Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : "Türkentum"-Paragraf wird entschärft
Frankenstein
26.01.07, 17:36
selam arkadaslar!
konuyla ilgili tartismalar sürerken, baska ülkelerinde 301. maddeye benser kanunlari varmi merak ettim.
-------------------------------------------------------------------------
Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama
Madde 301
(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
-----------------------------------------------------------------------
ingilizlerin, almanlarin, özelliklede fransizlarin kanunlari bizimkilerden dahami hafif cezalar öngörüyor? yoksa bizde kanunu uygulayan hukukcularimiz cokmu sert kararlar veriyorlar?
vatan millet katilimcilara tesekkür eder;)
deryatulga
26.01.07, 17:42
"Alle Soldaten sind Mörder!" sözü Almanya'da Yüksek Mahkeme karariyla fikir özgürlügüne girer. ABDde ise ulusal bayragi kesip bicerek don dikmek serbesttir. Öyle olsun demiyoruz ama, baska yerlere göre ince ayar yapmaya kalkarsaniz, burnunuz kargayi kilavuz edinen adama döner.
Ich bin sprachlich überfordert!
Was heißt eigentlich "aşağılayan"? Kann man das irgendwie festmachen? Oder ist der Begriff so weit gefaßt, dass man diesen inhaltlich flexibel - je nach Bedarf - ausfüllen kann?
Was bedeutet: "Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz"?
Ist "aşağılamak" nicht strafbar, wenn es mit der Intention "Eleştiri amacıyla" durchgeführt wird? Gelten dann (1) - (3) nicht?
aşağılayan"?
erniedrigen...
Frankenstein
26.01.07, 18:04
"burnunuz kargayi kilavuz edinen adama döner.
nedemek burmunuz yani?
seninki bizimkinden dahami temiz?
öyleyse sen "katil devlet" diyenlerdenmisin?
Frankenstein
26.01.07, 18:13
Was bedeutet: "Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz"?
"iyi niyetli" demokrasinin gelistirilmesini hedefleyen elestiriler demek.
ama kimin iyi niyetli kimin kötü niyetli oldugunu hakimler nerden bilecekki?
deryatulga
26.01.07, 18:14
nedemek burmunuz yani?
seninki bizimkinden dahami temiz?
öyleyse sen "katil devlet" diyenlerdenmisin?
Sana ne? Cok merak ediyorsan bugüne kadar yazip cizdiklerimi oku, devlet insan mi ki kaatil olacak? Benim burnuma gelince, ettigi lafi bilen, karganin kilavuzluguna da güvenmez. Karsilastirmali ceza hukuku tartismasi sana mi kaldi?
Frankenstein
26.01.07, 18:17
Karsilastirmali ceza hukuku tartismasi sana mi kaldi?
sayende beceririm belki:lach:
hadi su fransizlarin 301. maddesini getirde cekistirelim biraz.:nurdinilu:
Vielen Dank für die sprachliche Unterstützung.
Dies bedeutet ja, wenn man "katil devlet" sagt, dann ist es "aşağılamak" und es gelten (1) - (3).
Wenn man aus demokratischen Motiven (was das auch heißt) heraus "katil devlet" sagt, dann gelten (1) - (3) nicht.
Richtig verstanden :) ?
Übrigens: Wie konkretisiert man denn "aşağılamak"?
Ihr merkt, das überzeugt mich noch nicht ganz!
deryatulga
26.01.07, 18:25
sayende beceririm belki:lach:
hadi su fransizlarin 301. maddesini getirde cekistirelim biraz.:nurdinilu:
Yok canim, büyük ceza hukukcusu sensin, buyur da sen getir! Biz de yararlanmis oluruz!
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=13934&highlight=%A7301
deryatulga
26.01.07, 18:49
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=13934&highlight=%A7301
Die hier erwähnte Gesetze haben mit dem § 301 weder inhaltlich noch dem Geiste nach etwas zu tun. Oder glaubst du, dass man früher den Staatspräsidenten der Türkei straffrei beleidigen durfte?
Frankenstein
26.01.07, 18:58
[quote=TomBac;277833]Ich bin sprachlich überfordert!
Was heißt eigentlich "aşağılayan"? Kann man das irgendwie festmachen? Oder ist der Begriff so weit gefaßt, dass man diesen inhaltlich flexibel - je nach Bedarf - ausfüllen kann?
asagilamak enlich wie Verunglimpfung steht auch im deutschen StGB sich mal. man kann ja nicht alles festlegen. richter muss sich je nach dem fall entscheiden.
Was bedeutet: "Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz"?
wenn elestiri= kritik eine verbesserun beabsichtigt ist es nicht strafbar.
Ist "aşağılamak" nicht strafbar, wenn es mit der Intention "Eleştiri amacıyla" durchgeführt wird? Gelten dann (1) - (3) nicht?
richtig und falsch.
wenn kritik keine erniedrigung gemacht wird, ist kritik nicht strafbar.
Frankenstein
26.01.07, 19:05
Yok canim, büyük ceza hukukcusu sensin, buyur da sen getir! Biz de yararlanmis oluruz!
zübeyde olsaydi hemen bulup cevirirdi o fransiz kanununu:motz:
is sana kalinca.....
moku keferete yarayacaginda karga denizin ortasina yaparmis;)
Frankenstein
26.01.07, 21:21
Gül, 301 İçin İşbirliği İstedi"Bu maddeyi iktidar-muhalefet birlikte değiştirirse bir anlamı olur." (http://www.trt.net.tr/wwwtrt/tumhaber.aspx)Dışişlerİ Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk Ceza Yasası'nın 301'inci maddesinde yapılacak değişiklik için uzlaşma aradıklarını söyledi.
Gül, "Böyle bir maddeyi iktidar muhalefet birlikte çıkarırsa bir anlamı olur." dedi.
Dışişleri Bakanı Gül, Uluslararası Lübnan'a Yardım Konferansı'na katılmak üzere gittiği Paris'te, gazetecilerin gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Abdullah Gül'e, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, Türk Ceza Yasası'nın 301'inci Maddesi'nin kaldırılması yönündeki çağrısı soruldu.
Hükümetin bu konudaki sıkıntıları gördüğünü ve çözüm aradığını hatırlatan Gül, Başbakan Erdoğan'ın, bu sorunun aşılması için pek çok kesimin görüşüne başvurduğunu ifade etti.
Abdullah Gül, bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin "301'inci maddenin değişmesi siyasi iradeye bağlı" şeklindeki sözlerini de eleştirdi.
Gül, "Biz eğer istiyorlarsa, sivil toplum örgütlerini hiç dikkate almayız. Ama başka konularda da dikkate almayız. Biz topu kimseye atmak istemiyoruz. Biz istiyoruz ki konsensüs içinde bu değişiklik yapılsın. Şüphesiz ki siyasi iktidar istediğini yapar, o zaman da hiç kimse "siyasi iktidar bize danışmıyor demesin" diye konuştu.
Abdullah Gül, bu tür kanunların elbirliği ile çıkarılmasının tartışmaları engelleyeceğine de işaret etti.
Gül, "Böyle bir maddeyi, iktidar-muhalefet birlikte çıkarırsa bir anlamı olur... Ümid ederim bu konuda tekrar işbirliğine girilir. Bu süreç yeniden canlanır" dedi.
Gül ikili Görüşmelerde de Bulundu
Bu arada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Almanya, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanları ile ikili görüşmelerde de bulundu.
Gül, Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy ile görüşmesinde, Türkiye'nin Fransa Parlamentosu'nda Ekim ayında kabul edilen sözde soykırıma ilişkin yasa ile ilgili endişelerini dile getirdiğini söyledi.
İki ülke arasındaki ilişkilerin çok daha iyi olabileceğine, potansiyelin daha iyi değerlendirilebileceğine dikkat çeken Gül, "Ancak bu karar ilişkilerimizi derinden etkilemiştir" dedi. Gül, Condoleezza Rice ile Irak, terörle mücadele ve Lübnan konularını ele aldıklarını, Steinmeier ile görüşmesinde de Kıbrıs konusunun gündeme geldiğini söyledi.
trt
Erstens sind die Begriffe festzulegen, entweder im Gesetzestest oder durch Interpretationen (Mehrheitsmeinung etc.). Von da her ist deine Aussage "man kann ja nicht alles festlegen. richter muss sich je nach dem fall entscheiden" höchst problematisch. Dadurch wird nämlich rechtliche Sicherheit abgeschafft und "Tür und Tor" für willkürliche Auslegungen geöffnet.
Zweitens: Wie schwach muss das Türkentum sein, dass es einen Paragraphen benötigt, um vor Verunglimpfungen verschont zu werden?
Drittens ist der Gedanke von Gül zu begrüßen. Allerdings entsteht bei mir der Eindruck, dass der Paragraph nicht wegen inneren Überzeugungen sondern vielmehr aufgrund äußeren Drucks verändert wird.
Fazit: Kranker Paragraph - ohne Zweifel. Weg damit!
Fazit: Kranker Paragraph - ohne Zweifel. Weg damit!
gut, dann lass uns doch mal mit fallbeispielen vorangehen. wie weit darf man behauptungen stellen.
ich sprach mit einem springer reporter, den ich aus beruflichen gründen kennengelernt hatte. schon bevor der unwürdige innensenator von hamburg (schill) den ersten bürgermeister der stadt (ole von beust) geoutet hatte, gab er mir im privaten die info seiner "andersartigkeit" preis.
schlimm ist das wohl noch nicht, aber er ging noch weiter, er sagte nämlich, das ole von beust mehr auf heranwachsende jungs steht (sprich minderjährige).
so meine frage, kann ich dieses öffentlich preisgeben? werde ich nicht strafrechtlich belangt? unabhängig davon, das es hier um eine rein private angelegenheit geht. mit so einer verunglimpfung kann ich doch hausieren gehen und sein ruf schädigen. nachdem motto behaupten, leugnen irgendetwas bleibt doch hängen.
wie soll sich der staat also, vor solchen verunglimpfungen schützen?
Frankenstein
26.01.07, 23:25
ordunun ve emniyet teskilatininda pek fazla korumaya ihtiyaci yok ama öyle degilmi?
T.C.K. da kisilere yapilan hakarete karsi bazi maddeler mevcutur zaten.
bu kanunlarin yirmi yil önce neden degistirilmedigini sorar dururum.
nedenine dis baskimi desek yoksa icerideki baskiya karsi dis destekmi desk yoksa pazarlik diplomasisimi desek bilmem. zinayi suc sayan kanunun nasil merasimle göstere göstere degistirildigini gördük. ben böyle baskiyla yada pazarlikla kanun degistirmeleri türk halkina karsi yapilan en büyük hakaret olarak görüyorum.
bir halk kendi iradesiyle kanunlarini yapip onlarin arkasinda duramiyorsa cumhuriyetten dem vurmak aldatmacadir.
Tha Poetic
27.01.07, 00:05
benim sahsi görüsüm, madenin cagimiza uygun bir sekilde yeniden denetlenmeli
colak,
ich vermute, dass du den Schutz von Persönlichkeitsrechten meinst. So wie ich den Paragraphen verstanden habe, werden die Persönlichkeitsrechte (natürlicher Personen) in § 301 mit keinem Wort erwähnt und stehen damit nicht unter seinem Schutz. Korrigieren, wenn ich das falsch verstanden haben sollte.
Frankenstein
27.01.07, 09:50
bir kurum yada kisi kendi sayginligini korumakla yükümlüdür. yoksa o asagilansa ne olur asgilanmasa ne olur. #
simdi nasildir bilmem ama, daha 15- 20 önce türk mahkemelerinden cikan belgeleri, siradan bir türk vatandasinin okuyabilmesi mümkün degildi. sadece kanunlari degil mahkemelerin "dilini" bile türkcelerstiremedi TBMM.
Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi
sakin haaaaaa!
öp amcanin elini
http://turkhaber.byegm.gov.tr/arsiv/2000/27ocak/T3.htm
colak,
ich vermute, dass du den Schutz von Persönlichkeitsrechten meinst. So wie ich den Paragraphen verstanden habe, werden die Persönlichkeitsrechte (natürlicher Personen) in § 301 mit keinem Wort erwähnt und stehen damit nicht unter seinem Schutz. Korrigieren, wenn ich das falsch verstanden haben sollte.
tombac, es ist irrelevant, wie du das gesetz formulierst. natürlich wird der §301 misbraucht. es ist eine von vielen gummiparagraphen, die es aber auch genauso gut in anderen ländern gibt. wohlmöglich wird aber der §301 durch die weltanschauung von staatsanwälten und gerichten, zum nachteil des angeklagten, begünstigt.
sie also gänzlich abschaffen, bedeutet eine gefahr für die innere sicherheit. wer wird dann vorgehen, wenn in der türkei haltlose vorwürfe an den staat im umlauf ist? wer wird dann vorgehen, wenn, wie es heute schon passiert, türkische fahnen inmitten eine meute von türkeihassern angezündelt wird?
vergessen wir nicht die umkehrseite. darf man in deutschland den holocaust an den juden abstreiten? wo um himmelswillen bleibt da die meinungsfreiheit?
ebenso verlange ich, das der türkische staat die bürger vor infame behauptungen einzelner schützt, fertig.
im übrigen, hrant dink hätte auch aus meiner perspektive nicht verklagt werden dürfen, dennoch, es muss ein mechanismus her, das dafür sorgt, das nicht jeder irgendwelche sinnlosen, nicht nachweisbaren behauptungen verbreitet. natürlich ist es schwierig zu unterscheiden zwischen einer harmlosen und einer, der die innere sicherheit gefährdenden, behauptung. so gesehen, wird sich nichts an der situation in der türkei ändern. von mir aus können sie folgendes 1:1 ins türkische gesetzbuch übertragen. staatsanwälte werden es dennoch, zu ihrem gunsten benutzen können.
§ 90a
Verunglimpfung des Staates und seiner Symbole
(1) Wer öffentlich, in einer Versammlung oder durch Verbreiten von Schriften (§ 11 (http://dejure.org/gesetze/StGB/11.html) Abs. 3)
1.die Bundesrepublik Deutschland oder eines ihrer Länder oder ihre verfassungsmäßige Ordnung beschimpft oder böswillig verächtlich macht oder 2.die Farben, die Flagge, das Wappen oder die Hymne der Bundesrepublik Deutschland oder eines ihrer Länder verunglimpft,
wird mit Freiheitsstrafe bis zu drei Jahren oder mit Geldstrafe bestraft.
(2) Ebenso wird bestraft, wer eine öffentlich gezeigte Flagge der Bundesrepublik Deutschland oder eines ihrer Länder oder ein von einer Behörde öffentlich angebrachtes Hoheitszeichen der Bundesrepublik Deutschland oder eines ihrer Länder entfernt, zerstört, beschädigt, unbrauchbar oder unkenntlich macht oder beschimpfenden Unfug daran verübt. Der Versuch ist strafbar. (3) Die Strafe ist Freiheitsstrafe bis zu fünf Jahren oder Geldstrafe, wenn der Täter sich durch die Tat absichtlich für Bestrebungen gegen den Bestand der Bundesrepublik Deutschland oder gegen Verfassungsgrundsätze einsetzt.
§ 90b Verfassungsfeindliche Verunglimpfung von Verfassungsorganen
(1) Wer öffentlich, in einer Versammlung oder durch Verbreiten von Schriften (§ 11 (http://alexanderkoch.de/laWWW.de/Library/stgb/11.htm) Abs. 3) ein Gesetzgebungsorgan, die Regierung oder das Verfassungsgericht des Bundes oder eines Landes oder eines ihrer Mitglieder in dieser Eigenschaft in einer das Ansehen des Staates gefährdenden Weise verunglimpft und sich dadurch absichtlich für Bestrebungen gegen den Bestand der Bundesrepublik Deutschland oder gegen Verfassungsgrundsätze einsetzt, wird mit Freiheitsstrafe von drei Monaten bis zu fünf Jahren bestraft.
selam arkadaslar!
konuyla ilgili tartismalar sürerken, baska ülkelerinde 301. maddeye benser kanunlari varmi merak ettim.
-------------------------------------------------------------------------
Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama
Madde 301
(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
-----------------------------------------------------------------------
ingilizlerin, almanlarin, özelliklede fransizlarin kanunlari bizimkilerden dahami hafif cezalar öngörüyor? yoksa bizde kanunu uygulayan hukukcularimiz cokmu sert kararlar veriyorlar?
vatan millet katilimcilara tesekkür eder;)
Ich versuche mal zu übersetzen für unsere freunde die kein Türkisch können.
Madde 301
(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır
§301
(1) Sollte das Türkentum, die Republik oder die Türkische Volksversammlung erniedrigt werden so bekommt diese Person eine Freiheitsstrafe von 6 Monaten bis zu 3 Jahren.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)Der Person die die türkische Regierung, die Judikative des Staates, das Millitär oder die Executive öffentlıch erniedrigt (Polizei, Gandarm) steht eine Freiheitsstrafe von 6 monaten bis 2 Jahren zu.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(3) Im Fall einer erniederung gegen die oben genannten Organe aus dem Ausland von einem Türkischen Staatsbürger so wird die Strafe um 1/3 erhöt.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
(4) Im zwecke eines Protestes veröffentlichte Gedanken werden nicht als Schuld angesehen.
Langsam, colak, keine offenen Türen einrennen.
Wenn ich fordere, dass § 301 abzuschaffen ist, dann impliziert dies nicht, dass es keinen Paragraphen geben sollte oder dass kein Paragraph eingeführt werden sollte, der wie in jedem halbswegs zivilisierten Staat, den Staat und seine Symbole etc. schützt. Allerdings sehe ich mit meinen dilletantischen juristischen Kenntnissen einen großen Unterschied zwischen den von dir genannten § 90a und b auf der einen Seite und § 301 auf der anderen Seite.
Meine Aussage "Kranker Paragraph - ohne Zweifel. Weg damit!" bezieht sich auf die Gesinnung, die hinter § 301 steckt. Ein "Geist", der es ermöglicht im Grunde jede Kritik gegen die aufgeführten Institutionen im Keime zu ersticken.
Hier gibt es doch keine zwei Meinungen! (?)
SimalYildizi
27.01.07, 14:13
Sıkıyosa 301 den başka maddeleri değiştirin sayın AKP!!!
Bakınız asıl dert nerde?
Kemal Abisi!!!
Sen çok yaşa emi Kemel abisi,
Şimdi gündem yeniden değişiverdi!
RTE’nin hesapları didiklenmiş!
Çok sayıda gazeteci, siyasetçi, devlet görevlileri, işadamlarının bile, hem de kanun dışı. Olacak şey mi?
Kemal abisi derhal işe el koymalı, sorumluların defterini dürmeli. Kim yapmışsa yerlerden yer beğenmeli. Hani millete falan küfretse neyse neydi ama hesapları sorgulamak, olacak şey mi?. Büyük suç!
Bereket sanık derhal bulundu. Hem tetikçi filan da değil, düpedüz en tepedekilerden biri. Baş Müfettiş Hamza Kaçar ve ekibi.
Basında çıkan haberler böyle.
Şimdi bu marul haber üzerine yağını dökelim, tuzunu ekelim, limonunu sıkalım olsun güzel bir salata.
Sen çok yaşa emi Kemal abisi.
İki yıl önce emekli olan birisinin şifresi kullanılmış hesaplara girilmiş.
Sorgulamayı da Teftiş Kurulu Başkanvekili Cemal Boyalı yapıyormuş.
Başbakanın, Kemal abisinin, siyasetteki sivrilerin, gazetecilerin, patronların mal varlıkları, ödedikleri vergilerin bilinmesinde kime ne zarar var?.
Şeffaflık burada olmalı, lafta değil!
Bir vatandaş olarak 3 Kasım akşamı ile bugünkü mal varlıklarını bilmek istediğim o kadar çok kişi var ki;
Keser kime yontmuş, ekonomi politikalar nasıl oluşmuş…
Vatandaş olarak bilmek hakkımız değil mi?
Yasası var; Gizli!
İyi de neden gizli?
Şeffaflık nerede?
Rivayet bu ya, güya hesaplar didik didik edilmiş. Hani nerede?
301’i kaldıracağınıza, yürekler yetiyorsa hesaplardaki gizliliği kaldırıverin olsun bitsin. O zaman kara paramı, vergi kaçakçılığı mı, hortum mu, hangisi kalır?
Günah keçisi Hamza Kaçar!
Bir de bakıyoruz ki, Yasin El Kadı olayını araştıran yetkili imiş, raporunu da bitirmek üzereymiş.
Yasin El Kadı, uluslar arası belgelerde terörist El Kaide’yi desteklemekle suçlanan kişi, kefili de RTE.
Oysa RTE babama bile kefil olmam demişti.
Demek ki Kadı dosyasında bir şeyler var.
Patladı skandal! Köstebek malum! Hesaplar niye sızmadı basına?
Faili Hamza Kaçar!
Yerlerden yer beğen demek için devletin gizli sırlarını açıklamakla suçlandı.
Gündem değişti!
“Usulsüz vergi sorgulaması” operasyonu başladı. Kapsamı genişletildi.
Kimin umurunda.
Nelerle uğraşıyor Kemal abisi, o…… tayyare.
‘2B’nin kaldırılması, toprak satışları, petrol yasası, 301’in kaldırılması, dışarıda yükselen soykırım yalanı…
Hakaret edilen, horlanan, aşağılanan, birbirine düşürülen millet haline getirilmek isteniyoruz. Millet kaygılı.
Kemal abisinin derdi, zenginin varlığının neden sorgulanmaya kalkıldığı…
Varsın sorgulansın, ne çıkar bundan?
Ben vatandaş olarak, kimin ne kadar mal varlığı var bilmek isterim.
Keserin kime yonttuğunu bilirsem eğer, siyasi tercihimi de ona göre yaparım. Hiç değilse siyasette temizlenir böylece.
Halkı kandırarak, birilerine akıtan sistem, halkla paylaşan sistem haline gelir.
Şeffaflık, demokrasi, akçeli işlere sağlanan yasal gizlilikle olmaz. Lafla da…
Halk, ekonominin kimin yararına işlediğini öğrendiği zaman, ancak o zaman gerçek demokrasiye ulaşılır.
Kemal abisi skandalı ortaya çıkarmış, bakanlıkta soruşturma başlatmış.
Hakkında, vergi kaçağı, gerçek dışı beyan, yumurta hikayesi, tavuklara mısır teşviki, kaçak yapı, bir şirketinden diğer şirketine satılırken 90 kat değeri artırılan arsa… daha bir yığın iddia.
Keşke serbest olsa mal varlıklarıyla ilgili araştırma. Ne iddia kalır ortada, ne de Kemal abisi.
301’i kaldırmak yerine, yürek yetiyorsa şu yasayı kaldırın.
301 krizi tutanların, ABD’nin, AB’nin işine gelir mi?
Oysa AKP iktidara geldiği ilk gün “Nereden Buldun” yasasını kaldırmıştı.
Hatırlayın.
SimalYildizi
27.01.07, 14:26
Frankenstein[/B];278123]
selam arkadaslar!
konuyla ilgili tartismalar sürerken, baska ülkelerinde 301. maddeye benser kanunlari varmi merak ettim.
-------------------------------------------------------------------------
Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama
Madde 301
(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
-----------------------------------------------------------------------
ingilizlerin, almanlarin, özelliklede fransizlarin kanunlari bizimkilerden dahami hafif cezalar öngörüyor? yoksa bizde kanunu uygulayan hukukcularimiz cokmu sert kararlar veriyorlar?
vatan millet katilimcilara tesekkür eder;)
Arkadaşlar bu konuda bilgisi olanlar lütfen yazsınlar! Elbette 301 konusunda hasas olanlar birseyler gizleme icindeyse, kendi vicdanlari ile basbasa birakiyorum....
Bır makale. M.Y.Yilmaz Hürriyette yazmis
***
DÜNKÜ gazetelerde Ermenistanın başkenti Erivanda yapılan bir protesto yürüyüşü ile ilgili haber ve fotoğraflar vardı.
Ermenistanın değişik yerlerinden Erivana gelen 100 bine yakın kişi, Hrant Dinkin öldürülmesini protesto etmiş, haber bunu anlatıyordu.
Yürüyüşçülerin elinde Türk Ceza Kanununun 301. Maddesi ile ilgili pankartlar da vardı.
Türkiyede demokrasinin yetersizliğinden şikáyet etmenin Erivandaki göstericilere düşmüş olmasını yadırgadığımı söylemeliyim.
Eminim ki Hrant Dink de bunları görse şöyle söylerdi: Siz, önce kendi evinizi temizleyin!
Radikalin Genel Yayın Müdürü olduğum yıllarda haftada bir gün Türkiyeye komşu ülkelerde yaşayan gazetecilerin makalelerine yer verdiğimiz "Madalyonun Öbür Yüzü" isimli bir sayfa yayımlıyorduk.
Amacımız, Türk okuyucusunun komşu ülkelerde neler olup bittiğini birinci elden öğrenmelerini sağlamaktı.
Murat Bocalyanı da bu vesileyle tanıdım.
Türkiyeden Ermenistana göç etmiş Ermenilerdendi. Tarihçiydi, Türkçeyi de bizler kadar yazıyordu.
Ermenistanın faşist rejimi Bocalyanı "Türkiye casusu olduğu için" 10 yıl hapse mahkûm ederken, savcının iddianamesindeki kanıtlar Radikalde yayımlanan yazılarıydı.
Ermenistandaki protestocuların fotoğraflarına bakarken "hazır bir araya gelmişken keşke Bocalyan için de özgürlük talep etselerdi" diye düşündüm.
Frankenstein
27.01.07, 22:29
Sıkıyosa 301 den başka maddeleri değiştirin sayın AKP!!!
Bakınız asıl dert nerde?
Kemal Abisi!!!
Sen çok yaşa emi Kemel abisi,
Şimdi gündem yeniden değişiverdi!
RTEnin hesapları didiklenmiş!
Çok sayıda gazeteci, siyasetçi, devlet görevlileri, işadamlarının bile, hem de kanun dışı. Olacak şey mi?
Kemal abisi derhal işe el koymalı, sorumluların defterini dürmeli. Kim yapmışsa yerlerden yer beğenmeli. Hani millete falan küfretse neyse neydi ama hesapları sorgulamak, olacak şey mi?. Büyük suç!
Bereket sanık derhal bulundu. Hem tetikçi filan da değil, düpedüz en tepedekilerden biri. Baş Müfettiş Hamza Kaçar ve ekibi.
Basında çıkan haberler böyle.
Şimdi bu marul haber üzerine yağını dökelim, tuzunu ekelim, limonunu sıkalım olsun güzel bir salata.
Sen çok yaşa emi Kemal abisi.
İki yıl önce emekli olan birisinin şifresi kullanılmış hesaplara girilmiş.
Sorgulamayı da Teftiş Kurulu Başkanvekili Cemal Boyalı yapıyormuş.
Başbakanın, Kemal abisinin, siyasetteki sivrilerin, gazetecilerin, patronların mal varlıkları, ödedikleri vergilerin bilinmesinde kime ne zarar var?.
Şeffaflık burada olmalı, lafta değil!
Bir vatandaş olarak 3 Kasım akşamı ile bugünkü mal varlıklarını bilmek istediğim o kadar çok kişi var ki;
Keser kime yontmuş, ekonomi politikalar nasıl oluşmuş
Vatandaş olarak bilmek hakkımız değil mi?
Yasası var; Gizli!
İyi de neden gizli?
Şeffaflık nerede?
Rivayet bu ya, güya hesaplar didik didik edilmiş. Hani nerede?
301i kaldıracağınıza, yürekler yetiyorsa hesaplardaki gizliliği kaldırıverin olsun bitsin. O zaman kara paramı, vergi kaçakçılığı mı, hortum mu, hangisi kalır?
Günah keçisi Hamza Kaçar!
Bir de bakıyoruz ki, Yasin El Kadı olayını araştıran yetkili imiş, raporunu da bitirmek üzereymiş.
Yasin El Kadı, uluslar arası belgelerde terörist El Kaideyi desteklemekle suçlanan kişi, kefili de RTE.
Oysa RTE babama bile kefil olmam demişti.
Demek ki Kadı dosyasında bir şeyler var.
Patladı skandal! Köstebek malum! Hesaplar niye sızmadı basına?
Faili Hamza Kaçar!
Yerlerden yer beğen demek için devletin gizli sırlarını açıklamakla suçlandı.
Gündem değişti!
Usulsüz vergi sorgulaması operasyonu başladı. Kapsamı genişletildi.
Kimin umurunda.
Nelerle uğraşıyor Kemal abisi, o
tayyare.
2Bnin kaldırılması, toprak satışları, petrol yasası, 301in kaldırılması, dışarıda yükselen soykırım yalanı
Hakaret edilen, horlanan, aşağılanan, birbirine düşürülen millet haline getirilmek isteniyoruz. Millet kaygılı.
Kemal abisinin derdi, zenginin varlığının neden sorgulanmaya kalkıldığı
Varsın sorgulansın, ne çıkar bundan?
Ben vatandaş olarak, kimin ne kadar mal varlığı var bilmek isterim.
Keserin kime yonttuğunu bilirsem eğer, siyasi tercihimi de ona göre yaparım. Hiç değilse siyasette temizlenir böylece.
Halkı kandırarak, birilerine akıtan sistem, halkla paylaşan sistem haline gelir.
Şeffaflık, demokrasi, akçeli işlere sağlanan yasal gizlilikle olmaz. Lafla da
Halk, ekonominin kimin yararına işlediğini öğrendiği zaman, ancak o zaman gerçek demokrasiye ulaşılır.
Kemal abisi skandalı ortaya çıkarmış, bakanlıkta soruşturma başlatmış.
Hakkında, vergi kaçağı, gerçek dışı beyan, yumurta hikayesi, tavuklara mısır teşviki, kaçak yapı, bir şirketinden diğer şirketine satılırken 90 kat değeri artırılan arsa
daha bir yığın iddia.
Keşke serbest olsa mal varlıklarıyla ilgili araştırma. Ne iddia kalır ortada, ne de Kemal abisi.
301i kaldırmak yerine, yürek yetiyorsa şu yasayı kaldırın.
301 krizi tutanların, ABDnin, ABnin işine gelir mi?
Oysa AKP iktidara geldiği ilk gün Nereden Buldun yasasını kaldırmıştı.
Hatırlayın.
AKP'nin verdigi ve tutmadigi baska sözlerde var tabiki. mesela su milletvekili dokunulmazliklarini kaldirmak.
Frankenstein
27.01.07, 22:55
Arkadaşlar bu konuda bilgisi olanlar lütfen yazsınlar! Elbette 301 konusunda hasas olanlar birseyler gizleme icindeyse, kendi vicdanlari ile basbasa birakiyorum....
vallahi benim vijdanimla bir problemim yok.:lach:
301. maddenin düzeltilmesi gereklidir kanaatindeyim. bu madde hakime istedigini istedigi gibi anlama firsati verir. neden daha sade kanunlar yapilmamis bilmem.
mesela türklüge hakareti "irkcilik" kapsamina alsa, daha agir ceza öngörebilir ve daha caydirici olabilirdi.
devletin kurumlarini asagilamayi "hakaret" boyutuna varan fiiller icin suc saysa gene ayni sekilde daha caydirici cezalar öngörebilirdi.
milli sembollere hakaret gene ayni.
almanlarin adalet anlayisini hic sevmiyorum ama bizimkilerden daha dengeli kanunlari var kabul etmek lazim.
keske birde herkese esit uygulamayi bilseler:lach:
Dedigim gibi: biz kanunlarimizi kopya cekmek yerine kendimiz kendi ihtiyaclarimiza göre yapmaliydik yapmamisiz. suclu, kendi meclisimiz ve hukukcularimiz.
ben 301. maddeyi daha bugün inceledim.
Frankenstein
28.01.07, 10:55
[quote]
Bır makale. M.Y.Yilmaz Hürriyette yazmis
***
DÜNKÜ gazetelerde Ermenistan’ın başkenti Erivan’da yapılan bir protesto yürüyüşü ile ilgili haber ve fotoğraflar vardı.
Ermenistan’ın değişik yerlerinden Erivan’a gelen 100 bine yakın kişi, Hrant Dink’in öldürülmesini protesto etmiş, haber bunu anlatıyordu.
ermeniler cok türkün canina kiydilar. biz hic 100.000 kisilik protesto gösterisi düzenlemismiyiz?
Yürüyüşçülerin elinde Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi ile ilgili pankartlar da vardı.
Türkiye’de demokrasinin yetersizliğinden şikáyet etmenin Erivan’daki göstericilere düşmüş olmasını yadırgadığımı söylemeliyim.
Eminim ki Hrant Dink de bunları görse şöyle söylerdi: Siz, önce kendi evinizi temizleyin!
peki bu hrant dink ve bu yaziyi yazan gazeteci ve digerleri hic, ermenistanin kanunlarini, demokrasiye aykiri uygulamalari, ermenistanda türklerin bir zamanlar halkin cogunlugunu olustirduklari halde simdi tek türk birakilmadigini yazdilarmi?
Radikal’in Genel Yayın Müdürü olduğum yıllarda haftada bir gün Türkiye’ye komşu ülkelerde yaşayan gazetecilerin makalelerine yer verdiğimiz "Madalyonun Öbür Yüzü" isimli bir sayfa yayımlıyorduk.
Amacımız, Türk okuyucusunun komşu ülkelerde neler olup bittiğini birinci elden öğrenmelerini sağlamaktı.
bu kadarcik yetiyordu bize demek
Murat Bocalyan’ı da bu vesileyle tanıdım.
Türkiye’den Ermenistan’a göç etmiş Ermenilerdendi. Tarihçiydi, Türkçe’yi de bizler kadar yazıyordu.
Ermenistan’ın faşist rejimi Bocalyan’ı "Türkiye casusu olduğu için" 10 yıl hapse mahkûm ederken, savcının iddianamesindeki kanıtlar Radikal’de yayımlanan yazılarıydı.
Ermenistan’daki protestocuların fotoğraflarına bakarken "hazır bir araya gelmişken keşke Bocalyan için de özgürlük talep etselerdi" diye düşündüm.
Karstaki AKP'li belediye baskani karsa türkiyenin en büyük ve pahali anitini yapmaya calisiyor. birazda türkiyenin milli cikarlarini düsünüp kinama gösterileri düzenlese olmazmiydi?
biz ne salak salal milletiz anlamadim.
http://www.ntvmsnbc.com/news/377704.asp
İnsanlık Abidesi ‘kare kare’ yükseliyor
Ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy’un, tüm dünyaya barış ve dostluk mesajı vermek, Türk ve Ermeni halklarına kardeşlik çağrısı yapmak için Kars’ta yapımına başladığı ‘İnsanlık Abidesi’nin inşa süreci filme çekiliyor.
KARS - Mehmet Aksoy’a, Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu tarafından sipariş edilen Türkiye’nin en büyük anıtının inşa serüvenini, yönetmen Altan Sazak, yapım firması Uzakfilm bünyesinde çekmeye başladı. T.C. Kültür Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü Destekleme Kurulu da, son toplantısında önemli bir karara imza atarak, filme 25.000 YTL’lik destek kararı aldı.
http://www.ntvmsnbc.com/news/377704.asp
Arkadaşlar bu konuda bilgisi olanlar lütfen yazsınlar! Elbette 301 konusunda hasas olanlar birseyler gizleme icindeyse, kendi vicdanlari ile basbasa birakiyorum....
Sevgili Simalyildizi,
acaba bu basvurdugunuz tartisma yönetimi size yakisiyor mu? Bu yazdiginizla karsinizdakini töhmet altinda birakiyorsunuz. Yani madem bu kanuna karsisin icinde bir hinlik vardir. Bu cok basit ve ucuz bir tartisma yöntemidir. Böyle bir seye ihtiyac duydugunuza sasirdim dogrusu.
Demek ki ölüm cezasina karsi olan bir insanin aklinda büyük bir cinayet isleme sucu var. Yada zina yasasina karsi cikanlar demek ki sürekli zina ediyorlar. Aynen bu mantik.
Frankenstein
28.01.07, 11:34
Sevgili Simalyildizi,
acaba bu basvurdugunuz tartisma yönetimi size yakisiyor mu? Bu yazdiginizla karsinizdakini töhmet altinda birakiyorsunuz. .
malesef bu yöntem hemen hepimizin en cokta senin basvurdugun bir yöntem meric bey.
AKP'nin 301. maddeyi degistirip belli kesimlere kiyak yapmak istemeside bir gercek degilmi?
malesef bu yöntem hemen hepimizin en cokta senin basvurdugun bir yöntem meric bey.
AKP'nin 301. maddeyi degistirip belli kesimlere kiyak yapmak istemeside bir gercek degilmi?
Kiyak...yani? Kime nasil yaricak.
malesef bu yöntem hemen hepimizin en cokta senin basvurdugun bir yöntem meric bey.
AKP'nin 301. maddeyi degistirip belli kesimlere kiyak yapmak istemeside bir gercek degilmi?
Bazilari yapiyor. Ama simalyildizi gibi, retorik konusunda güclü, türkceyi hepimizden iyi konusan, akilli birisi yatiginda benim de gücüme gidiyor. Cünkü bunu bilincli yapiyor.
Bu arada benim o hareketi yaptigimda aninda ikaz et. Yoksa "sende yapiyorsun" diye simal yildizi arkadasin yaptigi hareketi de kabul etmis oldugunu kabul ediyorum.
Kiyak...yani? Kime nasil yaricak.
Türkiye 90 sene bu kanun olmadan idare etti. Bu kanun olmadan da devam eder. Öz güvenin zayif ise böyle kanuna ihtiyacin var.
Frankenstein
28.01.07, 12:18
Kiyak...yani? Kime nasil yaricak.
Gülün dedigi gibi ulusal uzlasma gerekli. dürüst politikacilar dedigini yapmali.
sadece 301. maddenin degistirilmesi yetmez. hükümetten o 301. maddenin degistirilmesini istiyenler baska seylerde istiyorlar.
http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/08/24/00068413.jpg
bizde almanlar gibi icimizdeki bütün azinliklari yok etmis baska ülkelerdeki azinliklar üzerinden politika yapan bir ülke olsaydik daha güzel kanunlarimiz olurdu.
yakinda hrant dink'i peygamber ilan edeceksinizde ondan korkarim.
yakinda hrant dink'i peygamber ilan edeceksinizde ondan korkarim.
Kimsenin öyle bir niyeti yok. Hayal gücünüzü cok zorlamayin o kadar.
Frankenstein
28.01.07, 12:24
Bazilari yapiyor. Ama simalyildizi gibi, retorik konusunda güclü, türkceyi hepimizden iyi konusan, akilli birisi yatiginda benim de gücüme gidiyor. Cünkü bunu bilincli yapiyor.
Bu arada benim o hareketi yaptigimda aninda ikaz et. Yoksa "sende yapiyorsun" diye simal yildizi arkadasin yaptigi hareketi de kabul etmis oldugunu kabul ediyorum.
ben kimsenin kimseye yaptigi hakaretin arkasinda durmam.
simal yildizi'nin sana hakaret ettiginede sahit degilim. sen onu bir dah oku istersen.
Frankenstein
28.01.07, 12:27
Türkiye 90 sene bu kanun olmadan idare etti. Bu kanun olmadan da devam eder. Öz güvenin zayif ise böyle kanuna ihtiyacin var.
90 senemi dedin? yani bu kanun yenimi? vallahi bilmiyorum ne zaman yürürlüge kondu?
Frankenstein
28.01.07, 12:31
Kimsenin öyle bir niyeti yok. Hayal gücünüzü cok zorlamayin o kadar.
sen nurdan'in avukatimisin:confused:
o herife simdiden sembollestirdiler bile.
So, jetzt bin ich nicht nur sprachlich überfordert, sondern auch intellektuell.
Ich bitte um Aufklärung:
(1) Wir sprechen doch über den § 301 TCK.
Richtig?
Ich vermute es (siehe Thread-Titel).
(2) Es besteht scheinbar Konsens, dass bezüglich § 301 irgendetwas schief läuft ("kranker Paragraph") und dieser grundsätzlich zu überarbeiten ist.
Richtig?
Ich vermute es (korrigieren, wenn ich das falsch liege).
(3) Wie kommt man nun von § 301 TCK zu AKP?
Selbst bei hinreichend viel Phantasie schaffe ich diese geistige Kurve nicht. Bedeutet dies nun, man sollte § 301 nicht überarbeiten, weil derzeit AKP an der Macht ist?
Oder bedeutet dies, dass AKP intendiert den § 301 abzuschaffen, um den Staat auszuhöhlen?
Kann mir jemand bitte die Zwischenschritt erklären!
(4) Wieso personifiziert man den § 301?
Egal wie man zu H.D. steht, der Paragraph ist einfach nur schief! § 301 wird nicht besser, wenn man Gegener von H.D. ist, oder schlechter, wenn man Anhänger von H.D. ist.
was ist den krank an diesem §301?
so oder eine ähnlichen § hat jedes land.
willst du was richtig krankes sehen?
dann erkundige dich mal über den art19. des griechischen staatsbürgerschafts(gesetzt)re cht.
deryatulga
28.01.07, 15:30
was ist den krank an diesem §301?
so oder eine ähnlichen § hat jedes land.
willst du was richtig krankes sehen?
dann erkundige dich mal über den art19. des griechischen staatsbürgerschafts(gesetzt)re cht.
Wir reden hier aber über Strafgesetz! § 301 ist mit einem einzigen wort schwachsinnig!
SimalYildizi
28.01.07, 15:30
Sevgili Simalyildizi,
acaba bu basvurdugunuz tartisma yönetimi size yakisiyor mu? Bu yazdiginizla karsinizdakini töhmet altinda birakiyorsunuz. Yani madem bu kanuna karsisin icinde bir hinlik vardir. Bu cok basit ve ucuz bir tartisma yöntemidir. Böyle bir seye ihtiyac duydugunuza sasirdim dogrusu.
Demek ki ölüm cezasina karsi olan bir insanin aklinda büyük bir cinayet isleme sucu var. Yada zina yasasina karsi cikanlar demek ki sürekli zina ediyorlar. Aynen bu mantik.
Sorduğum soru gayet açık!!!
"Diğer ülkelerde de 301 e banzer maddeler varmı?" dedim. Nedense Türkiye deki maddeler hakkında atıp tutarken, her konuda önümüze örnek olarak sürülen AB kanunları bu konuda bir örnekle hiç gündeme gelmedi. Neden? İşte bu nedenle "artniyet"li olanlar için söylemiyorum uyarısı yaptım....
Zira...
Bu formlarda çok güzel anlamda Türkiye aşığı insanlar olduğu kadar açıkça bölücülük ve Türk düşmanı olan arkadaşlarımızda var!! Bu nedenle bu açıklamayı yaptım.....
Şimdi, tartışmanı kontrolünü ele almak düşüncesinde falan değilim...
Ya yazımın tatamını işaret eden şeyler hakkında konuşalalım, yada kelime arasında "BUZAĞI" aramayalım arkadaşlar....nokta!
Alevi_Playa
28.01.07, 15:38
Kritik am §301 und Kritik an der Verwendung dieses Paragraphen sollte differenziert betrachtet werden.
Der Paragraph an sich, soll die türkische Republik und ihre Organe schützen. Dies ist zum Beispiel sehr wichtig und deshalb bin ich dafür diesen Paragraphen dessen Zielsetzungen es auch in anderen Staaten in leicht veränderter Form als Gesetz gibt beibehalten wird.
Kritikwürdig ist hingegen die Anwendung vor allem durch die Staatsanwaltschaft. Hier sollte eine Kontrolle gesetzt werden, die verhindert dass es zu Missbrauch kommt. Siehe bspw. Dink und Pamuk.
Eigentlich ist dies auch durch Absatz 4 gewährleistet
§301 (4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Eine gesunde Prise Nationalismus ist gut, wenn dieser aber zum radikalen Eifer wird und bei einigen Staatsanwälten ist dies erkennbar, wenn sie willkürlich §301 anwenden, sollte man um die Rechtsstaatlichkeit der Türkei nicht zu gefährden diese Gefahr beseitigen.
Dies ist im Sinne der Türkei. Nicht weil die EU oder die USA dies verlangen, sondern weil dies für die Türkei selber wichtig ist.
Wir reden hier aber über Strafgesetz! § 301 ist mit einem einzigen wort schwachsinnig!
sind nicht irgendwie alle gesetze "straf"gesetze?
egel welches gesetzt,in dem man gegen diesese gesetzte verstösst,muss man ja mit konzenqenzen rechnen.
deryatulga
28.01.07, 16:08
sind nicht irgendwie alle gesetze "straf"gesetze?
egel welches gesetzt,in dem man gegen diesese gesetzte verstösst,muss man ja mit konzenqenzen rechnen.
Nein, sind sie nicht, deshalb gibt es auch verschiedene Prozessordnungen!
Die Konsequenzen sind darum der Lebenslage adäquat. Nichts auf der Welt kann so ein beschämendes Machwerk wie § 301 schönreden!
deryatulga
28.01.07, 16:13
Sorduğum soru gayet açık!!!
"Diğer ülkelerde de 301 e banzer maddeler varmı?" dedim. Nedense Türkiye deki maddeler hakkında atıp tutarken, her konuda önümüze örnek olarak sürülen AB kanunları bu konuda bir örnekle hiç gündeme gelmedi. Neden? İşte bu nedenle "artniyet"li olanlar için söylemiyorum uyarısı yaptım....
Zira...
Bu formlarda çok güzel anlamda Türkiye aşığı insanlar olduğu kadar açıkça bölücülük ve Türk düşmanı olan arkadaşlarımızda var!! Bu nedenle bu açıklamayı yaptım.....
Şimdi, tartışmanı kontrolünü ele almak düşüncesinde falan değilim...
Ya yazımın tatamını işaret eden şeyler hakkında konuşalalım, yada kelime arasında "BUZAĞI" aramayalım arkadaşlar....nokta!
Biz de dedik ki yok! Türkiye'de bazi kör cahil köse yazarlari aksini iddia etse de yok! Hukuk sistemleri uygar ülkelerde bir bütün halinde ele alinir, § 301 gibi yasalar meclis adalet komisyonundan bile gecmez. Bir ceza yasasi her tülü keyfi uygulamaya uygun mu, o zaman bu sadece bir önlemdir, yasa degil! Bir hukuk devletinde de yeri yoktur. Devletin savcisi normal kosullar altinda normal yasalarla ulusal cikarlari koruyacak yetenek ve birikime sahip olmadigindan, böylesine hukuk disi payandalara ihtiyac duyuyor. Gercek de budur.
SimalYildizi
28.01.07, 16:30
Biz de dedik ki yok! Türkiye'de bazi kör cahil köse yazarlari aksini iddia etse de yok! Hukuk sistemleri uygar ülkelerde bir bütün halinde ele alinir, § 301 gibi yasalar meclis adalet komisyonundan bile gecmez. Bir ceza yasasi her tülü keyfi uygulamaya uygun mu, o zaman bu sadece bir önlemdir, yasa degil! Bir hukuk devletinde de yeri yoktur. Devletin savcisi normal kosullar altinda normal yasalarla ulusal cikarlari koruyacak yetenek ve birikime sahip olmadigindan, böylesine hukuk disi payandalara ihtiyac duyuyor. Gercek de budur.
Hocam zaten maddeyi nereden okursanız okuyun, esnek, sünen, ucu ve başı olmayan manalara doğru gittiği aşikardır.
Elbette 301 kast etmeye çalıştığı bazı önemli şeylerde vardır. Ancak bunun sınırları ve şekli açıkça ortaya konmalıdır.
Bir ima yada benzetmeden yola çıkarak bazı fikirleri ceza-i yaptırıma haiz görmek ve bunun yanında (ki aslında bir kanun maddesi tam tersi içinde işletilmelidir), asıl kasıtla fikir veyan etmeyen ama bu suçu açıkça işleyenler için işletmemek zaten büyük bir çelişki...
Biraz açayım isterseniz...
Mesela, Rahmetli Dink le ilgili bazı açıklamalarında "vatan hainliği" kokusu alanlar, aslında 2000 yılı krizine sebep olan ve bankaları hortumlayıp paraları yurt dışına kaçıranlar da "vatan haini" değilmidir? İşin aslında hem devlete hemde millete hakaret yatmıyormu? Bir anlamda hafife almak, dolandırmaya çalışmak ve ülkeyi dış ülkeler gözünde küçük düşürmekte bir anlamda ülkeye hakaret değilmidir?
Dedikya lastik gibi bir madde...
Ama mutlaka bazı olmassa olmazlar var. Elbette ordunun yaptıkları (kamu kurumu olduğu için) hakkında suç varsa soruşturma, yolsuzluk varsa afişe etme ve buna benzer şeyler "fikir" suçu değildir....
Ama "Türk askeri her dönem katliam yaptı" tadında gayet muallak ve zaman, mekna, kişi belirtmeden, genel anlamda leke atmanında elbette bir bedeli olmalıdır.
Dedikya; ABD de "yaşa usame" şeklinde bir gösteri yaparsanız sorguya bile alınmassınız! Hatta Londra da çıkıp sıkıyosa bir ingiliz bayrağını yerlerde sürüyün!
Yani demek istediğim, 301 e karşılık gelmeyen ama içeriğini kesin ve açık olarak belirten bazı kanunlar mutlaka var. Aksi halde onca gösteri yapanı neden tutuklasınlar? Örnek, ABD nin Vietnam şavaşında kendi ülke vatandaşlarının boykotları!!!
Özetle, madde zaten bugünlerde yapılacak olan şeylere hazırlık olarak konmuş bir maddedir! Yani, olaylar genel anlamda heryöne çekilebilecek nitelikte bir kanun ile kişiye göre yürütülmesi kıvamındadır.
Ben 301 i tastik etmiyorum ama asıl işaret etmeye çalıştığı şeylerin karunması anlamında da çok katı bir şekilde onaylıyorum...
Saygılar
Meine Aussage "Kranker Paragraph - ohne Zweifel. Weg damit!" bezieht sich auf die Gesinnung, die hinter § 301 steckt. Ein "Geist", der es ermöglicht im Grunde jede Kritik gegen die aufgeführten Institutionen im Keime zu ersticken.
Hier gibt es doch keine zwei Meinungen! (?)
Das ist das eigentliche Problem bei § 301..
301 ist kein paragraph, den man einfach mit rein juristischen Denken und Methoden anwenden kann..Die unterscheidliche Verständnisse von Nation und Staat, von Rechts- und Staatsphilosophie, unterscheidliche Politikkultur sind dabei vielmehr entscheidende faktoren..und in der Türkei ist es meist so, dass der Justizapparat in erster Linie darauf bedacht ist, die kollektiven Begriffe wie "Staat" und "Nation" vom Individuum zu schützen...
Solche Paragpraphen gibt es in jedem Land..In der Türkei sind darüber hinaus fast die gesamte Gesetzeskodifikation aus westeuropäischen Ländern- oft wortwörtlich- übernommen worden...
nicht das Gesetz, sondern der Geist, der die Gesetze auslegt, interpretiert und anwendet, ist problematisch...
Beleidigung des Türkentums, der Republik und der Institutionen und Organe des Staates
aus Wikipedia, der freien Enzyklopädie
Die Beleidigung des Türkentums, der Republik und der Institutionen und Organe des Staates (türkisch: Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama) ist ein Straftatbestand im Strafgesetzbuch der Türkischen Republik, geregelt in § 301, der am 1. Juni 2005 in Kraft trat.
Dieser bestimmt:
1. Die öffentliche Verunglimpfung des Türkentums, der Republik und der Großen Türkischen Nationalversammlung wird mit Haft zwischen sechs Monaten und drei Jahren bestraft.
2. Die öffentliche Verunglimpfung der Regierung der Republik Türkei, der juristischen Institutionen des Staates, des Militärs oder der Sicherheitskräfte wird mit Haft zwischen sechs Monaten und zwei Jahren bestraft.
3. Wenn die Verunglimpfung des Türkentums durch einen türkischen Staatsbürger im Ausland begangen wurde, wird die Strafe um ein Drittel erhöht.
4. Meinungsäußerungen, die lediglich Kritik darstellen, sind nicht als Straftat zu werten.
Rechtspraxis
Zahlreiche Intellektuelle und Schriftsteller gerieten mit dieser Strafvorschrift in Konflikt. Prominente Beispiele sind der 2007 ermordete armenische Journalist Hrant Dink, die Schriftstellerin Elif Şafak, der Erzbischof und Patriarch der Armenischen Apostolischen Kirche in Konstantinopel, Mesrop Mutafyan, sowie der Literatur-Nobelpreisträger Orhan Pamuk.
