Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Türkiye'de Kürt siyasetçiler vs.
Ben başlayım:
Turgut Özal (Malatya)
- Başbakan
- Cumhurbaşkanı
Abdülkadir Aksu (Diyarbakır)
- İçişleri Bakanı
Hüseyin Çelik (Van)
- Milli Eğitim Bakanı
Abdülkadir Aksu (Diyarbakır)
- İçişleri Bakanı
Zaten bugün PKK maymunlarin ellini kolunu salaya salaya Türkiyemizde dolasmasi ve propaganda yapmasinin baslica nedeni Aksu denen zat'dir.
Leyla Zana'nin tahliyesinden sonra birzat kendisi ile "ikili" görüsmelerde bulndu. Ama disarda bekleyen sehit yakinlarin görüsme talebini redetmistir.
Kendisinden nefret ediyorum....
Neyse ben de devam edeyim...
Ismet Inönü (Malatya)
@Detan
Kürt mafyasının bu kadar güçlenmesinin başmimarıda Aksudur! Farkında isen sadece milliyetçi babalara karşı operasyon yapılıyor. Sedat Peker içeri atılıyor ama Kürtçü kesime karşı yapılan operasyonlardan hiç haberdar olmuyoruz. Neden? Çünki yapılmıyor! Eee durum böyle oldumu meydan kapkaçcılara ve gaspcılara kalıyor.
her dönemde, kürt asilli siyasetciler olmustur..ama bunlar ikiye ayrilir..
vatana ihanet edenler(cok azdir)
türkiyeyi vatan bilen ve vatanin mutlulugu icin calisanlar.(cok büyük cogunlugu budur.
mesela hikmet cetin ve kamuran inan ..her ikiside disisleri bakanligi yapmis ve türkiyein milli davalarini savunmuslardir, halen de savunmaya devam etmektedirler.
selamlar
@Detan
Kürt mafyasının bu kadar güçlenmesinin başmimarıda Aksudur! Farkında isen sadece milliyetçi babalara karşı operasyon yapılıyor. Sedat Peker içeri atılıyor ama Kürtçü kesime karşı yapılan operasyonlardan hiç haberdar olmuyoruz. Neden? Çünki yapılmıyor! Eee durum böyle oldumu meydan kapkaçcılara ve gaspcılara kalıyor.
vaybeee demek Pekerin üstüne gidilmesi seni rahatsiz ediyor? türk tarihinin gördügü en büyük mafia boss alaattin
cakici da mahkemede vatan millet ugruna ölürüm demisti, beraat mi ettirseydik bu laftan sonra ne?:confused:
catlinin,kircinin,agcanin hapis suclu olmasi da seni rahatsiz ediyordur kesin
PS: Kürt mafyasi olaraka bilinen kesimin fertleri 1990 li yillarda Bolu-Gerede-Hendek diye bilinen seytan bermuda ücgeni alaninda milliyetci vatansever türk intikam tugayi tarafindan sorgusuz sualsiz infaz edilmislerdir.. aksunun pesine düsecegi kürt mafyasi pek kalmadi yani icin rahat olsun göktürkcügüm;)
Evet beyefendi Kürt mafyasını güçlendirmek için Sedat Pekerin üstüne gidiliyorsa bu beni rahatsız eder. Sedat Pekerin Kürt mafyasının korkulu rüyası olduğunu herkes gayet iyi biliyor. Kürt mafyası bitmiş değil! AKP ile beraber Kürt mafyasıda güçlenmiştir. Bunu Kürt mafyasına bağlı olan kapkaçcı çetelerinin güçlenmesi tarafından kanıtlanıyor. Bu kapkaçcılar Güneydoğuda özellikle Bingöl ve Diyarbakırda yetiştirildikden sonra büyük şehirlere gönderiliyorlar!
Istanbuler
25.06.05, 18:15
Türk mafyasi, Kürt mafyasi degil mafya vardir ve kökü kazinmalidir.
leyla zana nin, kürtce yemin etmek istedigi TBMM oturumunu
yöneten baskan ali riza septioglu
necmettin cevheri= adalet partisi milletvekili, kurucusu,adalet bakani, devlet bakani
kamer genc= meclis baskani, dogru yol partisi milletvekili, danisma meclisi üyesi(12 eylül sonrasi)
serafettin elci=bayindirlik bakani.
a.firat=adalet partisi, dogruyol partisi
deryatulga
04.09.07, 21:33
Kamer Genç'in hüsran günü
04 Eylül 2007 Salı 20:59
TBMM'de komisyonlara üye olan Kamer Genç büyük hüsran yaşadı..
KİT Komisyonu üyeliği için de aday olan Kamer Genç, bu seçimi de DSP İstanbul Milletvekili Hüseyin Mert’e karşı kaybetti. Oylamaya 274 milletvekili katıldı. DSP’li Mert 259 oy alırken, Genç’e ise 11 oy çıktı.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği için DSP İzmir Milletvekili Harun Öztürk ile Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç yarıştı.
Oylamaya katılan 390 milletvekilinden 359’unun oyunu alan Öztürk, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi oldu. Kamer Genç’e ise 24 oy çıkarken, 6 boş oy kullanıldı, 1 oy geçersiz sayıldı
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeliği için ise Bağımsız Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, DSP İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş ve Kamer Genç yarıştı. Ağırbaş, 252 oyla komisyon üyesi oldu. Adaylardan Geylani’ye 4, Genç’e ise 5 oy çıktı. Oylamada, 9 oy geçersiz sayıldı, 1 oy da boş kullanıldı.
3 KOMİSYONA DA SEÇİLEMEDİ
Kamer Genç, Plan ve Bütçe Komisyonu, KİT Komisyonu ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelikleri için aday oldu, ancak seçilemedi.
TBMM’de grubu bulunmayan veya bağımsız milletvekillerine sadece 4 komisyonda birer kontenjan tanınıyor. Bugün yapılan seçimlere katılan DSP’li milletvekilleri rakiplerine karşı üstünlük sağlayarak, 4 komisyonun üyeliğini de kazandı.
DSP İstanbul milletvekili Ahmet Tan, AB Uyum komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelikleri için yaptığı adaylık başvurularını, seçimlerden önce geri çekti
Kaynak: http://www.internethaber.com/images/news_source/3.jpg
Zaten bugün PKK maymunlarin ellini kolunu salaya salaya Türkiyemizde dolasmasi ve propaganda yapmasinin baslica nedeni Aksu denen zat'dir.
Leyla Zana'nin tahliyesinden sonra birzat kendisi ile "ikili" görüsmelerde bulndu. Ama disarda bekleyen sehit yakinlarin görüsme talebini redetmistir.
Kendisinden nefret ediyorum....
Neyse ben de devam edeyim...
Ismet Inönü (Malatya)
Malatyalilari Kürt yaptiniz gittiniz Kemal Sunal dami Kürt sizce:lach::brüll:
Kamer Genç'in hüsran günü
04 Eylül 2007 Salı 20:59
dün kamer genc meclis kürsüsünde:
"Baskanim hepimizi kucaklayan da aman dikkat edin de ters taraftan kucaklamayin.":brüll:
der typ ist so geil.
aber kann mir nicht vorstellen, dass der nützlich ist.
deryatulga
05.09.07, 00:37
DSP'nin yükselen yildizi Emrehan Halici da Kürttür. Simdi birisi kalkip da Konya'dan Kürt cikmayacagini söylemesin. Kürdün öylesine de can kurban ayrica!
deryatulga
10.10.07, 19:25
der typ ist so geil.
aber kann mir nicht vorstellen, dass der nützlich ist.
