezer, İsrail Parlamentosu'na (Knesset) hitap etti. Sezer, Knesset'e gelişinde Parlamento Başkanı Dalia İtzik tarafından törenle karşılandı.
Sezer, parlamentoda yaptığı konuşmada, İsrail'e yaptığı ziyaretten duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Yüzlerce yıl boyunca hoşgörü, kardeşlik ve dayanışma içinde bir arada yaşamanın en güzel örneğini vermiş olan Türkler ve Yahudiler'in, ortak geçmişlerinden güç alan dostluklarını geleceğe gururla taşıdıklarını ifade eden Sezer, şöyle devam etti:
Türkler ve Yahudiler zor dönemlerde her zaman birbirinin yardımına koşmuştur. Örneğin, biz İsrailli dostlarımızın, 1999 yılındaki büyük deprem yıkımı sırasında en ön saflarda ve özveriyle yardımımıza koşarak acımızı paylaşmalarını her zaman minnetle anımsıyoruz.
İyi ve kötü günlerde sınanarak pekişmiş karşılıklı dostluk ve dayanışmamız, bugün Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail Devleti arasında kurumsallaşan ortaklığın sağlam temellerini oluşturmaktadır.
İlişkilerimiz son yıllarda her alanda hızla gelişmektedir. Ancak, birlikte çalışarak karşılıklı yarar doğrultusunda, işbirliğimizi daha da derinleştirebileceğimizin bilinci içindeyiz. İki demokrasi olarak işbirliğimizin Orta Doğu'da barış, istikrar ve gönencin egemen kılınmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1642696.jpg
Sezer, Türkiye'nin, farklı coğrafyaların ve kültürlerin kesişme noktasında, dünyada eşi bulunmayan bir jeopolitik konumda bulunduğuna işaret ederek, Asya ve Avrupa'yı, Akdeniz ve Karadeniz'i, Orta Doğu ve Kafkasya'yı birbirine bağladığını vurguladı. Türkiye'nin, bu özelliğiyle Doğu ile Batı ve Kuzey ile Güney arasında bir işbirliği ve dostluk köprüsü oluşturduğunu ifade eden Sezer şöyle konuştu:
Laik, demokratik yapısı ve barışçı dış politikasıyla, bölgesinde ve ötesinde istikrar ve gönencin sağlanmasına katkıda bulunmaktadır. Köklü devlet geleneğinden, tarihsel deneyiminden, farklı geleneklerin birleşimine dayanan kültürel birikiminden ve demokratik değerlerden beslenen ulusal kimliğiyle, uygarlıklar arası diyalog ve anlayış birliği sağlanmasında belirleyici rol oynayabilecek bir bölgesel güçtür.
Anayasal demokrasi, iyi yönetişim, hukukun üstünlüğü, kadın-erkek eşitliği, pazar ekonomisi, bölgesel kalkınma ve terörizmle savaşımda uluslararası işbirliği, bölgemizin güvenlik ve istikrarı bakımından temel araçlardır. Türkiye, bu alanlardaki deneyimiyle evrensel değerlerin Orta Doğu'da egemen kılınması çabalarına katkılarını sürdürecektir. Şuna yürekten inanıyoruz ki, bölge halkları, özledikleri huzur ve gönence, ancak çatışmanın yerini işbirliğine, düşmanlığın yerini dostluk ve barışa terk edeceği bir ortak gelecek hedefine doğru birlikte yürümeyi başarabilmeleri durumunda erişeceklerdir. Türkiye, bu doğrultudaki çabalara etkin biçimde destek olmaya kararlıdır. Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye'nin pek çok alanda komşuları, dostları ve bağlaşıklarının da yararlanabilecekleri olanaklar sunduğunu belirterek, enerji alanının, bu bakımdan çarpıcı bir örnek oluşturduğunu kaydetti. Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol boru hattının resmi açılış töreninin, Temmuz ayında gerçekleştirileceğini anımsatan Sezer, Doğu-Batı Enerji Koridorunun en değerli parçasını oluşturan bu hattın, bölgede istikrar ve ekonomik kalkınmanın sağlanması bakımından yaşamsal önem taşıdığını vurguladı. Sezer, Bu tasarı, gündemdeki diğer tasarılarla birlikte ele alındığında, Türkiye'nin bölgenin enerji iletme merkezi olma yönünde önemli bir noktaya geldiğini ortaya koymaktadır. Asya ve Avrupa'nın, yeni İpek Yolları ile bağlanması bakımından kilit ülkeyiz. Bu bağlamda İsrail ile işbirliğimizi enerji alanına da genişletme yolunda birlikte çalışmaya başladığımızı vurgulamak isterim. Türkiye ile İsrail arasında çoklu enerji ve su iletim hatları tasarısının yapılabilirliği konusunda araştırma çalışmaları gündemdedir diye konuştu.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin, bölge üzerinde stratejik yansımalarının olacağını ifade eden Sezer, şöyle devam etti:
Hem komşu bölgelere, hem de Avrupa Birliği'ne siyasal, ekonomik ve stratejik anlamda daha geniş bir ufuk kazandırma olanağımız bulunmaktadır. Türkiye'nin üyeliği, aynı zamanda Avrupa Birliği tasarısının çok kültürlü ve laik niteliğinin güvence altına alınmasına katkı sağlayacaktır. Bu noktada, İsrail'in Avrupa Birliği ile son yıllarda gelişen ilişkilerini yakından izliyor ve destekliyoruz.
Amerika Birleşik Devletleri ile stratejik ortaklığımız dış siyasal önceliklerimizin en önemli halkalarından biridir. İsrail ile işbirliğimizin bu bağlamda da özel bir anlamı vardır.
İslam Konferansı Örgütü üyesi olan ve Arap ülkeleriyle tarihsel dostluk bağları bulunan, Avrupa Birliği üyeliğine aday, aynı zamanda NATO ve Avrupa Konseyi üyesi olan Türkiye, dost İsrail'in komşularıyla kalıcı barış kurması için, elinden geldiği ölçüde yardımcı olmaya hazırdır.
İsraillilerin ve Filistinlilerin dostluk ve güvenini sağlayabilmiş olma ayrıcalığını taşıyan Türkiye, bu ayrıcalığı bir sorumluluk olarak görmektedir. İsrail-Filistin anlaşmazlığının Yol Haritası temelinde ve yan yana barış içinde yaşayan iki devlet hedefi doğrultusunda görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturulmasını içtenlikle diliyoruz. İki ay önceki seçimlerde İsrail halkından yetki almış olan 17. Dönem Knesset üyelerinin ve Başbakan Ehud Olmert önderliğindeki yeni İsrail Hükümeti'nin barış doğrultusunda gereken çabayı kararlı biçimde göstereceklerine inanıyoruz. Başbakan Olmert'in en kısa zamanda Filistin Yönetimi Başkanı Sayın Mahmud Abbas ile görüşmelere başlamasını bekliyoruz.
Cumhurbaşkanı Sezer, Holokost gibi insanlığa karşı işlenmiş, tarihinin en karanlık sayfasında yer alan ve örneği bulunmayan bir suça milyonlarca kurban vermiş Yahudi ulusunun, insanlığın ortak vicdanında da derin bir yara açmış olan bu acı anısının hiçbir zaman unutulmayacağını kaydetti. Sezer, Holokost kurbanlarını Türk Ulusu ve kendi adıma saygıyla anıyorum. Bu bağlamda, anti-semitizmin ve her türlü ırkçılığın insanlığa karşı bir suç olduğunu ve bunlara karşı kararlılıkla savaşılması gerektiğini bir kez daha yineliyorum diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Sezer, İsrail'le işbirliğinin her alanda geliştirilmesi yönünde kararlı olduklarını kaydetti. Sezer, konuşmasını İbranice barış ve selam anlamına gelen Şalom diyerek
tamamlarken, yine İbranice toda raba sözleriyle teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Sezer, İsrail Parlamentosu üyelerince uzun süre ayakta alkışlandı.
ATATÜRK'ÜN İZİNDEYİZ
Öte yandan Sezer'i Genel Kurul Salonu'na gelişinde Türkçe sözlerle, Hoş geldiniz diyerek karşılayan Knesses Başkanı Dalia İtzik de yaptığı konuşmada, Sezer'in kendisini evinde hissetmesini istedi.
İsrail'de Osmanlı döneminden kalma bir çok Türk eseri bulunduğunu, İsrail yasalarında Osmanlı döneminden kalma izlerin yer aldığı ifade eden İtzik, 500 yıl önce İspanya'dan sürülen Musevilere Osmanlının kucak açtığını hatırlatarak, bunu hiç bir zaman unutmayacaklarını söyledi. İtzik, Nazi döneminde Almanya'dan ayrılan bir çok bilim adamına da Türkiye'nin kucak açtığını söyledi.
Atatürk'ün kendilerine örnek teşkil ettiğini vurgulayan İtzik, Onun izindeyiz dedi.
İtzik, Türkiye ile İsrail'in ortak demokratik değerleri paylaştıklarını da söyledi.
İsrail halkının Türkiye'nin koyu hayranı olduğunu ifade eden İtzik, geçtiğimiz yıl İsrail'den Türkiye'ye 400 bin ziyaretçi geldiğini hatırlattı. İtzik, İsrail'de Türkiye'den göç etmiş bir topluluğun da bulunduğunu, bu topluluğun her iki ülke arasında köprü teşkil ettiğini anlattı.
İsrail Başbakan Yardımcısı Simon Peres de konuşmasında, Atatürk'ü unutulmaz önder olarak nitelendirerek, Bir çok bakımından 20. yüzyılda dünyada onun kadar uzağı gören önder olmamıştır dedi.
Peres, Atatürk'ün dinsel kuruluşların bir ülkeyi yönetmemeleri gerektiğini de anladığını belirten Peres, bunu çağdaş bir adım olarak nitelendirdi.
Sezer'in ziyaretinden duyduğu memnuniyeti de dile getiren Peres, Siz bizim gözümüzde çağdaş Türkiye'nin değerlerini simgeliyorsunuz diye konuştu. Peres, Sezer'in Anayasa Mahkemesi Başkanlığı döneminde de yurttaş haklarını korumak için gereken çabayı gösterdiğini kaydetti.
Peres, Türkiye-İsrail işbirliğinin yalnız askeri alanda değil sivil alanda da yoğunlaşması gerektiğini vurguladı. Peres, her iki ülke ilişkileri açısından büyük bir potansiyel bulunduğunu kaydetti.
Simon Peres, İsrail'in Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini de anlattı.
Ana Muhalefet Partisi Likud'un Başkanı Binyamin Netanyahu da Türkiye konusunda İsrail'de iktidar ve muhalefet ayrımı bulunmadığını, herkesin Türkiye ile ilişkileri desteklediğini kaydetti. Netanyahu, Türkiye'nin hiçbir zaman anti semitizme kapılarını açmadığını söyledi. Netanyahu, Türkiye'nin her bakımdan olumlu bir model teşkil ettiğini belirterek, Türkiye'nin önemi, aşırılık karşısında aklı selimi temsil etmesidir diye konuştu.
SEZER-KATSAV GÖRÜŞMESİ
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, İsrail'deki resmi temaslarına İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav ile görüşerek başladı. Sezer, İsrail-Filistin anlaşmazlığının hakça bir çözüme kavuşturulması için iki devletli çözüm hedefinin yaşama geçirilmesinde tek uygun yöntem olduğunu ifade etti.
Sezer, İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav tarafından Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda resmi törenle karşılandı.
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1642712.jpg
İki ülke ulusal marşlarının seslendirilmesinin ardından Sezer, tören kıtasını denetledi. İki cumhurbaşkanı daha sonra sarayın bahçesinde basına açıklamalarda bulundular. Sezer, iki ülke ulusları arasında 500 yılı aşkın tarihsel bir dostluk bağının mevcut olduğunu söyledi. Sezer, bu dostluk bağının pekiştirilmesi için gerçekleştirdiği resmi ziyaretten büyük bir mutluluk duyduğunu ifade etti.
Türkiye ile İsrail arasında çok boyutlu, derin ilişkiler bulunduğunu kaydeden Sezer, şöyle devam etti:
Ziyaretim sırasında bu ilişkilerimizin ve işbirliğimizin yeni bir değerlendirmesini yapacağız, bölgesel sorunlar hakkında görüş alışverişinde bulunacağız. Bu görüşlerimizi, başta Sayın Katsav olmak üzere diğer İsrail'li yetkililerle paylaşacağız. Türkiye ile İsrail arasındaki bu çok yoğun, çok boyutlu ilişkilerin ve işbirliğinin bölgenin barış ve güvenliğine katkı sağladığına inanıyorum. Ziyaretimin Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilere ve işbirliğine yeni katkılar sağlayacağını düşünüyorum.
Sezer, kendisine ve beraberindeki heyete gösterilen konukseverlik için teşekkür etti.
KATSAV: İLİŞKİLER GÜÇLENECEK
İsrail Cumhurbaşkanı Katsav ise Sezer'in ziyaretinden büyük memnuniyet duyduğunu söyledi. Katsav, ziyaretin iki ülke arasında var olan güçlü, istikrarlı, verimli ilişkiler ve iki halk arasında bulunan dostluk ilişkilerinin simgesi olduğunu vurguladı. Katsav, Sezer'in ziyaretinin, iki ülke arasında var olan ilişkilere, karşılıklı anlayışa ve ilişkilerin daha da güçlendirilmesine katkıda bulunacağını söyledi. Türkiye ile İsrail arasında ekonomik, siyasi, ticari ve kültürel alanları da içine alan çok kapsamlı ve geniş bir işbirliğinin mevcut olduğunu kaydeden Katsav, şöyle devam etti:
İsrail Türkiye'yi müttefik bir ülke olarak görüyor ve inanıyor ki, her iki ülkenin çıkarları için, bütün bölge için bu karşılıklı işbirliği çok önemlidir. Bu ilişkilerimiz karşılıklı çıkarlardan öte evrensel insani değerlere, demokratik değerlere ve bölgeye istikrar kazandırmak gerektiği inancına dayanmaktadır. Türkiye güçlü demokrasi geleneği ile dünyaya bir örnek teşkil etmekten öte aynı zamanda bütün bölge yararına gerçekleştireceği reformlarla da bir örnek teşkil etmektedir. Sayın Sezer'le gerek bölgesel konular, gerek ikili ilişkiler, gerekse dünyayı ilgilendiren bir çok konuda görüş alışverişinde bulunacağız. Bu ziyareti, bu fırsatı verdiği için çok önemsiyorum.
Geçtiğimiz yıl gerek İsrail'de, gerek bölgede büyük değişiklikler yaşanmıştır ve karar almamızı gerektirecek büyük değişiklikler önümüzdedir. Dünya liderlerinin gözleri önünde büyük bir sorun bulunmaktadır. O da gelecek nesillere terörden arınmış, güven içinde yaşayabilecekleri bir dünya sağlamaktır.
İki cumhurbaşkanı daha sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda heyetler arası görüşmelere başkanlık ettiler.
Kısa süre görüntü alınmasına izin verilen görüşmeler, basına kapalı olarak gerçekleştirildi. Heyetler arası görüşmelere Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Tuygan ve Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Feridun Sinirlioğlu ile öteki ilgililer katıldı.
SEZER: İLİŞKİLERİMİZ SAĞLAM VE ÇOK BOYUTLU
Cumhurbaşkanı Sezer ve İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, heyetler arası görüşmelere başkanlık ettikten sonra basına ortak açıklamada bulundular. Sezer, Katsav ile heyetlerin katılımıyla kapsamlı ve yararlı görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirtti. Görüşmelerde, hızla gelişen ikili ilişkileri tüm yönleriyle ele aldıklarını ifade eden Sezer, Ülkelerimiz arasındaki işbirliğinin kazandığı derinlik ve boyutları mutlulukla not ettik. İlişkilerimizi daha da geliştirmek yönünde her iki tarafta da güçlü bir kararlılık bulunduğunu mutlulukla gözlemledik dedi.
Türkiye ile İsrail arasında sağlam ve çok boyutlu ilişkiler bulunduğunu belirten Sezer, tarihi Türk-Yahudi dostluğundan güç alan ilişkilerin sorunlardan uzak bir şekilde ortak çıkarlar temelinde gelişmeye devam ettiğini söyledi. Sezer, iki ülke arasındaki işbirliğinin Ortadoğu'da barış ve istikrarın sağlanması çabaları bakımından da yararlı olduğunu vurguladı.
İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM
Cumhurbaşkanı Sezer, şöyle devam etti:
Sayın Katsav ile görüşmelerimizde ayrıca başta İsrail-Filistin anlaşmazlığı olmak üzere bölgesel sorunlara ilişkin kapsamlı görüş alışverişinde bulunduk. Türkiye, Ortadoğu'da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için İsrail-Filistin anlaşmazlığının hakça bir çözüme kavuşturulması gerektiğine inanmaktadır. Bu amaçla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararları ve 'yol haritası' çerçevesinde görüşmeler yürütülmesinin iki devletli çözüm hedefinin yaşama geçirilmesinde tek uygun yöntem olduğunu düşünüyoruz.
Bugün gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde Türkiye'nin her iki tarafla özel ilişkilerinden yararlanarak barış yolundaki tüm çabaları desteklemeyi sürdüreceğini bir kez daha yineledik.
KATSAV İRAN'A DİKKAT ÇEKTİ
İsrail Cumhurbaşkanı Katsav ise, Sezer ile görüşmelerinde birçok konuda görüş alışverişinde bulunma fırsatı bulduklarını belirterek, Bu görüşme iki ülke arasında her alanda var olan güçlü ilişkilerin bir nişanesidir dedi. Katsav, görüşmede İsrail-Filistin uyuşmazlığı, ikili ilişkiler konularını değerlendirdiklerini belirterek, bazı konulardaki gelişmeler hakkında duyduğu endişeleri dile getirdiğini bildirdi. Özellikle İran konusu olmak üzere bazı uluslararası konuları da dile getirdiklerini kaydeden Katsav, Sezer'in ziyaretinin bölge istikrarına ve iki ülke ilişkilerine katkıda bulunduğunu söyledi.
Türkiye'ye AB'ye giriş süresinde büyük başarılar dilediğini ifade eden Katsav, Türkiye'nin AB üyeliğini bölge istikrarı için büyük bir katkı olarak gördüklerini ve dünya ekonomisi için olumlu bir adım olarak algıladıklarını belirtti.
Katsav, Türkiye'nin İsrail'in Kızılhaç Örgütüne tam üyeliği konusundaki katkıları ile Erez bölgesinde Türkiye'nin inisiyatifiyle başlatılan proje için teşekkürlerini dile getirdi.
Sezer, basın açıklamasından önce Cumhurbaşkanlığı Şeref Defterini imzaladı.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4540127.asp?m=1&gid=69
---------------------------------------------------------------------
"Türkiye barış sürecini destekliyor"
7 Haziran, 2006 23:08:00 (TSİ)
http://www.cnnturk.com/images/1.gif
http://www.cnnturk.com/images/DUNYA/SEZERKATSAVHBR.jpg
Katsav, Sezer onuruna akşam yemeği verdi
İLGİLİ HABERLER
"Kalıcı çözümün yolu BM'den geçiyor" (http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=188785)
Sezer Ortadoğu ziyaretine çıkıyor (http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&HID=2&haberID=188412)
İsrail Sezer'in ziyaretinden umutlu (http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=3&haberID=188233)
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin Ortadoğu barış sürecini her zaman desteklediğini söyledi.
İsrail Cumhurbaşkanı Moshe Katsav'ın Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda onuruna verdiği akşam yemeğine katılan Sezer, "barış sürecinde 'yol haritası' temelinde, yanyana iki devlet doğrultusunda ilerleme sağlanması için her iki tarafla eş güdüm içinde yapıcı katkılarımızı sürdürmeye kararlıyız'' dedi.
Sezer yemekte yaptığı konuşmada, Türkiye ve İsrail arasında tarihin sınavından geçmiş sağlam ve çok yönlü ilişkiler bulunduğunu belirtti.
Sezer, Türkiye'nin, İsrail devletini tanıyan ve diplomatik ilişki kuran ilk ülkeler arasında yer aldığını belirterek, ''1990'lardan sonra her alanda ivme kazanan ilişkilerimiz hızla çeşitlenmiş ve derinlik kazanmıştır. Bugüne kadar birçok alanda imzalanmış bulunan yaklaşık atmış anlaşma ile ikili ilişkilerimizin yasal altyapısı tamamlanmıştır" diye konuştu.
"Büyük kararlar alma arifesindeyiz"
İsrail Cumhurbaşkanı Moshe Katsav ise konuşmasında büyük kararlar alma arifesinde olduklarını söyledi.
Geçtiğimiz yıllarda çok tarihi adımlar attıklarını, Filistinlilere büyük özverilerde bulunduklarını belirten Katsav, Filistinlilerin bu sayede büyük başarılar sağladıklarını kaydetti.
Katsav, ''eğer terör yolunu seçmeselerdi bu başarıları daha da büyük olacaktı'' diye konuştu. Filistinlilerin terör yüzünden kendilerine yıkım getirdiklerini vurgulayan Katsav, ''bize de yıkım getirdiler. Ancak görüşmeler sayesinde bir şeyler sağlayabildiler. İsrail, Oslo Anlaşması ile büyük fedakarlıklarda bulundu. Ancak biz bunun karşılığını alamadık. Tam tersine terör arttı. Son zamanlarda verdiğimiz kurbanların sayısı, İsrail'in kuruluşunda verdiği kurbanların sayısından fazladır. İsrail, intikam peşinde değildir. İsrail, terörü önlemek için savaşmaktadır" dedi.
"Yeni seçilmiş olan Filistin Hükümeti İsrail'in yaşam hakkını tanımayı inkar etmektedir" diyen Katsav, "önceki Filistin liderlerinin taahhütlerine saygı göstermemektedir. Avrupa, Amerika, bir çok ülke tarafından terör örgütü sayılmış bir örgüt, seçimle iş başına gelmiştir ve hükümet kurmuştur. Terörle seçilen hükümetler hiç bir zaman başarılı olamazlar. Şuna inanıyoruz ki Hamas'ın yolu, Filistin halkının yolu değildir. Filistinlilerin çoğu, İsrail ile barıştan yanadır" ifadesini kullandı.
http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=188943
Hoffen wir mal, dass Sezer den Schaden beheben kann, den die Türkei RTE & Co. zu verdanken hat.
Was für ein Schaden beheben bitte? Israel, ist viellerei Hinsicht auf die Türkei angewiesen! Alleine in der Sicherheitspolitiks Israel spielt die laizistische Türkei eine große, positive Rolle. Die laizistische Türkei ist ein Stabilitätsfaktor in der Region; und ein garant für das Existenzrecht Israel. Das weisst, das zionistische Gebilde sehr gut.
Was für ein Schaden beheben bitte? Israel, ist viellerei Hinsicht auf die Türkei angewiesen! Alleine in der Sicherheitspolitiks Israel spielt die laizistische Türkei eine große, positive Rolle. Die laizistische Türkei ist ein Stabilitätsfaktor in der Region; und ein garant für das Existenzrecht Israel. Das weisst, das zionistische Gebilde sehr gut.
Also für uns hat Israel zweifelsohne auch eine sehr bedeutende Rolle, so z.B. im Transfer moderner Technologie, die meißtens durch den "Westen" blockiert wird.
Und der Schaden, naja da lässt so jemand und seine "Birnen" Partei so einiges los, was auch in der Türkei für große unruhe sorgt. :kibris:
Also für uns hat Israel zweifelsohne auch eine sehr bedeutende Rolle
Es beruht sich auf Gegenseitigkeit!
Was für ein Schaden beheben bitte? Israel, ist viellerei Hinsicht auf die Türkei angewiesen! Alleine in der Sicherheitspolitiks Israel spielt die laizistische Türkei eine große, positive Rolle. Die laizistische Türkei ist ein Stabilitätsfaktor in der Region; und ein garant für das Existenzrecht Israel. Das weisst, das zionistische Gebilde sehr gut.
Ich denke in Friedensbemühungen der Türkei seit Jahrzehnten braucht keiner irgendwelche Eigeninteressen vermuten. Die Türkei bemüht sich schon immer um einen Frieden in Sachen Palästina und Israel. Es war schon immer wichtig für die Türkei mit beiden Parteien den Dialog hochzuhalten.
Ich freue mich sehr, daß unser Staatspräsident das jetzt wieder während seines Besuches in Israel und später dann bei Abbas betonen wird.
Allerdings hat die offizielle Seite der Türkei mit einer Hamas nichts zu besprechen, wenn hier sich tatsächlich um "Friedensbemühungen" handeln sollte. Man könnte mehr verderben als es klug wäre.
Deshalb sollten wir den Besuch der Hamas in Ankara schnellstens vergessen und lieber an das Wohl der Palästinenser und ihrer Heimat denken. Ansonsten wird es gar nicht mehr vorangehen.
Die Hamas bleibt für mich eine Terrororganisation und nichts weiter. Ob sie gewählt ist oder nicht, die Verantwortung müssen nicht wir tragen.
Allerdings hat die offizielle Seite der Türkei mit einer Hamas nichts zu besprechen, wenn hier sich tatsächlich um "Friedensbemühungen" handeln sollte. Man könnte mehr verderben als es klug wäre.
Deshalb sollten wir den Besuch der Hamas in Ankara schnellstens vergessen und lieber an das Wohl der Palästinenser und ihrer Heimat denken. Ansonsten wird es gar nicht mehr vorangehen.
Die Hamas bleibt für mich eine Terrororganisation und nichts weiter. Ob sie gewählt ist oder nicht, die Verantwortung müssen nicht wir tragen.
Dann ist die palästinensische Zivilbevölkerung in den besetzten Gebieten auch Terroristen; letztendlich war es der wille Volkes, der nach deiner Aussage diese Terroristen an die Macht gebracht hat! Und einer der Grundfeiler der Demokratie bleibt auf der strecke; nemlich die Volkssouveränität. Du nenns die Heimat der Palästineser. Von welchem Heimat redes Du, wenn ich Fragen darf? Jene Heimat der Palästinenser, die unter der militärischen obhut Israels steht? Oder jenes Land, wo Israel eine regelrechte Apartheid politik betreibt?
Und auch wenn Du es nicht wahr haben wills. Die Hamas, als eine reaksionäre Organanisation; gibt es erst nach dem 2-Intifada(Abschütteln)! Jene Intifada; wo die zivil Bevölkerung bis zu unermessliche Unterdrück worden ist und weiterhin wird. Als resultat, kam es zu Ausschreitungen zwischen Soldaten, Siedler und Steine verfende jungliche; die unter der Besatzung geboren und Aufgewachsen sind.
Die Hamas ist enstanden, eins als eine Abbildung der Muslim-Brüderschaft in Ägypten; die sich bis dato ausschließlich für Soziale belänge betätigte. Daher wird diese Organisation, in der Bevolkerung sehr geliebt. Während die korrupten Akteure wie Arafat, oder Abbas nur ihre Sippen reich gemacht haben. Fungierte die Hamas in den besetzten Gebiete; mit bau von Waisenhäuser, Krankenhäuser, schulische Einrichtungen, Errichtung von Textilateliers; in dem ausschließlich Frauen arbeiten dürfen etc..
Es steht ausser Frage, dass die Hamas politisch gesehen, nach einer islamische Republik strebt. Aber es ist wille Volkes, wenn das Volk es will, hat keiner vorallem von außen das Recht, irgendwie zu Intervenieren. Zumal die westlichen Werte, hier in dieser Region keine Relavant hat, und auch nicht gültig ist.
Wenn die Hamas so reagiert, wie sie es gegenwärtigt tut und auch in der Vergangenheit tat; trägt Israels rassistische Apartheid politik die schuld daran.
Dann ist die palästinensische Zivilbevölkerung in den besetzten Gebieten auch Terroristen; letztendlich war es der wille Volkes, der nach deiner Aussage diese Terroristen an die Macht gebracht hat! Und einer der Grundfeiler der Demokratie bleibt auf der strecke; nemlich die Volkssouveränität. Du nenns die Heimat der Palästineser. Von welchem Heimat redes Du, wenn ich Fragen darf? Jene Heimat der Palästinenser, die unter der militärischen obhut Israels steht? Oder jenes Land, wo Israel eine regelrechte Apartheid politik betreibt?
Und auch wenn Du es nicht wahr haben wills. Die Hamas, als eine reaksionäre Organanisation; gibt es erst nach dem 2-Intifada(Abschütteln)! Jene Intifada; wo die zivil Bevölkerung bis zu unermessliche Unterdrück worden ist und weiterhin wird. Als resultat, kam es zu Ausschreitungen zwischen Soldaten, Siedler und Steine verfende jungliche; die unter der Besatzung geboren und Aufgewachsen sind.
Die Hamas ist enstanden, eins als eine Abbildung der Muslim-Brüderschaft in Ägypten; die sich bis dato ausschließlich für Soziale belänge betätigte. Daher wird diese Organisation, in der Bevolkerung sehr geliebt. Während die korrupten Akteure wie Arafat, oder Abbas nur ihre Sippen reich gemacht haben. Fungierte die Hamas in den besetzten Gebiete; mit bau von Waisenhäuser, Krankenhäuser, schulische Einrichtungen, Errichtung von Textilateliers; in dem ausschließlich Frauen arbeiten dürfen etc..
Es steht ausser Frage, dass die Hamas politisch gesehen, nach einer islamische Republik strebt. Aber es ist wille Volkes, wenn das Volk es will, hat keiner vorallem von außen das Recht, irgendwie zu Intervenieren. Zumal die westlichen Werte, hier in dieser Region keine Relavant hat, und auch nicht gültig ist.
Wenn die Hamas so reagiert, wie sie es gegenwärtigt tut und auch in der Vergangenheit tat; trägt Israels rassistische Apartheid politik die schuld daran.
Was das palästinensische Volk will, ist Frieden und einen eigenen Staat, desweiteren Räumung der besetzten Gebiete durch Israel.
Wir können immer wieder und seitenlang über die "Ungerechtigkeit", über die "Unterdrückung in den besetzten Gebieten", über die "Apartheid" etc. pp. sprechen und das Volk der Palästinenser noch in den nächsten Jahrzehnten bedauern. Ist legitim. Allerdings sehen wir uns auch einem israelischen Staat gegenüber, was "Realität" ist und nicht sich auflösen wird, nur weil manche Länder ihre Existenz ganz in Frage stellen.
Realität ist weiterhin, was ich in der Lage bin zu tun: Das ist, daß ich "mit Steinen werfen kann", während der Andere mir die Raketen aufm Kopf regnen lassen in der Lage ist. Realität ist, mir zunächst das Wohl meines Volkes als oberstes Ziel zu machen, und mit denen zu verhandeln, mit denen ich immer in Nachbarschaft als ein palästinensischen Staat in Zukunft leben werde.
Wenn ich das nicht will, sondern alles abblocke oder gefährde, ohne eine andere Möglichkeit zum Frieden zu haben, dann handele ich mit Sicherheit nicht zum Wohle meines Volkes. Wenn man nicht in der Lage ist, mit Tatsachen umzugehen, klug und friedlich zu handeln, dann ist die Gefahr sehr wahrscheinlich, daß ich "ewig noch von Unterdrückung und von Sklaverei" sprechen werde.
Heldenhaft und islamisch ist eher, auch von anderen nützlichen Eigenschaften Gebrauch zu machen, als nur "Tod Israel" zu rufen.
Die Helden und die klugen Köpfe, die solch einem Frieden in der Lage sind, und ihr Volk zu einem eigenen Staat verhelfen werden, sehe ich in Hamas ganz sicher nicht. Nocheinmal: Für mich ist Hamas eine Terrororganisation, die zuletzt in Ägypten für den großen Anschlag mitverantwortlich ist. Sie haben die Terroristen ausgebildet und sogar mit Sprengstoff versorgt, damit dort unschuldige Kinder und Frauen sterben. Wenn ich auf einen Seite radikale Siedler beschuldige, am Unglück von Menschen verantwortlich zu sein, dann werde ich ganz sicher keine Terroristen gutheißen. Ob gewählt oder nicht gewählt. Die Hamas ist nur so stark, daß sie rumheult, daß ihr Volk am verhungern wäre, weil Hilfen ausbleiben. Welche Helden, die an ihr Volk denken ? Was sollen die mit Israel und Amerika anstellen, wenn sie noch nicht mal in der Lage sind, für die Nahrung ihrer Menschen gerade zu stehen ? Das heißt also, sie müssen kleine Schritte machen. Oder soll jetzt der erlösende Schlag kommen ? Wer und wie soll das bitte geschehen ?
Tja, die Welt ist nunmal so wie sie ist. Manchmal sollte man die Fehler auch mal an sich suchen. Die arabischen Probleme sind nicht erst 50 Jahre alt. Sie werden auch fortbestehen, wenn die Palästinenser endlich ihren Staat haben werden. Ganz gewiß.
Also wäre doch kluge Diplomatie und friedliches Beisammensein am Verhandlungstisch erstmal die bessere Alternative, als mit Kalaschnikovs durch die Gegend zu rennen, und "Tod Israel" zu rufen.
Egal, was das Volk der Palästinenser nun gewählt hat, habe ich kein Grund an deren gerechte Sache zu zweifeln. Denn das Volk leidet, nicht solche Leute wie die Hamas-Garde. Die leben auch so gut mit Hilfen des Mullah-Regimes und deren Aufstachelung dazu. Nicht weil dem Mullah-Regime das Wohl der Palästinenser so am Herzen liegen würde. Ganz bestimmt nicht. Denen kommen diese Unruhen erst recht gelegen. Das palästinensische Volk hat nicht viele und wirkliche Freunde im arabischen Raum.
Ich begrüße es sehr, daß unser Staatspräsident mit Abbas und mit dem israelischen Präsidenten sich getroffen hat und nocheinmal bekräftigt hat, daß die Türkei voll hinter den zu führenden Verhandlungen stehen wird und das palästinensische Volk unterstützen wird. Nur irgendwann ist Schluß mit Lustig. Die Sympathie der Menschen - auch im arabischen Raum - wird schwinden, wenn nicht endlich versöhnlichere Töne zu hören sind, und irgendwo am Nil die Bomben gegen muslimische Zivilisten hochgehen. Von solchen islamischen Republiken halte ich nichsts. Sollen sie ihre Kräfte für andere Zwecke nutzen.
Im übrigen sind Handlungen, wie Frieden schaffen, wenns sein muß Nachgeben, kluge Diplomatie betreiben, und keine unschuldigen Zivilisten töten, nicht nur westliche Werte, das sind auch "östliche Werte".
Aber, wenn das alles nicht hilft, können wir noch lange über "Unterdrückung" und "Ungerechtigkeit" sprechen. Nur dies hilft nicht denen, über die wir hier reden. Und Israel ist nun mal und wird dort bleiben. Kein Volk vernichtet hier ein anderes Volk. Es sind im übrigen auch unsere Nachbarn. Und viele aus unserem Land sind dort hingesiedelt und haben eine neue Heimat gefunden. Ich will nicht, daß man über "ihre Vernichtung" spricht. Genausowenig und umsomehr möchte ich nicht, daß palästinensische Kinder heimatlos sind und in Armut leben müssen.
Aber um das alles in Griff zu bekommen, braucht man tatsächlich "Persönlichkeiten" die am Frieden überhaupt interessiert sind, nicht nur auf der - wie Du sagst, "zionistischen Seite" !
Wo leben wir denn, daß hier jemand jemandem Frieden schenken wird ? Wo leben wir denn, daß wir an paradische Gerechtigkeiten glauben und dafür, wenns sein muß, Bomben schmeißen. Weder wird so Israel seinen Frieden finden, noch die Palästinenser einen Staat haben.
Aber dieser Fall kommt nur denen gelegen, die sowieso kein Interesse am Frieden im Nah-Osten haben wollen. Die sind auch mächtig am Werk. Nur werden die aufgestachelten aus den Freitagsgebeten rauskommend, nicht für den palästinensischen Staat sorgen können. Auch nicht die Kuwaitis oder die Saudis, die von US-Truppen beschützt werden. Auch nicht ein Iran oder Rußland. Eigennutzer ! Aufstacheler ! Das sind Tatsachen.
Nein, man wird, ob einem lieb ist,oder nicht sich am Verhandlungstisch treffen. So und nicht anders wird es nun mal laufen. Der Stärkere sitzt nunmal auf der anderen Seite ! Was soll man machen ?
Im übrigen kennen wir Türken sehr gut, was "Verhandlungen" sind, und wie sie am günstigsten geführt werden. "Mit stärkeren Karten" unterm Ärmel. Aber erstmal diese haben und auch gut einsetzen. Das ist wohl die Kunst. Mit leeren Parolen haben wir nicht unsere Souveränität erlangt. Auch wir mußten uns ans Tisch setzen, mit denen, die uns lieber aus der Weltkarte getrichen hätten. Die waren nicht gerade an unserem Wohl interessiert. Das war so, das wird immer so bleiben. Wir hatten eine ganze Welt vor uns, und ?
Heute bin ich froh, daß wir einen souveränes und friedvolles Land sind. Manche unserer Nachbarn haben uns über unsere junge Republik ausgelacht. Aber leider werden sie heute von Fremdtruppen beschützt. Wir nicht ! Das sage ich nicht, weil ich denen das nicht gönne, oder sie verachte. Ganz im Gegenteil sogar, weil ihre Zerrissenheit und ihre Unfähigkeit klug zu handeln, mir in der Seele weh tut.
Im Haus des Löwen sind nur die klugen Kämpfer am Schluß noch am Leben. Das ist eine Übersetzung von mir aus dem Singalesischen.
Das nur kurz zum Thema Hamas und Frieden.
09.06.2006, 14:05 Uhr
Türkischer Präsident bekundet Unterstützung für Palästinenser
http://www.israelnetz.de/objects/israelnetz/23 http://www.israelnetz.de/objects/israelnetz/23http://www.israelnetz.de/objects/israelnetz/23RAMALLAH (inn) - Die Türkei wird die Palästinenser weiter unterstützen. Das teilte Präsident Ahmed Necdet Sezer am Donnerstag nach einem Treffen mit dem Vorsitzenden der Autonomiebehörde, Mahmud Abbas, mit.
Die Türkei sei weiter darum bemüht, eine gerechte Lösung für den israelisch-palästinensischen Konflikt zu finden, sagte Sezer bei einer Pressekonferenz mit Abbas. Diese solle auf der "Roadmap" und den UN-Resolutionen basieren. Er hoffe auf einen Palästinenserstaat, dessen Bürger friedlich an der Seite Israels leben würden. "Die Türkei wird ihre Bemühungen fortsetzen, das Leiden des palästinensischen Volkes zu lindern", fügte er hinzu.
Abbas bedankte sich bei seinem Gast für dessen Unterstützung gegenüber den Palästinensern. Die Türkei habe sich immer für die Rechte der Palästinenser eingesetzt, sagte er laut der unabhängigen palästinensischen Nachrichtenagentur "Ma´an".
Sezer besuchte auch die Al-Aksa-Moschee auf dem Jerusalemer Tempelberg. Am Mittwoch hatte er vor dem israelischen Parlament eine Rede gehalten. (eh)
http://www.israelnetz.de/show.sxp/11467.html?sxpident=7559169Y---j--5694608R-K-U6835651hF
09.06.2006, 14:05 Uhr
Türkischer Präsident bekundet Unterstützung für Palästinenser
"Die Türkei wird ihre Bemühungen fortsetzen, das Leiden des palästinensischen Volkes zu lindern", fügte er hinzu.
Abbas bedankte sich bei seinem Gast für dessen Unterstützung gegenüber den Palästinensern. Die Türkei habe sich immer für die Rechte der Palästinenser eingesetzt,
Das hat die Türkei wirklich. Es hat auch keiner bis jetzt Zweifel daran gehabt.
http://www.internethaber.com/images/news/4561.jpg
Abdullah Öcalan, Cumhurbaşkanı Sezer ve Meclis Başkanı Arınç'a mektup yazmış
Apo'dan Sezer'e mektup
PKK terör örgütünün İmralı cezaevinde bulunan elebaşı Abdullah Öcalan, Avukatlarına Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e verilmek üzere 8, TBMM Başkanı Bülent Arınç'a verilmek üzere de 11 sayfalık mektup yazıp cezaevi idaresine verdiğini söyledi. Öcalan, çözüm olmazsa PKK'nın başka güçlerin kontrolüne gireceğini, ABD'nin 2003 yılında PKK'yı dağıtmak istediğini, ancak örgütten kaçanlardan bir şey çıkmayınca bundan vazgeçtiğini söyledi. Öcalan, son aylarda tartışma konusu olan CIA uçaklarının, kendisini de Yunanastan'dan Kenya'ya götürdüğünü iddia etti.
Avukatları ile dün haftalık görüşmesini yapan PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan'ın görüşme notları örgüte yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı'nda yayınlandı. Öcalan avukatlarına, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Meclis Başkanı Bülent Arınç'a 8 ve 11 sayfalık birer mektup yazıp cezaevi idaresine verdiğini belirterek, "Umarım iletilir. Cevap verirler mi vermezler mi bir şey diyemem. Cumhurbaşkanı'na yazdığım mektubun ana fikri, Amasya Tamimi'nin günümüzde güncelleşmesine ilişkindi. Meclis Başkanı'na yazdığım mektupta ise 1919'da Meclis-i Mebusan'da kabul edilen Misak-ı Milli'nin bugüne uyarlanması konusuna değindim" dedi.
Başbakan Erdoğan'ın Kürt sorununun çözümüne ilişkin olarak ispanya'daki gibi Meclis'ten yetki alması gerektiğini ileri süren Öcalan, "Yeşil ışık yakılması halinde, ben burada elimden gelen her şeyi yapmaya çalışacağımı daha önce de söyledim. PKK halen kontrol edilebilir durumdadır. Bu önemlidir. çatışmalı süreç uzun sürer ve derinleşirse, PKK başka güçlerin kontrolü altına da girebilir" diye konuştu.
"ABD, PKK'YI 2003'TE DAĞITACAKTI"
Şimdi Irak Devlet Başkanı olan Celal Talabani'nin, 2003 yılında Başbakan Erdoğan ile yaptığı görüşmeye de değinen Öcalan şunları söyledi:
"Talabani o görüşmede Erdoğan'a, 'Öcalan'ı niye konuşturuyorsunuz?' demişti. Talabani bu cümlesiyle, 'Kürt sorununun çözümünde öcalan'ı muhatap almayın' diyordu. O zaman ABD'nin PKK'ya dönük ciddi bir tasfiye planı olduğunu anladım. Benim yerime, kaçanları muhatap hale getireceklerdi. Osman (Öcalan) ve yanındakiler Talabani'nin himayesine, Nizamettin Taş ile Hıdır Sarıkaya da Neçirvan Barzani'nin himayesine girdiler. Bunların amacı partiyi dağıtmaktı. Yanlarında götürebildikleri kadar insanı götürmek istediler. Fakat ne parti ne de halk bunlara tenezzül etmedi. Ve böyle olunca da, ABD ve diğerleri bunlardan bir şey çıkmayacağını anladı."
DTP'Lİ BELEDİYELERE ELEŞTİRİ
Demokratik Toplum Partisi (DTP)'nin durumunu beğenmediğini de belirten Öcalan, "Ne yapıyorlar, çalışmıyorlar mı? Belediye Başkanları da kendilerini meclise atma planları mı yapıyorlar. Diyarbakır Belediyesi ne yapıyor? Gençlerin tiyatro ve sinema yapabilecekleri bir merkez kurabilirler. Dil üzerinde durabilirler. Eğer çalışması gerekenler çalışmıyorlarsa, kendisine güvenen yetkin yurtseverler bu çalışmaları ve projeleri hayata geçirmeyi üstlenebilirler. Halk da çalışmayan ve de çalışmak isteyenleri engelleyenlerin yüzlerine tükürür" dedi.
'BENİ CIA UÇAĞI GÖTÜRDÜ'
Öcalan, kendisini Yunanistan'dan, yakalandığı Kenya'ya CIA uçağının götürdüğünü iddia ederek, "Beni Yunanistan'dan götüren uçağın kaydı yoktur. CIA uçağıydı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, ABD'nin yasa dışı CIA uçaklarının uçuşundan Yunanistan'ın da rolü olduğunu söylüyor. Benim durumum da bu kapsamdadır. O dönem bizi zor, tehdit ve hile ile, `Hollanda'ya götürüyoruz' diye elçilikten çıkarıp uçağa bindiren Kenya Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin, beş milyon dolar rüşvet karşılığı bunu yaptığı söyleniyor. Bunların ortaya çıkarılması gerekiyor" diye konuştu.
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=26928
*** EDIT: Aufgrund des Vorpostings von "ergenekon77" gelöscht - bitte antwortet solchen Spinnern wie "ergenekon77" nicht, sondern meldet sie explizit der Moderation, damit wir den geistigen Müll entsorgen können ***
Na da müssen die sich wohl mit einigen Armeniern und den PKKlern wohl noch streiten. Wie begehrt wir doch sind.
Allah Allah .... Pkk, Armenier jetzt die Israelen wer danach die deutschen? :lach:
Allah Allah .... Pkk, Armenier jetzt die Israelen wer danach die deutschen? :lach:
Ja, schau Dir an, wir werden belagert. :lach:
TRT
HABER http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
(http://www.trt.net.tr/wwwtrt/turkiye.aspx)
28.06.2006 15:16
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif http://www.trt.net.tr/haber/2003/08/13/resim/sezer_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Sezer'den Rusya'ya Tarihi Ziyaret
Rusya'yı ziyaret eden ilk Türk Cumhurbaşkanı olacak.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Rusya Federasyonunun kurulmasının ardından Türkiyeden cumhurbaşkanı düzeyindeki ilk ziyareti yapıyor.
Cumhurbaşkanı Sezer, Moskova ve St. Petersburg'u kapsayan 3 günlük Rusya ziyareti için Rusya'ya gitti.
İki ülke ilişkilerinin ele alınacağı ziyaretin diğer gündem maddeleri Kıbrıs ve İran sorunları ile askeri ihaleler olacak.
Cumhurbaşkanı Sezer'in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in daveti üzerine yapacağı ziyaretin Moskova bölümüne Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül de eşlik edecek.
Moskova'daki görüşmelerde iki ülkeyi yakından ilgilendiren uluslararası sorunlar üzerinde durulması, bu çerçevede de İran konusunun ağırlıklı ele alınması bekleniyor.
Sezer ve Gül yapacakları görüşmelerde, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların kaldırılması konusunu da gündeme getirecek ve Rusya'dan, Ankara'nın "Kıbrıs Eylem Planı"na destek isteyecek.
Cumhurbaşkanı Sezer'in temasları sırasında savunma sanayiinde işbirliği konularının da ele alınacağı, özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin açtığı saldırı helikopterleri ihalesinin gündeme gelebileceği belirtiliyor.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=153732&k=1
Türkischer Präsident besucht Russland
MOSKAU, 28. Juni (RIA Novosti).
Der türkische Präsident Ahmet Necdet Sezer kommt am Mittwoch auf Einladung Wladimir Putins zu einem dreitägigen offiziellen Besuch nach Russland.
Im Rahmen des Besuches sind in Moskau Verhandlungen auf höchster Ebene sowie eine Reise nach Sankt Petersburg vorgesehen.
Die Türkei gehört zu den Prioritäten der russischen Außenpolitik.
Entsprechend der gemeinsamen Politischen Deklaration über die Vertiefung der Freundschaft und Partnerschaft zwischen Russland und der Türkei, die von den Präsidenten der beiden Länder im Dezember 2004 unterzeichnet wurde, entwickelt sich zwischen unseren Ländern eine komplexe vielgestaltige Partnerschaft.
Experten verweisen auf die Übereinstimmung der Positionen beider Länder zu vielen aktuellen internationalen und regionalen Problemen.
In den heutigen Verhandlungen wird es vor allem um aktuelle Fragen der Wirtschaftsbeziehungen gehen, die sich im letzten Jahrzehnt intensiv entwickeln.
Nach Angaben der russischen Statistik betrug der gegenseitige Handelsumsatz im vorigen Jahr 12,6 Milliarden US-Dollar. Im Außenhandel der Türkei nimmt Russland den zweiten Platz ein.
Im Energiebereich wirken beide Länder immer enger zusammen. Russland lieferte 2005 mehr als 18 Milliarden Kubikmeter Gas an die Türkei, davon fünf Milliarden Kubikmeter durch die Schwarzmeergasleitung "Blauer Strom".
Thema ist heute auch eine russische Beteiligung am türkischen Programm zur Entwicklung der Atomenergiewitschaft im Land.
Die Summe der akkumulierten türkischen Investitionen in Russland macht etwa zwei Milliarden US-Dollar aus. Ein großes Potential gibt es bei der militärtechnischen Zusammenarbeit sowie im Luft- und Raumfahrtbereich.
Während des Besuches werden auch akute internationale und regionale Probleme, unter anderem die Perspektiven der Irak- und der Nahostregelung, die Situation um das iranische Nuklearprogramm, die Lage in Transkaukasien und Zentralasien sowie die Zypern-Problematik, besprochen.
Vorgesehen ist ein Meinungsaustausch zur Festigung der UNO-Rolle, zum Kampf gegen neue Herausforderungen und Gefahren für Frieden und Stabilität sowie zur Sicherung des Prinzips der Vorrangstellung des Völkerrechts.
Es ist geplant, in den Verhandlungen der weiteren Festigung der Zusammenarbeit im Kampf gegen den internationalen Terrorismus, darunter im Zusammenhang mit der Situation im Nordkaukasus, gegen die organisierte Kriminalität und den ungesetzlichen Drogenhandel besondere Aufmerksamkeit zu widmen.
Beide Seiten treten für die Gestaltung günstiger Bedingungen der multi- und bilateralen Zusammenarbeit in der Schwarzmeerregion ein.
http://de.rian.ru/world/20060628/50579281.html
Als Geste könnte Russland die PKK Büros in Russland schliessen lassen.
Sezer'in Rusya ziyaretinden beklentiler
Türkiye'nin sistemi gereği başbakanın dış ziyaretlerinde daha çok ekonomik ve ikili ilişkiler üzerinde durulur. Oysa şimdi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Rusya ziyaretinde, iyi giden ikili ilişkilerin bazı alanlarda dış politika kazancına dönüştürülmesi beklenebilir
29/06/2006 (471 kişi okudu)
SİNAN OĞAN (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=S%C4%B0NAN%20O%C4%9EAN))
Türk dış politikasının önünde 90'lı yılların başlarında engin ufuklar açmasına rağmen yeterince değerlendirilemeyen Sovyet İmparatorluğu'nun dağılışı, bu yeni duruma hazırlıklı olmayan Türk elitleri tarafından ancak 'slogan politikaları' ile geçiştirilmeye çalışılmıştır. Özellikle 'Adriyatik'ten Çin Seddi'ne Türk dünyası' olarak özetlenen ve/fakat içi doldurulamayan bu 'slogan' politikası, başta Rusya Federasyonu olmak üzere bölge ülkelerini ürkütmüş ve zaten tarihsel önyargıların da etkisiyle kuşkuyla yaklaşılan Türkiye ile ilişkiler daha da hassas hale gelmiştir.
Türkiye'nin dış politika yapıcılarının ve özellikle de siyasi bürokrasinin heyecandan ve sloganlardan öteye geliştiremediği, altını dolduramadığı bölge politikası, bağımsızlık sonrasının ilk yıllarında önemli bir aşama kaydedememiştir. Mevcut potansiyele rağmen bölgeyle geliştirilemeyen ilişkilerde, Türkiye'nin hazırlıksız yakalanması ve akılcı politikalar uygulamamasının yanında, bölge ülkelerinin Türkiye'ye karşı kuşkucu yaklaşımları ve uluslararası konjonktürün uygun olmamasının da etkisi olmuştur. Özellikle Rusya Federasyonu'nun Türkiye algılamasında tarihsel korkulardan sıyrılamaması bu eksiklikte büyük paya sahip olmuştur. Sayılan bu sebeplerden dolayı bölgede siyasi ilişkiler yeterince geliştirilememiş ve resmi ilişkiler sürekli iş çevrelerinin girişimlerinin gerisinde kalmıştır. Ancak yaşanan 11 Eylül hadiseleri sonrası bölgedeki dengelerin ve küresel çıkarların etkileşimi Türk-Rus ilişkilerini yeni bir boyuta taşımıştı. Bunda Vladimir Putin'in iktidara gelmesinin de önemli etkisi olmuştur.
2000'den sonraki trafik
Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında 2000 yılı sonrası yaşanan karşılıklı üst düzey ziyaretler trafiği, ikili ilişkilerin geldiği düzeyi göstermesi açısından önemlidir. 1999 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in yine dönemin Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin'in davetlisi olarak gerçekleştirdiği Moskova ziyareti sırasında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından randevu verilerek kabul edilmeyişini hatırladığımızda altı sene içerisinde yaşanan ziyaretlerin sayısı, seviyesi ve samimiyeti ilişkilerde önemli mesafeler kat edildiğini göstermektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında Türk-Rus ilişkilerinin genel gidişatına baktığımız zaman ikili ilişkilerin bölgesel rekabetten ikili ve çok boyutlu işbirliğine doğru yöneldiğini görmekteyiz.
Türk-Rus ilişkileri tarihinde 11 Eylül sonrası en yüksek seviyeli görüşme 6 Eylül 2002 tarihinde New York'ta yapılan 'Binyıl Zirvesi' sırasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin'in görüşmeleri olmuştur. Bu görüşme sırasında Sezer, Putin'i resmen Türkiye'ye davet etmiş ve Putin ise bu davete 5-6 Aralık 2004 tarihleri arasında icabet etmiştir.
Brejnev'in Kominist Partisi Birinci Sekreteri olarak SSCB'ye hâkim olduğu bir dönemde sembolik bir görev olan Yüksek Sovyet Başkanı Nikolay Podgorni'nin 1972 yılındaki resmi Ankara ziyaretini saymazsak Türkiye ile Rusya arasındaki 512 yıllık resmi ilişkiler
tarihinin bu çerçevede ilk resmi ziyaret niteliği kazanmıştır.
Putin'in ziyaretinden hemen sonra gerçekleşen Erdoğan'ın Moskova ziyareti, ardında Soçi'de yeniden bir araya gelerek yapılan baş başa görüşmeler ve nihayet Mavi Akım'ın açılışı için 2005 yılı sonlarında Samsun'da yapılan zirve Türk-Rus ilişkilerinde altın yılların yaşanmasına sebep olmuştur. Diğer taraftan Putin ile Erdoğan arasında kurulan telefon hattıyla da birçok sorun anında görüşülme tartışılma imkânı bulmuştur.
Bütün bu karşılıklı ziyaret trafiği içerisinde 20 Mayıs'ta Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi Sekreteri İgor İvanov'un davetlisi olarak Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, Moskova'ya üç günlük çalışma ziyaretinde bulunmuştur. Ardından ise 31 Mayıs 2006 tarihinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye'ye resmi ziyarette bulunmuştur. Aralık 2004 ile Aralık 2005 arasındaki 12 ayda altı kez Rus-Türk zirve görüşmeleri gerçekleştirildi. Bütün bu ziyaretler trafiğinin mantıksal bir devamı olarak şimdi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Rusya'ya gitmektedir. Ayrıca Sezer'den sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç'ın Rusya ziyaretine hazırlıklar yapılmaktadır.
Sinan Oğan: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi
Gündemdeki konular
Türkiye ile Rusya arasında ekonomik ve siyasi alanda yaşanan gelişmelerin iki ülke dış politika çıkarları çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi ve uygulama alanı yaratılması gerekmektedir. Türkiye'de sistem gereği başbakan ziyaretlerinde daha çok ekonomik ve ikili ilişkiler üzerinde durulmaktadır. 'Oysa şimdi Cumhurbaşkanımızın ziyareti iyi giden ikili ilişkilerin bazı alanlarda dış politika kazancına dönüştürülmesi gerekmektedir.' Bu sebeple Cumhurbaşkanı Sezer'in ziyaretinde aşağıdaki konuların Ankara için birer dış politika kazanımına dönüştürülmesi zarureti ortaya çıkmaktadır.
Ankara'nın Rusya'ya verdiği fiili desteğin Moskova açısından şu kazanımları sağladığı düşünülürse:
Karadeniz konusunda Moskova ile benzer politika güdülmesi Rusya için bölgesel bir kayba dönüşecek olan ABD'nin Karadeniz'e girişini engellemiştir.
Türkiye, Irak ve İran konusunda Moskova ile benzer politikalar güderek Rusya'nın ABD ile bölgede yürüttüğü rekabette Rusya lehine kazanımlar sağlamasına sebep olmuştur.
Türkiye, Balkanlar'da, Kafkasya ve Orta Asya ile Afganistan'da Rusya karşıtı bir politika izlememiş, attığı dış politika adımlarında Rusya'yı her zaman kollamıştır. Bunun neticesinde ise Kremlin'in bu bölgelerde sıkışması önlenmiştir.
Enerji konusunda Rusya ile yürütülen uyumlu işbirliği bölgede sıkı bir şekilde uygulanan Rus enerji politikalarına yeni açılımlar sağlamıştır.
Türkiye Dünya Ticaret Örgütü uluslararası kuruluşlarda Rusya'ya destek olmuştur.
Islam Konferansı Örgütü kuruluşlarda ise Moskova'nın adeta girişini sağlamıştır. Bu sayede Rusya'nın Ortadoğu, İslam Dünyası ve Çeçenistan politikalarında başarı kazanmasına destek olmuştur.
Ekonomik alanda hem Rusya'da yapılan yatırımlar ve hem de sağlanan ticari ve turistik imkânlar sayesinde Rusya ekonomisine dolaylı destek olunmuştur.
Askeri alanda ise büyük işbirliği imkânlarına rağmen beklenen işbirliği bir türlü gerçekleştirilememiştir.
Bütün bunlara karşılık Türkiye'nin Rusya'dan aşağıdaki alanlardaki beklentileri karşılanmayı beklemektedir:
Kıbrıs konusu: BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak Rusya'dan destek beklentisi tam olarak tatmin edilememiştir. 'Kıbrıs Eylem Planı' da dahil olmak üzere KKTC'ye ekonomik alanda bile olsa gerekli destek sağlanamamış, ambargolar kaldırılamamıştır. Ankara Kıbrıs konusunda Rusya'nın daha aktif desteğini beklemektedir.
Sözde Ermeni soykırımı konusu: Yaklaşık 2 milyon Ermeni'nin yaşadığı Rusya Ermeni lobilerinin güçlü olduğu ülkelerden birisidir. Bu sebeple de Rusya Duması'nda bu konuda Türkiye aleyhine kararlar alınmakta, Moskova'da sözde Ermeni soykırımı anıtına izin verilmektedir. Bununla beraber her yıl Türk büyükelçiliği önünde gerçekleştirilen sözde Ermeni soykırımı gösterilerine bu yıl Pontusluların da katılmasına engel olunmamıştır. Her ne kadar Dışişleri Bakanı Lavrov'un Türkiye ziyaretinde "Bu, tarihçilerin işi, tür konuların siyasete alet edilmemesi gerekir" şeklinde olumlu bir açıklama yapıldıysa da bu konuda Kremlin'den daha net adımlar atması beklenmektedir.
PKK'nın terör örgütü listesine alınması hususu: Terörden en çok zarar gören ülkelerden birisi olan Rusya'nın PKK'yı halen terör örgütleri listesine almamasına bir anlam verilmemektedir. Özellikle Çeçenistan konusunda Ankara'nın Moskova'ya verdiği büyük desteğe rağmen Kremlin'in PKK konusunda somut adım atması ve bu örgütü terör örgütleri listesine alması gerekmektedir.
Samsun-Ceyhan petrol boru hattı: Rusya ile enerji alanında son derece başarılı bir şekilde yürütülen işbirliğinin şimdi daha da genişlediğini görmekteyiz. Özellikle Mavi Akım-2 gibi yeni bir projenin yanı sıra Türk-Yunan doğalgaz hattına da Rusya'nın katılma isteği gibi konular halen gündemde tartışılmaktadır. Bununla beraber Boğazlar'ın yükünü hafifletmek için Türkiye'nin önerdiği Samsun-Ceyhan petrol boru hattı projesine Kremlin'in desteği net olarak açıklanmamıştır. Rusya'nın bu alanda Burgaz-Dedeağaç gibi Bulgar-Yunan hatlarına üstünlük vermesi de iki ülke ilişkilerinde aşılması gereken sorunlar arasındadır.
BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine destek: Türkiye 2009-2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine taliptir ve bu konuda BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Rusya Federasyonu'nun desteği önemlidir. Bu ziyarette Moskova'dan bu konuda net destek ifadesi beklenmektedir.
İki ülke arasında ilişkiler son derece başarılı bir mecrada sürmektedir. Bugün mevcut olan derinleştirilmiş işbirliğinin stratejik ortaklığa dönüştürülmesi için yukarıda sayılan maddelerin aşılması gerekmektedir. Her iki ülke arasında aşılmasında ciddi sorunlar bulunmayan bu konuların Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında gündeme getirilerek çözülmesi ve Türk-Rus ilişkilerinin stratejik ortaklık düzeyine yükseltilmesinin her iki ülkenin de menfatine olduğu düşünülmektedir.
