PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : pkk ne yapmak istiyor



dertli4u
16.07.05, 23:00
arkadaslar

pkk ne yapmak istiyor basligi altinda biraz sohbet etmek istiyorum.

*****

pkk, bukalemun gibi, ikide bir renk ve taktik degistirmektedir..apocular ismi ile baslayip, pkk(kürdistan isci partisi) ismine dönüsen bu örgüt, zamanla, ERNK ve HPR isimli alt teskilatlarini kurmus ve KONGRA-GEL ismini almistir..daha sonra tekrar PKK ismini almistir..

PKK isin siyasi yönünü, HPR silahli mücadeleyi yapacak demisler, ama sonra tekrar degisiklikler yapmislardir..yani kisacasi bukalemun gibi isim ve renk degistirmektedirler.

******

su anda, EU görüsmeleri ve Kuzey Iraktaki hassas durum dolaysiyla, yeni bir taktik icine girmislerdir.

1-demokratik haklar, kürt halkinin kültürel haklari gibi maskelerle, terörist basinin imralidan cikartilmasina calismaktadirlar..olmayacagini bile bile.

2-TSK nin kahraman askerleri ile yüzyüze catismaktan korkan bu korkaklar, artik, uzaktan kumandali bomba ve saldirilar ile, türkiyeye zarar vermege caba sarfetmektedirler.

*******


DEHAP binalarında yapılan açlık grevlerine ilgi ise oldukça yoğun, Amed'de 50 kişi katılırken, destek amacıyla parti binasına gelen yaklaşık 100 kişi sık sık "Bijî Serok Apo", "Bê Serok jîyan Nabe" sloganları attı.(özgür politika, 16.7.05)

bu eylem, kanunen suc oldugu halde, hükümet gereken adimi atip, dehap hakkinda sorusturma acmamaktadir

******


Avrupa Kürt Dernekleri Federasyonu (KON-KURD) Başkanı Yiğit, "Abdullah Öcalan'ı Kürdistan'da bir siyasi irade olarak görüyor ve kabul ediyorum" ifadesiyle başlattıkları imza kampanyasının Kürtlerin bulunduğu her yere yayılacağını söyledi. Yiğit, "Öcalan'a sahip çıkmak siyasi irade, kimlik ve namus borcudur" dedi..(özgür politika, 16.7.05)

bu dernek almanyada kuruludur..almanyada pkk örgütü yasaklanmistir ve abdullah öcalan, alman mahkemeleri tarafindan hakkinda tutuklama karari cikartilmis birdir..resimlerini asmak ve tasimak yasaklanmistir.
ama, TC. hükümeti, alman büyükelcisini cagirip, bunun hesabini sormamaktadir..hic degilse, bu konuda resmi bir yazi yazmalari gerekir..yoksa, bir müddet sonra, "sizin hükümetiniz bile bu konuda bize itiraz etmedi" diyeceklerdir.



******



KKK Meşru Savunma Komitesi Başkanı Duran Kalkan Dersim'de HPG gerillaları tarafından esir alınan Coşkun Kırandi adlı asker ve Türk ordusunun operasyonları hakkında MHA'ya konuştu.Ö.P.16.07.05)

Yukarida MHA olarak verilen isim, Mezopotamya Haber Ajansi isimli kurulustur ve merkezi istanbuldadir..ve simdiye kadar, buna benzer haberleri hergün vermistir..hatta canli yayinlara cikarak terör örgütü propagandasi yapmistir..ama, hükümet, bu haber ajansi maskeli terör savunucusu kurulusa karis hicbir hukuki tedbir almamaktadir.

******

istanbulda Aydinlar hareketi adi altinda bildiri yayinlayip gazetelere reklam seklinde ilan verenler var.

ilanda özetle söylenenleri yaziyorum;



"Militarizme ve Şovenizme Karşı" başlıklı bildiri yayınlayan 102 aydın, yayınladıkları bildiri, Ülkede Özgür Gündem, Evrensel, Atılım ve Birgün gazetelerinde yayınlandı.

'Organize şiddetin sorumlusu devlet'

Aralarında Haluk Gerger, İsmail Beşikçi ve Ragıp Zarakolu'nun da bulunduğu aydınların imzaladığı bildirge şöyle:

"Halklarımızın ufkunda kara bulutlar dolaşıyor. Bunun sorumlusu devlettir.

Devlet, savaş politikasında ısrar ediyor; Kürt halkının üstüne silahlı operasyonlarla gitmeyi sürdürüyor..

Devlet militarizmi körüklüyor; Tunceli'de sivil ve silahsız insanları havadan ve karadan bombalıyor;

Devlet, şovenizmi kışkırtıyor;

Solcu-gericiler, faşist saldırganlığa 'Ulusalcı' mazeretler uyduruyor. Faşist hareket kışkırtılıyor.

1915 Ermeni tehcirinin gerçek boyutlarını kabul etmek bir yana, Türk Tarih Kurumu ve Yüksek Öğrenim Kurulu bünyesinde oluşturduğu sözde komisyonlar aracılığı ile gerçekleri çarpıtıyor,

Kaynağı bizzat devletin kendisi olan şiddetin sorumluluğunu başka adreslerde aramak, aydın vicdanıyla da, bilimsel gerçekçi kimliğiyle de bağdaşmaz. (Ö.P.16.07.05)


arkadaslar, bu bildiriye imza koyanlar hakkinda hükümet hicbir hukuki islem yapmiyor.