Genç: Seçilmezsem intihar ederim
10 Ekim 2007 Çarşamba 17:53
Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç, referandumdan sonra Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi durumunda aday olacağını belirtti. Genç, "Halk beni seçmezse söz veriyorum intihar edeceğim" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen teklifin maddelerinin metinden çıkarılması doğrultsunda iki ayrı önerge veren Kamer Genç, yaptığı konuşmayla AK Partili milletvekillerini hem güldürdü, hem kızdırdı. ''Çankaya'da oturan kişi, bir siyasi partinin tamamen güdümünde hareket ederse rejim sorunu çıkabilir'' diyen Kamer Genç, MHP'li milletvekillerinden değişikliğe destek vermemelerini istedi.
Tartışmalara konu olan geçeci iki maddenin referanduma sunulan metinden çıkarılmaması durumunda Cumhurbaşkanını halk tarafından seçileceğini ve kendisinin de aday olacağını ifade eden Kamer Genç, AK Partili vekillerinin kendisine laf atması üzerine, ''Yiğitseniz çıkarmayın da görelim. O zaman Cumhurbaşkanlığını Abdullah Gül'den alıyor muyum, almıyor muyum görürsünüz" dedi. Milletvekillerin kendisine güldüğünü gören Genç, "Ben almazsam da başkası alır" dedi.
İkinci önergesi için kürsüye gelen Kamer Genç, iddiasını güçlendirerek sürdürdü. Cumhurbaşakının halk tarafından seçilmesi durumunda aday olacağını tekrarlayan Genç, "Söz veriyorum size, halk beni seçmezse intihar edeceğim. Söz veriyorum burada intihar edeceğim. Ama halk beni seçerse siz intihar etmiş olacaksınız" diye konuştu. Genç'in sözleri Genel Kurul'da gülüşmelere neden oldu.
Kamer Genç'in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den bahsederken 'Cumhurbaşkanı' ve 'Sayın' ifadelerini kullanmadan sadace ismiyle bahsetmesi AK Partili vekillerin tepkisine neden oldu. Gelen tepkiler üzerine Kamer Genç, "Ben öye demiyorum. Zorla mı dedirteceksiniz" diye konuştu.
Oturumu yöneten TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, 'Sayın' ifadesini kullanmamanın Cumhurbaşakanından birşey eksiltmeyeceğini ancak delveti ve milleti temsil eden bir makama karşı herkesin saygılı olması gerektiğini söyledi.
ayyıldız66
10.10.07, 19:29
Genç: Seçilmezsem intihar ederim
10 Ekim 2007 Çarşamba 17:53
Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç, referandumdan sonra Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi durumunda aday olacağını belirtti. Genç, "Halk beni seçmezse söz veriyorum intihar edeceğim" dedi.
:brüll: Ne zaman secimler? Das will ich mal beobachten. :)
deryatulga
10.10.07, 19:39
:brüll: Ne zaman secimler? Das will ich mal beobachten. :)
Was willst du denn beobachten? Seinen Selbstmord?:rockon:
deryatulga
03.12.07, 08:48
Bahçeli'ye eğilen Türk Kürtleri rencide etti!
http://www.aksam.com.tr/foto/2007/12/03/yan4.jpg
ARKA PLAN... 29 Kasım Perşembe. Ankara Gaziosmanpaşada KADEP Genel Başkanı ve eski Bayındırlık Bakanı Şerafettin Elçinin ofisi. Elçi ile ABD Büyükelçisi Ross Wilsonın DTPliler dışındaki Kürt siyasetçilere verdiği kahvaltıyı konuşacağız. Bu kahvaltıya Elçi de katıldı. İçeriden izlenimlerini merak ediyoruz. DTPnin neden orada olmadığını sormak istiyoruz. Acaba o toplantıdan Kürt meselesine nihai çözüm çıktı mı; cevabını arıyoruz.
Elçi, 1977 seçimlerinden sonra Ecevit hükümetinde Bayındırlık Bakanlığı yapmış bir isim. 1997de Demokratik Kitle Partisini kurdu ama parti 99da kapatıldı. Şiddeti reddeden çizgisi ve PKKya ağır eleştirileriyle tanınıyor.
KADEP geçen yıl kuruldu. Elçinin gönlünde yatan, partinin siyasette daha etkin bir konuma gelebilmesi. Ancak bunun, bugünün Türkiyesinde mümkün olmadığını söylüyor. Röportajda yer yer DTP yerine PKK diyen siyasetçi, bu iki kavramı kafasında öyle özdeşleştirmiş ki dili sürçüyor. DTPnin Kürtlere zarar verdiğini iddia ediyor. Türkiyeden umutlu; Ben göremem ama bizim istediğimiz haklara bu ülkenin Kürtleri gelecekte sahip olacak diyor.
Mutlu olmak için Türk olmak şart mı?
Büyükelçi Wilsonın kahvaltısına katılan yılların siyasetçisi Şerafettin Elçi: Ne mutlu Türküm diyene, müthiş şoven bir söylem. Sen niye mutlu olmak için Türk olmak zorundasın? Vatandaş olunması yeterlidir
Ross Wilsonın kahvaltı daveti size ne zaman ve nasıl geldi?
- Geçen hafta beni büyükelçilikten aradılar. Büyükelçi davet veriyor, katılır mısınız? diye sordular. Katılırım dedim ama kim katılıyor, amacı nedir diye sormadım.
Ne kahvaltısı dendi size?
- Amacı Türkiyeye gelen parlamentere Türkiyede olup biteni, özellikle PKK ve Kürt ekseninde anlatmaktı. Bu işi bilen insanlardan, ilk ağızdan duymak istediler.
Neler konuşuldu?
- Bir kere katılımcıların hepsi PKKnın silahtan arındırılması konusunda hemfikirdi. İlk konuşma sırasını arkadaşlar bana verdiler. Ben de PKK bir neden değil, sonuçtur. Var olan Kürt sorununun bir sonucudur. PKK olmadan da Kürt isyanları vardı. Sorunun nedenine inmek lazım. Bunun için Kürtlerin kimliğine saygı duymalı ve haklarını garantiye almalıyız. Bu, Türkiyeyi bölmez dedim.
Siz Türkiyenin federasyon sistemine geçmesini savunuyorsunuz. Çözüm önerileriniz arasında buna da değindiniz mi?
- Hayır, değinmedim. Federasyon ileri bir aşama. Hemen olmaz. Ama insanların bir şeyi kabul etmesi lazım: Merkezi yönetim artık terk ediliyor. Herkesin tek bir merkezden yönetilmesi gerekmez.
Amerikalılardan yorumlar geldi mi?
- Hayır.
Toplantının bir sonuç bildirgesi oldu mu?
- Hayır.
Anladığım kadarıyla bu, bir fikir alışverişi değil, bir fikir alışıydı yalnızca.
- Evet, bizden bilgi almak için çağırdılar.
DTPli kimsenin çağırılmaması konuşuldu mu?
- Hayır, kimse onlar niye yok demedi. Ama herkes şunu savundu: DTP kapatılmamalı. Suç işleyenler şahsi cezalarını çekmeli.
DTPnin çağırılmamasının altında ABDnin partiyi şiddet yanlısı olarak görmesi mi yatıyor?
- Ona şüphe yok. Artık bunun gizli saklı bir tarafı kalmadı zaten.
Kahvaltıya sadece Kürt kökenlilerin çağrılmasını doğru buluyor musunuz?
- Gelen zat Türkiyedeki Kürt meselesini öğrenmeye gelmiş.
RESMİ TEZLERLE ÇAKIŞIYORUZ
Bu kahvaltıyı, ABDnin içişlerimize müdahalesi olarak görebilir miyiz?
