Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Musik und Kunst im Osmanischen Reich
so liebe leute,
ich würde gerne mehr zu diesem thema mal wissen. also wie die entwicklung der musik und kunst im osmanischen reich war/ aus welchen richtungen sie beeinflusst wurde und wie gross der einfluss der kulturrevolution gewesen ist
freue mich schon auf spannende beiträge :)
Buhurîzâde Mustafa Efendi (Itrî)
Türk musikisinin en büyük üstadlarından biri olan Itri’yi yaşadığı dönemde dinleyenler bizden daha şanslıydılar. Çünkü binden fazla beste yapan Itri’nin günümüze sadece kırk eseri kalmıştır. Bize düşen, geçmişten günümüze akan, aktıkça yok olmaya mahkûm görünen değerlerimize sahip çıkmak, bu dev yapıtların üzerlerindeki tozları silmektir.
Buhurîzâde Mustafa Efendi
17. yüzyılın büyük bestekarlarından biri olan Itri 1630-1640 yılları arasında İstanbul’da doğdu. Aynı kentte 1711 yılında öldüğü sanılmaktadır. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olmamakla beraber bu bilgiler, arkadaşlarının güfte olarak kullandıkları şiirlerin yazım tarihiyle sınırlı kalmıştır. Asıl adı Mustafa’dır. Buhurîzade Mustafa Efendi diye de anılmış, şiirlerinde Itri mahlasını kullanmıştır. Ruhundaki incelik onu sadece musikiyle değil çiçek yetiştirmeyle, meyvecilikle de ilgili kılmıştır. Itri mahlasını bu sebeple kullandığı sanılmaktadır. Kendi adıyla anılan İstanbul’un ünlü “Mustabey Armudu”nu ilk kez onun yetiştirdiği de söylenir. Lale Devrinde adı dillere destan olmuş, Sultanlar tarafından korunmuş ve taleplerine olumlu sonuç almıştır. Yaşadığı dönemde iyi bir eğitim aldı, dini ilimlerin yanı sıra Arapça ve Farsça öğrendi. Etkisinde kaldığı üstatları Hâfız Post, Derviş Ömer, Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi gibi dönemin önemli isimleridir. Itrı dergahta eğitimine devam ederken Segah Mevlevi ayini ve tekkede okunmak üzere bir naat besteledi. İçindeki heyecan, bitmek bilmeyen coşku Yenikapı Mevlevihanesi’nin şeyhi Câmî Ahmed Dede’ye bağlanmasını sağladı ve Mevlevi oldu.
Itrî, Osmanlı Sultanı IV. Mehmed tarafından himaye edildi. Sarayda düzenlenen fasıllara hanende (solist) olarak katıldı, besteleriyle padişahın beğenisini kazandı ve büyük yakınlık gördü. Sultan IV. Mehmed döneminde Enderun’dan başka Harem-i Hümayun (kadınlar bölümü)’da musiki dersleri verilmeye başlandı. Itri Enderun’da hocalık ve hanendelik yaptı. Daha sonra kendi isteğiyle esirciler kethüdanlığına getirildi. Uzun yıllar burada görevine devam etti. Beş padişah dönemi gören Itri, elli yaşlarında saraydan ayrıldı. Müstakimzade’ye göre ölümünden sonra Yenikapı Mevlevihanesine gömüldü. Bu görüşü Divan şairi Şeyhi’de doğrular. Mezar taşı kayıptır.
Mûsiki Başarısı
Itri musikiyle ilgilendiği dönemde Divan Edebiyatı geleneğine uygun şiirler yazdı. Naili ve Nabi’nin etkilendiği şiirlerini besteledi. Gazeller, Naatlar, Nazireler, tarih düşürülen beyitler ve şarkıların yanı sıra hece vezniyle türküler de besteledi. Itri dini ve din dışı konularla ilgili binden fazla eser bestelemiştir. Fakat şiirlerden oluşan divanı kayıptır. Itrî bir dönem Siyahi Ahmet Efendi’den hat dersi görmüştür. Yazdığı tâlik yazı örnekleri, üstadı Hâfız Post’un eklediği güftelerde yer alır. Neyzen olduğu söylentileri uzun süre cevapsız kalmış, daha sonra arşiv belgelerinden yola çıkılarak bu yalanlanmıştır. Itri en büyük başarıyı bestecilikte yakalamıştır. Meydana getirdiği eserler Klasik Türk Musikisini vücuda getirmiştir. Osmanlı döneminde Türk üslubunu oturtmuş, Abdülkadir Merâgi ve Dede Efendi’yle birlikte, Türk müziğinin gelişiminde öncü isimlerden biri olmuştur.