Politische Diskussion
Amnesty International verlangt die Streichung der Vorschrift und appelliert an die türkischen Behörden, unverzüglich alle diesbezüglichen Verfahren einzustellen bzw. für ungültig zu erklären und die entsprechenden Anklagen aufzuheben.
Im November 2006 hat der türkische Ministerpräsident, Recep Tayyip Erdoğan, erstmals angedeutet, den umstrittenen Strafrechtsparagrafen 301 ändern oder abschaffen zu wollen. Zuletzt hat die EU-Kommission in ihrem Fortschrittsbericht sowie im Strategiedokument für die Erweiterung eine Änderung gefordert, da ansonsten der Beitritt der Türkei zur Europäischen Union nicht möglich sei.
Begründet wird der Widerstand in der Türkei gegen die Streichung der Vorschrift zum einen mit dem Argument, dass die Schmähung von Staat und Volk nicht ungestraft bleiben dürfe und zum anderen mit dem juristischen Hinweis, dass sich die Rechtsprechung zum im Juni 2006 in Kraft getretenen Strafgesetzbuch noch nicht gefestigt habe.
Der türkische Parlamentspräsident Bülent Arınç hat sich für die Aufhebung bzw. totale Änderung des § 301 ausgesprochen.[2] Auch der türkische Außenminister Abdullah Gül hält eine Änderung des Paragraphen für notwendig.[3] Mittlerweile steht die türkische Regierung auf einer Linie und hat erste Signale für eine Änderung des Gesetzes gegeben. Regierungsvertreter warten jedoch noch auf Vorschläge von Zivilorganisationen.
Quelle: Deutschsprachige Wikipedia
Frankenstein
28.01.07, 16:57
So, jetzt bin ich nicht nur sprachlich überfordert, sondern auch intellektuell.
Ich bitte um Aufklärung:
(1) Wir sprechen doch über den § 301 TCK.
Richtig?
Ich vermute es (siehe Thread-Titel).
(2) Es besteht scheinbar Konsens, dass bezüglich § 301 irgendetwas schief läuft ("kranker Paragraph") und dieser grundsätzlich zu überarbeiten ist.
Richtig?
Ich vermute es (korrigieren, wenn ich das falsch liege).
(3) Wie kommt man nun von § 301 TCK zu AKP?
Selbst bei hinreichend viel Phantasie schaffe ich diese geistige Kurve nicht. Bedeutet dies nun, man sollte § 301 nicht überarbeiten, weil derzeit AKP an der Macht ist?
Oder bedeutet dies, dass AKP intendiert den § 301 abzuschaffen, um den Staat auszuhöhlen?
Kann mir jemand bitte die Zwischenschritt erklären!
(4) Wieso personifiziert man den § 301?
Egal wie man zu H.D. steht, der Paragraph ist einfach nur schief! § 301 wird nicht besser, wenn man Gegener von H.D. ist, oder schlechter, wenn man Anhänger von H.D. ist.
sana ben cevap veriyim istersen. jemand derken beni kastetmistin galiba. ben Frankenstein'im.
acaba fehmiye erdal belcikanin en zengin adamlarindan birisini öldürseydi belcika fehmiye erdali serbest üllesinde saklarmiydi.
ASALA'nin yada PKK'nin 301. madde gibi kanunlari varmi yoksa tek kanun yollara kara mayinlari dösemekmi? ve bu cani ceteleri 301. maddeyi degistirtmeyi isteyen bu ülkeler tarafindan korunup kullaniliyormu?
Türkiyedeki bazi gazetenin, televizyon sirketlerinin, internet sitelerinin, sermayesinin nerden geldigi belli olmadigi gibi, yayinlarinida baska ülkelerin istekleri dogrultusunda, aslinin ne oldugunu gizleyen kisilerce yapildigi yanlismi?
AKP'nin PKK terörüyle mücadelede savsaklamasi neticesinde, PKK'nin sehirleri, sahilleri isgal ettigi yanlismi?
Ben sahsen sikiyönetimide yasadim olaganüstü halide. onlarin yaninda senin 301. madde dedigin nedirki? eger daha güzel günlerin gelmesini istiyorsa insan, uyar kanunlara.
Demokrasi uzlasi gerektirir. eger 301. madde kaldirilmak isteniyorsa, yerine daha kapsamli madde veya maddeler konmalidir önce.
AKP'nin disisleri bakani, gidip pariste agalariyla görüstükten sonra 301 maddeyi caktirmadan gündeme getirdi güya. ama hic yerine konulacak kanunlardan bahsedilmiyor nedense.
H.D. ye karsiyken H.D. icin olmanin ne oldugunu anladinmi simdi?:lach:
deryatulga
28.01.07, 17:50
sana ben cevap veriyim istersen. jemand derken beni kastetmistin galiba. ben Frankenstein'im.
H.D. ye karsiyken H.D. icin olmanin ne oldugunu anladinmi simdi?:lach:
Siyaset degil mi, uydur uydur söyle, ama sana laf yetistirmeye hic niyetim yok, rahatsiz olanlar kendileri arastirip cevaplandirsin. Yalniz bizim Fehriye'yi Fehmiye yapma, o bana yeter!
Frankenstein
28.01.07, 17:56
Siyaset degil mi, uydur uydur söyle, ama sana laf yetistirmeye hic niyetim yok, rahatsiz olanlar kendileri arastirip cevaplandirsin. Yalniz bizim Fehriye'yi Fehmiye yapma, o bana yeter!
ben o "bizim" dedigin fehriyeyi fehmiye olsada yapardim fadime olsada:lach: ama senin hatirina yapmiyorum iste.
Frankenstein
28.01.07, 19:05
ben 301. maddeyi daha bugün inceledim.
90 senemi dedin? yani bu kanun yenimi? vallahi bilmiyorum ne zaman yürürlüge kondu?
cahillik sucmu sorduk iste.
Die Beleidigung des Türkentums, der Republik und der Institutionen und Organe des Staates (türkisch: Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama) ist ein Straftatbestand im Strafgesetzbuch der Türkischen Republik, geregelt in § 301, der am 1. Juni 2005 in Kraft trat.
hmmmmmmm! vay asagilik milliyetci calisma partisi vay! demek böyle hasta bir kanun yürürlüge koymus ha.........
hemde bu kanuna muhalefetten hatayen hüküm giymis bir, cabucak meshur edilmis ermeni gazetecinin öldürülmesinden sonra, paris'lere tekmil vermeye gidilmis.
Kiyak...yani? Kime nasil yaricak.
:doner:
cahillik sucmu sorduk iste.
hmmmmmmm! vay asagilik milliyetci calisma partisi vay! demek böyle hasta bir kanun yürürlüge koymus ha.........
hemde bu kanuna mukavemetten hatayen hüküm giymis bir, cabucak meshur edilmis ermeni gazetecinin öldürülmesinden sonra, parislere tekmil vermeye gidilmis.
:doner:
301. paragraf yeni bir paragraf. AKP hükümeti tarafindan bilmem kacinci Reform paketi süresince getirildi.
Ich freue mich eine Wissenslücke geschlossen zu haben.
Wenn ich "jemand" schreibe, meine ich auch "jemand";also, jeder, der sich angesprochen fühlt. Aber, ich freue mich, dass du, Frankenstein, dich angesprochen fühlst.
Nun ja, ich habe deine Ausführungen wirklich mehrfach gelesen. Ich habe mir diesmal sogar ein Wörtbuch zur Hand genommen, um dich zu verstehen.
Leider habe ich keinen kognitiven Zugang zu deiner Argumentation. Vieles verstehe ich einfach nicht. Ich sehe nur eine Menge "Theme-Switching".
Ich verstehe nicht, wie du von einem kranken Paragraphen zu Fehriye, Fehmiye bzw. Fadime kommst. Ich verstehe nicht, was der § 301 mit den Medien-Monarchen etc. zu tun hat.
Du hinterlässt bei mir den Eindruck, als ob du davon ausgehst, eine Revision dieses kranken Paragraphen würde zum Zusammensturz der Türkei führen. Vor dem Hintergrund des Alters des Paragraphen kann ich dich da beruhigen.
Deine Ausführungen habe eher zu mehr Fragen als zu Antworten geführt!
Noch eine Anmerkung zum Vergleich von Gesetzen. Es wird im Kontext des § 301 oft ein Vergleich in Form von "Siehe das Land xy hat ebenso einen solchen Paragraphen" vorgenommen.
Ich verstehe nicht, was dieser Vergleich soll.
Selbst wenn es in einem anderen Land den gleichen Paragraphen (also identisch) geben sollte, dann macht das den Paragraphen ja nicht besser!
Allenfalls könnte gesagt werden: "Siehe das Land xy hat ebenso einen kranken Paragraphen".
Dann befinden wir uns im Klub der "§301-besitzenden-Länder" und die, die damit leben können, können sich ganz ruhig zurücklehnen.
Erdogan gegen Abschaffung des "Türkentum"-Paragrafen 301
Aber zu Nachbesserungen bereit
Istanbul - Der türkische Ministerpräsident Recep Tayyip Erdogan hat sich gegen eine Abschaffung des umstrittenen Strafrechtsparagrafen 301 ausgesprochen, der Verunglimpfung des Staates und "Beleidigung des Türkentums" unter Strafe stellt. "An so etwas wie eine völlige Streichung denken wir nicht", sagte Erdogan am Sonntag auf Fragen von Journalisten in Istanbul, wie die türkische Nachrichtenagentur Anadolu Ajansi berichtete. Seine Regierung sei jedoch zu "Nachbesserungen" bereit und werde entsprechende Vorschläge prüfen.
Nach dem Mordanschlag auf den türkisch-armenischen Journalisten Hrant Dink waren in der Türkei erneut Forderungen nach einer Streichung des auch von der EU als Einschränkung der Meinungsfreiheit kritisierten Paragrafen laut geworden. Der in Istanbul auf offener Straße erschossene Journalist war wegen "Beleidigung des Türkentums" rechtskräftig verurteilt. Der mutmaßliche Attentäter und seine Hintermänner werden nationalistischen Kreisen zugerechnet. (APA) DerStandart.at
Frankenstein
30.01.07, 00:57
kimse bana 2005de yürürlüge koydugu kanunun 2006da kaldirikmasini makul göstermeye kalkmasin. kanun bu sözünü ettigimiz. öyle kilot degistirir gibi günlük kanun degistirilmez.:rolleyes:
Kirim savasinin sonuclari:
Kağıt üzerinde, savaşın galiplerinden olan Osmanlı devleti, aslında savaştan çok büyük zarar alarak çıkmıştır. Çok pahalı olan bu savaşı yürütebilmek için Osmanlı devleti, ödeme yeteneğinin çok üstünde borç almıştır. Endüstrileşmeyi kaçırdığı için ekonomisi çağdışı kalmış olan devlet, bu borçların altından kalkamayacak ve 1881 yılında II. Abdülhamit döneminde Düyunu Umumiye (http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCyunu_Umumiye) idaresinin kurulmasıyla, Avrupalı devletlerin mali denetimi altına girip, yarı sömürge olacaktır.
Kırım Savaşı, İtalya birliğine giden yolu hızlandırmıştır. Savaşa asker göndererek İngiltere'nin sempatisi ve Fransa'nın etkin desteğini kazanan Piyemonte-Sardinya Krallığı, savaşı izleyen yıllarda İtalya birliğini kuracaktır.
Kırım Savaşı'nın sonunda ilan edilan Islahat Fermanı, Osmanlı reform hareketlerinde çok önemli bir yer tutar. Islahat Fermanı'nın amacı, imparatorluk içindeki herkese Osmanlı yurttaşlığı vererek, yasalar önünde dine bakılmaksızın eşitlik sağlamaktı. Islahat Fermanı ile, Batı'da dolaşan liberal düşünceler Osmanlı'ya girmeye başlayacaktır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1r%C4%B1m_Sava%C5%9F%C4% B1#Sava.C5.9F.C4.B1n_Sebepleri
deryatulga
30.01.07, 04:30
Parlamentolar tarih yazamaz! http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/01/30/parla.gif İLÜSTRASYON: TURGAY TÜYSÜZ
Fransız parlamentosu, 'Ermeni soykırımını inkâr' yasasını kabul ettiğinde, Türk basını parlamentoların tarih yazmaması gerektiğini haykırdı. Haklılardı: Tek sorun Türkiye'de 301 ve 305 gibi maddelerle bizim parlamentomuzun zaten 'tarih yazmış' oluşuydu
30/01/2007 (8 kişi okudu)
LEVENT YILMAZ (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=LEVENT%20YILMAZ))
Akıl tutulması-1
301 ve 305'e ilişkin bir anı.
2004 yılıydı ve Türkiye'nin AB adaylığı için kesin karar 17 Aralık zirvesinde alınacaktı. Kitabım (Le temps moderne, Gallimard) yeni yayımlanmıştı. Yayınevinin basınla ilişkiler sorumlusu kitabın tanıtılmasına çalışıyordu; Le Point dergisinin bir muhabirinin kitabı kapsamlı bir biçimde tanıtmayı istediğini söyledi. Fakat küçük bir sorun varmış: Derginin yazıişleri (ki müdürü Ermeni asıllı bir Fransız imiş), konuşmanın kitaptan yola çıkılsa da, ağırlıklı olarak benim Türk oluşum ve dolayısıyla Türkiye'nin AB adaylığı etrafında dönen sorunlar üstüne olmasını şart koşmuş...
Söyleşiyi yaptık. Konuşma yazıya döküldü ve ben metni tekrar okudum, onayladım. Tam bu sırada, muhabir, yazıişleri müdürünün, Ermeni soykırımı ile ilgili bir soruyu da eklemek istediğini söyledi. Soru şuydu: "Türkiye'nin yeni ceza kanununa göre Ermeni soykırımını inkar etmek ölüm cezasıyla cezalandırılıyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?" Soruya cevap verebileceğimi ancak sorunun bu şekilde sorulmasının hem kendisinin hem de Le Point dergisinin cehaletini sergileyeceğini, dolayısıyla soruyu böyle sormasalar daha iyi edeceklerini, çünkü Türkiye'nin savaş koşulları da dahil olmak üzere idam cezasını kaldırmış olduğunu söyledim. Ama yeni ceza kanununun hangi maddesine gönderme yaptıklarını da merak etmiştim.
301 (ve 305) imiş. Bu maddeleri bulup okuduktan sonra verdiğim yanıtta bu metinde "Türklüğü aşağılamak" vb. gibi muğlak ifadeler kullanıldığını ve yoruma açık olduğunu, mahkemelerin bu maddeleri istedikleri gibi yorumlayıp "Ermeni soykırımı olmuştur" diyenleri cezalandırabileceğini, ancak maddelerde doğrudan bu meseleye atıf olmadığını söyledim.
Söyleşi bu haliyle yayınlandı. Ama yanıldığımı daha sonra, bu maddelerin "gerekçe"sini görünce anladım. Ne hazindir ki, özellikle 305. maddenin "gerekçe"sinde açıkça şunlar yazılıydı: "Keza, bu fıkraya göre basın ve yayın yoluyla propaganda yapmak üzere para veya yarar veya vaat kabul edilmiş ise ceza artırılacaktır: Para, yarar veya vaat kabulü suretiyle bugün Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi veya bu konuda Türkiye aleyhine bir çözüm yolunun kabulü için veya sırf Türkiye'ye zarar vermek maksadıyla, tarihsel gerçeklere aykırı olarak (altını ben çiziyorum, LY), Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ermenilerin soykırımına uğradıklarının basın ve yayın yoluyla propagandasının yapılması gibi."
'Akıl Tutulması'
301 ve 305 sayılı Ceza Yasası maddeleri, "Ermeni soykırımı olmuştur" diyenlerin ceza kapsamına gireceğini söyleyen bir 'gerekçe'si olan Türkiye, 2006 yılının ekim ayında Fransa'ya çok kızdı. Çünkü, Fransız parlamentosu, "Ermeni soykırımı olmamıştır" diyenleri cezalandıracak bir yasayı kabul etti. Türk basını bunun üzerine, tek yürek tek ses, bunun ne kadar antidemokratik olduğunu, parlamentoların tarih yazmaması gerektiğini, bunun ifade özgürlüğünün önüne konulmuş büyük bir engel olduğunu haykırdı. Elbette haklılardı: Tek sorun Türkiye'de 301 ve 305 gibi yasa maddelerinin ve daha da dehşetlisi, yukarıda yazılı türden bir gerekçe ile bizim parlamentomuzun zaten 'tarih yazmış' oluşuydu. Oysa yeni ceza yasası tasarı aşamasındayken kimi STK'lar bu tür maddelerin başa bela olacağını açık açık ve çok sert söylemiş, ancak AKP hükümetine dinletememişti. Esas sorunlu ve belki de acıklı olan ise, 301'i ve 305'i hem de gerekçeleriyle birlikte çıkarmış olan hükümetin başbakanının çıkıp da Fransa'yı Horkheimer'in kitabının başlığıyla, yani 'akıl tutulması' ile suçlamasıydı. 'Akıl', biliyorsunuz, kısmen çok 'tutulan' bir şey. Ama tam 'akıl tutulması' nedense 2006 yılına denk geldi. Bu süreçte 'aklı tutulmamış' nadir münevverlerden biri, Hrant Dink, yazı ve konuşmalarında, böyle bir yasa maddesi çıkarmanın ne denli saçma olduğunu açık açık söylerken, her türden milliyetçiliklerin karşısında dururken, Türk yargısı, lehteki bilirkişi raporlarına rağmen Dink'i 301'den mahkûm etti. Yargıtay da cezayı onadı. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e göre, bu maddeden hapse giren mi vardı? TBMM oturumunda Bilgi Üniversitesi'ndeki konferansı "sırtımızdan bıçaklandık" diye yorumlayan bu mümtaz Adalet Bakanı, Kemal Kerinçsiz etrafında örgütlenen tuhaf oluşumun temel direği olan 'linç' kültürüne doğrudan katkı yaptığının farkında olmaz olabilir miydi? Tutulan akıl, ya da 'tutturulan akıl' sonucu çıkmış bu Ceza Yasası ve 'gerekçeli' bu maddeleri, bilirkişi raporlarına rağmen Dink'in cezasının onanması vb., Orhan Pamuk'un zarifçe ifade ettiği gibi, Hrant Dink cinayetinin başlıca sorumluları arasında sayılmalıdır.
Tarihçinin duruşu
Ama bir tarihçi açısından, ortada bu karşılıklı demokrasi ayıplarının ve utançlarının ötesine geçen ve uluslararası hukuk tarihini ilgilendiren bir durum var. Özetlemeye çalışayım: Fransız parlamentosu 2002 yılında kabul ettiği bir yasa ile 1915'te Osmanlı İmparatorluğu içinde gerçekleşmiş olan Ermeni tehcirini ve bu tehcir sırasında meydana gelen olayları 'soykırım' olarak tanıdığını ilan etti. Bu son yasayla ise Fransız parlamentosu Ermeni soykırımı konusunda 1990 tarihli Gayssot yasası benzeri bir yasayı kabul etmiş oldu. Gayssot yasasını biliyoruz: Yahudi soykırımı ile ilgili ve yaptırımı olan bir yasa. Amacı da 'negationnisme' yani inkârcılığı önlemek (günümüzde hâlâ gaz odalarının olmadığına inananlar var: örneğin Faurisson, Garaudy ve tuhaf bir biçimde, İran cumhurbaşkanı Ahmedinecad. Onlar için Auschwitz sanki Polonya'da bir sayfiye kasabası, 'çalışmanın insanı özgür kıldığı' bir mokamp). Gayssot yasasının saçmalığını ilk ilan edenler tarihçiler oldu. Başta da bu yılın temmuz ayında ölen Pierre Vidal-Naquet. Vichy hükümetinin, annesi ile babasını derdest edip Auschwitz'e yollayarak 'nihai çözüm'e katkıda bulunduğu, bu yüzyılın en önemli Antikçağ tarihçilerinden ve münevver olmanın ne demek olduğunu, Cezayir başta olmak üzere takındığı her tavrıyla belli eden, dostlarının kısaca Vidal dediği Pierre Vidal-Naquet. Parlamentoların tarihe karışmaması gerektiğini söyleyip, önce Gayssot sonra da son Ermeni yasasına karşı çıkan tarihçiler grubunun başını çeken de oydu. Gayssot yasasına karşı çıkmanın Yahudi soykırımının gerçekliğiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığını en iyi bilecek olan annesiyle babasını Auschwitz'te kaybeden Vidal olduğu gibi, 1978'den bu yana 1915 olaylarının açıkça soykırım tanımına uyduğunu savunan da aynı Vidal-Naquet idi.
Soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlar
Gayssot yasasının iki hukuksal dayanağı vardı: 1) Nürnberg mahkemeleri 2) BM Genel Kurulu'nun 1948'de onayladığı "Soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin sözleşme". Nürnberg mahkemeleri İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan ve müttefiklerden oluşan askeri bir mahkeme. Nazilerin Yahudileri kitlesel bir biçimde katledişleri, o zamanlar hukuk dünyasına yeni giren bir 'suç' kategorisi içinde değerlendirildi: "İnsanlığa karşı işlenen suçlar". Ancak bu suç, tanımı daha sonra yapılacak olan 'soykırım' suçu değildi. Yani Nürnberg savaş mahkemeleri 'soykırım' kararı değil, "insanlığa karşı işlenmiş suç" kararı verdi. Soykırım suçunu ilk kez tarif eden ise Rafael Lemkin. 1945'te yayımladığı Axis Rule in Occupied Europe başlıklı kitabında tarif ettiği 'soykırım' suçunun uluslararası hukuk içinde yeralması için ölesiye çalışan bu Polonyalı hukukçunun çabaları sonucunda, 'soykırım', Nürnberg mahkemelerinden sonra, 1948 yılında uluslararası bir suç olarak Birleşmiş Milletler tarafından ayrıntılı olarak tarif edilip kabul edildi. Türkiye de bu sözleşmeyi 23 Mart 1950 yılında imzaladı.
Bu iki suç kategorisi gökten düşmedi, bunların uluslararası hukuk içinde bir geçmişi var. Batılı devletler, 1856 tarihli Paris deklarasyonu ile savaş kuralları ve savaş suçlarını düzenleme sürecini başlattı. 1864 tarihli Cenevre sözleşmesine istinaden Kızılhaç kurucularından Gustav Monnier'nin uluslararası bir ceza mahkemesi kurulması önerisi ise, hukuk tarihçilerine göre, 'çok radikal' idi. 'Savaş suçu' tanımı ilk kez Johann Caspar Bluntschli adlı hukukçunun 1872 tarihli Das Moderne Voelkerrecht der civilisirten staten isimli kitabında yapıldı. Bu süreç, önce 1899 ve sonra 1907 yılında, Osmanlı İmparatorluğu'nun da katıldığı La Haye Barış konferanlarında savaş kuralları ihlalleri ve savaş sırasında işlenecek suçlara ilişkin on üç sözleşmenin kabul edilmesine vardı. Ancak bu dönemde, dikkat edelim, savaş kurallarının ihlali (yani savaş suçları) devletlerin egemenlik ilkesi dahilinde değerlendiriliyordu. Yani uluslararası bir mahkeme değil, ulusal mahkemeler bakıyordu bu suçlara. Devletler de bu konvansiyonları iç hukuklarının bir parçası haline getirmekle yükümlüydüler. Oysa "uluslararası insani hukuk (international humanitarian law)" bu tartışmaların küçük bir parçası idi. Ve bunun hangi organlarla yürütüleceği belli değildi (kimileri Kızılhaç'ı buna dahil etmek istiyordu). La Haye konvansiyonuna son anda giren ve Martens maddesi olarak bilinen madde, 'insanlık hukuku'na, medeniyet'e ve kamu vicdanına atıfta bulunuyor idi. 1907 ve sonrasında, temel sorun, savaş sırasında, egemen bir devletin kendi vatandaşlarına karşı işlediği 'insanlık' suçlarının, uluslararası hukuk içinde yer bulamamış olmasıydı. Ancak kimi araştırma komisyonları, örneğin 1913 Balkan Savaşı sırasındaki 'canavarlıklar'ı (atrocities) araştırmak üzere Carnegie Vakfı'nın yolladığı komisyon, açıkça La Haye sözleşmesine ve Martens maddesine atıfta bulunuyordu. Savaş suçları, devletlerin, savaştıkları ülkelerin (yani 'düşman' devletlerin) vatandaşlarına yönelik davranışlarını kapsıyordu. 'Uluslararası insani hukuk' kavramının, yani egemen bir devletin kendi vatandaşlarına karşı işlediği 'insanlık' suçlarının yavaş yavaş dolaşıma girmesi, I. Dünya savaşı sırasındadır. Bu kavramın çeşitli yazarlarca kullanılması (John Hartman Morgan, Vikont James Bryce, Arnold Toynbee vb.), maalesef hukukçular arasında büyük bir ilgi görmemiş ve bu yeni 'uluslararası insanlık suçu' kategorisi meslekten hukukçular tarafından derinlemesine işlenmemiştir.
Aynı biçimde 1919 Paris Barış konferansına katılan Amerikan heyeti, egemen bir devletin sınırları içinde kendi vatandaşı olan sivillere karşı işlediği suçların, uluslararası alanda bir hukuk konusu olmadığını, bunun tamamen 'ahlakî' bir mesele olduğunu beyan etmiştir. Barış konferansı 1920'de Birleşmiş Milletler'in atası 'Milletler Cemiyeti'nin kuruluşuna da yol açacaktır. Versailles Anlaşması ise, savaş suçuyla suçlanan Alman askerlerin yargılanması için İtilaf devletlerinin uluslararası askeri bir mahkeme kurmasını öngörmekteydi. Almanya buna şiddetle karşı çıktı ve sonuçta, İtilaf devletleri bu askerlerin listesini Almanya'ya vermeyi ve bu zanlıların Alman mahkemelerinde yargılanmasını kabul etti. 900 zanlıdan oluşan bu liste kısa zamanda 40'a indi ve sonuçta yargılanan kişi sayısı 12, evet, yalnızca 12 idi. Bunların bir kısmı da beraat etti. Leipzig Mahkemeleri adı ile tarihe geçen bu süreç, uluslararası adaletin o dönemde ne denli 'kırılgan' olduğunu göstermesi açısından ilginçtir (Ermeni tehciri yüzünden Malta'ya götürülen 150 kişi kısmen bu yüzden, yani 'uluslararası' bir mahkeme olmayışı ve Leipzig mahkemelerinin 'başarısızlığı' yüzünden serbest bırakılacaklardır).
Doç. Dr. Levent Yılmaz: Tarihçi, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Frankenstein
30.01.07, 09:58
Parlamentolar tarih yazamaz!
Aynı biçimde 1919 Paris Barış konferansına katılan Amerikan heyeti, egemen bir devletin sınırları içinde kendi vatandaşı olan sivillere karşı işlediği suçların, uluslararası alanda bir hukuk konusu olmadığını, bunun tamamen 'ahlakî' bir mesele olduğunu beyan etmiştir. Barış konferansı 1920'de Birleşmiş Milletler'in atası 'Milletler Cemiyeti'nin kuruluşuna da yol açacaktır. Versailles Anlaşması ise, savaş suçuyla suçlanan Alman askerlerin yargılanması için İtilaf devletlerinin uluslararası askeri bir mahkeme kurmasını öngörmekteydi. Almanya buna şiddetle karşı çıktı ve sonuçta, İtilaf devletleri bu askerlerin listesini Almanya'ya vermeyi ve bu zanlıların Alman mahkemelerinde yargılanmasını kabul etti. 900 zanlıdan oluşan bu liste kısa zamanda 40'a indi ve sonuçta yargılanan kişi sayısı 12, evet, yalnızca 12 idi. Bunların bir kısmı da beraat etti. Leipzig Mahkemeleri adı ile tarihe geçen bu süreç, uluslararası adaletin o dönemde ne denli 'kırılgan' olduğunu göstermesi açısından ilginçtir (Ermeni tehciri yüzünden Malta'ya götürülen 150 kişi kısmen bu yüzden, yani 'uluslararası' bir mahkeme olmayışı ve Leipzig mahkemelerinin 'başarısızlığı' yüzünden serbest bırakılacaklardır).
Doç. Dr. Levent Yılmaz: Tarihçi, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Wie war es möglich? Unter diesem Titel veröffentlichte der französische Deutschlandkenner Alfred Grosser ein Buch zum Dritten Reich, freilich ohne die Frage schlüssig beantworten zu können. Im Hinblick auf die Verbrechen
der Juristenschaft ist diese Frage sogar kaum je ernsthaft gestellt worden. Zwar über die Justiz der Nazi-Zeit, die bisher in allen großen historischen Abhandlungen über das NS-Regime zu kurz gekommen war, in den letzten Jahren eine Menge geschrieben worden. Aber während in der Nachkriegzeit Beschönigungen und Verfälschungen der Dabeigewesenen die Aufarbeitung der Vergangenheit verhinderten, scheint jetzt, das Thema aufzuarbeiten, der neumodische Trend zur >>Theorieproduktion<< zu keinem anderen Ergebnis zu führen. Verschiedene Erklerungsansätze verdunkeln das Geschehene eher: Das >>eine ideologische Legitimationssubstanz und die autoritärstaatliche Dezision... in eine Art Ausdrucksmodel miteinander verbunden<< worden seien,[1]vermag so sei wenig die nationalsozialistischen Juristenverbrechen zu erklären wie die >>Paradoxie eines substantiellen Dezisionismus... (als) das ideologische Pendant zum strukturellen Chaos des NS-Herrschaftsystems<<.[2]
Viel Verwirrung, weil offensichtlich selten gelesen und in der Regel dann noch missverstanden, hat auch Erst Fraenkels Werk Der Doppelstaat gestiftet. [3]
Vordergründig erschien 1938, als er Manuskript abschloß, das Dritte Reich als Nebeneinander vom >>Normenstaat<< und >>Maßmahmenstaat<<. Damit wollt er belegen, dass es neben Chaos und Willkür einen unbehelligten Bereich
ökonomischer Interessenverfolgung gab, der, im Gegensatz zu aller Sozialagitation der nationalistischen >>Arbeiterpartei<<, dem System heilig var. Fraenkel hat freilich nie behaubtet, dass neben der Willkür von NS, SA und Polizei im Hitler-Reich eine rechtstaatlich funktionierende Justiz bestanden habe. Er selbst hat mit der Darstellung Dutzender von Gerichtsurteilen belegt, wie die Gesetzesnorm der politischen Opportunität weichen musste. Das zwar sehr verständliche Schlagwort vom Doppelstaat versteht jedenfalls völlig falsch, wer meint, dass >>auf eine Seite solche unkontrollierten Maßnahmen der Faschisten, in den Konzentrationlagern und Folterzellen der Gestapo, der Maßnahmenstaat und daneben das normal Funktionieren der Justiz, der Justizstaat.... den Doppelstaat (bildeten)<<. Schließlich war es keineswegs >>der Positivismus mit seiner starren Trennung von Recht und Politik<<, der zur Gleichschaltung der Justiz führte,[4] sondern im Gegenteil: ihre totale Politisierung. Eine derartige Simplifizierung der Doppelstaatsthese übernimmt ungewollt die- bei den Belasteten ja verständliche- Verharmlosung der Rolle der Justiz im NS-Herrschaftsystem.[..] 40 Jahre lang hat man sich bemüht, die Grenzlinie zwischen den (ethisch wertvollen) Konservativen und den (verbrecherischen) Nazis kenntlich zu machen, selbst dort, wo sie bis zur Unkenntlichkeit zertrampelt war. Sogar aus dem langjahrigen Justizminister der NS Diktatur, Franz Günter, dessen Unterschrift die meisten Gesetze jener Jahre trugen, versuchte man noch zumindest einen halben Widerstandskämpfer zu machen, der durch >>sein Ausharren im Amt das schlimmste verhütet hat<<. Günter, den sein Biograph Eckehart Reitter einen >> im nationalliberalen Gedankengut wurzelnden Deutschnationalen<< nennt und dem er viele Berürungspunkte >> mit der bündisch- volkischen und der nationalsozialistischen Bewegung in Bayern<< bescheinigt,[5] hatte nur wenige Hitler und nach dem Münchener Abenteuer seine schützende Hand über ihn gehalten.[6] Dass der Aufstieg der Nazis, die Festigung ihrer Macht und ihre ungeheuren Verbrechen ohne begeisternde Unterstützung und tätige Mithilfe der Deutschnationalen, Völkischen und Konservativen in Militär, Justiz und Verwaltung gar nicht denkbar gewesen wären, wollte man nach dem Krieg vergessen machen. Die Unterstützung Hitlers schrumpfte zum Kavaliersdelikt, wenn ihr nicht nationalsozialistische Gesinnung, sondern die deutschnationale Überzeugung zugrunde lag, dass zur erfolgreichen Überwindung der Weimarer Demokratie die >>wertvollen Elemente<< der Nazi-Bewegung >> für die gemeinsame nationale Erhebung gewonnen werden müssten und könnten<<.[7]
Der Kampf gegen die Demokratie und für die faschistische Diktatur wird nicht nur in der erwähnten Günter-Biographie als eine im Grunde wertvolle Tat dargestellt, die lediglich den Makel trug, in Aktioneinheit mit Hitler begangen zu sein. Dass Konservative an führenden Stelle die nationalsozialistischen Verbrechen ermöglicht, ja mitbegangen und gerechtvertigt haben, kann man in derlei Puplikationen allenfalls zwischen den Zeilen lesen.[..] Ingo Müller/die unbewältigte Vergangenheit/Seite: 293-295
deryatulga
30.01.07, 15:31
Artık şu 301'i uzatmayalım Hasan Celal Güzel (hcelalguzel@yahoo.com)
30/01/2007 (1668 kişi okudu)
1997'nin yaz aylarından itibaren mahkeme mahkeme dolaşmaya başlamıştım. Hemen her gün adliye koridorlarını arşınlayıp savcılara ifade veriyor; her hafta birkaç defa Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinde DGM'lerde ve Ağır Ceza Mahkemeleri'nde yargılanıyordum. Suçum, 28 Şubat aleyhinde konferanslar vererek demokrasiyi ve insan haklarını savunmaktı.
Hakkımdaki davalar, zamanın Genelkurmay II. Başkanı Çevik Bir'in emirname üslûbuyla yaptığı şikâyetlerle, genellikle eski TCK'nın 159. maddesine göre, yani şimdiki yeni TCK'nın 301. maddesine göre açılırdı. Güya, 'devlet kurumlarını ve askerî muhafaza kuvvetlerini' 'tahkir ve tezyif' ediyormuşum... Bir de halkı isyana teşvik ettiğim iddiasıyla eski TCK'nın 312. ve yenisinin 216. maddesine göre de DGM'ler tarafından yargılandım ve nihayet başörtüsü mezalimi yüzünden YÖK'ü eleştirmemi 312. madde kapsamında gören 28 Şubat adaleti tarafından 1 sene ağır hapse mahkûm edilerek 5 ay cezaevinde yattım.
Ömrünü milleti ve devleti için hizmet yolunda geçirmiş milliyetçi ve vatansever bir kişi için bunun ne demek olduğunu bilemezsiniz...
***
Başbakan 'derin devlet'ten söz ediyor. Antidemokratik gelişmeleri, ille de esrar perdesine büründürüp 'derin' sıfatıyla dramatik hâle getirmeye lüzum yok ki... Mevcut pozitif hukuku uygulayacak yerde, kendilerine 'vatan kurtarıcı' rolü biçerek elindeki adalet terazisini eğip bükenler, aslında 'derin devlet'in en önemli mensupları değiller mi?..
28 Şubat'taki MGK kararlarına karşı Sultanahmet'te düzenlenen mitingte konuşmuş; MGK'nın asker üyelerini tenkit ederek, 'Meselâ, Jandarma Genel Komutanı eğitimden ne anlar, eğitimci midir?' demiştim. Bu ifadem üzerine hakkımda şimdiki 301. maddeden dava açıldı. Mahkemenin, bir celsede beraat kararı vermesine rağmen, Yargıtay 4. Ceza Dairesi üyeleri, kararı aleyhime bozdular. O zaman Daire Başkanı olan değerli hukukçu Doç. Dr.
Sami Selçuk'un, bir hukuk âbidesi kıymetinde olan muhalefet şerhini hâlâ saklıyorum.
Sizlere, bunun gibi yüzlerce örnek gösterebilirim.
***
Ne yazık ki, bugün 301. madde tartışması, siyasî bir renge bürünmüştür. 'Türklüğün aşağılanması'nı elbette istemiyoruz. Lâkin, 'aşağılama' kelimesinin esnekliğine sığınarak düşünceyi suç hâline getirmeyi de Türk toplumuna yakıştırmıyoruz.
Bizi, önce 301. maddeyi alkışlayıp sonra kaldırılması için baskı yapan riyakâr AB çevresi de, 301. maddenin yanlış uygulanmasını fırsat bilerek Türkiye aleyhinde kampanya yürüten Türk düşmanları da ilgilendirmiyor. Bu maddenin yanlış uygulanmasını önlemek, bizim adalet sistemimiz için her şeyden daha önemlidir.
Artık bu kadar zıtlaşmadan sonra, AK Parti İktidarı'ndan, maddenin tümünün kaldırılmasını istemek siyaseten haksızlık olur. Nitekim, Başbakan da maddenin kaldırılmayacağını; ancak değiştirilebileceğini söylemi&übadiller' Lozan görüşmeleri sırasında, 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan anlaşmayla, doğup büyüdükleri, ekip biçtikleri toprakları geride bıraktı. Kimisi 'Bir daha asla dönemem, bitti' diyerek tüm anahtarlarını denize fırlattı, kimisi yıllarca açmadıkları sandıklarıyla 'Her an geri dönebiliriz' diye tetikte bekledi. Yunanistan ve Türkiye arasında imzalanan Mübadele-Zorunlu Göç Sözleşmesi sonucu, İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler kapsam dışı kalmış, geri kalan 1 milyon 200 bin Rum, 600 bin Türk de yerlerini yurtlarını birbirlerininkilerle değiştirmişti.
Depremle gelen buluşma
Mübadiller, geldikleri yeri hiç unutmadı. Geride kalan tarlalar, çiftlikler, evler ama en çok da komşular, arkadaşlar hep anlatıldı yeni kuşaklara. Topraktan kopmuş olmanın verdiği acının yanında şarkılar, türküler, yemekler, gelenekler de hep saklı kaldı. Mübadele çocuklarının yanlarında ufacıkken getirdiği bebekleri büyüdü sonra, anne, baba oldular. Onların çocukları da unutmadı mübadelenin ne demek olduğunu. 1999 Marmara depreminin Türkiye ve Yunanistan arasında dostluk rüzgârları estirdiği dönemde birbirlerini bulup, 'Çekilen acıların bir daha yaşanmaması' için Lozan Mübadilleri Vakfı'nı kurdular. Bugün kaderlerini belirleyen anlaşmanın 84. yıldönümü. Mübadele çocukları bu akşam her sene olduğu gibi anıları tazelemek, koronun Türkçe-Rumca seslendireceği ortak türküleri dinlemek için buluşacak...
Evde Rumca konuşmaya devam
Lozan Mübadilleri Vakfı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Müfide Pekin, Giritli bir ailenin kızı. Girit, Hanya'dan gelip İzmir'e iskân olan ailesi evde Rumca konuşmayı, Girit yemekleri yapmayı hiç bırakmamış. Müfide Pekin de çocukken öğrendiği Rumcayı hâlâ konuşuyor. "Bizimkiler mübadele kararına şokolmuş. 1922'de savaş bitince biz burada kalırız demişler. Bir sürü insan tekrar döneceğini hayal etmiş. Dedemse gemiyle gelirken, bütün anahtarlarını denize atmış. Bir daha buraya gelemeyeceğim diye düşünmüş" diye anlatıyor ailesinin öyküsünü.
Vakfın kurucu üyesi Zübeyde Tuğpare'nin annesi Yanya'dan gelmiş, 1924'te. O da Yanya kültürü içinde büyüdüğünü, evde sürekli Rumca konuşulduğunu anlatıyor.
Vakfın faaliyetlerini takip eden Ahmet Aşıcı'nın ailesi Selanik'ten Kırklareli'ne gelmiş. "10 yıl sayın, sonra geri döneceksiniz demişler, hep geri dönme umudunu taşımışlar" diyen Aşıcı, mübadele kültürünü en derin biçimiyle yaşadığını söylüyor.
Anne-babası 20'li yaşlarındayken Selanik, Langa'dan Tekirdağ, Malkara'ya göç eden Lozan Mübadilleri Vakfı Genel Sekreteri Sefer Güvenç, 1983 yılında ikisiyle de mübadele sürecini konuşup kaydetmiş. "Mübadele aslında bir dramdır, çok acılar çekilmiştir. Lozan Mübadilleri Vakfı'nın sloganı da zaten çekilen acılar bir daha tekrarlanmasındır" diye konuşuyor.
Mübadele türküleri
Vakıf üyeleriyle mübadillerden oluşan koro da Rumca ve Türkçe söylediği türkülerle ayakta tutuyor geçmişten gelenleri. Bugüne kadar ikisi Yunanistan'da yedi konser veren koro, şimdilerde 'Belleklerdeki Güzellik: Mübadele Türküleri' isimli bir derleme projesi için hazırlamış seslerini. CD olarak basılacak olan çalışma, mübadeleyle gelen alt grupların türkülerini Türkçe, Rumca, Makedonca, Romence, Arnavutça ve Pomakça dillerinde söyleyecek.
Vakıf hemen hiç boş durmuyor. Yılda bir defa geleneksel olarak aile büyüklerinin doğduğu topraklar ziyaret ediliyor. Birinci kuşakların anılarını sözlü tarih yöntemiyle toparlıyor, mübadele belgeselleri hazırlıyor, AB desteğiyle mübadele sempozyumları düzenliyor. Büyüklerinin 'anadilimiz' dediği Rumca ve Yunancayı öğrenmeye meraklı genç mübadillerin katıldığı Yunanca seminerleri de vakfın etkinliklerinden. Mekân sorunu halledilirse, mübadillerin taşınabilir anı, belge ve fotoğraflarını bir araya getirecek bir 'Mübadele Müzesi' de yolda. Çekilen acılar unutulmasın ve tekrarlanmasın diye...
deryatulga
31.01.07, 04:18
Ermeni tehciri ve uluslararası hukuki durum
http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/01/31/ermen.gif İLÜSTRASYON: MUAMMER OLCAY
Paul Ricoeur'ün dediği gibi, bir yanda fazla hatıra, bir yanda fazla unutuş varsa, 'doğru bir hatırlama siyaseti icat etmenin de vakti gelmiştir.' 1915'te meydana gelen 'facia'nın ismi, hukuksal durumu ne olursa olsun, 'gerçek' tüm ağırlığıyla ortada
31/01/2007 (15 kişi okudu)
LEVENT YILMAZ (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=LEVENT%20YILMAZ))
Akıl tutulması -2
İtilâf devletleriyle Osmanlı İmparatorluğu arasında 10 Ağustos 1920'de imzalanan, ama hiçbir zaman yürürlüğe girmeyen Sevr Antlaşması ise savaş suçları ve insanlık suçlarının uluslararası hukuka dahil edilmesi açısından önemli bir aşamadır. Burada, savaşan devletlerin düşman topraklarında işlediği suçların ötesine geçilir ve bir devletin 'kendi egemenlik alanı içerisinde', 'kendi vatandaşlarına' karşı işlenen
suçların da yargılanacağı ilkesinden hareket edilir. Elbette gönderme
yapılan husus, Ermeni tehciridir. Sevr'deki bu tanım, daha sonraları Nürnberg mahkemelerine temel oluşturacak 'insanlığa karşı işlenen suçlar' kategorisinin de ilk nüvesidir. Ancak bilindiği üzere, Sevr battal kalacak ve yerine 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Antlaşması geçecektir.
Bu hukuksal süreçler içinde dikkati çekmesi gereken, Osmanlı Devleti'nin 1919 tarihli Divan-ı Harb-i Örfi yargılamaları ve sonrasındaki süreçtir. Leipzig mahkemeleriyle benzerlik gösteren bu süreç çok karmaşık olduğundan bunu kısa bir özetle geçmek durumundayım:
İlk Divan-ı Harp'ler 8 Ocak 1919 tarihinde, irade-i seniye ile kurulur.
30 Ocak 1919 günü 30 kadar İttihatçı tutuklanır. Hüseyin Cahit, İsmail Canbulat, Kara Kemal, İzmir Valisi Rahmi, Emanuel Karasu, Mithat Şükrü, Hüseyin Kadri, Tevfik Rüştü ve Ziya Gökalp tutuklananlardan bazılarıdır.
4 Mart 1919'da Damad Ferid Paşa sadrazamlığa getirildiğinde ise ilk işi subaylardan oluşan bir Divân-ı Harb-i Örfi kurmak olur. Aynı gün
Meclis-i Vükelâ'nın aldığı karar ile memleketi savaşa sokanları, İslam,
Ermeni ve Rum 'tehcir' ve 'katliamını' düzenleyenleri ve vatandaşı birbirini öldürmeye teşvik edenleri ve ulaşım vasıtalarını vurgun yolunda kullananları da muhakeme etme yetkisi verilir.
10 Mart 1919'da Damad Ferid Paşa Kabinesi savaş sorumlusu ve 'tehcir' olayına karışanlardan oluşmak üzere eski bakanları, subayları ve İttihat ve Terakki'nin ileri gelenlerinden 66 kişiyi tutuklar. Bunların arasında Sadrazam Said Halim Paşa, Musa Kazım Efendi, Fethi (Okyar) Bey, Abbas Halim Paşa, Ahmed Emin (Yalman) gibi isimler vardır.
15 Mayıs 1919'da Yunanlılar İzmir'e çıkar, bu durum Türk ileri gelenlerinin 'Ermeni kırımı ve tehcirden' mahkûm edilmelerini neredeyse imkânsız hale getirir. Ancak İngilizler ve Damad Ferit Paşa İttihatçıları serbest bırakmayı göze alamadıklarından Malta sürgünü ve olası bir uluslararası mahkeme bir çözüm olarak belirir.
Öte yandan yurtta kalanlar için yargılamalara devam etmektedir.
Divân-ı Harb-i Örfi 13 Temmuz 1919'da önemli bir karar verir. Bu kararda Talat Paşa'yı, Enver Paşa'yı, Cemal Paşa'yı, Doktor Nazım Efendi'yi idama mahkûm eder. Bunun yanında pek çok sanığa da 15'er yıl kürek cezası verilir.
12 Ocak 1920'de daha önce kapatılan Meclis-i Mebusan'ın 80'i Kuvayı Milliyeci olmak üzere 140 milletvekili ile açılmasının ardından, 28 Ocak 1920'de yapılan gizli toplantıda Misak-ı Milli kabul edilir. Bu arada 16 Mart 1920'de İstanbul resmen işgal edilmiş ve Meclis İngilizler tarafından basılarak bazı mebuslar Malta'ya sürülmüştür. Bu olaydan sonra Meclis ilk önce tatil edilir ve 11 Nisan 1920'de resmen kapatılır.
23 Nisan 1920'de ise TBMM açılır.
Tam bu sırada, 'Ermeni kırımından sanık' olan sabık Urfa Mutasarrıfı ve Bayburt Kaymakamı Nusret Bey 20 Temmuz'da idam cezasına çarptırılır
ve 5 Ağustos'ta Beyazıd Meydanı'nda asılır. 10 Ağustos 1920'de ise beşinci
defa sadrazamlığa seçilen Damad Ferid Paşa kabinesi tarafından Sevr Antlaşması imzalanır. Padişah VI. Mehmed bu antlaşmayı tasdik etmeyecek ve antlaşma battal kalacaktır.
Lozan Antlaşması ve genel af
Bilindiği gibi, Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı (ki eski İttihatçılar çeşitli nedenlerle, bu direnişin içindedirler) başarıya ulaşır ve 1923 yılında, Lozan Antlaşması imzalanır. Lozan Antlaşması, zaten hiçbir zaman yürürlüğe girmemiş olan Sevr Antlaşması'nın yerine geçmiş, onu iptal etmiştir. Dolayısıyla, bu antlaşmada sözü edilen Ermeni tehciri yargılamaları da yapılmaz. Çünkü Lozan Antlaşması'nda konuyla ilgili düzenleme, Genel Affa İlişkin Açıklama ve Protokol (Ek VIII) hükümleridir. Buradaki ilgimizi çekmesi gereken nokta bu VIII. ekin giriş cümlesidir: 'Doğu'da barışı bozmuş olan olayların (doğrudan 'tehcir'in kastedildiği açıktır) unutulması isteğini bütün devletler paylaştığından' 1914 ile 1922 arasında siyasi veya askeri nedenlerle bu devletlerin makamlarınca tutuklananlar, kovuşturulanlar ve hükümlüler genel aftan yararlanacaklardır.
Batılı devletler, Ermeni tehcirini Lozan ile 'affetmişlerdir.'
Nominalizm ve gerçeklik
Bu noktada söylenmesi gereken şey şudur: Tehcir yargılamaları Nürnberg'e giden yolda, uluslararası hukuk geçmişinin önemli adımlarındandır. Bir de bu söze eşlik etmesi gereken 'fantastik' bir senaryo vardır, ki düşünmemize yardım etmesi açısından varsayımsal bir soruyu sormayı gerektirir: 2. Dünya Savaşı sonrasındayız, müttefiklerin askeri Nürnberg yargılamaları bitmiştir. Ancak, Hitler'e siyasi fikirleri itibarıyla uzak olan bir general, tamamen vatansever ve milliyetçi nedenlerle işgale karşı 'direniş harekâtı' başlatmış ve Nazi partisinin kimi orta sınıf örgütünü de yanına alarak (sırf siyasi çıkar gözeterek) yeni bir 'Alman Kurtuluş Savaşı' başlatmıştır. Ve bunun sonucunda, müttefikleri Almanya'nın savaş öncesi sınırları dışına itmeyi askeri olarak başarır ve bu yeni durum sonucunda yeni bir barış antlaşması imzalanır ve Nürnberg mahkemelerinin kararları geçersiz sayılır. 1939-1945 arasındaki tüm savaş suçları ve 'insanlığa karşı işlenmiş suçlar' genel affa uğrar. Böyle bir senaryo olmuş olsaydı, ne diyecektik? Yahudilere ilişkin katliam 'olmadı' mı diyecektik? Yoksa 'katliam' olduğu söylenecek, Almanya bunu reddedecek, BM'de de 'Soykırım' sözleşmesi kabul edilmeyeceği için, 'soykırım' diye bir şey de bilinmeyecek miydi? Bu senaryo, doğrudan, nominalizm tartışmasıdır (Einstein ile Tagore, dünyanın ona dünya ismini vermeyenlerden önce 'gerçek' olup olmadığını tartışır) ve II. Dünya Savaşı Almanyası ile I. Dünya Savaşı Türkiyesi arasındaki tek fark, Türkiye'nin milliyetçi direniş hareketinin başarıya ulaşması, yani 'savaşın' kazanılmış olmasıdır. Almanya mağlup olmuştur ve Nürnberg'de suçlular hüküm giymiştir. Oysa, genç Türkiye Cumhuriyeti savaşı kazanmıştır ve 1914-1922 arasındaki tüm suçlar 'affedilmiştir'.
