PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Ciftci



piramses
25.06.05, 22:19
Mehmet Altan



AB'de köylülük krizi...


Son AB Zirvesi'nin bozgun ile bitmesine neden olan gelişmeleri dünya basını "İkinci Waterloo Savaşı" olarak niteledi. Bizim basın da bu benzetmeyi benimsedi.

Sonbaharda ziyaret ettiğim Waterloo Savaş Alanı'nın yeniden AB Zirvesi nedeniyle gündeme geleceğini doğrusu pek tahmin edemezdim. Fransızların, İngilizler karşısında nasıl yenildiklerini Waterloo Müzesi'ndeki bir canlandırma sayesinde somut bir şekilde görebilmiştik.

Oradaki savaş Napaleon'un ikinci iktidar döneminin kesin sonu olmuştu.

Bugün ise İngiltere ile Fransa arasındaki İkinci Waterloo Savaşı'nın nedeni "köylülük." AB bir köylülük krizi yaşıyor. Kısa vadede nasıl bir gelişme yaşanacak bilinmese de, bu savaşı da tarihsel açıdan bakıldığında İngiltere'nin kazanacağı açık.

* * *

İngiltere Waterloo Savaşı'nı kazandıktan yirmi beş yıl sonra, kendi köylülük sürecini tasfiye edecek çok önemli bir adım attı ve 1840 yılında tahıl yasası üzerindeki korumacılığa son verdi. Aradan geçen zaman içinde İngiltere'de köylülük neredeyse tümüyle eridi. Hatta kimi bilim adamları İngiltere'nin hiç köylülük yaşamadığını da ileri sürdü...

Bugün itibariyle AB'deki köylü nüfus ortalaması yüzde beş. İngiltere'de ise yüzde bir bile değil.

Köylülük açısından bakıldığında AB ortalaması ile İngiltere'deki oran arasında ciddi bir fark var. Halbuki AB'nin omurgasını tarım politikası oluşturmakta...

* * *

AB bütçesinin yüzde kırkını tarım bütçesi oluşturuyor. Tarım bütçesinin işleyişi ise, ithalat yapan ülkenin AB bütçesine para aktarması, ihracat yapanın da para alması üzerine oturtulmuş...

Bu temel işleyiş ile İngiltere'nin durumu uyumlu değil. Çünkü İngiltere köylülüğü tasfiye ettiği için sürekli ithalat yapan ve dolayısıyla da AB tarım bütçesine sürekli para aktaran durumda...

İngiltere'nin sürekli tarım bütçesine para aktarıp, neredeyse hiç bir şey almaması daha önceleri de sorun çıkarmış. O dönemin Almanya Başbakanı Helmut Kohl'ün bulduğu bir formül ile bu sıkıntı aşılmış. AB, İngiltere'ye 1984 yılından beri her yıl 4.5 milyar euro "telafi parası" ödemeye koyulmuş. Sistem o günden bugüne böyle yürümüş.

* * *

Yedi yıllık yeni bütçenin hazırlıklarının öncesinde, AB'nin neredeyse en tarımsal ülkesi olan Fransa, Almanya'nın desteğiyle İngiltere'ye ödenen bu "telafi tazminatına" son vermek istiyor. İngiltere'nin yıllık 4.5 milyar euro'sunu kesmeyi hedefliyor.

İngiltere ise bu yüksek oranlı kayba karşı direniyor. Chirac-Blair kavgasının özünü bu anlaşmazlık oluşturuyor.

Geriye dönük olarak bakınca, Fransa'nın köylülük konusundaki atılımının İngiltere'ye oranla çok ağır işlediğini görürsünüz. Köylü nüfusun oranları açısından bir karşılaştırma Fransa'nın İngiltere'ye oranla yüz yıllık bir gecikmeye uğradığını ortaya koyar.

Köylülük, neredeyse köylüsü bulunmayan İngiltere'ye karşı saldırıya geçti.

Napaleon'un kaybettiği savaşı Chirac köylülük üzerinden alma gayreti içinde. Waterloo'da İngilizlerin yardımına Prusya koşmuştu, şimdi ise Fransızlara yardıma koşanlar Almanlar...

* * *

Dünya, sanayi sonrası döneme geçerken eski defterleri de tamamiyle kapatma aşamasında...

Köylülük hala devam ederken sanayi sonrası döneme geçmedeki sorunlar artıyor. Nitekim Fransa bunu yaşıyor...

Hem teknolojisini yenilemekte zorlanıyor, hem de çağı anlamakta güçlüğe uğruyor. AB Anayasası'na da en büyük tepki Fransa köylerinden geldi zaten. Şimdi aynı köylülük, bütçe paylaşımında etkin rol oynamakta...

Halbuki, AB'nin de Dünya Ticaret Örgütü'nün hedeflediği takvime uyarak kendi köylülüğünü yüzde beşin çok altına düşürmesi gerekiyor. Bilgi çağında yetmiş milyonluk bir ülkenin tarımsal ihtiyacını üç yüz bin gelişmiş çiftçi karşılayabilmekte çünkü.

* * *

Anayasa krizi ardından, bütçenin de çıkmaza girmesi üzerine dünya televizyonlarını izlerken, İngiliz Dışişleri Bakanı'nın bir demecine rastladım. "AB bütçesinin yüzde kırkının tarıma ayrılmasını" eleştiriyordu. Tarım gibi geleceği olmayan bir sektöre bu kadar büyük ağırlık vererek ileriye gidilemeyeceğini söylüyordu...

Herşey değişiyor. Yeni çağ herşeyi depreme uğratıyor. AB de bize oranla çok azalttığı köylülükle kriz yaşamakta... Olan bitenin özünde köylülük krizi var... Köylülüğü bitiren İngiltere ile bu işi başaramayan Fransa da bunun baş aktörleri... 1840 yılından bu yana köylülüğü eriten İngiltere kuşkusuz bu savaşı da tarih önünde kazanacak.

kanki
02.07.05, 14:58
Avrupa Birliği, Türkiye’ye 5 yıldır uyguladığı beyaz et ve süt ithalatı yasağını kaldırıyor. Tarım Bakanı Mehdi Eker, AB’nin eylül ayından itibaren Türkiye’den bu iki ürünü almaya başlayacağını resmen bildirdiğini açıkladı.
AVRUPA Birliği (AB), Türkiye ile müzakere masasına oturacağı ekim ayı öncesinde bir duvarı daha yıkma kararı aldı. 2000 yılında yapılan denetim sonucunda yasaklanan Türkiye’den beyaz et ve süt alımı eylül ayında başlayacak. Tarım Bakanı Mehdi Eker, AB’nin, yasağın kaldırılacağını resmen bildirdiğini açıkladı. Hürriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nu ziyaret eden Eker, AB’den gelen 28 Haziran tarihli yazıda, 2005 denetim sonucunun olumlu bulunduğunun belirtildiğini kaydetti.

Hazırlanan raporla yasağın kaldırılacağının bildirildiğini söyleyen Eker, şu açıklamaları yaptı:

AB’DEN İYİ HABER:

AB’ye ihraç edilen beyaz et ve süt ürünleri 2000 denetimi sonucu 2001 raporuyla yasaklandı. Türkiye o zamandan beri bu ürünlerin satışını yapamıyor. Bu süre içinde standartlarımızı artırdık, geliştirdik. Son gelen bilgi, hazırlanan raporda yasağın kaldırılacağı. Bir toplantı yapılarak süreç tamamlanıp, nihai forma kavuşturulacak. Eylülde de yasak kalkacak. Yazıda AB’nin ilgili birimlerinin 2005’te yaptığı denetimde, üretim hijyen ve şartlarının güvenli bulunduğu beyan ediliyor.

ET İTHALATI DA BAŞLAYACAK:

AB’nin Türkiye’nin et ithalatını başlatma talebine gelince, 1998 yılında Türkiye ile AB arasında Ortaklık Konseyi kararı oluşturulmuş. Burada Türkiye et ve canlı hayvan alacağını taahhüt etmiş. Ama bu taahhüt askıda kalmış. Türkiye bir dünya devletidir, ilanihaye sınırlarını kapatamaz. Dünya Ticaret Örgütü var. Biz alım yaparken standartları koyacağız, yerli üreticinin zarar etmemesi için önlem alacağız. 1996 yılında Türkiye 420 bin ton üretim yapmış. Şimdi ise üretim 390 bin ton. Bu sürede hiç ithalat yapılmadı. Önemli olan sektörü geliştirmek, daha ucuz, daha verimli üretim yapılmasını sağlamak.

RUSYA’YI BİR GÖRÜŞMEDE ÇÖZDÜK:

Rusya, 30 Mayıs’tan itibaren 136 ürün grubuna yasak koydu. Başbakan Tayyip Erdoğan, Rusya Lideri Vladimir Putin ile görüştü. Ben de Moskova’ya gidip Rusya Tarım Bakanı ile görüştüm. 109 ürün grubundaki yasak kalktı. Bunun içinde salatalık, muz, kavun gibi ürünler de var. Aynı sorunu AB ile de yaşamışlar. Bunların çözülmesi 6 ay, 8 ay, 14 ay sürmüş. ‘Hiçbir ülke ile bir görüşmede çözmedik’ dediler. Biz de kendimize güvendiğimizi, AB ülkelerine ihracat yaptığımızı anlattık. AB ile nasıl çözüldüyse bizimle de öyle çözülmesini istedik. Yasağı süren 27 ürün grubu için de Moskova’dan gelen heyetle bizim uzmanlarımız birlikte ihracat noktasında sertifika ve ürünü kontrol edecekler.

