Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Ah Naciye! Mustafa Kemal canımı nasıl sıktı, bir bilsen
Ah Naciye! Mustafa Kemal canımı nasıl sıktı, bir bilsen
http://www.hurriyetim.com.tr/images/trs.gifhttp://www.hurriyetim.com.tr/displayimage/0,,201605,00.jpg
Murat BARDAKÇI
Enver Paşa, 1914-1918 yılları arasında Osmanlı'nın en güçlü adamıydı. Ülke savaştan yenik çıkınca Rusya'ya gitti ve "Turan İmparatorluğu" kurmaya çalıştı.
Türkiyenin 1914 ile 1918 yılları arasında en güçlü adamı olan Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmamız üzerine önce Almanyaya, oradan da Rusyaya gidip bir Turan İmparatorluğu kurmaya çalışmış ama hayatı 4 Ağustos 1922de bir Rus mitralyözünün mermileriyle noktalanmıştı. Paşa, Rusyadan eşi Naciye Sultana yazdığı ve tamamı yaklaşık iki bin sayfa tutan mektuplarında aşkını ve hasretini káğıtlara dökerken siyasi faaliyetlerini de gün gün ve ayrıntılarıyla anlatmıştı. İşte, bu mektuplardan biri: Enver Paşa, eşine 16 Temmuz 1921de Moskovadan yazarken önce üzüntülerinden sözediyor, daha sonra da Mustafa Kemal Paşanın bir demecine nasıl sinirlendiğini söylüyor.
ENVER Paşa, eşi Naciye Sultana yazdığı yüzlerce mektupta hem hasretini ve aşkını terennüm ediyor, hem de siyasi ve askeri faaliyetleri hakkında bilgi veriyor.
Paşa, 1921in 16 Temmuz günü Moskovadan o sırada Almanyada bulunan Naciye Sultana nasıl müteessir olduğunu yazıyor, arkasından da Mustafa Kemal Paşanın İttihadçıların memlekete dönmelerine izin verilmeyeceği yolundaki bir demecinin kendisini ne derece hiddetlendirdiğini anlatıyor.
İşte, Enver Paşanın mektubunun bir bölümünün bazı özel ifadelerin çıkartılıp günümüz Türkçesine uyarlanmış şekli:
Sevgili Naciyeciğim, sultanım,
Dünkü mektubumun tesiriyle pek müteessir iken öğleden sonra aldığım postanın getirdiği 7 Temmuz tarihli kısa fakat sanki eninlerimi (inlemelerimi) duyarak teselli için yazdığın kalbi satırların elemimi tadil etti (değiştirdi, kaldırdı). Ah! Naciye, hele bugünler senin şöyle ellerin arasına başımı bırakarak ağlayıp can sıkıntılarımı gidermeye ne kadar muhtacım.
Mahpeykerin (Paşa ile Naciye Sultanın büyük kızları) rahatsızlığına da acındım. ...Bilmem Allah kederi de, sevinci de verince birbiri üstüne veriyor. İnşallah bu kadar kederden sonra sevinç verir.
Derken, İstanbul gazetelerini okudum. Mustafa Kemale evvelce açık olarak bütün iyi niyetimle herşeyi anlatmış iken kendisini Halil ve Küçük Talátın çıkarılması üzerine haklı göstermek ve belki de iyi olacak bir barıştan sonra yalnız benim değil, bütün İttihadçıların memlekete gelmemizi engellemek için yazdırdığı ..... satırlar da canımı sıktı. Fakat Allah büyüktür. elbet ..... millet yakında anlar da hakikati görür.
Bunları okuduktan sonra ...Çiçerine (Sovyet Dışişleri Komiseri) gittikti. ... Bizim istediklerimizi yapıp yapamayacaklarını kati olarak anlamak istedik. Aşağıdaki suallere hemen hep kaçamaklı ve olmayacak cevaplar verdi:
1. Afganistan sınırında Cemal Paşa ile görüşmek isterim: Lütfen telgraf gönderiniz. Pekiyi, fakat telgraf bazen iki ayda gitmiyor. Kábilden hududa kadar altı hafta niye çekelim ki? Evet! dedik. Bundan işi uzatmak, ádeta imkánsız kılmak istediği anlaşıldı.
2. Trablus ve Mısır ve Arnavutluka yardım hakkında. Bunun için iki ay sonra Romada oranın komünist reisi Çinarinin emri altında bir komisyon olacakmış. Onlarla kararlaştırılmak lázım imiş. Bu da boş demek. ...Hülása, hep hiç.
...İstanbul gazetelerine Mustafa Kemal Paşaya son gönderdiğim mektubun birer suretini göndererek ..... biraz yüzüne vurmak istiyorum. Bakalım, sabaha ne olur? Ah Naciyeciğim! Bunlarla başını ağrıtmak istemem. Eminim, senin de orada nasıl canını sıkıyorlar? Hele, Mahpeykerin rahatsızlığı geçsin. ...Ah! Ben bunu düşününce her derdimi unuttum. Sen sağ ve o da mesud olsun, ben herşeye katlanırım. Şimdilik ..... öper, seni Allahın birliğine emanet ederim.
Enverin
Türkiye, Rusya ile dost olursa Avrupanın karşısında daha güçlü durur
ENVER Paşa, amcası Halil ve kardeşi Nuri Paşaların Türkiyeye girmelerine izin verilmemesi üzerine, Moskovadan 16 Temmuz 921 günü Mustafa Kemal Paşaya oldukça uzun bir mektup göndermişti. Mektubunda Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki faaliyetlerini ve Moskovadaki çalışmalarını anlatan Enver Paşa, daha sonra memlekete eninde sonunda geleceğini ve bunu hiç kimsenin engelleyemeyeceğini söylüyordu.
Aşağıda, Enver Paşanın mektubunda o günlerdeki faaliyetinden söz ettiği bölümün bir kısmını günümüz Türkçesine uyarlayarak veriyorum. Mektubun Mustafa Kemal Paşaya hitap eden diğer bölümünü ise yarın yayınlayacağım.
Anadolu Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşaya.
Muhterem Paşam,
...Sizin İttihad ve Terakki manevrası başladı diye Üzerimize yükleniyorlar buyurmanız ve sonra da Bolşeviklerle münasebette bulundunuz demenizden sonra Halilin memleketten çıkmasından ısrar edildiğini, ...Küçük Talát Beyin tevkif ettirilerek yine çıkarılmış olduğunu, Nurinin de Erzurumda kalebend edildiğini öğrendim.
Herşeyi size açık bildirdiğim halde akraba ve arkadaşlarımın bu muameleye maruz kalmalarını doğru bulmuyorum. Dolayısıyla, size bir defa daha vaziyeti izah etmeyi muvafık buldum:
Ben, Kırımda kalıp Kafkasyaya geçmeye savaştım. Birçok tehlikelere rağmen muvaffak olamadım. ...Bir sene zarfında iki defa tutularak beş ay hapis olmak ve altı defa tayyareden düşmek suretiyle nihayet Moskovaya geldim. ...Zannedilenin aksine, bizlere Bolşeviklik teklif edilmedi.
15 BİN TÜFEK GÖNDERDİM
Maddi yardıma gelince: Ne verirlerse alınması prensibinin takip edilmesinin uygun olacağı, böylece Anadolunun Rusya yardımıza geliyor diye manevi kuvvetinin artacağını ve Avrupanın Anadolu, Bolşeviklerle anlaştı diye bizi daha kuvvetli göreceğini düşünerek bildiğiniz ilk maddi anlaşmayı yapmaya çalıştım. Fakat hiçbir vakit resmen Anadolu adına hareket etmedim.
Baküye geldiğimde, değil yalnız Türkiyede, fakat bütün İslam memleketlerinde derhal aksi tesir göreceğinden ve bunun da İngilizlerin işine yarayacağından emin olduğum için Türkiyede ve Şarkta komünizm taraftarı olmadığımı kongrede açıkça söyledim.
...Ankara delegeleri, Ruslardan 200 bin tüfek vesaire istediler. ...Rusların bunu veremeyeceğini ve işin sürüncemede kalacağını farkettim, ne verirlerse kabul edeceğimizi söyledim ve işi yapılabilir hale getirmeye çalıştım. Bu suretle bir miktar altın parayla 15 bin tüfek vesairenin alınması sağlandı.
...Anadolunun kazandığı başarının şerefini üzerime almayı hiçbir zaman düşünmedim. Anadolu hükümeti námına resmen bir işe girişmediğim halde, Moskovaya geldiğimiz zaman Anadolu heyeti üyelerinin her önüne gelen Rusa Enver Paşanın ve arkadaşlarının bizimle münasebeti yoktur demelerinin sebebini de anlayamadım. Hatta arkadaşların filmi çekilirken Ruslar benim de bulunmamı ısrar ettikleri halde, bütün şerefin bunu resmen yapanlara ait olduğunu ileri sürerek kabul etmedim.
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~1@nvid~599485,00.as p
Ah Naciye! Mustafa Kemal canımı nasıl sıktı, bir bilsen
http://www.hurriyetim.com.tr/images/trs.gifhttp://www.hurriyetim.com.tr/displayimage/0,,201605,00.jpg
Murat BARDAKÇI
Enver Paşa, 1914-1918 yılları arasında Osmanlı'nın en güçlü adamıydı. Ülke savaştan yenik çıkınca Rusya'ya gitti ve "Turan İmparatorluğu" kurmaya çalıştı.
Türkiyenin 1914 ile 1918 yılları arasında en güçlü adamı olan Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşından yenik çıkmamız üzerine önce Almanyaya, oradan da Rusyaya gidip bir Turan İmparatorluğu kurmaya çalışmış ama hayatı 4 Ağustos 1922de bir Rus mitralyözünün mermileriyle noktalanmıştı. Paşa, Rusyadan eşi Naciye Sultana yazdığı ve tamamı yaklaşık iki bin sayfa tutan mektuplarında aşkını ve hasretini káğıtlara dökerken siyasi faaliyetlerini de gün gün ve ayrıntılarıyla anlatmıştı. İşte, bu mektuplardan biri: Enver Paşa, eşine 16 Temmuz 1921de Moskovadan yazarken önce üzüntülerinden sözediyor, daha sonra da Mustafa Kemal Paşanın bir demecine nasıl sinirlendiğini söylüyor.
ENVER Paşa, eşi Naciye Sultana yazdığı yüzlerce mektupta hem hasretini ve aşkını terennüm ediyor, hem de siyasi ve askeri faaliyetleri hakkında bilgi veriyor.
Paşa, 1921in 16 Temmuz günü Moskovadan o sırada Almanyada bulunan Naciye Sultana nasıl müteessir olduğunu yazıyor, arkasından da Mustafa Kemal Paşanın İttihadçıların memlekete dönmelerine izin verilmeyeceği yolundaki bir demecinin kendisini ne derece hiddetlendirdiğini anlatıyor.
İşte, Enver Paşanın mektubunun bir bölümünün bazı özel ifadelerin çıkartılıp günümüz Türkçesine uyarlanmış şekli:
Sevgili Naciyeciğim, sultanım,
Dünkü mektubumun tesiriyle pek müteessir iken öğleden sonra aldığım postanın getirdiği 7 Temmuz tarihli kısa fakat sanki eninlerimi (inlemelerimi) duyarak teselli için yazdığın kalbi satırların elemimi tadil etti (değiştirdi, kaldırdı). Ah! Naciye, hele bugünler senin şöyle ellerin arasına başımı bırakarak ağlayıp can sıkıntılarımı gidermeye ne kadar muhtacım.
Mahpeykerin (Paşa ile Naciye Sultanın büyük kızları) rahatsızlığına da acındım. ...Bilmem Allah kederi de, sevinci de verince birbiri üstüne veriyor. İnşallah bu kadar kederden sonra sevinç verir.
Derken, İstanbul gazetelerini okudum. Mustafa Kemale evvelce açık olarak bütün iyi niyetimle herşeyi anlatmış iken kendisini Halil ve Küçük Talátın çıkarılması üzerine haklı göstermek ve belki de iyi olacak bir barıştan sonra yalnız benim değil, bütün İttihadçıların memlekete gelmemizi engellemek için yazdırdığı ..... satırlar da canımı sıktı. Fakat Allah büyüktür. elbet ..... millet yakında anlar da hakikati görür.
Bunları okuduktan sonra ...Çiçerine (Sovyet Dışişleri Komiseri) gittikti. ... Bizim istediklerimizi yapıp yapamayacaklarını kati olarak anlamak istedik. Aşağıdaki suallere hemen hep kaçamaklı ve olmayacak cevaplar verdi:
1. Afganistan sınırında Cemal Paşa ile görüşmek isterim: Lütfen telgraf gönderiniz. Pekiyi, fakat telgraf bazen iki ayda gitmiyor. Kábilden hududa kadar altı hafta niye çekelim ki? Evet! dedik. Bundan işi uzatmak, ádeta imkánsız kılmak istediği anlaşıldı.
2. Trablus ve Mısır ve Arnavutluka yardım hakkında. Bunun için iki ay sonra Romada oranın komünist reisi Çinarinin emri altında bir komisyon olacakmış. Onlarla kararlaştırılmak lázım imiş. Bu da boş demek. ...Hülása, hep hiç.
...İstanbul gazetelerine Mustafa Kemal Paşaya son gönderdiğim mektubun birer suretini göndererek ..... biraz yüzüne vurmak istiyorum. Bakalım, sabaha ne olur? Ah Naciyeciğim! Bunlarla başını ağrıtmak istemem. Eminim, senin de orada nasıl canını sıkıyorlar? Hele, Mahpeykerin rahatsızlığı geçsin. ...Ah! Ben bunu düşününce her derdimi unuttum. Sen sağ ve o da mesud olsun, ben herşeye katlanırım. Şimdilik ..... öper, seni Allahın birliğine emanet ederim.
Enverin
Türkiye, Rusya ile dost olursa Avrupanın karşısında daha güçlü durur
ENVER Paşa, amcası Halil ve kardeşi Nuri Paşaların Türkiyeye girmelerine izin verilmemesi üzerine, Moskovadan 16 Temmuz 921 günü Mustafa Kemal Paşaya oldukça uzun bir mektup göndermişti. Mektubunda Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki faaliyetlerini ve Moskovadaki çalışmalarını anlatan Enver Paşa, daha sonra memlekete eninde sonunda geleceğini ve bunu hiç kimsenin engelleyemeyeceğini söylüyordu.
Aşağıda, Enver Paşanın mektubunda o günlerdeki faaliyetinden söz ettiği bölümün bir kısmını günümüz Türkçesine uyarlayarak veriyorum. Mektubun Mustafa Kemal Paşaya hitap eden diğer bölümünü ise yarın yayınlayacağım.
Anadolu Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşaya.
Muhterem Paşam,
...Sizin İttihad ve Terakki manevrası başladı diye Üzerimize yükleniyorlar buyurmanız ve sonra da Bolşeviklerle münasebette bulundunuz demenizden sonra Halilin memleketten çıkmasından ısrar edildiğini, ...Küçük Talát Beyin tevkif ettirilerek yine çıkarılmış olduğunu, Nurinin de Erzurumda kalebend edildiğini öğrendim.
Herşeyi size açık bildirdiğim halde akraba ve arkadaşlarımın bu muameleye maruz kalmalarını doğru bulmuyorum. Dolayısıyla, size bir defa daha vaziyeti izah etmeyi muvafık buldum:
Ben, Kırımda kalıp Kafkasyaya geçmeye savaştım. Birçok tehlikelere rağmen muvaffak olamadım. ...Bir sene zarfında iki defa tutularak beş ay hapis olmak ve altı defa tayyareden düşmek suretiyle nihayet Moskovaya geldim. ...Zannedilenin aksine, bizlere Bolşeviklik teklif edilmedi.
15 BİN TÜFEK GÖNDERDİM
Maddi yardıma gelince: Ne verirlerse alınması prensibinin takip edilmesinin uygun olacağı, böylece Anadolunun Rusya yardımıza geliyor diye manevi kuvvetinin artacağını ve Avrupanın Anadolu, Bolşeviklerle anlaştı diye bizi daha kuvvetli göreceğini düşünerek bildiğiniz ilk maddi anlaşmayı yapmaya çalıştım. Fakat hiçbir vakit resmen Anadolu adına hareket etmedim.
