Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Atatürk, ingliz valisi olmaya teklif etti mi?
Manastirli Hamdi
11.12.07, 16:34
[Yorum - Mustafa Armağan] Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısıhttp://medya.zaman.com.tr/2007/11/27/yorum1.jpg1918 şartlarında İngilizleri tutmayan var mıydı ki, Hürriyet gazetesinde yer alan bir köşe yazısında(1), Mondros Mütarekesi'ni ve İngiliz himayesini kabullendiği için Sultan Vahdettin'e hain yaftası yapıştırılabiliyor?
Açın bakın, Mondros'ta İngiltere ile aramızda rica minnet çöpçatanlık yapan General Townshend'in hatıralarını, İngiliz gemileri kasım ayında Çanakkale'den nasıl birer 'kurtarıcı prens' olarak girmişlerdir, hayretle görürsünüz. Hadi onu bulamadınız diyelim, bari tarihçi Orhan Koloğlu'nun 1918 yılı üzerine yazdığı kitabındaki(2) basın taramasını okuyun ve zamanın PTT'sinin Mondros Mütarekesi'ni kutlamak için tam 22 bin serilik bir posta pulu çıkardığını hayret ve ibretle görün.
O zaman Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918'de aynı gazetede çıkan söyleşisinde "İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı" mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise "Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini" söylediğini ve dahi "muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır" dediğini de hatırlamamız gerekmez mi? Ya Mustafa Kemal Paşa'nın 11-13 Ekim 1918'de Halep'ten Vahdettin'e çektiği telgraftaki ilginç teklifleri... Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta: Müttefiklerle olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır. (Orijinali: "Müttefiken olmadığı takdirde münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.")(3) Peki, bütün bu belgeler bilinip dururken birilerinin kalkıp da "Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranmalıyız" şeklindeki tavrı nedeniyle Vahdettin'in hain ilan edilmesini anlamak gerçekten de mümkün değil.
Karabekir'in hatıratında Vahdettin
Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Kâzım Karabekir'in bile yakılan kitabı İstiklal Harbimizin Esasları'nın ilk baskısında (1933) Sultan Vahdettin'le son görüşmesine dair hatıraları, kitabın sonraki baskılarında açıkça sansüre tabi tutulmuş değil midir? Halbuki Vahdettin, 11 Nisan 1919 günkü görüşmesinde, birkaç gün sonra Trabzon'a giderek yeni görevine başlayacak olan General Kâzım Karabekir'e dönüp, "Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz... Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir" demiş, Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti: "Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb." Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca onu heyecanla bekleyenler arasında bir tanıdık da vardır kapının önünde: Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir'e sorar: Neler konuştunuz? Karabekir, Padişah'ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: Sen Erzurum'a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor. Ne yazık ki, İstiklal Harbimizin Esasları'nın 1951 ve sonraki yıllarda yapılan baskılarında bu ve benzeri türden Vahdettin'i 'beraat ettirici' nitelikteki ibarelerin itinayla temizlendiğini hayretle görürüz. Eh, Karabekir'in kitaplarında durum buysa gerisini varın, siz düşünün.
Mustafa Kemal'in yukarıdaki sözüne dönelim tekrar. Ne demek istiyor? Gayet açık bence: Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa'yı Edirne'ye, Ali Fuat Paşa'yı Ankara'ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa'yı Erzurum'a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin'le görüştükten sonra dördüncü ve merkezÎ ayağı oluşturmak üzere Samsun'a doğru yola çıkacaktır. Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay'a anlatan Atatürk, Vahdettin'in kendisine, "Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin" dediğini nakletmemiş miydi? Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk'ün ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor?
İngiliz gizli belgeleri ne diyor?
Son olarak İngiliz gizli belgelerine bir göz atalım. Aslı Britanya arşivlerindeki gizli yazışmalara göre, işgalci İngilizler, şimdi de 'esir padişah'ı Samsun'a çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşmaya zorlamaktadırlar. Ne var ki, Vahdettin kendilerine, Mustafa Kemal Paşa'nın ancak İtalya'nın birliğini sağlayan millî kahramanları Garibaldi kadar "haydut" kabul edilebileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir.(4) İngilizler de bu sözleri resmen kayıtlara geçirmişler. Vahdettin'in ifadelerinin İngilizce çevirisi şöyle: "It is absurd to label the Nationalist Movement as the tyranny of a set of non-Turkish brigand and patriot in much the same sense that Garibaldi was, and is difficult not to respect and admire him."
Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul'a gelip Pera Palas'ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi'nin muhabiri G. Ward Price'ı aracı yaparak General Harrington'la görüşmek ister. Price, Pera Palas'ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: "Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini" bildirmemi rica etti. "Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik... Biliyoruz, partiyi kaybettik... Anadolu'nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum... Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir."
Kim kahraman, kim hain?
Anadolu'da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: "Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim..."(5) Türk Tarih Kurumu'nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?
Kaldı ki, kimin hain, kimin kahraman olacağına gazete köşelerinden yahut meclis kürsüsünden karar verilemez; hatta mahkemeler bile buna karar veremez. Bunun kararını kamuoyunun vicdanı ve "tarih" denilen o acımasız yargıç verirse verir. Hem Fransızlar şu General Petain'in hain mi kahraman mı olduğuna 60 küsur yıldır karar verebildiler mi? Adam üstelik vatanını Almanya'ya gerçekten peşkeş çektiği ve işgalcilerle düpedüz işbirliği yaptığı için İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra herkesin gözü önünde yargılanıp idama mahkûm edildiği halde bugün dahi onun bu şekilde davranmakta haklı olduğunu düşünen Fransız vatandaşları azımsanmayacak sayıdadır. Dahası, bu bir rejim sorunu değildir Fransa'da; bir tarih sorunudur. Ne diyelim, darısı bizim Vahdettin'in başına. En iyisi son sözü, bir ara bakanlık da yapmış olan Hüseyin Cahit Yalçın'a bırakmak. Bakın yakın tarihimizdeki hain-kahraman düellosu hakkında bu tecrübeli kalem ne ibret-âmiz laflar söylemiş: "İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi [Mondros'u] imza eden Rauf [Orbay] Bey, bugün âdeta vatan haini oluyor. Çünkü Halk Fırkası'ndan çıkmıştır. İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi kabul eden ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Fethi [Okyar] Bey ise bugün Millet Meclisi Reisi bulunuyor. Çünkü, henüz Halk Fırkası'na mensuptur. Bu ne mantıktır, bu ne ölçüdür, bu ne mutaassıp fırkacılık [particilik] hissidir?"(6) Tarih yalan söylemez; ama ona yalan söyletilebilir. Tabii yatsıya kadar... 1) Bkz. Tufan Türenç, "Tarih yalan söylemez: Vahdettin haindir", Hürriyet, 14 Kasım 2007. 2) Orhan Koloğlu, 1918: Aydınlarımızın Bunalım Yılı, İstanbul 2000, Boyut Kitapları, s. 190. 3) Atatürk'ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 232. 4) Bkz. S. Ramsdan Sonyel, Turkish Diplomacy 1918-1923, Londra 1975, s. 154, dipnot 1'den aktaran: Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, İstanbul 1992, Tekin Yayınevi, s. 249-250. 5) Price'ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 6) Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.