DOMATESTE BOŞ YERE BATTIK:

2005 yılında Rusya’dan iade edilmiş meyve-sebze yok. Akdeniz meyve sineği, içinde şeker olan ince kabuklu meyvelere musallat olan bir sinek. Tüm Akdeniz ülkelerinde var. Olgunlaşma döneminde meyvenin üzerine konuyor. Oraya yumurtasını bırakıyor. Larva meydana geliyor. Ürün erken olgunlaşıyor, ekonomik değeri düşüyor ve erken çürüyor. İnsan sağlığına zarar verdiğine dair bir bulgu yok. Domatesin meyve sineği ile zerre kadar ilişkisi yok. Bazı olayların psikolojik zararı maddi zararından fazla oluyor. Domates üreticisi boş yere zarar gördü.

AB için tarama sürecini biz erken başlattık

AB’ye hazırlığın birinci ayağının temel mevzuatta uyum olduğunu kaydeden Mehdi Eker, ‘Resmi tarama süreci başlamadığı halde biz taramamızı yapıyoruz. Bu iş için yedi ayrı kurul oluşturduk. Belirleme, örgütsel değişiklik ve operasyonel kısım. Bunlarla ilgili kolay kolay bir sıkıntı yaşamayız’ dedi. Asıl sorun yaşanacak kısmın sosyo-ekonomik sorunlar olduğuna dikket çeken Eker, şöyle devam etti: ‘Tarımı dönüştürmemiz gerekiyor. 1991 rakamlarına göre Türkiye’de 4 milyon tarımsal işletme var. 2001’e kadar bunun yüzde 10-15’i kayıt altındaydı. Bu tablo içinde ürün politikası geliştiremiyorsunuz. İşletme ölçekleri ekonomik değil. İşletme sayısının azalması kaçınılmaz. 27 milyon hektar üretimde. Ortalama büyüklük 55 dekar. Üstelik bu 55 dekar içinde dört-beş işletme var. AB’de ise bu rakam 165 dekar. 30 yıl önce Avrupa’da da ölçekler küçüktü, yıllar içinde büyüttüler. Bizde ise tam tersi, miras hukuku ile işletmeler giderek küçülüyor. Şu anda tarımsal işletmelerin yüzde 85’i kayıt altına girdi. Ne ürettiğimiz, ne kadar alana sahip olduğumuz gibi verilere sahibiz. Bundan sonra stratejik plan yapabiliriz. Bu dönem bir şanstır. Refah arttıkça insanların kalite algısı değişiyor. Eskiden modern üretim ürününü isteyenler şimdi doğal ürün istiyor. Başka ülkeler isteseler bile bu ihtiyacı karşılayamazlar. Güneş, toprak gerekli. Hiçbir teknoloji Ege incirinin lezzetini oluşturamaz. Coğrafi avantajı iyi kullanırsak zenginlik ve refah üretebiliriz. Ben sektörün geleceğinden umutluyum.’

Siyasette köylü ile çiftçiyi ayıracağız

BUGÜNE kadar siyasetin hep köyle ile çitfçiyi birbirine karıştırdığını belirten Mehdi Eker, ‘Aslında ikisi aynı kişi değil. Çiftçi üreticidir. Herhangi bir iş kolunda hangi koşullar varsa o koşullara tabidir. Bilgi, teknoloji, diğer üretim faktörleri, dünya pazarları ve rekabet gücüne ihtiyaç duyan profesyonel bir meslektir. Köylüye ise kırsal kalkınma politikalarının uygulanması gerekir. Eğitim, sağlık, el sanatları, yöresel turizme kanalize edilmesi lazım. Tarım bu zamana kadar ihmal edilmiş, önem verilmemiş. İktisadi üretim sektörü olarak görülmemiş. Türkiye’nin istikrarsızlık, koalisyon dönemleri de bunu beslemiş. Hep kısa vadeli düşünülmüş. Biz AKP olarak bir şans yakaladı ‘ dedi.

İhracatı yönlendirdik, Rusya krizinden zarar görmedik

RUSYA ile yaşanan kriz döneminin ihracat rakamlarının eline yeni ulaştığını söyleyen Tarım Bakanı Mehdi Eker, şöyle konuştu: ‘1 Haziran-23 Haziran 2004 ve 2005 karşılaştırmasına göre, Türkiye’nin meyve-sebze ihracatı geçen seneye göre 7 bin tonun üzerinde artmış. 13 bin 500 tonmuş, 20 bin 800 tona çıkmış. Değer açısından da 4 milyon dolardan 8 milyon dolara çıkmış. Geçen yıl Rusya’ya 5 bin ton ihracat yapmışız. Bu yıl Rusya’ya yapamadığımız ihracatı Avrupa’ya, Beyaz Rusya, Bosna-Hersek gibi ülkelere yönlendirmişiz. Türkiye’nin kriz nedeniyle uğradığı nispi zarar yok. Ama tabii keşke kriz hiç olmasaydı. Biz asla Rusya pazarını ihmal etmeyeceğiz, bu pazarı kaybetmemeliyiz. Ticaretimizi daha çok ve uzun vadeli olarak geliştirmemiz lazım.’

Rusya da 10 yıllık yasağı kaldırıyor

RUSYA Federasyonu, 10 yıldır Türkiye’den tavuk eti ithalatına uyguladığı yasağı kaldırmak amacıyla, uzmanlarını Türkiye’ye gönderecek. Rusya ile yapılan ikili temaslar sonucunda Rus yetkililer, tavuk eti üretimini yerinde incelemek için temmuz-eylül ayları arasında Türkiye’deki tavuk eti üretim tesislerini ziyaret etmek istediklerini bildirdiler. Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Rusya’nın Türkiye’den tavuk eti ithalatı yasağını kaldırması konusunun, 2004 yılı Kasım ayında yapılan Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantısında gündeme getirildiğini, Rus tarafının da bu konuda birtakım gelişmeler olabileceğini söylediğini hatırlattı. Tüzmen, şöyle devam etti: ‘Biz bu görüşmeler sırasında Rus uzmanların gelip tavuk eti üretimini bizzat yerinde görmelerini ve buna göre karar vermelerini önermiştik. Rus tarım ve veterinerlik komitesi uzmanlarını temmuz-eylül arasında bir tarihte Türkiye’ye gelebileceklerini bildirdiler. Tarım Bakanı ile temas kurup tarihi belirleyeceğiz ve davet edeceğiz.’
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~4@nvid~598661,00.asp
---------------------------------------
Arakdaslar bu cok iyi bir haber , neden diye sorarsaniz cunku ben bu sektörden geldim turkiye den .Bizde bu isi yapiyoruz Türkiye de Yumurta ve Tavuk eti yani .Inanin Türkiye de cok müthis bir potansiyel var bu konuda simdi

Gökcen
02.07.05, 16:21
hmm
simdi türkiyeden havaalanina gelince yani beyaz peynirlerimiz tuzlu yogurtlarimiz cöpe gitmiycekmi?yoksa bununla bir ilgi ve alakasi yokmu?

kanki
02.07.05, 21:17
hmm
simdi türkiyeden havaalanina gelince yani beyaz peynirlerimiz tuzlu yogurtlarimiz cöpe gitmiycekmi?yoksa bununla bir ilgi ve alakasi yokmu?

tabi ki cöpe gitmeyecek , gecen sefer kelle peynirini cöpe attilar

Gökcen
02.07.05, 21:19
tabi ki cöpe gitmeyecek , gecen sefer kelle peynirini cöpe attilar



iyi ya ben bidefa annemden azar siitdim:D beni ögretlemisdi eger sorarsa yogurt varmi diye hayir ded diye bende wir haben kein yogurt aber käse dedim:D
cökelekler gitid cöpe hahahha

Musel
15.02.07, 16:38
Türkei wird Gemüsedepot der EU

Die strukturelle Veränderung in der türkischen Landwirtschaft würde sich nach einem EU-Beitritt intensivieren, erklärte ein von der Europäischen Kommission finanzierter Bericht, der Subsistenzlandwirtschaft eine wichtige Rolle in den türkischen ländlichen Gebieten und eine Schlüsselfunktion bezüglich eines sozialen Puffers zuschrieb.

Er sagte auch, die Türkei wird das Depot der EU für Obst und Gemüse mit der Aussicht werden, dass sie 2015 ein Mitglied wird. Der Bericht sagt, dass die landwirtschaftliche Kapazität der Türkei dem gesamten landwirtschaftlichen Volumen der EU-10-Mitgliedsstaaten vor Bulgarien und Rumänien gleichkäme. Der Bericht sagt auch, es würde einen Rückgang der Produktion der Türkei bei traditionellen nordeuropäischen Landwirtschaftserzeugnissen geben, wie Fleisch und Getreide, aber der Vorteil der Türkei wird bei Obst und Gemüse liegen. Jedoch zeigen andere Studien an, dass die Türkei für Produkte wie Obst und Gemüse vergleichbare Vorteile hat und der Europäische Binnenmarkt wird zu einer Zunahme der türkischen Exporte von Obst und Gemüse auf nordeuropäische Märkte führen.