Sinan Oğan: Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi
TÜRKSAM Başkanı
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=191482&tarih=29/06/2006
(http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=191482&tarih=29/06/2006)
29.06.2006 15:47
TRT Haber
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif http://www.trt.net.tr/haber/2006/06/29/resim/sezer_putin_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Moskova'da Sezer-Putin Buluşması
Liderlerden,"İlişkilerimizi her alanda geliştirmede kararlıyız" mesajı Rusya Federasyonu'nu ziyaret eden ilk Türk Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer, Moskova'da Devlet Başkanı Vladimir Putin ile biraraya geldi. Görüşmede İran'ın nükleer çalışmalarından Irak'taki son duruma kadar pek çok konu ele alındı.
Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye'nin Rusya'yı bölgesel güç olmanın yanı sıra küresel bir aktör ve dost olarak gördüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanı Sezer Moskova'daki temaslarına 2'nci Dünya Savaşında hayatlarını kaybeden Rus askerlerinin anısına yaptırılan Mechul Asker Anıtını ziyaret ederek başladı.
Daha sonra Kremlin Sarayı'na geçen Sezer, Devlet Başkanı Putin ile biraraya geldi.
Sezer: Rusya'yı Küresel Bir Aktör ve Dost Olarak Görüyoruz
İki lider samimi bir tokalaşmanın ardından kısa birer açıklama yaptı. Sezer, "Rusya'yı bölgesel güç olmanın yanı sıra küresel bir aktör ve dost olarak görüyoruz" dedi.
Putin de, Türkiye ile Rusya'nın uluslararası gündemin pek çok önemli başlığında ortak görüşü paylaştığını, son dönemde de iki ülke arasındaki ilişkilerin yepyeni bir nitelik kazandığını söyledi.
Heyetlerarası görüşmelerde ise, terörle mücadele, İran'ın nükleer programı ve Irak'taki son durum ile enerji başta olmak üzere iki ülke arasındaki ortak projeler değerlendirildi.
2007'de Türkiye'de Rus Kültür Yılı, 2008'de de Rusya'da Türk Kültür Yılı etkinlikleri düzenlenmesine de karar verildi.
Sezer ve Putin heyetlerarası görüşmelerin ardından basının karşısına geçti.
"İlişkilerimiz çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık yönünde hızla ilerliyor" diyen Cumhurbaşkanı Sezer, 2005 yılında 15 milyar dolar olan ticaret hacminin en kısa sürede 25 milyar dolara çıkarılması konusunda karşılıklı kararlılığın varolduğunu söyledi.
Putin: Medeniyetler İttifakı Projesi Önemli
Vladimir Putin de terörle mücadele konusunun önemine işaret etti.
Türkiye ile İspanya'nın önderliğinde yürütülen Medeniyetler İttifakı Projesi'ni önemsediklerini vurgulayan Putin, bu girişim çerçevesinde terör ve aşırılıklarla mücadele kapsamında ilgili kuruluşlarla işbirliği yapacaklarını belirtti.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=153776&k=0
chemiker bagi
02.07.06, 20:10
Als Geste könnte Russland die PKK Büros in Russland schliessen lassen.
allerdings wäre nicht schlecht
Hüter der Trennung von Staat und Religion
VON GERD HÖHLER, 30.08.06, 22:17h
In Ankara hat ein neuer Generalstabschef die Führung der Streitkräfte übernommen. In jedem anderen Nato-Land wäre das eine politisch unbedeutende Fußnote.
Nicht so in der Türkei. Viermal haben hier seit 1960 die Militärs demokratisch gewählte Regierungen gestürzt. Die Generäle verstehen sich als politische Testamentsvollstrecker des Staatsgründers Mustafa Kemal Atatürk. Er schrieb 1923 die Trennung von Staat und Religion fest - ein brisantes Thema, seit in Ankara der ehemalige islamische Fundamentalist Recep Tayyip Erdogan regiert.
Dem neuen Mann an der Spitze der Streitkräfte, Yasar Büyükanit, eilt der Ruf eines General der alten Schule voraus. Er kündigte nicht nur einen unnachsichtigen Kampf gegen den Terror an, der unmittelbar vor Büyükanits Amtseinführung mit den Bomben in Marmaris und Istanbul sein hässliches Gesicht gezeigt hat.
Büyükanit richtete auch eindringliche Warnungen an jene, die davon träumen, die türkische Republik in einen anderen Staat zu verwandeln.
Erdogan darf sich angesprochen fühlen. Der Dauerstreit um die Lockerung des Kopftuchverbots an den türkischen Unis ist zum Symbol für das Kräftemessen zwischen Regierung und Generalität geworden. Die Machtprobe könnte im Frühjahr anstehen, wenn das Parlament den Nachfolger von Staatspräsident Ahmet Necdet Sezer wählen muss, einen unbeugsamen Verfechter der Trennung von Staat und Religion.
Erdogan werden Ambitionen auf das Amt nachgesagt. Er bekäme entscheidenden Einfluss auf die Besetzung von Schlüsselposten in der Justiz und im Hochschulwesen. Ob die Militärs das hinnehmen würden, ist fraglich.
Die Situation erinnert an 1997.
Damals kegelten die Generäle den islamistischen Ministerpräsidenten Necmettin Erbakan aus dem Amt, Erdogans Mentor. Beharrlich hatte Erbakan alle Warnungen ignoriert, den fundamentalistischen Umtrieben Einhalt zu gebieten. Panzer mussten gar nicht mehr rollen, die bloße Androhung einer Intervention reichte, und das Parlament entzog Erbakan das Vertrauen. In der Türkei war vom ersten postmodernen Coup die Rede, einem samtenen Staatsstreich.
Nun verfolgt Erbakans politischer Ziehsohn Erdogan immer
offener die alte Agenda: die Islamisierung der Türkei.
Er macht es nur geschickter. Während Erbakan Allianzen mit islamistischen Regimes suchte und den Austritt seines Landes aus der Nato propagierte, will Erdogan im Windschatten der EU den religiösen Kräften mehr Einfluss verschaffen. Und nichts kommt ihm dabei gelegener als die Forderung der Europäer, die Macht der Militärs zurückzudrängen. Denn diese sind die Einzigen, die sich einer Islamisierung der Türkei wirksam in den Weg stellen könnten.
Den Einfluss der Streitkräfte in Politik und Gesellschaft zu beschneiden - diese Forderung geht an den Realitäten der Türkei vorbei. Die Militärs sind seit den Tagen Atatürks ein innenpolitischer Machtfaktor und werden es auf absehbare Zeit bleiben.
Es ergibt deshalb wenig Sinn, wenn die EU ihre Vorstellungen von der Rolle der Streitkräfte einfach auf die Türkei zu übertragen versucht.
Die türkischen Generäle sehen sich als Korrektiv, das die weltliche Staatsordnung schützt, wenn das politische System versagen sollte - eine Rolle, die der Mehrzahl der Türken durchaus genehm ist.
Mehr als den Parteien, dem Parlament oder der Justiz vertrauen sie ihren Streitkräften.
http://www.ksta.de/html/artikel/1156330334299.shtml
'Bu okul ve kurslar kapatılsın'
Cumhurbaşkanı Sezer, yeni eğitim yılı nedeniyle yayımladığı mesajda, tarikat ve cemaatlerin etkisi altındaki okullar ve Kuran kursları konusunda uyarıda bulunarak,
"Gençleri dogmaya sürükleyen okul ve kurslar kapatılsın"
dedi
http://www.milliyet.com.tr/2006/09/18/siyaset/resim/axsiy02.jpg ANKARA Milliyet
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
"eğitimin devlet denetiminde ve laiklikten ödün verilmeden yürütülmesi gerektiğini" vurgularken "dogmalar ve boş inançlarla öğrencileri etkileme amacı güden kurs ve okulların kapatılmasını" istedi.
Sezer, 2006-2007 eğitim-öğretim yılının başlaması dolayısıyla yayımladığı mesajda, tarikat ve cemaatlerin etkisi altındaki okullar ve Kuran kursları konusunda uyarıda bulundu.
"Toplumların, yetenekleri gelişmiş, karşılaştığı yeni durumlara uyum sağlayabilen, karşısına çıkabilecek her türlü engele karşı savaşım verme gücüne sahip, kendini geliştirmesini, düzeltmesini bilen, dengeli, disiplinli, öz denetimi güçlü bireylerle geleceğe güvenle bakabileceklerini" vurgulayan Sezer, şu görüşleri dile getirdi:
"Nitelik ayrıcalık olmamalı"
"Ekonomik ve toplumsal kalkınmamızı gerçekleştirerek,
çağdaş dünyanın etkin ve saygın üyesi durumuna gelebilmek, ilerlemeye ve geleceğe yönelmiş, aklın ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş, sistemli düşünen, tartışan, üreten, barışa, emeğe, insan haklarına inanan, demokratik değerleri her şeyin üzerinde tutan insanı var etmekle olanaklıdır.
Bunun için gereken düşünce değişimi, ancak nitelikli eğitimin bir ayrıcalık olmaktan çıkarılması, başarısı kanıtlanmış eğitim programlarının benimsenmesi ve yaygın biçimde yurdun dört bir yanında uygulanmasıyla sağlanabilir."
Sezer, cumhuriyetin çağdaş değerlerine bağlı, hak ve sorumluluklarının bilincinde, Türkçe'yi doğru biçimde kullanan, üretken ve çağdaş becerilerle donatılmış özgür bireyin, toplumsal gelişmenin öncüsü ve itici gücü olduğunu vurguladı.
Kitap seçiminde özen
"Eğitimin, kesinlikle devlet denetiminde ve gözetiminde, Atatürkçü düşünceden ve laiklik temelinden ödün verilmeden yürütülmesi gerektiğini" vurgulayan Sezer, şu ifadeleri kullandı:
"Bu bağlamda, dogmalarla ve boş inançlarla çocukları ve gençleri etkileme amacı güden okulların ve kursların varlıklarını sürdürmeleri engellenmeli, çocuk ve gençlerimizin çağdaş bir eğitim alarak geleceğe hazırlanmaları konusunda toplum doğru bilgilerle yönlendirilmelidir."
Sezer, mesajında, Milli Eğitim Bakanlığı'nın tavsiye ettiği kitapların bazı versiyonlarında ortaya çıkan çarpıtmalarla gündeme gelen kitap ve kaynak seçimi konusuna da değindi. "Çocukların dilini, yaşama bakışını, ilgilerini, kısaca geleceklerini önemli ölçüde belirleyen kitapların seçiminde özenli olunması" gerektiğini vurgulayan Sezer, ders kitapları ile öğrencilere önerilen kaynak yayınların uygunluğunun yetkin kişi ve kurumlarca belirlenmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Sezer, şöyle devam etti:
"Bireyler ve toplumlar için yaşamsal yönü bulunan eğitim konusunda yapılan yanlışların özürü olamaz ve giderilmesi olanaksızdır. 2006-2007 eğitim-öğretim yılında tüm öğrencilerimize, onlara erdemli birer yurttaş olma niteliği kazandıran, kişiliklerinin gelişmesinde belirleyici olan, yurdumuzun dört bir yanında özveriyle çalışan değerli öğretmenlerimize ve eğitim kadromuza başarılar ve esenlikler diliyorum."
http://www.milliyet.com.tr/2006/09/18/siyaset/axsiy02.html
20.09.2006 13:50
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif http://www.trt.net.tr/haber/2003/05/30/resim/ahmet_necdet_sezer_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Sezer ODTÜ'de Öğrencilere Seslendi
"Amaçlı yönlendirmelerden etkilenmeden üretin, araştırın, sorgulayın."
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yükseköğretimin sorunlarının siyaset üstü bir yaklaşımla ele alınması, çözüm önerilerinin de Cumhuriyet'in felsefesiyle örtüşmesi gerektiğini söyledi.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde 2006-2007 eğitim öğretim yılı Ankara'da düzenlenen törenle başladı.
Cumhurbaşkanı Sezer, törende yaptığı konuşmada, üniversitelerin bilim üretmelerinin önündeki engellerin kaldırılması, kaynak ve olanaklarının artırılması gerektiğini belirtti.
Sezer, "Üniversitelerin aklın ve bilimin ışığında kendi özgür tartışma ortamında oluşturacakları çözümler, konunun diger ilgililerinin de katkısıyla zaman kaybedilmeden yaşama geçirilmelidir. Sorunların siyaset üstü bir yaklaşımla ele alınması, çözüm önerilerinin Cumhuriyet'in felsefesiyle örtüşmesi ve çağdaş dünyadaki gelişmelerle koşutluk göstermesi tartışma götürmez bir zorunluluktur" dedi.
Öğrencilere seslenen Cumhurbaşkanı Sezer, temiz toplumu savunmalarını, etik değerleri üstün tutmalarını istedi.
Sezer konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Çağdaş dünyanın katılımcı bireyleri olarak amacı bilinen yönlendirmelerden etkilenmeden dogmalardan ve boş inançlardan uzaklaşarak, düşüncenizi özgürleştirerek bilinçlenmeli, hayal gücü ve yatarıcılığını geliştirmeli üretmeli okumalı araştırmalı sorgulamalı tüm bilgi kaynaklarını iyi kullanmalısınız. Sorumluluklarınız bilinciyle harekte etmeli çok çalışmalı, tüm arayışlarınızda ülke ve insanlık yararını gözetmelisiniz. "
ODTÜ Rektörü Ural Akbulut da bölücü ve irticai çevrelerin, üniversitelerin başarılarını gölgelemek, yönetici ve öğretim üyelerini karalamak için sistemli çaba sarfettiğini söyledi.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=159580&k=0
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
(http://www.trt.net.tr/wwwtrt/turkiye.aspx)
22.10.2006 13:12
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif http://www.trt.net.tr/haber/2003/08/13/resim/sezer_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Sezer'in Bayram Mesajı
"Enerjimizi birlik ve beraberlik içinde ileri gitmeye odaklamalıyız"
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Atatürk Cumhuriyeti'nin 83 yıllık aydınlanmacı çizgisine ve temel değerlerine ters düşecek yaklaşımlardan uzak durulması gerektiğini vurguladı.
Sezer,
" Türkiye'nin yolu aydınlanma ve çağdaşlaşma yoludur. Ülkemiz bu yoldan döndürülemeyecektir. Enerjimizi, birlik ve bütünlük içinde ileri gitmeye odaklamalıyız." dedi.
Sezer,
"Atatürk ilke ve devrimlerinin korunması öncelikli ödev olarak algılanmalıdır. Türkiye'nin yolu aydınlanma, çağdaşlaşma yoludur ve ülkemiz bu yoldan geri gönderilemeyecektir."
diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Sezer, son dönemde okullarda ve sokaklarda artan şiddete de dikkat çekti.
Hoşgörüsüzlük ve kural tanımazlığın giderek tüm toplumu tehdit etmeye başladığını belirten Sezer, bunun önlenmesi için eğitim kurumları ile basın kuruluşlarına önemli görevler düştüğünü söyledi.
Cumhurbaşkanı Sezer,
"Yeni kuşaklara herşeyden önce sevginin saygının, barışın ve kardeşliğin değeri öğretilmeli." dedi.
Şiddeti özendiren, tutum, davranış ve yayınlardan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Sezer, toplum olarak en önemli görevin, ulusal kimliği ve özdeğerleri korumak, zenginleştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu kaydetti.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=161801&k=1
Sezer'in bayram mesajında çağdaşlık ve hoşgörü vurgusu
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiyenin yolunun aydınlanma ve çağdaşlaşma yolu olduğunu vurgulayarak, "Ülkemiz bu yoldan geri döndürülemeyecektir" dedi.
Son günlerde meydana gelen şiddet olaylarına da dikkati çeken Sezer, hoşgörüsüzlük, kural tanımazlık, insana değer vermeme, yaşam hakkını hiçe sayma gibi yanlışların giderek tüm toplumu tehdit ettiğini belirterek; bu durumun hoşgörü, sevgi, saygı, barış, kardeşlik gibi değerlerle yoğrulmuş Türk ulusunun yüzyıllar boyu yaşatılan gelenekleriyle, aile ve toplum yapısıyla örtüşmediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Sezer, Ramazan Bayramı mesajında, tüm yurttaşların, Kıbrıstaki soydaşların, Türk ve İslam dünyasının bayramını kutladı.
Mesajında yurttaşlara seslenen Sezer, insana özgü değerlerin paylaşılmasını olanaklı kılan, toplumsal yapıyı güçlendiren ve toplumsal yaşamı zenginleştiren bir bayramı daha karşılamanın mutluluğunu ve coşkusunu yaşadıklarını ifade etti.
Bayramın ülkeye barış ve esenlik getirmesi, yurttaşların bu kutsal günlerin sevincini içtenlikle yaşayabilmesi dileğinde bulunan Sezer, şunları kaydetti:
"Barışı, kardeşliği, sevgiyi, saygıyı ve hoşgörüyü simgeleyen bayramlar, insanların huzur bulduğu, sevinç duyduğu, umutlarının canlandığı, sıkıntı ve kaygılarından uzaklaştığı özel günlerdir. Manevi yönden büyük değeri olan bayramlarda, iyiliklere ve güzelliklere yönelinmeli, yardımlaşmanın ve dayanışmanın önemi anımsanarak, gereksinim içinde bulunanlara yardım eli uzatılmalıdır. Dinimiz güzel ahlakı, doğruluğu, iyilik yapmayı, kötülüklerden uzaklaşmayı, dolayısıyla iyi insan olmayı öğütlemiştir. Bireyleri kaynaştıran, kitleleri bütünleştiren, üzüntüde ve kıvançta birleştiren bayramlar, bu değerlerin toplumsal yaşamda egemen kılınması için fırsat olarak değerlendirilmelidir."
'GEREKSİZ TARTIŞMALAR ÜLKEMİZE ZARAR VERİR'
Tarihte yaşananların da birçok kez kanıtladığı gibi, ortak ülküler çevresinde dayanışma ruhuyla kenetlenen toplumların, güçlü ve dinamik yapılarıyla varlıklarını sürdürebildiğini ve sorunlarının üstesinden gelebildiğini vurgulayan Sezer, şöyle devam etti:
"Birliğimizin, bütünlüğümüzün ve egemenliğimizin korunmasının, belirlediğimiz çağdaş hedeflere ulaşmak yönünden yaşamsal önem taşıdığını vurgulamakta yarar görüyorum.
Bu süreçte, ülke gerçekleri, ulusal çıkarlar ve kamu yararı ile bağdaşmayan yanlış düşünceler, beklentiler ya da önyargıların yaratabileceği olumsuzlukların göz önünde bulundurulması gerekir. Bizler, içeriden ve dışarıdan yönlendirmelerle yaratılmaya çalışılan yapay tartışma konularını bir yana bırakıp, ülkenin, çağdaş dünyada saygın yerini alması hedefinde bütünleşmeyi başarmak zorundayız.
Olanaklarımızı ve enerjimizi birlik ve bütünlük içinde ileri gitmeye odaklamalıyız. Bunu engelleyecek gereksiz tartışmaların ülkemize ve toplumumuza zarar vereceği unutulmamalıdır. Türk ulusu, birliğini bozmayı amaçlayan girişimlere, geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de izin vermeyecektir.
Üniter yapımıza sahip çıktığımız, Cumhuriyetimizi tüm kazanımlarıyla yaşattığımız, kendimize güvendiğimiz, Devlet ve toplum olarak sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz sürece aşamayacağımız engel yoktur. Türkiye, yurttaşlarının ve kurumlarının özverili çabalarıyla aydınlık yarınlara emin adımlarla ilerleyecektir. Ülkemizi geleceğe güçlü biçimde taşıyabilmek için akılcı, tutarlı ve öngörülü politikalar oluşturulmalı ve uygulanmalıdır"
'GERİ DÖNDÜRÜLEMEYECEK'
Sezer, çocukların ve gençlerin çağdaş eğitim almalarına; aklın ve bilimin öncülüğünü kabul etmiş, sistemli düşünen, tartışan, üreten, barışa, emeğe, insan haklarına inanan, demokratik değerleri her şeyin üzerinde tutan aydın kuşaklar olarak yetiştirilmelerine özen gösterilmesi gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Sezer, şunları kaydetti:
"Atatürk Cumhuriyetinin 83 yıllık aydınlanmacı çizgisine, temel değerlerine ters düşecek yaklaşımlardan uzak durulmalı, Atatürk ilke ve devrimlerinin korunması öncelikli ödev olarak algılanmalıdır. Türkiye, kendisine dünyada saygınlık kazandıran, büyük atılımlar gerçekleştirmesinin yolunu açan, laik, demokratik, çağdaş bir ülke olma niteliğiyle gelişmesini sürdürecektir.
Türkiyenin yolu aydınlanma ve çağdaşlaşma yoludur ve ülkemiz bu yoldan geri döndürülemeyecektir."
ŞİDDET OLAYLARI
Sezer, mesajında, son günlerde meydana gelen şiddet olaylarına da değindi.
"Türkiye gündeminde son günlerde ağırlıklı yer tutan bir konuyu da dikkatinize getirmekte yarar görüyorum" diyen Sezer, şöyle devam etti:
"Her gün yeni örneklerini üzüntüyle izlediğimiz kimi olaylar, öz değerlerinin çoğunu yitiren, şiddet kültürüyle beslenen bir topluma dönüşebileceğimiz kaygısı uyandırmaktadır. Hoşgörüsüzlük, kural tanımazlık, insana değer vermeme, yaşam hakkını hiçe sayma gibi yanlışlar, giderek tüm toplumu tehdit etmektedir. Bu durum, hoşgörü, sevgi, saygı, barış, kardeşlik gibi değerlerle yoğrulmuş Türk ulusunun yüzyıllar boyu yaşatılan gelenekleriyle, aile ve toplum yapısıyla örtüşmemektedir. Toplumda bir arada yaşama, kuşkusuz kimi kurallara uymayı gerektirir. Bir arada yaşamanın öncelikli kuralı, insan ilişkilerinde karşılıklı saygıyı ve hoşgörüyü egemen kılmaktır. Bu konuda aileler, eğitim kurumları, basın-yayın organları, bilim dünyası başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerine görev düşmektedir. Herkesi sorumlulukla davranmaya, öğrenmenin yaşı ve sınırı bulunmadığının bilinciyle, örnek, öğretici ve yol gösterici olmaya, yürütülen çalışmalara içtenlikle destek vermeye çağırıyorum.
Yeni kuşaklara her şeyden önce sevginin, saygının, barışın, kardeşliğin değeri öğretilmeli, şiddeti özendiren, tutum, davranış ve yayınlardan kaçınılmalıdır." Toplum olarak en önemli görevin, ulusal kimliği ve öz değerleri korumak, zenginleştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu vurgulayan Sezer, öz değerlere sahip çıkılmasının birliğin korunmasının temel koşullarından olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade etti.
'GELECEĞE UMUTLA BAKILMALI'
Türkiyenin, çağdaş dünyadaki ilerleme yarışında hedeflerini gerçekleştirebilmesini sağlayacak kaynak ve olanaklara sahip bir ülke olduğunu ifade eden Sezer, "Türkiyeyi, ancak çağdaş tasarımlarla geleceğe taşıyabilir, genç kuşaklara yurttaşı olmaktan gurur duyacakları bir ülke bırakabiliriz.
Birey-toplum-devlet ilişkisini akılcı ve sağduyuyla yürütebilme yetisini geliştirdiğimizde bizlere daha uygar ve mutlu bir dünyanın kapılarının açılacağı unutulmamalıdır" dedi.
Kimi sorunların varlığının karamsarlık yaratmaması ve geleceğe umutla bakılmasını engellememesi gerektiğini belirten Sezer, mesajının sonunda şunları kaydetti:
"Tüm yurttaşlarımızın güçlü ve gelişmeye açık Türkiye hedefine ulaşma yolunda yılmadan çalışması, ülkemize sahip çıkması, insanımızın iyiliği, mutluluğu ve gönenci için çaba göstermesi, sorunların aşılması yönünde en önemli güvencemiz olacaktır. Gücümüze inanılması, insanımıza ve kurumlarımıza güvenilmesi, sağduyulu yaklaşımlarla hareket edilmesi ve ulusça el ele verilmesi durumunda, Türkiyenin Yüce Atatürkün öngördüğü aydınlık yarınlara ulaşacağından kuşku duyulmamalıdır.
Yurt içindeki ve dışındaki tüm yurttaşlarımızın, Kıbrıstaki soydaşlarımızın, Türk ve İslam dünyasının bayramını kutluyor, bayramın ulusumuz, ülkemiz, dünyamız ve tüm insanlık için, barışın ve hoşgörünün egemen olduğu güzel günlerin başlangıcını oluşturmasını diliyorum."
Sezer'den 'Çocuk Pornosu' Uyarısı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Son günlerde artan, yüreklerimizin sızlamasına neden olan, çocuklara yönelik insanlık dışı şiddetin ve istismarın önüne geçilmesi için çaba göstermek, bu olumsuzluklardan etkilenen çocuklarımıza sahip çıkmak, savsaklanmaması gereken toplumsal bir sorumluluktur'' dedi.
GÖNÜLLÜ VE ÖZVERİLİ ÇALIŞMALAR ARTIRILMALI''
Cumhurbaşkanı Sezer, mesajında şunları kaydetti:
Son günlerde artan, yüreklerimizin sızlamasına neden olan, çocuklara yönelik insanlık dışı şiddetin ve istismarın önüne geçilmesi için çaba göstermek, bu olumsuzluklardan etkilenen çocuklarımıza sahip çıkmak, savsaklanmaması gereken toplumsal bir sorumluluktur.
Ayrıca, kimsesiz çocuklarımızın bir aile ortamı içinde yetişmelerini olanaklı kılacak koruyucu aile konusundaki duyarlılığı artırmak, sokaklarda yaşamak zorunda kalan, küçük yaşta çalıştırılan çocuklarımıza sağlıklı ve mutlu bir gelecek sunmak için gönüllü ve özverili çalışmaların artması gerekmektedir. Bu konuda herkese büyük sorumluluk düştüğü unutulmamalıdır.
http://www.milliyet.com.tr/2006/11/20/son/sonsiy11.asp (http://www.milliyet.com.tr/2006/11/20/son/sonsiy11.asp)
SultanOfBytez
20.11.06, 12:29
Cumhurbaskani yerden göge kadar hakli.
Claudia Roth gelipte nasil T.C.`nin icislerine karisabiliyor.
Amnesty for PKK oder was geht da vor?!
Insallah bu Teröristanasi tutuklanir.
Hükümet hangi cüret ile böyle bir imkan taniyor bu Kadina?!
Hepsinin ark niyetli oldugu ortada, PKK`yi Diplomatik ortama cekmek istiyorlar.
Biz Ispanya degiliz, biz Teröristler ile masaya oturmayiz.
Türkiye de Kürt sorunu var diyen her kes ark niyetlidir, Basbakan ve Adamlari dahil.
Satilmis Gazeteciler, Yazarlar, entel dantel, kendini "Aydin" tanimliyanlar.
Hepsinin pisligi suüstüne ciktigni görüyoruz.
sayin genarelim sen biraz daha japon yapistirici ismarla
nede olsa millet olarak ithalmala karsi ayri merakimiz var
türban meselesine iyi takildik,,
bundan sonra ne gibi komik olaylarla karsilasacagiz,..
merak ediyorum ,,.
birde uzaylilar gelse ne yapariz ,,..
saygilar:cimbom:
ottoman1299
02.12.06, 22:52
Sezer'in affettiği terörist, PKK adına para toplarken yakalandı
http://medya.zaman.com.tr/2006/12/02/terorist-sezer.jpg
Diyarbakır'da, ''PKK adına eylem yapmak'' suçundan müebbet ağır hapis cezasına çarptırılan ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilen terörist, serbest kaldıktan sonra terör örgütü adına para toplarken yeniden yakalandı.
1991 yılında Mardin'in Derik ilçesinde Kaymakamlık Lojmanı ve İlçe Emniyet Amirliği'ne yönelik gerçekleşen ve 1 güvenlik görevlisinin yaralandığı saldırının ardından kaçan terör örgütü üyesi Mürşit Aslan, ilçe çıkışındaki bir çalılık alanda üzerinde 1 adet mavzer marka tüfek ve 1 adet tabancayla omuriliğine saplanan kurşun nedeniyle yaralı olarak güvenlik güçlerince yakalanmıştı.
Diyarbakır 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde hakkında dava açılan Aslan, yapılan yargılamanın ardından ''terör örgütü PKK adına eylem ve faaliyetlerde bulunmak'' suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.
Çatışmanın ardından yaralı ele geçirilen Aslan, cezaevinde kaldığı süre içerinde ayaklarını kullanamaz hale gelince tekerlekli sandalye kullanmaya başladı.
Cumhurbaşkanı Sezer'den af' talebinde bulunan Aslan, özründen dolayı af edilince 13 Nisan 2001'de serbest bırakıldı.
Cezaevinden çıktıktan bir süre sonra Aslan'ın adı bu kez Mardin'de terör örgütü adına komite kurma suçuna karıştı. Güvenlik güçlerince yakalanan bir örgüt üyesinin ifadeleri doğrultusunda yeniden gözaltına alınan Aslan, yargılandığı Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nce tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
Yargılanması devam eden Aslan, Mardin'de beraberinde Abdulkadir Bahçeci, Doğan Bahçeci ve Serdar Gülçin ile terör örgütü PKK adına R.K'den 10 bin YTL talebinde bulundu. R.K'nin şikayeti üzerine, para teslimatının yapıldığı sırada operasyon düzenleyen jandarma ekipleri, sanıkları suçüstü yakaladı. Yakalanan şahısların, R.K'den aldıkları parayı terör örgütüne gönderilmek üzere Mürşit Aslan'a vereceklerini belirtmesi üzerine Aslan, üçüncü kez yakalanarak adliyeye sevk edildi. Güvenlik güçlerince yakalanan bir örgüt üyesinin ifadeleri doğrultusunda yeniden gözaltına alınan Aslan, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=464971
02/12/2006
1. Interessanter Zeitpunkt um den Präsidenten schlecht machen zu wollen, so "kurz" vor der Präsidentschaftswahl.
2. Wusste garnicht, dass der Präsident so eine Macht hat. Und da redet man noch vom Rechtsstaat.
Kann der nach belieben Häftlinge entlassen? Wieso kann er das?
Bitte um Aufklärung.
1. Interessanter Zeitpunkt um den Präsidenten schlecht machen zu wollen, so "kurz" vor der Präsidentschaftswahl.
Wieso das ?
Er hat eine anstrengende aber eine gute Amtszeit fast hinter sich.
Er ist sehr beliebt im Volk.
Oder gab es schon Buhrufe und Eierwerfer ?
Im übrigen ist der Zeitpunkt für "Zaman" oder nicht "Zaman" nicht wichtig.
Herr Sezer steht nicht mehr zur Wahl.
Wusste garnicht, dass der Präsident so eine Macht hat. Und da redet man noch vom Rechtsstaat.
Ja. Tatsächlich ist die Türkei ein Rechtstaat.
Es gab in der Türkei immer wieder Zeiten, und vorallem immer nach Wahlen gleich "Af" Ausrufe. Warum auch immer das so ist.
Genauso wurden aber auch wegen der EU immer mehr die Haftbedingungen verändert. Siehe auch Erbakan, der sogar öffentlich sprechen kann, obwohl er in Haft ist. Oder Öcalan, der Presseerklärungen abgeben darf.
Zübeyde, findest du es nicht seltsam, dass der Präsident solch eine Macht hat nach belieben Häftlinge zu entlassen?
Unser Staatspräsident ist ein grauer Jurist.
Er ist kein Cowboy, deshalb würde ich hier mit Worten wie
"nach belieben" wirklich vorsichtig sein.
Er ist sicher kein PKK-fan. Und seine Sicherheitsberater, die auch mit
Erdogan sich absprechen, schon gar nicht.
Warum diese "Af´s" in der Türkei und wann es diese gibt, muß
man aus sicheren Quellen erfahren. Wie gesagt, von früher kenne
ich das so, daß nach jeder Wahl "Af" ausgesprochen wurde.
Die Gesetzesgrundlage dafür weiß ich natürlich nicht.
ottoman1299
02.12.06, 23:26
2. Wusste garnicht, dass der Präsident so eine Macht hat. Und da redet man noch vom Rechtsstaat.
Kann der nach belieben Häftlinge entlassen? Wieso kann er das?
Bitte um Aufklärung.
Murşit Aslan'ın cezasının kaldırılması
http://www.cankaya.gov.tr/tr_html/ACIKLAMALAR/13.04.2001-1033.html
Unser Staatspräsident ist ein grauer Jurist.
Er ist kein Cowboy, deshalb würde ich hier mit Worten wie
"nach belieben" wirklich vorsichtig sein.
Er ist sicher kein PKK-fan. Und seine Sicherheitsberater, die auch mit
Erdogan sich absprechen, schon gar nicht.
Warum diese "Af´s" in der Türkei und wann es diese gibt, muß
man aus sicheren Quellen erfahren. Wie gesagt, von früher kenne
ich das so, daß nach jeder Wahl "Af" ausgesprochen wurde.
Die Gesetzesgrundlage dafür weiß ich natürlich nicht.
Es ist nicht wichtig welche Kompetenzen er aufweist, ob er Cowboy oder Richter ist.
Es geht darum, dass der Präsident, eine Person, den gesamten Juristischen für ungültig erklären kann. Ein gefangenen entlassen kann. Du brauchst hier nicht Sezer zu verteidigen.
Sag mir nur ob du es gut und richtig findest, dass der Präsident so viel Macht hat um Gefangene zu entlassen.
AF finde ich auch falsch. Aber das ist eine Entscheidung vom Parlament. Das sind zwei paar verschiedene Schuhe.
Es geht darum, dass der Präsident, eine Person, den gesamten Juristischen für ungültig erklären kann.Ein gefangenen entlassen kann.
Er hat unterschrieben wohl. Aber, die Anwälte und Staatsanwälte werden diesen Fall sicher genauestens auf die Rechtsgrundlage hin überprüft haben. Ohne Rechtsweg geht in der Türkei nichts. Er ist nicht Präs. Bush.
Seine Unterschrift muß er allerdings wohl als letzte Instanz rauf setzen müssen.
Du brauchst hier nicht Sezer zu verteidigen.
Wenn es darum gehen soll, daß Herr Sezer nach gutdünken hier einfach Leute entlassen, werde ich selbstverständlich dagegen sprechen. Er ist ja kein Sultan :lach:.
Sag mir nur ob du es gut und richtig findest, dass der Präsident so viel Macht hat um Gefangene zu entlassen.
Seine Macht und seine Aufgaben leitet der Staatspräsident von der türkischen Verfassung ab. Sowie sein Vorgänger und sein NachfolgerIn.
AF finde ich auch falsch. Aber das ist eine Entscheidung vom Parlament. Das sind zwei paar verschiedene Schuhe.
Bei den "Af´s", die ich nannte, ging es nicht nur um einen, sondern um gleich Hunderten von Fällen. Wenn nicht, noch mehr. Aber auch das wird sicherlich seine gesetzliche Grundlage gehabt haben.
Und Du weißt selber, daß im Zuge der Terrorgesetzesänderungen, die für manche so hart vorkommen, vieles abgeändert worden ist. Der Terror wächst uns im übrigen seit ca. 3 Jahren wieder überm Kopf.
Seine Macht und seine Aufgaben leitet der Staatspräsident von der türkischen Verfassung ab. Sowie sein Vorgänger und sein NachfolgerIn.
Ist das die Antwort? Ok dann machen wir halt weiter:
Findest du es richtig, dass der Staatspräsident ganz legitim solch eine Macht hat?
Ist das die Antwort? Ok dann machen wir halt weiter:
Findest du es richtig, dass der Staatspräsident ganz legitim solch eine Macht hat?
Mit meinen Antworten oben, müßtest Du eigentlich bereits eine klare Antwort erhalten haben. Ja, ich bin sehr verfassungstreu. Ich liebe unsere Verfassung :lach:Omar !
Und der Weg geht immer Richtung "Verfassungsgericht". Auch das haben wir.
Mit meinen Antworten oben, müßtest Du eigentlich bereits eine klare Antwort erhalten haben. Ja, ich bin sehr verfassungstreu. Ich liebe unsere Verfassung :lach:Omar !
Und der Weg geht immer Richtung "Verfassungsgericht". Auch das haben wir.
Nein, das ist die erste Antwort wo Du einigermaßen klar antwortest. Aber vielleicht habe ich auch die Frage undeutlich gestellt.
Gut ich finde es nicht, dass Präsident soviel Macht hat. Ich hab mal gelernt, dass Präsident nur den Staat Repräsentieren soll. Nicht mehr nicht weniger!
Nein, das ist die erste Antwort wo Du einigermaßen klar antwortest. Aber vielleicht habe ich auch die Frage undeutlich gestellt.
Gut ich finde es nicht, dass Präsident soviel Macht hat. Ich hab mal gelernt, dass Präsident nur den Staat Repräsentieren soll. Nicht mehr nicht weniger!
Wie war das ? Andere Länder andere Sitten nicht wahr ?
Wir sprechen hier immernoch über die Türkei und über die Verfassung der Republik Türkei.
SimalYildizi
03.12.06, 00:45
Siyasi yapılanma ve beyin yıkama için kullanılan hapishanelerin "F" tipine çevirilmesine tepki göstermenin de sebebi budur işte! Şu yada bu şekilde hapise düşen insanlar zorakide olsa ideoloji empozesine uğramaktadir. Sonuç olarakta ilk serbest kaldığında da bu öğretinin peşinden koşmaktadır.
Sayın Sezer in insani bir adım ile sakat bir insanın zaten yeterli derecede cezalı olmasını düşünerek ve kişisel bakımının kendi başına yapılamasının mümkün olmadığını bilerek vermiş olduğu "af" kararının arkasında ayni ideoloji ile hareket eden insanlar için elbette aynı şekilde bir tepki mutlaka gelecektir.
"Ve zaten açık olan birşey var ki; bu tuhaf millet her konuda kendini acındırıken bir çingen edası ile davrenır (çingenleri tenzih ederim, tarif maksatlı bir cümle kullandım), işlem ve aylem olarak asla onurlu ve insancıl davranmasını bilmezler! Kabadırlar! Cahildirler! Vicdansızdırlar! Sinsidirler! Mertlik göstermeyi salaklık olarak görürler! Bi verirsin iki isterler! Cenab-ı Hakkın başımıza bela olarak gönderdiği, tarih boyunca hiç bir olumlu adımları olmayan, bir tane bile bilim adamı yada edebiyatçı yetişrememiş asalaklar sürüsüdür!!!!"
Bu sözleri bahse değer ırka mensup bir arkaşım kendi ırkını tanımlamak için bana yazmıştı aynen aktardım!
Umarım devlet ve millet gözünü açıp, karar verirken daha geniş açıdan bakar!
Ne yapacaksiniz ? Vatana hainlik düsünen ve gerceklestirenler icin bile
isliyor hukuk devleti. Hukuka siginip, yine yapacaklarini yapiyorlar.
Bunlar yüzünden hukuka ve ayni zamanda "vicdana" gölge düsüyor.
Terör kanunlari cikar, birileri protesto eder. Hayret ya, ne hayret.
Vatanin ortasinda terörle savas varken, tam isleyen demokrasi yok diye üzülenler var.
Ben de üzülüyorum. Ama gercekleri de görüyoruz.
Sezer war früher ein hoher Richter. Beziehen sich die Freistellungen auf seine damalige oder jetzige Amtszeit?
Er hat richtig gehandelt. Von den meisten seiner freigelassenen Linken ging keine Gefahr mehr aus!!!
Niemand soll jetzt herummeckern und den Präsidenten schlecht reden! Er ist seinen Pflichten nachgegangen!
Einen Sezer sehe ich im Präsidentenamt lieber als einen Erdogan, keine Frage. Das bedeutet aber nicht, dass Sezer stets richtig gehandelt hat. Die Freilassung dieser Terroristen war der größte Fehler von ihm überhaupt. Wenn ich mich recht erinnern kann, wurden später einige von ihnen auch im Gefecht von türk. Soldaten eliminiert.
Ankara'da derin kriz
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın, hükümetin AB Komisyonu'na ilettiği öneriyi "Televizyondan öğrendim" demesinin ardından Cumhurbaşkanlığı da bir açıklama yaparak, "Cumhurbaşkanı Sezer doğrudan ya da dolaylı olarak bilgilendirilmemiştir" dedi
http://www.milliyet.com.tr/2006/12/10/siyaset/resim/axsiy02.jpg UTKU ÇAKIRÖZER Ankara
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, hükümetin, bir liman ile bir havaalanının Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin kullanımına açılması yönünde AB Komisyonu'na ilettiği öneri konusunda kendilerine bilgi verilmediği yolundaki açıklamasıyla patlak veren kriz derinleşti. Büyükanıt'ın "Televizyondan öğrendim" dediği öneriyi Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in de basına yansımasının ardından duyduğu ortaya çıktı. Sezer, "Beni ne doğrudan ne de dolaylı olarak bilgilendirdiler" açıklamasını yaptı.
Büyükanıt'ın Hürriyet'e yaptı&r Wohnungssuche KEINE Probleme haben sollte.
Wir alle wissen aber dass dem NICHT so ist.
Alle Welt redet von Integration aber was das ENDZIEL dieses seltsamen Begriffes der für mich bis heute inhaltlich so leer ist dass mir einfach nicht Klar werden will wie das gehen soll was man erwartet vom Migranten?
NUR die Sprache?
Das kann doch nicht das Problem sein......
Halk tepkisini göstermezse chp bu işi başaramaz,bunun en doğru yöntemi A.NECDET SEZERin tüm yetkilerini kullanıp meclisi fes etmesidir,bu gün ne R.T.Erdoğan nede bir başka AK partilinin cumhur başkanlığını kabullenemez,kabullendiği anda rejim tehlikesi kalmaz,çünkü değiştiği kabul edilmiş olur,deneyip görme bu durumda olanaksızdır ve riske atılamaz,tehlike yarın değil bu gündür görmezden gelmek hainliktir.
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=57723
Sezer CHP'ye seçim görevi verdi
16 Aralık 2006 Cumartesi 06:39
Geçen hafta MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmede Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde "erken seçim" önerisinde bulunan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, iki gün önce de İsmet İnönü'yü anma konserindeki özel bir sohbette aynı teklifi detaylandırarak "CHP'ye önemli görev düşüyor" görüşünü ortaya attı.
İsmet İnönü'nün torunu CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan Toker, Cumhurbaşkanı Sezer'le görüşmenin perde arkasını Sabah'a anlattı.
Zorlamak gerek
Senfoni Orkestrasının VIP Salonunda gerçekleşen özel görüşmede, konser veren sanatçıların bazıları da yer aldı. Sohbet sırasında bir CSO sanatçısı erken seçimle ilgili "İhtimal nedir?" diye sorunca Sezer "Yapılırsa, zorlanırsa olur" yanıtını verdi.
Sorumluluk CHP'de
Sanatçılar ve Toker tarafından doğrulanan ifadelere göre Sezer, "Bu konuda sorumluluk ana muhalefet partisi olarak CHP'ye düşüyor" diye konuştu.
SultanOfBytez
19.12.06, 00:49
Halk tepkisini göstermezse chp bu işi başaramaz,bunun en doğru yöntemi A.NECDET SEZERin tüm yetkilerini kullanıp meclisi fes etmesidir,bu gün ne R.T.Erdoğan nede bir başka AK partilinin cumhur başkanlığını kabullenemez,kabullendiği anda rejim tehlikesi kalmaz,çünkü değiştiği kabul edilmiş olur,deneyip görme bu durumda olanaksızdır ve riske atılamaz,tehlike yarın değil bu gündür görmezden gelmek hainliktir.
Evet arkadasim biz bu noktalara geldikmi
inanilir gibi degil bu cennet bizlere darmi
geldi ,,.bunlar bu vatan evladi degilmi
hermeslekten artik cesit cesit sapiklar
duyuyor ve görüyoruz bu kadar düne
kadar sapik varmiydi ülkemde ah dedem
ah sizler yüce insanlarmissiniz
bu durumlari düzeltecek yüce insanlar
yetisirmi ,,güzel ülkemde artik onada
sicak bakmiyorum,,..hergün yeni sapiklar
türüyo,,cinsi az bulunur türden.
:nurdinilu: ben bir garibem
ya sen.
Sezer'in İMAJINI Kızı YIKTI
Önceki gün Cumhurbaşkanı Sezer'in 'kırmızı ışıkta duran', elinde file Migrosta alışveriş yapan 'sade vatandaş' imajını yerle bir edecek bir olay yaşandı...
06 GZ... plakalı siyah Laguna...
Öğle saatlerinde Ankara Birlik Mahallesindeki kuaförün önünde beklemektedir.
Aracın başında elinde telsiz, sivil bir kişi nöbet tutmaktadır...
Az sonra kuaförden çıkan genç bir hanım ve bir çocuk siyah araca biner ve uzaklaşırlar.
Sonradan öğrendim ki, genç hanım Cumhurbaşkanı Sezerin kızı ve saç kesimi için orada.
Şimdi bu sahne üzerine düşünelim.
Sizce bir Cumhurbaşkanının ya da bir devlet büyüğünün kızı oğluyla birlikte, devletin resmi aracı ve korumasıyla kuaföre gitmeli mi, gitmemeli mi?
Rahmetli Özalın uygulamalarını hatırlıyorum. O tepki çekmezdi çünkü böyle bir tarzı vardı.
Ama olay Ahmet Necdet Sezer tarzına göre düşünülünce durum değişiyor.
VAKTİ Mİ ÇOK
Çünkü Sezer, "kırmızı ışıkta duran", elinde file Migrosta alışveriş yapan, yani "sade vatandaş olan" bir imaj seçmiştir. Bir yabancı meslektaşım bir gün sormuştu:
- Sizin cumhurbaşkanı saatlerce alışveriş yapabiliyor. Sanırım çok boş vakti var...
Hiç böyle düşünmemiştim ama doğru. Şimdi Sezeri sevenlerin şu sözlerini duyabiliriz:
- Sezere saldırmak için bula bula bunu mu buldunuz? Sıkıysa Başbakanı eleştirin. Düğün davetiyesi vermek için devletin uçağıyla Ürdüne gittiğini unuttunuz mu?
Bense bütün bunların ötesine geçmek istiyorum. Bu olayda Sezer, kendisinin yarattığı o "sadece dürüst olmak yeter" ve "sade vatandaş" madalyasına sıkışmıştır.
BOŞ UÇAN UÇAK
- Örneğin uçağını tasarruf için kullanmaz. Örneğin Dışişleri Bakanı çok kritik birkaç gezide o uçağı alamayacağını bildiği için uçak kiralamak zorunda kalmıştır.(Ama uçak mecburen ayda bir kez motoru zarar görmesin diye Ankara semalarında boş uçurtulur.)
- Tasarruf için Köşkte yaptığı düğünün elektrik parasını ödemiş ve bu bilgi sızdırılmıştır.
- Sezer göreve geldiğinden bu yana örneğin, hiç Washingtona gitmemiştir.
- Özalın Demirelin Köşkte yabancı devlet adamlarına verdikleri yemekler hatırlandığında Çankaya Köşkü bugün dünyaya kapanmıştır. (Özal ve Demirel cumhurbaşkanı ve başbakan olarak birbirlerini hiç sevmediler. Ama Özal Köşkün kapısını dünyaya açık tuttu ve her yemeğe Demireli de davet etti. Demirel de devlet işi diye gitti. Ve hiçbiri diğerine Anayasa kitapçığı fırlatmadı.)
- Niyazov ölmüş, ancak Türk dünyası için çok önemli olan bu cenaze törenine örneğin Demireli de davet edip gitmemiştir.
- Afganistanda çok önemli bir NATO görevini özel temsilci olarak yürüten Hikmet Çetini ne bu görevi sırasında ne de döndükten sonra bir kez bile aramamıştır.
- Yurtiçinde de gezmez. Örneğin Diyarbakıra hiç gitmemiştir. Dünyanın en güzel körfezindeki Okluk Koyuna ne kendisi gitmiş ne de bir yabancı misafir ağırlamıştır. O koydaki Cumhurbaşkanlığı tesisi nöbet tutan askerleri ağırlamaktadır o kadar.
SIKIŞAN İMAJ
- AB için hiçbir başkentte faaliyet göstermemiş, ziyaret yapmamıştır.
- Türkiyenin en çok ihtiyacı olduğu bir dönemde Irakla ve İranla bir temas kurmamıştır. Örneğin Bush Talabaniyi, Barzaniyi Beyaz Sarayda ağırlamıştır. Ama Sezer Talabaninin ziyaret talebini reddetmiştir.
- Bırakın Talabaniyi, KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talatla bile görüşmemektedir.
- Ve en önemlisi Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Türk yazar Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülünü almış, ama Cumhurbaşkanı bunu görmemiştir.
İşte bu yüzden şimdi, kuaför önünde bekleyen 06 GZ... "özel tahsis plakalı" siyah Laguna Sezeri, kendi yarattığı o dürüst devlet adamı imajında sıkıştırmaktadır.
08 Ocak 2007
Fatih Çekirge - Hürriyet
Perde Arkası-Hürriyet
cumhurbaskanimizin bukadar mütevazi oldugunu hic bilmiyordum...
ottoman1299
10.04.07, 11:24
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilerek cezaevinden çıkanların güvenlik güçleriyle girilen çatışmalarda ortaya çıkması yeni tartışmaları beraberinde getirdi.Tunceli'de ölü ele geçirilen 4 DHKP-C'li teröristin ardından örgütün sözde askeri kanat sorumlusu Cengizhan Pilav sağ olarak yakalandı. Pilav'ın 2002 yılıda cezaevinde ölüm orucu eylemi sırasında Sezer tarafından affedilmesinin ortaya çıkması ise af konusunu yeniden gündeme getirdi. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in, AK Parti Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi'nin, "Cumhurbaşkanı Sezer tarafından affedilen mahkumların cezalarının kaldırılmasına gerekçe olan hastalıklarıyla ve işledikleri suçlarla" ilgili soru önergesine verdiği cevapta da, "Bu mahkumların 180'i 'Wernicke-Korsakoff Sendromlu'. Tümü yasadışı sol örgüt mensubu." ifadeleri yer alıyor. Emniyet raporuna göre, Sezer'in affettiği militanlardan Okan Ünsal, Berna Ünsal, Ökkeş Karaoğlu, Cemal Keser ve Orhan Gül güvenlik güçleriyle girdikleri silahlı çatışmalarda ölü ele geçirildi. Raporda, sağlık sebepleri ile tahliye edilenlerin çoğunun tekrar örgüt faaliyetlerine döndüğü vurgulanıyor.
Diyarbakır, Zaman (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=525739)
10 Nisan 2007, Salı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilerek cezaevinden çıkanların güvenlik güçleriyle girilen çatışmalarda ortaya çıkması yeni tartışmaları beraberinde getirdi.Tunceli'de ölü ele geçirilen 4 DHKP-C'li teröristin ardından örgütün sözde askeri kanat sorumlusu Cengizhan Pilav sağ olarak yakalandı. Pilav'ın 2002 yılıda cezaevinde ölüm orucu eylemi sırasında Sezer tarafından affedilmesinin ortaya çıkması ise af konusunu yeniden gündeme getirdi. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in, AK Parti Manisa Milletvekili Hüseyin Tanrıverdi'nin, "Cumhurbaşkanı Sezer tarafından affedilen mahkumların cezalarının kaldırılmasına gerekçe olan hastalıklarıyla ve işledikleri suçlarla" ilgili soru önergesine verdiği cevapta da, "Bu mahkumların 180'i 'Wernicke-Korsakoff Sendromlu'. Tümü yasadışı sol örgüt mensubu." ifadeleri yer alıyor. Emniyet raporuna göre, Sezer'in affettiği militanlardan Okan Ünsal, Berna Ünsal, Ökkeş Karaoğlu, Cemal Keser ve Orhan Gül güvenlik güçleriyle girdikleri silahlı çatışmalarda ölü ele geçirildi. Raporda, sağlık sebepleri ile tahliye edilenlerin çoğunun tekrar örgüt faaliyetlerine döndüğü vurgulanıyor.
Diyarbakır, Zaman (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=525739)
10 Nisan 2007, Salı
Vay be...hükümet istifa!!! Erdogan`in pasaportuna el koyalim. :lach:
deryatulga
10.04.07, 12:24
Vay be...hükümet istifa!!! Erdogan`in pasaportuna el koyalim. :lach:
Cumhurbaskani'nin af yetkisi son derece kati kurallara baglanmistir. "iyilesemeyecek kadar hasta" raporu olmadan kimseyi affedemez. Bir de bu raporlari hazirlayan dokorlara bir göz atilsa derim.
ottoman1299
10.04.07, 12:29
10/04/2007 Kemal Doğan'ın haberi
Sezer; 260 mahkumu affetti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, göreve başladığı 16 Mayıs 2000 tarihinden 23 Mart 2007 tarihine kadar kendisine gönderilen 270 mahkûmun affedilmesiyle ilgili kararın 260'ını onayladı. Sezer'in özgürlüğe kavuşturduğu mahkûmların çoğunluğunu, cezaevlerindeki açlık grevleri sonrasında 'Wernicke Korsakoff' hastalığına yakalananlar oluşturuyor. Eski cumhurbaşkanlarından Kenan Evren 27, Süleyman Demirel 100 mahkûmun cezaevinden çıkmasını sağlamıştı. Turgut Özal da görevde kaldığı dört yıllık süre içinde 21 mahkûmu affetmişti. Sezer, af yetkisini, Anayasa'nın 104. maddesine göre, "Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak..." hükmü uyarınca kullandı.
İLK YIL SİYASİ MAHKUM YOK
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, göreve geldiği ilk yıl 2006'nın son altı ayında;12 mahkumu affetti..Sezer ilk af yetkisi; böbrek yetmezliği bulunan eroin kaçakçısı Mehmet Demir için kullandı..Sezer Demir'in yanı sıra aynı yıl; iki uyuşturucu kaçakçısını daha affetti.. Sezer'in 2000'de affettiği mahkumlardan kalan üçü cinayetten, ikisi silah bulundurmaktan biri de kaza ile ölüme sebebiyet vermekten cezaevindeydi..
2001 BİLANÇOSU
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2001'de 15 mahkumu afetti. Bunlardan ikisi küçük yaştaki çocuklara tecavüz biri ise PKK üyesiydi..
2002'DE PATLAMA
Cezaevlerinde yaşanan 2000'lerdeki açlık gervelerinin ardından; Köşk'te de af patlaması yaşandı..Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; 2002 yılında 100'e yakın mahkumu affetti.Bunların büyük bölümü ise yasadışı örgüt mensuplarıydı;
İlhan Demirel (Yasadışı örgüt), Yaşar Demircan (Devsol), Ramazan Çiçek (Anayasal Düzeni yıkmak), Metin Günay (TİKB/GK), Atilla Selçuk (Anayasal Düzeni yıkmak), Barış Kaya, Suat karabulut (Dev-Sol), Ümit Kanlı, Gülseven Öztürk (DHKP-C), Fatma Güzel, Ergün Bütüner (TKP-ML), Barış Yıldırım (DHKP-C), Hakkı Şeker (DHKP-C), Nuray Gezici (Dev-Sol), Tamer Çadırcı, Ulaş Göktaş (DHKP-C), Mesut Avcı, Madımak Özen (DHKP-C), Ayten Eren (DHKP-C), Özgül Dede (DHKP-C), Yüksel Doğan (PKK), Murat Candar (TİKB/GK), Mustafa Genç, Ayla Özcan, İbrahim Tekin, Semra Askeri, Mehmet Şahin (DHKP-C),Gülperi Özen (DHKP-C), Haydar Baran (TKİP-Ekim) M.Erkan Çetin (Dev-Sol), Hatun An, Hakan Baran, Yılmaz Babatümgöz (MLKP), Resul Ayaz (MLKP/K), Zeynel Yıldız, Nazan yılmaz (DHKP-C), Hasan Çebe (TİKB) Ertuğral Kaya (DHKP-C), Mete Yalçın (TİKB), Barış Gönülşen (TİKB), Esmehan Ekinci (TİKB), Mehmet Acettin (MLKP), Mehmet Leylek (MLKP), Erol Altıokka (TİKB) Ercan Uçuk (TKP/ML-TİKKO), Ali Şahmo (TKP/ML-TİKKO), Gürban Hızmay (DHKP-C), Sadık Yılmaz (MLKP/K), Aydan Odabaş (DHKP-C), Petek Türkkmen (TİKB), Haydar Özbilgin (MLKP), Muharrem Kurşun (MLKP), Leyla Alp (DHKP-C), Sedat Felek (TKP/ML-TİKKO), Şudaman Kamancı (Ekim), Ali Haydar Geckin (TKP/ML-TİKKO), Gamze Bayram (DHKP-C), Sibel Horasan (Dev-Sol), Hüseyin Ali Günay (TKP/ML), Erdal Arıkan, Suzan Baran (TKP/ML-TİKKO), Namık Kemal Bektaş (MLKP), Nuray Özçelik (TİKB), Hülya Türüç (TİKB), Mammut Yücel (TKP/ML-TİKKO), Ömer Ünal (TİKB), İsmet Sınağ (DHKP-C), Makbule Akdeniz (TİKB), Cem Şahin(DHKP-C), İnayet Günenç (TİKB)
2003'TE 123 AF
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2003 yılında bu alanda kendisinin rekorunu egale etti.. Sezer; tam 123 mahkumu sağlık gerekçesiyle affetti.. Bunlardan 38'i DHKP-C ve Dev-Sol örgütü mensubu, 18'i ise TKP-ML TİKKO örgütü üyesi olmaktan cezaevindeydi..Diğer örğüt üyeleri dığımılı ise şöyle; TİKB(14), THKP)4) TKİH(1)DHP(1) PKK (3) TKEP (2) TDKP(2) BELİRSİZ (10) Sezer 2004 yılında TKP-ML üyesi Semiral Yılmaz ve Hüseyin Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 9 mahkumu yine aynı gerekçeyle sağlık sağlık gerekçesiyle affetti..2005'te ise affettiği 5 mahkumdan sadece biri İbrahim Ayhan Özgül; yasadışı Dev-Sol örgütü üyesiydi..Sezer'in 2006'da affettiği son mahkum ise Eşini öldüren ve sürekli kocama hali olan Mustafa Albaş oldu.
cafesiyaset.com
Sezer war früher ein hoher Richter. Beziehen sich die Freistellungen auf seine damalige oder jetzige Amtszeit?
Er hat richtig gehandelt. Von den meisten seiner freigelassenen Linken ging keine Gefahr mehr aus!!!
Niemand soll jetzt herummeckern und den Präsidenten schlecht reden! Er ist seinen Pflichten nachgegangen!
Der President ist dran Schuld dass einige seiner entlassenen gefangenen heute noch in den Bergen Minen verteilen , öyle sacma sacma konusma sen hic PKKya karsi yakinini kaybettinmi ? Sezer soll dahin fahren wo der Pfeffer wächst !!!!!!!!!!!
ayyıldız66
13.04.07, 19:23
Sezer'den çok sert uyarılar
13 Nisan 2007 Cuma 16:27
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer son kez Harp Akademileri'nde subaylara hitap etti. Sezer Başbakan Erdoğan'ın ismini vermeden adaylığına karşı çıktı. Yaptığı konuşmada cumhurbaşkanlığı seçimleri, terör, rejim ve laiklikle ilgili mesajlar verdi...
İşte Öne çıkan başlıklar
-Devletin temel değerleri kırmızı çizgilerdir herkesin bu kurallara uyması gerekir.
-Cumhurbaşkanının siyasal tarafsızlığı anayasa gereğidir.
Cumhurbaşkanı'nın tarafsızlığı siyasal tarafsızlıktır. Anayasa'nın 101. maddesinin son fıkrasında, "Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir" denilerek, Cumhurbaşkanı'nın siyasal yönden tarafsız olması gerektiği açık biçimde belirtilmiştir.
-Cumhurbaşkanı'nın anayasal ilkelerden yana taraf olması, siyasal taraflılık biçiminde yorumlanamaz.
-Türkiye'nin her türlü tehlikeye karşı savunulması en büyük hakkımızdır.
-TSK'ya karşı zamanlanmış bir oyun oynanıyor.
Ulus devletin, Ulus birliği ve Ülke bütünlüğünün, tekil devlet ve laik Cumhuriyet'in koruyucusu ve güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri de, ilk kez iç ve dış odakların hedefi durumuna gelmiştir. Bu odaklar niyetlerini açıkça sergileyerek işi "hesap sorma" söylemine kadar vardırmışlardır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, anayasal rejimin korunması yönünden, tüm anayasal organ ve kurumlar gibi görevli ve taraftır. Ordu'yu yıpratarak etkisizleştirmek için, zamanlaması ayarlanmış bir oyun oynanmaktadır.
-Siyasal rejim büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Cumhuriyetin temel değerleri ilk kez tartışma konusu oldu.
Türkiye'de siyasal rejim, Cumhuriyet kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır. Laik Cumhuriyet'in temel değerleri ilk kez açıkça tartışma konusu yapılmaktadır. İç ve dış güçler, bu konuda aynı amaç doğrultusunda çıkar birliği içinde hareket etmektedir.