MUSTAFA ARMAĞAN (http://www.zaman.com.tr/ara.do?author=4D55535441464120 41524D41C49E414E)27 Kasım 2007, Salı
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=618329
Manastirli Hamdi
11.12.07, 16:36
Atatürk dincilerin en büyük hedefi 08 12 2007 http://aleviyol.com/de/images/stories/gazetekupurleri/vahdettin.jpgKulluktan yurttaşlığa geçişi sağlayan Büyük Önder'e yönelik saldırılar her geçen gün biraz daha artarak sürüyor
Atatürk dincilerin en büyük hedefi
Son yıllarda dindarların değil ama, dini politikaya alet eden dincilerin en büyük hedefi Atatürk' tür.
Neden? Çünkü Atatürk Hilafeti kaldırmıştır. Din devletine son vermiş, ümmet anlayışı terk edilmiş ve bir ulus devlet yaratılmıştır. Kulluktan vatandaşlığa geçiş sağlanmıştır. Atatürk 1923-1938 arasında 15 yılda aydınlanma devrimlerini Türk toplumuna getirmiştir. Çağdaş yasaları, özellikle Medeni Yasa'yı kabul etmiş, kadınlarımıza erkeklerle eşit haklar sağlamıştır.
Ama bunları içine sindiremeyen din bezirgânları, ikinci cumhuriyetçiler ve dönekler, her vesile ile Mustafa Kemal'e saldırmayı âdet haline getirmişlerdir. Zaman gazetesi de Atatürk için hiç iyi düşünmez. Zaman gazetesinde yazan Mustafa Armağan , Atatürk'ün mütareke sırasında İngiliz gazetecisi Ward Price ile görüştüğünü ve İngilizlerden valilik istediğini yazdı. (17 Kasım 2007) Böylece Armağan, aklı sıra Atatürk'ü küçük düşürmek istiyor. İngilizlerle işbirliği yapan Vahdettin' i de böylece korumaya almaya, aklamaya çalışıyor.
Gerçi belgelere dayanmayan bu gibi bilim dışı savlara her zaman yanıt vermeye gerek yoktur. Bunları Turgut Özakman , ' Vahdettin, M. Kemal ve Milli Mücadele'; İsmet Görgülü de ' Atatürk'ün Özel Yaşamı - Uydurmalar - Saldırılar, Yanıtlar' adlı kitaplarında ayrıntılı bir biçimde yanıtladılar. ( 1 ) Ancak bu gibi saldırılar bugünlerde çoğaldığı için yanıt verip, bu ikiyüzlülükleri ortaya koymak gerekmektedir.
Gazeteci Armağan'ın alıntılardan vardığı yargılar ve yanıtlanması gereken sorular
Vahdettin'i aklama çabası
Armağan, yazısında İngiliz gazeteci ile görüşmeyi şöyle veriyor: "...Anadolu'da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valiler ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmadığını bilmek isterim."
Bu alıntıyı Türk Tarih Kurumu'nca yayımlanan Gottharel Jaeschke' nin Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri kitabından aldığını belirten yazar, padişah Vahdettin'in İngiliz yanlısı politikasını perdelemek amacıyla şöyle bir yargıya varıyor.
"Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?"
Bu yargıya karşı, aşağıdaki sorular ve verilen yanıtlar dikkatle okunmalıdır.
1. BU PARAGRAF NEREDEN ALINIYOR ?
(Armağan bu paragrafı nereden aldı?)
İngiliz gazeteci Ward Price'in Extra-Special Correspondent adlı 1957 yılında yayımlanan kitabından alınıyor. ( 2 ) Sayın Armağan bu kitabın adını da Türkçeye yanlış olarak " Çok Özel Yazışmalar " olarak çevirmiş. Oysa "Correspondent"u yazışma olarak çevirmek için karşılığında bu yazışmaları alan birisinin olması gerekir. Ward Price gazetecidir, 1918 Ekim ayında, Mondros Ateşkesi'nin imzalanmasından hemen sonra gazeteci olarak İstanbul'a gelmiştir. İstanbul'dan gönderdiği haberler İngiltere'de Daily Mail, The Morning Post gazetelerinde yayımlanmıştır. Öyleyse kitabının başlığı "Çok Özel Yazışmalar" olarak değil "Çok Özel Gazeteci" olarak çevrilmelidir.
2 . BU PARAGRAFIN BELGESİ VAR MI?
Ward bu paragrafı kendi kitabından veriyor. Böyle bir konuşmanın geçtiğine dair bu hususla ilgili hiçbir belge yoktur. Başta Alman yazar G. Jaeschke ve daha sonra diğer yazarlar bu paragrafı Ward'ın kitabından alıyorlar. Gazeteci Ward'ın kitabında sözü edilen bu konuşmadaki bu hususları destekleyen herhangi bir belge bugüne kadar ortaya çıkmamıştı.