...

http://www.fruchtportal.de/index.php?pid=1&action=read&id=754

Wolf
15.02.07, 17:05
Fein, großer Markt! Ich freu mich drauf! :)

Und mal im Ernst, Musel, solche Kirschen wie die aus Anatolien hast Du noch nie in Deinem Leben gegessen. Freu Du Dich auch darauf. Und Maulbeeren, Mispeln und ähnliche eher seltenere Früchte.....

Yakamoz
15.02.07, 17:07
Ich sehe schon riesige deutsche Schrebergärtenkolonien in der Türkei...

Wolf
15.02.07, 17:08
Ich sehe schon riesige deutsche Schrebergärtenkolonien in der Türkei...

Bei entsprechenden Mieten? Immer her damit! :Bauchtanz:

KökBöri
15.02.07, 17:13
da soll noch einer sagen,die türkei wäre nicht gesund für die eu:lach:


die türkei hat noch viele depots für die eu,rohstofftransitdepot,texilb ranchedepot,junge bevölkerung depot,und und und.

Musel
15.02.07, 17:26
Ich war schon immer ein Freund des Beitritts. Vor allem wenn er uns große Kirschen einbringt, nur sollten es keine Tollkirschen sein.... :koch:

Wolf
15.02.07, 17:30
Ich war schon immer ein Freund des Beitritts. Vor allem wenn er uns große Kirschen einbringt, nur sollten es keine Tollkirschen sein.... :koch:

MANYAK! :brüll:

Yakamoz
15.02.07, 18:18
Brot für die EU aber die Sucuk bleibt bei uns....

Erkan
15.02.07, 18:22
Die Bauern in der Türkei sind am verhungern,

wie geht denn das,
wir importieren inzwischen Baumwolle und Getreide dank AKP aus China.

Wolf
15.02.07, 18:32
Das ist auch ein bisschen deren Schuld. Bei der fruchtbaren anatolischen Erde könnte man den Bio-Markt von Europa längst in den Händen halten! Laut Gesetz braucht das aber wohl 7 Jahre Vorlaufzeit (hat mir ein deutscher Bauer mal erzählt).

Jammern kann ich auch! Ich könnte jetzt auch Hartz4 beziehen und rumjaunern. Man darf halt nicht davon ausgehen, dass immer alles so bleibt wie es ist.....

hallo
15.02.07, 18:35
Unsere tägliche Nahrung besteht heutzutage aus Pestiziden, Herbiziden, Fungiziden, Nitraten, Geschmacksverstärkern, Essenzen, Farbstoffen und vielen anderen modernen Zutaten, dann verkraften wir auch das türkische Gemüse.

:brüll:

verde_sol
15.02.07, 18:47
Ach, ich weiss nicht. Panzer gegen Kohlköpfe.

Türkische Exporte scheinen mir viel mehr im Sinne der Menschen allgemein zu sein. Hätte auch nichts gegen die Produkte der urtümlicheren türkischen Landwirtschaft einzuwenden. Mit den Feldfrüchten unserer Breiten kannste ja chem. Reaktionen einleiten. :/

easydogi
15.02.07, 18:56
Unsere tägliche Nahrung besteht heutzutage aus Pestiziden, Herbiziden, Fungiziden, Nitraten, Geschmacksverstärkern, Essenzen, Farbstoffen und vielen anderen modernen Zutaten, dann verkraften wir auch das türkische Gemüse.

:brüll:

In der Türkei wird Obst und Gemüse noch vernünftig angebaut und die schmecken so, wie sie schmecken sollen. Wie Gemüse und Obst.
Ich habe mal ein Interview mit einem deutschen Safthändler gesehen, wo er gefragt wurde, warum sie neben dem Fruchtfleisch soviel Zusatzstoffe in den Saft mischen.
Seine Antwort: "Damit der Saft auch tatsächlich nach Äpfel und Orangen schmeckt. Den tatsächlichen Geschmack kennen die Deutschen doch gar nicht"

hallo
15.02.07, 19:00
In der Türkei wird Obst und Gemüse noch vernünftig angebaut und die schmecken so, wie sie schmecken sollen. Wie Gemüse und Obst.
Ich habe mal ein Interview mit einem deutschen Safthändler gesehen, wo er gefragt wurde, warum sie neben dem Fruchtfleisch soviel Zusatzstoffe in den Saft mischen.
Seine Antwort: "Damit der Saft auch tatsächlich nach Äpfel und Orangen schmeckt. Den tatsächlichen Geschmack kennen die Deutschen doch gar nicht"


alles was gesund ist schmeckt mir sowieso nicht:brüll:

Yakamoz
15.02.07, 19:10
Unsere tägliche Nahrung besteht heutzutage aus Pestiziden, Herbiziden, Fungiziden, Nitraten, Geschmacksverstärkern, Essenzen, Farbstoffen und vielen anderen modernen Zutaten, dann verkraften wir auch das türkische Gemüse.

:brüll:

Ein "Anti-türkisches Gemüse" Beitrag und musel dankt auch noch....:gewalt:

Erkan
15.02.07, 19:31
das ist doch blödsinn mit den sieben Jahren seit die Tomaten nach Europa exportieren sind die Preise in der Türkei für dieses Gemüse gestiegen genau so hoch wie in Europa ,

oder nehmen wir Haselnüsse die den Bauern unter Preis abgekauft werden um ein paar zwischenhändler zu bereichern 70 % des Welthandels dieser Nüsse produziert die Türkei 1 Kilo ca.2,50YTL in Deutschland hab ich für 200gr 7 EUR bezahlt warum ist das so ich möchte das unsere Bauern was drann verdienen und die Region was davon hat.

Musel
15.02.07, 19:33
Ein "Anti-türkisches Gemüse" Beitrag und musel dankt auch noch....:gewalt:

Man sollte Spaß auch als solchen verstehen können.... :hallo;

KingTurek
15.02.07, 19:55
Fein, großer Markt! Ich freu mich drauf! :)

Und mal im Ernst, Musel, solche Kirschen wie die aus Anatolien hast Du noch nie in Deinem Leben gegessen.

Natürlich hat er, nur dachte er das die von Claudia Bertani getesteten Kirchen seien "Piemont-Kirschen":D

hallo
15.02.07, 20:00
Die besten Kirschen fressen sowieso die Vögel.:lach:

Yasin
15.02.07, 20:03
Na Super.. als unterbezahlte Bauern sind wir wenigstens noch gut genug.
Ich bin dagegen dass Türkei intensiver die Landwirtschaft nutzt, denn selbst die fruchtbarse anatolische Erde wird dem modernen Pflanzenanbau nicht lange standhalten.
Kein Wunder das man in Deutschland kein natürliches Gemüse mehr bekommt wenn die Bauern unter dem Wert verkaufen und für jeden Cent die Natur ein weiteres mal dopen müssen!

yücel
15.02.07, 20:06
In der Türkei wird Obst und Gemüse noch vernünftig angebaut und die schmecken so, wie sie schmecken sollen. Wie Gemüse und Obst.
Ich habe mal ein Interview mit einem deutschen Safthändler gesehen, wo er gefragt wurde, warum sie neben dem Fruchtfleisch soviel Zusatzstoffe in den Saft mischen.
Seine Antwort: "Damit der Saft auch tatsächlich nach Äpfel und Orangen schmeckt. Den tatsächlichen Geschmack kennen die Deutschen doch gar nicht"
das kenn ich irgend woher, achja, meine kleinen, die kriegen immer eine Mampfattacke wenn Sie in der Türkei sind und z.B. Tomaten ohne Salz herunter schlingen. Hier muss man es erstmal würzen und zubereiten, damit sie es überhauot annehmen und ja, letztes Jahr haben sie zum ersten mal erfahren, das Milch nicht aus einer Fabrik stammt, sondern von der Kuh gemelkt wird, waren die Baff. :lach:

Erkan
15.02.07, 20:18
AB’nin sebze üretim merkezi olan İspanya’da ürünlerde kalitenin bozulması nedeniyle, AB ülkelerinin Türk ürünlerine yoğun talep göstermesi, iç piyasada sebze fiyatlarının artmasına yol açtı.


Antalya Büyükşehir Belediyesi Toptancı Halinden alınan bilgiye göre, mevsim koşulları nedeniyle AB’nin üretim üssü İspanya’da bu kış döneminde başta domates olmak üzere sebze ürünlerinde kalitenin bozulmasının Türkiye’ye yaradığı belirtildi. AB üyesi ülkelerin sebze ihtiyacını Türkiye’den karşılaması nedeniyle ihracatın arttığını ifade eden yetkililer, iç piyasada mal bulmakta zorluk çekildiğini kaydettiler. Antalya Toptancı Halinde biber fiyatları 10–80 Ykr, taze fasulye 50, patlıcan 60, domates 30, patlıcan 60, salatalık ise 90 Ykr arttı. Sebze fiyatları arasında en yüksek artış salatalıkta yaşandı. Salatalığın kilogramı 2,50’den alıcı bulurken taze fasulye ise 7,50 YTL’den işlem gördü. Ispanak ve kereviz geçen haftaya göre 10 Ykr, aysberk marul 20 Ykr, bakla 40 Ykr ucuzladı.
Fiyatlar şöyle
Antalya Toptancı Halinde birinci kalite sebze fiyatları şöyle oluştu: “Dolmalık biber 2,30 YTL, kaliforniya biberi 4 YTL, kapya biberi 3,30, muhacir biberi 2,10, sivri biber 2,50, brokoli 1, domates 1,90, taze fasulye 7,50, ıspanak 0,90, kabak 1,60, kereviz 0,70, aysberg marul 1,80, düz marul 1, kıvırcık marul 0,70, patlıcan 2, topak patlıcan 2,50, salatalık 2,50 YTL.”

