Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Alman Parlamentosu kararından sonra Ermeni meselesi
ilker türkmen, güzel cözümler ortaya koymus...ama bugünkü iktidarin yapacagi is degil..
deryatulga
01.09.07, 16:26
http://www.milliyet.com.tr/2007/09/01/yazar/idiz.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/09/01/yazar/idiz.html)
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_idiz.gif
Semih İDİZ
Ermenilerle ortak tarih komisyonu en doğru yol
Konuyla ilgili son yazımda Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddiaları için mahkemeye gitmesi fikrine katılmadığımı yazmıştım. Bugün bunun bana göre nedenlerinden söz etmek istiyorum.
Ermeni sorunumuzun biri siyasi, biri de tarihi olan iki boyutu var. Ermenilerin çabası siyasi boyutta yoğunlaşıyor. Zira Türkiye'den basit bir "özür"ün çok ötesinde beklentileri var. İstenen ise tazminat ve toprak. Ancak "1948 Soykırım Konvansiyonu" bunu sağlayacak durumda değil.
Çünkü bu mahkeme "soykırımı" tanısa bile, 1948 Konvansiyonu'nun geriye doğru işletilemeyeceğini, yani Türkiye'ye yaptırım uygulanamayacağını da tescil edecektir. Bu yüzden Ermeniler istediklerini, uluslararası hukuk ile değil, siyasi girişimlerle ulusal meclisler yoluyla elde etmeye çalışıyorlar.
Tescil edilme tehlikesi
"O halde Adalet Divanı'na biz gidelim." Akla tabii ki bu geliyor. Gidelim, ama bunun riski ortada. Yaptırıma maruz kalmasa bile Türkiye'yi yine de "soykırımcı" ilan edilebilirler. Bu da yabancı tarih kitaplarına bu kez tescil edilmiş olarak girer.
Nitekim 1990'larda kurulan Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonu (TARC) konuyu "International Center for Transitional Justice" (Uluslararası Geçiş Sürecindeki Adalet Merkezi) adlı kuruluşa götürmüştü.
ICTJ de, kaba özetiyle, "Olanlar soykırımdır ama Konvansiyon geriye doğru işletilemez" demişti. Ne Türk, ne de Ermeni tarafını memnun eden bu "mütalaa" TARC'ın sonunu da getirmişti. Adalet Divanı'ndan da bu mütalaaya uygun bir kararın çıkması olasılığı yüksektir.
Amaç sırf Türkiye'nin ödeyeceği bir "bedel" olmadığını tespit ettirmek ise bu yol açıktır. Fakat "Soykırım olmadı, olanlar dünyayı etkileyen siyasi gelişmeler çerçevesinde yaşanan ve herkesin acı çektiği devasa bir trajedidir" deniyorsa, o zaman tekrar düşünmek gerekir.
Tarihi boyut
Konu hakkında tüm okuduklarımıza dayanarak biz bunu diyoruz. Bu nedenle de, Ermeniler -aslında Türklerin itibarını zedelemenin ve Ankara'nın başını ağrıtmanın ötesinde bir yere gitmeyecek olan- siyasi boyutu zorlarlarken, Türkiye'nin samimi ve açık bir şekilde "tarihi boyut" üzerinde durması gerektiğine inanıyoruz.
Hükümetin ortaya attığı ve iki tarafın tarihçilerinin yanı sıra, tarafsız tarihçilerin de yer alacakları "Ortak Tarih Komisyonu" fikrini bu yüzden destekliyoruz. Bizi kızdıran Amerika'daki Yahudi kuruluşları, ABD yönetimi ve AB Komisyonu da bu fikri destekliyor. Özetle, uluslararası konjonktür Türkiye'nin bu yol üzerinde yoğunlaşması için uygun.
Sonuçta Türklerin, "İttihatçı maceraperestliği"nin de büyük katkısıyla, acı çekerek can havliyle varlıkları için mücadele ettikleri bir dönemden söz ediyoruz. Fakat aynı zamanda, emperyalist güçlerin mücadelesinden doğan karmaşa içinde, milliyetçi liderlerinin olmayacak vaatleri peşinde sürüklenen Ermenilerin de maruz kaldıkları insanlık dışı olaylardan söz ediyoruz.
Bu nedenle, gerçek amaç herkesin tarihten "empati yoluyla" doğru dersleri alması ise, "Ortak Tarih Komisyonu"ndan başka bir seçenek göremiyoruz. Bir sonraki yazımızda da Almanlarla Çeklerin, aralarındaki benzeri sorunun üzerine nasıl gittiklerini ele alacağız.
deryatulga
01.09.07, 17:14
Dedem, 1915, samimiyet arayışı
Ayşe Karabat (akarabat@hotmail.com)
01/09/2007 (1217 kişi okudu) Duvara asılmış çerçeveli siyah-beyaz bir fotoğraftan, çatık kaşları, dökülmüş saçları, gülümsemeyen ama tanıdık gelen bir çehreyle etrafı seyreden bir adam. Ben doğmadan çok önce öldüğü için tanımadığım dedem, Süleyman Bey.