3. BU KONUŞMA NE ZAMAN YAPILDI?
Gazeteci Ward'la Atatürk, 14 Kasım 1918 tarihinde Pera Palas Oteli'nde görüştüler. Bu tarihe iyi dikkat etmek gerekir. Çünkü Osmanlı orduları yenilmiş ve Osmanlı devleti 30 Ekim 1918'de çok ağır koşulları olan Mondros Ateşkesi'ni kabul etmişti. Bir gün sonra (31 Ekim 1918) Mustafa Kemal Suriye'de dağılmış halde bulunan Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı'na atandı. Oradan çektiği telgraflarla Mondros ateşkesine karşı çıktı. Osmanlı hükümeti bu çıkışlardan rahatsız olmaktadır. 10 Kasım 1918 günü, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Mustafa Kemal'i telgraf makinesi başına çağırarak kendisinin sadrazamlıktan çekildiğini ve onun da İstanbul'a gelmesini istedi, "Sizinle görüşmeye ihtiyacım var" dedi.
Bunun üzerine Mustafa Kemal Adana'dan trenle hareket ederek İstanbul'a geldi. 13 Kasım 1918 Çarşamba günü yanında yaveri Cevat Abbas' la Haydarpaşa Garı'na indi. O sırada işgal güçlerinin 55 parçadan oluşan savaş gemileri Haydarpaşa önlerinden Boğaz'a girmek üzereydiler. Yani İstanbul fiilen işgal ediliyordu.
Çanakkale'de bu müttefik ve emperyalist gemilere dur diyen Anafartalar kahramanı, ne yazık ki Haydarpaşa Garı'nda, bu gemilerin 3 saat boyunca geçişini ve Boğaz'a doğru ilerleyerek Dolmabahçe Sarayı önünde demirleyişini izlemek talihsizliğiyle karşı karşıya geldi. Daha sonra bindiği bir askeri motorla Karaköy'e giderken aralarından geçmek zorunda kaldığı bu işgal gemilerine karşı ünlü sözünü söylemiştir: "Geldikleri gibi giderler.."
Atatürk, Pera Palas'ta kalıyordu, ertesi gün (14 Kasım 1919), Pera Palas müdürünün aracılığıyla gazeteci Ward Price ile görüşmüştür.
Mağlup olmuş bir imparatorluğun subayı olarak İstanbul'a bir gün önce gelmiş olan Mustafa Kemal bu sözleri söylese ne olur söylemese ne olur?.. Zaten bu sözleri söylediğine dair herhangi bir belge de yok, sadece İngiliz gazetecinin, çok sonraları, 1957 yılında yazdığı kitabı var.
O sırada Mustafa Kemal bir yandan padişahla çok iyi geçinmeye çalışıyor, öte yandan da yabancılar dahil herkesle konuşuyordu. Çünkü arkadaşlarıyla birlikte vardıkları karar gereğince Mustafa Kemal, Osmanlı "Harbiye Nazırı" (Savaş Bakanı) olmak istiyordu. Savaş Bakanlığı'nı ele geçirerek imparatorluğu kurtarmak istiyordu.
Zaman yazarı bu konuyu G. Jaeschke'nin kitabından almış. Pekiyi Jaeschke'nin bu söyleşiyle ilgili yorumunu ve yazısını neden görmezlikten geliyor. Bakınız Jaeschke ne diyor:
"Neticenin üzerine bir sual işareti koymak lazım gelse bile Mustafa Kemal'in mevsukiyeti (sağlamlık) aşikâr olan bu sözleri, gene de izaha muhtaç kalmaktadır. Onun bu sözleri, İzzet Paşa kabinesinde Harbiye Nazırlığı'na tayin edilmesi için gösterdiği gayretlerin izlediği aynı istikamete yönelmiş olsa gerekir." ( 3 )
Bu yargının doğruluğu Mustafa Kemal'in üç gün sonra, 17 Kasım 1918 tarihinde Minber ve 18 Kasım 1918 tarihli Vakit gazetelerinde yaptığı açıklamalarda görülür. Mustafa Kemal, Minber gazetesinde yayımlanan söyleşisinde "her türlü siyasetin her türlü manasıyla en çok kuvveti olmakla" elde edilebileceğini, bunun da "manevi, bilimsel, teknik ve ahlaki bakımdan kuvvetli" olmak olduğunu, yoksa "bu özelliklerden yoksun olan bir milletin, bütün fertleri en son gelişmiş silahlarla donatılsa bile kuvvetli olamayacağını" belirtmiştir.
İLK ÇIKIŞ
İngilizlerin ve padişahın ilgisini çekti
Gazetelere yaptığı açıklamalar, Mustafa Kemal'in siyasi konularda kamuoyuna ilk çıkışıdır ve güncel olayları ne derece etkin bir biçimde izlediğini göstermektedir.
Bu açıklamaların yapıldığı günlerde hükümet istifa etmiştir, yeni hükümet kurulması çalışmaları sürmektedir. Tevfik Paşa hükümetini kurmuştur ama, henüz Meclis'ten güvenoyu alamamıştır. Mustafa Kemal hükümette yer almak istemektedir. Bu noktada yaptığı açıklamayla Padişah'ın, İngilizlerin ve politika çevrelerinin ilgisini çekmeye çalışmaktadır. Üstelik "bağımsızlığa saygı duymak koşuluyla" İngiltere ile işbirliği yapılabileceği de vurgulamaktadır.
Yazar Armağan'a Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Komutanı olarak Adana'dan İstanbul'da gönderdiği telgrafları okumasını öneririm. Bu telgraflar ulusalcı bir tavrın ve şaşmaz bir öngörünün taihe geçmiş abideleridir.