Bu noktada, 'soykırım' olmadı demek mümkün müdür? Mantova'daki Gonzaga Sarayı'nın bir odasının tavanını bir labirent, labirentin içini de bir yazı süsler: 'Forse che si forse che no.' Yani 'Belki evet, belki de hayır'. Ermeni kıtaline 'soykırım' demenin anakronizm olduğu söylenebilir. Ancak, tarihçinin sorumluluğu işte bu nominalist tartışmayı aşarak, hadiseleri anlama ve yorumlama noktasında başlar. Daha sonraları 'soykırım' sözleşmesinde açıkça tarif edilecek eylemler 1915 yılındaki tehcir sırasında olmuş mudur? Yahudi soykırımı ile Ermeni kırımı arasındaki farklar nedir? Sorular çoğaltılabilir. Ancak, uluslararası hukuk açısından bir 'gerçek' de ortadadır. Bu 'kıtal', Lozan'a imza atan tüm devletler tarafından 'affedilmiştir'. Tarihi hep galipler mi yazar? Bu nokta, jenositolog Vahakn Dadrian'ın da elemle vurguladığı bir noktadır: 'Lozan Barış Antlaşması'na sokulan bir genel af koşuluyla 20'nci yüzyılın ilk büyük soykırımı unutulmaya bırakılmıştır' (Dadrian, Türk Kaynaklarında Ermeni Soykırımı, Belge Yay., s. 383). Nominalizm tartışması sonsuza kadar sürebilir: Evet, 'soykırım' kavramı daha sonra icat edildi, geriye yürütülemez, hem Lozan'da genel af ilan edildi, 'soykırım' için yargılama gerekir vs. vs., denebilir, ancak, bunların tarihçi için bir anlamı olmadığı gibi, münevver açısından da Walter Benjamin'in sözü
tüm ağırlığıyla önümüzde durmaya devam edecektir: 'Ancak geçmişteki kıyımların kefaretini ödemiş bir insanlık bugününe sahip çıkabilir.' Hrant Dink'in öldürülmesiyle, bugünümüze sahip çıkma umutlarımız büyük bir darbe aldı. Ama 'tarihçi' görevini görmeye, yani soruşturmaya, araştırmaya ve hadiseleri anlayıp yorumunu yapmaya, tam da bu yüzden, devam etmelidir ve inşallah, edecektir de... Tarihçi 'kazananların' yazdığı tarihi deşmek, araştırmak ve doğruya ulaşmak amacı taşımıyorsa, 'nominalizm'e teslim olmuşsa, zaten ölmüş demektir. 1915'te olanlar sözgelimi 1958'de olsaydı, olanlara ne diyecektik?
Paul Ricoeur'ün de dediği gibi, bir yanda fazla hatıra, bir yanda fazla unutuş varsa, 'doğru bir hatırlama siyaseti icat etmenin de vakti gelmiştir'. 1915'teki 'facia'nın ismi, hukuksal durumu ne olursa olsun, 'gerçek' tüm ağırlığıyla ortadadır. Ama gerçek, TBMM'nin çıkardığı yeni ceza kanununun 305. maddesinin gerekçesinde yazılı olan 'gerçek' değildir. O gerekçedeki gerçeği teyit etmeye çalışanlara, yani 'akıllarını tutturanlara' biz ne 'tarihçi' ne de 'münevver' diyoruz. Alın size bir başka 'nominalizm' tartışması...
Doç. Dr. Levent Yılmaz: Tarihçi, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Frankenstein
31.01.07, 09:20
benim anlamadigim sey, bizdeki bazi yazarlarin illaki bir soykirimin taninmasini gerekti göstermek icin verdikleri caba. eger bu cabayi bir soykirimin olup olmadigini arastirmaya verselerdi sanirim isler daha basit olurdu diyecektim ama, konuyu politiklestiren taraf degiliz.
fransizlarin, 1915 öncesindeki olaylarinda icinde hatta hazilayanlardan oldugu bilinir. durum böyle oldugu halde utanmadan kanunlarla oynuyorlar.
tehdit ettikleri fransadaki türkler ve bagimsiz tarihciler.
bu avrupayi benim canin hic cekmiyor.
deryatulga
31.01.07, 11:53
benim anlamadigim sey, bizdeki bazi yazarlarin illaki bir soykirimin taninmasini gerekti göstermek icin verdikleri caba. eger bu cabayi bir soykirimin olup olmadigini arastirmaya verselerdi sanirim isler daha basit olurdu diyecektim ama, konuyu politiklestiren taraf degiliz.
fransizlarin, 1915 öncesindeki olaylarinda icinde hatta hazilayanlardan oldugu bilinir. durum böyle oldugu halde utanmadan kanunlarla oynuyorlar.
tehdit ettikleri fransadaki türkler ve bagimsiz tarihciler.
bu avrupayi benim canin hic cekmiyor.
Bizde soykirimi var diyenler de, yok diyenler de arastirip sorusturma dendiginde "Insallah bize degildir!" diyen tiplerden olusur. Ama kendi aralarinda tepisip bogusmaktan bir an bile geri durmazlar, durum böyle olunca da bir gün disaridan gelen bir ücüncü mali götürür, yorgan gider ve kavga da biter. Bilim adaminin sadece bilimsellik disi cikislarla parsa toplayabildigi bir toplumsal düzende kimseyi de bunun disinda davranmaya motive edemezsin.
Frankenstein
31.01.07, 13:35
Bizde soykirimi var diyenler de, yok diyenler de arastirip sorusturma dendiginde "Insallah bize degildir!" diyen tiplerden olusur. Ama kendi aralarinda tepisip bogusmaktan bir an bile geri durmazlar, durum böyle olunca da bir gün disaridan gelen bir ücüncü mali götürür, yorgan gider ve kavga da biter. Bilim adaminin sadece bilimsellik disi cikislarla parsa toplayabildigi bir toplumsal düzende kimseyi de bunun disinda davranmaya motive edemezsin.
bu LEVENT YILMAZ'da senin gibi kemküm edip duruyor. sanki birseyler biliyorda söyleyemiyor, türkleri yavas yavas alistirmaya calisiyor gibi.
Insallah bize degildir diyenler sadece türkiyedeki bilim adamlari degiller herhalde. baksana kac ülkenin meclisi daha arastirilmamis bir konuda soykirim karari vermis. madem soykirim varmista hani isbati nerdeymis?
soykirim yokmussa meclisler neye göre karar vermis?
bizim tarichcilerimiz bu isi yapabilecek bilgi ve beceriye sahip degiller dersen inanirim. Ama, su tarih yazma konusunda türklerin, alman yada franzizlarin kendi taraflarini tuttuklarindan daha cok tarafli olduklarini iddia edemem. Hatta, türk tarihcileri, kendi tarihimizdeki olaylari türklerin aleyhine yansitmislardir bile. bazilarinida tamamen es gectikleri bilinir.
Bence kanunlar yapildiklari zamanki, milletin "ruh halini" kültürünü ele verirler. o yüzden bakilacak en iyi kaynaklar kanunlardir. 301. maddeye bu acidan bakacak olursak, türklerin birseylerden rahatsiz olduklari belli.
acaba neyden?
bu sorunun cevabini hepimiz biliyoruz degilmi?
İşte Avrupa'nın 301 mahkumları
1 Şubat 2007Adalet Bakanlığı, tartışma konusu olan ifade özgürlüğüyle ilgili 301inci maddenin benzerlerinin Avrupa ülkelerinde nasıl uygulandığını araştırdı. Bakanlığın raporuna göre Almanyada 72, Avusturyada 1, İtalyada 107, Hollandada 419 mahkumiyet kararı çıktı.
Yurtiçinde ve yurtdışında yoğun eleştiri alan TCKnın 301inci maddesinin Avrupadaki uygulamaları konusunda rapor hazırlandı. Rapora göre, Almanyada aynı maddeden 72, Avusturyada 1, İtalyada 107, Hollandada 419 mahkumiyet kararı verildi.
Adalet Bakanlığının hazırladığı rapora göre, TCKnın 301inci maddesi değişiklik şekillerde pek çok Avrupa ülkesinin de yasal düzenlemeleri arasında bulunuyor. Bu ülkelerde yasa maddesine aykırı davrandığı gerekçesiyle pek çok kişiye de mahkumiyet kararı uygulanmış. Rapor şöyle:
ALMANYADA 72 KİŞİ MAHKUM OLDU
Alman Ceza Kanununun 90.madde Devlet başkanına hakaret, 90-a maddesinde Devlete ve sembollere hakaret, 90-b maddesinde anayasal organlara hakaret suçları düzenlenmiştir. Alman Ceza Kanununun 90-b maddesi Anayasal organlara hakaret kenar başlığını taşımaktadır. Maddenin birinci fıkrasında, Her kim aleni bir toplantıda veya basın yayın yoluyla bir yasama organına, hükümete veya Federal Anayasa Mahkemesine veya onun üyelerinden birine, bu sıfatından dolayı ve devletin itibarını zedeleyecek şekilde hakaret ederse bu şeklide Federal Almanyanın varlığını ve anayasal düzenine yönelirse, 3 aydan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır deniliyor.
Alman Federal İstatistik Kurumunun 12 Nisan 2006 tarihinde yayımlanan cezai takibatlara ilişkin yıllık raporunda, 2004 yılında Alman Ceza Kanununun 90, 90-a, 90-b maddelerinin de yer aldığı devlet aleyhine işlenen diğer suçlara ilişkin olarak 72 mahkumiyetin bulunduğu bildirilmiştir.
AVUSTURYADA BİR KİŞİ
Avusturya Ceza Kanununun 248.maddesi devlet ve onun sembollerini aşağılama kenar başlığını taşımaktadır. Avusturya Ceza Kanununun 248.maddesinde Avusturya Cumhuriyeti ve onu oluşturan eyaletlerin birisine kötü niyetle ve toplumun geniş bir kesimi tarafından idrak edilmesi koşuluyla hakaret edilmesi cezalandır&mesi gerektiğine dikkat çekildi.
Notada ayrıca Kıbrıs Rum yönetiminin hukuken ve fiilen adanın tamamını temsil etme ve Rumların, Kıbrıslı Türkleri de kapsayacak şekilde ikili anlaşma yetkisi bulunmadığına vurgu yapıldı.
Türkiye, bundan böyle Lübnan yönetiminin konuyla ilgili Rumlarla yapmayı planlandığı anlaşmalarla ilgili Ankara'ya görüş sormasını da talep etti.
Rum medyasına göre, Doğu Akdeniz ülkeleri, Türkiye'nin uyarılarını dikkate alarak, Kıbrıs Rum kesimiyle yaptıkları ya da yapmak üzere oldukları petrol arama anlaşmalarını gözden geçirme kararı aldı. İlk olarak Mısır, Rumlarla imzaladığı anlaşmayı üç yıllığına dondurdu.
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
Norveç petrol arama şirketleri, geçen ay, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, geçen ay da benzer bir anlaşmayı Lübnan ile imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas kurdu.
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda uyarmıştı.
Kaynak: http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&HID=1&haberID=294918
arada küçük bir fark var. Bu yasalarla kurumlar korunurken bizdeki madde Türklüğü koruyyor. Ve tartışma konusu bu Türklük kelımesının muğlaklığı.
Deutschtum yada Österreıchertum diye bır madde yok.
deryatulga
01.02.07, 12:10
bu LEVENT YILMAZ'da senin gibi kemküm edip duruyor. sanki birseyler biliyorda söyleyemiyor, türkleri yavas yavas alistirmaya calisiyor gibi.
Insallah bize degildir diyenler sadece türkiyedeki bilim adamlari degiller herhalde. baksana kac ülkenin meclisi daha arastirilmamis bir konuda soykirim karari vermis. madem soykirim varmista hani isbati nerdeymis?
soykirim yokmussa meclisler neye göre karar vermis?
bizim tarichcilerimiz bu isi yapabilecek bilgi ve beceriye sahip degiller dersen inanirim. Ama, su tarih yazma konusunda türklerin, alman yada franzizlarin kendi taraflarini tuttuklarindan daha cok tarafli olduklarini iddia edemem. Hatta, türk tarihcileri, kendi tarihimizdeki olaylari türklerin aleyhine yansitmislardir bile. bazilarinida tamamen es gectikleri bilinir.
Bence kanunlar yapildiklari zamanki, milletin "ruh halini" kültürünü ele verirler. o yüzden bakilacak en iyi kaynaklar kanunlardir. 301. maddeye bu acidan bakacak olursak, türklerin birseylerden rahatsiz olduklari belli.
acaba neyden?
bu sorunun cevabini hepimiz biliyoruz degilmi?
Ben kem-küm etsem her Allah'in günü Türk tarafinin tehditlerini dinlemem. Yillardir kendi milletini bir seyler yapiyormus gibi kandirmak, perde arkasinda da yalvarip yakarmak siyasetinin de sonu geldi artik.
Tarihcinin taraf tutup tutmamasi bile bir bilgi ve birikim isidir. Türkiye bugün
ortaya tarihci diye lise mezunu bile oldugu süpheli adamlari, üstelik de pazarlikci olarak öne sürüyorsa, partiyi coktan kaybetmis demektir. Madem ki anlamamakta israr ediyorsun, acik söyleyelim: Türk tarihciligi denen ve haline aglanacak kurumun ortaya attigi laflarla Ermeni soykirimi kanitlanir, cürütülmez. Bunun aksini iddia ederek vatandaslarini kandiran ve onlari saldirgan hale getirerek § 301 gibi ucubelerin ortaya cikmasina sebep olan siyasetcilerin sucu ise hepsinden daha büyüktür. Bu isin sadece bir yönü. Gercek anlamda tarihciligi neredeyse yasaklayarak Ermenilerin ekmegine yag sürülmesi olayindan hic bahsetmiyoruz. Bu is de Murat Bardakci'nin dedigi gibi bir maddi cikar olayidir. O suca ortak olmak isteseydim benim adimi da yillardir "Yildiz tarihci" diye coktan duymus olurdun.
Frankenstein
01.02.07, 19:54
[quote=deryatulga;280249]Ben kem-küm etsem her Allah'in günü Türk tarafinin tehditlerini dinlemem.
ne yapiyorsunki tehdit ediyor seni türk tarafi? hrant dink'le orhan pamuk'un uyduklari modaya uydun galiba.
Yillardir kendi milletini bir seyler yapiyormus gibi kandirmak, perde arkasinda da yalvarip yakarmak siyasetinin de sonu geldi artik.
hmmmm! demek is cok kizisacak. artik fransiz parlamentosunu yaptigina bin pisman edersin:D
Tarihcinin taraf tutup tutmamasi bile bir bilgi ve birikim isidir. Türkiye bugün
ortaya tarihci diye lise mezunu bile oldugu süpheli adamlari, üstelik de pazarlikci olarak öne sürüyorsa, partiyi coktan kaybetmis demektir. Madem ki anlamamakta israr ediyorsun, acik söyleyelim: Türk tarihciligi denen ve haline aglanacak kurumun ortaya attigi laflarla Ermeni soykirimi kanitlanir, cürütülmez.
arsivlerdeki belgeler anlamak isteyene acik ve tarihciye bile gerek birakmayacak nitelikte degimi sence?
Bunun aksini iddia ederek vatandaslarini kandiran ve onlari saldirgan hale getirerek § 301 gibi ucubelerin ortaya cikmasina sebep olan siyasetcilerin sucu ise hepsinden daha büyüktür.
siyasetcilerin, ermenilere "soykirim olmamistir" söylemi yanlismi sence?
Bu isin sadece bir yönü. Gercek anlamda tarihciligi neredeyse yasaklayarak Ermenilerin ekmegine yag sürülmesi olayindan hic bahsetmiyoruz. Bu is de Murat Bardakci'nin dedigi gibi bir maddi cikar olayidir.
fazla abartmiyormusun? türkiyede her isteyen tarihci kitap yayinlama hakkina sahip degilmi yani? varsa öyle güzel kitaplar yazabilen, zaten onun kitaplari türkiyede aranir hale gelir. ben murat bardakcinin birzamanlar hürriyetin pazar ekinde yazdiklarini okudum ve dikkatimi cekti. demekki tarihci yazarsa halk bilir.
O suca ortak olmak isteseydim benim adimi da yillardir "Yildiz tarihci" diye coktan duymus olurdun.
hangi suca anlamadimki.....
türkiyede abdullah öcalanin bile kitaplari yayinlaniyor.
Tha Poetic
02.02.07, 16:53
TÜRKLÜĞÜ, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılamayı suç sayan 301. maddeye karşı yoğun bir kampanya yürütülüyor.
Çünkü Türklüğü, Türkiye Cumhuriyetini ve TBMMyi alenen aşağılayabilmenin önünde tek engel olarak bu madde kaldı.
Bu madde kaldırılırsa, ardından, Türklüğü, Cumhuriyeti ve TBMMyi alenen övenlerin cezalandırılmasını öngören bir maddenin Ceza Kanununa eklenmesi istenecek!
Fransada iktidardaki merkez sağ Halk Hareketi İçin Birlik Partisinin cumhurbaşkanı adayı olan Nicolas Sarkozy, geçenlerde, Fransızca yazıp konuşmayanın Fransada yeri yoktur dedi.
Bugün Türkiyede, Türkçe yazıp konuşmayanın Türkiyede yeri yoktur diyebilen kaç babayiğit kaldı?
Kalan birkaç babayiğit de susturulmak isteniyor.
Kimler yapıyor bunu?
Kendi içlerinde milliyetçilik yapıp, Türk Ceza Yasasındaki 301. maddenin ifade özgürlüğünü engelleyen ırkçı bir hüküm olduğunu iddia eden Sarkozynin de içinde olduğu AB ülkeleri ile onların Türkiyedeki uzantıları...
Onlara, Sümerolog Muazzez İlmiye Çığın diliyle cevap verelim:
Bu memleketin dili Türkçedir. Özgürüz diyorlar, özgürlük öyle lafta olmuyor. Son zamanlarda milliyetçiliğe karşı durumlar söz konusu. Ne demek milliyetçiliğe karşı olmak. Biz bu ülkenin insanıyız. Türküz, milliyetciyiz.
Saygilar
deryatulga
02.02.07, 18:39
[quote]
ne yapiyorsunki tehdit ediyor seni türk tarafi? hrant dink'le orhan pamuk'un uyduklari modaya uydun galiba.
.
Ne mi yaptim, birilerinin sözüm ona Ermeni iddialarina karsi gelme havalarinda ,aslinda herkesi uyutup, devleti ve milleti soyma pesinde olduklarini alenen söyledim. Senin kafan bu tür seyleri nasil basmiyor hayret, o cevrelere yakinligin bu kadar asikarken!
Fransizlari neden pisman edeyim? Düsman düsmana fatiha okumaz! Ben icimizdeki dolandirici takiminin maskesini indireyim, o bana yeter. Macalari sikip da hakaret davasi acamadiklarindan, böyle tehdit eder dururlar.
Ohhoo, bir arsiv uzmanina daha cattik! Neymis oradaki tarihciye bile gerek birakmayacak kadar acik ve secik belgeler, anlat da biz de ögrenelim. Ancak bazi geri zekalilarin kitap diye ortaya sürdükleri pacavralarla olsa olsa Ermeni Soykiriminin gercek oldugu kanitlanir. Ayrica madem ki arsivler bu kadar yeterli, neden bizim anli sanli TTKcilar hala "Ermeni arsivleri acilmadan bir sey söylemek mümkün degildir!" iddiasindalar. Bilgiclik taslayip dururken isin elifbesini ögrensen hic fena olmaz.
Siyasetci istedigini söylesin, ardini getiremeyecegin her söylem seni ve temsil ettigin milleti rezil eder. "Benim bu konuda fikrim yok, sizinki nereden olustu?" sorusunu sorsa, vartayi cok daha kolay atlatir.
Kitap yazmanin belli bir maddi bedeli vardir. Devletin 5 yil besledigi adamlar sonunda Wolfgang Gust'u kopya ederek "Arsiv calismasi yaptik!" yalanini söyleyecek durumlara düsüyorlarsa, bu is demek ki pek kolay degil. Bu tür kitaplari binlerce satin alarak bedavadan dagitan devletimiz, kendi gercek yüzünü ortaya koyacak eserleri bogmak icin binbir imkana sahiptir. O cevreleri hic bilmezlikten gelmen tuhaf dogrusu! Gencecik insanlara, hem de Almanya'da "Bize ragmen bu ülkede tek satir bile yazamazsin!" tehditlerini kim savuruyor saniyorsun?
Türkiye neden Hikmet Özdemir gibi cahillerin eline kalmis olsun? Almanya'da Söylemezoglu ve Özgönül'e fark basacak en az 20 genc cikar üniversitelerden! Ama koskoca devlet Almanya capinda baski uygulayarak sadece bu sahislarin desteklenmesine arka cikarsa, karsilarindakilerin sansi pek azdir.
Suc dedigim sey, bir takim sarlatanlarin marifetlerine göz yumarak onlarin soygununa ortak olmam ihtimali! Galiba anlamamazlik isine geliyor, yaran var da mi gocunuyorsun?
Frankenstein
03.02.07, 11:04
[quote=deryatulga;280873][quote=Frankenstein;280382]
Ne mi yaptim, birilerinin sözüm ona Ermeni iddialarina karsi gelme havalarinda ,aslinda herkesi uyutup, devleti ve milleti soyma pesinde olduklarini alenen söyledim.
kime neden soygun pesinde oldugunu söyledin bilmece gibi konusma!
Senin kafan bu tür seyleri nasil basmiyor hayret, o cevrelere yakinligin bu kadar asikarken!
bak banada iftira yapip duruyorsun. hangi cevreleri kastediyorsun?
baska bir becerinde yok senin galiba.
Fransizlari neden pisman edeyim? Düsman düsmana fatiha okumaz! Ben icimizdeki dolandirici takiminin maskesini indireyim, o bana yeter. Macalari sikip da hakaret davasi acamadiklarindan, böyle tehdit eder dururlar.
öyleya düsmandan sana ne.... sen düsmana karsi cikanlara karsi cikarsin.
hrant dink ve orhan pamuk gibilerde senin yaptiginin aynisini yapiyorlar, yapiyorlardi.
baskasini bilmem ama böyle giderse seni ben mahkemeye verip süründürebilirim. hatta senin gibiler icin 301. maddeye yeniden "kürek cezasi" koysalar iyi olur.
kimdem bahsediyorsun, taner akcam'danmi?
Ohhoo, bir arsiv uzmanina daha cattik! Neymis oradaki tarihciye bile gerek birakmayacak kadar acik ve secik belgeler, anlat da biz de ögrenelim.
Ancak bazi geri zekalilarin kitap diye ortaya sürdükleri pacavralarla olsa olsa Ermeni Soykiriminin gercek oldugu kanitlanir.
Ayrica madem ki arsivler bu kadar yeterli, neden bizim anli sanli TTKcilar hala "Ermeni arsivleri acilmadan bir sey söylemek mümkün degildir!" iddiasindalar.
kapali olan ermeni arsivleri. gecen günlerde hükümet istambuldaki ermeni arsivlerinin acilabilmasi icin bahane edilen bakimsizligi gidermek icin mali yardim teklif ediyordu. türklerin kapali arsivimi var? yok!
Bilgiclik taslayip dururken isin elifbesini ögrensen hic fena olmaz.
senin bilgicligin ortada yok. hani eserin nerde? madem gerizekali baskalari oluyor. hani senin engin dehan ne ise yaramis?
Siyasetci istedigini söylesin, ardini getiremeyecegin her söylem seni ve temsil ettigin milleti rezil eder. "Benim bu konuda fikrim yok, sizinki nereden olustu?" sorusunu sorsa, vartayi cok daha kolay atlatir.
sordukya iste. sen artik fransizlar adina cevabi düsün bakalim.
Kitap yazmanin belli bir maddi bedeli vardir. Devletin 5 yil besledigi adamlar sonunda Wolfgang Gust'u kopya ederek "Arsiv calismasi yaptik!" yalanini söyleyecek durumlara düsüyorlarsa, bu is demek ki pek kolay degil.
dök icini dök!
wolfgang gust Magische Dreieck ve Lepsius Fälschungen gibi calismalarin sahibi degilmi? adam calismis ve birseyler ortaya koymus. onu kopya edebilmekte bir marifet. sanki sen orijinal bir ismi yaptin? öyle bir becerin olsa kendiligindende yapabilirdin.
Bu tür kitaplari binlerce satin alarak bedavadan dagitan devletimiz, kendi gercek yüzünü ortaya koyacak eserleri bogmak icin binbir imkana sahiptir. O cevreleri hic bilmezlikten gelmen tuhaf dogrusu!
Gencecik insanlara, hem de Almanya'da "Bize ragmen bu ülkede tek satir bile yazamazsin!" tehditlerini kim savuruyor saniyorsun?
gene iftira yapiyorsun. >>bize ragmen tek satir yazamazsin<< tehdidini isbat et desem gene kemküm laf kalabaligindan gecilmez burda. onun icin bosver sen.
Türkiye neden Hikmet Özdemir gibi cahillerin eline kalmis olsun? Almanya'da Söylemezoglu ve Özgönül'e fark basacak en az 20 genc cikar üniversitelerden! Ama koskoca devlet Almanya capinda baski uygulayarak sadece bu sahislarin desteklenmesine arka cikarsa, karsilarindakilerin sansi pek azdir.
öyle becerikli gencleri destekleyebilecel bir sürü dernek oldugunu unutuyorsun.
Suc dedigim sey, bir takim sarlatanlarin marifetlerine göz yumarak onlarin soygununa ortak olmam ihtimali! Galiba anlamamazlik isine geliyor, yaran var da mi gocunuyorsun?
para kazanmak ne zamandan beri soygunculuk oldu?
tabi tabi.... yaram varki gucunuyorum. ben MIT'ten katiliyorum abi. yesil'le falanda yakin arkadasligim var. öyle bizim onayimiz disinda yayinlanan kitaplari tolayip yakmaktir görevim.:brüll: :brüll: :brüll:
kimmis o becerikli gencler acaba? aralarinda anlasip sözkonusu makama basvurup yapmak istedikleri isi tanitmislarmi? yoksa onlarda senin gibi güncel siyasi dalgalarda savrulanlarmi?
hani: kopftuch tesbih takka takonya....
Frankenstein
03.02.07, 12:20
[quote=Frankenstein;280382]
Ohhoo, bir arsiv uzmanina daha cattik! Neymis oradaki tarihciye bile gerek birakmayacak kadar acik ve secik belgeler, anlat da biz de ögrenelim.
1919-1920
HAZIRLAYANLAR (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/jenerik.htm)
ÖNSÖZ (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/onsoz.htm)
PREFACE (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/onsoz.htm)
SUNUŞ (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/onsoz.htm)
FOREWORD (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/onsoz.htm)
KISALTMALAR (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/kisaltmalar.htm)
BELGELERİN ÖZET VE TRANSKRİPSİYONU
1- Nahcivan, Kağızman ve Şarol Havalisinde Müslüman Halka Uygulanan Vahşi Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_1.htm)
Ferocious Mass Killings Perpetrated by Armenians Against Muslim Population in the Neighborhoods of Nahçıvan, Kağızman and Şarol.
2- Kars'ta Müslüman Köylerinin Boşaltılarak Buralara Ermenilerin Yerleştirildiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_2.htm)
Armenians Settled in Muslim evacutated villages in Kars
3- Ermenilerce Yapılan Katliâmın Amerika İaşe Heyeti'ne Anlatıldığı (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_3.htm)
Statement made to the American Food Supply Commission concerning massacre perpetrated by Armenians.
4- Nahcıvan ve Kamarlı'da Ermeni Mezâliminin Devam Ettiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_4.htm)
Armenian Atrocities Continue in Nahcivan and Kamarlı.
5- Ermeni Zulmünden Kaçarak Hududlara Yığılan Kafkasyalı Müslümanların Durumu (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_5.htm)
Situation of Caucasian Muslims fleeing Armenian oppression massed on the Frontiers.
6- Kars ve Sarıkamış Civarındaki Müslüman Köylerine Ermenilerce Yapılan Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_6.htm)
Atrocities Committed by Armenians İn Villages İn The Neighborhood of Kars and Sarıkamış
7- Sekman, Ardı, Kepenek, Harçlı, Penaduz ve Todaviran Köylerinde Ermenilerce Yapılan Katliâm (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_7.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in the Villages of Sekman, Ardı, Kepenek, Harçlı, Penaduz and Todaviran
8- Kaskanlı Aşireti Reisinin Ermeni Zulmü Hakkındaki Mektubu (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_8.htm)
Letter of the Chief of the Kaskanlı Tribe Regarding Armenian Atrocities.
9- Bayezid Sınırı Üzerindeki Müslüman Köylerinde Ermenilerce Soykırım Yapıldığı (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_9.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in Muslim villages Bordering Bayezid
10- Ermenilerin Kağızman'da Katliâm Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_10.htm)
Massacre perpetrated by Armenians in Kağızman
11- Ermeni Taarruzuna Uğrayan Kürtlere Civardaki Müslüman Köylerin Destek Verdiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_11.htm)
Support Given to Kurds attacked by Armenians by Neighboring Muslim Villages.
12- Ermenilerin Doğu Sınırındaki Köylerde Yaptıkları Katliâm (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_12.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in the Villages on the Eastern Frontiers.
13- Ermeni Taşnak Cemiyeti'nin Elviye-i Selâse'de Bir Tek Müslüman Bırakmamak Maksadıyla Soykırım Yaptığı (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_13.htm)
Massacre perpetrated by Armenians with the Aim of Exterminating To The last One The WholePopulation of The Three Subprovinces.
14- Karaurgan ve Allahuekber Dağı Civarında Bulunan Müslüman Köylerine Ermenilerce Uygulanan Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_14.htm)
Atrocities committed against Muslim villages in the vicinity of Karaurgan and Allahuekber
15- Ermeni Zulmünden Kaçan Kağızman Halkının İltica Talebinin Kabul Edildiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_15.htm)
Asylum is Granted to the Population of Kağızman Fleeing Armenian Atrocities
16- Kars, Sarıkamış ve Iğdır Civarında Ermeniler Tarafından Yapılan Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_16.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in the Vicinity of Kars, Sarıkamış and Iğdır.
17- İmadiye ve Musul'da İngilizler Tarafından Silahlandırılan Ermeni ve Nasturîlerin Müslümanlara Yönelik Saldırılara Başladıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_17.htm)
Beginning of Attacks against Muslims in Imadiye and Mosul by Armenians and Nestorians Armed by the English.
18- Fransız Askerî Elbisesi Altındaki Ermenilerin Maraş'ta Halka Yaptıkları Zulüm (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_18.htm)
Oppressions Perpetrated by Armenians Wearing French Uniforms Against the Population of Maraş
19- Fransız Ordusuna Bağlı Olarak Maraş'a Giren Ermenilerin Yakın Köylerdeki Müslüman Halka Saldırılarda Bulundukları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_19.htm)
Armenians attached to the French Occupying Army of Maras attacked Muslim people in theneighboring villages.
20- Kars, Sarıkamış ve Kağızman'da Ermenilerin Elinde Üç Bin Kişinin Bulunduğu (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_20.htm)
Three thousand Muslims are detained by Armenians in Kars, Sarıkamış and Kağızman
21- Ermenilerin Fransızların Koruması Altında Adana'da Müslüman Halka Tecavüzlerde Bulunmaları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_21.htm)
Protected by the French, Armenians Attacked Muslim Population in Adana
22- Ermenilerin Haçin Civarında Bazı Müslümanları Yollarda Katlederek Kadınlara Saldırdıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_22.htm)
Armenians killed some Muslim wayfarers in the vicinity of Haçin and attacked women.
23- Fransız Askerleriyle Ermenilerin Maraş'ta Halka Mezâlim Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_23.htm)
Opressions Perpetrated by French Soldiers and Armenians Against the Population in Maraş
24- Fransız Ordusunda Bulunan Ermenilerce Müslümanlara Uygulanan Mezâlimin Fransızlar Tarafından Durdurulması Gerektiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_24.htm)
The French Must Stop the Atrocities Perpetrated Against Muslim Population by Armenians Serving in the French Army
25- Fransızların Ermenilerle Beraber Maraş Müslümanlarını Topa Tuttukları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_25.htm)
Together with Armenians the French Bombarded Maraş
26- Fransız Askerleriyle Birlikte Ermenilerin Ayıntab, Maraş ve Adana Civarında Müslüman Ahâliye Zulüm Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_26.htm)
Oppressions Committed by Armenians and French soldiers in the Neighborhood of Ayıntab, Maraş and Adana Against Muslim Population.
27- Ermeni Çetelerinin Ünye'de İslam Ahâliye Zulüm Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_27.htm)
Atrocities Perpetrated by Armenian Bandits Against Muslim Population in Ünye
28- Pozantı-Gülek Arasındaki Bölgede Esir Türk Askerlerinin Ermenilerce Katledildiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_28.htm)
Turkish Soldiers Taken Prisoners of War in the Region Between Pozantı-Gülek were killed by Armenians
29- Çıldır'da Teslim Olma Çağrısına Uymayan Köylülerin Ermenilerce Katledildiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_29.htm)
Villages İnhabitants ın Çildır Rejecting the summons to Surrender Killed by Armenians
30- Ermenilerin Çıldır ve Zengizor'da Müslümanlara Katliâm Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_30.htm)
Massacre of Muslims in Çıldır and Zengizor
31- Ermenilerin Kozan ve Feke'de Müslüman Halka Katliâm Uyguladıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_31.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians Against Muslim Population in Kozan and Feke.
32- Ermenilerin Kendilerine Tâbi Olmak İstemeyen Zaruşad ve Ona Bağlı Üç Köyde Katliâm Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_32.htm)
Massacre of Muslim Population who refused to submit to Armenians in Zeruşad and three Villages Attached to
33- Zaruşad, Çıldır, Ağbaba ve Şüregel'e Bağlı Köylerde Ermenilerce Yapılan Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_33.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in Zaruşad, Akbaba and Süregel and the Villages Attached to.
34- Ermenilerin Zaruşad Havalisinde İki Bin Müslümanı Katlettikleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_34.htm)
Armenians Massacred Two Thousand Muslims in the Neighborhood of Zaruşad.
35- Ermenilerin İşgalci Fransızlarla Birlikte Maraş'ta Halka Zulmedip Katliâm Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_35.htm)
İn Maraş Armenians in Collabaration with Occupying French Forces Oppressed the Population and Committed Massacre.
36- Şüregel, Akbaba, Zaruşad ve Çıldır Civarındaki Yirmi Sekiz Köyde Ermenilerce Yapılan Katliâmlarda İki Bin Müslümanın Öldürüldüğü (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_36.htm)
Two thousands of Muslims Had Been killed in the Massacre perpetrated by Armenians in twentyEight Villages Situated in the Neighborhoods of Şuregel, Akbaba, Zaruşad and Çıldır.
37- Çıldır, Zaruşat ve Elviye-i Selâse'de Ermenilerin İslam Ahâliye Mezâlim Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_37.htm)
Atrocities perpetrated by Armenians against Muslim population in Çıldır, Zaruşat and the three Sanjaks
38- Ordubad, Ahura, Cilvana ve Büyükvedi Havalisinde Ermenilerin, Müslüman Halka Karşı Yeniden Büyük Bir Saldırıya Başladıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_38.htm)
Beginning of New Large Armenian Attacks Against Muslim Population in Ordubad, Ahura, Cilvanaand the Neigborhood of Büyükvedi.
39- Revandan Genceye Giden Trenin Beş Yüz Müslüman Yolcusunun Ermeniler Tarafından Öldürüldüğü (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_39.htm)
Massacre by Armenians of Five Hundred Muslim Passengers while they are travelling by Trains From Revan To Gence
40- Ermenilerin Sivin ve Pilomori Köyleri Müslüman Ahâlisine Baskı Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_40.htm)
Pressures Exerted by Armenians upon the Muslim Population of the Villages of Sivin and Pilomori.
41- Kars, Sarıkamış ve Karakurt Civarında Ermenilerin İslam Ahâliye Yaptıkları Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_41.htm)
Atrocities Perpetrated By Armenians Against Muslim Population in the Neighborhoods of Kars,Sarıkamış and Karakurt.
42- Zaruşad ve Akbaba Yörelerinde Ermenilerin Baskılarını Arttırdıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_42.htm)
Armenian Oppression İntensified in the Region of Zaruşad and Akbaba.
43- Ermenilerin Kars ve Civarındaki İslam ve Malakan Köylerine Tecavüz Ettikleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_43.htm)
Armenian Aggression Against the Villages of Islam and Malakan in Kars and Its Neigborhood.
44- Uluhanlı, Karadağlı, Boğanlı ve Çebeçalı Köyleri Civarında Ermeniler Tarafından Yapılan Baskı ve Soykırımın Devam Ettiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_44.htm)
Massacre and Oppression Perpetrated by Armenians Contınue unabated in the Neighborhoods of the Villages of Uluhanlı, Gökçeköse, Karadağlı, Boğanlı and Çebeçalı.
45- Şüregel'e Bağlı Köylerden Ermeni Mezâlimi Yüzünden Kaçanların Oltu'ya Geldikleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_45.htm)
People of Villages Attached to Süregel Fleeing Armenian Atrocities Arrived to Oltu.
46- Novoselim Civarındaki Köylere Ermenilerce Yapılan Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_46.htm)
Oppression Committed by Armenians Against Villages in the Vicinity of Novoselim.
47- Ermenilerin Sarıkamış, Kağızman, Oltu, Kars ve Zengibasar Civarında Yaptıkları Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_47.htm)
Massacres Perpetrated by Armenians in the Surroundings of Sarıkamış, Oltu, Kars and Zengibasar.
48- Kars Civarında Ermenilerden Kaçan Müslümanların Yollarda Öldürülmesi (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_48.htm)
Assasination In the Vicinity of Kars of Muslims While on their way Fleeing to Escape from Armenians.
49- Ermenilerin Göle, Oltu ve Kosor'da Yaptıkları Katliâmlar (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_49.htm)
Wholesale Carnage Perpetrated by Armenians in Göle, Oltu and Kosor.
50- Ermenilerin Kars, Erzurum ve Gümrü Civarında Müslümanlara Uyguladıkları Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_50.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians Against Muslims in the Neighborhoods of Kars, Erzerum and Gümrü.
51- Ermeniler Tarafından Bayburt'un Köylerinde Yapılan Soykırım ve Kimsesiz Kalan Çocukların İskânı (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_51.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in the Villages of Bayburt; finding Habitation for Homeless Children.
52- Ermenilerin Göle'nin Köylerinde Katliâm Yaptığı ve Ahâlinin Tercan'a Göç Ettiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_52.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in the Villages of Göle and the Flight of the Population to Tercan.
53- Bir Sene İçinde Pasinlere Bağlı Köylerde Ermeniler Tarafından Yapılan Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_53.htm)
Large Seale Massacres Perpetrated by Armenians in the Villages of Pasinler During a Year.
54- Ermenilerin Tortum'un Altmış Dört Köyünü Yakıp Katliâm Yaptıkları ve Mezâlimden Kurtulanların İskânı (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_54.htm)
Armenians Destroyed Sixty Four Villages in Tortum and Massacred Their Population; The Settlement of Those who Survived the atrocities
55- Erzurum'da Ermenilerce Gerçekleştirilen Soykırım ve Talana Ait Defterler (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni3/1b_55word.htm)
Notebooks Related to the Genocide and the Pillages Perpetrated by Armenians in Erzerum.
Frankenstein
03.02.07, 12:33
devlet o kadarda kötü isler yapmiyor canim. istersen bir ucundanda sen tutuver.
bal tutan parmagini yalar:koch:
-----------------------------------------------------------------------------
1920-1922
ARMENIAN VIOLENCE AND MASSACRE
IN THE CAUCASUS AND ANATOLIA
BASED ON ARCHIVES
ANKARA–1998
I. BÖLÜM
BELGELERİN ÖZET VE TRANSKRİPSİYONU
1 Ermeniler Tarafından Yapılan Soykırımda Kimsesiz Kalan Erkek Çocuklara Ait Defter (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_1.htm)
Notebook Concerning the Homeless Male Children Left Behind Following the Massacre Perpetrated by Armenians.
2 Oltu Livası ve Göle'ye Bağlı Köylerde Bir Sene İçinde Ermenilerce Gerçekleştirilen Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_2.htm)
Massmassacres Perpetrated by Armenian in the Villages Attached to Göle and the Liva of Oltu During a Year.
3 Ermenilerin Aşkale ve Civar Köylerde Yaptıkları Katliâm (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_3.htm)
Massacre Committed by Armenians in Aşkale and the Villages of its Surrounding.
4 Şüregel ve Zaruşad Kazalarında Ermeniler Tarafından Yapılan Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_4.htm)
Atrocities Perpetrated by Armenians in the Subdistricts of Şuregel and Zaruşad
5 Ermenilerin Kosor ve Penek ile Bağlı Köylerde Yaptıkları Yağma ve Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_5.htm)
Atrocities and Pillage Perpetrated by Armeians in Kosor and Penek and the Villages Attached to
6 Ermenilerin Göle'nin Toptaş, Gülpınar ve Hamoğlu Köylerinde Uyguladıkları Katliâm (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_6.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in the Villages of Toptaş Gülpınar and Hamoğlu Attached to Göle.
7 Kars'a Bağlı Yirmi Dört Köyde Ermenilerin Yaptıkları Mezâlim ve Yağmalama (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_7.htm)
Atrocities and Pillages Perpetrated by Armenians in Twenty Four Villages Attached to Kars
8 Ermenilerin Kars'tan Göç Ettirdikleri 35000 Kişinin Büyük Bir Kısmını Katlettikleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_8.htm)
Armenians Killed the Greater Part of 35.000 Muslims They Forced to Emigrate From Kars
9 Zeytun, Demirkapu ve Pilümür Karyelerinde Ermeni Askerleri Tarafından Yapılan Yağma ve Mezalim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_9.htm)
Atrocities and Pillages Perpetrated by Armenian Soldiers in the Villages of Zeytun, Demirkapu and Pilümür
10 Kars ve Sarıkamış'a Bağlı Köylerdeki Ermeni Mezâlimi (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_10.htm)
Oppressions Perpetrated by Armenians in Villages Attached to Kars and Sarıkamış.
11 Ermenilerin Göle'nin Köylerini Basıp Yağma Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_11.htm)
Armenians Raided and Pillaged the Villages of Göle
12 Ermenilerin Ruslarla Birlikte Göle'ye Bağlı Köylerde Yaptıkları Katliâm ve Talan. (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_12.htm)
Massacre and Pillage Perpetrated by Russians and Armenians in Villages Attached to Göle
13 Ermenilerin Kars'dan Firar Ederken Malakan Milletinden Bir Değirmencinin Mallarını ve Eşyalarını Gaspettikleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_13.htm)
Armenians Fleeing Kars Seized the Goods and Belongings of a Miller From Malakan Ethnic
14 Digor'daki Otuz Sekiz İslâm Köyünde Yapılan Ermeni Mezalimi (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_14.htm)
Atrocities Perpetrated by Armenians in Thirty Eight Villages in Digor
15 Ermenilerin Kars'a Tabi Belenköylü Bir Malakan'dan Zorla Yiyecek ve Giyecek Gasbettikleri (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_15.htm)
Provisions and Clothes Confiscated by Armenians From a Miller of the Village of Belenköy
16 Sarıkamış'ın Karahamza Nahiyesine Bağlı Köylerde Ermenilerin Yaptıkları Soykırım ve Talan (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_16.htm)
Pillage and Extermination of the Muslim Population of Villages Attached to the Township of Karahamza in Sarıkamış
17 Bardız, Kosor ve Peneskird Nahiyeleriyle Köylerinde Ermenilerce Gerçekleştirilen Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_17.htm)
Large Scale Massacre Perpetrated by Armenians in the Townships of Bardız, Kosor and Peneskird and the Villages Attached to
18 Ermenilerin Haramivartan Nahiyesine Bağlı Köylerde Yaptıkları Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_18.htm)
Atrocities Perpetrated by Armenians in the Villages Attached to the Township of Haramivartan
19 Şeril, Saderek ve Dereilyas Mıntıkalarındaki Yüz On Köyde İki Yıl Zarfında Ermeniler Tarafından Yapılan Yağma ve Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_19.htm)
Massacres and Pillages Perpetrated by Armenians in the Space of Two Years in One Hundred and Twenty Villages of the Districts of Şeril, Saderek and Dereilyas
20 Z (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_20.htm)aruşad ve Civarındaki Elli Beş Köyde Ermeniler Tarafından Yapılan Yağma ve Katliâm (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_20.htm)
Massacres and Pillages Perpetrated by Armenians in Zeruşad and Fifty Five Villages Situated in İts Neighborhood
21 Ermenilerin Erivan Mıntıkasında Yeniden Mezâlim Başlattıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_21.htm)
New Atrocities Are Being Perpetrated by Armenians in Erivan
22 Uğruca ve Percinis Nahiyelerine Bağlı Altmış İki Köyde Ermenilerce Gerçekleştirilen Katliâm (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_22.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in Sixty Two Villages Attached to the Townships of Uğruca and Percinis
23 Nahcivan ve Iğdır Havalisinde Müslüman Halkın Ermeni Soykırımına Uğradığı (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_23.htm)
Extermination of the Muslim Population in the Neighborhoods of Nahcivan and Iğdır by the Armenians
24 Ermenilerce Cemil ve Möküz Köylerinde Yapılan Katliam (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_24.htm)
Massacre Perpetrated by Armenians in the Villages of Cemil and Möküz
25 Bolşevik Ermenilerin Borcalı Civarında Müslüman Ahâliye Karşı Başlattıkları Mezâlim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_25.htm)
Armenian Bolshovik Began to Commit Atrocities Against Muslims in the Neighborhood of Borcalı
26 Erivan ve Kars'a Bağlı İslam Köylerinde Ermenilerce Yapılan Soykırım (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_26.htm)
Masskillings, Perpetrated by Armenians in Muslim Villages Attached to Kars and Erivan
27 Karakilis ve Celaloğlu Mıntıkalarındaki İslam Köylerinin Kıtlık Tehlikesine Maruz Kaldıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_27.htm)
Muslim Villages Situated in the Regions of Karakilis and Celaloğlu Are Exposed to Famine
28 Karakilis Civarındaki Köylerde Ermenilerin Uyguladıkları Baskı ve Yağmanın Durdurulması (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_28.htm)
Oppressions, and Looting Committed by Armenians in Villages Situated in the Neighborhood of Karakilis.
29 Erzurum Köylerinde Ermenilerce Katledilen İslâm Nüfusu İle Yakılan Köy ve Hâneleri Gösterir Cetvel (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_29.htm)
Lists Showing the Number of Muslim Population Killed and Villages Burned Down by Armenians in the Villages Attached to Erzurum
30 Ermenilerin Hınıs'ta İslam Ahaliye Yaptıkları Mezalim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_30.htm)
Atrocities Perpetrated by Armenians Against Muslim Population in Hınıs
31 Ermenilerin Tercan Kazası Havalisinde Yaptıkları Mezalim (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_31.htm)
Atrocities Committed by Armenians in the Neighborhood of the Sub- dıstrict of Tercan
32 Ermenilerin Nahcivan ve Civarındaki Türk Köylerinde Katliâm Yaptıkları (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_32.htm)
Massacres Perpetrated by Armenians Against Muslim Population in Nahcivan and İts Vicinity’s villages
33 Bayburd'ta Rus İşgali Sırasında Ermeni ve Rum Çeteleri Tarafından Yapılan Katliam ve Yağmalama (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_33.htm)
Massacres and Pillages Perpetrated by Armenians and Greeks During the Occupation of Bayburd by the Russian Army
34 Şüregel ve Arzuti Köyünde Müslüman Ahâlinin Ermenilerce Katledildiği (http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/ermeni4/1b_34.htm)
Killing by Armenians of Muslim People Living in the Villages of Şüregel and Arzuti
Ceviz Kabuğunda 301e rekor destek http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haber_resimleri/2007/01/27/4855.jpg Programda Türklüğe hakareti cezalandıran 301. madde kalksın mı? anketine katılan 34 bini aşkın izleyicinin yüzde 95i Hayır, 301. madde kaldırılmasın cevabını verdi. Ulus devlet yok ediliyor
Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hırant Dinkiz diye slogan atan aydınların, Biz Türküz dediklerini hiç duymadım diyen Gürgür, çok büyük bir oyun tezgahlanıyor şeklinde konuştu.
Ceviz Kabuğu programında bu hafta Hırant Dink suikastı ve yankıları tartışıldı. Programın Ankara stüdyosu konukları Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür, Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Dikran Kevorkyan ve eski ADD Başkanı avukat Ertuğrul Kazancı oldu.
Programa Dikran Kevorkyanın önemli açıklamaları damgasını vurdu. Kevorkyan şunları söyledi: Türk vatandaşı değil, Türküm... Bu oynanan oyuna alet olunmamak icap ederdi. Köy enstitüleri ve halk evleri kapatılmasaydı, Türkiye bu duruma gelir miydi? Biz gençliğimizi kanalize edecek ortamları yaratamadık. Ben Hıristiyanım. Hıristiyanlığım başka bir şey, bu bayrağın altında yaşamaktan duyduğum gurur başka bir şey... Hırant Dinkin hatası popülariteyle popülizm arasında dengeyi kuramamasıydı. 5. kolun sızmadığı yer var mı acaba Türkiyede? Niye 301 kalkacakmış? 5. kolun attığı bu zehre karşı kalkanı nasıl yaratacağız?... Diplomatlarımız şehit edildiğinde 90 bin kişi toplandı mı onların cenazesinde? 90 bin kişinin içinde bir tane Türk bayrağı var mıydı? Demek ki benim Türkiyem bu hale geldi öyle mi? Bu milleti kim ateşleyecek? Türkiyeyi parçalamak istiyorlar. Türkiyenin jeopolitik konumunda, zenginliklerinde gözleri var, Kurtuluş Savaşını hazmedemeyenlerin gözleri var. Türk-Ermeni beraberliğini, perde arkasındaki unsur, odak hiçbir zaman tasvip etmemiştir.
Milliyetçilik pasifize ediliyor
Gündem köklü şekilde değiştirildi ve Türkiyenin gündemine yeni bir konu eklendi diyen Türk Ocakları Genel Bakanı Nuri Gürgür, olayın belirli bir şablon üzerine oturtulmakta olduğunu belirtti. Suikastle ilgili olarak bazı çevrelerin fail, kışkırtıcı olarak tanımlanmaya çalışıldığının altını çizen Gürgür, şöyle konuştu: Türkiyede bir ötekiyaratılmak istendi...Cenaze töreni üzerinden kendi ideolojik amaçlarını savunmaya çalışan bir kesim var... Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dinkiz diye slogan atan aydınlarımızın kendi ulusal kimliklerini ifade ettiklerini, Biz Türküz dediklerini hiç duymadım... Burada çok büyük bir oyun tezgahlanıyor. 301. madde Hırant Dinkin katline sebebiyet olarak gösteriliyor. Bu maddenin kaldırılmasının devletin ve kurumlarının tahribi anlamına geliyor. 301. madde, etnikleşmek, devleti esnetmek ve işlemez hale getirmek isteyenler tarafından kaldırılmak isteniyor. Yasalarda meydana getirilecek böyle önemli bir boşluk Türkiyeyi çok önemli bir kargaşa ortamına götürecektir. Milliyetçilik, belirli bir alana sınırlandırılmak, pasifize edilmek isteniyor. Türkiyede ulus devlet yapısı dönüştürülmeye çalışılıyor. Kullandıkları kavramlar dolayısıyla da meşruiyet kazanmış oluyorlar.
Rekor kırıldı
Programda izleyicilere Türklüğe hakareti cezalandıran 301. madde kalksın mı? sorusu yöneltildi. 34 bini aşkın kişinin katılımıyla büyük bir rekorun kırıldığı ankette, halkın yüzde 95i Hayır, 301. madde kaldırılmasın cevabını verdi
AB SEVR TARAFTARI
Eski ADD Başkanı Ertuğrul Kazancı, Hırant Dink suikasti ve 301. maddenin kaldırılması ile ilgili tartışmalara yönelik şunları söyledi: Bu konunun Avrupa Birliği ile Türkiye münasebetleri arasında çok önemli bir bağlantısı olduğu ortaya çıktı. AB, Lozana değil, Sevre taraftardır. ABnin istediği 301. maddenin kaldırılmasıdır, Türkiyede azınlık kavramını bin bir noktaya getirmektir, Sevri gerçekleştirmektir. Her cinayetin, her kötücü işin
altında mutlak suretle
emperyalizm vardır.
301 düşünceyi kısıtlamıyor
Programa telefonla katılan Görevdeki Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, 301. madde düşünce özgürlüğünü sınırlandırmıyor ve kaldırılamaz diye konuştu. İfade özgürlüğünün hiçbir ülkede sınırsız olmadığının altını çizen Eminağaoğlu, 301. maddenin ulus kimliğimizi koruyan bir madde olduğunu ve kaldırıldığı takdirde ulus kimliğimizin tehlikeye düşeceğini de sözlerine ekledi. Eminağaoğlu, kendi tabiriyle medyanın merceklerini üzerine çeken bu madde ye, Türkçülüğün tanımının eklenebileceğini belirtti.