-Gerici tehdit bugün ulaştığı boyutuyla kaygı nedenidir.
Atatürkçü Cumhuriyet rejiminin yaşadığı iç tehlikeleri ise uzun uzun anlatmaya gerek yoktur. Bunun için 1930'lu, 40'lı, 50'li, 60'lı yıllara dönmeye de gerek yoktur. Türkiye'de son 15-20 yıldır yaşanan toplumsal gelişmeler, toplumsal ve bireysel yaşamda sergilenen çağ dışı görüntüler, dinci fetvalar, saldırılar ve karışmalar, kamusal alanlarda türban kullanılmamasına ilişkin tüm yüksek yargı kararlarına karşı tutumlar, görevi din adamı yetiştirmek olan okulları bitirenler ile tarikat ve cemaat mensuplarının Devlet'in her kademesine yerleştirilmeye çalışılmaları, Türkiye'nin nereye götürülmek istendiğinin anlaşılması için yeterli olacaktır.
-Ilımlı İslamın çok kısa sürede, radikal İslama dönüşmesi kaçınılmaz.
Dış güçler, Türkiye'nin İslam ülkelerine model olabilmesi için öncelikle siyasal rejiminin "laik Cumhuriyet"ten, "demokratik Cumhuriyet" adı altında, "Ilımlı İslam Cumhuriyeti"ne dönüştürülmesini öngörmektedirler.
Ilımlı İslam, Devlet'in sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal düzeninin din kurallarından belli ölçüde etkilenmesi anlamına gelmektedir. Bu niteliğiyle Ilımlı İslam modeli, İslam'ı kabul eden diğer ülkeler için bir ilerleme sayılsa da, Türkiye Cumhuriyeti yönünden büyük bir geriye gidiş, daha açık söylemiyle, "irticai" bir modeldir.
İşin dikkat çekici yanı, Türkiye Cumhuriyeti rejimini ılımlı İslam'a dönüştürmek için, dış ve kimi iç odakların çıkar birliği yapmaları ve bunu demokratikleştirme adı altında gerçekleştirmeye çalışmalarıdır.
- Türk siyasal rejimi bugüne kadar hiç olmadığı kadar tehlike altında
Oysa bu odakların bilmesi gereken üç önemli gerçek vardır: Birincisi, ister "ılımlı", ister "köktenci" olsun, din devleti ile demokrasinin yan yana getirilmesi, tarihe ve bilime ters düşen bir yaklaşımdır. İkincisi, ılımlı İslam'ın çok kısa sürede radikal İslam'a dönüşmesi kaçınılmazdır. Üçüncüsü de, Türkiye Devleti, rejim seçimini, Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte 84 yıl önce yapmıştır. Bu rejim, Atatürk ilke ve devrimleri ile Atatürk Ulusçuluğu'na bağlı, laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti temelinde biçimlenen aydınlanmacı ve çağdaş bir rejimdir. Laiklik, din ve inanç özgürlüğüne indirgenemez.
Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sosyal, siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal temelinde laiklik ilkesi vardır. Tüm ilke ve devrimler, başka bir deyişle Atatürkçü Cumhuriyet laiklik ilkesine dayanmaktadır.
Basın özgürlüğü, düşünceyi açıklama özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan özgürlüktür.
Demokratik toplumlarda basının işlevi, bu hak ve özgürlükler bağlamında kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda açıklamalar yapmak, haber ve bilgi vermek, eleştiri ve yorumlarla kamuoyu oluşturmak, toplumu aydınlatmaktır.
Bu önemli işlevi nedeniyle basın özgürlüğünün, kamu otoritelerine karşı olduğu kadar özel güçlere karşı da korunması gerekmektedir.
Medyanın belli kişi ya da gruplar elinde toplanması, gücünün o kişi ya da grupların çıkarı için kullanılmasına neden olabilecektir.
Bu durum, bir yandan ekonomik alanda haksızlık yaratacak, öte yandan haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecek ve medya gücünün çıkar amaçlı kullanılmasına hizmet edebilecektir. Kamu hizmeti veren medyanın, kişi ya da grupların eline geçerek bireysel çıkarlara hizmet edecek ticari nitelik kazanması, medya-siyaset bağlantısının güçlenmesi, medyanın Devlet'le ticari ilişkiye girmenin aracı olarak kullanılması kamu yararı ve kamu düzenine zarar vermekle kalmayacak, aynı zamanda demokrasiyi de olumsuz etkileyecektir.
http://internethaber.com/news_detail.php?id=79606
Ich verstehe im Moment nicht ganz, was passiert. Eger ANS böyle mesajlar veriyorsa, demek ki var bir süphesi. Yoksa onun bu denli mesajlar verdigini ben görmedim.
RTE adayligini acikladi. Artik bana onun cumhurbakani secilmemesi icin dua etmekten baska bir secenek kalmiyor.
Keske ANS devam edebilse.
So muss sich ein Mensch anhören der sich langsam mit dem Gedanken vertraut macht eines Tages für seine Taten vor (ein türk. ) Gericht gestellt zu werden. Es ist mir äußerst unangenehm über einen Staatsoberhaupt schlecht zu schreiben aber im Falle des Hrn. Sezer wird mir das hoffentlich niemand übel nehmen...sonst siehe Verhalten der letzten Jahre dieser Person.
Taabi tabi, Ibrahim Tatlises gibi Yalaka biri olsa herkes Eglencesini bulacak.
Bu Millet bazen ne istedigni bilmiyor, Kaynana Semra`yi bile Ülke Refahina tercih edenler cok.
Sezer Dobra Dobra düsündügnü herkesin yüzüne söylüyor, Siyasi Boyutta Gömlek Degistirme aliskanligi yok....
Rahmetli Bülent Ecevit`in önüne Dosya`yi firlatiyor gerekirse, Merkel`i azarliyor....
Keske Görev Süresini uzatabilsek, taviri saglam durusu saglam ve seviyesiz Tartismalara girmiyor.
Rantcilar elbette Anayasa`dan taviz vermiyenlere karsi Karalama Kampanyasi sürdürebiliyor.
Sezer'in 7 yılda değişen öncelikleri
Cumhurbaşkanı Sezer'in Harp Akademeleri komutanlığında yaptığı konuşma, 7 yıl önce Anayasa Mahkemesi Başkanı iken söylediklerini gündeme getirdi. İşte iki Sezer:
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=234280&comments=all
ayyıldız66
13.04.07, 21:46
Ve gerekirse 250 teröristi serbest birakiyor.
Yeni cumhurbaskani siyasi acidan tarafsiz olsa daha iyi olur, ancak onu sececek olan bu meclis ve AKP kesinlikle kendi siralarindan birisini cumhurbaskani yapacaktir.
Das finde ich auch sehr bemerkenswert von ihm, aber wenn ich mir einen Staatspräsidenten vorstelle, der allen Gesetzesvorschlägen von RTE und seiner Fraktion während seiner Regierungszeit unverzüglich zugestimmt hätte, dann kann ich ANS nur noch gut finden. Klar, ich stimme auch nicht 100% mit ihm überein, aber ich kann mir RTE beim besten Willen nicht als Staatspräsident vorstellen.
Andere Politiker fallen mir als Favorit-Kandidaten auch nicht ein.
ich glaub in radikal oder zaman wollte ein kommentator, dass nimet cubukcu präsident will...
Mir fällt ein Kandidat ein (ernst gemeint), Özhan Canaydin. Jemand außerhalb der Politik, der neutral ist und außerdem über Bildung und Kultur verfügt. Außerdem tut man auch nebenbei G.Saray was gutes.
Wieso macht Sezer eigentlich keine 2 Amtszeit ? Ich finde der hat sein job bisher super gemacht.
Mann kann von Ihm Politisch denken was man will, aber der man war Professionel und Rational.
... allerdings hat er nach gut zwei Jahren seiner Amtszeit eine fast 180 Grad Wendung gemacht , aus welchen Gründen auch immer ... Sezer Präsidentschaft ist eine Zeit der Grautöne , seine Begnadigungen von extremistischen Laizisten , zu denen übrigens auch die PKK gehört , und von Vergewaltiger ect pp ,zeigen auf welch Geistes Kind er ist.
Die Demonstrationen gegen Erdogan sind sehr gut organisiert und die Organisationen die dahinter stehen , stellen nunmal nicht das türkische Volk dar. Es sind Minderheiten die von sich glauben,losgelöst vom Volk und seiner Geschichte, allein die Legitimation zum Herrschen zu haben ...
Ganz abgesehen davon bekomme ich persönllich immer mehr das Gefühl,das die gekünstelte Position gegen Erdogan als Präsident , nichts weiter als eine Strategie ist um genau dieses Ziel,also eine Präsidentschaft Erdogans , zu erreichen.
Vesselam
Halil
deryatulga
02.05.07, 03:00
Sezerden sürpriz atama
2 Mayıs 2007
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3294752.jpg Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, en yakın rakibine 51 oy fark atarak 146 oy alan Ersan Ülker yerine 95 oy alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekili Abdurrahman Yalçınkayayı atadı.
Böylece Sezer, önceki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı atamalarında olduğu gibi tercihini, yine en çok oy alan adaydan yana kullanmadı. Başsavcılık için atama süresi Yargıtay Yasası gereği bugün doluyordu. Sezerin, cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu öncesinde dün Yalçınkayanın atama kararını imzalaması dikkat çekti. Yalçınkaya, Yüce Divanda, Başsavcı Nuri Okun girmediği duruşmalarda iddia makamını temsil ediyordu. Nuri Ok, 21 Mayıs 2007de görevden ayrılacak ve yerine Yalçınkaya başsavcılık makamına gelecek. Yalçınkayadan boşalan başsavcı vekilliği için Yargıtayda yeniden seçim yapılacak.
eyup_gokhan
02.05.07, 14:17
Ruhi Özbilgiç Neden Veto Edildi? http://www.millethaber.com/images/stories/eyup%20gokhan-.gifEyüp GÖKHAN
15.12.2006
TRT Genel Müdürlüğü'ne aday gösterilen Ruhi Özbilgiç Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi. Şaşırmadık. Ancak bu vetonun gerekçelerini iyi anlamak daha birçok konuyu anlaşılır hale getireceğinden elimizdeki numuneyi inceleyelim. Bu aynı zamanda bir önceki yazımızın da devamı niteliğinde olacaktır...
Veto'nun medyada yer alan gerekçesi: "rüyalı mektubun işleme konması." İşin aslı, Özbilgiç bir vatandaşın, içinde hakaret ve yasadışı herhangi bir ifade içermeyen mektubunu, yasalar gereği işleme koyuyor. O mektubun bir yerinde vatandaşın gördüğü rüyanın yer alması laikçi taifeyi rahatsız ediyor ve sanki mektubu yazan, rüyayı gören Müsteşar Yardımcısıymışcasına, Özbilgiç hakkında karalama kampanyası başlatılıyor. Profesör vatandaş rüyasında bir şeyh görmüş ve uzunca mektubun kısa bir bölümünde bunu da bir anektot olarak yazmış. "Bundan Başbakanlık bürokratına ne, vazifesinin gereği, rutin prosedür olarak mektubu işleme koymuş" diye düşünülmesi lazımken alışık olduğumuz dezenformasyonlar, ila ahir...
Devletin bilinen ve bilinmeyen istihbarat birimleri vardır. Bu birimler önemli noktalara, mesela TRT Genel Müdürlüğüne aday gösterilen bir kişiyle ilgili gerekli araştırmayı yapar ve sonuçları dosya halinde Cumhurbaşkanı'na sunar. Kişinin böyle bir görevi yerine getirmesine mani olacak bir durum varsa o kişi veto edilir. Devlet gibi devlette mühim bir atamanın süreci bu şekilde işler. Acaba (benim nazarımda menfi bir husus olmasa da) istihbarat raporlarında, medya tarafından "rüyalı mektup" ile ilgili karalanan Ruhi Özbilgiç'in "filanca şeyhe, falanca tarikata" yakınlık duyduğuna dair en ufak bir bilgi mevcut mudur? O raporları görmemiş olsam da cevabını çok net verebilirim: Hayır! Zira Özbilgiç'in böyle işlerle hiç alakası yoktur.
Ruhi Özbilgiç kimdir ? 1955 yılında Orduda doğmuştur. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Mali Bilimler ve Muhasebe Yüksek Okulunu bitirmiştir. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Kamu Yönetimi ve Siyaset, ABD West Texas State Üniversitesinde Zirai Ekonomi alanında yüksek lisans yapmıştır. TRT Genel Müdürlüğü, Gümrük ve Tekel Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve Başbakanlıkta çeşitli görevlerde bulunmuştur. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Sektörel Rekabet Dairesi Başkanlığı görevini yürütmüştür. Halen Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevini sürdürmektedir. Şimdiye dek bürokraside geçirdiği yıllar başarılarla doludur. Gayet donanımlı, kültürlü, dürüst ve çalışkan bir bürokrattır. Birileri saçla başla uğraştığı için hemen belirtelim; eşinin başı açıktır. Ama gelin görün ki kendisi bir Türk milliyetçisidir. 80 öncesinden beri milliyetçi camiada münevverliği ve başarıları ile tanınan bir isimdir.
Şimdi özelden genele geçelim
Seküler elitin, cumhuriyet seçkinlerinin nazarında milliyetçilerin, ülkücülerin yeri nedir? Acaba son dönemde CHPye eklemlenmek istenen MHPye yakın çevreler, resmi ideolojinin kendinden saydığı kişiler midir? Maalesef durum öyle değildir. Resmi ideolojiyi siyasal parti anlamında temsil eden CHPye göre de, en yüksek makamda bulunan Necdet Sezere göre de, TSKya göre de, medyaya göre de milliyetçi-ülkücü kesim ötekidir.
Dün de böyleydi, bugün de böyledir
Yakın tarihimizde Nurettin Soyer ismine iki önemli süreçte rastlıyoruz. Birisi 60lı yıllarda Nurculuk davalarında savcı olduğu dönemdir. Sahte iddialarla, sert ve sevimsiz bir tutumla yüzlerce gencin istikbali ile oynamıştır. İkincisi ise MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasıdır. Soyer o dönem başsavcıdır. Darağacındaki fidanlar gündemimize her daim soldan soldan gelirken hatırlanmayan 9 vatan evladı kaktüs idam edilmiş, Alparslan Türkeşin de dahil olduğu isimlerin idamı istenmiştir. İşkencede ölenler, istikbali kararanlar ise ayrı dramlardır. Resmi ideolojinin nazarında milliyetçi diye bilinen kesim ile dindar diye bilinen kesimin arasında fark yoktur. Söz konusu süreçte ülkücü hareket 163. maddeden yani irticadan yargılanmıştır. Hoş ülkücü hareketin 1980 öncesindeki tavrı, münevverlerinin fikirleri, meydanları çınlatan-duvarları süsleyen sloganları da irticadan yargılanmayı hakkettirecek(!) niteliktedir.
Dönelim hukukçulara
Nurettin Soyerin MHP davasında yardımcısı olan Enis Tunga da tescilli bir milliyetçi-ülkücü düşmanıdır. Ülkücülere zulüm sürecinin baş aktörlerindendir. Tesadüfe bakın, bu isim aynı zamanda Necdet Sezerin kadim dostudur. Daha ilginci Enis Tunga, meşhur uyuşturucu kaçakçısı Behçet Cantürkün de avukatlığını yapmıştır.
Sezer Cumhurbaşkanı olduktan sonra yakın arkadaşı, referansları sağlam(!) Enis Tungayı devletimizin en önemli hukuk kurumu olan Anayasa Mahkemesi Üyeliğine atamıştır. Trajikomik
Böyle bir ismin Anayasa Mahkemesi üyeliğinde beis yoktur ama Ruhi Özbilgiçin veto edilmesi ile TRT kurtarılmıştır(!).
Üniversitelerde ülkücü-milliyetçi kesime hareket alanı bırakılmazken sol kesim istediği gibi at oynatmaktadır. Üniversitelerin kamusal alanlarında başörtüsü yasakken, kamusal olmayan duvarlarında Maonun, Chenin, Marksın, Deniz Gezmişlerin ve en nihayetinde Öcalanın posterleri görülebilir. Kurtarılmış bölge ilan edilen bazı üniversitelerde terör örgütü yandaşları cirit atabilmektedir. Sezer ilk olarak Samsun 19 Mayıs Üniversitesi rektörlük seçimlerinde 297 oy alan Osman Çakırı değil, 71 oy alan Ferit Bernayı rektör olarak atamıştır. Daha sonra Sezer tarafından Gazide 1064 oy alan Rıza Ayhan yerine 366 oy alan Kadir Yamaç, Elazığda 245 oy alan Ahmet Feyzi Bingölün yerine159 oy alan Hamdi Muz, Sivasta 163 oy alan Faruk Kocacık yerine 115 oy alan Mehmet Bakır, Trakyada 126 oy alan Levent Alimgil yerine 109 oy alan Enver Duran , Erciyeste 284 oy alan A. Zeki Yılmaz yerine 239 oy alan Cengiz Utaş rektörlük görevlerine atanmıştır. Rektörlük seçimlerinde birinci olup da atanmayan tüm bu isimlerin suçu milliyetçi olmaları, demokratik yarıştan mağlup çıkıp antidemokratik bir şekilde rektörlüğe atananların meziyeti ise sol görüşlü-Kemalist olmalarıdır. İşte milliyetçilerin seçtiği Cumhurbaşkanının gözünde milliyetçilerin değeri budur.
Tüm bu uygulamaların altında imzası bulunan, gençliğinden beri karşıt safta bulunduğu milliyetçileri 28 Şubat mantığıyla iç tehdit olarak gördüğü anlaşılan, eli kanlı terör örgütü mensuplarını affeden Sezer, devletin onurlu bir bürokratı, milletin münevver bir evladı Ruhi Özbilgiçi affetmemiştir. Tüm bunlar tarihe geçmiştir, hatırlanacaktır.
deryatulga
09.05.07, 02:26
Sezer'in medyası http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gif http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gif Hiç bir özel davete katılmadığı halde Kanaltürk'ün gecesine giderek tarafsızlığı konusunda şüphelerin oluşmasına neden olan Cumhurbaşkanı Sezer, bu sefer de Cumhuriyet gazetesinin kuruluş yıldönümü dolayısıyla iki mesaj yayınladı http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gif http://www.yenisafak.com.tr/resim/site/gsez02fa08fe02de0351by.jpg
Medya kurumları içinde sadece Kanaltürk'ün gecesine katılarak tarafsızlığı konusunda şüphelerin oluşmasına neden olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu sefer de Cumhuriyet gazetesinin kuruluş yıldönümü dolayısıyla iki mesaj yayınladı. Başka hiç bir basın kuruluşunun kuruluş yıldönümünü kutlamayan Sezer'in Cumhuriyet ve Kanaltürk'e gösterdiği bu ilgi dikkat çekici bulundu. Sezer, Cumhuriyet gazetesinin 83. kuruluş yıldönümü dolayısıyla iki ayrı mesaj yayınladı. Cumhuriyet İmtiyaz Sahibi ve Yayın Kurulu Başkanı İlhan Selçuk ile Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay'a ayrı ayrı mesaj gönderen Sezer, bu mesajlarda özetle "Cumhuriyet Gazetesi'nin, Türkiye'nin hedeflerini gerçekleştirmesi, cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması, demokratik değerlerin yaşatılması konusundaki katkılarını geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte de sürdüreceğine yürükten inanıyoruz" dedi. Sezer ayrıca gazetenin kurucusu Yunus Nadi'nin çizdiği çizgiden sapılmadığına özellikle dikkat çekti. SIKI BİR CUMHURİYET OKURU
Sezer, Türkiye'de din eğitiminin yetersiz olduğunu, manevi değerlerden yoksunluğun öğrencilerde şiddeti körüklediğini söyleyen sendikacı hakkında soruşturma talimatını, Cumhuriyet gazetesinden Deniz Som'un dikkat çekmesi üzerine vermişti. Cumhurbaşkanı Sezer'in Tokat Valiliği'ne verdiği yazılı talimat doğrultusunda Eğitim-Bir-Sen Tokat Şube Başkanı Bedrettin Mumcu hakkında inceleme başlatılmıştı. Eğitim-Bir-Sen Tokat Şube Başkanı Bedrettin Mumcu, 2005-2006 Eğitim Öğretim Yılı'nın sona ermesi nedeniyle basın açıklaması yaparken, okullarda şiddet konusunu ele almış ve şiddetin iki nedeni olduğunu söylemişti.
SORUŞTURMA BAŞLATTI
Mumcu'nun ifadelerinden Cumhuriyet gazetesi yazarı Deniz Som rahatsız olurken, "İktidar İslamcıların elinde olmasa, Tokat'taki öğretmen Bedrettin Mumcu basın toplantısı düzenleyip de Türkiye'de din eğitiminin kısıtlandığını ve bunun olumsuz sonuçlara neden olduğunu, din eğitiminin daha ileri bir aşamaya getirilmesi gerektiğini söyleyebilir miydi?" diye yazıyordu. Sezer, Som'un yazısını okuduktan hemen sonra Mumcu hakkında soruşturma açılması için Tokat Valiliği'ne talimat verdi.
Mumcu'nun söyledikleri
Mumcu şiddete 2 gerekçe gösteriyor ve şöyle diyordu: "Bazı okullarımız, ne yazık ki şiddet olayları ile gündeme geldi. Olaylarda gözden kaçan önemli bir husus ise, öğretmenlere yönelik şiddet uygulamaları va saldırılardı. Şu hususu belirtmek isteriz ki, öğretmenin yaşam standardının düşüklüğü sebebiyle uğradığı mesleki imaj kaybı ile din ve ahlak eğitiminin son derece kısıtlanmış oluşunun getirdiği manevi değerlerden yoksunluk, okullardaki şiddetin 2 temel besleyici zeminini oluşturmaktadır."
KANALTÜRK İZLEYİCİSİ
Özel davetlere katılmayan ve medya kuruluşlarının organizasyonlarında boy göstermeyen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bu tutumunu bir tek Tuncay Özkan'ın sahibi olduğu Kanaltürk televiz-yonu için bozmuştu. 2006 yılının Aralık ayı başında Kanaltürk TV'nin yeni yayın dönemi resepsiyonuna eşiyle birlikte katılan Sezer, tam 4 saat 10 dakika süren programın sonuna kadar salonda kalarak ilginç bir mesaj vermişti. Kanaltürk'ün sahibi Tuncay Özkan, gecede Sezer çiftini kapıda karşılamıştı. Sezer gece boyunca Özkan ve CHP lideri Deniz Baykal'la sohbet etmişti. Geceye iktidar partisinden hiç kimse davet edilmemişti.
HABER MERKEZİ / ANKARA
09.05.2007
deryatulga
12.05.07, 01:14
Cumhurbaşkanı Sezer'e itirazlarım http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay/sahinalpay.jpg ŞAHİN ALPAY
12/05/2007
Görev süresi uzasa da, Cumhurbaşkanı olarak Ahmet N. Sezer'e veda zamanı yaklaşıyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak Ahmet N. Sezer, dile getirdiği özgürlükçü ve demokrat görüşler nedeniyle benim de büyük takdirimi kazanmıştı.
Ben de cumhurbaşkanlığını hararetle destekleyen yazılar kaleme almıştım. Ne var ki Cumhurbaşkanı olduktan sonra özgürlüklere karşı bir tavır takınması; makamın gerektirdiği tarafsızlığa aykırı olarak kendisini belirli bir siyasi parti, belirli bir gazete, belirli bir televizyon kanalı ile özdeşleştirmesi yüzünden Sayın Sezer, pek çok başkalarında olduğu gibi, bende de büyük bir hayal kırıklığı uyandırdı. 13 Nisan'da Harp Akademileri Konferansı'nda yaptığı son konuşma hayal kırıklığımı perçinledi. Başlıca şu nedenlerle:
Sezer'in "devlet ideolojisi" ya da "Atatürkçü Düşünce Sistemi" olarak gönderme yaptığı Kemalizm, bugün başlıca iki şekilde yorumlanıyor. Bir yoruma göre Kemalizm, Atatürk'ün Batılılaşmayı, çağdaş uygarlığı yakalamayı hedef gösteren fikirlerini; hiçbir dogma tanımayıp, eleştirel akıl ve bilimin yol göstericiliğini savunan tavrını ifade eder. Öteki yorumuna göre ise Kemalizm, 1930'larda, tek parti yönetimi altında, o günün ihtiyaçlarına ve o günün dünyasında hakim olan modernlik anlayışına bağlı olarak geliştirilen politikalara mutlak sadakati gerektirir. Bu yorumuna göre Kemalizm, Türklüğü etnik kökenle ya da Türk kültürüne bağlılıkla tanımlayan; laikliği de devletin dini kontrol etmesi ve dinsel özgürlükleri kısıtlaması olarak anlayan politikaları savunmak anlamına gelir.
Ne yazık ki Sayın Sezer, son yıllarda Kemalizm'in ikinci, dogmatik yorumunu en katışıksız ve en otoriter şekliyle ifade eden resmi sözcü oldu. Bu yorumun, fevkalade pragmatik bir lider olan, başarılarını buna borçlu olduğuna inandığım ve büyük saygı duyduğum Atatürk'ün dogmaları reddeden görüşleriyle bağdaşmadığı konusunda en küçük bir tereddüdüm yok. Atatürk'ün tıpkı totaliter diktatörler Hitler, Stalin, Mao ya da Kim Il Sung gibi "Yüce Önder" ya da "Ulu Önder" olarak anılmasını, bir kişiye tapma konusu haline getirilmesini, ona derin bir saygısızlık olarak gördüğümü de belirtmeliyim.
"Aydınlanma" değerlerine bağlılık, birtakım kalıplaşmış fikirlere, ideolojilere, dogmalara tabi olmak demek değildir. Tam aksine: Aydınlanma felsefesi, hiçbir ideolojiye, otoriteye, dogmaya bağlı olmamak, doğruyu bulmak için eleştirel aklı ve bilimi kullanmak anlamına gelir. Atatürk kuşkusuz bir "Aydınlanmacı"ydı, ama bugünün dogmatik Kemalistleri aydınlanma fikrinin karşısındadır.
Din ve inanç özgürlüğünün olmadığı, dolayısıyla demokrasinin olmadığı yerde laiklikten söz edilemez. "Ilımlı İslam-radikal İslam" ayrımı, "ılımlı İslam"ın kaçınılmaz olarak "radikal İslam"a dönüşeceği iddiası, kafa karışıklığı yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Bir din olarak İslam'ın reformcu, gelenekçi ve köktenci yorumları vardır, ama bir din olarak İslam ile ondan bir ideoloji, siyasal eylem için kılavuz çıkaran İslamcılık birbirinden tamamen ayrı şeylerdir. Her dindar Müslüman, İslamcı değildir. İslamcılar arasında özgürlükçü yorumlara bağlı olanlar ile otoriter-totaliter yorumlara bağlı olanlar arasındaki ayrım da giderek önem kazanmaktadır.
Otoriter ya da totaliter rejimlerde bütün yurttaşları bağlayan bir "devlet ideolojisi" vardır, ama özgürlükçü ve çoğulcu demokrasilerde devletin "ideolojisi" yoktur. Aksine, yurttaşlar şiddete övgü ve çağrı yapmadıkça, hakaret etmedikçe, kin ve nefret yaymadıkça diledikleri fikri savunmakta, diledikleri gibi inanmakta ve yaşamakta hürdür. Türkiye 1950'lerden bu yana, "devlet ideolojisi"ne dayalı bir rejimden, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiye geçişin sancılarını yaşıyor. Bu geçiş tamamlanmadan Türkiye'nin iç barış ve huzuru tesis etmesi kesinlikle mümkün değildir.
Sayın Sezer, savunduğu "devlet ideolojisi"nin ancak bir tek-parti rejimi ya da askerî diktatörlük altında hakim kılınabileceğinin farkında değil mi?
http://www.sezereoyveririm.tr.cc/
http://www.yuzyuze.net/anket/image001.jpg
tüm oylar helal olsun.böyle asil, böyle zeki, böyle karizmatik bir insana elbette
ayyıldız66
13.05.07, 00:55
ANS'nin bir on yil daha cumhurbaskani olmasi elimde olsa...
Sayin Cumhurbaskanimiz Sezer yani Laikligin koruyucu duvari bence fazlasiyla hak ediyor koltugunu.
250 terörst affeden bir cumhurbaskanina oy verir miyim? Sanmiyorum.
bu adama bitimi vermem, INSALLAH böyle Cumhurbaskani bidaha Türkiyenin basina gelmez.
250 terörst affeden bir cumhurbaskanina oy verir miyim? Sanmiyorum.
ceza nin anlami insanlari dogru yola getirmek dir. ancak insanlar kendiliginden dogru yola da gelebiliyor belki inanmasi güc ama öyle insanlar da var.
ceza nin anlami insanlari dogru yola getirmek dir. ancak insanlar kendiliginden dogru yola da gelebiliyor belki inanmasi güc ama öyle insanlar da var.
Sezer'in affettigi teröristler Mehmetcik'ten kafalarina kursun yiyip dogru yolu buluyorlar zaten.
bu adama bitimi vermem, INSALLAH böyle Cumhurbaskani bidaha Türkiyenin basina gelmez.
zaten senden bitini istemiyor ki bit istese evine köpek alir. ben simdiye kadar bir zararini göremedim Sayin Cumhurbaskanimizin anlat bakalim niye "bitini" vermiyorsun.
Sezer'in affettigi teröristler Mehmetcik'ten kafalarina kursun yiyip dogru yolu buluyorlar zaten.
sorun nerde ki ozaman. bak idam yok diye sezer serbest birakiyor ki baska yoldan ciksinlar ipe. :lach:
ceza nin anlami insanlari dogru yola getirmek dir. ancak insanlar kendiliginden dogru yola da gelebiliyor belki inanmasi güc ama öyle insanlar da var.
Tam degil ali kardes Sezerin affetigi teröristlerden bazilari gene yedigi alti yaptilar hatta operasyonlarda ölü ele gecirenler bile var
Tam degil ali kardes Sezerin affetigi teröristlerden bazilari gene yedigi alti yaptilar hatta operasyonlarda ölü ele gecirenler bile var
arkadaslar
bu sezerin affettigi terörist meselesinde biraz haksizlik yapiliyor sezere.
sezer kendi kafasindan kimsyeyi affetme hakkina sahip degildir.
belli yasin üzerindekiler
doktor raporu ile hastaliginin cezaevi sartlarinda yasamasina engel olacagi tespit edilenler
ölümcül hastalar
mecburen af edilir. yeni bir af yasasi cikartmak rizikoludur. cünkü kisiye özel af yasasi cikartilamaz. eger cikartilirsa, yargitay veya anayasa mahkemesi, diger mahkumlara da uygulatir bu tür bir affi.
bu rizikoyu önlemek icin, cumhurbaskanina/diger ülke cumhurbaskanlarina da böyle bir yetki verilmistir.
mahkumun kendi dilekcesi veya adalet bakanligi teklifi ile bu islem cumhurbaskaninin önüne gelir. o da affeder.
konu budur.
Der Staatspraesident sollte eine "neutrale" Person sein. Ich fand, dass Ozal, Demirel eine Fehlbesetzung waren, genauso finde ich das Vorhaben der AKP unmoeglich! Das sie dazu das ganze System veraendern will, um ihre eigenen Interessen durchzusetzen zeigt, dass sie sich kein wenig von den vorherigen Akteuren die an der Macht waren unterscheidet.
In dieser Debatte stehen sich Republikanische Demokraten und Demoraktische Populisten mit islamistischen Wurzel oder "Bin-Laden connection" diamentral entgegensetzt, die auch noch ihre Familien verwenden, um Stimmen zu fangen. Das finde ich unanstaendig- schliesslich wurden die Familienmitglieder nicht vom Volk gewaehlt und somit wird auch das Amt ausgenutzt, um sich selbst darstellen zu koennen. Unmoeglich, aber das wollen hier manche einfach nicht begreifen.
Das andere ist. In Laendern wie Amerika wird das Staatsoberhaupt direkt gewaehlt, hat aber dafuer auch Entscheidungsgewalt. Das ist wirklich unglaublich, was sie sich da rausnehmen.
Die Westlichen Medien begnugen sich damit zu sagen, dass die Demokratie respektiert werden muss. Sie waren noch nie unsere "Freunde". Sie sollte sagen, dass solche Entscheidungen auf Zeiten der politischen Neutralitaet und Sachlickeit verschiebt werden sollte. Aber hier hat auch eindeutig die Politische Opposition in der Vergangenheit versagt. Populisten haben nur eine Chance, wenn die Opposition halt nicht funktioniert.
arkadaslar
bu sezerin affettigi terörist meselesinde biraz haksizlik yapiliyor sezere.
sezer kendi kafasindan kimsyeyi affetme hakkina sahip degildir.
belli yasin üzerindekiler
doktor raporu ile hastaliginin cezaevi sartlarinda yasamasina engel olacagi tespit edilenler
ölümcül hastalar
mecburen af edilir. yeni bir af yasasi cikartmak rizikoludur. cünkü kisiye özel af yasasi cikartilamaz. eger cikartilirsa, yargitay veya anayasa mahkemesi, diger mahkumlara da uygulatir bu tür bir affi.
bu rizikoyu önlemek icin, cumhurbaskanina/diger ülke cumhurbaskanlarina da böyle bir yetki verilmistir.
mahkumun kendi dilekcesi veya adalet bakanligi teklifi ile bu islem cumhurbaskaninin önüne gelir. o da affeder.
konu budur.
Dertli abi tamam yetkisi var, Veto etme hakki yokmu Sezerin bu durumda??? önüne gelen dosyayi incelemiyormu??? bu adam ölümcül hasta olsadayi dosyasini iyi incelemek lazim ne yapmis askermi öldürmüs polis,mi öldürmüs bence böyle durumda hic affedilmemeli....
Bence bu onun yanina kar kaliyor......
Dertli abi tamam yetkisi var, Veto etme hakki yokmu Sezerin bu durumda??? önüne gelen dosyayi incelemiyormu??? bu adam ölümcül hasta olsadayi dosyasini iyi incelemek lazim ne yapmis askermi öldürmüs polis,mi öldürmüs bence böyle durumda hic affedilmemeli....
Bence bu onun yanina kar kaliyor......
bence de affetmemeli.
eger hasta ise, adalet bakanligi gözetimindeki cezaevi hastanelerinde yatirilmali.
ama kanun böyle ve kanunlar kisiye özel kullanilamaz.
daha iyi kontrol ve raporu iyi tetkik etmek konusunda haklisin.
zaten senden bitini istemiyor ki bit istese evine köpek alir. ben simdiye kadar bir zararini göremedim Sayin Cumhurbaskanimizin anlat bakalim niye "bitini" vermiyorsun.
cevapi kendi kendine verdin ben bi insananin faydali tarafindan bakarim ama sen zarar tarafina bakiyorsun. Madalyonu cevir
Sezer bashlarken iyidi ...
Cumhurbashkani secilirken hepimiz sevinmishtik ...
Bir hukukcu ...
Mahkeme bashkaniyken yaptigi konushmalar baya ümitlendirmishti ...
Demokrasi vurgusu ...
Hakketten´de bir iki yil baya iyi gitti ,
sonradan bir U-dönüsh yapti ,
hukuk yerine keyfilik mi artik ,
yoksa bashka yerlerden aldigi telkinlerle mi ...
Neyse ...
Af ettigi kishiler bir yana. Dertli farkli bir acidan baksada , afedilen istisnasiz solcu ... Hic mi sagci,milliyetci,islamci hasta mahkumlar vs yokdu´da sirf DHCKP´liler gibileri afedildi ...
Halk oylama ile secilmish olsa Cumhurbashkani Sezerin pek oy alamaz ...
5-10% belki ...
Onun icin halkin secmesine karshi gelir ve ,duyumlar öyle,gelecek ...
Kim shashirir ...
Cok soguk biri ...
Halk arasinda dolashan bir fikra :
Sezer isinmak icin dondurma yermish ...
Isabetli ...
Türkcede bir deyim ... yerinde ...
.............................. ..............
Yolu acik olsun ...
Allah milleti Sezerlerden korusun ...
Amin
Staatspräsident Sezer ist bald Geschichte . Ganz gleich ob man ihn wiederwählen wolle oder nicht . Übrigens ... dass er als Staatspräsident einen derartigen Abgang macht hätte ich ihm nicht zugetraut . Er wird in die Geschichte gehen als ein Staatspräsident , der eine relativ stabile Türkei inmitten von Konflikten und Kriegen in ein völlig unnötiges , antidemokratisches Chaos [ mit hinein ] gestürzt hat während seiner letzten Amtstage !
Hoffen wir , dass der nächste Staatspräsident der Türkei ein wahrhaftiger Demokrat ist und für den die Interessen der Türkei oberste Priorität hat [ Stabilität , Demokratie , Rechtsstaatlichkeit , Aufruf zum allseitigem Respekt und ein freundschaftliches Miteinander aller Gruppierungen in der Türkei statt Hetze und Hass zu sähen ] ...
Ich hoffe , dass der nächste Staatspräsident zu mehr Freundschaft und Brüderlichkeit beitragen wird ... ein Staatspräsident der auch unsere Republik als ein freundschaftliches , stabiles , freiheitlich-demokratisches Land repräsentieren kann .
Ich hoffe auf einen Staatspräsidenten , der seinen Schwur wirklich vom Herzen meint und für den dieser Schwur nicht nach einigen Jahren zu etwas wird wie "Schnee von Gestern" :
"Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim."
Ich hoffe dass der nächste Staatspräsident kein "Namussuz" oder "Serefsiz" seien wird , genauso wie er es vor der türkischen Nation schwören muss .
Milletimize hayirli olsun ...
deryatulga
13.05.07, 05:19
Inanilir gibi degil ama Sezer baskalarinin etkisine cok kapilan bir kisilige sahip. Daha önceleri de soyut denilebilecek bir ortamda yasadigindan kendisini savunmasi kolay olmuyor. Ilk danismanlarini Sermet Atacanli basta olmak üzere birileri kendisine düpedüz dayattilar. Namuslu bir memuru "Vatan elden gidiyor!" diye panige düsürmekten kolay bir sey yoktur, Sezer'in de basina o geldi. Daha sonralari Ilhan Selcuk gibi demokrasi özürlü ve cunta saibeli biriyle halvet olmasi, Tuncay Özkan gibi karmakarisik bir kisiye güven kredisi acmasi notunu iyice kirdi. Türkiye'ye Cumhurbaskani olmak isteyen kisinin cevresini saran cikar
odaklari ile arasinda bir denge saglayabilmesi icin, en basta hayati tanimis olmasi lazim.
KENDiMiZi SAHIP CIKALIM
Sayin Cumhurbaskanimiz Türkiye tarihinde en zor dönemde basimizda bulunmustur,,
tabiki Ülkemiz en sorumsuz en acemice yönetildigi döneme rastladigi icin,,kendisinin
durus acisinda bayagi zorlanmistir,,bu zorluk,,herzaman yüzüne yansimistir
Halki mutlu olmayan insan ,,herhalde Ülkemizin en büyügü bize gülücükler
dagitamazdi,,.
inaniyorum,Rahmetli Sayin Ecevitten,,sonra,,Sayin sezerinde,.Mal varligi
halkin mal varligindan farkli olmadan,,bu Ülkemizden Hakkin Rahmetine,,
kavusacak Ender yöneticilerimizden biridir.,.
Bizi yönetenlerin bir anda Aile boyu nasil ,,hortumladiklarini gördükten sonra
Böyle temiz insanlarin,.,bulundugu ortamda neler cektigini,.farketmemek zor
olmasa lazim.,.,issallah bu Ülkemizden nice sezerler,,cikar ve onlari sahip cikar
etrafimizi sezerlerle,,,doldururuz,,.CÜNK Ü O BiZiZ,.,.
Saygilar
inCekaleM
Af ettigi kishiler bir yana. Dertli farkli bir acidan baksada , afedilen istisnasiz solcu ... Hic mi sagci,milliyetci,islamci hasta mahkumlar vs yokdu´da sirf DHCKP´liler gibileri afedildi ...
ben gene konuya müdahil olacagim mecburen.
1-sezerin affettigi sag görüslü mahkumlar da oldu.
2-Asiri sol görüslü mahkumlarin affedilmesinin arkasinda yatan gerekce.
bir dönem cezaevlerinde yapilan aclik grevi eylemleri yüzünden cok sayida asiri sol görüslü mahkum, saglik yönünden tedavisi imkansiz hale gelmistir.
yani, kanunun belirttigi noktaya gelmis ve hatta gecmistir. bu durumda, kanunlar uygulanmistir.
nerdeyse engelli ve yatalak hale gelmis olan bu sahislar, disari ciktiklarinda tekrar terör eylemi yapmislarsa bunda sezerin sucu nedir.
kanun ya vardir ya yoktur.
****
sezer iyi bir cumhurbaskani miydi derseniz, bence pasif ti. daha etkin bir tavir gösterebilirdi.
Sayin Sezer yada Ingilizce lakabi ile "the flying constitution book" (Türkcesi: Ucan Anayasa kitabcigi :lach:
Konu hakkinda daha saglikli düsünebilmek icin, sezerin affettigi mahkumlarin ve af gerekcelerini yaziyorum.
Birseye sirf karis olmak veya sirf yandas olmak icin tenkit veya övgü yapmamak lazim. dfetayli incelemek daha faydalidir.
ps: bunlarin büyük bir kismi, tedavilerinin yapilmasi icin gecici olarak tahliye edildiler ama sonra geri dönmediler. yani konu sadece affetme degil. bu kanuni durum iki sekilde uygulaniyor.
1-cezanin affi
2-gecici serbest birakma.
***
Türkiyede cezaevlerinin mahkumlarla ilgili hastanesi yoktur. Mahkum normal hastaneye gönderilir, ba$ina iki asker dikilir. ayaklarindan karyolaya kelepcelenir vs.
Avrupa ülkelerinde, tam tesekküllü bir hastahane, czaevi seklinde görev yapar. mesela, almanyada Kassel cezaevi bu nitelige sahiptir. Mahkum eger tedavi edilecekse, gene cezaevi sartlarinda tedavisi yapilabilecek tedbirler alinmistir.
***
Cumhurbaşkanı, 16 Mayıs 2000'den 23 Mart 2007 tarihine kadar 270 mahkûmun affedilmesiyle ilgili kararın 260'ını onayladı.
Sezer kimleri affetti? Affedilenler hangi örgütten?
Sezer'in özgürlüğe kavuşturduğu mahkûmların çoğunluğunu, cezaevlerindeki açlık grevleri sonrasında 'Wernicke Korsakoff' hastalığına yakalananlar oluşturuyor.
Eski cumhurbaşkanlarından Kenan Evren 27, Süleyman Demirel 100 mahkûmun cezaevinden çıkmasını sağlamıştı. Turgut Özal da görevde kaldığı dört yıllık süre içinde 21 mahkûmu affetmişti. Sezer, af yetkisini, Anayasa'nın 104. maddesine göre, "Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak..." hükmü uyarınca kullandı.
İLK YIL SİYASİ MAHKUM YOK
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, göreve geldiği ilk yıl 2006'nın son altı ayında;12 mahkumu affetti..Sezer ilk af yetkisi; böbrek yetmezliği bulunan eroin kaçakçısı Mehmet Demir için kullandı..Sezer Demir'in yanı sıra aynı yıl; iki uyuşturucu kaçakçısını daha affetti.. Sezer'in 2000'de affettiği mahkumlardan kalan üçü cinayetten, ikisi silah bulundurmaktan biri de kaza ile ölüme sebebiyet vermekten cezaevindeydi..
2001 BİLANÇOSU
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2001'de 15 mahkumu afetti. Bunlardan ikisi küçük yaştaki çocuklara tecavüz biri ise PKK üyesiydi..
2002'DE PATLAMA
Cezaevlerinde yaşanan 2000'lerdeki açlık grevlerinin ardından; Köşk'te de af patlaması yaşandı..Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; 2002 yılında 100'e yakın mahkumu affetti.Bunların büyük bölümü ise yasadışı örgüt mensuplarıydı;
İlhan Demirel (Yasadışı örgüt), Yaşar Demircan (Devsol), Ramazan Çiçek (Anayasal Düzeni yıkmak), Metin Günay (TİKB/GK), Atilla Selçuk (Anayasal Düzeni yıkmak), Barış Kaya, Suat karabulut (Dev-Sol), Ümit Kanlı, Gülseven Öztürk (DHKP-C), Fatma Güzel, Ergün Bütüner (TKP-ML), Barış Yıldırım (DHKP-C), Hakkı Şeker (DHKP-C), Nuray Gezici (Dev-Sol), Tamer Çadırcı, Ulaş Göktaş (DHKP-C), Mesut Avcı, Madımak Özen (DHKP-C), Ayten Eren (DHKP-C), Özgül Dede (DHKP-C), Yüksel Doğan (PKK), Murat Candar (TİKB/GK), Mustafa Genç, Ayla Özcan, İbrahim Tekin, Semra Askeri, Mehmet Şahin (DHKP-C),Gülperi Özen (DHKP-C), Haydar Baran (TKİP-Ekim) M.Erkan Çetin (Dev-Sol), Hatun An, Hakan Baran, Yılmaz Babatümgöz (MLKP), Resul Ayaz (MLKP/K), Zeynel Yıldız, Nazan yılmaz (DHKP-C), Hasan Çebe (TİKB) Ertuğral Kaya (DHKP-C), Mete Yalçın (TİKB), Barış Gönülşen (TİKB), Esmehan Ekinci (TİKB), Mehmet Acettin (MLKP), Mehmet Leylek (MLKP), Erol Altıokka (TİKB) Ercan Uçuk (TKP/ML-TİKKO), Ali Şahmo (TKP/ML-TİKKO), Gürban Hızmay (DHKP-C), Sadık Yılmaz (MLKP/K), Aydan Odabaş (DHKP-C), Petek Türkkmen (TİKB), Haydar Özbilgin (MLKP), Muharrem Kurşun (MLKP), Leyla Alp (DHKP-C), Sedat Felek (TKP/ML-TİKKO), Şudaman Kamancı (Ekim), Ali Haydar Geckin (TKP/ML-TİKKO), Gamze Bayram (DHKP-C), Sibel Horasan (Dev-Sol), Hüseyin Ali Günay (TKP/ML), Erdal Arıkan, Suzan Baran (TKP/ML-TİKKO), Namık Kemal Bektaş (MLKP), Nuray Özçelik (TİKB), Hülya Türüç (TİKB), Mammut Yücel (TKP/ML-TİKKO), Ömer Ünal (TİKB), İsmet Sınağ (DHKP-C), Makbule Akdeniz (TİKB), Cem Şahin(DHKP-C), İnayet Günenç (TİKB)
2003'TE 123 AF
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 2003 tam 123 mahkumu sağlık gerekçesiyle affetti.. Bunlardan 38'i DHKP-C ve Dev-Sol örgütü mensubu, 18'i ise TKP-ML TİKKO örgütü üyesi olmaktan cezaevindeydi..Diğer örğüt üyeleri dığımılı ise şöyle; TİKB(14), THKP)4) TKİH(1)DHP(1) PKK (3) TKEP (2) TDKP(2) BELİRSİZ (10) Sezer 2004 yılında TKP-ML üyesi Semiral Yılmaz ve Hüseyin Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 9 mahkumu yine aynı gerekçeyle sağlık sağlık gerekçesiyle affetti..2005'te ise affettiği 5 mahkumdan sadece biri İbrahim Ayhan Özgül; yasadışı Dev-Sol örgütü üyesiydi.Sezer'in 2006'da affettiği son mahkum ise Eşini öldüren ve sürekli kocama hali olan Mustafa Albaş oldu.
Kurban olayim o adama.
Simdiye kadar gelmis gecmis Cumhurbaskanlarin EN IYISI.
Ona Türkiye cok seyler borcludur!!
Onun sayesinde bir sürü hain -AKP yasalari gerceklesmedi.
Insanlara gercekten Atatürk ilkelerine bagliligi yine ögreten ve örnek olan insan.
cok sagolsun.
gruss
Poseidon
1-sezerin affettigi sag görüslü mahkumlar da oldu.
2-kanun ya vardir ya yoktur.
2-Elbette bir sheyin kilifi olacak ... Bir "mafia muhasebecinin" ifadesiyle "Biz illegaliteyi legalitenin dahilinde yapariz" ...
1- Mart-2006 itibariyla Sezerin affettiği mahkûmların sayısı ve bağlı bulundukları örgütler şöyle: 39 DHKP-C, 5 PKK, 28 TKP-ML TİKKO, 28 TİKB, 19 Dev-Sol, 17 MLKP, 15 THKP-C, 3 TDP, 2 TKİP, 2 TEKP Leninist Gerillaları, 1 DHP ve 1 Dev-Yol.
7 KATİL, 3 TECAVÜZCÜ
Sezerin affettiği adi suçlular arasında ise; 7 katil, 3 tecavüzcü, 1 gaspçı, 5 çete mensubu, 4 de uyuşturucu kaçakçısı bulunuyor. Sezerin, aralarında polis katili Bekir Sıtkı Keçecinin de bulunduğu teröristleri af gerekçesi ise, açlık grevine bağlı olarak oluşan Wernicke-korsakof adlı bir tür hafıza kaybı hastalığı.
Katil ve tecavüzcüleri geceleim , üstteki listede yalniz laikci terröristler var ...
Ama belki atlamish olabilirim , hangi sag veya islamci terröristler af edildi?
Weltmeister
13.05.07, 14:58
Würdet ihr necdet sezer wählen?
mhh....mal überlegen....mmh...NÖ!
Kurban olayim o adama.
Hadi ozaman...
Simdiye kadar gelmis gecmis Cumhurbaskanlarin EN IYISI.
Wow!!!!
Ona Türkiye cok seyler borcludur!!
JA! Der Volkswirtschftliche Schaden durch die blockierten Wahlen und die Verunsicherungen am Aktienmarkt werden auf über $10Mrd geschätzt.
Das ist echt "cok"..auch noch die ganzen verunsicherten Anleger, die sich nun doppelt und dreifach überlegen werden ob sie in der Türkei je wieder investieren werden.
Bitte unsere Kreditwürdigkeit nicht vergessen, die wieder auf 2001 Niveau runter gestuft wurde. (yeah!!!, strike,..!!! gimme five baby!!)
Unser internationales Image nicht vergessen, wir werden äusserlich, dank der tatkräftigen Mithilfe der Medien, angesehen wie ein post-militärisches Regime, ein kleines anachronistisch hängengebliebenen Land, das mit einer Pseudodemokratie versucht sich international wichtig zu machen...(zumindest hat man das früher) heute sind wir nur noch ein Fusel zwischen den Fusszeh und die internationale Öffentlichkeit fühlt sich in all seinen Vorurteilen bestätigt.
Sezer my guy hat allen anti türkischen Stimmen in die Hände gespielt,..."kommt und demontiert die Türkei,..- jetzt oder nie"
Und zur Krönung hat er der Öffentlichkeit, dem Demokratisierungsprozess und allen liberalen Gesinnungen im Land eine Ohrfeige verpasst, und zwar mit der Rückhand.
Ja, aber Sezer haben wir echt viel zu verdanken, er ist und bleibt der Beste,.. unser Vorzeigekemalist! Unser Nationalist und Verteidiger des Laizismus, Unser kleiner "Sezo"! Hauptsache seine Ideale bleiben erhalten,..der Rest und die türkische Öffentlichkeit sind vernachläsigbar unwichtig,..
An Herr Sezer, den Anachronismus in Fleisch und Blut:
"klopf, klopf!!!,.. bitte aufwachen, die Welt dreht sich weiter!!! Wir leben nicht in einem 1932,.. und auch nicht in einem 1912,.. klopf,.klopf!!!"
Onun sayesinde bir sürü hain -AKP yasalari gerceklesmedi.
Ja, dank ihm sind wir wieder auf 2001 Niveau,.. dazu gehört echt viel dekonstruktive Gewalt und Dickköpfigkeit..
Insanlara gercekten Atatürk ilkelerine bagliligi yine ögreten ve örnek olan insan.
Ja, ein ganz tolles Instrument was er da gefunden hat um seine politischen Motivationen zu rechtfertigen,..
"Was ihr wollt schert mich nicht,.. Atatürk wollte es so!"
Ich hab eine Idee für eine neue Serie,
Titel: "Sezer knows best, Fuck the rest!"
cok sagolsun.
Evet, ein herzliches Dank Herr Sezer!!! Auch an dich Poseidon für diesen nützlichen Beitrag! *SCHMATZ!!*
Kurban olayim o adama.
Simdiye kadar gelmis gecmis Cumhurbaskanlarin EN IYISI.
Ona Türkiye cok seyler borcludur!!
Onun sayesinde bir sürü hain -AKP yasalari gerceklesmedi.
Insanlara gercekten Atatürk ilkelerine bagliligi yine ögreten ve örnek olan insan.
cok sagolsun.
gruss
Poseidon
Übrigens könnte "o adam" bereits für eine Beleidigungsklage ausreichen..
1- Mart-2006 itibariyla Sezerin affettiği mahkûmların sayısı ve bağlı bulundukları örgütler şöyle: 39 DHKP-C, 5 PKK, 28 TKP-ML TİKKO, 28 TİKB, 19 Dev-Sol, 17 MLKP, 15 THKP-C, 3 TDP, 2 TKİP, 2 TEKP Leninist Gerillaları, 1 DHP ve 1 Dev-Yol.
7 KATİL, 3 TECAVÜZCÜ
Sezerin affettiği adi suçlular arasında ise; 7 katil, 3 tecavüzcü, 1 gaspçı, 5 çete mensubu, 4 de uyuşturucu kaçakçısı bulunuyor. Sezerin, aralarında polis katili Bekir Sıtkı Keçecinin de bulunduğu teröristleri af gerekçesi ise, açlık grevine bağlı olarak oluşan Wernicke-korsakof adlı bir tür hafıza kaybı hastalığı.
Katil ve tecavüzcüleri geceleim , üstteki listede yalniz laikci terröristler var ...
Ama belki atlamish olabilirim , hangi sag veya islamci terröristler af edildi?
anlamamak ve anlamak istememekte israr etmeye gerek yok.
senin mantigindan gidecek olursam, sana söyle bir cevap verebilirim.
asiri solcular yani dhkpc/pkk/tikp vs.vs. örgütler laikci falan degildir.
Laik düzeni ve TC. Devletinin anayasasini yikma noktasinda, ismini saydigimiz terör örgütleri ile ibda-c, menzil, hizbul tahrir vs.vs. gibi dinci(dindar degil, dinci) örgütler arasinda hic bir fark yoktur.
böylelikle, gene senin mantigina göre bakacak olursak, sezer dinci ve dinsiz teröristleri affetmistir.
yani, devlet düsmani teröristleri affetmistir.
***
bilgisayar tastaturu , insanlarin istedigi gibi yazmalarina yardimci olur ama saglikli düsünmelerine yardim etmez.
biraz daha detayli düsünmeye gayret edersen, ne yapildigini daha iyi anliyabilirsin.
kanuni durumdan bahsediyoruz burada. keyfi durumdan degil.
peki sen, bu cumhurbaskaninin bir mahkumu af etme prosedürünü biliyormusu`?
bütün gün bu konuya cevap vermekle ugrasmiyayim.
affedilmesi veya serbest birakilmasi istenilen mahkumu, ADALET BAKANLIGI teklif ediyor. Adalet Bakanliginda kurulu olan bir kurul, bu teklifi hazirlayip, cumhurbaskanina sunuyor.yani cumhurbaskani kendi kafasindan yapmiyor bunu.(ayrica dilekce verme yoluyla da baslatilabiliniyor. pesinen söyleyeyimde hemen o örnegi verme)
yani, sonucta, bu islemi hükümet baslatiyor.
senin mantigina göre gidersek, bu mahkimlari AKP iktidari affetmis oluyor.
buyur sen simdi kendi kendine monolog yapmaya devam et.
cevapi kendi kendine verdin ben bi insananin faydali tarafindan bakarim ama sen zarar tarafina bakiyorsun. Madalyonu cevir
hät ich auch gesagt.:hallo;
anlamamak ve anlamak istememekte israr etmeye gerek yok.
Aynen ...
Benim istedigim senden aslinda basit bir shey idi ...
Demishtin ki Sezer yalniz solc degil sagci da af etti ...
Bende sordum "Hani hangileri?" ...
Solcu terörstlere gelince , hepsi laik veya laikci degil mi?
PKK /DHCKP /TIKKO vs ... hepsi laik terör örgütleri ...
Senin bunlara laik deyip dememen ,
veya benim deyip dememem bir shey degishtirmez.
Bunlarin yikamak istedikler laik düzeni degil ,
zira Türkiye laiklikden ibaret bir yapi degil ,
kaldi ki onlarin tahayülünde herhalde bir diyanet yoktur,
ordan hareketle gercek laikciler onlardir ...
Sahte laiklikle,
sahte demokrasiyle,
sahte tarihle ,
bugünlere geldik
Vesselam
Halil
Aynen ...
Benim istedigim senden aslinda basit bir shey idi ...
Demishtin ki Sezer yalniz solc degil sagci da af etti ...
Bende sordum "Hani hangileri?" ...
Solcu terörstlere gelince , hepsi laik veya laikci degil mi?
PKK /DHCKP /TIKKO vs ... hepsi laik terör örgütleri ...
Senin bunlara laik deyip dememen ,
veya benim deyip dememem bir shey degishtirmez.
Bunlarin yikamak istedikler laik düzeni degil ,
zira Türkiye laiklikden ibaret bir yapi degil ,
kaldi ki onlarin tahayülünde herhalde bir diyanet yoktur,
ordan hareketle gercek laikciler onlardir ...
Sahte laiklikle,
sahte demokrasiyle,
sahte tarihle ,
bugünlere geldik
Vesselam
Halil
sen bilmemekte ve bilmedigini anlamamakta israr ediyorsun. sana meselenin özünü ve hukuki durumunu izah ettim.
asiri sagci dedigin adamlar macasina güvenip bir sey mi yapmislar. lafla peynir gemisi yürütmekten baska.
bilip bilmeden konusarak, zorla yazi yazdirma insana.
Islam dinini bilmeyen
islamin özünü anlamamis
fadimeleri, ayseleri kandiran ve onlari sahte nikahlar ile koynuna alan
kendi cebindeki bir kurusu vermezken, baskalarini islam adina dolandiran ve cocuklarini yurt disinda okutup, altlarina son model mercedes, bankadaki hesaplarina milyonlar ceken.
islam adina savasiyorum maskesi ile amerikaya usaklik eden
belediyenin akbil bütcesine bile sahtekarlikla el atan
kendini müslüman ilan edip, attigi her adimda $irk yapan. kendinden baskasini müslüman saymiyan.
takiyye yapan
dün dediginin bugün tam aksini yapan
"Allahin düsmanlari ile dost olan bizden degildir" hadisi kapsaminda görülebilecek bazi sahtekarlarin emrinde ve usagi olmaktansa
LAIK OLURUM.
kimse kimsenin müslümanligini ölcmeye ugrasmasin. Allah hic birimize bu yetkiyi vermedi. islami ögrenin ilk önce.
laiklik ne demek biliyormusun?
sen bilmemekte ve bilmedigini anlamamakta israr ediyorsun. sana meselenin özünü ve hukuki durumunu izah ettim.
asiri sagci dedigin adamlar macasina güvenip bir sey mi yapmislar. lafla peynir gemisi yürütmekten baska.
bilip bilmeden konusarak, zorla yazi yazdirma insana.
Islam dinini bilmeyen
islamin özünü anlamamis
fadimeleri, ayseleri kandiran ve onlari sahte nikahlar ile koynuna alan
kendi cebindeki bir kurusu vermezken, baskalarini islam adina dolandiran ve cocuklarini yurt disinda okutup, altlarina son model mercedes, bankadaki hesaplarina milyonlar ceken.
islam adina savasiyorum maskesi ile amerikaya usaklik eden
belediyenin akbil bütcesine bile sahtekarlikla el atan
kendini müslüman ilan edip, attigi her adimda $irk yapan. kendinden baskasini müslüman saymiyan.
takiyye yapan
dün dediginin bugün tam aksini yapan
"Allahin düsmanlari ile dost olan bizden degildir" hadisi kapsaminda görülebilecek bazi sahtekarlarin emrinde ve usagi olmaktansa
LAIK OLURUM.
kimse kimsenin müslümanligini ölcmeye ugrasmasin. Allah hic birimize bu yetkiyi vermedi. islami ögrenin ilk önce.
laiklik ne demek biliyormusun?
Konumuz Sezer iken , birden beni konu yapdin ...
Konu Sezer,af vs iken , birden akbil , holdingler vs malzemen oldu ...
Suclamalar aldi bashini gitti , shirk ile itham tekfir degil midir?
Hem suclayacaksin , hemde sucladigin sheyin aynisini yapacaksin ...
ne alakasi varsa artik ... Ben acikcasi bir baglanti kuramadim "Sezer ve af" ile ...
Prosüdürü anladik canim , ama bu prosüdürü calishtiran otomatik af olmak mecburiyeti diye bir shey yok herhalde,olsaydi "af hadisesi" olmazdi ...