- Hayır, günümüzde önemli konularda içişleri diye bir ayrım kalmadı. Önemli olaylar herkesi ilgilendiriyor. Örneğin Pakistandaki olaylara ilgisiz kalabiliyor muyuz? İç meseleler artık başkalarından yardım alınarak çözülüyor.
Amerikanın desteği nasıl bir fayda sağlayabilir?
- PKKya karşı teknik imkanlarından yararlanabiliriz.
Sürekli ABDyi birilerinin ikna etmesi mi gerekiyor?
- İkna değil, bilgilenmek istiyor. Üstelik PKKyı tasfiyesi için Kuzey Iraktaki Kürtleri ikna etmesi lazım.
PKKnın sizin gibi barışçı Kürt siyaseti güdenlere zarar verdiğini düşünüyorsunuz. Size düşen görevler de yok mu bu konuda?
- Var ama biz görevimizi yapınca başımız belaya giriyor. Parti kuruyoruz, partimiz kapatılıyor. Bir kere biz politika yapınca Kürtlerin hassasiyetlerine göre politika yapıyoruz, o da resmi tezlerle çakışıyor.
Kürt kimliğine çok vurgu yapıyorsunuz. Yükselen Türk milliyetçiliğinden de şikayetçisiniz...
- Bizim şikayetçi olduğumuz şoven Türk milliyetçiliği. Yoksa kendi halkını seven Türk milliyetçilinden şikayetimiz yok. Biz hegemonyacı Türk milliyetçiliğine karşıyız.
Sizce Ne Mutlu Türküm diyene şovenist milliyetçiliğin ürünü mü?
- Müthiş! Sen niye mutlu olmak için Türk olmak zorundasın? İnsanın mutlu olması için illa Türk olması şart değil. Vatandaş olması yeterlidir.
Amerikan vatandaşı Ben Amerikalıyım demekten gurur duyuyor. Türküm demek niye batıyor?
- Bir topluma bir etnik kimliği dayatamazsın. Amerika etnik kökeni değil, coğrafyayı işaret ediyor.
Yani Ne mutlu Türkiyeliyim diyene desek problem kalkar mı?
- Tabii kalkar. Mesela Suriyeye bakalım. Bir Kürt Suriyeliyim demekten gocunmaz. Çünkü Suriyelilik Kürtlüğü inkâr etmiyor, bir coğrafya ismi.
Ahmet Türk Kürtleri rencide etti
DTP Meclise girdiğinde çok olumlu bir hava vardı. Ahmet Türkün MHP lideri ile tokalaşması günlerce konuşulmuştu.
- Bu çok dramatik bir jest oldu. Bahçelinin önünde, çok teslimiyetçi bir tavırla eğilmesi olmadı. Gidip medeni bir tavırla el sıkışabilirdi ama kölevari şekilde eğilmesi çok rahatsız edici oldu.
Bu Kürtleri rencide mi etti?
- Son derece. Büyük rahatsızlık yarattı. Öcalan da bundan büyük rahatsızlık duydu.
KÜRTLER TÜRKİYEYİ TERCİH EDER
Kuzey Irakta bağımsız bir Kürt devleti kurulsa Türkiyedeki Kürtler ne hisseder?
- Hiç şüphesiz sevinirler. Orta Asyadaki Türki cumhuriyetler bağımsız olunca Türkler sevinmemiş miydi? Aynı şey.
Sıra bize de gelir diye de sevinirler mi?
- Sıranın bize gelme meselesi Türkiyenin takınacağı tavra bağlı. Türkiye, insanları adam yerine koyacak şekilde hareket ederse istemezler bağımsız devlet. Sen bir insanın kimliğini yasaklarsan, dilini yasaklayıp o dilde eğitim vermezsen, coğrafi adları değiştirirsen adam gibi hissetmez.
Irakta bağımsız bir Kürt devleti kurulsa, Türkiye de federatif bir yapıya geçse Türkiyedeki Kürtler hangisini tercih eder?
- Türkiyede olmayı. Hatta oradaki Kürtlerle konfederatif bir yapı oluşturulabilir. Orası Türk devletinin bir şansı olur.
Türkiyedeki Kürtlere derdinizi anlatabildiğinizi düşünüyor musunuz?
- Hayır. Bir kere imkanlarımız yok. Bir de şiddet ortamında bizim kendimizi anlatmamız zor. Ben belki göremem ama sonunda Türkiyenin benim savunduğum görüşlere geleceğine eminim.
Nagehan Alçı (http://www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=100476,12#) 03.12.2007
deryatulga
03.12.07, 11:50
03.12.2007http://w9.gazetevatan.com/images/kategorititle1.gif "Tek aradığımız kansız çözüm!"
Kürt kökenli siyasetçilerle birlikte Ross Wilsonın davetine katılan Haşim Kılıç VATAN'a konuştu
En çok DTPlilere kırılmış Seyyid Haşim Haşimi... Diğer Kürt kökenli siyasetçilerle birlikte ABD Büyükelçisi Ross Wilsonın davetine katıldıkları için yeni bir parti arayışında oldukları suçlamasını hazmedemiyor. Terörün ölüm kustuğu dönemlerde Cizrede belediye başkanlığı yapan, sonra iki dönem üst üste Diyarbakırın sorunlarını Meclise taşıyan Haşiminin tek bir derdi var, bölgedeki sorunun doğru tahlil edilip, çözümlenmesi. Bunun için her toplantıda bildiklerini anlatmaya hazır, tüm saldırılara göğüs germeye de...
1989da Refah Partisinden Cizre Belediye Başkanlığı, 1995te Refahtan ve 1999da Fazilet Partisinden iki kez üst üste Diyarbakır milletvekiliği yapmış. Cizre Belediye Başkanıyken olmadık acılar yaşamış. Zira en civcivli dönemiymiş terörün... Bir gece bir haber almış, bir ev bombalandı diye... Apar topar gitmişler savcı ve doktorla birlikte... Bombalanmış evde gördüklerini hayatı boyunca unutmayacak belli, anlatırken acısını hissediyorsunuz. Cizrenin köklü ailelerinden gelen Seyyid Haşim Haşimi, Yedi kişilik, koskoca bir aile yok olmuştu. Hele bir bebek vardı ki, henüz sekiz aylık, duvara yapışmış, sözcükler anlatamaz diyor. Zorluyor kendini, toparlanıyor ve hemen Ama acılarla siyaset yaparsak, bu sorunu çözemeyiz diyor.
Öyle bir dönem ki o, biri eceliyle öldü mü sevinecek hale gelmiş! Varın gerisini siz düşünün. İşte bu yüzden çözümün çsini gördüğü yerde hazır ve nazır olmayı bir görev bellemiş. Ama asla yanlış anlaşılmasın, çözümü dışarda aramıyor. Çözüm, kesinlikle bizim içimizden çıkmalı. Bu mesele bizim meselemiz. PKK da Kürt sorununun bir sonucudur, asla sebebi değil. PKKlı gençler uzaydan mı geldiler? Bunu görmeden çözüm üretmek imkansız diyor sürekli...