Mustafa Kemal Mondros Ateşkesi'ne karşı çıkmakta ve böyle giderse ve İngilizlerin her dedikleri kabul edilirse, bir gün gelecek İstanbul'da hükümetlerini İngilizler atayacaklardır, demektedir. Ayrıca, İngilizlerin İskenderun'a çıkmalarına karşı gelmekte ve İngilizler karaya çıkarlarsa silahla karşı gelinmesi emrini verdiğini belirtmektedir. Konumuzun dağılmaması için bu önemli belgelere bu kadar değinerek tekrar Armağan'ın yazısına gelelim:
Sayın yazar Armağan, bütün bunları neden görmezden geliyor? Mustafa Kemal'in daha bir hafta önce İngilizleri yerden yere vuran, onlara karşı ateş etme emri veren bu telgrafları atlıyor. Hatta Ward Price'ın 1 Aralık 1918 tarihli Minber gazetesinde yayımlanan aşağıdaki beyanatını neden atlıyor? Ward Price bakın ne diyor:
"Türklere karşı ben şimdi hakiki bir fikir peyda edebildim. İngiltere'ye gider gitmez yapacağım ilk iş, Türklerin büyüklüğünü tanıtmak olacaktır." ( 5 )
CUMHURİYET'İN GAZETECİ WARD PRİCE'LA SÖYLEŞİSİ
Şimdi, Zaman yazarına biz bir belge sunalım. Ward Price 21 yıl sonra tekrar İstanbul'a geldi. Tarih 10 Aralık 1939'dur...
Cumhuriyet gazetesi Ward Price'la bir söyleşi yaptı. Gazeteci Price'ın söyledikleri aynen aşağıdadır:
"İstanbul'a ilk kez 1918 yılında gelmiştim. Bir Türk generalin benimle görüşmek istediğini söylediler. Adını sordum, Mustafa Kemal dediler. O zamanlar Mustafa Kemal adını belirsiz bir şekilde işitmiştim. Daveti memnunlukla kabul ettim.
Mustafa Kemal düşünceli ve karamsardı. Bana memleketin halinden söz etti ve her iki üç tümcede bir: Bu böyle olmaz. Vatanı baştan başa değiştirmek lazım, yenileştirmek lazım, diyordu.
O zamanlar doğrusu bu laflara pek dikkat etmemiştim. Mesleğimin her zaman hatırlayacağım büyük hatası, bu emsalsiz dehayı o zaman keşfedememiş olmamdır." (Cumhuriyet, 10 Aralık 1939)
Sözü geçen gazeteci Ward Price, 1939'da bunları söylüyor, ama 1957'de yazdığı kitapta bir kılçık atmak istiyor. Nasıl inanacağız?
Peki Zaman yazarı bunları görmedi. Mademki konumuz İngiliz gazetecidir, Padişah Vahdettin'in bu İngiliz gazeteci Ward Price'a verdiği beyanat neden atlanıyor?
Vahdettin 24 Kasım 1918'de, gazetecinin Mustafa Kemal'le görüşmesinden tam 10 gün sonra Ward Price'ı sarayda kabul etti. Saraya gelişiyle ilgili olarak Padişah'ın başmabeyincisi Lütfü Simavi Bey' in anılarında ayrıntılı bilgi verilmiştir. Sayın yazar bakabilir.
Padişahın, gazeteci Price'a verdiği beyanat The Daily Mail gazetesinde de yayımlanmıştır. Padişah şöyle diyor:
"Türkiye'nin harbe katılması bir türlü kaza eserinden ibarettir... Ne yazık ki hükümetin basiretsizliği bizi felakete sürüklemiştir. Eğer ben tahtta olsaydım bu esef verici hadise olmazdı.
... İngiliz milletine karşı beslediğim kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı.. babam Sultan Abdülmecit'ten aldım. ... Memleketimle Büyük Britanya arasındaki dostluğu güçlendirmek için elimden geleni yapacağım. Ermeniler hakkında yapılan muameleyi büyük üzüntüyle öğrendim. Saltanata geçince, sebep olanların son derece şiddetli cezalandırılması için soruşturma emrini verdim!" (6)
Hiçbir kusuru olmamakla nitelendirdikleri Padişah işte böyle konuşuyor.
İngiliz milletine karşı beslediği kuvvetli sevgiden söz ediyor. Ermeniler için yapılan muamelelerden büyük üzüntü duyduğunu söylüyor, sebep olanların cezalandırılmaları için emir verdiğini söylüyor.
Gazeteci Price'ın sorularına verdiği yanıtlarla ilk siyasi mesajlarını da kamuoyuna iletiyordu
'Kalbimde kin ve düşmanlık yok'
Price'in , "İngilizlere karşı beslediğiniz duygular hakkında bazı bilgiler verir misiniz" sorusuna Mustafa Kemal aşağıdaki yanıtı vermiştir:
"- Bu savaşta İngilizlerle Arıburnu, Anafartalar ve Filistin cephelerinde karşı karşıya birçok savaşlar verdim. Ben, bu savaşlarda ve genel olarak saydığım bu cephelerden başka cephelerde, başka bölgelerde diğer milletlerle dahi verdiğim savaşlarda vatanın savunmasından ibaret olan asli görevimi yaptım. Dolayısıyla kalbimde kin ve düşmanlık duyguları yer bulmamıştır.
İngilizlerin, Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin bağımsızlığına uymakta gösterecekleri saygı ve insanlık karşısında yalnız benim değil, Osmanlı milletinin İngilizlerden daha iyiliksever bir dost olmayacağı kanaatiyle etkilenmeleri pek tabiidir."
MİNBER'E SÖYLEDİKLERİ
Görüleceği gibi Ward Price adlı İngiliz gazeteci ile görüşmesinden 3 gün sonra Minber gazetesindeki söyleşisinde Mustafa Kemal, İngilizlere adeta yol göstermekte ve İngilizlerin Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin bağımsızlığına uymakta gösterecekleri saygıdan söz etmektedir. Dikkat edileceği gibi "gösterdikleri" değil "gösterecekleri" kelimesi burada önem kazanmakdır.