Segâh Kurban Bayramı Tekbiri
Itrî çalışmalarını büyük bir özenle ve titizlikle devam ettirmiş her fırsatta yapıtlarını zenginleştirme çabasına girmiştir. Din dışı eserlerinin büyük bölümü kayıptır. Dini yapıtları müziğin rengini değiştirmiştir. Müziğini tekke ve cami müziği şeklinde ikiye ayırmıştır. Müezzinlerin ezanda yakaladıkları ahenk, Bayram namazı sırasında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyaretinde okunan Segâh Sal-ât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Gece Salâtı, Segah Mevlevi Ayini, Rast Naat’ı Itri, canlılıklarından hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelen en önemli eserleridir.
Bestelerine güfteye göre ahenk veren Itri, ustalığını bütün eserlerinde göstermiştir. Nühüft makamında ki naatından:
“Şöhretim isyan benim, sen af ile meşhursun
Padişah-ı evvelin u kıblegah-ı aharın,
Evvel u ahir, imamül enbiya, mezkursun
Ya Resulullah umarım, diyesin ruz-i ceza
Gerçi cürmüm çoktur amma Itri’ya mağfursun.”
Mûsiki İlminin Şeyhi
Itri’nin eserlerinde mistik bir yapı göze çarpar. Dindar oluşunun izleri, tasavvufun ve içteki heyecanın adımları sade abartısız bir üslubun niteliğiyle kendini bulur. Yaşadığı dönemde kaliteli müziğin zirvesine çıkmış, musiki sanatın temel taşlarını oturtmuştur. Klasik müzik gibi çok belirgin bir çizgiye sahiptir Itri. Kendine özgü, dengeli, duygusallıktan uzak, hissettiklerini aktarırken abartıdan uzak coşkun bir dil kullanmış, cümleleri suya yazılmış kadar berraktır. Notasıyla günümüze kadar ulaşamamış eserlerinin güfteleri ve usulleri hakkında bilgi veren eski kaynaklarda, o dönemde bile nadir görülen tarzda eser verdiği görülmüştür. Şeyhülİslâm Esad Efendi’nin “Atrabül Asar” adlı eserinde aktardığı bilgiye göre Itri, binden fazla beste yapmış, saraylarda aranan bir isimdir. Bestelerinin büyük bir bölümü unutulmuş günümüze ancak kırk kadar yapıtı ulaşmıştır. Salim tezkiresinde Itri için “musiki ilminin hocası, musiki ilminin şeyhi, şiirin Nizami’si ve Hakkani’si” diye övmüştür.
Ünlü “Segâh Bestesi”nden bir bölüm:
Tutî-i mucize guyem ne desem laf değil,
Çerh ile söyleşemem âyinesi saf değil
Ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil.
Eserleri İmparatorluk döneminde üç kıtada söylenen, günümüzde de milyonlarca müslümanın dilinden düşmeyen Itri'nin şahsiyeti ve eserleri hakkında Yahya Kemal, mükemmel şiirriyle bir değerlendirme yapmıştır.
Şöyle demektedir Yahya Kemal:
Büyük Itrî'ye eskiler derler,
Bizim öz mûsikîmizin piri;
O kadar halkı sevkedip yer yer,
O şafak vaktinin cihangiri,
Nice bayramların sabah erken,
Göğü, top sesleriyle gürlerken,
Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i.
Tâ Budin'den İrak'a, Mısır'a, kadar,
Fethedilmiş uzak diyarlardan,
Vatan üstünde hürr esen rüzgâr,
Ses götürmüş bütün baharlardan.