ABD başkanları onun görüşlerini dikkate alıyor
Onun tüm çabası Güneydoğudaki doğruların ortaya çıkması için... Zira sorun ortaya net konmazsa, çözüme ulaşmak ham bir hayal. O yüzden ABD Büyükelçisi Ross Wilsonın Kürt kökenli milletvekillerine yönelik davetini kabul ettiği için karşı karşıya kaldığı eleştirilere çok içerlemiş. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymenin, Elbette diplomatlar bulundukları ülkelerde politikacıları davet edebilirler. Ama burada sorun uygun olmayan belli bir etnik gruba mensup siyasetçi ve milletvekillerinin çağrılmış olmasıdır açıklamasına çok üzülmüş. Ne demek uygun olmayan? Asıl ayrımcılık bu değil mi? diyor. Ama asıl canını yakan DTPnin veryansını olmuş; Bizim dışımızda bir Kürt partisi hazırlığı var. Bu parlamentoya hakarettir! sözleri... İşte bunu anlamakta zorlanıyor. Bu nasıl bir tavır? Ben, o kahvaltıda DTPyi savunurken, kapatılmaması gerektiğini anlatırken, iki dakika beklemeden bu açıklamayı yapmalarını gerçekten anlamış değilim diyor ve ekliyor; En azından bir açıklama borçlular. Bu konuyla uğraşacaklarına, Güneydoğuda AKPnin onlardan nasıl daha fazla oy aldığına kafa yorsunlar.
O kafa yoruyor, bir çözüm yolu için... Ve DTP dışında yer alan pek çok Kürt siyasetçi de, onun sözlerine büyük önem veriyor. Aslında sadece onlar değil, konuyla ilgili tüm siyasetçiler, ister Türkiyeden, ister Iraktan, ister ABDden olsun... İşte size iki örnek; ABD eski Başkanı Clintonın Türkiye ziyaretinde görüştüğü siyasetçiler arasında da o vardı, NATO Zirvesi için gelen ABD Başkanı Bushun Ortaköydeki konuşmasına çağrılan 100 kişi arasında da...
Amerikan Büyükelçisinin kahvaltısında neler konuşuldu?
Mesele şu; elçilikten çağırdılar. ABD Kongre Üyesi Christopher Shays gelecekmiş. Daha önce gelmiş gitmiş Türkiyeye. Türk dostu diye bilinen bir siyasetçi. Doğuya, Güneydoğuya gidecekler. Bölge hakkında değişik kesimlerin görüşlerine başvuracaklar. Bu anlamda kahvaltı organize ettik. Katılır mısınız? dediler. Katılırız dedik. Ben bir siyasetçiyim, aynı zamanda Toplum Sorunlarını Araştırma Vakfının da başkanıyım. Yasalara aykırı bir durum olmadığı müddetçe bu toplantılara katılmak görevim zaten. Çünkü konuşur, tartışırsınız. Birçok büyükelçi görev yaptığı yerlerde zaman zaman toplumun değişik kesimlerini davet eder, konuşur. Çok doğaldır... Bu kahvaltı da gizli bir toplantı değildi, resmi bir görüşme de değildi. Sadece siyaseten bir görüş alışverişiydi. Amerikadan gelen konukların bizlerle, o bölgenin yapısını bilen insanlar olarak görüşme isteğinden başka bir şey değildi. Bunu bir tarafa çekmenin anlamı yok. Basın, elbette soracak, araştıracak... Ama son haftalarda hassas bir süreçten geçiyoruz, bu anlamda en basit denilebilecek olayların arkasında bile birtakım şeyler aranıyor. Tahmin ediyorum ki, bu konu da bu atmosfer içinde değerlendirildi. Zaten Büyükelçi de açıklama yaptı, Bölge hakkında birinci elden, doğru elden fikir sahibi olmak istedik dedi...
Dillendirilecek bir şey yok
Peki daha önce de Amerikan Büyükelçiliğinden böyle bir davet almış mıydınız?
Hayır. Ama belki onlarca kez, birçok büyükelçiyle, resepsiyonlarda, kokteyllerde bir araya gelip konuştum...
Sadece Kürt siyasetçilerinin yer aldığı bir toplantı olmuş muydu hiç?
Bir kere sadece Kürt milletvekili vardı tespiti doğru değil. Onur Öymen, CHP adına tepkilerini sunduğu, Fikret Bilaya verdiği mülakatta bu konuda bile yanılmış. Kahvaltıya katılan AK Parti Siirt milletvekili Afif Demirkıran Kürt kökenli değil, Arap.
Ama bölgeden...
Evet. Bakın, bu daveti birtakım komplo teorileriyle açıklamak doğru olmaz. Gerçekten abartılacak, dillendirlecek bir şey yoktu. Toplantının tek amacı bölge hakkında daha sağlıklı bilgi almaktı. Üstelik Öymenin verdiği mülakatta birçok çelişki var. Birincisi, bu tip gelişmeleri hem doğal karşılıyor, hem Niçin bunlar görüştü? diye tepki gösteriyor, ki bu ayrımcılıktır. Bu anlayış sebebiyle CHP bölgede oy alamadı zaten. Biz demir perde ülkesi değiliz. Kaldı ki, o ülkeler de şeffaflaşmaya başladılar. Zat-ı muhterem hâlâ o anlayışın sürmesi taraftarı. Onu kınıyorum. Bizi ayrımcılığa tabi tuttu. Bir de asla konuşulmayan sınır ötesi harekat konusunun geçtiğini söylüyor. Bu da yalan. Böyle bir şey tartışılmaz. Zaten zaman da kısıtlıydı, sadece temel görüşlerimizi ortaya koyduk.
Kahvaltı ne kadar sürdü?
Bir saat kadar... Sonuçta bir kahvaltı, birebir konuşuyorsunuz. Uzun konuşan arkadaşlar oldu ama hiç konuşmayan arkadaşlar da oldu.
Mesela?
AKP milletvekili Abdurrahman Kurt.
Siz ne kadar konuştunuz?
Ben DTPnin kapatılmasının yanlış olacağını, son günlerde dile getirilen PKKyı bitirme projesinin, öldürmekle, dış dinamiklerle çözümünün mümkün olamayacağını, hükümetin bu son dönemde yürütmüş olduğu siyasette başarılı olduğunu beyan ettim.
Soru geldi mi size?
Hayır.
Onur Öymenin söylediği ayrımcılıktır, bu konu mahkemede biter!
İyibilgi.coma verdiğiniz demeçte, Amerikada bir şeyler olduğu kesin. Benim bu kahvaltıdan çıkardığım sonuç bu demiştiniz...
Benim orada söylemek istediğim Başbakanın Amerikadan iyi sonuçla döndüğüydü... Çünkü Türkiyenin ABDyi ikna edebilmek için sahip olduğu birçok çıkar sahası, kozu var.
Mesela?
Mesela, büyük bir ordusu var. Türk Silahlı Kuvvetlerinin şu anda birçok yerde, Afganistanda, Lübnanda askeri var... İncirlik Üssü var... Ekonomisi var. Dolayısıyla bir şeyler değişti derken, hükümet başarılı siyaset yaptı anlamında söyledim. Çünkü sonuçta Başbakan Amerikada Busha, PKK bizim düşmanımızdır dedirtti...
DTP de toplantıyı eleştirdi...
Beni asıl üzen buydu, acele ettiler.
Biz neden dışlandık? dediler...
Mesele o değil, zaten zaman zaman görüşüyorlar.
Ama Amerikan Büyükelçisi, DTPyle asla görüşmem. Önce PKKya karşı tavır alsınlar dedi...
Büyükelçi değil ama diplomatları, özellikle Adanadakiler DTPyle görüşüyorlarmış...
DTP kapatılırsa ne olur?