Türklük yerine Türk milleti denebilir
Programa telefonla katılan bir diğer isim AKP İstanbul milletvekili, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Buran Kuzu oldu. Maddeyi tümüyle kaldırmanın doğru olmadığını, bazı sözcük değişiklikleri yapılabileceğini söyleyen Kuzu, Türklük kavramı yerine Türk Milleti sözcüklerinin kullanılabileceğini belirtti. Kuzunun bu açıklamaları AKP içinde farklı görüşler olduğunu ortaya çıkardı. AKP Balıkesir milletvekili Op. Dr. Turhan Çömez programa telefonla katılarak şunları söyledi: Bir Ermeni vatandaşımız üzerinden Türkiyede yeni oyunlar planlanılmaktadır... Bu cinayetle birlikte ABDnin eli güçlenmiştir...
Fransanın bu tartışmalı yasayla ilgili Türkiyeye yapacağı baskılar konusunda eli güçlenmiştir... Diasporanın eli güçlenmiştir...ABnin de eli güçlenmiştir...Kamplaşmayı tahrik edici bu süreçle ilgili emperyalist niyetleri olan güçlerin de eli güçlenmiştir...Türkiyedeki milli duygular örselenmiş ve hırpalanmak istenmiştir...Bu cinayetin tahrik edilmiş bir genç tarafından işlendiğine inanmıyorum. Bunun arkasında ucu çok uzaklara giden bir gücün planları olduğunu düşünüyorum. Türkiye üzerinde emperyalist niyetleri olan güç merkezlerinin, küresel oyun kurucuların da bu işin arkasında olduğunu düşünüyorum.
Psikolojik terör yaratıyorlar
Programa telefonla katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ise şöyle konuştu: Bu olaylar halk üzerinde psikolojik bir baskı yaratmak üzere kullanılmamalıd&dar yanlıştır. Hırant Dink'in kim olduğu malumdur. İzaha gerek yoktur. Böyle olduğu halde yazılı ve sözlü basında manşet manşet Hırant Dink vatan severdir diye yazıldı. Bu ne yaman çelişkidir. Bu olayda bizim ne kadar duygusal bir millet olduğumuzu, toplumsal hafızamızın ne kadar zayıf olduğunun, mazlumun yanında olduğumuzun göstergesidir. Halkımızın cenazeye teveccühü bir toplumsal reflekstir. Acaba Hırant Dink doğal yollardan ölse idi cenazesinde kaç kişi yer alırdı bunu da düşünmek lazım.
Hayatını devlet aleyhine çalışarak geçiren bir kişinin vatan sever ilan edilmesini kabul etmiyorum ve bu suikasti gerçekleştirenleri ne kadar kınıyorsam bir o kadarda onu yüceltenleri kınıyorum
Alintidir.[/B]
deryatulga
06.02.07, 18:05
6 Şubat 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg
İlter TÜRKMEN
iturkmen@hurriyet.com.tr (iturkmen@hurriyet.com.tr)
http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/23b.jpg Ürpertici olaylar ve tepkiler
HRANT Dinkin menfur bir cinayete kurban gitmesinden sonra toplumda ortaya çıkan umut verici dayanışma ve hoşgörü ortamı uzun sürmedi. Irkçı milliyetçilik güdüsü ile nefret kültürü hemen su yüzüne çıktı.
Öldürülenle empati duygusu ifade etmekten başka bir anlamı olmayan "Hepimiz Ermeniyiz" sözüne karşı futbol maçlarında sloganlar atıldı. Jandarmaları ve polisleri, Türk bayrağıyla poz veren katille beraber gösteren video görüntüleri ortalığı karıştırdı.
Bu şekilde fotoğraf çektirmenin geleneklere uygun olduğu iddia edilse de kurumlar sorumluluğu birbirlerinin üstüne attılar. Çok kullandığımız "derin devlet" teriminin "derin zaafları olan devlet" manasına geldiğinin daha çarpıcı bir kanıtı olamazdı.
* * *İktidar, seçim kaygısıyla karar almakta sürekli ürkeklik gösterirse, muhalefet bütün enerjisini, ülke için ne pahasına olursa olsun, iktidarı hırpalamak ve yıpratmak amacına hasrederse, kurumlar görevlerini yerine getiremezlerse veya kendi politik tercihleri doğrultusunda yetkilerinin sınırlarını zorlarlarsa güçlü devletten bahsedilebilir mi?
Bu karamsar siyasi tabloda ekonominin her şeye rağmen şimdiye kadar istikrar ve ivmesini koruması neredeyse bir mucize!
Şiddeti körükleyen etnik milliyetçiliğin önünü kesmek için galiba bir hayli geç kalındı. Kökleşmiş toplumsal bir psikozun tedavisi çok zor. Bu milliyetçiliği besleyen yayınlara, televizyon dizilerine, filmlere, internet yolu ile kışkırtmalara son vermek çok büyük bir mücadeleyi gerektirir. Oysa, en basit adımlar bile atılamıyor.
Bunun en güzel örneği, Ceza Yasasının 301. maddesinin bir türlü değiştirilememesidir. Bu maddeye göre açılan birçok davanın olayların tırmanmasına zemin hazırladığı inkár edilemez.
Her nedense Adalet Bakanı başından beri bu maddeyi savunuyor, maddenin yazılış biçimine AB tarafından itiraz edilmediğini, hatta dava açılması için peşinen Adalet Bakanlığının izninin alınması gerektiği yolunda eskiden mevcut hükmün kaldırılmasını ABnin istediğini ileri sürüyor.
Doğru değil. Avrupa Konseyi ile AB Komisyonunun birlikte hazırladıkları ve Eylül 2004te Adalet Bakanlığına sundukları rapor, tam aksine, dava açılabilmesi için Adalet Bakanlığının peşin izninin gerekli olduğunu vurguluyordu.
* * *Raporun ilgili kısmını 2004 yılı sonundaki bir makalemde nakletmiştim. Metnine tekrar bakalım:
"Anglosakson hukukunda 302-304 (şimdiki 301) hükümleri mevcut değil. Kıta Avrupasında benzer hükümler varsa da modern Avrupa devletlerinde çok nadiren uygulanıyorlar. Türkiye, kıta Avrupası hukukunu benimsediği için 302-304 maddelerinde mevcut hükümlerin tamamen kaldırılması beklenemez.
Ancak bu hükümler çok nadiren ve daima Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi göz önünde bulundurularak uygulanmalıdır. Diğer taraftan mevcut yasanın 160 (2) maddesine göre 304. maddenin kapsamına giren davaların açılması Adalet Bakanlığının iznine tabidir.
Bu hüküm yeni 304. maddede yer almalıdır. Bu suretle hükümet bu maddenin eşit ve çok kısıtlı bir şekilde uygulanmasını sağlamak imkánını elde eder."
Rapor gayet sarih. Anlaşılan Adalet Bakanı, kendi bakanlığının 301 kapsamında açılacak davalarda sorumluluk almasını kesinlikle istemiyor. Sebebini tahmin etmek zor değil.
301 mutlaka değiştirilmelidir. Çeşitli hukuk kurumları gayet makul öneriler ileri sürmüşlerdir: "Türklük" ibaresi yerine "Türk ulusu" demek, cezaları hafifletmek ve davaların açılmasını Adalet Bakanlığının iznine tabi tutmak.
Neden muhalefet karşı çıkıyor ve hükümet ayak sürüyor? Bu sorunun cevabını bildiğimiz için korkuyoruz.
deryatulga
06.02.07, 19:18
Milliyetçilik ve 301. madde
http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/radikal2/2007/02/04/same.gif 301. madde kaldırılmadıkça bu tür görüntüler hayatımızdan çıkmayacak.
Suçu 'Türk milletini aşağılamak' olarak düzenlediğinizde bir Türk, Kürtleri ya da Ermenileri aşağıladığında, Türk milleti içindeki bu etnik kimlikleri milletin farklı bir unsuru olarak kabul edip bu suçu işleyen Türk'e bu maddeyi uygulayacak mısınız?
04/02/2007 (http://www.radikal.com.tr/ek_sayfa.php?ek=r2&ek_tarihi=04/02/2007) (277 defa okundu)
ÜMİT KARDAŞ (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=3&edi=%C3%9CM%C4%B0T%20KARDA%C5% 9E))
20. yüzyılın başlarından itibaren gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Cumhuriyet döneminde olsun, Türk milliyetçiliğinin farklı kalıpları içinde değişmeyen tek unsur, devletin stratejik ve bölgesel öncelikleri yanında milletin ikincil öneme sahip olmasıdır. Milliyetçiler, milliyetçiliği devletin amaçlarının gerçekleştirilmesinin bir aracı olarak gördüklerinden, bu amaçların gerçekleştirilmesinde kendilerini görevli sayan asker ve sivil bürokrasinin yanında yer aldılar. Bu nedenle liberal bir milliyetçilik anlayışı Türk milliyetçiliği içinde yer tutmadı. Milliyetçiliğin "devletçi" bir niteliğe ulaşması 1908'den itibaren Jön Türklerle başladı. Artık devletin bir milleti olacak. Jön Türklerin elinde milliyetçilik bir "Türkleştirme" aracı olarak kullanıldı. Bu anlayış, diğer etnik toplulukların milliyetçiliğe hakları olduğunu kabul eden burjuva milliyetçilik anlayışından da farklıdır. Jön Türkler ekonomide de azınlıklara ve Avrupa egemenliğine karşı bir "milli iktisat" geliştirmeye başlarlar. Kemalist dönemde de milliyetçilik ulus-devletin ve Cumhuriyet Halk Fırkası'nın temel ilkelerinden biridir. Türkleştirme yani asimilasyon çabaları Türk Ocakları aracılığıyla gösterildi, özellikle Balkanlardan ve Çarlık Rusya'sından gelen göçmenler üzerinde etkili olunmaya çalışılırken, milli sorunun ilk sırasına Kürt sorunu oturdu. Etnik grupları türdeşleştirmenin en önemli aracı milliyetçilik oldu. Nitekim İsmet İnönü "Milliyetçilik bizim tek uyum aracımızdır" dedi. Devlet 1923'te Türk milliyetçiliğini Türk Ocakları eliyle geliştirmeye çalışırken, milliyetçiliğin tekelini de elinde tutmaya devam etti. Bu nedenle 1924 ve 1933'teki üniversite öğrencilerinin milliyetçi gösterileri iktidar tarafından bastırıldı. Milliyetçilik, toplumun özlemlerinin bir ifadesi değil, devletin elinde istenildiği şekilde ve zamanda kullanılacak bir araçtır. Bu anlayışla özerk bir dernek olan Türk Ocakları 1931 yılında iktidar tarafından kapatılır, tüm malvarlığı bunların yerini alan ve Cumhuriyet Halk Fırkası'nın bir örgütü olan Halkevlerine devredilir. Artık milliyetçilik tamamen devletin işidir. İşte bu dönemde başta Mustafa Kemal olmak üzere devlet tarafından büyük milliyetçi tezler geliştirilir. Hititler ve Sümerlerin Türk asıllı oldukları, Güneş-Dil teorisi gibi. Bu kültürel tezler milliyetçilik alanının devletin egemenliği altında olduğunu gösteriyor.
Türk milliyetçiliğinin doğuşunda ve gelişiminde dış etkiler önemlidir. İmparatorluğun diğer halklarının milliyetçiliklerine tepki, Avrupa ve Hıristiyanlığa karşı tepki, Arap-İslam kültürüne karşı tepki gibi. Bu muhalif milliyetçiliğin özelliği kendisini diğer milliyetlere göre ve onlarla çatışma içinde tanımlamasıdır. (François Georgeon 'Osmanlı Türk Modernleşmesi') Türk milliyetçiliği bu tepkilerle şekillenir ve kendisini ifade eder. Bu tepkilerin şekillenmesinde başı çeken hem imparatorluk hem cumhuriyet döneminde asker ve sivil bürokrasidir. Bu nedenle Türk milliyetçiliği öncelikle bürokratik bir sınıfın milliyetçiliğidir.
Devletin milleti
Türkiye'de devletin bir milleti vardır. Asker-sivil bürokrasiden oluşan devletin, baskıcı asimilasyoncu bir anlayışla Türklük üzerinden inşa ettiği, ırkçı özellik taşıyan bir milliyetçilik anlayışı ve uygulaması bulunuyor. Ancak devletle millet arasındaki uyumsuzluk yani milli sorun çözülebilmiş değildir. İçeride Kürt sorunu bunun temel göstergesidir. Kürt kimliği, Ermeni kimliği, Kıbrıs ve Ermeni sorunları, AB bir tehdit algılaması biçiminde ele alınarak, bunlar üzerinden yukarıda sözünü ettiğimiz muhalif ve çatışmalardan beslenen bir milliyetçilik anlayışı sergileniyor. Muhalif, çatışmacı ve asimilasyoncu bu anlayış milliyetçiliğe ırkçı bir nitelik veriyor. Bu nedenle bürokratik milliyetçilik ırkçı bir milliyetçiliktir. Bu anlayış toplumsal barış ve huzur, siyasi birlik ve istikrar, demokrasi ve hukuk açısından çok tehlikelidir. Toplumda bu ırkçı milliyetçiliğin büyük ölçüde karşılığı yoktur. Nitekim tüm kışkırtmalara ve devletin hukuk dışı baskı, işkence ve zorunlu göç uygulamalarına rağmen Türkler ve Kürtler arasında bir etnik çatışma çıkmadı.
Milliyetçiliğin bu tarihsel gelişimi ile muhalif, çatışmacı ve ırkçı nitelikleri karşısında "Türklüğü aşağılamak" suçunun anlamı nedir? İşte bu suç tam da bu milliyetçilik anlayışıyla örtüşüyor. Milliyetçilik ırkçı bir anlayışla bir Türkleştirme aracı olarak kullanıldığından "Türklüğü aşağılamak" gibi bir suç yaratılması buna denk düşüyor. Örneğin Almanya'da Alman ulusunu aşağılamak, Fransa'da Fransız ulusunu aşağılamak gibi suçlar yoktur. Hele Türkiye gibi devletçi ve ırkçı bir milliyetçilik anlayışının bulunduğu bir ülkede etnik kimlik üzerinden suç yaratılması toplumsal barışı ve demokrasiyi dinamitlemek demektir. Bu madde, sorunlu milliyetçilik anlayışı nedeniyle vahim bir tehlike yaratıyor. "Türklük" yerine "Türk milleti" ibaresinin konması hiçbir şeyi değiştirmez. Siyasetçilerin ve hukukçuların bunu bir buluş gibi ortaya sürmeleri yanıltıcı olup samimi de değildir. Devlet millet üzerinden ırkçı bir milliyetçilik ürettiğinden, amaç herkesi Türkleştirme olduğundan "Türklük" ile "Türk milleti" arasında bir fark bulunmuyor. Suçu "Türk milletini aşağılamak" olarak düzenlediğinizde bir Türk, Kürtleri ya da Ermenileri aşağıladığında, Türk milleti içindeki bu etnik kimlikleri milletin farklı bir unsuru olarak kabul edip bu suçu işleyen Türk'e bu maddeyi uygulayacak mısınız?
Hayır uygulamayacaksınız? O zaman da bu unsurlara dönüp "siz Türksünüz ve Türk milleti içinde mündemiçsiniz" diyeceksiniz. Bu değişikliği önerenler bilinçaltlarındaki şartlanmışlığın farkında olamıyor. Kaldı ki TCK 216/2, halkın bir kesiminin ırk veya bölge farklılığına dayanılarak aşağılanmasını suç olarak kabul etmiş olup bu düzenleme her türlü etnik kimliği eşit düzeyde koruyor. Ayrıca özel bir maddeyle Türk etnik kimliğini korumaya bir ihtiyaç da yok.
Cumhuriyet kavramı da sorunlu
Ayrıca TCK 301. maddede düzenlenen "cumhuriyeti aşağılamak" suçundaki "cumhuriyet" kavramı da sorunludur. Gerek 1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunu'nda, gerekse eski TCK'nın 159. maddesinin ilk şeklinde cumhuriyet kavramı geçmiyor. 1936 yılında hükümet teklifinde olmadığı halde cumhuriyeti tahkir etmek de madde kapsamına alındı. İtalyan Ceza Kanunu'na ise bu kavram Cumhuriyetin ilanıyla birlikte 1947'de girdi. Anayasa Mahkemesi, cumhuriyet sözcüğü ile adlandırılanın devlet sistemi olduğuna işaret ederek, değişmezlik ilkesine bağlananın cumhuriyet sözcüğü olmayıp Anayasa'da nitelikleri belirtilmiş olan cumhuriyet rejimi olduğunu belirtiyor. Böylece Anayasa Mahkemesi cumhuriyeti çok geniş manada anlıyor. Bu durumda devletin nitelikleri de cumhuriyet sözcüğü içine alınarak korunuyor. Nitekim 301. madde gerekçesinde açıkça, cumhuriyetten, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin anlaşılacağı belirtildi. Oysa doktrin cumhuriyet kavramının genişletilemeyeceğini savundu. Doktrinde, cumhuriyetin hukuk terimi olarak herhangi bir devlet yetkisinin soydan geçme yollarla bir hanedana bırakılmasını yasaklayan bir devlet biçimi olduğu, Anayasa Mahkemesi'nin cumhuriyet sözcüğüne Anayasa'nın başka ilkelerini ekleyerek o ilkelere de değişmezlik kazandırma yetkisine sahip olmadığı belirtildi.
Uygulamada, Yargıtayca da cumhuriyetten anlaşılanın Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu belirtildi, devlete yönelik hakaretler cumhuriyete yapılmış gibi kabul edildi. Burada da Türklük kavramı gibi cumhuriyet kavramı da devletle özdeşleştirildi. Hukukta bu tür soyut ve içinin doldurulması tartışmalı kavramlar üzerinden suç yaratmak demokratikleşme ve ifade özgürlüğü açısından sakıncalıdır. Cumhuriyetin ceza kanunuyla korunmasına ihtiyacı bulunmuyor. Bu nedenlerle bu suçun da kaldırılması gerekiyor.
Yine 301. maddede düzenlenen "devletin askeri ve emniyet teşkilatını aşağılamak" suçunu da kaldırmak gerekiyor. Alman Ceza Kanunu'nda silahlı güçler bu tür özel bir koruma altına alınmadı. Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik rejimlerde üç ana erk bulunuyor. Askeri güçler veya emniyet güçleri bunların dışında ayrı bir erk değildir. Bu güçlerin doğal yerleri yürütmenin içidir ve bu güçler yürütme erkinin emrinde ve parlamentonun gözetimi ve denetimi altındadırlar. Bu bakımdan söz konusu güçlerin özel bir koruma altına alınmalarına gerek yoktur. TCK'nın hakaret suçunu düzenleyen 125. maddesinin 5. fıkrasında, kurul halinde çalışan kamu görevlilerine hakaret edilmesi durumunda suçun, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılacağı belirtildi. Silahlı güçlerin hakarete uğramaları durumunda ceza yargılamasına ve tazminat davası yoluyla hukuk yargılamasına başvurma olanakları vardır.
deryatulga
07.02.07, 18:17
Ahmet KEKEÇakekec@stargazete.com (akekec@stargazete.com) http://www.stargazete.com/images/spacer.gif http://www.stargazete.com/images/spacer.gif Sakın dokunmayın...
Hemen söyleyeyim; kendilerine sivil toplum örgütü adını veren kuruluşların 301. maddeyle ilgili değişiklik önerisini hiç beğenmedim.
Neden beğenmediğimi birazdan dercedeceğim.
Önce bu maddenin nerden zuhur ettiğine bakalım.
Biliyorsunuz, yeni TCKnın her derde deva maddesi 301, eski 159dan tornistan edilmişti.
Her derde deva, çünkü, hem 159. maddede belirtilen hususları (TBMMye, hükümete, askere ve sair kurumlara hakareti) cezalandırıyor, hem de durup dururken yeni suç türleri ihdas ediyor, Türklüğe hakaret gibi. Türklük ifadesi de oldukça sorunlu tabii. Sadece dilbilgisi ve ifade değeri açısından değil, özne belirsizliği açısından da sorunlu.
Nedir Türklük?
Bir durum mu?
Bir olgu mu?
Bahşedilmiş bir pozisyon mu?
Madem yasa bize Türklük şeklinde bir çıkarsama yapma imkânı tanımaktadır, aynı mantıktan giderek Almanlık, Rusluk, Fransızlık, İngilizlik de diyebilir miyiz? Ya da böyle bir çıkarsama yaptığımızda bize hangi gözle bakarlar? Bu Türkler delirmiş derler mi?
Gerçi, 301in neresinde durduğunu bilemediğimiz değerli Adalet Bakanımız Cemil Çiçek, bu canlar yakası maddenin Avrupa standartları gözetilerek hazırlandığını söylüyor ama, Türk standartlarına göre hazırlanmış eski madde (yani 159), ifade özgürlüğü açısından öncekinden daha iyiydi.
Bunu nerden biliyorum?
Söylemesi ayıptır, hakkımda açılmış 100e yakın davanın çoğunluğu 301le ilgiliydi de, ordan.
Değiştirilmeseymiş daha iyi olurmuş.
Hem de çok daha iyi olurmuş. Çünkü uygulama, değiştirilmemiş halinin Avrupa standartlarına daha uygun olduğunu gösteriyor.
Sivil toplum kuruluşlarının değişiklik önerisine gelince...
Dediğim gibi, beğenmedim.
Bize temel bir hastalığımızı hatırlattığı için beğenmedim.
Katılımcalar uzlaşma sağlamış gibi yaptıkları için beğenmedim.
Uzlaşmacı taraflardan biri, Avrupa istedi diye bu madde kaldırılırsa galeyan olur, Hrant Dinki vuran bu maddeyi duymamıştır bile... dediği için beğenmedim.
Bizde ifade özgürlüğüyle ilgili atılan her ileri adım, tuhaf bir biçimde, durumu daha da geriye götürüyor. Sivil toplumu güçlendirmek adına yapılan her değişiklik, devlet alanını tahkim ediyor.
Bu durum anayasamızda da böyle...
Son 25 yıllık periyod içinde, birkaç kez anayasa değişikliği yapıldı. Güya cunta izlerini silmek için atılan her ileri adım, zaten kötü bir metin olan anayasanın korporatist yapısını daha da güçlendirmekten öte bir işe yaramadı.
Sivil toplum kuruluşlarının üzerinde uzlaşmaya vardıkları son değişiklik önerisi de, maalesef mevcut olanın gerisinde.
Farklı olarak, ceza üst sınırının üç yıldan iki yıla indirilmesi öngörülüyor, böylece cezanın ertelenmesi yolu açılıyor ama, eski yazımdaki hususlar hafiften törpülendiği ya da laf kalabalığına getirilerek aynen korunduğu için, insanın Ceza üst sınırı 10 yıl olsun da, yeter ki şu maddeye bir çeki düzen verilsin diyesi geliyor.
Kendilerine sivil toplum örgütü süsü veren kuruluşların ne kadar sivil olduğu ise ayrı bir tartışma konusu...
Bu konuyu da geniş bir zamanda tartışalım isterseniz.
07.02.2007http://www.stargazete.com/images/spacer.gif
deryatulga
07.02.07, 20:51
İşte Avrupa'nın 301 Mahkumları
Bu ülkelerin hiçbirinde Almanlığı, Avusturyalılığı, Hollandalılığı aşağılama diye bir suç yok. İtalya'daki Cumhuriyet'in onuruna yönelik suçlar kategorisinin idari para cezasıyla cezalandırılacağı kabahatler haline getirilmesi yönünde bir teklif var.
BİA Haber Merkezi
07/02/2007 Kerem ALTIPARMAK (http://www.bianet.org/php/yazarlistex.php?yazar=Kerem%20 ALTIPARMAK)
BİA (Ankara) - Türkiye, ifade özgürlüğünün on yıllardır sorunlu olduğu bir ülke. Yine de bu özgürlüğün kullanımından kaynaklanan sorunlarda, elimizde yeterince materyal yokmuş gibi özgürlüğü isteyenler de, reddedenler de karşılaştırmalı hukuka başvuruyorlar. Ben bu ülkenin kendi özgürlükçü hukukunu geliştirirken karşılaştırmalı hukukun asli değil ancak tali bir kaynak olabileceğini düşünüyorum (Tabii asli kaynağın da, bianet haberinde belirtildiği gibi (http://www.bianet.org/2007/02/05/91234.htm)ifade özgürlüğünün kısıtlanmasıyla ilgisi olmayanlar tarafından yaratılamayacağını kabul ederek). Bu nedenle, AB ülkelerinde ifade özgürlüğünün yasaklanması benim için Türkiye'de sınırlandırılma için bir gerekçe değil, kanımca ifade özgürlüğünü savunan kimse için de olmamalı.
Bununla birlikte, karşılaştırmalı hukukun, yanlış aktarılarak özgürlüğün kısıtlanması için bir kaynağa dönüştürülebilmesinin de önünde durmak lazım. Çünkü birçok alanda olduğu gibi burada da karşılaştırmalı hukuk bir manipülasyon aracı olarak kullanılıyor. Bunun son örneği Adalet Bakanlığı'nın Hürriyet gazetesi muhabiri Saygı Öztürk vasıtasıyla öğrendiğimiz "İşte Avrupa'nın 301 Mahkumları" (http://216.239.59.104/search?q=cache:zFmz3BcJZyMJ:pr oje.hurriyet.com.tr/NextBackNews/GetNextBackNews.aspx%3Fd%3D587 4551%26s%3D1+site:www.hurriyet .com.tr+%22%C4%B0%C5%9Fte+Avru pa%E2%80%99n%C4%B1n+301+Mahkum lar%C4%B1%22&hl=tr&ct=clnk&cd=1&gl=tr&lr=lang_tr%7Clang_en)raporu. Haberi okuyunca anlıyorsunuz ki, Bakanlık alanı yönlendirmeye çalışıyor ama gazetecinin de bu yönlendirmeyi araştırmak veya habere verilen tepkilere cevap verme gibi bir refleksi de yok. (http://www.bianet.org/2007/02/01/91074.htm)
Habere göre, [301'le] aynı [nitelikteki] maddeden Almanya'da 72, Avusturya'da 1, İtalya'da 107, Hollanda'da 419 mahkumiyet kararı verilmiş. Ama aslında haberi dikkatli okuduğunuzda durumun böyle olmadığı görülüyor. Örneğin şöyle diyor Öztürk:
"Alman Federal İstatistik Kurumu'nun 12 Nisan 2006 tarihinde yayımlanan cezai takibatlara ilişkin yıllık raporunda, 2004 yılında Alman Ceza Kanunu'nun 90, 90-a, 90-b maddelerinin de yer aldığı 'devlet aleyhine işlenen diğer suçlara' ilişkin olarak 72 mahkumiyetin bulunduğu bildirilmiştir."Şimdi sadece bu maddeden ceza alanların 72 olması ile tüm "devlet aleyhine işlenen suçlar"dan hüküm giyenlerin 72 olması arasındaki farkı görmemek için en nazik ifadeyle dikkatsiz olmak gerekir. Ama bu sadece dikkatsizlik olmasa gerektir, çünkü İtalya'ya ilişkin olarak da haberde "İtalya'da devletin kişiliğine karşı suçlar olarak 2000'de 21, 2001'de 31, 2002'de 22, 2003'de 5, 2004'de 28 mahkumiyet bulunmaktadır"** deniyor. Tam anlaşılmasa da muhtemelen burada da 301'in muadili olduğu söylenen 291. maddeyi aşan bir alandan bahsettiğimizi düşünebiliriz. Herhalde bir gazetecinin bu kadar hayati bir konuda bu kadar muğlak bir haber yapmaması, kendisine devlet tarafından sunulan verileri başka kaynaklardan doğrulatması gerekirdi.
Nihayet Hollanda'ya ilişkin bölümde sorun daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Biz Hollanda'yı özgürlükler ülkesi zannederken, haber 419 "301 kararı" verilen baskıcı bir devlet yapıp çıkarıyor, bu ülkeyi. En azından meraklı bir gazetecinin zihnini rahatsız edecek bir veri. Ama haber şöyle diyor: "Hollanda Ceza Kanunu'nun 92 ve devam maddelerinde 'devletin güvenliğine karşı suçlar' düzenlenmiş, yine 111 ve devamı maddelerinde 'kraliyete karşı suçlar', 131 ve devamı maddelerinde ise kamu düzenine karşı suçlar düzenlenmiştir. Bu çerçevede 111. maddede 'krala hakaret etmek', 113 maddede 'aşağılayıcı yazılar dağıtmak', 131. madde 'suç işlemeye tahrik', 132. maddede 'tahrik edici yazılar dağıtmak" 137'inci maddede, 'bir grup insanı aşağılamak', 137'inci maddesinde 'nefrete teşvik etmek' suçları düzenlenmiştir" ve devam ediyor "Hollanda'da anılan suçlardan dolayı 2004'te 240, 2005'te 274, 2006'da ekim ayına kadar 287 dava açılmış bulunmaktadır. Bunlardan 2004'te 134, 2005'te 146, 2006'da 139 tanesi cezai yaptırımla sonuçlanmıştır."
Bir dakika, ama haberin ve raporun konusu "Avrupa'nın 301 mahkumları" değil miydi? Nefrete teşvik, bir grup insanı aşağılamak, suç işlemeye tahrik 301'in neresinde yazıyor? Bizim kanunda bunları düzenleyen başka hükümler yok mu? Bakanlık nasıl bunu 301 raporu diye yayımlar, usta bir gazeteci nasıl olur da bu bilgileri hiç süzgeçten geçirmeden bize servis yapar?
Biz yine de Bakanlığın ve Öztürk'ün yapması gerekip de yapmadığını yaptık ve konuyu ifade özgürlüğü konusunda uzmanlaşmış bir Hükümet Dışı Örgüt olan Article 19'a (http://www.article19.org/)*** sorduk. Kendilerine dedik ki, bakın Türkiye'de Adalet Bakanlığı böyle bir rapor hazırlamış ve Türkiye'nin en çok satan gazetelerinden biri de bunu haber yapmış, bu konuda verilerinizi bizimle paylaşır mısınız? Çok ayrıntılı bir araştırma yapma imkanları yoktu, üstüne üstlük Adalet Bakanlığı'nın hangi hükümlere dayanarak böyle bir sonuca ulaştığını da net olarak bilmiyorlardı ama yine de kendilerinden genel bir bilgi almak mümkün oldu. (Her bir vakanın ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiği konusundaki uyarılarını da hatırlatalım ki, bizde daha sonra rapor ve haber yapacakların da aynı hassasiyeti göstermesine katkısı olsun).
Verilen bilgi kısaca şöyle: Bu ülkelerin hiçbirinde Almanlığı, Avusturyalılığı, Hollandalılığı aşağılama diye bir suç yok. İtalya'daki Cumhuriyet'in onuruna yönelik işlenen suçlar kategorisine ilişkin de geçtiğimiz sene bu suçların idari para cezasıyla cezalandırılacağı kabahatler haline getirilmesi yönünde bir teklif varmış. Haberde anılan ülkelere ilişkin sunulan özel veriler hakkında ise Article 19'un cevabı şöyle:
Almanya'da verilen cezalar ağırlıklı olarak neo-faşistlere yöneliktir ve bu niteliği ile hakaret, sövme, küçük düşürme değil nefret içerikli ifadenin (hate-speech) cezalandırılmasının söz konusudur;
Hollanda'da ise örneğin prensin düğününde boya atarak kamu düzenini bozduğu için bazı kişiler tutuklanmış ve daha sonra devlet başkanına hakaret etmekle de suçlanmıştır ama soruşturmanın asıl nedeni kamu düzeninin bozulmasıdır (anti-social behavior)
Devlet başkanı ve diğer kamu kurumlarına hakaret başka ülkelerde de düzenlenmiştir, bununla birlikte bu suç Adalet Bakanlığı'nın haberinde konu edilen ülkelerden Avusturya'da hiç uygulanmamıştır. Adalet Bakanımız diyor ki, "herkes 301 hakkında konuşmasın, bu ceza hukukçularının işidir." Kendisi kusura bakmasın ama görüldüğü kadarıyla konu Bakanlığın araştırmasına ve Hürriyet gazetesinin haberciliğine bırakılmayacak kadar ciddidir. Sorun Avrupa hukuklarından aktarılacak yanlış bilgilerle ve kasıtlı yönlendirmelerle değil, ifade özgürlüğünü kendine dert eden demokratik güçlerin ifade özgürlüğüne bütünsel bir yaklaşımı ile aşılabilir. (KA/TK)
* Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İnsan Hakları Merkezi
** İfadedeki Türkçe bozukluğuna müdahale edilmemiştir.
*** Article 19, adını İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 19. maddesinden alan Londra'da yerleşik bir Hükümet Dışı Örgüttür.
Türkischstämmige Politiker stemmen sich gegen türkischen Nationalismus
Von Anna Reimann
Kampf gegen Nationalismus: Zweieinhalb Wochen nach der Ermordung des türkischen Schriftstellers Hrant Dink haben türkischstämmige Politiker in Europa einen Aufruf an die türkische Regierung abgeschickt. Ihre Forderung: "Paragraph 301 im türkischen Strafgesetzbuch streichen!"
Berlin - Unterschrieben haben zwanzig europäische Politiker von Sozialdemokraten, Grünen und der Linkspartei - darunter der grüne Europaabgeordnete Cem Özdemir, Lale Akgün, SPD-Bundestagsabgeordnete, Ekin Deligöz, die für die Grünen im Bundestag sitzt, sowie der SPD-Europaabgeordnete Vural Öger. Initiiert wurde der Appell von dem Berliner Grünenpolitiker Özcan Mutlu. Der Paragraph 301 des türkischen Strafgesetzbuches verbietet die "Beleidigung des Türkentums" und dient häufig als Grundlage für Prozesse gegen Intellektuelle und Journalisten.
weiter (http://www.spiegel.de/politik/deutschland/0,1518,464924,00.html)
DER AUFRUF
"Paragraph 301 im türkischen Strafgesetzbuch streichen!"
"Heute vor zwei Wochen wurde Hrant Dink ermordet. Mehr als 100.000 Menschen nahmen an seiner Beisetzung teil und machten deutlich, dass sie in einem Land leben wollen, in dem Schriftsteller und Journalisten nicht um ihr Leben fürchten müssen, weil sie kontroverse Meinungen vertreten und sich zu sensiblen Themen äußern. Nun ist es Zeit zu handeln.
Vor einigen Monaten hatten die türkische Regierung und ihre Strafbehörden dem Verstorbenen in rechtlicher Hinsicht aus dem türkischen Strafgesetzbuch die Verletzung des Paragraphen 301 angelastet. Mit ihm sind heute weitere Denker in der Türkei, wie zum Beispiel der Nobelpreisträger Orhan Pamuk mit dieser diskriminierenden und antidemokratischen Rechtshaltung in der Türkei bedrängt und von Extremisten bedroht.
Der Paragraph 301 des türkischen Strafgesetzbuches bestimmt, dass die Verunglimpfung bzw. Herabsetzung des "Türkentums", der Republik oder der großen Nationalversammlung mit einer Haftstrafe von sechs Monaten bis zu drei Jahren bestraft wird. Aufgrund der unbestimmten und weit interpretierbaren Formulierungen des Paragraphen 301 ist es nicht möglich, eine klare Linie zwischen einer Herabsetzung und einer kritischen Meinungsäußerung zu ziehen.
Der Paragraph 301 des türkischen Strafgesetzbuches stellt eine große Gefahr für die Vielfalt des Landes dar. Durch die gesetzlich legitimierte Einschränkung der Meinungsfreiheit nährt der Paragraph den Nationalismus und ist gleichzeitig Sinnbild für zunehmenden Rassismus und Diskriminierungen in der Türkei. Wir sprechen uns gegen jede Art des Nationalismus aus, der sich gegen Liberale, Intellektuelle, Reformer, Andersdenkende und Minderheiten in der Türkei richtet.
Die Reaktionen auf Hrant Dinks Ermordung haben gezeigt, dass die Menschen in der Türkei die Meinungsfreiheit als höchstes Gut für Demokratie und Menschenrechte begreifen.
Als Politikerinnen und Politiker, deren Eltern aus der Türkei stammen, fordern wir die türkische Regierung auf, nicht nur semantische Verbesserungen des Gesetzestextes vorzunehmen, sondern den Paragraphen 301 aus dem türkischen Strafgesetzbuch zu streichen."
Erstunterzeichner:
Özcan Mutlu, Mitgl. des Abgeordnetenhauses von Berlin (Bündnis 90 / Die Grünen)
Cem Özdemir, Mitgl. des Europaparlaments (Bündnis 90 / Die Grünen)
Vural Öger, Mitgl. des Europaparlaments (SPD), Mitgl. des Europaparlaments (SPD)
Feleknas Uca, Mitgl. des Europaparlaments (Linkspartei.PDS)
Ekin Deligöz, Mitgl. des Deutschen Bundestages (Bündnis 90 / Die Grünen)
Sevim Dagdelen, Mitgl. des Deutschen Bundestages (Linkspartei.PDS)
Hüseyin Kenan Aydin, Mitgl. des Deutschen Bundestages (Linkspartei.PDS)
Lale Akgün, Mitgl. des Deutschen Bundestages (SPD)
Bilkay Öney, Mitgl. des Abgeordnetenhauses von Berlin (Bündnis 90 / Die Grünen)
Dilek Kolat, Mitgl. des Abgeordnetenhauses von Berlin (SPD)
Canan Bayram, Mitgl. des Abgeordnetenhauses von Berlin (SPD)
Evrim Helin Baba, Mitgl. des Abgeordnetenhauses von Berlin (Linkspartei.PDS)
Giyas Sayan, Mitgl. des Abgeordnetenhauses von Berlin (Linkspartei.PDS)
Filiz Polat, Mitgl. des Landtags Niedersachsen (Bündnis 90 / Die Grünen)
Nebahat Güclü, Mitgl. der Hamburger Bürgerschaft (Bündnis 90 / Die Grünen)
Saadet Karabulut, Mitglied des Parlaments der Niederlanden (SP)
Hasan Kanber, Mitgl. des Grossrats des Kantons Basel-Schweiz (SP)
Talha Ugur Camlibel, Mitgl. des Grossrats des Kantons Basel-Schweiz (SP)
Gülsen Öztürk, Mitgl. des Grossrats des Kantons Basel-Schweiz (SP)
Mustafa Atici, Mitgl. des Grossrats des Kantons Basel-Schweiz (SP)
Manastirli Hamdi
08.02.07, 01:58
DER AUFRUF
"Paragraph 301 im türkischen Strafgesetzbuch streichen!"
"Heute vor zwei Wochen wurde Hrant Dink ermordet. Mehr als 100.000 Menschen nahmen an seiner Beisetzung teil und machten deutlich, dass sie in einem Land leben wollen, in dem Schriftsteller und Journalisten nicht um ihr Leben fürchten müssen, weil sie kontroverse Meinungen vertreten und sich zu sensiblen Themen äußern. Nun ist es Zeit zu handeln.
)
TÜV-Türken, deren Daseinsberechtigung der Vertretung der Interessen ihrer Aufnahmegesellschaft ist.
Wenn 301 fällt, wie 312,141,163 und andere Paragrafen, wird der Spielraum der Verräter größer.
Zwar muss natürlich juristisch präzisiert werden und 301 nicht als Gummi-Paragraf für alles mögliche instrumentalisert werden, aber nicht wenigen abgeordneten geht es entweder um ideologische oder opportunistische ziele.
deryatulga
10.02.07, 17:16
159 mağduru 301 destekçisi
Altan Öymen (aoymen@radikal.com.tr)
301'inci madde, eski 159'uncu maddenin uzantısıdır ve basın özgürlüğüne karşı, yıllarca 'Damokles'in Kılıcı' gibi kullanılmıştır. Bunun sıkıntısını herkesten önce CHP'liler çektiler ve basın özgürlüğü önündeki her engeli kaldırmayı 'temel hedef' haline getirdiler. Şimdi o hedeften vaz mı geçiyorlar?
10/02/2007 (1220 kişi okudu)
Birçok şey aklıma gelirdi ama, şu meşhur '301'in savunmasını CHP mensuplarının üstleneceği, hiç aklıma gelmezdi. Hem de bu derece hararetle üstleneceği...
Duruma bakın: Partinin komisyondaki sayın üyesi, bir basın toplantısı yapmış. "TCK'nın 301. maddesinin virgülünün bile değişmemesi gerektiği"ni söylemiş.
O maddenin aynen korunması, CHP için kutsal bir hedefmiş gibi... Veya partinin temel ilkelerinden biriymiş gibi...
CHP'nin ben de, hayli uzun süredir üyesiyim. Ocak başkanlığından başlayarak her yönetim kademesinde de görev yaptım. Bunun tam tersini biliyorum:
301'inci madde, eski Türk Ceza Kanunu'nun 159'uncu maddesinin biraz değişmiş şeklidir. O değişiklikle eskisinden daha da sakıncalı hale gelmiştir.
CHP ise, daha 1950'lerden itibaren, o 159'uncu maddenin hem eziyetini çeken, hem de o maddenin sakıncalarını belirtip değişmesini isteyen partidir.
Bu, sadece o dönemin koşullarının sonucu değildi. Aynı zamanda, CHP'nin, çok partili hayata geçişimizden beri giderek geliştirdiği 'demokratikleşme' çizgisinin gereğiydi. Çünkü, 159'uncu madde, yazılış ve uygulanış biçimiyle düşünce özgürlüğünün (ve tabii, basın özgürlüğünün de) önündeki en büyük engellerden biriydi.
1950'li yıllarda, o madde ile Ağır Ceza Mahkemeleri'ne sevk edilenler arasında CHP'nin Genel Sekreteri Kasım Gülek'ten CKMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı'na kadar birçok politikacı, CHP sözcüsü Ulus gazetesinin başyazarları Falih Rıfkı Atay ve Hüseyin Cahit Yalçın'dan başlayarak birçok gazeteci-yazar vardı.
Maddenin o zamanki uygulama alanı, Meclis'e, hükümete, bakanlara yönelik bazı eleştirilerin 'tahkir ve tezyif' (hakaret ve alay etme) anlamını taşıdığı iddiasıydı.
Bir de, 161'inci madde vardı. İçinde "ammenin (kamunun) telaş ve heyecanını mucip olacak şekilde, asılsız ve mübağalalı veya maksad-ı mahsusa müstenit (özel amaca dayalı) havadis yaymak..." diye bir 'suç' tarif ediliyordu. '159'la birlikte '161', Türk Ceza Kanunu'nun, basının üstünde 'Damokles'in Kılıcı' gibi duran maddeleriydi.
Sonradan buna basınla ilgili özel kanunlar da eklendi. Ve 1950'lerin özellikle ikinci yarısında, hapishanelerdeki gazeteci, yazar ve politikacıların sayısı hızla arttı.
O yılların gazete koleksiyonlarına bakınca hemen görülür, başta CHP Genel Başkanı İsmet İnönü olmak üzere, CHP sözcüleri iktidarı en fazla, bu durumla ilgili olarak eleştirmişlerdir. Düşünce ve basın özgürlüğünün demokrasinin 'olmazsa olmaz' koşulu olduğunu vurgulamışlardır.
* * *
Demokrasi dönemimizin Cumhuriyet Halk Partisi için, asıl bu; bir 'temel ilke'dir. O ilkenin hedefi de, düşünce özgürlüğünün önündeki her türlü engelin kaldırılmasıdır. Ona yeni engeller konulmasının önlenmesidir.
CHP, 1960'lı, 70'li, 80'li, 90'lı yıllarda bu çizgisini, hiçbir sapma göstermeden sürdürmüştür. İnsan hak ve özgürlüklerinin eksiksiz uygulanmasını değişmez hedefi saymıştır. O hedefe ulaşmak için atılan adımların öncülüğünü yapmıştır.
Şimdi ise, hayretler içinde görüyorum: Eski 159'un uzantısı olan 301'inci maddenin 'virgülüne bile dokunulmaması' gerektiğini, bir misyon edinmiş gibi ilan ediyor partinin komisyondaki sözcüsü...
Bu, fevkalâde vahim bir gelişmedir.
* * *
Bu gelişmeye gerekçe olarak gösterilen iddiaların ise gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.
İddialardan biri, 301'in değişmesi isteğinin kaynağının Avrupa Birliği olduğudur.
Bu iddia tamamen yanlıştır.
O kaynak, Türkiye'nin içindedir. Yeni kanun çıkarılırken Avrupa Birliği'nden o maddenin taslağına bir itiraz olmamıştır. İlk itirazı yapan, Oktay Ekşi'nin başkanlığındaki Basın Konseyi'dir.
Orhan Erinç'in başkanlığındaki Gazeteciler Cemiyeti de, hükümet nezdinde aynı yönde bir girişim yapmıştır. Bunlara, aralarında eski İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan'ın, gazeteci hukukçu Fikret İlkiz'in, eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün görüşleri eklenmiştir.
Ama hükümet, bu itirazları dinlememiştir. Meclis'teki ana muhalefet de, anlaşılıyor ki, o itirazların farkına bile varmamıştır.
Eğer farkına varsaydı, partinin sayın genel başkanı, grup toplantısındaki o meşhur yanlışı yapar mıydı?
-"Kim istiyor bu 301'in değişmesi gereğini? Kim çıkardı bunu?" diye sorar mıydı?
Kimin çıkardığı belli işte...
Bunu Oktay Ekşi, Başbakan'a yazdığı mektupla da hatırlattı: TCK daha yürürlüğe girmeden önce, "AB dahil çeşitli çevreler o yapılan düzenlemeyi devrim sayıp överken", hükümet nezdindeki girişimlerini, 12 Mart 2005 günü o konuda yapılan toplantıyı, onu izleyen raporun hükümete takdimini, kronolojik olarak sıraladı...
Ana muhalefet partisinin bunları görmeyerek veya görmezlikten gelerek "Bu talebin kaynağı AB'dir" demesi, 301'in değişmemesi için bir neden olabilir mi?
* * *
Türkiye'deki basın kuruluşları ve bir-çok hukukçu, 301'in sakıncalarını, gerekçelerini de belirterek saptamış... Raporlar hazırlamış. Siz, politikacı olarak o raporlara göz atmaya bile gerek duymadan, "Madem bunu AB istiyor. Öyleyse ben bunun virgülüne dokundurtmam" diyorsunuz. Bu, düz mantıkla anlaşılabilecek bir tutum değildir.
Bu, ülke dışından gelen her sözü ('iki kere iki dört eder' sözü bile olsa), "Madem ki dışarıdan geliyor, öyleyse aleyhimizedir" diye reddetme gibi bir kompleksin sonucu mudur?
Ben buna ihtimal veremem. CHP yöneticileri ve sözcüleri, herhalde, öyle bir komplekse düşmeyecek kadar, bilgi ve birikim sahibidir.
Ancak, o zaman akla bir başka soru geliyor: CHP yönetiminin, partinin 50 küsur yıllık özgürlükçü çizgisini terk ettiği izlemini verecek şekilde ortaya çıkan bu '301 savunuculuğu', acaba düşünülüp taşınılıp hesaplanmış olan yeni bir politika adımı mıdır?
Veya, daha önce atılmış öteki adımlarla birlikte oluşturulmuş bir 'politika paketi'nin içindeki unsurlardan biri midir?
Bu konu üzerinde, daha sonra ayrıca duracağız.
Ama bu konu asıl, CHP'nin yetkili organlarınca enine boyuna konuşulması ve tartışılması gereken bir konudur.
Yani, çok ciddi bir konudur.
bu bölümü okuyorum ve aklim karisiyor.:lach:
fikir serbestligini kim destekliyor bu forumda? lütfen el kalksin:)
fikir serbestligi olsun diye, türklüge hakareti cezalandiran 301 maddenin kalkmasini kim istiyor bu forumda?
bu maddenin kalkmasini isteyenler, neden bu forumda fikir serbestligi icin adim atmiyor? veya türklüge hakareti cezalndiran 301 maddenin kalkmasini isteyenler, neden o zaman bu forumde türklere düpedüz küfür etmek yasak? demekki bu 301madde cok önemli degil mi?
eger fikir serbestligine önem verilmiyorsa bu forumda ve kovuyorsaniz birsini küfür etmedigi halde:confused: o zaman neden 301maddenin kalkmasini istiyorsunuz?
yani aklim karisiyor.
simdi baskasi bu forumda atamiza hakaret etse kovulur ve dogru bir karar. peki, neden o zaman 301 maddenin kalkmasini istiyorsunuz? o zaman o.pamuku ülkemden kim kovacak?
ülkemde ki bölücülere fikir serbestligini hak taniyorsunuz ama bu forumda (cok eski bir üyeci) tatar gibi bölücüyü kovuyorsunuz. o zaman neden istiyorsunuz bu maddenin kalkmasini?
yani politikcity ye önlem aliyorsunuz ama türkiye cumhuriyetinde yasayan bölücüler hakkinda fikir serbestliginden bahsediyorsunuz.
bu demek oluyorki kural olmayan yerde hep küfür cikar ve kurallar önemli. ama neden türklüge hakareti cezalndiran maddenin kalkmasini istiyorsunuz?
bakin, politikcity de kurallar var. o zaman bu kurallarida kaldirin. cünkü 301maddenin kalkmasini istiyorsunuz, dogru mu?
deryatulga
10.02.07, 22:33
bakin, politikcity de kurallar var. o zaman bu kurallarida kaldirin. cünkü 301maddenin kalkmasini istiyorsunuz, dogru mu?
Kisacik bir soru, hukuk diliyle anlatilan konulari anladigina emin micin, Türkce, Almanca veya baska bir dilde? Öyleyse bir zahmet Altan Öymen'in yazisini bastan oku! Zira bu düzeysiz tartismalar Forumun tadini kaciriyor!
Kritik am §301 und Kritik an der Verwendung dieses Paragraphen sollte differenziert betrachtet werden.
Der Paragraph an sich, soll die türkische Republik und ihre Organe schützen. Dies ist zum Beispiel sehr wichtig und deshalb bin ich dafür diesen Paragraphen dessen Zielsetzungen es auch in anderen Staaten in leicht veränderter Form als Gesetz gibt beibehalten wird.
Kritikwürdig ist hingegen die Anwendung vor allem durch die Staatsanwaltschaft. Hier sollte eine Kontrolle gesetzt werden, die verhindert dass es zu Missbrauch kommt. Siehe bspw. Dink und Pamuk.
Eigentlich ist dies auch durch Absatz 4 gewährleistet
§301 (4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
Eine gesunde Prise Nationalismus ist gut, wenn dieser aber zum radikalen Eifer wird und bei einigen Staatsanwälten ist dies erkennbar, wenn sie willkürlich §301 anwenden, sollte man um die Rechtsstaatlichkeit der Türkei nicht zu gefährden diese Gefahr beseitigen.
Dies ist im Sinne der Türkei. Nicht weil die EU oder die USA dies verlangen, sondern weil dies für die Türkei selber wichtig ist.
Ich sehe auch kein Problem in dem Inhalt des Gesetzes, sondern in der Auslegung und Anwendung. Gerade der letzte Satz besagt doch, dass Kritik erlaubt ist.
Ich finde die Parlamentarier hätten erst gar nicht diese Aktion oder Show starten sollen. Aber sie arbeiten halt für Deutschland. Es ist nicht haltbar seine Ermordung mit dem Gerichtsverfahren in Verbindung zu bringen- das ist einfach nur lächerlich. Es sei denn sie haben irgendwelche Geheimdienstinformationen, dass der Täter von einer Gruppe geschickt wurde. Solange dies für die Bevölkerung NICHT sichtbar ist, ist so ein Schreiben nonesense und gleicht einer lächerlichen Verschwörungstheorie. UND SELBST wenn dahinter ein paar Gruppen stecken ist es trotzdem weiterhin einfach nur unglaublich es auf das Gesetz zurückzuführen oder besser gesagt eine Verbindung aufzustellen. Das ist unglaublich.
Was haben sich diese Leute dabei nur gedacht?! Sie vertreten keine Logik, keine Bevölkerung, rein gar nichts.
TÜV-Türken, deren Daseinsberechtigung der Vertretung der Interessen ihrer Aufnahmegesellschaft ist.
Wenn 301 fällt, wie 312,141,163 und andere Paragrafen, wird der Spielraum der Verräter größer.