Mustafa Kemal bir gün sonra (18 Kasım 1918) Vakit gazetesindeki açıklamasında ise hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde düşüncelerini yalın bir biçimde açıklamıştır. İşte beyanatın can alıcı noktası:
'GÖREV HÜKÜMETE DÜŞER'
"Hükümetimizle ateşkes imzalayan devletlerin ve bu devletler adına ateşkes koşullarını yapan Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı iyi niyetlerinden şüphe etmek istemem. Eğer söz konusu anlaşma hükümlerinin uygulamasında kötü ve yanlış anlamayı gerektirecek yanları gözüküyorsa bunun sebebini anlamak ve karşımızdakilerle anlaşmak lazımdır. Doğal olarak bu görev hükümete düşer. Benim bildiğime göre hükümetimiz bu noktada gereken girişimlerde bulunmuş ve bulunmaktadır..." ( * )
Cumhuriyet, 8.12.07
Manastirli Hamdi
11.12.07, 16:38
İngilizlere hayran bir padişah 09 12 2007 http://aleviyol.com/de/images/stories/cesitliresimler/baslikalevcoskun.jpgİngiliz devleti gizli belgeleri Vahdettin'in bütün ümidini İngiltere'ye bağladığını açıkça ortaya koyuyor
Padişahın İngiliz milletine karşı beslediği sevgiyi anlattığı sözlerine karşı İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe 4 Aralık 1918'de Londra'ya gönderdiği gizli notta, padişahın gazeteci Price'a söylediği sözlerle ilgili olarak "Sultanın zekâ ve karakter sahibi bir zat olduğu, Britanya'ya tam bir sempati beslediğini" bildirmiştir. (7)
Padişah bir süre sonra çok yakın adamı Sami Bey' i İngiliz Ordu Karargâhı'na gönderir. Jaeschke İngiliz devlet arşivindeki gizli belgelere dayanarak bu görüşmeyi ortaya çıkarmış ve İngiliz Karadeniz Orduları Komutanı General Milne' nin 16 Aralık 1918 tarihinde Londra'ya gönderdiği raporundan aktarmıştır. Bu rapora göre Padişah Vahdettin'in İngilizlerden istedikleri şunlardır: (Rapor: İngiliz gizli devlet arşivindedir.
http://aleviyol.com/de/images/stories/cesitliresimler/ataturkdizialevcoskun1.jpgNuma rası FO/371/3421, 214122, 4164, 695'tir.)
"1. İngiltere Türkiye'nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ele almalıdır.
2. İngiliz memurları kontrol amacıyla memleket içerlerine gönderilmelidir.
3. İngiliz subayları idareye yardımda bulunmalıdır.
4. Padişah bütün ümidini İngiltere'ye bağladığını ve gerçek ve son dostluğu ingiltere'den beklediğini açık bir biçimde belirtmiştir." (8)
İşte Padişah Vahdettin. Daha ne denilir? Güneş balçıkla sıvanır mı?
Padişah Vahdettin'in ihanete varan başka girişimleri hakkında yüzlerce belge vardır. Ayrıntıya girmeden daha önemli bir belgenin özetini verelim.
30 Mart 1919'da Padişah, Sadrazam Damat Ferit'i, İngiliz Yüksek Komiseri Calthorpe'ye gönderdi ve bir proje sundu. Bu proje Osmanlı Devleti'nin, İngiltere'ye mutlak teslimiyet projesidir. Bakınız bu projede neler öneriliyor:
1. Ülkemiziniç ve dış güvenliği 15 yıl boyunca İngiltere tarafından sağlanacaktır. İngiltere bu amaçla gerekli gördüğü yerleri işgal edebilecektir.
2. Doğu'da bağımsız bir Ermeni Cumhuriyeti oluşturulacaktır.
3. Genel ve yerel seçimler İngilizlerin gözetimi altında yapılacaktır.
4. Her ilde bir İngiliz konsolosu bulunacak ve 15 yıl süreyle valilerin danışmanlığını yapacaklardır.
5. Hükümette her bakana bir İngiliz müsteşar verilecektir. (9) (Gizli Belge No: FO: 371-4156)
Bir İngiliz manda idaresi kurulmasının utanç verici belgesidir bu... Bir vatana daha başka nasıl ihanet edilir ki?
Padişah tarafından gelen önerilerden sonra İngiliz Amiral Webb , Londra'ya gönderdiği şifreli notada, Vahdettin adına Sadrazam Damat Ferit' in bu teklifleri için şöyle diyor:
"Osmanlı Devleti İngiltere'ye tamamen boyun eğmiştir" (Webb'in kullandığı deyim 'total submission' dır. Yani tümden boyun eğme).
Bunlar İngiliz devlet arşivi belgeleridir. Sakın bunlar reddedilmeye kalkışılmasın, başka belgeler de çıkarırız.
Gazeteci Armağan'ın tarihi yorumlama biçiminde 'hata'sız bölümler bulmak çok zordur
Tarihi gerçeklere gelince
Şimdi yazar Armağan'ın bu yazısındaki diğer saptırmalara kısaca değinelim.
Yazara göre "Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa'yı Edirne'ye, Ali Fuat Paşa'yı Ankara'ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa'yı Erzurum'a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin'le görüştükten sonra dördüncü ve merkezi ayağı oluşturmak üzere Samsun'a doğru yola çıkacaktır." (Zaman, 27 Kasım 2007)
Breh, breh, breh...
Bu paragrafa bakarsanız Padişah Vahdettin efendimiz Kurtuluş Savaşı için adeta büyük bir plan yapıyor. En önemli generallerini birer birer Anadolu'ya gönderiyor. Bunları tayin ettirmeyi başarıyor. Sonunda bunları "toparlamak ve organize ekmek" yani eşgüdümünü sağlamak için Mustafa Kemal'i Anadolu'ya gönderiyor.
Yazar neredeyse kendini alamayıp "Daha sonra Padişah Vahdettin de Anadolu'ya geçti ve ordulara komuta ederek Türk yurdunu işgal eden düşmanı denize döktü" diyecek.
Canım, böyle vatanperver bir Padişah'a bizler haksızlık yapıyoruz. Yazar Armağan'a inanmalı, tüm belgeler yakılmalı ve tüm tarih kitapları yeniden yazılmalıdır.
Alternatif tarihçiler belge vermese de onlara inanılmalıdır.
Vahdettin'le ilgili paragraftaki yanlışların hangisini düzeltmeli... Hani deveye "Boynun neden eğridir" diye sorulduğunda o da yanıt verdi: "Nerem doğru ki?.."