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?haberno=7002774&tarih=2007-02-15

emire
15.02.07, 20:39
Ich kann mich an den Gemüseladen eines Freundes erinnern,genau gegenüber vom Bordell.Immer wenn die Schwalben vorbei gingen und die Auberginen in die Hand nahmen,fingen sie an zu lachen.Mein Kumpel meinte mit seinem gebrochenem Deutsch ,Gut schmecK lecker und wedelte mit der Aubergine herum.Darauf die Schwalben noch weiter ins Lachen fielen....
Es ist schon über 30 Jahre her und es gab Gemüse und Obstsorten,die keiner der Deutschen kannte.

Erkan
15.02.07, 20:48
Ich kann mich an den Gemüseladen eines Freundes erinnern,genau gegenüber vom Bordell.Immer wenn die Schwalben vorbei gingen und die Auberginen in die Hand nahmen,fingen sie an zu lachen.Mein Kumpel meinte mit seinem gebrochenem Deutsch ,Gut schmecK lecker und wedelte mit der Aubergine herum.Darauf die Schwalben noch weiter ins Lachen fielen....
Es ist schon über 30 Jahre her und es gab Gemüse und Obstsorten,die keiner der Deutschen kannte.

Sicher waren auch bananen begehrt und Türkischer Honig:brüll:

bigberta
15.02.07, 21:18
Brot für die EU aber die Sucuk bleibt bei uns....
Nö. Ungesund.:koch:
Kann ich aus Fürsorgegründen nicht befürworten.:koch:

bigberta
15.02.07, 21:25
In der Türkei wird Obst und Gemüse noch vernünftig angebaut und die schmecken so, wie sie schmecken sollen. Wie Gemüse und Obst.
Ich habe mal ein Interview mit einem deutschen Safthändler gesehen, wo er gefragt wurde, warum sie neben dem Fruchtfleisch soviel Zusatzstoffe in den Saft mischen.
Seine Antwort: "Damit der Saft auch tatsächlich nach Äpfel und Orangen schmeckt. Den tatsächlichen Geschmack kennen die Deutschen doch gar nicht"
Ganz genau. Es könnte ja eine echte zivlisatorische Mission sein:
http://www.prosieben.de/lifestyle_magazine/besseressen/episoden/

allerdings (ich will jetzt Eure Begeisterung nicht versauen...)


Arbeitsgemeinschaft Diabetes und Migranten in der DDG
In der Bad Neuenahrer Erklärung zur Versorgung von an Diabetes erkrankten Migranten ist zu lesen: „Unter den acht Millionen Migranten in Deutschland gibt es bereits heute mindestens 600.000 Diabetiker. Erste Untersuchungen weisen darauf hin, dass die Diabeteshäufigkeit unter Migranten höher ist als unter der deutschen Ursprungsbevölkerung. (…) Durch die Alterung der ersten Migrantengeneration wird sich deshalb die Zahl der ausländischen Diabetiker schon in den nächsten Jahren verdoppeln.“ Zeit etwas zu tun…!
…Das dachten sich wohl auch Ärzte, Psychologen, Diabetesberaterinnen und Betroffene als sie im Juni 2002 die Arbeitsgemeinschaft Diabetes und Migranten (in der DDG e. V.) gründeten. Ihr Ziel: die interdisziplinäre Betreuung von Migranten mit Diabetes zu verbessern - durch...

Für den ganzen Artikel hier lang:

http://www.diabetes-world.net/44087/migranten/arbeitsgemeinschaft-diabetes-und-migranten-in-der-ddg?bereich=

Bei Migranten gibt es einen höheren Prozentsatz von Diabetikern als bei Deutschen und auch im jeweiligen Heimatland.

Nurdan
24.05.07, 12:47
........bei Obst und Gemüse

Gemäß einer Untersuchung von Musiad, der türkischen Vereinigung der unabhängigen Unternehmer, ist die Türkei einer der führenden Welterzeuger von Obst und Gemüse. Über 11% der Arbeitskräfte des Landes sind in dieser Industrie beschäftigt.
Die Türkei gewinnt als Welterzeuger von Walnüssen (350.000 Tonnen), Aprikosen (320.000 Tonnen), Feigen (275.000 Tonnen), Kirschen (245.000 Tonnen), Quitten (80.000 Tonnen) und Granatäpfeln (73.000 Tonnen) hinzu. Das Land ist der zweite Welterzeuger von Kichererbsen (650.000 Tonnen), Gurken (1.750.000 Tonnen) und Wassermelonen (4 Mio. Tonnen). Es steht an dritter Position bei Tomaten (8 Mio. Tonnen), Linsen (560.000 Tonnen), Auberginen (870.000 Tonnen) und grünen Paprikas (1.760.000 Tonnen). Zwiebeln und Oliven machen das Land zur vierten Weltmacht. Es steht an sechster Stelle dank Äpfeln, achter Stelle bei Mandeln, neunter bei Tafeltrauben und schließlich zehnter mit Zitronen.

Oh be, sevindim valla:lach:

http://www.fruchtportal.de:80/index.php?pid=1&action=read&id=2882

emire
24.05.07, 13:09
........bei Obst und Gemüse

Gemäß einer Untersuchung von Musiad, der türkischen Vereinigung der unabhängigen Unternehmer, ist die Türkei einer der führenden Welterzeuger von Obst und Gemüse. Über 11% der Arbeitskräfte des Landes sind in dieser Industrie beschäftigt.
Die Türkei gewinnt als Welterzeuger von Walnüssen (350.000 Tonnen), Aprikosen (320.000 Tonnen), Feigen (275.000 Tonnen), Kirschen (245.000 Tonnen), Quitten (80.000 Tonnen) und Granatäpfeln (73.000 Tonnen) hinzu. Das Land ist der zweite Welterzeuger von Kichererbsen (650.000 Tonnen), Gurken (1.750.000 Tonnen) und Wassermelonen (4 Mio. Tonnen). Es steht an dritter Position bei Tomaten (8 Mio. Tonnen), Linsen (560.000 Tonnen), Auberginen (870.000 Tonnen) und grünen Paprikas (1.760.000 Tonnen). Zwiebeln und Oliven machen das Land zur vierten Weltmacht. Es steht an sechster Stelle dank Äpfeln, achter Stelle bei Mandeln, neunter bei Tafeltrauben und schließlich zehnter mit Zitronen.

Oh be, sevindim valla:lach:

http://www.fruchtportal.de:80/index.php?pid=1&action=read&id=2882



Wenn die Türken Hasser wüßten wenn sie Olivenöl benutzen es im allgemeinen mit Italienischen Olivenöl verschnittener Türkisches Oliveböl handelt.

Das viele Tafel und Premium-Weine einen Verschnitt mit Türkischen Weinen(Platz 6) haben.

Das der Balsamico Essig einen großteil von Türkischen Weinessig enthält,die Liste ließe sich beliebig fortsetzen......

Komiker
24.05.07, 13:15
:lach:







Beim Kaufland hatte ich den chinesischen Knoblauch letzten Monat gekauft und war unzufrieden, der deutsche Knoblauch war auch nicht so wie ich ihn will....und dann ging ich zum Türken und hey...chinesischer Knoblauch ...

an welcher Stelle ist die Türkei nochmal bei Knoblauch? Also wenn ihr da stagniert bin ich aber sauer! ....

Sadik
24.05.07, 13:18
Wieviel Tonnen Obst muss man eigentlich verkaufen um damit ein Auto zu refinanzieren? Die Türkei mag vielleicht eine Weltmacht in Sachen Obst etc. sein, aber ich frage mich wie man durch solche Produkte eine Wirtschaftsmacht werden will. Schauen wir uns doch mal an wie die türkische Gesellschaft Konsumgüter importiert, als gäbe es kein Morgen.
Wir sind bei aller Euphorie um die Arbeitsplütze in der Branche hier in einer Sparte, die mehr und mehr Arbeitsplätze abbaut, da auch dort die Rationalisierung einzuggehalten hat. In Deutschland sind aufgrund dieser Rationalisierung ca. 0,7 % der Bevölkerung in der Landwirtschaft tätig, und das ist genau das was der Türkei auch bevorsteht.
Also ich denke mit Lebensmitteln kann schon lange keine Volkswirtschaft mehr auf einen grünen Zweig kommen.

