PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Kürt aydınlarını korku sardı



kanki
16.07.05, 13:54
Kürt öğretmen Hikmet Fidan'ın vahşice öldürülmesi Kürt aydınlarını korkuttu. Fidan'ın akrabalarının anlattıkları tablonun vahametini gözler önüne seriyor.
Milliyet yazarı Hasan Cemal Kürt aydın Hikmet Fidan'ın öldürülmesi sonrası ailesiyle görüştü. Ailesinin anlattıkları PKK'nın o bölgedeki partileri nasıl sultası altına aldığını gösteriyor. Kürt aydınları tedirgin yazısıyla Fidan'ın ölüme nasıl gittiğini dile getirdi.

Yazı: Hasan Cemal
Kaynak: www.milliyet.com.tr (http://www.milliyet.com.tr/)

-Bu köşede geçen gün 'Hikmet Fidan cinayeti'nden söz etmiştim. Öğretmenlikti mesleği. PKK'dan on yıl hapis yatmıştı. HADEP'in genel başkan yardımcılığında bulunmuş, Apo ve PKK'ya karşı çıkmaya başlamış, silahlı mücadelenin çıkmaz yol olduğunu savunmuştu. Kürt siyasetinde adı duyuluyor, tabanda etkili oluyordu.
Diyarbakır'da öldürüldü.
Faili meçhul sayılmıyor.
PKK'da toplanıyor şüpheler.
Ve bazı Kürt aydınları tedirgin.
Dün Hikmet Fidan'ın yakınları ve Kürt siyasetinin önde gelen bazı isimleriyle görüştüm.
*
İşte anlattıklarının özeti:
"Hikmet Fidan on yıl hapis yattı PKK'dan. PKK'ya ilişkin görüşü içeride farklılaşmıştı. 1991 genel seçimlerinde İzmir'den bağımsız aday oldu. 1992 ile 2000 yılları arasında, PKK'nın partiler üzerindeki (HEP'i, DEP'i, DEHAP'ı vs. kastediyor - HC) sultasına karşı çıktı. 2002'de bu açıdan tavır geliştirdi.
Parti içi demokrasi istedi.
Parti yönetimi, milletvekilliği gibi bütün konularda adaylar bizim dışımızda tespit ediliyordu. Çarşaf listeler yapılıyordu, bilmiyorduk. Parti komiserleri vardı PKK'dan... Partilerde vardı, belediyelerde vardı. Genel Başkan Murat Bozlak bile önceden bilmiyordu, hangi ilden milletvekili adayı gösterileceğini...
Parti içinde buna karşı ciddi anlamda tavır geliştirdi Hikmet. Halka rağmen olmaz dedi. Etkili olmaya başladı.
Sonra Apo, İmralı'dan başlattı Demokratik Toplum Hareketi'ni. Hikmet Fidan, 'Gerçekten demokratik olursa, içinde yer alırız, yoksa yokuz' dedi. Birçoğumuzun görüşünü dile getirdi.
Ama olmadı.
Bir yandan demokratik yapı dediler, öbür yandan eski hamam eski tas yine... Hikmet, 'Bu eski zihniyetle çalışamayız' dedi. 'Bu hareket de eskiyi andırıyor' dedi. Bunun üzerine ölüm tehditleri almaya başladı hem Hikmet, hem de onun gibi düşünenler... Önce düzeltiriz falan dediler ama değişen bir şey olmadı.
Kandil'de, HADEP'te bir çeteleşme var, bunu yazın bir tarafa...
Hikmet'in öldürülmeden önce Diyarbakır'da bir programı yoktu. Kızıltepe'deydi. Demokratik Toplum Hareketi'ni eleştirmişti orada da... Cep telefonuyla çağırdılar. Diyarbakır'da otelde kaldı. Çağrıldığı adresin, bir apartmanın önünde sabah vakti susturucuyla öldürüldü.
Hikmet'in şahsında Kürt aydınları korkutulmak istendi. Ertesi sabah morgun önünde tek bir arkadaşı bile yoktu Diyarbakır'da...
Gelmeye korktular çünkü...
Katillerin bulunması lazım.
Ama kınayamıyorlar bile...
Leyla Zana'yla Orhan Doğan İzmir'de Hikmet'in evine taziyeye geldiler, doğru dürüst kınayamadılar bile...