Kısaca bu paragraftaki saptırmaları doğrulayalım:
1. Cafer Tayyar (Eğilmez) Paşa 1. Dünya Savaşı'nın sonunda, Mondros ateşkesinin imzalanmasından sonra Trakya'da 1. Ordu Komutanlığı'na tayin edilmişti.
Amasya Genelgesi'ne imza koyduğu için 20 Nisan 1920'de Padişah ve İstanbul hükümeti tarafından görevden alındı. 13 Mayıs 1920'de Trakya - Paşaeli Kuvayı Milliye Derneği'nin kongresinde kongre kararıyla "Trakya Milli Kuvvetler Komutanlığı'na" getirildi.
2. Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mondros ateşkesinde Suriye cephesinde bulunuyordu. Atatürk Yıldırım Orduları Komutanı olunca kendisini vekâleten 7. Ordu Komutanlığı'na getirdi. Uhdesinde 20. Kolordu Komutanlığı da vardı. Bir süre sonra karargâhını Konya'ya taşıdı. Eskiden beri bu kolordunun başındaydı, hiçbir değişiklik ve yeni atama ile karşılaşmadı. 20 Aralık 1918'de hastalığı nedeniyle bir süre İstanbul'a geldi. Daha sonra Şubat 1919'da kolordusunun başına döndü.
Amasya bildirisini imzaladığı için görevinden azledildi. Ancak bu emri dinlemedi, kolordusunu terk etmedi. Sivas Kongresi kararıyla Batı Anadolu Genel Kuvayı Milliye Komutanlığı' na atandı. İstanbul Divanı Harp Mahkemesi, Ali Fuat Paşa hakkında idam kararı verdi. Padişah Vahdettin bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı.
3. Kazım Karabekir Paşa, Mondros ateşkesinden sonra İstanbul'a geldi. Önce Tekirdağ'da 14. Kolordu Komutanlığı'na, ardından Genelkurmay'daki arkadaşlarının yardımıyla Nisan 1919'da Erzurum'daki Kolordu Komutanlığı'na atandı. Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. Padişah'ın azlettiği ve tutuklanmasını istediği Mustafa Kemal'i tutuklamadı, yani Padişah'ın emrini dinlemedi.
4. Mustafa Kemal'e gelince; Anadolu'ya gönderilmesi, Karadeniz'de çıkan Pontus çetelerini durdurmak amacıyla olmuştur.
Geniş görev talimatının hazırlanışında Padişah'ın hiçbir rolü olmamıştır. Bu talimat, Osmanlı Genelkurmayı'ndaki kendisini seven ulusalcı generallerin yardımıyla ve kendisi tarafından hazırlanmıştır. (Yakında çıkacak olan kitabımızda bu konunun belgeleri ortaya konacaktır.)
Ancak Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkar çıkmaz yaptığı ulusalcı girişimler İngilizlerin hemen dikkatini çekti ve henüz Anadolu'ya çıkalı 15 gün olmuşken 6 Haziran 1919'da işgal güçleri Karadeniz Ordusu Başkomutanı General Milne, Mustafa Kemal'in hemen İstanbul'a geriye çağrılmasını hükümetten istedi. 8 Haziran'da (17 gün sonra) İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe hükümete resmen yazarak "Karışıklık çıkaranların başını Mustafa Kemal çekiyor" dedi. (11) (Gizli Belge No. FO/371-4158, 94625, ayrıca F=/371-4158-94610)
Amasya Bildirgesi'nin yayımlanması üzerine 23 Haziran 1919'da hükümet Mustafa Kemal'i görevinden alındı. (Dikkat, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçeli henüz 34 gün olmuş.)
Mustafa Kemal bu kararı dinlemedi ve Erzurum'a gitti.
7/8 Temmuz 1919 gecesi Erzurum'da Mustafa Kemal'i telgraf başına çağırdılar. Padişah ve Saray bizzat Mustafa Kemal'le iletişim kurdu. İstanbul'a acele dönmesi ve Erzurum Kongresi'ni toplamaması istendi. Kabul etmeyince, Padişah tarafından Mustafa Kemal görevlerinden azledildi. Bunun üzerine Mustafa Kemal ordudaki görevlerinden istifa etmiştir. (Dikkat, Mustafa Kemal Anadolu'ya geçeli henüz 50 gün olmuştur.)
Hani Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal'i vatanı kurtarmak için göndermişti?
Bir padişah vatanı kurtarmak için örgüt kurmak üzere Anadolu'ya gönderdiği bir komutanı daha 50 günlük görevdeyken hiç azlededer mi? Mantık ve akla uyar mı?..
Bu da yetmedi, İstanbul Divanı Harbi, Mustafa Kemal'i yokluğunda yargıladı ve onun hakkında idam kararı verdi. Padişah Vahdettin bu kararı 24 Mayıs 1920'de onayladı.
Nasıl oluyor da Anadolu'yu örgütlemesi için padişahın gönderdiği iddia edilen Mustafa Kemal'in idam kararını, kendisini Anadolu'ya gönderen padişah onaylamaktadır!
Böylece bu iddialar saflık değil midir? Bu ulusun yarattığı milli mücadeleyi küçümsemek değil midir? Gözleri kör olmak değil midir?
Bu iddialar, bu yayınlar, işbirlikçilerle birlik olmuş, İngilizlere manda önermiş, Millet Meclisi'ne karşı gelmiş, Kuvayı Milliye'yi sindirmek için isyanlar başlatmış bir kişiyi korumak, Vahdettin'i kollamak için gerçekleri tersyüz etmek değil midir?