O deha öyle toplamış ki bizi,
Yedi yüz yıl süren hikâyemizi
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.
Mûsikîsinde bir taraftan din,
Bir taraftan bütün hayât akmış;
Her taraftan, Boğaz o şehrâyîn,
Mavi Tunca'yla gür Fırat akmış.
Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,
Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
Bize benzer o kâinat akmış.
Çok zaman dinledim Nevâ-Kâr'ı,
Bir terennüm ki hem geniş, hem şuh:
Dağılırken "Nevâ"nın esrarı,
Başlıyor şark ufuklarında vüzuh;
Mest olup sözlerinde her heceden,
Yola düşmüş, birer birer, geceden
Yürüyor fecre elli milyon ruh.
Kıskanıp gizlemiş kaza ve kader
Belki binden ziyade bestesini.
Bize mîrâs kaldı yirmi eser.
"Nât'dır en mehîbi, en derini.
Vakıa ney, kudüm elince dile,
Hızlanan mevlevî semaiyle
Yedi kat arşa çıkmış "Âyîn"i.
O ki bir ihtişamlı dünyâya
Ses ve tel kudretiyle hâkimdi;
Adetâ benziyor muammaya;
Ulemâmız da bilmiyor kimdi?
O eserler bugün define midir?
Bir bilen var mı? Neredeler şimdi?
Öyle bir mûsikiyi örten ölüm,
Bir teselli bırakmaz insanda.
Muhtemel görmüyor henüz gönlüm.
Çok saatler geçince hicranda,
Düşülür bir hayâle zevk alınır.
Belki hâla o besteler çalınır,
Gemiler geçmiyen bir ummanda."
Ebru sanati:
Kâğıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden biri... Bütün Osmanlı sanatlarında olduğu gibi usta-çırak usulü ile öğrenilen ve sanatçının iradesi dışında birçok değişkenden etkilenen bir sanattır.
Ebru; renklerin suyla dansının yarattığı bir ahenktir aslında. Bazı kaynaklar ebrunun, yüz suyu anlamına gelen "ab-ı ru" sözcüğünden, bazı kaynaklar ise Orta Asya dillerinden Çağatayca'da hareli görünüm, damarlı kumaş ya da kağıt anlamına gelen "ebre"den geldiğini söylese de en yaygın kanı, kelimenin kökeninin Farsça; bulutumsu, bulut gibi anlamına gelen "ebri" den gelmekte olduğudur. Her ne şekilde isimlendirilse isimlendirilsin insanlara da isim olan ebru, gizemli bir ahenk taşıyor.
Ebru tarihi
Ebru sanatının ilk kez ne zaman ve nerede yapıldığı tam olarak bilinememektedir. Tarihi ve kimin tarafından yapıldığı belli olmayan bazı eserler vardır.
Bugün kayıtlardaki en eski ebru 1595 yılına aittir. Şebek Mehmed Efendi imzasını taşır. Ancak, bir sanatın gelişmesi ve kabul görmesi için yüzlerce yıl geçmesi gerektiğini ve kayıtlarda da detaylı bir arama yapılmadığını düşünürsek bu sanatın çok daha eskilere dayanan bir geçmişi olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Ayrıca, ebru kelimesinin Farsça'daki EBRİ kökünden geldiğini iddia edenler olsa da, bu kelimenin kullanılmasından yıllar öncesinde, Türkistan'da EBRE kelimesinin çok yakın anlamda kullanıldığı bilinmektedir. Yani kelimenin Farsça'ya zamanın Türkçe'sinden geçmiş olma olasılığı yüksektir. Osmanlı'nın son devirlerinde yaşamış olan Üsküdarlı Şeyh Sadık Efendi, Ebru Sanatı'nın inceliklerini öğrenmek için Buhara'ya gitmiştir. Bu da, Ebru Sanatı'nın Orta Asya kökenli olduğuna dair güçlü bir kanıttır.
Ebru Sanatı'nın günümüze ulaşmasında, Üsküdarlı Şeyh Sadık'ın büyük payı vardır. Onun devamında, Hezarfen Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman, bir yandan sanattaki geleneği korumuş, aynı zamanda da ebru çeşitlerini tanzim ederek Ebru'yu güçlü bir sanat haline getirmişlerdir.
