PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Nereye gittiğimizi görmüyor musunuz?



Istanbuler
24.06.05, 17:05
Nereye gittiğimizi görmüyor musunuz? Mine G. Kırıkkanat (mine.gokce@wanadoo.fr)

(2777 kişi okudu)

Başlıktaki soruyu, aslında tümüyle ikinci çoğula, nereye 'gittiğinizi' görmüyor musunuz, diye sormak isterdim. Ne yazık ki görmeyen onlar, ama bizleri de beraber götürüyorlar... Hiç de meçhul olmayan, daha doğrusu meçhulü kalmayan bir maluma.
Deneme yanılma yöntemiyle varılıp dönülecek bir malum değil bu. Bir çıkmaz. Giren dönemiyor, düşen çıkamıyor, 'İstemeden girdim, arkamdan ittiler, valla billa oynamıyorum, sayım suyum yok' dese de zorla içeride tutuluyor. Çünkü o malum, cehennemin ta kendisi: İnanç hapishanesi!
Günah korkusuyla yasaklı yaşayanlar, ölü bedenlerine özgürlük vaat edilen bir cenneti hak etmek için o hapishaneye girmek için yarışıyorlar.
Oysa girmeyen bir, giren bin pişman. İşte İran. Sokaklara dökülüyor genç kızlar, delikanlılar, burada, bu dünyada insan gibi yaşamak, ölmeden önce yaşamak, yaşamdan zevk almak, özgür olmak, özgürce gülmek, özgürce sevmek, konuşmak, yazmak, üstlerine canlı canlı geçirilen kara kefenleri yırtmak... Başlarını açmak için yürüyorlar. Taşıdıkları pankartlarda İran İslam Cumhuriyeti yazılı, ama 'İslam' sözcüğünün üstü çizili! Ağusu ve balıyla, yaşamın tadını çıkarmak uğruna, ölümden sonraki ceza ve ödülü reddetmeye, hatta dinden imandan çıkmaya hazırlar. 'İslam'sız istiyorlar İran Cumhuriyeti'ni.
Ama çıkamıyorlar. İnanç mahkûmlarının, masumları da kendileriyle birlikte sürükleyip kapattığı inanç gardiyanları, kaçmak isteyeni dövüyor, tutukluyor, bazen de öldürüyor.
İran'da bir kuşak, çocukları adil bir düzende yaşasın diye devrim yaptı, bir zalimi yendi. Zafere, inanç mahkûmları sahip çıktı. Gerçekten daha adil bir düzen kurdular, ancak ekonomide dağıttıkları ekmeğin bedelini, özgürlükle ödettiler. Karnı daha iyi doyduğu için beyinsel mutlulukta ölümden sonraki cennet serabıyla avutulanların çocuklarına, artık özgürlük de gerekiyor... Ne yazık ki yasaklı şeriat devletini kurabilmek için bir kuşağın kendisini feda ettiği İran'da, şeriat devletini yıkabilmek için de bir kuşağın harcanması kaçınılmaz. Önce dünya zevklerini yasaklamak için dövüşüp öldüler, şimdi özgür bırakmak için dövüşüp ölmek zorundalar. İnanç hapishanesinden çıkmak için, yıkmaktan başka yol yok çünkü.
İşin kötüsü inanç mahkûmları, dünyanın her yerinde hapishaneyi kafalarında taşıyor, aramızda yaşıyor, özgür ülkeleri de birer hapishaneye çevirmek hayali kuruyor ve hepimizi mahkûm etmeye çalışıyorlar.
Nasıl mı? Yeni ürünlerini tanıtmak için ülke turuna çıkan Turkcell TIR'ı, Trabzon'da da durdu ve üç kız, iki erkek dansçı gösteri yapmaya başladılar. Ezan okunurken kesilen gösteri, ezandan sonra yeniden başlayınca camiden çıkan ahali dansçılara sataştı. Turkcell ekibi, pılıyı pırtıyı toplayıp kaçtı. Denizli'de ikinci bir bikini krizi yaşandı. Daha önce üzerinde bikinili kızlar var diye bir reklam panosunun üstündeki mayolu kızlar kâğıtla örtülmüştü. Bu kez kadın mayosu satan bir mağaza, bikinili manken afişini indirmek zorunda bırakıldı. İstanbul Atatürk Havaalanı'nda da artık 'manken kızlı' reklam afişi kullanılamıyor, biliyorsunuz. Öğrenci yurdunda genç olmak ve ramazanda oruç tutmamak, yıllardır mümkün değil: Ya dövüyorlar, ya öldürüyorlar. Zaten Başbakan'ın yanında içki içmek her babayiğidin, uçağında içmek ise her gazetecinin harcı değil. İstanbul varoşlarında ve Anadolu'nun kimi yörelerinde, kadın olup kısa kollu, başı açık ya da eksik etek gezmek, çoktan tarihe karıştı. Küçücük çocukları cehennem ateşleriyle korkutup cennette huriler, gılmanlar vaadiyle yaşamlarını 'ölümden sonra'ya erteleyen yobazlar, kaçak Kuran kurslarıyla yemleniyor, devlet eliyle...
Ve siz, ikinci çoğul, popülist politikacısından sözde aydınına, üniversitelerde türban yasağına özgürlük istiyorsunuz ha? İnanç mahkûmiyetine serbestlik tanınmalı diye ahkâm kesiyorsunuz ha?
Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun: O yasaklı kafalar, sizin çocuklarınızın kafasını bağlamak özgürlüğü istiyorlar. O inanç mahkûmları, sizin çocuklarınızı kendi inançlarına mahkûm kılmak yetkisi peşindeler.
Türkiye'yi nereye götürdüklerini görmezden gelebilirsiniz, ama çocuklarınızı yasaklı bir ülkeye mahkûm ve özgür bir ülkeden mahrum bıraktığınızın farkında değil misiniz?



Kaynak (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=156734)



------------------------------------------



Gercekten nereye gidiyoruz ben de merak ediyorum. Insanlar yavas yavas sindiriliyor.

piramses
24.06.05, 17:48
Gercekten nereye gidiyoruz ben de merak ediyorum. Insanlar yavas yavas sindiriliyor.




Islama gidiyoz abi
Huzur Islamda;)

bu arada irandaki secimlerin sonucu ne oldu tam olarak? Humeyniciler mi kazandi yoksa? takib edemedim

piramses
24.06.05, 18:10
irgendwann wird es zum clash of Zivilisation kommen, wie Huntington vorhersagte

Istanbuler
24.06.05, 18:30
@piramses

Die USA möchten nicht verstehen, warum die Leute in einigen Ländern gegen sie sind. Die eigentlichen Gründe gefallen ihnen nicht. Dann ist es natürlich sehr verständlich, warum sie eine These wie die von Huntington brauchen.

piramses
24.06.05, 18:41
@piramses

Die USA möchten nicht verstehen, warum die Leute in einigen Ländern gegen sie sind. Die eigentlichen Gründe gefallen ihnen nicht. Dann ist es natürlich sehr verständlich, warum sie eine These wie die von Huntington brauchen.

ja da stimmer ich dir zu..
ich denke aber, unabhängig von Amis gibt es ein Problem bei Moslems..muslimische Kultur ist in der westlichen Welt irgendwie wie ein Fremdkörper..was die Denkweisen , Einstellungen angeht, gibt es einen riesigen Unterschied..Diese Kluft verschärft sich mit der Zeit..Während des Kommunismus und des sog. Kalten Krieges ist das nicht aufgefallen, weil der gemeinsamer feind Kommunismus war..

Huntington hat irgendwie nicht völlig Unrecht...

Istanbuler
24.06.05, 18:50
ja da stimmer ich dir zu..
ich denke aber, unabhängig von Amis gibt es ein Problem bei Moslems..muslimische Kultur ist in der westlichen Welt irgendwie wie ein Fremdkörper..was die Denkweisen , Einstellungen angeht, gibt es einen riesigen Unterschied..Diese Kluft verschärft sich mit der Zeit..Während des Kommunismus und des sog. Kalten Krieges ist das nicht aufgefallen, weil der gemeinsamer feind Kommunismus war..

Huntington hat irgendwie nicht völlig Unrecht...


Das sollte man aber nicht als ein Konflikt zwischen der westlichen Moderne und dem Islam sehen. Die Modernität ist auch im Konflikt mit Christentum. Wenn schon, es geht um einen Konflikt zwischen der Modernität und Religiösität und den kann man sowohl im Westen als auch im Osten finden.

Der islamische Radikalismus wurde von den USA gezielt gefördert. Sie hatten ja gehofft, dadurch eine Front gegen den Kommunismus zu gewinnen. Sie waren auch erfolgreich. Jetzt ist der kalte Krieg vorbei und das selbst geschaffene Monster greift sie an.

DeLaHoya
24.06.05, 19:29
Boşuna uğraşmayın... türban özgürlüktür, din devleti ise zorunlu ve her şey çok güzel olacak...

dertli4u
24.06.05, 19:59
dini radikallere birakmayin...dini kendi emellerine alet edenlerle ugrasacaginiza, samimi duygularla dinini yasamak isteyenlerle ugrasin.

kadeh tokusturarak, acikligi savunarak vs..varilacak bir yer yoktur..koca koca adamlar,halkin cebindekini calan, kendi yandaslarina dagitan ve bunun icin siyaseti kullananlarla mücadele edip eylem yapacaklarina, belediyenin alkol yasagina karsi cikmak adi altinda sokakta kadeh tokusturmayi eylem zannetti.

arkadaslar

insanlarimizi radikallerin elinde oyuncak yapanlar halen ayni yanlisi yapiyor.

*****

toplumu korumak denilen birsey var..avrupalilar, 18 yasindan ufaklara icki izni mi veriyor..aksam 22 den sonra diskotege vs. girebiliyormu 16 yasindakiler..18 yasindan asagi olanlar gece 24 den sonra girebiliyormu icki satilan yerlere.

vaktiniz olunca, bistro ve benzeri yerlerdeki "vorschriften für jugendliche" yazisini okuyun..her bistroda asilidir..

*****

konuyu sadece türban, basörtüsü, mayo ückenine indirmek dogru degil.
*****

akp ve benzerlerinin dini tarafini incelemek yerine, yaptiklari yolsuzluklar, ihale sahtekarliklari, holding hortumlari´ni incelemek daha dogru olur diye düsünüyorum.

****

avrupa, dini bagnazligi, engizisyonu, dine sahip cikarak ve dinin gereklerini dogru anlatarak yenmistir..dini reddederek degil...

****

ayrica, türkiye iran degildir, olmaz..türk toplumu, dinini samimi ve dogru yasar..birkisim istismarciyi örnek göstermeyin..

Ay_Dogar
24.06.05, 22:34
Ahmedicenad ile Rafsancani arasinda...
Bir gazetede yazdigi gibi ,ya ölümü yada komayi sececek iran halki.
Özgürlük ne yazikki yari yolda kaldi ve yarisa giremedi.


ayrica, türkiye iran degildir, olmaz..türk toplumu, dinini samimi ve dogru yasar..birkisim istismarciyi örnek göstermeyin..

Hic belli olmaz.Türkiye'yi ayakta tutan Türk milliyetciligi ve laikliktir.
Birincisi gavur(AB) yolunda giderken bitirilmeye calisiliyor ,ikinciside arab yobazlarin(El Tayyib) degnekleri altinda eziliyor.
Iran halkin büyük bir bölümü islam devrini desteklemedi,sadece humeyni tarafindan yönetilen kücük bir grup baskaldirdi,halk sahi sevmedigi icin sessiz kaldi veya kismen destekledi.
Sonuc ortada.

deryatulga
23.09.07, 12:39
23 Eylül 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Soner YALÇIN



sonery@hurriyet.com.tr (sonery@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/218b.jpg İran’a şeriat ’demokrasi’ ve ’özgürlük’ vaatleriyle geldi


AKP’nin Anayasa tasarısı hazırlıkları, Türkiye’nin bir saklı gündeminin doğmasına neden oldu: "Darbe mi? Şeriat mı?" İşte Türkiye’nin gizli gündemi bu soru. Herkes bunu tartışıyor. Ne rastlantı; yıllar önce, İslam devriminden önce benzer soru İran’ın da gündemindeydi. İranlı solcular, demokratlar, liberaller ve milliyetçiler bu soruyu tartışıyordu, darbeye karşı çıkıyorlardı. Gelin İran’ın İslam devrimi öncesi ve sonrası günlerine gidelim. Bir de, "mahalle baskısı" var mıymış görelim.

MERHABA. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım.

Şah’ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.

Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.

Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize. Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek, giyim serbest olacaktı.

Şah’ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk.

Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.

ÜZERİNDE DURMADIK

Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran’ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran’da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.

Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.

Pek üzerinde durmadık bu olayın, "Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler" diye düşündük.

Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "İslam Mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk.

Haberi ciddiye almadık; "Üç beş sapsızın işi" dedik.

Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların üzerinde hiç durmadık. "Ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.

Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.

"Müslüman kadınların yanında orospuların yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.

Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! "Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!

Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.

Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk! "İttifak" "Eylem Birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.

GEÇİŞ SANCILARI SANDIK

Humeyni, "Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.

Şiraz’da "İslam Mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran’da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.

Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.

Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..

Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "Tamam bu sonuncusu" diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.

Kızların evlenme yaşı 18’den 13’e düşürüldü. Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.

Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.

Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı.

Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.