Baküye geldiğimde, değil yalnız Türkiyede, fakat bütün İslam memleketlerinde derhal aksi tesir göreceğinden ve bunun da İngilizlerin işine yarayacağından emin olduğum için Türkiyede ve Şarkta komünizm taraftarı olmadığımı kongrede açıkça söyledim.
...Ankara delegeleri, Ruslardan 200 bin tüfek vesaire istediler. ...Rusların bunu veremeyeceğini ve işin sürüncemede kalacağını farkettim, ne verirlerse kabul edeceğimizi söyledim ve işi yapılabilir hale getirmeye çalıştım. Bu suretle bir miktar altın parayla 15 bin tüfek vesairenin alınması sağlandı.
...Anadolunun kazandığı başarının şerefini üzerime almayı hiçbir zaman düşünmedim. Anadolu hükümeti námına resmen bir işe girişmediğim halde, Moskovaya geldiğimiz zaman Anadolu heyeti üyelerinin her önüne gelen Rusa Enver Paşanın ve arkadaşlarının bizimle münasebeti yoktur demelerinin sebebini de anlayamadım. Hatta arkadaşların filmi çekilirken Ruslar benim de bulunmamı ısrar ettikleri halde, bütün şerefin bunu resmen yapanlara ait olduğunu ileri sürerek kabul etmedim.
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~1@nvid~599485,00.as p
günümüz Türkçesine uyarlayarak veriyorum
http://www.ku.edu/carrie/texts/carrie_books/paksoy-3/turk12.html
"BASMACI" ve 1916-1924 TURKISTAN BAGIMSIZLIK SAVASI[1]
Rus Carligi ordularinin 1552 yilinda Kazan'i isgal ederek baslayan Asya'ya yayilmalari, Asya'nin Kuzey'inden sonra, 1979 yilinda Afganistan'a girmelerine kadar surdu.2 Bu ordularin buyuk toprak koparmalari 1865 de Taskent'i isgalleri ve 1880 lerde Turkmenleri Goktepe'de kirmalari ile gerceklestirildi. Bu yol'dan milyonlarca Orta Asya'li Rus imparatorlugu kapsamina alindilar. 1897 carlik nufus sayimina gore, Orta Asyalilar Rus carliginin ortalama beste bir'ini (%20 sini) olusturmakta idiler. 1917 Bolsvevik ihtilali sonrasi carlik Rusyasinin yerini Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birligi (SSCB) aldi. SSCB icinde Stalin'in 1928-1953 yillari arasindaki tek sozlu yonetimi sirasinda kasitli yaratilan aclik ve "temizleme" yolu ile milyonlarca Orta Asyalinin kirilmasina karsilik, 20ci yuzyilda Sovyetler Birligi icindeki Orta Asyalilarin nufusu gene %20 den asagi dusmedi. 1936 SSCB nufus sayimini yapan Rus gorevlileri, "SSCBnin nufusunu az gostermeleri" neden gosterilerek, Stalin'in emri ile vurulularak "temizlendiler." Bir gorus'e gore, bu olay'in gercek nedeni, Orta Asyalilarin sayisinin Stalin'in isteginden yuksek gorunmekte olmasi idi.
1905 te Japon birliklerinin carlik ordularini Asya'inin Dogusunda yenilgi'ye ugratmalari, Asyalilarin bagimsizlik cabalarini arttirdi. Carligin bu yenilgisinin bir sonucu olarak, 1906 dan baslayarak Rus carligi'nin car baskanliginda "Anayasal Cogulcu Yonetim'e" gecmesi sozu edildi.3 Secimler yapildi ise de, cogulcu yonetim'e gecis gerceklesmedi.4
1914 te baslayan Birinci Dunya Savasi sirasinda, carlik ordulari Avrupa sinirlarinda buyuk yenilgilere ugramaya basladi. Bu durum'un sonuclarindan biri olarak, Car tarafindan 25 Haziran 1916 da, o gun'e kadar askerlik yaptirilmayan Orta Asyalilarin ordu'ya alinmasi buyrugu verildi. Orta Asyalilar carpismalara girmeyecekler, ancak carpisanlarin icinde saklanacaklari koruma cukurlari kazacaklardi. Bu buyruk uzerine, Orta Asyalilarca "Milli Kiyam" adi verilen Turkistan Bagimsizlik Savasi basladi. Carlik yoneticileri, bu olay'i bir bagimsizlik savasi olarak gostermemek icin, adini "Basmaci" koydular. Olaylari icinden yasamis olan Z. V. Togan, bu deyim'i aciklar:
"'Basmaci' basmak maksadindan 'baskinci' ve hucum edici manasiyle once eskiya cetelerine denilmis. Car zamaninda bu gibi ceteler, Turkmenistanda, Baskurdistan ve Kirimda, istiklal kaybedilip rus hakimiyeti yerlesmek uzere oldugu zaman yasamistir. Baskurtlar bunlara Horasan istilahi [deyimi] ile 'ayyar' demislerdir. Kirimda (ve onlardan alinarak Ukraynada) 'haydamak' istilahlari kullanilmis; Baskurtlarda Buranbay, Kirimda Halim, Semerkandda Namaz gibi kahramanlar meshur olmustur. Bunlar, muslumanlara dokunmayip yalniz Ruslari, Rus fabrikalarini yagma ederler ve cok defa aldiklari ganimetleri ahaliye ulestirirlerdi. Ferganede bu gibi unsurlar car zamaninda da eksik olmamistir. Pamuk ekiminin gelismesinden sonra Ferganedeki iktisadi durumun fenalasmasi dolayisiyla eskiyaligin ve cinayetlerin cogaldigi[ni] yukarda soylemistik. Eski Basmacilarda ve Turkiye cetelerinde oldugu gibi, Turkistan Ozbek ve Turkmen cetelerinin de manevi onderi 'Koroglu'dur. Buhara, Semerkand, Cizakh ve Tukmen basmacilari geceleri toplanarak 'Koroglu' ve diger destanlari okurlar. Zahiren [disardan] eskiyalik gibi gorunen bu hareket, genis halk kutlesinin dusuncelerinin ve heyecaninin tercumani olur. Bu munasebetle Akcuraoglu Yusuf Bey, Sirplarin istiklal ihtilallerinde rol oynayan 'hoduk'lerin, Yunan istiklal hareketlerindeki 'Kleft' ve 'Palikarya'larin da yari milliyetperver ihtilalci ve yari eskiyalardan ibaret oldugunu hatirlatmaktadir. 1918 yilindan sonra kurulan basmaci yiginlarinin bircoklari ve en nufuzlulari, eski Koroglu ananesiyle [gelenegi] katiyen munasebeti olmayan agirbasli koy ilerigelenleri, bazan tahsilli kimseler oldularsa da, hepsine 'basmaci' adi verilmistir. Bundan dolayi 'basmaci' kelimesi, Turkistanda simdi 'siyasi cete' ve daha dogrusu mustevlilere [isgalci somurgecilere] karsi somurge ahalisinin isyanini temsil eden 'cete'ler manasinda kullanilir. Ozbek ve Kazak basininda simdi, 'Cin basmacilari,' 'Cazayir basmacilari' diye yazilmaktadir."5
Togan'in bu aciklamalarina, Romali Tarihci Tacitus'un MS Birinci yuzyil'da Britanyalilarla ilgili olarak anlattiklarini eklemek dogru olur.6
Ca'in bu buyrugu daha yururluge koyulmadan, Orta Asya'da ayaklanmalar yer aldi. Semerkant'da Hoca Behbudi; Taskent'te Munevver Kari; Hiva'da Pehlivan Niyaz; Buhara'da Osman Hoca; Cizzak'ta Kari Kamil; Kokand'da Abid Can; ve Gerbaba'da Sir Muhammed Bey ileri gelenleri cevrelerine topladilar. Bu kisiler'e, Kasgarli Mahmud'un 11ci yuzyil'da yazdigi Divan-u Lugat it Turk kitabinda da sozunu ettigi "Korbasi" (savunma birlikleri komutani) adi verildi.7 Orta Asya'lilar, bu baslangic ile bagimsizlik savasina girdiler.
Carlik buyrugunu yeren ilk toplu gosteriler 11 Temmuz 1916 da Taskent'te yer aldi. Carlik polisi, toplananlarin uzerine ates acti. Gosterilere katilanlarin bir bolumunu tutukladi. Bu olaylarin baslamasindan otuz-kirk yil once carlik ordularinin ardindan Taskent'e getirilen Rus gocmenleri, yagma'ya basladilar. Carlik yonetimine karsi toplu gosteriler Margilan, Andican ve Hocend'e yayildi. Akkurgan, Akmescit ve Kancagali'da Rus gorevlilerine karsi vuruslar oldu. Cizzak'lilar, Moskova'ya giden demiryolunu kestiler ve kendilerini korumak icin orgutlendiler. Ruslar da ayaklanmayi bastirmak karsi islemlerine giristiler.
Agustos ortasinda Orta Asya ayaklanmalari yayildi: Cuneyt Han, Askabat ve Merv'de; Abdulgaffar Bey, Akmola ve Turgay'da; Sabdan Batirogullari Muhiddin ve Husameddin, Yedisu ve Karakul'da; Ayuke Oglu Kanat Bey, Cu havzasinda bascilik yapiyorlardi. Baskaldiran Orta Asyalilarin ilk vurduklari yerler, tufek alabildikleri tek yer olan carlik polis karakollari idi.
Carlik hukumeti Orta Asya ve Kafkaslarda siki yonetim ilan etti. 25 Haziran 1916 buyrugunda ongorulen'den daha asagida sayida Orta Asya'linin askere alinacagi duyuruldu. Rus'larin bu yeni tutumu, Orta Asya'lilarin baslamis olan karsi gosterilerini durdurmadi. Rus generalleri Kuropatkin ve Kalbovo, Orta Asya'ya getirilmis Rus gocmenlerini silahlandirdilar. Bu silahli gocmenler, iyi donatilmis Rus birliklerine yardimci olacaklardi. Uluslararasi anlasmalara aykiri olarak, Avrupa carpisma alaninda carlik birliklerine tutsak dusup, Orta Asya'ya tutuklu bulundurulmak icin getirilmis olan Alman, Avusturya, Cek, Macar v.b. savas tutsaklarina yeni kurulan carlik birliklerine katilmalari baskisi yapildi. Bu savas tutsaklarinin bir bolumu, carlik birliklerine parali asker olarak girdiler. Ivanov ve Rynov adli generallerin komutasindaki carlik birlikleri Cizzak'a yurudu. Olaylari gozleri ile gorenlerin yazdigina gore, General Madridov komutasindaki birlikler Hiva yoresindeki Turkistan toplumlarina saldirdi, kundaktaki bebeklere kadar onune gelen sivilleri oldurdu. Sag kalanlarin ise butun varliklarina el konuldu. Bolsevik ihtilalinden sonra yayinlanan bir Rus aciklamasina gore, "General Madridov, yalniz Turkmen kadinlarindan 280 kilo'dan fazla ceken gumus taki calmis idi." Orta Asya'ya yeniden Rus gocmenleri getirildi, Orta Asyalilarin topraklari, hayvanlari ve diger varliklarina el konuldu. 1916 ve 1917 yillarinda yer alan bu olaylar sirasinda en az birbucuk milyon Orta Asyalinin kirildigi belirtiliyor. Ruslarin kayiplari ise ortalama ucbin kadar idi.8
1917 de Rus ihtilali basverince, Rus carligi coktu. Rus carliginin yerine gelen Bolsevikler, eski carlik topraklari icine katilmis Orta Asya toplumlarina bagimsizlik sozu ettiler. Orta Asyalilar bu sozlere de dayanarak, bagimsizliklarini ele almak icin atilimlara giristiler. 1917 Araliginda, Kokand baskent olmak uzere, Bagimsiz Turkistan kuruldugu duyuruldu. Baskurtlar, 1918 Ocaginda Bagimsizliklarini acikladilar. Tatarlar da bu yolda idi.9 1918 ilkyazinda Azerbaycan Turkleri cumhuriyet kurdular.10 Butun bu cabalar, Bolseviklerin Orta Asya'ya Bati'dan getirdigi yeni ordular surmesi ile 1920lerde sonduruldu. Bir nedeni, Turkistanlilarin silah elde edemedikleri gibi, uluslararasi oyunlar icinde seslerini duyuramamalari oldu.
Rudyard Kipling (1865-1936) adli Ingiliz sairi, Asya'daki Rus-Ingiliz cekismesine "Asya'daki Buyuk Oyun" adini vermisti. Bu oyun'un kurallari ise, kisaca ozetlenebilir. Oyunu oynayan iki ulke: bu bolgeleri kendi yonetimleri, bu'nu basaramazlar ise, etkileri altina almaya calismakta idiler. Bu da, iki imparatorluk arasinda acikca bir "guc dengesi" ugrasi idi.
Asya'daki Buyuk Oyun'un icindeki ikinci bir oyun ise, "Dogu Sorunu" idi. Bu da: Osmanli Imparatorlugu'nun Ingilizlerce ayakta tutulmasi; karsilik olarak ta, Ruslarca parcalanmak istenmesi idi. Eger Osmanli imparatorlugu parcalanacak olsa, Ruslar Balkanlardan ("Yugoslavya" uzerinden), Bogazlardan ve Kafkaslardan asagi sarkarak Akdeniz'e acilacak idiler. Ingilizler Akdeniz'de Ruslarin bulunmasini istemiyorlardi. Hindistan'daki Ingiliz imparatorlugu ile Londra arasindaki ulasim Akdeniz'den geciyordu. Akdeniz'de Rus varligi, Hindistan-Ingiltere baglantisina golge dusurecek idi.11 18ci yuzyilda Napoleon da Misir'i bu gercegi goz onunde tutarak isgal etmis, Ingiliz amirali Nelson'un komutasindaki Ingiliz donanmasi ile Napoleon'un donanmasi 1798 yilinda Akdeniz'de, Nil suyu onunde bu yuzden vurusmuslardi.
Asya'daki guc dengesinin ilk incelemesi, 1904 yilinda Yusuf Akcura tarafindan buyuk bir ongoru ile yapilmis idi.12 Daha sonra, ilgili olaylarin degerlendirmesi Kazim Karabekir'in 1930larda yazdigi kitaplarda ayrintili olarak yer aldi.13
Dogu Sorunu ve Asyadaki Buyuk Oyun, Kafkaslar uzerinde dugumleniyor, birbirlerine baglaniyor; bu cerceve icindeki atilimlarin cogunlugu Turkistan ve Afganistan'da yer aliyordu. Ancak, Asya'daki Buyuk Oyun'un baslangici uc ayri olay ile sinirlanabilir: 1) 1806-1813 yillarinda yer alan ve 1813 Gulistan anlasmasi ile son bulan ilk Rus-Iran Savasi; 2) 1828 Turkmencay anlasmasi ile biten ikinci Rus- Iran savasi; 3) Sonuclari 1829 da Edirne anlasmasi ile belirlenen 1828 Osmanli-Rus savasi. Her uc vurusmadan sonra, Ruslar toprak kazanmis ve Akdeniz'e adim-adim yaklasmakta idiler. Denilebilir ki, Ingilizleri dusunduren olaylarin basinda, 1828 Turkmencay anlasmasinin Ruslara verdigi oncelik idi. Bu anlasmaya gore: 1) Rus mallari, Iran gumruk vergilerinden bagisik olacakti; 2) Rus vatandaslari, Iran yasalarina bagli olmayacak idi; 3) Yalniz Ruslar Hazer denizinde donanma bulundurabilecek idi.
Anlasmanin bu verileri ve Tahran'da Rus Buyukelcisi'nin bulunmasi, Rus destegi ile Iranlilarin Afganistan'a karsi harekete gecmeleri olanagini ortaya cikariyordu. Boylelikle, Turkistan-Afganistan "ekonomik, diplomatik ve askeri alani" birlesmis oluyordu. Iranlilar 1837 yilinda Afganistanin Herat sehrine karsi askeri harekat'a basladilar. Ingilizler de bu isgal'i durdurmak icin Afgan Savasi adi verilen hareket'e giristiler. 1841 yilinda, Ingilizler de Iran ile, Ruslara 1828 de Turkmencay anlasmasi ile Iran'da verilen oncelikleri andiran bir anlasma yaptilar. Bu sonuclar, ekonomik konu'larin onceligini ve bu yon'de ulus'larin ne gibi yuk altina gonullu olarak girebilecegini gostermesi bakimindan onemlidir.