Ebru Sanatı ile ilgili yazılmış ilk eser, Tertib-i Risale-i Ebri adını taşır ve 1608 tarihlidir. Basitçe ebru yapımından ve ebru sanatçılığından bahseder.
Osmanlı'da ise Şebek Mehmed Efendi'den sonraki en önemli Ebru Sanatçısı, Hatip Ebrusu'na da adını veren İstanbullu Hatip Mehmed Efendi'dir.Aynı zamanda hattat olan sanatçı, Ayasofya Camii'nde hatiplik yapmış ve 1773 yılında vefat etmiştir.
http://www.suyuzu.com/8.jpg
http://img201.imageshack.us/img201/6662/ee3wmih8.jpg
http://www.ebrusu.com/tr/kayan/buyuk/10.jpg
ottoman1299
14.09.07, 00:51
Musikî - Müzik
Eski eserlerde ilm-i edvar diye anılan mûsikî, diğer Türk devletlerine nisbetle Osmanlılarda daha ileri ve olgun bir şekil almıştır; buna da sebep devletin bünyesi, devamı ve yeni yeni muhitlerle teması ve bir refah devrinin açılmış olmasıdır; Anadolu Türkleri arasındaki şehir mûsikîsinde XIII. Yüzyıl'ın ikinci yarısından sonra Mevlevi tekkelerinin mühim âmillerden biri olduğunu unutmamak lâzımdır; Mevlevilik sahasını genişlettikçe bu musiki de o derece yayılmıştır.
Osmanlı Müziğine Genel Bir Bakış (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Osmanlı%20Müziğine%20Genel%20B ir%20Bakış)
Türk Mûsikîsi’nin Kısa bir Tarihçesi (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Türk%20Mûsikîsi’nin%20Kısa%20b ir%20Tarihçesi)
Osmanlı Müziği'nin Tarihsel Akışı (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Osmanlı%20Müziği'%20nin%20Tari hsel%20Akışı)
XVIII. Yüzyılda Mûsiki ve Musikişinaslar (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/XVIII.%20Yüzyılda%20Mûsiki%20v e%20Musikişinaslar)
Musikîye Dair Eserler (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Musikîye%20Dair%20Eserler)
Musikî Âletleri (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Musikî%20Âletleri)
Osmanlı Musikîsi'nde Çalgılar (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Osmanlı%20Musikîsi'nde%20Çalgı lar)
Musikî Üstadları (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Musikî%20Üstadları) Müzik Eğitim Kurumları (http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Müzik%20Eğitim%20Kurumları)
http://www.osmanlimedeniyeti.com/Bilgi/Musikî%20-%20Müzik
Es gibt wie überall auch hier zwei Richtungen der Musik.
Die eine ist die Volkstümliche Musik vom Lande und den damals fahrenden Sängern u. die andere die höfische Musik.
Sie wurde von den damaligen Herrschern und kleinfürsten geschätzt u. gepflegt. Wie in der westlichen Musik aber auch, entwickelte sich die Musik vorwiegend über die religiöse Musik, in diesem fall über die div. Klöster der Bektaschi u. des Mevlana-Ordens. Das ist auch der gr0sse Unterschied zu den Arabern die diesen Mystischen Zweig praktisch nicht kennen u. sich die Musik bei weitem nicht so entwickelt hat wie im Osmanische Reich bzw. jetzt auch in der Türkei. Das grosse problem war die Überlieferung und Bewahrung sprich die Notation. Da tat sich vor allem Limonciyan Hamparsum hervor der die Hamparsum Notenschrift erfand u. vieles aufbewahrte bzw. auch von anderen benutzt wurde, siehe dazu auch http://www.hamparsum.net/.