Hepimiz "ana çelişki" üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık.

REFERANDUM OYUNU

Üç ay önce Humeyni, Paris’te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.

Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi.

Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.

Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklardı: "İslam Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?"

Kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65’inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı cumhuriyetten?

Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: "İslam’a evet mi, hayır mı diyorsunuz?"

Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk: "Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır; özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?"

Ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler.

Sonuçta, "evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece 140 bindi.

Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

HALKI ANLAYAMADIK

Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.

Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal "Ayendegan" Gazetesi’ni kapattırdılar. Sıra sonra "Keyhan" Gazetesi’ne geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.

Tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu.

Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.

Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.

Örtünmek moda oldu!

Tüm bunlara "gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı.

Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.

Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.

Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.

Kaçanlardan biri de bendim.

Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.

(Not: Bu metin, Bahman Nirumand’ın "İran" kitabından derlenmiştir.)

Türkiye’nin İran benzerliği çok şaşırtıcı
ÖNCE bir tespit yapalım:

Diyorlar ki, "Türkiye, İran’a benzemez!"

Yanılıyorlar.

Bu nedenle gelin önce kısa bir tarih yolculuğu yapalım:

19. yüzyılda İngiltere’nin Osmanlı Devleti gibi İran üzerinde de nüfuzu vardı.

İki ülke de tarım ülkesiydi.

20. yüzyıl başında, -İran 1906; Osmanlı 1908- askerlerin bastırmasıyla iki ülkede de meşrutiyet ilan edildi.

Her iki ülke 1920’lerde yeni liderleriyle yönetildi:

İran’da subay Rıza Han (Pehlevi), "ormancılar ayaklanmasını" bastırıp yönetimi devirerek kendini "Şah" ilan etti.

Türkiye’nin lideri ise iç ve dış düşmanları yenen Mustafa Kemal Atatürk’tü.

Her iki lider de ülkelerinin tarihlerinde görülmedik boyutlarda, modernleşme ve reform politikalarını uygulamaya koydu. Ülkelerini eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar laikleştirmeye çalıştılar. Kılıf kıyafet devrimi yaptılar.

Bu reformlara her iki ülkede de karşı çıkan pek olmadı; sayıları az olmakla birlikte muhalif olanlar da çok ağır cezalara çaptırıldı.

İran 1940’ta, Türkiye 1946 yılında parlamenter demokrasiye geçti.

İran’da 1951’de, Türkiye’de 1960’ta "milliyetçi/ulusalcı solcu" askerler darbe yaptı.

İran’da başta petrol olmak üzere millileştirmeler yaşanırken, Türkiye de dışa açıldı, yabancı sermayeyi kabul etti.

CIA, İran’daki darbeci Musaddık’ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza Pehlevi’yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı, liderlerini hapsetti.

Türkiye, 1961’de demokrasiye döndü, seçimler yapıldı.

1960’lı yıllar, her iki ülkede de sol, milliyetçi ve İslamcı hareketin ivme kazandığı dönem oldu.

Aynı dönemde her iki ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı. ABD "abi" rolündeydi. Düşman ise komünizmdi.

Her iki ülke de solcularını ezmek, yok etmek için her yola başvurdu. Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak yaptı.

Sol muhalefetin ezildiği dönemde İslamcı hareketler güçlendi.

YEŞİL KUŞAK PROJESİ

Burada meseleye daha geniş açıdan bakıp, 1970’li yılların son dönemini bir hatırlayalım.

Sovyetler Birliği, Afganistan’a girmişti.

ABD’nin kontrolündeki Şah, İran’ı terk etmişti. Türkiye’de büyük bir sol dalga vardı.

Soğuk Savaş döneminde siz ABD’nin yerinde olsanız ne yaparsınız?

İran’da Sovyetler Birliği yanlısı solculara karşı mollaları desteklediler.

Türkiye’de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları kuvvetlendirerek solu ezdirdiler.

ABD, Şah’tan umudunu kesince mollaları destekledi. İran’da mollaları yok etmek isteyen askerlerin elini kolunu bağladı.

Şah Rıza Pehlevi, ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yaptı.

ABD, Sovyetler Birliği’ni İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları ayaklandırarak yıkacağını hesaplıyordu.

Bu nedenle İranlı subaylara hep engel oldu.

Örneğin: Şah gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan Bahtiyar "İslam Cumhuriyeti’ne izin vermeyeceğim" diyordu.

Genelkurmay Başkanı Karabagi, Bahtiyar’ı destekliyordu.

Bahtiyar, ABD ve İngiltere’ye danıştı. Tabii ki destek alamadı.

Mollalar şanslıydı; dünya siyasal konjonktürü onların lehineydi.

Sonunda Humeyni, Tahran’a geldi. Yerleştiği "Refah Okulu"nda, liberal-İslamcı Mehdi Bazargan’ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı. ABD ve Avrupa bu "ılımlı İslamcı" atamadan mutlu oldu.

Ancak mollalar güçlendikçe iktidara yerleşti.

Son hedefleri, halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr idi.

Askerler bu kez Beni Sadr’ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

Mollalar iktidara yerleşti. "Ilımlı İslam" istemiyorlardı!

DESTEK ESNAFTAN

İran tarihine bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti. Sadece 1963’te Şah, mali kaynaklarını yok ettiği için ilk protesto eylemini gerçekleştirmişlerdi. Bu nedenle Humeyni, Türkiye’ye sürgüne gönderilmişti.

Durum aslında bizim Nakşibendiler’e benziyor, onlar da hep devletin yanında olmuşlardı. Neyse...

Türkiye’deki İslami hareketler ile İran’daki mollaları destekleyen güçler arasında benzerlikler var mıydı?

Yapısal farklılıklar olsa da taban aynıydı:

Mollaların ülke içinde en büyük destekçisi, iç ticaretin üçte ikisini, ihracatın üçte birini elinde tutan ve geleneksel değerlerin savunucusu Bazar esnafıydı.

Mollalar ayrıca liberal-burjuva çevrelerinden de destek gördü. Bunun sebebi, özerklik için harekete geçen Azeri, Kürt, Beluciler gibi etnik unsurların başlarının hemen ezilmesi talebiydi.

Ve tabii, din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı ise, cami komiteleriyle girdikleri yoksul mahallelerdi. Camiler cihat birliklerinin hücre evleriydi. Kısa bir süre öncesinin solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın akın mollaların arkasından yürüyordu artık.

Şimdi tekrar başa dönüp soralım: Türkiye, İran’a benziyor mu?

Haluk
23.09.07, 13:43
Şimdi tekrar başa dönüp soralım: Türkiye, İran’a benziyor mu?

Benzemiyor...

bir defasinda Molle darbesinde, Halk Sah altinda eziliyordu, ve özgürlük pesindeydi!

Türkiyede suan kim eziliyorki, hürriyeti kisiliyorki, Molla türü seriatcilarin pesinden kossun Allah askina?

Ha Pardon.. Basört... yok Türban vardi demi. Bir bez parcasi icin kan akmaz... bir örtü icin de halk yildirilmaz, üzerine baski yapilmaz.

Bence iki tarafda derin derin bir muhasebe yapsin bu konuda!:think:

deryatulga
23.09.07, 13:53
Benzemiyor...

Ha Pardon.. Basört... yok Türban vardi demi. Bir bez parcasi icin kan akmaz... bir örtü icin de halk yildirilmaz, üzerine baski yapilmaz.

Bence iki tarafda derin derin bir muhasebe yapsin bu konuda!:think:

Malezya'yi uyduramadilar ya, Iran kulvarina gectiler yine. Ama Nirumand sülalesinin kim oldugunu bile bilmeden!:lach:

deryatulga
24.09.07, 10:12
24 Eylül 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Rahmi TURAN



rturan@hurriyet.com.tr (rturan@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/228b.jpg İran ve Türk kadınları


BİR süre önce Başbakan’ın eşinin bakan ve milletvekili eşlerine verdiği davete katılan hanımların çoğunun, forma gibi türbanlı olduğunu görmek beni hiç şaşırtmadı...

Üniversitelerde türbanı serbest bırakmak için anayasa değişikliği yapılıyor, devletin zirvesindeki davetlere katılan eşler, iktidarın gözüne girmek için türban takıyor, birçok hanım da bundan etkileniyor.

Giderek Malezya ya da İran gibi mi oluyoruz, nedir?

Kadınlar başlarını, erkeklerin istediği gibi kapatıp tesettüre bürünerek, onların egemenliğini peşinen kabul etmiş oluyorlar.

Böylece ülkemizde kadın-erkek eşitliği sözde kalıyor. Onların dünyasında kadının adı yok! İki tarafın da isteği bu ise, bizim de söyleyecek fazla bir lafımız olmaz tabii...

Kadınlarımızın bir kısmı kendilerini, erkeğin tahakkümünde ikinci sınıf insan olarak görüyorlarsa, bundan bize ne? Mutlu olsunlar. Dileğimiz budur.

* * *

Bir tarihte 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile İran’a gitmiştim. Bütün kadınlar örtülüydü. Sıcak yaz gününde bile kara çarşaflar giyiyor, öcü gibi dolaşıyorlardı. İran’da, kadınların bisiklete binmeleri de, cinsel nedenlerle, kesinlikle yasaktı.

Tahran çarşısında gezerken, başları örtülü ve peçeli üç genç kadınla karşılaştım... Sadece iri, güzel gözleri görünüyordu. Kadınlar bana selam verince şaşırdım kaldım tabii...

"Allah Allah... Koca Tahran’da beni kim tanır ki?" diye düşünürken, onlar peçelerini açtı. Aaa... Bunlar bizim Türk Hava Yolları’nın hostesleri değil mi?

Ben "Bu haliniz ne?" diye şaşkın bir halde sorarken hostesler, İran’a gelen yabancı kadınların da İranlı kadınlar gibi örtünmek zorunda olduklarını anlattılar.

Müslüman, Hıristiyan, Musevi, hangi dinden olursa olsun, İran topraklarına ayak basan kadınlar mutlaka kapanacak. Dinin emriymiş bu!

Yoksa... Cezası var. Kırbaç mı, dayak mı, Allah ne verdiyse!

* * *

İran’da kadınların örtünmeleri Şah’ı deviren mollaların, İslam Cumhuriyeti kurmasından sonra başladı. Fakat...

İranlı kadınlar Türkiye’ye geldikleri ya da bir Avrupa ülkesine gittikleri vakit hemen açılıp saçılıyorlar. Tamamına yakını, ülkelerindeki örtünme baskısından tiksiniyor.

Her yaz Bodrum’da bikini ile denize giren birçok İranlı kadın görüyorum.

İran’daki kadınlar kara çarşaflardan ve başlarına sardıkları örtülerden kurtulmaya çalışırken, bizim kadınlarımız kapanmaya başladı. Genç kızlarımız arasında da sıkmabaş yaygınlaşıp moda haline geldi. Taksim’in göbeğinde bile sık sık kara çarşaflılar görüyorum.

Ben, kapanma hevesindeki kadınlarımızın, İranlı kadınlarla bir konuşmalarını isterim. Çektikleri azabı, yaşadıkları esaret hayatını onlar anlatsınlar.

* * *

Bizdeki kadınların çoğunu erkekler kapatıyor. AKP’nin iktidara gelmesiyle bu baskı arttı, beş yılda hayli mesafe alındı. İran’da da bu, uzun yıllar süren bir süreçten sonra başlamıştı.

Türkiye’de yaşayan bazı İranlı aydın dostlarımız var. Bunlarla zaman zaman görüştüğümüzde hayret ve dehşet içinde soruyorlar:

"Türk kadınlarına ne oluyor? Bizde mollalar kadınları ikinci sınıf yaratık saydıklarından, güç kullanıp kapatıyorlar. Sizin kadınlarınızı kim zorluyor?"

Türkiye’de de genellikle kapanan kadın değil, kapatan erkek... Kişiliğini bulamayan ya da ekonomik bağımsızlıklarını kazanamayan kadınlar, erkeğin kulu kölesi olmayı kabulleniyorlar.

Eli kolu bağlı İran kadını esaretten kurtulmaya çalışırken, özgür Türk kadınının kapanması hazin bir çelişki yaratıyor!

polatinum
24.09.07, 12:17
Ilginc bu Rahmi Bey. Sanki Iranda (yada Trde) kendi istegiyle basörtü takan yok. Amma ugrasiyorlar ya. Hepsi soyunsalarda dünyanin Rahmi Beyleri bir rahatlasa.....

Yakamoz
24.09.07, 12:20
Ilginc bu Rahmi Bey. Sanki Iranda (yada Trde) kendi istegiyle basörtü takan yok. Amma ugrasiyorlar ya. Hepsi soyunsalarda dünyanin Rahmi Beyleri bir rahatlasa.....

Ama zorlamanin oldugu yerde kimin gönüllü, kimin gönülsüz taktigi bilinmiyor iste.

Haluk
24.09.07, 12:24
Ilginc bu Rahmi Bey. Sanki Iranda (yada Trde) kendi istegiyle basörtü takan yok. Amma ugrasiyorlar ya. Hepsi soyunsalarda dünyanin Rahmi Beyleri bir rahatlasa.....

Böyle ninnilere hala kulak asan oldugu sürece, bizim Rahmi beye is düsüyor, o da Allah versin, salliyor..pardon, yaziyorda yaziyor! :lach:



Sıcak yaz gününde bile kara çarşaflar giyiyor, öcü gibi dolaşıyorlardı.