Musel
24.05.07, 13:18
Passend hierzu auch dieser Thread: :doner:

http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=17094&highlight=Gem%FCse

Nurdan
24.05.07, 13:28
Wieviel Tonnen Obst muss man eigentlich verkaufen um damit ein Auto zu refinanzieren? Die Türkei mag vielleicht eine Weltmacht in Sachen Obst etc. sein, aber ich frage mich wie man durch solche Produkte eine Wirtschaftsmacht werden will. Schauen wir uns doch mal an wie die türkische Gesellschaft Konsumgüter importiert, als gäbe es kein Morgen.
Wir sind bei aller Euphorie um die Arbeitsplütze in der Branche hier in einer Sparte, die mehr und mehr Arbeitsplätze abbaut, da auch dort die Rationalisierung einzuggehalten hat. In Deutschland sind aufgrund dieser Rationalisierung ca. 0,7 % der Bevölkerung in der Landwirtschaft tätig, und das ist genau das was der Türkei auch bevorsteht.
Also ich denke mit Lebensmitteln kann schon lange keine Volkswirtschaft mehr auf einen grünen Zweig kommen.

Amaaann sende ....hevesimizi kursamizda birakma:naugthy:

deryatulga
24.05.07, 14:49
Adanalı çiftçiler ne diyor? http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay/fikriturkel.jpg FİKRİ TÜRKEL
24/05/2007


Beyaz kanatlı üreticilerinden Banvit bültenindeki manşet S.O.S. işareti gibi: "Mısır bitti! Mısır yok!"
Hafta başında Ege İhracatçı Birlikleri'nden bir haber geldi. 100 bin ton civarında mısır ithal edilmiş, 290 bin ton da bağlantı yapılmış. Mısırda sıkıntı giderilmiş... Buyurun duruma biraz daha geniş açıdan bakalım...
Zincirin halkalarını iyi takip etmek gerekiyor. Eğer beyaz kanatlı üretimin aksamamasını istiyorsanız, yeme yatırım yapacaksınız demektir. Yem için iki önemli kalem mısır ve soyadır. Mısır üretimi 2005 yılında rekor kırarak 4 milyon ton oldu. İyi üretim her zaman iyi sonuçlar doğurmuyor. Üreticinin gözü korkutuldu, onlar da geçen sene mısır yerine pamuk ektiler. Yıl başında mısır stokları bitti ve zincirin halkaları kopmaya başladı.
Sadece beyaz kanatlı üretimi mi aksadı? Hayır... Bakın mısırdan neler elde ediliyor: Yüzde 70'i yem sanayiinde kullanılıyor. Yemeklik, çerezlik kullanımı ancak yüzde 5 civarında. Köşe başlarında kaynamış mısır satanlar zaten hesaba girmeyecek boyutta. Nişasta sanayii önemli bir kalem. Hani daha önce de bu sütunlarda yer verdik. Glikoz ve früktoz üretimi mısırdan elde ediliyor. Bu ürün bir de ethanol üretiminde kullanılıyor. Nişasta sanayiini açarsak onlarca farklı türevine de ulaşırız. Savunma, inşaat, ilaç ve tekstil sanayii için de önemli bir hammadde niteliği taşıyor mısır.
Türkiye'de ethanol üretilmiyor. Adana'da bir proje var; ama geleceği belirsiz. ABD, bu yıl mısır ekim alanlarını yüzde 30 genişletme kararı aldı. Yeni üretim alanlarındaki üretimler tamamen ethanolde kullanılacak. Yağlı tohumlardan biyodizel üretimi gibi mısır ve buğdaydan da ethanol üretimi yenilenebilir enerji için önemli bir kalem özelliği taşıyor.
Adana Çiftçiler Birliği Başkanı Cumali Doğru ve Adana Tahıl Üreticileri Birliği Başkanı Nur Özkan'la bu çerçevede sohbet ettik. Her ikisini de klasik çiftçilerden çok farklı buldum. Şikayet etmekten öte yapılabilecekleri konuşan bu insanlar, aynı zamanda işin boyutlarını biliyor ve donanımlı. Tarımda mısır konuşulduğu günlerde onlara da söz hakkı düşüyor. Ne de olsa mısırın yüzde 50'si Çukurova'da üretiliyor. Ayrıca bölgede üç tane nişasta tesisi var.
Türkiye'nin halihazırda 3,5-4 milyon ton civarında mısıra ihtiyacı var. Cumali Doğru'ya göre Türkiye, 5 milyon ton mısır üretimi hedeflemeli. Hem bildik kullanım alanlarının ötesinde de mısır kullanılmalı hem de bölgedeki komşulara ihraç edilmeli. Doğru, pek çok ticari tarım ürününde dünya fiyatlarını tutturamayan Türkiye'nin mısırda rekabetçi bir fiyat oluşturduğunu düşünüyor. Dahası Türkiye'deki mısırlarda genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanılmıyor. İthallerde ise serbest.
Her iki başkan da 2 yıl önceki mısır üretiminde sağlanan başarıdan sonra iki durumun üretimi baltaladığını söylüyor. Birincisi nişasta bazlı şekere yani glikoz ve früktoza getirilen kota, üretimi daraltıyor. İkincisi mısır için ağustos ayı hasat dönemi. Bu döneme gelen ithal mısır stoku hem fiyatları aşağıya çeker hem de mısırın üreticinin elinde kalmasına sebep olur. Yani spekülatif bir durum doğurur. Cumali Doğru'ya göre bu yıl, geçen yıla göre mısır rekoltesi artacak. Bu durum da göz önüne alınarak; "Temmuzdan sonra mısır ithal edilmesi yanlış olacak." diyor.
Nur Hanım da nişasta bazlı şeker için getirilen kotaya itiraz ediyor. İtirazına da birkaç gerekçe ekliyor: Öncelikle pancar üreticisinin Şeker Kurumu'nda temsil edildiğini; ama mısır üreticisinin temsil edilmemesini adalet ilkesine aykırı buluyor. Nişasta fabrikalarında üretilen glikozun sadece şekere ikame alanlarda kullanılmadığını ve kotanın haksız olduğunu vurguluyor. Ayrıca pahalı üretilen şekeri ucuza satmak yerine, gerçek fiyatlarla mısır üretilmesinin daha doğru olduğunu da hatırlatıyor. Pancar üretimine karşı olmadıklarını söyleyen Özkan, mısırın avantajlarının iyi değerlendirilmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Türk mısırının kalitesine vurgu yapan Nur Özkan, dünyaca ünlü tüccarların Türk mısırına diğerlerinden 5 dolar fazla fiyat vererek topladığını hatırlatıyor.
Tarımda iyi şeyler de olduğunu birinci ağızdan öğrenmek beni rahatlattı. Umarım bu, sürdürülebilir olur.

emire
24.05.07, 18:48
:lach:







Beim Kaufland hatte ich den chinesischen Knoblauch letzten Monat gekauft und war unzufrieden, der deutsche Knoblauch war auch nicht so wie ich ihn will....und dann ging ich zum Türken und hey...chinesischer Knoblauch ...

an welcher Stelle ist die Türkei nochmal bei Knoblauch? Also wenn ihr da stagniert bin ich aber sauer! ....


Überall und unvermutet taucht ein Chinese auf und das bei der Minderwertigen Qualität.

Ein Kollege hat aus China Zigaretten mitgebracht außer dem sichtbaren Tabak konnte man Spreu und Watte ähnliche Stoffe darin sehen.

Deshalb merke ,Rauchen ist ungesund...........

deryatulga
25.05.07, 14:58
Tarımda alternatif ürünlere yönelmek zorundayız


Tarımda, elma üretimi, kiraz üretimi ve seracılık konularına önem verirsek bu ve benzeri üretim alanlarında modern üretimi ve ambalajlamayı teşvik edersek, sadece bu ve benzeri üretim alanlarından yapılacak ihracatla her yıl en az 25 milyar dolar gelir sağlamamız mümkündür.
(1) Türkiye'de yılda 3-4 milyon ton elma üretiliyor. Elmaları satamıyoruz. Üretici mutsuz.
Fakat Avrupalı tüketicinin ve Rusya'daki tüketicinin istediği tür elmayı üretirsek, yılda 2 milyon ton elma ihraç edebiliriz.
Karşılığında ülkeye 2 milyar dolar döviz girer. Hem üretici mutlu olur, hem ülke kazanır.
(2) Kirazda üretimin ve ihracatın önemi anlaşılmaya başladı.
Şimdilerde yılda 50 bin ton kiraz ihraç ederek 150 milyon dolar döviz geliri elde ediyoruz.
Halbuki yılda 1 milyon ton kiraz üreterek 3 milyar dolar gelir elde etmemiz imkânı var.

15 milyar dolarlık ihracat olabilir
(3) Halen 300 bin dekar alana sahip seramız var. Bu seralarda yetiştirilen tarım ürünlerinin ihracatından yılda 300 milyon dolar geliyor.
300 bin dekarlık kısmı ısıtmalı modern sera olmak üzere, toplam 600 bin dekar alana sahip modern seralarda yetiştirilecek ürünlerle yılda 15 milyar dolar ihracat geliri sağlayabiliriz.
Bunları "parmağı taşın altında olan"' Antalya'da hem aşılı fide hem de yaş sebze üretimi yaparak ihraç eden Dr. Hasan Ünal anlatıyor.
Dr. Hasan Ünal diyor ki, "Ülkemizde ihracata uyacak cins ve şekilde üretim yapılmamaktadır. Üreticimizin 'hem iç piyasada hem dış piyasada talebi olan ve satılabilecek malı üretmesi gerekiyor. Özellikle seracılık ve meyvecilikte, "hedef pazarlar"a uygun üretim yapamıyoruz.
Hedef pazarlarımız Avrupa ülkeleri, Rusya ve diğer ülkelerdir.
Biz kendimize göre ürün belirliyoruz. Kendimize göre ürün cinsi seçiyoruz. Kendimize göre bir kalite tutturuyoruz. Sonra da tarım ürünlerini satamamaktan yakınıyoruz."