bilgin sait
25.09.07, 13:48
Itrî'nin terkibi ile teravih namazi
efendim, teravih namazi uzun, 20 rekat, yatsiyi da katarsaniz 33! dolayisi ile biraz yorucu ve de konsantrasyon meselesinin sonlara dogru kaybolmasi ve ic dinginligin eriyip gitmesi ve boylece isin salt bir beden egitimi olmaya aday bir hadise ortaya cikabiliyor. iste bizim BUHURİZADE MUSTAFA ITRİ efendi, butun bunlari hesab ederek, ic dinginligin ve namazin cosku icinde kilinmasi ve de konsantrasyon meselesinde "tavan" olusturmak uzere bir makamsal terkib ortaya koymus ( her nekadar, Itri'nin ortaya koydugu bu terkip "enderun gelenegi" oldugu soylense de onun payinin buyuk oldugunu kaynaklar soyler)
bu "uygulama" koskoca istanbulumuzda bu sene (gecen seneyi kast ediyorum! b.s.) sadece iki yerde uygulandigini soyleyelim (FATİH VE NURUOSMANİYE camileri)
efendim, muezzin efendilerden biri (biliyorsunuz "uclu" goturuyorlar) "rast" makaminin perdesini yakalayarak "salavat" getiriyor ve imam efendi boylece ilk dort rekati "rast" makamindan okumus oluyor. gayet sakin bir makamdir, ses tonu fazla yukselmez. iki rekat arasi selamdan sonra muezinler ayni makam uzere salavat getirir. ilk dort bittikten sonra bir sonraki makam olan "ussak" perdesini yakalamak icin bir ilahiden dortluk okunuyor boylece bir sonraki makama gecmek icin ses ayarlanmis oluyor ( bu ilahilerin de ozellikleri var, ramazanin basinda isek "merhaba" gecen ilahiler, sona dogru ise "elveda" ilahileri oluyor bunlar. bir de efendim, bazen, ilahi okunmadigi zaman "ihlas" okunuyor, buraya dikkat, bu ihlas suresini muezzin efendi oyle okumali ki, emprovize bir sekilde, bir sonraki makamin perdesini yakalamali, ben sahsen en cok burayi seviyorum, cunku bu "ihlas" surei celilesinin okunmasi bir "gecis taksimi" niteliginde ve muhtesem bir hadise, dogal, ozgurce bir emprovizasyon). ne demistik, ikinci dort te bittikten sonra "saba" makamina geciliyor, bu arada sesler gittikce siddetlenir, tonlar gittikce yukseltilir (adeta bizim konsantrasyonumuz gittikce dusecegi icin bizi dinginlestirmek icin yapilir bu, uyumak, dalmak yok, Allahin huzurundasin! dusunun ki bunu muzikal bir sekilde yapmis ecdad..). dorduncu dort rekata geldigimizde "evic" perdesi yakalanir (yukarda belirttim, bu perdeler arasi gecis ya bir ilahi ile ya da ihlas okuyarak saglaniyor). son dort rakata gelindiginde, ki muhtesem bir sey olur, "acemasiran" makamina gecilir ki tamamen koparsiniz!! zira sesler en "tiz" noktaya varmistir ve "Allah humme sallu ala Muhammed" denilirken ozellikle "sallu ala" kismi sizi ucurur adeta. boylece son dortlugun son rekatinin sonunda selam vermeye gelince gene hos seyler olur, imam efendi eger selami "acemasiran" makamindan "segah" makamina kayarak yaparsa muezzin efendiler "segah" makamindaki "salat-i ummiye"yi okurlar. yok eger imam ayni makam uzerinde kalirsa, yani acem asiranda sebat ederse, muezzinler bu sefer ayni makamdan "Allah humme salli alel mustafa" diye baslayan bir ilahi okurlar. mecburen boyle yapmak zorunda muezzinler, ses nereden veriliyor ise oradan girmek zorundalar... ama genelde segah perdesine gecmek evladir, gecilmemis ise burada imam efendinin musıki konusunda kivrakliginda eksiklik var demektir). boylece, tertib bozulmadan vitir namazina durulur segah makami uzerinden (burada sunu eklemek lazim, teravihle birlikte vitir namazinin hemen kilinmasi osmanli ulemasinin bir yorumudur ki cok isabetlidir. evine donunce yatmadan once kilar kilmaz, unutur, tembellik yapar diye dusunulmus ve boyle ictihat edilmistir)....