Zwar muss natürlich juristisch präzisiert werden und 301 nicht als Gummi-Paragraf für alles mögliche instrumentalisert werden, aber nicht wenigen abgeordneten geht es entweder um ideologische oder opportunistische ziele.
ich glaube, die stehen selber unter druck, würden sie bei dieser petition nicht unterschreiben, hoo, da wär was los!
ich wiederhole mich, wohlmöglich ist die wortwahl unglücklich, aber "beileidigung des türkentums" ist schlicht einfach das selbe, was wir in anderen gesetzgebungen in anderen ländern auch finden.
die frage ist lediglich, wie oder zu welchem urteil man kommt.
§ 130
Volksverhetzung
(1) Wer in einer Weise, die geeignet ist, den öffentlichen Frieden zu stören,
1.zum Haß gegen Teile der Bevölkerung aufstachelt oder zu Gewalt- oder Willkürmaßnahmen gegen sie auffordert oder 2.die Menschenwürde anderer dadurch angreift, daß er Teile der Bevölkerung beschimpft, böswillig verächtlich macht oder verleumdet,wird mit Freiheitsstrafe von drei Monaten bis zu fünf Jahren bestraft.
§ 186
Üble NachredeWer in Beziehung auf einen anderen eine Tatsache behauptet oder verbreitet, welche denselben verächtlich zu machen oder in der öffentlichen Meinung herabzuwürdigen geeignet ist, wird, wenn nicht diese Tatsache erweislich wahr ist, mit Freiheitsstrafe bis zu einem Jahr oder mit Geldstrafe und, wenn die Tat öffentlich oder durch Verbreiten von Schriften (§ 11 (http://dejure.org/gesetze/StGB/11.html) Abs. 3) begangen ist, mit Freiheitsstrafe bis zu zwei Jahren oder mit Geldstrafe bestraft.
Mit ein wenig Phantasie, kann man mit diesem Paragraphen durchaus eine Meinung bestrafen. Es muss lediglich die Weltanschauung des einzelnen Richters tangieren. D.h. würde ich permanent behaupten, die Deutschen erschiessen tagtäglich dutzende Afghanen am Hindukusch, ohne auf Quellen zu verweisen, habe ich ein Problem. Ich stachele einen erheblichen Teil der Bevölkerung auf. Meine Äußerungen müssen also Stichhaltig durchdacht sein. Vorallem dann, wenn ich im Rampenlicht stehe, so wie Orhan Pamuk. Cem Özdemir und Konsorten sollten zunächst mal auf die Franzosen einwirken, denn ihr Streben, ein Gesezt heraus zu bringen, das exakt das Gegenteilige bestrafen will, was Orhan Pamuk und Hrant Dink zum Verhängniss wurde, ist widersprüchlich.
Zu einer Aussage von Cem Özdemir möchte ich noch ein Kommentar abgeben.
SPIEGEL ONLINE: Wen vermuten Sie hinter dem Mord?
Özdemir: Ich vermute die Täter in der Ecke der Nationalisten. Selbst wenn man jetzt einen Jugendlichen als Mörder fassen sollte: Viel gefährlicher sind die ideologischen Hintermänner. Die Türkei muss endlich den Ultra-Nationalismus bekämpfen. Es wäre zu einfach, nur den Täter für den Mord verantwortlich zu machen. Alle, die Nationalismus geschürt und Hass gegen religiöse und ethnische Minderheiten verbreitet haben, sind mitschuldig. Übrigens auch nicht wenige Journalisten.
Solche Mutmaßungen, kann er sich sonst wohin...
Steinmeier uns sein Tiefer Staat sollte auch erwähnt werden. Wenn wir schon mal beim Spekulieren sind. Ach, wie ist es eigentlich mit Kanzler Kohl a.D.? Wieso sitzt er noch immer nicht im Knast, hat der tiefe Staat ihm etwa geholfen?
Cem Özdemir verkennt, das diese unsäglichen Forderungen an die Türkei uns zu Ultra-Nationalisten macht.
Nachschlag zu Özdemir.
Was bezweckte eigentlich Moritz Hunzinger, als er Cem Özdemir einen vergünstigten Kredit anbot. Tiefer Staat Herr Özdemir ist immer eine Auslegungssache. Moralapostel eben. Ma hü ma hot.
Vorwürfe gegen Moritz Hunzinger
In den vergangenen Jahren sind wiederholt Vorwürfe gegen Moritz Hunzinger laut geworden. In einem Fall von Insiderhandel (http://de.wikipedia.org/wiki/Insiderhandel), für welchen er rechtskräftig verurteilt wurde, ging es laut eigener Darstellung Hunzingers um weniger als 600 Euro. Am 3. Mai 2006 verurteilte das Amtsgericht Stuttgart Hunzinger wegen uneidlicher Falschaussage zu einer zehnmonatigen Bewährungsstrafe. Hunzinger will gegen seine Verurteilung Berufung einlegen.
Daneben wurden wiederholt Vorwürfe wegen möglicher Einflussnahme durch Spenden an alle deutschen Parteien im Deutschen Bundestag (http://de.wikipedia.org/wiki/Deutscher_Bundestag) sowie an einzelne Parteimitglieder gegen Hunzinger vorgebracht.
Das Verb "verhunzingern" wurde bei der Wahl für das Wort des Jahres (http://de.wikipedia.org/wiki/Wort_des_Jahres#Deutschland) 2002 auf den 8. Platz gewählt.
Kisacik bir soru, hukuk diliyle anlatilan konulari anladigina emin micin, Türkce, Almanca veya baska bir dilde? Öyleyse bir zahmet Altan Öymen'in yazisini bastan oku! Zira bu düzeysiz tartismalar Forumun tadini kaciriyor!
hocam anlamadiniz beni. "türklerin kani pistir veya soykirimi kabul etsinler türkler katildir" diyenler, o madde den yargilanirsa veya ülkemden kovulursa, galiba buna karsi cikiyorsunuz cünkü fikir serbestligi demi?
sadece bu soruma cevap verin cünkü merak ettim, ne yaparsiniz diye.
peki, politikcitye biri gelip "türklerin kani pistir veya soykirimi kabul etsinler, türkler katildir" böyle bir üyeciye karsi ne yaparsiniz? kovarsiniz demi? o zaman neden 301madde den rahatsiz olanlar var burda?
ayrica chp nin bu davranisina bende sasirdim fakat sorum chp degil.
altan öymenin yazisinda politikcity hakkinda ve size sorrmus oldugum sorunun yanitini bulamadim.
deryatulga
10.02.07, 23:48
hocam anlamadiniz beni. "türklerin kani pistir veya soykirimi kabul etsinler türkler katildir" diyenler, o madde den yargilanirsa veya ülkemden kovulursa, galiba buna karsi cikiyorsunuz cünkü fikir serbestligi demi?
sadece bu soruma cevap verin cünkü merak ettim, ne yaparsiniz diye.
peki, politikcitye biri gelip "türklerin kani pistir veya soykirimi kabul etsinler, türkler katildir" böyle bir üyeciye karsi ne yaparsiniz? kovarsiniz demi? o zaman neden 301madde den rahatsiz olanlar var burda?
ayrica chp nin bu davranisina bende sasirdim fakat sorum chp degil.
altan öymenin yazisinda politikcity hakkinda ve size sorrmus oldugum sorunun yanitini bulamadim.
a) O dedigin laflari etmek § 301 olmadan da yasakdi, bahane degil.
b) Kendi ülkenin vatandasini ne halt yerse yesin, bir yere kovamazsin, bu barbarca düsünce tarzini artik birakin. Milletlerarasi yasalar yasaklar bunu her seyden önce. Cezasi neyse kesersin, o da onu ülkesinde ceker.
c) Politikcity bir ülke veya devlet degil, sadece bir Internet Forum'u. Kendi evleri ne kadar onlara aitse, bu Forum da sahiplerine o kadar ait. Tamamiyle özel bir alan yani. Ayrica sanal alanda kovulmakla, gercek hayatta sürülmek arasinda daglar kadar fark var.
d) § 301 ceza hukukunun ne kadar ana kurali varsa hepsinin birden icine eden bir madde. Bastan asagi yeniden düzenlenerek yazilmasi gerekir.
Altan Öymen verilecek cevabi hem de cok genis olarak vermis ama, anlamak istemeyene kitap yazip da versen faydasi yok.
a) O dedigin laflari etmek § 301 olmadan da yasakdi, bahane degil.
b) Kendi ülkenin vatandasini ne halt yerse yesin, bir yere kovamazsin, bu barbarca düsünce tarzini artik birakin. Milletlerarasi yasalar yasaklar bunu her seyden önce. Cezasi neyse kesersin, o da onu ülkesinde ceker.
c) Politikcity bir ülke veya devlet degil, sadece bir Internet Forum'u. Kendi evleri ne kadar onlara aitse, bu Forum da sahiplerine o kadar ait. Tamamiyle özel bir alan yani. Ayrica sanal alanda kovulmakla, gercek hayatta sürülmek arasinda daglar kadar fark var.
d) § 301 ceza hukukunun ne kadar ana kurali varsa hepsinin birden icine eden bir madde. Bastan asagi yeniden düzenlenerek yazilmasi gerekir.
Altan Öymen verilecek cevabi hem de cok genis olarak vermis ama, anlamak istemeyene kitap yazip da versen faydasi yok.
ülkemden kovmak benim düsünce tarsim deegildir. sadece size sanal ve real örnegi verdim fakat kiiirmiziya boyadigim cok güzel bir cevap sagolun.
deryatulga
12.02.07, 12:49
http://www.akweb.de/ak_s/ak514/12.htm (http://www.akweb.de/ak_s/ak514/12.htm)
ak - analyse & kritik - Zeitung für linke Debatte und Praxis / Nr. 514 / 16.2.2007
Mordparagraph 301
Die tödlichen Folgen der türkischen Strafrechtsreform
Für den Mord an dem armenischen Journalisten Hrant Dink seien diejenigen verantwortlich, die den Paragraphen 301 geschaffen haben, sagte der Literaturnobelpreisträger Orhan Pamuk. Ähnlich äußerte sich der bekannte Kolumnist Mehmet Ali Birand. Auf der Trauerkundgebung in Istanbul trugen viele Teilnehmer Plakate mit der Aufschrift "Mordparagraph 301". Dieser stellt die "Beleidigung des Türkentums", der Republik sowie der Organe und Einrichtungen des Staates" unter Strafe. Hrant Dink war der Einzige, der aufgrund dieses Paragraphen rechtskräftig zu sechs Monaten Haft auf Bewährung verurteilt wurde - aus der Sicht faschistischer Kreise eine viel zu milde Strafe.
Bereits 2004 hatte die EU eine Reform des aus dem Jahre 1923 stammenden türkischen Strafrechts gefordert. Im Juni 2005 trat dann das neue Gesetzeswerk in Kraft: Strafen für Folter wurden verschärft, Völkermord, Menschenhandel und Verbrechen gegen die Menschlichkeit wurden neu ins Strafrecht aufgenommen. Auch Vergewaltigung in der Ehe sowie sexuelle Belästigung wurden strafbar. Günter Verheugen (SPD), der für die EU-Erweiterung verantwortliche Kommissar, lobte das neue Strafgesetz als "Jahrhundertwerk". Jetzt sei der Rechtsstaat gestärkt und die Meinungsfreiheit geschützt.
Die türkischen Journalistenverbände waren da ganz anderer Meinung, denn das angebliche Jahrhundertwerk enthält auch einige Paragraphen, die zu einer weiteren Einschränkung der Meinungs- und Pressefreiheit führen. "Die Tage, wenn man von der Türkei als dem weltgrößten Gefängnis für Journalisten sprechen wird, liegen erst noch vor uns", warnte der Vorsitzende des Journalistenverbandes, Oktay Eksi. In Brüssel fand diese Warnung kein Gehör. Nur wenige Monate nach der Einführung des neuen Strafrechts wurden Beitrittsverhandlungen mit der Türkei eingeleitet.
Die Hardliner in der Regierung Erdogan können mit dem reformierten Strafrecht genauso zufrieden sein wie die Militärs: Für die "Beleidigung des Staates und seiner Organe" sowie die Verletzung der "fundamentalen nationalen Interessen" sind Strafen von bis zu zehn Jahren Haft vorgesehen. In dem Kommentar zum Gesetzentwurf wurde schon deutlich, worauf die Strafbestimmung Anwendung finden sollte: Strafbar könnte sich danach machen, wer behauptet, es habe einen Völkermord an den Armeniern gegeben. Und die Forderung nach Abzug der türkischen Besatzungstruppen aus Nordzypern wird als Verstoß gegen die "fundamentalen nationalen Interessen" betrachtet.
Der Paragraph 301 sorgte schon bald für Aufsehen, weil er reaktionären Staatsanwälten die Möglichkeit bot, unliebsame Intellektuelle mit Prozessen einzuschüchtern und zum Schweigen zu bringen. Hrant Dink, Orhan Pamuk und Elif Shafak sind seine prominentesten Opfer. Alle drei wurden wegen Äußerungen im Zusammenhang mit dem Völkermord an den Armeniern angeklagt. In Gang gebracht wurden die Prozesse durch Kemal Kerincsiz, einen nationalistischen Rechtsanwalt. Für Unmut hatte Hrant Dink bereits 2002 gesorgt, als er kritisierte, dass die Schulkinder jeden Morgen vor Unterrichtsbeginn den Text der türkischen Hymne sprechen müssen. Darin ist vom Stolz auf die Zugehörigkeit zur "heroischen Rasse" die Rede; zudem enthält die Hymne den diskriminierenden Satz: "Glücklich ist, wer sich Türke nennt."
Als die Haftstrafe gegen Hrant Dink im Juli 2006 durch das höchste Berufungsgericht bestätigt wurde, zeigte sich EU-Kommissar Olli Rehn enttäuscht. Er forderte, dass die türkischen Behörden den Paragraphen 301 dringend ändern müssten, um die Meinungsfreiheit zu garantieren. Über 400 Intellektuelle, PublizistInnen, AnwältInnen und MenschenrechtsaktivistInnen protestierten in einer großen Anzeigenkampagne gegen die Einschränkung der Meinungsfreiheit. "Ich werde nicht schwiegen", sagte Hrant Dink nach der Entscheidung des Berufungsgerichts. Er wollte das Urteil vor dem Europäischen Gerichtshofs für Menschenrechte in Straßburg anfechten.
Die Unbeugsamkeit des unter den türkischen NationalistInnen verhassten Armeniers hat dann diejenigen auf den Plan gerufen, die sich für die kaltblütige Hinrichtung der Feinde des "Türkentums" zuständig fühlen. Was der Paragraph 301 nicht erreichen konnte, besorgten schließlich die faschistischen Killer, in diesem Fall eingeflogen aus der Schwarzmeerstadt Trabzon. Nach seiner Verhaftung posierte der mutmaßliche Mörder mit der türkischen Fahne und flankiert von zwei Polizisten vor der Kamera. Nichts konnte die Verantwortung des türkischen Staates für den Mord augenscheinlicher dokumentieren als diese Aufnahme. Nationalistische Fernsehsender präsentierten den Mörder als Nationalhelden, der die Bewährungsstrafe des Gerichts in eine Todesstrafe umgewandelt hatte - weil nur so die "Ehre der Türken" wieder hergestellt werden konnte. Auf die eindrucksvolle Trauerkundgebung in Istanbul folgte die nationalistische Gegenwelle: "Wir sind Türken, wir sind Mustafa Kemal", lauten seitdem die Parolen. Am liebsten hätten die faschistischen Anwälte und Staatsanwälte die 100.000 Menschen, die zumindest für einen Tag ArmenierInnen sein wollten, allesamt wegen "Beleidigung des Türkentums" angeklagt.
Der Mörder wird zum Nationalhelden gemacht
In der Türkei herrsche eine "Lynch-Kultur", beklagte die Bestsellerautorin Elif Shafak. Die in Straßburg geborene Tochter einer türkischen Diplomatin gehört ebenfalls zu den Opfern des Paragraphen 301. In Shafaks Roman "Vater und Hurenkind" fanden die aufmerksamen Wächter des "Türkentums" einen Satz, der ihnen für eine Anklage reichte: "Ich stamme aus einer Familie, deren gesamte Verwandtschaft 1915 von den Türken abgeschlachtet worden ist, ich habe gelernt, meine Herkunft zu verleugnen, und mir wurde beigebracht, dass es keinen Völkermord gegeben hat", so die Worte einer Romanfigur. Der Richter stellte das Verfahren allerdings ein, weil er keine Beweise für eine Straftat erkennen konnte.
Auch Orhan Pamuk, Träger des Friedenspreises des Deutschen Buchhandels und Literaturnobelpreisträger, kam wegen "Beleidigung des Türkentums" vor Gericht. Gegenüber einer schweizerischen Zeitung hatte er gesagt: "Man hat hier 30.000 Kurden umgebracht. Und eine Million Armenier. Und fast niemand traut sich, das zu erwähnen." Der Prozess gegen Orhan Pamuk sorgte für viel Wirbel. So beobachtete eine Delegation des Europäischen Parlaments das Verfahren. Selbst deren Mitglieder waren vor der aufgebrachten Menge türkischer Faschisten nicht sicher; der frühere britische Europaminister Denis MacShane erklärte, er sei beim Betreten des Gerichtssaals geschlagen worden und werde deshalb Beschwerde einreichen. EU-Kommissar Olli Rehn erklärte den Prozess gegen Pamuk zum Lackmustest für die Türkei: Es sei eine Gelegenheit, einen positiven Präzedenzfall zu schaffen. Tatsächlich wurde das Verfahren gegen Pamuk später eingestellt, denn eine Verurteilung hätte die bevorstehende Entscheidung über die Aufnahme von Beitrittsverhandlungen möglicherweise negativ beeinflusst. Shafak und Pamuk kamen also glimpflich davon. Hrant Dink, der Armenier, aber nicht.
Das türkische Strafgesetzbuch enthält zahlreiche Paragraphen, die harmloser klingen und weniger bekannt sind als der Paragraph 301, die aber ebenfalls zur Kriminalisierung von kritischen Intellektuellen und JournalistInnen dienen. Unangenehme Erfahrungen mit der türkischen Justiz hat auch der Verleger Ragip Zarakolu gemacht. In seinem Verlag sind die meisten der Bücher zum Thema Armenien und Völkermord erschienen. Das Tagebuch eines Armeniers, der die Zerstörung der Hafenstadt Izmir miterlebte, bescherte Zarakolu genauso eine Anklage wie das Buch eines armenischen Autors, der in England lebt. Nach Auffassung der Staatsanwaltschaft werden in diesen beiden Büchern die Republik und ihr Gründer Mustafa Kemal Atatürk beleidigt. Ragip Zarakolu, der zum Freundeskreis Hrant Dinks gehört, zählt derzeit zu den am meisten bedrohten Intellektuellen.
Sicher werden nach dem Mord an Hrant Dink die Forderungen nach einer Abschaffung des Paragraphen 301 lauter werden. Erdogan wird diesem Druck, der vor allem aus Brüssel kommen wird, aber nicht einfach nachgeben können - in der Türkei stehen dieses Jahr wichtige Wahlen bevor, und diese sind nicht mit den Stimmen der 100.000 zu gewinnen, die am Trauermarsch für den ermordeten armenischen Journalisten teilgenommen haben. Doch selbst eine völlige Abschaffung des Paragraphen 301 und anderer Paragraphen, die die Meinungs- und Pressefreiheit einschränken, bietet keine Gewähr dafür, dass die politischen Morde ein Ende finden.
Wie der Chefredakteur der linksliberalen Tageszeitung Radikal feststellte, war der Mord an Hrant Dink ein "rassistisches Verbrechen": "In erster Linie haben sie Hrant Dink umgebracht, weil er Armenier war, und erst in zweiter Linie deshalb, weil er anders dachte als sie." Auch Yasar Kemal, der wohl berühmteste Autor der Türkei, der sich in letzter Zeit auch politisch zu Wort meldet, nannte mit ungewohnter Deutlichkeit das eigentliche Problem beim Namen: "In der Türkei herrscht Rassismus wie in kaum einem anderen Land der Welt."
Dieser Rassismus wird auch durch einige Änderungen des Strafgesetzbuches nicht einfach aus der Welt zu schaffen sein. Dafür bedarf es tief greifender gesellschaftlicher und politischer Veränderungen, und diese müssen völlig unabhängig von der Frage eines EU-Beitritts stattfinden. Ob ausgerechtet der Tod eines Armeniers den Anstoß dafür geben kann, ist fraglich.
Toros Sarian
Tja wenn ein Armenier über Meiningsfreiheit in der Türkei laviert kommt sowas bei rum.
deryatulga
12.02.07, 14:06
Tja wenn ein Armenier über Meiningsfreiheit in der Türkei laviert kommt sowas bei rum.
Canak tutmayacaksin, mesele o! Yoksa bu herif Gust'un basyardimcisi olarak daha neler bulur cikartir.
Canak tutmayacaksin, mesele o! Yoksa bu herif Gust'un basyardimcisi olarak daha neler bulur cikartir.
Her zaman da bunu diyorum. Sen kaleni bos birakirsan karsindaki gol atti diye sikayet etme hakkin yoktur.
Tja wenn ein Armenier über Meiningsfreiheit in der Türkei laviert kommt sowas bei rum.
deren schwerpunkt scheint immer noch die türkei zu sein, ich frage mich allerdings, warum sie nicht ihr liebgewonnenes armenien ansatzweise kritisieren, da gebe es doch so einiges zu erwähnen!?
nachschlag:
während der verfasser, einige türkei-kritischen, türkische intellektuelle zum zitieren findet, hat er nicht einmal einen einzigen armenier vorzuweisen, die sich wagen, armenien zu kritisieren.
wohlmöglich liegt es einfach daran, das sie keine nestbeschmutzer unter sich haben, oder aber (eher wahrscheinlich), sie werden von vornherein mundtot gemacht. im übrigen, heute ist hrant dink für sie ein märtyrer, vor seinem ableben haben sie ihn aber zum teufel gejagt. diese ewigen heuchler sollte man mal fragen, wie sie dazu stehen, das armenien 1mill. azeris vertrieben hat. anschließend sollte man auch die frage des genozid´s an den azeris nicht unterschlagen, mal sehen, in was für blumigen worten dieser troll alles rechtfertigt, solange es nicht von den türken stammt.
deryatulga
13.02.07, 12:30
http://image.haber7.com/columnist/281.gifCHP'nin Milliyetçiliği...13 Şubat 2007
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
CHP'nin Milliyetçiliği...
Bugünlerde en çok tartışılan konu TCK 'nin 301 . maddesi ve "Türklük" kavramı...
301. maddenin tartışılması özellikle Türk-İslam sentezine dayalı "Milliyetçi-Mukaddesatçı" kesimin işine yarıyor, buradan yola çıkılarak şöyle deniliyor:
"Türklüğe hakaret edenlerin önüne geçilmeyecek mi?"
Hrant Dink cinayetinden sonra eline bayrak alan, "Türk" oldukları aklına gelen ırkçılar "Türk ulusu" kavramını bir kenara itiyorlar...
Orhan Erinç , bu konuyu gündeme getirdi bir yazısında...
Dedi ki:
"Sanırım ki CHP'liler ve Atatürkçü olduklarına inandıklarımız olaya biraz uzaktan bakıyorlar. Madde gerekçesinde yer alan ve bir kısmını yukarıya aldığım 'Türklük' kavramının, aslında Türk-İslam sentezcilerinin Türk tanımını yansıttığı akıllarına gelmiyor. Bu tanımın, Türk'ü 'Türkçe konuşan Müslümanlar' olarak görmekte olduğunu algılamak istemiyorlar. Yine bu tanıma göre Hıristiyan, Şaman, Budist ve Hint dinlerindeki Türklerin Türk sayılmamakta olduğuna dikkat etmiyorlar. Yani Türkler içinde de ayrımcılık yapılmasını olağan karşılıyorlar.
Ben yazmaktan, sizler okumaktan bıktınız. Aklı başında kimse 'Türk milletine hakaret edilmesinin' yolunun açılmasını savunmuyor.
Yasa maddesinin bu kavramlara göre yeniden düzenlenmesini istiyor."
Orhan Erinç'in de değindiği gibi "Türklük" kavramı, Türk-İslam sentezcilerinin "Türk" tanımıdır... Onların Türk tanımı şöyledir:
"Türk Müslümandır. Başka dinlerde olan Türkler Müslüman değildir."
Yaşadığımız topraklarda Türkler, Kürtler, Süryaniler, Aleviler, Rumlar, Ermeniler yaşasa da sadece onların içinde "Türk" olanlar Sünni Müslüman "Türkler" dir.
***
Bu anlayış Türkiye 'yi nereye götürür?
Bu arada CHP 'lilere seslenmek istiyorum...
CHP'nin altı okundan birisi "milliyetçilik" tir...
"Türkiye Cumhuriyeti din, dil, ırk ve etnik köken temelleri üzerinde değil, siyasal bilinç ve ideal beraberliği zemininde kurulmuştur. Milliyetçilik ırka indirgenemez..."
Bu ne demektir?
CHP'nin milliyetçiliği çoğulculuğun karşıtı değildir. Aynı zamanda ayrışma değil, bütünleşme içerir. Tüm alt etnik ve kültürel kimliklere saygılıdır. Hangi kökenden gelirse gelsin, hangi dili konuşursa konuşsun , hangi inancı paylaşırsa paylaşsın, tüm yurttaşlar hukuken eşittir. Herkes ülkenin asıl sahibidir...
CHP'nin milliyetçilik anlayışında, Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan tüm yurttaşların birliği ve güvenliğinin ; ülkenin bağımsızlığı ve egemenliğinin, Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve haklarının koşulsuz olarak korunması öngürülür...
Ben bunları 1999 yılında CHP 'li üyelere dağıtılan "CHP Programı Eğitim El Kitapçığı" ndan aldım...
301. madde tartışmalarında CHP'liler nedense "Türklüğe hakaret" in aynen yerinde kalmasını savunup "Türk milletine hakaret" olarak değiştirilmesine karşı çıkıyorlar.
O zaman ne oluyor?
CHP Türk-İslam sentezine dayalı Milliyetçi-Mukaddesatçı düşünceyle aynı çizgiye geliyor.
İşte tam bu sırada insanın aklına şöyle bir soru takılıyor:
" Atatürk 'ün insan odaklı hümanist kültürünü; evrensel hukuk anlayışını bugün ırka dayalı bir milliyetçilikle nereye kadar taşıyabiliriz?"
Türkiye'nin gereksinimi olan evrensel, demokratik, laik kültür son otuz-kırk yıllık süreçte ufalanıp yok olmuştur...
Sanırım başta CHP olmak üzere pek çok siyasal oluşum bu gerçeği görmemektedir...
Hümanist kültürün giderek yok olduğu , dinsel kimliğin, ırkçı milliyetçiliğin, eğitimsizliğin ise ivme kazandığı yoksul kesimlerin gençleri giderek lümpenleşmektedir...
***
Özellikle sosyal demokratların bu gerçeği görmeleri gerekir...
301. madde tartışmaları, "Türklük" kavramı, bu çevrelerin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelir...
Orhan Erinç gibi ben de 301. maddeyle ilgili tartışmaları hayretle ve dehşetle izliyorum...
CHP sözcülerinin açıklamaları, genelde 301. maddede olmayan biçimiyle "Türk milletine hakaret" kavramı üzerine kurularak değişikliğe karşı çıkılıyor...
Maddedeki "Türklük" kavramının gerekçede "Bu varlık Türk milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumu da kapsar" tanımıyla yapılmış olduğunu görmezden geliyorlar.
CHP'liler ısrarla yine 301. maddedeki "aşağılama" suçunu, "hakaret" suçu varsayarak tıpkı Milliyetçi-Mukaddesatçılar gibi gündeme getirmekten vazgeçmiyorlar... .
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.co m.tr (hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.c om.tr?subject=YoreNet%20e-MEDYA%2013.02.2007-Gazete-)
Faks numaramız: 0212/ 343 72 69
Staaten schützen, was sie für Schützenswert halten. Die Umstände, die Weltanschauung sind massgebend. Gerechtigkeit ist kein definierter Wert an sich und sollte bei Seite gelegt werden.
Hier mal eine Reaktion der Schwitzer, gegen die Meinungsmacher im eigenen Land. Wohlmöglich geht von ihnen eine besondere Gefahr aus.
http://www.spiegel.de/politik/ausland/0,1518,466218,00.html
Harte Gangart gegen die Journalisten
Die Schweizer Regierung schlug umgehend eine harte Gangart ein. Es galt die undichte Stelle - den "Verräter", wie der Vorsitzende des parlamentarischen Kontrollgremiums der Geheimdienste sagte - im Verteidigungsministerium auszumachen. Und es galt ein Exempel gegen die Presse zu statuieren, die "wissentlich und willentlich" das Geheimpapier veröffentlicht hatte. Führende Militärs drohten den Autoren des Artikels, Sandro Brotz und Beat Jost, und dem verantwortlichen Chefredakteur Christoph Grenacher "gravierende Konsequenzen" an.
ist das der Tiefenstaat Schweiz?
Unterstützung von OSZE und Reporter ohne Grenzen
Internationale Stellen unterstützen die Schweizer Journalisten. Miklos Haraszti, OSZE-Beauftragter für Medienfreiheit, beschwert sich in einem Brief an Schweizer Bundesräte über zwei Mängel im schweizerischen Strafrecht. Dieses trage nur den Geheimhaltungsbedürfnissen des Staates Rechnung, nicht aber dem Anspruch der Öffentlichkeit auf Information. Außerdem mache es keinen Unterschied zwischen Amtspersonen, die vertraglich zur Diskretion verpflichtet sind, und Außenstehenden, die Indiskretionen weiterberichten.
Reporter ohne Grenzen fordern in einem offenen Brief an den Schweizer Justizminister Christoph Blocher, die Behörden dürften nicht Medienschaffende bestrafen, die ihrer Pflicht nachkamen, die Öffentlichkeit zu informieren. Brotz sagt, man frage sich, ob in der Schweiz etwas mit der Pressefreiheit nicht stimme, wenn Organisationen wie Reporter ohne Grenzen, die sonst in Burkina Faso oder Swaziland aktiv würden, plötzlich die Schweiz kritisierten.
Hoppla, was tut sich da in der Schweiz? Wo bleibt die Verständniss für Demokratie?
Fazit: Jeder Staat auf Erden besitzt Instrumente, die öffentliche Meinung anzugreifen. Dazu brauchen die nicht einmal den §301.
Bence 301.Madde degismemeli.
Agos yazarı Engin: Hakkımdaki 301 soruşturması komik
Agos gazetesi yazarı Aydın Engin, TCKnın 301. maddesini ihlal ettiği gerekçesi ile hakkında açılan soruşturmanın 2007 Türkiyesine yakışmadığını söyledi. Engin, 301. maddenin değiştirilmesi Ankarada görüşülürken, 301. ihlal ettiğim gerekçesiyle ifade vermek komik" dedi.
Gazeteci yazar Aydın Engin, Agos gazetesinin 5 Ocak tarihli sayısında yayınlanan "Yeni Yıl Yazısı Gibi" başlıklı yazısında Türk Ceza Kanununun (TCK) 301. maddesini ihlal ettiği gerekçesi ile bugün Şişli Adliyesinde gelerek ifade verdi. Adliye çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Engin, Recep Akkuş isimli şahsın 9 Ocak günü 301. madde kapsamında kendisi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirtti. Engin, "Yeni Yıl Yazısı Gibi" başlıklı yazısının yanlış anlaşılması mümkün olayan bir yazı" olduğunun altını çizerek, Ya inadına ya da kültür düzeyi düşük olduğu için yapılan başvuru sonucu 301. maddeyi ihlal ettiğime dair soruşturma açıldı. Bana sorarsınız savcının bu suç duyurusunu gördüğünde çöp kutusuna atması gerekirdi" diye konuştu.
Bu konuda bir gazeteciye soruşturma açılmasının utanç verici" ve 2007 Türkiyesine yakışmayan bir durum olduğunu ifade eden Engin, Çok komik ve trajik bir durum söz konusu. 301. maddenin Ankara da değiştirilmesi görüşülürken, siyasiler bununla ilgili açıklama yaparken 301. ihlal ettiğim gerekçesiyle ifade vermek komik" dedi. 301. madde kaldırılmadıkça fikir insanlarının tehdit altında olacağını savunun Engin, konuya ilişkin suç duyurusunun daha önce ihbarcı grup içindeki bir şahıs" tarafından yapıldığına dikkat çekti.
Engin, yazıyı Hrant Dink öldürülmeden önce kaleme aldığını ve yazısında siyasetçilerin düşünce özgürlüğünün önüne zincir örmemesi gerektiğini anlattığını dile getirdi. Engin, şunları söyledi:
Umarım soruşturma sonucu dava açılmaz. Bu benim yazdığım ironik bir yazıydı. Mizahi yazı yazmanın riskleri var Türkiyede. Siyasiler düşünce özgürlüğünün önüne zincir örmemesi gerektiğini anlattığım yazımda, ben (Fransaya gidip Ermeni soykırımı yoktur desem bu yasayı çıkaracak Fransız hükümeti bana o yüzden ceza verecek. Ben Türkiyeye geldiğim de Ermeni soykırımı vardır desem bana yine ceza verilebilir) dedim. Dediğim gibi siyasiler düşünce özgürlüğünün önüne zincir örmemeli. 2007 Türkiyesine yakışmıyor." (ANKA)
www.milliyet.com.tr
deryatulga
07.07.07, 10:07
Türklüğü aşağılamak (1) Hrantın duruşmasında ebatları hayli büyük iki öküz adliyenin güvenlik kapısından içeri girerken, müdahillerden biri dışarı çıkmak üzereydi. Güvenlik kapısına adım atarken öküzlerin daha iri olanı akıldan yoksun bedenini kapıya koydu ve mağdure kendisini güç bela yana çekebildi. Öküz onu ezerek aşağıladığını düşünüyordu. Ancak müdahil mağdure her zamanki asaleti ile iki adet öküze yol verdi. Sonra da sessizce kapıdan çıktı. Çok üzgünüm dedim ona... Üzülme görmemişlerdir bilerek yapmazlar dedi. Ruhum ezildi.
Allah insana düşmanın da centilmenini nasip etsin. Bana biri bir yazarı sinsice ve en kalleş pusu ile öldürüp, mahkemesine gelmiş eşini utanç verici bir edepsizlikle taciz etmeye çalışanların Türklüğü nasıl yücelttiğini anlatsın. Ruhları olmadığı için karşılarındakinin kıskandıkları ruhlarını barbarlıkla ezmeye çalışanların Türklüğü nasıl yücelttiğini anlatsın. Anlıyorlarsa eğer?
Hrantın mahkemesinde bir kadrolu kışkırtıcı Şehit cenazeleri diye bağırdı. Düşündüğü için ölen birinin, savaştığı için ölen birinin müsebbibi olduğunu ima ediyordu. Kahpe felek. Toprağımızda aklı besleyen çinko madeni eksik olduğu için ne acı ki Türk olmak bunlara kalıyor...
Şehir terbiyesi gereği; söylemekten imtina ettiğim bir durumu tek kereliğine kadrolu edepsizlerle aramızdaki uçurumu göstermek için yazıyorum. (Affınıza) Kadrolu kışkırtıcılar Türk olmayı hakaret ve küfür etmek seviyesine indirirlerken, insanlık suçu terörle sakat kalmış, sakatlık sonrası bakımı yapılmamış onlarca askerin ve güvenlik görevlisinin bedenlerindeki sıkıntıları onarmak üzere, düşman gavurların bulduğu protez, tıbbı mucizeler ve occupational therapy gereçlerini temin ettik.
Onların çocuklarından rastlayabildiğimiz ve gücümüzün yettiklerine kendi mütevazı çapımızda eğitim sağladık. Bu katkıların en yüksek ortağı da fedakarlıklarını konuşmaktan nefret eden kardeşim Hranttı... Bu yazıyı okuyorsa bana çok kırılmıştır. Ama bunları söylemeye söylemeye çinkosuzlara Türk olmayı teslim ediyoruz. Bizim defterimizde 12 Eylülde arazi anlaşmazlığı nedeniyle idam edilmiş dört köylü kardeşten geriye kalan tek çocukla, Şırnakta gözünü ve bacağını kaybetmiş asteğmen, Ağrılı aile reisi ilkokul öğrencisi kızımız ve bombada kolunu kaybetmiş asker çocuk, ölüm oruçlarında sakat kalmış F tipi mahkûmu birlikte yazılıdır.
Kadrolu kışkırtıcılar arasında occupational therapy ne demek bilen var mı? Bahse giriyorum bir adet çıkmaz. Yasin Hayal bombayı patlatırken sakat kalsaydı, bomba rehberliği yapanlar değil, bizler gibi insanlardan destek alacaktı. Ve üstelik de kimse bilmeden... Minnettarlık mecburiyeti ile ruhunu ezmeden..
Hadi maaşlarımızı nerelere harcadığımızı açıklayalım? Bomba mı satın alıyoruz, çaresiz olanlara çare mi? Kolu olmayan birine rahat yaşayabilmesi için yapışkan ev aletleri almak mı daha gurur verici, kol koparacak bombalar satın almak mı? Cevabımız Türklüğün nasıl aşağılandığının da cevabıdır. Türklük edepsiz kadrolu kışkırtıcılarla yüceltilemiyor ne yazık ki!
Yaptıklarımızı açıklamanın ve başa kalkmanın çok utanç verici olduğunu biliyorum. Ama itiraf edeyim ki kadrolu kışkırtıcılara yenildim. Yazmadan edemedim.
04.07.2007http://www.stargazete.com/images/spacer.gif
Zeyreki sana nasil ayna tutmus degil mi? Sana bundan sonra "Cinkosuz Zeyreki" mi desek acaba?
deryatulga
07.07.07, 10:26
Türklüğü aşağılamak 2 Adını hiç bilmediğim bir BBP yönetici ile birlikte bir TV programına çıkmıştım. Şehitlerden söz ediyordu. Ona terörden sakat kalanların sayısını ve onlar için ne yaptığını sordum. Konuyla ne ilgisi var dedi. Başka bir cevabı yoktu.
Tahrana giderseniz bir milyon insanın öldüğü, dört milyon insanın sakat kaldığı savaştan geriye duvarlarda dev şehit posterlerinin asılı olduğunu görürsünüz. Caddelerde tek bir sakat eski asker göremezsiniz. Onlar evlerin gözlerden ırak en kuytu köşelerine saklanmışlardır. Çünkü kapalı rejimler ölü sever gazi değil. Bu da çinkosu eksik toplumlarda çok işe yarar. Bir Allahın kulu İranlı da Şehitlere saygımız büyük ama kalan gazilerim nerede diye sormaz. Uyuşturulmuş gibi daha büyük şehit posterleri asarlar.
Çünkü kalanları sevmek çok pahalıdır. Dertlerine çare bulmak, zaman vermek, emek harcamak, daha iyi bir hayat sağlamak için bilimden yararlanmak, buluşlar yapmak gerek. Çok sıkıntılı, üstelik bunca emeği kimse görmeyecek, taltif edilmeyeceksin. Onun yerine en iyisi hakaret ve küfür et. Hem Türk olmayı tekeline alırsın, hem de rejimi bütün pislikleri ile sürdürürsün. Zaten zekâ ve zarafetten muaf ahalide anlayacak algılayacak hal yok. En iyisi yedir gitsin. Aç bebeklere yalancı emzik veren yoksul anneler gibi durumu kurtar.
Düşündüğü için ölenlerle savaştığı için ölenler arasındaki farkı anlamayıp, savaştığı için ölenleri düşündüğü için ölenlerin muadili saymak asıl Türklüğü aşağılamaktır. Asıl, katillerin şehit askerlerimizin adlarını ağızlarına almaları Türklüğü aşağılamaktır.
Dünya edebiyatının en büyük vatan şairi Nazım Hikmet ülkemizin en ünlü vatan hainidir. Okumaz yazmaz ve anlamaz ahali için duvar küfürlerinden oluşan pelitli edebiyatından söz etmiyorum. Basbayağı dünya edebiyatından.. Asıl bütün dünyaya vatan sevmeyi öğretmiş bir şairi vatan haini saymak Türklüğü aşağılamaktır.
Dünyanın en beceriksiz kiralık katili ulusal kahramanımızdır. Asıl Papayı vurmak için komünist gizli servislerinden para almış, vuramayıp bizim komünizm karşıtı gizli servislerimizin ikonu Ağca ve benzerlerini bize yakıştırmak Türklüğü aşağılamaktır.
Asıl, dünyanın en güzel şehri İstanbuldan azınlık vatandaşlarımızı ahlaksız rejim stratejileri ile bir gecede bin bir acı ile kovup, onlardan kalan dünya ressamlarının tablolarına ilham olan semtleri tinercilere, fahişelere, mafyaya teslim edenler Türklüğü aşağılamışlardır. Cenneti bataklığa çevirip işin içinden çıkamayıp, kapı kapı bu semtlerdeki evleri satın alıp ihya edecek yabancı arayanlar Türklüğü aşağılamışlardır. Asıl İstanbulu nasıl çöl bataklığına çevirdiğini göstermek Türklüğü aşağılamaktır.
Bir yazarı sadece düşündüğü için öldürebilecek ruhu bedenlerinden alınmışların Hrant Dink duruşmasındaki hallerinden çok utandım. Bizim istihbaratçılara çok acıdım. Çalıştıkları adamlara bakar mısınız? Belki de haklıdırlar, bir keresinde Başbakan ciddi görevlere liyakati olmayanların atanması ile ilgili eleştirildiğinde Nereden kadro getirelim. Elimizdekilerin en iyisi bunlar demişti. Ne yapsın istihbaratçılar, belki de ellerindekinin en iyisi bunlar. Ama bunları ortaya çıkarmak Türklüğü aşağılıyor.
07.07.2007http://www.stargazete.com/images/spacer.gif
eyup_gokhan
07.07.07, 13:16
Hocam iyi de bu Ayse Önal da cok matah biri degildir hani. Her iki yazisi da, Edip Özbas ile ciktigi programdaki incileri de gayet güzel cevaplandirilabilir. (O programa BBP'den halim-selim Avukat Edip bey degil de Hakki Öznur yahut Mustafa Calik cikaydi da görseydik Ayse hanimin havasini) Biliyorum siz öbür forumda hakaretlerle karisik sacma sapan saldiranlara cevap niteligi tasiyor diye göndermissiniz bu mesaji ama Ayse Önal da bunlarin baska bir türü. Sosyalist-liberal soslu mukaddesat ve devlet düsmanligina güzel bir örnektir bu hanim. Ve iflah olmaz bir milliyetcilik, hatta Türklük rahatsizligi vardir.
Tabii ona malzeme verenler, böyle sakimasina müsait icraatlari olanlar utansin.
eyup_gokhan
07.07.07, 13:24
öfff.
Biz usandik, Hikmet Cetinkaya gibiler usanmadi bu bahisten.
Milliyetciligi irka dayayan kimmis bir bilsek... gecen bu forumda öyle bir sey yapmaya kalkisti biri de milliyetciler tarafindan "linc" edildi. Ulusalciligi dinsizlige dayayan vardir bu topraklarda ama milliyetciligi irka dayayani pek bilmez bu cografya...
Geri kalan zirvalara cevap vermeye dahi üseniyorum. Bunlarin soyu da, etkisi de tükeniyor artik. Devir "bizim" devrimiz.
http://image.haber7.com/columnist/281.gifCHP'nin Milliyetçiliği...13 Şubat 2007
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
CHP'nin Milliyetçiliği...
Bugünlerde en çok tartışılan konu TCK 'nin 301 . maddesi ve "Türklük" kavramı...
301. maddenin tartışılması özellikle Türk-İslam sentezine dayalı "Milliyetçi-Mukaddesatçı" kesimin işine yarıyor, buradan yola çıkılarak şöyle deniliyor:
"Türklüğe hakaret edenlerin önüne geçilmeyecek mi?"
Hrant Dink cinayetinden sonra eline bayrak alan, "Türk" oldukları aklına gelen ırkçılar "Türk ulusu" kavramını bir kenara itiyorlar...
Orhan Erinç , bu konuyu gündeme getirdi bir yazısında...
Dedi ki:
"Sanırım ki CHP'liler ve Atatürkçü olduklarına inandıklarımız olaya biraz uzaktan bakıyorlar. Madde gerekçesinde yer alan ve bir kısmını yukarıya aldığım 'Türklük' kavramının, aslında Türk-İslam sentezcilerinin Türk tanımını yansıttığı akıllarına gelmiyor. Bu tanımın, Türk'ü 'Türkçe konuşan Müslümanlar' olarak görmekte olduğunu algılamak istemiyorlar. Yine bu tanıma göre Hıristiyan, Şaman, Budist ve Hint dinlerindeki Türklerin Türk sayılmamakta olduğuna dikkat etmiyorlar. Yani Türkler içinde de ayrımcılık yapılmasını olağan karşılıyorlar.
Ben yazmaktan, sizler okumaktan bıktınız. Aklı başında kimse 'Türk milletine hakaret edilmesinin' yolunun açılmasını savunmuyor.
Yasa maddesinin bu kavramlara göre yeniden düzenlenmesini istiyor."
Orhan Erinç'in de değindiği gibi "Türklük" kavramı, Türk-İslam sentezcilerinin "Türk" tanımıdır... Onların Türk tanımı şöyledir:
"Türk Müslümandır. Başka dinlerde olan Türkler Müslüman değildir."
Yaşadığımız topraklarda Türkler, Kürtler, Süryaniler, Aleviler, Rumlar, Ermeniler yaşasa da sadece onların içinde "Türk" olanlar Sünni Müslüman "Türkler" dir.
***
Bu anlayış Türkiye 'yi nereye götürür?
Bu arada CHP 'lilere seslenmek istiyorum...
CHP'nin altı okundan birisi "milliyetçilik" tir...
"Türkiye Cumhuriyeti din, dil, ırk ve etnik köken temelleri üzerinde değil, siyasal bilinç ve ideal beraberliği zemininde kurulmuştur. Milliyetçilik ırka indirgenemez..."
Bu ne demektir?
CHP'nin milliyetçiliği çoğulculuğun karşıtı değildir. Aynı zamanda ayrışma değil, bütünleşme içerir. Tüm alt etnik ve kültürel kimliklere saygılıdır. Hangi kökenden gelirse gelsin, hangi dili konuşursa konuşsun , hangi inancı paylaşırsa paylaşsın, tüm yurttaşlar hukuken eşittir. Herkes ülkenin asıl sahibidir...
CHP'nin milliyetçilik anlayışında, Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan tüm yurttaşların birliği ve güvenliğinin ; ülkenin bağımsızlığı ve egemenliğinin, Türkiye'nin toprak bütünlüğü ve haklarının koşulsuz olarak korunması öngürülür...
Ben bunları 1999 yılında CHP 'li üyelere dağıtılan "CHP Programı Eğitim El Kitapçığı" ndan aldım...
301. madde tartışmalarında CHP'liler nedense "Türklüğe hakaret" in aynen yerinde kalmasını savunup "Türk milletine hakaret" olarak değiştirilmesine karşı çıkıyorlar.
O zaman ne oluyor?
CHP Türk-İslam sentezine dayalı Milliyetçi-Mukaddesatçı düşünceyle aynı çizgiye geliyor.
İşte tam bu sırada insanın aklına şöyle bir soru takılıyor:
" Atatürk 'ün insan odaklı hümanist kültürünü; evrensel hukuk anlayışını bugün ırka dayalı bir milliyetçilikle nereye kadar taşıyabiliriz?"
Türkiye'nin gereksinimi olan evrensel, demokratik, laik kültür son otuz-kırk yıllık süreçte ufalanıp yok olmuştur...
Sanırım başta CHP olmak üzere pek çok siyasal oluşum bu gerçeği görmemektedir...
Hümanist kültürün giderek yok olduğu , dinsel kimliğin, ırkçı milliyetçiliğin, eğitimsizliğin ise ivme kazandığı yoksul kesimlerin gençleri giderek lümpenleşmektedir...
***
Özellikle sosyal demokratların bu gerçeği görmeleri gerekir...
301. madde tartışmaları, "Türklük" kavramı, bu çevrelerin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelir...
Orhan Erinç gibi ben de 301. maddeyle ilgili tartışmaları hayretle ve dehşetle izliyorum...
CHP sözcülerinin açıklamaları, genelde 301. maddede olmayan biçimiyle "Türk milletine hakaret" kavramı üzerine kurularak değişikliğe karşı çıkılıyor...
Maddedeki "Türklük" kavramının gerekçede "Bu varlık Türk milleti kavramından geniştir ve Türkiye dışında yaşayan ve aynı kültürün iştirakçileri olan toplumu da kapsar" tanımıyla yapılmış olduğunu görmezden geliyorlar.
CHP'liler ısrarla yine 301. maddedeki "aşağılama" suçunu, "hakaret" suçu varsayarak tıpkı Milliyetçi-Mukaddesatçılar gibi gündeme getirmekten vazgeçmiyorlar... .
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.co m.tr
Faks numaramız: 0212/ 343 72 69
deryatulga
07.07.07, 14:16
Tabii ona malzeme verenler, böyle sakimasina müsait icraatlari olanlar utansin.
Aynen öyle!
deryatulga
12.07.07, 11:19
Salak tetikcinin biri 301. Maddeyi bilip bilmedigimi sormus. Konuyu basa alalim da, kendi kendine kafa bulsun biraz! Ha unutmadan, yaninda besledigi Tanyeli nami diger Zeyreki serefsizi benim Erivan kaynakli haberlerde Orhan Pamugun ardindan sevilen ikinci Türk oldugumu söylüyor ve eli kanli yoldaslarina hedef gösteriyordu. Gözü o kadar dönmüstü ki Alman savcililarina bile küfür yagdiriyordu. Zeyreki, ya o bahsettigin Erivan kaynakli haberleri ortaya dökersin, ya da seni o üstünde cok etkili oldugunu iddia ettigin Alman medyasina gercek adinla birlikte veririm! Iyi düsün!
Akdağ, ‘Ben vatanına faydası olmayanın elini sıkmam’ diyen genci, ‘Sen, anan, vatan hainisin’ sözüyle azarladı, ihbar etti
http://www.tercuman.com.tr/arsiv/2007/07/14/image//kapak1.jpg SAĞLIK Bakanı Recep Akdağ, Erzurum’un Olur İlçesi’nde elini uzattığı gençten aynı karşılığı alamayınca tartışmaya girdi. Üniversite öğrencisi, “Ben iktidar olup, vatanına milletine faydası olmayanın elini sıkmam” dedi. </B>
‘Vatan haini mi diyorsun?’</B>
Bakan Akdağ, bu cevaba çok sinirlendi ve “Sen bana vatan haini mi demek istiyorsun. Vatan haini sensin. Senin anan vatan haini, baban vatan haini” diye çıkıştı. Bakanın sert tepkisiyle karşılaşan Durmuş Şahin de, “Siz bana fikrimi sordunuz, ben de cevap verdim” sözleriyle karşılık verdi. Bakan ile üniversiteli genç arasındaki sözlü tartışma, korumaların araya girmesiyle son buldu. Bakan Akdağ’a hakaret ettiği öne sürülen üniversiteli genç, tutuklanarak cezaevine konuldu.</B>
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, partisinin Olur İlçe Başkanlığı tarafından organize edilen mitinge katılmak için Olur İlçesi’ne gitti. Miting öncesinde esnaf ziyaretleri yapan Bakan Akdağ, esnafla tek tek tokalaşıp, sorunlarını dinlemeye başladı. Bir kahvenin önünden geçerken, Durmuş Şahin (24), Ayberk Yurtseven (24) ve Selçuk Uçan (34) adlı gençlerle tokalaşmak isteyen Akdağ, Durmuş Şahin’e elini uzattığında, beklemediği bir tavırla karşılaştı. İddiaya göre, Durmuş Şahin, kendisine el uzatan Bakan Akdağ’a elini vermedi. Yaşadığı olay karşısında şaşkına dönen Akdağ, Durmuş Şahin’e, ‘Neden elini uzatmadın?’ diye sordu. Şahin ise beklenmedik bir cevap vererek, “Ben iktidar olup da bu vatana ve millete faydası olmayanların elini sıkmam” dedi.</B>
Bakan Akdağ, bu cevaba çok sinirlendi ve “Sen bana vatan haini mi demek istiyorsun. Vatan haini sensin. Senin anan vatan haini, baban vatan haini” diye çıkıştı. Bakanın sert tepkisiyle karşılaşan Durmuş Şahin de, “Siz bana fikrimi sordunuz, ben de cevap verdim” sözleriyle karşılık verdi. Bakan ile üniversiteli genç arasındaki sözlü tartışma, korumaların araya girmesiyle son buldu. </B>
Hakaretten tutuklandı</B>
Bakan Akdağ’ın kahveden ayrılmasının yaklaşık 45 dakika sonra Olur İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden gelen polisler, Durmuş Şahin, Ayberk Yurtseven ve Selçuk Uçan’ı gözaltına aldı. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, kendisine hakaret ettiğini düşündüğü Durmuş Şahin’den şikayetçi oldu. Karakolda ifadeleri alınan 3 genç, daha sonra Nöbetçi Cumhuriyet Savcılığı’nda hakim önüne çıkarıldı. Gençler, daha sonra da tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edildi. </B>
Mahkemede verdiği savunmada Bakan Akdağ ile aralarında geçen diyalogu anlatan Durmuş Şahin’in, “Bana elini uzattı. Elini sıkmadım, niye sıkmadığımı sordu. Ben de ‘iktidar olup da bu vatana ve millete faydası olmayanın elini sıkmam’ dedim. Bana sert bir üslupla, ‘Bana vatan hainimi diyorsun? Sensin vatan haini. Senin anan vatan haini, baban vatan haini’ diyerek hakaret etti. Ben kendisine hakaret etmedim. Sadece fikrimi sordu, ben de fikrimi söyledim” dediği öğrenildi. Diğer zanlılar Ayberk Yurtseven ve Selçuk Uçan ise olayla ilgilerinin bulanmadığını, tartışma esnasında Durmuş Şahin ile birlikte kahvede çay içtiklerini söylediler. Mahkeme, Bakan Akdağ’la tartışmaya giren Durmuş Şahin’i tutuklayarak cezaevine gönderirken, diğer iki zanlı ise serbest bırakıldı. Ayberk Yurtseven ve Selçuk Uçan’ın mahkeme bitimine kadar yurt dışına çıkışlarına ise yasak konuldu. </B>
Yine 301. madde </B>
Durmuş Şahin, TCK’ nın 301’inci maddesinin 2’inci fıkrası gereğince ‘Hükümet büyüklerine hakaret etmek’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Kırşehir doğumlu Durmuş Şahin’in Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü son sınıf öğrencisi olduğu bildirildi.