Hikmet, Kürt siyasetinin demokratik, şeffaf olmasından yanaydı. Silahlı mücadeleye karşı çıkıyordu. Osman Öcalan'ın PWD'si ile ilgilenmişti, hepimiz gibi... Resmi bir bağı yoktu ama. Osman Öcalan PKK'dan ayrılınca Hikmet'i de aramıştı. Örgütsüz kalınca, PKK'dan kopunca, insan kendine bir savunma aracı olarak bir örgüt arar.
Osman Öcalan şimdi yeniden PKK'ya döndü, Murat Karayılan'la anlaştı.
Bakın herkes tedirgin. Ahmet Türk de, kimileri de PKK'ya karşı açık tavır geliştiremiyorlar.
PKK korkusu!
Bu korku nasıl kırılacak?
Tabanda öfke gelişiyor PKK'ya karşı. Sokaktaki insan silah sesi duymak istemiyor artık.
PKK'nın kamplarını, ana karargâhlarını bilirim. 200-300-400 silahlı kişi. Bir komutan, artık 50'sine geliyor. Bir eli yağda, bir eli balda. Dağ yaşantısı onun için bir hayat tarzı haline gelmiş... Arada bir silah patlatmak zorunda. Çünkü silahlar tümüyle sussa, dağdan inseler, bütün ayrıcalıklığını kaybedecek.
Askerin içinde bile var böyle odaklar, çatışma bitmesin isteyenler...
2005 ve hâlâ silah!
Kim ister bunu?..
Demokrasiyi, AB'yi istemeyenler.
Kim istedi bu cinayeti?..
Hikmet Fidan'ın ölmesini hangi güçler istedi?.. PKK'nın yanı sıra, devletin derinliklerinde de var mı bu cinayetin işbirlikçileri?.. Devlet, emniyet bu cinayetin üzerine mutlaka yürümeli. Bu cinayeti devlet aydınlatmalı. Yeterli çaba gösteriliyor mu, bilemiyoruz, emin değilim. Halbuki PKK nedir, ne değildir o zaman daha iyi öğrenir Kürtler de, eğer bu cinayet aydınlanırsa...
Bizim yakınlarımız var Kuzey Irak'ta, PKK'dan ayrılıp oralarda yaşayan... Hükümet inisiyatifi eline alsa, ciddi bir af girişimi gerçekleştirse, emin olun, PKK'dan kopup dağdan inecek çok insan var. PKK emin olun bundan korkuyor.
Taziye defteri açtık İzmir'de, ailesinin evinde Hikmet Fidan'ın. Doğru dürüst kınayamadı Demokratik Toplum Hareketi'nin liderliği. Genel geçer şeyler söylemekle yetindiler. Bir tek Ahmet Türk sert konuşacağını söyledi, ona da 'Bizi temsilen konuşamazsın!' diyebildiler.
Bu tepkisizlikte ne var? Bir dahaki seçimlerde adaylık mı yatıyor gönüllerde yoksa? Suskunluk bu yüzden mi?
İsmail Beşikçi, 'Bunun adı konulmalıdır' dedi Hikmet Fidan cinayeti için... Biliyorsunuz, Beşikçi, Apo'nun İmralı'ya konmasından sonra bir tek cümle etmişti, o kadar:
'İhanete uğradım!'
Sonra sustu, bir daha konuşmadı Beşikçi.
Silah ve politika olmaz artık.
Silahtan en çok yine Kürtler zarar görür çünkü, geçmişte olduğu gibi... Yine onlar evlerinden, köylerinden olurlar. Yazık değil mi? Tarih yazacaktır, Apo'nun bir Pol Pot olduğunu...
Devlet, PKK'ya karşı mücadeleyi ciddiye alıyorsa, Hikmet Fidan cinayetinin üzerine gitmeli, bu cinayeti mutlaka aydınlatmalıdır."
Bir başkası, Diyarbakır'dan telefonla alıyor sözü:
"Bugünlerde benim büroya sürekli geliyor Kürt aydınları. Hepsi tedirgin, yahu ne oluyor diye... Hikmet Fidan cinayeti herkesi çok sarsmış durumda! Bakın, bir zamanlar PKK'yı Hafız Esad kullanmıştı, şimdi de Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda yürümesini istemeyenler kullanıyor."
*
Bugünkü yazım yorumsuz.
Yorumu size bırakıyorum.
Ancak, 'Hikmet Fidan cinayeti'nin devlet tarafından aydınlatılmasının önemini belirtmekle yetiniyorum.