1853-1856 yillari arasinda Kirim savasi yapildi. Ruslar, ortak anlasmaci Ingiliz, Fransiz ve Osmanli birliklerine yenildiler. Bu savas sonucunda, Ruslar Avrupali olduklari konusundaki surumlerini kaybettiler. Ozellikle, Rus car'inin "Orta Dogu'daki, ozellikle Osmanli imparatorlugu icindeki Ortodoks Hristiyanlarin koruyucusu oldugu" gorusu su'ya dusmus oluyordu. Rus'larin bu "koruyuculuk" tutumu ilk kez, Catherine II (cariceligi 1762-1796) tarafindan 1774 yilinda Osmanlilarla yapilan Kucuk Kaynarca anlasmasinda ileri surulmus ve kayitlara gecirilmis idi.14 Kirim'da bozgun'a ugrayan Ruslar, gozlerini Orta Asya'ya cevirdiler. Bu sure icinde, Orta Asya'nin onceden tug baglamis toplumlari guclerini kaybetmislerdi. Orta Asya'ya karsi Rus askeri hareketi 1864 yilinda basladi ve yirmi yil surdu. Orta Asya'da Rus Askeri Valilikleri kuruldu. Hristiyan misyonerleri Orta Asya'daki egitim, sanat ve yayinlari etkilemeye calistilar. Rus gocmenler Orta Asya'ya getirildi. Moskova ile Uzak Dogu'yu birlestirecek, olaylari genel kapsamlari acisindan etkileyebilecek onemli bir demiryolunun yapimina baslandi. Bu demiryolu'nun yapiminda calistirilmak uzere Rus ustalar, ve ikiyuz bin kadar da Cin'li isci getirildi. Bu Rus demiryolu ustalari ve Cin'li isciler, 1917 sonrasi Bolsevik ihtilali sirasinda silahlandirilarak, Orta Asya kurtulus savasina karsi Bolsevikler yararina dogustuler.
Orta Asya yeralti ve yerustu varliklarini Carlik Rusya'si isletmeye basladi. Bu arada, 1860larin basinda yer alan Amerikan ic savasi dolayisi ile, Amerikan pamugunun dunyada satisi durmus idi. Bu kayba karsi, carlik yoneticileri Orta Asyalilara yalnizca pamuk dikmeleri buyrugunu verdi.15 Boylelikle, Orta Asyalilar kendi yiyeceklerini yetistirmek olanagini da kaybettiler, ve ancak carlik Rusya'sinin Ukrayna gibi uzak yerlerden getirip sattiklari bugday ile gecinmek zorunda birakildilar. 20 ci yyuzyilda, pamuk ekimi sirasinda sorumsuzca kullanilan insan yapisi bocek olduruculerin ve yuksek orandaki su kullanilmasi Aral denizini oldurdu.
Carlik Rusyasi, Osmanlilardan toprak koparma tutumunu degistirmedi. 1877-1878 Osmanli Rus savasinda Ruslarin kazanclari gene Avrupa devletlerini dusundurdu. 1878 de yapilan Berlin Kongresinde Alman Basbakani Otto von Bismarck (1815-1898), yan tutmadan duzenleyici yardimcilik yapmak istegini ileri surdu. Rus'larin Osmanlilarda aldigi topraklarin bir bolumu Avusturya-Macaristan imparatorluguna verildi. Kibris ise Ingilizlere gecti. Ingiliz Basbakani Benjamin Disraeli (1804-1881) ile Bismarck'in ortaklasa gerceklestirdikleri bu anlasma, Ruslarin ticari tutumlarini degistirmelerine yol acti; Alman-Rus iliskilerini azaltti ve Fransiz-Rus yakinlasmasina kapi acti.
Ingiliz ve Ruslar 1890-1907 arasinda Rus-Afgan sinirlari konusunda anlasmaya vardilar. Afganistan bir "devlet" olarak 1907 de, Ingiliz gudum'u altinda, Rus ve Ingiliz imparatorluklarini "birbirinden ayirici bolge" olarak kuruldu. Nedenlerinin basinda, Ingiliz ve Rus'larin Almanya'nin guclenmekte olmasindan dolayi duyduklari cekimserlik idi. Cunku, Almanya da Asya'daki Buyuk Oyun'a giriyor, ve Afrika'da da Alman yonetiminde somurgeler kuruyordu. Alman ticari girisimcileri, Berlinden baslayip, Istanbul ve Osmanli imparatorlugu uzerinden gecip Pekin'de son bulacak bir demiryolu kurmak calismalarinda idiler. Iliskin olarak, Kazim Karabekir'in Avrupa basinindaki yazilara dayanarak yazdigina gore, Almanya disinda ve ozellikle carlik Rusya'sinda oturmakta olan buyuk sayi'daki Alman topluluklarinin Osmanli topraklarina --ozellikle On Asya'ya (Anadolu)-- gocurulmesi de dusunuluyordu. O gunku uluslararasi iliskiler ve donatim gercekleri dolayisi ile, bu demiryolu'nun kapsami kucultuldu. Demiryolu gene Osmanli imparatorlugu icinden gecerek, Guney'e, Bagdat'a dondu.
Selanik, Birinci Dunya Savasi oncesi, Osmanli imparatorlugunun dusunen sehri olmustu. Ardindan gelen yillarda, Turklerin dusunce ve gelecegini etkileyen kisilerin buyuk bir cogunlugu Selanik'te birkac yil gecirdiler. Izmir ve Istanbul'da yasayan diger dusunurlerle ve ileri goruslu yakinlari ile yazisiyorlardi.16
"Hareket Ordusu," 1909 da Istanbul'da yer alan 31 Mart irtica olayini17 bastirmak icin yola ciktiginda, subaylarinin yuklu bolumu once'den Selanik'te ve Makedonyada gorev yapmislardi. 1912 Balkan savasi bittiginde, Avrupali devletler Osmanlilarin bir jandarma orgutu kurmasini istemislerdi. Bu jandarma, "Osmanli imparatorlugu icinde yasamakta olan Hristiyanlarin can ve mal guvenligini koruyacak" idi. Selanik ve Makedonyadaki Osmanli subaylari, Osmanli jandarmasini denetlemek icin gelen Avusturyali ve Italyan subaylarla da tanisiyorlardi.
Ustelik, o surec icinde, Alman subaylari Istanbul'daki Harbiye'de ogretmenlik yapmakta idiler. Yetisen subaylar, Almanca ogreniyor, Alman ordusu savas yontemleri ile yakindan ilgileniyorlardi. Bu subaylarin arasinda, 1909- 1911 arasinda Almanya'da Askeri Atase olarak gorev yapacak, Alman Dogu Bilimleri profesorlerince arkadasligi arananip, yakinligi bilinecek Enver Bey de var idi. Enver'in Pan- Turkizm ve Pan-Islamizm dusunce akimlarina olan tutkusunun bu sure icinde koyulastigi da soylenir. Birinci Dunya Savasi sonrasi, Enver Pasa'nin Turkistandaki olaylarla yakindan ilgisi olacakti.18
Pan-Turanizm ve Pan-Islamizm Turklerce yaratilan akimlar degildi. Dogu Bilimleri Profesorleri ve degisik devletlerin yonetimince gorevlendirilmis kisilerce olusturulmuslardi. Pan-Turanizm'in baslangici, 1865 yilinda yayinlanan bir kitapta gorulur. Bu yaraticiligin temelini, Uruk, boy ve oymaklarina bakmadan Turklerin toplu kokenleri ve birbirleri ile tek dil olan Turkce ile anlasabilmeleri olusturuyordu. Ustelik Turkler, Altay daglarindan, Osmanli imparatorlugunun baskenti Istanbul'a kadar uzanan genis bir bolgeye yayilmislardi. Bu gorus'un Turklere yansitilmasina, oz dusunceleri olarak benimsemelerine ugrasildi. Rus'lar ve Avrupalilar, Pan- Turkizm'i bir bagnazlik tutumu olarak ve Mogol Cengiz Han'in (1167?-1227) yasaminda estirdigi uluslari kasip- kavurma uygulamalarina es tutmaya calistilar. Sonucunda "Pan-Turkizm" in yalnizca Ruslari degil, butun Bati uygarliginin varligini ortadan kaldirabilecegi "korkusu" dile getirildi.19 Topluca, Orta Asya'ya karsi yeni bir dizi Hacli Seferleri duzenlenmesi geregini destekler tutum takinildi.20
Pan-Turkizm, Orta Asya'da acik kollarla karsilanmadi. Yakin yillarda da ogrenildigine gore, Pan-Turkizm onerisi ilk olarak Ingiliz imparatorlugundan aylik alarak calismakta olan bir kisice olusturulmustu.21 Orta Asya'nin bu yon'den yeniden onem kazanmaya baslamasi 1894 yilinda Fransiz-Rus yakinlasmasina ve bu arada Pan-Turkizm uzerine yeni kitaplarin yazilmasina neden oldu. Bu surec icinde yazilan kitaplarin icindeki gorusler, sonradan Rus kitaplarina da aktarildi.
Yarminci yuzyil'da Rus isgali uzerine kacip Avrupa baskentlerine yerlesen az sayida Orta Asyali gocmen dusunurlerce, Pan-Turkizm Turkistan'in Rus somurgeliginden kurtulus yolu olarak gorulmeye baslandi. Orta Asya gocmen dusunurlerinin bu calismalari da, Avrupa kamu oyu olusturucularinca gene ele alindi, daha once sallanan "Pan- Turkizm" i suclayici parmaklar'in sayisi artti. Bu kamu oyu olusturucularinin da cok iyi bildikleri gibi, bu surec icinde Turkiye cumhuriyetinin kurulmasina da neden olan olaylar, Turkistan icin de gecerli idi; Ingiliz, Fransiz, Irlandali, Isvicre ulusculuk dusuncelerinden cok ayricaligi yok idi.
Almanlarin Birinci Dunya Savasi oncesi Osmanlilari Pan-Turkizm'i acikca kucaklamaya ittirmelerinin nedeni de kolaylikla goruluyordu: Rus'lara karsi bu yol'dan girisim ile, Rus ordu'larini boldurmek, ve Alman ordularina Bati'da soluk aldirmak. Ayrica, Ingilizlerin Asya'daki imparatorluguna karsi, Almanlar Pan-Islam calismalarina basladilar. Dusunceleri, Orta Asya'da bir Islam ihtilali cikartmak, Ingiliz birliklerini diger yerlerden cekerek bu ihtilal'i bastirmakla ugrastirmak. O gunlerin Alman Disisleri Bakan'ina verilen bu "Islam Ihtilali" onerisi, gunumuzde ABD deki Yale Universitesi Kutuphanesinde bulunmaktadir................. ...
ein grund warum man über die berge sarikamis erreichen wollte war einfach der kürzere weg ..ein anderer grund war; wenn man über den normal (tal-)weg marschieren würde, bestand die gefahr seitens armenischen terroristen(!) angegriefen zu werden!
würden die 90.000 soldaten nicht erfrieren, würde die ost-front ganz anders verlaufen!
eine beispiellose tragödie! unsere lieben pamuks&friends hätten lieber mal diese ereignisse schildern sollen!!
eine beispiellose tragödie! unsere lieben pamuks&friends hätten lieber mal diese ereignisse schildern sollen!!
das zählt ja nichts in deren augen, das waren soldaten. obendrein waren das auch noch türkische soldaten!
Sarıkamış faciası Türk tarihinin en büyük trajedilerinden biridir. Tek kurşun bile atmadan Şehit olan 90.000 askerimizi saygıyla anıyoruz.
Enver Paşa şüphesiz hayalperest birisiydi. Birinci Dünya Savaşında yaptığı hatalar yetmiyormuş gibi Kurtuluş Savaşı'nda Rusya'dan aldığı orduyla milli zaferi tehlikeye sokmuştur.
Telli Baba
25.12.05, 23:04
Sarıkamış
Oltu'dan girdik de Sarıkamış'a
Akıl ermez orda yatan üleşe
Askeri kırdıran Enveri Paşa
Kitlendi kapılar, mekan ağladı
Yüzbaşılar, Yüzbaşılar
Tabur tabura karşılar
Yağmur yağıp gün değişin
Yatan şehitler ışılar
İbrişimin kozaları
Battın avşar kazaları
Sarıkamış'ta kırıldı
Gonca gülün tazeleri
Donarak yokolan ordunun öyküsü
1. Dünya Savaşı'nın en trajik öykülerinden biri Sarıkamış'ta yaşanmıştı. İşte 91 yıllık dram...
http://www.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Enver'in hırsı faciayı yarattı
Tam 91 yıl önce, 22 Aralık 1914 günü başlayan Sarıkamış Kuşatma Harekatı tamamlandığında koca bir ordunun neredeyse tamamı yok oldu. Enver Paşa'nın hırsıyla hareket eden hazırlıksız, yorgun askerler kar fırtınası, ayaz ve düşman kurşunu altında can verdi.
Sarıkamış'taki plan aslında basitti. 1914 sonbaharında İngiliz Donanması'nın önünden kaçan iki Alman zırhlısı gönderine çektiği Osmanlı bayrağı ve ciğer kırmızısı fesler giymiş Alman mürettebatıyla Yavuz ve Midilli adlarını alarak Rus limanlarını bombalamış, savaş patlamıştı. 1 Kasım'da Rusların General Daşkof komutasındaki Kafkas Ordusu harekete geçmişti. 14 Kasım'da İstanbul'da Cihat ilan edilmişti. Enver Paşa doğudaki III. Ordu ile Ruslara baskın yapacak ve üç kolordu halinde Sarıkamış'a saldıracaktı. Zayıf grup olarak değerlendirilen 11. kolordu Aras Nehri çevresinde düşmanla "oyalama muharebesi" yapacak, güçlü 9. ve 10. kolordular ise arkadan dolaşıp bir çevirme harekatına girecekti. Padişahın yetkilerini kullanan Başkomutan Vekili Enver bir an önce saldırmak, Rusları imha edip Ortaasya'ya doğru uzanmak istiyordu. 91 yıl önce, bu günlerde başlayan harekat Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın hırsının da sonu olacaktı. Genç bir subayken Manastır'da bir falcının kaşındaki tek bir beyaz tel için "Bu cihangirlik alametidir" http://www.sabah.com.tr/2005/12/25/cpsabah/im/0D9DE68F71B43C4A9707A19Bb.jpgd emesini hiç unutmamıştı. 33 yaşında padişahın damadı ünvanını da taşıyan genç paşa İttihat ve Terakki elindeki imparatorluğun en muktedir adamlarından biriydi. Komuta kademesi neredeyse tamamen değiştirilmiş, genç, atak subaylar kurmay kadrolarını doldurmuştu. III. Ordunun başında Hasan İzzet Paşa vardı. Paşa ordusunu taarruz için yeterli bulmadığından savunma halinde kalmayı tercih ediyordu. Bu yüzden de birkaç hafta sonra Erzurum önlerine çekilmeye karar verecekti. Paşa ile kolordu komutanları arasında siyasi çekişmelere dayanan gerilimler de bu kararda önemli rol oynayacaktı.
KOMUTAN ENVER PAŞA
Enver Paşa'da Genelkurmay Başkanı Bronsart Paşa ve Feldman'la birlikte 12 Aralık'ta Erzurum'a geldi. Hasan İzzet Paşa görevden affını istedi. Enver artık bizzat ordunun komutasını üstlenmişti. 10. Kolordu'ya Albay Hafız Hakkı, 9. Kolordu'ya İhsan Paşa komuta ediyordu. 22 Aralık sabahı 75 bini tüfekli muharip olmak üzere 118 bin er, 228 top, 73 makineli tüfekten oluşan gücüyle III. Ordu "Sarıkamış http://www.sabah.com.tr/2005/12/25/cpsabah/im/FD7420073D23BE4CAE533700b.jpgK uşatma Harekatı"na başladı. Hareketin ilk günlerde eksiklikler kendisini gösteriyordu. Ordunun elinde tek bir harita vardır ve o da yanlıştır. 5 saatte yürüneceği düşünülen mesafe ancak 19 saatte alınabilir. Ancak Enver bir an önce Sarıkamış'ın ele geçirilmesini istemektedir. Rus kuvvetlerinin başındaki general Mişlayevski Sarıkamış'a kadar çekilme emri verir. Bu arada soğuk ve kayalık arazi 9. ve 10. kolorduları perişan etmeye başlamıştır. Geceyi kar üstünde geçiren birliklerde askerler soğuktan donarak ölmeye başlarlar. Sabah subaylar askerleri toplamakta güçlük çekerler. 40-50 asker diğerlerinin gözü önünde kurşuna dizilir. Bu hiçbir şeyi değiştirmez... Haberleşmenin yetersizliği yüzünden felaketi kimse fark etmemekte, Enver hırsla kuvvetlerin Sarıkamış'a ilerlemesini emretmektedir. 26 Aralık'ta 10. kolorduya bağlı bir tümen sabaha karşı Allahüuekber Dağları'nı aşmak için harekete geçer.