Sordum sana hangi sagcilar/islamcilar,iddia ettigin gibi, af edildi diye ...
Sordum sana hangi solcu olmayanlar Sezer tarafindan af edildi diye ... Cevab alamadik,ama bir sürü suclamalara maruz kaldik ...
Neyse geceleim , israr etmenen bir anlami yok ...
Geldik yine " Laik olurum - olamam " meselesine ...
Fasid bir daire - kisir bir döngü ...
Ne anladigin önemli laiklikden ...
Laikler ve laikciler var ... Hakketen kac mezhebi var laikligin ?
Laiklik dindishilik ise ,
laiklik dinin vaaz ettigi haricinde her shey hershey mümkün derse ,
yeterki dini-islami olmasin ...
Laiklik,
dini tashiyan birinin "devletlü" olamiyorsa ,
müslümanlari tecrit etmek ise ,
ashaglamak ise,
ben elbette laik olamam ...
Müslümanlik ölcülmez ...
Insan ya müslümandir yada degildir ...
Ya inandi , yada inanmadi ...
Günah sevap bashka ...
Amel imanin bir cüzi degildir ...
Var mir bunun haricinde bir "ara durum" ...
Biri derse "Müslümanim ama icerim,her moku´da yerim,nikah´da problem degil,namaz neyime,oruc gereksiz,bunlarin hepsi bilme aykiri.Yeter ki kalbin temiz olsun,herkes cennete girecek " sen teyit edermisin ? Shahit olurmusun müslümanligina ...
Onlar ölcerken iyi , sen ölcerken iyi , niye "Kitabi,Sünneti" esas alarak ölcerken kötü?
Evet,
kimsede yetki yok,
ama ölcü var,
Kitab ve sünnet ölcüdür,
Sen shirk ile itham ederken,
ölcün bashka bir shey olabilir mi?
Dertli ,dertli ...
nedir derdin anlamadim ...
Konumuz Sezer iken , birden beni konu yapdin ...
Konu Sezer,af vs iken , birden akbil , holdingler vs malzemen oldu ...
sen yazdiklarini tekrar oku istersen. böylelikle biraz daha anlamli bir tartisma yapabiliriz.
Prosüdürü anladik canim , ama bu prosüdürü calishtiran otomatik af olmak mecburiyeti diye bir shey yok herhalde,olsaydi "af hadisesi" olmazdi ...
prosedürü anladin en sonunda. bir de terminolojiyi anlarsan, mesafe aliriz.
uygulamanin tanimi "af" degil. zaten AF olarak adlandirilip, baska sonuclar dogurmasin diye, "serbest birakma, infazi kaldirma" gibi terminolojik terimlerle adlandiriliyor bu konu.
af, konuyu bilip bilmeyenlerin kullandigi terim.
Laiklik dindishilik ise ,
degil
laiklik dinin vaaz ettigi haricinde her shey hershey mümkün derse ,
ne alaka?
yeterki dini-islami olmasin ...
ne alaka?
Laiklik,
dini tashiyan birinin "devletlü" olamiyorsa ,
simdiye kadar "devletlü" olanlar dinsizmiydi. dini tasiyan degilmiydi.
Müslümanlik ölcülmez ...
Insan ya müslümandir yada degildir ...
Ya inandi , yada inanmadi ...
Günah sevap bashka ...
Amel imanin bir cüzi degildir ...
Var mir bunun haricinde bir "ara durum" ...
yoktur
Biri derse "Müslümanim ama icerim,her moku´da yerim,nikah´da problem degil,namaz neyime,oruc gereksiz,bunlarin hepsi bilme aykiri.Yeter ki kalbin temiz olsun,herkes cennete girecek " sen teyit edermisin ? Shahit olurmusun müslümanligina ...
bir adam, müslümanim ama icerim, her moku yerim vs.vs derse, halen müslümandir. cennete girip girmeyecegini ve günahlarinin afolup olmayacagini Allah bilir. bunu biz bilemeyiz. Biz o insani yargilayamayiz bu konuda.Biz o insani müslüman olarak kabul ederiz.
bir adam, müslümanim ama icerim, her moku yerim ve bunlar gereksiz, bu haramlari kabul etmiyorum derse, o sahis dinden cikmis demektir.Biz o insani müslüman olarak akbul etmeyiz.
Onlar ölcerken iyi , sen ölcerken iyi , niye "Kitabi,Sünneti" esas alarak ölcerken kötü?
onlar dediklerin kim bilmiyorum ama onlar dedigine göre , kendinden ayri kabul ettigin birileri olmasi gerekir. onlarin yaptigini senin de yapman gerekir diye bir kural yok herhalde.
senin hareket tarzin, ONLARA göre degil, Kitab-Sünnet-ictihad-Icma-mesveret-$ura ya göre olmasi gerekir.
Dertli ,dertli ...
nedir derdin anlamadim ...
anlaman sart degil.
prosedürü anladin en sonunda. bir de terminolojiyi anlarsan, mesafe aliriz.
uygulamanin tanimi "af" degil. zaten AF olarak adlandirilip, baska sonuclar dogurmasin diye, "serbest birakma, infazi kaldirma" gibi terminolojik terimlerle adlandiriliyor bu konu.
af, konuyu bilip bilmeyenlerin kullandigi terim. .
Yani prosedür geregi Sezer mecburen mi "af" ediyor diyorsun ... Hic sanmam ya ... ama öyle ise bir shey demem ...
Laiklik din dishilik degilse , nedir?
Dini devlete,yargiya,karara,kanaata ,icraata sokmamak,karishtirmamak nedir o zaman ?
simdiye kadar "devletlü" olanlar dinsizmiydi. dini tasiyan degilmiydi..
Yazdiklarimdan dolayi böyle bir anlam nasil cikartiliyor hayret ediyorum. Illa ki yazmadigim,söylemedigim bir shey ile suclanmanin sebebi herhalde konuyu dagitmaktir ...
bir adam, müslümanim ama icerim, her moku yerim vs.vs derse, halen müslümandir. cennete girip girmeyecegini ve günahlarinin afolup olmayacagini Allah bilir. bunu biz bilemeyiz. Biz o insani yargilayamayiz bu konuda.Biz o insani müslüman olarak kabul ederiz.
bir adam, müslümanim ama icerim, her moku yerim ve bunlar gereksiz, bu haramlari kabul etmiyorum derse, o sahis dinden cikmis demektir.Biz o insani müslüman olarak akbul etmeyiz..
Ayni sheyi söylüyoruz ...
onlar dediklerin kim bilmiyorum ama onlar dedigine göre , kendinden ayri kabul ettigin birileri olmasi gerekir. onlarin yaptigini senin de yapman gerekir diye bir kural yok herhalde...
Yine bir saptirma. Evet onlar benden bashkasi olur,senden bashkasi olur ... ücüncü shahislar icin kullanilir ...
senin hareket tarzin, ONLARA göre degil, Kitab-Sünnet-ictihad-Icma-mesveret-$ura ya göre olmasi gerekir.
Senin shirk ile itham ettigin kishilerde bunlara göre hareket ettiysen problem yok.
Bu ara , nedir shirkleri?
Shirk ile itham öyle ufak tefek bir shey degil , bilirsin ...
Yani prosedür geregi Sezer mecburen mi "af" ediyor diyorsun ... Hic sanmam ya ... ama öyle ise bir shey demem ...
tekrar edeyim
serbest birakilacak veya cezasi ertelenecek veya infazi durdurulacak sahislari tespit eden , Sezer degil, Adalet Bakanliginin konu ile ilgili genel müdürlügü ve o genel müdürlügün ilgili "cezaevleri komisyonu"
yani, kim bu konuda sezeri suclayip ona hakaret ediyorsa, aslinda su andaki AKP iktidarina ve AKP iktidarinin adalet bakanina hakaret etmis oluyor.
ama, mesele politika olunca, insanlar ne dedigini de tam bilmiyor.birileri birseyler söylüyor, baskalari ona inaniyor. ona inana baskalari digerlerine anlatiyor.
iste bizim toplumsal bir hastaligimiz.
ps: ayrica, mahkumun avukati veya vasisi, bizzat cumhurbaskanligina basvurabiliyor ve cumhurbaskani konuyu adalet bakanina sevk ediyor.
*****
gelelim diger konuya.
sen asagidaki zitati yazdin>>>>
Laiklik,
dini tashiyan birinin "devletlü" olamiyorsa ,
bende sana cevap yazdim>>>
simdiye kadar "devletlü" olanlar dinsizmiydi. dini tasiyan degilmiydi.
ve sen bana asagidaki cevabi yazdin>>>
Yazdiklarimdan dolayi böyle bir anlam nasil cikartiliyor hayret ediyorum. Illa ki yazmadigim,söylemedigim bir shey ile suclanmanin sebebi herhalde konuyu dagitmaktir ...
@istanbuli
kendi yazdiklarini ve benim verdigim cevaplari tekrar oku.
nasil bir anlam cikartmam gerektigini bana izah et ve böylelikle ben, "konuyu dagitma" beceriksizliginden kurtulayim.
bu konuda bana yardimci olursan sevinirim.
hem böylece beni islama yanastirmis olursun. belki sayende müslüman olurum.*kopf an die wand*
250 terörst affeden bir cumhurbaskanina oy verir miyim? Sanmiyorum.
Bilmiyorum ama sanirim ANS bir bildigi var, yani bence Deve de Kulak, AKP`nin icraatlarina bakarsak!
Bir Bildigi vardir derken, neticede Asker ile uyum icinde olan genelde ANS!
Bu 250 bitli Teroristin pesine herhalde Adam takmadan yollamazlar!
Bilmiyorum ama sanirim ANS bir bildigi var, yani bence Deve de Kulak, AKP`nin icraatlarina bakarsak!
Bir Bildigi vardir derken, neticede Asker ile uyum icinde olan genelde ANS!
Bu 250 bitli Teroristin pesine herhalde Adam takmadan yollamazlar!
Kesinlikle haklisin. Onun icin Sezer'in affettigi teröristler Mehmetcik'le girdikleri catismadan sonra ölü bulunuyor.
deryatulga
13.05.07, 22:54
Kesinlikle haklisin. Onun icin Sezer'in affettigi teröristler Mehmetcik'le girdikleri catismadan sonra ölü bulunuyor.
Sezer Ecevit'in kafasina Anayasayi firlattiktan sonra bugün kendisine yalakalik yapanlarin cogu görevden alinmasi icin kampanya acmislardi. Medyadaki yalakalarina adamin yolsuzluk yaptigini, hirsiz oldugunu bile iman ettirdiler. Bu tür adamlarla omuz omuza hareket edenler, sonuclarina da katlanirlar. Ama su anda Türkiye'de biriken misli görülmemis servet istahlari öylesine kabartiyor ki, elalemin gözleri kör oluyor.
@dertli :
Elbirligi ile Gül laiklik adina engellendi.
Muhalefet,Yargi ve askerin laiklik hassasiyetinden dolayi Gül,yada dindar bashkasi Cumhurbashkanligi icin uygun olmamak bir yana , catishmaya sebeb sebep görüldü. Asker "yumushak" bir darbe yapti ...
Bazilarin anladiklari laiklik geregi , icraat ,hareket shöyle dursun , dini hassasiyetleri olan "devletlü" olamaz ...
Baksana , bazilari bana cocuklarimi bile benden korumalari lazim gerekiyor diye düshünüyor ... Sen ne diyorsun yaHu ...
Oy vermeyi bi yana birakalim , ben bu Adamin Suratina bile bakmam !
Oy vermeyi bi yana birakalim , ben bu Adamin Suratina bile bakmam !
oda zaten demin canli yayinda kendini ickiye vurmusdu dertten kederden, efe gelsede beni sevse diye.allah icin bak yüzüne allah askina peygamber askina
:rolleyes:
oda zaten demin canli yayinda kendini ickiye vurmusdu dertten kederden, efe gelsede beni sevse diye.allah icin bak yüzüne allah askina peygamber askina
Vay ben neymissim be , benim nekadar mühüm oldugumu belirtigin icin tesekkür ederim Gökcen !
Darf ich meine Meinung nicht erläutern ?
:rolleyes:
Vay ben neymissim be , benim nekadar mühüm oldugumu belirtigin icin tesekkür ederim Gökcen !
Darf ich meine Meinung nicht erläutern ?
okadar önemli bir sahsiyetsin ki efe, anlat anlat bitiremem.seni düsündükce aklima neler geldigini ifade edemiyecek kadar önemlisin
Du kannst deine Meinung äußern und uns mitteilen, erläutern wäre der falsche Ausdruck lieber Efe.
deryatulga
13.05.07, 23:40
Sezer Ecevit'in kafasina Anayasayi firlattiktan sonra bugün kendisine yalakalik yapanlarin cogu görevden alinmasi icin kampanya acmislardi. Medyadaki yalakalarina adamin yolsuzluk yaptigini, hirsiz oldugunu bile iman ettirdiler. Bu tür adamlarla omuz omuza hareket edenler, sonuclarina da katlanirlar. Ama su anda Türkiye'de biriken misli görülmemis servet istahlari öylesine kabartiyor ki, elalemin gözleri kör oluyor.
MacMahon report to Ecevit HURRIYET said, "Burhan Apaydin, a veteran lawyer, says that the president has committed a crime against the Constitution by returning the draft decree with the power of law facilitating dismissals from the civil service. Presenting his opinion to the prime minister in writing, he said, 'In 19th century France President MacMahon had to resign after opposing the will of Parliament'."
Shu af meselesine bir daha aciklik getirmek gerekir diye düshündüm ... Özel af yetkisi bir TBMM bir de Cumhurbashkanina verilmishtir ...
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kişiye özgü af çıkarma yetkisi ise Türkiye Büyük Millet Meclisine ve Cumhurbaşkanına tanınmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin kişiye özgü af çıkarma yetkisi ile Cumhurbaşkanının kişiye özgü af çıkarma yetkisi arasında birtakım farklılıklar vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kişiye özgü af çıkarma yetkisi sebep itibarıyla sınırlandırılmadığı halde, Cumhurbaşkanının kişiye özgü af çıkarma yetkisi sebep itibarıyla sınırlandırılmıştır.
104üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanının kişiye özgü af çıkarma yetkisi, ancak sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebepleriyle sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bir mahkûmun cezasını ancak bu üç halden biri varsa hafifletebilir veya kaldırabilir.
Cumhurbaşkanı özel af yetkisini kullanıyorsa bu üç sebepten hangisine dayandığını belirtmelidir.
Bu sebepler sınırlı sayıdaki sebeplerdir. Anayasada sürekli hastalık, sakatlık ve kocama gibi sebepler denmemiştir.
Dolayısıyla bunlara benzetilerek yeni özel af sebepleri yaratılamaz. Uygulamada bu sebeplerin varlığı sağlık raporlarıyla, özellikle Adli Tıp Kurumu raporuyla belgelendirilmektedir.
Ancak Cumhurbaşkanının yetkisini kullanmak konusunda takdir hakkı vardır. Bu sebeplerden birini gerçekleşmesi durumunda yetkisini kullanmak zorunda değildir. Bu sebepler olsa bile af yetkisini kullanmayabilir.
http://www.anayasa.gen.tr/cumhurbaskani.htm
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yani anlashilan , Cumhurbashkani ,bazi shartlar yerine getirilirse, isterse af eder isterse af etmez ...
Af ettiklerine bakarak , tek tarafli,yanli bu yetkisini kullandigi acik ...
Du kannst deine Meinung äußern und uns mitteilen, erläutern wäre der falsche Ausdruck lieber Efe.
Welcher Efe? Schwachkopf-Efe? :skepsis:
Ich will meinen Skepsis-Smilie! :motz:
Welcher Efe? Schwachkopf-Efe? :skepsis:
Ich will meinen Skepsis-Smilie! :motz:
der mhp-akp-humanisten-liberal-bombos efe
@dertli :
Elbirligi ile Gül laiklik adina engellendi.
Muhalefet,Yargi ve askerin laiklik hassasiyetinden dolayi Gül,yada dindar bashkasi Cumhurbashkanligi icin uygun olmamak bir yana , catishmaya sebeb sebep görüldü. Asker "yumushak" bir darbe yapti ...
kardesim, benim AKP ye karsi olan tenkidim, bu forumun bir cok sayfasinda yazilidir. bir daha tekrarlamiyayim.
insanlarin dini hassasiyetlerine hitap ederek is basina gelen akp, islami hassasiyetleri bir kenara birakip, emperyalist düzenin carklarina girmistir.
tayyip erdogan ile necdet sezerin arasindaki fark, sekli olmanin disinda degilidir.
bayan sezer ile bayan erdogan arasindaki fark, esvabi yani kiyafetin disinda degildir.
****
hani nerde islami hassasiyetler?
tek bir tane soruma cevap ver lütfen
Müslümanlarin basina bomba yagdiran amerika/ingiltere ile kolkola girmek bakimindan, tayyip erdogan/necdet sezer/büyükkanit arasinda hangi fark var?
birinin namaz kilmasi digerinin namaz kilmamasi ve diger sekli farklarin disinda hangi fark var?
****
reel politikadir, dünya politikasidir falan filan diyerek bir cevap vermeni istemem.
cünkü "Allahin düsmanlari ile dost olanlar bizden degildir" (hadis meali)
islamin emirlerini yerine getirmiyeceklerse niye islami hassasiyetleri kullanarak politika yapiyorlar?
öyle dagin basinda evliyalik yapmak kolay, kolaysa sehirde müridlik yapsinlar.
****
cevabini bekliyorum.
104üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanının kişiye özgü af çıkarma yetkisi, ancak sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebepleriyle sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bir mahkûmun cezasını ancak bu üç halden biri varsa hafifletebilir veya kaldırabilir.
neyse epey ilerleme var.
en azindan, keyfine göre affedemiyecegini ve cezanin infazini kaldiramiyacagini ögrenmissin.
simdi arastirmaya devam et
bir de bu islemin nasil yapildigini ögrenirsen, sabahtan beri yazdigin yazilarin bir kismini tesviye ve tasfiye edebileceksin.
selamlar
kardesim, benim AKP ye karsi olan tenkidim, bu forumun bir cok sayfasinda yazilidir. bir daha tekrarlamiyayim.
hani nerde islami hassasiyetler?
YaHuu ...
dertli kardeshim ,
benim eleshtirdigim laikcilerin tutumu,
hukuku hice saymalari,
ülkeyi bölünme noktasina getirmeleri,
bagimsiz olmasi gereken Anayasa mahkemeyi tehdit etmeleri,
askeri darbe davet etmeleri,
siyasi olarak bittiklerinden ,
askere sirtlarini dayamalari.
Neden bunlari yapiyorum ...
Hukuk yoluna inandigim icin,
Halkin iradesi kayitsiz shartsiz odugu icin.
AKP yerine bashka bir parti,
ayni sheylere maruz kalsa,
yine ayni shekilde hukuku
halk iradesini savunurum ...
AKP ile özel bir alakasi yok ...
Ama shu´da var ...
Zorla insanlari Akpartili yapiyorlar ...
Inadina AKP diyor ,
daha düne kadar AKP´yi eleshtirenler ...
AKP shu an rahat %40 üzerinde ...
AKP yaptirdigi anketten %45 küsür cikti ...
Bazilari halki tehlike olarak gördügü müddet,
Yurdun her tarafindan toplanan insan yiginlarida ,
Askerin tamtamlarida ,
Mahkeme fetvalarida ,
Medyadan yayinlanan hakaretlerde ,
Halkin tercihlerini yönlendiremez ...
Erdogan ile Sezer arasinda bir fark yoksa ,
neden bu mitingler,
bu yargi kararlari,
bu muhtiralar ...
Oyunun icindeki oyunun oyunu ....
Kim ne oldugu belli degil ...
Ama kimin kime ve
Kimin neye karshi odugu belli ...
neyse epey ilerleme var.
en azindan, keyfine göre affedemiyecegini ve cezanin infazini kaldiramiyacagini ögrenmissin.
simdi arastirmaya devam et
bir de bu islemin nasil yapildigini ögrenirsen, sabahtan beri yazdigin yazilarin bir kismini tesviye ve tasfiye edebileceksin.
selamlar
Mecbur degil ...
Isterse af eder isterse af etmez ...
Buna keyfi derler ...
Onun icin "özel af" denilmish ...
Komisyonlara gelince ...
Iktidar olmus AKP ,
zamaninda DP gibi ,
ama ayni zamanin Dp´si gibi,
muktedirlikten uzak ...
Bir düshün bakalim ,
Gül cumhurbashkani olsaydi
bir tane islamci terröristi af etseydi,
ne olurdu acaba ?
Daha arashtirmama gerek yok ...
Özel af,shartlari´da olsa, Cumhurbashkanin keyfine kalmish bir mesele ...
Rapor cok mu zor Türkiyede?
Adamin varsa ,
raporla,
askerlikten bile yirtarsin ...
gözüm benim.
sloganlasmis cümleleri bir kenara birakip kendi fikirlerini yazinca, daha güzel tartisabilecegiz demek ki.
dolaysiyla zahmet ederek verdigin cevaba, bölüm bölüm cevap yazayim.
Neden bunlari yapiyorum ...
Hukuk yoluna inandigim icin,
bu yazdigin cümlesi, biraz asagida tekzip etmissin.
Ama shu´da var ...
Zorla insanlari Akpartili yapiyorlar ...
Inadina AKP diyor ,
daha düne kadar AKP´yi eleshtirenler ...
son günlerde olanlarin sebebini yarimda olsa kavramissin. bu isleri yapan toplum mühendisleri, bahsettigin sonucun cikacagini bilmiyorlarmi?
biraz kafa yor bakalim, yapilmak istenilen nedir?
kullanilanlara degil, kullananlara ve kullananalarin hedefine odakla kendini.
Bazilari halki tehlike olarak gördügü müddet,
Yurdun her tarafindan toplanan insan yiginlarida ,
tezattasin. gerci konunun asli hakkinda etkisi yok ama tezattasin.
bir yandan "halki tehlike olarak görenlere" sitem tarzi itiraz ediyorsun.
ama hemen akabinde, "toplanan insan yiginlarindan" behsediyorsun.
o insan yiginlari diye adlandirdiklarin, bu halkin icinden degil mi? yoksa disardan ithal mi edildiler?
Mahkeme fetvalarida ,
Medyadan yayinlanan hakaretlerde ,
Halkin tercihlerini yönlendiremez ...
ama ayni mahkeme, siirt secimlerini iptal edip, tayyip erdoganin yolunu acarken iyi mahkemeydi, simdi kötü mahkeme mi oldu?
siirt secimlerinin nasil iptal edildigini bir arastir bakalim. herseyi ben mi yazacagim.
Erdogan ile Sezer arasinda bir fark yoksa ,
neden bu mitingler,
bu yargi kararlari,
bu muhtiralar ...
iste bu noktayi anlamak ve anlatmak tavina gelebilseydik, konuyu cözmüs ve ileri bir ülke, bagimsiz bir ülke haline ulasmis olurduk.
Oyunun icindeki oyunun oyunu ....
Kim ne oldugu belli degil ...
Ama kimin kime ve
Kimin neye karshi odugu belli ...
madde madde yazayim
1-akp nin büyük oranla iktidar olmasi.
2-ilimli islam hedefinin iktidar olmasi.
3-ortadogudaki enerji ve su sahalari ile ilgili 1970 yilinda planlanan, ve su anda hiz kazanan iran/irak/afganistan savaslarinda Türkiye yi kullanmak.
sevgili kardesim
Büyük Oyun denilen bu hareket, War Games degil, uygulamada olan bir savas.
bu savasta, tayyip erdogan / baykal ve zinde kuvvetlerin basi sadece uygulayici
hele baykal, zurnanin son deligi.
tayyip bey de boynunu kemente uzatmis, zevkle etrafina bakiyor. arkasindaki cellatlarin farkinda bile degil. ipi cekiliyor ipi, farkinda degil.
onun farkinda olmamasi onu ilgilendirir ama savasa sürülecek genc bizim gencimiz.
yulardaki 3 maddeden hangisini istiyorsan, sec, üzerinde tartisalim.
son günlerde olanlarin sebebini yarimda olsa kavramissin. bu isleri yapan toplum mühendisleri, bahsettigin sonucun cikacagini bilmiyorlarmi?
biraz kafa yor bakalim, yapilmak istenilen nedir?
Hmmm ... ilk bakishta haklisin , ama ve lakin , AKP hadiseyi gerdirmede büyük bir rolü var ... geri adim atmadi ve malum cevreleri böyle bir hareket tarzina mecbur birakdi´da denilebilir.Hic bir shey yapmamak´da olmazdi ... Yani bu cikishlar aksiyon degil reaksiyon ...
bir yandan "halki tehlike olarak görenlere" sitem tarzi itiraz ediyorsun.ama hemen akabinde, "toplanan insan yiginlarindan" behsediyorsun..o insan yiginlari diye adlandirdiklarin, bu halkin icinden degil mi? yoksa disardan ithal mi edildiler?
Bu insanlar ama halkin kendisi yada tümü degil , hatta bir kesiti´de degil , yogunluklu bir siyasi görüshün taraftarlari olmakla beraber , bir sürü "derin" uzantilar´da meydanlarda boy gösterdi , ve cok ilginc tablolar arz ettiler ...
ama ayni mahkeme, siirt secimlerini iptal edip, tayyip erdoganin yolunu acarken iyi mahkemeydi, simdi kötü mahkeme mi oldu?siirt secimlerinin nasil iptal edildigini bir arastir bakalim. herseyi ben mi yazacagim.
Konu Siirt degil ki ...
iste bu noktayi anlamak ve anlatmak tavina gelebilseydik, konuyu cözmüs ve ileri bir ülke, bagimsiz bir ülke haline ulasmis olurduk.
madde madde yazayim
1-akp nin büyük oranla iktidar olmasi.
2-ilimli islam hedefinin iktidar olmasi.
3-ortadogudaki enerji ve su sahalari ile ilgili 1970 yilinda planlanan, ve su anda hiz kazanan iran/irak/afganistan savaslarinda Türkiye yi kullanmak.
sevgili kardesim
Büyük Oyun denilen bu hareket, War Games degil, uygulamada olan bir savas.
bu savasta, tayyip erdogan / baykal ve zinde kuvvetlerin basi sadece uygulayici
hele baykal, zurnanin son deligi.
tayyip bey de boynunu kemente uzatmis, zevkle etrafina bakiyor. arkasindaki cellatlarin farkinda bile degil. ipi cekiliyor ipi, farkinda degil.
onun farkinda olmamasi onu ilgilendirir ama savasa sürülecek genc bizim gencimiz.
yulardaki 3 maddeden hangisini istiyorsan, sec, üzerinde tartisalim.
Aslinda bütün maddeler bir maddedir ...
AKP´yi kullanmak istediler , ama istedikleri oranda netice alamadilar ...
Evet ilimli islami bir iktidar ABD´nin istedigi bir shey diyelim , ama AKP Irana karshi sünni bloka katilmadi , Suriyeyi hatta ABD´ye karshi korudu , Irana düshman kesilmedi ...
Eneji konusu zaten bunlarla ic ice bir shey. AB ve ABD icin önemli olan fiyatdan ziyade güvenli bir akish. Türkiye bunu sagliyor , ve bu AKP´nin özel bir politikasi degil ...
Evet , ABD´siz Türkiyede pek bir shey olmuyor , mitinglerde gösterilen aleyhtarlik göstermelik ...
"Derin devletin" "ulusalcilarin" eliyle teshvik ettigi bu dalga , ihtiyac oldugunda aninda biter ... Ordunun´da Amerikaya karshi bir tavir almasi hayal , ayni Rusyaya hatta Irana yanashmasi gibi ...
Partiler gelici gidici , insanlar´da fani ... Hukuksuz bir yere varamiyiz , hukuki güvence yoksa , güvenlik´de olmaz , güvende degilsen karnin doymush neye yarar ...
Su Terbiyesiz ve Ahlaksizlara bak ... Dis Isleri Bakani Abdullah Gül`ün Hanimi Saclarini örtüyor diye "Namussuz" ve "Serefsiz" olarak Küfür ediliyor ( gizli ama baya belli ) ...
Böyle Ahlaksizlar tabiki hurriyet.com da mevcut .
Zaten bunlari öttüren de belli ... Yukari sol Köseye bakin hemen anlarsiniz . New York Times gibi radikal Sionistlerin Medyasina bayilir böyle kisiler ve Papagay gibi dediklerini tekrarlar lar ...
Türkiyeyi Kriz`e düsürmeye bayilir radikal Sionistler . Filistinde hergün 10 kisi öldürdümü cok namuslu ve serefli kendilerine zanederler ...
Su Terbiyesiz ve Ahlaksizlara bak ... Dis Isleri Bakani Abdullah Gül`ün Hanimi Saclarini örtüyor diye "Namussuz" ve "Serefsiz" olarak Küfür ediliyor ( gizli ama baya belli ) ...
Yok aslinda degil , soru "namusli biri ne zaman secilecek " olduguna göre Gül secilmedigine göre , kast edilen Gül olamaz ... :lach:
Böyle Ahlaksizlar tabiki hurriyet.com da mevcut .
Zaten bunlari öttüren de belli ... Yukari sol Köseye bakin hemen anlarsiniz . New York Times gibi radikal Sionistlerin Medyasina bayilir böyle kisiler ve Papagay gibi dediklerini tekrarlar lar ...
Türkiyeyi Kriz`e düsürmeye bayilir radikal Sionistler . Filistinde hergün 10 kisi öldürdümü cok namuslu ve serefli kendilerine zanederler ...
Vay, Sionistler, vay! Demek öyle yapiyorlarmis! Vay serefsizler......
vay, vay.
Yok aslinda degil , soru "namusli biri ne zaman secilecek " olduguna göre Gül secilmedigine göre , kast edilen Gül olamaz ... :lach:
Evet dogru .. Ben yanlis anlamisim . Bu ahlaksiz Hurriyet.Com`a böyle bir Terbiyesizlik yakisirdi ama öyle degilmis .
Sag mal Wolf ... Was bist du eigentlich für ein Typ ?
Liest du die New York Times regelmässig ? Behauptest du etwa die NYT betreibt keine Radikal-Zionisten-Propaganda ? Behauptest du die NYT betreibt keine Anti-Islamische und somit auch Anti-Türkische Hetz-Propaganda ?
Sag mal Wolf ... Was bist du eigentlich für ein Typ ?
hrzngrmpf..... was für eine Steilvorlage! :brüll:
Aber ich lass es an dieser Stelle mal, denn die Gemüter sind hitzig genug.
Liest du die New York Times regelmässig ?
Kommt durchaus vor, ja..... Ich habs aber eher mit Newsweek und Time Magazine.
Behauptest du etwa die NYT betreibt keine Radikal-Zionisten-Propaganda ? Behauptest du die NYT betreibt keine Anti-Islamische und somit auch Anti-Türkische Hetz-Propaganda ?
Nun, ich glaube, dass unsere Definitionen hier einfach etwas auseinandergehen.
Zitat von reseller http://www.politikcity.de/forum/images/buttons/viewpost.gif (http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?p=334564#post33 4564)
Sag mal Wolf ... Was bist du eigentlich für ein Typ ?
hrzngrmpf..... was für eine Steilvorlage! :brüll:
Aber ich lass es an dieser Stelle mal, denn die Gemüter sind hitzig genug.
Die Frage war nicht böshaft gemeint . Sondern völlig nüchtern . Was bist du für ein Typ ? Was treibt dich an so sehr gegen die AK-Partei und "die Kopftuchfrauen" zu agieren ? Was sind die Motive und letzendlich deine Absichten ? In was für einer Türkei ( oder Welt ) möchtest du denn leben ?
Welchen Bezug hast du zur Türkei und den Menschen in der Türkei ? Du musst selbstverständlich meine Fragen nicht beantworten wenn es dir unangenehm ist ...
Zitat:
Liest du die New York Times regelmässig ?
Kommt durchaus vor, ja..... Ich habs aber eher mit Newsweek und Time Magazine.
Naja Time nimmt sich nicht viel von der New York Times ... Wenn jemand meint die "Time" oder die "New York Time" vertrete nicht radikal zionistische Positionen der versteht die Texte wahrscheinlich nicht ganz richtig .
In wie fern sind diese Medien denn "Pro-Türkisch" ? Kannt du mir das vielleicht erklären ?
Danke . Grüsse
Reseller
Die Frage war nicht böshaft gemeint. Sondern völlig nüchtern .
Gut, dann werde ich sie auch beantworten.
Was bist du für ein Typ ?
Das ist zu allgemein formuliert. Atatürkcü trifft es ganz gut, denke ich.
Was treibt dich an so sehr gegen die AK-Partei und "die Kopftuchfrauen" zu agieren ?
Nun, ich habe in meinem Leben ähnliche Diskussionen mit Kommunisten geführt. Sie ließen Kein Argument (Stalin, Russland, DDR, Kuba) gelten. Das sei alles nicht der "wahre" Kommunismus, der "wahre" Kommunismus wäre ganz anders und supertoll.
Ich bin kein Phantast und kein Utopist. Staatssysteme "auf Verdacht hin" durchzusetzen, unter denen dann Millionen von Menschen zu leben haben werden, ist nicht mein Ding. Nicht, wenn keine Erfahrungswerte vorliegen. Ich lehne also jegliches islamisches Staatssystem ab, bis man mir einen einzigen vernünftigen islamischen Staat zeigen kann, in dem ich leben wollen würde.
Was sind die Motive und letzendlich deine Absichten ?
Ich werde die Türkei nicht den Arabern überlassen. Ich bin der Enkel von zwei "Hardcore-Cumhuriyet-Cocuklari". :lach: Sie haben damals unter Atatürk gelebt und die Zeit bewusst miterlebt (rahmetli dedem 1914 dogumluydu).
Ich möchte in einer Türkei leben, wo ich neben Schakal auf dem Taksim-Platz stehen kann. Er schreit "Seriat isterim!" ich schreie "Allah'a sükürler, ateistim!" und hinterher gehen wir zusammen einen ekmek kadayifi essen, ohne dass es in der Zwischenzeit jemanden interessiert hat.
Dies scheint mir momentan EHER möglich als in einem islamistischen System, wenn ich mir die Weltkarte so ansehe (ja, ja, ich weiß, "wahrer" Islam undsoweiter).
In was für einer Türkei ( oder Welt ) möchtest du denn leben ?
In der Kopftücher genauso wenig verboten sind wie Miniröcke. Unter der Voraussetzung, dass sich keiner erdreistet, für seine Überzeugung "töten" zu müssen. Nun, die sozialdemokratischen Attentäter sind im Vergleich zu den islamistischen momentan schwer in der Unterzahl..... Von einer "Hizbul-Sosyaldemokrat" habe ich noch nichts gehört.
Welchen Bezug hast du zur Türkei und den Menschen in der Türkei ?
Hmmmm........ ich bin Türke, meine gesamte Familie (incl. Eltern) lebt dort, meine Freunde ebenfalls, ich habe dort gearbeitet, ich habe dort meine gymnasiale Schulausbildung beendet, ich bin in den jetzt 36 Jahren jedes Jahr mindestens einmal dort gewesen (wenn ich nicht gerade sowieso dort gewohnt habe)...... :think:.... hab ich was vergessen?
Du musst selbstverständlich meine Fragen nicht beantworten wenn es dir unangenehm ist ...
Iwo, wieso sollte es?
Wenn jemand meint die "Time" oder die "New York Time" vertrete nicht radikal zionistische Positionen der versteht die Texte wahrscheinlich nicht ganz richtig .
...oder besser als Du denkst.....
In wie fern sind diese Medien denn "Pro-Türkisch" ? Kannt du mir das vielleicht erklären ?
Habe ich nur die Wahl zwischen pro-türkisch und radikal-zionistisch?
Hallo, schön das du auf meine Fragen eingegangen bist ...
Das ist zu allgemein formuliert. Atatürkcü trifft es ganz gut, denke ich.
"Atatürkcü" sind wir alle , denn Atatürk besser: Mustafa Kemal Pasa war für einen vereinigten türkischen Nationalstaat mit Demokratie , Freiheit , Rechtsstaat und Frieden in einer veränderten Welt während und nach den Weltkriegen .
Bist du auch für die Ideale Mustafa Kemal Pasas ?
Nun, ich habe in meinem Leben ähnliche Diskussionen mit Kommunisten geführt. Sie ließen Kein Argument (Stalin, Russland, DDR, Kuba) gelten. Das sei alles nicht der "wahre" Kommunismus, der "wahre" Kommunismus wäre ganz anders und supertoll.
Ich bin kein Phantast und kein Utopist. Staatssysteme "auf Verdacht hin" durchzusetzen, unter denen dann Millionen von Menschen zu leben haben werden, ist nicht mein Ding. Nicht, wenn keine Erfahrungswerte vorliegen. Ich lehne also jegliches islamisches Staatssystem ab, bis man mir einen einzigen vernünftigen islamischen Staat zeigen kann, in dem ich leben wollen würde.
Du wirst es nicht glauben ... Ich führe diese Diksussionen seit über 10 Jahren mit deutschen Neo-Nazis . Zunächst ging es darum dass der Talmud das "Rassisten-Buch" der Juden eine menschenverachtende Ideologie sei .
Diese "Meinung" ist selbstverständlich nicht akzeptierbar genauso wie die Anschuldigungen heute gegen "die Muslime" und "dem Islam" nicht akzeptierbar sind .
Die Frage müsste anders lauten : welcher Staat heute hat ein "islamisches Staatssystem" ? Und die Antwort ist : keines . Das ist übrigens auch nicht möglich wenn "das Volk" aus unterschiedlich gläubigen/ungläubigen Menschen besteht . Ich bin der Überzeugung das man den Islam und auch alle anderen Religion am besten in einem freiheitlich , demokratischem Rechtsstaat leben kann ( mit Menschenrechten für alle ) .
Ich bin der Überzeugung , dass wenn man jemanden zwingt die Haare zu bedecken ( oder zum Gebet ) das dies nach islamischen Lehren völlig sinnlos ist und auch nicht akzeptiert wird von Gott ( da nicht aufrichtig gemeint ) .
Ich bin jedoch für Religionsfreiheit . Jeder soll so glauben und praktizieren können so lange er nicht die elementaren Menschenrechte anderer verletzt . Dies ist bei der Haarbedeckung von Musliminnen garantiert nicht der Fall . Es berüht rein keine Rechte anderer wenn man sich die Haare bedeckt .
Die Verbote von harmlosen Glaubens-Praktiken erinnern eher an schikanierenden und respektlosen Staaten wie der Iran oder der ehemaligen UdSSR wo man in seinen elementaren Rechten eingeschränkt wird aufgrund einer "Ideologie" von Gruppierungen an denen man nicht freiwillig glaubt .
Die Zustände in den "islamischen Staaten" zeigen nicht wie schlecht der Islam sei sondern in wie weit sich diese Staaten vom Islam entfernt haben .
"Der Westen" ist einem "islamischem Staat" näher dran als die "islamischen Staaten" selbst . Warum sage ich das ? Weil der Islam sowohl die Mechanismen der Demokratie propagiert ( Sura , Wahl der Führung usw. ) als auch die Menschenrechte ( Recht auf Leben , Eigentum usw. ) eingeführt hat und auch für den Rechtsstaat steht ( gegen Anarchie , Rechtslosigkeit , Willkür usw. ) Der Islam schreibt uneingeschränkte Forschung und Lehre vor .
Der Islam ist für eine soziale menschliche Gemeinschaft die gegen Unrecht an wem auch immer ist .
Nur so konnte der Islam auch über 1.500 Millionen Menschen weltweit überzeugen .
Ich werde die Türkei nicht den Arabern überlassen. Ich bin der Enkel von zwei "Hardcore-Cumhuriyet-Cocuklari". :lach: Sie haben damals unter Atatürk gelebt und die Zeit bewusst miterlebt (rahmetli dedem 1914 dogumluydu).
Ich möchte in einer Türkei leben, wo ich neben Schakal auf dem Taksim-Platz stehen kann. Er schreit "Seriat isterim!" ich schreie "Allah'a sükürler, ateistim!" und hinterher gehen wir zusammen einen ekmek kadayifi essen, ohne dass es in der Zwischenzeit jemanden interessiert hat.
Dies scheint mir momentan EHER möglich als in einem islamistischen System, wenn ich mir die Weltkarte so ansehe (ja, ja, ich weiß, "wahrer" Islam undsoweiter).
Ich bin der Enkel eines grossartigen Türkisch-Osmanischen Volkes . Du wirst die Türkei den Arabern nicht überlassen ? Wie witzig , jedoch sehr realitätsfern und hat mit der heutigen Türkei nichts zu tun . Die , die das Land haben wollen sind deine Freunde von der "New York Times" usw.
Also ich kenne so einige wenige Leute die davon palavern "Seriat isterim" . Fragt man sie jedoch wie das denn funktionieren sollte ( angefangen vom Handelsgesetzbuch bis zur Strassen-Verkehrs-Ordnung ) so stellt man schnell fest , dass diese Leute doch eher für eine freiheitlich rechtsstaatliche Demokratie sind also völlig gegen Zwang und Willkürsherrschaft sind und in jeder hinsicht die Rechte anderer Menschen respektieren .
Keine Sorge ... du wirst auch weiterhin "Allah'a sükürler, ateistim!" rumschreien dürfen . Niemand wird dich dabei aufhalten wollen . Übrigens ist das ein Paradoxon . Entweder du glaubst an Gott und sagst Allaha sükür oder du bist ein Atheist .
Übrigens ... Mir persönlich sind Personen lieber , die an irgendeinen Gott wie auch immer glauben als Personen , die an nichts oder an Geld oder an die militärische Macht und vor allem an die Eigen-Überlegenheit gegenüber anderen Menschen "glauben" . Die keinen Sinn im Leben finden können ausser die Fortpflanzung und Terrorisierung anderer Menschen .
Wenn man an Glott glaubt , dann kann man nicht glauben , dass man selbst Gott ist . Wenn man an Gott glaubt , dann weiss man dass auch andere Lebewesen Gottes Geschöpfe sind . Wenn man an Gott glaubt , dann weiss man das jede Handlung eines Tages zur Rechenschaft gezogen werden ganz gleich in wie weit man die anderen Menschen täuscht .
Also lieber irgendein Glaube als völliger Unglaube .
In der Kopftücher genauso wenig verboten sind wie Miniröcke. Unter der Voraussetzung, dass sich keiner erdreistet, für seine Überzeugung "töten" zu müssen. Nun, die sozialdemokratischen Attentäter sind im Vergleich zu den islamistischen momentan schwer in der Unterzahl..... Von einer "Hizbul-Sosyaldemokrat" habe ich noch nichts gehört.
Aha ... Also du bist auch für die Glaubens- und Bekenntnisfreiheit . Ich weiss nicht wo in der Türkei Miniröcke verboten sind . Jedoch kenne ich eine Menge Orte wo man sich die Haare nicht bedecken darf und sie entblössen muss .
Du hast einen Fehler in der Rechnung . Wenn man sich die "Mörder" und "Töter" weltweit anschaut dann haben wir ca. 99 % christliche , jüdische und atheistische Mörder und 1 % muslimische Mörder obwohl 25 % der Weltbevölkerung Muslime sind !
Dieses verzerrte Bild kommt daher , dass wenn Christen , Juden und Atheisten Menschen ermorden dies nicht auf ihre Religion/Religionslosigkeit zurückgeführt wird aber wenn es Muslime tun der Islam dafür angeblich die Verantwortung zu tragen habe . Wenn man mit gleichen Masstäben misst , so wirst du feststellen , dass "die Muslime" relativ ja schon fast Engel sind gegenüber den Christen , Juden und Atheisten .
Darüber hinaus haben wir in Palästina/Israel , Irak , Afghanistan, Tschetschenien usw. muslimische "Terroristen" , die ihr Land und Volk gegenüber feindlichen Invasoren verteidigen , die keineswegs eine Völker-rechtliche Legitimierung haben . Und seltsamer weise stammen so ziemlich alle muslimischen Terroristen aus diesen Regionen ...
Die christlichen , jüdischen und atheistischen Terroristen sitzen mitten in den Regierungen der christlichen , jüdischen und atheistischen Staaten !
Wo sind denn da bitte die Relationen ?
5000 Ermordete durch Muslime und über 1.000.000 Ermordete durch Christen , Juden und Atheisten allein in den letzten 6 Jahren !
Merkst du hier irgendetwas ??? Macht es ein Unterschied ob man unschuldige Menschen abschlachtet aufgrund der "Freiheit" und "Demokratie" oder aufgrund des "Islam" ? Widerliche , schäbige Mörder deren Verbrechen mit nichts legitimiert werden kann . Deine Freunde aus der "New York Times" , "Time" und wie sie alle heissen sind die grössten Propaganda-Hetzer , die noch mehr Blut und Leid sähen wollen . Und diesen Leuten vertraust du die Zukunft der Türkei an oder glaubst an ihren "Analysen" ?
Hmmmm........ ich bin Türke, meine gesamte Familie (incl. Eltern) lebt dort, meine Freunde ebenfalls, ich habe dort gearbeitet, ich habe dort meine gymnasiale Schulausbildung beendet, ich bin in den jetzt 36 Jahren jedes Jahr mindestens einmal dort gewesen (wenn ich nicht gerade sowieso dort gewohnt habe)...... :think:.... hab ich was vergessen?
Aha ... Ich lebe seit 30 Jahren in Berlin und ich habe auch enge Bindungen zum türkischen Volk . Jedoch solltest du auch etwas wissen ... Ca. 70 % der türkischen weiblichen Bevölkerung bedeckt sich die Haare . Wenn man ein Land und ein Volk liebt , so sollte man alle Menschen in diesem Land lieben und respektieren insbesondere Gruppierungen , die die grösste Mehrheit ausmachen . Wer sich gegen 70 % der Bevölkerung stellt und gegen diese Angst , Hass und Hetze verbreitet kann nicht diese Bevölkerung lieben ( damit meine ich nicht unbedingt dich sondern Allgemein gegenüber jeden Muslimen-Hasser ) .
Habe ich nur die Wahl zwischen pro-türkisch und radikal-zionistisch?
Naja wenn sich die Interessen völlig entgegengesetzt gegenüberstehen schon . Zeige mir doch bitte einige Beispiele wo man annehmen könnte , dass die radikal-Zionistischen Medien wie die "New York Times" pro-Türkisch sei ... Ich kann dir eine Menge Artikel zeigen wo sie Anti-Muslimisch argumentiert ( im Prinzip alle Artikel der NYT über den Nahen Osten und dem Islam ) .
Abgeshen davon ... man kann nicht gleichzeitig Antimuslimisch und Pro-Türkisch sein . Ist so ähnlich wie wenn man täglich Fleisch ist aber darauf besteht "Vegetarier" zu sein .
FAZIT:
Du bist also auch für Religionsfreiheit , Rechtsstaat und Demokratie in der Türkei . Das ist doch schon mal ein enormer Unterschied zu Personen , die sich eine Militär- Medien- Kapitalisten- Sonstwie- Diktatur wünschen und unter "Laizismus" Religions-Feindlichkeit und Unterdrückung verstehen .
Grüsse, Selamlar Saygilar
Reseller
Ich werde nicht auf alles antworten, weil Du genau das machst, was Du mir vorwirfst, Du arbeitest mit doppelten Standard.
Zur Sache:
Bist du auch für die Ideale Mustafa Kemal Pasas ?
Kommt darauf an, was Du darunter verstehst. Ich für meinen Teil: Selbstverständlich bin ich das!
Die Zustände in den "islamischen Staaten" zeigen nicht wie schlecht der Islam sei sondern in wie weit sich diese Staaten vom Islam entfernt haben .Und das bringt Dich nicht zum nachdenken? :think:
Du glaubst also, dass es durch ein "mehr Islam" besser werden würde, was noch KEINER vor Dir geschafft hat? Sorry, auf dieses Experiment lasse ich mich nicht ein! Ich will auch keine Monarchie mehr, auch nicht, wenn Du "ganz tolle Ideen dafür" hättest. Misslungen ist misslungen, basta!
"Der Westen" ist einem "islamischem Staat" näher dran als die "islamischen Staaten" selbst .Na da schau her! Und anstatt Dich dem Westen anzupassen und zu lernen, willst Du "Islam"..... natürlich den einzig "wahren", richtig? Die Früchte der christlich-abendländischen Entwicklung genießen und dabi "Moslem" sein. Soviel Bigotterie ist wirklich zum Kotzen.
Die , die das Land haben wollen sind deine Freunde von der "New York Times" usw. Steck Dir Deine Polemik. Wo habe ich "Freunde" bei der NYT? Allein dieser Schwachsinn weist sehr deutlich auf Deinen allgemeinen Argumentationsstil hin. Du bist wie Deine Freunde, die Saudis. Oder nicht?
Keine Sorge ... du wirst auch weiterhin "Allah'a sükürler, ateistim!" rumschreien dürfen . Niemand wird dich dabei aufhalten wollen . Übrigens ist das ein Paradoxon . Entweder du glaubst an Gott und sagst Allaha sükür oder du bist ein Atheist . Möglichkeit 3 ist natürlich, dass Du einfach einen sehr schönen Witz verpasst hast. :)
Übrigens ... Mir persönlich sind Personen lieber , die an irgendeinen Gott wie auch immer glauben als Personen , die an nichts oder an Geld oder an die militärische Macht und vor allem an die Eigen-Überlegenheit gegenüber anderen Menschen "glauben" . Die keinen Sinn im Leben finden können ausser die Fortpflanzung und Terrorisierung anderer Menschen .Ich danke Dir für diese Offenheit.
***(das muss nicht sein,wolf!)*** ist noch so ein Kandidat, er HASST Menschen ohne Glauben und findet sie EKELHAFT. So, und jetzt sitzt Ihr beide mal zusammen und dazu noch 3 andere Typen des gleichen Schlages und Ihr geilt Euch gegenseitig daran auf, wie Ihr Leute einfach hasst, die keinen Glauben haben! Leute die keinen Sinn am Leben finden können, ausser Terror, denn das bin ich nunmal, ein blutrünstiger Terrorist.
Bin ich doch, oder?
Dazu kommt dann Eurerseits auch noch ein wenig Frustration, weil das Kopftuchgebot immer noch nicht draußen ist, einw enig schlechter Sex in der letzten Zeit und dann geht Ihr auf die Straße.....
....erzähls mir. Was macht Ihr dann mit den ekelhaften ungläubigen Drecksäcken, mit diesen Terroristen?
Aha ... Also du bist auch für die Glaubens- und Bekenntnisfreiheit .Das ist eine sehr eigennützige Interpretation Deinerseits. Ich bin für INDIVIDUELLE Freiheit unter Gewähleistung einen Schutzes vor Leuten wie Dir und EDIT: gewissen anderen Kameraden hier im Forum, die Ungläubige hassen
Ich weiss nicht wo in der Türkei Miniröcke verboten sind."Gesetzlich"? Nirgends außer im Parlament, als Lehrerin und als Beamte. Aber versuchs mal in Fatih!
Dieses verzerrte Bild kommt daher , dass wenn Christen , Juden und Atheisten Menschen ermorden dies nicht auf ihre Religion/Religionslosigkeit zurückgeführt wird aber wenn es Muslime tun der Islam dafür angeblich die Verantwortung zu tragen habe . Liegt vielleicht daran, dass niemand Moslems mit Begeisterung die Kehle durchschneidet und dabei "Jesuuuuuus! Jeeeeeeeesuuuuuuus! Im Namen des Soooohnes Goooottes Jesuuuuus Christuuuus!" ruft.
"Bismillahundsoweiter!" kommt da schon häufiger vor, gelle? Aber das nur nebenbei.
Wenn man mit gleichen Masstäben misst , so wirst du feststellen , dass "die Muslime" relativ ja schon fast Engel sind gegenüber den Christen , Juden und Atheisten .Du hast nicht zufällig eine Statistik über die Beteiligung von Atheisten an Massakern im Namend es Atheismus (lass Kommunisten dabei bitte raus, die machen das nicht im NAMEN des Atheismus! Bleiben wir bei Töten FÜR eine Ideologie!).
Die christlichen , jüdischen und atheistischen Terroristen sitzen mitten in den Regierungen der christlichen , jüdischen und atheistischen Staaten ! Angesichts der Tatsache dass Du aber HIER lebst, kann das ja nicht schlecht sein, zumal der "Westen" dem "Islam" ja viel näher ist als die islamischen Staaten. ;) Siehe oben!
Merkst du hier irgendetwas ??? Ja, allerdings! Nankörlük!
Deine Freunde aus der "New York Times" , "Time" und wie sie alle heissen .......Ja, ja, wo man doch alles "Freunde" hat....... :rolleyes:
Zeige mir doch bitte einige Beispiele wo man annehmen könnte , dass die radikal-Zionistischen Medien wie die "New York Times" pro-Türkisch sei.Im Gegensatz zu Dir und "Deinen Freunden" finde ich "neutral" z.B. ganz gut. Pro-türkische Medien will ich gar nicht. Ich will gerecht sein, so wie Hz. Ömer...... was sich die Moslems übrigens gerne auf die Fahnen schreiben. Nunja, Du jetzt nicht gerade, aber die anderen.
Du bist also auch für Religionsfreiheit , Rechtsstaat und Demokratie in der Türkei . Allerdings! Und in einem demokratischen Staat sind Parteien wie die AKP und Refah verboten, weil sie selbsterklärtermaßen antidemokratsich eingestellt sind. Wäre die Türkei eine Demokratie, wäre die AKP verboten.
Ich werde nicht auf alles antworten, weil Du genau das machst, was Du mir vorwirfst, Du arbeitest mit doppelten Standard.
Na na na ... Du solltest eventuell meinen Beitrag nochmal durchlesen und mir dann mal bitte zeigen wo ich doppelte Standards verwenden . Einfach nur irgendwas behaupten ohne es zu untermauern funktioniert bei einer "Diskussion" nicht . Was meinst du was ich dann über dich behaupten könnte ?
Kommt darauf an, was Du darunter verstehst. Ich für meinen Teil: Selbstverständlich bin ich das!
Du bist also für Demokratie , Freiheit , Rechtsstaat und Frieden . Das ist doch schon mal sehr gut . Nur leider merkt man erst später in wie fern du das auch wirklich ernst meinst ...
Du glaubst also, dass es durch ein "mehr Islam" besser werden würde, was noch KEINER vor Dir geschafft hat? Sorry, auf dieses Experiment lasse ich mich nicht ein! Ich will auch keine Monarchie mehr, auch nicht, wenn Du "ganz tolle Ideen dafür" hättest. Misslungen ist misslungen, basta!
Wo habe ich denn sowas behauptet ? Ich glaube daran dass jeder Mensch seine Religion so ausüben darf wie er/sie will so lange er/sie nicht die elementaren Rechte eines anderen Menschen verletzt . Das ich deswegen für "mehr Islam" seien soll entspringt nur deinem Hirn mein Freund .
Von was für ein "Experiment" oder "Monarchie" redest du denn ? Sag mal , ist das deine Art das Denken deines Diskussions-Partners zu übernehmen oder wie ? Wo habe ich was von Monarchie geschrieben oder gefordert , dass die Türkei ein Experiment eingehen solle ? Niemand , erst Recht nicht Gruppierungen die um die 1 -5 % der Bevölkerung liegen , wird den Demokratisierungs-Prozess der Türkei stoppen können .
Zitat:
"Der Westen" ist einem "islamischem Staat" näher dran als die "islamischen Staaten" selbst .
Na da schau her! Und anstatt Dich dem Westen anzupassen und zu lernen, willst Du "Islam"..... natürlich den einzig "wahren", richtig? Die Früchte der christlich-abendländischen Entwicklung genießen und dabi "Moslem" sein. Soviel Bigotterie ist wirklich zum Kotzen.
Ich weiss nicht warum du meine recht verständlichen Worte nicht so verstehst wie sie auch stehen . Was ich will geht niemanden was an . Ich habe das Recht so zu leben wie ich will so lange ich die Rechte anderer nicht tangiere . Die "christlich-abendländische Entwicklung" hat auch enormen Einfluss durch den Islam und durch Muslime .
Das Basis-Wissen dieser "christlich-abendländischen Entwicklung" stammt allesamt vom Islam und den Muslimen .
Auch wenn diese Entwicklung nichts mit den Islam und den Muslimen zu tun hätte ist es schlecht postive und nützliche Errungenschaft anderer Völker zu adaptieren ? Man muss ja nicht ihre Verbrechen auch übernehmen ( s. die Massakrierung der Ur-Einwohner in Nord- Süd-Amerika , s. Südafrika , s. Australien usw. usw. usw. ) oder ihren teilweise vorhandenen krankhaften und zerstörerischen Nationalismus betreiben .
Wenn du das "Bigotterie" nennst und es dir Spass macht ... hmm naja dann lass ich dich mal ..
Steck Dir Deine Polemik. Wo habe ich "Freunde" bei der NYT? Allein dieser Schwachsinn weist sehr deutlich auf Deinen allgemeinen Argumentationsstil hin. Du bist wie Deine Freunde, die Saudis. Oder nicht?
Du hör mal , du hast geschrieben "Ich habs aber eher mit Newsweek und Time Magazine." ... Wenn ich dir schreiben würde "Ich habs eher mit dem Stürmer" was würdest du daraus verstehen ?
Ich bin nicht wie die Saudis ... Ich habs aber auch nicht mit saudischer Hetz-Propaganda .
Ich danke Dir für diese Offenheit.
***(das muss nicht sein,wolf!)*** ist noch so ein Kandidat, er HASST Menschen ohne Glauben und findet sie EKELHAFT. So, und jetzt sitzt Ihr beide mal zusammen und dazu noch 3 andere Typen des gleichen Schlages und Ihr geilt Euch gegenseitig daran auf, wie Ihr Leute einfach hasst, die keinen Glauben haben! Leute die keinen Sinn am Leben finden können, ausser Terror, denn das bin ich nunmal, ein blutrünstiger Terrorist.
Bin ich doch, oder?
Dazu kommt dann Eurerseits auch noch ein wenig Frustration, weil das Kopftuchgebot immer noch nicht draußen ist, einw enig schlechter Sex in der letzten Zeit und dann geht Ihr auf die Straße.....
....erzähls mir. Was macht Ihr dann mit den ekelhaften ungläubigen Drecksäcken, mit diesen Terroristen?
Wenn ich schreibe das ich Gläubige ( ganz gleich zu welchem Gott ) mehr leiden kann als Personen , die an nichts , an Geld , an militärische Macht oder sich als Herrenmenschen sehen und lediglich den Sinn des Lebens in der Fortpflanzung und der Terrorisierung anderer Menschen sehen
dann bedeutet das nicht das ich Menschen ohne Glauben HASSE oder EKELHAFT finde .
Sag mal hast du was getrunken oder irgendwelche andere Drogen genommen ?
Was soll das hier :
Leute die keinen Sinn am Leben finden können, ausser Terror, denn das bin ich nunmal, ein blutrünstiger Terrorist.
Bin ich doch, oder?
Dazu kommt dann Eurerseits auch noch ein wenig Frustration, weil das Kopftuchgebot immer noch nicht draußen ist, einw enig schlechter Sex in der letzten Zeit und dann geht Ihr auf die Straße.....
....erzähls mir. Was macht Ihr dann mit den ekelhaften ungläubigen Drecksäcken, mit diesen Terroristen?
Wow ! Ein tatsächlich reales Problem wie Beschneidung der Religionsfreiheit mit irgendwelchen paranoiden Hirngespinsten zu verbinden gelingt nicht jeden wie dir hier .
Terrorist ist für mich jemand der unschuldigen Menschen Gewalt antut oder gar tötet aufgrund politischer Motive . Die jenigen , die derartige Verbrecher argumentativ unterstützen nenne ich lediglich Hetz-Propagandisten .
Komm mal wieder runter .
Welchen "ungläubigen , terroristischen Drecksack" hat denn die AK-Partei bisher fertig gemacht ?
Erzähl uns bitte keine Märchengeschichten . So wird das nie was mit deinem politischem Weltbild mein lieber Freund .
Das ist eine sehr eigennützige Interpretation Deinerseits. Ich bin für INDIVIDUELLE Freiheit unter Gewähleistung einen Schutzes vor Leuten wie Dir und EDIT: gewissen anderen Kameraden hier im Forum, die Ungläubige hassen
??? Du argumentierst bisher gegen Freiheiten von anderen Menschen und jetzt bist du auf einmal für "INDIVIDUELLE Freiheit" ? Wie kommt dat denn ?
Wat denn nun ? Vielleicht solltest du erstmal überlegen bevor du etwas ausplabberst . WO HABE ICH GESCHRIEBEN DASS ICH "UNGLÄUBIGE" HASSE ????
Siehst du ? Schreien kann ich auch . Bei mir kommt sogar noch was Vernünftiges raus und nicht irgendwelches , phantasiertes , unreales Gesülze .
Keine Sorge ... Die Ungläubigen in der Türkei werden weiterhin ihre Miniröcke anziehen , ihren Raki saufen und ihre Bikini-Plakate aushängen dürfen . Euere Paranoia ist echt krank und viele Personen durchschauen euere Show .
Niemand glaubt daran , dass in der Türkei die Trennung von Staat und Religion aufgehoben wurde , durch die Haarbedeckung der zukünftigen First Lady . Dies scheint sich um eine ernsthafte psychische Erkrankung von einigen wenigen zu sein und in der Wahl zum 22. Juli werden wir sehen ob man eher der AK-Partei glaubt oder irgendwelchen Paranoiden .