www.internethaber.com (http://www.internethaber.com)
------------------------
eee su testesi su yolunda kirilir derler .....

deryatulga
05.03.08, 14:31
Hasan Cemal
h.cemal@milliyet.com.trKürt siyasal hareketinde PKK eleştirisi yok gibi!

BRÜKSEL
Avrupa Parlamentosu’nda, Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen üç grubun, Sosyalist, Liberal ve Yeşiller’in birlikte düzenledikleri “Sivil anayasa ve Kürt sorunu” konulu iki günlük toplantıda, PKK dahil Kürt siyasal hareketinin tüm temsilcileri vardı.
Toplantının ana başlığı ‘Kürt konferansı‘ydı. Kürt aydınlarıyla siyasetçilerine dikkat ettim. Büyük çoğunluğunda bir açıdan herhangi bir değişiklik yoktu.
Böylesi platformlarda bir şeyden kaçınmaya devam ediyorlar:
PKK eleştirisi...
PKK’yı eleştirmiyorlar.
Oysa, her seferinde olduğu gibi, genellikle konferans kulisinde PKK’ya dönük eleştiriler kulaklara çalınıyor.
Bunu yine yaşadım.
Birçoğunu yıllardan beri tanıdığım Kürt dostların Kürt sorunu çerçevesindeki haklı yakınma ve eleştirilerini yine dikkatle dinledim, bazılarını not ettim.
Ama kendi konuşmamda bu noktalara katılırken, onları eleştirmekten de geri kalmadım.
Neden mi?
Mesela, Türkiye’nin Kuzey Irak operasyonunu konuştular. Eleştirdiler. Operasyonla ilgili birçok neden sıraladılar.
Bir konuya değinmediler:
PKK...
Olacak şey değildi.
Sanki PKK, Kuzey Irak operasyonuna yol açan Gabar ya da Dağlıca saldırılarını yapmamış, o kadar ölüme yol açmamıştı.
Kürt sorununu konuştular.
PKK yine yoktu.
PKK’nın şiddet ve silah politikaları eleştirilmeden, bir koşul olarak PKK’nın silah bırakması istenmeden Kürt sorununu çözüm rayına oturtmak hiç mümkün olabilir miydi?..
Ben konuşmamda bu soruyu gündeme getirdim ve PKK’nın şiddetten, silahtan vazgeçmesinin çözüm açısından bir önkoşul olduğunu belirttim.
Sivil anayasa konusuna gelince...
Yine Kürt dostların bir bölümü, federasyon gibi, Kürtlerin anayasaya asli unsur olarak girmeleri ya da Kürtçe’nin resmi dil olması gibi, Kürtlere bireysel değil kolektif haklar tanınması gibi maksimalist ya da en uç taleplerde bulundular.
Olabilir.
Bunların da serbestçe savunulmasından, tartışılmasından yanayım. Ancak, Türkiye’nin siyasal gerçekleri açısından bu taleplerin gerçekçi olmadığını düşünüyorum.
Çünkü Türkiye’de Türkler de yaşıyor. Çünkü Türkiye’de Türk milliyetçiliği de var. Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca uğradıkları adaletsizlik ve haksızlıklar konusunda en ufak bir kuşkum yok.
Hukuk ve insan hakları düzeni olacaksa, Kürtlerin kendi kimlikleriyle eşit vatandaşlar olarak barış içinde yaşayabilecekleri bir demokratik düzenin kurulmasını yıllardır savunuyorum.
Ancak, Kürt dostların maksimalist taleplerinin siyaseti istikrarsızlaştıracağını düşünüyorum. Bir milliyetçi karşı dalga yaratacağına inanıyorum. Kürt sorununu sürüncemede bırakıp Türkiye’de demokrasiyi ikinci, üçüncü sınıflığa mahkum etmek isteyen güçlerin işine yarayacağı görüşünü taşıyorum.
Bunun gibi, böylesi platformlarda birçok kez dikkatimi çekmiş olan PKK’ya ilişkin suskunluk da yanlış.
Toplantı konuşmamda da belirttim.
Türkiye’de, tüm eksikleriyle de olsa işleyen bir demokrasi var. Zaten öyle olmasaydı, Avrupa Birliği 2005’de Türkiye’yle üyelik müzakerelerini başlatmazdı. Böyle bir ülkede silah çekip dağa çıkan, böyle bir ülkenin askerini, sivilini öldüren, şehirlerde -son Diyarbakır örneğindeki gibi- bomba koyup terörün daniskasını yapan bir örgüte karşı bir devlet, eğer devletse, elbette mücadele de edecek, böyle bir yasa dışı örgütü etkisiz kılmaya çalışacaktır.
Başka türlüsü düşünülemez.
Evet, ‘PKK bir sonuç‘tur, Kürt sorununun bir ürünüdür. Ama böyle olması, PKK’nın silah ve şiddet politikalarını mazur gösteremez.
Konuşmamda altını çizdim:
Devletin birçok politikasını, PKK ile mücadele ederken izlediği çizgiyi demokrasi, hukuk, özgürlükler düzeni ve insan hakları açısından eleştiren bir gazeteciyim. Bunun için kitap da yazdım, yazı da yazdım, yazıyorum da. Fakat bu tavrım, devletin PKK’ya karşı yürüttüğü mücadelenin meşruluğunu, haklılığını teslim etmemi de engellemedi, engellemez de. Bu konuşmadan dolayı toplantı kulisinde Kürtlerden de tebrik aldım.
Onlara şunu belirttim:
Biz nasıl bazı bakımlardan devleti, hükümeti açıkça eleştiriyorsak, artık sizler de PKK’yı eleştirmeye başlarsanız, Türkiye’de barış yürüyüşü daha hızlanır.
Avrupa Parlamentosu’nda dikkatimi çeken bir başka nokta oldu. Avrupalı dostlarda PKK eleştirisi çok daha belirgin hale gelmiş durumda...
Bu da umut verici.
Umut verici olmayan bir noktaya gelince... Avrupa Parlamentosu’ndaki toplantıya AKP, CHP, MHP ve TÜSİAD da davetliydi. Hepsinin son anda gelmekten vazgeçtiklerini öğrendik.
Yanlış karar.
Kendine güvenirsin, gelip görüşlerini belirtirsin, dinlersin, gerekirse tartışırsın.
Bundan zarar gelmez!