DTPyi kapatacak irade Türkiyenin elinde. Fakat geçmişte DEP kapatıldığı vakit ne olduysa, DTP kapatılınca da o olur. Yeni siyasi dinamikler ortaya çıkar. Kürtler arasında umutsuzluk psikolojisi hakim olur. Türkiye zaman kaybına uğrar. Bunları toplantıda da dile getirdim. Fakat DTPliler bize ciddi suçlamalar yönelttiler. O görüşme sonrası değişik çevrelerden, CHPden gelen eleştirileri normal karşılıyorum. Onların bu konuda hiçbir proje ortaya koymadıklarını, sürekli eleştirmekten ve çözüme mani olmaktan başka hiçbir şey yapmadıklarını bildiğim için ciddiye almıyorum. Tabii CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen hariç... Çünkü baştan sona yanlış tespitler yaptı. Bir kere bizim Türkiyenin hassasiyetine önem göstermediğimizi ima ediyor. İkincisi, Bu görüşmeye uygun olmayanlar katıldı diyor. Kendi partisinden bir milletvekilinin, CHP MYK üyesi Mesut Değerin de katıldığını bildiği halde...
Bilgimiz vardı ama biz diğer davetlileri bilmiyorduk, arkadaşımız da bilmiyordu diyor...
Ne fark eder? Bu da başka bir çelişki... Diğer üyeler bu görüşmeye uygun isimler değildi diyor. Bu bölücülüğün ta kendisidir. CHP son seçimlerde hezimete uğramıştır, bitmiştir aslında. CHPye bölgede verilen oylar da partiye verilen oylar değil, her adayın kendi ailesinin verdiği oylardır. Birçok yerde güçlü kişilerdi adayları çünkü. Mesela Mesut Değerin bir tabanı var Diyarbakırda... Kürt toplumu CHPyi tabela partisi haline getirmiştir. Bölgede aday gösterilen herkes sadece ve sadece kendi dostunun, ailesinin oyunu almıştır. Bu mantık karşısında Kürtlerin CHPye verdiği yüzde 1.5 oy da fazladır. Onur Öymen hangi gerekçeye dayanarak bizi hiçbir şeye uygun görmüyor ve bizim Türkiyenin hassasiyetlerine uygun davranmadığımızı söylüyor? Elindeki gerekçeleri ortaya koymakla mükelleftir, yoksa bu konu mahkemede biter. Suçlamaları yersizdir ve yanlıştır.
Ama CHP son dönemde Kürt sorununa farklı bir yaklaşım getirdi...
Onur Öymen gibi siyasiler bu parti içersinde olduğu sürece CHPnin Kürtler nezdinde inandırıcı olmasının imkanı yoktur, mesele bu kadar basit. Zaten yaptıkları açılımın etkisi de 24 saat sürmedi. CHP çatısı içersinde siyaset yapan elbette çok sayıda aklı başında, demokrat anlayışlı siyasetçiler var. Ama şu anda çoğu CHP kulvarında değildir, dışlanmıştır. Bu manada CHPnin inandırıcı olabilmesi için, herşeyden önce onları içine alması lazımdır.
Ramazan ayında kahvaltılı toplantı düzenleyen bir partinin bölge genelinde kapsayıcı olma şansı yok
Peki DTPye eleştiriniz ne?
DTP bu görüşmenin içeriği hakkında bilgi almadan, basının manşetleri karşısında, iki dakika bile beklemeden, CHPnin eleştirisinden de öte, ağır bir eleştiri yöneltti bize. Biz, bu görüşmeyi yapmakla, hem Türkiyeye, hem parlamentoya hakaret etmişiz. Bir şey anlamadım doğrusu. Biz hangi anlamda Türk halkına hakaret etmişiz? Buna bir açıklama getirmeleri lazım. Bir de, Kürtler DTPye karşı alternatif bir oluşum içinde iddiası ortaya atıldı... Türkiyede siyaset yapan aklı başında herkes bunun ne kadar saçma ve anlamsız olduğunu biliyor. Ne yani DTPye karşı bir oluşum, Amerikan Büyükelçiliğinde mi yapılacak?
Ama Büyükelçinin açıklamaları da DTPyi dışlar nitelikte...
O onların sorunu.
Siyaseten ölü Kürt!
Hiç böyle bir şey konuşulmadı mı peki?
Asla. Bir kere böyle bir konunun geçmesi mümkün değil. İkincisi benim hem DTPyle, hem DTPnin geldiği süreçle, hem de Kürt meselesiyle ilgili hiç değişmeyen, yıllardır süren bir siyasi çizgim var. Sık sık vurguluyorum, dış dinamiklerden bu konunun çözümüne ilişkin somut bir şey gelmez diye... Bu şekilde düşünen bir kişinin bu konuyu tartışması mümkün mü? Ben DTPnin kapatılmasının son derece yanlış olacağını söyledim. Onur Öymen bunu eleştirebilir, diyebilir ki, Haşimi PKKnın bitmesini istemiyor. Ama şunu da söyledim; öldürmenin ve ölmenin çözüm getirmeyeceğini, en az öldürülen insan kadar insanın dağa çıktığını, dolayısıyla silahı anlamsız hale getirmenin yöntemleri olduğunu, bunun yolunun da Kürt meselesinde adım atmaktan geçtiğini, bu anlamda AK Parti hükümetinin Kürt meselesinde insiyatif sahibi olmaya başladığını söyledim. Şimdi bu tavrım da ortada olmasına rağmen bu arkadaşların, Bunlar siyaseten ölü Kürttür! tanımlamasını yapması hiç hoş değil.
Kim yaptı bu tanımlamayı?
Eski DEP Milletvekili Nizamettin Toğuç... Bu meselede esas sorun, DTP dışında kalan Kürtler aranıyor ya da öne çıkartılıyor gibi yanlış bir yaklaşımın DTP tarafından bize suçlama olarak yöneltilmesidir. En azından benim açımdan bu suçlama doğru değildir, haksızlıktır. Bu tutumu kınıyorum. Bu anlamda DTPliler, bizi eleştiren CHPli Onur Öymenin çizgisine düştüler. Burada mesele Kürtlerin desteğini almaksa hali hazırda bölge genelinde DTPnin oylarını geçen bir parti var zaten. Yani artık bölgede DTP tek başına değil, siyaset yapan partilerden biridir... DTP süreci eleştirebilir. Farklı bir siyasi çizgisi var, bu çizgiyi savunacaktır. Ama bunu yaparken beni birtakım gizli kapaklı işlerin içinde göstermeye kalkışmasınlar.
DTP, Güneydoğuda neden oy kaybetti sizce?
Ramazan ayında kahvaltılı toplantı düzenleyen bir siyasi partinin Doğu ve Güneydoğuda kapsayıcı olma şansı yoktur. Onlar yaptılar. Sonra öteden beri birçok kavram ortaya attılar; Türkiyelilik, vatandaşlık, konfederalizm ve şimdi de gündemde olan demokratik özerklik gibi. Sık sık bu kavramın değişmesinin sebebi bence kafa karışıklığıdır... Ayrıca bölgede yaptıkları pek çok kültürel etkinlik de ortalama bir Kürte hitap etmeyen etkinliklerdi. Kürt meselesi sadece aile içi şiddet, töre cinayetleri ve çevre sorunlarından müteşekkil değil ki! Bunlar kötü şeyler midir? Evet, kötü şeylerdir. Aile içi şiddetin kesinlikle olmaması gerekir. Fakat şu gerçeği lütfen görelim, 25 yıldır bölge bir travmadan geçti. Bölgenin dengesi allak bullak oldu. Korkunç bir göç yaşandı, yüzbinlerce insan başka yerlere taşındı. Bir göz evde, 3-4 aile yaşamak zorunda kaldı. Bu büyük bir travmaydı. Bölgenin gelenekleri, inanç değerleri olmasaydı, bu travmayı başka bir devletin bir toplumu yaşasaydı çok daha ağır bir tablo çıkabilirdi ortaya. Bu böyle bilinmesine rağmen büyük bir gazete töre cinayetleri için, Bu bir Kürt geleneğidir manşetini attı. Batıya, Kürtler bu kadar vahşidir demek istedi. Öyle bir lanse ettiler ki insanımızı, sanki Kürt genci sabah kahvaltı yaptıktan sonra, Abi bugün hangi kızı kaçırıp öldüreyim noktasında... Üstelik sadece bizim bölgede değil, Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinde de oluyor.
