PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Atatürks Blickwinkel heute



Bilgisayar
12.06.05, 02:30
Welchen Kurs würde Atatürk wenn er noch leben würde unserer Nation empfehlen, ich denke das er einen Kurs wählen würde der anders ist als den unsere Regierungen die letzten Jahre verfolgten, wie seht ihr es, was denkt ihr darüber!

Mich interessiert vor allem die Meinung meiner Mittürken (alle die türkische Staatsbürger sind, oder mal wahren)!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Bilgisayar
12.06.05, 02:42
Also ich denke er würde uns einen Kurs empfählen der sehr stark darauf abzielt unsere Beziehungen zu der anderen Türkstaaten zu vertiefen soweit wie nur irgend möglich und vom Westen soweit wie möglich unabhängig zu werden!



Also es ergeben sich signifikante unterschiede zu heutigen Politik mit ihrer starken EU-Fixierung und der nur mäßigen Annäherung an die Türkstaaten.



Ps: Seht ihr das anders oder ähnlich?

dertli4u
12.06.05, 02:46
Also ich denke er würde uns einen Kurs empfählen der sehr stark darauf abzielt unsere Beziehungen zu der anderen Türkstaaten zu vertiefen soweit wie nur irgend möglich und vom Westen soweit wie möglich unabhängig zu werden!



Also es ergeben sich signifikante unterschiede zu heutigen Politik mit ihrer starken EU-Fixierung und der nur mäßigen Annäherung an die Türkstaaten.



Ps: Seht ihr das anders oder ähnlich?

kisaca söylemek gerekirse, senin dediklerine kismen katiliyorum..

cünkü, atatürk sag olsaydi, EU da, lider konumundaki sahsiyetlerden biri olurdu..

ama, ilkönce türki devletlerle isbirligini gelistirirdi..

kemalist
12.06.05, 04:34
sanirim ATATÜRK yasasaydi bize miras biraktigi ilklelerin hic birinden vazgecmis olmazdi...buna her TÜRK tüm ruhu ve benligi ile inanmalidir...

"Bağımsızlık ve hürriyetlerini her ne bahasına ve her ne karşılığında olursa olsun zedeleme ve kayıtlamaya asla müsamaha etmemek; bağımsızlık ve hürriyetlerini bütün mânasiyle koruyabilmek ve bunun için gerekirse, son ferdinin, son damla kanını akıtarak, insanlık tarihini şanlı örnek ile süslemek; işte bağımsızlık ve hürriyetin hakiki mahiyetini, geniş mânasını, yüksek kıymetini, vicdanında kavramış milletler için temel ve ölmez prensip... Ancak bu prensip uğrunda her türlü fedakârlığı, her an yapmaya hazır milletlerdir ki, devamlı olarak insanlığın hürmet ve saygısına lâyık bir topluluk olarak düşÃ¼nülebilirler.

Tam bağımsızlık, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin temel ruhudur. Bu vazife, bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken, tatbik kabiliyeti hakkında şÃ¼phe yok ki çok düşÃ¼ndük. Fakat netice olarak edindiğimiz görüş ve iman, bunda, muvaffak olabileceğimize dairdir. Biz, böyle işe başlamış adamlarız. Bizden evvelkilerin işledikleri hatalar yüzünden, milletimiz sözde mevcut zannolunan bağımsızlığında kayıtlı bulunuyordu. Şimdiye kadar Türkiye'yi, medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşÃ¼nülebilirse, hep bu hatadan ve bu hataya uymadan doğmaktadır. Bu hataya uyma neticesi; mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetinden ve bütün yaşama kabiliyetinden soyunma ve uzaklaşmasını gerektirebilir. Biz; yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bir hataya uyma yüzünden bu özelliklerden mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Bilgin, cahil, istisnasız bütün millet fertleri, belki içinde bulundukları güçlükleri tamamen anlamaksızın, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta; tam bağımsızlığımızın temini ve devam ettirilmesidir.

Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, malî, iktisadî, adlî, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek mânasiyle bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna erişeceğimiz inancında değiliz.

Esas Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz.

Yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.

Halbuki Türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.

Bundan ötürü, ya istiklal, ya ölüm!..."

Gazi Kemal ATATÜRK
(1919 - 1921 - 1928 tarihlerinde söylenmiş nutuklarından ve yazılarından derlenmiştir.)

kemalist
12.06.05, 04:54
ne kadar ilginctir ki...tarih 6 mart 1922...ve bugün tarih haziran 2005...
yani arada 83 yil var... peki ya degisen ne...? ? ? takdirinize sunuyorum...

"... Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmıslardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir. Eğer güçlü bir Türkiye varlıgını sürdürseydi, denebilir ki
İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana'dan sonra Peste ve Belgrat'ta yenilmeseydi, Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, Italya, Almanya'da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir."

"... Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş,
düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlı olmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekalar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma, yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu
geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güç ve kuvvetini elde etmişlerdir."

"...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır. Bunun etkisi altında kalarak, milletin en çok da yöneticilerin zihinleri tamamen bozulmuştur.
Artık durumu düzeltmek, hayat bulmak, insan olmak için, mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün isleri Avrupa'nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler ortaya çıktı. Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir. Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. Işte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler
yüzünden her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür.

"...Bu düşÃ¼ş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlak bakımından da düşÃ¼yor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu 'maneviyatı' ile sona eren bir yol
üzerinde bulunuyordu. Doğu'yla Bati'nin birleştiği yerde bulunduğumuz, Batıya yaklastığımızı zannettiğimiz takdirde, asil mayamız olan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şÃ¼phesizdir ki bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka bir sonuç beklenemez bundan."

"... Bu düşÃ¼şÃ¼n çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar, galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye'yi âtıl ve çekingen
bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamları, adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki "Biz adam değiliz ve
olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur." Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şÃ¼phe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı."
(Meclis konuşmasından.)

...Bilelim ki, ulusal benliğini bilmeyen uluslar, başka uluslara yem olurlar.

Mustafa Kemal


(x) Is bankasi kültür yayinlari: TBMM Gizli celse
zabitlari cilt-3) 6 Mart 1922 Mustafa Kemal



izinden gitmis olsaydik...bugün dünya üzerinde uygarligin ve insanligin kaynak noktasi halinde olacaktik...

Gök Türk
12.06.05, 10:49
Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk buyuruyorki:



"Bu gün Sovyetler Birliği, dostumuzdur; komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bu günden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir.
İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...
Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır. Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür...
İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür...
Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.
Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını beklemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli..."



Umarım sorunu cevaplar!