Fotoğraftaki adam, gençleşiyor birden. Yıl 1915 civarı. Süleyman Bey, 13-14 yaşında. Omzunda tüfeği, Ağrı Dağı'nın eteklerinde dörtnala at koşturuyor. Bir Ermeni köyüne doğru gidiyor çatışmak için. Bir haber yolundan çeviriyor genç Süleyman'ı; "Kardeşin öldürülmüş." Diğer aile büyüklerinin anlattığı kopuk kopuk rivayetler hep aynı cümleyle başlıyor, "Aslında biz iyi geçinirmişiz Ermenilerle ama..." Bir de kimsenin ama kimsenin açık yüreklilikle itiraf edemediği bir gerçek: "O yıllarda eli silah tutan kimse masum değil."
Yıl 1996. Bir 24 Nisan sabahı. Hafızama kazınan ve hiç çıkmayan başka bir fotoğraf: Kudüs'teki Ermeni mahallesinde simsiyah giyinmiş bir kortej. Kortejdekilerin yüzleri, tıpkı dedemin siyah-beyaz fotoğrafındaki gibi, çatık kaşlı. Saçları dökülmüş, tekerlekli sandalyedeki yaşlı bir adamın gözyaşları süzülüyor çenesine doğru. Acaba oradaki insanların herhangi birinin dedesi, benim dedemle karşılaşmış mıdır? Onların da aile büyüklerinden dinlediği kopuk kopuk rivayetler aynı kapıya çıkıyor mu; "O yıllarda eli silah tutan kimse masum değil."
Yıl 2007. ABD'deki önemli Yahudi kuruluşlarından ADL, 'Ermeni soykırımı'nı tanıyacağını açıklıyor. Oysa Yahudi kuruluşlarının büyük çoğunluğunun tutumu farklıydı. Tarihte, soykırıma uğramış tek ulusun kendileri olduğunu öne sürüyorlardı. Türkiye, bugüne kadar, 1915 olaylarında tezlerinin savunulması için hep bu kuruluşlara güvenmişti. Gerçi, İsrail ile zaman zaman sürtüşmeler de yaşanmamış değildi. İsrail'in eski eğitim bakanlarından birinin 1915 olaylarını ders kitaplarına koydurmak istemesi, başına stratejik kelimesi getirilmeden anılmayan Türk-İsrail ilişkilerinde soğuk rüzgârlar estirmişti. Bir kere de, İsrail'in, büyükelçi olarak Türkiye'ye atamak istediği tarihçi Ehud Toledano, vaktiyle bir radyoda, 'Ermeni soykırımı'ndan söz ettiği için, agreman alamamıştı Ankara'dan. Sonra Kudüs'teki Türk Konsolosluğu'na, bir 24 Nisan'da ses bombası atılmıştı. Türkiye, ADL'nin tutum değişikliğinden İsrail'i sorumlu tutacağını açıklamakta gecikmedi. Hatta ilişkilerin 'zehirleneceği' de söylendi. ADL, güçlü bir kuruluş. Asıl işi dünyadaki antisemitikliği izlemek. Hem de bence aşırı abartarak. Neredeyse, 'hava bulutlu' denildiğinde 'Vay sen bana ördek dedin' zihniyetiyle. Malum hikâye; 'Hava bulutluysa yağmur yağar, yağmur yağarsa, yerlerde su birikir, su birikintisine ördekler gelir, dolayısıyla sen bana ördek dedin'.
Doğrusu bu tutumu tasvip etmesem de, hayranlık duymuyor değilim. Türkiye'nin eksikliğini en fazla hissettiği şeylerden birinin bu olduğunu düşünüyorum çünkü. Kafasını kumuna gömmeye çalışan ya da kendi meselelerini başkalarına havale eden, olmayınca da şapa oturan bir tutum yerine, politika oluşturabilen atılgan ve kararlı bir tanıtma çabası. Oysa şimdi, kafamızı daha da çok kuma gömeceğiz gibi geliyor. Sağda solda zaten başlamış olan, 'Bu Yahudiler böyle zaten, herkes bize düşman zaten' çığlıkları daha da saracak her yanı. Oysa anlamadığımız, bir sağlam durunca, güçlü ve ilkeli davranınca cesur olunca 'dış mihrakların' etkisinin azalacağı gerçeği.
Ne ürettik bugüne kadar üstümüze her geçen gün daha da büyüyerek gelen bu
sorun karşısında. Yalnızca, meseleyi tarihçilere bırakalım argümanı. İyi de hangi tarihçilere; tarih felsefesinden anladığı, din değiştiren Ermenilerin oturduğu mahallelerin çetelesini tutmak olanlarla mı?