:brüll: :brüll:

Haluk
24.09.07, 12:27
Ama zorlamanin oldugu yerde kimin gönüllü, kimin gönülsüz taktigi bilinmiyor iste.

Yanlis.. Iki tarafda Yanlis!

Onun icin kesinlike Iran yada Malezya olmayiz.. bizim insanlar bilincli.

Biz Arablardan da Halifeligi devraldiktan sonra Islam dünyada parladi.

Özümüzde var, kanimizda var.. biz Türk milletiyiz! (Rahmi bey havasina kapildim) :D

Yakamoz
24.09.07, 12:30
Yanlis.. Iki tarafda Yanlis!

Onun icin kesinlike Iran yada Malezya olmayiz.. bizim insanlar bilincli.

Biz Arablardan da Halifeligi devraldiktan sonra Islam dünyada parladi.

Özümüzde var, kanimizda var.. biz Türk milletiyiz! (Rahmi bey havasina kapildim) :D

Senelerce millet, politikacilara uyarak karsilikli birbirini öcü veya dinsiz olarak gösterdi. Kutuplasma had safhada. Maalesef senin gibi positif düsünmüyorum.

deryatulga
24.09.07, 12:53
Ama zorlamanin oldugu yerde kimin gönüllü, kimin gönülsüz taktigi bilinmiyor iste.

Rahmi Turan denen adam 1969-1971 yillari arasinda Günaydin ve Hürriyet gazetelerinin Süleyman Demirel'e karsi yürüttügü nefret kampanyasinin oskestra sefiydi. Simavi takimi Talat Aydemir türü darbecilere bile yatirim yapacak kadar uyanik oldugundan, 12 Mart 1971 muhtirasina kadar isin ucunu birakmamisti.

Demirel'e gicik olmalarinin sebebi ise patronlardan birinin metresinin Türkiye'de oturma izninin uzatilmamasiydi. Ilk manset hic aklimdan cikmaz:
"Kardesim Nazmiye Demirel'in dostu oldugu icin öldürüldü!" Rahmi Turan iste böyle bir kalemdir. Simaviler batti, ondan yararlananlarin soyu tükenmedi!

deryatulga
25.09.07, 19:40
25 Eylül 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Yalçın BAYER



ybayer@hurriyet.com.tr (ybayer@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/42b.jpg Biz kırsaldan gelen ’yobazdan’ korkarız


"İRAN’a türbanın nasıl geldiğini ve ’mahalle baskısı’na uğrayan kadınların ne yaşadıklarını anlatmak isterim...

Biz mahallenin yerlilerinden değil daha sonra kırsaldan gelip de büyük şehrin kültürüne ayak uyduramamış kendi hurafeleri/kültürsüzlükleri/yobazlıklarını bize din diye dayatanlardan korkuyoruz. Ayrıca İran’da çarşaf bir günde gelmemiş. Bağıra bağıra gelmiş... Türkiye’de yaşayan İran asıllılar dinlenirse size çok ilginç şeyler anlatacaklardır. Malezya’dan daha önemli... Size İranlı bir kadın doktor arkadaşımın anlattıklarından bir bölüm aktarmak isterim:

"1980 öncesi; Humeyni rejimi daha gelmemiş ama ayak izleri açıkça ortaya çıkmış... Kadınların başları açık ancak büyük mağazalara girdiklerinde çantalarından küçük eşarplarını çıkartıyor, içerden çıkanlar ise başlarını açıp eşarplarını çantalarına koyuyorlar... Niye mi? Çünkü mağazaya alışverişe girdiğinizde tezgáhtar sizle ilgilenmiyor; mal satmıyor.

Dolayısıyla lanet edip bir şey alamadan çıkıyorsunuz. Semt bakkalı, kasabı da aynı...

Dışarıya eşinizle, çoluk çocuğunuzla yemeğe gidiyorsunuz. Garson hizmet vermiyor; sizi yok sayıyor. Niye, çünkü sizin başınız açık. Sizden sonra gelen ailenin annesi başı kapalı olduğu için çoktan yemeğe başlamış bile ama siz kocanızın ve çocuklarınızın gözü önünde dışlanıyorsunuz. Onlar da cezalandırılıyor; siz de lanet olsun deyip başınızı örtüyorsunuz. Sadece bu mu ’mahalle baskısı’... Maliye’nin memurları başı açık kadınlara mal satan dükkán, mağaza ve işletme sahiplerini öyle bir vergi incelemesinden geçiriyor ki mağaza sahibi de lanet olsun deyip başı açıklara mal satmaya yanaşmıyor..

Sonra sonra mı ne oldu?

Humeyni geldi.

Din kisvesi altında, psikolojik olarak başlayan ama daha sonra size dayatılan, bu da yetmeyince kadınları dövmeye, kırbaçlamaya kadar varan yüksek maaşlı pastarları bilir misiniz? (Rejim askerleri-güvenlik güçleri-zabıta diyebilirsiniz.) Kırsal kesimden getirilmiş; çoğu okuma-yazma bilmiyor, cahil ve de yobazlar... Kendilerine lojman ve çocuklarına da devlet okullarında ücretsiz eğitim imkánı sağlanmış... Şimdi bu adamlar başınız açık diye sizi coplar mı, coplamaz mı?

Bugün de hálá copluyorlar.

İran kadınları bugünlere nasıl gelmiş; işte böyle... Bizde de olmaz mı diyorsunuz, "hadi canım" demek isterim. Gidin Fatih’teki mağazalara; başınız açıksa o şık ve makyajlı türbanlı tezgáhtarların size nasıl davrandıklarını bir gözleyin.

Hálá mı iyimsersiniz? Ama ben iyimser değilim. İsmimi merak edenler olursa güvendiğiniz kişilere verebilirsiniz."

deryatulga
26.09.07, 13:26
26.09.2007
http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifSalih Tuna

Darbe olmadan asla
Türkiye'yi oraya, buraya benzetiyorlar ki, demokratik normal, sürgit tehdit altında yaşasın.
Bin bir türlü tezviratla postmodern, yani, kolpacı darbelere 'ortam' hazırlamakta mahir eşhas, siyasi iradeye şunu demek istiyor:
'Bak, memleketi (Malezya'ya falan) benzetirim; 'iyi saatte olsunlar' da seni 'benzetirler', ona göre ha!..'
Klasik psikolojik savaş tekniklerinden başka bir şey değildir bu.
Çıngar çıkarıyorlar ki, sittin sene otağ kurdukları merkezdeki konumları asla zeval görmesin.
Merkezdeki saltanatlarına ortak kabul etmedikleri için de, bir 'zırh' olarak merkeziyetçiliği savunmak zorundalar.
Onun için, 'Hadi, 'hizmet' etmene sesimizi çıkarmıyoruz, ama, sakın bizi 'yönetmeye' kalkışma!' demeye getiriyorlar.
Açık, seçik şekilde, 'Oyu nereden alırsan al, ama, aklı bizden alacaksın, şaşırma!' diyecek halleri yok ya.
Malezya, 'türban', 'mahalle baskısı' gibi lakırdılar, 'maskeleme' ameliyesinden ibaret.
Bu maskelemeyi bir an savsaklasalar, 'Bizi oy aldığın mahalle ile eşit muameleye tabi tutmaya kalkışırsan, 'mevzua' çomak sokarız; ekmeğimize yağ sürmeyeni, ekmeğinden ederiz…' yollu hırtlıkları kabak gibi ortaya çıkacak.
Bütün değerleri hercümerç olmuş, deli dolu, su başlarını tutmuş şu bizim eski tüfek solcuların, şu 'andıç medyası' aydıncıkların Malezya muhabbetine, Soner Yalçın da (masaya İran'ı sürerek) dahil oldu ya, helal olsun!

Bu nasıl zihniyettir ki;1980'lerin moda martavalı, 'Molla, kendini kolla' kavrayışından bir gram öteye geçmez.

O yıllarda, İranlı zırtapoz bir generale atfedilen, 'Biz vaktinde darbe yapamadık ve devrime gafil avlandık; aman siz avlanmayın!' şeklinde özetlenebilecek açıklaması, cemiyeti, 'darbe baskısı' altında tutmak için, 'darbesevici' medyamız tarafından manşetlere çıkarılıyordu.

Çıkma tarihçimiz Soner Yalçın da matah bir şey bulmuş gibi, nihayetinde, mezkur generalden farklı bir şey söylemeyen İranlı ebleh bir gazetecinin kitabına sarılmış.

Eblehliği şurada:

Konuşmalarıyla, kitaplarıyla, öğrencileriyle, 1963'teki '15 Hordad Kıyamı' dahil verdiği mücadeleyle, İmam Humeyni, sanki bilinmiyordu da, 1979 İran İslam İnkılabı'nı gazoz kabağından çıkmış gibi anlatıyor mübarek.

İmam Humeyni, güya 'yeryüzü cenneti' vaat etmiş de, yerine getirmemiş. Giyim kuşamın serbest olacağını söylemiş de, yapmamış…

Hülasa; iler tutar yanı olmayan bir yığın zırva işte.

Sonuç?

Keleğe gelmişler.

Yani?

'Biz keleğe geldik, siz gelmeyin; 'bunların' özgürlük, demokrasi demelerine bakmayın, getirecekleri şeriattır; akıllı olun…'

Hay Allah müstehakını versin Soner!

Böyle derbeder, böyle şaşkaloz analoji olur mu?

Ona bakarsan, biz de, Çanakkale Destanı'nı, Kurtuluş Savaşı'nı Erdoğan Teziç YÖK Başkanı olsun veya başörtülü öğrenciler üniversitelerden sittir edilsin diye yapmadık!..

Sen şimdi ne diyorsun Soner?

O yazıyla, 'Behey gafiller, hâlâ ne durursunuz? Aha da, tıpatıp İran'a benziyoruz. Elinizi çabuk tutun, hadi yallah!' demeye çalıştığın besbelli ya, işte onu soruyorum:

İyi de, nereye Soner? Darbe olmadan asla, demiyorsan, nereye?

'Devrim yasalarının' adamakıllı uygulanmasına mı?

Şah, İran usulü 28 Şubat Kararları'nı, kaç yıl uyguladı haberin var mı? Hem de sözde değil, özde.

Bunları o ebleh gazetecilerin kitaplarında bulamazsın. Sevabıma birkaçını ben anlatayım.

Hayır, Şah Rıza'nın, Müslümanları, muhalifleri sindirmek için uyguladığı vahşi işkencelerden, zindanlardan, sürgünlerden, idamlardan bahsetmeyeceğim.

Sadece, 27 Aralık 1928'de Kılık Kıyafet Birliği konusunda İran Meclis'inde çıkan bir yasa gereği bütün erkeklerin 'Pehlevi Şapkası' tesmiye edilen, siperlikli kep şeklinde bir şapka takmaya mecbur edilişlerini, kadınların örtüden soyundurulma süreci için yapılan enva-i çeşit işkenceleri hatırlatmak isterim.

Bir de, Fransız sistemi model alınarak hukuk sistemi bütünüyle laikleştirilmiş ama pratikte Şah Rıza'nın beklediği sonuç ortaya çıkmadığı için 'seri idamlar' devreye girmişti.

Örnek çok, lakin yerimiz yok. Bari şu kadarcığını söyleyeyim:

Şah dönemi İran'ında, 'Tahrir-i Sükun' ararsanız da bulursunuz, İskilipli Atıf Hoca vakaları da. Hepsi ziyadesiyle mevcut.

E'ee ne oldu, Şah'ın, 'darbelimatkap' döneminin akıbeti?

Ve, siz ne olmasını istemiyorsunuz, ey 'korkudan beslenen' güruh?

nalan@ist
27.09.07, 11:39
Yanlis.. Iki tarafda Yanlis!

Onun icin kesinlike Iran yada Malezya olmayiz.. bizim insanlar bilincli.

Biz Arablardan da Halifeligi devraldiktan sonra Islam dünyada parladi.

Özümüzde var, kanimizda var.. biz Türk milletiyiz! (Rahmi bey havasina kapildim) :D

bizim insanlarımız bilinçli mi...??? hmm türkiyede ortalama eğitim seviyesinin 3.5 yıl olduğunu biliyormuydun peki....

buna katılmak mümkün değil...pardon...

verda
27.09.07, 11:44
bizim insanlarımız bilinçli mi...??? hmm türkiyede ortalama eğitim seviyesinin 3.5 yıl olduğunu biliyormuydun peki....

buna katılmak mümkün değil...pardon...

dogru ya, bidon kafali hepsi...

nalan@ist
27.09.07, 11:49
onu siz söylüyorsunuz...ama herkes bilinçli diye bir genelleme yapmak mümkün değil kusura bakmayın....

verda
27.09.07, 12:03
onu siz söylüyorsunuz...ama herkes bilinçli diye bir genelleme yapmak mümkün değil kusura bakmayın....
peki cözüm?
nasil bilinclendirecegiz milletimizi?

Wolf
27.09.07, 12:10
peki cözüm?
nasil bilinclendirecegiz milletimizi?