bir de sunu ekleyeyim, balkanlarda da cok iyi bilinen ve hepimizin bayram namazindan asina oldugumuz `tekbir` vardir ya.. cemaatin hep bir agizdan defalarca soyledigi... ha iste o gene buyuk Itri tarafindan bestelenmistir.. fakat sunu da soylemeden gecemiyecegim; biz kosovada (elbette makedonyada da, orada da sahit olduk!) bu besteyi okurken murdar ediyoruz.. taninmaz hale getiriyoruz... ama olsun, bizim kalplerimiz temiz! Allah affeder... ve dileriz Buhurizade Itri efendi mezarinda takla atmaz!
evet iste kisaca boyle, ...nasil bir "estetik solen", nasil bir ruhaniyettir bu bir bilseniz? nasil bir ic zenginligi yarratigini farketseniz... (aman ha, bu "zevki" tatmayanlara soyluyorum!!)
bilgin s.
Buhurîzâde Mustafa Efendi (Itrî)
Şöyle demektedir Yahya Kemal:
Büyük Itrî'ye eskiler derler,
Bizim öz mûsikîmizin piri;
O kadar halkı sevkedip yer yer,
O şafak vaktinin cihangiri,
Nice bayramların sabah erken,
Göğü, top sesleriyle gürlerken,
Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i.
Tâ Budin'den İrak'a, Mısır'a, kadar,
Fethedilmiş uzak diyarlardan,
Vatan üstünde hürr esen rüzgâr,
Ses götürmüş bütün baharlardan.
O deha öyle toplamış ki bizi,
Yedi yüz yıl süren hikâyemizi
Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.
Mûsikîsinde bir taraftan din,
Bir taraftan bütün hayât akmış;
Her taraftan, Boğaz o şehrâyîn,
Mavi Tunca'yla gür Fırat akmış.
Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,
Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
Bize benzer o kâinat akmış.
Çok zaman dinledim Nevâ-Kâr'ı,
Bir terennüm ki hem geniş, hem şuh:
Dağılırken "Nevâ"nın esrarı,
Başlıyor şark ufuklarında vüzuh;
Mest olup sözlerinde her heceden,
Yola düşmüş, birer birer, geceden
Yürüyor fecre elli milyon ruh.
Kıskanıp gizlemiş kaza ve kader
Belki binden ziyade bestesini.
Bize mîrâs kaldı yirmi eser.
"Nât'dır en mehîbi, en derini.
Vakıa ney, kudüm elince dile,
Hızlanan mevlevî semaiyle
Yedi kat arşa çıkmış "Âyîn"i.
O ki bir ihtişamlı dünyâya
Ses ve tel kudretiyle hâkimdi;
Adetâ benziyor muammaya;
Ulemâmız da bilmiyor kimdi?
O eserler bugün define midir?
Bir bilen var mı? Neredeler şimdi?
Öyle bir mûsikiyi örten ölüm,
Bir teselli bırakmaz insanda.
Muhtemel görmüyor henüz gönlüm.
Çok saatler geçince hicranda,
Düşülür bir hayâle zevk alınır.
Belki hâla o besteler çalınır,
Gemiler geçmiyen bir ummanda."
Darf ich? Das ist Musik :) http://www.youtube.com/watch?v=gnw5T4KRKmA&mode=related&search=
Zwat teuer, aber gucken kostet nichts.
http://www.ottomanstore.com/switch.php?file=ProductList&sub_cat_id=351
http://www.osmanlielsanatlari.com/default.asp?git=9&urun=66261#.
hezarfen, was willste konkret zur osmanischen Kunst wissen?
kennst du schon dieses virtuelle Museum?
http://www.discoverislamicart.org/
Janitscharenmusik: "...da er auch feigen Seelen den Busen hebt."
