PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Cemil Cicekle hesaplasma



TruckTurkey
02.04.09, 02:55
'dtp sinira dayandi' İfadesİ baŞbakan'a soruldu

Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in Hürriyet'ten Enis Berberoğlu'na yaptığı iddia edilen ve Taraf'ta da yayınlanan seçim yorumuna Başbakan ne dedi? İzleyin...

Seçim sonuçlarını değerlendirirken hükümetin en yetkili isimlerinden biri olan Cemil Çiçek’in Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu’na söylediği iddia edilen"Türkiye'nin belirli bir bölgesinde DTP'den başka parti kalmadı. Iğdır'ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar. AKP o bölgede sadece Mardin'i kazandı. Tamam, Ankara'yı aldık diye sevinebiliriz, CHP de İzmir'i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye'nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bir bakmak gerekir" sözleri yeni bir tartışma başlatmıştı.

http://www.samanyoluhaber.com/haber-144123.html

deryatulga
02.04.09, 03:44
'dtp sinira dayandi' İfadesİ baŞbakan'a soruldu

Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in Hürriyet'ten Enis Berberoğlu'na yaptığı iddia edilen ve Taraf'ta da yayınlanan seçim yorumuna Başbakan ne dedi? İzleyin...

]

Bildirda yenen hurmalar daha cok popo tirmalar...........

deryatulga
02.04.09, 12:51
Çiçek


İktidar partisinin ciddi bir oy kaybına uğradığı seçimlerden sonra herkes AKP’nin bu sonuçlardan nasıl bir “ders” çıkartacağını merak etmişti.

Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in konuşmasını görünce sanırım birçok insan aynı şeyi düşündü:

“AKP dersini öğrenmemiş.”

Eğer AKP’nin yol haritasını Cemil Çiçek’in pusulası belirleyecekse, bu partinin tepetaklak gideceğine emin olabilirsiniz.

Kimsenin Türkiye’yi “Türkler ve Kürtler” diye ikiye bölecek, bu ülkenin bütün Kürt vatandaşlarına “düşman” muamelesi yapacak, onların kazandığı belediyeleri sanki “düşmana” kaptırılmış gibi gösterecek bir NAZİ partisine ihtiyacı yok. İnsanlar AKP’den “barış ve refah” bekledikleri için bu partiye oy veriyorlar.

“Savaş ve fakirlik” istedikleri için değil.

AKP’nin içinden dört kişi daha Çiçek gibi konuşsun, Ergenekon’a, askerî darbeye, “yok mu kapatılacak bir parti” diye ortada dolaşan Anayasa Mahkemesi’ne gerek kalmaz.

AKP kendi kendine kadük olup silinir ortadan.
Belki de bunu bildikleri için Ergenekoncular, AKP’yi bölme planı yaparken ilk sıraya Çiçek’in ismini yazmışlar.

Çiçek, AKP’yi sadece bölmez, bir fırsat verilirse un ufak eder.

Hatta anlayabildiğim kadarıyla, bir fırsat verilmezse de bunu yapmak niyetinde.

Ya da “başbakanın talimatıyla” bunları söylüyor ki durum böyleyse bir dahaki seçimlerin “muhteşem mağlubunu” şimdiden selamlayabilirsiniz.

Ben seçim uzmanı değilim ama Çiçek’in dünkü sözleri doğrultusunda ilerleyecek bir AKP’nin ilk genel seçimlerde yüzde otuzun altına ineceğine, isteyen herkesle şimdiden bahse girmeye hazırım.
Seçimlerden Güneydoğu’da ağır bir yenilgiye uğrayarak çıkan AKP’nin hükümet sözcüsünün dün Hürriyet’in Ankara temsilcisi Enis Berberoğlu’na söylediklerine bir bakın.

“Türkiye’nin belirli bir bölgesinde DTP’den başka parti kalmadı. Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar. AKP o bölgede sadece Mardin’i kazandı. Tamam, Ankara’yı aldık diye sevinebiliriz, CHP de İzmir’i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bakmak gerekir.”

AKP kendi yanlış politikaları yüzünden Güneydoğu’yu kaybetmiş, oturup “nerede hata yaptım, bana oluk oluk oy akıtan insanları nasıl kaybettim” diyeceğine, “Iğdır’ı da aldılar, Ermenistan sınırındalar” diyor.

Sanki bir “düşman ordusundan” bahseden bir general gibi.

“Iğdır’ı da alanlar” bu ülkenin vatandaşları.

Bir hükümet kendi vatandaşlarından nasıl “onlar” diye bahseder?

Nasıl olur da koskoca bir bölgeyi ve Türkiye’nin en büyük etnik gruplarından birini “dışlayarak” düşman haline getirir?Nasıl olur da kendisi gibi “Türk” gördüğü CHP’ye “oraya” ortaklaşa bakmayı zımnen önerebilir?

Bu bakış açısı, bu konuşma biçimi “siyasi iktidarın” Türkiye’yi kendi aklında çoktan böldüğünü, bir bölüm vatandaşını “düşman” gördüğünü ortaya koymaz mı?

Cemil Çiçek Kürtlerden nefret ediyor olabilir.

Ama unutmayın ki AKP’den nefret eden insanlar da var bu ülkede.
Çiçek’in bütün Kürtleri “düşman” olarak gördüğü gibi bütün AKP’lileri “şeriatçı” olarak gören Kemalistler de var.

Zaten Ergenekoncular AKP’den nasıl bahsediyorsa, Çiçek de DTP’den öyle bahsediyor.

İnanılmaz bir benzeşme var konuşmaları arasında.