Darüber denke ich seit Jahren nach, komme aber auf kein Ergebnis. :(

Mein eigenes, privates und kleines Ziel ist, in der Türkei eine private Schule zu eröffnen. Dort sollen die Kiddies möglichst das haben, was man an guten Schulen auch hat.

verda
27.09.07, 12:16
Darüber denke ich seit Jahren nach, komme aber auf kein Ergebnis. :(

Mein eigenes, privates und kleines Ziel ist, in der Türkei eine private Schule zu eröffnen. Dort sollen die Kiddies möglichst das haben, was man an guten Schulen auch hat.

deine ziel finde ich gut,doch was hilft es unserem land ,wenn nur eine kleine "masse" aufgeklärt wird?

nalan@ist
27.09.07, 12:17
Darüber denke ich seit Jahren nach, komme aber auf kein Ergebnis. :(

Mein eigenes, privates und kleines Ziel ist, in der Türkei eine private Schule zu eröffnen. Dort sollen die Kiddies möglichst das haben, was man an guten Schulen auch hat.

merak etmeyin burda yeterince özel okul var ve o özel okullarda çok iyi de eğitim görüyor cocuklar...parayla herşey mümkün biliyorsunuz....
önemli olan devlet okullarını kalkındırmak...yada aynı eğitimi oralarda verebilmek...normal gelirli olan bir aile o cocuğu nasıl özel okula göndersin, ki bir 2 veya 3 cocuklu aileleri düşünün...?? Rakamları söylememe gerek yok sanırım...senelik 7.000YTL - 15.000YTL den bahsediyoruz...ha pardon binlerce dolarlardan bahsetmek bile istemiyorum...

O eğitimi daha makul bir fiyata alabilmelerini sağlamak çok çok daha önemli...tabi devlet okulunda görmeleri çok daha iyi olur...ama bu pek mümkün değil gibi...maalesef...

Wolf
27.09.07, 12:21
merak etmeyin burda yeterince özel okul var ve o özel okullarda çok iyi de eğitim görüyor cocuklar...parayla herşey mümkün biliyorsunuz....

Istanbul Alman Lisesi mezunuyum, özel okullarin durumunu biliyorum..... sandigin gibi degil maalesef. Ayrica:


normal gelirli olan bir aile o cocuğu nasıl özel okula göndersin, ki bir 2 veya 3 cocuklu aileleri düşünün...??
......
O eğitimi daha makul bir fiyata alabilmelerini sağlamak çok çok daha önemli.Amac buydu zaten! :)

Wolf
27.09.07, 12:22
deine ziel finde ich gut,doch was hilft es unserem land ,wenn nur eine kleine "masse" aufgeklärt wird?

Milyarder degilz ki.... elimizden bir mok gelmiyor. O yüzden kendime daha mütevazi bir hedef sectim.

deryatulga
27.09.07, 12:23
bizim insanlarımız bilinçli mi...??? hmm türkiyede ortalama eğitim seviyesinin 3.5 yıl olduğunu biliyormuydun peki....

buna katılmak mümkün değil...pardon...

Totalitarismus ist die Tyrannei der Mittelmässigkeit, Gott sei dank nicht des Mittelmasses!:lach:

nalan@ist
27.09.07, 12:32
Istanbul Alman Lisesi mezunuyum, özel okullarin durumunu biliyorum..... sandigin gibi degil maalesef. Ayrica:


kaç senesinde mezun oldunuz bilmiyorum ama, Istanbul Alman lisesi çok iyi bir liseydi...son senelerde bozduğunu bende duydum...ama benim hemen hemen bütün akrabalarım alman lisesinden mezun...ve gayet memnunlar...

Ama özel olkullar sadece alman lisesinden oluşmuyorlar...


amaç buydu derken....bir özel okul daha açıp bol para kazanmak amaç olmamalı bence....(veya "private schule" adı altında siz ne anlam çıkarıyorsunuz bilemem)

Wolf
27.09.07, 12:47
kaç senesinde mezun oldunuz bilmiyorum ama, Istanbul Alman lisesi çok iyi bir liseydi...son senelerde bozduğunu bende duydum...ama benim hemen hemen bütün akrabalarım alman lisesinden mezun...ve gayet memnunlar...

Doksanlarin basinda.


Ama özel olkullar sadece alman lisesinden oluşmuyorlar...

Digerleri genelde o kadarini bile etmiyor.


amaç buydu derken....bir özel okul daha açıp bol para kazanmak amaç olmamalı bence....

Genelde acanlarin amaci iste bu ama. "Olmamali" demek "öyle degil" demek degildir maalesef.....

deryatulga
27.09.07, 14:53
kaç senesinde mezun oldunuz bilmiyorum ama, Istanbul Alman lisesi çok iyi bir liseydi...son senelerde bozduğunu bende duydum...ama benim hemen hemen bütün akrabalarım alman lisesinden mezun...ve gayet memnunlar...

Tahsil cehaleti alir, Esseklik baki kalir!:lach:

deryatulga
27.09.07, 15:19
http://www.milliyet.com.tr/2007/09/27/yazar/cemal.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/09/27/yazar/cemal.html)



http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_cemal.gif
Hasan CEMAL

Kafayı serin tutun!


İran'da asker darbe yapmadı, Humeyni geldi.
Cezayir'de asker darbe yaptı, iç savaş çıktı; oluk gibi kan aktı, 150 bin kişi öldü.
Bizde ne olacak?
Ne yapacağız? Darbe mi?
Yoksa seyir mi edeceğiz?
Ya İslamcı ihtilal...
Ya iç savaş...
Yani ölümlerden ölüm beğen!
Öyle mi?
Böyle bir çıkmazda mıyız?
Ya Cezayir'in kanlı iç savaşı.
Ya İran'ın kapkara düzeni.
Girdiğimiz kurt kapanı bu mu?
Sahi mi?
Vah vah!
Ama bir de Malezya var.
Ilımlı İslam...
Bu sinsi olanı.
Çaktırmadan, inceden inceye nüfuz ediyor, kaleyi içten yiyip birden çökertiyor.
Gazetenin manşetindeydi.
Bir Malezyalı demiş ki:
"Biz on yıl sonra İran olacağız, Türkiye de Malezya..."
Yandık ki yandık!
O zaman bir on yıl daha geçince, biz de İran mı olacağız?..
Peki, Humeyni'miz kim olacak?
Fethullah Efendi...
Öyle mi?
Humeyni alayı valayla Paris'ten uçağa binip Tahran'a inmişti. Fethullah Efendi de Amerika'dan uçakla memlekete avdet edip İslamcı diktanın koltuğuna oturacakmış...
Sahiden mi?
Kafayı mı yediniz?..
Türkiye'yi bu kadar mı tanıyorsunuz? Bu kadar mı küçümsenir koca Türkiye, bunca tarihsel birikimi ve deneyimiyle?..
Hey, farkında mısınız?
Bu ülkenin yüz elli iki yüz yıllık modernleşme tarihiyle, gelişmişlik ve farklılaşmışlık düzeyiyle, bugün gelmiş olduğu yerle bir Cezayir, bir İran, bir Malezya hiç mukayese kabul eder mi?
Cezayir sömürgeydi.
Bu ülkeyi hep başkaları yönetti. Bağımsızlık Savaşı'nı verenler her zaman sömürge olmanın kompleksini yaşadılar.
Bu nedenle Avrupa'ya sırtlarını dönüp içe kapandılar. Demokratik açılımı, demokrasinin siyasal kurumlarını ve pazar ekonomisini dışladılar.
Demir yumruklu tek parti hükümetiyle, Baasçı bir anlayışla muhalefeti yer altına ittiler. Cezayir'de böylece tek yerde toplandı tüm muhalefet:
İslamcılık!
İran da farklı değildi.
Sömürge olmadı ama Türkiye'nin Osmanlı'dan itibaren geçtiği modernleşme ya da Batılılaşma sürecini Cezayir gibi İran da yaşamadı.
Cezayir gibi İran da daha çok demir yumruklu otoriter rejimler tarafından yönetildi. Ekonomisi kapalı ve devletçi yanı hep ağır bastı İran'ın.
Bu arada Şah, Türkiye'nin modernleşmesini iş işten geçinceye kadar küçümsemişti. Böylece radikal İslamcı muhalefet, mollaların önderliğinde yer altında güçlendi. Ve Humeyni, Şah'a tek alternatif oldu.
Bugün İslam dünyasının tek partili otoriter rejimleri de Cezayir'in, İran'ın çıkmazını yaşıyorlar. Mısır'da Mübarek rejiminin, Ürdün'de Kraliyet'in, Suriye'de Beşşar Esad'ın bugün bir tek alterna
tifi vardır:
İslamcılar...
Bu ülkelerde serbest seçimler yapılsa, sandıktan Müslüman Kardeşler'den başkası çıkmaz.
Türkiye farklıdır!
Modernleşme tarihi yüz elli, iki yüzyıllıktır. Yüzünü Osmanlı'dan itibaren Doğu'ya değil, Batı'ya çevirmiştir.
Bu yüzden farklıdır.
Kurtuluş Savaşı'yla birlikte Atatürk ve dava arkadaşları, herhangi bir komplekse kapılmadan Batılı olmanın gerektirdiği reformcu adımları atmışlardır. Siyasal hedef olarak önlerine 'Avrupa demokrasisi'ni koymuşlardır.
1946'da çok partili demokrasiye atılan adım da, 1950'de hükümetin ilk kez genel seçimlerle, yani halkın oylarıyla el değiştirmesi de, Avrupa Konseyi, OECD, NATO üyelikleri de, AB ile 1963 Ortaklık Antlaşması da, 1980'lerde başlayan ekonomik dışa açılma ve liberalleşme de, 2004-2005'de AB ile tam üyelik müzakere sürecinin işlemeye başlaması da, bunların tümü de Türkiye'nin Batı yolculuğunun kilometre taşlarıdır.
Cezayir'in böyle bir yolculuğu hiç olmadı.
İran'ın da öyle.
Malezya'yı saymıyorum bile...
Bu ülkelerin hiçbiri, Türkiye'nin siyasal alanda yaşamış olduğu demokratikleşme sürecinin, devlet ve siyaset hayatıyla toplum düzenindeki laikleşme sürecinin yanından bile geçmemişlerdir.
Türkiye bu yüzden farklıdır.
Ayrıca, Türkiye'de demokrasi sadece seçim sandığından ibaret kalmamıştır. Pazar ekonomisi eliyle ekonominin dışa açılması ve büyümesiyle sivil toplum da serpilmiş ve güçlenmiştir. Siyasal demokrasiyi taşıyacak dayanıklı bir altyapı ortaya çıkmıştır.
Türkiye bu nedenle farklıdır.
Böyle bir altyapı bu ülkelerin hiç birinde olmadı.
Bugün de yoktur.
Türkiye, kendi demokratik çerçevesi içinde İslamcı siyasal gelenekten gelenlere de, -bu arada AKP'nin kurucu kadrolarına da- demokrasi oyununun kurallarını genel olarak benimsetmiştir.
İran'da, Cezayir'de olmayan budur. Arap dünyasındaki Mısır, Ürdün, Suriye gibi otoriter, Baasçı rejimlerde olmayan budur.
Bir başka deyişle:
Türkiye gibi en az yüzyıllık bir modernleşme sürecinden nasibini doğru dürüst almadıkları için demokrasi açısından çıkmazları büyüktür bu ülkelerin...
Türkiye'yi bu ülkelerle mukayese etmeyin.
Türkiye'ye güvenin.
Demokrasiden korkmayın.
Ve kafayı serin tutun!

h.cemal@milliyet.com.tr (h.cemal@milliyet.com.tr)

ottoman1299
27.09.07, 15:35
Türkiyeleşmek ne ki...

27 Eylül 2007 Perşembe


Hadi gelin bugün, Malezyalaşmayı, İranlaşmayı, Suudileşmeyi bir kenara bırakalım da, “Türkiyeleşme”nin ne olduğunu konuşalım.

Malum, “Türkiyeleşme”nin bir öteki durağında “Tunuslaşma” var. Hani şu, sokakta bile başörtüsü yasağının uygulandığı İslam ülkesi...

Bir ara “Türkiyeleşme” konusu Fransa'da tartışıldı. Fransızlar AB'nin özgürlükçü iklimini falan bir kenara bırakıp, bir akıl tutulması dönemi yaşadılar ve “Liselerde başörtüsü yasağı”nı tartıştılar. İşte o ortamda gündeme geldi “Türkiyeleşme” meselesi... Dediler ki: “Türkiye bir İslam ülkesi. Orada üniversitede bile başörtüsü yasak. Biz lisede yasaklarsak ne olur ki!” Sonra yasakladılar. Yani Türkiye, bir Avrupa ülkesinde örnek alınmıştı. Ama yasaklarıyla... Kaldı ki onlar bile Türkiye'nin “Üniversitede başörtüsü yasağı” uygulamasını alarak tam anlamıyla “Türkiyeleşmek”ten kaçınmışlardı.


Garip değil mi? Avrupa'da İslam'la ilgili bir özgürlük kısıtlaması uygulanmak istense, hemen “Türkiye gibi yapalım” deniyor. Şimdi bir düşünün, Allah korusun bütün Avrupa ülkelerinde “Türkiyeleşme” eğilimi başlasa, oradaki Müslümanların hayatı nasıl olacak?


Bu örneklenme iyi bir şey mi?


Türkiye, özgürlükleri genişletmek için AB kriterlerini hayata taşımaya çalışıyor, Avrupa özgürlükleri kısıtlamak için Türkiye'deki yasakları ithal etmeye çalışıyor.