Orkun ÇİZMELİ
14.07.2007
http://www.tercuman.com/v1/haber.asp?id=62801&baslik=Bakan,%20üniversiteli%2 0genci%20hapse%20attırdı&katid=1
deryatulga
14.07.07, 13:47
Amma is ha, önüne gelen hükümete de, basbakana da küfür ederken bu 301 calismiyor da, Allah'in dagindaki garibani mi dislerine uygun buldular?
Ha beni bu 301le tehdit edip duran Zeyreki ve sürekasinin böyle bir maddeden haberi yok mu, yoksa ellerindeki Alman pasaportlarina mi güveniyor birileri? Neticede Alman uyruklu Taner Akcam bile 301in kapsamina alindigina göre ilginc bir "idrac" sorunu!:lach:
Amma is ha, önüne gelen hükümete de, basbakana da küfür ederken bu 301 calismiyor da, Allah'in dagindaki garibani mi dislerine uygun buldular?
Ha beni bu 301le tehdit edip duran Zeyreki ve sürekasinin böyle bir maddeden haberi yok mu, yoksa ellerindeki Alman pasaportlarina mi güveniyor birileri? Neticede Alman uyruklu Taner Akcam bile 301in kapsamina alindigina göre ilginc bir "idrac" sorunu!:lach:
Ögrencinin tek kusuru "uzatilan eli" sIkmamasi ve "basinda olupta, vatana hizmet edenlerle tokalasmam" demesi...bunun üzerine sayin bakan "bana vatan hainimi diyorsun? sensin vatan haini, babandir, anandir..."
Evet Devlet büyüklerine(!) el vermemek hakaret ama millete ana-avrat sövmek "marifet"...Bu böyük Devlet(!) adam(?)larinda suc yok..suc, kendi menfaatlari ugruna sadece "ellerini" vermekte birakmayan "yalaka-i zade"lerde...
Kırşehir doğumlu Durmuş Şahinin Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü son sınıf öğrencisi olduğu bildirildi.
vay hemserim helal olsun.
hakareti bakan etmis. ana avrat girmis mübarek.
deryatulga
14.07.07, 14:05
Evet Devlet büyüklerine(!) el vermemek hakaret ama millete ana-avrat sövmek "marifet"...Bu böyük Devlet(!) adam(?)larinda suc yok..suc, kendi menfaatlari ugruna sadece "ellerini" vermekte birakmayan "yalaka-i zade"lerde...
Iyi de, tutuklama kararini veren yargic fezlekeye ne yazmis dersin? Bu laflarla birak tutuklama, tazminat davasi bile acilamaz cünkü!
Iyi de, tutuklama kararini veren yargic fezlekeye ne yazmis dersin? Bu laflarla birak tutuklama, tazminat davasi bile acilamaz cünkü!
Mersinde Sayin Basbakanin "anani al git" dedigi ciftci, nasil AKP mitingi öncesi tutuklanip (güya cezasi varmis, ödememis vs vs), miting sonrasi serbest birakip "cezasini paraya" cevirenler, ciftcinin raporuna ne yazdiysalar...tahminem o gencini raporunada aynisini yazmislardir...Provokatörlük!
deryatulga
14.07.07, 14:21
Mersinde Sayin Basbakanin "anani al git" dedigi ciftci, nasil AKP mitingi öncesi tutuklanip (güya cezasi varmis, ödememis vs vs), miting sonrasi serbest birakip "cezasini paraya" cevirenler, ciftcinin raporuna ne yazdiysalar...tahminem o gencini raporunada aynisini yazmislardir...Provokatörlük!
Tutuklanmamis, gözaltina alinmis, onun icin fezleke de gerekmez, yasa da, idari bir tasarruftur. Benim cocuklugumda Türkiye'yi yabanci bir devlet baskani ziyaret edecegi zamanlar sokaklardaki dilenciler toplanarak dilenci kampi denen yerlere gönderilidirdi, hapse atmak yasal olarak mümkün olmadigindan. Yani olaylarin hukuk acisindan bir benzerligi yok!
Tutuklanmamis, gözaltina alinmis, onun icin fezleke de gerekmez, yasa da, idari bir tasarruftur. Benim cocuklugumda Türkiye'yi yabanci bir devlet baskani ziyaret edecegi zamanlar sokaklardaki dilenciler toplanarak dilenci kampi denen yerlere gönderilidirdi, hapse atmak yasal olarak mümkün olmadigindan. Yani olaylarin hukuk acisindan bir benzerligi yok!
Bu mevzuda yabanci devlet baskanlari kim, dilenciler kim?:rolleyes:
Balabanismus
14.07.07, 14:50
Fatih Altaylı: PKK konusundaki fikirlerimin tamamını söylesem başım belaya girer
Gazeteci Fatih Altaylı, bölücü terör örgütü PKK'yı bölücü bir örgüt olarak görmediğini açıkladı. Altaylı kendisinin PKK hakkındaki görüşlerinin başını belaya sokacak nitelikte olduğu belirtti. http://medya.zaman.com.tr/2007/07/14/fatih.jpg
Sabah gazetesine TMSF'nin el koymasından sonra Genel Yayın Yönetmenliği görevinden ayrılan Altaylı bir süre önce internetten yayın yapan Yavuz Semerci'ye ait Gazeteport sitesinde çalışmaya başlamıştı.
Yeni Harman dergisine röportaj veren Altaylı, PKK'ya ilişkin ilginç bakış açısını paylaştı. AK Parti hükümetinin Güneydoğu sorunu ile ilgili politikalarını nasıl bulduğuna yönelik soruya şu yanıtı verdi:
"Kürt Sorunu demek çok doğru değil. Bir kısım Kürt'ün sorunu olabilir belki. Çünkü PKK gibi düşünmeyen, bölücü olmayan, gerçi PKK'nın da bölücü olduğu kanaatinde değilim ben. Tam olarak yani bu konudaki fikirlerimin tamamını söylersem derginizin de, benim de, hepimizin de başınız belaya girer. Ben PKK'nın bölücü bir örgüt olduğunu düşünmüyordum yakın zamana kadar."
Bölücü örgütün giderek belki yabancı kontrollerin etkisiyle bölücü olduğunu vurgulayan Altaylı, "Ama PKK bana sorarsanız uzun süre Türkiye'deki bölücü hareketin önünde bir engel oldu. Niye derseniz, Abdullah Öcalan'a bakın, yakın zamanakadar söylemlerinde, PKK'nın üst düzey yöneticileri bölünmeye karşı tavır aldılar. Lider devletten yana oldular. Teröristtir, eli kanlıdır ama bence özünde bölünmeden yana değildir. Eski söylemlerinden çıkarıyorum bunu ve kendisiyle yaptığım görüşmeden. "
Erkan Acar, İstanbul (http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/ara.do?method=init&author=45726B616E20416361722C2 0C4B07374616E62756C) 14 Temmuz 2007, Cumartesi
deryatulga
14.07.07, 14:51
Bu mevzuda yabanci devlet baskanlari kim, dilenciler kim?:rolleyes:
Büyükleri kim rahatsiz ediyorsa dilenci o, bu kadar basit! Senin o masum ciftci de sov yapmakla ünlü oldugundan ayak altindan cekmisler, ama durdugu yerde insani tutuklarsan Türkiye'de bile basin derde girer!
Büyükleri kim rahatsiz ediyorsa dilenci o, bu kadar basit! Senin o masum ciftci de sov yapmakla ünlü oldugundan ayak altindan cekmisler, ama durdugu yerde insani tutuklarsan Türkiye'de bile basin derde girer!
Ister masum olsun, ister olmasin..Mersindeki ciftciyi tanimiyorum hangi niyetle bu dalasa girdiginide bilmiyorum. Dün, nasil halktan Devlet´i temsil eden insanlara karsi bu tip "tepkiler" olduysa, bugünde olur, yarinda olacak..
Lakin, son zamanda birilerinin takindigi tavir beni gercekten rahatsiz eder oldu. Bazen düsünüyorum, Seyh Edebalinin "nasihati" baska bir milletin evlatlarinamiydi, yoksa biz mi baska bir milletin evlatlariyiz...
Suan Devlet´i temsil eden Basbakanin, bakanlarin, milletvekillerin "saldirgan ve kibirli" davranislari, teksas usulünden hic fark yok...Ne olursa olsun..halktan gelen tepkilere "kes sesini!" cevaplardan hic hoslanmiyorum..bunu isterse MHP yapsin..aynisi onlar icinde gecerli.
deryatulga
14.07.07, 15:16
Ister masum olsun, ister olmasin..Mersideki ciftciyi tanimiyorum hangi niyetle bu dalasa girdiginide bilmiyorum. Dün, nasil halktan Devlet´i temsil eden insanlara karsi bu tip "tepkiler" olduysa, bugünde olur, yarinda olacak..
Lakin, son zamanda birilerinin takindigi tavir beni gercekten rahatsiz eder oldu. Bazen düsünüyorum, Seyh Edebalinin "nasihati" baska bir milletin evlatlarinamiydi, yoksa biz mi baska bir milletin evlatlariyiz...
Suan Devlet´i temsil eden Basbakanin, bakanlarin, milletvekillerin "saldirgan ve kibirli" davranislari, teksas usulünden hic fark yok...Ne olursa olsun..halktan gelen tepkilere "kes sesini!" cevaplardan hic hoslanmiyorum..bunu isterse MHP yapsin..aynisi onlar icinde gecerli.
Simdi ben derim ki, secime üc-bes gün kala ne kadar dedikodu üretirsen üret, buna gercek anlamda kimse cevap veremez. Yoksa halkin oyunu isteyen kisilerin bunca sevimsizlikten medet umduklarini ben sanmam. Bülent Arinc bile son patlamasini daha önce yasadigi olayin etkisiyle yapti, bu kesin. Ama insanlari günah kecisi diye kullanirsan da siyasi bedeli olur tabii. Seyh Edebali'ye gelince, hmm, bir ara kendisini ashabi kiram ile mukayese eden Milli Görüscülere bakildiginda yine alcakgönüllü bir yaklasim!:think:
Simdi ben derim ki, secime üc-bes gün kala ne kadar dedikodu üretirsen üret, buna gercek anlamda kimse cevap veremez. Yoksa halkin oyunu isteyen kisilerin bunca sevimsizlikten medet umduklarini ben sanmam. Bülent Arinc bile son patlamasini daha önce yasadigi olayin etkisiyle yapti, bu kesin. Ama insanlari günah kecisi diye kullanirsan da siyasi bedeli olur tabii. Seyh Edebali'ye gelince, hmm, bir ara kendisini ashabi kiram ile mukayese eden Milli Görüscülere bakildiginda yine alcakgönüllü bir yaklasim!:think:
Ne diyeyim?...Bilmukabele
Fatih Altaylı: PKK konusundaki fikirlerimin tamamını söylesem başım belaya girer
Bu görüs normal.
Bir taraf icin terrörist olan, diger taraf icin özgürlük icin savasiyordur.
Bu görüs normal.
Bir taraf icin terrörist olan, diger taraf icin özgürlük icin savasiyordur.
Sirf bu yüzden, "terörizm" icin gecerli olan tanim "uluslararasi" kabul görmüyor...
Balabanismus
14.07.07, 16:46
@Omar
. Çünkü PKK gibi düşünmeyen, bölücü olmayan, gerçi PKK'nın da bölücü olduğu kanaatinde değilim ben.
Bence bu kismi ilginc burayi aciklamasi gerekirdi bence!
deryatulga
14.07.07, 17:01
@Omar
Bence bu kismi ilginc burayi aciklamasi gerekirdi bence!
Bir yerlerden isaret almadan o kadarcik lafi da etmege cesaret edemez! Aciklayacak bir sey yok, önüne gelen yine PKK'nin basini oksuyor iste!
deryatulga
17.08.07, 12:14
URL: http://www.fr-online.de/in_und_ausland/politik/aktuell/?em_cnt=1192647
Erdogan will umstrittenen "Türkentum"-Paragrafen ändern
Nach Artikel 301 wurden Kritiker wie Orhan Pamuk zu Haftstrafen verurteilt / Regierungsbildung erst nach Gül-Wahl
VON GERD HÖHLER
http://www.fr-online.de/no.gif
Istanbul. Als eines der ersten Reformprojekte nach seiner Wiederwahl will der türkische Premier Tayyip Erdogan jetzt die Änderung des umstrittenen Strafrechtsparagrafen 301 über "Herabwürdigung des Türkentums" in Angriff nehmen. Die Reform soll umgesetzt werden, bevor die EU-Kommission im Oktober ihren nächsten Fortschrittsbericht zur Türkei vorlegt. Damit hofft Erdogan, die stockenden Beitrittsverhandlungen wieder in Schwung bringen zu können. Die Europäische Union mahnt seit langem eine Streichung oder Modifizierung des Paragrafen an.
Artikel 301 sieht bei "Herabwürdigung des Türkentums, der Republik oder des Parlaments" bis zu drei Jahren Haft vor. Auf "Herabwürdigung der türkischen Regierung, der Justizorgane, des Militärs oder der Polizei" stehen bis zu zwei Jahre Gefängnis. Wird die Tat im Ausland begangen, erhöht sich das Strafmaß um ein Drittel.
Der Paragraf war Mitte 2005 in Kraft getreten, im Rahmen der damaligen Strafrechtsreform, mit der die Türkei mehr Meinungsfreiheit versprach. Tatsächlich aber wurde der Artikel für Dutzende Strafverfahren gegen kritische Journalisten und Schriftsteller herangezogen, darunter Literatur-Nobelpreisträger Orhan Pamuk.
Geringeres Strafmaß
Auch der armenische Bürgerrechtler Hrant Dink war nach Artikel 301 rechtskräftig verurteilt worden. Im Januar wurde er ermordet - vermutlich von Ultra-Nationalisten. Der Mord verlieh den Forderungen nach einer Reform des Paragrafen 301 neuen Nachdruck.
In türkischen Regierungskreisen heißt es jetzt, man denke zwar nicht an die von vielen Kritikern geforderte ersatzlose Streichung des Artikels, plane aber wichtige Änderungen. So soll der vage Begriff "Türkentum" durch "türkische Nation" ersetzt und das Strafmaß auf höchstens zwei Jahre Haft reduziert werden. Meinungsäußerungen sollen ausdrücklich ausgenommen bleiben.
Überdies sollen Anklagen nach Artikel 301 nur mit Autorisierung des Staatspräsidenten möglich sein. Das wird nächste Woche voraussichtlich Abdullah Gül, der sich schon als Außenminister für eine Reform des Artikels eingesetzt hatte. Erdogan wird seine Regierung auch erst nach der Wahl des neuen Staatspräsidenten bilden. Staatsoberhaupt Ahmet Necdet Sezer wollte sich am Donnerstag nicht mehr mit Erdogans Kabinettsliste befassen.
Die größte Oppositionspartei, die kemalistisch-nationalistische CHP, will von einer Reform nichts wissen: "Kein einziger Buchstabe" des Paragrafen 301 dürfe geändert werden, sagt CHP-Sprecher Orhan Eraslan. Wer den Artikel antaste, gebe ein Stück türkischer Souveränität auf; das sei das genauso, als wenn man Vergewaltigung straffrei lasse. Der Politiker glaubt zu wissen, wer hinter den Reformplänen steckt: "Die Armenier, die USA und die EU."
[ document info ]
Copyright İ FR-online.de 2007
Dokument erstellt am 16.08.2007 um 17:04:01 Uhr
Erscheinungsdatum 17.08.2007
deryatulga
07.09.07, 01:56
Süheyl Batum sbatum@bahcesehir.edu.tr (sbatum@bahcesehir.edu.tr)06.0 9.2007http://www9.gazetevatan.com/images/kategorititle1.gif Tepki de gerekli ifade özgürlüğü de
Ahmet Türke, partilerin de vatandaşların da askerlerin de tepki göstermesi doğal. Bunda yerden göğe kadar hakları da var. Ama bölücülüğün kimin tarafından yapıldığı ortaya çıktı sözüne tepki göstermek haklı da, TCK 301e göre soruşturma başlatmak başka. Amacım tabii ki bu sözleri tartışmak ya da savunmak değil. Ama bundan yola çıkarak, TCK 301in hangi durumlarda ve nasıl kullanılması gerektiğini tartışmak. Çünkü Türkiyenin artık ifade özgürlüğü ve 301 sorunlarını bir an önce geride bırakması gerek.
Bunun için de Türkiyede her şeyden önce Avrupa demokrasilerinin temel yargı organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını bilmek gerek. Bir politikacının eleştirilerinin ceza konusu olup olmayacağı ya da hakaret ve aşağılamaya karşı resmi kişilerin ve kurumların korunması konusunda verdiği Castells/İspanya (1992), Zana/Türkiye (1997), Dalban/Romanya (1999), Incal/Türkiye (1998), Lingens/Avusturya (1986), Thorgeirson/İzlanda (1992), Tolstoy Miloslawski/ İngiltere (1995) gibi kararlarını çok iyi bilmek ve BUNLARA AYKIRI UYGULAMALAR YAPMAMAK GEREK.
***
Bir kere, Mahkeme, tüm kararlarında şu gerçeğin altını çiziyor: Düşünceleri ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birini oluşturur. Ve bu özgürlük, sadece lehte olan, hoşa giden düşünceler açısından değil, aynı zamanda karşı olan, rahatsız eden, şoke eden düşüncelerin açıklanması açısından da geçerlidir.
Üstelik, Mahkeme, ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaları, hangi meşru amaca yönelik olursa olsun (ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu düzeni) tamamen haklı görülebilir ve orantılı bulmadığı takdirde, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermektedir (Castells/İspanya, İncal/Türkiye, Aslan/Türkiye, Gerger/Türkiye gibi kararlar).
İfade özgürlüğü, herkes için önemli olmakla birlikte, siyasi partiler ve onların aktif üyeleri için özellikle önemlidir. Bu nedenle (...) özellikle bir muhalefet partisi üyesi siyasetçinin ifade özgürlüğüne müdahale edilmesi, Mahkemenin konu üzerinde çok dikkatli bir inceleme yapmasını gerektirir (Castells kararı).
Hükümetin kişilere üstün konumu, bu tür durumlarda, özellikle rakiplerinin ve medyanın haksız bile olsa eleştiri ve saldırılarına karşı başka yollarla cevap verebilmesi olanakları, cezai yolun kullanılmasında daha çekimser davranmasını gerektirir (Castells).
Bu nedenle, Mahkeme, gerek siyasetçilere, gerekse de basın mensuplarına getirilen cezaları, her ne kadar hafif para cezaları olsa dahi, uygun ve haklı görmemekte, bu tür cezaları, ne kadar hafif olursa olsun, ilgilinin ileride bu tür eleştirilerde bulunmasını engelleyen bir tür örtülü sansür olarak kabul etmektedir (Castells ve Lingens kararları).
İfade özgürlüğünü engelleme sonucu doğuran bir ceza davasının veya cezanın kabul edilebilir olması için ilgilinin sözlerinin ancak, artık toplumda kabul edilmesi mümkün olmayan bir hakaret biçimini al-mış olması gerekir (Otto Preminger Institut kararı).
Son olarak, Mahkeme, özellikle (cumhurbaşkanı, bakanlar, parlamento gibi) resmi kişi ve kurumlara yönelik hakaret ve iftira suçlarına karşı çok geniş bir koruma sağlayan yasaların ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini söylemektedir.
Bu tür ceza yasalarının bulunması durumunda, mahkemeler, bu yasaları uygulamaktan mümkün olduğu oranda kaçınmak durumundadırlar. Bunun tek istisnası, açıkça hakaret veya aşağılama suçunun işlenmesidir (Lingens, Miloslawski ve Thorgeirson kararları).
***
İşte 301 türü düzenlemeler ile siyasetçilere ve basına karşı açılacak ceza davaları konusunda Mahkemenin tutumu bu. Bunları bilelim ve artık tartışılır olmaktan kurtulalım.
deryatulga
09.09.07, 04:31
Asperger ülkesi
İsmet Berkan (ismet.berkan@radikal.com.tr)
09/09/2007 (28 kişi okudu) Geçenlerde uykum kaçınca televizyona sığındım ve yanlış hatırlamıyorsam Türkçe adı 'Aşkın Gücü' gibi bir şey olan bir film seyrettim. Filmde, beyindeki bir fonksiyon bozukluğundan kaynaklandığı düşünülen otizm hastalığının özel bir türü olduğu söylenen 'asperger sendromu'ndan mustarip bir grup genç insanın öyküsü, aslında onlar içinde de bir kızla bir erkeğin aşkları anlatılıyordu.
Daha sonra internetten ve diğer kaynaklardan 'asperger sendromu'nun tam olarak ne olduğunu öğrendim ama açıkçası, filmde anlatılan eksik tarif, hatta tarif bile olmayan tarif benim bu yazıma daha fazla uyuyordu, onun için asperger sendromunun gerçekte ne olduğunu bilenlerden ve bu sendromdan mustdarip olanlardan özür dileyerek bu çarpıtılmış
ve eksik tarifi kullanacağım.
Filmde anlatılan iki asperger hastası da, bu hastalığın aynı türüne maruz kalmıştı: Gündelik veya edebi dildeki metaforları, benzetmeleri,
ironileri anlayamıyorlar, duydukları her kelimeyi sözlük anlamıyla anlıyorlardı.
Yani diyelim birisi, 'Daha senin bir fırın ekmek yemen lazım' dese, filmdeki asperger'liler koşa koşa fırının önüne gidebiliyorlar. Zaten filmdeki hastalardan biri, çocukken babasının televizyonda olimpiyatları seyrederken duyduğu 'He breaks all the records' (Bütün rekorları kırdı) cümlesine çok sevindiğini görünce, babasını aynı derecede memnun edebilmek
için evdeki bütün plakları (records) kırmıştı.
İtiraf edeyim, filmdeki bu tarifi duyduğum andan itibaren Türkiye ve tanıdığım Türklerle, Türkiye'de siyaset yapılma biçimiyle asperger arasında sürekli paralellikler bulmaktan kendimi alamıyorum.
Çünkü, kabul etmek gerekir, metaforların, benzetmelerin, şakaların olmadığı bir dil bir hayli sığ bir dil olmaya mahkûmdur. Bu dilde edebiyat yapamazsınız, bu dilde sanat yapamazsınız, bu dilde şiir yazamazsınız.
Eğer asperger'liyseniz, diyelim Elif Şafak roman kahramanına bir söz söylettiğinde, o kahraman ve onun yaratıcısı yazar aleyhine dava açmakta tereddüt etmezsiniz mesela.
Eğer asperger'liyseniz, Orhan Pamuk'u da, Yaşar Kemal'i de, Kemalettin Tuğcu'yu da okumaz, okuyamaz, okumaya kalkışsanız bile 'Ne yazıyor bu adam ya' dersiniz.
Eğer Aspergerliyseniz, biri erkeğe biri kadına benzeyen iki soyut figürün heykel haline gelmesinden ve onun da bir şehrin bir meydanına yerleştirilmesinden rahatsızlık duyarsınız, hatta 'Tüküreyim ben böyle
sanatın içine' dersiniz. Çünkü sanat, gerçekten ama gerçekten sizin kavrayışınızın çok ötesindedir.
Eğer asperger'liyseniz, bir masal kahramanı olan 'Noel Baba'yı gerçek bir kişi sanır, masal kahramanının esinlendiği gerçek 'Santa Nikola'nın heykelinin masaldaki kahraman gibi yapılmasını istersiniz.
Eğer Aspergerliyseniz, önce türbanın siyasal İslam'ın simgesi olduğuna inanırsınız, sonra da sokakta gördüğünüz her türbanlıyı rejim düşmanı saymaya başlarsınız.
Eğer asperger'liyseniz, Perihan Mağden'in bir yazısında geçen ve 'kız kardeş' ya da 'can yoldaşı' anlamına gelen 'hemşire' kelimesine karşı dava açan yüzlerce sağlıkçı hemşireden biri olabilirsiniz.
Eğer asperger'liyseniz, Hrant Dink'in meşhur yazısında Türklere hakaret ettiği anlamını kolayca çıkarırsınız.
Eğer asperger'liyseniz, zaten bu yazıdan da bir şey anlamazsınız ve size 'ruh hastası' dediğimi düşünerek bana dava açarsınız.
***
Gerçekten bir kez daha, hastalıklarını böylesine çarpıttığım için asperger sendromlu teşhisi konan herkesten özür diliyorum.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/resimler/authors/414.gif (altemurkilic@ttnet.net.tr)Alt emurkilic
altemurkilic@ttnet.net.tr
Türklüğü aşağılamanın dayanılmaz özgürlüğü!
Anayasa taslağı tartışmaları hararetlenirken, TCKnın 301. Maddesinin değiştirilmesi, daha doğrusu tamamen kaldırılması için içeriden ve dışarıdan baskılar yapılıyor. En acısı, TC Cumhurbaşkanı Gül, Bizim bu iç sorunumuza niçin karışıyorsunuz? diye kızmıyor, ilk dış siyasetini Avrupaya bu konuda hesap vermek için yapıyor ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde sorguya çekiliyor. Hangi bağımsız devletin onurlu Başkanı, gerçekten yalnız kendi halkını ilgilendiren bir konuda, bu duruma katlanır? Hangi onurlu devlet, bu konuda ve diğer iç sorunları hususunda, yabancılara müdahale hakkını verir? Türkiyedeki iktidar buna razı, çünkü mukdaderatını, Başbakan Erdoğanın itiraf ettiği gibi, Avrupa Birliğine bağlamış ve onları kızdırmaya gelmez...
Bu ne ilgi ah?
Fakat AB, Avrupalılar neden Güney Doğuya bu kadar candan karışıyorlar? Bölücülerle neden sıkı fıkılar.
Ve herhalde, gelecekteki özerk veya bağımsız, Botan eyaletinde mahkeme binalarını, okulları finanse ederler!
Kürtleri sevdikleri malûm da, Türkleri çok sevdikleri için mi? Asıl niyet Türkiyeyi güçsüz kılmak, bölmek. Türk milletini Anadolunun batısında bir köşeye tıkmak! Bunu Atatürk çok evvelden görmüştü ama halefi, 11. (?) Cumhurbaşkanı, Başbakan vb.. göremiyorlar. Anlamak istemiyorlar,
Bizim sözde aydınların, liboşların 301. maddeyi neden değiştirmek istedikleri malûm. Entel şıklık için, Orhan Pamukun, Elif Şafakın yaptıkları gibi kendi milletlerine gönüllerince sövüp, kahraman olmak, uluslararası ödüller almak için...
Ve Avrupalılar, Amerikalılar neden, TCKnın 301. maddesinin kaldırılmasını veya dişsiz hale getirilmesini, bu kadar candan isterler? Besbelli bir milleti güçsüz, onursuz kılmak, milli , geleneksel değerlerini, bağışıklıklarını yok etmek için! Bunu sömürgeci tecrübelerinden iyi bilirler. Onur duygusunu kaybeden bir millete daha kolay hükmedilir, parçalanır?
301. madde
TCKnın 301. maddesi; Türklüğün, Cumhuriyetin, TBMMnin, TC hükümetinin, yargı organlarının, askerî veya emniyet teşkilatının, eleştiri, mahiyetinde olmayan bir dille aşağılanmasına karşı müeyyideleri içeriyor.
Kanunlar zamanla ve koşullara göre değiştirilebilir, hatta kaldırılabilir. 301. madde de belki muğlâk ifadeleri yüzünden, bazılarının yok yere suçlanmalarına, yargılanmalarına mahal bırakmamak için, fiiller daha somut ifade edilebilir, edilmelidir. Fakat Türklüğe hakaret, düşünce ve ifade özgürlüğü diye, tamamıyla serbest olmamalıdır... Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin bu konudaki önerisi, değişiklik için esas olabilir.
Bu arada şunu söylemeliyim: Gerek Basın Konseyi, gerek Gazeteciler Cemiyetleri, neden AB gibi yalnızca 301. madde üzerinde duruyorlar? Neden, düşünce ve ifade özgürlüğüne, asıl engel olan, basın yayın iletişim araçlarının tek ellerde toplanması gerçeğine, karşı çıkmazlar?
Şimdi iddia; Hrant Dinkin bu madde yüzünden yargılandığı ve Orhan Pamuk ve Elif Şafakın ve bundan sonra da, Türklüğü aşağılamak cesaretini gösterecek olanların, hayatlarının tehlikede olacağı!
Önce sormak gerek; sözde Ermeni soykırımı konusunda hassas bir ülkede Elif Şafak, roman kahramanları ağzıyla, olayın öteki tarafına hiç değinmeden, Türkleri aşağılamak, Pamuk bir milyon Ermeniyi Türkler kesti, Hrant Dink de zehirli Türk kanı demek mecburiyetini, neden duymuşlardır?
Asıl, 301. madde gibi önleyici hükümler olmazsa, onuruna bu kadar düşkün bu toplum gene de, tepki gösterecektir.
Diğer ülkelerde de benzer maddeler, hükümler var. Yoksa, veya işletilmiyorsa, demek ki bu toplumlar Türkler kadar onurlarına düşkün değildirler!
deryatulga
20.10.07, 05:10
Ulusal onur ve çıkar sorunu: TCK 301
http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/10/20/05.gif TCK 301 tüm dünyada artık bilinen bir madde oldu. Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından vahim bir durum var. Türkiye siyasal, ekonomik ve toplumsal zarar görüyor. Bu durumdan, yani 301. maddenin hâlâ varlığını sürdürmesinden hiçbir şey kazanmıyor. Ulusal çıkar bilançosu açık. Duygusallığa yer yok
20/10/2007
BAHADIR KALEAĞASI (kaleagasi@tusiad.org)
BRÜKSEL - Zaman zaman geleceğe geri dönmek yararlı olur. Şimdiki zamanı geçmiş ve gelecekle birlikte değerlendirmek akılcı bir yaklaşım. Özellikle siyasal alanda. Özellikle ulusal çıkarların odağındaki konularda.
Tarih siyasetçilere karşı acımasızdır. Yakın bir gelecekte, 2007 yılının değerlendirmesinde Türkiye için şu saptamalar yapılmamalı:
"Türkiye bu dönemde uluslararası sahnede son derece önemli güç kaynaklarına sahipti. AB ile müzakere süreci ilerliyor, istikrarlı bir demokrasi olarak Batı dünyası için önemi pekişiyor, dünya enerji haritasında yeri belirginleşiyor, ekonomisi büyüyor, genç ve dinamik toplumu ile yıldızı yükseliyordu. Fakat nasıl olduysa, küresel eğilimleri iyi okuyamayan Türk siyaseti bir anda içine kapandı. Kaderine hâkim olamadı. Koskoca ülke bariz bir şekilde kendisini bu yönde tuzağa düşürmek isteyen karşıtlarının oyununa geldi. Ayrıca Türkiye onlara hiç ummadıkları bir hediye sundu. Türkiye'yi tüm dünyanın gözünde zayıf bir konuma düşüren bir yasa yüzünden, kendisini savunduğu tüm siyasal alanlarda kendi ayağına kurşun sıktı. Türkiye'yi yönetenler, iktidarı ve muhalefetiyle bu durumun önemini kavrayamadılar. Dünya tarihinde ender rastlanan bir şekilde, böylesine köklü bir ülke ulusal çıkarlarıyla bu kadar çelişkili bir durumdan uzun süre kurtulamadı. Her geçen gün Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi nedeniyle Türkiye karşıtları güç kazandı. Türkiye kaybetti. Şimdi artık esas soru şu: bu kaybın hesabını Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına kim, nasıl verecek?"
Geçmişte de Türkiye birçok yasasından çok çekti. Anti-demokratik uygulamalardan dolayı dış siyasette yıprandı. Kendisine ulusal çıkarları açısından hiçbir katkı sağlamayan demokrasi sorunlarından kurtulabilmiş bir Türkiye 20. yüzyılı çok daha güçlü bir şekilde geride bırakabilirdi. İnsan hakları ihlalleri Türkiye'ye pek çok haklı davasında büyük zarar verdi. Kıbrıs, Ermeni savları, terörle mücadele ve AB süreci bunların başında geliyor. Ayrıca insan hakları ve demokrasi açıkları dış ticaret, uluslararası yatırımlar, turizm ve ülke markası gibi alanlarda Türkiye'nin ekonomik gücünü layıkıyla değerlendirmesini de zorlaştırdı. Her şey bir yana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ulusal onuru ve uluslararası saygınlığı zedelendi.
Üç harf, üç rakam: TCK 301.
Bu sefer de durum ciddi. TCK 301 tüm dünyada artık bilinen bir madde oldu. Kendi ceza yasalarındaki herhangi bir maddeye aşina olmayan AB bürokratları, Batılı diplomatlar, uluslararası basın ve hatta sıradan insanlar, Türkiye bahis konusu olunca bu 301'i gayet iyi biliyorlar. Durum abartılı, saplantılı, art niyetli, suiistimalli ve hatta haksız olabilir. Fakat aynı zamanda vahim.
Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından vahim bir durum var. Türkiye siyasal, ekonomik ve toplumsal zarar görüyor. Bu durumdan, yani 301. maddenin hâlâ varlığını sürdürmesinden hiçbir şey kazanmıyor. Ulusal çıkar bilançosu açık. Duygusallığa yer yok. Devlet yönetmenin lügatinde 'tepkisel olmak', 'kışkırtılmak' ve 'aman canım' laubaliliğine yer yok. Siyasal demagojiyi bir kenara bırakıp gerçekçi olmak gerekiyor. TCK 301 derhal değişmeli. Değişmesi yönündeki girişimlere destek olunmalı. Çünkü Türk insanının onuru ve Türkiye'nin çıkarları bunu gerektiriyor. Bu saptamanın temel gerekçelerini sıralamakta fayda var.
TCK 301:
1. Çağdaş Türkiye'ye yakışmıyor.
2. Amacına ihanet ediyor.
3. Türkiye karşıtlarını güçlendiriyor
4. Terör odaklarının işine yarıyor.
Ayrıca bilinmeli ki:
1. Başka ülkelerde bu şekilde yok.
2. Bu olmazsa başka bir madde aynı etkiyi yaratmaz.
3. İnsan hakları reformları taviz değil, ulusal onur ve çıkar meseledir.
Benzer yasaların bulunduğu ülkelerde hakaret ile eleştiri arasındaki fark uygulamada sorun yaratmıyor. Tabii ki 301 dışında yasalarımızda başka değişiklikler de gerekli. Fakat söz konusu yasanın hedef tahtasında uluslararası yankısı muazzam davalar yer aldı: Nobel ödüllü bir yazar, yabancı dillere çevrilen ünlü bir kadın yazar, fanatik Ermeni lobilerine karşı ülkesi Türkiye'yi savunurken katledilmiş bir Ermeni aydın...
Ortada bir fırsat penceresi de var: Türkiye karşıtları bu konuya o kadar odaklandılar ki, TCK 301 demokratik olarak değiştiği anda taktikleri boşta kalacak. Türkiye'nin terörle mücadele, AB süreci, soykırım savları ve Kıbrıs gibi temel dış politka alanlarında daha etkin politikalar için önü açılacak.
Bu saptamaları son iki yılın nesnel ve bilimsel bir analiziyle, medya taramasıyla ve uluslararası kaynaklarını inceleyerek ayrıntılandırmak mümkün.
1. TCK 301 Türkiye'ye yakışmıyor.
Türkiye esaret politikalarına karşı toplumsal bir başkaldırı ile, bir millet meclisi önderliğinde kurtuluş savaşı kazanarak kurulmuş bir cumhuriyettir. Atatürk Türkiyesi her zaman çağdaş dünyada saygın ve güçlü bir ülke olmak ülküsüyle özdeşleşmiştir. Bugün 21. yüzyılda çağdaşlığın ve güçlü bir ülke olmanın odağında insan etkeni var. İnsanına, çocuklarına, yurttaşlarına en iyi yaşam koşulları sunmaya çabalayan, haklarını en iyi şekilde güvence altına alan bir devlete gereksinim var. Düşünceden korkan bir ülke olmak Türkiye'ye yakışmaz. Aykırı da olsa, toplumun geneline ters de gelse, öfke de yaratsa her türlü düşünce, eleştiri ve siyasal talep bu ülke topraklarında özgür olmalı. Aksi takdirde, zayıf, özgüvensiz, saplantılı, her an dağılmaya meyilli bir ülke görüntüsü vermek kaçınılmaz olur. Düşünce suçu eşittir özgüven eksikliğidir. Kendine güveni olmayan ülkelere dünyada kimse güven duymaz, yeterince saygı göstermez. Böyle bir konum Türkiye'ye yakışmaz. Türk insanı bunu hak etmiyor.
2. TCK 301 amacıyla ters düşüyor.
Farz edelim ki bu madde sonucunda mahkûm olan düşünceler ülkemize zarar veriyor olsunlar. Mahkûmiyete gerek yok: bu maddeye dayanarak açılmış soruşturma ve davalar bile dünyanın dikkatini çekiyor. Türkiye dünyaya kapalı, halkını ezen bir Ortadoğu diktatörlüğü değil. Türkiye bir sosyal hukuk devleti. Türkiye müstakbel AB üyesi. Siyasal ve ekonomik çıkarlarını Avrupa'da diğer ülkelerle eşit bir konumda savunma iddiası olan bir bölgesel güç. Dolayısıyla bu konumuyla çelişen her gelişme dünyanın dikkatini çekiyor doğal olarak. Sonuçta 'Türklüğe hakaret' olarak yargı süreci konusu olan söz veya yazılar bu vesileyle tüm dünyada daha çok dağılıyor. Gerçekçi olmalı. Dünya bilgi çağında. İnternet, hareketlilik ve medya çağında. TCK 301'in sakıncalı bulabileceği düşünceler, TCK 301 sayesinde her yerde duyuluyor. Eğer bir hakaret varsa etkisi tüm gezegene yayılıyor, süreklilik kazanıyor.
3. TCK 301 Türkiye karşıtlarını sevindiriyor.
Başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyada Türkiye aleyhine etkinlik içinde olan bir çok çevre var. Bunlar sayıca bir çoğunluk oluşturmuyor. Örneğin AB içinde birkaç ülkenin farklı çekinceleri dışında çoğunluk hep Türkiye'den yana tavır alıyor. Fakat Türkiye'nin AB üyeliğine veya dünya sahnesinde siyasal ve ekonomik olarak güçlenmesine engel olmak isteyen lobiler var. Bunlar Ermeni veya Rum lobilerinin fanatik kesimleri, PKK bağlantılı gruplar, köktendinci Hıristiyanlar veya aşırı milliyetçi çevreler. Türkiye ile müzakereler başlamasın diye çok uğraştılar. "Müzakereleri başlatmayın; bir kere başlarsa artık Türkiye hata yapmaz, tam üyeliği kaçınılmaz olur" dediler. Yalnızca kendilerine has konuları sürekli gündemde tutmaları zorlaşmıştı. İşte tam bu dönemde TCK 301 imdatlarına yetişti. Artık Türkiye'yi tüm dünyanın gözünde zafiyete düşüren bir fırsat yakalamışlardı ve iyi kullandılar. Çünkü her zaman geçerli olan kural işledi: genelde düşünce suçunu teşvik eden ülkeler her uluslararası davalarında haksız duruma düşerler. Bu sayede Güney Kıbrıs referandumlar sonrası düştüğü siyasal girdaptan çıktı. Bu sayede Ermeni lobisinin fanatik kesimleri Türkiye ile tarihçilerin ön planda olacağı bir uzlaşma sürecinin geçersiz olduğunu savunabildiler. Türkiye "konuyu diyalogla çözelim, bilimsel tartışmaya öncelik verelim" diyor. Aynı gün dünya medyasında Türkiye'de bu konuda farklı düşünce dile getirenlerin mahkûmiyet haberleri yer alıyor. Bu sırada bazı kesimlerde "Türkiye çağdaş bir devlet değildir; Türkler demokrasiden anlamaz" diyerek seslerini rahatça yükseltebiliyor. Arkasındaki yobaz veya ırkçı eğilimlerini bu sayede saklayabiliyorlar. TCK 301'in bu şekliyle yürürlükte kaldığı her gün, saat ve saniye Türkiye düşmanları kazanıyor. Hem siyasal, hem de ekonomik bir kazanç bu. Bedavaya çok etkili siyasal propaganda yapabiliyorlar. Kimse neden bir ülkenin düşmanların bu kadar iyilik yaptığını anlayamıyor.
4. TCK 301 terör odaklarını güçlendiriyor.
Terörün her zaman en önemli amaçlarından biri siyasallaşmaktır. Uluslararası destek sağlar. Siyasallaşmanın da en uygun yolu, şiddet ve terör dışında kalan bir alanda, insan hakları açısından mağdur duruma düşmektir. Terörle mücadele ederken çok dikkat etmeli. Terör suçunun etrafında gri bir alan oluşmamalı. Terörle bağlantısı olduğu düşünülse de düşüncelere yönelik baskı terör odaklarının işine yarıyor her zaman. Terörün bir suç olarak alanı düşünce özgürlüğü ve insan haklarından kesin olarak ayrılmalı Arada sis perdesi bırakarak teröre siyasal hareket alanı yaratmamalı. Bugün ileri dünyada bir çok ülke bu şekilde terörle daha etkin mücadele etmekte. Her türlü düşünce ve siyasal talep özgür. Fakat teröre destek yasak. Güvenlik güçlerinin teknolojik olanakları, insan sermayesi, yasal yetkileri ve maddi araçları teröre karşı en yüksek seviyede seferber. Ayrıca diğer ülkelerdeki güvenlik birimleri de bilgilendiriliyor. Dünya medyası için etkili, iyi belgelendirilmiş, görsel yönü güçlü iletişim dosyaları hazırlanıyor. Sonra da İngiltere veya İspanya'da olduğu gibi gerekli müdahaleler yapılıyor. Terörist veya ona destek veren siyasetçi fark etmiyor. Teröre karşı devlet acımasız. Fakat bu çizginin ötesinde de düşünce özgürlüğünün alanı da son derece açık. TCK 301 ve diğer sorunlar yüzünden bozuk olan insan hakları sicilini güçlendiren bir Türkiye terörle çok daha etkin mücadele eder.
Bunca şehidin derin acısını yaşayan bir ülkede artık siyaset dünyası bu küresel gerçeği anlamalı ve gereğini yapmalı.
Türkiye'yi yüceltmek
Cumhuriyetçi misiniz?
Milliyetçi, liberal, muhafazakâr, halkçı, dindar, sosyalist veya ulusalcı mısınız?
Demokrat mısınız? Yurtsever misiniz?
Bu yaklaşım veya eğilimlerden herhangi birine sahip tüm Türkiye Cumhuriyeti siyasetçileri ve seçmenleri açısından artık Türkiye'yi zayıflatan, karşıtlarını güçlendiren bir soruna son vermenin zamanı çoktan geldi. Türkiye'nin uluslararası ilişkilerdeki siyasal ve ekonomik çıkarları adına elzem olan bir atılım. TCK 301 ve genelde kapsamlı bir insan hakları reformu Türkiye'yi daha güçlü ve saygın bir ülke olarak dünyada yükseltecek. Türkiye'yi, Türklüğü, Türk toplumunu yüceltmek ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını yüceltmekle mümkündür. Eğitim, kadın hakları, sağlık, bilim, kültür, sanat, spor, sanayi, ticaret, teknoloji ve doğasıyla yükselmeli Türkiye. Kendisini korumak için düşünceden korkan, insan hakları ihlallerine ihtiyaç duyan bir ülke olarak değil. Bir demokrasi olarak yücelmeli ve yükselmeli Türkiye.
İşte yeni 301'inci madde
08 Kasım 2007 11:21
Hükümet, AB yolundaki Türkiyenin başını ağrıtan 301 için düğmeye bastı. Hazırlanan son taslakta Türklük kavramı yerine Türk ulusu ifadesi yer alıyor. Dava açma iznini ise Cumhurbaşkanı verecek.[..]
devami (http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=279007)
deryatulga
12.12.07, 18:15
Adliye duvarına işeyen savcı 301'lik oldu
Savcı A.Ç. hakkında gece yarısı 'mesleğine uygun düşmeyen iki kişiyle' birlikte alkol alıp adliye duvarına işediği ve mahkeme başkanıyla başsavcıya küfrettiği gerekçesiyle TCK 301 uyarınca dava açıldı
12/12/2007 (1007 kişi okudu) ANKA - ANKARA - Bu zamana kadar yazar, aydın ve gazetecileri adliye koridorlarına düşüren Türk Ceza Kanunu'nun 'Türklüğü ve devletin kurumlarına hakaret'i suç sayan 301. maddesi uyarınca bu kez bir savcı hakkında dava açıldı. Savcı A.Ç. gece yarısı alkol aldıktan sonra adliye duvarına işeyip yargı mensuplarına sinkaflı sözler söyleyerek 301'i ihlal ettiği gerekçesiyle yargılanıyor.
Davaya konu olay, iddinamede yer alan bilgilere göre şöyle gelişti: Savcı A.Ç., Adıyaman Savcısı olarak görev yaparken 18 Kasım 2005 tarihinde gece saat 01.30-02.00 sıralarında, sarhoş bir durumda, 'mesleğine uygun düşmeyen iki kişi ile' adliyeye geldi. Burada Adıyaman Başsavcısı ile Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı'na sinkaflı küfürler savurdu. Alkollü savcı daha sonra adliye bahçesine küçük suyunu döktü.
Olayın öğrenilmesinin ardından A.Ç. hakkında 'Devletin yargı organlarını aşağılama' suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma açıldı. A.Ç. hakkındaki ilk soruşturma Şanlıurfa Başsavcılığı tarafından yapıldı. Başsavcılık, A.Ç.'nin TCK'nun 301. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya Emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü uyarınca yargılanması gerektiğine hükmetti.
Bununla Birlikte Şanlıurfa Başsavcılığı, A.Ç. hakkındaki son soruşturmanın Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılması gerektiğine karar vererek dosyayı bu ile gönderdi. Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi, savcı A.Ç. nin 1. sınıfa ayrıldığına dikkat çekerek yargılamanın Yargıtay'da yapılması gerektiği görüşüne vardı ve dosya ile ilgili görevsizlik kararı verdi.
Kendisine gelen dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanığın savcı sıfatını taşısa bile mesai saatleri dışında gerçekleştirildiği iddia
edilen eylem ve faaliyetinin görevinden doğmadığına dikkat çekti. A.Ç.'nin iddia edilen suçu görevi sırasında işlemediğine de vurgu yapan 9. Daire, eylemin Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93. maddesi gereğince kişisel suç niteliğinde olduğunu belirtti. Daire dosya hakkında 'görevsizlik' kararı verdi. Delilleri değerlendirme yetkisinin görevli mahkemeye ait olduğuna da dikkat çeken Yargıtay, savcı hakkında işlem yapılabilmesi için dosyanın Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmesine hükmetti.
Dosyayı inceleyen Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesi davaya ilişkin görevsizlik kararı verdi. Bunun ardından A.Ç'.nin dosyası görev uyuşmazlığı sorununun çözülmesi için ikinci kez Yargıtay'a gitti. Görev uyuşmazlığı konusunda nihai kararı Yargıtay Ceza Genel Kurulu verdi. Kurul davanın Adıyaman Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesine karar verdi.
Justizminister: Änderungsentwurf ist fertig
Istanbul - Die Türkei will in den nächsten Wochen den von der EU kritisierten "Türkentum"-Paragrafen in ihrem Strafrecht entschärfen. Der dafür notwendige Gesetzentwurf sei fertig und werde im Laufe der Woche dem Parlament zugeleitet, kündigte Justizminister Mehmet Ali Sahin am Montag in Ankara an. Nach Ausschussberatungen wird das Gesetz voraussichtlich noch vor Ende des Monats zur Beschlussfassung ins Plenum kommen.
In seiner bisherigen Fassung stellt der Paragraf 301 des türkischen Strafgesetzbuches die "Beleidigung des Türkentums" unter Strafe. Das Gesetz war in den vergangenen Jahren von Nationalisten benutzt worden, um unbequeme Äußerungen von Intellektuellen gerichtlich verfolgen zu lassen. Die EU verlangt vom Beitrittsbewerber Türkei schon seit langem, das Gesetz ganz abzuschaffen oder zumindest abzumildern.
Nach Presseberichten soll die Änderung noch vor dem 19. Jänner verabschiedet werden. An diesem Tag jährt sich der Mord an dem türkisch-armenischen Journalisten Hrant Dink, der aufgrund von Äußerungen über die türkischen Massaker an den Armeniern im Ersten Weltkrieg nach dem Paragrafen 301 verurteilt worden war. Um nationalistische Anwälte und Ankläger zu bremsen, sollen künftige Prozesse nach dem Paragrafen 301 laut Presseberichten nur noch mit ausdrücklicher Genehmigung des Justizministeriums beginnen können. Zudem solle der vage Begriff des "Türkentums" in dem Gesetz durch "türkische Nation" ersetzt werden.(APA/AFP)
Quelle: http://derstandard.at/?url=/?id=3172568
Justizminister: Änderungsentwurf ist fertig
Istanbul - Die Türkei will in den nächsten Wochen den von der EU kritisierten "Türkentum"-Paragrafen in ihrem Strafrecht entschärfen. Der dafür notwendige Gesetzentwurf sei fertig und werde im Laufe der Woche dem Parlament zugeleitet, kündigte Justizminister Mehmet Ali Sahin am Montag in Ankara an. Nach Ausschussberatungen wird das Gesetz voraussichtlich noch vor Ende des Monats zur Beschlussfassung ins Plenum kommen.
In seiner bisherigen Fassung stellt der Paragraf 301 des türkischen Strafgesetzbuches die "Beleidigung des Türkentums" unter Strafe. Das Gesetz war in den vergangenen Jahren von Nationalisten benutzt worden, um unbequeme Äußerungen von Intellektuellen gerichtlich verfolgen zu lassen. Die EU verlangt vom Beitrittsbewerber Türkei schon seit langem, das Gesetz ganz abzuschaffen oder zumindest abzumildern.