Peki bu intiharlarda, bu cinayetlerde niye patlama oldu? Doğu ve Güneydoğuda bu tür hadiselerin patlaması yıllardır yaşadığımız travmaların tesiridir. 20-25 yıl boyunca şiddet ortamında yetişmiş bir gençlik söz konusu. Bir de yoksul, bir de işsiz üstelik... Bunun hiç mi etkisi yok?
Çiller, korucu olmamı istedi kabul etmeyince gözaltına alındım
Hiç hapis yattınız mı?
Hayır. Ama Şırnakta görevimin başındayken gözaltına alındım. Dönemin başbakanı Çillerin talimatıyla... Çiller, Şırnaka gelmişti. İki gün önce güvenlik gerekçesiyle boşaltılan İkizce Köyü sakinleri alandaydılar. Ellerinde dilekçe Başbakana verecekler... Başbakan beni istedi. Necmettin Cevheri, tavsiye etmiş, Cizre Belediye Reisi ile görüşürseniz size doğru bilgi verir demiş. Çağırdı, ne olup bittiğini sordu. Anlattım; Bu meydanı dolduran insanlar size dilekçe vermek için bekliyor. Köyler yakılıyor, çocukları dağa çıktı diye anneler, babalar, bacılar işkence görüyor deyince, gerginleşti. Ankaraya döndü, beni çağırdı. Gittim. Korucu olmamı istedi. Reddettim.
Niye reddettiniz?
Benim için korucu olmak sözkonusu olmazdı. Bir kere koruculuk sistemi şehir merkezlerinde olmaz. Bu yasalara aykırı. İkincisi benim mantığıma ters... Dönüşte gözaltına alındım. O dönemin şartlarından dolayı istenen kişi gözaltına alınabilirdi. PKKya yardım ve yataklık en belirgin gerekçeydi... Bölgede yoğun çatışmalar yaşandı. Onbinlerce insan gözaltına alındı. Bunların hepsi PKKlı değildi elbette. Olağanüstü Hal Yasaları yürürlükte olduğu için devlet mekanizmalarının böyle bir yetkisi vardı.
PEYGAMBER SOYUNDAN GELİYOR!
İlk adı Seyyid, onun peygamber soyundan geldiğinin de nişanesi, ki bölgede bu nişan en saygı duyulan özellik...
YARIN:
Kürt sorununda kesin çözüm mümkün mü?
Haber: MİNE ŞENOCAK
Kürt kökenli siyasetçilerle birlikte Ross Wilson’ın davetine katılan Haşim Kılıç
[...]
PEYGAMBER SOYUNDAN GELİYOR!
İlk adı Seyyid, onun peygamber soyundan geldiğinin de nişanesi[...]
Nasil yani? :think:
Araplik var o zaman, öyle mi?
deryatulga
03.12.07, 12:10
Nasil yani? :think:
Araplik var o zaman, öyle mi?
Anadolu'da esraftan olup da bir sekilde Seyyidlik belgesine sahip olmayan cok az kisi vardir. Akli basinda olanlar özel sohbetlerde bunun simgesel bir sey oldugunu kabul ederler, kendini cin sananlar ise saf milleti ayni yoldan uyutmaya devam eder. Gercekten Peygamber sülalesi ile ilintili insanlarin soyu ise ya tükendi, ya da tükenmek üzere. Bir düsün ki Safiye Ayla Serif Muhiddin Targan'a bir cocuk dogursa sulb-ü nebevi ne hallere gelirdi?:lach:
deryatulga
04.12.07, 14:12
04.12.2007http://w9.gazetevatan.com/images/kategorititle1.gif 'Öcalan'dan yardım alınabilir'
Haşim Haşimi, Suriyedeki, Iraktaki Kürtler, Türkiyeden Türkiye diye değil, hattın üstü diye söz ediyor
Cizreli, Silopili, Nusaybinli Kürtler içinse o bölge hattın altı. Çünkü çoğu akraba. Onları ayıramazsınız ki! diyor Seyyid Haşim Haşimi...
Ona göre Türkiye, Iraktaki bölgesel Kürt hükümetine destek vermeli ve onu tanımalı ki, hem Kürtler hem de Türkiye kazansın...
Kuzey Iraktaki değişimin Türkiyeye etkisi ne oldu sizce?
Ciddi etkisi oldu. Çünkü geçmişten günümüze kadar bölge devletleri Kürt meselesinde birlikte hareket ettiler. Kürt meselesine asayiş gözüyle baktılar. Mesele, Kürt sorunu bağlamında ele alınmadı...
Yani İran, Suriye, Irak, Türkiye, dördü de mi?
Evet. Dörtlü insiyatif gibi düşündüler ve sorun da büyüdü. Gerçi dönem dönem, Irak devletinin Kürtlere verdiği haklar da var. Irakta genelde Türkiyeden farklı bir çizgi sözkonusu oldu. Türkiyede Kürt kelimesi dahi yasakken, Iraktaki Kürtler federasyon ve özerklik konusunda pazarlık yapabildiler. O ayrı bir husus. Ama sonuçta Kürt meselesinde birlikte hareket etme siyaseti ciddi bir şekilde uygulandı.
Bu bir Ortadoğu sorunu!
Peki Türkiyedeki Kürtler, diğer ülkelerdeki Kürtlerden farklı mı?
Türkiyede kaynaşma çok fazla olmuş. Uzun bir tarihi geçmişimiz var, Osmanlıdan, Alparslandan beri bir birliktelik söz konusu. Yalnız Birinci Dünya Savaşında Ortadoğuda sınırlar çizilirken Kürtlere kimse bir şey sormadı, bu da başka bir gerçek. Yani şöyle ifade edeyim, birileri, bazı devletler, birilerinin hakkını başkasına verdiler.
Mesela?
Arap dünyasında, Ortadoğu coğrafyasında bir sürü devletçik kurdular. Birçok aşireti, hatta ondan da öte birçok aileyi devletleştirdiler. Bahreyn, Abudabi, Katar, Ürdün gibi... Oysa Kürtler de, tıpkı Türkler, Acemler ve Araplar gibi bu coğrafyanın asıl unsurlarıdır. Sınırlar çizilirken Kürtlerin dahli olmadı, müdahalesi olmadı. Hiçbir devlet de kendi Kürdüne bir gelecek sunmadı. Onun için Kürtler ayrı ayrı millet gibiler Ortadoğuda. Ama bazı ülkelerdeki Kürtler daha rahat. Mesela İran... Bir eyalete Kürdistan adını verebiliyor, kendi ucağına Kürdistan Airlines ismini yazmakta bir sakınca görmüyor. Yahut son çatışmalarda sivil yerleşim birimlerinin zarar görebileceği endişesiyle bir bildiri yayınlayarak, PJAK (PKKnın bir kolu) bana saldırıyor, ben cevap veriyorum, bombalar patlıyor... Zarar görmemeniz için yerleşim birimlerinizi yakın çatışma alanlarından başka taraflara götürün. Ben buna mecbur kaldığım için, Kürdistanın onurlu halkına bu ağır eziyeti verdiğim için özür diliyorum diyor. Büyük devlet olmanın temeli de bu zaten...