*******




14 Temmuz 1982'de Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'nde başlattıkları ölüm orucunda yaşamlarını yitiren PKK'nin öncü kadroları Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz'ın anısına düzenlenen anma etkinlikleri dün de devam etti.

Zagros'un güney yamaçlarında Şehit Şerif Şehitliği'nde gerçekleşen anma törenine yaklaşık 500 gerilla katıldı. Törene KKK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Başkan Yardımcısı ve Halk Savunma Komitesi Başkanı Duran Kalkan, PKK Eş Başkanı Asya Deniz, Yürütme Konseyi üyelerinden Atakan Mahir, Dilan Malatya ve Ali Haydar Kaytan katıldı. (Ö.P.16.07.05)



arkadaslar...burada 500 militan(dogruysa eger) toplaniyor , anma töreni yapiyor ve hükümet bu toplulugun üzerine güvenlik güclerini göndermekten aciz.

******


Doğu Kürdistan'da, Kürdistan Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan için bugünden itibaren 4 şehirde açlık grevi başlatılıyor. İlki Mahabat'ta başlayacak açlık grevleri, daha sonra diğer kentlerde de başlatılacak.(Ö.P.16.07.05)




arkadaslar, mahabbat denilen yer, iran sinirlari icinde..ve pkk, amerikanin usakligina devam etmekte..suriyeden sonra, irana da saldirmayi planlayan amerikaya , saldiri icin bahaneler yaratmaktadirlar..nitekim, bugün, iran güvenlim gücleri ile catismalar yasadilar...

******





Van'da HPG gerillaları için açılan taziye evi, DEHAP ve sivil toplum örgütü temsilcileri tarafından ziyaret edildi.

Türk ordusu ile HPG gerillaları arasında farklı zamanlarda yaşanan çatışmalarda yaşamını yitirenler icin Kürt-Der Başkanı İhsan Güler, DEHAP PM Üyesi Adil Aslan, DEHAP Van İl Başkanı Abdurahman Doğar, il ve merkez yöneticilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi taziye evini ziyaret etti..(Ö.P.16.07.05)


Bu bahsedilen dernek, türk kanunlarina göre kurulmus bir dernek...ve bu parti, türk partiler kanununa göre kurulmus bir parti..ve hükümet gereken sorusturmayi yapmiyor, yaptirtmiyor..


*****

arkadaslar..

sadece bir tek günün pkk gazete pacavrasindan sectigim yazilari size ilettim...yorumunu size birakiyorum.

her defasinda, kürt toplumunun tamamini suclamayalim..biraz da kendimize bakalim..hükümetimize ve yönetim kadrolarimiza bakalim..

ne yapiyor bunlar?

ya da, BIRSEY YAPIYORMU BU HÜKÜMET????

DeLaHoya
16.07.05, 23:03
PKK çoktan kaybettiği bir savaşı yeniden gündeme getirip kendisini muhatap olarak sunmak istiyor.

PKK'nın pili bitti, en geç 1999'da.

dertli4u
16.07.05, 23:11
PKK çoktan kaybettiği bir savaşı yeniden gündeme getirip kendisini muhatap olarak sunmak istiyor.

PKK'nın pili bitti, en geç 1999'da.

evet, bence de bitti..zaten aponun pili bitince, pkk ninda pili bitti..ama artik son uzatmalari oynuyorlar ve ne zarar verebilirsek o kardir diyorlar...

zaten, özgür politikanin satis orani, 3 bine düstü..5 bin tane basiliyor en az 2 bini geri geliyor bayilerden.

ayrica, bugün sekizincisini yaptiklari, genclik ve spor söleninde!!! katilim sayisi cok az oldu..ufacik bir mahalle stadinda yaptilar ve yerlerin ücte biri bostu..

programa cikartacak dogru dürüst sanatci bile bulamadilar...

TSfalcon
16.07.05, 23:11
PKK çoktan kaybettiği bir savaşı yeniden gündeme getirip kendisini muhatap olarak sunmak istiyor.

evet haklisin sana bir örnek her hirsiz ayni pacadan kirmez.
ve pkk nin yapmak istedigi bence cesitli cesitli isim veya tr de bir parti kurmak
tamam dehap var ama o yetmez yani önümüzdeki günlerde yeni parti cikarsa ve ben degistim derse propaganda yi akilli yaparsa bir kac yillin icinde meclise
girerse hic sasma. :D :D

dertli4u
16.07.05, 23:19
evet haklisin sana bir örnek her hirsiz ayni pacadan kirmez.
ve pkk nin yapmak istedigi bence cesitli cesitli isim veya tr de bir parti kurmak
tamam dehap var ama o yetmez yani önümüzdeki günlerde yeni parti cikarsa ve ben degistim derse propaganda yi akilli yaparsa bir kac yillin icinde meclise
girerse hic sasma. :D :D

pkk nin yeni vazifesi baska...

yoksa, ne diye , simdi yeniden eyleme baslasinlar ki..EU ya giremezsek, bundan en büyük zarari pkk görür..ama buna ragmen, bizi EU konusunda köseye atacak isler yapiyorlar.

bence;

1-türkiyenin EU ya girmesini istemeyen CDU ve Fransiz muhalefeti, "haydi aslanlarim" dedi bunlara..(cdu lu lummerin , apo ile bekaada görüsmeler yaptigini unutmayin)

2-veya, iran ve suriyeye saldiri yapmanin bahanesini yaratmak icin, ve iran ile suriyeyi destabilize etmek icin, amerikalilar, pkk militan kadrosunu tekrar aktif hale getirmek istiyorlar.