"Vorurteilsloser urteilte Christian Friedrich Daniel Schubart eineinhalb Jahrhunderte später in seinen Ideen zu einer Ästhetik der Tonkunst, die er während seiner Festungshaft auf dem Hohenasperg 1777 – 1787 teils selbst niederschrieb, teils einem Mitgefangenen durch die Zellenwand diktierte:
„Die türkische Musik welche seit vierzig Jahren auch in Deutschland beiverschiedenen Regimentern eingeführt wurde, hat auch das Studium der musikalischen Instrumente der Türken veranlaßt.
Der Charakter dieser Musik ist kriegerisch, da er auch feigen Seelen den Busen hebt. Wer aber das Glück gehabt hat, die Janistscharen selbst musizieren zuhören, deren Musikchöre gemeiniglich achtzig bis hundert Personen stark sind, der mußmitleidig über die Nachäffungen lächeln, womit man unter uns meist die türkische Musikverunstaltet.
Als man dem türkischen Gesandten in Berlin, Achmed Effendi, zu Ehren eintürkisches Konzert aufführte, schüttelte er unwillig den Kopf und sagte: „Ist nicht türkisch!“ –Seitdem aber hat der König von Preußen wirkliche Türken in seine Dienste genommen und die wahre türkische Musik bei einigen seiner Regimenter eingeführt. Auch zu Wien erhält der Kaiser ein treffliches Chor türkischer Musikanten, die der große Gluck bereits in den Operngebraucht hat. Die Instrumente zu dieser Musik bestehen in Schalmeien, welche die Türkenmeistens teils um den Ton zu schärfen, aus Blech verfertigen, aus krummen Hörnern, die imTon fast an unsere Baßhörner grenzen, aus einem großen und einem kleinen Triangel, aus dem sogenannten Tambourin, wo das Schütteln der Schellen, die bei den Türken von Silber sind,große Wirkung tut, und aus zwei Becken vom feinsten Bronze, oder Glockenspiels (recteGlockenspeise), die taktmäßig aneinandergeschlagen werden, endlich auf zwei Trommeln,wovon die kleinere immer wirbelt und flutet, die große aber gedämpft und unten mit einer Rute gestäupt wird. Wie original, wie einzig sind hier die Töne zusammengesucht! DieDeutschen habe diese Musik noch mit Fagotten verstärkt, wodurch die Wirkung noch um einGroßes vermehrt wird. Auch Trompetenstöße lassen sich dazwischen gut anbringen.
Kurz, die türkische Musik ist unter allen kriegerischen Musiken die erste, aber auch die kostbarste, wenn sie so vollkommen sein soll, als es ihre Natur und ihr heroischer Zweck erheischt."
Die Musik der Osmanen:
http://www.tuerkenbeute.de/kun/kun_han/OsmanischeMusik_de.php (http://www.tuerkenbeute.de/kun/kun_han/OsmanischeMusik_de.php)
http://www.lindenmuseum.de/inhalt/tuerkei/osmanmu.html (http://www.lindenmuseum.de/inhalt/tuerkei/osmanmu.html)
http://musicalconfrontations.com/MC5/wlc/mcb/cul/mim/mfl/mtm/foc/NKF/nkf0000000022.htm (http://musicalconfrontations.com/MC5/wlc/mcb/cul/mim/mfl/mtm/foc/NKF/nkf0000000022.htm)
http://www.turkinfo.at/index.php?id=1012 (http://www.turkinfo.at/index.php?id=1012)
http://www.wdr.de/radio/wdr3/sendung.phtml?sendung=Musikpas sagen&termineid=235370&objektart=Sendung (http://www.wdr.de/radio/wdr3/sendung.phtml?sendung=Musikpas sagen&termineid=235370&objektart=Sendung)
http://www.knerger.de/Die_Personen/musiker_50/musiker_51/musiker_52/musiker_53/musiker_54/musiker_55/musiker_56/musiker_57/musiker_58/hauptteil_musiker_58.html (http://www.knerger.de/Die_Personen/musiker_50/musiker_51/musiker_52/musiker_53/musiker_54/musiker_55/musiker_56/musiker_57/musiker_58/hauptteil_musiker_58.html)
http://de.wikipedia.org/wiki/Janitscharenmusik (http://de.wikipedia.org/wiki/Janitscharenmusik)
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0