Nach Presseberichten soll die Änderung noch vor dem 19. Jänner verabschiedet werden. An diesem Tag jährt sich der Mord an dem türkisch-armenischen Journalisten Hrant Dink, der aufgrund von Äußerungen über die türkischen Massaker an den Armeniern im Ersten Weltkrieg nach dem Paragrafen 301 verurteilt worden war. Um nationalistische Anwälte und Ankläger zu bremsen, sollen künftige Prozesse nach dem Paragrafen 301 laut Presseberichten nur noch mit ausdrücklicher Genehmigung des Justizministeriums beginnen können. Zudem solle der vage Begriff des "Türkentums" in dem Gesetz durch "türkische Nation" ersetzt werden.(APA/AFP)
Quelle: http://derstandard.at/?url=/?id=3172568
Medya ile disini oymuslardi ön hazirlik olarak, simdi icini oyuyorlar... Degisen bisey yok...
Welche Folgen wird es wohl haben wenn der Paragraf 301 ganz abgeschafft wird?
Welche Folgen wird es wohl haben wenn der Paragraf 301 ganz abgeschafft wird?
welche folgen wird es für dich haben, wenn du demnächst nicht die suchfunktion betätigst?
threads zusammengeführt.
:lach: lieber yabgu, mag ja sein dass du eine vorliebe entwickelt hast, sämtliche thementhreads zu erstellen die bereits vorhanden sind (bsp. sammelthread x-beliebiges thema), habe die güte und betätige demnächst die suchfunktion.
sagolasin gurban:=)
Mersinlidost
08.01.08, 13:34
Welche Folgen wird es wohl haben wenn der Paragraf 301 ganz abgeschafft wird?
Der wird ja de facto nicht abgeschaft, sondern nur " Verschönert"! Die EU wird mit Sicherheit in naher Zukunft die Gelegenheit haben, neue Morde a la DINKS anzuprangern.
Was hier manche und auch in Reihen der AKP nicht wahrnehmen möchten, dass mann diesen § in die Mülltonne kippen kann, da er nicht ansatweise den Forderungen einer Demokratischen Denkweise entspricht.
Auch meine Symphatie für die AKP ist nur auf den demokratischen Gedankengut gebaut, was hier der Justizminister und seine Partei vorhat, ist nur Schwanz einziehen vor dem MILLITÄR.
So habe ich mir das nicht vorgestellt. Ich denke die Türkei kann sich noch weiterhin mit dem kranken Mann im Bosborus auseinandersetzen! Mal schauen wann sie das nächste mal, dem türkischen Volk was von Demokratie und Menschenrechten erzählen kann?
Dieser § 301 Muss ganz abgeschaft werde, wie es der Nachrichtensprecher M.A.Birand sagte.........Verarscht euch selber,wir jedenfalls sind anderer Meinung...!
Jedes Volk verdient das was es sich erarbeitet hat.....Na dann Gecmis olsun!!
deryatulga
10.01.08, 16:35
Reform oder Kosmetik für die EU?
Parlament soll über Reform der Strafnorm gegen ĞBeleidigung des Türkentumsğ befinden
Die türkische Regierung will den Paragraphen 301 des Strafgesetzbuches ändern, der die ĞBeleidigung des Türkentumsğ unter Strafe stellt. Obwohl der Inhalt der Reform noch nicht veröffentlicht wurde, steht sie bereits in der Kritik.
Jan Keetman/Istanbul
Die Türkei will eine Forderung der Europäischen Union erfüllen und den Paragraphen 301 (Erniedrigung des Türkentums) ändern. Der Änderungsvorschlag von Justizminister Mehmet Ali Sahin soll spätestens nächste Woche dem Parlament vorgelegt werden.
Der erst im Sommer 2004 im Rahmen einer Strafrechtsreform eingeführte Paragraph ist international heftig umstritten, weil er die Meinungsfreiheit einschränkt. Wichtigste Kritik: Der Paragraph solle vor allem verhindern, das Osmanische Reich wegen eines Völkermords an der armenischen Minderheit im Ersten Weltkrieg anzuklagen. Der offizielle Kommentar zu diesem Paragraphen und die Rechtspraxis unterstützen diesen Vorwurf.
Tödliches Urteil
Der armenische Journalist Hrant Dink war als erster wegen ĞBeleidigung des Türkentumsğ rechtskräftig zu einer Bewährungsstrafe verurteilt worden. Später wurde er von einem Jugendlichen mit derselben Begründung in Istanbul erschossen. Hrant Dinks Sohn Arat Dink wurde, weil er ein Interview mit seinem Vater in der armenisch-türkischen Zeitung ĞAgosğ abdrucken liess, ebenfalls zu einer Bewährungsstrafe verurteilt. In dem Interview hatte Hrant Dink die Frage, ob es einen Völkermord an den Armeniern gegeben habe, bejaht. Arat Dink wanderte nach seiner Verurteilung nach Belgien aus.
Zu denen, die wegen ĞErniedrigung des Türkentumsğ angeklagt wurden, gehört auch der Literaturnobelpreisträger Orhan Pamuk. Auch Pamuk hatte sich in einem Interview zum Armenier-Problem geäussert. Das international kritisierte Verfahren wurde mit Hilfe juristischer Tricks eingestellt.
Rechtsunsicherheit befürchtet
Während Justizminister Sahin über die Art der geplanten Änderung des Paragraphen 301 noch keine Angaben machte, berichtete die Zeitung ĞRadikalğ unter Berufung auf Quellen im Justizministerium, der Paragraph bleibe in seinen Formulierungen unangetastet. Nur die Höchststrafe solle von drei Jahren auf zwei Jahre gesenkt und zwei Zusätze eingefügt werden. Danach solle der Paragraph nur angewandt werden, wenn es sich um eine Ğintensive und absichtlicheğ Beleidigung handle. Zudem bedürfe ein Verfahren der Zustimmung des Justizministers. ĞCNN Türkğ meldete, ohne Angabe einer Quelle, das problematische Wort ĞTürkentumğ solle durch Ğtürkische Nationğ ersetzt werden.
Von liberalen Juristen wurde der Entwurf heftig kritisiert. Der Anwalt Ergin Cinmen erklärte, diese Änderung werde das Problem mit dem Paragraphen nicht lösen, vielmehr werde die Politik Rechtsunsicherheit produzieren. ĞEinmal wird das Ministerium die Erlaubnis zu einem Verfahren erteilen und einmal nicht.ğ Der Verleger Ragip Zarakolu unterstellte der Regierung, ĞVerfahren gegen Leute mit berühmtem Namen wie Orhan Pamuk oder Elif Safak verhindern zu wollen, während solche gegen Unbekannte weiter zugelassen werdenğ.
Geteiltes Echo der Opposition
Auch in der Opposition ist die Reform umstritten. Die nationalistische Partei MHP lehnt jede Änderung ab. Oltav Vural, ihr Vize-Fraktionschef, fragte rhetorisch: ĞWarum ist die Regierung wegen des Türkentums beunruhigt?ğ Die kemalistische Opposition will den Paragraphen beibehalten, ist aber für Änderungsvorschläge offen. Nur die prokurdische Partei DTP plädiert für die ersatzlose Streichung des Paragraphen.
http://www.tagblatt.ch:80/index.php?artikelxml=1451298&ressort=tagblattheute/ausland&jahr=2008&ressortcode=tb-au&ms=
Nachtfalke
10.01.08, 16:54
Reform oder Kosmetik für die EU?
Parlament soll über Reform der Strafnorm gegen ĞBeleidigung des Türkentumsğ befinden
Die türkische Regierung will den Paragraphen 301 des Strafgesetzbuches ändern, der die ĞBeleidigung des Türkentumsğ unter Strafe stellt. Obwohl der Inhalt der Reform noch nicht veröffentlicht wurde, steht sie bereits in der Kritik.
Jan Keetman/Istanbul
Die Türkei will eine Forderung der Europäischen Union erfüllen und den Paragraphen 301 (Erniedrigung des Türkentums) ändern. Der Änderungsvorschlag von Justizminister Mehmet Ali Sahin soll spätestens nächste Woche dem Parlament vorgelegt werden.
Der erst im Sommer 2004 im Rahmen einer Strafrechtsreform eingeführte Paragraph ist international heftig umstritten, weil er die Meinungsfreiheit einschränkt. Wichtigste Kritik: Der Paragraph solle vor allem verhindern, das Osmanische Reich wegen eines Völkermords an der armenischen Minderheit im Ersten Weltkrieg anzuklagen. Der offizielle Kommentar zu diesem Paragraphen und die Rechtspraxis unterstützen diesen Vorwurf.
Tödliches Urteil
Der armenische Journalist Hrant Dink war als erster wegen ĞBeleidigung des Türkentumsğ rechtskräftig zu einer Bewährungsstrafe verurteilt worden. Später wurde er von einem Jugendlichen mit derselben Begründung in Istanbul erschossen. Hrant Dinks Sohn Arat Dink wurde, weil er ein Interview mit seinem Vater in der armenisch-türkischen Zeitung ĞAgosğ abdrucken liess, ebenfalls zu einer Bewährungsstrafe verurteilt. In dem Interview hatte Hrant Dink die Frage, ob es einen Völkermord an den Armeniern gegeben habe, bejaht. Arat Dink wanderte nach seiner Verurteilung nach Belgien aus.
Zu denen, die wegen ĞErniedrigung des Türkentumsğ angeklagt wurden, gehört auch der Literaturnobelpreisträger Orhan Pamuk. Auch Pamuk hatte sich in einem Interview zum Armenier-Problem geäussert. Das international kritisierte Verfahren wurde mit Hilfe juristischer Tricks eingestellt.
Rechtsunsicherheit befürchtet
Während Justizminister Sahin über die Art der geplanten Änderung des Paragraphen 301 noch keine Angaben machte, berichtete die Zeitung ĞRadikalğ unter Berufung auf Quellen im Justizministerium, der Paragraph bleibe in seinen Formulierungen unangetastet. Nur die Höchststrafe solle von drei Jahren auf zwei Jahre gesenkt und zwei Zusätze eingefügt werden. Danach solle der Paragraph nur angewandt werden, wenn es sich um eine Ğintensive und absichtlicheğ Beleidigung handle. Zudem bedürfe ein Verfahren der Zustimmung des Justizministers. ĞCNN Türkğ meldete, ohne Angabe einer Quelle, das problematische Wort ĞTürkentumğ solle durch Ğtürkische Nationğ ersetzt werden.
Von liberalen Juristen wurde der Entwurf heftig kritisiert. Der Anwalt Ergin Cinmen erklärte, diese Änderung werde das Problem mit dem Paragraphen nicht lösen, vielmehr werde die Politik Rechtsunsicherheit produzieren. ĞEinmal wird das Ministerium die Erlaubnis zu einem Verfahren erteilen und einmal nicht.ğ Der Verleger Ragip Zarakolu unterstellte der Regierung, ĞVerfahren gegen Leute mit berühmtem Namen wie Orhan Pamuk oder Elif Safak verhindern zu wollen, während solche gegen Unbekannte weiter zugelassen werdenğ.
Geteiltes Echo der Opposition
Auch in der Opposition ist die Reform umstritten. Die nationalistische Partei MHP lehnt jede Änderung ab. Oltav Vural, ihr Vize-Fraktionschef, fragte rhetorisch: ĞWarum ist die Regierung wegen des Türkentums beunruhigt?ğ Die kemalistische Opposition will den Paragraphen beibehalten, ist aber für Änderungsvorschläge offen. Nur die prokurdische Partei DTP plädiert für die ersatzlose Streichung des Paragraphen.
http://www.tagblatt.ch:80/index.php?artikelxml=1451298&ressort=tagblattheute/ausland&jahr=2008&ressortcode=tb-au&ms=
Nur Gummi ist elastischer
Der Schakal
12.01.08, 21:38
Interessanter Artikel ...
"Ein Anklage gegen Gross wegen des Buches "Angst" prophezeite 2006 der damalige Vize-Generalstaatsanwalt Jerzy Engelkind - wegen mutmaßlicher "Beleidigung der polnischen Nation"."
http://www.politikcity.de/forum/showpost.php?p=446440&postcount=5
deryatulga
02.02.08, 16:25
301. maddenin başkalarını da öldürmesi engellenmeli
The Times: AGNES CALLAMARD; JONATHAN HEAWOOD; HENDERSON MULLIN
Kaynak: Radikal
Yer: Türkiye
Tarih: 21.1.2008
Türk-Ermeni gazetesi AGOS'un genel yayın yönetmeni ve evrensel ifade özgürlüğü hakkının cesur bir savunucusu olan Hrant Dink'in öldürülmesinin birinci yıldönümünde Türkiye'de düzenlenen gösteriler, Türkiye'nin,
bazı konular hakkında konuşanları 'hain' ilan eden ve böylece onları aşırılık yanlıları için hedef haline getiren cesa yasasında acilen reform yapması gerektiğinin bir hatırlatmasıydı.
AGOS'ta 1915'teki Ermeni katliamlarından 'soykırım' diye söz ettikten sonra, Dink ceza yasasının 301. maddesi üzerinden 'Türklüğe hakaret etmekle' suçlandı. Bunun ardından, 19 Aralık 2007'de İstanbul'daki ofisinin dışında bir aşırı milliyetçi tarafından vuruldu. Oğlu ve gazetesinin sahibi Arat'a da ekimde ertelenen cezalar verildi.
Hrant Dink için gerçek adaletin 301. maddenin acilen kaldırılmasını da içermesi gerektiğine inanan pek çok Türk kuruluşu gibi, biz de geçen yıl boyunca bu kadar az şeyin değişmiş olması karşısında dehşete düşmüş durumdayız.
Yazarlar, gazeteciler ve yayıncılar hâlâ 301 ve benzer bölücü maddelerden dolayı suçlamalarla karşılaşıyor; sonuç olarak sık sık şiddet tehdidi alıyorlar. Gelecek hafta Türkiye meclisi 301. maddeye yönelik değişiklikleri ele alacak ancak bu değişiklikler muhtemelen yetersiz kalacak; 'Türk ulusunu aşağılama', ağır cezalara tabi tutulan bir suç
olarak kalmaya devam edecek.
Ne yazık ki AB, Türkiye'yle üyelik müzakereleri sürecinde, bu tehlikeli yasaların kaldırılmasından ziyade değişiklik yapılmasında ısrar ediyor. Britanya ve AB şu an, 301. maddenin artık bir baskı aracı olarak kullanılmamasını ve başka hiç kimsenin sadece görüşlerini dile getirmiş olmasından dolayı öldürülmemesini ya da yargılanmamasını sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yapmalı.
Article 19 adlı insan hakları kuruluşunun yönetim kurulu başkanı, Britanya PEN genel merkezi temsilcisi, Britanya'da yayımlanan insan hakları ve ifade özgürlüğü dergisi Index on Censorship'in icra kurulu başkanı, 19 Ocak 2008)
deryatulga
02.02.08, 16:28
Yeni AİHM üyesi ilk demecinde '301' dedi
Kaynak: cnnturk.com
Yer: Türkiye
Tarih: 23.1.2008
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Karakaş, AİHM yargıcı seçilmesinin ardından, "AB'nin raporlarında da görüldüğü üzere, 301'inci maddenin, uygulamasında sorun taşıyan bir madde olduğunun çok açık olduğunu" ifade etti.
Karakaş, 301'inci madde ilk konulduğunda "Uygulamayı görelim" şeklinde ifadeler kullanıldığını hatırlatarak, "Ama uygulamada istenen açılım sağlanamadı. Gördüğümüz kadarıyla çok fazla açılmış dava var. Dolayısıyla bir hukukçu olarak, bu maddede bir değişiklik yapılması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
Türban konusu
Karakaş, AİHM'nin Leyla Şahin hakkında verdiği kararı ve genel olarak türban konusuna ilişkin olarak da, "Şu anda bu konuda herhangi birşey söylemem mümkün değil. Çünkü bununla ilgili verilmiş olan zaten mahkemenin bir içtihadı var. Mahkemenin bu içtihadı doğrultusunda benzer davalar zaten aynı şekilde sonuçlandırılacaktır" diye konuştu.
Karakaş, türban konusunda Türkiye'de farklı bir düzenleme olması ve farklı bir hukuki durumun ortaya çıkması, bu farklı hukuki durumla ilgili olarak da AİHM'ye iç hukuk yolları tüketildikten sonra bir başvuru gelmesi halinde, o zaman mahkemenin bunu değerlendireceğini kaydetti.
Karakaş, "Yeni bir hukuki düzenleme varsa, bu hukuki düzenlemeden etkilendiğini iddia eden kişiler varsa, yine iç hukuk yolları tüketildikten sonra mahkemenin önüne böyle bir başvuru gelirse, bu da değerlendirilecektir, tabii önceki içtihatlar da dikkate alınarak" dedi.
"Türkiye'nin öncelikli görevi..."
AİHM sistemine girmiş olan her devletin temel yükümlülüğünün, kendi iç hukuk düzenini Avrupa hukukuyla uyumlu hale getirmek olduğuna işaret eden Karakaş, dolayısıyla Türkiye de kendi iç hukukunu ne kadar Avrupa hukukuna uygun hale getirirse hakkında o kadar az dava açılacağını belirtti.
Karakaş, Türkiye'nin öncelikli görevinin, ihlal iddialarını en aza indirecek şekilde hem hukuka ve yasal düzenlemelere, hem de uygulamaya önem vermesi olduğunu kaydetti.
Karakaş, Türkiye'nin AİHM'de hakkında en çok dava açılan ülkelerden biri olmasının nedenleri ve iç hukukta yeni bir düzenlemeye gerek olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine, iç hukuktaki temel sorunun uygulamadan kaynaklandığı düşüncesini dile getirdi.
"İç yargı organlarına çok önemli görev düşüyor"
"Yeni Ceza Kanunu'ndaki maddelerden, 301'inci madde örneğinde de görüldüğü gibi uygulamada değişiklikler olabildiğine" dikkat çeken Karakaş, "Dolayısıyla tabii ki yasal düzenlemeler önemli, ama burada bence iç yargı organlarına çok önemli görev düşüyor. Sözleşmenin ve sözleşme organlarının, AİHM'nin görevi ikinci niteliktedir. Yani esas olan iç hukukta korumanın sağlanması. Neden? Biliyoruz ki, iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekiyor, bu şart" dedi.
Karakaş, "Dolayısıyla korumanın her devletin kendi iç hukukunda yapılması gerek. İç hukukta tüm çabalara rağmen giderilemeyen bir hak ihlali söz konusu ise yani kişinin böyle bir iddiası varsa o zaman AİHM'ye başvuruyor. Dolayısıyla korumanın iç hukukta olması lazım. Türkiye'nin bunu sağlaması lazım. Bunu sağladığı oranda uluslararası hukuk yolu, AİHM yolu, çok daha az kullanılacaktır" diye konuştu.
Birey özgürlüğü ve devletin egemenliği
Birey özgürlüğü ve devletin egemenliğine ilişkin görüşlerine dair bir soru üzerine Karakaş, devletin egemenliği meselesi üzerinde uzun yıllardır çalıştığını belirterek, artık Avrupa'daki insan hakları hukukunun, uluslararası hukukun dışında, daha farklı, devletin egemenliğini iyice çevreleyen ve sınırlandıran bir hukuk olarak karşılarına çıktığını kaydetti.
Karakaş, devlet egemenliğinin bugün, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilk yapıldığı yıllar olan 1950'lerdeki egemenlikten çok farklı olduğunu, sözleşmenin zaman içinde geçirdiği evrim, anlaşılması, yorumlanmasıyla bugün daha farklı bir noktaya geldiğini gördüklerini söyledi.
Karakaş,"Dolayısıyla burada artık ulus devletin egemenliği bundan etkileniyor, sınırlanıyor, bunun karşılığında da birey ve bireyin hak ve özgürlükleri öne çıkıyor. Yani ulus devletin egemenliği, bireyin hak ve özgürlükleri lehine sınırlanıyor. Bunu gözlemliyoruz, hem insan hakları bakımından, hem de AB hukukunun diğer unsurları bakımından Avrupa'da gözlemlenen temel unsur budur" diye konuştu.
"Seçilmekten çok mutluyum"
AİHM yargıçlığına seçilmesine ilişkin olarak da Karakaş, "bir hukukçu olarak böyle bir görev üstlenmekten gurur duyduğunu" belirtti.
Hukukla ilgilenen herkesin artık bugün Avrupa hukukuyla bir şekilde çalışmak durumunda olduğunu ifade eden Karakaş, "Ben de bir hukuk profesörü olarak, böyle bir göreve seçilmiş olmaktan dolayı çok mutluyum, çok gururluyum. Hukuk mesleğindeki en yüksek görevlerden bir tanesi olarak düşünüyorum" ifadesini kullandı.
Seçilmesi kararının kendisi için sürpriz olmadığını kaydeden Karakaş, hükümet tarafından aday olarak ilan edilmesinden itibaren bu konuda herkes gibi şansı olduğunu düşündüğünü, ayrıca nitelikleri itibarıyla da kendisini bu görev için uygun biri olarak değerlendirdiğini belirtti.
"Zor bir görev, iş yükü oldukça ağır"
"Görevin çok zor olduğunu" da kaydeden Karakaş, "Neden zor? Çünkü Türkiye hala hakkında çok fazlasıyla başvuru yapılan bir devlet durumunda. Dolayısıyla Türk yargıç da tüm bu davalara bakmakla yükümlü olduğu için, iş yükü oldukça ağır. Bunu tespit etmek lazım. Bu, bir. Diğeri de görevin tabii ki zorlukları var, ama aynı zamanda da Avrupa hukukunun yargıcı, bunu unutmamak lazım" dedi.
Karakaş, "Yapılan görev, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukukunun uygulanmasına yönelik bir görev. Dolayısıyla insan hakları ihlalinin varlığını veya yokluğunu değerlendirirken referans normu her zaman Avrupa standardı olacaktır. Dolayısıyla bu çerçevede bir görev yapacağız. Tabii ki Türk hukukundan gelen bir kişi olarak, Türk yargıç da orada Türk hukukunun özelliklerini, uygulamalarını anlatmak, bunları izah etmekle yükümlü" diye konuştu.
Karakaş'ın AİHM yargıçlığına seçilişi...
Karakaş, AİHM yargıçlığına seçilişinin öyküsünü de şöyle anlattı:
"İlk liste Avrupa Konseyi'nden geri döndükten sonra yürütme organı olarak hükümet yeni bir liste için çalışmaya başladı. Benim de bu şekilde haberim oldu. Adaylık için başvuruda bulundum. Sonuçta adaylığım kabul edildi. Gönderilecek listede yer aldım. Daha sonra Avrupa Konseyi'nin hukuk işleri komisyonunun bir alt komitesinde Paris'te bir mülakata girdik.
Tabii, tüm devletlerden gelen adaylar da oradaydı, yani sadece Türk aday için değil, hepsi için yapılan bir mülakat söz konusuydu. Burada da olumlu bir mülakat geçtiğini düşünüyorum. Avrupa hukukuna ilişkin olarak, genelde o tarz şeyler üzerinde konuşuldu. Kendi niteliklerimi oraya iyi yansıttığımı düşünüyorum. Arkasından da komitede aday olarak beni önerdi."
Türkiye'nin AİHM'deki ilk kadın yargıcı
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu, Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işıl Karakaş'ı, dün Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki (AİHM) yeni yargıcı olarak seçti.
Türkiye'den AİHM'deki ilk kadın yargıç olacağına dikkati çeken Karakaş, AİHM'de görev yaptığı süre içerisinde Strasbourg'da yaşayacağını söyledi.
Prof. Dr. Ayşe Işıl Karakaş, sözlerini, "Umarım bu seçildiğim yüksek hukuki değere sahip göreve uygun gerekleri yerine getirebilirim" dedi.
deryatulga
02.02.08, 16:30
"Soykırım var" diyen Demirer'e 301'den dava
Kaynak: stargazete.com
Yer: Türkiye
Tarih: 23.1.2008
"Soykırım var"
diyen Demirer'e
301'den dava
GAZETECİ Hrant Dink'in öldürülmesinin ardından Ankara'da yapılan protesto gösterisinde bir konuşma yapan ve "Bu ülkede Ermeni soykırımı olmuştur" diyen yazar Temel Demirer hakkında Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 'Türklüğe hakaret' suçunu düzenleyen 301. maddesinden dava açıldı, 20 Ocak 2007'de Dink'in öldürülmesini protesto etmek için Yüksel Caddesi'nde toplanan yaklaşık 800 kişiye konuşan Demirer hakkında Emniyet Güvenlik Şube Müdürlüğü 22 Ocak 2007'de Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
CİNAYETE ORTAK OLURSUNUZ İNCELEMENİN ardından Cumhuriyet Savası Levent Savaş'ın hazırladığı iddianamede Demirer'in TCK'nm 216. ve 301. maddelerinden cezalandınlması istendi.
Demirer'in "Eğer Türkiye'nin aydınları 301 kere 301 suçu işlemezlerse Hrant'ın cinayetine ortak olurlar. Tarihimizde bir soykırım vardır. Adı Ermeni soykırımıdır...." yönündeki sözlerinin suç unsuru olduğu belirtildi. Savcılığa ifade veren Demirer ise Osmanlı döneminde Ermenilere ilişkin bir soykırımın oluştuğuna inandığını söyledi. İlk duruşması 6 Mart'ta yapılacak.
deryatulga
02.02.08, 18:06
U.S. Congressmen honored the memory of Hrant Dink
Kaynak: panarmenian.net
Yer: Armenia
Tarih: 24.1.2008
/PanARMENIAN.Net/ The Armenian Assembly of America commends Armenian Caucus Co-Chair Congressman Frank Pallone, Jr. (D-NJ) and Caucus Member Representative Ed Royce (R-CA) for calling on Turkey to honor the memory of journalist and human rights activist Hrant Dink by repealing Article 301 of the Turkish penal code.
In separate remarks on the House floor yesterday, both lawmakers commemorated the first anniversary of Dinks assassination on an Istanbul street in broad daylight on January 19, 2007. Before his murder, Dink was awaiting trial for allegedly violating Article 301 which outlaws "insulting Turkishness," for his writings on the Armenian Genocide.
Pallone noted that Turkey continues to persecute and incarcerate people for exercising their universal right of freedom of speech.
"Turkey uses intimidation to deny its citizens their right to freedom of expression," Pallone stated. "It lobbies for its so-called rightful role in the international community and a place in the European Union. Yet it does not live up to democratic principles and standards."
"We appreciate the efforts of Congressmen Pallone and Royce in bringing this important issue to the forefront of Congress," said Assembly Executive Director Bryan Ardouny. "It is vital that America demonstrates its commitment to human rights, and fundamental freedoms to the rest of the world."
deryatulga
02.02.08, 18:11
Taraf Yazarı Miroğluna 301den "İvedi" Soruşturma
Kaynak: Bianet
Yer: Türkiye
Tarih: 25.1.2008
BİA Haber Merkezi - Istanbul-ankara
25 Ocak 2008, Cuma
Erol ÖNDEROĞLU Kadıköy Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Alpsan, Taraf gazetesine yazdığı Bekar Askerler yazısında bekar Türk askeri ile geleneksel kıyafetli Kürt kadınını yan yana gösteren Sabah gazetesindeki bir fotoğrafı ve haberi eleştirdiği için Orhan Miroğlunun ifadesini aldı.
Taraf gazetesinin 12 Aralık 2007 tarihli sayısında yazıdaki bakış açıyı ve fotoğraf seçimini eleştiren Miroğlu, Sabahtaki Sınır Komandoları Bekar Olacak haberinden hareketle kadınların geçmişte aylarca karakollarda cinsel ihtiyacın giderilmesi için tutulduğunu savunarak, Türkiyenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) mahkum olduğu Ş.A davasını gündeme getirmişti.
Miroğlu savcıya ivedi ifade verdi
Önceki gün (23 Ocak) Ankara Basın Savcısı Nadi Türkaslana ivedi olarak ifade verdiğini bianete açıklayan Miroğlu, görüşlerinin bir medya eleştirisinden ve geçmişte yaşanan gerçek olayların hatırlatılmasından sınırlı olduğunu açıkladı.
Dava açılıp açılmayacağına Kadıköy Savcılığı karar verecek. Dava açılması durumunda Miroğlu, Ceza Yasasının (TCK) 301/2 maddesi uyarınca iki yıl hapisle karşı karşıya kalacak.
Miroğlu, yazısında şunları diyor:
Haber için kullanılan fotoğrafa bakınca, 403 askerin Mardin de Derikli Ş.Eye günlerce tecavüz ettikleri iddiasıyla açılan dava geldi aklıma. Savcı Yeşim Doğan Karın hazırladığı iddianamede ne korkunç şeyler vardı, hatırlayınız.Derik karakol komutanı yüzbaşı Musa Çitil, daha önce aynı karakolda, Ş.Aya tecavüzden yargılanmış ve beraat etmişti. Dava AİHMe taşındı sonra ve Türkiye mahkum oldu."
Kadınlar geçmişte karakollarda tecavüze uğradılar
Sadece anlamaya çalışıyorum. Bu asker bir Kürt mü, askerlik için bekar olmasının tercih edilmesi Kürt kadınını mı ilgilendiren bir şey sadece, bu yüzden mi bir Kürt kadınının fotoğrafı kullanılmış? Ama bunu düşünmek bile aptalca, çünkü bu ülkede Kürtler Kürtlerle, Türkler de Türklerle evlenirler diye bir kural, bir yaşam alışkanlığı yok.
Ama bu ülkede Kürt kadınlarının 1990-1995 yılları arasında yaşandığı biçimiyle bekar ya da değil, askerlerin cinsel ihtiyaçları için karakollarda aylarca tutulduğu ve rütbeli-rütbesiz askerlerin tecavüzüne uğradığı bir vaka.
Haberi yapan bunu hatırlatmak ve askerlerin cinsel ihtiyaçları için çok da çaresiz kalmayacaklarını mı anlatmak istiyor acaba?... (EÖ/TK)
deryatulga
02.02.08, 18:31
IPA letter for zarakolu to EU
Kaynak: IPA
Yer: Europe
Tarih: 28.1.2008
Dear Commissioner Rehn,
Human Rights concerns regarding trial against Publisher Zarakolu
Request for formal monitoring of Ragip Zarakolus trial (next hearing: 31 January 2008)
The International Publishers Association (IPA) is deeply concerned regarding the treatment of publisher Ragip Zarakolu for his publication of a book by George Jerjian's entitled: Gerçek bizi Özgür Kilacak . We believe that publisher Ragip Zarakolus fundamental human rights to a fair trial and to freedom of expression and freedom to publish are being violated in this case. We therefore kindly urge you and your DG to take an interest in this trial, ideally by sending a European Union representative from Ankara to observe the next court hearing on 31 January 2008, and/or to formally ask the Turkish authorities for ongoing information regarding this case.
As previously brought to your attention, Ragip Zarakolu, co-founder and owner of Belge Publishing, is charged in Istanbul with insulting the State (Article 301 Turkish Penal Code TPC) and the memory of the founder of the Republic, Atatürk. (Law 5816). In this case initiated as early as December 2004, the charges carry a possible sentence of up to seven and the half years. The next court hearing is due on 31 January 2008.
The charges brought against publisher Ragip Zarakolu are in direct breach with European and international freedom of expression standards
We would also like to reiterate that the basis of the trial in itself, Article 301 TPC and Law 5816, is a violation of a fundamental human right. The charges brought against Ragip Zarakolu in the present case are indeed in direct conflict with his right to freedom of expression and freedom to publish - as guaranteed by Article 19 of the United Nations Universal Declaration of Human Rights, Article 19 of the International Covenant on Civil and Political Rights (ICCPR), and Article 10 of the European Convention on Human Rights (ECHR), to which Turkey is a party. These charges are also in breach with Article 11 of the new Charter of Fundamental Rights of the European Union.
The need to abolish Article 301 TPC and to amend other provisions of Turkish legislation
In the wake of Hrant Dinks murder on 19 January 207, IPA has been leading an international campaign for the repeal of Article 301 TPC, under which Hrant Dink had received a six-month suspended prison sentence in July 2006, a sentence which you had condemned on 12 July 2006 in a public statement. In February 2007, more than 40 national and international NGOs, led by IPA, called for the complete repeal of Article 301 TPC. Unfortunately, the various calls for repeal have not been heeded yet.
The Turkish Government postponed announced amendments to Article 301 TPC on various occasions. Once more, we are taking this opportunity to urge for the complete repeal of Article 301 TPC, and other provisions of Turkish legislation used to breach international freedom of expression standards. Cosmetic changes are likely to lead to more trials of publishers and writers.
The numerous delays are in breach with publisher Ragip Zarakolus right to a fair trial
We would like to bring to your attention yet another violation of a fundamental human right, the right to a fair trial, proclaimed in Article 10 of the United Nations Universal Declaration of Human Rights, and Article 6 of the ECHR. Throughout his career, Ragip Zarakolu has been subjected to a series of long, time-consuming and expensive court hearings. The present case was postponed at least 7 times since the first hearing on 16 March 2005. The first hearing of this case took place in Istanbul on 16 March 2005. We first wrote to you about this case to raise our concern as early as March 2005. Following numerous postponements, Ragip Zarakolu again appeared in court on 4 December 2007 when the case was yet again postponed to 31 January 2008. The conduct of this trial, in itself, has definitely taken the form of harassment and punishment against the defendant for daring to produce works, which touch on sensitive issues.
As written above, we think that the trial should not have started. We sincerely hope that publisher Ragip Zarakolu will be acquitted on 31 January 2008.
Thank you for your time and consideration.
Yours sincerely,
CC: Mr. Marc Pierini, Head of the Delegation of the European Commission in Turkey; marc.pierini@ec.europa.eu
deryatulga
02.02.08, 18:33
Zarakolu Davası İddianame ve Savunmalar
Kaynak: Özel-N.Uygun
Yer: ABD
Tarih: 28.1.2008
(16 Mart 2oo5, 2. Asliye Caza Mahkemesi, Sultanahmet. Suclama: TCK nin 159. Maddesini ihlal.
Durusma 17 Mayis 2005 tarihine kaldi. Mahkeme 3 kisilik bir Bilirkisi Heyetinin olusmasina karar Verdi.)
Sayin Mahkeme Uyeleri,
Ingiliz yazari George Jerjianin Gercek Bizi Ozgur Kilacak adli kitabini yayinladigim icin, Adalet Bakanliginin 10 Aralik 2004 tarihinde verdigi olur ile, Devleti (Cumhuriyeti) tahkir ve tezyif etmek, Ataturkun anisina hakaret etmek suclamasi ile onunuze Sanik kimligi ile cikmis bulunmaktayim.
Yazarin asla hakaret gibi kastinin bulunmadigini, tam tersine, Ermeni-Turk iliskilerinin duzelmesini istedigi, kitabin butunu degerlendirildiginde anlasilacaktir.
George Jerjianin kitabi 2002 de Londrada basildi, dunyanin bir cok yerinde satista. Nitekim ben de, Kitabi ilk kez 2003 de, Washingtondaki arastirma yaptigim Holokoust Muzesinin kitap satim reyonunda gorerek satin aldim.
Yazarin kitabinin Turkce yayinlanmasi onerisini, kitabi ilginc buldugum icin kabul ettim. Bu yil Ermeni Tehciri ya da Trajedisinin 90. Yili. Bu konunun icerigi, Turkiye yaninda butun dunyada butun yil boyunca tartisilacak. Kitaplari suclayalim, ya da suclamayalim, bu tartismalar simdiden baslamis bulunuyor.
Adalet bakanliginin bu konuda onur vermesi de, bir anlamda yargiya mudahelede buluma an lamina geliyor. Ve Adalet Bakanliginin, kitabi mahkum ettirme istegini aciga vuruyor. Bu nedenle bu dava, sadece dusunce ozgurlugu alanini ilgilendirmiyor, bastan asagi siyasi bir dava niteligine burunuyor.
Oysa siyasal irade, icine girilen reform surecinde dusunce ozgurlugunun sinirlarini genislettigi savunuyor. Ama biz ne yazik ki, tatbikatta bunun yansimasini bulamiyoruz. Inaniyoruz ki, temel hak ve ozgurlukler, yurttas haklari konusunda bir zihniyet degisikligi gerceklesmedikce, dusunce ozgurlugune iliskin sorunlar da bitmeyecek.
Eger Adalet Bakanligi hakaret suclamasinda samimi olsaydi , bu kitabin Ingiltere basimi hakkinda da, dava acabilirdi. Cunku hakaret ozel hukuk alanini ilgilendiren bir olgudur. Ve bunun icin, kitaba yonelik yurt disinda da dava acmak mumkundur. Ama burada ozel hukuku ilgilendiren hic bir husus olmadigindan, zaten boyle sacma bir girisimde bulanmamistir.
Eger biz kurumlara ve kisiliklere kutsiyet adfedersek, onlari putlastirirsak, elbette elestiri, ya da sert ifadeler hakaret olarak algilanacaktir. Hatta genel resmi tarih ve ideolojinin disinda yer alan, onunla celisen, ya da ona karsi cikan ifadeler de bir saldiri, bir saygisizlik, hakaret olarak algilanacaktir.
Ki bu yaklasimin gunumuz temel haklar ve ifade ozgurlugu ile hic bir baglantisi olamaz. Bu ancak inanc temelinde, acilan bir dava olarak algilanabilir. Ki bunu yapan sistemler ise, demokratik degil, teokratik ve totaliter sistemler olarak nitelenirler.
Devlet kuruculari, tarihsel kisilikler zaten tarih icindeki yerlerini almislardir ve somut bir konuma sahiptirler. Elestirel yaklasimlar, ya da resmi kliselerden farkli sunumlar, bazi kisilerce hosnut karsilanmayabilir. Ama buna karsi tepki, bir yazi ya da kitap ile buna karsi cikan gorusleri sergilenebilir.
En saglikli sonuc da, elbette belli bir duzeyde olmak kosulu ile farkli gorus ve yaklasimlarin sentezinden ortaya cikabilir.
Bence tarihsel bir kisilige yapilan asil saygisizlik, onun anisini ozel yasalarla korumaya kalmaktir. Bunun, totaliter ulkeler disinda bizimkine benzer bir ornegi de yoktur. Bu da bizim asmakta hala gucluk cektigimiz tabu konulardan biridir.
Ben, Turkiye Yayincilar Birliginin Yayinlama Ozgurlugu Komitesinde gorevliyim. Ayni zamanda, dunyada ifade ozgurlugunun durumunu takip eden uluslararasi komitenin de uyesiyim. Ve simdi ben benzeri bir nedenle yargilaniyorum. Bizim takip ettigimiz olaylar arasinda, benzer davalar da oluyor. Ornegin, Salman Rushtinin Seytan Ayetleri kitabindan dolayi, Iran rejimi kendi yurttasi olmayan yazarin olum fetvasini verebildi. Neyse ki, Iran bu kararini yakin zamanlarda geri aldi. Ve Salman Rushti, halen Amerikan PEN yazarlar birliginin baskani olarak, Bush yonetiminin dusunce ozgurlugunu terorizm bahanesi ile kisitlama girisimlerine karsi mucadele veriyor. Yunanistan, Hazreti Isanin hayatini konu alan bir cizgi romani, mukaddesata hakaret ettigi iddiasi ile yargiliyor. Ve en son Lubnanda Dan Brownin Da Vinci Sifresi adli butun dunyada cok satan romani, yine Hiristiyan gruplarin istemi ile, Hazreti Isanin hayatina uymayan anlatim ile hatirasinin kucuk dusuruldugu iddiasi ile dava konusu oldu.
Bizim, ozellikle dusunce ozgurlugunun sinirlarini genislettigimizi one ettigimiz bir donemde, bu davanin yukarida anilan davalar arasinda ornek olarak yer almasi aci verici.
100 Yili askin bir tarihe sahip olan Dunya Yayincilar Birligi, yayincilik sektorunun sadece iktisadi, ticari bir faaliyet alani olarak gorulemeyecegini, ayni zamanda etik bir goreve sahip oldugunu temel ilkeleri arasinda saymaktadir. Bu etik gorev de, insanlarin kendilerini ifade etmesine olanak saglamak yaninda, insanlarin bilgi edinme ozgurlugunun hayata gecmesine olanak saglamaktir. Bu kitabin yayinlanmasi da, Turkiyede canli bir tartisma alani olan bir konuda, dunyadaki fikirlerin ne oldu gunu aktarma disinda bir amaca sahip degildir. Turkiye okurlarinin da, dunyada ne gibi yayinlarin varoldugunu, bazi konularda ne gibi dusuncelerin sergilendigini ogrenme, dolayisiyla eger bu goruslere katilmiyorsa, bunu yansitma hakkina sahiptir.
Yoksa dunyanin en kolay yayinciligi, bize gore ters gelen hususlari oto sansure tabi tutarak, herkese hos gelecek bir is yapmak olurdu. Ama bu, ne olcude durust olur, ve gercek durum ne olcude yansitir. Kendi kendini kandirmaktan ote bir anlam da tasimaz.
Bazi ifadeler, bazi okuyanlari inanc ve bilgileri bakimindan sok edici mahiyette olabilir. Rahatsiz edici olabilir. Ama bu bir kitabin yargilanmasina gerekce olmamali. Nitekim, Yargitay da gectigimiz gunlerde, dusunce ozgurlugunun bu sok etme ozelligine dikkat ceken, dusunce ozgurlugunun sinirlarini daha genis yorumlayan bir ictihat karari yayinlamistir. Bu ictihat kararinin da mahkemeniz tarafinan dikkate alinacagini umut ediyorum.
Butun bu gerekceler cercevesinde, tarafima yoneltilen ithamlarin geri alinarak, beraatimi talep ediyorum.
Ragip Zarakolu
16.03.2005
-----------------------------------------------------------------------------
EK
Iddianame
TC Istanbul Cumhuriyet Bassavciligi
Basin Burosu
Haz No: 2004/47937
Buro No: 2004/2963
Istanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesine
Davaci: K.H.
Suclama: Devleti (Cumhuriyeti) tahkir ve tezyif etmek. Ataturkun anisina hakaret
Sevk Maddesi: 5187 S.K.nun 11/2 mad. Del. TCK 159/1 mad. 5816 S.K.nun 1/1.2.mad.
Hazirlik Evraki Incelendi
Sanik Ragip zarakolunun yetkilisi oldugu Belge Uluslararasi Yayincilik trainman Eylul 2004 tarihinde yayinlanan H. Zafer Korkmaz trainman turkceye cevrilen GERCEK BIZI OZGUR KILACAK adli kitapta:
Muttefik devletlerin tazminat isteyeceginden cekinen Ataturk ile arkadasi ve ortagi Ismet Inonu iktidari ele gecirmek ve yenilgiden bir zafer cikarmak icin harekete gectiler. Ordularini eve cagirmaya odaklanmis ve truckler savasmaya istekli olmayan Avrupa devletleri ve savas sirasindaermeni katliaminda yer almis suclularinda yardimi ile itidari ele gecirmeyi asardilar. Buna karsilik olarak yeni Turkiye Cumhuriyeti bu suclulari korumak zorunda kaldi ve ITC nin baslattigi katliamlara devam etti
Turklerin kaybini engellemek icin Ermeni erkekleri ailelerinden ayriliyor ve savas icin son derece gerekli cephaneden tamari etmek amaci ile, kesilerek katlediliyorlardi. Ardindan savunmasiz kadin ve ccuklarin uterine Kurt basibozuklar ve hapisanelerden biracialism suclular saliniyordu. Kadin ve cocuklar kaciriliyor, tecavuze ugruyor ve kesiliyorlardi. Bu surecte bir bucuk milyon ermeni yok olmustu
Turkiye amacina ulasmisti: Anadolu ermenilerden neredeyse tamamen temizlenmisti
Bir Turk tarihcisi ve sosyologu olan Taner Akcam belki de katil ve yagmacilarin buyuk bolumu ayni zamanda T.C.nin kuruculari arasinda yer alan kahramanlar oldugu icin diyor, Diyologdan Baska Cozum Var mi? adli calismasinda
Ermenilerin katledilmesiyle Cumhuriyetin kurulmasi arasinda meseleyi daha da tabu haline getirecek baglantilar da var
Ittihat Terakki Partisinin ileri gelen uyelerinden Halil Mentese, Eger dogu Anadoluyu Rusyayla isbirligi yapan ermeni militanlarindan temizlememis olsaydik, cumhuriyetimizi kurmak mumkun olmayacakti der. Cumhuriyetin Birinci Meclisinda yapilan konusmalarin ana temasi, Anavatani kurtarmak icin katil olarak adlandirilmayi goze aldik bicimindedir
yeni kurulan Cumhuriyetle soykirim arasindaki ikinci bag, milli hareketin temelini olusturan ve zenginligini soykirimdan elde ettiklerine borclu olan bir sinifin uzerine kuruluyordu..Cumhuriyetin ileri gelen ve yagmadan zenginlesmis aileleri, ermenilerin geri donup hem, mallarini alacaklarindan, hem de baslarina gelenlerin ocunu almalarindan korkuyorlardi
Ustelik bazilari Ataturke oldukca yakindi. Ornegin Nonanin hikayesinden hatirlayacagimiz Topal Osman Ataturkun kisisel guvenliginden sorumluydu
Turkiyeyi kuran kahramanlar arasinda yukarida adi gecen hirsiz ve katillerin de varoldugunu Kabul etmek hic suphesiz sarsici bir etki yapacaktir
Devlet, Turkiyenin mahvolmus kalici vatandaslarini bogan, ezen ve sikan baskici bir zihniyetle yonetilmistir sozlerine yer verilerek, Devletin (Cumhuriyetin) tahkir ve tezyif edildigi kanaatine varilmistir
Turkiyenin 1920lerde kazandigi ozgurluk masum ermenilerle lekelenmisti. Lekeli bir ozgurluktu, kazanilmis degil, calimis bir ozgurluktu. Ataturkun cumhuriyeti, suclarini ortbas edecekleri ve haksizlikla kazandiklarina kilif arayan toplu devlet kavrami, hirsizlar arasinda onurun oldugu, ve sessizlik yemininin (omerta) bozulmasinin, kazanilanlarin aninda iadesi an lamina geldigi, Italyan-Amerikan mafyasinin kurallarina benziyor. Devlet hala bu katillerin mirascilarini koruyor sozlerine yer verilerek, cumhuriyetin tahkir ve tezyif edildigi kanataine varilmistir.
TCK nin 160/2 maddesi hukumleri uyarinca Adalet Bakanliginin 10.12.2004 tarihli OLURlari alinmistir.
Bunun yanisira adi gecen kitapta Ataturkun anisina hakaret iceren sozlerin bulundugu, yapilan incelemeden anlasilmistir. Bu nedenle sanigin ayrica 5816 sayili yasanin 1/1 ve 2. Maddesine de aykiri davrandigi gorulmustur.
Sanigin mahkemenizde 517 sayili kanunun 27. Maddesi uyarinca durusmasinin yapilarak, fiil ve eylemine uyan ve yukarida gosterilen kanunun ilgili maddeleri uyrarinca tecziyesine karar verilmesi kamu adina iddia olunur. 23.12.2004
Ismail Onaran
Istanbul Cumhuriyet Savcisi
-----------------------------------------------
İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesine
Saygıdeğer Yargıçlar,
Benim adım George Jerjian. Sudan, Hartum doğumlu, Ermeni kökenli Britanyalı bir yazarım ve 10 yaşımdan itibaren İngilterede eğitim gördüm. Büyükannemin öyküsünü Türkler ve Ermeniler arasında daha iyi ilişkilerin başlangıç noktası olarak kullanmayı istediğimden dolayı The Truth Will Set Us Free: Armenians and Turks Reconciled (Gerçek Bizi Özgür Kılacak: Ermeni ve Türk Barışması) adlı kitabı yazdım. Ben, bir Türk tarafından himaye edilen, dolayısıyla Türklere karşı hiçbir kötü niyet ve düşünce beslemesi mümkün olmayan bir ailede büyüdüm. İngilterede üniversitede üç yıl geçirdim ve yaklaşık 40 Türk öğrenciyle dostluk kurdum; onların muhteşem ev yemeklerini yedim.
Ragıp Zarakolu mahkemeniz nezdinde Türkiye Devletine ve Cumhuriyetine hakaret ve ayrıca Atatürkün anısına hakaret suçlamalarıyla karşı karşıya. Bu, gerçek dışıdır. Ragıp Zarakolu masumdur ve ben, neden masum olduğunu açıklamaya çalışacağım.
1. Kitabı Ragıp Zarakolu yazmadı. Ben yazdım. Gerçekten de kitabımda yer alan ve mahkemenin sakıncalı bulduğu bilgiler bana bile ait değil. Bilgiler, Dr. Vahakn Dadrian, Dr. Taner Akçam ve Türksever Amerikalı bir gazeteci olan Stephen Kinzer gibi seçkin bilim adamları ve yazarlara aittir. Ben onların bilgilerini Türkler ve Ermeniler arasında yeni bir tarih anlayışı geliştirmek için kullandım; bu anlayışın her iki halkın yeni ve hızla değişen bu yüzyılda hızlı adımlarla ilerlemesine yardımcı olacağını düşündüm.
2. Bu yazarlar, Türk toplumunun dengesini bozacak ve temelini zayıflatacak öyküler üreten yalancılar değiller: onlar toplumun ve dostlarının yararını düşünüp gerçeğin ortaya çıkmasını isteyen yazarlar. Onlar, arkadaşlarına hakaret etmekten zevk alan sokak çocukları değiller: Toplumları ve dostları, çalışmalarının meyvelerinden yararlandıklarında zevk duyan yetişkinler. Onlar, dostlarına acı vermeye çalışan suçlular hiç değiller; toplumlarını özgürleştirmeye çabaladıkları için kutlanması gereken kahramanlar.
3. Saygıdeğer Yargıçlar, size Ragıp Zarakolunun Türk ulusuna ve Cumhuriyetine hakaret etmediğini ve onları küçümsemediğini ifade etmek istiyorum. Tersine, Türk Ceza Yasasının 312. Maddesinin Türk ulusunun ve halkının zeka ve bütünlüğüne yönelik bir hakaret olduğunun tartışılması gerekmez mi? 312. Madde, Türk halkının ifade özgürlüğünü kısıtlamakta, onları tarihlerindeki karanlık bir dönemden bihaber kılmaya çalışmakta ve herhangi bir reform ve değişime tahammül etmeyen bir sisteme mahkum etmektedir. Rüzgar vurduğunda eğilmeyen ağaç veya sistem- kırılır diyen bir Türk atasözünün olduğunu biliyoruz.
4. Zarakolu Atatürkün anısına hakaretle suçlanıyor. Zarakolu, Ermenilere yapılanların suç olduğunu bizzat kabul eden Atatürk gibi cesur bir liderin anısına nasıl hakaret edebilir, sorarım sizlere?
Saygıdeğer Yargıçlar, Ragıp Zarakolunu beraat ettirmenizi istirham ediyorum sizlerden, çünkü o masumdur.
Saygılarımla,
George Jerjian
Londra, 15 Aralık 2006
deryatulga
02.02.08, 18:41
Ragıp Zarakolu 301in Eski Sanığı, Yenisi Kiyasettin Aslan
Kaynak: Bianet
Yer: Türkiye
Tarih: 31.1.2008
BİA Haber Merkezi - İstanbul-Kilis
31 Ocak 2008, Perşembe
Erol ÖNDEROĞLU George Jerjian'ın "Gerçek Bizi Özgür Kılacak" kitabını Türkçe yayımladığı gerekçesiyle "Devleti ve Cumhuriyeti tahkir ve tezyif" ve "Atatürk'ün anısına hakaret" iddialarıyla yargılanan Belge Yayınları sahibi Ragıp Zarakolu, 8 Nisana kadar savunmasını hazırlayacak.
İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı davada 7,5 yıl hapsi istenen yayıncı, bir kez daha bugün (31 Ocak) hakim karşısına çıktı. Yayıncıyı savunan avukatı Osman Ergin, savunmasınnı hazırlamak için süre istedi ve mahkemeye müvekkilinin de yargılandığı Ceza Yasasının (TCK) 301. maddesinin değiştirilmesinin gündemde olduğunu, bu nedenle bu geliişmelerin beklenmesini istedi.
Sanık çevirmen Tuygan yayıncısına destek verdi
Mahkeme, tutuksuz sanık olarak yargılanan Zarakolunun ve avukatının kapsamlı savunma hazırlamaları için 8 Nisana kadar süre verdi.
Yayıncıya destek olmak için, Prof. Dr. Dora Sakayan'ın "Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları-Garabet Haçeryan'ın İzmir Güncesi" kitabını çevirdiği için "Türklüğü alenen aşağılama" ve "Orduyu tahkir ve tezyif" iddialarıyla 6 yıl hapsi istenen çevirmen Atilla Tuygan da duruşmayı izledi.