Talebe göre üreteceğiz
Tarımsal üretim politikamızı yeniden oluşturmak zorundayız. Dış pazarlar (1) Ne istiyorsa, (2) Ne kalite ve fiyatta istiyorsa, (3) Ne zaman istiyorsa, (4) Ne kadar istiyorsa, tarımsal üretimimizi buna göre ayarlamak zorundayız.
Bunlar olmayacak, yapılamayacak şeyler değildir.
Eskiden tarlalarda ve açık alanlarda domates üretenler dönümde 5-10 ton ürün alırdı. Son yıllarda yeni aşılama teknolojisiyle, aşılı domates fidesi kullanılması sayesinde dönümden 30 ton ürün alınmaya başlandı.
Aşılı fideyle, dış pazarın istediği tür ve kalitede domates üretildiği için üretilen domatesin tamamının ihracı mümkün olabiliyor.
Tokat'ta 1998 yılında 10 ton domates üretiliyordu. Bu yıl, aşılı fide kullanıldı. 80 bin dönüm tarlada 1 milyon ton domates üretildi. 1 dönüm tarladan buğday üreticisinin eline 50 YTL geçerken, 1 dönüm tarlada domates üretenin eline 4 bin YTL para geçti. Bu yıl Tokat sokaklarını, domates ihraç etmek için şehre gelen TIR'lar doldurdu.
İşte tarımda alternatif politika denilen şey budur.

guras@milliyet.com.tr

Scipio
13.06.07, 14:13
... junge bevölkerung depot ...

Darauf kann Europa sehr gut verzichten!!!
:kafa:
Ich hoffe, du weißt, was du mit solchen Sprüchen bewirkst?!

:german: :europe:

lynxxx
13.06.07, 15:06
ich dachte eigentlich, aufgrund des Klimawandels müssen sich die Türken, aber auch Italiener, Spanier, usw. auf größere Wüstenbildungen und Versteppungen einrichten?

Auserdem, wenn ich mir anschaue, was beim GAP-Projekt so alles schiefläuft, mit der Versalzung der Böden z.B., dann kann man allein mit diesem Projekt schon eine Menge verbessern und damit es vielleicht besser machen, als viele misslungene Staudammprojekte in der Welt.

Aber wie sagte noch die türk. Regierung Ende der Achtziger?
"Wir werden nicht den Fehler in der Touristik machen, wie z.B. Spanien, und unsere Küsten mit Bettenburgen verschandeln."

Letzlich muss man sagen, dieses Vorhaben ist nur zum Teil gelungen, Spekulanten, Korruption und kurzfristige Gewinne, haben das Versprechen zum Teil ins Gegenteil verkehrt, ähnliches auch beim GAP-Projekt.

deryatulga
14.06.07, 05:52
Türkiye tarımda dev, organik tarımda cüce 'Tarımda kendi kendine yeten ülke' Türkiye, Avrupa'da kendinden başka kimseye mal satamaz hale gelebilir!
14/06/2007 (2 kişi okudu)
ANKA - BRÜKSEL - Türkiye'nin bir alanda daha, 'potansiyelinin çok gerisinde bir dev' olduğu anlaşıldı. Avrupa İstatistik Kurumu'ndan (Eurostat) yapılan açıklamaya göre, Avrupa'nın sebze meyve deposu olarak görülen Türkiye, organik tarıma ayırdığı topraklar açısından AB ülkelerinin çok gerisinde.
Verileri elde edilemeyen Romanya ve Bulgaristan dışında, 25 AB ülkesinde, 6 milyon 115 bin 465 hektar organik tarım arazisi var. En büyük pay,
1 milyon 69 bin hektarla İtalya'nın. Onu, yaklaşık 800'er bin hektarla İspanya ve Almanya, 609 bin hektarla Britanya, 561 bin hektarla Fransa, 360 bin hektarla Avusturya ve 288 bin hektarla Yunanistan izliyor.
Türkiye'de organik tarıma yapılan toprak genişliğiyse, komşunun neredeyse yarısı kadar: 162 bin hektar!
Organik tarımın ülke tarımındaki ağırlığı açısındansa Avusturya Avrupa'nın lideri. Avusturya'da organik tarıma ayrılan toprakların oranı yüzde 11. Ardından İtalya (yüzde 8.4), Finlandiye (yüzde 6.5), Portekiz (yüzde 6.3), İsveç (yüzde 6.2) geliyor.
Avrupa'nın Türkiye'den bu konuda beklentisi büyük. Avrupa Komisyonu tarım-kırsal kalkınma birimleri uzmanlarının şubat ayında yayımlanan raporunda, 2015'te AB'ye gireceği varsayılan Türkiye'nin, son 10 üye ülkenin toplam gücü kadar tarımsal katkıda bulunacağı hesaplanmıştı.

deryatulga
14.06.07, 06:09
Anlaşılmayan kuraklık
Tarhan Erdem
14/06/2007 (29 kişi okudu)
Radikal dün, Konya'dan beklenen haberi, şu başlıkla veriyordu: "Konya Ovası kurudu. Kuraklık çiftçiyi vurdu: Konya'da buğdaydaki rekolte kaybı yüzde 80!"
Selçuklu Ziraat Odası Başkanı Faruk Çöklü, ekili durumdaki 2 milyon ton hububatın yüzde 80'inin tarlalarda yandığını, bundan sonra yağacak yağmurun da hububat için bir anlam ifade etmeyeceğini söylemiş; Konya İl Genel Meclisi ise ilin afet bölgesi ilan edilmesi için tavsiye kararı almış. Habere göre, çiftçi nefesini tutmuş, Bakanlar Kurulu'ndan çıkacak kararı bekliyormuş.
Erentepe Köyü Muhtarı Hüseyin Uğur da halkın görüşünü yansıtıyor:
"Kuraklık bizi altı-yedi yıldır etkiliyor. Hele bu sene, ekinler çok zayıf. Yetkililerden, bu sene alınan zirai kredilerin ertelenmesini, faizinin af olmasını, yeniden ekim yapabilmemiz için tohum ve gübre verilmesini talep ediyoruz."
Öncelikle yerel yönetim anlayışıyla ilgili bir şey söylemeliyim: İl özel
idareleri kendilerini, 'Afet var, hükümet yardım etsin' diyecek yerler olarak görmemelidir. Tehdidin büyüklüğünü ve süresini belirlemeli, sorunu tanımlamalı ve çözüm projeleri üzerinde çalıştıktan sonra, eğer gücü yetmiyorsa önerdiği projeyle hükümete başvurmalıdır.
Asıl konu, Konya İl Genel Meclisi'nin kararının ve halkın söylediklerinin, kuraklık kıranının anlaşılmadığını göstermesidir.
Konya İl Genel Meclisi'nin 'afet bölgesi' kararı, Konya ve yurdumuzun birçok yeri için yapılması gerekli planın, ilk maddesi değil, sonlarda gelen bir maddesi olabilir. Neden ilk maddesi değildir, anlatmaya çalışayım:
Konya ve çevresinde aynı kaderi paylaşacak illerimizde 4 milyondan fazla insan yaşıyor. Bu çevrenin başlıca geliri, tarımsal üretimden, tarımsal üretime dayalı sanayiden ve ürün ticaretindendir.
Doğrudur, Konya'daki çiftçilerin kredileri ödemeleri ertelenmeli, faizleri kaldırılmalıdır. Ama sonra ne olacak?
Su yoksa, tarımsal üretim de yoktur; kuraklık kıranı, sadece Konya'daki çiftçilerin değil, Konya ve çevresindeki milyonlarca insanın yaşam sorunudur. Bundan bir yıl öncesine kadar, 'Kuraklık tarımı vuracak' diye yazıyorduk, bugün 'Vurmaktadır' diyoruz!
Birinci konu, kuraklığın çiftçi olmayan, o çevrede oturan milyonlarca insanın yaşamını etkilemekte ve değiştirmekte oluşudur. Kuraklığın çiftçi olmayan insanlara ve işletmelere verdiği zararlar da göz önüne alınmalıdır.
İkinci husus, sorunun bu yılki tohum ve gübre yardımıyla sınırlı olmamasıdır. Önümüzdeki yıl kuraklığın durumu hangi düzeyde olacağı bilinerek karar verilmelidir.
Diğer taraftan, kuraklık Konya Ovası dışındaki, birçok bölgede yaşayanların da güncel sorunudur. Konya için karar vermek yeterli değildir; diğer bölgeler de gözden geçirilmelidir.
Geçen şubat ayının sekizinde, Londra Üniversitesi'nin kuraklığı izleyen birimi, 2007 yaz aylarında Türkiye'nin birçok bölgesinde 'had safhada kuraklık yaşanacağını' bildiriyordu. Aynı gün hükümetimizin bir üyesi de, "Bugün itibarıyla Türkiye'de tarımsal kuraklık tehlikesi, riski ve endişesi yok" diyordu.
Kabul edilmeyen gerçeği bir kez daha açıklıkla söyleyelim: Yurdumuzda kuraklık geçici bir 'tehlike', vurup geçecek bir 'afet' olmaktan çıkmış, süreklilik kazanmıştır, Türkiye kurak bir ülkedir.