*****

bunlar verschwörungs teori olarak görülmesin..daha önce ayni seyleri yaptirdi yabancilar...

ve abdullah öcalan, bu tür taktikleri, kendi kafasi ile bulabilecek kapasitede bir adam degil...

TSfalcon
16.07.05, 23:34
pkk nin yeni vazifesi baska...

yoksa, ne diye , simdi yeniden eyleme baslasinlar ki..EU ya giremezsek, bundan en büyük zarari pkk görür..ama buna ragmen, bizi EU konusunda köseye atacak isler yapiyorlar

aslinda meclise pkk yanlisi partisi girsin pkk nin istedigi olur niyemi para yardimi eder o parti.

bence yeniden eyleme baslama sevepi eu onlarin arkasinda sayilir
ve önümüzdeki günler eyleme iyce baslarlar daha baslamadilar tam
su an bekliyorlar apo cikacakmi diye.

eu konusunda bizi köseye atsinlar bugün vürmayan yarin vurur ve bizde vuramayiz eu yüzünden.
pkk lilar su an eu dan haber bekliyorlar ister kötü haber olsun ister iyi ister apo ciksin yarin yine vuracak pkk bizi.

cikmaliyim bizum laz takimi oynay trabzon :D

dertli4u
17.07.05, 22:12
delil karakocan tarindan aciklanan yöntemler.




Amacın gerçekleşmesi önünde, irade zayıflatıcı yada "güç parçalayıcı" bazı etkenler vardır. Bu etkenlerin görülmesi ve buna uygun pozisyon alınması başarı için gerekli bir diğer koşuldur.

aliyorlar zaten..yavas yavas, pkk ve apoya itiraz edenleri öldürmeye basladilar..en son dün, viyanada, bir "kendi hainlerini" daha öldürdüler.




Birincisi, şiddete, süren çatışma ve savaşa karşı tutumdur. Kürt demokrasi örgütlülüğü, öncelikle savaşa karşı tavrını, neresinde durduğunu ve nasıl bir politika izleyeceğini belirlemek durumundadır.

son bombalama ve saldiri olaylari ile, nerede durmak istediklerini belli ettiler.


İkincisi; Öcalan konusudur. Başta Avrupa, belli güç merkezlerinin "Öcalan'la aranıza mesafe koyun" ya da "Öcalansız yürüyün" dayatmaları olduğu biliniyor. Bu politika bugün çok daha netleşmiş ve oturmuştur. Kürt demokrasi güçleri Öcalan konusunda netleşmeli ve bunu deklere etmelidir.


son günlerde, her tarafta apo posterleri ile imza toplamalari ve apo sloganlari, meydani apo karsitlarina birakmamak icin yapiliyor.


Üçüncüsü; milliyetçilik ve Güney'de şekillenmeye başlayan oluşumlara ilişkin görüş/yaklaşım belirleme zorunluluğudur. Bu alandaki politikasızlık ya da parçalı duruş, bir "zayıflık" olarak algılanmakta ve zorlamaktadır.

türkiyede, tekrar gündeme gelen türk milliyetciligi, apocularin/pkk nin huzurunu kacirmis durumda...ayrica, kuzey irakta yani burada güneyde dedigi yerde, pkk siz olusumlar meydana geliyor..pkk, diger guruplardan dislaniyor..buna care ariyorlar.


Dördüncüsü; Türkiyelileşme stratejisi ve bu strateji içinde Demokratik Toplum Hareketi'nin nerede durması gerektiğinin belirlenmesidir. Bu biçimiyle kalması ya da yürütülmesi bir diğer "zayıflık" olarak algılanmaktadır. Beşincisi; yine Avrupa ve ilişkili çevrelerce desteklenen, "üçüncü ses"e ilişkin tanımlama yapma zorunluluğudur.


son dönemlerde, DTH ve aydinlarin bildirisi gibi konulari, kendi amaclari icin nasil kullanabilirler , bunun imkanlarini arastiriyorlar.ücüncü ses dedikleri, pkk nin devreden cikartilmasidir.

ayrica, türkiyelilesme stratejisinin sonucta pkk ya zararli oldugunu anlamislar..cünkü, dogudaki vatandas "madem, türkiye partisi olacagiz ve demokratik devletin icinde yer lacagiz, öyleyse niye halen ayrimcilik yapiyoruz..silaha sariliyoruz" sorusunu sormaya baslamis.



Beşincisi; demokratik eylem kimliği ve niteliğini belirlemesi, genel amaca ve sürece uygun yeni bir demokratik eylem (hareket) anlayışının geliştirilmesi gerektiğidir.

bu konuda da ne yapacaklarini sasirdilar..demokratik eylem diyorlar..ama nasil olacak bu?..silah kullanmadan nasil halki zorla kendi yanlarina cekecekler?..zaten, türkiyede gittikce gelisen demokratik ortam, pkk yi lüzumsuz hale getiriyor..halk, isinde gücünde..diyarbakirda acilan alisveris merkezleri, diskotekler, bistrolar vs. tika basa dolu..bu insanlari, nasil birdaha eyleme sevkedecekler, bunun tartismasini yapiyorlar...

dertli4u
17.07.05, 23:42
İşte Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal'in yazısı,cok enteresan...günlerdir anlatmaya calistigimiz seyleri yazmis...