KOCA TÜMEN YOK OLDU
Koca bir tümenin yüzde 90'ı bir gecede yok olur. Ağabeyi Allahuekber Dağları'nda ölen Şevket Süreyya Aydemir o geceyi http://www.sabah.com.tr/2005/12/25/cpsabah/im/E1804BC847EDFB4396BBAC30b.jpgş öyle nakleder: "Karanlık bir ormanda bir metreyi aşan kar. Gece gündüz devam eden deli bir kar tipisi, göz gözü görmeyen bir kar fırtınası içinde herkesin birbirinden kopuşu... Çaresizlik, açlık, ümitsizlik... Allahuekber'in en korkunç gecesidir. Erler, silahlarını kullanacak düşmanı da göremedikleri için, dinmek bilmez tipinin altında çamların dibine kıvırlarak kendilerini ölümlerin en tatlısı bildikleri donmaya teslim ederler. Subayların sağa solaanri atılışı, bir intihar arayışı gibidir..." 10. Kolordunun kalan tümenleri büyük bir inatla saldırıyı sürdürür. Sarıkamış'a da girerler, ancak tutunamazlar. Kalan askerler de çatışmalarda Ruslar tarafından öldürülür. Harekata 28 bin mevcutla başlayan 9. Kolordu'nun mevcudu 30 Aralık gününe gelindiğinde sadece bine düşmüştür. 4 Ocak'ta iki kolordudan kalan askerler de yok edilir ve esir düşer. 7 Ocak'ta Enver Paşa III. Ordu komutanlığını Hafız Hakkı Paşa'ya bırakarak İstanbul'a döner. Enver Paşa iktidarının kalan günlerinde bu konuda tek kelime edilmesine izin vermeyecektir.
http://www.sabah.com.tr/cp/gnc117-20051225-102.html
-------------------
Allah tüm sehitlerimize rahmet eylesin , Tarimizin en kara olaylarindan birisi bu olay
Hmmm... Themen zusammengeführt... gute Idee!
basimizdaki akp nin enver pasadan ne farki var?yürüyoruz arkasinda sarikamis faciasinin faturasi yine 90 bin sehit,avrupa birligi faciasinin faturasi kim bilir kac milyon sehit olacak biri cikip dur demezse
basimizdaki akp nin enver pasadan ne farki var?yürüyoruz arkasinda sarikamis faciasinin faturasi yine 90 bin sehit,avrupa birligi faciasinin faturasi kim bilir kac milyon sehit olacak biri cikip dur demezse
Selten so einen Schwachsinn gehört! Wie alt bist du?
meric metonymie mit dem satz drücke ich was aus
meric metonymie mit dem satz drücke ich was aus
metonymie?????
Bei der Metonymie grenzen das verwendete Wort und das ersetzte noch aneinander. Das eigentliche Wort wird durch ein anderes ersetzt, das zu ihm in realer Beziehung steht, also in einem zeitlichen, räumlichen, ursächlichen, logischen oder erfahrungsmäßigen Zusammenhang im Gegensatz zum bloßen Vergleich bei der Metapher. So kann die Metonymie die Ursache benennen und die Wirkung meinen, oder umgekehrt. Nach Quintilian können eintreten: 1. Erzeuger für Erzeugnis, Erfinder für Erfindung, Autor statt Werk ('im Vergil lesen'), Gottheit für ihren Funktionsbereich (Neptun für das Meer, Amor für Liebe, Mars für Krieg), homerische Helden für ihre Tugenden und Fehler, Ursache für Wirkung, 2. Erzeugnis für Erzeuger: 'Wunden abschießen' (statt: Pfeile), 3. Rohstoff für Fertigware: Eisen = Dolch, 4. Besitzer für Besitztum ('unser Nachbar ist abgebrannt'), Person für die Sache, Feldherr für die Truppe ('Hitler marschierte...'), 5. Kollektivabstraktum für Konkretum in Mehrzahl (Nachbarschaft = die Nachbarn), 6. Gefäß, Ort, Land, Zeit für Inhalt bzw. Person ("Trink noch ein Glas!" - "England fürchten..." - "Das Theater applaudiert." - "Das 18. Jahrhundert glaubte..." - "Das Weiße Haus schwankt noch.") und 7. Sinnbild für Abstraktum (Lorbeer = Ruhm).
Was du geschrieben hast hingegen ist eine populistische Äusserung. Also eher Demagogie und Polemik.
Was ich da alles lesen musste ist wirklich sehr traurig. Aber in der endphase des osamnischen Reiches, war stümperhafte Kriegsführung nicht die Ausnahme. Vorallem zum Ende hin wurden tausende Soldaten in ausichtslosen Schlachten verheizt; ein letztes aufbäumen eines untergehenden Imperiums....
Sehr traurig :(
Der Schakal
01.02.06, 11:26
Muzaffer Tasyürek
SARIKAMIS'I BILIR MISINIZ?
Tarihimiz ihtisamli zaferler kadar facialarla da dolu. Zaferlerimizle övündügümüz kadar, yasadigimiz hezimetlerden de dersler çikarmak zorundayiz. Bunu yapmadigimiz sürece tarih bizim için ne ölçüde anlamli olabilir?
Facialardan söz ederken, Sarikamis'i özellikle dikkate almamiz gerekir. Orada, hiç de uzak olmayan bir zamanda 100.000'e yakin yigidimizi karlara gömdük. Üstelik tek kursun atamadan... Üstelik sadece bir hayalperestin kisisel ihtirasi ugruna...
Ihtiras... Bu kavrami iyi düsünmeliyiz. Kimi kendi ebediyyetini bu atesle yakip kül ederken, kimileri de koca memleketi harabeye döndürebiliyor.
Almanlar, Türkiye'ye giden trenlerin üzerine "Enverland'a (Enver'in Ülkesi'ne) gider" yazmaktadirlar. Kibir ve ihtiras demistik ya! Pasa'nin su ifadelerine bakin: "Beni Napolyon'a benzetmislerdi. Kabul etmem. Çünkü ben ikinci adam olamam."
Tarih, 16 Aralik 1914. Soguk bir kis günü. Talebesi ögretmenini azarlamaktadir: "Hatali davrandiniz! Basarili olamadiniz! Rus ordusu burada yok edilmeliydi. Simdi hemen harekete geçip, Rus ordusunu Sarikamis'ta yok edeceksiniz!"
Cephelerin ve harp okulunun emektar komutani Hasan Izzet Pasa, küstahlasan ögrencisine pervasizca cevap verir: "Olmaz! Havalari görüyorsunuz. Her yerde kar var. Karakis baslamistir. Bu sartlar altinda, bu mevsimde harekât bir faciaya dönüsebilir. Kis siddetini kaybetsin, yollar açilsin, düsmana haddini bildiririz."
Her verdigi emrin hemen yerine getirilmesine aliskin padisah damadi ve ordularin baskomutan vekili 34 yasindaki Enver Pasa, asabileserek su tehdidi savurur: "Eger hocam olmasaydiniz, sizi idam ettirirdim!"
Bir facianin esiginde, Hasan Izzet Pasa istifa ederek ordudaki görevinden ayrilir.
Çöl atesinden Köprüköy ayazina
Çok geçmeden, tarihler 21 araligi gösterirken, tarihe "Sarikamis Faciasi" olarak geçen harekât baslatilir. 125 bine yakin iman abidesi insan, kis kiyamette paltosuz, postalsiz, gömlekle, çarikla cehennemî tipinin ortasina sürülürler. O günlere sahit olan bir askerin mektubu, facianin küçük bir boyutunu günümüze söyle tasir:
"Bu yaz, iki alayimizla Yemen'den buraya naklonulduk. Yola koyulmamizdan dört ay sonra buraya ulastik ki, Arabistan'in cehennemî sicagi Köprüköy'deki ayaz yaninda nimet-i ilâhi imis. Burada çadirin perdesi buza kesmis oglak kulagi gibi kirilmakta ve kopmakta. Bölük kumandanim, beni sihhiyeye nakletmis ise de, tabip ve ilaç yoklugundan çaresiz kalip tekraren takimima döndüm. Aksam yaklasinca Köprüköy'e civar daglardan tipi bosanir. Kumandanimiz, gelecek cuma Baskumandan Enver Pasa Hazretleri'nin teftis ve hücum için gelecegini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltolarin verilecegini ve Yemen yazliklarini atacagimizi müjdeledi. Allah, devlete ve millete zeval vermesin. Baskumamandan Pasa Hazretleri'nin gelmesi ile, Moskof'un kahrolacagindan ve kâfirin, karsimizdaki tepelerde geceleri seyrettigimiz ocakli ve mutfakli karargâhlarini ele geçirecegimizden subaylarimiz çok emin. Safak söktügünde 2059 rakimli Kizkulagi Tepesi'nden Moskof obüs yagdirir ama sükrolsun, zafer bizim olacak. Gece bastirdiginda, tepelerdeki Moskof ocaklarinin atesi gözlerimizdeki ayazi tandir közüne tebdil eyler. Baskumandan Pasa Hazretleri acele gelse ki, atese kavussak..."
Igdirli Ali Çavus yazlik giysiler içerisinde titreye titreye bu mektubu yazip Istanbul'dan gelecek olan kislik giysileri beklerken, Karadeniz'de baska bir facia yasaniyordu. Ruslar Osmanli ordusuna erzak, mühimmat ve giyecek getirmekte olan gemileri sulara gömmüslerdi. Bu durumu askere bildirmeyen Enver Pasa, ihtiraslarina maglup olarak bütün birliklere su mesaji çeker:
"Askerler! Hepinizi ziyaret ettim. Ayaginizda çarik, sirtinizda paltonuz olmadigini gördüm. Lâkin karsinizdaki düsman sizden korkuyor. Yakin zamanda Kafkasya'ya girecegiz. Orada her türlü nimete kavusacaksiniz. Islâm Alemi'nin bütün ümidi sizsiniz."
Böylece "Turan Fatihi", "Sarikamis Fatihi" olma ugruna, binlerce insan dehsetli bir can pazarina sürülür.
'Üç beyinsizin ugruna üç milyon halk'
Koca bir cihan devleti olan Osmanli, sahsi ihtiraslar ugruna böylesine yanlis kararlarla askeri harekâta girme asamasina nasil gelmisti?
Sultan Abdülhamid Han'in bir entrika sonucunda darbe ile tahtindan uzaklastiran Ittihatçilar, 1914 yazinda Avrupa'da esmeye baslayan savas rüzgarlarinda Almanlarin yaninda yer alirlar. Sultan Abdülhamit Han'in Avrupa'da yillarca emek vererek sagladigi dengeler bir anda alt üst olur ve Ingiltere ve Fransa'nin sömürgecilik yarisindan pay kapmak isteyen Almanya'nin aleti oluruz. Almanlar, Fransiz ve Ingilizlerin yaninda yer alan Ruslara karsi Osmanli askerini kullanarak bati cephesinde rahatlamanin plânlarini yapmaktadirlar. Bunun için Kayser'in "Alman ordusuna eklenen bir süngü" olarak tasvir ettigi Osmanli neferleri kullanilir. Sömürgecilik yarisinda hiçbir çikari olmayan Osmanli, felaketlerle sonuçlanacak olan bir macereya sürüklenmektedir.
Darbe ile iktidara gelmis, ayak oyunlariyla rütbe almis ittihatçi subaylar, milletin gelecegini, refahini, kalkinmasini degil, gazete sayfalarina kahraman olarak geçmeyi düsünüyorlardi. Hiç yoktan girilen Birinci Cihan Harbinde, 1 Kasim 1914'te Kafkas Cephesi açilir ve Ruslar Dogu Anadolu'ya girerler.
Ziya Gökalp'in "melekler bu milletin kurtulacagini ona fisildarlar" diye yücelttigi "hürriyet kahramani" Enver Pasa'nin halkin dini duygularini galeyana getiren beyannamesi ile Seyhülislam'in mukaddes cihad fetvasi yayinlanir. Ziya Gökalp'in "turancilik" fikriyle yazdigi siirler üniversite gençliginin slogani olmustur:
"Düsman ülkesi viran olacak Türkiye büyüyüp Turan olacak!"
Ama Türkiye büyümek bir yana gün geçtikçe erimekte, küçülmekte ve parça parça koparilmaktadir.
Devlet-i Ebed Müddet'ten Enverland'a
"Turan Fatihi" olmanin hayallerini kuran Baskumandan vekili Enver Pasa (baskumandan pasidahtir), padisah damadi olarak birçok yetkiyi elinde tutmaktadir. Padisahin bir çok seyden haberi bile olmamaktadir. Enver Pasa, verdigi harekât emrinde hedef olarak Tahran ve Aksabat'i gösterir. Tahran harekat merkezine 1350 km. Askabat ise 2000 km. uzakliktadir.
Almanlar, Türkiye'ye giden trenlerin üzerine "Enverland'a (Enver'in Ülkesi'ne) gider" yazmaktadirlar. Kibir ve ihtiras demistik ya! Pasa'nin su ifadelerine bakin: "Beni Napolyon'a benzetmislerrdi. Kabul etmem. Çünkü ben ikinci adam olamam."
Etrafinda bulunan subaylar da ihtiras ve hayalcilikte ondan geri kalmiyorlardi. Çetecilikleriyle meshur Dr. Bahaeddin Sakir ve arkadaslari Erzurum'a gelirlerken, yol kavsaklarina "Turan'a buradan gidilir!" diye isaret levhalari koyuyorlardi. Alman Von der Goltz Pasa bunlar için söyle demisti. "Kafkasya'da maalesef Napolyon Bonapart oldugunu iddia eden ve cahil yetisen birçok adam vardir. Bunlar, ordularina güçleriyle bagdasmayan görevler vermislerdir ve bu yüzden ordularini büyük zarara ugratmislardir."
Zararin asil sorumlularindan biri, ihtirasta Enver'den geri kalmayan Hafiz Hakki'ydi. Bu adam hiçbir arazi arastirmasi yapmadan Enver Pasa'nin ihtiraslarini kamçilayacak su telgrafi çekmisti: "Daglar üzerindeki yollari kesfettim. Bu mevsimde bu yollardan hareketin mümkün olduguna inandim. Buradaki kolordu ve ordu komutanlari yeterli ölçüde inançli ve kararli olmadiklarindan böyle bir saldiriya samimiyetle taraftar olmuyorlar. Bu saldiri vazifesi rütbem düzeltilerek bana verilirse ben bu isi yaparim."
Enver Pasa, Hocasi Hasan Izzet Pasa'yi azlederek görevi sekiz gün önce yarbayliktan albayliga terfi eden Hafiz Hakki Pasa'ya verdi. Hafiz Hakki Pasa artik tümen komutani olmustu ama gözü ordu komutanligindaydi.
Niçin olmasindi? Orduyu politikalarina alet eden bu darbecilerin basi Enver, 18 gün içinde yarbayliktan pasaliga yükselmemis miydi? Bunun yani sira harbiye naziri (savunma bakani) olmamis miydi? Ondan neyi eksikti?
Politika ile rütbe alan bu komutanlar arazi ve yol incelemesini yanlis yapmis ve sonuçta "tekerlekli araçlarin geçmesine uygundur" raporu verilen yollardan askerler yaya zor geçmislerdi. Tekerlekli araçlar ve kisitli mühimmat karlara saplanip kalmis, tek tek birerli siralarla yürüyen askerler, güçleri tükenmis, hasta ve mecalsiz olarak Ruslarin karsisina dikilmisler çogu kursun bile atamadan donarak ölüp gitmislerdi.