Kim neye örnek oluyor?

“Türkiyeleşme” demek, askerin siyasi hayat üzerinde vesayet uygulaması demek.
Bir türlü askeri müdahale gölgesinin kalkmaması demek.

Üniversitelerde bilimden çok yasakların konuşulması demek.

Üniversitelerde bilim adamlarının özgürce nefes alamaması demek.

YÖK diye bir kurumun, alikıran başkesen rolü üstlenmesi demek.

İslam ülkelerinde bir “Türkiyeleşme” eğilimi ola bilecek. Bunun psikolojik zemini var. Ama, Türkiye bir sağlıklı sistem – toplum ilişkisi gerçekleştirebilse. Düşünün bir İslam dünyasına sürekli “başörtüsü yasağı” haberleri ihraç eden bir Türkiye... Kendi içinde toplum - sistem sancısı yaşayan bir ülkeye nasıl ilgi göstersin insanlar?


Öyle zamanlar oluyor ki (mesela 28 Şubat süreci) Türkiye resmi, derhal gidip Tunus resminin yanına yerleştiriliveriyor.

Türkiye Tunuslaşacak mı?

Yani ilkel bir baskı yönetimine doğru mu gidiyor?

Öyle zaman oldu ki, bazı yöneticilerin üslubu, Zeynelabidin bin Ali'nin imajıyla bütünleşti.

Malezyalaşmaktan korkuyoruz.

Ama Melazya kendi içinde çok farklı din – ırk – kültür dünyaları arasında bir barış iklimi gerçekleştirmiş.

Bir ara Osmanlı da gerçekleştirmiş böyle bir iklimi...

Onun için bir “Osmanlı barışı” klişesi var uygarlık tarihi içinde...

Hem bugün, Ortadoğu ve Balkanlar denince, özlenen bir barış iklimi bu...

Biz ise, ulus – devlet sürecinde olabildiğince homojenleştirmeye çalıştığımız toplumsal bünyede barıştan çok çatışmayı üretmişiz.

Ardından da, toplumun çok büyük kesimlerine yönelik baskılar gelmiş...

Bir ara, Cumhurbaşkanı olmadan önce sayın Gül, “Türkiye'de çoğunluğun inanç özgürlüğü sorunu var” demişti. Bu söz, Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları yapılırken, onun siyasi hayatının “negatif”leri arasında sayıldı. Ama, gerçek gerçektir. “Başörtüsü yasağı” bu ülkenin çoğunluğunun inanç özgürlüğü sorununun somut örneğidir. Bu konu, zoraki de olsa, sık sık azınlığın inanç özgürlüğü sorununu vurgulayan Amerika'nın, Avrupa'nın insan hakları raporlarına bile girdi.

Türkiye bir İslam ülkesi.

Ama Türkiye'de katı bir başörtüsü yasağı uygulanıyor.

Türkiye'deki başörtüsü yasağını Avrupa ülkelerinde, Amerika'da anlatamıyorsunuz. İnsanlar bu “Türkiye uygulaması”nı gerçekten garipsiyorlar.

Bir ara eski Cumhurbaşkanı Sezer “İslam ülkeleri örnek alacaklarsa ılımlı İslam diye tanımlanan Türkiye'yi değil, laik Türkiye'yi örnek alsınlar” demişti. “Laik Türkiye” şablonu, herhalde kendilerinin “Kamusal alan” diye tanımladığı Çankaya'ya, Başbakan eşini bile sokmadığı Türkiye idi... Ama o Türkiye'ye, İslam dünyasından ilgi yok. Olmaz. İslam dünyasından olsa olsa, İslami hüviyeti içinde gelişmeyi gerçekleştirmiş ve dünyada etkinliği olan bir Türkiye'ye ilgi olurdu.

Tersinden baktığımızda, Avrupa'dan da, insan hakları, demokratikleşme sorunu yaşayan, İslam'ı azaltma hesabında bir Türkiye yerine islami özellikleri ile laiklik, hukuk devleti ve demokrasi arasında sağlıklı ilişkiler gerçekleştirmiş bir Türkiye önemsenirdi.

Son olarak şunu demek isterim:

Bir şey yapacaksak, Malezya'yı bilmem neyi tartışmayı bırakalım, herkesin önünde şapka çıkaracağı bir “Türkiyeleşme” modeli gerçekleştirelim. Türkiye asla Zeynelabidin bin Ali'nin Tunus'taki dikta yönetimi ile yan yana düşünülmesin

http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=6 098&uniq_id=1191477506

nalan@ist
27.09.07, 16:52
Tahsil cehaleti alir, Esseklik baki kalir!:lach:

alakaya maydonoz...ama neyse...

deryatulga
27.09.07, 17:02
alakaya maydonoz...ama neyse...

Hayir alakaya Rize cayi demlemek istemistim. Onu derken "Kaz ucar da Laz ucamaz mi?" özdeyisi aklima geldi. Kitleleri ürkütmemek icin önce Rizelileri hacir altina alarak ise baslayalim, Basbakan da kütük nakli yaptirmadigindan bir tasla iki kus vurmus oluruz. Bu kiyagimi unutmayin bak!:lach:

theinsider
28.09.07, 11:46
O bardaklara içki değdi, değiştirin!

http://image.haber3.com/haber/95097.jpg







AKP Genel Merkezi’nin komşu olmasıyla konseptini yenileyen ve ismini Şahhane olarak değiştiren Laila’da bardak operasyonu. Restoran daha önce içki içildiği gerekçesiyle tüm bardaklarını yeniliyor. Diyanet uygulamaya destek verdi: İdrarla içki arasında fark yok. Mümkünse değiştirilmeli

Başkentin ünlü eğlence mekanlarından biri olan Laila geçtiğimiz aylarda AKP Genel Merkezi’nin yeni binasının hemen karşısına taşınmasıyla harekete geçti. Laila konseptini tamamen yenileyerek “içkili gece kulubü” olmaktan vazgeçip, ismini “Şahhane” olarak değiştirdi. Restorandan içki servisi tamamen kaldırıldı. Ancak uygulama bununla sınırlı kalmadı. Mekan, Ramazan ayında ‘değişimi’ daha da ileri götürdü. İçki içilmiş tüm bardaklar servisten çekilip yerine yenileri getirildi. İftar yemeklerinin yendiği ve semazen gösterilerinin yapılacağı ‘Şahhane’de geçmişten kalan tüm izleri silinmeye çalışıldı.

MÜŞTERİLERİN İSTEĞİ ÜZERİNE

Porselen yemek takımlarını bile müşteri hassasiyeti dikkate alınarak değiştiren restoranın bu kararında, iftar rezervasyonu için arayan bazı müşterilerin endişelerinin etkili olduğu öğrenildi.

Müşterilerin “İçkili bardaklar değişti mi?” sorusu üzerine harekete geçen mekan sahipleri, “eğlence kulübü” döneminde kullanılan yemek takımı ve bardaklardan kurtulma yolunu seçti.

İDRAR DA İÇKİ DE PİSTİR

DİYANET İşleri Başkanlığı ‘Fetva Hattı’ Şahhane’nin uygulamasına destek verdi. Diyanet’in din görevlisi AKŞAM’ın “Daha önce içki içilmiş bir bardakla temizlendikten sonra su içmek günah mı?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Aslında idrarla içki arasında bir fark yoktur. İkisi de pistir, haramdır. Mümkünse değiştirilmelidir. Ama başka bir imkan yoksa çok çok iyi yıkanması, özel bir şekilde dezenfekte edilmesi, tek bir lekenin bile kalmaması gerekir.”

Akşam
Baran ŞEVİŞOĞLU

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=286411&comments=all

Yakamoz
28.09.07, 11:48
Allah askina...bunun haber degeri ne kadar?

Nerdeyse artik herhangi bir yerde bir caminin sivasi yenilenecekse o bile haber olacak.

theinsider
28.09.07, 11:56
Allah askina...bunun haber degeri ne kadar?

Nerdeyse artik herhangi bir yerde bir caminin sivasi yenilenecekse o bile haber olacak.

es geht nicht um die sinnhaftigkeit der nachricht, sondern vielmehr um das "wohin wir gehen"......solche nachrichten zeigen ganz gut, das "wir" nicht auf einem sonderlich guten weg wandern.....:think:

Yakamoz
28.09.07, 12:01
es geht nicht um die sinnhaftigkeit der nachricht, sondern vielmehr um das "wohin wir gehen"......solche nachrichten zeigen ganz gut, das "wir" nicht auf einem sonderlich guten weg wandern.....:think:

Solche Sachen haben auch schon vor 20 Jahren stattgefunden. Ich kenne Leute die Essen kein Grillhähnchen, weil die zusammen mit Haxn am Spiess hängen (yag akar). Das sind alles andere als praktizierende Muslime.

Almanya`da medya nasil "yabancilar" histerisi icine girdiyse türk medyasi da "Laiklik" histerisi icinde.

Bu yaz Türkiye`ye gittim. Hicbir sekilde herhangi bir geriye dönüs görmedim.

ottoman1299
28.09.07, 12:57
es geht nicht um die sinnhaftigkeit der nachricht, sondern vielmehr um das "wohin wir gehen"......solche nachrichten zeigen ganz gut, das "wir" nicht auf einem sonderlich guten weg wandern.....:think:


...
Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde
Gidiyorum kokun hala üzerimde
Sana korkular bıraktım bir de yeni başlangıçlar
Bir kendim bir ben gidiyorum

Zaman sadece birazcık zaman
Kızgınlığım yalnızlıktan korktuğumdan
Bilirsin karanlıktan da ürkerim çocuklar gibi
http://www.politikcity.de/forum/images/icons/icon3.gifIşıkları hep yakarım bu korkudan... :)


Zaman insider arkadas, birazcik zaman!

deryatulga
28.09.07, 14:56
28 Eylül 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Özdemir İNCE





http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/72b.jpg Müslümanca yaşamak ve Malezya korkusu


BAYAN Hayrünissa Gül’ün türbanı çevresinde yapılan tuhaf savunmalar, İslam’ın tek şartının türban olduğu izlenimi uyandırıyor artık. İslam inancını yaşamak = Türban takmak!..

Ne abartıyorum, ne de gülünçleştiriyorum durumu.

Türbanın konumu ve durumu İslami açıdan çok tartışmalı. Hatta ciddi bir dinsel dayanağı bile yok. Aslına bakarsanız, Türkiye İslam’ı, hukuk ve toplumsal kurallar bağlamında laik cumhuriyetin kurallarını kabul ediyor. Kabul etmişti. Bu İslam kızlar imam hatiplere girinceye kadar bir türban sorunu çıkartmamıştı. Türban, İslam’ın değil Müslüman Kardeşler türünden siyasal İslam’ın dayatması. Köktendinci İslamcılığın askeri üniforması.

* * *

Kibarlığın gereği yok! Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün refikaları Hayrünissa Gül Hanım, tam anlamıyla, köktendinci siyasal İslam’ın bir neferi gibi davrandı, davranıyor!

Sanki ben yazıncaya kadar hiç kimse bilmiyormuş gibi, şimdi bazı gazetelerde okuyorum, bazı televizyonlarda duyuyorum: Bayan Gül’den söz ederken, artık İslami açıdan haram olan faizden de söz ediyorlar. Yasalara göre meşru olan faiz İslam’a göre haram. Ama Bayan Gül’ün herhangi bir bankada mutlaka parası vardır. Faizin haram parasını yiyor ve türban takıyor! Bayan Gül’ün baba evindeki maddi durumunu bilmiyorum; erkek kardeşi var mı, falan? Diyelim ki bir erkek kardeşi var ve ana babasından iki ev miras kalacak. Ölüm hak, miras helal demişler. Bayan Gül’ün bu mirası Cumhuriyet hukukuna göre erkek kardeşiyle eşit olarak paylaşması lazım. Oysa İslam hukukuna göre erkek kardeşinin insafına kalmış.

Bayan Gül, "Bir laik rejimin anayasası ile, müminin anayasası aynı değildir!" diye yazan Vakit Gazetesi (23,09,07) kadar içten olabilse!

* * *

Burada Fikret Bila’dan yardım isteyeceğim: "Türkiye, İran da Malezya da olmaz" (Milliyet, 19 Eylül 2007) güvencesi, garantisi, iddiası. Bunu söyleyen Cumhurbaşkanı Gül!

Ama bu ülkede Cumhurbaşkanı Gül gibi düşünmeyenler var. "Türkiye bu kafayla giderse İran da olur, Malezya da olur!" diyenler var. Böyle bir kaygı karşısında Zaman, Yeni Şafak ve Vakit gazetelerinin Ali Bulaç’ları gibi, "Roberto Carlos Cengiz" (Çandar) takımı gibi, "Türkiye, İran da Malezya da olmaz!" diye demeç veremez. Onlar bu kaygı karşısında bir taraftır. Oysa Cumhurbaşkanı’nın bir taraf değil bitaraf (tarafsız) olması gerekir. Demeç verdi diyelim, AİHM’nin kararlarını unutarak, Avrupa Birliği ülkelerini örnek vermez. Avrupa Birliği hukukuna aykırı demeç ver(e)mez. Cumhurbaşkanı Gül, canı istediği zaman AB’yi tanık gösteriyor. Çoğunluğu Hıristiyan inançlı halkların yaşadığı ülkeleri örnek göstermek çok yanlış. Kendisine gösterilen örnek: İran ve Malezya. Örneğin, Mısır’ı, Suudi Arabistan’ı, Libya’yı, Pakistan’ı örnek göstermeli.