Das Volk wird darüber entscheiden .
Zitat:
Dieses verzerrte Bild kommt daher , dass wenn Christen , Juden und Atheisten Menschen ermorden dies nicht auf ihre Religion/Religionslosigkeit zurückgeführt wird aber wenn es Muslime tun der Islam dafür angeblich die Verantwortung zu tragen habe .
Liegt vielleicht daran, dass niemand Moslems mit Begeisterung die Kehle durchschneidet und dabei "Jesuuuuuus! Jeeeeeeeesuuuuuuus! Im Namen des Soooohnes Goooottes Jesuuuuus Christuuuus!" ruft.
"Bismillahundsoweiter!" kommt da schon häufiger vor, gelle? Aber das nur nebenbei.
Das ist ein sehr billiges Argument . Die Bush-Regierung ist verantworltich für ca. 650.000 - 700.000 unschuldige tote Zivilisten und sie hat diese Morde im Namen "der Freiheit und Demokratie" begangen . Nach deiner Logik ist die Freiheit und Demokratie die Hauptschuldigen dieser Massenmorde ? Nehmen wir an deine Logik stimmt . Wieviele wurden im "Namen von Allah" getötet und wieviele im "Namen von Demokratie und Freiheit" ?
5.000 zu 750.000 allein in den letzten 6 Jahren ? Also 1 zu 150 oder wie ?
Dein billiges Argument bringt dich ins Minus mein Freund . Und zwar einem fetten Minus .
Zitat:
Die christlichen , jüdischen und atheistischen Terroristen sitzen mitten in den Regierungen der christlichen , jüdischen und atheistischen Staaten !
Angesichts der Tatsache dass Du aber HIER lebst, kann das ja nicht schlecht sein, zumal der "Westen" dem "Islam" ja viel näher ist als die islamischen Staaten. ;) Siehe oben!
Ich weiss zwar nicht wo du lebst aber ich lebe in der BRD ... Du solltest einige weitere westl. Staaten untersuchen insbesondere die , die permanent unschuldige Zivilisten abschlachten .
Zitat:
Merkst du hier irgendetwas ???
Ja, allerdings! Nankörlük!
Weisst du was ? Ich habe zunächst gedacht dein begrenztes Intellekt lässt dich nicht die richtige Bedeutung erkennen aber jetzt merke ich dass du es völlig bewusst und absichtlich falsch verstehst .
Das soll Nankörlük sein ? Hemde be sana ne kalmis ? Man man man ... Fühl dich mal nicht als Allwissender oder Herrenmensch oder sowas . Du schiesst permanent über Ziel hinaus mein lieber Freund .
Zitat:
Zeige mir doch bitte einige Beispiele wo man annehmen könnte , dass die radikal-Zionistischen Medien wie die "New York Times" pro-Türkisch sei.
Im Gegensatz zu Dir und "Deinen Freunden" finde ich "neutral" z.B. ganz gut. Pro-türkische Medien will ich gar nicht. Ich will gerecht sein, so wie Hz. Ömer...... was sich die Moslems übrigens gerne auf die Fahnen schreiben. Nunja, Du jetzt nicht gerade, aber die anderen.
Ich sehe schon ... Zeig mir dann doch mal ein Artikel der "Times" die neutral ist gegenüber türkischen bzw. islamischen Themen ... Ist das auch zuviel verlangt ?
Gerecht sein kann man nicht wenn man ständig böswillig alles misinterpretiert , seinen Gegenüber permanent irgendetwas vorwirft was in keinster Weise untermauert wird und darüber hinaus eine freche und unhöfliche Art an den Tag legt . Das wie du hier "argumentierst" ist in keinster Weise "gerecht wie Hz. Ömer".
Zitat:
Du bist also auch für Religionsfreiheit , Rechtsstaat und Demokratie in der Türkei .
Allerdings! Und in einem demokratischen Staat sind Parteien wie die AKP und Refah verboten, weil sie selbsterklärtermaßen antidemokratsich eingestellt sind. Wäre die Türkei eine Demokratie, wäre die AKP verboten.
Du , du hast die Demokratie mit Faschismus verwechselt . Bei einer Demokratie muss man seine Behauptungen auch untermauern und darf nicht verleumnden , unwahre Tatsachenbehauptungen stellen , beleidigen oder das Volk verhetzen . Glaube mir ... das hat nichts aber gar nichts mit der Demokratie zu tun ...
EOD = End Of Discussion ( mit dir keine weiteren ausführlichen Diskussionen mehr , da du 1. nicht lesen kannst und 2. völlig wirr argumentierst und irgendwelche Hirngespinste hast . Wer weiss was vor dem Edit da stand .)
Hör auf mit deinen Beleidigungen und Verleumndungen wenn du weiterhin dich in meine Beiträge hineinklinkst .
Wie auch immer .
Reseller
<gähn> Du sagtest:
Übrigens ... Mir persönlich sind Personen lieber , die an irgendeinen Gott wie auch immer glauben als Personen , die an nichts oder an Geld oder an die militärische Macht und vor allem an die Eigen-Überlegenheit gegenüber anderen Menschen "glauben" . Die keinen Sinn im Leben finden können ausser die Fortpflanzung und Terrorisierung anderer Menschen .
Tja, und das sollte dann wohl ich sein. Wenn Du Deine eigenen Postings nicht verstehst, spricht das wohl eher gegen DEINEN Intellekt als gegen meinen. Ich habe Dir jedenfalls nicht als erster vorgeworfen, jemanden zu terrorisieren.
Daher lässt mich der Rest Deinen Geschreibsels genauso kalt.
Das Basis-Wissen dieser "christlich-abendländischen Entwicklung" stammt allesamt vom Islam und den Muslimen .
Die griechischen Philosophen sagen Dir was? Die Mathematiker? Pythagoras, Archimedes, Thales.....
Womit Ihr Euch tröstet ist echt lächerlich, aber Du bist nicht der einzige "Wissenschaftsexperte" hier. Ich verneige mein Haupt vor Euch! :brüll:
Die Ungläubigen in der Türkei werden weiterhin ihre Miniröcke anziehen , ihren Raki saufen und ihre Bikini-Plakate aushängen dürfen .
Schöne Definition! :D
deryatulga
24.05.07, 09:42
Die griechischen Philosophen sagen Dir was? Die Mathematiker? Pythagoras, Archimedes, Thales.....
Womit Ihr Euch tröstet ist echt lächerlich, aber Du bist nicht der einzige "Wissenschaftsexperte" hier. Ich verneige mein Haupt vor Euch! :brüll:
Schöne Definition! :D
Na ja, Christentum hat die antike Erbe völlig zu vernichten versucht und ohne die arabische Arbeit hätte man davon überhaupt nichts retten können. Amüsant ist natürlich die Tatsache, das die abendländische Kultur bis zur Neuzeit die antike griechische Philosophie ausschliesslich überen deren arabischen Kommentare internalisiert hat, die humanistische Tradition ist bekanntlich sehr späteren Datums.
En passant, dein Fachgebiet trägt schliesslich einen arabischen Namen, genau wie Algebra usw. Wissenschaftgeschichte pflegt derartige Rezeptionen mitsamt ihrer Anwendung mit kühlerem Kopf zu betrachten.
Im frühen XIX Jahrhundert lieferten China und Indien zusammen 2/3 des Bruttosozialproduktes der Erde. Jetzt schlägt der Pendel wieder zurück. Verdammt in aller Ewigkeit ist weder ein Volk, noch dessen Kultur. Haupsache ist schliesslich eine zuverlässige sozio-ökonomische Subkultur.
Na ja, Christentum hat die antike Erbe völlig zu vernichten versucht und ohne die arabische Arbeit hätte man davon überhaupt nichts retten können.
Steht angesichts der ganzen "Weer hats erfund'n?"-Ricolaaaaa-Kommentare leider gar nicht zur Debatte. Mathematische Grundsätze wurden gelegt als an den Islam noch keiner gedacht hat. Auch die Erfindung der vielzitierten "Null" soll ihren Ursprung vielmehr in Indien haben.
Ich habe ähnliche Debatten mit Griechen. "Wir sind die besten! Beweis: Weil wir vor 2000 Jahren mal......". Das sind nichts anderes als kindische Komplexe, denn heute ist man einfach nunmal nichts! Und anstatt das zu akzeptieren und zu arbeiten, beruft man sich auf:
1.) Eine angeblich so glorreiche Vergangenheit und
2.) Wir werdens schaffen, Du wirst sehen. <gähn>
Bei DEM Tempo ganz bestimmt nicht!
En passant, dein Fachgebiet trägt schliesslich einen arabischen Namen, genau wie Algebra usw. Wissenschaftgeschichte pflegt derartige Rezeptionen mitsamt ihrer Anwendung mit kühlerem Kopf zu betrachten.
Wie schön für sie! :) Sie ist ja auch definitionsgemäß nicht dazu gezwungen, sich mit offensichtlichen Fehlinterpretationen, -extrapolierungen und -einschätzungen herumzuschlagen. HINTERHER ist man immer schlauer!
Im frühen XIX Jahrhundert lieferten China und Indien zusammen 2/3 des Bruttosozialproduktes der Erde. Jetzt schlägt der Pendel wieder zurück.
Wie gesagt, der Beweis steht noch aus und angezweifelt wird das auch..... mit sehr rationalen Gründen übrigens.
Verdammt in aller Ewigkeit ist weder ein Volk, noch dessen Kultur. Haupsache ist schliesslich eine zuverlässige sozio-ökonomische Subkultur.
....und gerade an dieser mangelt es scheinbar......
deryatulga
24.05.07, 15:10
Steht angesichts der ganzen "Weer hats erfund'n?"-Ricolaaaaa-Kommentare leider gar nicht zur Debatte. Mathematische Grundsätze wurden gelegt als an den Islam noch keiner gedacht hat. Auch die Erfindung der vielzitierten "Null" soll ihren Ursprung vielmehr in Indien haben.
Fragt sich nur, was die Inder mit diesem sogenannten Null angefangen haben sollen? Übrigens du vergisst, dass unter den arabischen Wissenschaftlern sehr viele Christen befanden, monophysisten zwar, die von ihren orthodoxen Glaubensbrüdern mir nichts dir nichts umgebracht worden wären oder auch die Juden! Also diese Art der Kulturleugnung geht natürlich auf den grobschlächtigen Positivismus des XIX Jahrhunderts zurück, wo man mit Hilfe rassistischer Theorien die koloniale Expansion zu rechtfertigen suchte.
Andererseits neuere Forschung, immerhin über 50 Jahre alt, bewies,dass die griechische Kultur dem alten Ägypten und den mesopotamischen Kulturen viel mehr verdankte, als dies der arischen Arroganz lieb wäre.
Die Griechen können und dürfen natürlich aus vieles stolz sein, warum denn auch nicht? Nur dieser monopolistische Anspruch, die einzige Quelle der abendländischen Kultur zu sein, hat keine Berechtigung.
Was glaubst du, mit welchem Tempo China auf uns zurast? Experten machen sich darüber enorme Sorgen! Mit einer Überlegenheit von einer knapp 200 jährigen Dauer, hätte ich keine Ansprüche auf Ewigkeit erhoben, 5000 jährige schriftliche Geschichte blickt uns spottend herab!
Fragt sich nur, was die Inder mit diesem sogenannten Null angefangen haben sollen?
Nun, ich könnte darauf etwas antworten, aber dann werde ich gesperrt! :D Was haben denn die Araber damit angefangen, was den Indern NICHT genutzt hätte?
Übrigens du vergisst, dass unter den arabischen Wissenschaftlern sehr viele Christen befanden, monophysisten zwar, die von ihren orthodoxen Glaubensbrüdern mir nichts dir nichts umgebracht worden wären oder auch die Juden! Also diese Art der Kulturleugnung geht natürlich auf den grobschlächtigen Positivismus des XIX Jahrhunderts zurück, wo man mit Hilfe rassistischer Theorien die koloniale Expansion zu rechtfertigen suchte.
Alles sehr nett und mir leider komplett unbekannt (daher nicht vergessen, sondern nicht gewusst), aber der Sin dieser Aussage erschließt sich mir nicht....jedenfalls nicht im Zusammenhang mit diesem Thema.
Andererseits neuere Forschung, immerhin über 50 Jahre alt, bewies,dass die griechische Kultur dem alten Ägypten und den mesopotamischen Kulturen viel mehr verdankte, als dies der arischen Arroganz lieb wäre.
Fein, das werde ich bei gewissen Griechen demnächst mal loswerden. :brüll:
Wage allerdings zu bezweifeln, dass das was bringt.
Die Griechen können und dürfen natürlich aus vieles stolz sein, warum denn auch nicht? Nur dieser monopolistische Anspruch, die einzige Quelle der abendländischen Kultur zu sein, hat keine Berechtigung.
Das sehen die Griechen bekanntermaßen ganz anders. Ich finde allerdings beide Ansichten dämlich, wenn es darum geht, irgendwelche nicht-vorhandenen Leistungen HEUTE damit kompensieren zu wollen. Griechen wie Moslems......
Was glaubst du, mit welchem Tempo China auf uns zurast?
Nun, angesichts der wachsenden Probleme aufgrund der Ein-Kind-Politik der letzten Jahrzehnte, des Wassermangels, des Energiemangels, des Rohstoffmangels, des aufstrebenden Verlangens nach Gerechtigkeit und sozialer Absicherung und Arbeiterrechte, angesichts des permanenten Problems der Chinesen, Verabredungen und Qualität nicht einholen zu können...... (viele Arbeitsplätze des deutschen Mittelstandes kehren gerade nach Deutschland zurück, ich kann dem bei meiner Arbeit täglich zusehen.....).
Angesichts dieser ganzen Sachverhalte IM SCHECKENTEMPO!!!!!!!!!!!!
Experten machen sich darüber enorme Sorgen!
Nicht alle!
Mit einer Überlegenheit von einer knapp 200 jährigen Dauer, hätte ich keine Ansprüche auf Ewigkeit erhoben, 5000 jährige schriftliche Geschichte blickt uns spottend herab!
Muss ich also Angst vor Ägyptern, Mayas, Inkas und Mesopotamiern haben? Gibts die überhaupt noch?
deryatulga
24.05.07, 17:48
Muss ich also Angst vor Ägyptern, Mayas, Inkas und Mesopotamiern haben? Gibts die überhaupt noch?
Wozu fragst du mich, die Wissenschaftsgeschichte hat sich um das Mittelalter reichlich gekümmert. Für sehr neugierige gibt es immerhin das monumentale Werk von Fuad Sezgin, Geschichte des arabischen Schrifttums, 1970 der Band über die medizinischen Wissenschaften, 1971 Chemie und Alchimie, 1974 Mathematik, in der Folge die weiteren mathematischen Wissenschaften (Astronomie, Astrologie) bis 1979. Geographie und Kartographie als Nachbargebiete gesellten sich dazu. Das ist
auch so ein Ding wie kamusal alan, will einfach gelernt werden!
Der sehr schwachsinnige Araberhass der Türken fokussiert sich dort, wo man deren religiöse Identität ausfindig gemacht zu haben glaubt, wobei ein christlicher Araber etwas selbstverständliches ist. Deshalb kreuzen sich die Wege solcher "Kritiker" mit deren der plumpen Rassisten wie Ernest Renan, der sonst ein ziemlich kluger Bursche war. Araberhass war bei ihm integraler Bestandteil seines Antisemitismus.
Meine persönliche Meinung über eine verlorengegangene glorreiche Vergangenheit ist, dass man sich deswegen einfach schämen muss. Wer die Erbe seiner Vorfahren so verschleudert wie unsereiner, soll sich dabei tunlichst keine andere Erklärungen aussuchen als seine eigene Unfähigkeit.
Also bei mir als Historiker ist die Beschäftigung mit dieser Thematik nur Salz auf die offene Wunde. Der Schmerz hält einen vielleicht wach, aber zu welchem Preis!
Na ja, wenn die Chinesen dich nicht stören, kannst du dich glücklich preisen. Wenn jedoch mittelständische Firmen dort nicht mehr als ausländische Investoren erwünscht sind, spricht das nicht für eine schwächelnde Ökonomie! Die Chinesen sind schlicht und ergreifend wählerischer geworden, die Investitionen dort dem entsprechend kapitalintensiver. Dass der Mittelstand dabei nicht mehr Schritt halten kann, ist selbstverständlich.
Mag sein, dass einige Husaren Chinas Potenzial unterschätzen, das erinnert mich fatal daran, wie man vor etwa 30 Jahren Japans Autoindustrie verachtet hatte.
Du sollst vor keinem Angst haben, denn Angst ist bekanntlich ein schlechter
Ratgeber und rettet niemanden vor dem Tod!
Na ja, wenn die Chinesen dich nicht stören, kannst du dich glücklich preisen. Wenn jedoch mittelständische Firmen dort nicht mehr als ausländische Investoren erwünscht sind, spricht das nicht für eine schwächelnde Ökonomie! Die Chinesen sind schlicht und ergreifend wählerischer geworden, die Investitionen dort dem entsprechend kapitalintensiver. Dass der Mittelstand dabei nicht mehr Schritt halten kann, ist selbstverständlich.
Oh, keineswegs, es geht noch viel weiter.
Siemens z.B. stampft jetzt die gesamte Planungsetage von Siemens Power Generation KOMPLETT wieder ein und verlegt von Indien nach Deutschland zurück. Die Gründe hierfür sind dieselben die die Chinesen (nicht nur) dem Mittelstand verursachen.
Mittelständler sind einfach flexibler und man bewegt sich schneller. Ein Kunde von mir (Weltmarktführer auf seinem Gebiet) haben in China ein neues Werk eröffnet, aber schon WÄHREND der Planungen umstrukturiert.
Jetzt produzieren sie dort nur (anders als geplant) "Scheissqualität". Und jeglicher Plan von Techniktransfer wurde nachträglich gecancelt. (Originalzitat eines Mitarbeiters).
Wenn die Großindustrie KÖNNTE, würde sie sofort. Bei denen dauert eben alles etwas länger.....
deryatulga
24.05.07, 18:12
Oh, keineswegs, es geht noch viel weiter.
Siemens z.B. stampft jetzt die gesamte Planungsetage von Siemens Power Generation KOMPLETT wieder ein und verlegt von Indien nach Deutschland zurück. Die Gründe hierfür sind dieselben die die Chinesen (nicht nur) dem Mittelstand verursachen.
Mittelständler sind einfach flexibler und man bewegt sich schneller. Ein Kunde von mir (Weltmarktführer auf seinem Gebiet) haben in China ein neues Werk eröffnet, aber schon WÄHREND der Planungen umstrukturiert.
Jetzt produzieren sie dort nur (anders als geplant) "Scheissqualität". Und jeglicher Plan von Techniktransfer wurde nachträglich gecancelt. (Originalzitat eines Mitarbeiters).
Wenn die Großindustrie KÖNNTE, würde sie sofort. Bei denen dauert eben alles etwas länger.....
Ja, ja, derartige Jeremiaden kenne ich von den ausländischen Investoren in der Türkei, wo sie das ganze Land in eine Zuckerbläserei umgewandelt haben. Beim Stichwort Siemens würde ich schon vorsichtiger sein, die Zeiten, wo man den Chinesen Schrott im wahrsten Sinne des Wortes für teures Geld angedreht hat, sind ein für alle mal vorbei. Mit mehr als 1 Trillion
Dollar in der Reserve, ist China wählerischer geworden, ob es einem passt oder nicht. So sind sie auch in der Lage, der Inflationsrate hierzulande eine unangenehme Schwingung zu verleihen, wenn sie damit aufhören billige Konsumgüter zu liefern. Was hat aber das alles mit Herrn Sezer und seiner Wählbarkeit zu tun? Hat er chinesisches Blut?
J.P.Belmondo
25.05.07, 17:30
'Sezer'in hala Cumhurbaşkanı olarak kalması Türkiye'ye yakışmıyor' http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifDışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin ardından ilk kez canlı yayına çıkarak gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, NTV'de katıldığı bir programda gündeme ilişkin soruları cevapladı. Gül, "Sayın Sezer'in cumhurbaşkanı seçilemediği için hâlâ orda oturması Türkiye'ye yakışmıyor." dedi. http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/site/abdullahgull129bf8e19296fa9a5b y.jpg YENİ ŞAFAK İNTERNET-AJANSLAR
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİM SÜRECİ
AK Parti'nin cumhurbaşkanlığı seçim sürecine yasalara uygun bir biçimde yürüttüğünü, yanlış bir şey yapılmadığını savunan Gül, buna karşın cumhurbaşkanının seçilemediğini belirterek Türkiye Cumhuriyeti'ne bu süreç yakışmaz dedi. Gül, Anayasa Mahkemesinin toplantı yeterli sayısına ilişkin kararını eleştirirken de Sanki bir Senato gibi karar verdi ifadesini kullandı.
Gül şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanının seçilmemesi çok yanlış oldu. Bu durum Türkiye'ye yakışmadı. Cumhurbaşkanının görev süresi sona erdi. Ama yeni cumhurbaşkanı seçilemiyor. Bu süreçte yaşananlar Türkiye'ye hiç yakışmadı. Anayasa'da her şey belli olmasına rağmen cumhurbaşkanı seçilemedi. Bu hiç hoş olmadı. Sayın Sezer'in cumhurbaşkanı seçilemediği için hâlâ orda oturması Türkiye'ye yakışmıyor."
CUMHURBAŞKANININ YETKİLİLERİ AZALTILMALI
TBMM, Hükümet ve Cumhurbaşkanlığının aynı partide olmasının sorun oluşturmadığını belirten Gül, aynı partiden olmasına milli iradenin karar vermesi halinde söylenecek bir şey bulunmadığını belirterek Dolaysıyla bir problem yok dedi. Ancak seçilecek Cumhurbaşkanının parti ile ilişkisini keseceğini de vurgulayan Gül, Cumhurbaşkanının yetkilileri ile ilgili olarak da Eğer Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilirse, Cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarının gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum, azaltılması gerektiğini düşünüyorum dedi.
SEÇİM ANKETLERİ: İKİ PARTİ
Abdullah Gül, diğer bir sorunun karşısında seçim anketlerini gördüğünü belirterek Bizim daha kuvvetli olarak geleceğimize inanıyorum dedi. Gül, Ellimizdeki anket, 2 parti diyor. Bir sol, bir sağ şeklinde konuştu. Gül, CHP'nin politikalarının Avrupa'daki sosyal demokrat partilerininkilere benzemediğini de söyledi.
AYRI BİR POLİTİKA YOK
Bakan Gül, Kuzey Irak'a ilişkin askeri yetkililerden kendilerine resmi bir talep gelmediğini belirterek, "Netice olarak her türlü operasyona TBMM ve hükümet olarak destek verilecektir" dedi. Kuzey Irak ve terörle mücadelede Genelkurmay Başkanlığı ile hükümetin ayrı bir politikası olmadığının altını çizen Gül, terörle mücadelekonusunda Kuzey Irak'a yönelik çok önemli gelişmeler olacağını söyledi. Bu konuda Türkiye'nin stratejik ortağı ABD'ye de mesaj gönderen Bakan Gül, "Türk hükümeti yatıştırılacak kadar saf değildir. Hepimizin bir noktası vardır. Onların terör örgütü kötü de bizimki iyi mi olacak? Ya herkes topraklarına sahip çıksın ya da zarar gören biz önleriz. Sabrımız bugün bile bitti" dedi.
Terörün tüm dünya için sorun olduğunu ve herkesin başında farklı farklı terör tehdidinin bulunduğunu belirten Gül, Türkiye'de ise bölücü terörün en önemlisi olduğunu söyledi. Irak'taki kargaşanın terörle mücadeleyi zorlaştırdığını ifade eden Bakan Gül, bugün gelen patlayıcıların vaktiyle Avrupa'dan Saddam rejimine verilen patlayıcılar olduğunu ve bugün otorite boşluğundan dolayı bupatlayıcıların Irak'ta herkesin ve PKK terörünün de eline geçtiğini kaydetti. Bunlarla ilgili dosyaların Iraklı ve ABD'li yetkililere verildiğini vurgulayan Gül, terörün Türkiye'nin dışında da bir boyutunu olduğunu söyledi. "Mücadeleyi hem içte hem dışarıda devam ettiriyoruz" diyen Gül, bu konuda diplomasi ve güvenlik güçleri ile el birliği içinde yoğun bir çalışma içinde olduklarını ifade etti. ABD ile Türkiye arasında terörle mücadele için bir mekanizma oluşturulduğunu ve bunun neticesini de almak içinçok büyük çalışmalar içinde olunduğunu belirten Gül, "Bunun neticesinde çok başarılar elde ediliyor. Ulus'ta meydana gelen olay 24 saat geçmeden ortaya çıkarıldı. İngiltere Londra'da meydana gelen canlı bomba olayının failleri ancak bir hafta sonra tespit edildi. Terör Londra, New York, Madrid, Arap ülkelerinde de var maalesef. Bununla kararlı bir şekilde mücadele ediyoruz" diye konuştu.
Gül, "Kuzey Irak'a operasyon da buna dahil mi?" sorusuna, "Evet her şey dahil buna" diye cevap verdi. Operasyon konusunda hükümet ile askerin geldiği noktanın sorulması üzerine Gül, şunları kaydetti:
"Bundan asker ile hükümet arasında bu anlamda temas yok gibi bir anlam çıkarılabilir. Bu böyle değil. Terörle Mücadele Kurulu geçen hafta toplandı. Genelkurmay 2. Başkanı, diğer askeri yetkililer, Emniyet Genel Müdürü, İçişleri Bakanı, MİT buranın üyesi. Devamlı görüşüyoruz. Bunun dışında sayın Başbakan başkanlığında pek çok toplantılar yapıyoruz. Dolayısıyla kopukluk söz konusu değil. Bu konuda ayrılımız kesinlikle söz konusu olamaz. "
"DEVLETİMİZİN KARARLILIĞI EN ÜST SEVİYEDE"
Kuzey Irak'a girilmesi konusunda askerden bir yetki talebi gelip gelmediği sorusuna ise Gül, görüşmelerde kendilerine resmi bir talep gelmediğini, resmi taleplere TBMM'nin izin vereceğini, ayrıca tüm bunların kamuoyu önünde konuşulacak konular olmadığını, büyük bir titizlik ve dikkat içinde yapıldığını belirterek, bunlarla ilgili MGK toplantılarının 2 ayda bir yapıldığını, tüm komutanlar ve ilgili bakanların bunları en detaylı şekliyle ele aldıklarını söyledi.
"Operasyon başlatmak için bir talep gelirse desteklemeye hazır mısınız?" şeklindeki soruya Gül, "Netice alacak her türlü faaliyet, her türlü operasyona TBMM, hükümet destek verecektir. Bunda kimsenin tereddüdü yok. Yapılanlar da böyle zaten. Genelkurmay, hükümetin ayrı bir politikası yok" yanıtını verdi. Gül, hükümet olarak şu an tezkere gönderme hazırlıklarının da olmadığını ifade etti.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kuzey Irak'a Türkiye'nin tek taraflı operasyonunun yarar getirmeyeceği yönündeki açıklamaları ve CHP Genel Başkanı Baykal'ın terörle mücadele konusundaki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Bakan Gül, şöyle konuştu:
"Gerek hükümetin, gerekse devletimizin kararlılığı en üst seviyede. Bunun özellikle altını çiziyoruz. Tüm kurumlarımızın kararlılığı en üst seviyededir. Bundan kimsenin tereddüdü olmasın. İnanıyorum ki Kuzey Irak'a yönelik terörle mücadele konusunda çok önemli gelişmeler olacak. Tüm bunlar kamuoyu önünde konuşulan konular değil. Benim burada verdiğim cevap, yapılacak her şeyi başarısız çıkartır. Burada hükümetin kararlılığı en üst noktada. Bunu bilenler çok iyi biliyor. Genelkurmay Başkanı zaten bununiçinde. Bunun içinde olmayanlar da biliyor. Bunu ABD de, Irak da, herkes biliyor. "
"Hükümet ve askeri kanadın Irak politikasında bir görüş ayrılığı var mı?" sorusu üzerine Gül, "Muhakkak ki yekvücuduz. Ayrı ayrı plan programlarımız asla söz konusu değil. Nasıl o zaman terörle mücadele edebiliriz? Tüm bunlar siyasi talimatlar çerçevesi içerisinde. Meclis yetkisine ihtiyaç varsa başvurulur. Tüm bunlar beraber götürülen konulardır" dedi.
"BİZ KARARIMIZI KENDİMİZ VERİRİZ, BUNDAN HERKES EMİN OLSUN"
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, "Terörle mücadele konusunda ABD ve Irak'tan beklentiniz nedir?" şeklindeki soruya, "Biz kararımızı kendimiz veririz. Bundan herkes emin olsun" diye cevap verdi. Gül, bu konuda güvenlik birimlerinin hükümete tavsiyeleri doğrultusunda karar verdiklerini belirterek, "Dışarıdan telkin almaya ihtiyacımız yok" dedi. Gül, ancak terörle mücadelenin uluslararası bir konu olduğunu hatırlatarak, Irak'ta şu an ABD'nin hakimiyeti söz konusu olduğuna göre ABD'den bukonuda en üst seviyede beklentileri olduğunu söyledi. "ABD'den beklentileriniz istediğiniz düzeyde gerçekleşti mi?" sorusuna Gül, "İstediğimiz seviyeye ulaşacağını umuyorum, ama şu anda hala istediğimiz düzeyde değil" diye yanıt verdi.
Terörle mücadele konusunda ABD, Türkiye ve Irak arasında kurulan üçlü mekanizmanın kamuoyunda ABD'nin Türkiye'nin öfkesini yatıştırmak için kurulduğu şeklindeki iddiaların hatırlatılarak, üçlü mekanizmanın gerektiği gibi çalışıp çalışmadığı sorusuna Gül, "Türk hükümeti yatıştırılacak kadar saf değildir. Hepimizin bir noktası vardır. Test ettiğimiz bir süre vardır. Şüphesiz ki bu bizim hakkımızdır. ABD'nin Irak'ta terörle mücadelemize yardımcı olmasını istememiz bizim hakkımızdır. Onların terör örgütü kötüde bizimki iyi mi olacak? O zaman ya herkes kendi topraklarına hakim olur ya da onlar önleyemiyorsa bundan zarar gören biz önleriz. Burada zamanlama önemlidir. Bunların planlanması, yapılması, ayak üstü konuşulacak konular değil. Bunlar uzman kurumların tavsiyeleri doğrultusunda yapılacaktır" şeklinde konuştu.
Bakan Gül, Türkiye'nin Terörle Mücadele Özel Temsilcisi Edip Başer'in görevden ayrılmadan önce sözünü ettiği atılacak adımın ne olduğu sorusuna cevap vermeyerek, "Bunların doğası gereği açık konuşmak doğru değil. Susma hakkım değil, bizim için şakası olmayan işlerdir. Bu konuların titizlikle gitmesi için, netice alınması için konuşacağımız yerler farklıdır" dedi.
Türkiye'nin terörle mücadelede sabrının ne kadar olduğunun sorulması üzerine Gül, "Sabrımız bugün bile bitti. Bir askerimizin şehit olması bile sabrımızı taşıracak olaydır. Ancak yapılacak işin netice vermesi önemlidir. Bunun için muhakkak ki hazırlık, planlama, karar. Bunlar yine içinde olan, sorumlu olan birimlerin, tavsiyeleri doğrultusunda olacaktır" diye konuştu.
"TERÖR OLAYLARINA HAZIR OLMALIYIZ AMA KESİNLİKLE PANİK ÇIKARMAMAMIZ GEREKİYOR"
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın Ulus'ta meydana gelen patlamanın ardından büyükşehirlerde canlı bombaların olabileceği yönündeki açıklamalarının hatırlatılarak, Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı olarak bu tür saldırılara karşı ne tür tedbirlerin alındığının sorulması üzerine Gül, şunları kaydetti:
"Tabii Terörle Mücadele Yüksek Kurulu terörle mücadele eden kurum değil, koordinasyonu sağlayan kurumdur. Türk Silahlı Kuvvetleri, polis, istihbarat bu faaliyet ve operasyonları bu mücadeleyi yürütüyor. Bizim görevimiz bu faaliyetleri en iyi şekilde yürütülürken, buna her türlü desteği vermek, ihtiyaçlarını karşılamaktır. Onun için Maliye Bakanlığı bu kurumun üyesidir. Polisin, jandarmanın ihtiyaçları bütçe imkanları doğrultusunda karşılanmıştır. Karşılanmaya da devam edecektir. Burada terör örgütününfaaliyetlerini şöyle görmemiz gerekmektedir; terör örgütü bir taraftan bu tür saldırıları kendi ismiyle yaparken, bazen de paravan isimlerle organize ediyor. Halkın nefretini üstüne almamak için. Ulus'taki saldırının da böyle olduğunu görüyoruz. Polise göre bunu yapanlar yüzde 99 bölücü terör örgütü. Ancak bunu yapan kişinin kimliği ortaya çıktı. Bir süredir de bağlı olduğu örgütlerle ilişkisi kesik olduğu söyleniyor. Belli ki başka ilişkilere girmiş. Bunlara hazır olmamız gerekiyor, ama bir taraftan bu tümdünyanın gerçeği olduğu için kesinlikle bir panik çıkarmamız gerekiyor. Polis teşkilatı gerçekten büyük bir özveriyle çalışmakta, birçok olaylar önlenmekte. Bazıları açıklandı, açıklanmayan olaylar var. Şundan herkes emin olsun, polis, jandarma, Türk Silahlı Kuvvetleri en üst seviyede alarmda büyük fedakarlıkla bu mücadele devam ediyor. Halk olarak hepimizin bu mücadelenin arkasında durmamız gerekir. "
"IRAK'IN KENDİSİNE FAYDASI YOK Kİ BİZE OLSUN"
Irak hükümetinin Türkiye'ye terörle mücadele konusunda en üst düzeyde iş birliğine hazır olduğu yönündeki açıklamalarına ise Bakan Gül, "Kendilerine faydaları olmuyor ki bize faydaları olsun" diye karşılık verdi. Gül, Ulus'ta meydana gelen patlama ve verilen şehitlerden sonra ABD nezdinde bir temaslarının olup olmadığı sorusuna ise, "Hayır" diye cevap verdi. Kendisinin böyle bir teması olmadığına dikkat çeken Gül, ancak bu işle sorumlu birilerinin temasının olup olmadığını bilmediğini söyledi. Irak ÖzelTemsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelikkol'un önümüzdeki günlerde Irak'a gideceğini hatırlatarak, Başbakan Erdoğan'ın Irak Başbakanı Maliki'ye 'Sabrımız tükendi' diye bir mesaj gönderdiğini kaydetti.
KDP lideri Barzani'ye de benzeri mesajlar iletilip iletilmedi sorusuna Gül, Irak'ın içerisinde olan herkese mesajlar gittiğini belirterek, "Irak vatandaşı olan Irak hükümetinin temsilcilerine mesajlar gidiyor. Şüphesiz orada herkes Arap değil, Sünni var, Şii var, Kürt var Türkmen var. Herkesle konuşuluyor" cevabını verdi.
Röportaj sırasında Tunceli'de emniyet konvoyuna terör örgütü tarafından yapılan saldırı haberinin gelmesi üzerine Gül, "Operasyonlar olmazsa zaten hiçbir olmaz. Asker kışlasında oturur, polis merkezinde oturur. Sonra ne olur? Bu mücadelede kararlılığımız devam edecek" değerlendirmesini yaptı.
25.05.2007
Aynen öyle sayin Abdullah Gül !
J.P.Belmondo
26.05.07, 11:37
Köşk'ü halkın seçmesine vetoCumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, milletvekili genel seçimlerinin dört yılda bir yapılması ve Meclis'teki bütün oturumların 184'le açılmasını öngören Anayasa değişikliği paketi, Köşk'ten döndü.http://medya.zaman.com.tr/2007/05/26/sezer.jpg
İlgili Haberler
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/pics/nokta.gif
Damadından sonra özel kalem müdürü de CHP'den aday (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=544269)http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/pics/nokta.gif
Meclis, paketi Köşk'e iade edecek (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=544272)http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/pics/nokta.gif
[Bülent Korucu] Ya Sezer'in temsil yetkisi! (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=544318)
AK Parti ve Anavatan'ın oylarıyla Meclis'ten geçen paketi 15 günlük sürenin sonuna kadar bekleten Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, dün düzenlemeleri Meclis'e iade etti. Veto gerekçesinde ilginç yaklaşımlar ortaya koyan Sezer, Köşk'e çıkacak ismi halkın seçmesini sakıncalı buldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin meşruiyetini sorgulayan Sezer, temsilde adaletin sağlanamadığını, dolayısıyla bu kadar önemli bir değişikliği TBMM'nin yapamayacağını öne sürdü. Karara AK Parti ve Anavatan cephesinden sert tepki geldi. Meclis'in söz konusu paketi en az 367 milletvekilinin oyuyla aynen kabul etmesi durumunda Sezer, değişiklik kanununu onaylayabileceği gibi referanduma da götürebilecek. Sezer'in ikinci kez iade hakkı bulunmuyor. AK Parti yöneticileri ise veto kararı duyulur duyulmaz vekillere, "Ankara'dan ayrılmayın" talimatı verdi. Grup Başkan Vekili İrfan Gündüz, pazartesi ya da salı günü oylamayı yapabileceklerini söyledi.
Sezer, "Parlamenter rejimden sapma anlamına gelen, Devlet ve Ulus yaşamında çok önemli sonuçlar yaratacak bu Anayasa değişikliğinin, temsilde adaletin sağlanamadığı bir Meclis tarafından ve bu kadar kısa bir süre içinde, tartışılmadan, olgunlaştırılmadan yapılmasının uzun erimli ve giderilmesi olanaksız sakıncalar yaratacağı açıktır." dedi.
Sezer veto gerekçesinde, bu kadar sıkışık bir süreçte Anayasa değişikliğinin referanduma götürülmesinin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirterek referandum sinyali verdi. Cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilişkin Anayasa değişikliğinin cumhurbaşkanını seçemediği için derhal yenilenmesi gereken bir Meclis tarafından yapılmasını eleştiren Sezer, "Anayasa değişikliğinin gerektiğinde halkoyuna götürülmesi de göz önünde bulundurulduğunda, hem halkoylamasının, hem bu oylama sonucuna göre cumhurbaşkanının halk tarafından seçiminin, hem de genel seçimin neredeyse birlikte ya da üst üste yapılacağı bir gerçektir." ifadelerini kullandı. Sezer, böylesine önemli bir konunun, bu kadar sıkışık bir süreçte gündeme getirilmesinin haklı ve kabul edilebilir bir gerekçesi olamadığını savundu.
Anayasa değişikliğinin sadece cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle sınırlı kaldığını belirten Sezer, şöyle devam etti: "Anayasa'nın parlamenter sistem öngören hiçbir kuralına dokunmadan yalnızca cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin öngörülmesi, örneği ve uygulaması duyulmayan yeni bir sistem getirilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü bu sistem, bir yandan parlamenter modelden uzaklaşırken, öte yandan da başkanlık ya da yarı başkanlık modelinin temel özelliklerini taşımamaktadır." Sezer, kuramsal olarak uygulaması bilinmeyen bir sistemin ne gibi sorunlar yaratabileceğini kestirmenin güç olduğuna işaret ederek bu değişikliğin yaratabileceği sorunların rejimi sıkıntıya sokacağını ileri sürdü.
Veto gerekçesinde cumhurbaşkanını halkın seçmesinin sistemde iki başlılığa yol açacağını iddia eden Sezer, şu görüşü dile getirdi: "Bir yandan güçlü bir başbakan, bir yandan geniş yetkilerle donatılmış ve halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı nedeniyle yürütme organı iki siyasal istençten oluşacak, başka bir deyişle siyasal yönden iki başlı olacak ve yürütme erki sorunlu duruma gelecektir." Veto gerekçesinde yer alan görüşlerden bazıları şunlar:
Güçlendirilmiş yetkilere doğrudan halk istenciyle seçilmiş olmanın vereceği manevi gücün eklenmesi de, cumhurbaşkanını kolaylıkla siyasal sistemin egemen öğesi durumuna getirebilecektir.
Halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının, yine seçimle işbaşına gelen yasama organı ve yürütme organının siyasal kanadı ile aynı siyasal düşünce ve görüşte olması dengelenemez bir iktidar gücü yaratılmasına; tersi durum ise, çekişmelere ve devlet otoritesinin zayıflayıp bölünmesine neden olabilecektir.
Bu düzenleme, milletvekilleri ya da siyasal partiler uygun görmeden cumhurbaşkanı adayı olunamayacağını göstermektedir.
Cumhurbaşkanı adayını partilerin önermesi, cumhurbaşkanının yansızlığı ile bağdaşmamaktadır. Çünkü, halk genellikle kişiye değil, genel seçimlerde olduğu gibi siyasal partiye oy verecek, cumhurbaşkanı da seçimini sağlayan partiye olan gönül borcu nedeniyle yansız ve bağımsız davranamayacaktır.
İkinci kez seçilebilme kaygısı, görev ve yetkiler yerine getirilip kullanılırken ödün verilmesi ve baskılara boyun eğilmesi sonucunu doğurabilecektir.
Hikmet Sami Türk (Eski Adalet Bakanı):
Meclis'in yasa yapmasında engel yok
Bu Meclis'in yasa yapması ile ilgili hiçbir tereddüde yer yok. Anayasa çok açık. Yeni Meclis seçilinceye kadar mevcut Meclis'in yetkileri devam eder. Bu, cumhurbaşkanını seçemediği için 'derhal' yenilenmesi gereken Meclis için de geçerlidir. Anayasa'da açıkça yazıyor. Anayasa değişikliği paketini bu Meclis'in yapmaması gerektiği yönündeki sözler, siyasi etik bakımından söylenecek bir şey.
Prof. Dr. Ergun Özbudun (Anayasa Hukukçusu):
Yenisi seçilinceye kadar yetkileri sürer
Yenilenmesine karar verilen Meclis'in yetkileri yeni Meclis seçilene kadar devam eder. Milli Mücadele'den beri devam eden çok temel bir kuraldır. Türkiye hiçbir zaman Meclis'siz kalmaz. Bu düzenlemenin amacı budur. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in belirttiği 'derhal yenilenme' süreci de TBMM'nin elindedir. Seçim tarihini belirleyecek olan da şu anki Meclis'tir.
Prof. Dr. Yavuz Atar (Selçuk Üniversitesi-Anayasa Hukukçusu):
Görevi biten Sezer'in vetosu kadar yasal
Görev süresi biten bir cumhurbaşkanı görevine devam edip bir anayasa değişikliğini veto etmesi siyaseten uygunsa, hukuken varlığı süren bir Meclis'in anayasa değişikliğini yapması yadırganmamalı. Gerekçeyi hukuki bulmadım. Bu Meclis'in bir sonraki seçime kadar bir temsil ve meşruiyet sorunu yoktur. Meşruiyet tartışmaları demokrasimize zarar veriyor. Ankara, Zaman
26 Mayıs 2007, Cumartesi
Halkin secmesini istemiyorsunuz,meclisin secmesini de istemiyorsunuz,o zaman sizin alternativ tek bu dur!Bizim ekibimiz bir totalitär düsünceye sahip olan bir örgütür.Bu hep böyledi ve böyle kalacak?Istedigimizi yapariz,halk bizi ilgilendirmez,zaten bizim halkimiz degildir, bizim halkimiz örgütlenmis bir anti-demokratik düsüncege sahiptir,bunuda istedigimiz gibi kulaniriz!
Auch das wird ein Ende haben sayin Sezer, auch wenn sie dies irgendwann nicht mehr mitbekommen sollten.
Ihre Zeit und ihres " Gehirnwäscheapparats" ist abgelaufen!
Auch das wird ein Ende haben sayin Sezer, auch wenn sie dies irgendwann nicht mehr mitbekommen sollten.Ihre Zeit und ihres " Gehirnwäscheapparats" ist abgelaufen!
Es wird auf Zeit gespielt. Das ist wahr. Das Ausnutzen der vollen 14 Tage von Sezer obwohl bereits vorher schon klar war das er das "zurückschicken" würde ...
Aber so allmählich kommen sie in Erklärungsnot , warum ein Staatspräsident mit gleichen Vollmachten nicht vom Volk gewählt werden sollte. Die Begründung an sich ist lächerlich, "die Teilung der Staatsführung",was aber auch ein Eingeständnis ist und zwar dafür,das sie im Grunde bereits geteilt ist ... Die letzten Jahre haben das zur Genüge bewiesen ...
Tezic hat es ja bereits ausgedrückt als er sagte das "die politische Mehrheit den Staat regieren wolle" ... Da fragt man sich natürlich wer regiert und mit welcher Berechtigung ...
J.P.Belmondo
26.05.07, 13:00
Anavatan Sezer'e sert çıktı: Rejim değişecek, demokrasi gelecekAnavatan Grup Başkan Vekili Süleyman Sarıbaş, cumhurbaşkanını halkın seçmesini de öngören Anayasa değişikliği paketini veto eden Cumhurbaşkanı Sezer'e sert tepki gösterdi.http://medya.zaman.com.tr/2007/05/26/demokras.jpgAnavatan Grup Başkan Vekili Süleyman Sarıbaş Cumhurbaşkanı'nın veto gerekçesindeki, "Cumhurbaşkanını halkın seçmesi egemenlik yönünden sistemle bağdaşmaz." ifadesini eleştiren Sarıbaş, "Cumhurbaşkanı, 'rejim değişir diyor'. Biz de diyoruz ki rejim değişecek. Bu düzen değişecek. Halk, rejimi değiştirecek. Cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle bürokratik devletten demokratik devlete geçilecek. Milletin dediği olacak." dedi. Anavatan olarak, 20 milletvekili ile Meclis'e ikinci defa gelerek Anayasa paketini destekleyeceklerini açıklayan Sarıbaş, "Sapasağlam durduğumuz yerdeyiz. Görüşümüzde hiçbir değişiklik yok. Anayasa paketine Meclis'te yine sahip çıkacağız. Yeter ki AK Parti kaçmasın. Kıvırmasın." ifadelerini kullandı. Ankara, Zaman
26 Mayıs 2007, Cumartesi
Halk zaten Milletvekilerini seciyor, Cumhurbaskanini secip ne yapacak?
AKP`nin nur yüzlü Amca`nin oglunu mu secsin?!
Tüm Kaleleri AKP`nin eline vermek ne kadar mantikli olur, hem ne kadar Demokratik olur?
Vallahi Demokrasi Anlayisiniz bu ise ben almiyim.
Bülent Arinc`i da Cumhurun Reisi yapacaklardi ya daha ne diyim!
Yav zaten AKP Anketlere gör eyine birinci cikacakmis, ilerde kendileri secerler Cumhurbaskanini oluverir. :lach:
eyup_gokhan
26.05.07, 13:24
Halkimizda bu kadar Akp düsmanligi varken, sanli mitinglerle bu Akp düsmanligi bir cig gibi büyüyorken, statükonun tek basina iktidari icin son engel olan "solda birlik" meselesi de cözülmüsken niye korkuyorlar ki halkin Cumhurbaskanini secmesinden? Devletbaskanlarimiz cok oldu da, belki de ilk kez "CUMHUR"baskani secilecek cumhur tarafindan. Merak etmeyin, "halkimiz gericilere gecit vermez". Öyle demiyorlar mi ? :) Halk secerse yoksa Sezer gibi birini secmez mi ?
Halk zaten Milletvekilerini seciyor, Cumhurbaskanini secip ne yapacak?
O kadar basit degil.
Bu 367 ile ele firsat verdiniz. SHimdi halk sececek. Halkdan neden bu kadar korkuyorsunuz ki?
Nursuz suratli bir daha sectiremiyeceginiz icin mi?
Seviyeyi düsürmiyelim, ben Nur yüzlü Amca`nin Oglu dedim.
Bunu neden hemen baskasina saldirma gerekcesi gösteriyorsun?!
Korkmak ile ne ilgisi var bunun, sen korkuyormusun Siyaset de hersey yolunda gitmezse?
Türkiye´nin yanlis yapma lüksü yok, geriye gitmeye hic lüksü yok.
Ben Bartholomeus`un Cumhurbaskani olmasini istemiyorum, sen istiyormusun?
J.P.Belmondo
26.05.07, 14:36
[quote=General43;337473]
Ben Bartholomeus`un Cumhurbaskani olmasini istemiyorum, sen istiyormusun?
"Bartholomeus" türk vatandasi degil mi?
Biz AKP ´ciler irka, dine,basörtü,dünyagörüsü-neymis-buymus seylere bakmiyoruz.türkiyenin tüm halkinin kimligine saygimiz var.Türkiye yi en iyi sekilde temsil edeni,en iyi egitime sahip olani destekleriz!
Bartholomeus cok zeki ve akili bir orthodox önderidir!
benim icin hic sorun degildir,cumhurbaskani olmasini,yeterki halkina sahip ve saygisi olan birisi olsun!
Sezer bunlari Veto eti, benim icin demokrat degildir!:türkiye:
J.P.Belmondo
26.05.07, 14:43
[quote=General43;337473]
Türkiye´nin yanlis yapma lüksü yok, geriye gitmeye hic lüksü yok.
Ich weiss nicht von welchem Luxus du redest?
Sie können sich soger den Luxus leisten,ihre vom Volk gewählte Repräsentanten Tätigkeit nach belibigem zu unterwandern(Die CHP hat es vorgemacht mit einem Komplott).
Hier wird systematisch sich der Luxus geleistet, die Regierungspartei mit anti-demokratischen Mitteln zu boykotieren!
Welchen Luxus leistet sich die Türkei NICHT!
wer terroristen eine amnestie gewährt,der bekommt sicherlich nicht meine stimme...
Seviyeyi düsürmiyelim, ben Nur yüzlü Amca`nin Oglu dedim.
Bunu neden hemen baskasina saldirma gerekcesi gösteriyorsun?!
Korkmak ile ne ilgisi var bunun, sen korkuyormusun Siyaset de hersey yolunda gitmezse?
Türkiye´nin yanlis yapma lüksü yok, geriye gitmeye hic lüksü yok.
Ben Bartholomeus`un Cumhurbaskani olmasini istemiyorum, sen istiyormusun?
Ne o , Bartholemeus secilme shansi olur mu dersin?
Yada A.Gül ile Bartolemeus arasinada fark yok mu demek istiyorsun?
Tanimadigim,bilmedigim,ortada görünmeyen "meclislerin" Türkiye icin karar verecegine Türk halkin kararini tercih ederim ...
Sanki siyasette shimdiye kadar her shey "yolunda gitmish" gibi konushuyorsun ... :brüll:
Halka güvenmesini ögreneceksiniz ... Bu halk kurtulush savashini verdi, bu halk cumhuriyeti kurdu ,ama maalesef yetki verdikleri kishiler zamanla bu halki begenmez oldu ...
Yeter artik , halki begenmezseniz cekip gidin YaHu!
[quote=General43;337473]
Ben Bartholomeus`un Cumhurbaskani olmasini istemiyorum, sen istiyormusun?
"Bartholomeus" türk vatandasi degil mi?
Biz AKP ´ciler irka, dine,basörtü,dünyagörüsü-neymis-buymus seylere bakmiyoruz.türkiyenin tüm halkinin kimligine saygimiz var.Türkiye yi en iyi sekilde temsil edeni,en iyi egitime sahip olani destekleriz!
Bartholomeus cok zeki ve akili bir orthodox önderidir!
benim icin hic sorun degildir,cumhurbaskani olmasini,yeterki halkina sahip ve saygisi olan birisi olsun!
Sezer bunlari Veto eti, benim icin demokrat degildir!:türkiye:
Yani Ekümenik ilan edilmis bir Patrigi onayliyorsun, ben onaylamiyorum.
Patrikhaneyi birak da öyle gel geleceksen diyorum, bulundugu konum bana Cumhurbaskani olmasi icin müsait gelmiyor.
Bartholomeus`a salak da demedim, aksine haddinden fazla akili!
Ben irkci mi veya asiri Dinci mi oluyorum onu o makam da istemezsem?
Benim anlayisima ters bir kere, ben Cumhurbaskani olarak ne bir Ahmedinejad görmek istiyorum, ne de bir Bartholomeusu.
Ilerde olasi bir kritik konu üzerinde tarafli veya provokatif bir Aciklama yaparsa haliyle Dini Kimliklerine vurgu yapilir.
Cankaya`ya Boynunda Hac ile dolasirsa ilk önce AKP Secmeni bas bas bagirir.
Öyle gavur Izmir demesini iyi bilen secmen`den bahsediyorum...
Türkiye`ye de Türk Vatandasi olan herkes Cumhurbaskani olabilir, ama Cankaya da bir Dini Sembolize eden görüntüler yer almamali, cünkü Cumhurbaskani tüm Vatandaslarini temsil ediyor neticede.
Bartholomeus Hac takip ciksa, Kaos`a davet cikarir gibi olur, bunun Hösgörü veya Dinlerarasi Diyalog ile Aciklanabilecegi tarafi da yok, yoksa bana ne Cankaya`nin cikacagi kisinin Dininden....
Yani Ekümenik ilan edilmis bir Patrigi onayliyorsun, ben onaylamiyorum.
Patrikhaneyi birak da öyle gel geleceksen diyorum, bulundugu konum bana Cumhurbaskani olmasi icin müsait gelmiyor.
... yoksa bana ne Cankaya`nin cikacagi kisinin Dininden....
Ekumenik ilan mi edilmish? Ne ara , ne zaman ... atlamishim herhalde,yoksa alttaki yazidan mi bahsediyorsun ... Sana ne müsait gelir gelmez kimseyi ilgilendirmez,kanunlar ve netice itibariyla halk ilgilendirir ... Bartolemeus gibi birinin secilebilecegine inaniyorsun , daha sana ne diyeyim ...
Sen halki´da onaylamiyorsun ... Peki seni/sizi kim onayliyor acaba ?
http://www.tepkimiz.net/index.php?option=com_content&task=view&id=321&Itemid=30
T.C. CUMHURBAŞKANI SAYIN A. NECDET SEZER
PATRİĞİN EKÜMENİKLİĞİNİ TANIDI!...
GENÇ PARTİNİN BAŞKANI CEM UZAN'DA
BAŞPAPAZIN EKÜMENİKLİK TÖRENİNE KATILDI!!!...
http://www.tepkimiz.net/images/stories/resimler/papa%20ve%20cumhur.jpg
Fener Rum Kilisesi başpapazı Bartholomeos'un 17 Mayıs 2007 günü Brüksel'de yapılan toplantıya İstanbul'dan "Yeni Roma Ekümenik Patrikliği" sıfatıyla temsilci göndermesine tepki gösterilmiş... Aynı başpapaz, Danıştay saldırısının olduğu, yani 17 Mayıs 2006 günü de Bürksel'de yine aynı sıfatla Kıbrıs Rum Kesimini başpiskoposluk sorununu görüşmek için gitmişti. Neden tepki göstermediniz?
- Neyse, kim tepki göstermiş?
Papa'nın 28-30 Kasım 2006 tarihlerinde İstanbul ziyaretinde, hedef şaşırtarak dikkatleri Aya Sofya'ya çeken Aytunç ALTINDAL gösterdi... Saidi Kürdi'nin eserlerinin reklamını yapan Yeniçağ gazetesi de "PAPAZ İSTEDİĞİNİ ALDI" başlığını atıp haber yaptı...
Türkiye topraklarında Fener Rum Kilisesi'nin "ortak" olacağı siyasal bir sistem planlanmaktadır!!! Bu planın en önemli ayağı, laik cumhuriyetten yana ve Atatürkçülüğü ile tanına sayın SEZER sayesinde Papa'nın Türkiye'ye davet edilmesi ile sağlandı... Ve Papa'nın 30 Kasım 2006 günü Fener Rum Kilisesinde katıldığı Aziz Andrew Yortusu ile gerçekleşti... Papa bu yortuya katılarak, İstanbul'u (Yeni Roma Ekümenik Patrikliği) doğu Ortodoks kiliselerinin başı olarak tanıdı ve onay verdi. Bu oyun cumhurbaşkanlığınca bilinmesine rağmen, Papa laiklikten ve cumhuriyetten yana olan bir cumhurbaşkanı tarafından davet edildi. AKP Hükümet ise olanlara sesiz kaldı!!!
Başpapazın ekümeniklik sorun "...ortadan tamamen kalkmıştır" diyen Aytuç ALTINDAL'ın tepkisine istinaden, Türkiye'nin ALTINDAL tarafından kandırılmasına ve uyutulmasına çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Papa'nın, 29-30 Kasım 2006 tarihinde başpapaz ile olan bulaşmasının üstünü örten, Türk kamuoyununu yanlış yöne, yani Aya Sofya'ya bakmasını sağlayan Aytunç ALTINDAL, dünde (Nisan 1994) görevini ifşa ederken kendisine soruldu. "...Kemalist laik sistemin tıkandığı söylenebilir mi?" -
ALTINDAL "...bu sistemin kendisi bile bizim değil. Biz kendimize göre bir sistem kurmuş oluruz da o sistem tıkanır... İslam aleminin bugün acilen hilafete müessesesine ihtiyaç var. Çünkü, halifesiz İslamiyet böyle param parça gidiyor..." derken. "Eski solcu, gazeteci ve yazar Aytunç ALTINDAL'ın salonu dolduran 30 bin kişiye Refah yemini ettirmesi ve oylarını RP'ye verecekleri yolunda defalarca söz alması ilginç karşılandı." (Bkz: 12 Haziran 1994 Cumhuriyet Gazetesi ve Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni Osmanlı Tuzağı. s. 270)
Aradan bir süre daha geçti. Tarihler 28 Kasım 2006 oldu. Aynı Aytunç ALTINDAL, bu sefer Refah Partisi ile İstanbul'daki başpapazın ekümenikliğine karşı durmak için yine meydandaydı. Aslında A. ALTINDAL Laik Cumhuriyetin tezleri ile patrikhanenin üzerine gitmesi gerekirken, başpapazın hilafeti ile İslam hilafeti arasında tercih yapmıştı... Her zaman olduğu gibi bu karşı duruşta da hile vardı...
Bir dönemler İslam aleminin bugün acilen hilafet müessesesine ihtiyaç var, diyen ALTINDAL'ı, koltuğunda Protestan Kuran ile dolaşanlardan hiçbir farkı yoktu... Hedef, Türkiye'nin bir din devletine dönmesi ve hilafet müessesesi değil, İSLAMI PROTESTANLAŞTIRMAKTIR!!! Bunu ben söylemiyorum kendileri söylüyorlar.
Gün, dünün hilafet isteyenleri ile ekümeniklik isteyenlerin bulaşma günüdür... Bunların söylem ve icraatları; gerçeklerin gizli kalması ve açığa çıkmaması için sarf edilmiş sözler, ışıltılı sahnelerde hızla hareket ederek göz yanılgısı yaratan sihirbazın hileleri vardır.
Çooook profesyoneller. Yeri gelmişken belirtelim, TBMM çatısı altında Türkiye'de irticai tanımlamaya çalışan ANAP'ın genel başkanı (DP'ye katılan), bakanlık yaptığı dönemde"inanç turizmi belediyeler birliği" kurmaya teşebbüs etti. Sanırım seçim meydanlarından "Yalvaç ve İnanç Turizm" konusunda ayrıntılı bilgi veriri... GP'nin genel başkanı sayın Cem UZAN, belki gözden kaçtı, 30 Kasım 2006 günü Bartholomeos'un özel konuğu olarak ekümenikliğinin tanındığı Aziz Andrew yortusuna katıldı!!!
"Burada unutulmaması gereken; günümüzde de anlam bütünlüğünü bozan bir gerçeğe dikkat çekmek istiyorum. Roma İstanbul'u başkent yaptığında bu kentin adıBizantion' olarak biliniyordu. Yani çok bilinen Bizans yalnızca bir yerleşim bölgesinin adıdır. Tarihte Bizans diye bir millet yoktur. Bizantion' Roma'nın Doğusunun yönetim merkezidir. Bu yer Roma ile birlikte ilk önce NEA (Yeni) ROMA olarak anıldı. Daha sonra da Roma İmparatoru I.
Constantinus-Konstantinos, kentin adını kendi adı ile özdeşleştirerek Constantinopolis- Konstantinopolis olarak ilan etti. İşte bu nedenle de İstanbul'daki kilise papazı haklı olarak kendisini hala Yeni Roma Ekümenik Patriği olarak tanımlamaktadır. Kendisi için yaptığı bu tanımlama ekümeniklik eki hariç doğrudur...
Bugün işgalci Roma İmparatorluğunun mirasçısı olarak Türkiye'de kalan Fener Rum Kilisesi, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile varlığını, yetkisini ve sorumluluğunu büyük ölçüde yitirdi...Zaten yeni kurulan Cumhuriyet'in laiklik temelinde yükselmesi ile bu kurumun tarihteki alışkanlıklarını sürdürmesi olası değildi. Değişen şartlar patrikhanenin kaybettiği bu tarihi rolünü yeniden elde etmek için önceleri umut vermese de, 1949 yılında ABD'den getirilen ithal patrik Athenagoras ile başlayan süreç patrikhaneyi yeniden eski günlerine dönme konusunda umutlandırdı...