Kardan heykeller
22 aralikta Enver Pasa'nin emriyle 120-125 bin civarinda Osmanli askeri dondurucu soguga ragmen yollara sürülmüstü. Bölge çogu senenin dört ayi boyunca karlarla örtülüydü. Kar yükseklikleri kimi yerlerde bir metreyi geçiyordu. Zemheriler diye bilinen en soguk günlerdi. Sifirin altinda kirk dereceye düsen soguk, düsmandan daha düsmandir. Yapilan harekât plânina göre 9. Kolordu Sarikamis Daglari'ni, 10. Kolordu ise Allahuekber Daglari'ni asarak Ruslari Sarikamis'ta kusatip imha edecekti.
Gündüz baslayan yürüyüste çariklari yumusayan askerlerin çariklari gece donmaya, bir mengene gibi ayaklarini sikmaya baslar. Adim atmak neredeyse imkansizdir. Askerler oldugu yerde ziplar, atlar, kendini karlarin içine vurur ve ayaktan baslayan donma yavas yavas tüm vücuda yayilir. Düseni kaldirmamak için emir vardir. Zaten kimsede de kimseyi kaldiracak güç kalmamistir. Neferler ordunun isaret taslari gibi yollara dizilirler. Kimi çömelmis, kimi oturmus, kimi yuvarlanmis, kimi bir agacin gövdesine dayanmis kardan heykellere dönüsürler.
90.000 sehit. Tek kursun atmadan...
O yil kurtlar insan etine doyar. Birçok cesedin gözlerini kuslar oymustur. Arkadan gelenler, gördükleri korkunç manzara karsisinda moralmen yikilmaktadir. Ayrica açlik da son haddine ulasmistir.
Onbes saatlik yürüyüsün sonunda, 16.300 kisilik 30. tümenden geriye 1.400 asker kalir. Ölenler, düsmana karsi tek bir mermi atamamislardir. Diger birliklerin de bunlardan farki yoktur. Kayiplarin sayisi, en iyimser rakamla 70 bin kisidir. Bazi kaynaklarda bu sayi 90 bin kisiye kadar ulasir. Sonuçta, sadece bir gecede binlerce asker beyaz karlarin üzerine cansiz serpilmisti. Kalanlar ise açlikla, bitlerle, tifüsle, sogukalginligi ve kangrenle ugrasiyorlardi.
Tarih ne böyle bir faciayi yazmis, ne de görmüstü. Oysa Istanbul'a çekilen telgraflarda inanilmaz ifadeler vardir: "Kafkasya daglari ve tepeleri beyaz bir örtüyle örtülüdür. Kar hemen hemen bir metreyi geçmistir. Harekâttaki sessizlik bundandir. Kahraman askerlerimizde ilerleme istegi o kadar çoktur ki, ellerinden gelse soluklariyla karlari eritip yol açacaklardir. Kari daha az olan kesimlerde kahramanlarimiz basarilar elde ediyorlar. Dün süngü saldirisiyla düsmandan iki mevzi ele geçirilmistir."
Enver Pasa inadindan dönmedi. Son bir gayretle Sarikamis'a yüklenmek istiyordu. Acimasiz emrini verdi: "Saldiri sirasinda her üst, bir adim geri atani derhal tabancasi ile öldürecektir." Askerler, bu durum karsisinda dillerinde kelime-i sehadet ile bir kere daha bile bile ölüme yürümeye basladi. Sonuçta Sarikamis'a ancak bir avuç kahraman ulasabildi. O da geçici bir süre için.
'Onlari teslim alamadim. Çünkü...'
Rus Kurmay Baskani Pietroroviç, anilarinda Sarikamis'a kavusan o bir avuç kahramani söyle anlatacaktir:
"Ilk sirada diz çökmüs bes kahraman. Omuz çukurlarina yasladiklari mavzerleri ile nisan almislar. Tetige asilmak üzereler. Ama asilamamislar. Kaput yakalari, Allah'in rahmetini o civan delikanlilarin yüreklerine akitabilmek istercesine semaya dikilmis, kaskati... Hele biyiklari, hele hele biyiklari ve sakallari! Her biri birer fütuhat oku gibi çelik misal. Ya gözler?.. Dinmis olmasina ragmen su kahredici tipinin bile örtüp kapatamadigi gözleri!.. Apaçik!.. Tabiata da, baskumandana da, karsisindaki düsmana da isyan eden ama Allah'ina teslimiyetle bakan gözler... Açik, vallahi apaçik!..
Ikinci sirada öyle bir manzara ki, hiçbir heykeltras benzerini yapmayi basaramamistir. O ürkütücü ayaza ragmen, saglarinda fisekleri debelenerek üzerlerinden atmaya tenezzül etmemis iki katirin yaninda baslari semaya dönük, alti masal güzeli Mehmed... Sandiklari bir avuçlamislar ki, hayati biz ancak böyle bir hirsla avuçlayivermisizdir. Öylesine kaskati kesilmisler.
Ve sag basta binbasi Mustafa Nihat. Ayakta... Yarabbi, bu bir ayakta durustur ki, karsisinda düsmani da, kâfiri de, lanetlisi de Allah'in huzurunda diz çöküs halinde gibi. Endami, düsmani dize getiren bir tekbir velvelesi gibi. Belinde, fiseklerinin yuvalarini tipi ile kapatmaya bütün gece düsen kar bile razi olmamis. Sol eli boynundaki dürbünü kavramis. Havada donmus, Kale sancagi gibi... Diger eli belli ki, semaya uzanip rahmet dilerken öylesine taslasmis. Hayrettir, basi açik. Gür erkek kömür karasi saçlari beyaza bulanmis..."
Ve Moskova'daki askeri müzede sergilenen bu satirlarin sonu söyle biter: "Allahuekber Daglari'ndaki Türk müfrezesini esir alamadim. Bizden çok evvel Allah'larina teslim olmuslardi. 24.12.1914 Persembe."
Ve bitisimizin itirafini olayin bas sorumlularindan Hafiz Hakki Pasa, baskumandan vekiline su sözlerle özetler: "Bitti pasam, ordumuzun kism-i küllisi mahvoldu."
Enver Pasa hiçbir sey olmamis gibi Istanbul'a döner. Arkasinda binlerce kefensiz kar çiçegi birakarak... Basini ele geçirmis bu darbeci güruh siki bir sansür uygulayarak halkin Sarikamis cephesinde olup biteni ögrenmesine engel olurlar. Faciayla ilgili bilgiler Ruslar vasitasiyla Avrupa ve Dünya'ya yayilir ama hersey için artik çok geçtir. Bir sohbet sirasinda Harbiye Nezareti Ordu Daire Baskani Behiç Bey'e bu facia için Enver Pasa söyle der: "Bunlar nasil olsa birgün ölecek degiller miydi!"
Birinci Cihan Harbi'nin alevleri, Sarikamis'tan Çanakkale'ye, Galiçya'dan Trablusgarp'a kadar binlerce kilometre karede müslüman kaninin ihtiraslar ugruna akmasina sebep olur. Ve Akif gözyaslari içinde söyle inler:
"Gitme ey yolcu beraber oturup aglasalim,
Elemim bir yüregin payi degil, paylasalim.
Karsimda vatan namina bir kabristan yatiyor!"
Ihtiras demistik ya! Bazilarinin ihtirasi sadece kendilerini degil, milyonlarca vatan evladini ve tarihin gördügü en ihtisamli cihan devletlerinin birini yakabiliyor.
Kaynak: Semerkand dergisi, 12/2000
"Sarikamis" dendimi, herkesin aklina bu gelmez. Aydin´li bir arkadasin anlatmasina göre, kendi köyünden hic biri dönmemis. Sivas ve Amasya´ilinden yanlizca 300-350 asker dönmüstür, giden´in sayisi yaklasik olarak >8000 denir.
deryatulga
01.02.06, 12:22
"Sarikamis" dendimi, herkesin aklina bu gelmez. Aydin´li bir arkadasin anlatmasina göre, kendi köyünden hic biri dönmemis. Sivas ve Amasya´ilinden yanlizca 300-350 asker dönmüstür, giden´in sayisi yaklasik olarak >8000 denir.
O devirde özellikle redifler kendi eyalet tümenlerinde toplanirlardi. Onun icin bazi askerlik subelerinin kaybinin digerlerine göre cok agir olmasi normal. Sarikamis kaybettigimiz icin bir faciaydi. Kayip orani aslinda onunkine cok yakin olan Canakkale'ye neden facia demiyoruz?
O devirde özellikle redifler kendi eyalet tümenlerinde toplanirlardi. Onun icin bazi askerlik subelerinin kaybinin digerlerine göre cok agir olmasi normal. Sarikamis kaybettigimiz icin bir faciaydi. Kayip orani aslinda onunkine cok yakin olan Canakkale'ye neden facia demiyoruz?
Cünkü Canakale savasinda, mermiler ölüme sebep oldu, Sarikamis harekatinda bu tür olaylar olmamasindan ileri geldigini düsünüyorum, zaten bu fiasko, baska felaketlere yol acmistir. Canakkale´yi sarikamis´a benzetmek, dogru degil.
bunu burada sizlerle paylasmak istiyorum arkadaslar,
Kagizman da Askerligimi yaptim ve 15 ayim o daglarin arasinda gecti vatan sagolsun
o zamanlar Kagizman Alayindan halen Sarikamisa operasyonlar düzenlenirdi bizden önceki devreler Operasyona gittiler dönüsleri tam biz acemibirliginden Kagizmana geldigimize denkgelmisti bizde hep istemistik Asker ve genclik iste bizleri de göndersinler ama olmadi, o an Problemler bir ara dindi ve biz alayda günlerimizi gecirdik Sarikamis ve Kagizmanin Sogulkarini anlatayim -40derece geceleri ve Nöbetler 20 Dakika ya düsüyor Antifiriz Tablolari var Garnizonlarda ve o Antifirizler bile donuyor Binalarin catisindan Buzlar öyle sarkarki düsse birinin üstüne kesin kurtulamaz düsündükce aklima geldikce halen donuyorum, ama o Topraklarimizi görenler oraya seve seve canini verir kis ve yaz görülmemis güzelik ve sessizlik orada canini feda eden Mehmetciklerimizin topragi bol olsun bu Vatani hic ve hic kimse kilina bile dokunamaz Sehitlerimiz kursun atamadan sehit düstügü icin ve o soguklarda dondugu icin cok üzgünüm o zamanlar bu bilgilere sahip degildim buna da üzgünüm
bunu burada sizlerle paylasmak istiyorum arkadaslar,
Kagizman da Askerligimi yaptim ve 15 ayim o daglarin arasinda gecti vatan sagolsun
o zamanlar Kagizman Alayindan halen Sarikamisa operasyonlar düzenlenirdi bizden önceki devreler Operasyona gittiler dönüsleri tam biz acemibirliginden Kagizmana geldigimize denkgelmisti bizde hep istemistik Asker ve genclik iste bizleri de göndersinler ama olmadi, o an Problemler bir ara dindi ve biz alayda günlerimizi gecirdik Sarikamis ve Kagizmanin Sogulkarini anlatayim -40derece geceleri ve Nöbetler 20 Dakika ya düsüyor Antifiriz Tablolari var Garnizonlarda ve o Antifirizler bile donuyor Binalarin catisindan Buzlar öyle sarkarki düsse birinin üstüne kesin kurtulamaz düsündükce aklima geldikce halen donuyorum, ama o Topraklarimizi görenler oraya seve seve canini verir kis ve yaz görülmemis güzelik ve sessizlik orada canini feda eden Mehmetciklerimizin topragi bol olsun bu Vatani hic ve hic kimse kilina bile dokunamaz Sehitlerimiz kursun atamadan sehit düstügü icin ve o soguklarda dondugu icin cok üzgünüm o zamanlar bu bilgilere sahip degildim buna da üzgünümErzurumda´yken, nöbette uyuya kalmisim, gece 4-5 siralari, uyandigimda (belki 5-10dak. uyuya kalmisim), ense donmustu, nöbetci arkadaslar sayesinde enseyi su ana kadar kullanabiliyorum. :lach:
Erzurumda´yken, nöbette uyuya kalmisim, gece 4-5 siralari, uyandigimda (belki 5-10dak. uyuya kalmisim), ense donmustu, nöbetci arkadaslar sayesinde enseyi su ana kadar kullanabiliyorum. :lach:
O nöbetci Askerler devriye gezmese daha cok donan olurdu oralarda ama herkes bildigi icin durumu nöbetler sIkI kontroll altinda tutuluyor soguk da uyku yapar zaten iyiki gelmisler,kagizmanda birini nöbeten iki kisi getirdi donmus vaziyte tahta gibi
deryatulga
01.02.06, 13:21
Cünkü Canakale savasinda, mermiler ölüme sebep oldu, Sarikamis harekatinda bu tür olaylar olmamasindan ileri geldigini düsünüyorum, zaten bu fiasko, baska felaketlere yol acmistir. Canakkale´yi sarikamis´a benzetmek, dogru degil.
Sarikamis'ta askerin bir kolu donduysa, diger kolu da gögüs gögüse carpismaya girdi. Bu konunun artik efsanelerden ayiklanmasinin zamani geldi ve geciyor.
sarikamis felkatinde binlerce askerimiz kursun atmadan sehit olmustur ,Allahdan hepsine rahmet dilerim .insallah bir daha böyle bir feleketle karsilasmayiz ....
O nöbetci Askerler devriye gezmese daha cok donan olurdu oralarda ama herkes bildigi icin durumu nöbetler sIkI kontroll altinda tutuluyor soguk da uyku yapar zaten iyiki gelmisler,kagizmanda birini nöbeten iki kisi getirdi donmus vaziyte tahta gibi
Ben gelmeden önce, donanlar olmus, yanliz o durumda eksi 20 derece var ya yok, 40 derece nerde 20 nerde.. Kollarimizin ve pacalarin icine gazete kagitlariyla doldururduk. Her neyse, Sarikamis´da olanlarla bizim zamanin sartlarinda büyük bir fark vardi. Allah rahmet eylesin, ruhlarini sad etsin
deryatulga
02.01.07, 18:25
Ben sadece yakın çağ tarihçisi değilim, yaşım itibarı ile Enver Paşa'yı
tanımış ve maiyetinde çarpışmış insanları tanımak şansını da elde ettim.
Önce burada kullanılan ölçüte bir göz atalım, Napoleon Bonaparte St.Helena
adasına sürüldüğünde ardında düşman işgali altında bulunan, kasaları
tamtakır, ordusu ve milletiyle perişan bir ülke bırakmıştı. Fransızlar
cenazesini ölümünün 20.yılında anavatana getirerek muhteşem bir törenle
gömdüler. Cumhuriyetçi Fransa bu yıl Austerlitz zaferinin 200. yıldönümünü
kutluyor. Aynı yıl Trafalgar'da Fransız donanmasını imha eden İngilizler de
kendi kutlamalarını yapıyorlar. Kimse Napoleon melektir demiyor, hakkında
yeterince efsane uydurulduğu da bellidir. Buna rağmen kendisini Fransa
tarihinden söküp atma, "Ama De Gaulle ondan büyüktü!" diye tutturma gibi
girişimlere de pek rastlanmıyor Fransa'da!
Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra Saray'ın esamisi okunuyor muydu
da Enver'in bu kanaldan yükselmesi mümkün olsun? İşler umulduğu gibi gitse
Mustafa Kemal de saraya damat olacaktı, bunun aksini iddia etmek abesle
iştigaldir. Enver'e gelince Başçavuş Tito'dan Genelev Fedaisi Stalin'e kadar
kimselerin vaz geçemediği mareşallikte asla gözü olmamıştır. Ne bir
heykelini diktirtmiş, ne olur olmaz yerlere resimlerini astırtmıştır.
Yaşanan bunca bozgun ve felakete rağmen Osmanlı Ordusunun son ana kadar
kendisine sadık kalmasının sarayla ilişkilerinden öte sebepleri olsa
gerekir.
Abdülhamid 1908'de değil 1909'da tahttan indirildi, hal edilmesinin başını
çeken Enver Bey değildir. II Meşrutiyet meclisi de ne ulusaldı, ne de
Türkiye'de açılan ilk meclis. Çok parlak bir fikirmiş gibi öne sürülen,
Sarıkamış'ın Alman Doğu cephesini rahatlatmak amacı güttüğü hikayesine
gelince, Sarıkamış'ta harekata katılan 90000 askerle neredeyse 10 milyon
askerin birbirine girdiği Rus Batı Cephesine en ufak bir zarar verilemezdi.