*******

Öğretmenlikti mesleği. PKK'dan on yıl hapis yatmıştı. HADEP'in genel başkan yardımcılığında bulunmuş, Apo ve PKK'ya karşı çıkmaya başlamış, silahlı mücadelenin çıkmaz yol olduğunu savunmuştu. Kürt siyasetinde adı duyuluyor, tabanda etkili oluyordu.

Diyarbakır'da öldürüldü.

PKK'da toplanıyor şüpheler.

Dün Hikmet Fidan'ın yakınları ve Kürt siyasetinin önde gelen bazı isimleriyle görüştüm.
*
İşte anlattıklarının özeti:
"Hikmet Fidan on yıl hapis yattı PKK'dan. PKK'ya ilişkin görüşü içeride farklılaşmıştı. 1991 genel seçimlerinde İzmir'den bağımsız aday oldu. 1992 ile 2000 yılları arasında, PKK'nın partiler üzerindeki (HEP'i, DEP'i, DEHAP'ı vs. kastediyor - HC) sultasına karşı çıktı. 2002'de bu açıdan tavır geliştirdi.
Parti içi demokrasi istedi.
Parti komiserleri vardı PKK'dan.... Genel Başkan Murat Bozlak bile önceden bilmiyordu, hangi ilden milletvekili adayı gösterileceğini...

Sonra Apo, İmralı'dan başlattı Demokratik Toplum Hareketi'ni. Hikmet Fidan, 'Gerçekten demokratik olursa, içinde yer alırız, yoksa yokuz' dedi.

Bir yandan demokratik yapı dediler, öbür yandan eski hamam eski tas yine... Hikmet, 'Bu eski zihniyetle çalışamayız' dedi. 'Bu hareket de eskiyi andırıyor' dedi. Bunun üzerine ölüm tehditleri almaya başladı hem Hikmet, hem de onun gibi düşünenler...

Kandil'de, HADEP'te bir çeteleşme var, bunu yazın bir tarafa...

Kızıltepe'deydi. Demokratik Toplum Hareketi'ni eleştirmişti orada da... Cep telefonuyla çağırdılar. Diyarbakır'da otelde kaldı. Çağrıldığı adresin, bir apartmanın önünde sabah vakti susturucuyla öldürüldü.

Hikmet'in şahsında Kürt aydınları korkutulmak istendi. Ertesi sabah morgun önünde tek bir arkadaşı bile yoktu Diyarbakır'da...
Gelmeye korktular çünkü...
Katillerin bulunması lazım.

Ama kınayamıyorlar bile...

Leyla Zana'yla Orhan Doğan İzmir'de Hikmet'in evine taziyeye geldiler, doğru dürüst kınayamadılar bile...
Hikmet, Kürt siyasetinin demokratik, şeffaf olmasından yanaydı. Silahlı mücadeleye karşı çıkıyordu.

Bakın herkes tedirgin. Ahmet Türk de, kimileri de PKK'ya karşı açık tavır geliştiremiyorlar.
PKK korkusu!
Bu korku nasıl kırılacak?

Tabanda öfke gelişiyor PKK'ya karşı. Sokaktaki insan silah sesi duymak istemiyor artık.

PKK'nın kamplarını, ana karargâhlarını bilirim. 200-300-400 silahlı kişi. Bir komutan, artık 50'sine geliyor. Bir eli yağda, bir eli balda. Dağ yaşantısı onun için bir hayat tarzı haline gelmiş... Arada bir silah patlatmak zorunda. Çünkü silahlar tümüyle sussa, dağdan inseler, bütün ayrıcalıklığını kaybedecek.


Bizim yakınlarımız var Kuzey Irak'ta, PKK'dan ayrılıp oralarda yaşayan... Hükümet inisiyatifi eline alsa, ciddi bir af girişimi gerçekleştirse, emin olun,

PKK'dan kopup dağdan inecek çok insan var. PKK emin olun bundan korkuyor.

Taziye defteri açtık İzmir'de, ailesinin evinde Hikmet Fidan'ın. Doğru dürüst kınayamadı Demokratik Toplum Hareketi'nin liderliği. Genel geçer şeyler söylemekle yetindiler. Bir tek Ahmet Türk sert konuşacağını söyledi, ona da 'Bizi temsilen konuşamazsın!' diyebildiler.

İsmail Beşikçi, 'Bunun adı konulmalıdır' dedi Hikmet Fidan cinayeti için... Biliyorsunuz, Beşikçi, Apo'nun İmralı'ya konmasından sonra bir tek cümle etmişti, o kadar:
'İhanete uğradım!'
Sonra sustu, bir daha konuşmadı Beşikçi.

Silahtan en çok yine Kürtler zarar görür çünkü, geçmişte olduğu gibi... Yine onlar evlerinden, köylerinden olurlar. Yazık değil mi?