Umudun kaynağı ise din ve siyaset birbirinden ayrılmaz. Dünya meselelerini halletmek hususunda seçeceğimiz yol, dini görüştür' diyen ABD'ydi..." (*)
Aradan zaman geçti ve Yeni Roma Patriği (bence sözde) 28-30 Kasım 2006 tarihlerinde gerçekleşen Papa davetini T.C. Cumhurbaşkanı sayın A. Necdet SEZER'e yaptırdı. Söz konusu ziyaret gerçekleşti. Bunun anlamı; T.C. Devletini, başta egemenlik hakları olmak üzere, Anayasaya ve Lozan'a rağmen ilkesizce yönetenler, Yeni Roma Patriğini ekümenik olarak tanıyor, demektir...
Eğer İsmet İNÖNÜ hayır dese, ATHENAGORAS bir günde Türk vatandaşı yapılarak patrik olur muydu?
- Olmazdı.
Eğer A. Necdet SEZER hayır dese, PAPA 28-30 Kasım 2006 tarihinde Bartholomeos'un konuğu olarak Türkiye'ye gelebilir miydi?
- Gelmezdi.
İşte size gerçekler... Ve o çok söz edilen ATATÜRK'ün makamı... Diğerlerini sanırım anlatmaya gerek yok...
(*) Muammer KARABULUT, KİN KAPISI s. 34-35
HATIRLA EY HALKIM !.. ( Yorum yok )
Bekir Coşkun: Başarılı başarılar...
Bekir COŞKUN
BAKANLAR Kurulu bu başarıya çok sevindi...
Başbakan ‘‘Bu olumlu gelişme gösteriyor ki, hükümetimiz başarısını kanıtlamıştır..."" dedi...
Bakanlar ‘‘Çakk..."" diye, yanlarındaki bakanların avucuna avuçlarını vurdular...
Başbakan devamla:
‘‘Koalisyon hükümeti olarak bizim başarımızı çekemeyenlere verilecek en güzel yanıt bu... Bu başarıda başarısı olan sayın bakan arkadaşlarımı başarılarından dolayı kutluyorum, başarılı başarılar...""
Bakanlar yeniden birbirlerine ‘‘Çaakk..."" yaptılar...
*
Neydi bu başarı?..
İngiliz International Financial Review adlı ekonomi dergisi, Türkiye"ye bir birincilik ödülü verdi:
‘‘En iyi borçlanan ülke ödülü...""
Paris"teki ödül törenine Hazine Müşteşarı Selçuk Demiralp katılarak ödülümüzü kimin elinden aldı, okumuşsunuzdur:
Ünlü komedyen Rory Bremner"in...
*
Buraya kadarını zaten medyadan izlediniz, ben dönüyorum kabineye:
Başbakan ‘‘Bakan arkadaşlarıma başarılı başarılar..."" dedikten sonra, Devlet Bahçeli"nin kulağına eğilerek:
‘‘Ekonomi kurtuldu, Türkiye kalkındı, enflasyon düştü, halkın yüzü güldü, hükümetimiz başarılı başarılar elde etti de onun için mi ödül verdiler?..""
Bahçeli:
‘‘Hayır, en iyi borç alan ülke olarak...""
Başbakan gözlerini iki kere kırpıştırdı:
‘‘...Herkes gördü ki hükümetimiz içerde olduğu gibi dışarda da ödüller almaktadır... Bunu içine sindiremeyenler olacaktır... Ben arkadaşlarımızı kutluyorum...""
Maliye Bakanı ile Devlet Bakanı, ters yönde kol kola girerek, futbol taraftarlarının yaptığı gibi birbirlerinin etrafında dönerken ‘‘En büyüüük Türkiyee..."" diye marş söylediler...
Diğer bakanlar ise ellerini birbirlerinin omuzuna atıp, durdukları yerde zıplayarak önce ‘‘Oley oley oley..."" diye bağırdılar, Hüsamettin Özkan amigo olarak ‘‘Nasıl başardııık?.."" diye sorunca, bu kez hep bir ağızdan haykırdılar:
‘‘Goley goley goley...""
Ve timsah hareketine geçildi...
En önde Tunca Toskay, masanın etrafında timsah yaptılar...
Başbakan onlara ‘‘Başarılı başarılar..."" dedi...
20 ocak 2001
**
Bekir COŞKUN
‘‘62 yaşında, kör ve kötürüm bir yaşlı kadına tecavüz etmek istedi, başaramayınca kadını öldürdü, iki küpesini, bir yüzüğünü aldı, polis katili yakaladı, bayramdan önce cezaevinden çıkmıştı.""
Haber bu kadar.
Aslında bu kadar değil.
Bu haberin ucu yok, bucağı yok.
Anlatsam köşem yetmez.
Kitaplar dolusu yazsanız, yazsanız, yazsanız... Belki de anlatamadığınız şeyler kalacak.
Haberin bir ucu rejime, bir ucu sisteme, bir ucu iktidara, bir ucu Meclis"e, bir ucu hukuka, bir ucu topluma, bir ucu ahmaklığa, bir ucu salaklığa, bir ucu aptallığa, bir ucu soysuzluğa dayanıyor.
Haber aslında bir cinayeti değil, bir ülkeyi anlatıyor.
Yaşlı, kötürüm, gözleri görmeyen bir zavallı kadının iki uyduruk küpesi, bir kötü yüzüğü için bir manyak tarafından öldürülmesinin ötesinde, bir devletin dramının haberi.
*
Doğrusunu isterseniz kaç gündür polis haberlerine bakmak bana eziyet veriyor.
Gökten, aftan yararlanıp çıkanların işledikleri irili ufaklı suçların haberleri yağıyor.
İşte; tüm İstanbul gençliğini berbat edecek kadar uyuşturucu. Üst üste dizilmiş torbaların arkasında birisi boynunu bükmüş, uyuşturucuları taşıyan-satan suçlu.
Fotoğrafın altında gerçek başlık:
‘‘Aftan yararlanıp çıkmıştı.""
Soygun, gasp, saldırı...
Devletin savcısı ‘‘Kapılarınızı kapatın, pencerelerinizi iyi örtün"" diye iyi insanları uyarıyor.
*
Müjde Rahşan...
Hukuk-adalet yok edildiğinde, hep böyle olur.
Kan-gözyaşı-feryat dinmez.
Çünkü ödüllendirilmiş suç, masumların cezalandırılmasıdır.
Cebindeki harçlık için uyuşturucuya alıştırılan çocuklar, kolundaki çanta için yerlerde sürüklenen kadınlar, cüzdanındaki para için vurulan insanlar, kulağındaki küpe için öldürülen yaşlılar, bir histeri ve cinnetin sokaklarına egemen olduğu zavallı ülke.
İşte kan-gözyaşı-çığlık.
Müjde Rahşan...
Müjde...
5 ocak 2001
**
Bekir COŞKUN
YAZARLAR-çizerler, ekonomistler, televizyonlara çıkınca önce ‘‘yeniden atılım için krizin bir şans"" olduğunu söylüyorlar.
O zaman iyi ki battık.
Doğrusunu isterseniz ben batmanın bu kadar yararlı ve iyi bir şey olduğunu düşünmemiştim.
Nitekim Türkiye batınca bakın neler oluyor:
‘‘Yeni ufuklar...""
‘‘Büyük atılım başladı...""
‘‘ABD yanımızda...""
‘‘IMF"den tam destek...""
‘‘Dünya Bankası arkamızda...""
‘‘Yabancı sermaye geliyor...""
*
Ben ise ülkemizi batıranların niye yıllardır baştacı edildiklerini ve her zaman saygın yerlerini niçin koruduklarını, yeni yeni çözüyorum:
Batırmaktan...
Elbette batıranlar, toplumun önüne yeni yeni ufuklar açtıkları için çok başarılı sayılmalılar.
Başta Ecevit, Bahçeli, Yılmaz gibi batırıcıların, bohçalarını toplayıp gitmemeleri için bir yandan akıllı bir kampanya sürerken, öte yandan batmanın bize getirdiği bulunmaz nimet Kemal Derviş"in topluma sunulması yeni ufuklar açıyor.
Misal; ilk seçimlerde akıllı bir aday adayı, kürsüye çıkıp büyük bir atılımı vaat edemez mi:
‘‘Eğer ben de bu memleketi batırmazsam...""
*
İtiraf etmeliyim; bir büyük batak ve kepazeliğin, bir büyük başarıya ve prime dönüştürülebileceğini hiç düşünmemiştim.
Bakın:
Türkiye"yi basiretsizliği ile batıran bu iktidarın düşürülmesi düne göre daha zor değil mi?..
Daha zor.
Çünkü tam yeni ufuklar açılmışken...
Derviş gelmişken...
IMF, Dünya Bankası, ABD arkamızdayken...
Eğer Ecevit ve iktidarı memleketi batırmasalardı... Koca ulusu hayal kırıklığına ve hüsrana uğratmasalardı, bu olanakları asla ve asla göremeyecektik.
Demek ki kriz bir şans.
O zaman dualarınızı eksik etmeyin.
İyi ki battık...
21 mart 2001
**
Bekir COŞKUN
‘‘CASA""nın Türkçe okunuşu ‘‘Kasa""dır...
Aslında uçakların adı ne olursa olsun, anlamı yine de ‘‘Kasa"" olacaktı...
Çünkü bu ülkede her şey kimi kasalara endekslidir ve her rezilliğin altından birilerinin kasası çıkar...
Dolan kasalar...
Dolup taşan kasalar...
Otoyollardan enerjiye, kamu bankalarından doğal gaza, özelleştirmeden kamulaştırmaya, ihracattan ithalata, ihaleden tahsisata, dağdaki taştan Meclis"deki koltuklara kadar...
Tümü kasa işidir...
Ama öbürleri uçup da düşmedikleri için hırsızlıklar gizli-saklı unutulup gidiyor...
Diyelim ki otoyollar uçsaydı...
Ya da kamu bankaları havalansaydı...
*
Casa kazası olduğu günden bu yana, nedense yutkunup ama şehitlerin törenleri sürerken yazmak istemediğim bir şey:
Bu uçakların alındığı günlerde ben Sabah Gazetesi"nin Ankara Temsilcisiydim... Casa rezaletini araştırıp Sabah"ta ortaya koyan, sonra o hırsızlığı kitap yapan Nezih Tavlaş ise en iyi muhabirimiz...
Zaten kitap, bütün hırsızlığı ortaya döktükten sonra, benim bir yazımdan alıntıyla bitiyor...
Bütün kanıtlar ortadaydı...
Rüşvet dağıtma bantları, uçakların sakatlığına ilişkin raporlar, kimlere para dağıtıldığının kanıtları, Meclis"te sahte imzayla geri çekilen soru önergeleri...
İşin içinde; ANAP iktidarının bir bakanı, iktidara yakın bir işadamı, göz göre göre vurgunu savunan, ört-bas eden siyasetçiler...
(Casa olayı, sırf Türkiye"deki soygunların boyutlarını göstermek açısından değil, ortaya çıkmış soygunların nasıl ört-bas edildiğini göstermek açısından da iyi bir örnek...)
O zaman kimsenin kılı kıpırdamadı...
Ne TBMM umursadı, ne savcılar, ne teftiş kurulları...
Zaten Nezih Tavlaş"ı sonradan kovdular, bir daha da iflah olmadı...
Peki şimdi ‘‘Şehitlerimizi bağrımıza gömdük"" ne oluyor?..
*
Nedir bağrımıza gömülen?..
Şehitler mi?..
Yoksa o şehitleri göz göre göre ölüme yollayan bir yüz karası hırsızlık mı?..
Hangisi?..
22 mayis 2001
**
Ahmaklık evrenseldir...
ENDONEZYA"nın adına en çok uluslararası istatistiklerde rastlarız; gelir uçurumunda, yolsuzlukta, Türkiye"nin ya bir altında, ya bir üstünde...
Bu istatiksel komşuluktur...
Zaten haberlere göre de; Endonezya"nın başındaki adam, görevden alındığında uyuyordu...
Daha çok toplantılarda uyumayı tercih eden Başkan, genelde toplantıların bitimine doğru uyandığında her zaman sordu:
‘‘Taban nasıl?..""
Diyelim ki IMF heyeti ile yaptığı toplantıda (Çünkü onların da IMF"si var), IMF heyeti başkanı fırlayıp ‘‘Taban alınan kararlardan mutlu"" derken, Başkan"ın yaverleri, her zaman ellerini sokup tabanın kuru olduğunu bildirdiler:
‘‘Taban kuru ekselansları, işememişsiniz...""
Ancak Başkan bu kez kaçırdı...
Demokrasinin içine etti...
Ve ülkesini ara rejime sürükledi...
*
Tam 21 ay önce, halk onu ‘‘Sosyal adaleti sağlayacak, yolsuzlukları önleyecek, çalışanları mutlu edecek"" umuduyla seçmişti...
Ama o yürümekte bile zorluk çekiyordu ve unutuyordu...
Yanındakilere sık sık ‘‘Ben nerdeyim, siz kimsiniz, bu ebleh suratlı adam (IMF Başkanı için) niçin bana bakıyor?.."" sorularını sormaya başladı...
Ve aldığı iyi cevaplara memnun olup, hemen uyudu...
Endonezya"nın yüzde 80 Müslüman olan halkının desteğini sağlamak için birçok Fethullah Hoca"sı vardı...
Bir de uyuduğunda onu uyandırmakla görevli Hüssam"ı...
Ama olmad&nSiyasetçilerin dokunulmazlığının yeniden çizilmesi, liderler diktasının bitmesi, Siyasi Partiler Yasası"nda, Seçim Yasası"nda köklü değişikliklerin yapılması, vesaire için.
Önümüzdeki günler fenalaşmalarla dolu.
DSP milletvekillerinin ağlamaktan fenalaşmasına neden olan konuşmasında, Ecevit"in kimi fena niyetlerden söz ederek ‘‘Onu telaffuz bile etmek istemiyorum"" dediği işte bu.
Fenalaşan rejim...
**
Haydi simdi istediginize oy verin
J.P.Belmondo
28.05.07, 12:31
Sezer'in Başbakan'a bakarken gözlerindeki nefret milletin birliğini temsil etmiyorVeto edildiği için Cumhurbaşkanını halkın seçmesini de içeren paketin TBMM'de yeniden görüşülmesi tartışmalı geçiyor. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde 367 cephesine karşı direnerek TBMM'deki oylamaya katıldığı için DYP'den ihraç edilen Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan, "Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, "Halk seçerse rejim tehlikeye girer demiş.http://medya.zaman.com.tr/2007/05/28/sezer1.jpgÇıkın bir anlatın bakalım. Cumhurbaşkanı ulusun birliğini temsil eder diyor. Gösterdiğim fotoğrafa bir bakın. Bakışındaki kin ve nefrete iyi bakın. 70 milleti temsil ediyor mu? Bu ülkenin başbakanına nasıl bakıyor. Halkın birliğini temin edebilir mi? Cumhurbaşkanı görev süresi dolduğu halde yetkileri kullanırken, Meclise görev süresi doldu demek yakışır mı? Kafalarında hep çatışma düşüncesi var." dedi.
28 Mayıs 2007, Pazartesi
.....Sooooooooo wirst du kucken, wenn mann dich aus deiner Funktion als "MASON" ablöst und dich dahin schickt wo du gerade dein Domizil baust, dort kannst du mit deinem Chauvinistischen-Brüdern(Evren...)weiterhin Monopoly spielen.........Bir zaman seninle Gurur duyuyordum, simdi nefret ediyorum sezercigim!
Sezer'in Başbakan'a bakarken gözlerindeki nefret milletin birliğini temsil etmiyor
...dedigi icin meclisde bir de yumuruklu kavga cikmish.
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/TBMM'de%20yumruklu%20kavga/08.jpg (http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=2345&p=9&rid=2)
Tabi ki milletvekilini susturmak isteyenler devlet partisine mensub CHP´li vekiller, Cumhurbashkanlarini kendince savunuyorlar ...
Eleshtiriye dövmek ile cevap veren tek parti , zira söylecek bir sheyleri yok ...
J.P.Belmondo
28.05.07, 14:52
...dedigi icin meclisde bir de yumuruklu kavga cikmish.
http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages/Foto%20Haber/TBMM'de%20yumruklu%20kavga/08.jpg (http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=2345&p=9&rid=2)
Tabi ki milletvekilini susturmak isteyenler devlet partisine mensub CHP´li vekiller, Cumhurbashkanlarini kendince savunuyorlar ...
Eleshtiriye dövmek ile cevap veren tek parti , zira söylecek bir sheyleri yok ...
Jau ABI, bunlar resmen Hükümeti darbeye götürüyorlar! Allahima güveniyorum bunlarin cezasi elbette kesilecek-dönek Baykal ve ihtilalcilari Hukukun ruhunu hisedecekler,27 Mayis unutulmadi sayin CHP Vekileri !
J.P.Belmondo
28.05.07, 14:57
PolitikaSon Dakika - 12:00Meclis'te 'Sezer'in gözündeki nefreti' sordu, yumruklar havada uçuştuAnayasa değişiklik paketinin görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu'nda Denizli Milletvekilili Ümmet Kandoğan ile CHP'liler arasında Cumhurbaşkanı Sezer tartışması yaşandı.http://medya.zaman.com.tr/2007/05/28/gergin.jpg
Multimedya
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/pics/haber_foto.pngYumruklar konuştu (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=545020#)
Anayasa değişiklik paketinin tümü üzerinde kişisel görüşlerini açıklayan Ümmet Kandoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 19 Mayıs törenleri sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sert bakışını yansıtan fotoğrafı TBMM Genel Kurulu'nda gösterdi. Halkın birliğini temsil eden bir Cumhurbaşkanı'nın halkın seçtiği Başbakan'a bu derece sert bakmasının tahlil edilmesini isteyen Ümmet Kandoğan, "Halk seçerse rejim tehlikeye girer demiş. Çıkın bir anlatın bakalım. Cumhurbaşkanı ulusun birliğini temsil eder diyor. Gösterdiğim fotoğrafa bir bakın. Bakışındaki kin ve nefrete iyi bakın. 70 milleti temsil ediyor mu? Bu ülkenin başbakanına nasıl bakıyor. Halkın birliğini temin edebilir mi?" diye konuştu.
'Meclis seçim kararı aldı yasa çıkaramaz' denilen bir dönemde görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yetkilerini kullanmasının yanlış olduğunu vurgulayan Ümmet Kandoğan, Cumhurbaşkanı Sezer'in Anayasa değişiklik paketini son gün son saate kadar bekletmesini de eleştirdi. Sezer'in yasayı veto ettiği Cuma günü sabah saat 08.30'da İzmir'e gittiğini, iade kararının ise 16.30'da açıklandığını hatırlatan Ümmet Kandoğan, "Demek ki Cumhurbaşkanı gitmeden önce imzalamış. Madem imzalamıştınız neden son dakikaya kadar beklettiniz" diye konuştu.
Bu sırada kürsüde konuşan Ümmet Kandoğan'a laf atan CHP'liler, Kandoğan'ın sözlerini geri almasını istediler. Kandoğan'ın konuşmaya devam etmesine sinirlenen CHP'liler, Ümmet Kandoğan'ın üzerine yürümeye çalışırken AK Parti'li vekiller de CHP'lileri engellemey çalıştı. Genel Kurul'da CHP Ordu Milletvekili İdris Naim Tandoğan ile AK Parti Kilis Milletvekili Veli Kaya arasında yumruklaşmaya varan itişmelerin yaşandığı görüldü. Araya girmeye çalışan AK Partili Alim Tunç ile CHP'li Ali Rıza Bodur da yumruklardan nasibini aldı. Ümmet Kandoğan, konuşmasını tamamladıktan sonra Genel Kurul'dan ayrılarak muhalefet kulisine doğru yürümeye başladı. Bu sırada bazı CHP'liler de Kandoğan'ın peşinden dışarı çıktı. TBMM İdare Amirleri de herhangi bir saldırıya karşı Ümmet Kandoğan'a eşlik ettiler. CHP'lilerin Kandoğan'ı takip ettiği görün AK Partililer de muhalefet kulisine koşmaya başladı. Ancak kuliste herhangi bir tatsızlık yaşanmadı.
28 Mayıs Sayin Kandogan Helalolsun senin gibi bir siyasetcige,sana tavsiyem AKP de Miletvekili ol ! Helalolsun!
REZIL CHP REZIL CHP REZIL CHP !!!
J.P.Belmondo
28.05.07, 15:25
http://www4.gazetevatan.com/images/topLogo.gif HABER DETAY 28.05.2007http://www4.gazetevatan.com/images/kategorititle1.gif Meclis'te Sezer kavgası
http://www.gazetevatan.com/newpics/news/280520071315591250673_2.jpgTBM M Genel Kurulu, Anayasa değişikliğine ilişkin yasayı görüşmek üzere saat 11.15'te toplandı.
Cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayan Anayasa değişikliği görüşmelerinin yapıldığı Meclis oturumuna Sezer tartışmaları damga vurdu.
AKP'nin "Cumhurbaşkanı'nı halk seçsin" Anayasa değişiklik paketi Cumhurbaşkanı Sezer tarafından veto edildi. Bugün aynı önerge Meclis'te tekrar görüşülüyor.
Anayasa Cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayan Anayasa değişikliği görüşmelerinin yapıldığı Meclis oturumuna Sezer tartışmaları damga vurdu. AKP, Anavatan ve bağımsız vekiller Sezer'in iade gerekçesindeki ifadelerle çelişen icraatler yaptığını savundu. Zaman zaman vekillerin birbirilerinin üzerine yürüdüğü gerilimler yaşandı.
Anayasa değişikliği paketine verdiği desteğin ardından DYP'den ihraç edilen Ümmet Kandoğan, paket hakkında kişisel görüşünü açıklamak üzere söz aldı.
Kandoğan, Sezer'in iade gerekçesinde tarafsızlığa birçok kez vurgu yaptığını ancak kendisinin aynı şekilde davranmadığını söyledi.
Ümmet Kandoğan, Sezer'in tarafsız olmadığını belirterek Başbakan ile ortak fotoğrafını Genel Kurul'a gösterdi.
Kandoğan'ın bu fotoğrafı elinde tutarak "Bakın milletin seçtiği Başbakana nasıl kinle ve nefretle bakıyor" sözleri CHP sıralarında tepkiyle karşılandı.
Meclis Başkanvekili, Kandoğan'a müdahale etti ve sözlerinin aşırı kaçtığını vurguladı.
Konuşması bittikten sonra kürsüden inen Kandoğan'ın üzerine yürüyen CHP'lileri diğer milletvekilleri uzaklaştırdı.
CHP'lilerle AKP'liler arasında yumruklaşmalar yaşandı.
CHP Ordu Milletvekili İdris Naim Tandoğan ile AKP Kilis Milletvekili Veli Kaya birbirlerine yumruk attı. AKP'li Alim Tunç araya girmeye çalışırken Tandoğan'ın yumruğu yüzüne isabet etti. CHP İzmir Milletvekili Ali Rıza Bodur ise önce milletvekillerinin arasına girmeye çalıştı ancak o da yüzüne yumruk yedi.
Bu arada Meclis TV yumruklaşma üzerine yayınını kesti. Milletvekillerinin birbirlerine küfür ettiği de duyuldu.
PolitikaSon Dakika - 12:00Meclis'te 'Sezer'in gözündeki nefreti' sordu, yumruklar havada uçuştuAnayasa değişiklik paketinin görüşüldüğü TBMM Genel Kurulu'nda Denizli Milletvekilili Ümmet Kandoğan ile CHP'liler arasında Cumhurbaşkanı Sezer tartışması yaşandı.http://medya.zaman.com.tr/2007/05/28/gergin.jpg
Multimedya
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/pics/haber_foto.pngYumruklar konuştu (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=545020#)
Anayasa değişiklik paketinin tümü üzerinde kişisel görüşlerini açıklayan Ümmet Kandoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 19 Mayıs törenleri sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sert bakışını yansıtan fotoğrafı TBMM Genel Kurulu'nda gösterdi. Halkın birliğini temsil eden bir Cumhurbaşkanı'nın halkın seçtiği Başbakan'a bu derece sert bakmasının tahlil edilmesini isteyen Ümmet Kandoğan, "Halk seçerse rejim tehlikeye girer demiş. Çıkın bir anlatın bakalım. Cumhurbaşkanı ulusun birliğini temsil eder diyor. Gösterdiğim fotoğrafa bir bakın. Bakışındaki kin ve nefrete iyi bakın. 70 milleti temsil ediyor mu? Bu ülkenin başbakanına nasıl bakıyor. Halkın birliğini temin edebilir mi?" diye konuştu.
'Meclis seçim kararı aldı yasa çıkaramaz' denilen bir dönemde görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yetkilerini kullanmasının yanlış olduğunu vurgulayan Ümmet Kandoğan, Cumhurbaşkanı Sezer'in Anayasa değişiklik paketini son gün son saate kadar bekletmesini de eleştirdi. Sezer'in yasayı veto ettiği Cuma günü sabah saat 08.30'da İzmir'e gittiğini, iade kararının ise 16.30'da açıklandığını hatırlatan Ümmet Kandoğan, "Demek ki Cumhurbaşkanı gitmeden önce imzalamış. Madem imzalamıştınız neden son dakikaya kadar beklettiniz" diye konuştu.
Bu sırada kürsüde konuşan Ümmet Kandoğan'a laf atan CHP'liler, Kandoğan'ın sözlerini geri almasını istediler. Kandoğan'ın konuşmaya devam etmesine sinirlenen CHP'liler, Ümmet Kandoğan'ın üzerine yürümeye çalışırken AK Parti'li vekiller de CHP'lileri engellemey çalıştı. Genel Kurul'da CHP Ordu Milletvekili İdris Naim Tandoğan ile AK Parti Kilis Milletvekili Veli Kaya arasında yumruklaşmaya varan itişmelerin yaşandığı görüldü. Araya girmeye çalışan AK Partili Alim Tunç ile CHP'li Ali Rıza Bodur da yumruklardan nasibini aldı. Ümmet Kandoğan, konuşmasını tamamladıktan sonra Genel Kurul'dan ayrılarak muhalefet kulisine doğru yürümeye başladı. Bu sırada bazı CHP'liler de Kandoğan'ın peşinden dışarı çıktı. TBMM İdare Amirleri de herhangi bir saldırıya karşı Ümmet Kandoğan'a eşlik ettiler. CHP'lilerin Kandoğan'ı takip ettiği görün AK Partililer de muhalefet kulisine koşmaya başladı. Ancak kuliste herhangi bir tatsızlık yaşanmadı.
28 Mayıs Sayin Kandogan Helalolsun senin gibi bir siyasetcige,sana tavsiyem AKP de Miletvekili ol ! Helalolsun!
REZIL CHP REZIL CHP REZIL CHP !!!
Tayyip Erdogan ve Apo gibi Rezil gelmemistir bugüne kadar Türkiyenin basina sen neden bahsediyorsun?!
Rezil Apo Disislerinden sorumlu sey...., gelmis Genelkurmay´dan Bilgi istermis ayrintili.
Aldigi halde su iki F16 vakasi icin olur böyle seyler demekle yetiniyor, seyini sey ettimin Partisi daha 22 Temmuz`a basimizi daha da agritacak gibi gözüküyor.
ABD bana kalirsa bu rezil AKP`yi kurtarmak icin, sirf secimler olmamasi icin Savas bile göze almisdir herhalde.
Condelezza Ablanizi alipta, gidiniz bu kadar gerici bir Hükümet görmedim ben.
Anadolunun Kapitalist Partisi tam Siyonistler gibi sermayeyi yönlendirir kendi Sirketlerine o zaman Din ve Iman askiya asilir bunlarda!
Ampülünüzü de sizi de, Türkiye`nin Ahlak Bekcisi kesildi iki de bir Fetva verip duruyorlar.
Kandogan kimbee, eti kac kilosu kac bu Hiyarin?!
Türkiye de Mimik`den sorumlu Bakanlik var da bizim Haberimiz mi yok?!
Adam istedigi gibi bakar sana ne, Meclise sana bunu tasi diye mi gönderdiler, ** (oldumu?)!
Kannst du dich bitte etwas gewählter ausdrücken? Weißt du, was "dürzü" bedeutet?
J.P.Belmondo
28.05.07, 22:47
Tayyip Erdogan ve Apo gibi Rezil gelmemistir bugüne kadar Türkiyenin basina sen neden bahsediyorsun?!
Rezil Apo Disislerinden sorumlu sey...., gelmis Genelkurmay´dan Bilgi istermis ayrintili.
Aldigi halde su iki F16 vakasi icin olur böyle seyler demekle yetiniyor, seyini sey ettimin Partisi daha 22 Temmuz`a basimizi daha da agritacak gibi gözüküyor.
ABD bana kalirsa bu rezil AKP`yi kurtarmak icin, sirf secimler olmamasi icin Savas bile göze almisdir herhalde.
Condelezza Ablanizi alipta, gidiniz bu kadar gerici bir Hükümet görmedim ben.
Anadolunun Kapitalist Partisi tam Siyonistler gibi sermayeyi yönlendirir kendi Sirketlerine o zaman Din ve Iman askiya asilir bunlarda!
Ampülünüzü de sizi de, Türkiye`nin Ahlak Bekcisi kesildi iki de bir Fetva verip duruyorlar.
Kandogan kimbee, eti kac kilosu kac bu Hiyarin?!
Türkiye de Mimik`den sorumlu Bakanlik var da bizim Haberimiz mi yok?!
Adam istedigi gibi bakar sana ne, Meclise sana bunu tasi diye mi gönderdiler, ** (oldumu?)!
Müsyö General43 immer mit der Ruhe..........dieser Abgeordnete hat nur sein Recht als Parlamentarier gebraucht,alles andere ist uninteressant.........Wenn du mit deinen Verschwörungstheorien eine gewisse Gruppe oder Klientel ansprichst, dann ist das dein gutes Recht, aber doch bitte nicht mit Märchen!
Die Welt ist immer noch eine Kugel und nicht der Scheisshaufen von Verschwörungstheoretikern.
Simdiye kadar ABD F16 ucaklari bir veya dörtmüs dakikalar türkiyenin sinirina girmemis mi? Alles nur Propaganda und Inszenierung von Unruhestifter!
J.P.Belmondo
28.05.07, 23:02
Tayyip Erdogan ve Apo gibi Rezil gelmemistir bugüne kadar Türkiyenin basina sen neden bahsediyorsun?!
Rezil Apo Disislerinden sorumlu sey...., gelmis Genelkurmay´dan Bilgi istermis ayrintili.
Aldigi halde su iki F16 vakasi icin olur böyle seyler demekle yetiniyor, seyini sey ettimin Partisi daha 22 Temmuz`a basimizi daha da agritacak gibi gözüküyor.
ABD bana kalirsa bu rezil AKP`yi kurtarmak icin, sirf secimler olmamasi icin Savas bile göze almisdir herhalde.
Condelezza Ablanizi alipta, gidiniz bu kadar gerici bir Hükümet görmedim ben.
Anadolunun Kapitalist Partisi tam Siyonistler gibi sermayeyi yönlendirir kendi Sirketlerine o zaman Din ve Iman askiya asilir bunlarda!
Ampülünüzü de sizi de, Türkiye`nin Ahlak Bekcisi kesildi iki de bir Fetva verip duruyorlar.
Kandogan kimbee, eti kac kilosu kac bu Hiyarin?!
Türkiye de Mimik`den sorumlu Bakanlik var da bizim Haberimiz mi yok?!
Adam istedigi gibi bakar sana ne, Meclise sana bunu tasi diye mi gönderdiler, ** (oldumu?)!
Hier ein kluger Beitrag von Tombac!Gegen Allmachtphantasien......
http://debatte.welt.de/files/dc5images/200705/saekular2_bm_berlin_london.jpg
Der säkulare Staat der Türkei ist ein Mythos
Die gegenwärtige politische Krise in der Türkei beruht auf einer falschen Frontstellung. Dass die strikte Trennung von Staat und Religion Voraussetzung für eine Demokratie sei, ist ein Irrtum. Wenn der Westen ihn aufgibt, eröffnen sich neue Perspektiven für die Demokratisierung der islamischen Welt.
Die Krise in der Türkei dreht sich erneut um die Frage der Beziehung von Religion und Staat. Die türkischen Generäle, die vor einer Aufweichung der Trennung von Staat und Religion warnten, bekamen international zwar keine gute Presse, die Kritik blieb jedoch mild - führt man sich vor Augen, wie sehr ihre Erklärung die türkische Demokratie zurückgeworfen hat.
Die Tatsache, dass die türkische Armee ernste Umsturzdrohungen gegenüber einer gewählten Regierung ausspricht - und dies kurz vor der Entscheidung eines Gerichts, das zu einem unabhängigen Urteil gelangen soll -, verdeutlicht den Widerstand den die Armee der Forderung engegensetzt, ihre Stellung als Vetomacht im Lande aufzugeben.
Die Generäle können darauf setzen, dass die Beziehung von Religion und Staat innerhalb mehrheitlich muslimischer Länder großes Unbehagen im Westen auslöst. Auch wenn einige Sorgen gerechtfertigt sind, scheint es doch ein weit verbreitetes Missverständnis zum Thema Religion und Staat zu geben: In westlichen wie in mehrheitlich muslimischen Staaten herrscht oft die Meinung vor, dass eine funktionierende Demokratie eine strikte Trennung von Religion und Staat erfordere, und Religion weitgehend Privatsache sein müsse.
Norwegens König ein Hüter der Kirche
In etablierten Demokratien gibt es indessen sehr unterschiedliche Modelle institutioneller Beziehungen von Staat und Religion. Die USA und Frankreich nehmen eine strikte verfassungsrechtlich verankerte Trennung von Staat und Religion vor; in Belgien, dem Vereinigten Königreich oder in Norwegen hingegen pflegt der Staat weit reichende Beziehungen zu religiösen Gemeinschaften, vor allem den christlichen Kirchen. Nicht zuletzt unterhalten einige europäische Demokratien immer noch Staatskirchen. In Norwegen ist der König Hüter der evangelisch-lutherischen Kirche, in Großbritannien die Königin gar Oberhaupt der englischen Kirche. In vielen europäischen Staaten, Deutschland eingeschlossen, unterstützt der Staat Schulen und karitative Einrichtungen kirchlicher Träger, treibt Kirchensteuern ein, garantiert Religionsgemeinschaften Sendezeiten im öffentlich-rechtlichen Fernsehen und Rundfunk und beteiligt sich gar finanziell an theologischer Ausbildung.
Die strikte Trennung von Staat und Religion mag für liberale Demokratien wie Frankreich und die Vereinigten Staaten eine optimale Lösung sein, dem Aufkommen wechselseitiger Machtansprüche zwischen religiöser und politischer Autorität vorzubeugen, jedoch mag auch hier das englische Sprichwort zutreffen, wonach das Beste der Feind des Guten sein kann. Zumindest bestreitet niemand, dass Norwegen und andere nord- und westeuropäische Staaten funktionierende Demokratien sind. Gleichzeitig vollzieht selbst die Türkei keine lupenreine Trennung von Staat und Religion, insofern der türkische Staat die Ausübung des Islam gar dirigiert. Säkular ist die Türkei nur in dem Sinne, dass der Staat gegen religiöse Einflüsse geschützt werden kann, nicht aber umgekehrt.
Weltanschauungsneutralität versus Wertneutralität
Der Mythos, dass Demokratie eine strikte Trennung von Staat und Religion erfordere, ist gefährlich. Er erlaubt beispielsweise autoritären säkularen Regimen der arabischen Welt, sich als Bollwerk gegen eine politische Islamisierung zu gerieren und islamische Parteien und Gruppen oft die einzig wirkungsvolle Opposition - zu unterdrücken, ohne sich die Mühe zu machen, in rechtsstaatlichen Verfahren zwischen moderaten und radikalen Gruppen zu unterscheiden. Der Mythos erlaubt es auch religiösen Fundamentalisten, westliche Demokratien als areligiös, wertneutral, oder gar religionsfeindlich hinzustellen.
Die etablierten Demokratien Europas sollten - insbesondere im Rahmen der EU - größere Anstrengungen öffentlicher Diplomatie unternehmen, die deutlich macht, dass politische Systeme, die Religionen eine gewisse öffentliche Rolle zugestehen, nicht per se undemokratisch und illiberal sind. Darüber hinaus sollte deutlicher zwischen Weltanschauungsneutralität und Wertneutralität unterschieden werden. Während ein demokratischer Staat sich zu einer Weltanschauungsneutralität verpflichten muss, also keine Religion als Weltanschauung gegenüber einer anderen übervorteilen darf, bedeutet dies gewiss keine Wertneutralität. Im Gegenteil: Der liberale demokratische Staat kann nur unter Wahrung der Menschenrechte funktionieren und dies ist gewiss keine wertneutrale Grundlage.
Während eine Demokratie ohne Menschenrechte und Rechtsstaat nicht funktionieren kann, ist dies nicht über die strikte Trennung von Staat und Religion zu sagen. Religion vom öffentlichen Raum auszuschließen und damit zu privatisieren, ist eine Möglichkeit demokratischen Regierens, die Wahrung der Menschenrechte hingegen eine Voraussetzung demokratischer Politik. Hier schneidet die Türkei nicht gut ab, wie auch die anhaltenden Bedenken der EU zur eingeschränkten Religionsfreiheit attestieren. Eine offenere Diskussion darüber, wo die Grenzen zwischen Staat und Religion zu ziehen sind, könnte die Fronten zwischen Säkularen und Islamisten aufweichen und einen wichtigen Beitrag zur Verständigung zwischen Europa und der islamischen Welt über die Grundprinzipien der Demokratie leisten.
Kandogan kimbee, eti kac kilosu kac bu Hiyarin?!
Türkiye de Mimik`den sorumlu Bakanlik var da bizim Haberimiz mi yok?!
Adam istedigi gibi bakar sana ne, Meclise sana bunu tasi diye mi gönderdiler, ** (oldumu?)!
Senin etin kac lira ediyor ?
Adam istedigi gibi bakar , adamda istedi gibi yorumlar ...
Heeyyt ...
Generalcik dedin ki :"ABD bana kalirsa bu rezil AKP`yi kurtarmak icin, sirf secimler olmamasi icin Savas bile göze almisdir herhalde" ... bu shimdi bir kilif uydurma hazirligi mi senden.
Bilirsiniz kulislerde secimleri iptal ettirmek gibi bir fikir var , ve bir harp iyi bir gerekce olabilir ...
Generalcik , korkma biz sizin gibi halkin reyinden korkmayiz,saygi duyariz. Aleyhimize´de olsa darbe marbe ile tehdit etmeye veya darbe yapmaya kalkmayiz ...
Halkdan korkan sizsiniz. Halka karshi olan´da sizsiniz ... Bunun böyle oldugu icin size halkin cogu deger,pardon oy vermiyor ...
Siyonistlerleri AKP´yi yönlendirmekle sucluyorsun. :brüll:
Ne diyeyim size. Son kullanim tarihiniz gecmish , uzatmalara oynuyorsunuz ...
Siz böyle saldirmaya devam edin , küfür etmeye , milletvekili yumruklamaya , vatandash döymeye devam edin ... Yakishiyor size ...
Müsyö General43 immer mit der Ruhe..........dieser Abgeordnete hat nur sein Recht als Parlamentarier gebraucht,alles andere ist uninteressant.........Wenn du mit deinen Verschwörungstheorien eine gewisse Gruppe oder Klientel ansprichst, dann ist das dein gutes Recht, aber doch bitte nicht mit Märchen!
Die Welt ist immer noch eine Kugel und nicht der Scheisshaufen von Verschwörungstheoretikern.
Simdiye kadar ABD F16 ucaklari bir veya dörtmüs dakikalar türkiyenin sinirina girmemis mi? Alles nur Propaganda und Inszenierung von Unruhestifter!
Ach weisste was, die Diskussion bringt hier nichts.
Wenn z.B. mal Iranischen Jets den Deutschen Luftraum durchfliegen werden die Deutschen sich auch nichts dabei denken.
Alles nur Propaganda und nur Verschwürungstheorien werden wohl alle meinen :rolleyes:
Abdullah Gül hat uns ja beruhigt, passiert natürlich sowas hin und wieder.
Die Minen, die Soldaten umbringen sind auch nur durch meine gebündelte Phantasie dort platziert worden.
Wer würde denn sonst uns attackieren wollen?!
Deine Parlamentarier sollten den Arsch mal hochsetzen und mal die Italienischen Minenhersteller ansprechen, die Politiker sollten eigentlich durch Diplomatie etwas bewegen können.
Warum tun sich die Leute dann die Mühe und wählen ein Parlament die eine Regierung stellt?!
Die Deutschen dürfen der TSK vorschreiben, gegen wenn ihre Waffen eingesetzt werden, aber die türkischen Parlementarier krümmen nicht mal den Finger um die Hersteller dieser Minen mal Einhalt zu gebieten!
Ben Halkimin Basbakaniyim demekle olmuyor bu isler biraz da icraat gösterin.
"Beraber yürüdük bu yollarda...." Sarkisini söylemekle de olmuyor.
Täusch ich mich oder ist dieses Forum sehr AKP-lastig, das heißt die meisten von euch sind pro AKP?
Täusch ich mich oder ist dieses Forum sehr AKP-lastig, das heißt die meisten von euch sind pro AKP?
Selam, vallahi benim AKP`ye sempatim olmadigni anlamisin dir herhalde!
Digerlerini bilmiyorum, belki sirf bana inat olsun diye AKP`ye toz kondurmuyor olabilirler :lach:
Anket yapalim, Halka soralim diyecegim ama Admin`e sormadan olmiyacak gibi :think:
Selam, vallahi benim AKP`ye sempatim olmadigni anlamisin dir herhalde!
Digerlerini bilmiyorum, belki sirf bana inat olsun diye AKP`ye toz kondurmuyor olabilirler :lach:
Anket yapalim, Halka soralim diyecegim ama Admin`e sormadan olmiyacak gibi :think:
Selam, bende pek AKP taraftari degilim.
Aber so ne Umfrage wäre mal ganz nett. Ob's viel aussagen wird hängt dann von der Teilnehmerzahl ab.
Selam, bende pek AKP taraftari degilim.
Aber so ne Umfrage wäre mal ganz nett. Ob's viel aussagen wird hängt dann von der Teilnehmerzahl ab.
Naja nicht wirklich, habe den Anschein, dass viele einen Zweit- oder Drittnick anmelden werden.
Bakma bana öyle, vallahi yaparlar bir Anket icin! :lach:
Kendi Masa baslarindaki Secim Anketlerini yaptiklarini da duyuyoruz, burada da Aliskanlik hale gelmisdir belki de.
Ben daha düne kadar Zweitnick`in ne oldugnu bilmiyordum burda ögrendim.
J.P.Belmondo
29.05.07, 01:30
Ach weisste was, die Diskussion bringt hier nichts.
Wenn z.B. mal Iranischen Jets den Deutschen Luftraum durchfliegen werden die Deutschen sich auch nichts dabei denken.
Alles nur Propaganda und nur Verschwürungstheorien werden wohl alle meinen :rolleyes:
Abdullah Gül hat uns ja beruhigt, passiert natürlich sowas hin und wieder.
Die Minen, die Soldaten umbringen sind auch nur durch meine gebündelte Phantasie dort platziert worden.
Wer würde denn sonst uns attackieren wollen?!
Deine Parlamentarier sollten den Arsch mal hochsetzen und mal die Italienischen Minenhersteller ansprechen, die Politiker sollten eigentlich durch Diplomatie etwas bewegen können.
Warum tun sich die Leute dann die Mühe und wählen ein Parlament die eine Regierung stellt?!
Die Deutschen dürfen der TSK vorschreiben, gegen wenn ihre Waffen eingesetzt werden, aber die türkischen Parlementarier krümmen nicht mal den Finger um die Hersteller dieser Minen mal Einhalt zu gebieten!
Ben Halkimin Basbakaniyim demekle olmuyor bu isler biraz da icraat gösterin.
"Beraber yürüdük bu yollarda...." Sarkisini söylemekle de olmuyor.
Du gehörst zu denen?, die am liebsten 365 Tage bei jedem Wetter? an der Front stehen und Balaman spielen wollen!
Denkst du das ist so leicht, einfach mal so in den Irak einmarschiren und dort ein Paar Terroristen abknallen und das ganze PKK gemiefe zu säubern.
Soll doch mal die TSK leri dort einmaschieren und makucken was passiert.
Seit wann schreiben die Deutschen uns vor was wir zu tun haben?
die AKP hat in den letzten 5 Jahren überall auf der Welt kontakte und Beziehungen geknüpft.
Was hat den der Herr Sezer den in seinen 7 Jahren als Staatspräsident ausgeführt? Wie oft war er mal in der weiten Welt, um seinen Horizont zu erweitern?
Immer auf Kommando wenn die Herren vom Millitär und die CHP rufen.
Du gehörst zu denen?, die am liebsten 365 Tage bei jedem Wetter? an der Front stehen und Balaman spielen wollen!
Denkst du das ist so leicht, einfach mal so in den Irak einmarschiren und dort ein Paar Terroristen abknallen und das ganze PKK gemiefe zu säubern.
Soll doch mal die TSK leri dort einmaschieren und makucken was passiert.
Seit wann schreiben die Deutschen uns vor was wir zu tun haben?
die AKP hat in den letzten 5 Jahren überall auf der Welt kontakte und Beziehungen geknüpft.
Was hat den der Herr Sezer den in seinen 7 Jahren als Staatspräsident ausgeführt? Wie oft war er mal in der weiten Welt, um seinen Horizont zu erweitern?
Immer auf Kommando wenn die Herren vom Millitär und die CHP rufen.
Aman Kontaktelerini yesinler, komik oluyoruz.
Topragimi peskes ceksem, Lotto da tuttursam elbette tanimadigim Akrabalarim ortaya cikar.
Ne Beziehung ama, bisschen erkauft das ganze findest du nicht?
Der Propaganda Effekt zieht auch nicht lange, bak Mussolini äh Berlusconi de gitti.
Rumlari da AB`ye eskort ettik ne güzel ama, Kontakt dedigin böyle olmali degil mi.
Tony Blair`in Sirketi Diageo ne durumda, AKP`nin bir Dostu da sevgili Tony...
ceza kesildi mi?
Yav bir de su Sahte Raki vakalari yok mu, sanki inadina yapar gibi tam da bu AKP Hükümetine denk geldi bu vakalar... tüh!
Unuttugum varsa kusura bakma, bu saate bu kadar Kontakte aklima geldi.
Täusch ich mich oder ist dieses Forum sehr AKP-lastig, das heißt die meisten von euch sind pro AKP?
Hör 'mal auf, in simplen Kategorien zu denken. Man muss nicht AKP-Anhänger sein, um die Politik der AKP zu loben. Oder man muss nicht CHP-Gegner sein, um die Politik von CHP zu kritisieren.
J.P.Belmondo
29.05.07, 10:14
Aman Kontaktelerini yesinler, komik oluyoruz.
Topragimi peskes ceksem, Lotto da tuttursam elbette tanimadigim Akrabalarim ortaya cikar.
Ne Beziehung ama, bisschen erkauft das ganze findest du nicht?
Der Propaganda Effekt zieht auch nicht lange, bak Mussolini äh Berlusconi de gitti.
Rumlari da AB`ye eskort ettik ne güzel ama, Kontakt dedigin böyle olmali degil mi.
Tony Blair`in Sirketi Diageo ne durumda, AKP`nin bir Dostu da sevgili Tony...
ceza kesildi mi?
Yav bir de su Sahte Raki vakalari yok mu, sanki inadina yapar gibi tam da bu AKP Hükümetine denk geldi bu vakalar... tüh!
Unuttugum varsa kusura bakma, bu saate bu kadar Kontakte aklima geldi.
General43 ich kann mir nicht vorstellen, dass ein Mensch so Blind sein kann, wenn er es soger Fühlen kann, dass sich vieles in der Heimat positiv Entwickelt hat.
Entweder ist der jenige Idiologie-Verbrandmarkt und Intolerant gegenüber anders Denkenden oder er hat wirklich keine Ahnung was so auf der Welt passiert!
Du bist glaube ich so sehr mit"Verschwörungstheorien" behaftet, dass du in all deinen Sätzen nur eins darstellst..........AKP=Mussol ini=Berlosconi? =Busch=.......Putin=Merkel=Bla ir=Fidel Castro=.......vieleicht noch Bill Gates oder die ganze Welt steckt hinter der AKP? Was nun Herr Phantast!
P.S.Wer steckt den hinter ihren "Verschwörungstheorien", doch nicht der heilige Baykal oder gibt es noch andere Quellen.......?
Selam General47 darfst dich nicht zu sehr aufregen,:motz: wenn ich dich provoziere, wir stecken mitten im Wahlkampf !:lach:
Hör 'mal auf, in simplen Kategorien zu denken. Man muss nicht AKP-Anhänger sein, um die Politik der AKP zu loben. Oder man muss nicht CHP-Gegner sein, um die Politik von CHP zu kritisieren.
Aha, und was soll ich mit deinem Argument jetzt anfangen? Wenn ein Poster nicht dazusagt, das er die AKP lobt obwohl er kein Anhänger ist, soll ich also, damit ich nicht in "simplen" Kategorien denke, davon ausgehen das er CHP-ler sein könnte oder wie? Soll ich mir jetzt Gedanken machen das Jean Paul Belmondo ja auch CHP-ler ist. Ich kann auch nur das annehmen, was ich lese. Du scheinst ja aus einem Posting herauslesen zu können, das einer in simplen Kategorien denkt, ich hab diese Gabe nicht. Dein Argument ist schon arg ungriffig.
Wenn z.B. mal Iranischen Jets den Deutschen Luftraum durchfliegen werden die Deutschen sich auch nichts dabei denken.
Iran und Deutschland sind Nachbarn? Wusste ich ja gar nicht ...
Was hat eigentlich die Türkei damals getan als die Muavenet von den Amerikanern abgeschossen worden ist ?
Aha, und was soll ich mit deinem Argument jetzt anfangen? Wenn ein Poster nicht dazusagt, das er die AKP lobt obwohl er kein Anhänger ist, soll ich also, damit ich nicht in "simplen" Kategorien denke, davon ausgehen das er CHP-ler sein könnte oder wie? Soll ich mir jetzt Gedanken machen das Jean Paul Belmondo ja auch CHP-ler ist. Ich kann auch nur das annehmen, was ich lese. Du scheinst ja aus einem Posting herauslesen zu können, das einer in simplen Kategorien denkt, ich hab diese Gabe nicht. Dein Argument ist schon arg ungriffig.
Mily arkadashim, taman sen haklisin!
Mily arkadashim, taman sen haklisin!
Der Klügere gibt nach.
Der Klügere gibt nach.
Deswegen regieren die Dummen in der Welt ... :lach:
Die letzten drei Postings zeigen eher euer Niveau.
Die letzten drei Postings zeigen eher euer Niveau.
Nein , sie zeigen das wir uns an dein Niveau anpassen können ... :)
Was hat eigentlich die Türkei damals getan als die Muavenet von den Amerikanern abgeschossen worden ist ?
Noch mehr F16 von den Amerikanern gekauft?
Iran und Deutschland sind Nachbarn? Wusste ich ja gar nicht ...
Was hat eigentlich die Türkei damals getan als die Muavenet von den Amerikanern abgeschossen worden ist ?
Das war ein Beispiel, auch kurz z.B. drauf verwiesen.
Es ging nicht um die geographische Lage sondern ums Prinzip.
1.] Dann hab ich später noch gesagt das ich kein AKP Anhänger bin.
2.] Das ist keine Diskusionskultur sondern eine Beleidigungskultur was ihr hier macht.
Zu 1. Das war doch klar. Brauchst es ja nicht extra zu betonen. "AKP lastig" sagt ja schon eine Menge aus. Auch wenn die allg. Charakterisierung des Forums als ProAKP sicher falsch ist ...
solltest du dir 2. vielleicht erst einmal die Post durchlesen anstatt aufgrund von 2 , 3 Beiträgen auf etwas zu schliessen ...
Abgesehen davon , selbst wenn es AKP lastig wäre und du eben nicht , dann wärst du doch genau richtig hier , denn Diskussionen sind doch erst mit konträeren Positionen fruchtbar ...
Zu deinen Beleidigungsvorwürfen ... Nun , ich hab keine Beleidigungen gelesen ... Entweder weisst du nicht was Beleidigungen sind oder du bist etwas überempfindlich ...
Greets
Halil
Pro AKP (zZt)
Anti CHP (meisteZeit)
Das war ein Beispiel, auch kurz z.B. drauf verwiesen.Es ging nicht um die geographische Lage sondern ums Prinzip.
Es war ja keine Frage ,
deswegen verwundert mich das du auf
eine "keine Frage" antwortest ....
ABER ...
Auf eine glasklar formuliert und ausdrücklich mit Fragezeichen versehen Frage nicht antwortest ...
Also .... Was soll man dvon halten?
(Das ist eine Frage und dazu erwarte ich eine Antwort)
Aber eigentlich verwundert mich deine Taktik kein bisschen.
(Das ist keine Frage und ich erwarte darauf keine Antwort)
Vielleicht sollten wir uns daran halten Antworten auf Fragen
(das sind die Sätze zumeist mit Fragezeichen am Ende >?)
zu geben anstatt auf etwas zu Antworten
was gar keine Frage ist ...
Wie zB iranische Flugzeuge in deutschem Hoheitsgebiet ... :lach:
Zu 1. Das war doch klar. Brauchst es ja nicht extra zu betonen. "AKP lastig" sagt ja schon eine Menge aus. Auch wenn die allg. Charakterisierung des Forums als ProAKP sicher falsch ist ...
solltest du dir 2. vielleicht erst einmal die Post durchlesen anstatt aufgrund von 2 , 3 Beiträgen auf etwas zu schliessen ...
Abgesehen davon , selbst wenn es AKP lastig wäre und du eben nicht , dann wärst du doch genau richtig hier , denn Diskussionen sind doch erst mit konträeren Positionen fruchtbar ...
Zu deinen Beleidigungsvorwürfen ... Nun , ich hab keine Beleidigungen gelesen ... Entweder weisst du nicht was Beleidigungen sind oder du bist etwas überempfindlich ...
Greets
Halil
Pro AKP (zZt)
Anti CHP (meisteZeit)
"AKP lastig" sagt ja schon eine Menge aus? Und was? Last = Gewicht. Es war mit der Frage gemeint, ob dieses Forum verstärkt AKP orientiert ist, das Gewicht der AKP hier zu stark ist. Ich komm jetzt nicht dahinter wie man von dieser Frage darauf schließen kann, ich würde in "simplen Kategorien" denken. Und wenn dann kommt "Der klügere gibt nach" bin ich wohl der dumme. Und im nachsetzen "Die Dummen regieren die Welt". Drei Sätze die direkt oder indirekt das Wort dumm oder verwandtes beinhalten. Und das für einen Satz wo ich eure AKP nicht mal wirklich angegriffen habe?
Wer weiß, vielleicht bin ich überempfindlich, aber wenn ihr auf das Wort "AKP lastig" so reagiert solltet ihr eure eigenen Empfindlichkeiten auch mal überprüfen.
deryatulga
29.05.07, 18:31
"AKP lastig" sagt ja schon eine Menge aus? Und was? Last = Gewicht. Es war mit der Frage gemeint, ob dieses Forum verstärkt AKP orientiert ist, das Gewicht der AKP hier zu stark ist. Ich komm jetzt nicht dahinter wie man von dieser Frage darauf schließen kann, ich würde in "simplen Kategorien" denken. Und wenn dann kommt "Der klügere gibt nach" bin ich wohl der dumme. Und im nachsetzen "Die Dummen regieren die Welt". Drei Sätze die direkt oder indirekt das Wort dumm oder verwandtes beinhalten. Und das für einen Satz wo ich eure AKP nicht mal wirklich angegriffen habe?
Wer weiß, vielleicht bin ich überempfindlich, aber wenn ihr auf das Wort "AKP lastig" so reagiert solltet ihr eure eigenen Empfindlichkeiten auch mal überprüfen.
Dieser Forum hat 2840 User, ist das zufällig aufgefallen? Die Forumleitung huldigt im Grossen und Ganzen freiheitlich-demokratischen und pluralistischen Prinzipien. Toleranz im Sinne der Aufklärung wird zumindest anvisiert. Ansonsten gibt es hier keine vorgegebene politische Richtung wie bei den sattsam bekannten putschgeilen chauvinistischen Foren.
"AKP lastig" sagt ja schon eine Menge aus? Und was? Last = Gewicht. Es war mit der Frage gemeint, ob dieses Forum verstärkt AKP orientiert ist, das Gewicht der AKP hier zu stark ist. Ich komm jetzt nicht dahinter wie man von dieser Frage darauf schließen kann, ich würde in "simplen Kategorien" denken. Und wenn dann kommt "Der klügere gibt nach" bin ich wohl der dumme. Und im nachsetzen "Die Dummen regieren die Welt". Drei Sätze die direkt oder indirekt das Wort dumm oder verwandtes beinhalten. Und das für einen Satz wo ich eure AKP nicht mal wirklich angegriffen habe?
Wer weiß, vielleicht bin ich überempfindlich, aber wenn ihr auf das Wort "AKP lastig" so reagiert solltet ihr eure eigenen Empfindlichkeiten auch mal überprüfen.
Da warst du beleidigt weil du "Dumm" auf dich selbst bezogen hast. Nun ich habe im Grunde genommen ein bekanntes Sprichwort vernünftig ergänzt :lach:
Wenn du der Meinung bist das du damit gemeint bist oder auch gemeint bist, tut mir ja leid,aber so recht nachvollziehen kann ich es nicht,oder regierst du irgendwo ... ?
Wie auch immer ... Du bist nicht dumm , sonst wärst du ja nicht gegen die AKP,habe ich dich da richtig verstanden?
Somit ist jeder dumm der ProAKP ist und/oder die AKP irgendwie,aus welchen Gründen auch immer, verteidigt.
Habe ich diese komplizierten Kategorien richtig erfasst?
So ähnliche Probleme hat auch Tugce Baran ... Hier ein Artikel :
Kaşınan yaralar, kompleksler
http://www.gazetevatan.com/pics/yazarlar/6.jpg
Zır kapı. Biri kız biri erkek iki genç. Biz Atatürkçü Düşünce Derneğinden geliyoruz. Atatürk düşmanlarına karşı mücadele ediyoruz. Bütün Atatürkçüleri ayağa kaldırıyoruz. Şu kitap neler yapmamız gerektiğine karşı bir rehber kitap. Almak ister misiniz?
Süper bir zamanlamaları vardı. Tam da şu bizim laikler neden bu kadar haşin ve de alıngan mevzuunun ikinci bölümünü yazmaya hazırlanıyordum..
Fazla uzatmak istemedim Hayır dedim teşekkür ederim.
Niye? dedi kız. GERİCİ misiniz?
O yeee.. Kitabı aldın ilericisin, kitabı almadın gericisin! Evet dedim gericiyim. Saltanat geri gelsin istiyorum. Hatta hilafet de gelsin İnanmıyorum dedi çok bilmiş ADD kızımız.
Neden dedim.
Tipiniz öyle göstermiyor.
Üzerimde askılı bluz vardı.
Bir çift bluz askısımıydı benim bütün referansım? Askı var tamam, askı yok gerici. Ah dedim. Yobaz dediklerine karşı mücadele verirken ne kadar yobaz olduğunun farkında mısınız? Sinirlenip gittiler..
Sorum hâlâ geçerli: Kim daha az şekilci? Kim daha az muhafazakar? Kim daha az dogmatik?
***
Giyinmek Güzeldir sloganlı başörtüsü reklamından Ayşe Arman rahatsız olmuş bildiğiniz gibi. Sloganın alt metninin örtünmek güzeldir, soyunmak çirkindir, soyunanlar kötüdür, kafası orası burası açıklardansan aklını başına topla, kendini düzelt gibi şeyler olduğunu düşünmüş, fena olmuş, benden başka rahatsız olan yok mu demiş, okurlarını imdadına çağırmış.. Onlar da yetişmiş.. Cumartesi okuduk.
Rahatsız olmaksa eğer mevzu, GİZLİ alt metinleri üretmekse eğer konu, etraftaki hemen hemen her şeyden, her reklam sloganından, her reklam fotoğrafından böyle şeyler üretebiliriz..
Ben de mesela tam tersine mayo reklamlarından rahatsız oluyorum. Memeleri kuma gömülü çırılçıplak bir kadının (Adriana Karambööö!) mayo tanıtımı yapıyorum ayaklarıyla (ki üzerinde mayo var mı yok mu belli değil) orda burada bana salak salak bakmasına sinir oluyorum..