90000 Türk askeri 200000 Rus'u bağlayacak olsa da değişmezdi durum!
Sarıkamış harekatı asker sayısı açısından Rusların kırıntısı bile
olamayacak Osmanlı ordusunun sürpriz taarruzla bu açığını kapatma planına
dayanır. Sürpriz de zaten en umulmayan zamanda olur. Enver tifüsten ölen
Hafız İsmail Hakkı'nın anısına leke getirmemek için susmuş olmasaydı,
Sarıkamış efsanesi böylesine dallanıp budaklanmazdı.
Enver Paşa'nın Almanların uydusu olduğu masalı savaş sırasında İngiliz
propagandası tarafından uydurulup, savaş sonrası da bizim resmi tarihe dahil
edilmiştir. Ne tuhaftır ki o resmi tarihlere "Enver'i temizleyelim, müslüman
göçmenleri evlerinden kovalım, Doğu Anadolu'yu Ermenilerle iskan edelim!"
diye Lloyd George'a başvuranların adı da kaydedilmemiştir. Yakup Cemil'in
Kağıthane'de kurşuna dizilmesi ile noktalanan olaydan bahsediyoruz. Buna
rağmen Yakup Cemil'in ölüm emrini Enver'in kendisini affetmesinden korkan
Talat vermiştir.
Almanya'nın Enver'i yargılamak istediği palavradan da öte bir fasaryadır.
Talat Paşa'yı devlet töreniyle gömen Almanya Enver'in nesini yargılayacaktı?
Tam tersine İttihatçı ileri gelenlere Almanya'ya sığınma hakkı verilirken,
Almanların görüşüne göre Ermeni Olaylarına bulaşanlar, bundan açıkça istisna
edilmişlerdir. Enver, Talat ve Cemal'i idama mahkum eden mahkemenin nasıl
göstermelik bir divan olduğunu söyleyen ise Tehlirian mahkemesinin savcısı.
Radek Sovyet önderi filan değildi. Kendi başına kalktığı Dünya Devrimi
girişimleri sonunda başını yemiştir. Enver Paşa'nın ise Sovyetler'e hizmet
sunduğu masalını acaba hangi dehşetli tarihçimiz uydurdu? Bu hizmet nerede
ve ne surette verilecekti?
Birileri onun Baku'daki Şark Milletleri Konferansına katıldığını ve Sakarya
Zaferi ertesine kadar da Türkiye sınırında beklediğini galiba bilmiyor. Bu
zaman zarfında da Anadoludaki direnişle dirsek teması halindeydi.
1924'te kaldırılmış bir hilafetin 1921/22 yıllarında neden "tekrar"
kurulması gerektiği gerçekten açıklamaya muhtaç. Enver'i Almanya'da
tutuklanmaktan kurtaran Ruslar masalını bir tarafa bırakalım, Sovyetler daha
16 Mart 1921 tarihinden itibaren İngilizlere yanaşarak Dünya Devrimi
hayallerinden vaz geçtiklerini açıklamışlardı. Enver'i Sovyetlerden asıl
soğutan Hıyve ve Buhara'da serbestçe hareket karşılığında Afganistan ve
Hindistan'da her türlü karıştırıcılıktan uzak durma sözünü vermeleri
olmuştur. Hıyve ve Buhara hakkında bir ek yapalım. Hem de Moskova'da
imzalanan 1921 Türk-Afgan andlaşmasında Hıyve ve Buhara'nın bağımsızlığı
garanti altına alnıyordu. Sovyetler bir yıl sonra buraları işgal ettiğinde
buna itiraz edecek kimse çıkmamıştır. İngilizlerle anlaşan Ruslara karşı
Hıyve ve Buhara'nın bağımsızlığı için çarpışan Enver Paşa ise şehit
düşmüştür.
Enver Paşa'nın güncel versiyonun mumla arasan bulamazsın, bu kadar erdemli,
namuslu ve cesur adamı kim kaybetmiş de biz bulacağız! Benim merak ettiğim
bazılarının tarih ihtisaslarını hangi gezegende yaptıkları.
Sayın Kaptan'ın bana sorduğu soruların cevapları da kısaca şöyle:
1) Enver Paşa devrimci bir hareketin taşıdığı kişilikti. Sıradan kurallarla
sorgularsak, bağlılık yemini ettiği II.Abdülhamid'e neden karşı geldiğinden
başlanarak çok şey sorulabilir. Savaşa girme hikayesi de aynen böyledir.
Kağıt üzerinde Osmanlı İmparatorluğu zaten savaşa girmedi, kendisine savaş
açıldı. Bunu kışkırtmanın vebali tabii ki Enver Paşa ve çevresinin
sırtındadır. Ancak ülke fiilen bölüşülmüş, Ermeni Reformları adı altında
Doğu Anadolu'nun kaderi Ermenilerin keyfine bırakılmışken, çıkan fırsattan
kim istifade etmek istemezdi, o tartışılabilir.
2) Goeben ve Breslau zırhlılarına geçiş izni verilmese ne olacaktı?
Kazanılan puanlarla Osmanlı İmparatorluğunun ömrü mü uzayacaktı? Veya
Türkiye bu savaşın dışında mı kalabilecekti? Olmayacağını bizzat Mustafa
Kemal söylüyor. Nutuk'ta Rahip Frew'a "Hataları olmuş olabilir ama
İttihatçılar vatansever insanlardı!" diyen kendisidir. Bu değer yargısına
ise 1919 yılında ulaşmış. Sivastopol bombardımanı emri aynı kategoride
mütalaa edilmeli. Tartışılmayacak bir şey varsa Enver'in savaşı işin
başından beri istediğidir. Talat olsun, Cemal olsun barış şanslarını sonuna
kadar denemiş ve kapıların nasıl yüzlerine kapandığını görmüşlerdir.
3) Devletin yabancı güçlerle yaptığı andlaşmalar bunca yasal düzeltmeye
uğramasına rağmen bugün bile her zaman meclis kontrolüne tabi değil. Gizli
ittifaklar o devrin modası olan gizli diplomasinin ürünüydü. İngiltere gibi
son derece demokratik bir ülkede bile her belge parlamentonun bilgisine
sunulmamıştır. ABD Başkanı Wilson'ın Paris Barış Konferansında "Gizli
diplomasiye son!" diye yırtınması da bu yüzdendir.
4) Sarıkamış Harekat planını Enver Paşa'nın yapmadığını söyledik. Kumandayı
ele almaya geldiğinde bir emri vaki ile karşılaştığını görmüştür. Burada
hayalci planın sahibi Hafız İsmail Hakkı'nın Enver Paşa'dan aldığı emre
itaatsizlik ederek harekatı hem de tasarlanan tarihten önce başlatması da
işin tuzu biberi olmuştur. Vefakarlık bir erdemdir, ama vefa borcu
ödeyeceğim diye kamusal ve toplumsal değerlerin parçalanmasına göz
yumulamaz, Sarıkamış'ın hesabını bizzat Enver Paşa sorsaydı, tarih önünde
bugün müşkül durumda kalmazdı. Kanal Harekatında Enver Paşa'nın değil,
Mısır'ı ele geçirerek orada bir Hidivlik, belki de Sultanlık düşleyen Cemal
Paşa'nın kusuru vardır. Suriye ve Filistin de Kanal Harekatı yüzünden değil,
Allenby karşısındaki Osmanlı Cephesinin yarılması yüzünden elden gitti. Sarıkamış
kayıpları ve Kanal Kayıplarının toplamı Çanakkale kayıplarının 2/3si
kadardır. Osmanlının sonu ise daha savaş başlamadan önce gelmişti, sırtlan
sürüsü birbirini ısırmaya başladığından, masa başında değil, savaş
meydanında parçalanmak nasip oldu!
Sayın Kaptan bize durmadan Lord Kinross'u tavsiye ediyor ama, onun kitabında
Enver'i kıskananın Mustafa Kemal olduğunu yazışını da ters yüz ediyor. Genel Kurmay Savaş tarihi bölümü utana sıkıla bazı gerçekleri ortaya koymaya başladı. Burada uzun uzadıya lafa gerek yok, merak edenler oralardan okurlar. Bir örnekle yetinelim: Mustafa Kemal'in 1916 tarihinde Bitlis ve Muş'ta Ruslara karşı yürüttüğü harekat, sadece ve sadece açlıktan yarıda kesilmek zorunda kalmış, bunun ardından da Rus orduları Anadolu'nun kalbini tehdit eder duruma gelmişlerdir. Savaşta ve siyasette talihin gülmesinin ne demek olduğu unutulmamalıdır derim! Enver çok şanssız bir insandı, hem yaşamı boyunca, hem de ölümünden sonra. Laikçisi ve İslamcısının ortak olarak iftira attığı başka kimse yok yakın tarihimizde.
Der Schakal
11.02.07, 16:52
Hat jemand Bücher zu empfehlen? (eng./deu./tr.)
deryatulga
11.02.07, 17:40
Hat jemand Bücher zu empfehlen? (eng./deu./tr.)
Bir de o konuda yazayim istersen! Genelkurmay Harp Dairesinin yayinlari var ama deve hamuru gibidir!
Der Schakal
11.02.07, 17:53
Bir de o konuda yazayim istersen! Genelkurmay Harp Dairesinin yayinlari var ama deve hamuru gibidir!
Belgeler mi yoksa kitap mi? Vallaha Hocam bana kalsa tüm türk tarihi ile ilgili kitap yazin ...
ayyıldız66
06.01.08, 22:11
Türkiye şehitlerine yürüdü
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Sarıkamış'ta ulusal çapta bir anma töreni yapılması sürecine girildiğini belirtti. Günay, “Sarıkamış, 'beyaz hüzün' diye anılan bir topraktır, bu beyaz hüznü, beyaz umuda dönüştürmek istiyoruz” dedi.
Bakan Günay, Bayrak Tepe Kayak Merkezi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Sarıkmış'ta 93 yıl önce yaşanan askeri harekatın bir faciaya dönüştüğünü ve Osmanlı ordusunun on binlerce evladını Sarıkamış'ta şehit verdiğini söyledi.
Sarıkamış'ta yaşanan facianın hiçbir zaman unutulmadığını belirten Günay, şunları kaydetti:
“Bundan 93 yıl önce burada bir facia yaşandı. Tedbirsiz yönetim anlayışı, on binlerce evladımızın şehit düşmesine yol açtı. Bundan gereken dersleri çıkartıyoruz. Bu hatırayı yeniden yaşıyoruz. Üzerinden 90 yıla aşkın süre geçti. Eskiden ölüme sebep olan iklim ve karın şimdi umuda sebep olması gerekiyor. Buradaki iklim şartlarını kış sporlarının yapılacağı bir merkez haline getirerek değerlendirmeye çalışıyoruz. Sarıkamış, 'beyaz hüzün' diye anılan bir topraktır, bu beyaz hüznü, beyaz umuda dönüştürmek istiyoruz.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7975027.asp?gid=180&sz=59918
Der Schakal
09.01.08, 22:02
1914-1915 YILLARI SAVAŞLARI
Kafkas Cephesinde: Sarıkamış Savaşı
Osmanlı Rus-Sınırı
Karadeniz olayı üzerine Ruslar Anadolu'nun kuzey-doğu sınırında saldırıya başlamışlardı. Bu bölgede Osmanlı-Rus sınırı Ayastefanos (Yeşilköy) ve Berlin Antlaşmalarıyla saptanmış bulunuyordu. Karadeniz'in kuzeyinde bir noktadan hareketle güney doğuya zikzak bir biçimde ilerlemekte olan sınır, Artvin, Oltu ve Baradız'ın güneyinden geçerek bundan sonra daha da güneye kayıp doğuya yönelmekte ve Ağrı'nın doğusunda bir noktada İran sınırına ulaşmakta idi. Ve buna göre de Batum, Ardahan ve Kars da Rusya'da kalmaktaydı.
Birinci Dünya Savaşı'nda bu sınırın ötesinde yani Rus topraklarına ve berisindeki Türk topraklarına yapılacak olan hareketlere "Kafkas Hareketleri" denilmesi, Kafkasya'nın coğrafya alanını pek de karşılamamaktadır. Aslında bu hareketler Kafkasya dağlarının güneyinde ve Anadolu'nun doğusunda yer almaktadır.
Osmanlıların Kafkasya'da giriştikleri savaşların amacı üç kademeli olarak gelişecektir: Birinci kademe 877-78 Savaşı sonunda Ruslara bırakılmış olan Batum, Ardahan ve Kars'ın geri alınmasıdır, ikinci kademe de daha önceki savaşlarda Ruslara kaptırılmış olan Kafkas halkını ve en çok Müslümanları Rus boyunduruğundan kurtarmaktır. Üçüncü kademeye gelince Hazar Denizi dolaylarında Orta Asya'da yaşayan Türklerle temasa geçerek Pan Turancılık planını gerçekleştirmektir. Bu üç kademeli amaçtan birincisi, aynı zamanda Doğu Anadolu vilayetlerinin savunmasını sağlayan bir nitelik taşıdığından gerçekçidir, ikincisi ve üçüncüsü ise gerçekten çok hayal ürünüydü.
Kafkasyada Osmanlı Amaçları
Rusya'nın Kafkasya'dan Osmanlı İmparatorluğuna yönelmiş olduğu ve Birinci Dünya Savaşı' nda da yönelteceği savaşların amacı da üç aşamalıydı. Birinci aşama Doğu Anadolu'yu istila ederek Güneyde İskenderun'dan Akdeniz'e ulaşmak. İkinci aşama Karadeniz'de Trabzon'u aldıktan sonra kıyı yolu ile İstanbul'a kadar uzanmaktı. Üçüncü aşamaya gelince, Doğu Anadolu yönünden ve Dicle-Fırat havzasından Basra Körfezi'ne çıkmaktı. Birinci ve ikinci aşamalarda Rusya, Balkanlarda yaptığı gibi Hıristiyan halkın ve en çok Ermenilerin avukatlığını yapmaktadır. Üçüncü aşamada ise çıkarları İngiliz çıkarları ile çatışmaktadır. Bu nedenle Rusya, uzlaşma devletleri tarafında bulunduğu için bu amaçtan vazgeçmiş gibi görünmekteydi.
Kafkasyada Rus Kuvvetleri
Dünya Savaşı'nın başlarında Rusların Kafkasya'da önemli kuvvetleri yoktu. Ruslar da Almanlar gibi savaşın kısa süreceğine ve sonucun Avrupa'da alınacağına inanmakta idiler. Rus Başkomutanlığı'na göre İstanbul'a giden yol Berlin'den geçmekteydi450. Nitekim aniden Osmanlıların savaşa girecekleri kuşkusunun başlaması üzerine Kafkas ordusuna önem verilmeye başlandı. Ekim ayı sonunda bu ordunun bütün kuvveti, 100 tabur ile 117 bölük ve 250 toptan ibaretti. Bu, insan sayısı itibarıyla 100.000 er ve 15.000 atlı demekti. Bunların dışında geri hizmetlerde ve yedek olarak kullanılacak 150.000 kişilik bir kuvvet de vardı. Savaşın başlayacağı günlerde bu kuvvetlere 4 Ermeni taburu ile 2 Gürcü taburu katılacaktır451. Kafkas Ordusu görünürde Genel Vali Varantsov Dashkov komutasındaydı. Gerçekte ise komutan, Kafkasya'yı çok iyi tanıyan Kurmay Başkanı General Yudiniç idi. Genel Vali'nin karargahı ve kurmay heyeti Tiflis'te bulunuyordu. Kafkas ordusunun savaş planı, savunma esasına ve sınır yakınlarında bölgesel saldırı hareketlerine girişmek üzere düzenlenmişti.
Osmanlı Kuvvetleri
Yukarıda da belirtildiği gibi Ekim ortalarına kadar Osmanlı Başkomutanlığı kesin bir savaş planı düzenlememişti. 20 Ekim'de Bronzard tarafından esasları saptanan ve Enver Paşa tarafından kabul edilen savaş hareketleri planında,Kafkas cephesinde Osmanlı ordusunun Rus kuvvetlerini oyalamakla yetineceği belirtilmişti. Bu görev de 3. Orduya verilmişti. 3. Ordu, 8,9 ve 10. kolordularla nizamiye ve yedek süvari tümenleri ve sınır birlikleri ile kale birliklerini kapsamakta idi. Bütün bu kuruluş ve birlikler, savaş başlayacağı sırada sayı bakımından 190.000 insan gücü, 60.000 hayvan, 168 top ve 44 makinalı tüfekle derme çatma birkaç atlı birlikten ibaretti. 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa, Kurmay Başkanı da Gazi Bey'di. Ordugahı da Erzurum'daydı.