Tarhan Erdem arşivi (http://www.radikal.com.tr/yazar_arsiv.php?yazarno=77&tarih=14/06/2007) - Diger Yazarlar (http://www.radikal.com.tr/kose_yazarlari.php?tarih=14/06/2007&ozet=var)

deryatulga
17.06.07, 03:21
17 Haziran 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Ercan KUMCU

ekumcu@hurriyet.com.tr

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/7b.jpg Tarımda verimlilik


SON yıllarda Türkiye’de sanayi sektöründe verimlilik arttı.

Ekonomik büyümenin çok önemli bir bölümü verimlilik artışından sağlandı. Dolayısıyla, ekonomik büyüme istihdama beklendiği gibi yansımadı.

Sanayide gözlenen gelişmelere paralel, aynı kalitede tarımda bir verimlilik artışı yaşanmadı. Aksine, tarım sektörü giderek kendini besleyemez hale gelip tarımdaki gizli işsizlik kentlerde açık işsizliğe dönüştü. Gizli işsizlik açık işsizliğe dönüştü.

Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri tarım sektöründeki verimsizliktir. Sektördeki verimsizlik tarım gelirlerini olumsuz etkilemektedir. Sonuçta, verimsizliği getirdiği düşük gelirler çeşitli mekanizmalar icat edilerek devlet desteği ile artırılmaya çalışılmaktadır. Kısacası, sektördeki verimsizliğin faturasının bir bölümü yüksek fiyatlar yoluyla tüm toplum ve vergi verenlerce karşılanmaktadır.

Birçok tahıl ürününde iç fiyatlar uluslararası fiyatların iki katına gelmektedir. Yüksek iç fiyatlar ithalat kısıtlamalarıyla sürdürülmektedir. Üretim fazlası olduğunda, birçok tarım ürünlerimiz zararına ihraç edilmektedir.

ULUSLARARASI REKABET

Tarımda uluslararası rekabet giderek artmaktadır. Dünyanın önemli tarım üretici ülkeleri sektördeki verimliliği giderek artırmaktadır. Verimlilik artışları tarım fiyatlarını göreli olarak aşağı yönde çekmektedir. Benzer bir gelişme olmadığında, Türkiye’de tarım sektörünün desteklenmesi giderek daha da pahalılaşan bir proje haline dönüşmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri dünya tarımında çok önemli bir yer tutan ekonomilerdendir. Son 50-60 yılda birçok tarım ürününde üretim artmıştır. Ama, Amerika’da çiftlik sayısı düşmekte ve çiftlik başına düşen ortalama toprak büyüklüğü artmaktadır.

Amerika’da çiftlik sayısı 1940 yılında 6.4 milyonken, 2005 yılında 2.1 milyona düşmüştür. Çiftlik sayısı son 65 yılda üçte bir azalmışken, ortalama çiftlik büyüklüğü aynı dönemde iki buçuk misli (705 dönümden 1800 dönüme) artmıştır. Toplam tarım yapılan arazi de aynı dönemde yüzde 15.6 azalmıştır. Benzer bir gelişme tarım sektörü güçlü diğer ülkelerde de gözlenmektedir.

TÜRKİYE

Tarım sayımlarına göre, Türkiye’de 3 milyon kadar tarımsal işletme vardır. İşletme başına ortalama toprak büyüklüğü 60 dönüm kadardır. Arazisi 50 dönümün altında olan işletme sayısı toplamın yüzde 65’idir. Son yıllarda tarımda kullanılan arazi toplamı da küçümsenmeyecek düzeyde artmıştır.

Tarımsal faaliyette bulunan hane halkı sayısı 4.1 milyon kadardır. Tarım sektöründeki hane halkı fertlerinin çok büyük bir bölümü kendi hesabına ya da ailesinin yanında ücretsiz işçi olarak çalışmaktadır. Kısacası, Türkiye tarımı çok büyük ölçüde pazara üretim yapan bir yapıya henüz bürünememiştir.

Türk tarımında gübre kullanımı, makineleşme ve sulama eskiye göre çok artmıştır ve artmaya da devam etmektedir. Ama, ekilen toprakların küçüklüğü tarım sektöründeki verimsizliklerin önemli kaynaklarından biridir. Türkiye tarımında en had safhada ölçek sorunu vardır.

Böyle bir yapı içinde Türkiye’de tarım sektörünün uluslararası rekabet gücüne ulaşabilmesi beklenemez. Aynı şekilde, tarım sektörünün desteklenmesinin pazar ekonomisi mantığı içine oturtulabilmesi bu yapıyla kısa dönemde zor görünmektedir.

thahuthi
17.06.07, 09:15
Die Türkei könnte doch auch vermehrt Pflanzen für die Pharmaindustrie anbauen.
Hätte meiner Meinung nach durchaus Zukunft.

Istanbuli
25.06.07, 02:28
DMK Milli Komitesi Başkanı Kont, Türkiye’nin, yer altında yaklaşık 10 milyar ton kömür, 5 milyar metreküp mermer, 2 milyar ton bor ve 6 bin 500 ton altın rezervi bulunduğunu bildirdi.


http://image.haber7.com/haber/11041.jpg


Dünya Madencilik Kongresi Türk Milli Komitesi Başkanı Rıfat Kont, Türkiye’nin, yer altında yaklaşık 10 milyar ton kömür, 5 milyar metreküp mermer, 2 milyar ton bor ve 6 bin 500 ton altın rezervi bulunduğunu bildirdi.

Kont, yaptığı açıklamada, bu kaynakları harekete geçirebilmek ve ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlayabilmek için bor türevleri, çeşitleri ve kapasitelerinin artırılması gerektiğine işaret etti. Türkiye’nin yer altı kaynaklarının ekonomiye kazandırılması gerektiğini vurgulayan Kont, kömür rezervlerinin işletilerek ithal kömür ve doğalgaz ithalatının azaltılması gerektiğini de bildirdi. Türkiye’de altın yataklarının çevreye zarar vermeden işletilerek değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Kont, önemli ihracat kalemleri arasında yer alan mermerlerde blok yerine levha veya işlenmiş mamul ihracatına önem verilmesi gerektiğine de kaydetti.

Madencilik alanında güçlü olan ABD, Kanada, Rusya, Avustralya ve Çin gibi ülkelerin temel stratejilerinin farklı olduğunu ifade eden Kont, ”Batı ülkeleri, kendi kaynaklarını tüketme yerine ucuz maden ve enerji kaynağı hangi ülkede ise ham madde ihtiyaçlarını bu ülkelerden temin etmeyi hedefliyor. Ancak bunlardan daha ucuza üretebildikleri takdirde kendi maden kaynaklarına yönelmektedirler” şeklinde konuştu.
AA

SabahRüzgari
25.06.07, 02:42
Bence Küresel isinma yüzünden zaten yakinda birsey ekilemicek. Ankarada barajlarda 3 ay yetecek kadar su kalmis. Bu durum Istanbuldada degisik degil, sebze meyvenin yetistigi ic anadoluda da farkli degil...
EU bize hadi sebze meyve yetistirin bizde aliriz deseler ne olucak. Onlar küresel isinmayida düsünüp bize böyle bir teklif sunmuslardir.:motz:

Wolf
02.07.07, 10:38
Arap atları hiç durmadan 2 bin 400 metre, İngiliz atları ise 4 bin metre koşabiliyor.Pek çok Türk Devleti'nin Avrupa'ya yaptığı akınlarda önemli rol oynayan Akhal-Teke cinsi atlarımız, en kaliteli İngiliz ırkı atların bile 3 misli yani yaklaşık 11 bin metre hiç durmadan koşabiliyor.

Und selbst Profis, die ihr Geld mit Pferden verdienen, ist das noch nicht aufgefallen, obwohl mit Pferderennen weltweit Milliarden umgesetzt werden?

:rolleyes:

Önkuzu
29.09.07, 15:20
MHP´den Eker´e soru önergesi 26 Eylul 2007 01:57 http://www.etikhaber.com/images/stories/siyaset/mhp1.jpg

MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, Tarım ve Köyişleri Bakanı M. Mehdi Eker´in cevaplandırması isteği ile meclise bir soru önergesi sundu


MHP Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu, Tarım ve Köyişleri Bakanı M. Mehdi Eker'in cevaplandırması isteği ile verdiği soru önergesinde kuraklıktan fiilen zarar gören çiftçilere bugüne kadar tohumluk desteğinin neden ödenmediğini sordu.

22 Temmuz seçimlerinden 18 gün önce yayınlanan bir Bakanlar Kurulu Kararı ile kuru tarımı yapılan buğday, arpa, fiğ ve korunga ürünlerinde kuraklıktan kaynaklı zarara ilişkin olarak nakdi destek verileceği ve çiftçimizin Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının erteleneceği hüküm altına alınmıştır. İktidar partisi teşkilatlarınca bütün Anadolu'da Karar duyurulmuş, seçim malzemesi olarak kullanışmıştır. Karar'ın yayınlanması sürecinde hasadını yapmış olan ürün sahipleri "hasadı yapılmış, yani tarladan kaldırılmış bir üründe zarar tespiti nasıl yapılacak" diye sorduklarında da kendilerine "merak etmeyin, uydudan bütün ülkenin kuraklık tespitleri yapıldı" cevabı verilmiştir. AKP teşkilatının sözüne güvenen üreticilerimizden bir kısmı, "nasıl olsa ertelenecek" düşüncesiyle zirai borç taksitlerini ödmemiş ve temerride düşmüşlerdir.