Ayşe Arman gibi gizli anlam hafiyeliği yapacak olursam aynen şöyle diyebilirim:
Bütün çıplak kadınlı reklamlar esasen bana şunu diyor: Kadın dediğin böyle güzel olmalı. Böyle değilsen kusura bakma bir hiçsin. Kadın olmadığın kesin, insan bile olup olmadığın meçhul. Aklını başına topla, zayıflayacaksan zayıfla, memelerini yaptıracaksan yaptır, bacaklarını incelt, sarışın ol, boyunu uzat, kaşını al, saçını yaptır, yüzünü çekiştir, burnunu kaldır.. Ve daima seks arzula, seks arzula, seks arzula.. Yok artık öyle mi? Vitrin mankenine bakıp ağlayan, neden benim bacaklarım böyle ince uzun değil diye gece yarısı dükkan önünde üzüntüsünden kendinden geçen insanlar biliyorum ben.
Bu uç bir örnek oldu belki ama dayatılan bir güzellik anlayışı var ve bu milyonlarca kadının hayatını karartıyor. Bilhassa genç kızların. Ölümüne rejim yapmalarının nedeni işte bu aval aval bakan memeleri kuma gömülü Adrina Karamböööler.. Beslenme eksikliğinden ve kafayı güzelliğe takmış olmaktan geri zekalı diyebileceğim kadar andaval kızlar yetişiyor.
Ve bu benim hoşuma gitmiyor. Kendimi sürekli yoklamak zorunda olmaktan hoşlanmıyorum. Ay göbeğim, ay kıçım, ay bilmem nerem demek ve bundan dolayı komplekslenmek istemiyorum. Ve evet. Bunu moda dünyasının bir komplosu olarak görüyorum. Kadınları maddi manevi yok etmek isteyen homoseksüel modacıların menfur bir planı..
Sonsuza kadar devam edilebilir alt anlam, üst anlam, sağ anlam, sol anlam yoklamalarına..
Peki ama bu doğru mudur? Alt anlamlar var diyelim, kimin, hangi reklamın yok? Reklam reklamdır ve kaşıyacağı bir kompleks, bir yara mutlaka vardır.. Neden bu kadar yaralıyız da her şey ha bire bir taraflarımızı kaşıyor, işte esas problem bu..
Noch mehr F16 von den Amerikanern gekauft?
Yepp ...
Die Amis sind schon cool drauf ...
Willst du nicht mein Bruder sein,
schlag ich dir den Schädel ein.
Willst du nicht meine Dollars nutzen ,
muss ich dir die Flügel stutzen.
:cool:
Da warst du beleidigt weil du "Dumm" auf dich selbst bezogen hast. Nun ich habe im Grunde genommen ein bekanntes Sprichwort vernünftig ergänzt :lach:
Wenn du der Meinung bist das du damit gemeint bist oder auch gemeint bist, tut mir ja leid,aber so recht nachvollziehen kann ich es nicht,oder regierst du irgendwo ... ?
Die drei Postings um die es geht sind kurz hintereinander gekommen und deshalb habe ich sie als Angriff auf mich empfunden. Wenn's ne Überreaktion war, ok. Aber hör auf hier weiter was aus dem Finger zu saugen.
Die drei Postings um die es geht sind kurz hintereinander gekommen und deshalb habe ich sie als Angriff auf mich empfunden. Wenn's ne Überreaktion war, ok. Aber hör auf hier weiter was aus dem Finger zu saugen.
Eine Überreaktion? Nö ... Anscheinend hast du Probleme mit dem Lesen ...
Eine Überreaktion,wenn, liegt auf deiner Seite vor ...
Was soll ich mir aus den Fingern gesaugt haben? Das du nicht dumm bist?
Oder das die PROAKP´ler dumm sind ...
:hallo;
So genug der Blödelei ... (muss aber auch mal ab und zu sein )
@deryatulga : was hast du denn dort editiert? War es nicht jugendfrei?
deryatulga
29.05.07, 22:41
@deryatulga : was hast du denn dort editiert? War es nicht jugendfrei?
Heute habe ich nur Wiederholungen wegeditiert!
Eine Überreaktion? Nö ... Anscheinend hast du Probleme mit dem Lesen ...
Eine Überreaktion,wenn, liegt auf deiner Seite vor ...
Was soll ich mir aus den Fingern gesaugt haben? Das du nicht dumm bist?
Oder das die PROAKP´ler dumm sind ...
:hallo;
So genug der Blödelei ... (muss aber auch mal ab und zu sein )
@deryatulga : was hast du denn dort editiert? War es nicht jugendfrei?
So, jetzt geht mir echt die Galle hoch. Da akzeptiere ich jetzt das ich auf diese drei Posts die zeitgleich kamen überreagiert haben könnte und dann kommt dieser Stuß. Behaltet eure AKP Hochburg und euren von oben herab Stil für euch, bin langsam echt angewidert.
Da akzeptiere ich jetzt das ich auf diese drei Posts die zeitgleich kamen überreagiert haben könnte ...
Da habe ich dich wohl falsch verstanden ...
Ich entschuldige mich für den Stuß und es tut mir leid das ich dir damit Gallenprobleme verursacht habe ...
Mily , ich habe doch extra dazu geschrieben das es Blödelei war ... Wieso regst du dich so auf ...
Da habe ich dich wohl falsch verstanden ...
Ich entschuldige mich für den Stuß und es tut mir leid das ich dir damit Gallenprobleme verursacht habe ...
Mily , ich habe doch extra dazu geschrieben das es Blödelei war ... Wieso regst du dich so auf ...
Ich hatte gestern wohl einen schlechten Tag, ich hab da einiges sicher zu sehr aufgebauscht, das mit AKP Hochburg und angewidert ziehe ich zurück.
Nur, etwas mehr Empathie solltest du dir vielleicht auch angewöhnen. Ich hatte erklärt was ich in dem Moment, den ich wohl mehr emotional als vernünftig angegangen bin, als beleidigend empfand und anstatt in einem Einzelner "so wars doch gar nicht gemeint" zu antworten, sinnierst du über die Klugheit deines Gegenübers. Für mich ist der Begriff "dumm" einfach der Inbegriff der Respektlosigkeit gegenüber einem Menschen, vielleicht habe ich da andere Wertvorstellungen als du.
arkadaslar
bu sezerin affettigi terörist meselesinde biraz haksizlik yapiliyor sezere.
sezer kendi kafasindan kimsyeyi affetme hakkina sahip degildir.
belli yasin üzerindekiler
doktor raporu ile hastaliginin cezaevi sartlarinda yasamasina engel olacagi tespit edilenler
ölümcül hastalar
mecburen af edilir. yeni bir af yasasi cikartmak rizikoludur. cünkü kisiye özel af yasasi cikartilamaz. eger cikartilirsa, yargitay veya anayasa mahkemesi, diger mahkumlara da uygulatir bu tür bir affi.
bu rizikoyu önlemek icin, cumhurbaskanina/diger ülke cumhurbaskanlarina da böyle bir yetki verilmistir.
mahkumun kendi dilekcesi veya adalet bakanligi teklifi ile bu islem cumhurbaskaninin önüne gelir. o da affeder.
konu budur.
AKP yandaşları ve medyası, yoğun propaganda yapıyor: "Cumhurbaşkanı, cezaevlerindeki teröristleri hastalık bahanesiyle affedip sokağa salıyor."
Bu, Türkiyede piyasaya sürdükleri en büyük yalanlardan biri. Bunu size eski Adalet Bakanı Cemil Çiçekin sözleri ve imzasıyla kanıtlayacağım. CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu bu konuyu Adalet Bakanına bir soru önergesiyle sordu:
"Anayasanın 104. maddesine göre sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak yetkisi Sayın Cumhurbaşkanına verilmiştir.
Bu bağlamda Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanırken, bunların seçimi Cumhurbaşkanı tarafından mı yapılmaktadır?
Affedilen kişilerin Anayasada öngörülen konumda olduklarını (sürekli hastalık nedeniyle tahliyesini) belirleyen kurum hangisidir ve bu kurum hangi Bakanlığa veya bakanlıklara bağlıdır?"
Adalet Bakanı Cemil Çiçek tarafından bu önergeye verilen yazılı yanıtı özetliyorum:
"(Cezaevlerinde yatmakta olan) Hükümlülerin bu konudaki (tahliye) taleplerini Bakanlığımıza veya Cumhuriyet Savcılıklarına yapmaları durumunda, zaman geçirilmeden tam teşekküllü bir devlet hastanesine sevk edilerek hastalığın tıbben tesbit edilmesi, sonra raporun (bir kez daha tetkik ve onay için) Adli Tıp Genel Kuruluna gönderilmesi, hastalık saptandığı takdirde belgelerin derhal Bakanlığımıza gönderilmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen süreç sonunda ikmal edilen dosya, Bakanlığımızca gereği takdir ve İFA EDİLMEK ÜZERE Cumhurbaşkanlığı makamına sunulmaktadır. Bilgilerinize arz ederim. Cemil Çiçek. Adalet Bakanı. İmza."
* * *
O halde neymiş? Hükümlü çok yaşlı, ölümcül hasta veya sakat. Cezaevinde kalması mümkün değil. Hükümlü, Adalet Bakanlığına veya Cumhuriyet Savcılığına başvuruyor. Bu kurumlar tarafından tam teşekküllü devlet hastanesine gönderilip tetkikleri yapılıyor ve uygun görülürse rapor veriliyor. Bu rapor Adli Tıp Kurumu tarafından değerlendiriliyor. Gerekirse tetkik ve gözlemler orada yeniden yapılıyor. Bu süreç haftalar boyu sürüyor. Hükümlünün tahliye edilmesine karar verilirse, dosya Adalet Bakanlığı tarafından Cumhurbaşkanına gönderiliyor.
Devletin ilgili birimleri inceleyip tahliye kararı veriyor. Cumhurbaşkanı bunu onaylıyor. Önüne gelen böylesine tıbbi, teknik ve insancıl bir konuda Cumhurbaşkanı "Hayır onaylamıyorum, bırakın cezaevinde ölsün" diyebilir mi?
Yalan makinesini işte böyle çalıştırıyorlar. Olay bu.Gerçekler böyle.Bu yazımdan sonra herhalde yeniden piyasaya çıkıp "Cumhurbaşkanı teröristleri affediyor" diyemezler!
Emin Cölasan / Hürriyet
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6625385.asp?yazarid=5&gid=61
deryatulga
29.06.07, 02:40
Şamil TAYYAR
stayyar@stargazete.com (stayyar@stargazete.com) http://www.stargazete.com/images/spacer.gif MGK’yı kilitleyen işte o diyalog Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, randevu alıp Çankaya Köşkü’ne çıkıyor. Çantasından çıkardığı bir dosyayı Sezer’e sunuyor. Dosyada, büyükelçiler kararnamesinin taslağı var. Sezer, şöyle bir bakıyor, sonra ‘Teşekkür ederim, bende kalsın. İncelemem lazım’ diyor.
Gül, şaşırıyor. Oysa onun niyeti, taslak metindeki isimler üzerinde istişare yaparak, o toplantıda kararnameye son şeklini vermek. Sezer dosyayı almak isteyince, Gül, o mahcup edasıyla devreye giriyor: ‘Efendim. MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan’ın Londra’ya atanması da söz konusu. Burada konuşuruz diye yazmadık ama yerine Polonya Büyükelçimiz Sayın Ecvet Tezcan’ı düşünüyoruz.’
Sezer, tereddütsüz ‘Hayır, olmaz’ diyor. Büyükelçiler kararnamesi üzerinde görüş belirtmeden inceleme için süre isteyen Sezer’in bu konudaki kesin tavrı dikkat çekiyor. Birkaç saniye sonra Sezer’in neden bu kadar kararlı olduğu anlaşılıyor: ‘Bu görev için Almanya Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik’le çalışmak ister misiniz?’
Başbakan Erdoğan’ın Almanya ziyareti sırasında bir Türk vatandaşının sorusu üzerine eleştirdiği büyükelçinin MGK Genel Sekreteri olarak önerilmesi, cevabı önceden belli bir soru gibiydi. Gül özür diliyor: ‘Efendim, takdir edersiniz ki, bizim sayın Mehmet Ali İrtemçelik’le çalışmamız çok zor.’
Bu diyaloglar sonraki görüşmelerde benzer şekilde devam ediyor. Dışişleri, iki isim daha öneriyor: Feridun Sinirlioğlu ve Ünal Çeviköz. O tarihte biri Telaviv, diğeri Bağdat Büyükelçisi. Sezer, İrtemçelik’te ısrarlı, ‘Nuh’ diyor ‘Peygamber’ demiyor.
Yukarıdaki diyalogun üzerinden yaklaşık 6 ay geçti. Aylar sonra olsa da MGK krizinin sır perdesini araladık ama durum çok vahim. MGK Genel Sekreteri’nin görev süresi 5 ay önce doldu, Londra için gün sayıyor. Üstelik, İngiliz Kraliyeti’nden agremanı (uygunluk) bile geldi. Londra Büyükelçisi Akın Alptuna yaş haddinden emekliye ayrıldı, 5 hafta önce koltuğunu boşalttı.
Maalesef, MGK gibi kritik bir kurumun en üst düzey bürokratik ataması, Çankaya’ya takılmış görünüyor. Üstelik ‘veto’ edilen tüm isimler, iktidar partisinin arka bahçesinde yetişmiş değil, aksine yıllarını mesleklerine adamış çok başarılı diplomatlar.
Bakalım, zirvedeki bu inat daha ne kadar sürecek...
29.06.2007http://www.stargazete.com/images/spacer.gif
deryatulga
07.07.07, 09:35
MGK için aranan isim: Burcuoğlu
http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/07/07/burcu.gif Atina Büyükelçisi Burcuoğlu, Yiğit Alptogan'ın görevini devralacak.
07/07/2007 (48 kişi okudu)
HİLAL KÖYLÜ (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=H%C4%B0LAL%20K%C3%96YL%C3% 9C))
ANKARA - MGK Genel Sekreterliği'ne yeni atanacak isim üzerinde yedi aydır anlaşamayan Köşk ve hükümet, sonunda uzlaşmaya vardı. Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu'nun MGK Genel Sekreterliği görevine başlaması için tüm hazırlıklar tamamlandı. Çankaya Köşkü ile hükümet, MGK Genel Sekreterliği'nden Londra Büyükelçiliği'ne atanan Yiğit Alpogan'ın yerine getirilecek isim konusunda yaklaşık yedi aydır anlaşamadığı için Alpogan'ın kararnamesi de imzalanamıyordu. Hükümetin MGK Genel Sekreterliği için önerdiği Varşova Büyükelçisi Ecvet Tezcan ismini Cumhurbaşkanı Sezer geri çevirmiş, bu görev için Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik'i uygun görmüştü. Sezer'in tercihini uygun bulmuyan hükümet de yeni bir isim arayışına girmişti. Hükümetin, Tahsin Burcuoğlu'nun ismini Köşk'e önerdiğinde bu kez onay aldığı öğrenildi.
deryatulga
13.07.07, 13:55
http://www.milliyet.com.tr/2007/07/13/yazar/akyol.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/07/13/yazar/akyol.html)
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_akyol.gif
Taha AKYOL Objektif
Cumhurbaşkanı ve hukuk
ELBETTE bir cumhurbaşkanı, Anayasa değişikliklerini "şekil yönünden" iptal ettirmek için dava açabilir. Sayın Sezer ise, daha ileri giderek, son Çankaya savaşlarında siyaseten öylesine tarafgir hale gelmiştir ki, Anayasa Mahkemesi'nden "hukuken imkânsız" bir talepte bulunmayı bile denemiş, cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören Anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından "yok hükmünde sayılmasını" isteyebilmiştir!
Halbuki, Anayasa'mıza göre, Anayasa Mahkemesi, önüne gelen yasalar konusunda ya "iptal" ya da "ret" kararı verir. Anayasa'nın 6. maddesine göre, hiçbir kimse ve hiçbir organ "kaynağını Anayasa'dan almayan" bir yetkiyi kullanamayacağı için, Anayasa Mahkemesi de "iptal" ya da "ret" dışında, başka türlü bir karar veremez, mesela "yok hükmünde" sayamaz!
Fakat Sayın Sezer, son Anayasa değişikliği için Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuruda bakın ne istiyor:
"... Anayasa'nın bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkındaki kanunun,
1- 'Yok hükmünde' olduğunun saptanmasına,
2- Olmadığı takdirde Yasa'nın tümünün biçimsel yönden Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptaline,
karar verilmesini arz ederim."
'Yok' saymak!
Halbuki, Anayasa Mahkemesi, şartları varsa, bir yasayı elbette iptal edebilir, ama asla "yok hükmünde" sayamaz! Anayasa, böyle bir yetki vermemiştir! Sezer'in bu talebi, Anayasa'ya ve Anayasa hukukuna kökten aykırıdır. Sayın Sezer'in yıllarca çalıştığı Anayasa Mahkemesi, yarım asırlık tarihinde "yok hükmünde" diye hiçbir karar vermemiştir!
Zaten Mahkeme de Sezer'in "yok hükmünde sayılması" talebini oybirliğiyle reddetmiştir! Bir tek üye bile bunu ciddiye almamıştır!
Uluslararası camiada en saygın Anayasa hukukçularımızdan Prof. Ergun Özbudun diyor ki:
"Böyle bir talepte bulunulduğuna inanılması bile güçtür. 'Yok hükmünde' sayılması istemi Anayasa'ya kesinlikle aykırıdır. Böyle bir kavram sadece idare hukukunda vardır, genel müdürün imzalayacağı evrakı çaycının imzalaması gibi... Ama Anayasa hukukunda böyle bir kavram yoktur. Hukuk kavramlarıyla bu kadar oynanmamalı, bu kadar manüple edilmemelidir."
Tarafsız ve sembolik?
Sayın Sezer'in iptal davası açması normaldir ama Anayasa değişikliğinin "yok hükmünde sayılması"nı istemesi, onun siyasi amaçları yönünde hukuku nasıl zorladığının bir göstergesidir.
Liberal Düşünce Dergisi için hazırlamakta olduğum "Sezer ve Hukuk" başlıklı uzun yazıda bunun birçok örneğini vereceğim. Sayın Sezer, hukuku zorlayan gerekçelere dayalı vetolarıyla, bu şekildeki iptal davalarıyla, atamalarının birçoğundaki siyasi tarafgirlikle, maalesef "tarafsız" değil, yetkilerini ve makamının ağırlığını kendi siyasi görüşleri için kullanan bir cumhurbaşkanıdır!
Demek ki, parlamento dışından, hatta yargı camiasından cumhurbaşkanı seçmek, parlamenter rejiminin gerektirdiği tarafsız ve sembolik cumhurbaşkanı modelini garanti etmiyor. Hatta siyasi tecrübe eksikliği, onun siyaseten yapabileceği sorun çözücü, birleştirici girişimlerden çekinmesine sebep oluyor.
Cumhurbaşkanı devlet görevinde "kamusal tarafsızlık" ilkesine uyabileceğini göstermiş, "sembolik ve itibari" davranacak, parlamento içinden bir isim olmalıdır.
t.akyol@milliyet.com.tr (t.akyol@milliyet.com.tr)
Emin Cölasan / Hürriyet
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6625385.asp?yazarid=5&gid=61
Emin ablamizdan, pardon ABIMIZDEN (degistirdimi acaba Kütük hatasini?) yine nameler.
Peki ayni Emin Cölasan Milli Egitim Bakanini yerden yere vurmuyormu? Yok okulda Namaz kiliniyormus, yok Said Nursiden yazili sorular soruluyormus (daha Hadis nedir bilmeyenler sikayet ediyor bunu). Sebebleri de bunlar..
Neymis? Yetkili sorumluymus!
Sayin Sezer cahil birisi degil, Hukuk adami, aflarin ceza hükümlerini de okuyabilecek kapasitede.
Ve cok önemli, demek tekrar daga cikip, silah tutacak kadar hasta degilmis!
Ama Emin beyin bunlari anlamamasini cok görmüyorum, cünkü o ancak ve ancak isine geleni anlar, anlatir ;) Kapasite meselesi degil, prensip meselesi. Huy da diyebilirsiniz bir tabirle.
deryatulga
24.08.07, 00:33
Emin Çölaşan'ın evrimi!
24 Ağustos 2007 Cuma 01:06
Cumhurbaşkanı Sezer'in konvoyunu durdurarak üzüntülerini bildirmesi karşısında çok duygulandığını söyleyen Emin Çölaşan yıllar önce Sezer'i 'Ecevit'in bir yanılgısı' olarak tanımlamış, AKP iktidara gelince fikirlerini tamamen değiştirmiş...
Reklam
Emin Çölaşan, Ecevit hükümeti döneminde Cumhurbaşkanı Sezer hakkında çok sert eleştirilerde bulunmuştu. İşte o eleştiriler...
Çölaşan, bir yazısında Sezer'in Fazilet Partisi ve 'yobaz takımıyla birlikte hareket ederek YÖK'e zarar verdiğini kendine özgü gerekçelerle anlatıyor. Bir başka yazısında Çölaşan, Cumhurbaşkanını "Sezer'i giderek daha iyi tanıyoruz. İçine kapanık, başı önüne eğik, konuşmayan, ilişki kuramayan, herkesten kaçan, devlet yönetimine duygularını karıştıran, başbakanla bile küsen, sorumluluktan kaçınan biri. Çeşitli kesimleri karşısına almak istemeyen, açık tavır koyamayan bir kapalı kutu. O, kendisini Çankaya'ya seçtiren Ecevit'in bir yanılgısı" sözleriyle tanımlıyor.
Geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesindeki işine son verilen Gazeteci-yazar Emin Çölaşan, Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer ile Ankara sokaklarında karşılaştı. Sezer, Barolar Birliği'ni ziyarete giderken, yolda Emin Çölaşan'ı gördü ve konvoyu durdurarak, Çölaşan'a geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Çölaşan ve Sezer arasındaki samimi diyalog dikkat çekti.
Emin Çölaşan, Bülent Ecevit hükümeti döneminde özellikle 2000-2001 yıllarında kaleme aldığı yazılarında Ahmet Nejdet Sezer hakkında ciddi eleştirilerde bulundu. Çölaşan, 23 Ağustos 2000 tarihli yazısında, "Ahmet bey kanun hükmünde kararnameyi bir kez daha geri çevirince, dinci basın bayram ilan etti. Ahmet Bey bir kez daha göklere çıkarıldı. Böylece, Türk siyaset tarihinde ilk kez yobaz takımıyla Atatürk'ün CHP'si aynı kulvara düşmüş oluyor. Tabii ki Ahmet Bey'e yağan övgüler bununla bitmiyor. Bir yandan PKK gazetesi de onu yüceltiyor, yere göğe sığdıramıyor. Fakat Ahmet Bey bu övgülerden rahatsız oluyormuş! Yakınlarına söylediğine göre bu kesimlerden övgü almak onu mutlu etmiyormuş! Vah vah! Kendini hiç üzmesin. Ancak bir şeyi iyi düşünsün. Örneğin son bir ayda hep kanun hükmünde kararnameyle uğraştı ve hükümete iyi bir gol atıp 'kişilik' sergilemenin peşine düştü. Bütün enerjisini bu konuya harcadı. Ama kabahat onun değil, hükümetin. Şimdi ''rejim düşmanlarını yüreklendirmiştir'' demekle iş bitmiyor. Ahmet Bey'i oraya biz seçtirmedik. Kendi düşen ağlamaz."
2 Haziran 2000'de 'Ciddiyetsiz Komisyonlar' başlıklı yazısında Çölaşan, Sezer'in Anayasa mahkemesinde Haşim Kılıç'ın başını çektiği gerici grubun oylarıyla başkan seçildiğini yazıyor.
'Bilanço' başlıklı yazısına, "Cumhurbaşkanı'nın ağzından hiç Atatürk lafı çıkmadı" diyor. 10 Ocak 2001'deki 'Bay Cumhurbaşkanı Okuyunuz' başlıklı yazısında, Sezer'in Fazilet Partisi ve 'yobaz takımıyla' birlikte hareket ederek, YÖK'e zarar verdiğini anlatan Çölaşan, 2 Haziran 2001 tarihli 'Türkiye'nin Talihsizliği Başlıklı' yazısında, Cumhurbaşkanından şöyle bahsediyor: "Sezer'i giderek daha iyi tanıyoruz. İçine kapanık, başı önüne eğik, konuşmayan, ilişki kuramayan, herkesten kaçan, devlet yönetimine duygularını karıştıran, başbakanla bile küsen, sorumluluktan kaçınan biri. Çeşitli kesimleri karşısına almak istemeyen, açık tavır koyamayan bir kapalı kutu. O, kendisini Çankaya'ya seçtiren Ecevit'in bir yanılgısı."
Bu dönemde Cumhurbaşkanı sadece bir defa geri çevirdiği bir kararname nedeniyle Emin Çölaşan tarafından tebrik ediliyor. Daha sonra AKP döneminde Çölaşan, fikirlerini tamamen değiştiriyor.
Kaynak: Boyuthaber
deryatulga
24.08.07, 01:17
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/simages/images2000/bant2000/bturkiye.GIF
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2001/02/20/simages/hur/turk/01/02/20/turkiye/02tur.jpg
İpin koptuğu an
Gocunacak birşeyiniz mi var
Nankör kedi...
%25'lik Cumhurbaşkanı
Devletin zirvesinin biraraya geldiği Milli Güvenlik Kurulu'nda, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş kavga yaşandı.
Kavga saniye saniye şöyle gelişti:
ECEVİT VE YILMAZ SEZER'İN ODASINDA
MGK toplantısı başlamadan, her zamanki toplantı öncesinde olduğu gibi Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ile birlikte Cumhurbaşkanı'nın odasına geçti.
Sezer, Ecevit ve Yılmaz ile sadece tokalaşmakla yetindi. Aralarında tek bir kelime konuşulmadı.
Toplantı saati geldiğinde Sezer, MGK salonuna doğru yöneldi. Ecevit ve Yılmaz da kendisini takip etti.
Bu kısa yürüyüş sırada Ecevit'in Sezer'e, Yönetsel yetkilerimi kullanmayı engelliyorsunuz. Bankacılık Denetleme Kurulu'ndan elinizi çekin dediği duyuldu. Ancak Sezer, herhangi bir tepki vermedi.
MGK başladığında, Sezer herkese hoş geldiniz dedikten sonra, Gündeme geçmeden önce söylemek istediklerim var dedi. Önünde bulunan bir dosyayı açan Sezer, Ecevit'e döndü ve notlarından okuyarak şunları söyledi:
SEZER: NEDEN RAHATSIZ OLDUNUZ
Anayasa'ya göre güçler ayrılığı önemlidir. Yasama, yürütme ve yargı organları kendi alanlarında Ulus'a ilişkin egemenliğini kullanır. Birbirlerinin yetki ve görev alanlarına karışmazlar. Siz yürütme organı olarak, kuvvetler ayrılığını yıpratıyorsunuz. Milletvekillerini liderlerin askeri haline getirdiniz, el indirip kaldırma makinası yaptınız. Meclis üzerinde dikta kuruyorsunuz. Sayın Ecevit, bankalarla ilgili olarak benim DDK'yı devreye sokmama tepki gösteriyorsunuz. Siz, basına 'Denetimin denetimi mi olur?' diyorsunuz. Burada yapılan nedir? Hükümet olarak kamuoyu önünde beni küçük duruma düşürüyorsunuz. Beni yıpratmak için uğraşıyorsunuz. Siz yolsuzlukların üzerine gidilmesinden, pisliğin temizlenmesinden neden rahatsız oluyorsunuz? Yolsuzluklar ancak saydam bir devlet yapısı sağlanırsa önlenir.
YARGIYA BASKI YAPIYORSUNUZ
Sezer, Ecevit'i Beyaz Enerji operasyonunu yürüten DGM Savcısı Talat Salk hakkında soruşturma açtırdığı için de eleştirdi ve şöyle devam etti:
Türkiye'nin temel sorunu yolsuzluktur ve siz bunun üzerine kararlılıkla gitmiyorsunuz. Yanınızdaki bakanların herbiri yolsuzluk ithamı altında. Zekeriya Temizel iyi işler yapıyor ama yapmadıkları var. Sadettin Tantan da iyi işler yapıyor ama siyasi boyutuna gelince duruyorsunuz. Daha önce bir irticai soruşturmada DGM'ye yönelik konuştunuz, arkasından Beyaz Enerjiyle ilgili savcıya müdahale ettiniz. Siyasi çıkar için yapıyorsunuz bunları. Meclis çoğunluğumuz var diye hiçbir eleştiri kabul etmiyorsunuz. Bu anlayışla yolsuzlukların üzerine gidilemez. Temiz siyaset, temiz devlet olamaz. Yargıya baskı yapıyorsunuz, bu olacak şey değil. Burası demokratik bir ülke, yargıyı serbest bırakın. Yargı, hükümetten korkar hale geldi.
KONUŞMANIZ BİTTİ Mİ
Ecevit, bu noktada Sezer'in sözünü keserek, Konuşmanız bitti mi? diye sordu.
Ancak Sezer, Hayır bitmedi diyerek ses tonunu yüksetip Ecevit'in bakanlarına aktardığına göre, Azarlar bir üslupla devam etti:
Yolsuzlukları koruyor görüntü veriyorsunuz. Ben buradan devlete bakınca uykularım kaçıyor, uyuyamıyorum. Bu yoksul halkın bankalarda 12 milyar doları gitti. Bugün hala kamu bankalarında yolsuzluklar oluyor. DDK devreye girdi diye niye rahatsız oluyorsunuz?
DENETİMİN DENETİMİ BAL GİBİ OLUR
Sezer, sözünün hemen ardından önünde duran Anayasa'yı havaya kaldırıp Denetimin denetimi mi olur diyorsunuz. Anayasa'nın 108'inci maddesi ortada. Bal gibi olur. Anayasayı bilmiyorsunuz, bu sözleri söylüyorsunuz dedi. Bu arada Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan araya girdi ve O Anayasa'yı bir de biz görelim, anlayalım dedi.
Sezer, Özkan'ın bu sözüne sinirlendi ve elinde tuttuğu Anayasa'yı, Ecevit ve Özkan'ın bulunduğu yöne doğru fırlatarak, Alın okuyun o zaman diye bağırdı. Anayasa kitapçığı Ecevit ve Özkan'ın arasına düştü.
YÜZDE 25'LİK CUMHURBAŞKANI
Bu tavır üzerine Ecevit, sinirli bir havada masadan kalktı. Hemen ardından Mesut Yılmaz da kendisini takip etti.
Başbakan kapıyı çarpıp salonu terkederken, salondaki gerilim arttı. Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, hemen devreye girip, Ecevit'in önüne fırlattığı Anayasa'yı aldı ve Sezer'in bulunduğu yöne doğru aynı yöntemle fırlattı. Özkan, sert bir tonda şöyle devam etti:
Asıl Anayasa'dan anlamayan sizsiniz. Bir de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yaptınız. Burada hukuktan, kanundan söz ediyorsunuz. Kira Kanunu çıkarıldı. Herkes kanuna uydu kirasını yüzde 10 arttırdı. Ama burada hukuktan söz eden siz, evinizin kirasını dolar bazında yüzde 25 arttırdınız. Yüzde 25'lik Cumhurbaşkanısınız. Sizi orada oturtan iradenin biraz önce suçladığınız irade olduğunu unutmayın. O irade sizi de oradan indirmesini de bilir.
SÖZLERİMDEN NEDEN GOCUNUYORSUNUZ
Sezer, toplantıyı devam ettirip Özkan'a aynı tonda yanıt verdi:
Ne gocunuyorsunuz ben bunları söylüyorum diye? Ben kariyerimle geldim buraya. Siz seçtiniz diye susmam mı lazım? Bu kamu bankaları nereye gidiyor? Bu sorun çözülmeden hiçbir yere varamayız. Yetkimi kullanıyorum.
Özkan ise bu sözler üzerine yerinden Ecevit gibi sinirli bir şekilde kaltı, kapıya yöneldi. Kendisini hükümetin diğer MGK üyeleri Milli Savunma Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu ile İçişleri Bakanı Sadettin Tantan takip etti.
ÖZKAN: NANKÖR KEDİ
Toplantı salonu kapısından çıkarken Özkan'ın, Nankör kedi... sözü duyuldu.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, kuvvet komutanları ve bürokratlar ise gelişmeleri oturdukları yerden sessiz bir şekilde hayretle izlemekle yetindiler.
Bu sırada Sezer, ellerini iki yana açıp Ben ne dedim ki, sadece olanları ve olması gerekenleri anlattım dedi.
Beş dakika geçmeden MGK'daki bürokratlara Ecevit'in Toplantıyı terkedin çağrısı iletildi. Bürokratlar durumu Sezer'e aktarıp MGK'dan ayrılırken, MGK Genel Sekreteri Org. Cumhur Asparuk, Efendim, teamüle göre toplantıyı bir sonuca bağlamamız ve bir açıklama yapmamız gerekiyor deyince Sezer, Ben o açıklamayı yaparım. Toplantı bitmiştir, çıkabilirsiniz karşılığını verdi.
ASKER: TARAF OLMAYALIM
Asker üyeler Çankaya'dan ayrıldıktan sonra doğruca Genelkurmay'a giderek durum değerlendirmesinde bulundular ve Krize müdahil olmayalım kararı aldılar.
Ecevit de Başbakanlıkta Yılmaz, Özkan, Tantan ile biraraya geldi. Kısa bir süre sonra Çakmakoğlu da bu toplantıya davet edildi. Toplantıda hükümetin istifası tartışıldı, ancak bugün Hazine'nin tahvil satışı olduğu belirtilerek böyle bir girişimin doğru olmayacağı kararına varıldı.
Sezer ise Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu ve danışmanlarıyla odasında değerlendirmede bulundu.
BAŞBAŞA İKEN NEDEN SUSTU
Ecevit, Başbakanlıktaki toplantıda Sezer'in Kriz çıkarmak amacıyla toplantıya geldiğini görüşünü ileri sürdü ve şöyle yakındı:
Sayın Yılmaz ile birlikte odasına kadar gittim. Beş dakika kadar bekledik. Bize tek kelime etmedi. Madem bunları söyleyecekti, neden başbaşa kaldığımız bu süre içinde söylemedi? Beş dakika değil, 10 dakika daha bekleyebilirdik, bunları orada söyleyebilirdi. Veya MGK gündemi bittikten sonra özel gündemli bölüme geçildiğinde bunları konuşabilirdik. Ama bürokratların önünde terbiye sınırlarını aşan bir tavırla bunu yaptı.
deryatulga
24.08.07, 01:19
MİLLİYET
"Buna hakkınız yoktu" deniyor manşette. Dün zirvede yaşanan kavganın ardından borsa ve faizlerde meydana gelen dalgalanmanın, kemer sıkan vatandaşı ezdiğinin altı çizilmiş. Cumhurbaşkanı Sezer'in çıkışı üzerine MGK toplantısını terk eden Başbakan Bülent Ecevit, yaptığı ilk açıklamada "Sezer terbiye dışı bir üslupla bana ağır ithamlarda bulundu" diye konuşmuş sesi titreyerek. Toplantıya katılan generallerin de, bu kavga nedeniyle şok oldukları yazılıyor.
Sezer, MGK'da kriz yaratan diyalogun ardından kurmaylarıyla birlikte gelişmeleri değerlendirmek ve tavır belirlemek üzere makamına kapanmış. Akşam saatlerine kadar herhangi bir açıklama yapmayan ve başta Başbakan Bülent Ecevit olmak üzere hükümetin kamuoyuna yaptığı açıklamaları bekleyen Sezer, yanıtını saat 20.00'de duyurmuş kamuoyuna.
Açıklamada kendisine yöneltilen suçlamaların "haksızlık" olduğunu söyleyen Sezer, toplantıda kendisine müdahale eden Başbakan Yardımcısı Hüsümettin Özkan'ın davranışını da "saygı dışı" olarak nitelendiriyormuş.
Cumhurbaşkanı Sezer'e yakınlığıyla bilinen Anayasa Profesörü Mümtaz Soysal, Başbakan Bülent Ecevit'in iddiasının aksine, "eşi görülmemiş olanın Sezer'in tavrı değil, MGK toplantısının terk edilmesi olduğunu" söylemiş.
Psikiyatrist Doktor Nihat Kaya, "Sayın Ecevit zaten duygusal, alıngan yapıda, sanatçı ruhlu biri. Belki Cumhurbaşkanı'nın bazı tepkilerini abartılı algılamış, o yüzden kaldıramamış olabilir. Toplantıyı da bu yüzden terk etmiştir. Ortamı terk etmek, devlet geleneğine ve adamlığına yakışır bir davranış değil, toplumda güvensizliğe yol açar" şeklinde değerlendirmiş dün yaşananları.
Bu arada Devletin zirvesinde yaşanan krizin ardından gerçekleştirilen araştırma, halkın yüzde 62.1'inin tarafların uzlaşmasından yana olduğunu ortaya koyuyormuş. Katılımcıların yüzde 63.3'ü Cumhurbaşkanı Sezer'i, yüzde 17.7'si Başbakan Ecevit'i haklı bulurken, yüzde 1.2'si ise her ikisini de haksız bulmuş.
Özel Beykent Üniversitesi Öğrenci Yurdu'nun ruhsatının bulunmadığı gerekçesiyle dün mühürlenmesiyle, 250 öğrenci sokakta kalmış. Kış günü yurtlarından çıkarılan öğrencilerin, başlarını sokabilecek ev telaşına düştüğü yazılıyor.
SABAH
Dün yaşananlar "Basiretsizlik" başlığı ile verilmiş bu gazetede de. "Rezaletin ülkeye ve millete faturası 8 milyar dolar oldu. Bu da yolsuzluk değil mi?" diye soruluyor.
Güngör Mengi'nin bir yazısı bu. "Cumhurbaşkanı Sezer'in iyi niyetinden kimse şüphe etmiyor. Ama ülkeyi harbe sokacak kadar büyük yetkiler kullanabilen bir Cumhurbaşkanı'nda başka meziyetler de bulunması gerekiyor. Bunun adı basirettir" diyor Mengi.
Hükümetin istifa etmeyeceğini bildirdiğini, Sezer'den de farklı bir tavır beklenmeyeceğini söyleyen Mengi, Sezer ve Ecevit'in uzlaşmaktan başka çareleri olmadığını belirtmiş.
MGK'da yaşananlar da var tabii ki bu gazetede de. Ayrıntılar biraz daha farklı ama genelde daha önce okuduğumuz şeyler. Örneğin Hüsamettin Özkan'ın Cumhurbaşkanı'na, daha Ecevit ve Yılmaz odadan çıkmadan "Nankör" dediği yazılı. Bunun üzerine Sezer de, "Tuu size..." demiş.
Akşam saatlerinde Köşk'ten yapılan açıklama da yer almış haberde. Sezer, "Başbakanı aşarak araya giren bir bakanın saygı dışı müdahalesi, toplantının terk edilmesine yol açmıştır" diyormuş.
Dün yaşanan kriz sonrasında tüm göstergeler alt üst olunca, ismini açıklamak istemeyen üst düzey bir bürokrat adeta isyan etmiş. "Ülkeyi siyasiler yönetir. Biz sadece programı uygulamakla görevliyiz ancak yine de sorumluluk duygusu içinde hatırlatma görevini yapmak istedim" diyen bürokrat, Türkiye'nin pamuk ipliğine bağlı dengeler üzerinde bulunduğunu kimsenin unutmamasını istiyormuş.
Psikologlar evlilik yolunda çiftlerin karşılaşacakları dört tehlikeli viraj bulunduğunu belirtiyorlarmış. İlki balayının hemen ertesinde yani evliliğin ilk yılında, ikincisi sallantı ve istikrarsızlıkla geçen üçüncü yılın sonunda, üçüncüsü rutinleşen yedinci yılda ve sonuncusu da onbeşinci yılda geçiliyormuş bu virajların.
RADİKAL
Sezer ve Ecevit kavga edince 5 milyar dolar kaçmış. "Türkiye sizinle gurur duyuyor" denmiş manşette. Alt başlıkta da, "Sezer, Ecevit'i, 'yolsuzluklara karşı pasif kalmak'la eleştirdi; Özkan, Sezer'e 'Bu ihanettir' dedi; Başbakan MGK'yı terk etti, işte sonuç: Ekonomik ve siyasi kriz" deniyor.
Kavga sonucunda repo yüzde 760'a, bono faizi yüzde 100'ün üzerine çıkmış. Borsa yüzde 14.6 düşerek 8683'e inerken, Merkez Bankası da yaklaşık 5 milyar dolarla, tarihinin en büyük günlük satışını yapmış. İş çevrelerinde gözler bugünkü 12 ve yedi aylık iki Hazine ihalesine çevrilirken, en büyük korkunun, 2.9 ile 3.2 katrilyon arası borç beklenen ihalede çok yüksek faiz teklif edilmesi, en kötüsü ise ihalede hiç teklif gelmemesi olurmuş.
Bakanlar Kurulu'nun, olay sonrası yaptığı toplantının ardından, Sezer'den özür beklediklerini açıklamışlar Bakanlar. Köşk'ten yapılan açıklamada ise, "MGK'da bir bakan, başbakanı aşıp düzeni bozdu. Başbakan'ın açıklamalarının yol açtığı olaylardan Çankaya'yı sorumlu tutmak haksızlıktır" deniyormuş.
İsmet Berkan da, krizin yarattığı hasarın nasıl tamir edilebileceğini irdelemiş bugün. "Eğer Hazine bugün alacak borç para bulamazsa yarın borcunu ödeyemez. İşte bu gerçek bir felaket olur. Piyasalar dün Başbakan'ın sakinleştirici açıklamalarını da, Hazine Müşteşarı Selçuk Demiralp'in sözlerini de pek takmadı. Bugün, Cumhuriyet Hazinesi'nin tarihindeki en kritik günlerden biri. Ve piyasanın pek çok oyuncusu dünden başlayarak Hazine'ye borç vermeyeceklerini alçak sesle de olsa söylemeye başladılar. Bugün ne yapacaklarını göreceğiz" demiş.
Murat Yetkin, Sezer ve Ecevit'i 'aynı kafeste iki yaralı kaplan' olarak nitelemiş. "Bu kriz hem Sezer'i, hem Ecevit'i yaraladı. Ancak görünen o ki bu Sezer'in ilk büyük yarası. Ve Sezer'in yarası sanki daha ağır" diyerek bitirmiş yazısını.
G20 zirvesi de krizin gölgesinde yapılmış. Devletin zirvesindeki kriz nedeniyle ekonomi kurmaylarının gergin olduğu G-20 toplantısında IMF Başkan Yardımcısı Fischer Türkiye'nin kendileri için çok büyük önem taşıdığını vurgulamış.
Ankara'da dün gece yoğun toplantı trafiği yaşanmış. Toplantıların birinci gündem maddesini bugünkü ihale oluşturuyormuş.
CUMHURİYET
Manşet tabii ki aynı konuda. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında sert tartışmalar yaşandığı, 6 dakika boyunca konuşan Cumhurbaşkanı Sezer'in sözleri üzerine Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Başbakan'ın MGK toplantısını terk ettiği yazılmış.
Sezer 'in "hukuk ve anayasa bilmemek, yolsuzlukların üzerine gidilmesinden korkmak, yargı ve yasama üzerinde baskı kurmak, savcılara baskı yapmak ve istifa etmesi gereken Cumhur Ersümer 'i korumak, çamurun üzerinde oturmak" la suçlaması üzerine terk etmiş toplantıyı Başbakan Bülent Ecevit.
Krizin sinyalleri hafta sonunda alınmış aslında. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, kamu bankaları ile fondaki bankaların batış sürecini inceletmek üzere Devlet Denetleme Kurulu'nu görevlendirince, Başbakan Bülent Ecevit'in, Sezer'i "denetimin denetimini" yapmakla suçladığı hatırlatılmış.
Hükümette Devlet Denetleme Kurulu konusunda bir korku varmış. DDK'nın fondaki bankalarla ilgili denetiminden, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'ndan önce murakıpların raporlarının işleme konulmadığına ilişkin iddiaları da kapsayacağı ve böylece halen görevdeki bazı bakanlar açısından hukuki sorunlar ortaya çıkabileceği için rahatsızlık oluştuğu belirtiliyormuş.
İş çevreleri de bir uyarı yapmış. Krizin Hazine'nin 'kritik' ihalesi öncesinde çıkmasına dikkat çekilirken, bu krizin "borç veren çevrelere" yarayacağı uyarısında bulunmuşlar. Krizin, 30-40 puan daha yüksek faizle borçlanmaya neden olacağı ve Hazine'den 1.5 - 2 katrilyon lira daha fazla para çıkmasına yol açacağı dile getiriliyormuş.
Bugün CHP için de kritik bir günmüş. Muhalifler dün akşam bir araya gelerek durum değerlendirmesi yapmışlar. Muhalif PM üyeleri, 'gerekirse toplantıyı terk etme' kararı alırken, Türkiye gündeminde son derece sıcak gelişmelerin olduğu bir zamanda, CHP'nin iç kavgaya gömülmesi, gerek parti içindeki bazı kesimlerce gerekse parti dışında tepkiyle karşılanıyormuş.
İyi günler.
Asuman ALPASLAN - 20 Şubat 2001, Salı
nazimalemdar
24.08.07, 13:14
dhizlan@hurriyet.com.tr (dhizlan@hurriyet.com.tr)
http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/4b.jpg Keşke o fotoğraf konsaydı
DÜN, Cumuriyette yayımlanan bir fotoğraf ve resimaltı beni çok etkiledi, duygulandırdı.
Neydi o fotoğraf?
Çok saydığım, sevdiğim Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer veda ziyaretlerinden birinden dönerken yolda Emin Çölaşana rastlıyor, konvoyu durdurup, arabadan iniyor ve Emine; "Son derece üzgünüm, geçmiş olsun" diyor. Emin Çölaşan da, "Şaşırdım tabii. Çok gururlandım, güç kazandım" sözleriyle duygularını aktarıyor.
Keşke Hürriyet de kullansaydı o fotoğrafı diye geçirdim içimden. Ama ertesi gün Hürriyetin internet sitesinde gördüm, çok sevindim. Üstelik beş manşetten biriydi.
Cumhurbaşkanının bu tavrı çok hoşuma gitti.
İki tarafı da tanıdığım için bu tablo bende silinmeyecek, belleğime yerleşen duygusal bir iz bıraktı.
Emin Çölaşanı yakından tanıyorum.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezeri yakından görenler ona saygı ve sevginin oluşturduğu bir hayranlık duyarlar.
Cumhurbaşkanlığı ödülleri seçiciler kuruluna beni alarak onurlandırmıştı.
Önceleri bazı saygın ödül törenlerinde karşılaşmıştım, çok kısa konuşmalar geçmişti aramızda.
Dışardan bakar, onu tanımazsanız, hakkında doğru yargıya varamazsınız. Ne yazık ki böyle yanlış yazılar yayımlandı hakkında.
Birlikte bir masada oturdum, yemek yedim, konuşmasına, kültürüne, birikimine, esprisine, cana yakınlığına, içtenliğine bir kez daha hayran oldum.
Bu niteliklerini bildiğim için de Emin Çölaşana karşı davranışı beni şaşırtmadı, aksine tutarlığının yeni bir örneğini verdi.
Herkesi de etkilediğini biliyorum.
deryatulga
24.08.07, 14:13
VAY VAY VAY...
24 Ağustos 2007 Cuma 13:58
İki gün önce Sezer'e övgüler dizen Çölaşan, 6 yıl önce neler dememiş ki?
Çok değil 5-6 yıl önce yazılan yazılar var ki inanmak mükün değil.
İki gön önceki Çölaşan ile 6 yıl önceki Çölaşan'ın Sezer'e bakışı o kadar farklı ki..
Kendisi için konvoy durduran Sezer'e övgüler yağdıran Çölaşan, yıllar önce de zehir zemberek yazılar yazmış..
Sezer'e yönelttiği eleştiriler yenilir yutulur gibi değil.. Sizler için sadece dört tane örnek seçtik.
2 Haziran 2001 tarihli yazısında Sezer'i Türkiye'nin talihsiz isimleri arasına koydu. Emin Çölaşan: Türkiye'nin talihsizliği (1) (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-246576&yazarid=5) yazısında bakın ne diyor:
"Çeşitli kesimleri karşısına almak istemeyen, açık tavır koyamayan bir kapalı kutu. O, kendisini Çankaya'ya seçtiren Ecevit'in bir yanılgısı.
Bugüne kadar devletteki ağırlığını sadece geri çevirdiği yasalar ve kararnamelerle hissettik ve hepsi o kadar! "
Ne gariptir ki YÖK'ü kolladığı için eleştirilen Sezer'i o günlerde YÖK'ün düşmanı ilan etmiş. 10 Ocak 2001 tarihli Emin Çölaşan: Bay Cumhurbaşkanı, okuyunuz! (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-214872&yazarid=5)başlıklı yazısında neler demiyor ki..
"Devletin kurumlarıyla sözlü olarak bile muhatap olmuyor. YÖK salt çoğunluğunu yitirmiş, çalışmak ve karar almak için Bay Cumhurbaşkanı'nın yüksek iradesini'' bekliyor. Bir devlet kurumunu çalışamaz duruma sokuyor.
Nedeni, YÖK'le kavgalı! YÖK'ü sevmiyor! Aynen Fazilet Partisi ve yobaz takımı gibi!
Cumhurbaşkanı'nın Anayasa'da tanımlanan görev, yetki ve sorumlulukları arasında böyle duygusal davranmak, kişisel kaprislerle ve adamına göre muamele etmek var mı?"
Eleştiri dozunu iyice artıran Çölaşan, Sezer'in özel alanına da giriyor, Sezer'in tasarruf tedbirlerini böyle alaya alıyor:
"Bizim medyamız bazen, birileri için abartılı bir şişirme'' ve övme'' hastalığına tutulur. Ahmet Necdet Sezer bu hastalıktan iyi yararlandı!
Kırmızıda duruyor, yeşilde geçiyor... Tasarrufçu cumhurbaşkanı Çankaya'da elektrikleri söndürdü... Dükkána gidip yoğurt aldı, vay bee... Türkiye böylesini görmedi...''
Çölaşan zaman zaman Sezer'i gerici ekiplerle işbirliği içinde olmakla da suçlamış.. Şaka gibi ama gerçek.. Sezer'in atadığı üyeler tartışma konusu edelirken, o günlerde Çölaşan Sezer'in amansız muhalifiymiş.
2 Haziran 2000 tarihinde Emin Çölaşan: Ciddiyetsiz komisyonlar (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-158808&yazarid=5) başlıklı yazısında bakın Sezer'e neler demiş:
"Çoğu kararda ve seçimde Haşim Kılıç'ın başını çektiği gerici ekip ağırlık koyuyor. Ahmet Necdet Sezer onların oylarıyla başkan oluyor, Mustafa Bumin aynı kesimin oylarıyla önceki gün başkan seçiliyor. "
Durun taha bitmedi.. 23 Ağustos 2000 tarihli yazısında ise Sezer'den "Ahmet Bey" diye bahsediyor. Hükümetin kanun hükmündeki kararnamesini geri çevirdiği için tepkisi böyle dile getiriyor.
Emin Çölaşan: Başlıklar! (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=-176839&yazarid=5) adlı yazısında Sezer'i rejim düşmanlarını yüreklendirmekle suçluyor:
"Hükümet ortakları tarafından dün yapılan yazılı açıklamada çok önemli, çok çarpıcı iki cümle var. Bunlara aynen katılıyorum:
1- Tartışmalı bir konuda kendisini Anayasa Mahkemesi yerine koymuştur.
2- Kastı elbette öyle olmasa bile, rejim düşmanlarını yüreklendirmiştir.
Ne adına?
Hukuk'' adına! "
deryatulga
26.08.07, 21:57
Ahmet Necdet Sezer veda ederken
İsmet Berkan (ismet.berkan@radikal.com.tr)
26/08/2007 (5270 kişi okudu) Yedi yıl doldu, üstüne de neredeyse üç buçuk ay daha geçti, Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı dönemi salı günü sona erecek. Sezer'in Cumhurbaşkanı olduğu ilk günlerden itibaren zaman zaman onu öven veya tutumunu destekleyen, zaman zaman da onu veya o konuda aldığı tutumu eleştiren onlarca yazı yazmışım.
Sezer benim gazeteci olarak görevi başında yakından izlediğim üçüncü Cumhurbaşkanı.
Turgut Özal'ı muhabir olarak çok kez izledim, onun sohbetlerinde bulundum, Cumhurbaşkanı olarak özellikle 1991 sonrası kendini dışlanmış hissettiği dönemde onunla geziye gitmeyi kabul eden az sayıda gazeteciden biriydim. Çankaya Köşkü'ndeki yalnızlığını yakından gördüm.
Süleyman Demirel ile Cumhurbaşkanlığı yaptığı yedi yıllık dönemde kaç yurtiçi ve yurtdışı seyahate gittiğimi, onunla makamında baş başa veya bir grup gazeteciyle birlikte kaç kez konuştuğumu hatırlamıyorum bile. Onu yakından izlediğimi söylemek yanlış olmaz.
Ahmet Necdet Sezer ile ise seçildikten bir süre sonra birkaç telefon konuşması ve kimi resepsiyonlardaki ayaküstü selamlaşıp saygı sunmalar dışında pek bir diyaloğum olduğu söylenemez. Sanıyorum Sezer'in bu yedi yıl üç buçuk aylık görev döneminde 'düzenli' görüştüğü gazeteci sayısı da zaten üçü dördü geçmez ama bunların hepsi de o görüşmelerin mahremiyetine bugüne kadar büyük saygı gösterdiler, hiçbir zaman Sezer ile görüştüklerini köşelerinde ima dahi etmediler. Zaten etseler büyük ihtimal Sezer onlarla görüşmeyi keserdi. Bakalım önümüzdeki dönemde onların hangileri Sezer ile görüşmelerini kaleme alacak?
Bütün bunları anlatmamın sebebi, Cumhurbaşkanlığı makamının çok kurumsal bir yer olmasına rağmen orada oturan kişinin kendi üslubunu makamın görevlerine kolayca yansıtabildiğini ve böylelikle makamın kamuoyu tarafından algılanma biçiminin değişebildiğini göstermek.
Daha geçenlerde 2000-2001 krizleriyle ilgili bir kitap okuyordum, orada Demirel döneminde kimi kararnamelerin ve kanunların nasıl gece yarısı hazırlanıp sabahın beşinde altısında Köşk'e götürüldüğünü ve Demirel tarafından da anında onaylanıp hemen o günkü Resmi Gazete'de yayımlandığını okudum. Bilmiyorum, Sezer döneminde sabah 06.00'da Köşk'e gidilip bir kanun ya da kararname anında imzalatılmış mıdır? Hiç sanmıyorum.
Sezer, 1982 Anayasası'nın dördüncü Cumhurbaşkanı olarak göreve başladığında, kendisinden önceki üç Cumhurbaşkanının bir temel ortak özelliğini taşımıyordu:
İcradan gelmiyordu, seçime girmiş çıkmış, halk önünde konuşmalar yapmış, kendini insanlara beğendirmeye çalışmış bir politikacı değildi. (Kenan Evren, belki klasik anlamda politikacı değildi ama bir dönemin icraatından sorumluydu ve polikacı özelliği de vardı, unutmayın.)
Politikadan gelmemek, hayatının hiçbir döneminde halk iradesiyle bir yere gelmemiş olmak, Sezer'in Köşk'teki üslup ve davranışlarını biçimlendiren temel etken oldu. Allah için burada Sezer'in hakkını vermeliyim, hiçbir zaman da bir politikacı cumhurbaşkanı gibi davranmaya yeltenmedi, bu anlamda da kendisinin ve oturduğu makamın siyasi meşruiyetini tartışma konusu yapmadı. Sezer'in iyi niyetli bir ölçülülükle getirdiği bu üslup zaman zaman onun Fahri Korutürk'e benzetilmesine yol açtı, hatta 'Köşk'te kimse oturmuyor' diyenler bile oldu. Hâlâ daha onu az seyahate çıkmakla, Türkiye'nin meselelerine yeterince eğilmemekle suçlayanlar oluyor.
Oysa Demirel de Özal da, Cumhurbaşkanlığı makamını, elbette ciddi üslup ve uygulama farklarıyla, daha önce yaptıkları icrai görevlerin bir devamı gibi görmüşler, özellikle de dış politikada etkin roller almışlardı. Her iki Köşk sakini de, dış politika alanında hükümetlerin açığını ciddi biçimde kapatmış, hatta elle tutulur dış politika başarılarında önemli pay sahibi olmuşlardı. (Demirel, 1999'daki Avrupa Birliği adaylığının altyapısını hükümetlere rağmen, tek başına oluşturmuş, Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkartılmasını ve sonunda yakalanmasını getiren süreci tek başına başlatıp ısrarla sürdürmüştü.)
Sezer bunların hiçbirini yapmadı, hatta mecbur kalmadıkça yurtdışı geziye
de gitmedi. Sadece dış politika da değil, bir-iki konu dışında iç politikada da aktif tutum almadı, hiçbir siyaseten tartışmalı konunun içinde bulunmadı.
Son yedi yılda Çankaya'da Sezer değil de Demirel-Özal modeli bir başka Cumhurbaşkanı olsaydı acaba bugün daha farklı, daha 'iyi' bir noktada mı olurdu ülkemiz? Bu sorunun cevabını kimse bilemez, tarihin bu dönemini biz Sezer'in başkanlığında geçirdik.
Sezer'in dış politika ve kısmen de iç politikadaki pasif tutumunu elbette eleştirmek mümkün ama bir de tersini düşünün: Devlet memuriyetinden gelen, son bir-iki yılına kadar hiçbir siyasi parti tarafından açıkça desteklenmeyen Sezer ya aktif politikaya sık sık müdahil olan, sık sık demeçler vererek tartışma çıkaran biri olsaydı bugün neler diyor olurduk?
Yarın ve salı günü Sezer'i ve dönemini değerlendirmeye devam edeceğim.
27/08/2007 (45 kişi okudu) Klasik kural, 'Kanunlar uygulanmak içindir' der, 'Kanun değişirse uygulama da değişir.'
Tamam kural budur ama ya siz kanunları, kuralları yorumlama mevkiindeyseniz ne olacaktır?
İşte bu durumda, yorumların hangi anlayış çerçevesinde yapıldığı önem kazanmaya başlar.
Bu köşede son yedi yılda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e yöneltilen eleştirilerin neredeyse tamamı, onun yorumlarına esas oluşturan anlayıştan kaynaklandı.
Sezer'in yorumları, neredeyse hiçbir zaman özgürlüklerin alanının, sivil alanın genişlemesinden yana olmadı, neredeyse her seferinde bunun tam tersi yönde inisiyatif kullandı Cumhurbaşkanı.
Pek çok örnek verebilirim ama sanırım en çarpıcısı, Sezer'in art arda veto ettiği 'devlette reform' adı verilen paket yasalarda ortaya çıktı.
Merkezi yönetimin yerel yönetimlere yetki ve sorumluluk devrini öngören yasaları Sezer, 'üniter devlet' ilkesine aykırı buldu.
Örneğin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın kendisine bağlı okulları ve onların öğretmen kadrolarını il özel idarelerine devretmesi ama bakanlığın merkezden gerek eğitimin kalitesiyle ilgili denetimini sürdürmesi, gerek eğitimin planlanması, müfredatın oluşturulması, önceliklerin belirlenmesi, ders kitaplarının hazırlatılması gibi konulardaki tek yetkili olma halinin sürdürülmesini öngören reformun neden üniter devlet ilkesine aykırı olduğu aslında hâlâ ikna edici biçimde söylenemedi.
Ankara'da devleti yönetecek siyasileri seçenle yerel yöneticileri seçen halk başka başka insanlardan mı oluşuyor? Kaldı ki tam anlamıyla bu çeşit bir devir de yok ortada, yapılmak istenen, sadece okulların binalarının, bakım ve onarımının ve bir de öğretmenlerin maaşlarının ödenmesinin belediyeye de değil vali başkanlığındaki il özel idaresine devredilmesiydi.
Ama Sezer, bunu bile 'üniter devlet'e aykırı buldu. Oysa Türkiye'nin il valilerinin pozisyonunu bile tartışmaya açması gereken bir dönemdeyiz. Eski usul merkezi yönetimin artık ayak bağı olmaya başladığı, Türkiye'yi daha iyi ve daha demokratik yönetme ihtiyacının açıkça ortaya çıktığı bir çağdayız.
Ama hayır, Sezer tercihini demokrasi korkusundan ve seçilmemiş bürokratların seçilmiş siyasetçileri denetlemeye devam etmesinden yana kullandı.
Bu örneği bilerek verdim, Sezer'in veto ettiği yasaların çoğuna buradaki anlayışı hâkim oldu. Herhalde hiçbir parlamento döneminde, veto aşmak için iki kez kabul edilen kanun sayısı bu son dönemde olduğu kadar çok olmamıştır. Bu iki kez kabul edilen kanunların çoğu için Anayasa Mahkemesi'ne de gitti Sezer ama kanunların çoğu iptal edilmedi, yani içinden geldiği mahkeme bile zaman zaman onunla ters düştü.
Sezer'in özellikle bugünkü Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından çok eleştirilmesine neden olan (ama daha önce Ecevit hükümeti de aynı konuda dertliydi) bir başka konu, atamalardaki tutumu.