Peki niye Iraklı Kürtler, Türkiyenin operasyon ihtimaline karşı sert tepki gösteriyor da, İrana karşı göstermiyor?
İran, bu şekilde bir tavır ortaya koyduğu için... Kürt meselesinde İran daha rahat dedik ya, Irak da öyle... Irakta Kürtler bir asra yakındır rejimle bazen çatıştılar, bazen barıştılar. Geçmişte birtakım haklar elde etmişlerdi. Bugün gelinen aşama ise federal bir sistemdir.
Ya Suriye?
Bu konuda sıkıntılı. Hâlâ yüzbinlece Kürt bu ülkede mülteci konumundadır. Kimlikleri yok, gayrimenkulleri tescil manasında üzerlerinde değil. Yani temel hak ve özgürlüklerden yoksunlar. Bu sorunların çözülmemesi durumunda Suriyede Kürt meselesi büyüyecek gibi... Türkiye ise, Cumhuriyet döneminde inkar politikasını uyguladı. Gelinen aşamada artık inkar edemiyor ama sorunu nasıl çözeceğini de bilmiyor. Bugün hükümetin bu konuda bir yol haritası var gibi. Ama bunun gelişmesi, somutlaşması lazım. Yani dört ülkede yaşayan Kürtlerin tecrübeleri aynı değil. Ayrıca devlet yapıları da farklı. Dolayısıyla Kürt meselesine yaklaşımları da farklı. Bu ülkelerdeki Kürtlerin konumuyla ilgili farkları ve sonuçları gözardı etmeyelim ama sorun birbirinden bağımsız da değil. Yani geniş bir perspektiften bakarsak aslında sorun bir Ortadoğu sorunu.
Devletin değişmesi lazım
O zaman sorunu bu dört ülke birlikte mi çözmeli?
Dediğim gibi her ülkenin şartları farklı. Dolayısıyla çözümler de farklı olacak. Sonuçta Kürtler bu coğrafyada en büyük dört halktan biridir. Farklı ülkelerde, farklı siyasetlere maruz kaldılar. Uygulanan siyasetler büyük acılar yaşattı. Ama iyi-kötü, doğru-yalnış bugünlere geldik. Bazen üzüldük, bazen aynı kaygılar etrafında kenetlendik. Kesin olan şey, Kürtlerin de diğer toplumlar gibi bu coğrafyanın asli unsuru olduğu gerçeğidir. Bakın, Türkiyede son 20-25 yılda ağır bir çatışma dönemi yaşandı. Artık acı veren uygulamaların bitmesi lazım. Bugün gelinen noktada her kesimde değişimler söz konusudur. Hiçbirimizin gideceği başka bir yeri yok.
Peki ama sorun nasıl çözülecek? Sanki bir çözümsüzlük var ortada...
İşin esas can alıcı noktası burası. Bir kere bu sorunu Kürtler üretmedi. PKK de, Kürt sorununun bir sonucu, nedeni değil. Çünkü Kürtler inkar edildi. İkincisi ise Kürt meselesinin çözümü demek, devletin değişmesi demek.
Hep askere havale ettik
Devlet değişmeli derken neyi anlatmak istiyorsunuz?
Dün Kürt yoktu, bugün var. Bu ciddi bir değişim... Daha da önemlisi, devletin kurumlarında bile değişim olması. Emekli askerlerin açıklamaları var. İlker Başbuğ Paşa, önce Dağa gidenleri engelleyemedik dedi. Sonra Dağdakileri indirmenin yöntemleri bulunmalı diye açıklama yaptı. Geçmişteki tanımlamalar neydi? Dağda tek kişi kalmayacak tekerlemesiydi. Çünkü siyasetçiler sorunu askere havale etmişti. Asker de askerce gidecek sorunun üzerine tabii ki. Bu nedenle Başbuğ Paşanın yaptığı son derece önemli bir açıklamaydı... Bunlar değişimdir. Bir de tabii Türkiyenin meseleyle ilgili çözümünü acil hale getiren nedir? Ortadoğudaki son siyasi gelişmelerdir. Eski Irak yok, yeni bir yapı sözkonusu ve bu yeni yapıda da en güçlü siyasi dinamiğin, Kürtlerle Şiiler olduğunu görüyorum. Irakta dünya tarafından kabul gören bir federal sisteme geçiş var. Bölge tarafından kabul edilen ve bu hakkı Anayasa güvencesi altına alan referandum sonucu var. Dolayısıyla bu yeni yapı sebebiyle Irakla girişeceğimiz her ilişki olumlu ya da olumsuz bize yansıyacaktır, bu kaçınılmaz.
Bunu açar mısınız?
Önümüzde üç seçenek var. Birincisi, Iraktaki federe Kürt hükümetini yıkmak. Ama buna iç ve dış dengeler müsaade etmez. İkincisi, bu hükümeti zayıflatmaya çalışmak. O da mümkün değil. Çünkü federal Kürt hükümeti yetkilileri buna siyaseten sürekli karşı atakla cevap veriyorlar. Üçüncü seçenek, onlarla ilişki kurup, geliştirmek, tanımaktır. En doğrusu budur. Bakın hâlâ bu coğrafyadaki, yani Suriye, Irak sınır boyundaki Kürt kökenli insanlar Türkiyeden Türkiye diye bahsetmiyor. Türkiye için Serxete yani hattın üstü diyor. Yani Cizreli, Silopili, Nusaybinli Kürtler için... Biz de onlar için Bınxete yani hattın altı diyoruz. Siz hatırlar mısınız, bayramlarda Suriyedeki tel örgüleri. Binlerce insan bu tarafta, binlerce insan da o tarafta. Tel örgüden bayramlaşıyor... Gerçi son dönemde yapılan başka bir icraat var. Sınır kapıları açıldı, akrabalar birbirini kucaklıyor... Ayıramazsınız ki onları. Çözümse kolaydır.
Nasıl?
Yeter ki iyi niyet, iyi yaklaşım olsun. AK Partinin yaptığı da budur. Ama Kürt meselesinde nihai çözüm yoktur. Bir kere hep diyoruz ya, Kürt meselesinin tarihi yükü var diye. Bu mesele hakikaten karmaşıktır. Bu karmaşıklıktan ötürü de sorun bir anda çözülmez... Dolayısıyla çözüm için uygun zamanın, uygun koşulların çakışması ve birlikte yürümesi son derece önemli. Fakat sorunun karmaşıklığını gözönüne alırsak. bu meselenin oluşturduğu tehlikelerin bilincinde olarak meseleyi önce çözüm yoluna koymalıyız. Bu anlamda sorunu erteleme ve başka yerlere havale etme artık işlemez hale gelmiştir. Bu anlamda iç siyasette demokratikleşme ve ekonomik kalkınma siyasetini bölgenin özel sorunlarını da ele alarak devam ettirmeliyiz. İkincisi Irakla ilişkilerin bölgesel Kürt hükümetinin tanınması ve ilişkilerin dostane yürütülmesi de rahatlama getirir.
Öcalandan yardım alınabilir
Kuzey Iraka yapılan operasyonun sonucu ne olur sizce?
Şöyle bir hatırlarsak, 25-26 kez operasyon yapılmış geçmişte. Bu operasyonları, bazen 5-10 bin, bazen 35-40 bin askerle yaptık. Bölgenin muhkimleri, yani Barzani ve Talabaninin öncülük yaptığı operasyonlar da oldu. Ona rağmen PKKya verilen zarar sınırlı oldu. Tabii bugün öyle birşey olmaz. Bugünkü Kürt ikliminden dolayı...