Tarih yazacaktır, Apo'nun bir Pol Pot olduğunu...[asyadaki diktatör, yüzbinlerce insani öldürdü]

Bir başkası, Diyarbakır'dan telefonla alıyor sözü:
"Bugünlerde benim büroya sürekli geliyor Kürt aydınları. Hepsi tedirgin, yahu ne oluyor diye... Hikmet Fidan cinayeti herkesi çok sarsmış durumda! Bakın, bir zamanlar PKK'yı Hafız Esad kullanmıştı, şimdi de Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda yürümesini istemeyenler kullanıyor."

TSfalcon
18.07.05, 00:30
dertli aslinda bu öldürülen pkk dan ayrilan sahisleri hic bir pkk yandasi takmaz cünkü onlara göre hain sayiliyor, diyelim dehap dan ayrilan öldürüldü ve bazilari oh cekti hain olsün diye.yani bu dür haberlere pkk nin tarafinda olan kürtleri ilgilendirmez onlara göre hain :D :D

yanlis yazdiysam düzeltin biz türküz birbirimize fikir olarak yardim edelim :rolleyes:

dertli4u
18.07.05, 00:40
dertli aslinda bu öldürülen pkk dan ayrilan sahisleri hic bir pkk yandasi takmaz cünkü onlara göre hain sayiliyor, diyelim dehap dan ayrilan öldürüldü ve bazilari oh cekti hain olsün diye.yani bu dür haberlere pkk nin tarafinda olan kürtleri ilgilendirmez onlara göre hain :D :D

yanlis yazdiysam düzeltin biz türküz birbirimize fikir olarak yardim edelim :rolleyes:



onlarin hain olarak adlandirildiklari icin, digerlerinin oh cekecegi dogru..ne anlatmak istedigini iyi anliyorum....

ama bu hainlerin sayisi az degil..zaten, kendini türk ulusunun bir ferdi olarak hisseden cok sayida insana, ayni gözle bakiyorlar.bu eskiden de böyleydi, gelecekte de böyle olacak...

esas dikkat edilmesi gereken, daha gecmiste neler yasandigini bilemiyecek yasda olan, genc kesimin tutumu...maalesef, türkiye ve türklük düsmanligi. dogulu gencler arasinda gelisiyor..ama diger yandan da, gelisen dünyanin, medeni yasantisini da taniyan bu genclerin, pkk gibi "feodal" bir vahset örgütünün pesine takilmalari önlenmelidir..nitekim bu konuda bazi gelismeler var..ve genclik icinden de , pkk ve feodaliteye karsi cikmalar basladi..

kardesim

biz bir devletiz..bu devletin adi Türkiye Cumhuriyetidir..eline silah alip vatanina ihanet etmek isteyene cezasini verirsin...sokakta bulmadik bu devleti...

dertli4u
22.04.06, 01:16
"Güneydoğu ateşi" yeniden yükselmiş durumda.

İlginç olan, bu deyimin tam 14 yıl önce kaleme alınan bir devlet raporunda geçiyor olması. Raporun yazarları 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın sözcüsü Büyükelçi Kaya Toperi ve başyaveri kurmay albay Aslan Güner, 10 sayfadan oluşan bu raporu Ocak 1992'de Özal'a sundu. Özal, "Kürt Sorunu-Güneydoğu Anadolu'daki Durum ve Çözüme Yardımcı Olabilecek Öneriler" başlığını taşıyan raporu dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş ve Başbakan Süleyman Demirel'e gönderdi.

Dört ay sonra, Mayıs 1992'de Özal'ın önüne ikinci bir rapor daha geldi. Bu rapor ise Özal'ın Anavatan'a kurucu, hükümetlerinde bakan yaptığı ve en yakınında tuttuğu kişilerden biri olan Adnan Kahveci'nin imzasını taşımaktaydı. Kahveci'nin 13 sayfalık raporu, "Kürt Sorunu Nasıl Çözülmez-Bir Çözüm Paketi Önerisi" başlığını taşımaktaydı. Ocak 1993'te Özal'ın önüne üçüncü bir metin daha geldi. Bu metin Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan emekli olduktan sonra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Orgeneral Kemal Yamak imzasını taşımaktaydı.

Her üç raporun ortak özelliği devletin terörün üzerine kararlı bir şekilde gitmesini belirtmelerine paralel olarak yeni açılımlar getirmesi.

Toperi ve Güner'in raporundaki şu iki tespit özellikle dikkat çekici: "Bu meseleye bir çözüm bulamazsak, büyük hatta orta devlet olma şansımızı kaybetme ihtimali mevcut olduğu gibi, zayıf ve perişan hale gelmemiz de muhtemeldir. Terörle mücadele ediyoruz derken, halkın ciddi şekilde rahatsız edildiği, hırpalandığı, hatta küstürüldüğü göz önünde bulundurulmalıdır."

Raporda "Güneydoğu ateşi" olarak tanımlanan sorunun devletin akılcı adımları ile 5-10 yıl içinde söneceğinin öngörülmesi, bir diğer önemli tespit. Nitekim, 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra terörün sönmeye yüz tutmasıyla, bu öngörü doğru çıktı. Şüphesiz, bu ateşin neden yeniden alevlendiği, bugünün bir sorusu olarak karşımızda.