Türkiye, her hükümet değişiminde sayıları binlere varan orta ve yüksek düzeyli memurların yer değiştirmesine tanık olur. Bu bakımdan AKP iktidarı bir istisna değildi. Sezer, AKP'nin yapmak istediği üst düzey atamaların çoğunda bir çeşit veto yetkisi kullandı. Yani Sezer atamayı onaylamadı. Kuşkusuz her önüne gelen atamayı onaylaması gerekmiyor ama Cumhurbaşkanlarının icrai yetkisi olmadığı hatırlandığında, onaylanmayan her atama için de tatmin edici ve yol gösterici açıklamalar getirilmesi gerekmez mi?
Tamam, Sezer yasada öngörülen yeterli şartları taşımayan kişilerin bir makama getirilmek istenmesine izin vermemekte haklıydı ama ya yasadaki koşulları da yerine getirenleri reddetme gerekçesi neydi? Mesela bugün Dışişleri Bakanlığı'nın dört müsteşar yardımcılığı da vekâleten yürütülüyor, çünkü Sezer asaleten atamaları onaylamadı. Neden? Kimse bilmiyor.
Sezer dönemiyle ilgili son yazı yarın.
28/08/2007 (218 kişi okudu) Bugün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görevindeki son günü. Bugün büyük bir ihtimalle Abdullah Gül Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından cumhurbaşkanı olarak seçilecek, sonra da gün tamamlanmadan cumhurbaşkanı olarak yemin etmiş olacak. Cumhurbaşkanı Sezer gösterişli bir devir teslim töreni istemediğine göre Gül bu makamı sade bir törenle devralacak ve yeni görevine ya bu akşam ya da yarın sabah saatlerinde başlayacak demektir.
Sezer gittiğine ve Gül geldiğine göre, tarihçinin ileride yapacağı sorgulamayı biz gazeteciler bugünden yapabiliriz: Acaba Sezer geriye nasıl bir miras bırakıyor? Sezer'i nasıl hatırlayacağız?
İki gündür Sezer'in siyasetçi olmadığı için iç ve dış siyasete uzak duran, önüne gelen yasalar konusunda tercih yapmak zorunda kaldığında tercihini özgürlüklerin ve demokrasinin alanının genişlemesinden değil, 'devlet'in insanlar üzerindeki kontrolünün sürmesinden yana kullanan bir cumhurbaşkanı profili çizdiğini yazıyorum.
Sezer'i değerlendirmeye çalıştığım bu son yazımda, izninizle onun insani taraflarına biraz girmek istiyorum.
Bir cumhurbaşkanı, evet çok önemli bir görevi yapan kişidir ama aynı zamanda da insandır. Sezer, cumhurbaşkanlığı döneminde, görevinin gerektirdiği ciddiyet anlayışını galiba o kadar fazla ciddiye aldı ki, bize insan tarafını çok az gösterdi.
Oysa yakından tanıyanlar veya onunla sohbet imkânı bulanlar, kendisinin çok neşeli, espriye espri ile karşılık veren, kahkahalarla gülmekten veya duygulandığında ağlamaktan geri kalmayan birisi olduğunu anlatıyorlar.
Keşke Sezer bu taraflarını bize, yani sıradan vatandaşlara da gösterseydi şu geride kalan yedi yılda. Ama biz Sezer'i neredeyse hiç gülümsemeyen, karşısındakilere biraz sanki tepeden bakan, gerektiğinde başbakan ve yardımcısına anayasa kitapçığını atan bir sert mizaçlı, sinirli bir cumhurbaşkanı olarak tanıdık.
Turgut Özal ve Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanı olarak yaptıklarının neredeyse tam tersini yaptı Sezer.
Mesela otomobilinde gerekmedikçe cumhurbaşkanlığı forsunu kullanmadı, minik bir koruma grubuyla hareket etti. Konvoy çok önemli bir gösterge, çünkü Sezer'in konvoyları hep kırmızı ışıklarda da durdu. Bu her ne kadar bir güvenlik zaafı yaratıyor da olsa Sezer uygulamasını sonuna kadar sürdürdü. (Ben Demirel'in yaverlerine ve koruma müdürüne kaç kez 'Halkı rahatsız etmeyin, gerekirse dursun konvoy' diye talimat verdiğine tanık oldum ama korumalar yine bildiklerini okudular. O bakımdan Sezer'in dediğini yaptırtmış olması da bir başarı sayılabilir.)
Ankara'da vatandaşlar Sezer'i marketten kendi kredi kartıyla alışveriş yaparken de gördüler sık sık. Birkaç kez tiyatroya, sinemaya, konsere gittiği biliniyor Sezer'in, o kadar.
Gerek Bülent Ecevit'le ve gerekse Recep Tayyip Erdoğan'la yaptığı haftalık olağan görüşmelerin on beş yirmi dakikayı ancak bulan görüşmeler olması, devletin zirvesindeki bu insanların arasında da aslında 'insani' hiçbir kontağın olmadığını göstermesi bakımından önemli. (Demirel, haftalık olağan görüşmeleri uzatır, gerekirse başbakan ve genelkurmay başkanını aynı anda görürdü, Sezer'de ise uzayan hiçbir görüşme olmadı.)
Sezer, Köşk'te kendini halka beğendirmek için en ufak bir jest bile yapmadı. Ama buna rağmen onun 'fanatik' denebilecek taraftarları var, acaba bunu nasıl izah etmeli?
Bana soracak olursanız Sezer'in özellikle son beş yılda Köşk'te sergilediği muhalif tutum, onu bir anlamda Türkiye'nin ana muhalefet lideri yaptı. O yüzden de Sezer ismi sokaktaki insanlarda aşk veya nefret gibi kuvvetli duygular yaratıyor.
deryatulga
27.08.07, 00:37
Güle güle Sayın Cumhurbaşkanım
Günlerdir "eski Cumhurbaşkanları" ile Ahmet Necdet Sezer'i kıyaslıyoruz.
"Şu Cumhurbaşkanı'na benziyor" diyebilmek için.
Ama Sezer'in "stili" öyle farklı ki...
"Şuna benziyor" denebilecek hiçbir yanı yok.
Çankaya'ya çıkmadan önce "yargıçtı."
Yargıçlık yıllarında "halkın içinde değildi."
Çankaya'ya çıkınca "değişim için kendini zorlamadı."
"Olduğu gibi" göründü.
"Göründüğü gibi" oldu.
Sezer "halkın içinde değildi" ama...
"Halktan biriydi." "Tipik bir memur tavrı" sergiledi.
Yüksek hakimken bile "markete gidip, evin peynirini bizzat alan bir" Sezer.
Çankaya'ya çıktıktan sonra da "kırmızı ışıkta duran, alışveriş merkezini gezen" Sezer.
Sezer'i "tek cümleyle" anlatmak istesek, acaba "ne" diyebiliriz.
Galiba şunu: "Kendi doğrusunda direnen adam."
Kendi doğrusu, gerçekten doğru olmayabilir.
Ama onun tavrı "benim doğrum bu, eğilmem bükülmem, kimseye de taviz vermem."
Tabii "doğrularını kamuoyuna anlatabilirdi."
Ama "böyle bir vizyonu" da olmadı.
Kim ne derse desin "halk, Sezer'i beğendi."
"Üslubunu, karşı çıkışlarını" benimsedi.
Sağ kesimin "kemikleşmiş bir kitlesi" ile sağda olmayan "bazı aydınların" dışında, toplumun büyük kısmı "Ahmet Necdet Sezer'i sevdi."
Ve Sezer "bu haliyle, tavrıyla, üslubuyla" kendisinden sonra gelene de "ağır bir miras bıraktı."
Çankaya'da "kendine özgü" bir tarz oluşturdu.
Ve yine kendine özgü bir "üslup" sergiledi.
İlk gün neyse, görevinin bitmek üzere olduğu şu son günlerde yine öyle.
Basına ilk baştan beri "mesafeli."
Gerçi İlhan Selçuk gibi konuştuğu "12 gazeteci" oldu ama...
"Sohbetle" sınırlı.
"Yazılmak üzere" değil.
Sadece bir kez basınla ilgili etkinliğe katıldı. "Kanaltürk' ün" gecesine. Ama o da yine Sezer'in "halinin tavrının, üslubunun" bir parçasıydı.
Sadece Türk basınına karşı değil, yabancı basına karşı da yine "mesafeli" durdu.
Arayıp soranın, demeç isteyenin haddi hesabı yoktu ama...
Sezer, medya konusunda "dükkanı hiç açmadı."
Cumhurbaşkanlığı makamı elbette "ciddiyet" ister.
Bazı konularda "mesafe" ister.
Ama içinde bulunduğumuz iletişim çağında "bu kadar da içe kapanmak" gerekir miydi?
Bizce gerekmezdi.
Ama başta da dedik ya Sezer'in "tarzı, üslubu" kendine özgü.
Hukukçu Ahmet Necdet Sezer" daha ilk günden "Çankaya'nın yetkileri fazla" demişti.
Anayasa Mahkemesi Başkanı iken "bu görüşteydi."
Çankaya'ya çıktı "görüşü değişmedi."
1. Bülent Ecevit başkanlığındaki DSP-MHP-ANAP koalisyonu derhal "Çankaya'nın yetkilerini kısan bir Anayasa değişikliği tasarısı" hazırlamalıydı.
2. Ve Anayasa değişikliği de Meclis'ten "yine o dönemde" geçmeliydi.
2002'de "3'lü koalisyon" gitti. AKP iktidarı geldi.
Hem de "tek başına."
Ama "aynı değişikliği" güçlü Recep Tayyip Erdoğan "yapmadı."
"Yapamazdı."
Yapmaya kalksa "toplumsal tepkiyle" karşılaşırdı.
Şimdi "koşullar" değişti.
Tayyip bey "birinci döneminden daha güçlü şekilde" iktidarda.
Ve Çankaya'ya da "bir AKP'li çıkıyor."
"Hiç uzatmadan" Çankaya'nın yetkileri daraltılmalı.
Cumhurbaşkanı Sezer yurtdışına "çok çıkmadı."
Çıkışlarında da yanına "kalabalık bir heyet" almadı.
"Şekil" 1980 öncesini andırıyor. 1980'den önce de Cumhurbaşkanları "yurtdışına az giderdi."
Heyetleri de "fazla kalabalık olmazdı."
Ancak "heyettekilerin sayısı" bakımından, Sezer'in uygulaması "1980 öncesinden de sıkıydı."
"Titizlikte ölçüyü kaçırdı" denilebilir.
Dünyaya açılırken heyetinde "tek işadamı" olmadı.
Ne TOBB Başkanı, ne TÜSİAD, ne MÜSİAD.
Ne bir ihracatçı, ne bir müteahhit.
Bu uygulama "Sezer'in stilinin bir parçasıydı."
Ama yine de ortaya bir "Sezer farkı" koyabilirdi.
Heyetine "bilim adamlarını" alabilirdi.
"Sanatçıları" alabilirdi.
Cumhurbaşkanı da olsa herkesin bir "iç dünyası" vardır. Kim bilir, Sezer belki de "yabancı dil bilmediğinden" dünyaya pek açılmak istemedi.
Ama "tercümanlar ne güne duruyor" ki?
Kimseyle ne bir "iş görüşmesi" yaptı ve ne de bir "ihaleyle" ilgilendi.
"Özelleştirme ile hangi kuruluş kime satılacak" diye özel bir merakın içine hiç girmedi.
Birkaç yıl önce Antalya'da bayram tatilindeydik.
Kaldığımız otelde "Sezer'in çocukları da" varmış.
"Kimsenin haberi olmadı."
Eşi ve çocuklarının "en ufak dedikodusunu" duyan oldu mu?
Bu "kirlenen Türkiye'de" çok önemli bir olay.
"Çankaya'dan indikten sonra" Sezer ne yapar?
"Parti kur, başımıza geç" diyen çok olur.
"CHP'ye davet eden" de çıkar.
Ama "bunları yapmaz."
Yaparsa "yanlıştır."
"Bütün gün evde oturması" da yanlıştır.
Öyleyse...
Ne yapmalı?
"Bunca tecrübe" 4 duvar arasına kapanıp kalmamalı.
Ah keşke "hakim ve savcıların eğitimi" için bir vakıf kurulsa ve Ahmet Necdet Sezer de "bu vakfın başına geçse."
YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç'in görev süresi "Kasım ayında doluyor." Ahmet Necdet Sezer eğer "isteseydi..."
Açık seçik istemek de değil "ima etseydi..."
Ya da "yeşil ışık" gösterseydi...
Prof. Teziç "çoktan istifasını verirdi."
"Görevi" birkaç ay önce terk ederdi.
Ve Ahmet Necdet Sezer "yeni YÖK Başkanı' nın atamasını" yapardı.
Sezer'in atayacağı yeni YÖK Başkanı da "5 yıl görevde kalırdı."
"Kimse" değiştiremezdi.
Bunlar "konuşulmadı mı?"
Bu konunun "olup bitmesi, pişmesi için politika üreten" olmadı mı?
Çok oldu.
Ama Sezer "bunu yapmadı."
"Devlette devamlılık esastır" dedi.
Kendisinden sonrasına dönük bir işlemi "içine sindirmedi."
Doğrusu da buydu.
deryatulga
27.08.07, 05:47
Ahmet KEKEÇakekec@stargazete.com (akekec@stargazete.com) http://www.stargazete.com/images/spacer.gifGönençle geldi, gönençle gidiyor...Hayır, aramayacağım. Hiçbir zaman Sezer benim Cumhurbaşkanım değildir demedim... Benim, bizim, hepimizin Cumhurbaşkanıydı ama arayacağımı da tahmin etmiyorum.
Kötü bir insan değildi, hayır.
Bilakis iyi bir insandı da, iyiliğinin tebarüz ettiği alanlarda sorun vardı.
Mesela, benzer davetleri reddettiği halde, siyaset kurumuna karşı apaçık militan tavırlar sergileyen Tuncay Özkanın çağrısına olumlu cevap vermiş, dört saat boyunca geceyi onurlandırmıştı.
Bizi de onurlandırsaydı demiyorum; ulusal ölçekte yayın yapan benzer kuruluşları da onurlandırabilir, herkesin Cumhurbaşkanı imajını tahkim edebilirdi.
Niyeyse, yapmadı.
Bir de resepsiyonlardaki katı ve anlaşılmaz tutumu...
İlk iki yıl, yanlış bilmiyorsam, bütün milletvekillerine eşli davetiye göndermişti.
Sonra bu kararından vazgeçti.
Bazılarına eşli, bazılarına eşsiz davetiye gönderdi.
Bunu yaparken, kimi küçük karışıklıklara da yol açtı. Eşi türbanlı olduğu varsayılan, ama türbansız olduğu ortaya çıkan AK Parti milletvekillerine eşsiz, eşi türbansız olduğu varsayılan ama türbanlı olduğu ortaya çıkan CHP milletvekillerine eşli davetiye gönderdi.
Eski bürokrat arkadaşları da nasibini aldı bu tuhaf uygulamadan.
Mesela, Anayasa Mahkemesi üyesi Sacid Adalıya eşsiz davetiye göndermişti.
Sacid Adalı kırıldığını, böyle bir davranışı eski mesai arkadaşından beklemediğini söyleyince, Kö&]26.08.2007 12:32[/FONT]
Geçtiğimiz günlerde işine son verilen Emin Çölaşan'ın işine geri dönmesi için Aydın Doğan'a yakın hangi isimler devreye girdi? Çölaşan, Hürriyet'e geri dönmesi konusunda neler söyledi?
Hürriyet'te Çölaşan sürprizi
Gazeteci yazar Emin Çölaşan'ın yeniden Hürriyet'e dönmesi gündemde. Çölaşanın yeniden işine dönmesi için Aydın Doğana yakın bazı isimler devreye girdi. Doğan Hızlan temasta
Yaklaşık 15 gün önce Hürriyet'teki işine son verilen gazeteci yazar Emin Çölaşanın yeniden işine dönmesi için Aydın Doğana yakın bazı isimlerin devreye girdiği ve Çölaşanın tekrar gazeteye dönmesini sağlamak için çaba gösterdikleri öğrenildi. Bu isimlerin başında da hem Aydın Doğanın hem de Ertuğrul Özkökün çok değer verdiği bir isim olan yazar Doğan Hızlan geliyor.
Hızlanın gazete patronajı ile yöneticiler ve Çölaşan arasında bir köprü oluşturduğu ve "Çölaşanın bu gazeteden ayrılması kayıptır. Nasıl olur ne yapılır bilmem ama bu kadar ayrılık yeter" görüşünü aktardığı öğrenildi.
KARAR SİZİN
Hızlan, gazete yönetimine fikirlerini aktarıp "Karar sizin" dediği ve şunları söylediği öğrenildi:
"Ben Çölaşanı yıllardır tanırım ve severek okurum. Çölaşan bu gazete için önemlidir. Ama onu taşımak da kolay değildir. Onu sadece çok güçlü bir gazete taşıyabilir. O da sadece Hürriyettir. Zamanında kimler gazetelerinden ayrıldı sonra geri döndü. Hasan Puluru hatırlayın. Ben 50 yıldır buralardayım. Çok ayrılık çok dönüş yaşadım. Aydın Bey'i de yakından tanıdım. Birçok dönemde siyasetten ve askeri kanattan gelen isteklere direndi. (Benim yazarım özgürdür) dedi. Aydın Bey siyasi baskı ile karar vermez.
TEBLİGAT YAPILMADI
Öte yandan aradan 15 gün geçmesine rağmen Çölaşana işten çıkarıldığına ilişkin henüz yazılı bir tebligat da yapılmadı. 212 sayılı yasaya göre Çölaşanın iş aktinin feshine ilişkin yazılı bir belge gönderilmesi ve yasal haklarıyla ilgili hesaplamalar yapılması gerekiyor.
Çölaşan tekrar gazeteye dönmesi konusunda bazı temasların yapılmasıyla ilgili gelişmeler konusunda Benim bilgim yok. Odamı topluyorum. Şu anda bir şey de düşünmüyorum, ilerde ne olur ne biter bilemem dedi. - GAZETEPORT
</B>
deryatulga
28.08.07, 04:08
r 28.08.2007
http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifFehmi Koru
f.koru@yenisafak.com.tr (f.koru@yenisafak.com.tr)
Şimdi bana yeniden ister misin deseler
Yedi yıl ülkesini yöneten bir kişiden söz ederken, insanın içinden, 'Ne güzel cumhurbaşkanımızdın sen, Ahmet Necdet Sezer' demek geçiyor... Gerçekten de, her eğilimin kakafonik uyumsuzluğunu yansıtan bir Meclis'ten ortak aday olarak Çankaya'ya seçilmeyi başardığında, dönemi bitince arkasında kendisini hayırlı yâd etmeye yarayacak icraatlar bırakacağına inananlar arasında ben de vardım.
Başkaları da vardır, ama kendi hesabıma, geriye baktığımda 'İyi ki Çankaya'da o vardı' dediğim çok önemli tek bir katkısını görüyorum: 1 Mart tezkeresi tartışmaları sırasında takındığı tavır... Her insanın bir görev için dünyaya geldiğine inananlar vardır; Ahmet Necdet Sezer'in yedi yıllık cumhurbaşkanlığı dönemi, ülkenin anlamsız bir savaşa girmemesine katkıda bulunduğu için, belki de bir tek bu sebeple, önemli sayılacak.
İki ekonomik krizde olumsuz bir rol oynadığı biliniyor Ahmet Necdet Sezer'in... Elindekini korumayı üretmekten önemli sayan kişisel özelliği ülkenin ekonomik performansına yansıdığında 'kriz' kapıdan kendisini belli ediverdi; yine de sonraları ekonomiyi kendi haline bırakmayı bildi Cumhurbaşkanı Sezer...
Keşke en iyi bildiğini varsaydığımız 'hukuk' alanında da bilgilerini sorgulayabilseydi. Hukuk kurumunun insanlar için, amacının da rahatsız etmek değil huzur ve güveni sağlamak olduğunu düşünebilmesini çok arzu ederdim. Lâiklik 'kutsal' ile 'dünyevi' arasına mesafe/duvar koymaktır, yoksa 'dünyevi' olanı 'kutsal' yerine koymak değildir lâiklik... Hukuk düzeni de insanların bir bölümünün isteklerini diğer bölümü üzerinde geçerli kılmanın aracı olamaz, olmamalıdır.
Bu evrensel yaklaşımları elbette biliyordu Ahmet Necdet Sezer, ancak 'ülkenin özel şartları' türü gerekçeleri de 'hukukî' kabul eden bir anlayışa sahipti. Onun Çankaya'daki varlığının demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi kavramların yerli yerine oturduğu bir döneme kapı aralamasını bekliyordum; hepimiz öyle olmasını bekliyorduk. Cumhurbaşkanı seçildiği gün yaptığı teşekkür konuşmasında, kendisini seçen milletvekilleri önünde böyle bir taahhütte bulunmuştu çünkü.
Okuyalım: 'Siyasal yaşamımızın dokusuna çağdaş demokrasiyi, devlet yapımızın dokusuna da hukuk devleti ilkesini yerleştirme görevimizi daha fazla geciktirmemeliyiz. Polis devletini çağrıştıran yapı ve uygulamaları terk etmeden, çağdaş toplumun gereksinmelerini karşılayamayız. Cumhurbaşkanlığı, bu dönüşüm ve gelişmenin sağlanmasına önem verecektir. Demokrasi ve hukuk devleti ilkesine uygun eylem ve işlemler, ulusal verimliliği ve ulusal mutluluğu da artıracaktır.'
Görevini bu vaatle üstlenmişti cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer; devir-teslim töreni yapsa ve geri bıraktığımız yedi yılı kendi açısından değerlendirseydi aynı konuda ne derdi acaba?
Cumhurbaşkanlarını halk seçmiyor bizde, seçilen sadece bir dönem iş başında kalabiliyor; bu sebeple halka bir borcu olmuyor seçilen cumhurbaşkanının, kendisini seçen Meclis'e sevimli görünmesi de gerekmiyor. Süleyman Demirel bile, Çankaya'ya çıktığında bir başka Demirel haline dönüşmemiş, iki kez devrildiğini unutup farklı görevlere gönüllü yazılmamış mıydı?
Dışarıdan kolay fark edilmeyen bazı hassaları olmalı Ahmet Necdet Sezer'in, her şeye rağmen halkın önemli bir bölümü tarafından sevilmesi buna işaret ediyor. Kırmızı ışıkta duran, alış-verişini kendi yapan, tasarrufa riayet eden cumhurbaşkanında çoktan yitirdiğimiz bir 'baba figürü' bulanlar var herhalde. Yüzünün sertliği bile o izlenimi pekiştiren bir unsurdu.
Cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra uzlete mi çekilecek, yoksa siyasi hayatta başarısız olmanın şaşkınlığını yaşayan bir kesimin önderliğini mi eline alacak? Bana düşmese de yazayım: Doğru olan, Çankaya'da iken ilişkilerini daha da sağlamlaştırdığı kesimle birlikte hareket etmesidir Sezer'in... O kesimin böyle bir desteğe ihtiyacı olduğu kesin.
Yedi yıl bir ulusun tarihinde kısa bir süre, ama bir insanın hayatında hayli uzun bir dönem olduğu da belli. Sezer'li yıllarımız daha verimli geçebilirdi; keşke geçebilseydi...
deryatulga
28.08.07, 04:50
28.08.2007
http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifSalih Tuna
Dindar cumhurbaşkanı Sezer
Hayatım boyunca kurallardan, kurumlardan, kariyerden, statüden, statükodan, çatık kaşlı mevzuattan hazzetmedim.
İnsanı 'hizaya' sokmayı ihsas eden her şeye yüzümü buruşturdum.
Kırmızı halılar, 'yassah hemşerim'ler, resmi mühür ve imzalar
Bitkilerin kafasını uçuran bir bahçıvan makası gibi gelmiştir bana, ceberutluğu çağrıştıran ne varsa.
İşte size 'anarşizm'e yakın, statükoya alabildiğine uzak, haller içinde halim:
Bir pire için bütün yorganları yakacak kadar hesapsızım.
Ruh iklimimin hiç uğramadığı bir iklimdir 'maslahat'.
Bekletmektense beklemeyi, aldatmaktansa aldatılmayı, haksızlığa uğratmaktansa, haksızlığa uğramayı tercih edecek kadar da bencilim.
Evet, bencil.
Şaşacak bir şey yok bunda. Bin çehresi var bencilliğin
Başkasına değil, bizzat kendine zarar veren bir bencillik, bir egoizm bu.
Şu cümleciği Dougville filminden aktarayım da gerisini varın siz düşünün:
'Altruizm de suplime olmuş bir egoizmdir.'
Bunları kendimden bahsetmek veya hoppalığa kalkışmanın manivelasına zemin hazırlamak için yazmadım.
İki gözüm çıksın, yalanım varsa!
Ah, bir bilseniz; nasıl da çırılçıplak bırakacak kadar zavallı, rezil ve gıcık bir duygudur insanın kendinden bahsetmesi.
Neylersin ki, bu yazıyla, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'de tecelli eden hasletlere dikkat çekmek için yola çıktım.
Anarşizmi nerdeyse egoizm boyutunda içselleştiren lakırdılarıma bakıp da, Türköne'nin, statükonun memuru tesmiye ettiği Sezer'de, nasıl haslet keşfettiğime şaşmayın.
Zaten o gevezelikleri dillendirmekten muradım; statükonun iflah olmaz muarızı olmanın, Sezer'in kimi erdemlerine kör olmayı gerektirmediğine işaret etmek içindi.
Ne demek istediğimi dilim döndüğünce vuzuha kavuşturmaya çalışmadan evvel, Türköne'nin, Sezer hakkındaki düşüncelerine şöyle bir kulak verelim:
'O kimsenin cumhurbaşkanı değildi. Çünkü o bir memurdu. O zaman şu soruyu sormak da hakkımız: Sezer'in amiri kimdi? Sezer'in amiri statükoydu. Sıradan bir memurun muhakemesi ile, sahip olduğu gücü kendisine veren statükoyu her şeyiyle müdafaa etmeyi asli görevi olarak benimsemişti. Oraya statüko onu getirmişti; öyleyse statükonun her değişim direncine karşı savunulması gerekiyordu. O statüko ise bizim ensemizde boza pişiren, canımızdan bezdiren, iliklerimize kadar tüketen arkaik bir düzendi
'
İkinci cumhuriyetçilerin, liberallerin, demokratların ve dahi mütedeyyinlerin Sezer'e bakışının üç aşağı beş yukarı özetidir bu.
Haklı mıdır?
El-hak, haklıdır. Hem de yerden göğe kadar.
E'ee, o zaman nerde kaldı Sezer'de tecelli ettiğini söylediğim haslet?
Sezer'in o ucube kamusal alan tanımını, tarafgirliğini, halktan uzak tutumunu, resepsiyonlardaki eşli davetiye muhabbetini, lüzumsuz tıkaç fonksiyonu icra eden hallerini ve asık suratını herkes kadar ben de biliyorum.
Lakin, bunları bilmek şatafattan, gösterişten uzak durma hassasiyetini, kendisine verilen bütün hediyeleri bırakıp gitmesini, ödenekten tahsis edilen meblağa el sürmemesini, eşini hastaneye sivil araçla götürmesini, oğlunun düğününde harcanan elektriğin parasını kendi cebinden ödemesini görmemize engel değil.
Bütün bunlar İslamî haslet değil mi?
Ey erenler, şimdi siz cevap verin!
Din ahlak değil midir?
Ahmet Özcan'ın 'Parayı ve onun gücünü keşfeden, en önemlisi paranın kaynağı olarak devlette mevzi tutmaya çalışan, kökü ve geleneği olmadığı için meşruiyetini toplumsal değerlerde, ideolojik kimliklerde ya da muhalif görünümde arayan, bunu sağladığı andan itibaren de itirafçı olan ve bu kez küresel düzeyde aynı meşruiyet edinme çevrimini çalıştıran bir toplumsal tabaka' olarak değerlendirdiği 'Yeni sınıf'ın asla görmek istemediği bu hasletleri görmeye mecburuz.
Demirel falan ara sıra Cuma kılınca dindar cumhurbaşkanı oluyor da, bu hasletlerin tecelli ettiği Sezer niçin dindar cumhurbaşkanı olmasın? Din, ahlak, değer ve 'yeni politik kültür' çerçevesinde bu konuya yarın devam edelim ki, yanlış anlaşılmayalım.
deryatulga
28.08.07, 07:17
Unutulan "öteki" Sezer!
Cumhurbaşkanı Sezer' i şimdi "el üstünde" uğurlayan "Cumhuriyetçiler" de, bir "antidemokrat" tan kurtulduğunu düşünen çeşit çeşit diğerleri de, "Sezer'in ilk dönemi" ni hatırlamak istemiyor.
Bilmiyorum; Cumhurbaşkanı'nın kendisi kendini, o dönemi nasıl hatırlıyor?
Çünkü, o dönem (belki şimdiki Sezer' inki de dahil) çok ezber bozuyor!
Çünkü, iki dönem var; her ikisinde de iktidarlarla çekişen bir Cumhurbaşkanı.
Sonuncuda "cumhuriyetçi refleksler, reaksiyonlar, dirençler"; ilkinde ise "demokratik direnişler, itirazlar, isyanlar".
Bu herkesin pozisyonunu da değiştiriyor!
Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak, Türkiye'de çok az kişinin idrak edebildiği bir "hukuk felsefesi" beyannamesi vermiş, demokrasinin temel taşının "vicdan özgürlüğü" olduğunu ilan etmişti:
İnanç özgürlüğünden basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne.
Kendisini cumhurbaşkanı adayı yapan ve seçen; başta Ecevit, DSP - MHP - ANAP koalisyonuydu.
Ama "büyük çatışma" yı onlarla, hem de hemen, hem de temel ilkeler üstünden yaşadı.
Bugün "Sezer'le yandaş" olanlar da, "Sezer'e düşman" olanlar da, o çatışmadaki "demokratik özü" pek hatırlamıyor; hatırlamak da istemiyor.
Bilmiyorum Sezer nasıl hatırlıyor, ama hatırlatayım.
Dönemin üç büyük Çankayahükümet çatışmasını hatırlatacağım. Biri bugün, ikisi yarın.
Birincisi; "Memur kararnamesi".
Genelkurmay, "bin yıl sürecek 28 Şubat" ın devamı olarak Ecevit Hükümeti' ne bir "sipariş" vermişti; Memurların fişlenmesi!
Ve bu fişlemeye göre de kolayca görevden alınabilir, işten atılabilir, harcanabilir, damgalanabilir, vebalı kılınabilir hale getirilmesi.
Çok sayıda büyük asker, büyük medya, büyük sermaye siparişi gibi, hükümet bunu da emir telakki etmişti!
Bunu onca yıl sonra şimdi söylerken bile, belki ayıptır diye düşünüyorum ama;
Anayasa Mahkemesi Başkanı iken bir, iki yazımdan ötürü aramış olan Sezer, bu kez Cumhurbaşkanı makamından telefonu açmış, evimden direkt aramıştı:
Böyle bir kararnameyi asla onaylamayacağını, bir demeç gibi değil, bir derdi paylaşır gibi söylemişti.
Bir yedi yıldır bunu ve benzerlerini asla bu şekilde yazmadım.
O gün yazdığım da, Cumhurbaşkanı ile özel konuştuğum, onun beni hem de evimden aradığı, ne yapacağını bana özel olarak söylediği filan değildi.
O zaman Milliyet'te şöyle yazdım: "Bu Cumhurbaşkanı eğer o konuşmaları yapan demokrat Anayasa Mahkemesi Başkanı ise hâlâ, hükümetin bu kararnamesini asla onaylamaz."
Sadece hükümeti değil, Genelkurmay'ı da cepheden karşısına aldı ve onaylamadı.
"Demokratik ilkeler" e aykırı buluyordu. Bugünkü iktidarın nice bürokratı muhtemelen o fişlemenin muhatabı olacaktı.
Bugün onun halefi pozisyonuna gelen dönemin muhalefet milletvekili Gül ile arkadaşları ve bugün Sezer' e köpüren "iktidar yanlısı medya", o gün Sezer' e "helal olsun" diyordu.
Bugün "Sezerci" olanların çoğu ise köpürüyordu tabii.
Sezer'in o dönemini hatırlamak istemeyen, olmamış farz eden her iki cenahın da arşivlerle hafızalarını tazelemesinde bir yarar var mı, bilmiyorum.
Ama yarın anlatacaklarım, daha da çarpıcı.
Bilhassa, o büyük "Büyük Medya" rezaleti.
Bunları ilk ağızdan tanıklıkla anlatacağım.
Mesela, rahmetli Şakir de iyi biliyordu ki, kendi ilk ağızdan tanıklığım da pek sıradan değildi.
Seni öpüyorum kardeşim.
Ailene, tüm dostlarına, gazetendeki arkadaşlarına, Cemiyet'e başsağlığı dileklerimle.
Şu son zamanlarda kimseye çaktırmadan verdiğin mücadeleye tüm saygımla.
Yarın: Öteki Sezer, hepimizin öteki hali! http://img.sabah.com.tr/i2/sp.gif
UMUR TALU
deryatulga
28.08.07, 07:27
Mehmet ALTANmehmetaltan@stargazete.co m (mehmetaltan@stargazete.com) http://www.stargazete.com/images/spacer.gifSezerden Sezere...Ahmet Necdet Sezer ile dönemin Yargıtay Başkanı Sami Selçukun odasında tanıştığımı hatırlıyorum.
O zaman Anayasa Mahkemesi Başkanıydı.
Benim Sabah Gaztesindeki yazılarım 28 Şubatın zorlamasıyla haftada bire indirilmişti.
Altı ay arayla yazılmış iki yazıma gönderme yapan özenli bir nezaketle sarmalanmış bir dostluk göstermişti.
O sohbet sırasındaki sivil duruşu da bana güven vermişti.
O görüşme ardından rahatsızlanması ise ürkütmüş, geçirdiği ciddi ameliyat ertesinde biran önce sağlığına kavuşmasını dileyen bir telgraf göndermiştim.
* * *
Cumhurbaşkanlığı adaylığını da çok ciddi bir şekilde destekledim.
Bunun nedeni 1999 yılında Anayasa Mahkemesinde yaptığı olağanüstü güzel konuşmasıydı.
Bu dünyalaşmış bir Türkiye isteyen bir konuşmaydı..
* * *
Toplumun ilerlemesi, maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli olan düşünceyi açıklama özgürlüğü, demokratik toplum değerlerinden biridir, özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzenin kurucu ögesidir diyen işte o Sezerdi.
Ayrıca gene o ünlü konuşmada Ahmet Necdet Sezer, Avrupadaki fikir özgürlüğünü tanımlayan Handyside Kararına gönderme yaparak, arzuladığı Türkiyeyi şöyle resmediyordu:
Çağdaş demokrasilerde, düşünceyi açıklama özgürlüğüne, diğer özgürlüklerin gerçekleştirilebilmesi yönünden taşıdığı önem gözetilerek daha ayrıcalıklı ve üstün bir yer verilmiştir.
Düşünce özgürlüğünün bu konumu onun en az sınırlandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Çoğulcu demokratik ülkelerde, toplumun yerleşik değerlerine ters gelen düşünceler de tam bir özgürlük içinde açıklanıp tartışılabilmektedir.
* * *
Çankaya protokolüne Sezer ile girdiğimi...
İki yıl o listede kaldığımı da hatırlıyorum.
O zamanlar...
Avrupadaki düşünce özgürlüğünün içeriğini oluşturan karara gönderme yapara toplumu rahatsız edici, şoke edici fikirlerin dahi ifade özgürlüğünün koruması altında olduğunu dile getirerek yola çıkan bir Sezer vardı.
* * *
Sezer...
Zaman içinde başkalaştı.
1 Ekim 2006 tarihindeki son Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu:
Görüldüğü gibi, Anayasamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütündür ve tekil devlet yapısına sahiptir. Kurucu öge olarak, tek devlet, tek ülke ve tek ulus sözkonusudur; bu ögelerden ve tek dil, tek bayrak ülküsünden vazgeçilemez.
Böylece, temel hak ve özgürlüklerin laik Cumhuriyeti zedeleyecek biçimde kötüye kullanılması önlenmiş, gerekirse laik Cumhuriyeti korumak için temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir.
Özgürlükçe Sezerden...
Özgürlükleri yasaklayıcı Sezere gelmiştik.
Ton...
Üslup...
Ruh...
Ve...
Amaç değişmişti.
* * *
Cumhurbaşkanlığını iştiyakla desteklediğim Sezerden...
Gidişini hüzünle izlediğim Sezere...
Çankayada yaşanan yıllar içinde...
1999da o özgürlükçü konuşmayı yapan insandan 2006da o yasaklayıcı konuşmayı yapan insana hazin geçiş.
Benim açımdan yedi yılın kısa hikayesi budur.
Ve bence bu üzücü bir hikayedir.
28.08.2007http://www.stargazete.com/images/spacer.gif
Sezer Ata'nın huzuruna çıktı
28 Ağustos 2007 Salı 11:29
Sezer, son ziyaretini Anıtkabir'e yaptı. Ziyarette duygulandığı gözlendi...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı görevini bırakmaya saatler kala Anıtkabir'i ziyaret etti. Sabah 9.30'da Anıtkabir'e giden Sezer, hafif yağmur altında yürürek Aslanlı yoldan yürüyerek Atatürk'ün mozelesine geldi.
Saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı'nın okunduğu sırada Sezer'in oldukça duygulandığı ve gözyaşlarına hakim olmakta zorlandığı gözlendi. Anıtkabir özel defterini de imzalayan Sezer, yazdığı metni okudu.
"Yüce Atatürk,
Cumhurbaşkanı olarak son kez huzurunuzdayım. Görevimi; ilke ve devrimlerinize, yeminime, anayasal kurallara, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine bağlılıktan ayrılmadan tamamlamanın mutluluğunu yaşıyorum. Türk Ulusu'na sizin makamınızda Cumhurbaşkanı sıfatıyla hizmet etmiş olmanın onurunu, yaşamım boyunca taşıyacağım. Hizmet makamları ve kişiler gelip geçicidir. Sonsuza kadar kalıcı olan ilke ve devrimlerinizin kuruluş felsefesini oluşturduğu, laik, demokratik, çağdaş ve aydınlık Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Hedefini; 'çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak ve onu aşmak' biçiminde ortaya koyan Türkiye Cumhuriyeti, başlattığınız aydınlanma savaşını kararlılıkla sürdürecektir. Türk Ulusu, bugünkü kazanımlarını size ve kurduğunuz Cumhuriyet'e borçlu olduğunun bilinciyle eserlerinize sahip çıkacak, ilke ve devrimlerinizden, çağdaş değerlerden ödün vermeden gösterdiğiniz hedeflere el birliği ile ulaşacaktır. Bağlılığımı en içten duygularla bir kez daha yineliyor, yüksek anınız önünde saygıyla, özlemle ve minnetle eğiliyorum."
deryatulga
28.08.07, 21:49
http://www.hurriyet.com.tr/images/spacer.gif24 Mart 2002 "Sezer'e açıklama fırsatı yarattım"
Ümit ÇETİN/ANKARA
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/arsivimage.aspx?picid=39030SP Milletvekili Lütfi Yalman, soru önergesi için böyle derken, Cumhurbaşkanı'nın Gölbaşı'ndaki villasının çevresinde geniş araştırma yaptık.
Cumhurbaşkanı Sezer'in havuzlu lüks villası 185 bin dolar. Çevredeki çok daha küçük ve havuzsuz kooperatif evleri 150 bin dolar. Sezer'in villasının benzerlerinin değeri ise 500 bin dolara kadar çıkıyor.
SP Milletvekili Lütfi Yalman'ın verdiği soru önergesi ile birlikte siyaset kulislerinde dikkatler Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Gölbaşı'ndaki villasına çevrildi. Hürriyet muhabirinin dün yaptığı bir araştırma, villanın değerinin ne olabileceği konusunda ortaya bazı soru işaretleri çıkardı.
1 KÖŞK'E GÖRE, 185 BİN DOLAR ÖDENDİ
Sezer'</B>in Gölbaşı'nda lüks bir villa aldığı ortaya çıktıktan sonra, Cumhurbakanlığı Özel Kalem Müdürü Tacan İldem, Çankaya Köşkü'nde düzenlenen bir basın brifinginde, Cumhurbaşkanı'nın gayrimenkul için peşin olarak yaptığı ödemenin 250 milyar lira olduğunu'' açıkladı. Tapu kaydına göre, satış 27 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilmiş. Bu tarihteki dolar kuru 1 milyon 350 bin lira dolayında gerçekleşmişti. Ödemenin dolar karşılığı 185 bin dolara geliyor.
2GRANİT MERMERLİ YÜZME HAVUZLU
Sezer'in villasının değerini ölçebilmek için başvurulacak yöntemlerden biri, çevrede bulunan diğer evlerin fiyatlarıyla kıyaslamaya gitmek. Ancak Sezer'in evinin lüks özelliklerini de belirtmek gerekiyor. Sezer'in villasının 2199 metrekarelik bir alana yayılması. Villanın inşaat alanı 685 metrekareye yayılıyor. Bahçede ayrıca 5 metre genişliğinde, 7 metre uzunluğunda bir havuz, havuzun yanında bir soyunma kabini bulunuyor. İnşaatın son derece kaliteli olduğu ilk bakışta belli oluyor. Binanın dış cephesi granit mermerle kaplanmış.
3ARSANIN DEĞERİ İKİYE KATLANDI
Dün görüştüğümüz Gölbaşı'ndaki emlakçılar, satışın gerçekleştiği geçen eylül ayında, evin bulunduğu mevkide arsa fiyatlarının metrekare başı genellikle 20-25 milyon lira arası değiştiğini belirttiler. 20 milyondan hesaplandığında, arsanın alındığı tarihteki değeri yaklaşık 45 milyar lirayı (35 bin dolar) buluyor. Ancak, emlakçılar Sezer'in villayı satın aldığının basına yansımasından sonra çevredeki arsa fiyatlarının birden değerlendiğini ve bugün için metrekare başına 45-50 milyon liraya yükseldiğini belirtiyorlar. Emlakçılar, arsa fiyatlarının yanı sıra çevredeki konutların fiyatlarının da Sezer'in bölgeye gelişiyle birlikte birden değerlendiğine dikkat çekiyorlar.
4MÜTEAHHİDİ FİYAT VERMİYOR
Sezer'in bu özellikteki villası 250 milyar (185 bin dolar) ederken, çevredeki villalar kaça satılıyor? Sezer'e villayı müteahhit Cemil Özgür satmıştı. Özgür'ün Sezer'in villasının hemen çevresinde 10'un üzerinde inşaatı sürmekte olan villası bulunuyor. Ancak, bu villalar Sezer'inkinden daha küçük, bahçesiz ve havuzsuz. Cemil Özgür'ün satış ofisi, dün bu villaların fiyatı sorulduğunda İnşaat bitmeden fiyat söyleyemiyoruz. Nisan sonunda satış bittikten sonra fiyat verebiliriz'' yanıtını verdi. Cemil Özgür'e ulaşmak, dün ofisine not bırakıldığı halde mümkün olmadı.
5BENZERLERİ 500 BİNDOLAR
Sezer'in villasının yaklaşık 150 metre kadar arkasında bir kooperatif villasının satış fiyatını dün tespit ettik. Bu, yüzölçümü olarak Sezer'in villasının yarısı kadar olan, iki katlı, küçük bahçeli mutevazi bir villa. Sitenin görevlisi, dün bu villanın satış fiyatını Hürriyet'e 150 bin dolar'' olarak verdi. Ancak, işçiliği kaliteli gözükmeyen bu küçük villanın 150 bin dolar etmesi ile Sezer'in villasının bütün üstün özellikleri ile 185 bin dolar olması ilginç bir durum yaratıyor. Ayrıca, Sezer'in villasının 1 kilometre kadar uzağındaki benzer büyüklükte, havuzu olan, bahçeli lüks bir villanın fiyatı ise 500 bin dolar. Yani 675 milyar lira. Aradaki tek fark 500 bin dolarlık villanın gölü görmesi. Sezer'in villası gölü görmüyor. Ayrıca, Ankara Oran'da 300 metrekare genişliğindeki lüks apartman daireleri genellikle 300 bin dolardan başlıyor.
6HİSSELER YARI YARIYA
Hürriyet, Sezer'in villasının arsasına ilişkin orijinal tapu belgesini de ele geçirdi. Buna göre, villanın arsasının mülkiyeti Cumhurbaşkanı Sezer ile eşi Semra Sezer arasında iki eşit hisse olarak dağılmış bulunuyor. 27 Eylül 2001 tarihli tapuda satış bedelinin karşısı boş bırakılmış. Bu miktarın tapunun ekindeki dosyada yer aldığı tahmin ediliyor. Emlak vergisi ödemesi için hangi değerin gösterildiği bilinmiyor.
http://www.cankaya.gov.tr/images/sezer_g.jpg
AHMET NECDET SEZER
GÖREV SÜRESİ
16 MAYIS 2000
28 AĞUSTOS 2007
13 Eylül 1941'de Afyon'da doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesi'ni, 1962'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı yıl Ankara Hâkim adayı olarak göreve başladı. Askerliğini Kara Harp Okulu'nda Yedek Subay olarak yaptı. Sırasıyla, Dicle ve Yerköy Hâkimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hâkimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978'de Ankara Hukuk Fakültesi'nde yüksek lisans (master) öğrenimi yaptı. 7 Mart 1983'de Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Üyesi iken Yargıtay Genel Kurulu'nca belirlenen üç aday arasından Cumhurbaşkanı'nca 27 Eylül 1988 gününde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine, Anayasa Mahkemesi Kurulu'nca da 6 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na seçildi.
5 Mayıs 2000 gününde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin onuncu Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 16 Mayıs 2000 gününde görevine başladı.
1964 yılında Semra Hanım'la evlenen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer üç çocuk babasıdır.
Sezerin 7 yili
http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=5632&p=1&rid=4369
detan,
sence sn.sezer basarilimiydi görevin de?
bence ,sanki bir partinin mensubu gibi hareket etti.özelikle son 1-2 yilda.
Taha AKYOL Objektif
Çankaya'da değişmek
ANKARA
YEDİ yıl, yüz gün önce bir cumhurbaşkanı seçimini izlemek üzere yine Ankara'daydım. Bugünkü gibi o zaman da içimde bir huzur hissediyordum. Yerköy'deki Asliye Hukuk Hâkimliği'nden beri tanıdığım Ahmet Necdet Sezer cumhurbaşkanı seçilecekti. Anayasa Mahkemesi Başkanı olduktan sonra kendisiyle sohbetlerim olmuştu. Birçok konuda benzer görüşleri paylaştığımızı düşünürdüm.
Mahkeme Başkanı olarak yaptığı iki konuşmayı alkışlarla karşılamıştım.
Dün biraz arşiv karıştırdım. 2000 yılının temmuz ve ağustos aylarında iki büyük kriz var; yeni seçilen Sayın Sezer "irticai ve bölücü memurların atılması"na ilişkin kararnameyi imzalamıyor! Sayın Sezer, "üniversitelerde demokrasinin işlemesini engelleyen" YÖK yönetiminin rektör atama listesini geri çeviriyor!
Medya ikiye bölünmüş adeta; Oktay Ekşi ağabey Sezer'i eleştiriyor, ben Sezer'i destekliyorum mesela! Hele saygısızlığıyla şöhret olmuş bir kalem var ki, Sezer'e yüklenirken "Ahmet Bey"diye yazıyor!
Bugün Sayın Sezer hakkındaki tutumlar, bu başlangıçtakinin tam tersidir! Demokrasiye özen gösteren yargıç, yukarıya çıkınca değişim geçirerek içine kapanıp kurulu düzeni, statükoyu koruma ve kollama duygusuna sarıldı.
Hakkındaki tutumlar da ona göre değişti.
Gül de değişecek
Görev ve sorumluluk insanın düşünce ve davranışlarını etkiler. Gül'ün de Çankaya'da 'değişeceğine' inanıyorum.
Gül'ün siyasi tecrübesi var, dünyayla teması var. Ekonomi ve diplomasi alanlarında birikimi var. Bu sayede ufku daha geniştir. Çankaya'da içine kapanmasını kimse beklemiyor. Gül'ün Çankaya'daki değişiminin içe kapanmak, fikirlerinde ve duygularında katılaşmak yönünde değil, aksine, daha "açılmak" yönünde olacağını düşünüyorum; formasyonu sebebiyle "AKP'nin cumhurbaşkanı"gibi davranmayacaktır. Hatta bazı kritik vetolarıyla hükümeti şaşırtırsa sürpriz olmamalıdır.
Gül, toplumun çeşitli kesimlerine "açık" bir cumhurbaşkanı olacaktır. Partizan veya ideolog cumhurbaşkanı olmayacaktır. Partizan ya da ideolog cumhurbaşkanı tipi parlamenter sistemin teorisine uymaz. Toplumda aşk ve nefret duyguları yaratarak kutuplaşmaya yol açar. Siyasette sorun çözücü değil, gerilim çıkarıcı bir rol oy oynar.
Gül, aksine, her kesime açık olarak, bağdaştırıcı bir rol üstlenmeyi, tarihin kendi hakkındaki hükmü için daha uygun bulacaktır.
Batı standardı
Sayın Sezer hakkındaki beklentilerimde yanıldığım gibi, Sayın Gül hakkında da yanılıyor olabilir miyim? Hepimiz insanız, yanılabiliriz, yanıltabiliriz.
Cumhurbaşkanı Gül'ün şu veya bu tavrını eleştirebilirim ama, genel tutumu konusunda bugün yazdıklarımda yanılacağımı sanmıyorum.
Evvela mizacı... Soğuk, çatık kaşlı, insanlarla iletişimden kaçan bir tip değil, aksine iletişim elektriği yaratabilen bir tip.
Politik tecrübesi de onu dar çevrelerden geniş kesimlere açılma konusunda adeta yeniden yarattı.
Ve Dışişleri Bakanlığı; dünyayı tanıması, dünyayla temas halinde olması, dünyanın değişimini görmesi önemlidir. Bu faktörler onu özellikle de Batı standartlarında bir "cumhurbaşkanı" olmaya teşvik edecektir.
Sayın Gül'ün, seçildikten sonra yaptığı konuşmadaki gibi bir cumhurbaşkanı olacağına inanıyorum.
Sayın Sezer'i saygıyla uğurluyorum.
Sayın Gül'e, cumhuriyetin bu en yüksek şeref makamında başarılar diliyorum.
t.akyol@milliyet.com.tr
http://www.milliyet.com.tr/2007/08/29/yazar/akyol.html
Melih AŞIK Açık Pencere
Sezer'e haksızlık
Cumhurbaşkanı Sezer'in görevi süresince karşılaştığı en büyük haksızlıklardan biri o malum suçlama oldu:
"Ecevit'in kafasına Anayasa kitapçığını fırlattı, ekonomik krize yol açtı!"
Koca ekonomi, bir yetkilinin diğerine Anayasa kitapçığı fırlatmasıyla krize girer mi? Ayrıca anayasa kitapçığı gerçekten fırlatıldı mı? Bu soruların yanıtları toplumda fazla önemsenmedi. Ekonominin zaten krizde olduğu ve nasıl olsa bir vesileyle krize gireceği biliniyordu. Suçu cumhurbaşkanının üstüne atmak herkesin işine geldi. Böylece krizin esas sorumluları olan IMF ve Ankara bürokratları perdenin arkasına gizlenmiş oldular.
Sezer, Anayasa kitapçığını gerçekten fırlattı mı? O gün olayın en yakın tanıklarından olan Mesut Yılmaz'ın TBMM Yolsuzluk Komisyonu'nda verdiği ifadeyi TBMM zaptından okuyalım:
"Cumhurbaşkanı, kavgalı MGK toplantısında bazı konuları gündeme getirdi. Hüsametin Özkan ve Başbakan Ecevit, 'Doğru söylemiyorsun' diye tepki gösterdiler. Sezer de, önünde duran Anayasa'yı eliyle hiç kaldırmadan biraz itti. Anayasa atma diye bir olay yok. Başbakan açıklama yapmaya karar verdi. Ben 'Ekonomi olumsuz etkilenir. Sakin olmak lazım' dedim ama açıklama yapıldı. Ekonomik dengeler alt üst oldu faizler fırladı... Bu kavga krizi tetikledi..."
* * *
Krizi anayasanın itilmesi ya da fırlatılması değil, Ecevit'in ülkeyi velveleye vermesi tetiklemişti. Ama olay hep tersyüz edildi...
Org. Büyükanıt diyor ki: "Laikliğe karşı sinsi planlar var."
Bazı tebessümlerin samimiyetinden kuşkulanıyor olmalı...
Haldun Ertem
http://www.milliyet.com.tr/2007/08/29/yazar/asik.html
nazimalemdar
29.08.07, 11:19
Sezer'e haksızlık
Ekonominin zaten krizde olduğu ve nasıl olsa bir vesileyle krize gireceği biliniyordu. Suçu cumhurbaşkanının üstüne atmak herkesin işine geldi. Böylece krizin esas sorumluları olan IMF ve Ankara bürokratları perdenin arkasına gizlenmiş oldular.
Mesut Yılmaz'ın TBMM Yolsuzluk Komisyonu'nda verdiği ifadeyi TBMM zaptından okuyalım:
"Cumhurbaşkanı, kavgalı MGK toplantısında bazı konuları gündeme getirdi. Hüsametin Özkan ve Başbakan Ecevit, 'Doğru söylemiyorsun' diye tepki gösterdiler. Sezer de, önünde duran Anayasa'yı eliyle hiç kaldırmadan biraz itti. Anayasa atma diye bir olay yok. Başbakan açıklama yapmaya karar verdi. Ben 'Ekonomi olumsuz etkilenir. Sakin olmak lazım' dedim ama açıklama yapıldı. Ekonomik dengeler alt üst oldu faizler fırladı... Bu kavga krizi tetikledi..."
bu konu ilk gününden itibaren hep yanlis anlatildi ve propaganda vesilesi yapildi.
ekonomik kriz zatn kapimiza dayanmisti. Dünya borsalari ve para piyasalari dalgalaniyordu. Uzak dogudan baslayan dalgalanma ortadoguyu bir kalemde gecmis, Türkiye sinirina dayanmisti.
ve, akil adamlar, krizin geldigini biliyor, ikaz ediyordu.
ecevit, iste öyle bir ortamda, MGK da yapilan bir tartismayi, kapinin önüne tasiyarak, zaten gelmis olan krizin esas sebebinin yanlis algilanmasina sebeb oldu.
ecevitin yapmasi gereken sey, dalganin vuracagi öngörülen bölgede dalgakiran kurmak olmaliydi. ama en yakin adami hüsamettin özkan, sahsi menfaatleri(halk bankasi, krediler, hortum, kaynanasi) dolaysiyla, -zaten ekonomiden anlamayan- ecevitin yanlis hareket etmesine yolacti.
keske o zaman, hüsamettin özkana üc bes milyar dolar verselerdi veya halk bankasindaki yolsuzluklara göz yumsalardi da, hüsocugum ismail cem ve kemal dervisle "üclü" tezgaha basvurmasaydi.
frankfurt hilton otelinin 7.kat suitinin dili olsa da, hüsonun, ciller, aydin dogan ve mesut yilmazin katildigi "zirvede" söylediklerini anlatabilse.
***
sezer, bu konuda, günah kecisi konumuna sokuldu.
olayi uzaktan ve disardan bilen herkes, sezere yükleniyor.
hatta bircok insan, "krizden etkilenen, isini kaybeden onbinlerce iscinin vebalini" sezerin boynuna yüklüyor.
o krizde suclanabilecek en son insan sezer dir.
sezer ne yapmis? yolsuzluklar ve hortumlamalar ile ilgili olarak, cumhurbaskanina bagli olan "devletin kontrol mekanizmasini" devreye sokmus ve sorusturma yaptirmis.
bu bir sucsa, sezer sucludur.:think:
Sezer'den Köşk emekçilerine veda daveti
UTKU ÇAKIRÖZER Ankara
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, görevdeki son akşamını yedi yıldır Çankaya Köşkü'nde birlikte çalıştığı personele ayırarak, bahçıvanından aşçısına 450 görevliyle tek tek vedalaşacak. Bu akşam, Sezer ve eşi Semra Sezer bugüne kadar yabancı devlet adamları ile Türkiye'nin devlet protokolünü ağırladıkları balo salonunda, bu kez kendilerine yedi senedir hizmet veren personeli konuk edecek. Çankaya Köşkü'nün 450 çalışanına genelgeyle yapılan davette, Sezer'in kendileriyle saat 17.00'de vedalaşacağı duyuruldu. Sezer, tüm personelin davet edilmesi talimatını verdi.
Bunun üzerine Sezer'in makam şoförleri, aşçıları, bahçıvanları, garsonları, odacıları tek tek vedalaşmaya davet edildi.
Davette, Sezer çiftinin güvenliğini sağlamakla görevli koruma ekibi de unutulmadı.
http://www.milliyet.com.tr/2007/08/27/siyaset/siy03.html
:buuh:Güle güle :türkiye:
detan,
sence sn.sezer basarilimiydi görevin de?
bence ,sanki bir partinin mensubu gibi hareket etti.özelikle son 1-2 yilda.
Dün TV'lerde dikkatimi ceken birsey vardi. Gül'ün cumhurbaskanligini tüm Kayseri kutlarken, Sezer'i karsilayanlar basin mensuplarindan ibaretti.
Sezer bunun niye böyle oldugunu uzun uzun düsünsün, zaten yeterince zamani var...
detan,
sence sn.sezer basarilimiydi görevin de?
bence ,sanki bir partinin mensubu gibi hareket etti.özelikle son 1-2 yilda.
Adam reklamsizdi, yakinlarina kiyak yapmamis, ogluna gemicik almamis, yolsuszluk davasi yok, kendisini vatandasdan üstün görmemis. Atatürk ilke ve inkilablara ve milli menfaatimizle örtüsmeyen yasalara onay vermemis. Aslinda yozlasmis siyaset arenasinda sadece isini yapan tek kisiydi.
Bizim millet gayri ciddi ve saibeli politakiclardan yakinir, ama RTE ve Gül gibi firildaklari secer.
Sezerin bazi kislerden sevilmemesi gaytet normal ozaman.
Dün TV'lerde dikkatimi ceken birsey vardi. Gül'ün cumhurbaskanligini tüm Kayseri kutlarken, Sezer'i karsilayanlar basin mensuplarindan ibaretti.
Sezer bunun niye böyle oldugunu uzun uzun düsünsün, zaten yeterince zamani var...
O kendisi görkemlilik istemedi. Merak etme, Sezer isteseydi görgüsüzlügün eniyisini yapapi Gül & Co. kiskandarmasini bilirdi.
Ama adamin mütevaziligi bile bir zaaf olarak görünüyor.
Von Sezer...weis ich nur das er das Türkische gesetzesbuch richtung Ecevit geworfen hat damit er das mal durchlesen solle !
Von Sezer...weis ich nur das er das Türkische gesetzesbuch richtung Ecevit geworfen hat damit er das mal durchlesen solle !
Es war die Verfassung ...
Sezer weine ich keine Träne nach ...
Die CHP trauert , ist klar ... Sie hat eine wichtige Niederlassung verloren ...
Das Volk trauert auch , wegen der verlorenen fünf Jahre ...
Obwohl seine Amtszeit vorbei war klebte er an seinem Stuhl und bis zuletzt hat er sich einer Kooperation verweigert ...
Auch wenn er an roten Ampeln und damit sich an die Verkehrsgesetze hielt , kann man das von der Verpflichtung zur Verfassung nicht behaupten ...
Er war ein Bürokrat und hat auch so gewirkt ... Frage mich nur wer war dann sein Vorgesetzter ...
Onun yaptigi cumhurbashkanligindan ziyade devletbashkanligi idi ...
Shimdi cankayada cumhurun bashkani görevde ...
O kendisi görkemlilik istemedi. Merak etme, Sezer isteseydi görgüsüzlügün eniyisini yapapi Gül & Co. kiskandarmasini bilirdi.
Ama adamin mütevaziligi bile bir zaaf olarak görünüyor.
Halk Sezer'in evine akin edecekti de kendisi mi engel oldu? Yapma Detan, gec bunlari...
efe
spam yapmaya devam edersen maalesef 567. niki kitlemek zorunda kalcam bu sefer bidaha acilmaman icin ben elimden gelen herseyi yapcam!
efe
spam yapmaya devam edersen maalesef 567. niki kitlemek zorunda kalcam bu sefer bidaha acilmaman icin ben elimden gelen herseyi yapcam!
Bunun Spamle ne alakasi var 5 Polis katilini serbest birakan bi adama övgüler yagmasina tahammül edemiyorum
Bunun Spamle ne alakasi var 5 Polis katilini serbest birakan bi adama övgüler yagmasina tahammül edemiyorum
diger threde postalamissin yeter!fazlasina gerek yok, ne o öyle copy paste i yeni ögrenmis görgüsüzler gibi? kimse sezer dört dörtlük demiyor, sen sayin cumhurbaskanimiz gülün birde siciline bak bakalim, kimse sütten cikma ak kasik degil, hele dur bakalim daha 1 günlük cumhurbaskani..kim bilir daha nelerrrr olacak neler..kara sicillileri burda spam yaparak övmeye kalkma bu sana son sözüm devam edersen ne olacagini biliyorsun zaten!
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0