Görünürde Osmanlı kuvvetleri Rus kuvvetlerine üstündü. Fakat bu üstünlük ancak sayı ve moral bakımdandı. Kaldıki 190.000 olarak gösterilen askerden eğitim görmüş ve savaşacak durumda olanlar bu miktarın yarısı kadardı. Üstelik de ordu yiyecek-giyecek ve taşıt araçlarından yoksundu. Doğu Anadolu' nun da korkunç kışı başlamak üzereydi. Kar yüksek dağlara düşmüş, derece sıfırın altına inmişti. Bu durumda 3. Ordu Komu-tanlığı'nın ilk kararı, savunmada kalmaktı.
İlk Rus Saldırıları
1 Kasım'da, Karadeniz olayından üç gün sonra, Rus birlikleri sınır boylarında Osmanlı karakollarına saldırmaya başladılar. 2 Kasım'da General Bergman komutasında önemli Rus birlikleri Karaurgan, Oltu, Kağızman'dan hareket ederek sınırı aştılar. Zivin, Doğu Beyazıt ve Diyadin'i ele geçirdiler.
3. Ordu Komutanı Hasan izzet Paşa, Rusların üstün kuvvetlerle büyük saldırıya geçtiklerini sanarak önceki kararını yürütmek üzere birliklerine emir verdi. Buna göre ordunun bütün kuvvetleri Erzurum dolaylarında toplanacak ve Erzurum Kalesi'nden de faydalanarak burada savunma savaşı yapılacaktı. Ne var ki, 4 Kasım'da Rus birliklerinin yürüyüşü yavaşlamamış ve amaçlarının Erzurum istikametinde büyük bir saldırı geliştirmek olduğu yolunda tahminler zayıflamıştı.
Birinci Köprü Muharebesi
5 Kasım'da Hasan İzzet Paşa'ya Genel Karargah'tan Köprü Köy dolaylarına gelmiş olan Rus kuvvetleri üzerine saldırıya geçmesi emri verildi. 6 Kasım'da Rus ve Osmanlı kuvvetleri arasında temas hasıl oldu.
Ertesi günü savaş başladı. Rusların 22 taburuna karşılık Osmanlıların 26 taburu vardı. Ne var ki, Osmanlı birlikleri arasında bağlantı sağlanamadı. Düşman üzerine yürümekte olan Osmanlı birliklerinden kimileri keşif yapamadıklarından baskına uğradı. Eğitimsiz ve disiplinsiz asker, tüfeklerini ve çantalarını bırakarak kaçmaya başladı. Bu durumu düzeltmek için epeyi zahmet çekildi. 8 Kasım'a kadar devam eden muharebede iki taraf da kesin bir sonuç sağlayamadı. Yedekleri bulunmayan düşman birlikleri önceden hazırlamış oldukları savunma mevzilerine çekildiler.
İkinci Köprü Muharebesi
Hasan İzzet Paşa da düşmanı kovalamak niyetinde değildi. Mevzilerini kuvvetlendirmeye ve yeni saldırı için birliklerine çeki düzen vermeye koyuldu. Enver Paşa ise Birinci Köprü Muharebesi'nin yarattığı olumsuz havayı dağıtmak için de düşmanın kendisini toparlamasına meydan vermemek amacıyla Hasan İzzet Paşa'ya, bütün kuvvetleriyle düşmana saldırmasını ve bir kolordu kadar tahmin edilen kuvvetinin yok edilmesini emretti. Hasan İzzet Paşa böyle bir saldırı için hazırlıklı olmamakla beraber verilen emre uyarak, 10 Kasım'da düşmanın Köprü Köy dolaylarındaki mevzilerine saldırıya geçti. Osmanlı saldırısına Ruslar, bütün kuvvetleriyle karşı koymaya çalıştılar. Osmanlıların iki kolordusu karşısında kuvvetlerinin yüzde kırkını kaybedince geri çekilmeye başladılar. İki yanlarından izlenme devam etmekteydi. Çekilme Azap bölgesindeki eski mevkilerine kadar devam etti. 17 Kasım'da Osmanlıların bu mevkileri de ele geçirmek için yaptıkları saldırılar başarıya ulaşamayınca Hasan İzzet Paşa, savaş hareketlerini durdurmak zorunda kaldı.
Osmanlılarda Memnunsuzluk
3. Ordu'nun Rus kuvvetlerini yok etmekteki başansızlığı Enver Paşayı çok üzmüştü. İttihat ve Terakki Genel Merkezi ile Erzurum, Van ve Trabzon valileri ve Teşkilat-ı Mahsusa (Özel Teşkilat) da üzgün ve Enver Paşa'ya karşı küskündü. Bunlara göre dinamik ve cesur komutanlarla saldırıya geçildiği takdirde Rus Kafkas ordusu bozguna uğratıldıktan başka Kafkasya bile alınabilirdi. Sözü edilen başarısızlıktan Alman İmparatoru ile Genelkurmayı da her halde hayal kırıklığına uğramıştı. Şöhretini ve mevkiini ataklığına borçlu olan Enver Paşa, şöhretinin yıpranmasına katlanamazdı.
Kafkasyayı İstila Planı
Bu başarısızlıklardan Kafkasya'yı istila etmek planı canlandı. Gerçi bu düşünce daha öncede tartışılmıştı. Fakat Genel Karargahtaki Türk kurmayları, harekete geçilmesi için Karadeniz'de üstünlük kurulmasını, Bulgaristan yolunun açılmasını ve ilkbahar mevsiminin beklenmesini şart koşmuşlardı. 17 Kasım'dan beri bu şartların gerçekleşmesi bir yana bırakılarak söz konusu planın esasları şu suretle saptandı: Kafkas Rus Ordusu, cepheden 3. Osmanlı Ordusu tarafından tesbit edilecek iran'dan ve Karadeniz'den gönderilecek kuvvetlerle iki yandan sarılacak. Iran kuvvetlerinden bir kısmı ile Teşkilat-ı Mahsusa birlikleri Türk yerli halkını ayaklandırarak Rus Kuvvetlerini arkadan vuracaktır. Bu esaslar, Enver Paşa ile Alman yardımcıları arasında tartışıldı ve varılan genel kanı şu oldu: Yapılacak hareketler imkansız olmamakla beraber tehlikelidir. Planın yürütülmesi ile ilgili olarak Wangenheim Alman yüksek komutanlarına şu tavsiyede bulundu: "Arkadaşça fakat ihtiyatlı davranmalı ve bütün sorumluluk Türk Genelkurmayı'na ve en çok Enver Paşa'ya yüHetilmelidir''453. Sözü edilen planın ilk başarı koşulu gizli tutulmasında idi. Bu nedenle plan, genel karargahtaki görevli Türk kurmaylarının bilgisi dışında hazırlanmıştı. Planın yürütülmesi için gerekli incelemelerin yapılmasına sıra gelince, Hafız Hakkı Paşa plandan haberdar edilerek onayı alındı. 24 Kasım'da Teşkilat-ı Mahsusa'dan Rıza Bey, birliğinin Artvin'i alması planının olumlu gerçekleşeceği yolundaki umutları kuvvetlendirdi. Bir gün sonra Hafız Hakkı Paşa sözde 3. Ordu'nun durumunu incelemek, as-lındaysa Enver Paşa planın gerçekleştirme koşullarını bildirmek üzere Mecidiye Kruvazörü ile Trabzon'a gönderildi.
2 Aralıkta Hafız Hakkı Paşa, Köprü Köy'deki karargahında Hasan izzet Paşa ile görüşerek onu Ruslarla karşı saldırı yapabileceğine inandırdı. Oysaki ne Kurmaybaşkanı ne de kolordu komutanları böyle bir saldırıya geçilebileceğine inanmamışlardı. Ordu araç ve gereçlerinin sağlanması şartını öne sürmüşlerdi. Hafız Hakkı Paşa bu hususu sezmiş, her ne bahasına olursa olsun saldırıdan yana olduğu için iki kolordu kumandanlığınında kendisine verilmesini istemişti. Henüz bir kolorduya değil, bir tümene bile komuta etmemiş olan Hafız Hakkı Paşa'nın bu isteği Enver Paşa'yı tedirgin etmişti. Kendi düşüncesi ürünü olan bir planın yürütülmesinde Hafız Hakkı'nın kazanacağı bir başarı, Enver'in şöhretini gölgelendirebilirdi.
Enver Paşa 3. Orduda
Belki de bu nedenle 6 Aralık'ta Enver Paşa Bronzard Paşa ile Yavuz Zırhlısına binerek Erzurum'a gitmek üzere Trabzon yolunu tutmuştu. 8 Aralık'ta Trabzon'da karaya ayak basmış, oradan da Erzurum'a geçerek 13 Aralık'ta 3. Kolordu karargahının bulunduğu Köprü Köy'e ulaşılmıştı. 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa ile yaptığı görüşmeler sonunda girişilecek saldırı hareketleri üzerinde onunla fikir birliğine varmıştı. 17 Aralık'ta da Erzurum'a dönmüştü.
Bu arada yapılacak büyük saldırı hareketleri ile ilgili olmak üzere yüksek komuta heyetinde önemli değişiklikler olmuştur. Enver Paşa'nın eniştesi ve İstanbul Merkez Komutanı Halil Bey, kurulacak bir tümenin başında İstanbul'dan Tebriz yönünde harekete memur edilmişti. Bu tümenin görevi, Tebriz üzerinden Dağıstan'a yürümek, Kafkas İslam memleketlerini Ruslara karşı ayaklandırmak ve 3. Ordu'nun karşısında bulunan Rus ordusunu arkadan vurmaktı.
Genel karargahta Haberleşme Şube Müdürü Kazım (Karabekir) Paşa da İran, Turan ve Hindistan'da faaliyetlerde bulunacak bir başka tümenin başına getirilmişti. Kazım Karabekir'in görevinin ayrıntıları, iran'a yürüyerek Tahran'ı işgal etmek, iran'ı, Rus etkisinden kurtarmak ve mümkünse Türkistan ile Afganistan'da ayaklanmalar çıkartarak bu yerlerde İngilizlerle Ruslara karşı propaganda faaliyetlerinde bulunmaktı. Genel Karargah kurmaylarından Ali İhsan Paşa'ya gelince o da 2. Ordu Kurmay Başkanlığı'na atanmıştı.
3. Ordu'daki değişiklikse şöyleydi: Enver Paşa İstanbul'dan hareket ettiği gün, X. Kolordu Komutanı Ziya Paşa'yı emekliye sevk ederek yerine Albay Hafız Hakkı Paşa'yı atamıştı. Bundan bir müddet sonra da Doğu Anadolu savaş bölgelerini iyi tanıyan IX. Kolordu Komutanı'nı saldırıya aykırı düşüncelerinden ötürü emekliye ayırmıştı. Enver'in bu çalımlı hareketlerinden ürken ve onun ordunun hiçbir ihtiyacını sağlamaya önem vermeden "Ya settar!" diye saldırıya geçmesinden kuşkuya düşen 3. Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa da 18 Aralık'ta "Ben bu hareketleri yürütmeye kendimde kuvvet ve güven görmemekteyim" diyerek454 istifa etmişti. Bir gün sonra da Enver Paşa, 3. Ordu Komutanlığı'nı üzerine aldı (19 Aralık).
Sarıkamış Savaşı
Enver Paşa'nın girişeceği ve Sarıkamış Savaşı adını taşıyacak olan savaş hareketlerinin amacı 1878'de Ruslara bırakılmış olan Kars, Ardahan ve Batum'u geri almaktı. Bu, fikir bakımından ulusal ve gerçekçi bir amaçtı. Almanlar bunun yerine Odessa'ya bir çıkartma yapılmasını veya Osmanlı kuvvetlerinin Galiçya'ya çıkartılıp Avusturya cephesinde savaşmasını önermişlerdi. Enver Paşa kabul etmemişti. Kabul etmemekte haklıydı, çünkü Ruslar er geç Kafkasya ve İran'daki durumlarından faydalanarak Doğu Anadolu'yu istila etmeye kalkışacaklardı. Enver Paşa Kafkasya üzerine tarafımızdan yöneltilecek bîr savaşta, bu bölgedeki Türk ve Müslüman halkının ayaklanıp, Osmanlılara destek olacağını varsaymaktaydı.
Savaş Koşulları
Savaşa katılacak Osmanlı kuvvetlerinin esasını 3. Ordu teşkil ediyordu. Üç kolorduyu kapsayan bu ordunun savaşa yarar kuvveti 90.000 kadardı. Biri Irak'tan, diğeri İstanbul'dan gönderilecek iki tümenle bu mevcudun 120.000'e çıkartılabileceği düşünülmüştü. Ayrıca Batum civarında da bir çıkartma yapılması da hesaplanmaktaydı. Rus kuvvetlerine gelince, Osmanlı 3. Ordusu cephesi karşısındakiler 60.000 kadardı.
Osmanlı kuvvetlerinin sayı üstünlüğüne eklenecek başka bir üstünlükleri daha vardı, O da askerin cesareti, yürüyüşe, yoksulluğa katlanma kudreti ve yaptıkları savaşın ulusal nitelik taşıdığı yolundaki kanılarıydı. Ne var ki, bu üstünlüğü gölgelendiren faktörler hiç de az değildi. Askerin çoğu büyük bir savaş planını gerçekleştirmek için manevralarla yetiştirilmiş değildi. Yiyecek, giyecek bakımından yeteri kadar donatılmış da değildi. Geri ve sağlık hizmetleri Tanrı'nın yardımına bırakılmıştı. Savaşılacak bölgede yol şebekesi, bir tek yolun dışında da yok gibiydi. Yollar da karla örtülüydü. Kimi yerlerde karın kalınlığı bir buçuk metreyi bulmaktaydı. Isı da -20, -25 derece arasında oynamaktaydı. Nihayet bütün bunlara Başkomutan Vekili ve 3. Ordu Komutanı Enver Paşa'nın da toptancılığı eklenmekteydi. Paşa cesur, vatansever ve zekiydi. Fakat büyük savaşlar yönetmek tecrübesinden yoksundu. Ne askere ne de komutanlara karşı hiçbir merhameti yoktu. Sınırsız ve sert bir disiplinle her şeyin çözülebileceği gibi bir mantığın kurbanıydı.
Osmanlı Saldırısı
Enver Paşa bu koşullar içinde 3. Ordu'nun bütun kuvvetleriyle saldırıya geçmeye karar verdi. Saldırı Rus kuvvetlerini bir çember hareketi ile savaşa zorlayarak yenmek esasına dayandırılır işti. Bu maksatla XI. Kolordu ve süvari tümeni Aras'ın güney ve kuzeyinde bulunan ve yaklaşık olarak bir kolordu ile bir süvari taburundan ibaret olan Rus kuvvetlerini gösteri saldırılarla oyalayarak yerinde mıhlayacak, bu esnada IX. ve X. Kolordularla da Bardız ve Oltu üzerinden düşmanın sağ kanadını çevirerek Araş vadisine atıp, Sarıkamış ve Oltu hattından uzaklaştıracaktı. 22 Aralık'ta çevirme saldırısı, plan gereğince başladı. IX. Kolordu Bardız; X. Kolordu Oltu yönünde ilerledi. Zayıf Rus kuvvetlerine karşı başarılar kazanıldı. Bu arada bir Rus saldırısı da püskürtüldükten sonra Osmanlı kuvvetleri Oltu ile Bardız'a girdiler. Bir yandan da Ardahan ve Kars üzerine yürüdüler. Ne var ki bu başarılar, sonra gölgelenmeye başladı. Enver Paşa'nın kuşatma kollarını 15 kilometre doğuya kaydırması, ordu ile kolordular ve birlikler arasında haberleşmenin normal bir biçimde yapılamaması, yorgun askerin bir gün bile istirahat ettirilmemesi saldırı gücünü yıpratmaktaydı.