* * *

Cumhurbaşkanı Gül, Anayasa taslağı konusunu yorumlarken: "Türbana indirgemeyin!" demiş (Milliyet, 19.09.07). Bu da çok yanlış! Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi konuşarak Anayasa taslağından, AKP hükümetinden yana "oy" açıklıyor.

Bu gidişle Abdullah Gül, yeni bir Celal Bayar’a dönüşebilir. Recep Tayyip Erdoğan’a gelince: Onun Adnan Menderes’e benzeme operasyonu zaten tamamlanmak üzere!

theinsider
28.09.07, 18:40
DiNE DEĞiL, DiNi KULLANMAYA KARŞIYIM

Okuyucuları Güneri Cıvaoğlu'na gazeteden telefon açıp "Oruç tutmuyorsan gazeteni okumayacağız" diyebiliyor!


Dünyaca ünlü Türk psikiyatr Vamık Volkan'tan HABERTÜRK'e benzersiz analizler
Bir süredir Türkiye'de bulunan Prof. Dr. Vamık Volkan pek çok yerde konuştu ama Özlem Gürses'e söylediklerini ilk defa söyledi. Prof. Dr Volkan HABERTÜRK'e verdiği çok özel röportajda, "Seccade üstündeki örümcek adam" analizinden, Türkiye'nin kadınlarına çağrısına kadar çarpıcı değerlendirde bulundu.
İşte Vamık Volkan'ın açıklamalarından satır başları...
Dine karşı değilim. Dini kullanmaya karşıyım
"Toplumlarda devamlı bir süreç var. Bir tarafta lider var bir tarafta toplum var. Liderler kendi iç dünyalarına, kendi alışkanlıklarına göre toplumu değiştirmeye çalışırlar. İki şeritli bir yol, sağdan gelenler var soldan gelenler var. "Liberal ve dinci" dediklerimiz arasında bir fark yok. Türkiye'den biri seccadeninin üstünde Örümcek Adam motifli bir seccade ortaya çıkardı. Çocuklar Örümcek Adamı güçlü bir figür olarak gördüğü için dini kullanarak etkilemeye çalışıyorlar. Örümcek adamı "dinci" olarak göstermeye çalışıyorlar. Öteki tarikat da "Hayır böyle birşey olur mu?" diyor. Yani din kullanılıyor. Türban bir sembol. Kimliğin sembolü."
"Geçenlerde Güneri Cıvaoğlu'nun yazısını okudum. 600 tane unsur sayabiliyoruz bunun için endişe ediyoruz. Hergün birşey görüyoruz, hergün yeni birşey yaşıyoruz. Okuyucuları Cıvaoğlu'na gazeteden telefon açıp, "Oruç tutuyor musun, tutmuyor musun? Eğer oruç tutmuyorsan gazeteni okumayacağız" diyebiliyor. Bu tarz konular gün geçtikçe artıyor. Dine aykırı değilim böyle bir sürece aykırıyım."
"Batı Müslüman dünyasını senelerdir baskı altında tutmuştur. Demokrasi herşeyin eşit olması demek değildir. Herşey eşit olursa demokrasi halkı en gelişmemiş, insanlara yardım etmeyecek bir duruma gelir. Demokrasi dediğiniz zaman herkes eşit anlamına gelmez. Böyle düşünüldüğünde toplumda yükselme, genişleme olmuyor. Birisi bana gelip derse ki sen "Batı müziğini kullanıyorsun" gibi yaklaşımlar sergilerseniz ve bunu insanlara basık haline getirirseniz siz toplumunuza Batı'dan daha fazla zarar verirsiniz. "
Milliyetçilik ve dinin siyasallaşması problem
"Modernize olunduğu zaman sanılmasın ki kimlik elden gidiyor. Son 30 yılda neler gördüm... Bazen insanlığımdan utandım. Asırlardır din kullanıldığında felaketler oldu. Tarih bunun üzerine şimdi de bunun üzerine. Milliyetçilik ve din dediğimiz zaman bunların siyasallaşması problem. Başınızı örteceğiz zaman birileri gelip size "Başınızı örtmezseniz size şunu yaparım" denirse bu fena olur. Mutlaklık tehlikelidir. 600 tane şey gelişti. Bütün mesele kısıtlama olacak mı olmayacak mı? İşin bir tarafına Allah'ı koydunuz mu o mutlak oluyor ve bu tehlikeli bir duruma neden oluyor. Ümit ederim ki Türkiye'nin liderleri bunun farkındadır. Çok ümit ederim ki liderler bunu yumuşatmıyorlardır. Bazı şeylerin sulh içinde halledilmesi gerekiyor. Üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının bunları halledebilecek durumu var."



http://www.haberturk.com/haber.asp?id=38106&cat=110&dt=2007/09/28

Haluk
28.09.07, 18:43
Yok Dine karsi degilim ben.. vitrine koyalim, seyredelim.

Dertleri bu zaten :lach: .. uzakda dursun.

Gök Türk
29.09.07, 02:10
es geht nicht um die sinnhaftigkeit der nachricht, sondern vielmehr um das "wohin wir gehen"......solche nachrichten zeigen ganz gut, das "wir" nicht auf einem sonderlich guten weg wandern.....:think:

Bir süre önce subway'e gitmistim. Ekmekleri hazirlayan cocuga "Können Sie bitte die Handschuhe wechseln, falls Sie Schweinefleisch angefasst haben?" diye nazikce sordum ve o hemen eldivenlerini degistirdi, gayet dogal geldi kendisine cünki hic önemsemedi.

Türkiye'de ise böyle seyleri "nereye gittigimizi" göstermek icin haber yapiyorlar.
Son zamanlarda böyle haberler cogaliyor. Birilerinin amaci bazi vatandaslarimiza derin bir korku asilamak anlasilan.

theinsider
29.09.07, 13:16
Bir süre önce subway'e gitmistim. Ekmekleri hazirlayan cocuga "Können Sie bitte die Handschuhe wechseln, falls Sie Schweinefleisch angefasst haben?" diye nazikce sordum ve o hemen eldivenlerini degistirdi, gayet dogal geldi kendisine cünki hic önemsemedi.

für mich persönlich wäre dies heuchlerisch. einerseits trinke ich alkohol und andererseits würde ich beim schweinefleisch korinthenkacker spielen..


Türkiye'de ise böyle seyleri "nereye gittigimizi" göstermek icin haber yapiyorlar.
Son zamanlarda böyle haberler cogaliyor. Birilerinin amaci bazi vatandaslarimiza derin bir korku asilamak anlasilan.

einige begehen den fehler putschgeile schreiberlinge und kritikfähige menschen in einen topf zu schmeissen.

Wolf
29.09.07, 13:34
Bir süre önce subway'e gitmistim. Ekmekleri hazirlayan cocuga "Können Sie bitte die Handschuhe wechseln, falls Sie Schweinefleisch angefasst haben?" diye nazikce sordum ve o hemen eldivenlerini degistirdi, gayet dogal geldi kendisine cünki hic önemsemedi.

Nein, er hatte Angst, dass Du mit einem Sprengstoffgürtel wiederkommst! :p

Jetzt mal im Ernst:

Nehmen wir an, Du isst ein Subway-Sandwich ohne Schweinefleisch, welches von Händen in Handschuhen zubereitet wurde, welche irgendwann vorher einmal kurz Schinken verteilt haben.

Mich würde folgendes interessieren:

1.) Gegen welche Sure hätte dies verstoßen.

2.) Glaubst Du, dass man dieses mit welchen Methoden auch immer (chemisch, physikalisch etc.) nachweisen könnte? Wenn NICHT (schmecken könntest Du es sowieso nicht), wäre dann diese Aktion nicht einfach mega-albern gewesen?

EDIT:

3.) Bei jeder Überland-Autofahrt atmest Du in homöopathischer Dosis Schweinefurze ein. Fährst Du nur noch mit Gasmaske?

4.) Bei jedem Schluck Wasser aus der Leitung (oder sonstwoher) ist bis zu einem gewissen Grad Schweinepisse enthalten, da diese im Grundwasser versickert. Destillierst Du vorher Dein Wasser ab?

Gökcen
29.09.07, 13:41
1.) Gegen welche Sure hätte dies verstoßen.




1. Keine Ahnung gegen welche Sure es verstoßen könnte, aber es ist eine Frage des Prinzipes. Wenn ein Vegetarier kein Fleisch isst dann möchte er auch nicht das man mit Schinkenfingern sein Veggiesandwich macht, bei denen brauchts auch keine Sure es ist doch einfach nur Geschmacksache.Ich habe bei Mcs gejobbt, selbst da mussten wir bei Baconzeugs Handschuhe benutzen und das Zeug klebt wie bekloppt.Ich sage im Sub auch immer das sie Bitte die Handschuhe wechseln sollen weil es mich ekelt.Ich rieche ungern Schweinefleisch und ich möchte auch nicht das jmd mein Brötchen mit den Fingern anpackt. Ein Veggie würde sich auch weigern ein Brötchen zu kaufen was neben einem Mettwurstbrötchen gelegen hat.

Wolf
29.09.07, 13:48
Ich bitte um eine Antwort auf die Punkte 3 und 4 ;)


Ein Veggie würde sich auch weigern ein Brötchen zu kaufen was neben einem Mettwurstbrötchen gelegen hat.

Na und? Mit den Idioten lege ich mich genauso an. Da wollte eine in der Mensa mal einen reinen Vegetarierteller, wegen der "Fleischstrahlung" auf Tellern, von denen mal Fleisch gegessen wurde. :D Ich hatte damals gerade die Prüfung für Strahlungsphysik hinter mir........ mann, war das ein Spaß! Ganz am heulen war sie zwar nicht (schade!), aber die Augen waren schon feucht!


:brüll:

Gökcen
29.09.07, 13:55
Ich bitte um eine Antwort auf die Punkte 3 und 4 ;)



Na und? Mit den Idioten lege ich mich genauso an. Da wollte eine in der Mensa mal einen reinen Vegetarierteller, wegen der "Fleischstrahlung" auf Tellern, von denen mal Fleisch gegessen wurde. :D Ich hatte damals gerade die Prüfung für Strahlungsphysik hinter mir........ mann, war das ein Spaß! Ganz am heulen war sie zwar nicht (schade!), aber die Augen waren schon feucht!


:brüll:


schön das du spaß dran hast andere menschen fast zum heulen zu bringen:)

Punkt 3.
Kann man Scheinewurz essen, hey ich wechsel die Windeln meines Bruders, kein Schweinefurz kann bestialischer sein*g Außerdem was hat Schweinefurz mit Schweinefleisch zutun?Ich streichel sogar Schweine auf einem Bauernhof, trotzdem muss ich sie nicht essen oder?Es geht darum ob man Schweinefleisch essen möchte oder nicht und nicht um Schweinefurz.Ich hasse auch Fisch wo ist das Problem?Herseyi dine baglamayin, es gibt auch Menschen die aus Geschmacks-Geruchsgründen einige Dinge nicht essen wollen

Punkt 4
Solange ich die Schweinepisse nicht schmecke ist doch alles in Ordnung oder?Wozu haben wir eigentlich Kläranlagen?Es geht rein um den Geruch von Schweinefleisch

deryatulga
29.09.07, 14:04
für mich persönlich wäre dies heuchlerisch. einerseits trinke ich alkohol und andererseits würde ich beim schweinefleisch korinthenkacker spielen..

Im Islam gibt es für Gebote und Verbote verschiedene Stufen. Schweinefleischverbot ist so gesehen schärfer als Alkoholverbot, genauso wie Inzest höher strafbar ist als gewöhnliche aussereheliche Sexualpraxis. Wer hier Korintherhacker spielt, handelt als gläubiger Moslem sehr vernünftig!

einige begehen den fehler putschgeile schreiberlinge und kritikfähige menschen in einen topf zu schmeissen.

Ich freue mich, das ich die deutsche Sprache erneut um einen Fachbegriff wie "putschgeil" erweitert habe. Früher war ich viel ergibiger!:lach:

So isses!

Wolf
29.09.07, 14:04
schön das du spaß dran hast andere menschen fast zum heulen zu bringen:)

Nicht Menschen, sondern Dummschwätzer! ;)


Punkt 3.
Kann man Scheinewurz essen, hey ich wechsel die Windeln meines Bruders, kein Schweinefurz kann bestialischer sein*g Außerdem was hat Schweinefurz mit Schweinefleisch zutun?

Ungefähr genausoviel wie mikroskopische Rückstände von Fett/Saft mit Schweinefleisch zu tun haben. Sehr guter Punkt, Gökcen, sehr guter Punkt! ;)


es gibt auch Menschen die aus Geschmacks-Geruchsgründen einige Dinge nicht essen wollen

Und eben gerade diese Gründe lagen bei obigem Beispiel nicht vor. Deswegen hake ich ja gerade nach.


Solange ich die Schweinepisse nicht schmecke ist doch alles in Ordnung oder?

Was natürlich beim Subway-Sandwich, wo man etwas GENAUSOWENIG schmeckt, etwas ganz anderes ist, gelle?


Wozu haben wir eigentlich Kläranlagen?

