Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Şehitlerimiz
http://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/HasnunG.jpg
Ülkenin tehlikeye düştüğü durumlarda herkes gibi Galatasaray'lılar da vatan görevine koşarak gitmişler ve bu uğurda şehitler verilmiştir. Bu şehitlerin listesi bugün Galatasaray Lisesi'nde bir gurur anıtı olarak yer almaktadır.
Galatasaray Kulübü'nün merkez binasının bulunduğu sokağa adını veren Hasnun Galip 1915 yılında Çanakkale'de şehit düşmüştür. Galatasaray'ın ilk şampiyon takımlarında yer alan Kürt Celal ile A.Robenson 1917 yılında Irak Cephesin'de şehit olmuşlardı. 1916 yılında Çanakkale'de şehit olan Neş'et ile İdris'i de sporcu şehitlerin en ünlüleri olarak sayabiliriz.
BEDELİ ÇANAKKALEDE
MEHMET MUZAFFERİN ANISINA...
http://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/11-seh.m.muzaffer.jpg
smi Osmanlı İmparatorlu devrinde Mekteb-i Sultani olan ve Cumhuriyetle birlikte Galatasaray Lisesine çevrilen bu okulun öğrenci ve mezunları Trablusgarp İtalyan Harbi ( 1911), Birinci Balkan Harbi (1912), İkinci Balkan Harbi( 1913), Birinci Cihan Harbi(1914), İstiklal Savaşı ( 1921), Kıbrıs Barış Harekatı( 1974), gibi savaşlara katılarak 45 şehit vermişler 150 kadarı da gazi olmuştur.
http://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/06-seh._small.jpg Askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zira bunların istisnasız hepsi 1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet(vazife) Kanunu gereğince askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli( tecilli) tutulmuş gençlerdir. Bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden maksureli ettiği gibi , Balkan Harbi sırasında meri(yürürlükte) olan 1909 kanunu da üstelik bütün İstanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu(üniversitesi) veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. Hatta içlerinden Irak Cephesinde şehit düşen 646 Celal İbrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve 1 Numaralı Gönüllü yazılmak şerefini elde emiştir.
http://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/02-seh._small.jpg
Üç aylık bir talimden sonra Mehmet Muzaffer zabit namzedi(subay adayi) olarak Çanakkalede idi. ( Mart 1916) müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra Boğaz ı aşamayacaklarını anlamışlar , 1915in son haftasıyla 1916nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.
http://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/05-seh._small.jpg Muzaffer Çanakkaleye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaadada üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar hiç mesabesindeydi.(önemsizdi) Çanakkalede ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal(eksigini giderme) emri aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alay ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbuldan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübayalar(satin alma) için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunları kaybedilecek vakit vardı. Her şey itimat ile yürürdü. Muzaffer açıkgözlü ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. İcabeden paranın kendisine itası(ödenmesi) içinde Erkan-ı Harbiye Riyasetine(genel kurmay baskanligi) hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.
O yıllarda İstanbulda otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı,uğraştı,nihayet Karaköy de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti(pahali, asiri) , ama yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiyeye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine(ödeme yeri) havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı bir kaymakam Yarbay ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. Karşısında hazırol da duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ,Ne alınacak dedi. Oto kamyon lastiği cevabını verilince bir an durdu. Sonra Muzaffere dik dik baktı :
bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git ,insanı günaha sokma para mara yok!...
Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezaretinin ( bugünkü hukuk fakültesi binasi) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay ın ihtiyacı vardı. Elindeki( Almanların verdiği) iki Mercedes Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...
Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanına vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.
Doğru tüccar Yahudi nin yanına gitti:
Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek,ezandan sonra gelip malları alamam . gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur Çanakkaleye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin...
Tüccar peki dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti.
Altın para vermiyorlar kağıt para verecekler
yahudi yine peki dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudinin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci ye yollandı. Malzeme şata oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.
Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankasına gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi.
Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin(kagit para) basımında kullanılan kağıtın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu: Bedeli Dersaadette altın olarak tesviye olunacaktır.Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:
Bedeli Çanakkale de altın olarak tesviye olunacaktır.
Onun burada altın dediği Çanakkalede Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.
Sahte paraya gelince...
Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olay bütün İstanbulda yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise Şehzade Halim Efendi nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.
http://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/08-seh._small.jpghttp://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/09-seh.c.ibrahim_small.jpghttp://www.alisamiyen.net/gstarihi/resimler/10-seh-kim_small.jpg
http://www.alisamiyen.net/gstarihi/sehitlerimiz.php
ATATÜRK VE GALATASARAY (www.alisamiyen.net/gstarihi/gsataturk.php)
@King
Mustafa Kemal Atatürkün takım kavgasına alet edilmesini hiç sevmem, hatta en çok nefret ederim. Yok efendim Atatürk GSliymiş, yok BJKlıymış, yok FBliymiş! Bunlar çok saçma sapan şeyler!
Fakat sitede uzun süre önce okuduğum ve şu an yeniden rastladığım ilginç bir bölüm var:
"İstanbul Türk İzcileri Ocağı Riyaseti'ne, Vatana yüksek seciyeli ve metin ruhlu gençler yetiştirmesini temenni eylediğim İstanbul İzciler Ocağı'nın Başbuğluk teklifini büyük hıss-i iftiharla kabul ediyorum.Genç arkadaşlarıma teşekkür ve selamlarımın tebliğini rica ederim efendim."
Türkiye Büyük Millet Meclisi Resisi
Başkumandan MUSTAFA KEMAL
Atatürkün sadece izcilerin değil tüm Türk milletinin başbuğu olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız!
@King
Mustafa Kemal Atatürkün takım kavgasına alet edilmesini hiç sevmem, hatta en çok nefret ederim. Yok efendim Atatürk GSliymiş, yok BJKlıymış, yok FBliymiş! Bunlar çok saçma sapan şeyler!
Tabii haklisinda, baska Threadlerde hep Feneri oldugu yazdigi icin ekledim ama ekstra Thread acmadim.
deryatulga
07.09.07, 04:57
Bunlar kulübün degil, lisenin verdigi sehitler, gecenlerde Galatasaray Liselilerin kulüpteki önceligine kafalarini takan arkadaslar iyice okusunlar!
Atatürk de Liseyi ziyaret etmisti, "Galatasaray'a" diye yazip imzaladigi resmin orijinali okul müzesindedir.
deryatulga
04.07.09, 13:44
21 Ocak 1915 Sivas
....bu muharebeye istirak etmek arzusuna galebe calamadigimdan dolayi sizlerden ayrilmaya mecbur olmustum. Eger sag salim olarak avdet edemezsem beni ve bizleri hatirlamak üzere bir gün tayin ediniz. O gün bizi tebcil ediniz......
13 Subat 1915 Erzurum
...Kulübün nisanini daima gögsünde tasiyorum. Muharebede beraber bulunduracagim. Ölürsem nisan da gögsümde olacak ve onu mezara götürecegim. Yasasin Galatasaray.....
Abdurrahman Robenson bu satirlari yazdiktan az sonra Irak cephesinde cok özledigi sehadet rütbesini kazandi. Galatasarayli kardesleri simdi onun ve diger sehit agabeylerinin adina 25 Haziran'i "Galatasarayli Sehitler Günü" ilan ettiler. 1915 yilinda o gün hastaneye cevrilen lisedeki gazilerin de katilimiyla tarihi bir mevlidi serif okutulmustu.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0