Adnan Kahveci'nin raporundaki en dikkat çekici kısımlardan biri ise şöyle: "Kürt meselesinde önemli olan tek şey, kendini Kürt kökenli olarak görenlerin aynı zamanda kendilerini Türkiye Cumhuriyeti'nin birinci sınıf vatandaşı olarak hissetmeleridir." Kahveci, "Çözüm var mıdır?" sorusunu ortaya attıktan sonra şöyle devam ediyor: "Çözüm vardır. Ama uygulaması siyasi otoritenin tam olarak etkinliğini göstermesine bağlıdır. İlk iş olarak Türk toplumunun şunu kabul etmesi gerekir. Demokratikleşme ne kadar olursa olsun bölücü terör durmayacaktır. Bakın bu hakkı verdik ama terör durmadı tezi ile demokratikleşmeye bakmamamız gerekir. Kürtçe ile ilgili yasak kalkınca bölücü terörün duracağını zannedenler de aynı yanlış içinde idiler." Kahveci'ye göre, Kürt meselesine Türkiye'ye özgü bir çözüm paketi üretmenin ön şartı, geçmişteki olaylardan dolayı şartlanmamaktı. Ama Kahveci de tıpkı Turgut Özal gibi, anti-terör yasalarının da etkin bir şekilde uygulanması gerektiğini belirtmekteydi.

Silahlı Kuvvetler'de ana ekolün temsilcilerinden kabul edilen Orgeneral Kamal Yamak'ın raporundaki şu soru, bugün de geçerliğini tamamen sürdüren bir olgu: "İki yüzyıla yakın bir süredir fasılalarla meydana gelen bu olaylarda bölgeyle ilgili olarak takip edilen politika, yapılan planlama ve uygulama doğru ise neden bu sonuca ulaşılmıştır?" Raporun yazarı Orgeneral Yamak'ın bu süreçte, 1987-89 arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapmış olması bu metni daha da önemli kılıyor.

Her üç raporun da çok çarpıcı ayrıntılarına geçmeden önce devletin bu metinlerle esaslı olarak çözüm peşinde olduğu 1992-93 dönemi ile günümüzün bir karşılaştırmasını yapmak gerekiyor. Bir kere günümüzdeki tablo, kıyas kabul etmeyecek biçimde devletin lehine. Örneğin o dönemde Öcalan Şam ve Beyrut'taydı, yani devletin elinde değildi. Öte yandan 29 Mart günü Diyarbakır'da başlayan olaylar PKK'nın yeni bir başkaldırı provası olarak kabul edilse bile, 1992 nevruzunda Şırnak ve Cizre’de yaşanan olayların yanında çok küçük kalır.

Gözardı edilemeyecek bir diğer olgu, bugün yürütülmekte olan "Öcalan irademizdir" imza kampanyası ile Öcalan'ı Kürt siyasi hareketinin meşru lideri yapma girişimlerinin de, bu çevrelerin istediği biçimde sonuç vermemesi. Öncelikle halen yasal zeminde siyaset yaptıkları kabul edilen Kürt kökenli siyasetçilerin çoğu bu girişimi sıcak karşılamıyor. Nitekim 1992 şartlarında olmayacak kadar, Öcalan aleyhine seslerini yükseltenler var. Aksiyon'a açıklamalar yapan Ümit Fırat, Feridun Yazar, Tarık Ziya Ekinci bunlardan birkaçı. Feridun Yazar'ın "PKK derhal silah bırakmalı" açıklamasını, 1992-93'te Kürt kökenli bir siyasetçiden duymak hemen hemen imkansızdı.

Ancak bugün Güneydoğu'da bazı şeylerin ters gittiği de bir gerçek. Örneğin 1992'de İstanbul'da Harbiye Orduevi'nde Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile görüşen Celal Talabani ve Mesut Barzani, "Kuzey Irak Kürtleri olarak Türkiye'ye bağlanmaya karar verdik." demekteydi. Oysa bugün devletin endişesi, Barzani yönetimindeki Kuzey Irak'ın Güneydoğu için giderek bir cazibe merkezi haline gelmesi. Nitekim Şemdinli olayını araştırmak üzere kurulan Meclis Komisyonu'nun hazırladığı taslak raporda, bu endişe şöyle yer alıyor:

"Kuzey Irak'taki yeni yapılanma nedeniyle Barzani yönetiminin, kaçakçılık olaylarıyla ilgili olarak karşı tarafta hiç sorun çıkartmadığı, Şemdinli bölgesindeki bazı aşiretlerin mensuplarına Kuzey Irak kimliği verildiği, çok sayıda kişinin seçimlerde oy vermek için Kuzey Irak'a gittiği, bölgedeki gençlerden Türkiye'deki üniversiteleri kazanamayanların Kuzey Irak'ta Barzani kontrolündeki üniversitelere gittikleri ifade edilmektedir. Hakkari bölgesinde yapılan bazı düğünlerde Barzani adına takılar takıldığının istihbar edildiği, Barzani oluşumu ile Hakkari bölgesinde bazı aşiretler arasında akrabalık ve tarihsel bağlar ile kimi yöre insanına sağladığı imkanlar nedeniyle gittikçe artan yoğunlukta sosyal ve politik ilişkilerin geliştiği, Kuzey Irak bölgesinin bu bölge ile sınırı olan bazı yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarımız için cazibe merkezi haline geldiği, bu durumun önüne geçilmemesi halinde önümüzdeki süreçte çok daha olumsuz tablo ile karşılaşılabileceği, PKK terör örgütünden daha büyük ve organize bir güçle mücadele edilmesinin kaçınılmaz olacağı değerlendirilmektedir."

(devam edecek)

dertli4u
22.04.06, 01:34
(Devam)

Şüphesiz, Güneydoğu ateşinin bundan sonra nasıl bir seyir izleyeceği AK Parti hükümetinin tutumuna bağlı.

1993'te bu dokümanları üreten Özal, hükümet başkanı olmamasına rağmen, cumhurbaşkanı olarak kendi inisiyatifi ile bir çözüm arayışındaydı."Kürt meselesini mutlaka çözeceğim. Bu, benim milletime yapacağım son hizmetim olacaktır.Kürt vatandaşların çoğunun Batı illerinde yaşadığını belirtip, "Otonomi veya özerklik olmaz, Referandum yapılsa yüzde 85'i Türkiye'den ayrılmaz." dedi.

Kürt nüfusun nasıl bütün Türkiye ile entegre olduğu, Toperi-Güner raporuna şöyle yansıyor: "Elimizde kesin rakamlar mevcut olmamakla beraber, etnik olarak Kürt denilen nüfusun muhtemelen yüzde 60'ı Ankara ve batısında yaşamaktadır." Nitekim, Ümit Fırat bu entegrasyonu anlatırken Kürtlerin bin yıldır Türklerle birlikte aynı devletin tebası ve vatandaşı olduklarını vurguluyor. Feridun Yazar'ın "Yüzde 50 Kürdüm, yüzde 50 Türk" sözleri de aynı mahiyette. Çünkü, Amerikalı Ortadoğu uzmanı Graham Fuller'ın deyimiyle, dünyada Türkiye'ye entegre olan Kürtler kadar, ülke geneliyle entegre olmuş başka bir etnik grup göstermek çok zor.

Şimdi AK Parti iktidarı bir çözüm iradesi oluşturma peşinde. Erdoğan da "Doğu'nun makus talihini yeneceğiz." diyen ve GAP projesine büyük önem veren Özal gibi, bölgenin ekonomik ihtiyaçlarına önem veriyor. Örneğin yılın neredeyse 11 ayında dünya ile irtibatı kesilen Van'ın Bahçesaray ilçesi, bu dönemde yapılan yol sayesinde bu dertten kurtuldu. Erdoğan, Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk'e randevu vermese de, Meclis'te Doğulu milletvekilleri ile görüşmesinde af konusunu dile getiren bir milletvekilini, "Ahmet Türk ağzıyla konuşma." deyip uyarsa da daha önce Tunceli ve Diyarbakır Belediye Başkanları ile Başbakanlık'ta görüştü. O yüzden, Orgeneral Kemal Yamak'ın deyimiyle sorunu çözecek devlet çapındaki tedbirler için önümüzdeki günlerde Ankara'da atılacak adımlara bakmak gerekiyor.

“GÜNEYDOĞU ATEŞİ” TANIMLAMASI
Toperi-Güner raporunda siyasi, sosyal, ekonomik ve kanlı terör boyutları hakkindaki diğer değerlendirmeler ise şöyle: "Meselenin bu şekilde sürüp gitmesi, ister bölgede, ister batıda yaşayan, ülkemizde Kürt etnik kimliği olmakla beraber, kendilerini Türkiye Cumhuriyeti'nin sadık ve sağlam vatandaşı addedenlerde de bir kırgınlık, endişe ve hassasiyeti yaratmaktadır.

Bugün ülkemizde bir Kürt Milliyetçiliği kavramının her geçen gün daha büyük bir kesimce benimsendiğini ve mevcudiyetini kabul etmek gerekir. Bunun planlı bir şekilde geliştiğini ve geliştirildiğini görmekteyiz. Gerek yurtiçinde, gerek yurtdışında mevcut bazı kurum ve kişilerin bu konuda yoğun çaba harcadıkları bilinmektedir… Karşılaştığımız sorunun basit bir terör olgusunun çok ötesinde olduğu aşikardır. Bu itibarla çözümleri kısa-orta vade ile orta-uzun vadeli çözümler olarak düşünmek, ayrıca terörle mücadele için yapılacaklarla, bölge halkıyla ilişkilerde hareket tarzını ayırmak gerekmektedir…

Bu mesele ile ilgili her şey tarafsız, önyargısız bir şekilde açıkça ve serbestçe tartışılmalıdır.

Gerek dünyadaki son oluşumlar sonucu ortaya çıkan etnik milliyetçilik anlayışının etkisi, gerekse Türkiye'nin yakaladığı tarihi büyüme fırsatını engellemek isteyen dış güçlerin teşvik ve desteği ile bugünkü ciddi boyutlarına ulaşan Güneydoğu ateşi, eğer bir yanlış yapılmazsa, acele ve fevri davranılmaz, soğukkanlılık kaybedilmez ise 5-10 yıl içinde milliyetçilik akımının şiddetini kaybetmesi ve dış desteğin azalması sonucu kendiliğinden hafifleyerek sönecektir.”

"Demokratik açılımlar" öngören rapordaki bir diğer çarpıcı boyut, devletin terörün üzerinde kararlı ve eksiksiz bir şekilde gitmesini öngören tedbirlere de yer vermesi. Nitekim 50 bin kişiden oluşan ve bölgede en az beş yıl görev yapacak bir özel kuvvetin kurulması buna örnek gösterilebilir. O dönemde özel harekât polisleri ve Genelkurmay'a bağlı özel kuvvetlerle bu teklif fiilen uygulandı. Raporda belirtilen 50 civarında Scorsky ve Kobra helikopteri alınması da o dönemde kısmen uygulandı.

İşte o rapordan bölümler: "Özellikle 1800'lerden zamanımıza kadar Osmanlı İmparatorluğu döneminde 12; Türkiye Cumhuriyeti döneminde üçü ciddi olmak üzere 25 olayın vuku bulduğu bu bölgemizde asırlardır birlikte yaşadığımız, bu toprakları birlikte vatan yaptığımız, birlikte kurduğumuz cumhuriyetin eşit haklarla vatandaşı olduğumuz bölge halkımız içinde neden bu olaylar devam etmektedir?...

ÜZÜCÜ GERÇEKLER
“Bugün yirmi senedir Kıbrıs'ta alınamayan eşitlik hakları; Bosna-Hersek'te aranan haklar ve benzer ülkelerde uğruna mücadele edilen bu değer ölçülerinden ve ülkemizdeki eşit vatandaşlık haklarından, birlikte ve iç içe yaşamanın oluşturduğu ortak değerlerden hangisi bu bölgemizde yoktur? Öyle ise aranan nedir, sadece söndürülmesi en zor olan milliyetçilik duyguları mıdır? Bunları enine boyuna inceleyerek, açık-gizli,sebep ve saikler ne ise gerçek, acı ve üzücü de olsa, ortaya koymak ve tedbirler paketini bu sebepleri ele alarak oluşturmak, yapılabilecekleri yaparak, yapılamayacakların nedenlerini açıkça ortaya koyarak, sonuçları olumlu yönde etkileyecek bir uygulamayı esas almak daha doğru ve etkili olamaz mı?..

“Bu mücadelenin sadece asker ve güvenlik güçleriyle yapılması hem yetersiz, hem noksan, hem de yanlış bir uygulamadır. Kalıcı, devamlı ve bölgenin bütününü kapsayan sonuçlarla boğuşmak yerine, sebepleri de yok ederek sonuca ulaşacak devlet çapındaki tedbirlere ihtiyaç olduğu kabul edilmelidir."

ADNAN KAHVECİ’NİN RAPORU: KÜRT SORUNU NASIL ÇÖZÜLMEZ?
ANAP'tan siyasete girip maliye bakanı olan Kahveci'nin hazırlayıp Özal'a sunduğu rapordan önemli bazı bölümler şöyle: "Sorun şimdiye kadar niçin çözülememiştir? Çözülememesinde en önemli husus Türkiye'nin bunu çözecek demokratik olgunluğa erişememesidir…

“Şırnak'ta, Cizre'de bir Nevruz bayramı bahanesiyle 80-90 kişi ölüyorsa, Türkiye çok büyük sorunlara gebedir… Teşhislerim ve çözümlerim, toplumun büyük çoğunluğunun tepkisini çekse de, anlaşılamasam da, bu görevi yapmak mecburiyetindeyim. Çünkü herkes korkup sessiz kalırsa, Türkiye felakete doğru gidecektir...

“Türkiye'de Kürt sorunu son otuz yılda, 1920-30'lu yıllarından çok farklı bir mecraya girmiştir. Kürt meselesinde önemli olan tek şey, kendini Kürt kökenli olarak görenlerin aynı zamanda kendilerini Türkiye cumhuriyeti'nin birinci sınıf vatandaşı olarak hissetmeleridir… Bugün yapılan en büyük yanlış, bölücü terör ile demokratikleşmeyi birbiriyle ilişkilendirmektir…

Bölücü terör var diye bazı sorunları çözmekte inatlaşmamalıyız. Bir sorunu çözebilmek için öncelikle onu iyi analiz etmek gerekir… Bu durum Türkiye'de demokrasiye ufuklar açmakla kalmayıp, PKK gibi terör örgütlerine olan halk desteğinin de ortadan kalkmasına yol açacaktır. Demokratik bir ortamda hiçbir Kürdün ayrı bir devlet kurma fikri gerçekçi olamayacaktır…

BÖLÜNME ENDİŞESİ YERSİZ
Bölünmenin önündeki en önemli engel, Batının Doğuyu sübvanse etmesi, desteklemesidir. Batı pazarı olmasa, Doğudaki hiçbir fabrika işleyemez. Bölünme endişesi taşıyanlar bu endişelerinde yersizdirler… Ancak zengin bir Türkiye GAP'ı bitirebilir. Doğu ve Güneydoğu'ya GAP çok büyük bir zenginlik getirecektir. Bunu da ancak birlik içinde olan bir Türkiye gerçekleştirebilir…

“Bölücü terörü azaltmanın yolu anti terör yasalarını etkin bir şekilde, Almanya'nın ve İtalya'nın işlettiği şekilde işletmektir. Ama anti terör yasaları Avrupa ülkelerinin işlettiği şekilde çalıştırılırken; demokratikleşmede Avrupa düzeyine çıkmamız gerekir… Çare daha fazla demokrasidir.


**************

Bu haber Aksiyonda cikti.Aksiyon "iyi haber alan kaynaklara" sahiptir.