Um kommunale und industrielle Abwässer zu klären...... was hat das mit Schweinepisse im Grundwasser zu tun?


Es geht rein um den Geruch von Schweinefleisch

Offenbar ja doch nicht! q.e.d.

Gök Türk
29.09.07, 14:06
für mich persönlich wäre dies heuchlerisch. einerseits trinke ich alkohol und andererseits würde ich beim schweinefleisch korinthenkacker spielen..

Ne alaka? Icki icen müslümanlar simdi iki yüzlülük olmasin diye domuz eti de mi yesin? Bundan öte konuya sadece dini acidan bakmamak gerek. Ben mesela domuz etinden igreniyorum ve orda param karsiligi lezzetli ekmegi mideme indirecegim. Domuz yagina bulasmis ekmekleri yemek zorunda degilim. Ayni bir ömür boyu icki icmemis insanlarin (dini olsun, olmasin) herhangi bir sebeple icki icin kullanilan bardagi kullanmamasi gibi.

Bunlar basit meseleler, geciceksin... Insanlarin psikolojisini etkilemekten baska bir hedefi yok böyle yazilarin.


einige begehen den fehler putschgeile schreiberlinge und kritikfähige menschen in einen topf zu schmeissen.


Birde neyi elestirdiginizi anlasak. Milletin su icmek amaciyla kullandigi bardagin tercihinin elestirisi mi bu? Yoksa Adana'li Mehmet'in "temiz" bardak istemesi bizi Seriat'a bir adim daha mi yaklastirdi?

@Wolf

Sana cevap vermek istemiyorum, konuyu yine yokusa sürüyorsun.

Gökcen
29.09.07, 14:10
Und eben gerade diese Gründe lagen bei obigem Beispiel nicht vor. Deswegen hake ich ja gerade nach.

Hey Wolf wäre ich so ein kleinkarierter Mensch würde ich auch keine Gummibärchen essen wegen der Gelatine. Es geht rein um den Geruch und um den Geschmack und glaube mir ich schmecke Schweinefleisch



Was natürlich beim Subway-Sandwich, wo man etwas GENAUSOWENIG schmeckt, etwas ganz anderes ist, gelle?


Ich schmecke Schweinefleisch.Kannst Gök fragen, wir waren mal im Sub und ich hab net aufgepasst, der Typ hatte vorher Bacon auf das Sandwich meiner Vorgängerin getan und dann mein Brot damit angepackt. Ein zwei Bissen und ich habe zu Gök gesagt: Bu ekmek niye böyle pis pis yag kokuyo.Tja dann habe ich dem Typen das Sandwich vor die Nase gelegt und bin raus. Ich habe eine sehr gute Nase und Geschmacksnerven, ich hätte Koch werden sollen.Klar könnte ich bei Chips usw. nicht rausschmecken ob da nun Schweinefett drin ist oder nicht aber in Fast Food Ketten und bei selbstgemachtem Essen schon
Um kommunale und industrielle Abwässer zu klären...... was hat das mit Schweinepisse im Grundwasser zu tun?

Ich habe es nur erwähnen wollen um Infos von dir zu bekommen, ich habe keine Ahnung wie das mit unserem Wasser abläuft, trinke eh nur Pinarsu


Offenbar ja doch nicht! q.e.d.

dann ergänze ich das mal: um geruch und geschmack.bei mir ist das so wie es bei anderen ist interessiert mich nicht das solltest du andere fragen

Wolf
29.09.07, 14:22
Ne alaka? Icki icen müslümanlar simdi iki yüzlülük olmasin diye domuz eti de mi yesin?

"Konsequenz" wäre hier z.B. ein Stichwort.


@Wolf

Sana cevap vermek istemiyorum, konuyu yine yokusa sürüyorsun.

"Mantikli cevap veremiyorum cünkü yok" de bari! Ne kokuyu alabilirdin ne tadini! Senin yaklasimin tamamen psikolojik! Bilincinde ol bari!

Gök Türk
29.09.07, 14:26
"Konsequenz" wäre hier z.B. ein Stichwort.



"Mantikli cevap veremiyorum cünkü yok" de bari! Ne kokuyu alabilirdin ne tadini! Senin yaklasimin tamamen psikolojik! Bilincinde ol bari!

Hayir, yazinin tamamini okumadim bile. Sadece gözden gecirdim ve seninle su an domuz osurugunu tartismaya pek niyetim yok. Kusura bakma...

Haluk
29.09.07, 14:30
ve seninle su an domuz osurugunu tartismaya pek niyetim yok.


MUAHAHAHAH:brüll:

Der war gut.. und wie recht du doch hast!!!!

theinsider
29.09.07, 14:40
mir ging es garnicht darum, was näher am epizentrum der sünde liegt...alkohol oder schweinefleisch...mir ging es um korinthenkackerei... es ist, wie bereits erwähnt, meine persönliche meinung...ich würde dem mr. subby auch nicht sagen "ziehen sie die handschuhe aus, die pvc-moleküle darin versemmeln mir meine geschmacksknospen"

wo hört die kleinlichkeit auf? bei "mr subby, spülen sie sich erstmal die augen aus, sie haben gerade das schweinemett so angestarrt"?

ich muss nicht für alles verständnis haben.....

Wolf
29.09.07, 16:17
Hayir, yazinin tamamini okumadim bile. Sadece gözden gecirdim ve seninle su an domuz osurugunu tartismaya pek niyetim yok. Kusura bakma...

Senin MANTIGI tartismaya niyetin yok, cünkü birini yapiyorsan öbürünü niye yapmadigina dair düsünmüyorsun bile.

Ve o "düsünmemek" iste, yani "bana söyleneni yapiyorum ve asla sorusturmuyorum" tehlikeli!

Wolf
29.09.07, 16:23
Hey Wolf wäre ich so ein kleinkarierter Mensch würde ich auch keine Gummibärchen essen wegen der Gelatine. Es geht rein um den Geruch und um den Geschmack und glaube mir ich schmecke Schweinefleisch

Lässt Du Dich auf einen Test ein? Ich glaube den von Dir so in dieser Form dargestellten Inhalt mit HANDSCHUHEN, die Geruch über Sekundenkontakt übertragen nie und nimmer! Eher haben sie Paprikas über nacht auf Schinken gelegt (das würde noch klagehen)!

Wie gesagt, lässt Du Dich auf einen Test ein?


......der Typ hatte vorher Bacon auf das Sandwich meiner Vorgängerin getan und dann mein Brot damit angepackt. Ein zwei Bissen und ich habe zu Gök gesagt: Bu ekmek niye böyle pis pis yag kokuyo.

Gegrillten Bacon?


Ich habe es nur erwähnen wollen um Infos von dir zu bekommen, ich habe keine Ahnung wie das mit unserem Wasser abläuft, trinke eh nur Pinarsu

Das wird Dir auch kaum helfen. :)


dann ergänze ich das mal: um geruch und geschmack.bei mir ist das so wie es bei anderen ist interessiert mich nicht das solltest du andere fragen


Habe ich ja getan. Ich habe Göktürk gefragt! DU hast Dich eingemischt und geantwortet! ;)

Gökcen
29.09.07, 16:28
Lässt Du Dich auf einen Test ein? Ich glaube den von Dir so in dieser Form dargestellten Inhalt mit HANDSCHUHEN, die Geruch über Sekundenkontakt übertragen nie und nimmer! Eher haben sie Paprikas über nacht auf Schinken gelegt (das würde noch klagehen)!

Wie gesagt, lässt Du Dich auf einen Test ein?


Muss ich mein Riechkolben und meine Sinnesnerven nun vor dir beweisen?Ich weiss das es so ist, willst du mich auf der Dönerparty testen oder wie?
Wenn jmd fettigen Bacon mit seinen Griffeln anpackt und dann mein Brot belegt dann schmecke ich das sehr wohl weil das ein unbekannter, penetranter Fettgeruch ist! Bei Subway gibt es kein gebratenen Bacon











Habe ich ja getan. Ich habe Göktürk gefragt! DU hast Dich eingemischt und geantwortet! ;)

neye cevap verip vermeyecegime ben karar veririm.burasi acik bir forum, istiyosan babama cvp yaz, ben kendi fikrimi belirtmekde özgürüm.aber weiss du wolf, irgendwo hat gök recht, du siehst eh alles wie du willst. sana burda bilimsel aciklama yapilsa bile, benim mokumda boncuk ama pembe diyip yine yokusa sürersin. ich geh jetzt kochen und werde mich nicht mehr länger über schweinefürze und schweinearschbacken unterhalten und schon garnicht begründen warum ich kein schweinefleisch esse, rieche und sonstwas.

schönen abend noch

Wolf
29.09.07, 16:42
neye cevap verip vermeyecegime ben karar veririm.[/qote]

Pardon, ama sen demedin mi:

[quote]wie es bei anderen ist interessiert mich nicht das solltest du andere fragen

Yani..... sen de bir karar ver yahu! :)


aber weiss du wolf, irgendwo hat gök recht, du siehst eh alles wie du willst. sana burda bilimsel aciklama yapilsa bile, benim mokumda boncuk ama pembe diyip yine yokusa sürersin.

Soso.... ich bin also für wissenschaftliche Argumentation nicht zugänglich und würde wissenschaftliche Argumentation ablehnen. :) Sorry, aber das ist leider "etwas" flach. "Ben öyle yaparim, aciklamak zorunda degilim!" ist nicht wirklich das, was nach landläufiger Definition als wissenschaftlich durchgeht, oder?

Gökcen
29.09.07, 16:46
Pardon, ama sen demedin mi:



Yani..... sen de bir karar ver yahu! :)

dogru okusan ne demek istedigimi anlardin, das war auf das nette DU HAST DICH EINGEMISCHT bezogen, aber egal..





Soso.... ich bin also für wissenschaftliche Argumentation nicht zugänglich und würde wissenschaftliche Argumentation ablehnen. :) Sorry, aber das ist leider "etwas" flach. "Ben öyle yaparim, aciklamak zorunda degilim!" ist nicht wirklich das, was nach landläufiger Definition als wissenschaftlich durchgeht, oder?


ne yapalim wolf abi, biz senin gibi diplomali zeki sahsiyetler degiliz, diplomasiz cahil insanlariz, ne anlariz biz tartisma ve bilim kültüründen.neyse bevor mir noch das essen anbrennt.dedigim gibi diskussion für mich beendet

Wolf
29.09.07, 16:49
Ich weiß nicht, wer der Verfasser der roten Teile ist, aber ich wollte diese einmal kurz zitieren:


Im Islam gibt es für Gebote und Verbote verschiedene Stufen. Schweinefleischverbot ist so gesehen schärfer als Alkoholverbot, genauso wie Inzest höher strafbar ist als gewöhnliche aussereheliche Sexualpraxis. Wer hier Korintherhacker spielt, handelt als gläubiger Moslem sehr vernünftig!

Das würde mich schwer wundern. Für das Schweinefleisch gibts Ausnahmeregelungen (zorda kalmadiginiz sürece...... asiriya kacmamak sartiyla....) was ich für Alkohol so nie finden konnte. Es würde mich sehr wundern, wenn es für ein hartes Verbot Ausnahmeregelungen gibt, für ein weiches eher nicht.

Daher bitte ich den Verfasser der roten Zeilen, dies auch zu belegen.


So isses!

Remains to be seen.......

Wolf
29.09.07, 16:51
ne yapalim wolf abi, biz senin gibi diplomali zeki sahsiyetler degiliz, diplomasiz cahil insanlariz, ne anlariz biz tartisma ve bilim kültüründen.neyse bevor mir noch das essen anbrennt.dedigim gibi diskussion für mich beendet


So würde ich das nicht ausdrücken, aber DU hast das Wort "bilimsel aciklama" verwendet. Wenn Du solche Wörter verwendest, solltest Du schon wissen, was Du damit ausdrückst.

Schließlich unterscheidet Dich (zumindest bis jetzt) ja genau das von gewissen anderen Leuten hier, die eben IMMER Wörter verwenden, die sie nicht einordnen können.

deryatulga
29.09.07, 17:06
[COLOR=black]Ich weiß nicht, wer der Verfasser der roten Teile ist, aber ich wollte diese einmal kurz zitieren:



Das würde mich schwer wundern. Für das Schweinefleisch gibts Ausnahmeregelungen (zorda kalmadiginiz sürece...... asiriya kacmamak sartiyla....) was ich für Alkohol so nie finden konnte. Es würde mich sehr wundern, wenn es für ein hartes Verbot Ausnahmeregelungen gibt, für ein weiches eher nicht.

Daher bitte ich den Verfasser der roten Zeilen, dies auch zu belegen.



Remains to be seen.......

Lieber Wolf erneuere deine Koran-Lektüre. Schweinefleisch darfst du nur verzehren, wenn du am verhungern bist! Ansonsten ist das Ding so verpönt wie Aas! Von einem etwaigen Vorzug wie im Falle von Weingenuss ist nirgendswo die Rede. Wein wurde übrigens graduell verboten, insofern gibt es ein Riesenunterschied an der Verabsolutierung der Strafbarkeit. Nach deiner Exegese darf man natürlich ausser Rotwein alles trinken, Hamr bedeudet auf Arabisch nämlich "Rot"! Die islamische Theologie ist sehr reich an der Diskussion der hadd-Strafen. Mit irgendeiner Koran-Übersetzung in der Hand, kann man vieles beweisen; solche Beweise bleiben aber stets unerheblich, manchmal jedoch lächerlich!

theinsider
29.09.07, 17:08
[COLOR=Black]Ich weiß nicht, wer der Verfasser der roten Teile ist, aber ich wollte diese einmal kurz zitieren:

Daher bitte ich den Verfasser der roten Zeilen, dies auch zu belegen.