IPAin uzun bulduğu yargılama daha da uzadı
Ayrıca duruşmada, Zarakolunun yazarı olduğu Günlük Evrensel gazetesi temsilcileri Fatih Polat ve Kamil Tekin Sürek, Şair Sennur Sezer, Evrensel Basım Yayın yetkilisi Songül Özkan, gazeteci Erol Özkoray, İtalyan gazeteci Marta Faderica Ottaviani ve Avrupa Komisyonundan Didem Bulutlar Ulusoy da vardı.
Zarakolu için, Uluslararası Yayıncılar Derneği (IPA) geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliğinin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehne bir mektup göndererek, yayıncının yargılanma sürecinin dahi bir cezalandırma seyri izlemeye başladığını açıklamıştı.
Aslanın Mayın eleştirisine de aşağılama davası
KESK´e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) Kilis İl Temsilcisi Kiyasettin Aslan hakkında da, yerel Kent Gazetesi´nde yayımlanan Mayın başlıklı yazısı nedeniyle 301den dava açıldı.
Aslan, yazısında Türkiye´nin döşediği mayınlara her yıl çocuklar, kadınlar, her yaştan insan basıyor ve yaşamını yitiriyor, sakat kalıyor diyerek askeri teşkilatı alenen aşağıladığı gerekçesiyle yargılanıyor. Aslan, 13 Şubatta Kilis 2. Asliye Ceza Mahkemesinde hakim karşısına çıkacak. (EÖ/TK)
deryatulga
14.02.08, 10:35
Engin Ardıç
İlhan Selçuk 301den yargılanır mı?
Önce hedefi dar tuttular, yalnızca göbeğini kaşıyan ayılara çattılar, şimdi de iyice öfkelendiler, genellemeye başladılar...
Hani halkımız cahildir, kandırılmıştır lafına 1950 yılından beri alıştık da, artık zekâsı tartışılan halk gibi muğlak bir kavram olmaktan da çıktı, laf düpedüz Türke yöneldi.
Ulusalcı kontenjanından önce işkencecilerini affeden (şimdi de tüh, keşke elim kırılsaydı noktasında), yakayı ele verdiklerinde de herhalde bombacılarını bağışlayan İlhan ağabey geçen gün bir yazı yazdı. Dedi ki:
Aziz Nesin hep yinelerdi:
-Türkler aptaldır...
Abartıyor sanırdım...
Şimdi inanmaya başladım...
Eğer Atatürk sayesinde başlattığımız aydınlanma devrimine paydos diyerek Arabın çorabın kuyruğuna takılıp kadınımızı, kızımızı tesettüre mahkûm edersek, Tarih Babanın defterine kimliğimiz nasıl yazılacak:
-Aptal Türk...
Tesettür üniversiteli kızın başında değil, bizim kafamızda aklımızı örttüğünden, kendimize aptallıktan gayrı bir sıfat bulmak zor olacak...
Evet, böyle yazdı İlhan ağabeyimiz...
İmdi... Burada Türklüğe hakaret var mı, yok mu?
Sayın Kemal Kerinçsiz tutuklu olmayıp da ağzını açabilseydi hukukçu olarak ne derdi acaba? Veli Paşa içeride gazete okuyabiliyorsa bu hususta ne düşünüyor?
İlhan ağabeyimiz Aziz Nesinin ünlü sözünü de çarpıtmış, o yüzde altmıştan sözetmişti, üstelik halk diyordu, oysa Selçuk Türklerin aptal olduğuna inanmaya başladım diyor. Hepsinin.
İki yıl yatar mı, yoksa derinler ona da bir iyilik düşünürler mi?
Düşünmezler canım, İlhan ağabey yabancı değil, üstelik de affetmiş...
Hem zaten lafı da kıvırmış, sonra dönüyor, kadınımızı tesettüre mahkûm edersek diyor... Tarih Baba söyleyecekmiş Türklerin aptal olduğunu, İlhan Baba değil.
İyi de, bunu affedilmiş yamyamlara nasıl anlatacak?
Ben yardımcı olayım: İlhan Selçuk da bir Türktür, insan hiç kendi kendisine hakaret eder mi? Ulusalcı, ulusa küfür eder mi?
Bir Giritli bütün Giritliler yalancıdır derse doğru mu söylemiş olur, yalan mı?
Köy Enstitülerinin Yunan felsefesi dersinde okutuyorlar mıydı bu mantık problemini acaba? Enstitüler yeniden açılsalar da görsek. Açılmazlarsa memleketin kurtulacağı da yok.
İlhan Selçukun mazereti var, ironi yapıyor... Evet ama, Hrant Dink de ironi yapmamış mıydı?
Madem ki Ermenisin, istemeden ironi yapmamalısın!
James Wattın buhar makinesini icat ettiğini biliyorsan, ironi yapabilirsin.
Yoksa İlhan ağabey, Orhan Pamuk ve Elif Şafak gibi kendini 301den yargılatıp Batıda mağduru oynamak mı istiyor, sekseninden sonra Nobel ödülüne mi niyetlendi?
Elbette bütün bu sorular da, bu tartışma da abestir. Biz burada gırgır yapıyoruz. Fakat siz de şimdi anladınız mı, şu ünlü 301. maddenin niçin kalkması gerektiğini?
En azından, bu tür gırgırlar yapılamasın diye.
Bir de, faşoların kafası büsbütün karışmasın diye tabii, sonra gene sapıtmasınlar.
İlhan ağabey sapıtabilir, ona serbest.
14.02.2008
Nach Interview mit deutscher Zeitung
Türkische Menschenrechtlerin zu Haft verurteilt
Die Menschenrechtlerin Eren Keskin wurde wegen Verunglimpfung des Türkentums zu sechs Monaten Gefängnis verurteilt. Sie hatte in einem Interview mit dem "Tagesspiegel" Kritik an der türkischen Politik geäußert. Schon vor dem Prozess erhielt Keskin ein vorübergehendes Berufsverbot und Morddrohungen.
http://www.welt.de/politik/article1822022/Tuerkische_Menschenrechtlerin_ zu_Haft_verurteilt.html
Der Schakal
20.03.08, 18:06
Nach Interview mit deutscher Zeitung
Türkische Menschenrechtlerin zu Haft verurteilt
Die Menschenrechtlerin Eren Keskin wurde wegen Verunglimpfung des Türkentums zu sechs Monaten Gefängnis verurteilt. Sie hatte in einem Interview mit dem "Tagesspiegel" Kritik an der türkischen Politik geäußert. Schon vor dem Prozess erhielt Keskin ein vorübergehendes Berufsverbot und Morddrohungen.
http://www.welt.de/politik/article1822022/Tuerkische_Menschenrechtlerin_ zu_Haft_verurteilt.html
"weil sie im Juni 2006 in dem Interview den Einfluss der Armee auf die türkische Politik kritisiert hatte."
Was ich viel Interessanter finde ist folgendes ...Guckt euch mal an wer die Türkei im Bezug auf die Armenierproblematik auf der internationalen Ebene vertritt (Hikmet Özdemir) Und dann schaut mal nach worüber er seine Dissertation geschrieben hat und wie er wohl zu dem Posten gekommen ist und was dies wohl bezwecken könnte.
Danke an DT
"weil sie im Juni 2006 in dem Interview den Einfluss der Armee auf die türkische Politik kritisiert hatte."
Was ich viel Interessanter finde ist folgendes ...Guckt euch mal an wer die Türkei im Bezug auf die Armenierproblematik auf der internationalen Ebene vertritt (Hikmet Özdemir) Und dann schaut mal nach worüber er seine Dissertation geschrieben hat und wie er wohl zu dem Posten gekommen ist und was dies wohl bezwecken könnte.
Danke an DT
Ich hab mal schnell in die Dissertation reingeschaut.....echt der Hammer....vor allem der Vorwurf und der Absatz 7 aus Seite 136. Ist klar woher das kommt. Aber viel wichtiger ist doch, inwiefern sich diese Zweckbündniss als Faktor in der innertürkischen Krise als Emulgator für die weiteren Rezessionsbefürchtungen aus der Sub-Prime Affaire darstellen.
:druck:
Der Schakal
20.03.08, 19:39
Ich hab mal schnell in die Dissertation reingeschaut.....
Wo?
Der Fall Eren Keskin
Richter ohne Recht
Ein halbes Jahr Haft für eine politische Meinungsäußerung das stößt ab, in jeder Hinsicht. Der Wunsch der Türkei, in die EU aufgenommen zu werden, wirkt vor dem Hintergrund des Urteils gegen die Rechtsanwältin Eren Keskin unverständlich. Denn die Strafe für die Trägerin des Aachener Friedenspreises ist eines demokratischen Rechtsstaats, der die Meinungsfreiheit achtet, absolut unwürdig.
Ist der Fall Keskin also ein weiteres Indiz dafür, dass die Türkei in der Europäischen Union nichts zu suchen hat?
Das Verfahren hat tatsächlich eine europäische Dimension aber eine etwas andere, als die eilfertigen Verfechter einer türkeifreien EU unterstellen. Das Urteil gegen die Menschenrechtlerin Keskin ist, bei aller gerechten Empörung, kein Vergehen der türkischen Regierung oder gar der Türkei, sondern ein Skandal der dortigen Justiz. Das zu trennen, gehört zur Grundlage unseres rechtsstaatlichen Verständnisses und entspricht auch der Lage in der Türkei.
Der Strafrechtsparagraf 301, auf den sich das Gericht bei der Verurteilung Eren Keskins bezog, soll das Türkentum schützen, aber auch die Kritik am Staat. Dieser Paragraf wird jedoch von der stark kemalistisch geprägten Justiz, die sich dem Militär mehr verbunden fühlt als der Regierung, immer wieder auf obszöne Weise missbraucht. Eigentlich gibt es den Paragrafen 301 wegen der Europäischen Union; der türkische Gesetzgeber folgt den EU-Maßgaben zur Stärkung der Bürgerrechte mit dem Ziel des Beitritts. Die Richter aber wenden den Paragrafen ignorant gegen die EU, indem sie die zulässige Kritik am Staat zu einer Schmähung des Türkentums umdefinieren und damit gegen Grundsätze der europäischen Menschenrechtskonvention verstoßen. Der Versuch, das Gesetz deshalb zu reformieren, scheiterte bisher an den nationalistischen Kräften, die es zwar auch in der Regierung gibt, die aber besonders vom Militär repräsentiert werden.
http://www.tagesspiegel.de/zeitung/Titelseite;art692,2498885
Das Verfahren hat tatsächlich eine europäische Dimension aber eine etwas andere, als die eilfertigen Verfechter einer türkeifreien EU unterstellen. Das Urteil gegen die Menschenrechtlerin Keskin ist, bei aller gerechten Empörung, kein Vergehen der türkischen Regierung oder gar der Türkei, sondern ein Skandal der dortigen Justiz. Das zu trennen, gehört zur Grundlage unseres rechtsstaatlichen Verständnisses und entspricht auch der Lage in der Türkei.
Aber daß dieser unsägliche Paragraph noch nicht längst ersatzlos gestrichen ist, das hat doch wohl die Regierung, also der Staat zu verantworten. Insogern überzeugt mich deine Argumentation nicht.
Aber daß dieser unsägliche Paragraph noch nicht längst ersatzlos gestrichen ist, das hat doch wohl die Regierung, also der Staat zu verantworten. Insogern überzeugt mich deine Argumentation nicht.
Die Antwort steht im nächsten Satz des Artikels...
Der Versuch, das Gesetz deshalb zu reformieren, scheiterte bisher an den nationalistischen Kräften, die es zwar auch in der Regierung gibt, die aber besonders vom Militär repräsentiert werden.
PS. Im Übrigen ist es nicht meine Argumentation sondern des Authors.
PS. Im Übrigen ist es nicht meine Argumentation sondern des Authors.
Ja natürlich, pardonnez moi!
Altemur Kilic
altemurkilic@ttmail.com
Türklüğü aşağılamanın dayanılmaz özgürlüğü!
Döndürüldük, dolaştırıldık, başka bütün sorunlarımız çözülmüş gibi, geldik gene TCKnin Türklüğün ve temel kurumlarının, değerlerimizin, aşağılanmasına karşı müeyyideler koyan 301. Maddesinin değiştirilmesine ! Önceki bir yazımda, buna madde Bağımlılığı demiştim: gene krizleri tuttu! Bu, 301. Madde, neden ABnin ve bizim sözde aydınların baş tasasıdır? Sadece bu soru, bu şüphe birçok şeyleri izah ediyor! Başbakan Erdoğan, bir taraftan ABnin tutumunu -Türkiyeyi oyalamasını kınarken, diğer taraftan da o ucu açık - fakat aslında çıkmaz AB sürecinde artık sıranın bu maddenin değiştirilmesine geldiğini tebşir ediyor... O da acaba biraz ABnin bu konuda neden bu kadar ısrarcı olduğunu düşünmez mi? Yoksa, o da Avrupalıların maddenin sadece değiştirilmesini değil, tamamen kaldırılmasını bizim iyiliğimiz ve düşünce ve ifade özgürlüğü adına istediklerine mi inanıyor! Biliyorum; kendi partisi içinde bu madedenin kaldırılmasına karşı olan, esasta milliyetçi, vatansever, dürüst milletvekilleri var ve tahmin ediyorum ki, Cemil Çiçek bile bu konuda en azından mütereddit !.. Hemen şunu söyleyeyim ; Türk Ceza Kanununun Türklüğe hakareti suç sayan 301. maddesinin ve Anayasanın, sulandırılmadan, değiştirilemez maddelerinden biri olarak kalması zorunludur...
Ancak Türklüğün, değerlerinin ve kurumlarının, daha açık- seçik tarif edilmesi, daha somut bir şekilde ifade edilmesi gerekir! Ama tamamıyla kaldırmak- Ne için ve hangi maksatlara hizmet eder! 301. Maddenin kaldırılması, önce, AB üzerimize zaten kendi çıkarları için ölü toprağı serperken, Avrupalıların işine yarar!... Yoksa Komiser Lagendjikin kendi itirafıyla, Anayasamızı ve değişmez maddelerini değiştirmeyi dayatması cümlesinden, özellikle, neden bu maddenin kaldırılmasında ısrar eder?... Bizim iyiliğimiz için mi, sadece evrensel düşünce ve ifade özgürlüğü için mi?
Sayın Erdoğan, bu maddenin kaldırılmasının ucunun nereye varacağını hatta TSKnin, hatta Atatürkün bile aşağılanacağını görmüyor ve yoksa aldırış mı etmiyor? Dahası var; aynı mantıkla, ilerde, dini, mukaddes değerlerimizin de pervasızca aşağılanabileceğini görmüyor mu? Herhalde, milli inançlarımızın daha az önemli olduğunu söyleyemez! Bizim içimizdeki sözde aydınlar-liboşlar 301.Maddenin kaldırılmasını neden isterler?... Önce düşünce ve ifade özgürlüğü var: bırakınız yapsınlar, onurumuzun üzerinden de geçsinler, liberallik anlayışı ve entel ukalalığı , için! Ama daha fazla, uluslararası getirileri için! Ancak, bu ilkeler Ermeni soykırımı olmadı demek hususunda geçersiz: Sözde İfade özgürlüğüne rağmen birçok ülkede soykırım olmadı demek, kanunen yasak... Soykırım yaptık diye beyanatlar veren, romanlar yazanlar, Orhan Pamuk ve Elif Şafak, Baskın Oran vb, medeni cesaretlerinden dolayı ödüller alırlar, Ermeni Diasporasından beslenirler...
Ey özgürlükçü aydınlarımız, bu bariz çelişkiye hiç olmazsa entel ahlak namına neden hiç karşı çıkmazsınız? ? Aksine 301. Madde kaldırılsın ve Türklüğü tarihimi pervasızca aşağılanabilsin diye nazik yerlerimizi yırtarsınız? Ve Türkiyeli Başbakan da, ABne ve size alet olur?
Böyle bir madde Avrupa ülkelerinde yokmuş... Zımnen vardır: Amerikada, Amerikan Bayrağı ve tarihi bayrağı aşağılanamaz... İngilterede, Kraliçeye küfredilemez... Bazıları böyle maddeler var ama işletilmiyor derler... Kötü örnek, Türkiye için örnek olur mu? Fransada, De Gaulle zamanında, Fransanın onuruna söz edilemezken, şimdi onu yerine bir Sarkozy ve çıplak eşi gelmişse - Almanya hâlâ Nazi-Hitler Kompleksi altındaysa -bunlar mı bize örnek olacak! Bir iddia da Hrant Dinkin öldürülmesine bu madde yüzünden hakkında dava açılması sebep olmuş! Ve gene bu madde yüzünden Türklüğü aşağılayan Pamuk ve Şafak vb. tehdit altındaymışlar! Ve şu mantığa bakın: Türkiyede 301 varlığını koruduğu sürece, Ermeni meselesi konusunda özgür tartışma ortamı kurulamaz... Çünkü özgür tartışma ortamı demek bütün farklı görüşlerin meydana çıkması demektir... 301 bu yolu tıkıyor. Şimdi, kaldırın bu süpabı da birileri pervasızca Türklüğe, tarihine ve ordusuna serbestçe hakaret etsinler, asıl o zaman görürsünüz olacakları
Die sollen diesen komischen Paragraphen, ohne wenn und aber, komplett abschaffen.
Ein neues Selbstbewusstsein muss sich die Türkei aneignen, um sich mit kritischen Schriftstellern und Journalisten auseinandersetzen zu können.
Ein dummes Gesetz, den man nach Belieben zückt, wenn einem etwas nicht passt, gehört sich nicht für einen demokratischen Staat und sollte der Vergangenheit angehören.
Die sollen diesen komischen Paragraphen, ohne wenn und aber, komplett abschaffen.
Ein neues Selbstbewusstsein muss sich die Türkei aneignen, um sich mit kritischen Schriftstellern und Journalisten auseinandersetzen zu können.
Ein dummes Gesetz, den man nach Belieben zückt, wenn einem etwas nicht passt, gehört sich nicht für einen demokratischen Staat und sollte der Vergangenheit angehören.
sowas muss tatsächlich komplett abgeschafft werden, lässt sich aber aufgrund einiger bestimmter kreise noch nicht voll erledigen :gewalt: so ein gesetz hat in einer demokratie wirklich nichts verloren, achso ja da haben wir ja das problem demokratie und die tr :brüll: naja mal schauen auf dem weg der besserung sind wir ja schon wenn man sie lässt wird vielleicht was :europe:
Na wo wohl...
Klärt uns doch auch mal auf.
Weiss gar nicht was gemeint ist ??
Balabanismus
15.04.08, 01:18
MADDENİN YENİ HALİ
AK Parti grubunda başka bir değişiklik yapılmazsa, Meclise sunulması beklenen kanun teklifinde TCK'nın 301. maddesinin yeni hali şöyle olacak:
''(1) Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini veya Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.
MEVCUT HALİ
TCK'nın 301. maddesinin yürürlükteki mevcut hali ise şöyle:
''(1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede, bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.''
AÇILAN DAVALAR
Öte yandan, TCK'nın 301. maddesine aykırı hareket edildiği gerekçesiyle,
2006 yılında 328, 2007 yılının ilk 9 ayında ise 182 kişi hakkında dava açıldı.
AA
"Allah'a ve Peygamber'e hakaret neden yok?"
Bu da Memur-Sen'in 301. maddeye itirazı...
Bu da Memur-Sen'in 301. maddeye itirazı...
Memur-Sen Genel Başkanı Dr.Ahmet Aksu, Türk Ceza Yasası'nın 301'inci maddesinde hakaret halinde ceza konusu olacak ulusal değerlerini sınırı yeniden çizilirken Allah ve Peygamber gibi kutsal kavramların neden bu kapsama alınmadığını sordu.
Ahmet Aksu yazılı açıklamasında, 301 ve 305. maddelerdeki Türk milletine - Türkiye Cumhuriyeti Devletine - TBMMne hakaret edilemez şeklindeki değişiklikler üzerinde tartışmalar sürerken, siyasi partilere Her şey tamam da, korumak istenen değerleri bizlere veren Allah ve Peygamber niye bu maddelerde yok? sorusunu iletti. Aksu, düşünce özgürlüğüne asla karşı olmadıklarını vurgulayarak, hakaret ile düşüncenin net bir şekilde ayrıştırılmasının mutlak olmasına işaret etti. Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Aksu, 301 ve 305. maddelerde yapılmak istenilen değişiklikleri desteklediklerine belirterek, maddelerin korunma içeriğine Allaha ve diğer kutsal değerlere hakaretin önlenmesi ilkesinin eklenmesini önerirken şöyle dedi:
"Yasalar, toplumun temel değerlerini korumaya yönelik yapılmalıdır. T.C.K.nın 301 ve 305 maddelerinin değişikliği ülke ve TBMM nin gündeminde bulunmaktadır. Hakaret ve düşünce özgürlüğü birbirinden ayrılmalı ve birbirine karıştırılmamalıdır. Bu ülkenin yüzde 99 u Müslüman olarak tarif edilir ve ansiklopedik veriler yayımlanırken; Allaha Peygambere ve dini ve manevi değerlere hakaret edilmesine yönelik cezalandırma niçin gündeme gelmemektedir.
Bu itibarla T.C.K. nın 301 ve 305 nci maddelerindeki değişiklikler yapılırken bunlarda maddeye eklenmelidir. Bu eklemeler yapılırken temel hukuk normları olan başta ifade, inanç ve hür yaşama özgürlüğü olmak üzere halkın en temel özgürlüklerine karşı müdahaleler olmamalıdır, zaten bu müdahaleler, hukuki olamaz hukuka uygunmuş gibi gösterilemez. Aksini iddia etmek hukuka haksızlıktır."
ANKA (http://www.haberturk.com/haber.asp?id=67281&cat=160&dt=2008/04/13)
Bir bu konusmamisti:lach: Keske konusmasaydi zaten.
Allahi da koruma altina alalim tam olsun, neticede ihtiyaci olabilir. töbe töbe..:think:
Alevi_Playa
15.04.08, 12:03
Der gute Mann hat anscheinend leider keine Ahnung vom Verfassungsrecht.
Dieses Recht ist sowieso schon als Grundrecht in der tr. Verfassung manifestiert.
Artikel 24. Jedermann genießt die Freiheit des Gewissens, der religiösen Anschauung und Überzeugung.
Aber naja. Palavra yapmak varmis yaaaa :yippie:
Sadi Somucuoglu
Türklüğe hakaret "düşünce hürriyeti" öyle mi?
Önce Orhan Pamuk namında biri çıkıp, 1 milyon Ermeniyi, 30 bin Kürdü kestik dedi, arkadan başka müfteriler sökün etti. Türk Milletine yapılabilecek bu en ağır hakaret ve iftira karşısında savcılar harekete geçti. Vay sen misin dava açan, savcıların başlarına gelmeyen kalmadı. Sonunda işbaşındakiler, dışarıdakiler ve işbirlikçileri, müfterilerin yargılanmasını engellediler. Pamuk Nobel armağanı bile aldı.
Ama iş burada da bitmedi. AB ve ABD karar aldı, TCK 301. maddeden Türklük ibaresi çıkarılacak. Çünkü Düşünce ve ifade hürriyetini engelliyor. Demek ki, ota-çöpe hakaret suç ama Türklüğe Hakaret bir hak ve Düşünce hürriyetinin gereğiymiş.
Dedikleri oluyor, TBMMdeki tasarıya göre, madde metninden Türklük çıkarılıyor, yerine Türk Milleti konuyor. Kanun bu haliyle geçerse, düşünce hürriyetinin önündeki engel kalkmış olacakmış. Yani Türkler soykırım yaptı yalanı rahatça söylenebilecek. Türklüğe hakaret serbest kalacak. Başka bir ifade ile bu güne kadar Türklüğe hakaret, Türk Milletine hakaret sayılıyordu, nedense şimdiden sonra sayılmayacak.
Sorumlulara bakarsanız, değişen bir şey olmayacak. Öyleyse, kanun niçin değiştiriliyor? ABD ve AB bir yıldır niçin ensemizde boza pişiriyor. Barroso ta TBMMye gelip, 3001i değiştirin diye boşuna mı üfürdü ? Yoksa Türk Milleti denince, doğum tarihimiz 1923 sayılacağından, 1915-1923 yılları arasındaki soykırımı iftirası bizi ilgilendirmez mi denilecek? Osmanlı, Türk milleti sayılmayacak mı? Ne yapılmak isteniyor? Hasılı bir karmaşa ki, anlaşılır gibi değil.
Yeni düzenlemede 2 unsur var. Biri, cezanın üst sınırının 3 yıldan, 2 yıla inmesi. Böylece verilen cezalar erteleme kapsamına giriyor. İkincisi, Kovuşturma için Cumhurbaşkanının izni gerekecek. Hani efendiler Dokunulmazlıkları kaldıracaklardı ya, bundan vazgeçtik, şimdi yenisi geliyor. Türk Milletine hakaret eden biri için savcı soruşturma başlatıp mahkemede dava açtığında, hakim önce Cumhurbaşkanından izin isteyecek. Gelirse davaya bakacak, yoksa dava düşecek. Bu da yeni bir dokunulmazlık türü, suç sanıklarının dokunulmazlığı olsa gerek. Hem de kim için nasıl kullanılacağının tercihi Cumhurbaşkanına ait.
Fetvacılarımız bol
Efendim bu Türklük kavramı çok genişmiş. Mesela Kazak Türküne hakareti de kapsadığından, bunu düzeltmek gerekiyormuş. Adamın dili var konuşuyor. Bu mümkün mü, hiç görülmüş mü diye sormadan. Bu kadarına da pes doğrusu. Sanki devletlerin kanun hakimiyeti kendi vatanları ve vatandaşlarıyla sınırlı değilmiş gibi. Şu hale bakın, sıra kendi milletini ve devletini kötülemeye gelince dillleri çözülüyor. Mangalda kül bırakmıyorlar. Buna da her halde Aydıncık züppeliği dememiz lazım.
Bazıları da çok yükseklerden uçtukları için yerdekiler ne kadar da küçük görünüyor. Adam 301in neden değişmesi gerektiğini yazıyor; millî hedefimize, insanlığa bu düzeyi sağlayan fikir hürriyeti olmaksızın erişmemiz mümkün değildir. Olur olmaz yazıları ve söylemleri millete hakarettir diye yargıya götürmek, fikir hürriyeti ile bağdaşmaz. Biz, bu hatayı yaptık. Olgunluğa bakın!.
Demek ki, ikide bir millete hakaret edildi diye dava açılırsa, buna en iyi tedbir, 301den Türklük ibaresini çıkarmakmış. Böylece, Türklüğe bol bol hakaret etmenin hiçbir sakıncası kalmaz daha da önemlisi, fikir hürriyetinin önü açılır, milli hedefimize ulaşırız.
Şu Türklük bize neler yapmış da haberimiz yokmuş. Sağ olsun, ABD ve ABsi ile şu Haçlılar!.. Ve de içeridekiler!..
bu enerjiyi bir de "AKP bizi eziyor" u TBMM´de kullansalar ne olur? 301´e gelince, Milletvekilleri ayaga kalkip red oyunu verirken, "tehlikeyi" önleyebilecek kapasitedelerde, AKPnin teori olarak laikligi ortadan kaldiricak konusuna gelince, red oyu yetersiz geliyor hemi? Kime anlatiliyor bu yaa? Bu teorilerle bu akla, milleti aptal olarak görüyorlarsa, TBMM ile Anayasa, 301 den basla 305 e kadar planlanan kaldirma önerisinde hic bir mok yiyemez, degilmi? Ne kadarda cifte gözle bakiliyor bu konulara, anlamis degilim.
Demek istedigim: AKP 301 i kendi basina kaldira bilecekmi?
301 değişikliği Meclis'i karıştırdı! DTP karşı çıktı, MHP ve CHP'liler komisyonu terk etti
16 Nisan 2008 Çarşamba 21:15
ANKARA -ANKA- Türk Ceza Kanununun 301 ve 305. maddelerinde değişiklik öngören yasa teklifinin görüşmeleri AB Uyum Komisyonunda görüşülüyor. Muhalefet partileri CHP, MHP ve DTPnin destek vermediği görüşmeler tartışmalı geçiyor. MHPliler 301. maddeyle Türklüğün aşağılandığını, CHPiler ise AKPnin Cumhuriyet kavramından rahatsız olduğunu savunurken, DTP ise maddeyi sabıkalı madde olarak değerlendirdi.
TBMM AB Uyum Komisyonu Yaşar Yakış başkanlığında toplanarak, TCKnın 301 ve 305. maddelerinde değişiklik öngören yasa teklifini tali komisyon olarak görüştü.
Komisyon toplantıya teklif sahibi AKP Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynakın, TCKnın 301 ve 305. maddelerinde değişiklik öngören düzenleme hakkında üyelere bilgi vermesiyle başladı. Ardından AB Genel Sekreterliği tarafından hazırlanan TCKnın 301. maddesiyle ilgili 25 sayfalık bir bilgi notu dağıtıldı.
Bilgi notunda AB hukukunda ifade özgürlüğü, "ifade özgürlüğü ve AİHM", "TCKnın 301. maddesinin değiştirilmesi zorunluluğu gibi başlıklar yer aldı.
Teklifin geneli üzerinde söz alan CHP İstanbul milletvekili Algan Hacaloğlu, bu teklifin AB istediği için getirildiğini iddia etti. Hacaloğlu, Bu bizden talep edilen görevi yapıyoruz anlayışıyla getirildi dedi. MHPli Gündüz Aktan, bu teklifin getiriliş şeklinin üzüntü verici olduğunu belirterek, Bugünün özel şartlarıyla kaçınılmaz olarak Türk kamuoyunda bu metin AKPnin kapatılma davasıyla ilgili olduğu kuşkusu vardır. Bu kuşkular altında bu değişikliğin yapılması doğru değil diye konuştu.
Teklif sahibi AKP Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak, düzenlemenin tasarı yerine teklif olarak gelmesinin, "Sürpriz olmadığını" ifade ederek, daha önce Genel Kurulda konuyla ilgili kanun teklifi hazırlığı yaptığına ilişkin sözleri bulunduğunu söyledi.
Kanun teklifi veya tasarının yasalaşması için izlenen usulde bir fark bulunmadığını belirten Kaynak, Türkiye'de 301. maddenin uygulamasından kaynaklanan çeşitli aksaklıkların önlenmesi amacıyla teklif verdiğini bildirdi.
İfade özgürlüğünün; demokratik toplumun gelişmesinin temel koşulu olduğunu kaydeden Kaynak, bu özgürlüğün sınırsız olamayacağını vurguladı.
Adalet Bakanlığı Kanunlar Müdürü Niyazi Güney de 301. maddenin uygulanmasında Yargıtayın içtihatları bulunduğunu, bu içtihatlarda, "Türklük" ibaresinin, "Türk Milleti" olarak algılandığını dile getirerek bu doğrultuda değiştirilmesinin uygun olduğunu düşündüklerini söyledi.
-MHP: BU MADDE ANAYASAYA AYKIRI TÜRKLÜK AŞAĞILANIYOR-
Toplantı, MHPnin sert tepkileriyle başladı. Teklifin geneli üzerinde söz alan MHPliler özellikle Türklük kavramının değiştirilmesine tepki gösterdi.
MHP Samsun Milletvekili Osman Çakır, "Türklük" ifadesinin Anayasada yer aldığını belirterek, "Türklük ibaresi Anayasadan çıkarılmadığı müddetçe ceza kanunlarından çıkarılamaz. Anayasanın temel niteliğini hedef alanları koruyan bir yasa çıkarılmaya çalışılıyor" dedi. Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu bulunduğunu, Adalet Bakanının ise Yüce Divana karşı sorumlu bulunduğunu anlatan Çakır, kovuşturma açma izninin Adalet Bakanına bırakılması gerektiğini savundu.
MHP İstanbul Milletvekili Gündüz Suphi Aktan, 301. madde ile 305. madde arasında bir ilişki bulunmadığını ileri sürerek, şunları söyledi:
"305. madde, kovuşturma iznini Cumhurbaşkanına vermek üzere değiştiriliyor. 305. maddede 301'e ilişkin atıfta bulunulmuyor. 305. madde, 'Temel milli yararlara karşı fiillerde bulunmak maksadıyla veya bu nedenle, yabancı kişi veya kuruluşlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisi veya başkası için maddi yarar sağlayanlara' diye devam ediyor. Buradaki temel milli yararlar deyimi tanımında, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri yer alıyor. Cumhuriyetin temel niteliklerini saymaya gerek yok, birisi laiklik. Laiklikle ilişkisi bulunan bir konunun kovuşturma izni yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor."
MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş, Türkiye'de sürdürülen 37 mozaik tartışmasının terörü azdırdığını söyledi. Durmuş, "Türklük" ibaresinin, "Türk Milleti" olarak değiştirilmesi halinde Batı Trakya, Kafkas veya Kerkük Türklerine hakaret edilmesi halinde kimsenin buna ses çıkaramayacağını öne sürerek, "Avrupa Parlamentosunda Türklere sövülecek, Türkler dinleyecek. Olur mu böyle şey?" diye konuştu.
Yapılacak düzenlemenin tüm sorumluluğunun Hükümete ait olacağını söyleyen Durmuş, "Türkiye'de ciddi huzursuzluk, etnik kargaşa yaratacak bir yasadır. AB'nin öyle normları var ki hiç itibar edilmiyor. Önce kendilerinin ne olduğunu tarif etsinler dedi.
Toplantıya katılan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da, söz konusu teklifin Anayasaya aykırı olduğunu belirtti.
301 ile ilgili değişiklikle, Türklüğün aşağılandığını savunan Vural şöyle devam etti:
AB ekseninde neden kurumsal görüşler yok böyle bir durumda ABye uyumu nasıl ifade edeceksiniz, Türklük kelimesi dışlanmak isteniyor, bunu içimize sindiremeyiz. AByi sevindirmek için Türklüğümüzden vaz mı geçelim? Milli değerlerimiz dışlanıyor, bu son derece tehlikelidir.
-DTP: BU MADDE SABIKALI-
DTPli Hasip Kaplan da, komisyon üyesi olmadığı halde toplantıya katılarak, 301. maddenin tümden kaldırılmasını istediklerini ve kendisinin bu yönde bir teklif verdiğini söyledi. Kaplan, 301 ile ilgili düzenlemelerin A&# 304;HM kararlarına, AB müktesebatına ve Kopenhag kriterlerine uygun olduğunu belirtirken, AKPnin teklifini rötuş olarak değerlendirdi. Kaplan, 99 yaşındaki bir kadına istediğiniz kadar botoks yaptırın, ne değişiklik yapılabilir. Ne gözlerini derinleştirebilirsiniz ne de yüzünü yenileyebilirsiniz diye konuştu. DTPli Bengi Yıldız da, bu maddenin özellikle Doğu ve Güneydoğuda ciddi sorunlar yarattığını anlattı.
-CHP: CUMHURİYET SİZİ RAHATSIZ EDİYOR-
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de, Avrupa Birliği ülkelerinde de böyle maddelerin olduğunu ama uygulanmadığına dikkat çekti. Öymen, Bu değişikliğin ABye uyum için değil, ABnin dayatması sonucu yapılıyor. Anayasanın 5, 6, ve 7. maddelerine aykırıdır. AB aşağılanma serbest olsun istiyor dedi.
Öymen AKPye yönelik, Cumhuriyet kavramı niye sizi bu kadar rahatsız ediyor? diyerek, Buradaki en önemli unsur dış dayatmadır diye konuştu.
59. AKP Hükümetinin Adalet Bakanı Cemil Çiçekin, 301 Türkiyenin ayıbıdır sözlerini hatırlatan Öymen, O zaman neden AB ülkelerinin ayıbı olmuyor? Çünkü Avrupa ülkeleri bu maddeyle yandaşlarını, kendileri gibi düşünenleri koruyor dedi.
Ergenekon operasyonu kapsamında yürütülen gözaltıları da hatırlatan Onur Öymen şöyle konuştu:
Sabah saatin 4.30nda bir partinin genel Başkanı (İP Genel Başkanı Doğu Perinçek) göz altına alındı o zaman niye AB birşey söylemedi tepki göstermedi? Çünkü kendi adamı değil, yandaşı değil.
Yasa teklifi, MHPlilerin terk ettiği toplantıda AKPlilerin oylarıyla benimsendi. Konuşmalar uzayınca her madde üzerinde AKP'li üyeler tarafından yeterlilik önergesi verildi. Görüşmelerde, tartışma üç ana eksen üzerinde devam etti.
MHP; "Türklük" tanımının çıkarılarak, "Türk milleti" ifadesinin getirilmesini, CHP; "Cumhuriyet" ifadesine, DTP ise ifade özgürlüğüne karşı olması nedeniyle maddenin tamamen çıkarılmasını istedi.
-TARTIŞMALAR-
DTP Batman Milletvekili Bengi Yıldız, Benim de Hasip Kaplan'ın da eşi Türk şeklindeki sözlerine CHPli üyeler sert tepki gösterdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in, O Türkse siz değil misiniz? sorusuna Yıldız, Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız ama aynı zamanda Kürdüz. Türklük tanımı içindeki tarife sığmayacağımızı belirtmek isterim sözleriyle yanıt verdi.
Öymen, değişikliğin ABye uyum amacıyla getirilmediğini söylediği toplantıda, Adalet Bakanlığı yetkilileri tarafından, son beş yılda 301. maddeden toplam bin 894 dava açıldığını bunlardan bin 142'sinin beraatle sonuçlandığı bilgisi verildi. Bürokratlar, millet esasına göre bir korumanın sadece Portekiz ve İtalya da olduğunu dile getirdi.
Teklifin birinci maddesinin oylaması öncesinde, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, "Türklük" tanımının oylanmasını kabul edemeyeceklerini belirtti ve MHP milletvekilleri toplantıyı terk etti. Ardından CHPli Onur Öymen de toplantı salonundan ayrıldı.
Komisyonda yasa teklifi, AKPli milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi. TCK'nın 301. maddesi ile ilgili yasa teklifi Cuma günü asıl komisyon olan Adalet Komisyonunda görüşülecek.
Öte yandan, Adalet Komisyonu'nun toplantısı, katılımın yüksek olacağının tahmin edilmesi nedeniyle Meclisin en büyük komisyon salonu olan Plan Bütçe Komisyonunda yapılacak. Komisyon toplantısına CHP ve MHP'nin kalabalık bir milletvekili grubuyla katılması bekleniyor.
Kaynak:www.netgazete.com
Mersinlidost
20.04.08, 02:18
Abschaffen und alles ist gut.
Reaktionär-Kemalistisch-Faschistisch!
Der Schakal
20.04.08, 03:19
Abschaffen und alles ist gut.
Reaktionär-Kemalistisch-Faschistisch!
Geh frische Luft schnappen und iss was vitaminreiches ...
Türklük nedir diye sordugunuzda toplumun degisik kesimlerinden farkli cevaplar alirsiniz. Kimisi müslüman , kimisi hristiyan, rum ermeni cerkez, kürt, yahudi, vs herkes Türkügü benimser ve yasarlar. Netice itibari ile bu vatan üzerinde yasayip kendini Türk gibi hisseden herkes Türk dür diyebilriz ki bu dili dini irki ne olursa olsun bizi ortak bir payda altinda toplar. Dogal olarakda türklüge karsi yapilmis sözlü,yazili veya baska türlü bir saldiri karsinida dini dili irki kökü faretmeksizin halkimizin büyük bir cogunlugu bundan rahatsizlik duyar.Ortak paydamiz olamsa idi neler olabilirdi diye hic düsündününüzmü?Icimizde etnik kökü ve inanisina göre kücük Türk Milletciklerinden olusmus bir yapimiz olsa idi basimiza neler gelebilirdi . Mesela ülkemizde yasayan azinliklar kendi millet anlayisina göre cikarlarini Türklükten üstün tutmazlarmiydi? Ya da müslüman Türkler ile bugün beton Kemalist diye tabir edilen insanlar arasina ucurum sokulmus olmazmiydi?Anayasadaki(300...) Türklük ibaresi Türk milleti olarak degistigi zaman acaba millet anlayisini her kesim kendi degerlerine göre koruma yoluna gitmezmi?
Bu yazdiklarim olacak diye birsey yok ancak serefli milletimizin sanli tarihine baktigimda gördügüm birsey vardirki oda her zaman milletimizin gelecegi üzerine planlar yapildigi ve her devirde milletimizin icinde ayrimcilik yaratilmak istendigidir.
Sunu hic unutmamak gerekir, bugün bir cümledeki kelime ile oynamamizi isteyen AB(D) ve onlarin destekcileri sirf harfler ile ülkemizi büyük bir tartisma ortami icine sokmuslardir. Eger bu devletler politikalrini zararsiz bir Türklük ibaresi üzerine olusturabiliyorlarsa , o zaman bizede o dört harfin ne kadar önemli oldugunu anlamak bunu korumak düser . Atatürk ün dedigi gibi
NE MUTLU TÜRK ÜM DIYENE!
Türkentum-Paragraf wird geändert
Eine Änderung des jahrelang kritisierten Türkentum-Paragrafen soll verabschiedet werden. Damit kommt Ministerpräsident Erdogan den Forderungen der EU nach und verhindert, dass z.B. Intellektuelle wegen unliebsamer Äußerungen vor Gericht kommen können.
http://www.focus.de/politik/diverses/tuerkei-tuerkentum-paragraf-wird-geaendert_aid_298208.html
:kafa::kafa::kafa:
Zarakolu'na 301'den beş ay hapis
YAZDIR | YOLLA
18/06/2008
Ermeni soykırımı iddialarının yer aldığı bir kitabı yayımlayan Belge Yayınlarının sahibi Ragıp zarakolu, TCKnın 301. maddesi nedeniyle beş ay hapis cezasına çarptırıldı
İSMAİL SAYMAZ
İSTANBUL - İngiliz yazar George Jerjian'ın, Ermeni soykırım iddialarının yer aldığı 'Gerçek Bizi Özgür Kılacak' adlı kitabını yayımlayan Belge Yayınları'nın sahibi Ragıp Zarakolu, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301. maddesinden beş ay hapse çarptırıldı.
Zarakolu ile ilgili dava, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dört yıl önce açıldı. 'Devlete alenen hakaret ve Atatürk'ün anısına hakaret' suçlamasıyla açılan davada, atanan ilk bilirkişi sanığın aleyhine görüş belirtirken, ikinci bilirkişiyse takdiri mahkemeye bıraktı. Bu arada Jerjian, mahkemeye mektup yazarak, görüşlerinin suç oluşturmadığını savundu. Davanın dün görülen son duruşmasında mahkeme, Atatürk'e hakaret edilmediği sonucuna varırken, Zarakolu'nu 'Devlete alenen hakeret'ten altı ay hapis cezasına çarptırdı. Bu ceza önce beş aya indirildi, ardından da 1400 YTL para cezasına çevrildi, sonra da altı ay ertelendi. Kararın ardından Ragıp Zarakolu 301'inci maddenini kaldırılması gerektiğini vurguladı. ZArakolu "301. maddedeki değişikliğin hiçbir işe yaramadığını bu mahkumiyet kararı doğruladı. Bu, özünde sakat bir madde. Devleti yüce gösteren, devletin organlarını eleştirmeyi ve sert eliştirileri hakaret olarak yorumlayan bir anlayış. 1930'lı yıllarnın bir anlayışı bu. Mussolini İtalyası'ndan devralınan anlayışın devam ettiğini gösteriyor. Aynı zamanda resmi idelojiyi savunma işlevi de eklendi. Yani milliyetçiliği. Bu madde iyice rotasından çıktı. Maddenin tümüyle kaldırılması gerekiyor."
Durdurulması gerekiyordu
Zarakol'un avukatı Özcan Kılıç, "301. maddeden devam eden tüm davalar durdurulup, Adalet Bakanlığı'na gönderiliyor. Bizim başka mahkemelerde benzer dosyalarımız da var. Bakanlıktan izin istiyor ve izin gelirse devam kararı verebilir. Bütün mahkemeler yaptı bunu. Mahkemenin bu davayı neden durdurmadığının gerekçelerini bugün öğrenceğiz. Ancak usule göre durdurulması gerekiyordu" dedi.
www.zaman.com.tr
"Dazu wird der vage Begriff des Türkentums durch die konkrete türkische Nation ersetzt." aus dem focus-Artikel
Ist das nicht Augenwischerei?
Emekli müfettişe 301'den hapis cezası
YAZDIR | YOLLA
27/06/2008
İş müfettişi emeklisi 60 yaşındaki Niyazi Uslay, Çalışma Bakanlığı ile devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçuyla TCK'nın 301'inci maddesinden 7 ay hapse mahkum oldu. Uslay'ın cezası, 1260 YTL paraya çevrilip ertelendi
Bahri KARATAŞ
İZMİR - Samsun'da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfetişi olarak görev yaparken önce Ankara'ya, sonra İzmir'e tayini çıkan ve ardından emekli olan 60 yaşındaki Niyazi Uslay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan yargılandığı davada TCK'nın 301'inci maddesinden 7 ay hapis cezasına mahkum oldu. Uslay'ın cezası daha sonra, 1260 YTL paraya çevrilip ertelendi.
Tesettürlü işçiye yardım etmek istedi
Niyazi Uslay, 2000 yılında görev yaptığı kuruma gelen, eli sarılı tesettürlü Hatice Koç'a durumunu sordu. Koç da çalıştığı şirkette elini makineye kaptırdığını ve daha sonra işten çıkarıldığını söyledi. Bunun üzerine araştırma yapan Niyazi Uslay, Hatice Koç'un çalıştığı şirketin bir siyasi parti il başkanına ait olduğunu ve tutanağı düzenleyen ve meslektaşı olan müfetişin de aynı partiye yakınlık duyduğunu, raporuna da olayın iş kazası olmadığını yazdığını gördü.
Uslay, yaptığı araştırmada, raporları düzenleyen müfetişin sürekli bu işyerinde meydana gelen olaylara baktığına, yanlı davrandığına kanaat getirince, durumu Bakanlığa iletti. Uslay aynı yıl hazırlanan kararname ile önce Ankara'ya, kısa bir süre sonra da İzmir'e tayin edildi. Uslay'a şikayetinden dolayı disiplin cezası verildi, 2002 yılında da görevden alındı. Tekrar eski görev yerine dönmek için 2002 yılında İzmir 2'nci İdare Mahkemesi'ne başvuran Uslay, Disiplin cezası ve görevden alınma ile ilgili iptal davası açtı.
'Bakanlığımız yolsuzluk tarlası olmuştur'
Niyazi Uslay, İdare Mehkemesi'ne verdiği dilekçesinde, Bakanlığımız özellikle 1980 yılından sonra tam bir yolsuzluk tarlası olmuştur. Bakanların büyük çoğunluğu Bakanlığı, çiftlik ve sapık emellerini gerçekleştiriceği bir ortam olarak görmüştür ve 12 Eylül 1980 yılından sonra ülke idaresine el koyanlar, kendi içlerinden dünyanın en zengin generallerini çıkarırken, ülkenin geri kalmışlığına çözüm arayan, bunda samimi olan aydınlara ve gençlere saldırmış, onları asmış, kesmiş ve atom bombasının atıldığı ortamdaki radyason etkisi gibi Türkiye'yi hâlâ etkisi altında tutan bir ahlak çöküntüsüne uğratmıştır. En ağır gerçekleri bazı kazalar ortaya çıkarmış ve generallerin en ünlü katilleri asmayıp da besledikleri ortaya çıkmıştır. İşte bu generaller, ortanın bir tarafında yer alanlara adeta soykırım uygularken, diğer tarafını da beslemiş ve bunların bir kısmı siyaseti bırakmak sonucu dışarıda mafyalaşırken ve siyasetçileri emrine alırken, mürekkep yalayıp da dışarıda tutunamayanları da kamu da köşe başlarına yerleştirmiştir dedi.
Bakanlık suç duyurusunda bulundu
Bunun üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Niyazi Uslay hakkında bu sözlerinden dolayı İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Savcılık 2004 yılında Niyazi Uslay hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan TCK'nın 301'inci maddesi kapsamında yargılanması için dava açtı. İzmir 20'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın son duruşması yapıldı.
'Ben Atatürkçü bir kişiyim'
Niyazi Uslay, ifadesinde, haklı olduğu halda haksız bir şekilde siyasi amaç nedeniyle sürgün edildiğini belirtip, Ben Atatürkçü bir kişiyim. Dilekçemde belirtiğim sapık kelimesini, sapma anlamında, yani normal ve yasal olmayan emeller anlamında kullandım. Dilekçelerimde herhangi bir hakarette bulunmadım. Eleştiri kastı ile yazdığım cümlelerden dolayı Bakanlık işime son verdi. Ben de emekli olmak zorunda kaldım. Tüm sözlerim eleştiri mahiyetinde olup hakaret kastı bulunmamaktadır. Mağdur olan Hatice Koç, tesettürlü bir kişiydi. Ben ona yardım ettim. Ama başıma olmadık işler geldi. Beraatimi istiyorum dedi.
Savcı ise sanığın dilekçesinde düşüncelerini açıklamasının eleştiri boyutunu aşıp aşağılama derecesine ulaştığını belirtti, cezalandırılmasını talep etti. Hakim suçlamayı yerinde görüp, Niyazi Uslay'ı 7 ay hapis cezasına çarptırdı. Cezasını daha sonra 1260 YTL paraya çevirip erteledi.
Niyazi Uslay, disiplin cezanının iptali için açtığı davayı kazandığını, göreve iadesiyle ilgili davanın ise henüz sonuçlanmadığını belirterek, Ben bu cezayı hak etmedim. Sadece Atatürkçü bir kişiliğe sahip olduğum için bu cezayı verdiler. Sonuna kadar mücadeleme devam edeceğim dedi. (dha)
www.radikal.com.tr
hobby-historikerin steinbach meldet sich mal wieder zu worte...:intelligenz:
21.11.2008 | 12:32 Uhr
Steinbach: Türkische Strafrechtsreform ist nicht menschenrechtskonform
Berlin (ots) - Anlässlich der jüngsten Äußerungen des türkischen Innenministers Mehmet Ali Sahin in der Zeitung "Sabah" zur aktuellen Klage gegen den Schriftsteller Temel Demirer nach Strafrechts-Artikel 301 erklärt die Vorsitzende der Arbeitsgruppe Menschenrechte und Humanitäre Hilfe der CDU/CSU-Bundestagsfraktion, Erika Steinbach MdB:
Die jüngste Reform des umstrittenen Strafrechts-Artikels 301 entspricht nach wie vor nicht menschenrechtlichen Standards. Die Straftat "Beleidigung des Türkentums" wurde bloß in "Beleidigung der türkischen Nation" umformuliert und die Höchststrafe von drei auf zwei Jahre Gefängnis verringert.
Dass damit keine grundlegende Verbesserung eingetreten - und gewollt - ist, wird an der Haltung des türkischen Innenministers Sahin deutlich.
Der Minister hat in einem Interview die Klage gegen den Schriftsteller Temel Demirer nach Artikel 301 ausdrücklich verteidigt. Demirer hatte im Januar 2007 in einer öffentlichen Rede die Zuhörer aufgefordert, laut türkischem Strafgesetz "ein Verbrechen zu begehen", indem sie zustimmen sollten, dass es in der Türkei einen Völkermord an den Armeniern gegeben habe. Nach Auffassung des Innenministers bezichtigte Demirer damit die Türkei des Mordes: Derartige Äußerungen hätten nichts mit Meinungsfreiheit zu tun, sondern sie demütigten den Staat, und genau dagegen gehe der Artikel 301 vor.
Sahins Worte sind mit den Regelns eines demokratischen Rechtsstaates - den die Türkei ja im Rahmen des EU-Beitritts anstrebt - absolut unvereinbar, wenn gegen Intellektuelle vorgegangen wird, nur weil sie die historische Tatsache des Genozids an den Armeniern 1915/16 im Osmanischen Reich thematisieren. Türkische Menschenrechtsorganisationen kritisieren völlig zu Recht, dass der Minister mit seinen Äußerungen gegen Demirer Einfluss auf ein laufendes Verfahren genommen und somit das oberste Gebot von Rechtsstaatlichkeit verletzt habe.
[...]
http://www.presseportal.de/pm/7846/1306337/cdu_csu_bundestagsfraktion
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0