24 Haziran 1919 tarihli belgede Mustafa Kemal'in Anadolu'da karışıklık çıkardığı ve ulusalcıları topladığı anlatılıyor.
İHANETİN BELGELERİ
http://aleviyol.com/de/images/stories/cesitliresimler/ataturkdizialevcoskun.jpg İngilizlere ajanlık yapmak
Padişah Vahdettin'in ihanetiyle ilgili daha yüzlerce belge vardır. TBMM Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek 7 Mart 1922'de Avrupa'ya gitmek için İstanbul'a gelmiş, fakat sekreterinin bavulunda bulunan gizli belgeler çalınarak Padişah'a sunulmuş, Padişah da bunları İngiliz Yüksek Komiserliği'ne sunmuştur. (Gizli Belge No: F/037/7853 E. 2756) (10)
Prof. Sonyel , Kurtuluş Savaşı'nda İngiliz istihbarat servisinin faaliyetlerini incelediği kitabında bu konuyu ele aldığı bölüme "İngilizlere Ajanlık Eden Padişah Vahdettin" başlığını koymuştur. Padişah Vahdettin hakkındaki belgeleri açıklarsak, bir kitap dolusu belge sunmamız gerekecektir.
Bu inanılmaz olayın belgesinin fotokopisi için: (Bknz Alev Coşkun, Tarihi Unutmamak Günceli Yakalamak, Cumhuriyet Kitapları 2006 sayfa 153/186)
Cumhuriyet 09.12.2007
DİPNOTLAR:
(1) T. Özakman, Vahidettin, M. Kemal ve Milli Mücadele, Bilgi, 1997 , İ. Görgülü, Atatürk'ün Özel Yaşamı - Uydurmalar- Saldırılar - Yanıtlar, Bilgi, 2003.
(2) G. Ward Price, Extra - Special Correspondent , London, George G. Harrap, 1957.
(3) G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri , T.T.K. 1991, s. 99.
(4) Minber , 17 Kasım 1918 ve Vakıt 18 Kasım 1918. Atatürk'ün Bütün Eserleri . C.I.S. 290 - 291 (kimi kelimeler ve deyimler bugünkü dile uyarlandı).
(5) G. Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisini, T.T.K. 1970, s. 8. (Minber, 1 Aralık 1918).
(6) Bu beyanat 6 Aralık 1918'de The Daily Mail ve The Times 'ta yayımlanmıştır. Bkz. Jaeschke a.g.e. s. 3-4; Lütfi Simavi, Son Osmanlı Sarayında Gördüklerim , Örgün Yayınları, 2004, s. 310-311.
(7) G. Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri , s. 3.4.
(8) a.g.e. s. 4.; Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele , İstanbul, Cem, s. 144.
(9) Y. H. Bayur, Atatürk'ün Hayatı ve Eseri , s. 270-273; S. R. Sonyel, Dış Politika c. 1. 150, Jaeschke, a.g.e. s. 5. (İlgili İngiliz Gizli Belgesi: FO/371-4156)
(10) S. R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat Servislerinin Türkiye'deki Eylemleri, T.T.K., 1995, s. 238 - 239. Ayrıca Alev Coşkun, Tarihi Unutmamak - Günceli Yakalamak, Cumhuriyet Kitapları s. 153-186. Kitabımızda bu dehşet verici belgenin fotokopisi de verilmiştir.
(11) Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk . C. 1. s. 11; Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, s. 125, Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s. 342, 385.
Cumhuriyet, 9.12.07
deryatulga
11.12.07, 17:04
Ward Price'in sözlerini önce büyük Atatürk hayrani Gotthard Jäschke (Prof. Cemal Köprülü'nün Türkce tercümesi de var), ardindan resmi tarihe uygun bir Atatürk biyografisini 27 Mayis 1960 darbesi ertesinde kaleme alan Lord Kinross kullandiginda bu Kemalist arslanlarin akli neredeymis acaba. Hos ayni baglamda eser yazdirilan Bernard Lewis'in de bizlere Ermeni Soykirimi suclamasi yapmasini ve Nazilerle bir tutmasini bile yalayip yutmustuk ya!
Cumhuriyet gazetesinin tarihciligini sevsinler, Ward Price Mustafa Kemal'in en güvendigi Batili gazeteciydi. Büyük Taarruz basariya ulastiktan sonra Ingilizlere vermek istedigi mesaji yine onun agzindan vermistir. Alev Coskun'un bile tarihciler kervanina katildigi ortamda baska ne beklenir ki. Simdi Ankara kedileri bunu okuyup da yine cevremizdeki genclere ölüm tehditleri yagdirmaya baslarsa hic sasmamak lazim.
Bu arada alternatif tarihci Mustafa Yildirim'a da Türkce ögrenmesini tavsiye etmek lazim. Mustafa Kemal hayatinda ne vali türünden idareci olmustu, ne de bu tür ugraslardan hoslanmisti. Price ile görüstügü siralar kendisinin hala Istanbul Hükümetine harbiye naziri olmak icin ugrastigi ve kendi yakinlarini kilit mevkilere getirmek istedigi bir zamana rast gelir. Sözü gecenlerin Ingilizler oldugu ortadayken onlarin yardimi ile kendi adamlarinin yolunu acmak istemesi hic de sasilacak bir sey degil. Ama Ingilizler onun sandigi kadar aptal olmadiklarindan buna yanasmamislardir.
Mustafa Kemal cebinde bir Ingiliz izin belgesi ile Samsun'a hareket etti, orada bu belgeyi yine bir Ingiliz subayina vize ettirdikten sonra Havza üzerinden Anadolu'ya acildi. Ingilizlerin gözünün daha o Havza'dayken acildigini söylemek gerekmez. Bir kac haftalik baski sonucu da geri gelmesi kararini da Istanbul'dan almislardi.
Bu konuda en güvenilir ve ciddi kaynak hala Sina Aksin'in "Istanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele" adli calismasidir. Turgut Özakman gibi tarihci özentilerinin collage calismalarina filan dalmadan tarih acemileri onu okuyup anlarlarsa yeter. Bazi cahillere simdi Sivas Kongresinde etraflica tartisilan Amerikan Mandasi konusuna basta Damad Ferid ve Ali Kemal'in ciktigini söylersek esmayi yine üstümüze sicratiriz. Onun icin sözüm ona kendilerinin de yararlandigi Aksin'i söyle derinlemesine bir okusunlar.
Tarihi konulara Tarih metodu ve terminolojisi ile bakmasini bilmeyenler birseyler yaziyorlar sonra da yazilanlari anlatmak icin bir kac daha makale yazilmasi gerekiyor.