Ne istiyorum, biliyor musunuz? İsrail'in bağımsız bir Kürt devleti daha çok işine geldiği için Türkiye ile ilişkilerini gözden çıkarmasından, Amerikan Kongresi'nde değişen dengelerden, Türkiye'nin İran
ile imzaladığı doğalgaz anlaşmasının dünya politikasına etkisinden, Ermeni çetelerinin Rusya ile işbirliği yapmasından ve bunun gibi konulardan tamamıyla uzak meseleleri konuşacağımız bir çay toplantısı. Çünkü ben, dedeme yapılanlardan başkalarını sorumlu tutmuyorum. Dedemin yaptıklarından da kendimi sorumlu tutmuyorum. Olan bitenler için üzgünüm ve bu üzüntümü samimiyetle paylaşacak insanlar arıyorum. Çünkü kangren olmuş bu sorunun çözümü, sorunu ortaya çıkaran büyük stratejilerde değil, çıkar ilişkilerinde değil, sorunun acısını iliklerinde kemiklerinde hisseden ve çeken halklardadır da ondan.
deryatulga
03.09.07, 23:46
http://www.milliyet.com.tr/2007/09/03/yazar/idiz.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/09/03/yazar/idiz.html)
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_idiz.gif
Semih İDİZ
Almanlarla Çeklerin açtıkları yol
Türkiye'nin Ermeni iddialarını uluslararası mahkemeye götürmesinin bizce niçin iyi bir fikir olmadığını son yazımızda ele aldık. Bugün konuya başka bir açıdan bakacağız.
Çekoslovakya, İkinci Dünya Savaşı öncesinde İngiltere'nin girişimiyle Hitler'e hediye edilmişti. Çekoslovakya'daki üç milyon Südet Almanını bahane edip bunu isteyen Nazilerin böylece artık rahat duracakları sanılıyordu.
Ancak dünya Hitler'in doyumsuz olduğunu kısa zamanda öğrenecekti. Nazi merhametine terk edilen Çekoslovaklar da, dünya savaşının patlak vermesiyle, topraklarından edilip Lidice'deki gibi vahşi katliamlara maruz kalacaklardı.
Nazilerin mağlubiyetiyle vahşet bu kez Almanlara karşı dönecekti. Acımasız bir barbarlıkla kovulan Südet Almanlarından yüz binlercesi öldürülecekti. Çekoslovak hükümeti ise bu cinayetleri işleyenlere karşı bir şey yapmayacaktı.
Deklarasyon ve özür
Konu Südet Almanlarının çocukları ve torunları arasında hâlâ açık bir yaradır. Çekler ise bu kesimden gelen kolektif tazminat taleplerini reddetmektedir.
Buna karşın Çek Cumhuriyeti ile Almanya 1992'de bir "Dostluk ve İyi Komşuluk Anlaşması" imzaladılar. 1997'de de, AB üyeliği perspektifi çerçevesinde, bunu bir Ortak Deklarasyon ile taçlandırdılar.
Deklarasyonda Almanya, Nazi suçlarından dolayı Çek Cumhuriyeti'nden özür diliyor. Südet Almanlarına karşı işlenen suçların "Nazilerin neden oldukları hissiyattan kaynaklandığının bilincinde olduğunu" da belirtiyor. Çek Cumhuriyeti ise Südet Almanlarının topraklarından kovulmaları ve insanlık dışı muameleye tabi olmalarından dolayı "üzüntü duyduğunu" belirtiyor.
Ortak tarihçiler komisyonu
Taraflar ayrıca, "Geçmişte yaşanan adaletsizliklerin geçmişte kaldığını, bundan böyle ilişkilerini geleceğe göre tanzim edeceklerini" vurguluyorlar. Fakat geçmişten öğrenmek için bir "Alman-Çek Tarihçiler Komisyonu" kuracaklarını belirtiyorlar. Bu arada "ortak kültürel geçmişlerini koruma ve geliştirme" vaadinde bulunuyorlar.
Tarihte hiçbir zaman iki olay tam olarak birbirine benzemez. Buna rağmen Çekler ile Almanlar arasında zamanında var olan düşmanlığın Türklerle Ermeniler arasındaki düşmanlıktan az olduğu iddia edilemez.
Lafı uzatmadan şunu söylemek istiyoruz: Bizim "Ermeni sorunumuz" ve Ermenilerin "Türk sorunu" büyük ölçüde Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanacak olumlu gelişmelerle çözüm yoluna girecektir. Burada diasporanın olumsuz katkılarını tabii ki göz ardı etmiyoruz.
Türkler ve Ermenilerin durumu
Fakat Ankara ile Erivan'ın tarihte yaşanan trajedi konusunda gösterecekleri siyasi olgunluk, iki milletin bu trajediye geniş açıdan bakmalarına olanak sağlayacaktır. Kurulacak olan bir Ortak Tarihçiler Komisyonu da buna katkıda bulunacaktır. Türklerle Ermenilerin ortak kültürel geçmişlerinin su yüzüne çıkarılması da karşılıklı olarak duyulan olumsuz hissiyatın giderilmesine katkı sağlayacaktır.
Almanlarla Çekler bu yönde adımlar atabildilerse, Türklerle Ermenilerin de benzeri adımları atmamaları için bir neden yok. Tabii amaç düşmanlığı ebediyen sürdürmek değilse. Fakat amaç düşmanlık ise o zaman kimsenin yapabileceği bir şey yok.
sidiz@milliyet.com.tr (sidiz@milliyet.com.tr)
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0