Yani?
Artık Kürtler birbirini öldürmeme noktasında. PKKyi falan kastetmiyorum. Kürtler artık siyasi parti sahipleri. Gerçi bir asra yakındır siyasi partileri var ama sonuçta artık onlar seçime giden partiler. Ortadoğudaki geleneksel Kürt halkı, Kürtlerin birbirini öldürmesine karşı. Bu ciddi risktir, kimse göze alamaz. İkincisi PKK farklı bir yapıdır. PKK özü itibariyle başka bir yerde değildir; Türkiyededir. Türkiyenin iç sorunudur. PKK diğer Kürt isyanlarından farklı olarak kurulmuş bir yapıdır. Hiçbir feodal yapıya dayanmadan gelişebilen, dönemin hudutları içersinde büyüyen bir harekettir. Ayrıca Türkiyenin dışında hem Ortadoğu hem Avrupa genelinde hem başka kıtalarda örgütlenebilen bir yapı. Medyası var, gazetesi var, televizyonu var, cirosu var... Böyle bir yapıyı hiç kimse sadece askerle bitiremez. Dolayısıyla bu operasyon bahsettiğim şekilde olursa PKKye zarar verse bile, PKKnin varlığına son veremeyecektir. PKKyi silahsızlandırmanın yöntemi Kürt meselesinde içte adım atmak, açılım yapmaya devam etmek, dışta da Irakta ya da başka bir yerde Kürtlerle ilişki içinde olmaktan geçer.
Bu konuda Öcalandan da yardım alınabilir demiştiniz...
Tabii. Alınabilir... Çünkü Öcalan ayrılıkçı düşünmüyor. Zaten DTPnin ortaya koyduğu politikalara baktığınızda da bunu görürsünüz. Bölünme istemiyorlar. Dolayısıyla Öcalan, istesek de istemesek de Kürt meselesi üzerinde etkisi olan bir kişi, bu bir. İkincisi de hâlâ PKK üzerinde belirleyici role sahip. Bu anlamda bu operasyon ne şekilde biter bilemeyiz. Yalnız her operasyonun muhtemel riskleri sözkonusudur. Yani fiili bir durum ortaya çıkabilir.
Ne gibi?
O bölge, bütün dünya gizli servislerine açık olan bir alan. Son baskınlar da son derece profesyonel baskınlar. Dolayısıyla hiçbir operasyon risksiz değildir. Bir sürü mayın döşeli bölgede. Kandil ufacık bir dağ değil ki, koca bir coğrafya... Onun için bu operasyonun risklerle dolu olduğu unutulmamalı.
Erdoğan, Kürtler için şans
Siz kendi çözümünüzün adını koyar mısınız?
Türkiye Kürt meselesinde adım atacak. Adını koydu zaten, yeni bir Anayasa hazırlanıyor. Kürtlerin kimliği, Kürtlerin kültürü yasaların güvencesi altına alınacak. İkincisi de Iraktaki Federal Kürt hükümetiyle dostane ilişki kurup, geliştirecek, onları tanıyacak...
Yani Barzaniyle, Talabaniyle el sıkışacak öyle mi?
Evet. Bu çok mu kötü bir şey? Ben Türkiyenin yakın dönemde Kuzey Irakla ilişkilerinde daha somut, daha gerçekçi bir tavır sergileyeceğini tahmin ediyorum. Bunu yapmak için de Türkiyenin politikasını açık bir şekilde ortaya koyması lazım. Irakın federal Kürt bölgesiyle ilişki kurmalıyız. Onlar artık komşularımız. Amerika sürekli orada kalmayacak, bugün yarın gidecek. Bundan böyle artık bizim komşularımızdan birisinin Iraktaki Kürtler olduğunun farkına varmalıyız, bu gerçeği görmeliyiz. Türkiyenin Federal Kürt Hükümetiyle iş yapabileceği, ilişki kurabileceği, siyasi, sosyal, ekonomik alanların çok geniş olduğu açıktır. Bu konuda kuşkuya dönük siyasetin ise Türkiyeye hiçbir şey vermeyeceği açıktır ve ayıptır. Diyarbakırdan Zaho sadece 4 saat uzaklıkta. Silopiden ise sadece yarım saat... Net bir şekilde söylüyorum; Türkiye Federal Kürt Hükümetini desteklemeli, tanımalı, ilişki kurmalı. Bu iç dengeleri iyi bir şekilde etkileyecektir ve Türkiyenin de önünü açacaktır. Biz daha fazla bir şey istemiyoruz...
Özaldan bile daha avantajlı
Sizce Erdoğan Kürt sorununu çözebilir mi?
Başbakan bölgenin sorunlarına iyi niyetle yaklaşıyor. Oysa seçim öncesi birçok siyasi parti neredeyse Kürtlere, özellikle Irak Kürtlerine hakaret üzerinden şekillendirdi siyasetini. AK Partinin vermiş olduğu mesaj ise bölgede iyi niyetle algılandı. Ayrıca seçim döneminde yaşananları, askerlerin muhtırasını da Kürt halkı hep kendine yapılmış olarak algıladı. Bu yüzden de AK Parti bölgede patlama yaptı. Bu AK Partinin şansı...
Kürtlerin de mi şansı?
Kürtlerin de şansı. Çünkü ilk defa Kürt meselesiyle ilgili siyasi bir yol haritası çizilecek gibi. Elbette Kürt meselesinin çözümü kolay değil, bu bir güç ve denge meselesi. Bu meselede Türkiye ilke olarak farklı bir konumda. İsrailin, Filistinin başbakanlarını buraya çağırıyor, görüştürüyor. Ondan sonra bütün bölgenin devletleriyle yakın temas trafiği içersinde, birçok devlet başkanı Türkiyeye geliyor. Dolayısıyla Türkiye güçlü bir konumda. Bölgede insiyatifi ele geçirdi. Sonuçta böyle bir şansı var AK Partinin...
Bakın herşeyden önce dinimiz, inancımız, kültürümüz, akrabalık bağımız bir avantaj. Osmanlı geçmişimiz de tabii... Eğer Türkiye, Iraktaki bölgesel Kürt hükümetini tanırsa hem içteki Kürt meselesi için çok daha avantajlı duruma gelir, hem de bölge Kürtlerinin desteğini almış olur, ki neden Suriyeli, İranlı, Iraklı, Türkiyeli Kürtler Özala başka bir gözle bakıyor? Çünkü Özal konuşuyordu, görüşüyordu, ilişki kuruyordu, çözüm arıyordu. Bu sempati Kürtler arasında hâlâ devam ediyor. Ama şu anda Başbakanın konumu Özalın konumundan daha avantajlı durumda. Bütün bölgenin Kürtleri Başbakana bu gözle bakıyor. Ondan bir adım atmasını bekliyorlar.
ÇOK SEVDİĞİ GELİNİ TRABZONLU...
Kürtler ile Türkler yüzyıllardır iç içe geçmişiz diyor Haşim Haşimi ve devam ediyor; 1 milyon Kürt ve Türk birbiriyle evlenmiş... Üç erkek, üç kız sahibi olan Haşiminin ailesi de bu iç içe geçmişliğin bir simgesi... Oğullarından Cemal ODTÜde okurken, Trabzonlu bir Türk kızını sevmiş, evlenmişler. Yani İstanbula gitmeye gerek yok iki halkın iç içe geçtiğini anlatması için Haşiminin, çok sevdiği gelini Sema ile torunu Zeynep Berfini her görüşünde zaten bunu kalpten hissediyor...
Röportaj: Mine Şenocaklı
Foto: ÖZAY ŞENDİR
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.