Vatandasi aydinlatmak degil, kafalarini karistirmak icin yapiliyor bunlar.
***
Muhasebe ilmini bilmeyen birinin önüne, dünyanin en güclü sirketinin muhasebe evraklarini verip, bilanco cikarmasini isteyemezsin.
hatta hatta, bilancoda uygulanan kontierung sistemini bilmeyen birine, Deutsche Bankin bilancosunu versen, Deutsche Bank zarar ediyor zanneder.
***
Tarih de aynen böyle. Kiyisindan kösesinden, bir iki kelime üzerinden ne savunabilirsin ne de karsi cikabilirsin.
Vatandas, bu tür haberlerin sadece basligina ve kalin harflerle yazilmis bölümlerine bakar.
Haberin icini bile tam olarak okumayi basaran, anlayabilen biri icin, bu haber Atatürke karsi ifade edilemez.
Aksine, Atatürkün, o zor günlerde, imkansiz görülen bir mücadeleyi basariyla sonuclandirmasi ve Bagimsiz bir devletin kurulmasi yolundaki zeka ve basari düzeyinin yüksekligini gösterir.
Ama, vatan millet sakarya sloganlari ile kitap yazanlar bu durumu anlayamaz elbette.
Manastirli Hamdi
11.12.07, 23:41
Atatürkün, o zor günlerde, imkansiz görülen bir mücadeleyi basariyla sonuclandirmasi ve Bagimsiz bir devletin kurulmasi yolundaki zeka ve basari düzeyinin yüksekligini gösterir.
bu konuya katılıyorum.
yalnız, belirli konular gündeme getirlirse veya ortaya atılırlarsa, o tezleri destekleryen veya karşı çıkanlar kendilerine vazife çıkarabilirler.
Geçmişe yönelik nice insanlar iddia ortaya atıyor ve böylece bilimsel veya polemikvari tartışmaya neden oluyor. Bu genelle medya yoluyla oluşuyor.
iş, o zaman bu konuyla ilgilenen yazarlara düşüyor.
bu konuya katılıyorum.
yalnız, belirli konular gündeme getirlirse veya ortaya atılırlarsa, o tezleri destekleryen veya karşı çıkanlar kendilerine vazife çıkarabilirler.
Geçmişe yönelik nice insanlar iddia ortaya atıyor ve böylece bilimsel veya polemikvari tartışmaya neden oluyor. Bu genelle medya yoluyla oluşuyor.
iş, o zaman bu konuyla ilgilenen yazarlara düşüyor.
son 40 senede, toplumda bu konulari konusabilecek bilgi dagarcigi kalmadi ki.
politika ve politikanin yan katmanlari zaten baska seyler pesinde. toplum önderleri hayatin carki icinde dolasmaya calismakta.
bu konularda calisma yapmasi gereken enstitü, üniversite ve kurumlar en ufak bir calisma yapmiyor.
yani kisacasi, unu, suyu, sekeri koyuyorlar vatandasin önüne ve bu materyallerden bir pasta yapmasini istiyorlar.
nasil olacak bu is.
en büyük eksikligimiz nedir? entellektüel kadrolarimizin olmamasi.
bu eksikligimizi cok iyi bilen "müzakere takimi" ikide bir böyle seyleri ortaya sürüp duruyorlar. Ve bunu böyle yapacakalrini da acikca söylüyorlar zaten. Tesyev vakfi ve benzeri vakiflarin baskanlari bizzat kendileri acikliyorlar.
Eeee, ne oluyor o zaman?
birisi birseyleri özellikle ortaya atiyor.
konuyu sahiplenmesi ve cevaplandirmasi gerekenler de baska islerle mesgül.
basörtüsü serbest/ basörtüsü yasak kavgacilari (her iki ekip de ayni oranda bu hatayi yapiyor) ülke gündemini suni gündemlerle mesgul ediyor.
cevap verecek kadro yok güzel kardesim.
***
simdilerde tartisilmaya calisilan bu konulari, biz lise de daha derinlemesine tartisiyorduk. simdilerde yeni birseyler gibi ortaya sürülüp duran bu konulari, biz lise hayatimizda tartisma ve anlama, cözme kivamina gelmistik.
***
latife hanim mektuplari, vahdettin, atatürkün samsuna cikisi, hindli müslümanlarin destegi, bolseviklerle silah anlasmasi, sapka devrimi, harf inkilabi, tekke ve zaviyelerin kapatilmasi vs. vs. konularinin hepsini konusur, tartisir ve hatta TBMM kütüphanesi, Milli kütüphane gibi mekanlara gider arastirma yapardik.
cumhuriyet yönetiminin dogru ve yanlislarini konusurduk. bu konularda yazi yarismalarina katilirdik.
ama hicbirimizin aklina da, vahdettine veya atatürke küfür etmek gelmezdi. onlari kötülemezdik.
***
kardesim
son 30-40 senede, kendileri dogru dürüst bir adim atmayan insanlar, hep baskalarini tartistilar/tartistirdilar.
sorarim sana, ben osmanliyi seviyorum. ama Türkiye Cumhuriyetini de seviyorum.
Ben Abdülhamiti seviyorum. Vahdettini seviyorum ama Atatürkü de cok seviyorum.
Niye bana/topluma, illa birinden birini secmek mecburiyeti dayatiliyor ki?
Tarihi, tarihi olaylarin gectigi dönemin sartlari ile degerlendirmek lazim.
Eger bunu basarabilirsek, o zaman, falanca zibidinin yazdigi yazi ve yayinladigi mektubun veya belgenin hicbir kiymeti kalmaz.
Manastirli Hamdi
12.12.07, 00:24
latife hanim mektuplari
adamlar gündelik siyasi avantaj elde etmek için tarihi ona göre yeniden yorumlamak veya çarptırmak istiyor. bugün latife hanımın mektupları konusu gündeme gelince senin yazdığın yoruma benzer birşey benim de aklıma geldi.
başka bir threadde yeniden gündeme gelen orta asya göçü konusu da böyle birşey...
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0