Seçim sonrasında hasar tespiti yapılması için kurulan komisyonlar, haklı olarak ürünü tarlada görmeden hasar tespiti yapamamakta, Bakanlığınıza görüş sormakta, süreç işlememekte, nihayet üreticilerimizin Karar'dan yararlanma imkanı kalmamaktadır.

Diğer taraftan, kuraklık sadece kuru tarım alanlarını etkilememiş, yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızda da kayda değer miktarda kayıplar olmuştur. Dolayısı ile sulu tarım yapılan çeltik gibi, sebze meyve gibi pek çok ürün kuraklıktan etkilenmiş, çiftçilerimiz perişan olmuşlardır.

SORULAR

1- Kuraklıktan zarar görmüş, ancak hasat edildiği için tespiti yapılamayan çiftçilerimizin zarar taspitinin yapılması ile ilgili geliştirdiğiniz bir yöntem var mıdır, varsa nedir?


2- Kuraklıktan fiilen zarar gördüğünü bilen çiftçimiz, kuraklık Kararnamesinden yararlanacağına inanarak ilgili banka şubesine dilekçesini verip, borcunun taksitini ödememiştir. Bugün ise hasattaki zarar tespitinin yapılamayışı bahane edildiğinden çiftçi zor durumda kalmış, banka veya tarım kredi kooperatifleri icra işlemi başlatmıştır. Hükümetinize güvenerek, borcunu ödemeyen çiftçilerimizin mağduriyetinin giderilmesi için yeni bir önlem düşünüyor musunuz?


3- Kastamonu Tosya Devrez vadisinde olduğu gibi Çeltik üretimi ve sulu tarım yapan, ancak bu sene Devrez ve buna benzer akarsuların kesilmesi veya azalması, yer altı sularının çekilmesi ile ciddi rekolte kayıpları ile karşı karşıya kalan çiftçilerimizin desteklenmesi ve zirai borçlarının ertelenmesi için bir çalışmanız var mıdır?

4- Kararnameden istifade etmek için başvuran üretici sayısı kaçtır, zarar tespiti yapılabilen üretici sayısı kaçtır?

http://www.etikhaber.com/content/view/42241/77/

deryatulga
28.12.07, 14:00
Gübreden pis kokular mı geliyor?
deniz.gokce@aksam.com.tr



Son iki yıldır dünya gıda fiyatlarında genel bir yükselme görüyoruz. Bu olayı bir taraftan talep artışına bağlarken, diğer taraftan da petrol fiyatlarının yükselişinin ve biyoyakıt üretiminin artışının arzda etkisi, neden olarak gösterilebilir. Gerçekte bütün etkenler birbirine bağlı olarak karşılıklı etkileşim içinde dersek yanlış düşünmüş olmayız. Bu kompleks içerisinde dünya gübre fiyatlarının artışını da gıda fiyatlarında bir etken olarak kabul etmemiz gerekir.

Gözlem Gazetesi’nde köşe yazarı Mehmet Uluğtürkan kardeşimiz 15 Aralık tarihinde “Gübreden Pis Kokular Geliyor!” başlıklı bir yazıda yılbaşında amonyum sülfat temelli gübre kilo fiyatının 270 YTL’den 480 YTL’ye çıkmasını ele almış, Adana Çiftçiler Birliği Başkanı ve Adana Tahıl Üreticiler Birliği Başkanı’nın beyanına dayanarak ithalatçılar ile bankaların işbirliği ile düzenlenen bir tekel operasyonu (Çukobirlik ithalatı engellenmiş diyorlar) sonucu ithalatın sınırlanarak fiyatların yükseltildiği şeklinde takdim etmiş. Acaba gerçek bu mu?

İşin gerçeği aşağıda! Tarımda gübre olarak kullanılan üç önemli kimyasal unsur azot, fosfor ve potasyumdur. Fosfor ve potasyum yerkabuğunda mineral olarak yeterince mevcuttur. Ancak azot bilindiği gibi havanın % 78’ini oluşturmaktadır ve kimyasal sentezle suda çözünür bir bileşik haline getirilerek toprağa verilmelidir ki tarım ürünlerini beslesin. İşte burada kimyasal gübrenin pahalılaşma nedenini görebiliriz.

Tarımda kullanılan kimyasal gübrenin Batı ülkelerinde % 65’i ve Doğu ülkelerinde % 54’ü azotlu gübrelerdir. Bunlardan birkaçını sayalım: Üre, amonyum, nitrat amonyum sülfat, DAP (Diamonyum Fosfat) ve MAP (Monoamonyum Fosfat) gibi! Azotlu kimyasal gübrelerin ana hammaddesi de gaz halindeki amonyaktır. Bugün amonyak gazı havadan sağlanan azot ve doğalgazdan sağlanan hidrojenin basınç altında katalitik sentezi ile elde edilmektedir. Böylece kimyasal gübrenin neden fiyat artışına uğradığı noktasına da gelmiş bulunmaktayız. Dünyada petrol ve buna bağlı olarak doğalgaz fiyatları arttıkça amonyak ve dolayısıyla kimyasal gübre fiyatları da yükselecektir.

Azotlu gübre üretiminde kullanılan doğalgaz miktarı hakkında ufak bir örnek verirsek; Almanya’nın en büyük amonyak ve üre üreticisi olan SKW Piesteritz tesisinin yılda 640.000 hanenin tükettiği miktarda doğalgaza gereksinimi vardır. Doğalgaz fiyatının amonyak üretim maliyetindeki oranı % 80-90 dolaylarında bulunmaktadır.

2004 yılında toplam 109 milyon ton olan dünya amonyak üretiminin % 28.4’ü Çin, % 8.6’sı Hindistan, % 8.4’ü Rusya ve % 8.2’si ABD tarafından gerçekleştirilmektedir. Dünyadaki azotlu gübre tüketimi de yılda ortalama % 2.0 oranında artmaktadır. Ancak Güney Amerika, Çin ve Hindistan’daki gübre tüketimi artışı son üç yıldaki % 14 oranı ile genel ortalamanın çok üstünde kalmaktadır. Doğalgaz ve genelde enerji fiyatlarının artışı Batı Avrupa, ABD ve Kanada’da amonyak üretim maliyetini o kadar yükseltmiştir ki üretim tesislerinden pek çoğu kapanmış veya üretim miktarlarını kısmışlardır. Örneğin Almanya’da azotlu gübre fiyatları son on yılda % 26 artmıştır. Bu durumda Doğu Avrupa ve Asya’dan amonyak ithali fiyatça daha uygun geldiğinden bu yola başvurulmuştur. 2006 yılında ABD azot gereksiniminin % 57’sini ithal yoluyla karşılamıştır. Amonyak ithali genelde Karayipler’deki Trinidad ve Tobago’dan yapılırken, üre ve diğer azot gübreleri gereksinimi de Rusya ve Doğu Avrupa’dan karşılanmıştır. Önümüzdeki yıllarda tarım ürünleri tüketiminden kaynaklanan azotlu gübre ihtiyacı artacaktır. Özellikle etanol üretimi için ABD’de giderek daha fazla mısır ekileceği ve yeni amonyak üretim tesislerinin kurulmasının planlanmadığı göz önünde tutulursa gübre fiyatlarındaki artış da devam edecektir. Azot ve gübre fiyatları 2007 kışında büyük bir sıçrama yapmıştır. Bu durumda 2008 yılında da, hele enerji fiyatları daha da uçarsa, hem maliyet hem de arz sıkışıklığı nedeni ile fiyatın daha da yükselmesini beklemek gerekir. Dikkat çeken gerçek de 1999 yılından beri ABD’de 25 amonyak üretim tesisinin kapanmış olduğudur. 2000 ila 2006 yılları arasında ABD amonyak üretimi 18 milyon tondan 10 milyon tona düşmüştür. Buna karşılık Çin, Ortadoğu ve Karayipler’de yeni tesisler kurulmaktadır. Ukrayna’nın Karadeniz’deki Yuzhny limanı Rusya ve Ukrayna’nın önemli bir amonyak ihraç noktası durumuna gelmiştir.

Dünya doğalgaz rezervlerinin %75’inin Ortadoğu, Doğu Avrupa ve Rusya’da olduğunu, Çin’in dünya amonyak üretiminde büyük bir pay sahibi olduğunu ve giderek bu payını artırdığını düşünürsek, tarım üretiminde stratejik önemi olan azotlu gübrelerin ilerideki yıllarda dünya siyasetinde kayda değer bir yer tutacağını ve fiyatının aynen petrol gibi siyasi hale gelebileceğini de bekleyebiliriz.

Ama klasik Türk paranoyası “birinin sırtımızdan zenginleşmek için işleri şikelediği” olduğundan, tarım ve medya yorumda biraz “kolaya kaçmış” gibi gözüküyor. Arz ve talebe biraz daha fazla saygılı olmamız gerek!

28.12.2007