Remains to be seen.......

scheint der selbe zu sein, der auch das wort "putschgeil" erfunden hat....

deryatulga
29.09.07, 17:15
scheint der selbe zu sein, der auch das wort "putschgeil" erfunden hat....

Er ist auch die gleiche Person, die die Koryphäen deines Kalibers mit dem kleinen Finger der linken Hand an der geistig-intellektuellen Wand zu zerquetschen in der Lage ist!:druck:

Wolf
29.09.07, 17:24
Lieber Wolf erneuere deine Koran-Lektüre. Schweinefleisch darfst du nur verzehren, wenn du am verhungern bist!

Bis hierhin sind wir uns einig.


Von einem etwaigen Vorzug wie im Falle von Weingenuss ist nirgendswo die Rede.

Nun, es steht auch nirgendwo im deutschen Gesetz, dass Diebstahl besser ist als Mord. Dies wird durch das unterschiedliche Strafmaß jedoch für den denkenden Menschen durchaus konkludent impliziert.

"Ausnahmeregelungen" übernehmen durchaus dieselbe Funktion oder sehe ich irgendwo eine Regel, die mir es im Verdurstensfalle erlaubt, Wein zu trinken? :confused:


Wein wurde übrigens graduell verboten, insofern gibt es ein Riesenunterschied an der Verabsolutierung der Strafbarkeit.

Eben dies war mir neu, so bitte ich um eine Quelle, wo ich dies nachlesen kann. :)


Die islamische Theologie ist sehr reich an der Diskussion der hadd-Strafen.

Dies glaube ich ungesehen......


Mit irgendeiner Koran-Übersetzung in der Hand, kann man vieles beweisen; solche Beweise bleiben aber stets unerheblich, manchmal jedoch lächerlich!

Zumindest scheinen die Mullah-Räte des einen oder anderen Landes aber auf dasselbe Ergebnis gekommen zu sein, ist doch Alkohol in den entsprechenden Ländern bei Strafe verboten.....

deryatulga
29.09.07, 18:00
Zumindest scheinen die Mullah-Räte des einen oder anderen Landes aber auf dasselbe Ergebnis gekommen zu sein, ist doch Alkohol in den entsprechenden Ländern bei Strafe verboten.....

Für Diebstahl erhältst du unter Umständen nur einen Strafbefehl, früher beim Mundraub ging man straffrei aus. Beim Mord kriegst du lebenslänglich, wie hoch deine Motive, die dich dazu geführt haben, auch gewesen sein mögen. Diebstahl ist ein leichtes Verbrechen, machmal an der Grenze des Vergehens. Daher begeht man lieber Diebstahl als Mord, und was die Möglichkeit einer Wiedergutmachung anbelangt, ist es besser so!

Marquis de Sade hatte mal gesagt, wenn man Diebe genauso hoch bestraft wie die Mörder, endet unter Umständen jeder Einbruch mit einem Mord. Der Koran verbietet den Muslimen im berauschten Zustand zu beten. Wenn wenn so von konkludenter Handlung spricht, ist es daraus klar zu ersehen, dass der weinverzehrende Muslim solange von der Gemeinschaft ausgeschlossen wird, bis sein Rausch zu Ende geht. Die Unreinheit des Schweinefleisches ist eine uralte Geschichte; dessen Genuss war auch im Bereich des Tempels im klassischen Hellas verpönt, die Auguren versagten, wenn sie vor dem Inkubationsschlaf Schweinefleisch verzehrt hatten.

Der Kontakt mit dem Schweinefleisch ist somit gleichbedeutend mit dem Fummeln des eigenen Kots. Sünde hin und her, dieser Faktor der Unreinheit hat mit Wein nichts zu tun. Sonst hätte man dessen Verwendung im medizinischen Bereich nicht erlaubt. Warum glaubst du eigentlich, dass Alkohol ursprünglic al-quul hiess?

Ich dachte, du wärest ein Koran-kundiger Zeitgenosse. Natürlich befindet sich im Koran selbst, dass Alkohol graduell verboten wurde. Nur weil die Kapitel nach deren Länge eingeordnet sind und nicht chronologisch, übersieht manch Neugieriger wichtige Zusammenhänge.

Alkoholgenuss ist verboten, du stehst da nicht unter Beweisnot. Erkläre uns lieber, wie unter diesen Umständen die gigantische orientalische Lyrik entstanden ist, wo dem Weingenuss ziemlich unbeschwert gehuldigt wird!

Im sunnitischen Islam gibt es übrigens keine Mullah-Räte. Das ist zumindest aus widersprüchlichen Fetwas über Tabak-Genuss ersichtlich!

deryatulga
17.02.08, 17:31
Süleyman Ateş suleymanates@gazetevatan.com 17.02.2008

Kur’ân’da baş örtüsü var mı? (1)


SORU: Dinimin gereklerini yerine getirmeye çalışan biriyim. Ancak baş örtüsü konusunda Kur’ân’da çok açık bir madde bulamadım. “Khimâr” kelimesinin başımızın mutlaka örtülmesi konusunu kapsayıp kapsamadığı hususunda tereddüt içerisindeyim. Saçımızın kapatılmasıyla ilgili dinimizde kesin bir hüküm veya bir hadis var mı? (Güzin Girgin). Aynı konuda yazan bir başka okurum Mustafa Doğan da Özdemir İnce’nin bir yazısına dikkat çekerek diyor ki: “Mustafa Sağ adındaki kişinin Nur Suresi’nin 31’inci ayetini tercümesinden söz eden Özdemir İnce, kendisinin sadece kamusal-toplumsal görevini yerine getirdiğini, gerisinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve İslâm âlimlerinin işi olduğunu belirtiyor. Çağımızın en büyük İslâm âlimlerinden biri olmakla kalmayıp Arapça’ya olan hakimiyetinizi de dikkate alarak bu konuyu size soruyorum. Mustafa Sağ’ın çevirisi doğru mu yanlış mı?”

CEVAP: Gönderdiğiniz yazıyı okudum. Yazının sahibi eğer bir İslâm ülkesinde yaşasaydı “khimâr” kelimesini baş örtüsü diye yazacaktı. Ama burada kelimenin 1400 yıldan beri yerleşik terimsel anlamını düşünmeden istediği anlamı veriyor. 1.5 milyar Müslüman’ın inancıyla oynamak ayıptır. Herkes cahil, yanılmış, sadece bu zat doğruyu bulmuş öyle mi? Siz örtü kullanırsınız veya kullanmazsınız o sizin seçiminiz. Ama 1400 yıl önce kadınların başı açık dolaştıklarını söylemek tarihi bilgilere ters düşer. Baş örtüsü var ki Kur’ân “baş örtülerini göğüslerinin üstüne koysunlar” diyor. Yoksa “khimâr” kelimesini niçin kullansın? “Giysilerinin yakalarını kapatsınlar, yakası kapalı giysi giysinler” derdi.

“Khimâr” esas itibariyle örtmek anlamına gelirse de dinsel örfte baş örtüsü anlamını kazanmıştır. Asırlar önce yazılmış Akhterî adlı Osmanlıca lügatta “kihmâr” sözcüğü, “Avretler (kadıların) başına sardığı bez” diye tanımlanmaktadır. İbn Manzur’un Lisanu’l-Arab’ında da “khimâr”ın baş örtüsü olduğu belirtilmektedir. Ünlü müfessir Kurtubî de “va’l-yadribne bi-khumurihinne alâ cuyûbihinne: Khimârlarını yaka yırtmaçlarının üstüne koysunlar” (Nur: 31) ayetinin tefsirinde “khimâr” sözcüğünün, kadınların başına örttükleri örtü olduğunu belirttikten sonra diyor ki: “O zamanda kadınlar baş örtülerinin uçlarını arkaya sarkıtırlardı. Yüce Allah, örtülerinin uçlarını yaka yırtmaçlarının yani göğüslerinin üstüne koymalarını buyurdu.”

Devam edecek

deryatulga
18.02.08, 13:19
Süleyman Ateş suleymanates@gazetevatan.com 18.02.2008

Kur’ân’da baş örtüsü var mı? (2)


Dünden devam

Hazreti Ayşe, kadının yüzü ve elleri dışındaki kısmı örtmeleri gerektiğini söylemiş, Hz. Peygamber baldızı Esma’nın ince bir giysi giydiğini görünce, kadının yüzü ve ellerinden başka yerlerini de örtmesi gerektiğini buyurmuştur (Bkz. Kurtubî, Tefsir: 18/229-230). “Bu zamanda ben bunu kullanamıyorum, toplumsal şartlar buna engel” diyebilirsiniz. O mesele sizinle Allah arasında. Ama “baş örtüsü yoktur, Müslüman bilginler hep çarpıttılar” derseniz bu sav büyük cürettir, sırf birilerinin hoşuna gitsin diye söylenmiş bir sözdür. İslâm’ı bilen bir kimsenin hatta bir müsteşrikin (doğu bilimci) dahi bu savı kabul edeceğini sanmam.

1400 yıldan beri Müslüman kadınlar başlarını örterler. Siz Peygamber’in hanımlarının başı açık gezdiklerini mi düşünüyorsunuz? Bundan 50 yıl öncesine kadar analarımız, bacılarımız, kızlarımız hep başı örtülüydü. Bunlar hep yanlış mı yaptılar? Ayrıca Kur’ân kadınların, ziynetlerini yabancı erkeklere göstermemelerini de emrediyor. Saç kadının ziyneti değil mi? Eğer ziynet değilse niçin kadınlar hemen her hafta kuaföre gider, saçlarını türlü biçimlere sokarlar? Şunu bilin ki baş örtüsü Kur’ân’ın emri olduğu gibi İncil’in de Tevrat’ın da emridir. Hiç kimse kendi keyfi için dinin hükümlerini çarpıtmamalı. Baş örtüsü takmayacaksan takma ama inkâr etme. Çünkü inkâr vebaldir, günahtır.

Siz nasıl isterseniz öyle gezersiniz, özgürsünüz. Şunu her zaman belirtiyorum: Müslümanlık elbette sadece baş örtüsünden ibaret değildir. Baş örtüsü de Kur’ân’ın emirlerinden biridir. Ama ondan çok daha vurgulu emirler vardır. Mesela yalan söylememek, doğruluk, gıybet etmemek, kalbi kötü düşüncelerden, kinden nefretten korumak, kimsenin kusurunu araştırmamak, nefsi için istediğini başkası için de istemek gibi... Bunlar hep Kur’ân ve hadisin vurgulu emirleridir. Herhangi bir sebeple başını kapatmadı diye kadın dinden çıkmaz. Ancak “Kur’ân’da böyle bir şey yoktur” demek kanaatime göre büyük yanlıştır. “Var ama ben bunu uygulayamıyorum” derseniz o sizinle Allah arasındadır. Başınızı örtmeseniz de elinizden geldiğince Kur’ân’ın doğruluk, dürüstlük, dedikodudan uzak durma, kalbi kötü düşüncelerden koruma, haksızlıktan uzak durma gibi vurgulu emirlerini uygulamaya çalışın. Bunlar sizin uhrevi kurtuluşunuza yardım eder.

Wolf
18.02.08, 13:38
Ich dachte, du wärest ein Koran-kundiger Zeitgenosse.

Und ich dachte, ich hätte das mehrfach unter Beweis gestellt. Zumindest kann ich mit 95% der Moslems locker mithalten. ;) Das macht mich zwar noch lange nicht zum Gelehrten, aber bestimmt zum unangenehmen Mitdiskutanten.


Natürlich befindet sich im Koran selbst, dass Alkohol graduell verboten wurde. Nur weil die Kapitel nach deren Länge eingeordnet sind und nicht chronologisch, übersieht manch Neugieriger wichtige Zusammenhänge.

Allein schon diese willkürliche Anrdnung nach Länge und nicht Chronologie eröffnet uns die Türen zu noch vielen anderen schönen Zusammenhängen.... aber dafür scheint die islamische Welt wohl noch nicht reif.


Alkoholgenuss ist verboten, du stehst da nicht unter Beweisnot. Erkläre uns lieber, wie unter diesen Umständen die gigantische orientalische Lyrik entstanden ist, wo dem Weingenuss ziemlich unbeschwert gehuldigt wird!

Och, das ist nun wirklich einfach:

Ich erkläre es genau so, wie ich die heutige gigantische wissenschaftlich/technische Rückständigkeit der islamischen Welt erklären kann, obwohl der Koran doch vor Aufrufen zum Wissenschaftsbetrieb nur so strotzt:

Mit nahezu schon lächerlicher Inkonsequenz bezüglich gesprochenem Wort und folgenden Taten. Das war doch wirklich einfach, oder? :nurdinilu:


Im sunnitischen Islam gibt es übrigens keine Mullah-Räte. Das ist zumindest aus widersprüchlichen Fetwas über Tabak-Genuss ersichtlich!

Wie kommst Du von "widersprüchlichen Fetwas" auf die "Nichtexistenz" von Fetwa-Erstellern? :confused: