PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : "TÜRKIYE'DE FARKLI OLMAK" oder "fundamental problems of purposive sampling"



TomBac
23.12.08, 23:51
"TÜRKIYE'DE FARKLI OLMAK" oder
"fundamental problems of purposive sampling"


Anadolu’da ‘farklı’ olmanın bedeli


19/12/2008
‘Türkiye’de farklı olmak’ araştırmasına göre Anadolu’da ‘laiklik’ zor: Kokteyllerde içki ayrı odada içiliyor, pantolonlu kadını komşuları uyarıyor...

İSTANBUL - ‘Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler’ araştırması, Anadolu’nun ünlü ‘hoşgörüsü’nün sözde kaldığını ortaya koydu. ‘Mahalle baskısı’nın örneklerle anlatıldığı araştırmaya göre büyük kentlerde dışlandığını söyleyen başı kapalı kadınlara karşı Anadolu kentlerinde açık gezen kadınlar tepki çekiyor. Ramazanda yiyip içmek hâlâ çok zor, ev arayan öğrencilere ‘Namaz kılar mısın?’ diye soruluyor, otobüste Türkçe bilmeyen akrabalarından telefon gelen gençler, Kürtçe konuşmamak için tek laf etmeden telefonu kapatıyor, Alevilik’le ilgili ‘yanlış bilinenler’ hâlâ nesilden nesile aktarılıyor.
Gazeteciler İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener, Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi ve Açık Toplum Enstitüsü desteğiyle ‘Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler’ konulu bir araştırma yaptı. Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın proje sorumluluğunu yaptığı araştırma Erzurum, Kayseri, Konya, Malatya, Sivas, Batman, Trabzon, Denizli, Aydın, Eskişehir, Adapazarı ve Balıkesir olmak üzere 12 ilde ve İstanbul’un Sultanbeyli ile Bağcılar semtlerinde gerçekleştirildi. Araştırma için 401 kişiyle derinlemesine mülakat yapıldı. Görüşme yapılacak kurumlar CHP il örgütleri, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Eğitim Sen, Eğitim İş, Pir Sultan Abdal Dernekleri, Hacı Bektaşi Veli Dernekleri, Cem Vakfı, yerel medya kuruluşları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri, kadın kuruluşları, Ticaret ve Sanayi Odaları, hastaneler ve Tabip Odaları olarak belirlendi. Öğretmenevleri, Alevi mahalleleri, kadınların örgütlendiği sanat evleri, türkü evleri gibi pek çok yerde görüşmeler yapıldı.

Din ve muhafazakârlık baskısı
Amaç küçük Anadolu kentlerindeki farklı kimlik ve yaşam tercihi olan kişilerin ‘din ve muhafazakârlıktan’ kaynaklanan baskı ve ‘ötekileştirme’yle karşı karşıya kalıp kalmadıklarını saptamaktı. İslami hayat tarzını seçmiş olanların karşılaştıkları baskı kamuoyunda tartışıldığı ve birçok araştırma yapıldığı için ‘laiklere karşı ayrımcılık’ incelendi.
Sonuçlar yaşam tercihlerinden kaynaklanan toplumsal baskıyı, ramazanda kamusal alanda yaşanan sorunları, Aleviler ve Hıristiyanların karşılaştığı ayrımcılığı çarpıcı örneklerle ortaya koydu. Bu arada çalışmanın tüm Türkiye nüfusunu temsil niteliğine sahip olmayan bir örneklemle yürütüldüğü ve genellenemeyeceği de vurgulandı.


Kot üstüne kazak hayal

* Kayseri’de bir kadın derneği üyesi, yeni taşındığı apartmanda komşu kadınlardan ‘pantolon giymenin kendisine hiç yakışmadığı’ tepkisini aldı. Pek çok kez Kayseri’deki kapalı kadınların pantolon giyen kadınlara ‘hatlarınız belli oluyor, bizim erkeklerimiz tahrik oluyor’ dediklerini duymuştu.

* Adapazarı’nda bir kadın, arkadaşının ev eşyası satan bir firmanın tanıtım toplantısına katıldığını, salonda kendi dışında başı açık tek bir kadın olduğunu, salondaki bir kadının ‘Başı açıklara ölüm’ diye bağırdığını anlattı.

* Erzurum’da genç bir kadın: “Erzurum’da diz üstü etek, askılı bluz zor görürsünüz. Hanımlar özellikle basen bölgesini mutlaka kapatma ihtiyacı hissediyor. Ten rengi çorap giyemiyor. Kent dışından gelen öğrenci arkadaşlarımız bile, bir süre sonra bakıyorlar ki, fark etmeden kol boyu uzamış. Kot pantolon üzerine mümkün değil bir kazak giyemezsiniz. Pardösü giymek zorundasın. Yoksa ayıplanır.”

* Batman’da bir kadın kuruluşundaki görevli iki yıl önce bir genç kızın gittiği düğünde pantolon giydiği için öldürüldüğünü anlattı.

* Denizli’deki bir kadın öğretmen içkili mekânların kent dışına taşınmasını eleştirdiği, öğrencilere cihat çağrısı yapan kitap dağıtılmasını ortaya çıkardığı için tehdit edildiğini anlattı.

* Malatya’da ADD yetkilisi, verdikleri içkili kokteyllere kentteki devlet görevlilerini de davet ettiklerini ancak eskiden içki bardaklarını garsonlar dolaştırırken şimdilerde içki masasının bir başka odaya konulduğunu, kimi davetlilerin içki olduğunu görünce cin çarpmış gibi geri döndüklerini anlattı.


Alevi gençlere ilk soru ‘mum söndü’

* Aydın’da başka kentlerden okumaya gelen Alevi gençler, bir Alevi kadına üniversitede tanıştıkları arkadaşlarının kendilerine ilk sordukları sorunun ‘mum söndü’ olduğunu söyledi.

* Sivas’ta CHP il örgütünde etkin bir Alevi, Sivas’ın ileri gelen devlet adamlarını köyüne iftar yemeğine çağırmış, ancak hiçbiri gelmemişti. Niye gelmediklerini şöyle cevapladı: “Çünkü Alevilerin kestiği yenmez.”

* Sultanbeyli’de liseli Alevi bir genç kız okulda kimseye Alevi olduğunu söylemediğini anlattı. Bir sınıf arkadaşı kendisine “Tokatlıyım ama Alevi değilim” demiş. Bu açıklamayı yapma nedeni: “Aleviler gibi olmak istemem. Oruç tutmuyor, namaz kılmıyor, abdest almıyor, mum söndü yapıyorlarmış.”

* Sultanbeyli’deki bir kişi Sünni bir kadının başka bir kadına ‘Bunlar Alevi, Kızılbaş. Ekmeğe tükürüp sana öyle verirler’ dediğini duyduğunu anlattı.

* Sivas’ta Hacı Bektaşi Veli Derneği’nden bir yetkili çocukluğunda yaşlı Alevilerin sakalına katran sürüldüğünü ve arkalarına teneke bağlandığını unutamadığını söyledi.

* Erzurum’da ‘Haydar’ adlı esnaf, ismi Alevilere has olduğu için Sünnilerin kendisinden alışveriş yapmadığını söyledi.


Kayseri’de küpeli olmak

* Kayseri’de bir türkü evindeki erkek öğrencilerden biri uzun saçlarını kestirmiş, küpesini çıkartmıştı. Yolda karşılaştığı kişilerin kendisini durdurup ‘Ulan annene benzeyeceğine, babana benze’ dediğini söyledi.

*Erzurumlu bir üniversiteli renkli tişörtler giydiği için mahallesindeki gençler tarafından tartaklanmıştı.

* Malatya’da Atatürkçü Düşünce Derneği Üyesi bir kişi anlattı: “Dergi çıkaracağız, reklam alıyoruz. Esnaf bize ‘Tamam size para verelim ama reklamımızı koymayın’ diyor. Bizim dergide isimleri görünürse dışarıdan gelecek tepkilerden korkuyorlar.”


‘Abla, eziverirler...’

* Adapazarı Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi bir kadın, bir polisin kendisine ‘Abla yeşil ışıkta karşıya geçerken bile dikkat et, eziverirler, sonra da kaza süsü verirler’ dediğini anlattı.


Kiraya ‘oruç zammı’

* Erzurum’da CHP il yönetiminden bir kadın Atatürk Üniversitesi öğrencisi Sivaslı bir gence üniversitedeki ülkücüler tarafından dayak atıldığını ve ‘Hem Sivaslısın, hem Alevisin, hem de solcusun, başta alternatifin yok yiyeceksin bu dayağı’ dediklerini söyledi.

* Adapazarı’nda erkek bir üniversite öğrencisi aynı evde birlikte kaldığı arkadaşlarıyla balkonda yemek yerken kapıya polis gelmiş, haklarında şikâyet olduğunu bildir mi! Şikâyet konusuysa balkonda şortla oturmalarıydı. Şikâyetçi karşı apartmanda oturan kadınlardı.

* Trabzon’da bir öğrenci ev tutarken ‘Namaz kılar mısın’, ‘Oruç tutar mısın’ diye sorulduğunu, bir arkadaşının ramazanda evde kola içerken ev sahibine yakalandıklarını, bunun üzerine o gün kiralarının artırıldığını anlattı.


Diyarbakırlı mı, hâşâ!

* Balıkesir’de bir kız öğrenci hastanede yaşadığı tartışmada kendisine hak veren etraftaki bir gencin, Diyarbakırlı olduğunu öğrenince ‘Hâşâ’ diyerek yanından ayrıldığını söyledi.

* Balıkesir’deki öğrenciler otobüste Türkçe bilmeyen yakınlarından telefon geldiğinde karşılarındakilerin yüzüne telefonu kapattıklarını, sonra arayıp izah ettiklerini belirtti.

*Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi arkadaşıyla gittiği bir internet kafede Kürtçe konuştukları için uyarıldıklarını, ‘diklenince’ dayak yediklerini anlattı. Arkadaşı, ertesi gün annesine telefonda “Kürtçe konuştum kafam delindi, artık dikkat ediyorum” dedi. (Radikal)Kaynak (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalDeta y&ArticleID=913396&Date=19.12.2008&CategoryID=77)

Hier (http://w10.gazetevatan.com/pics/Turkiyede_farkli_olmak.pdf) geht es zur Studie: "Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler".

yücel
24.12.08, 00:20
bu farkligigin farkina vardiysan,
devlet alt üst olunca, halk galeyana gelince, ekonomik durum berbat olunca ortaya cikar.
Yoksa, karni tok olan, ac maymun gibi oynamaz, oynattirmaz.

Ikincisi ve en önemlisine gelince. Bunu bir iki, on yirmi örneklerle mansete getirmeyle türk halkinin farklilik arayisinda oldugunu kanitlamaz. Ancak, Türkiyenin zor bir dönem gecirdigini gösterir, o da hangi bicimde, onu su an kimse kestiremez, ya da kendisine göre bicer durur.

kadirpasa
24.12.08, 00:40
su kürtce telefon görüsmelerine deyinmek istiyorum.

g.antep, adana(o bölgede dogup yetisdigim icin söylüyorum) gibi illerde bu sorun yok.

gecen yil ve bu sene,bir kac kez türkiyedeydim.
hanimin miras islemleri nedeniyle,afyon ve eskisehir de cesitli devlet dairelerinde islerimiz oldu.
eskisehir ve afyon valiliginde,muhtarlikta ve kadastro müdürlügünde sunlara sahit oldum.
bir kac vatandasimiz sirada veya bekleme salonunda, cok rahat ve uzun bir sekilde kürtce diliyle telefon görüsmelerini yapiyorlardi.
yani birakin sokagi filan,resmi dairelerde bunlar sorun degil.
istisna olan bazi vakalar bir genel aci olusturmaz herhalde.

TomBac
24.12.08, 00:48
bu farkligigin farkina vardiysan,
devlet alt üst olunca, halk galeyana gelince, ekonomik durum berbat olunca ortaya cikar.


Ja, das ist ein Faktor, den die Autoren übersehen oder als nicht erwähnenswert betrachten.
Die fehlende Kontextualisierung in der Studie ist doch beachtlich, oder?
Die Interviews wurden in der Zeit von 12/2007 bis 07/2008 durchgeführt; also in einer Zeit als man die Situation in der Türkei zurecht als "gergin" bezeichnen konnte und die Spaltung innerhalb der Gesellschaft deutlich spürbar war. Einige Phänomene sind vor diesem Hintergrund erklärbar.
Außerdem ist es doch interessant, dass man ein "purposive sample" auswählt und auf dieser Analysegrundlage eine Verallgemeinerung vornimmt. Ich finde auch das beachtlich und äußerst unwissenschaftlich; dies nennt man eine "unzulässige Generalisierung".

Dennoch gibt es einige Aussagen der Interview-Partner, die auf Probleme hindeuten, die "hier und da" auftreten. Und die Existenz dieser Probleme kann man nicht leugnen.

yücel
24.12.08, 01:00
bu haber aslinda bir nevi halk grublarini galeyana getirmek icin icerik bulundurmuyormu?

Bunu okuyan Alevi, Laikci, kürt, laz, asiri dinci simdi istedigi gibi örnek alabilir. Yakinlarini asilayip kendi cikari, kendi düsünceleriyle, bilgisizligiyle zehirliyip ortaya atip durur.

Basimiza gecmis zamanda yeterince isler cikti bunun yüzünden, habire ayni yanlislari yapmaktayiz, ya da zemin hazirliyoruz.
Memlekette Alevi belediye baskani olmasi icin, bin bir islere söz verir, basa gectikten sonra alevi mahallelerini restora eder, gerisini kenara birakir. Öteki sene sünni baskani alevi mahalleleri görmemezlikten gelir, onlardan bin bir ah alir. Bu böyle devam eder.
Yanliz bu durum memleketimde yanliz az bir orantida olan kisiler yüzünden ortaya saptanilir. Gerisi zaten isiyle gücüyle mesgul. Kanaatimce, bu zamanlari atlattikta, bir kac olaylar olmayi verirse, bende memnun olacagim. Ilk önce su PKK isi bitmesi gerek, ikincisi de su ermeni olayi ortadan kaldirilmasi lazim. Devlet bu konuda bir aciklamayla kendi görüsünü belli ettirip ona bunu sinyal vermemeli, tam tersi, bu konumun arkasinda kalmasi lazim. Bir cok konuda devlet sert bir sekilde taviz verdigi zaman, kimse agzini acip milletin acigini kullanamaz hale gelir. Su zamanlar bunu ben cok nadir görüyorum. Hos görü bir insan tabiyatina sahip oldugumuz halde, böyle durumlara düsmemizin sebebi, kendi etrafimiza sahip cikmamizdan kaynaklaniyor. Bu dogru bir tutum, yanliz, dogru ve yanlisi ayirt edebilmek gerek. Ermeni, kürt ü, alevi yi, sünniyi bir iki tutumdan veya olaylardan yükümlü bulmak dogru degil, ayirt edip, onlara sahip cikmak gerek. Bunu daha beceremiyoruz, bir cok konuda tecrübemizdenmi, yoksa korkumuzdan asiri tutumlara basvurdugumuz oluyor. Bizim medyada bu konuda bir cok yanlislara imza atmistir, atiyor halen. Basimizdakiler zaten eksik, yinede bir cok iyi gelismeleri görüyorum degil. Bir yandan kültürel degerlerimize sahiplenirken, öteki yandan modern bir kültür anlayisini hazmetmenin arayisindayiz herhalde. Haydi kolay gelsin derim.

TomBac
24.12.08, 01:23
Sorry, yücel, ich häng' noch bei "purposive sample". In den Interviews wurden Mitglieder von folgenden Institutionen befragt:
"CHP il örgütleri, Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Eğitim-Sen, Eğitim-İş, Pir Sultan Abdal Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Dernekleri, Cem Vakfı, yerel medya kuruluşları, üniversiteler, öğrenci kulüpleri, kadın kuruluşları, Ticaret ve Sanayi Odaları, hastaneler ve Tabip Odaları" aus "Erzurum, Kayseri, Konya, Malatya, Sivas, Batman, Trabzon, Denizli, Aydın, Eskişehir, Sakarya, Balıkesir" befragt.

Ich frage mich, wieso Vertreter anderer Institutionen nicht befragt wurden.

yücel
24.12.08, 01:31
das Frage ich mich auch. Meiner Meinung nach ein gezielter Einwurf dieser Seite. Was anderes ergibt keinen Sinn.
Würde ich jetzt einige der nicht benannten Institutionen in die Studie hinzuziehen, sehe die Lage anders aus bzw. sie würde sich aufheben.
Ich finde sowas sehr gefährlich, u.a. weil die ausgelassenen nicht dumm sind und damit Kontern bzw. es ausnutzen können. Eine Lawine wird ausgelöst und dann sehen wir wieder, wie sich das Volk wieder auf Distanzierung/Einbeziehung (von) (seinen) Nachbarn, Freunden und Bekannten aus ist, angeführt durch Politiker und Persönlichkeiten.

yücel
24.12.08, 01:36
noch etwas, "bedel" zahlen muss jeder. In jeder Lebenslage gibt es Zeiten, wo sich alle Türken ausnahmslos in einem Geselschaftsteil beugen müssen, nichts neues, aber im Moment wird das eine über das andere gestellt, offen gesagt jammert der eine mehr als der andere. Das sollten wir eigentlich hinter uns haben, in dem wir lernen, dem anderen zu vertrauen und mit ihm umzugehen, kennen zu lernen. Das geht aber nur, wenn man sich nicht als alleiniger "Bedel-Zahler" sieht. So funktioniert das nicht.

yücel
24.12.08, 21:20
olacagi buydu, Samanyolu, Radikal vs. istedigi gibi degerlendiriyor veya üniversiteye siyaset yapmayla sucluyor.

TÜRKİYE’DE FARKLI OLMAK’ TARTIŞILDI (http://www.haber10.com/haber/149667)

Hangi boyutlara varicak, onu siz kestirin, gözönünüzdede secimleri bulundurun.

TomBac
24.12.08, 23:24
İşine gelmeyen araştırmaya tükürenler ülkesi

Cüneyt ÜLSEVER
Hürriyet

TÜRKİYE’de gazetecilerin bir kısmı bilimsel araştırmaları iki boyutta görürler [...]

1) İşime gelen araştırmalar. 2) İşime gelmeyen araştırmalar.

Bu gazeteciler bilimsel metodoloji, metodolojiden vazgeçtim bilim kavramı karşısında cahil oldukları için araştırmaları "Bana ne, bana ne!" duygusu veya "Helal olsun ne geçirmiş be!" coşkusu ile ile değerlendirirler.

Bilimden zerre kadar nasibini almamış bu gazeteciler sırf iktidarı korumak için, bilim adamları önünde komik duruma düşme bahasına, hiç anlamadıkları araştırma metodolojilerine çamur atmaktan sıkılmazlar.

Bunu bildiğim için Binnaz Toprak’ın önderliğinde yapılan "mahalle baskısı" saha araştırmasını dün metodolojik yönü ile irdeledim. Şu sonuca vardım:"(Sadece laiklik hassasiyeti yüksek kişiler üzerine yapılan) Araştırmanın kullandığı metodoloji derinine mülakat! Böyle biraraştırmadanrakamsal/kesin sonuçlar çıkmaz.

Farklı mekánlarda anlatılan benzer algılamalar ve olaylar bilimsel bulgu değeri kazanmaz ama güçlü kanaatler oluşturur ve ilerideki araştırmalar için hipotezler yaratırlar."

Saldırının araştırmanın metodolojisine geleceğini biliyordum. Nitekim, benim görebildiğim kadarı ile Bülent Korucu, Mehveş Evin, Ahmet Taşgetiren, Emre Aköz, Ayşe Böhürler ve maalesef Hayrettin Karaman metodolojiye saldırmışlar.

Bazıları hayatlarında "derinine mülakat" diye bir araştırma metodolojisi duymamışlar.

Emre Aköz ATV’de konuşurken, içki içmeyenlerin içenler üzerine baskısını yorumladı ve "bırakın içki üzerinden kanaat oluşturmayı" mealli sözler sarf etti.

İyi de, kısa süre önce eşi Emre Aköz’ün Başbakan’ın yalakası olmadığını şu sözlerle ispatlamamış mıydı?

"Başbakan’ın karşısında Talisker -isli bir viski- içen oydu (Emre Aköz), yalakalık böyle bir şey herhalde!" (Radikal-16.11.2008).

Herhalde, Emre Aköz ya araştırmayı okurken, ya da ATV’de konuşurken yine anti-yalaka Talisker viskisi yudumluyordu.

* * *

Benim düşünce sistematiği gereği laiklik hassasiyeti yüksek insanlar üzerinde AKP iktidarı döneminde oluşan mahalle baskısını göremeyen Ahmet Taşgetiren türü kişilere sözüm yok.

Ancak, sadece laiklik hassasiyeti yüksek insanlar üzerine yapılan bu araştırmanın eski liberal-yeni AKP’li yazarlara iyi bir ders verdiği kanaatindeyim.

"AKP döneminde katiyen mahalle baskısı yoktur" diyen ve terimi ortaya attığı için Şerif Mardin’i kınayan eski liberaller bu araştırma ortaya çıkar çıkmaz hemen kıvırttılar ve "Canım mahalle baskısı her zaman vardır, toplumda hep hoşgörü eksikliği vardı!" demeye başladılar.

Haklılar, mahalle baskısı her daim vardır ama örtbas etmek istedikleri, "baskı" kavramı ile "iktidar" kavramının da her daim birlikte ve aynı yönde yürüdüğüdür.

Binnaz Toprak’ın hemen her yerde tekrar ettiğini söylediği ve sadece laiklik hassasiyeti yüksek kişilere atfedilen şu saptama çok önemlidir:

"Esnaf, işadamı, memur çoğu kişinin ’ben de sizdenim’ mesajını vermek üzere cuma namazına gitmeye, ya da kılıyor görünmek için kepenk kapatmaya başladığını, o tarihe kadar başı açık olan eşlerin örtündüklerini, selamlaşmanın ’merhaba’ ya da ’günaydın’dan ’selamünaleyküm’e dönüştüğünü, içki içenlerin kamuya açık yerlerde içmekten imtina ettiklerini, ramazanda oruçlu olunmasa bile oruçluymuş gibi davranıldığını... (dinledik.)"

Durum rakamsal olarak da saptanıyor:

İktidara yakın olduğu bilinen Memur-Sen’in üye sayısı 2002’de 42.00 iken, 2008’de 315.000’e yükselmiş. KESK’inki 39.000 azalmış!



Kaynak (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10632903_p.asp)

DANKE! :)

TomBac
27.12.08, 01:24
Açık Toplum Enstitüsü'nün sessizliği

Bence Erzurum; Açık Toplum Enstitüsü tarafından yapılan 'Türkiye'de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirme' araştırmasının güvenilir olmadığını tek başına gösterdi.

Bu enstitü tarafından yapılan ankete katılan Cumhuriyet Gazetesi Erzurum Temsilcisi Recep Kapucu, Zaman gazetesinde önceki gün yayımlanan röportajında, araştırma sonuçlarına itiraz ediyor. Prof. Dr. Binnaz Toprak ve ekibiyle geçtiğimiz yıl görüştüğünü, ancak çizilen Erzurum portresinin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Kapucu, Alevilere baskı yapıldığı yönündeki iddianın da gerçek dışı olduğunu belirtiyor. Cumhuriyet Gazetesi temsilcisi, görüşmede yaşananları şöyle aktarıyor:

"Erzurum'da Aleviler kendilerini ifade edemiyorlarmış doğru mu, diye sordular? Yok böyle bir şey dedim. İnanmadılar. O dönem radyomuzda çalışan sekreterimiz Alevi bir arkadaşımızdı. Çağırdım. Boynunda Zülfikar şeklinde kolyesi, kulaklarında aynı figürdeki küpeleriyle içeri girdi. İşte dedim. Sadece burada değil, arkadaşımız bu takılarla Cumhuriyet Caddesi'nde dolaşabiliyor. Ona da sordular. Arkadaşımız da beni doğruladı."

Bundan daha ilginci ise, kamuoyuna araştırma için görüşüldüğü söylenen Erzurum Ticaret Odası Başkanı Muammer Cindilli'nin, Binnaz Toprak ve ekibinin kendisiyle hiç görüşmediğini açıklamasıydı.

Aslında biz gazeteci olarak Türkiye'de bu tarz yayınlara çok alışığız. Neredeyse bütün gazetecilik hayatımız birtakım medyanın olmayan, masa başında kurgulanmış irtica haberlerini gün yüzüne çıkarmakla geçti. Oruç dayakları, çarşaflıların zulmü vs. gibi yüzlerce haberin çok büyük bir kısmının düzmece olduğu ortaya çıkarıldı. Hatta yalan haberleri anlatan kitaplar bile yayımlandı. İrtica yaygaralarıyla dindarlar üzerindeki baskıların devam ettirilmesi sağlandı.

Maalesef Binnaz Toprak'ın başkanlığını yürüttüğü araştırmanın da bundan bir farkı yok gibi. Cumhuriyet Gazetesi Erzurum Temsilcisi Recep Kapucu'nun, Erzurum Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Muammer Cindilli'nin ve Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hikmet Koçak'ın önceki gün gazetemize yaptığı açıklamalar, bu araştırmanın yalanlanmış gazete haberlerine çok benzediğini gösteriyor. Araştırmayı yapanlar ise söz konusu açıklamalara karşı suskunluğunu sürdürüyor. Bu tür davranışları gazetecilerin yapmalarına Türkiye çok alışıktı. Garip olan Türkiye'de pek çok kesimin itibar ettiği Açık Toplum Enstitüsü'nün böyle bir yönteme başvurmasıydı.

Türkiye'de kimin kime mahalle baskısı yaptığı çok su götürür bir tartışma. Yıllarca insanların en temel haklarını kullanmasını engelleyenlerin bugün mahalle baskısından söz etmeleri aslında komik bir şey. Bir yerde herhangi bir baskıya ve zorlamaya topyekün karşı durmayı sonuna kadar savunmak gerekir. Toplumun değer yargılarını yok etmeden, mümkün olduğu ölçüde demokratik bir hayatın şartlarını oluşturmak için hepimize düşen görevler var. Ancak bu araştırmanın varmak istediği sonuç sanki bu değil. Baskıcı ve yasakçı rejimin devam etmesi için bir gerekçe gibi duruyor.

Hele de bütün suçu, bu ülkedeki Alevilerin, Süryanilerin, Hıristiyanların, Yahudilerin ve bütün farklı renklerin varlıklarını sürdürebilmesi, kendi kimlikleriyle yaşayabilmesi için her türlü gayreti gösteren bir camiaya yüklemeye çalışmalarını da anlamak mümkün değil. İşe böyle bakınca insan ister istemez bu araştırmanın niyetinin iyi olmadığını düşünüyor.Kaynak (http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=778073&title=acik-toplum-enstitusunun-sessizligi)

TomBac
27.12.08, 01:43
Hangi mahalle baskısı?
Etyen Mahçupyan

Akademik dünyadan beklenen zihnimizin dışında kalan gerçeklik alanının bir bölümüne ışık tutması, onu anlamamızı sağlamasıdır. Öte yandan söz konusu gerçeklik alanı sürekli bir değişim içinde olduğu gibi, bizzat zihnimiz de değişmekte. Zaman, olayların farklı algılandığı, farklı yorumlandığı yeni bakışlara doğru bizi sürüklüyor. Ancak bu zihinsel değişimin iki katmanlı olduğunu gözden kaçırmamak gerek. Yüzeyde dışa dönük değerlendirmeleri içeren, daha ziyade anlamlandırmaya dönük bir söylem var. Altta ise çok daha yavaş dönüşen ve bu anlamlandırmanın zeminini oluşturan bir zihniyet çerçevesi...

Sosyal bilimlerin ‘işi’ her iki düzeyde de neler olup bittiğini kavramak ve fiziki dış dünyadaki somut durumu ve değişimi bu zihinsel prizmayla bağlantı kurarak açıklamaktır. Çünkü hem toplumu ve değişimi anlamak ancak ikili zihinsel düzlemin birlikte ele alınmasıyla mümkündür, hem de somut gerçeklikler ancak ilgili aktörlerin niyeti ve anlamlandırması içinden okunabilir.

Geçmişte örneğin gecekondulaşma oranının arttığını ortaya koyan rakamsal tablolarla dolu bir çalışma yeterince bilimsel sayılabiliyordu. Bugün öyle bir çalışma ancak bilimsel bir çabanın veri tabanı olabilir. Çünkü hem dışımızdaki gerçekliğe ilişkin tespitlerin öznellikle yüklü olabileceğini öğrendik, hem de salt gerçekliği sıralayarak onu ‘anlamanın’ mümkün olmadığını... Bilimsel bakışın yararı nedenselliği ortaya koyma çabasına sahip olmasıdır ve nedensellik de ilgili aktörlerin öznel dünyasından bağımsız değildir.

Bu nüansın keşfedilmesi pozitivist bilim anlayışını bir miktar geriletse de, sosyal bilimlerin ana damarı hâl⠑işin’ ruhunu kavramış gözükmüyor. Nitekim son yıllarda anket yaparak bir tür gerçekliğe ışık tutulacağını düşünen çok sayıda bilim insanı çıktı. Oysa bu anketlerin hem deneklerin ‘hakiki’ öznel bakışlarını ne derece ortaya çıkardığı kuşkuluydu, hem de arka plandaki nedenselliği anlama konusunda katkıları yoktu. Dolayısıyla geçmişteki gecekondu örneğine benzer bir biçimde anlaşılmaya muhtaç bir veri tabanı üretmekle yetindiler. Söz konusu anketlerin gerçekten ne anlama geldiğini kestirmek, ancak niteliksel bir çalışma ile mümkün ve bu tür çalışmalar da zihniyete bakmak durumunda. Çünkü ankete verilen yanıtların ‘gerçekten’ ne anlama geldiğini, deneklerin anlam dünyasından bağımsız olarak kavramak mümkün değil.

Toplumu anlamada gösterilen bu acz, anket çalışmaları içinde pişmiş bilim insanlarının şimdilerde niteliksel araştırmalara girmelerine neden oluyor. Gündemde Binnaz Toprak yönetiminde yapılmış bir ‘mahalle baskısı’ çalışması var ve muhafazakâr kesim epeyce haklı nedenlerle bu çalışmayı topa tutuyor. İşin kritik yanı şu: Niteliksel araştırmalar sadece ve sadece görüşülen kişilerin zihniyetini anlamak için, bu zihniyetin içsel değişimini ve farklı alanlardaki görünümlerini kavramak için işlevseldir. Diğer bir deyişle kimle görüşürseniz, onu anlarsınız... Kısacası Beşiktaşlılara gidip onlara Fenerlileri sorduğunuzda, ancak Beşiktaşlılar hakkında bir fikir edinebilir, onların nasıl düşündüklerini, yaşadıklarını nasıl algıladıklarını kavrarsınız. Ama buradan hareketle bu insanların gerçekten tam da böyle yaşadıklarını söyleyemezsiniz. Çünkü zihin bir ayıklama ve seçme mekanizmasıdır. Hele ideolojik olarak kendisine karşıt olarak konumlanan insanları sorgularsanız, deneklerin söz konusu ayıklamayı fazlasıyla öznel bir biçimde yapacaklarına da hazır olmanız gerekir.

Gündemdeki çalışma belki anlamlı veriler oluşturabilecek bir içeriğe de sahip... Ama sunuş biçimi deneklerin algısının ‘ötekilere’ ilişkin bir gerçeklik olarak tespit edildiğini ima ediyor. Diğer bir deyişle çalışma Beşiktaşlılara soru sorup Fenerlilerin tribünlerde nasıl davrandığını anlamaya çalışıyor. Ne var ki verilen yanıtlar buram buram öznellik kokuyor ve doğrusu bilimsel açıdan çok tahrik edici bir malzemeye işaret ediyor. Çünkü deneklerin hepsi laik kesimden gelmekteler ve bu sayede bizzat bu kesimin nasıl bir zihniyete sahip olduğunu görmeyi kolaylaştırıyor.

Söz konusu çalışma derinlemesine mülakata dayanıyor ama anlaşılan araştırma tekniği olarak anket mantığını devam ettirmiş. Laiklere soru sorarak muhafazakâr kesimin ‘mahalle baskısını’ ortaya çıkarmayı ummuş. Ama onun yerine laik kesimin zihnî yapısını sergilemiş. Bu durum muhafazakâr kesimde ‘mahalle baskısı’ olmadığını, ya da muhafazakârların laikler üzerinde belirli bir manevi baskılarının olmadığını söylemiyor. Muhtemelen vardır... Muhtemelen tam aksi de varittir. Yani benzer bir ‘mahalle baskısı’ da laiklerin kendi içinde ve muhafazakârlara yönelik bir zorlama olarak mevcut. Bu tespitleri yapmak için hem sahada gözlem yapacaksınız, hem de ‘mahalle baskısını’ ölçmek istediğiniz deneğin kendisine gideceksiniz. Kısacası muhafazakârların ‘mahalle baskısını’ tespit etmek için bizzat muhafazakârlarla görüşeceksiniz... Çünkü zihniyeti kavramadan, gözlemlerinizi anlamlandırmanız hiç kolay olmayacaktır...

Velhasıl laiklere soru sorarak muhafazakârlara ilişkin bir gerçekliği ‘anlamak’ maalesef pek mümkün değil... Ama bu vesile ile laikleri bir kez daha anlamış olduk.Kaynak (http://taraf.com.tr/makale/3284.htm)

TomBac
27.12.08, 01:51
Kimliklerin üzerindeki hayalet

EROL KATIRCIOĞLU

Zihniyet dünyasının bu denli kutuplaştığı bir toplumda sağlıklı sosyal araştırmalar yapılabilir mi? Sanmıyorum. Yapmaya kalkıldığında da hemen siyasallaşıp ait olduğu kutupun görüşlerine kalkan olması kaçınılmaz. Bu söylediğim son günlerin üzerine konuşulan ‘Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler’ adlı, Binnaz Toprak, İrfan Bozan, Tan Morgül ve Nedim Şener tarafından yapılan çalışmayla ilgili olduğu kadar diğer çalışmalarla ilgili olarak da böyle... Kutuplardan birinin pozisyonunu doğrulayan bir sonucun çıkması, araştırmanın o kutbun diğerine karşı kullanacağı bir silaha dönüşmesi için yeterli. Üstelik bu durum çalışmayı yapanlarla da doğrudan ilgili olan bir durum da değil çoğu zaman. Örneğin Binnaz Toprak’ın daha önce Ali Çarkoğlu’yla yaptığı ‘türban’ konulu çalışmada ‘türban giyenler azalıyor, şeriat özlemi içinde olanlar da’ dediğinde nasıl ‘İslami duyarlılığı’ yüksek olan kesimler bu çalışmayı sahiplenmişlerse, şimdi de ‘laik’ kesim mal bulmuş mağribi gibi yeni çalışmayı sahiplenmiş durumda.Üstelik, çalışmanın sponsorunun ‘Soros’ olduğuna her nedense hiç takılmadan. Küfür gibi kullandıkları ‘Soros’un çocukları’nın işin içinde olmasından hiç gocunmadan...

Bu topraklar, ‘Bir gün gelecek herkes Fenerbahçeli olacak!’ yaratıcı (!) sloganını üretmiş topraklardır. Yüzyılların ezikliği içinde kendi ‘ortaçağı’na kilitlenmiş ve hâlâ bu topraklar üzerinde gezinmekte olan bu zihniyet ‘baskıcı’ ve ‘tek tipleştirici’ bir zihniyettir özünde. Onun için birbirine baskı yapmak, ‘İslami duyarlılığı yüksek’ kesimlerden ya da ‘laik’ kesimlerden gelmiş olmakla açıklanamaz. Çünkü bu tutum, özünde ne ‘din’den ve ne de Batı düşüncesinden kaynaklanıyor. Çünkü bu tutum hala etkileri süren ataerkil bir zihniyetten kaynaklanıyor.

Bu nedenle de farklılıklarımızı kaşıyan, ya da buna alet edilen çalışmalar bana bir şey söylemiyor artık. Bana bu farklılıklarımızla yaşamayı zorlaştıran o ataerkil zihniyet dünyasını anlatan, açıklayan, onun kodlarını ve aletlerini ortaya koyan çalışmalar daha anlamlı geliyor. Çünkü sorunlu olan kimliklerimiz değil sorunlu olan bu toplumda hala kimileri üzerinde etkisini sürdüren bir zihniyettir. Siz bakmayın zaman zaman yapılan ‘Farklılıklarımız zenginliğimizdir’ hokkabazlığına. Bu ülkede devletin tanımladığı dışında hiçbir kimliğe yer yoktur aslında. Anlayabildiğim kadarıyla yakın bir gelecekte olmayacaktır da. Bugün; Kürtlerin de, Alevilerin de, bir avuç kalmış olsa da Ermeni ve Rumların da taleplerinin hiçbir kıymeti harbiyesinin olmamış olması da bu nedenle.

Bu nedenledir ki günümüz Türkiye’sinin önündeki siyaset bence, ‘Daha fazla özgürlük, ve daha fazla demokrasi!’ sloganıyla özetlenebilecek bir siyaset olmalıdır. Çünkü ancak böyle bir siyaset anlayışıyla kimliklerimiz üzerinde bu ‘tek tipleştirici’ ve ‘baskıcı’ zihniyet geriletebilir ve farklılıklarımızla birlikte yaşamanın yolları açılabilir. Bunun da bu ataerkil, baskıcı, tektipleştirici, maço zihniyete karşı demokrat bir siyaset olacağı ortada...Kaynak (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=914508&Yazar=EROL%20KATIRCIO%C4%9ELU&Date=27.12.2008&CategoryID=101)

Komiker
27.12.08, 01:55
kurze info bitte um was es geht ? Was ist Bedel ? Sowas wie Steuer oder eine spezielle Steuer, Abgabe ?

yücel
27.12.08, 02:14
Last, die Last anders zu sein. Es geht um eine Studie (Uni) die das andersartige mit Fallbeispielen aufzeigen wollte, bzw. gekonnt auch vorführte. Die Art und Weise wie es zusammengesetzt ist, erstaunt viele. Sie besagt, wie die "Andersartigen" behandelt werden und deshalb die Last bzw. Verheimlichung dessen ertragen.

TomBac
28.12.08, 13:58
Bu da Laik Mahalle Baskısı Araştırması

• Bu araştırmada anlatılanların hepsi yaşanmış olaylardır. İnternet üzerinde, tanıdık, bildik insanlar arasında yapılan küçük bir soruşturmayla birkaç gün içinde toparlanmış yüzlerce vaka arasından seçilmiştir. İsimler araştırmacıda saklıdır.

• Araştırmanın amacı mahalle baskısı resmini tamamlamak, baskıcı mahalleler arasında tercih yapmadan, baskı yapan başka mahalleleri de teşhir etmektir.

• Araştırma için uzun süre beklenmiş, ama Said Nursi üzerinde çalıştığı için Şerif Mardin’i bile yıllarca dışlamış olan Türk akademyasının bir yüz yıl daha böyle bir araştırma yapmaya cesaret edemeyeceği anlaşılınca bu işe girişilmiştir. Araştırmacının bilimsellik iddiası yoktur. Anlatılan olayların gerçekliği hakkında ikna edici ayrıntı mevcuttur.

• Araştırmanın amacı kesinlikle Hutu-Tutsi mücadelesine dönen Türkiye’deki siyasi kutuplaşmanın altına odun atmak ya da “mahalle baskısı diye bir şey yoktur, Anadolu herkesin elele dolaştığı bir Teletabiler diyarı, insanlığın son ütopyasıdır” demek değildir. Bu yüzden araştırmanın diğer mahalle araştırmalarını hükümsüzleştirmek için kullanılması yasaktır.

• Araştırma MGK’ya rapor olarak yazılmadığı için araştırmanın sonuç bölümünde devlet laik mahalle baskılarına karşı göreve çağrılmamıştır. Araştırmacılar bu işin mahallede ve mahalleliler arasında çözülebileceğine inanmaktadır. • Araştırmacılara göre bir toplumda baskın havayı insanlar, gruplar ve ideolojiler arasındaki rekabet yaratır. “Bunların sayısı artıyor”, “toplum muhafazakarlaşıyor” diye mızmızlanmak, kavgaya dışarıdan adam çağırmak centilmenliğe aykırı hareketlere girer. Şiddet ve baskıya başvurmadan gruplar arasında propaganda, ikna sürmelidir. Demokratlık bunu gerektirmektedir.

• Araştırma için Soros’tan, Fethullah Gülen’den, AKP’den, Diyanet’ten, ABD’nin ılımlı İslam projesi koordinatörlüğünden ya da başka herhangi bir dış güçten para alınmamıştır. Aksi ispatlanırsa bu araştırma üç saniye içinde kendini yok eder.

***

ANNEMİN ŞAPKASI • 2002 yılıydı. ODTܒden mezun oluyordum. Mezuniyet törenime ailem de gelmek istedi. Annem başörtülü. Türbanlı dersem daha iyi anlaşılır. Çok dindar biri değilim. Arkadaşlarım ve hocalarım annemin türbanlı olduğunu bilmiyorlar. Onlar için din, köylü, taşralı bir şey, dindarların hepsi de şeriatçı. Annemin türbanlı olduğunu görürlerse üniversitede kalıp asistan olma hayallerim suya düşer diye düşündüm. Aslında mezuniyet törenine türbanlı annelerin girmesine izin verilmiyor muydu bilmiyorum. Ama ben üzerimdeki mahalle baskısı yüzünden gelme de diyemeyeceğim annemi törenimde şapka takması için kardeşimle birlikte ikna ettim.Tören akşamüstü açık havada yapılıyordu. Güneş yoktu. Ve benim annem sırf üzerimdeki mahalle baskılarının yarattığı endişe ve aşağılık komplekslerim yüzünden binlerce kişi içinde o şapkayla oturmak zorunda kaldı. Bu konuyu daha sonra hiç konuşmadık. Ama ben ömrümün sonuna kadar o mezuniyet fotoğraflarına baktıkça hem kendimden utanacağım hem de yaşadığım ülkeden...

SİVİL TOPLUM LİNCİ • Geçen hafta demokrat bir sivil toplum kuruluşunun düzenlediği, “İnanç, Düşünce ve İfade Özgürlüğü” başlıklı foruma, farklı grup ve inançlardan 10 kişi ile birlikte, başörtüsü mücadelesi veren bir STK adına ben de davetliydim. İnanç ve düşünce özgürlüğü üstüne bir konuşma yaptım. Daha sonra kürsüye, hakkında 301 davaları olan bir yazar çıktı. Bağırarak yaptığı konuşmasının pek çok yerinde adımı vererek, yüzüme bakıp, parmak sallayarak, “Amerika’ya herkes hayır der, asıl AB’ye hayır diyemeyenden bir iş çıkmaz”, “İnanç dogmadır, ifade hürriyeti ile bağdaşmaz” gibi sözler söyledi, İslam ile ilgili ileri geri ifadeler kullandı. Çok alkış alıp yerine oturdu. Adımı on defadan fazla zikrettiği bu sunuma salonda benden başka biri cevap verir diye bekledim. Baktım olmuyor, söz alıp “herkesin saçmalama hakkı vardır, saygı duyuyorum” deyip yerime oturdu. Tabii bu cümleyi duyan bu kişi ayağa fırlayıp söz aldı ve yine bana dönüp “... hanım daha genç, büyüyünce beni anlar, saçlarını açsa daha iyi anlar” diyerek sözlerini bitirdi. Salondan bir alkış daha alıp oturdu... Bana da salonu terk etmek düştü.

ÇOCUĞUM İHBARCI • Ben bir yüzbaşıyım. Eşim başörtülü. Yeni atandığım yerde komutan eşiyle birlikte ziyaretimize geldi. Bunun ne anlama geldiğini bildiğimiz için eşim peruk taktı. Ama üç yaşındaki kızımın memleketin bu durumlarından haberi yoktu tabii. Tam yemeği kazasız belasız bitirip oturuyorduk ki kızım içerdeki başörtülerden birini alıp “anne taksana bunu” diye annesinin kucağına bıraktı. Yetmedi. Yere o başörtüsünü serip komutanın şaşkın bakışları altında namaz kılar gibi hareketler yapmaya başladı. Tabii kıpkırmızı olduk. Eşim “babaannesinden gördü galiba” gibi bir şeyler geveledi ama herhalde mesele anlaşıldı. Ben de baktım ki böyle numaralarla olmayacak, ordudan erken emekli oldum.

GENÇ DİNDAR DOKTORLARA TAVSİYELER • Tıpta uzmanlık sınavını kazanan asistan işe başlar. İstediği kadar çalışkan, bilgili olsun hocanın bazı sınavlarından geçmek zorundadır. Hoca eşinizle birlikte sizi evine davet eder (karısı örtülü ise bilelim, örtülü değilse içki içip içmediklerini çözelim yemeği). Asistan bekar ise mutlaka içki içip içmediğiniz araştırılır. Bir yemekte garsonu ayarladınız, votka vişne deyip sade vişne gelmesini sağladınız ise eh birinci yemeği kurtardınız; ama hoca külyutmaz mutlaka odasında bir bahane ile ‘hadi birer tek atalım öyle gidelim’ deyip size içki içirmeye çalışır. Ramazan ayı boyunca diğer doktor arkadaşlarınız ve klinik şefi mutlaka gündüz yemek yeyip yemediğinizi denetler. Bir gün niyetlenmeyip de yediğinizi gösterirseniz rahatlarlar, diğer günlerin peşine düşmezler.

RAKI-AYRAN • Üç yıl önce İstanbul’da bir tıp kongresinin yemeğinde, önündeki ayrana su karıştırarak rakı görüntüsü vermeye çalışan bir genç akademisyene çok gülmüştük. Daha sonra hocası geldiğinde bu çabanın nedenini anladık; hocayla kadeh kaldırmak mecburi imiş.

BEYAZ YAKALI FAŞİZMİ • Bir bankada çalışıyorum. Sekiz yıllık iş arkadaşlarım ablamın başörtülü olduğunu hala bilmiyor. Karısı başörtülü olanlar eşlerini mümkün olduğunca saklıyor. Taraf okuduğum için sürekli tacizle karşılaşıyorum. Asıl kötü olanı yıllık izinim olduğu halde anlayacaklar diye Hrant Dink’in cenazesine katılamadım.10 Kasım saat dokuzu beş geçe ofisin içinde ayağa kalkmayanın ise vay haline...

REKLAM AJANSINDA RAMAZAN • Uluslararası ortaklığı olan iyi bir reklam ajansında junior art director olarak iş buldum. İşe başladığım günler Ramazan’a denk geliyordu. Oruç tuttuğumun öğrenilip, parmakla gösterilmekten, rahatsız edici şakalara maruz kalmaktan, yapacağım en ufak hatanın orucuma mal edilmesinden korktuğum için ilk on beş gün çeşitli taktiklerle oruç tuttuğumu sakladım. Sigara ve çay içmemem en büyük avantajımdı. Sonunda sorular ve yemek teklifleriyle etrafımdaki şüpheler artınca itiraf ettim oruçlu olduğumu. Namaz bile kılmayan benim ajanstaki ön adım artık ‘hacı.’ Hüseyin Üzmez birine tecavüz etse benden kınama mesajı yayınlamamı bekliyorlar...

O EV TUTULDU • Mühendis bir çiftiz. Eşim başörtülü. Eşimle birlikte bir hafta sonu yine ev ararken Ümraniye’de bir sitenin girişinde sahibinden kiralık ilanını gördük. Apartman yöneticisi olan kadınla konuştuk. Kadın bize “daire tutuldu” dedi. Ben şüphelenip “peki neden kâğıdı kaldırmadınız” deyince, “az önce tutuldu” deyiverdi. “Tamam” deyip eve döndük. Kadının hallerinden şüphelenmiştim. Kâğıttaki numarayı tekrar arayıp aynı evi sordum. Bu kez aynı kadın bana evin özelliklerini saymaya başladı. “Ben az önce gelen eşi başörtülü kişiyim. Yaptığınız ayıp değil mi” deyince de telefonu yüzüme kapattı.

AÇIK KAPI BASKISI • Ankara’daki büyük üniversitelerimizden birinde birilerinin odalarında namaz kıldığına dair çıkan şayialar üzerine, öğretim elemanlarının oda kapılarını kapatması yasaklandı.

ÇAY ISMARLAYAYIM MI? • ODTܒde normal zamanlarda yüzümüze bile bakmayan bir hocamızın Ramazan günü tüm sınıfa çay ısmarlayası geldi. ‘Kimler istemiyor’ diye sordu. Benimle birlikte birkaç kişi el kaldırdı. Neden diye sorguya çekti. “İstemiyorum” falan dedim önce. “Oruç mu tutuyorsun” diye sordu. “Evet” dedim. Böylece serbest bırakıldım.

AVRUPA DUY SESİMİZİ • Başörtülüyüm. Üniversite son sınıfta Erasmus öğrenci değişim programına başvurmuştum. Fakülte birincisiydim. İngilizce sınavından en yüksek notlardan biri benimdi. Son aşama ise mülakattı. Mülakata girdiğimde üniversitenin Erasmus koordinatörü beni bayağı sıkıştırdı, sorularının hepsine onu alt edecek cevaplar verdiğimde daha da sinirlendi. Ertesi gün mülakat sonuçları açıklandı. Herkes 100 alırken benim puanım 60’tı.

YEMEKTEYİZ • Bodrum-Türkbükü. Eylül 2008. Ramazan ayı. Bir otelde yapılan düğüne davetliydik. Başörtülü eşim ve çocuğumla gittik . Biz sorun etmeyip içki içilen masalarda oturduk, bu sırada 60 yaşlarında zengin bir işadamı, sıradan bir başörtüsü takan eşime “Sen yakında çarşaf da giyersin” deyiverdi.

LAİK KURTARILMIŞ BÖLGE • 2007’in ekim ayıydı. Okuldan iki başörtülü arkadaşım ile birlikte Rumeli Caddesi’nden Osmanbey’e doğruyürüyorduk. Arkamızdan “cıkkk cıkkk” diye bir ses geldi ve 50 yaşlarında bir kadın başladı bize doğru söylenmeye “Siz her şeyi biliyorsunuz da bir yolda yürümeyi mi bilmiyorsunuz, bu ülkeyi siz bu hale getirdiniz, Nişantaşı’nı kirletmeyin bari,burası temiz kalsın.”

APARTMAN KARARIYLA • Ankara Ümitköy’de oturan bir arkadaşım posta kutusuna bırakılan dini bir dergiden dolayı apartman yöneticilerinden “genel & allen ernstes Behauptest das ich hier frei leben dürfte, du mir diese Freiheit aber nicht geben willst, sondern deine Ansichtn oktoyierst beginnt das Problem.

omar
28.12.08, 14:24
Ja, das ist ein Faktor, den die Autoren übersehen oder als nicht erwähnenswert betrachten.
Die fehlende Kontextualisierung in der Studie ist doch beachtlich, oder?
Die Interviews wurden in der Zeit von 12/2007 bis 07/2008 durchgeführt; also in einer Zeit als man die Situation in der Türkei zurecht als "gergin" bezeichnen konnte und die Spaltung innerhalb der Gesellschaft deutlich spürbar war.

Die in der Studie angesprochenen Punkte sind nicht das Ergebnis einer schlechten wirtschaftlichen Lage oder den politischen Spannungen.
Ressentiments gegenüber Aleviten beispielsweise sind tiefer verwurzelt.
Es kann natürlich sein, dass die politischen Spannungen und die schlechte wirtschaftliche Lage die Fronten verhärten lassen. Sie sind jedoch nicht die Ursache des Problems sondern nur der Auslöser.

TomBac
28.12.08, 14:39
Die in der Studie angesprochenen Punkte sind nicht das Ergebnis einer schlechten wirtschaftlichen Lage oder den politischen Spannungen.
Ressentiments gegenüber Aleviten beispielsweise sind tiefer verwurzelt.
Es kann natürlich sein, dass die politischen Spannungen und die schlechte wirtschaftliche Lage die Fronten verhärten lassen. Sie sind jedoch nicht die Ursache des Problems sondern nur der Auslöser.

Voab dies: Keine Gegenrede.
Meinen Verweis auf die Zeit habe ich deswegen gemacht, um die angespannte Lage zu verdeutlichen. In angespannten Zeiten werden Ressintements deutlicher als zu "normalen" Zeiten.
Ja, man kann schreiben, dass existierende Ressentiments gegenüber Aleviten beispielsweise tief verwurzelt wird. Man kann dieses Problem auch intensiv diskutieren; allerdings ist es nicht möglich - zumindest auf der Grundlage einer purposive sample -, die Aussage zu treffen, dass Alewiten in der Türkei von Konservativen generell ausgegrenzt resp. diskriminiert werden.
Verstehst du, was ich damit meine?

omar
28.12.08, 14:50
allerdings ist es nicht möglich - zumindest auf der Grundlage einer purposive sample -, die Aussage zu treffen, dass Alewiten in der Türkei von Konservativen generell ausgegrenzt resp. diskriminiert werden.
Verstehst du, was ich damit meine?
Ja.
Wir dürfen uns nicht an diesem "generell" aufhalten. Es spielt keine Rolle ob jetzt 10, 40 oder 80% diskriminiert werden. Es gibt dieses Problem, darauf macht die Studie aufmerksam.

TomBac
28.12.08, 14:59
Ja.
Wir dürfen uns nicht an diesem "generell" aufhalten. Es spielt keine Rolle ob jetzt 10, 40 oder 80% diskriminiert werden. Es gibt dieses Problem, darauf macht die Studie aufmerksam.

Ich habe auf "generell" deswegen hingewiesen, weil die Autoren dies explizit hervorheben. Man kann auf der Grundlage einer "purposive sample" keine generelle Aussage machen - unmöglich!
Weißt du, ich könnte mit der Studie und den Ergebnissen "leben" und hätte damit auch keine Probleme, wenn man (a) auf generell verzichtet hätte und (b) ganzheitlicher vorgegangen wäre.
Man spricht von der Diskriminierung der "Anderen" seitens der Konservativen. Insofern baut man wieder einen Strohmann auf, auf den sich umso leichter einschlagen läßt. Statt also ein grundsätzliches Toleranz-Defizit zu analysieren, macht man sich auf, um in der 18. Version von der "Islamisierung der Türkei" zu schreiben.

omar
28.12.08, 21:03
Ich habe auf "generell" deswegen hingewiesen, weil die Autoren dies explizit hervorheben. Man kann auf der Grundlage einer "purposive sample" keine generelle Aussage machen - unmöglich!
Weißt du, ich könnte mit der Studie und den Ergebnissen "leben" und hätte damit auch keine Probleme, wenn man (a) auf generell verzichtet hätte und (b) ganzheitlicher vorgegangen wäre.
Man spricht von der Diskriminierung der "Anderen" seitens der Konservativen. Insofern baut man wieder einen Strohmann auf, auf den sich umso leichter einschlagen läßt. Statt also ein grundsätzliches Toleranz-Defizit zu analysieren, macht man sich auf, um in der 18. Version von der "Islamisierung der Türkei" zu schreiben.
rein intuitiv würde ich dir ja zustimmen. aber ich glaub es ist zu einfach zu sagen, dass nur eine neue runde dieses themas, was ja in der türkei immer und immer wieder aufgerollt wird, eröffnet wird.
diese studie hat exemplarisch missstände in städten aufgezeigt. und wenn in jeder untersuchten stadt irgendwie mangelnde toleranz gegenüber andersdenkenden festgestellt wird, dann ist es ein generelles, türkeiweites problem.

TomBac
28.12.08, 23:35
rein intuitiv würde ich dir ja zustimmen.

Das ist Intuition und das Nachfolgende basiert aber auch auf Intuition:



aber ich glaub es ist zu einfach zu sagen, dass nur eine neue runde dieses themas, was ja in der türkei immer und immer wieder aufgerollt wird, eröffnet wird.
diese studie hat exemplarisch missstände in städten aufgezeigt. und wenn in jeder untersuchten stadt irgendwie mangelnde toleranz gegenüber andersdenkenden festgestellt wird, dann ist es ein generelles, türkeiweites problem.

und Wissenschaft besteht darin, die Intuition durch Systematik zu ersetzen oder ähnlich. Was ich damit sagen will: Unmöglichkeit der Generalisierbarkeit bei diesem methodischen Ansatz, fehlende Ganzheitlichkeit und fehlende Kontextualisierung.
Was ich damit nicht sagen will (und da sind wir uns vermutlich einig): Es kommt zu keiner Diskriminierung.
Allerdings wünsche ich mir eine seriöse Analyse unter Berücksichtigung der Rahmenparameter. Insbesondere wünsche ich mir eine ganzheitliche und fundierte Betrachtung.

Sana gecen günlerde okudugum bir misali vereyim:
Türkiye'de malesef kadinlar toplumunda hak ettiği yeri bulamadilar ve belli yerlere sirf sembolik düzeyde yer aliyorlar (AK-Parti, MHP ve CHP'nin yerel secim icin kadin adaylarini merak ediyorum).
Bu durumdan (sirf) 'muhafazakar kesimi' sorumlu tutmak yanlis olur. Cünkü bu durum muhafazakarlarin ve sekulerlerin, sağcilarin ve solcularin, Alevilerin ve Sünnilerin sorunudur.

Eine fehlende Ganzheitlichkeit kann bei guter Auslegung als "nicht-zielführend", bei negativer Auslegung hingegen als "Einseitigkeit" bezeichnet werden.

omar
29.12.08, 15:41
Tombac,

dass diese studie in vielen punkten kritisierbar ist, steht außer frage. warum, muss man sich dann fragen, bekommt diese studie soviel resonanz, obwohl sie ja nicht nach wissenschaftlichen methoden arbeitet.
das ist wie wenn es in der türkei wahlen gibt. in deutschland kann man die ergebnisse fast ganz genau vorhersagen, in der türkei irgendwie nicht.
ist das türkische volk so unberechenbar oder können die in der türkei einfach nicht richtig arbeiten? irgendwo muss es doch unis geben, die objektiv die ganze sache betrachten.

yücel
29.12.08, 16:07
Tombac,

dass diese studie in vielen punkten kritisierbar ist, steht außer frage. warum, muss man sich dann fragen, bekommt diese studie soviel resonanz, obwohl sie ja nicht nach wissenschaftlichen methoden arbeitet.
das ist wie wenn es in der türkei wahlen gibt. in deutschland kann man die ergebnisse fast ganz genau vorhersagen, in der türkei irgendwie nicht.
ist das türkische volk so unberechenbar oder können die in der türkei einfach nicht richtig arbeiten? irgendwo muss es doch unis geben, die objektiv die ganze sache betrachten.wenn es dem politischem Zweck dienlich ist, wird jede Studie Resonanz bekommen, die subjektiven Empfindungen damit bestätigt.
Wie soll eine Studie Fuß fassen, wenn tagtäglich subjektive Wahrnehmungen durch Politik und Medien bestätigt, verworfen werden? Eine Studie die über mehrere Jahre anberaumt, die Volksmeinung erfasst, würde eventuell eine mehr oder minder große Aussage über den Zustand dessen verraten. Wenn eine Studie aber in einem kurzem Zeitraum erfasst wird, nebenbei andere Standpunkte sogar ausgelassen bzw. nicht mitberücksichtigt werden habe ich das ungute Gefühl, das es wieder einmal ein politisches Werkzeug ist. Dabei ist es unerheblich, für wenn oder für was.

TomBac
29.12.08, 23:43
Tombac,
das ist wie wenn es in der türkei wahlen gibt. in deutschland kann man die ergebnisse fast ganz genau vorhersagen, in der türkei irgendwie nicht.
ist das türkische volk so unberechenbar oder können die in der türkei einfach nicht richtig arbeiten? irgendwo muss es doch unis geben, die objektiv die ganze sache betrachten.

Acikcasi, omar, bilmiyorum. "Sahte" anketlerdenmi yoksa sorulara kasti yanlis cevaplandirmadanmi, bilmiyorum. Ama burada "Anket Thread"i vardi. Istersen oraya bir bakalim.

omar
30.12.08, 13:00
wenn es dem politischem Zweck dienlich ist, wird jede Studie Resonanz bekommen, die subjektiven Empfindungen damit bestätigt.
Wie soll eine Studie Fuß fassen, wenn tagtäglich subjektive Wahrnehmungen durch Politik und Medien bestätigt, verworfen werden? Eine Studie die über mehrere Jahre anberaumt, die Volksmeinung erfasst, würde eventuell eine mehr oder minder große Aussage über den Zustand dessen verraten. Wenn eine Studie aber in einem kurzem Zeitraum erfasst wird, nebenbei andere Standpunkte sogar ausgelassen bzw. nicht mitberücksichtigt werden habe ich das ungute Gefühl, das es wieder einmal ein politisches Werkzeug ist. Dabei ist es unerheblich, für wenn oder für was.

ja ich verstehe was du meinst. tombac schreibt:


und Wissenschaft besteht darin, die Intuition durch Systematik zu ersetzen oder ähnlich.
und das ist es doch. es muss doch wissenschaftliche methoden geben, die eben NICHT nur die subjektive meinung (die "intuition") einer gruppe wiederspiegeln, sondern fakten präsentieren.
und solche methoden gibt es bestimmt. die ergebnisse dieser studie würden dann wahrscheinlich auch von bestimmten gruppen kritisiert, aber in expertenkreisen wäre die fakten klar.


Acikcasi, omar, bilmiyorum. "Sahte" anketlerdenmi yoksa sorulara kasti yanlis cevaplandirmadanmi, bilmiyorum. Ama burada "Anket Thread"i vardi. Istersen oraya bir bakalim.
yep, schauen wir mal.

yücel
30.12.08, 14:44
und das ist es doch. es muss doch wissenschaftliche methoden geben, die eben NICHT nur die subjektive meinung (die "intuition") einer gruppe wiederspiegeln, sondern fakten präsentieren.
und solche methoden gibt es bestimmt. die ergebnisse dieser studie würden dann wahrscheinlich auch von bestimmten gruppen kritisiert, aber in expertenkreisen wäre die fakten klar.
ja, eventuell eine Live-Beobachtung in den zuvor genannten Städten/Regionen.

TomBac
30.12.08, 15:33
ja ich verstehe was du meinst. tombac schreibt:


und das ist es doch. es muss doch wissenschaftliche methoden geben, die eben NICHT nur die subjektive meinung (die "intuition") einer gruppe wiederspiegeln, sondern fakten präsentieren.
und solche methoden gibt es bestimmt. die ergebnisse dieser studie würden dann wahrscheinlich auch von bestimmten gruppen kritisiert, aber in expertenkreisen wäre die fakten klar.

Es ist viel komplexer als man gemeinhin annimmt. Das mit der Intuition/ Systematik ist auch nur die halbe Wahrheit... bugün aksama biraz aciklarim...

TomBac
31.12.08, 17:08
A Nation of Illiberals

[Originally published in Hurriyet Daily News]
Is there a "neighborhood pressure" on people with secular lifestyles in Turkey's conservative towns? Are they, for example, harassed for drinking alcohol or wearing shorts?

You bet. Most Anatolian cities have a pretty illiberal culture in which everybody is expected to subscribe to norms of "appropriate" dress code or behavior. That's one reason why I rather live in Istanbul -- which is not a beacon of liberty, too, but at least much more diverse.


Neighborhood Pressure

A recent survey on Being Different in Anatolia, supported by the prestigious Bogazici University and the Open Society Institute, highlighted this problem. It was directed by political scientist Binnaz Toprak my university professor who led a team of three journalists which interviewed 401 people in 12 different cities of Anatolia such as Konya, Kayseri, Trabzon or Batman. All of the interviewed were specially chosen from groups with secular lifestyles: members of the Society for Kemalist Thought, CHP organizations, Alevis, student associations, feminist clubs, etc. And they told that they felt themselves under the pressure of the conservative and sometimes outright bigoted neighborhoods.

"We heard from retailers, businessmen and civil servants, notes Prof. Toprak, that most people have begun to attend Friday prayers or closed down their stores just to be seen as though they are going to mosque during the praying time Or, she adds, they hesitate to have drinks in public places and began to act as if they are fasting during Ramadan though they are not..."

Unfortunately, some conservative commentators, which have praised previous works by Prof. Toprak, now criticize her severely and argue that the neighborhood pressure is imaginary. They should have done better. Because pressure is a very personal thing: only you decide whether you face it or not. By this dismissive attitude, those conservatives only mirror the lack of empathy that the secularists show when it comes to the official pressure on veiled women.

That's why we should take Dr. Toprak findings seriously. But we should also not exaggerate them. First of all, this is a targeted research, not a random survey. In other words, the interviewees went out to find out those specific groups that can be under neighborhood pressure. So, it does not give a full picture of the country.

It also doesnt tell us whether the neighborhood pressure is something new, or something newly discovered. I had joked about this to a friend of mine last year. She was telling me that thanks to a recent trip to Anatolia, she shockingly discovered that parts of it looked like Syria or Iraq. It is all because of the AKP, she nervously concluded. I responded, do you think that those places looked like Southern California before?
In fact, there are many signs showing that Anatolia is actually less conservative today than it used to be. It is more business-oriented, its women are more integrated into society, and it is more open to the world. But perhaps it is this very dynamic which creates a tension. Maybe the clash between the secular establishment and the AKP boils down in society to the tension between the mosque community and beer hall crowd. Maybe, because of their political ascendancy, the conservatives are now more self-confident and triumphant.

These are all speculations, since Dr. Toprak's research does not tells us much about the conservative side of the picture. We would be misleading ourselves by ignoring the complexities there.

We would also be misleading ourselves by thinking that the conservatism in question comes all from religion. The survey tells us that among the inappropriate behaviors in Anatolia, there is not just consuming alcohol or eating during Ramadan, but also speaking Kurdish. Kurdish youth who are called on their cell phones in a bus by their relatives who don't speak Turkish, the research says, decide not to take the call. And allergy to Kurdish is not an Islamic reaction -- it is a nationalist one.
The problem, then, is actually a lack of tolerance to anything that is different.

And, alas, that is the problem of whole Turkey! Not just the religious conservatives but also the secularists are very, very, intolerant. That's why neighborhood pressure exists everywhere, from conservative and parochial towns to secular and chic plazas. In the former, the headscarf is the demanded norm. In the latter, it is the expelled heresy.


Two Illiberal Camps

So, you may ask, if it is such a nation of illiberals, is Turkey simply hopeless?

Not really. I think we are still making progress. In the past, one illiberal camp -- the secular Kemalists -- had dominated the whole society. Now we have two illiberal camps clashing with other. That is better, because it paves the road to pluralism. The optimistic scenario is that these two warring camps will wear themselves out, and, over time, come to a live-and-let-live consensus.

And the pessimistic scenario? Well, it is that we will be trapped in this cultural civil war, for ever and ever.

Source (http://www.thewhitepath.com/archives/2008/12/a_nation_of_illiberals.php)

In letzter Zeit bin ich etwas "schreib-faul" und beschränke mich ausschließlich auf Copy & Paste...

dertli4u
04.01.09, 20:52
Kaynak (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10632903_p.asp)

DANKE! :)

Sevgili Tombac

Bu yaziya Danke derken tam olarak anladin mi, merak ettim. Kullandigi terminoloji ve dil epey agdali.

neyse, ayni yazarin diger bir yazisiyla devam edelim.


***

Binnaz Toprak'ın çalışması bize iki şey öğretti:

1) AKP'nin körüklediği mahalle baskısı bal gibi vardır.

2) Bazı köşe yazarları, dindar olmasalar bile, biat metodolojisi kullanarak yazı yazarlar! (ben degil, Cüneyt Ülsever yaziyor)



Din ve bilim

DİN ile bilim aynı yolun yolcusudurlar. Zira her ikisi de gerçeği ararlar.

Ancak din kesinlik/kuşkusuzluk üzerine kuruludur. Bilim ise şüphe/kuşku tarafından yönetilir.

Bunun içindir ki metodolojileri farklıdır.

Dinde nas ebedi doğrudur, bilimde ise nas/teori bir başka nas/teori onu yanlışlayana dek doğrudur.

Dinde "doğru" varlığı gönül ile kabul edilerek bulunur. Bilimde ise "doğru" yanlışlığı tespit edilmediği sürece doğrudur.

Örneğin, "AKP döneminde mahalle baskısı yoktur" cümlesi kimilerine göre "Müslümanların başkalarına baskı yapmaları mümkün olmadığı" için doğrudur.

Kimilerine göre, aksine sadece bir adet kanıt bile "AKP döneminde mahalle baskısı yoktur" tezini çürütür.

* * *

Yukarıdaki cümleleri neden yazdım?

Binnaz Toprak'ın "mahalle baskısı" üzerine "laiklik hassasiyeti yüksek kesimler" arasında yaptığı araştırma bana medyamızın bir kısmının bilimden zerre kadar nasibini almadığını bir kez daha gösterdi de ondan!

AKP yalakalığı uğruna bilime hakaret etmeyi göze alan yazarlar metodolojinin zerresini bilmedikleri halde Toprak'ın uyguladığı derinine mülakat metodolojisine veriştirdiler ama eninde sonunda "AKP döneminde mahalle baskısı yoktur" sözünü yutup "Canım ne var bunda, cahil ve hoşgörüsü düşük halkımız daima mahalle baskısı uygular!"a kadar gerilediler.

* * *

Biat metodolojisi kullanarak bilimsel metodolojiyi de yorumlamak sadece din eğitimi almış ama her alanda ahkám kesen yazarlarca kullanılan bir düşünce kalıbı değil, şu veya bu nedenle iktidar yalakalığına soyunmuş bazı yurtdışı eğitimli, Boğaziçi'li, hatta titri "Prof.", "Dr." olan yazarlar için de geçerli.

Zira, kalemini bir kere AKP iktidarına teslim ettin mi, en ufak eleştiriye bile tahammül edemeyen yönetim zihniyeti karşısında hiç falso vermemen gerekiyor. Yoksa, en küçük uyarında bile "hain" olarak yaftalanman sadece bir dakika alır. İstersen bilim dünyasında alay konusu ol, istersen tarihe teslim edeceğin yazıların ileride bütün itibarını yok etsin, bunların önemi yoktur!

Ama iktidar yalakalığı görünen ve görünmeyen menfaat kapıları açar! Sen zaten bunların peşindesindir!

* * *

Eğitimin amacı öğrenmeyi öğretmektir. Öğrenmenin tek yolu da bildiklerinden şüphe etmektir. Bunun içindir ki İslam'ın altın çağında din bilginleri "Eğer biri bizden Allah'ın varlığını ispat etmemizi isterse, ona ne cevap veririz?" sorusunu sorarak aralarında münazaralar tertip etmişlerdir.

Ancak, şüphe etmek zaman zaman "Urun kellesini!" sözünü duymayı da göze almayı gerektirir.

Gözüken odur ki, bu riski göze almak bir çap meselesidir!

* * *

Binnaz Toprak'ın çalışması bize iki şey öğretti:

1) AKP'nin körüklediği mahalle baskısı bal gibi vardır.

2) Bazı köşe yazarları, dindar olmasalar bile, biat metodolojisi kullanarak yazı yazarlar!

Herkesin yeni yılını candan kutlarım.

31.12.08 / Cüneyt Ülsever

TomBac
04.01.09, 21:05
Sevgili Tombac

Bu yaziya Danke derken tam olarak anladin mi, merak ettim. Kullandigi terminoloji ve dil epey agdali.


:brüll:

O "Danke"yi yazara degil, aslinda o yaziyi kopyalamaya yardimci olan arkadaslara demistim.
Cüneyt Ülsever bilimden o kadar nasibini aldigi icin bir kez daha "Danke" diyorum, ama bu defa kendisine. Finansal krizden dolaysiyla bizim "Danke"de artik "iflas bayragını cekti", hic degeri kalmadi artik. :brüll:

TomBac
04.01.09, 21:48
Server Tanilli - Bir Bakıma

Gelip Durduğumuz Noktada...

20 Aralık günü, gazetelerde, Türkiye’de din, muhafazakârlık ve toplumsal baskı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan, önemli, yeni bir araştırma yayımlandı. “Türkiye’de Farklı Olmak: Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırma, Açık Toplum Enstitüsü ile Boğaziçi Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi’nin desteği ile, Anadolu’nun 12 ilinde ve 401 kişiyle konuşularak yapılmış bir çalışmanın sonuçları. Araştırmayı da, Prof. Dr. Binnaz Toprak başkanlığında bir ekip gerçekleştirmiş.

Yani bilimsel bir eser; vardığı sonuçlar da gerçekleri yansıtıyor ve alabildiğine ürkütücü.
Her bakımdan üstünde durmak şart!

*

Cumhuriyet, laikliğiyle en başta vicdan özgürlüğünü getirmiştir. Bundan tedirgin olanlar ise, laik düzene düşman olanlardır. Çok partili rejim, bu düşmanlığı ortaya dökmüştür. Nitekim, 1999’a kadar yapılan anketlerde, İslamcı çevreler “laik” kesimin kendilerini baskı altında tuttuğundan şikâyetçiydiler.

Şu son anket, rollerin değiştiğini ortaya koymuştur: Artık muhafazakâr - Sünni Türk - çoğunluk, Anadolu’da kendinden olmayanları baskı altına almış durumdadır. Araştırmayı okuyunca şu sonuç meydandadır: Sorun, bir “kutuplaşma”yı çoktan aşmıştır. İslami/İslamcı muhafazakârların “ötekileştirdiklerine” karşı, kimi yerde şiddete varan bir baskı, bir dışlama, bir aşağılama söz konusu.

Buna bakıp ülkenizin geleceğinden kaygılanmaz olabilir misiniz?
Kimdir bu dışlanıp aşağılananlar?

Bu “ötekileştirilenler”, başta Aleviler olmak üzere, Kürtler, kadınlar, gençler (özellikle üniversite gençliği), Romanlar, gayrimüslimler, kendisini “laik” olarak tanımlayanlar ve alkollü içki kullananlar...

Binnaz Toprak’ın, Bahçeşehir Üniversitesi’nde araştırmasını tanıtırken şu söyledikleri de önemli: Gittikleri Anadolu kentlerinde CHP ve Atatürkçü Düşünce Derneği lokalleri, Kürt ya da Alevi oldukları için dayak yiyen, kulağına küpe taktı diye ya da renkli tişört giydikleri için dövülen, aşağılanan gençler için birer “sığınma evi” işlevi görüyorlarmış...

Anlamlı değil mi?

“Ötekileştirme”nin tarafları değişmiştir.

Ama neyle? Kimlerin eylemiyle?

Araştırma şöyle tanıtıyor: Farklı kimlikte olanlara karşı uygulanan baskı ve ayrımcılık, Anadolu kentlerinde “AKP tarafından atanmış kadroların icraatları ve cemaatlerin faaliyetleriyle” yaratılıyor. Böylece, olan bitenin kökeninde, “AKP kadrolaşması” var; söz konusu olan da, “mahalle”nin devlet eliyle uyguladığı bir “İslamileştirme”dir.

Neler var bu kadroların eylemlerinde?

AKP’yle başlayan kadroların uyguladığı içki yasaklarıdır; devlet dairelerindeki cuma namazı baskısı, ramazandaki oruç baskısıdır; okullarda dinci telkin ve propagandalardır; bir de, yeni icat edilen “Kutlu Doğum Haftası”dır.

Gidilen her yerde, anketçilerin karşısına çıkan da, Fethullah Gülen cemaati oluyormuş...

Metnin sonunda, Türkiye’nin geleceğini etkileyecek şu tespit yer alıyor: “Bu sınırlı çalışmada ortaya çıkan mevcut tabloyla Türkiye’nin ne Avrupa Birliği’ne üyeliğinin gerçekleşmesi, ne de özgürlükçü bir demokrasiye sahip olması mümkün gözüküyor”.

Prof. Binnaz Toprak ve ekibi, bilime yakışır ve dürüst bir çalışma yapmıştır. İnsanlarımızı aydınlatmada onun büyük rolü olacaktır. Bu araştırmayla, tarihimizde bir sayfa kapanıp yeni bir sayfa açılacaktır sanırız.

*

Gelip durduğumuz noktada, bütün bu tespitler şaşırtıcı da olmadı. Yıllar önce, bu tehlikeyi haber veren aydınlar görüldü. AKP, büyük bir aldatıcı idi; şimdi, bütün numaralarıyla ortada. Tüm oyunlara başvurarak öyle bir rejim kurmuştur ki, halktan da taban bulmuştur. Bu rejimin adı mı? Melih Aşık’ın adlandırmasına katılarak söyleyelim: Tartışmasız bir “İslamcı faşizm”dir bu.
Ardından gerinip, bir hak-tu bizden de...


Cumhuriyet



Kaynak (http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=26094)