Enver Paşa 25 Aralık'ta IX. Kolordu'nun bir tümeni ile Bardız'dan yoluna devam ederek, Sarıkamış'a 6 kilometre yaklaştı. Bir Rus birliği yolunu kapamaktaydı. Bu esnada Rus karargahında Sarıkamış'ı boşaltmak ve geri çekilmek tartışılıyordu. Ruslar X. Osmanlı Kolordusu'nun Allahüekber Dağı'ndan ilerlemekte olduğunu, XI. Kolordu'nun da kendilerine karşı saldırıya geçtiğini öğrenmişler ve kötümserliğe kapılmışlardı. Enver Paşa 26 Aralık'ta olumsuz sonuçlanan iki saldırıdan sonra X. Kolordu, nun gelmesini beklemeye başlamıştı. X. Kolordu'nun gelmesiyse hiç de kolay değildi. 25 kilometrelik Allahüekber yaylasında kar bir metreyi aşıyordu. Asker saatte ancak bir kilometre ilerleye-bilmekteydi. Gece ve gündüz yürünerek ve yolda soğuk, açlık ve yorgunluktan 10.000 can kırıldıktan sonra ancak 3000 kişi Sarıkamış'a ulaşabildi (27 Aralık). Bu koşullar altında 30 Aralık'ta Rusların 22 yaya taburuyla 12 süvari bölüğüne ve 22 topuna karşılık X. Kolordu'nun giriştiği iki saldırıdan önemli bir sonuç alınamadı. Bu sıralarda IX. Kolordu'nun gerisini örten tümen de mevzilerini bırakmak zorunda kalmıştı.
Osmanlı Çekilişi
4 Ocak'ta Sarıkamış'ın kuzey sırtlarında 20 kilometrelik geniş bir cepheyi tutan yaklaşık 7000 kişilik Osmanlı kuvvetine karşılık Ruslar 30.000 kişiyle saldırıya geçtiler. Saldırı planı Osmanlı kuvvetlerini doğudan ve batıdan kesmek, bir süvari tümeni ile de sol yanın gerisine sarkmaktı. Enver Paşa için bundan sonra çözülmesi gerekli olan sorun 3. Ordu kalıntısını geri çekmekti. Sarıkamış'taki kuvvetlerin komutasını, rütbesini Orgeneralliğe yükselttiği Hafız Hakkı Paşa'ya bırakarak cepheden ayrıldı (5 Ocak). Aynı gün IX. ve X. Kolordulara geri çekilme emri verildi. Bu emrin verilmesinde geç kalınmıştı. Geri çekiliş sırasında Bronzard kolundan yaralandı. Ali İhsan Paşa ve IX. Kolordu esir düştü. Hafız Hakkı Paşa'da atını dört nala sürerek canını zor kurtarabildi. X. Kolordu da ağırlıklarını ve bu arada 12 sahra topunu uçuruma yuvarlayarak geri çekilmeye devam etti. 8 Ocak'ta Enver Paşa, 3. Ordu Komutanlığı'nı Hafız Hakkı Paşa'ya bırakarak Erzurum üzerinden İstanbul yolunu tuttu. Bundan sonra Osmanlı kuvvetleri çekilmelerinde büyük kayıplar vererek, 18 Ocak'ta Sarıkamış'tan önceki mevkilerine döndüler. Düşman kuvvetleri de sarsılmış ve yorulmuş bulundukları için duraklamak zorunda kaldılar. Sarıkamış Savaşı artık sona ermişti.
Sarıkamış Savaşı Sonucu
Büyük ümitlerle girişilen Sarıkamış çevirme saldırısı üç hafta kadar sürmüş ve büyük kayıplarla sonuçlanmıştır. Enver Paşa, lakonik bir sözle bu olayı şöyle anlatmıştır: "Gittik, gördük, saldırdık, geri döndük". Doğru, fakat ne bahasına! 3. Ordu'nun kahramanlıkları, Ruslardan çok yüksekti. Fakat kara kışın karşısında mevcudunun yarısını (70-80 bin kişi), toplarıyla silah ve taşıt araçlarının da yarısından fazlasını kaybetmişti. IX. Kolordu Komutanı ve karargâhı esir düşmüştü. Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa tifüse yakalanmış, sonra da ölmüştü. Enver Paşa'ya gelince, geri çekilme sırasında bir aralık büyük bir bunalım geçirmiş, Türk ulusundan özür dileyen vasiyetnamesini yazarak intihar etmeye karar vermişti. Talat Paşa'nın etkisiyle ve zorlukla bu fikrinden vazgeçirilmişti. Ordunun nesnel ve moral kayıplarına, savaşılan bölgenin Türk ve Müslüman halkının kayıplarını da eklemek gerekir: Birçok köy savaş kuralları gereği yakılmış veya harap edilmiştir. Halk Rusların ve en çok Ermenilerin zulmünden korkarak varını yoğunu bırakıp, Erzurum doğrultusunda göç etmeye koyulmuştur.
Bu trajedi niteliğini taşıyan görüntüsüne rağmen Sarıkamış Savaşı, Balkan Savaşlarından ayrı bir ruh ile yönetilmiş ve yapılmıştır. Gençleştirilmiş olan komutanlar ve subaylar, yüksek bir disiplin ve vatanseverlik duygusu ile savaşmışlardı. Erlerde, birçok olumsuz olay dışında, bin bir güçlük ve yoksulluğa rağmen, ulusal bir savaş yaptıklarının bilinci ile görevlerini yerine getirmişlerdi. Sarıkamış Savaşı'nın olumlu sayılabilecek bir sonucu da nasıl olsa Osmanlılara karşı günün birinde saldırıya geçecek olan Rus Kafkas Ordusunu yıpratmış olması (30.000 kayıp) ve bu cephedeki saldırıların gerçekleştirilmesi olmuştur.
Sarıkamış Savaşı'nın siyasal sonuçları da olmuştur. Bunların başında Rusların müttefiklerine Çanakkale'de Türklere karşı bir cephe açmak ve Osmanlı Imparatorluğu'nu aralarında paylaşmak fikrini kabul ettirmeleri gelir.
Sarıkamış Savaşandan sonra 3. Ordunun Kafkas Sarıkamış'tan Sonra Cephesi'ndeki yeni bir büyük saldırıya geçmesi artık söz konusu değildi. Bu ordunun 1915 yılı içindeki görevi Doğu Anadolu'yu savunmak olacaktı. Bunun için de ordunun yeniden örgütlenilmesine girişildi. Rus Kafkas Ordusu da bir yıl sonra Erzurum üzerine saldırıya geçmek için hazırlıklara başladı. Şu da var ki, Ruslar, 1915 yılında boş durmadılar. Birkaç sınır bölgesinde saldırılar yaptılar. Bir aralık da Malazgirt dolaylarına kadar gelmeye muvaffak oldularsa da püskürtüldüler. Bu son saldırılarında Ermenileri de ayaklandırıp savaşa sürüklemişlerdi.
* Kaynak: Osmanlı Tarihi, IX. Cilt, İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), Ord. Prof. Enver Ziya Karal, 414-424 ss.
http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=155
deryatulga
19.02.08, 11:59
Tarihi tersyüz etmek
Sarıkamış üzerine yapılan '120' (yön: Özhan Eren, Murat Saraçoğlu) adlı film gösterimde.
Yansımaları bugün de devam eden pek çok sorunu halledebilmek ve geçmişi sırtta taşınan bir yük olmaktan çıkarabilmek için, tarihin tüm çıplaklığıyla ele alınması gerekiyor. Sarıkamış 'zaferi' de bunlardan biri
17/02/2008 (58 defa okundu)
MEHMET ALİ GÖKAÇTI (Arşivi)
2005 yılından itibaren kitapçıların raflarında Sarıkamış'ta yaşanan trajediyle ilgili olarak pek çok kitabın birbiri peşi sıra yer almaya başladığı görüldü. Bu kitapları kaçınılmaz olarak belgesel çalışmaları da izledi. 2007'nin son günlerinde televizyonlarda bu konuyla ilgili çeşitli programlar da yapıldı. Ve nihayetinde ünlü bir kalp cerrahının Sarıkamış'la ilgili olarak kitap yayınlamasıyla mesele adeta şahikasına ulaştı. İlk bakışta bir toplumun geçmişine ilgi duyması ve onu öğrenmek için bir çaba içerisine girmesi olumlu görülebilir. Doğal ve normaldir de aslında bütün bu olanlar. Ancak bir toplumun bugüne değin habersiz olduğu bir konuda son yıllarda birbiri ardına yayınlanan kitaplarla böylesine hemhal olması biraz yakından bakılmayı ve irdelenmeyi gerektiren bir durum olarak karşımızdadır açıkçası.
Sarıkamış niye gündemimize girdi?
Sarıkamış'ta bir askeri harekâta neden ihtiyaç duyulmuştu? 1914'te Almanya ve Avusturya'nın yanında savaşa giren Osmanlı Devleti aslında İttihatçılar eliyle kaderini kumar masasına yatırmış durumdaydı. Balkan Savaşlarıyla kaybedilen toprakların ve prestijin böylesi bir savaşla geri alınması amaçlanıyordu. Cihangir olarak adlarını tarihe yazdırmak derdindeki muhteris İttihatçı zümresi için bu açıdan bakınca yedi düvele savaş açmakta bir beis yoktu. Aynı şekilde memleketin gencecik insanlarını pek çok farklı cephede ateşe sürmekte de. 1914'te askeri deyimle Rus ordularının arkasına düşerek onları gafil avlamayı ve Doğu Anadolu'da askeri üstünlüğü ele geçirmeyi amaçlayan Enver Paşa'nın bu harekâtı yaparken bir başka amacı daha vardır. O sıralar Rusların Avrupa cephelerindeki baskısıyla zor günler yaşayan Alman ve Avusturyalılara Doğu Anadolu'dan açacağı bir cephe ile nefes alma imkanı sağlamak. Bu yüzden de pek çok askeri yetkilinin hem iklim koşullarının çok olumsuz olması hem de yeterli silah ve malzemenin bulunmaması nedeniyle karşı çıkmasına rağmen söz konusu harekât, Enver Paşa tarafından uygulamaya konuldu. Sonuç ise kimi rivayetlere göre 60 bin kimilerine göre de 90 bin askerin, doğru düzgün savaşma imkanı bile bulmadan şiddetli soğuğa mağlup olarak hayatını kaybetmesi oldu. Ancak ülkenin insanlarına karınca kadar değer vermeyen bir zihniyetin hesapsız kitapsız ihtirasları uğruna o cephe senin bu cephe benim anlamsız bir savaşı sürdürmeye devam ettiler ve bu ülkenin o günlerdeki genç nüfusunu ve bir anlamda geleceğini yok yere heba ettiler. Bu arada Sarıkamış'ta yaşanan trajedi ise uzun süre kamuoyundan saklandı. Açıkçası ortada kelimenin tam anlamıyla bir felaket vardı. Sarıkamış gerçeği ancak uzun yıllar sonra tam boyutlarıyla öğrenildi.
Tarihi yeniden kurgularken
Cumhuriyet döneminde resmi tarih yazınının tıpkı mübadele, Ermeni tehciri, Kürt isyanları, 1925 sonrasında eski İttihatçıların tasfiye edilmeleri ve muhafazakâr kesimlerin İstiklal Mahkemeleri vasıtasıyla etkisizleştirilmesi meselesinde olduğu gibi Sarıkamış Harekâtı konusunda da sessiz kaldı. Şu son birkaç yıla kadar, Sarıkamış'ta yaşananlar açıkçası kimi zaman hayal meyal hatırlamanın dışında gündemimizde yer almadı. Ancak 2000'li yıllardan itibaren önce AKP'nin ortaya çıkan yeni toplumsal kesimlerin sözcülüğünü üstlenerek iktidara gelmesi, ardından Türkiye'nin AB ile ilişkileri bağlamında yaşadığı değişim ve dönüşüm farklı birtakım gelişmelere yol açtı. Bu yeni süreç, kazananlar olduğu gibi kaybettiği evhamına kapılan kesimlerin de hareketlenmesine neden oldu.
Bu hareketlenme yüzeyde kendisini milliyetçi bir dalganın yükselmesiyle gösterdi. Bu dalganın doğal olarak pek çok alanda da yansımaları ortaya çıktı. Tarih de yeniden yapılan bir kurguyla bu süreçte önemli işlevler üstlendi. Batılıların bize tıpkı 90 yıl önce olduğu gibi Sevr'i yeniden dayattıkları ve bölmeye çalıştıkları tezinden hareketle bir savunma refleksi geliştirilmesi yoluna gidildi.
Tarihimizde yaşanmış olayların yepyeni bir işlev yüklenerek kurgulanması ve söz konusu milliyetçi dalgayı tahkim etmesi amacıyla devreye sokulması da bunlardan biri oldu. Elbette bunu yaparken toplumun bugün içinde bulunduğu durum da bunu kolaylaştıran bir katkı yaptı. Uzman bir azınlığın dışında, 1928'den öncesinde yazılmış bir belgeyi okuyamayan, dolayısıyla da tarihsel belleği 80 yıl gibi, bir toplum için oldukça sığ bir boyutta kalan bir toplumun, kendi tarihine tam anlamıyla hakim olabilmesi mümkün değildi. Hele bu sürecin radikal bir dil devrimiyle desteklendiği de gözönüne alınırsa, yeni alfabeyle yazılmış pek çok eserin bile okunup anlaşılması zorlaşıyordu.
Hal böyle olunca, tam da bu noktada tarihi istediğiniz içerikle kurgulamak ve çeşitli sorunlarla sıkışmış toplumun önüne çözüm yolundaki araçlardan biri olarak sunmak hiç de zor olmadı. Tıpkı, büyük bir felaket olan ve kişisel hırslarına mağlup olmuş birtakım siyasilerin maceraperestliğine örnek olarak gösterilmesi gereken Sarıkamış Harekâtı'nın, büyük bir zafer olarak sunulması gibi.
Onbinlerce insanın değersiz bir meta gibi harcandığı, maddi ve manevi hiçbir getirinin sağlanamadığı tarihi bir olayın üzerinden bunca zaman geçtikten sonra, artık o tarihe kendisinin doğrudan ulaşabilme şansı kalmamış kitlelere yeni bir yorum ve içerikle verilmesi, görüldüğü gibi fazla zor olmuyor. Açıkçası içinde bulunulan ruh halinin yanı sıra tek tip insan yetiştiren bir eğitim mekanizmasının tornalarından geçenlerin de ne yazık ki, sunulan bu tarihi malzemeyi hiçbir sorgulama ihtiyacı duymaksızın kabullendiği görülüyor. Hatta buna ihtiyaç duyduğu da...
Yeni tarih yazını gerekli
2005'ten bu yana yayımlanan ve sayılarının 20'ye yaklaştığı görülen bu kitapların pek çoğunun (bir iki istisna hariç) adının bile "Sarıkamış Zaferi" olması ve bu işin baş sorumlusu Enver Paşa'yı büyük bir iş başarmış gibi sunmaları dikkat çekici. Eğer geçmişimizle gerçek anlamda yüzleşmek ve tarihin derinliklerinden gelen sorunlarımızı aşmak istiyorsak yeni bir anlayışı devreye sokmamız zorunlu. Tıpkı Çanakkale'de 250 bin kişi öldükten sonra oradan geçemeyen gemilerin, bir müddet sonra elini kolunu sallayarak geçmeleri üzerine, o kadar insanın neden öldüğünün sorgulanmadığı ve işin sadece bir zafer öyküsüyle geçiştirildiği gibi.
Artık İngilizce'den bile daha yabancı hale gelmiş bir yazı ve dili bu saatten sonra yeniden topluma mal edemeyeceğimiz gerçeğini de gözönüne alarak, tarihin yazımı ve yorumlanmasında yeni ve cesur seçenekleri üreterek devreye sokmak gerekiyor.
Tarihimize sürekli pozitif bir açıdan bakmanın ötesinde negatif boyuttan da bakmak ve gerçek anlamda yüzleşme sürecini başlatabilmek de gerekiyor. Yansımaları bugün de devam eden pek çok sorunu (Ermeni meselesinde olduğu gibi) halledebilmek ve bütün bunların ötesinde geçmişi, sırtta taşınan bir yük olmaktan çıkarabilmek için, tarihin tüm çıplaklığıyla ele alınması da icap ediyor. Komplekssiz, korkusuz, önyargısız ve tersyüz etmeden olduğu gibi.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0