Çiçek gibi konuşan bir Kemalist’in, AKP’nin galip çıktığı ve Van’ı da kazandığı geçen seçimlerden sonra şöyle dediğini düşünün:

“Bütün Doğu’yu aldılar, İran sınırına dayandılar. Türkiye’nin güvenliği açısından oraya dikkatle bakmalıyız.” AKP’nin “İranlılarla” işbirliği yapacağını, İran’ı Türkiye’ye tercih edeceğini ima eden böyle bir konuşma karşısında AKP’liler ne hissederdi?

Birçok Ergenekoncu AKP hakkında böyle konuşmuş zaten.

Onları okuyunca AKP’liler ne hissediyorlar?

AKP, Ergenekoncular gibi konuşan bir hükümet sözcüsüyle Türkiye’ye barış getireceğine, oylarını arttıracağına emin mi gerçekten?

Bence soru şu:

AKP, Cemil Çiçek gibi mi düşünüyor?

Bu partinin zihinsel düzeyi, Çiçek’in zihinsel düzeyi mi?

AKP, bütün Kürtleri düşman gibi mi görüyor?

Yerel seçimler aslında seçim değil de bir “güvenlik” aracı mı? AKP ve hükümetin çizgisi buysa Türkiye’nin başı dertten kurtulmaz.

Yok, AKP, Çiçek gibi düşünmüyorsa bunu da açıklamak zorunda.

AKP’nin de lideri olan Başbakan Erdoğan, “seçimi niye kaybettiklerini” merak ediyordu.

Cevabı çok açık:

Cemil Çiçek gibi konuştuğunuz için kaybettiniz.

Güneydoğu’da başbakanın yaptığı o korkunç konuşmayı Kürtler unuttu mu?

AKP’liler, Kemalistlerin kendi haklarındaki konuşmalarını unutuyorlar mı ki Kürtler bu konuşmaları unutsunlar?
Üstelik bundan sadece Kürtler rahatsız olmayacak.

AKP’nin “barış ve refah” isteyen seçmen kitlesi de rahatsız olacak.

O insanların büyük çoğunluğu “kavga dövüşle” bir yere gidilmeyeceğini biliyor.

AKP, bugün artık MHP’nin bile terk etmeğe hazırlandığı “aşırı milliyetçilik” köşesine sıkışmak istiyorsa, MHP’nin aldığı oylara baksın.

Alabileceği oy o kadardır işte.
Seçimi niye kaybettiğini merak eden başbakana benim tavsiyem şudur:

O nedeni bulmak istiyorsanız kendi partinizin içine bakın, neden orada duruyor.


( Ahmet Altan ) - 01.04.2009





http://www.tarafgazetesi.com.tr

deryatulga
02.04.09, 15:40
Çiçek'e bir tepki de CHP'den
02 Nisan 2009 Perşembe 16:10
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in yerel seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı değerlendirmeye tepki göstererdi.
Okay, "(DTP, Ermenistan sınırına dayandı) gibi bir üslup, Türkiye'de resmen bir ayrımcılıktır. Sayın Çiçek, muhtemelen bu konuda bir düzeltme yapacaktır. Ama laf, büyükelçi değil ki geri çekilsin. Laf çıkmıştır. Bundan sonrasını telafi edemezsin" dedi. TBMM'de düzenlediği basınla sohbet toplantısında soruları yanıtlayan Okay, Çiçek'in açıklamasını "şaşkınlıkla izlediğini, ancak bunun klasik AKP anlayışının yansıması olduğunu" söyledi. Okay, şöyle konuştu:

"AKP anlayışının temelinde, 'biz' ve 'ötekiler' anlayışı vardır. Ya AKP'li olacaksın ya öteki olacaksın. Ama Iğdır Belediye Başkanlığını, Parlamento'da grubu olan bir siyasi parti kazanmıştır. DTP'nin kazanmış olduğu belediye başkanlığı sonucunda bunu kalkıp da o partiyi de zan altında bırakacak bir şekilde 'Ermenistan sınırına dayandılar' gibi bir üslup, Türkiye'de resmen bir ayrımcılıktır. Hele bu ülkenin Başbakan Yardımcısı tarafından söylenmesi hem siyasi sorumluluk bakımından hem de ülkenin içinde bulunduğu koşullar bakımından ayrımcılığı, dışlamayı ifade eden bir üslup Sayın Çiçek'e hiç yakışmamıştır."

Okay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "6 bakanın, istifasını sözlü olarak sunduğu" iddiasını içeren haberden sonra, "Bana, bunu söylesinler, ben, 6 bakanın 6'sını da dışarı koyarım" şeklinde yaptığı açıklamayı ve üslubunu nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, üslubun, Başbakan Erdoğan'a yakıştığını öne sürdü. "Bu açıkça, artık dışa vuran bir diktatöryal bir zihniyetin ifadesidir" diyen Okay, şöyle devam etti:

"(Kapının dışına koyarım.) Bu nasıl üslup? Böyle bir üslup olabilir mi? Bu, bir insanın, bir işverenin yanında çalıştırdığı kişiye karşı dahi söylenmemesi gereken bir üslup. Siyasi nezaketten yoksundur. Ama muhatap olan bakanlar, konumunu yeniden gözden geçirsinler. Eğer o haber doğruysa ve böyle bir şey varsa ve o tehditkar üsluptan sonra, o bakan 'Evet, ben söyledim ama ben, Türkiye Cumhuriyetinin bakanıyım. Öyle bir kelime yüzünden beni kovamazsın. Ben, bu görevden ayrılıyorum' desin."

Okay, bir gazetecinin "6 bakan, söylemiş" demesi üzerine ise "6 bakan, birden durumlarını gözden geçirsinler. Yani bakanların şamar oğlanı olmaması lazım" diye konuştu.

İktidarın, yerel seçimden sonra gündeme getireceğini açıkladığı anayasa değişikliğine nasıl baktıklarının sorulması üzerine de iktidarın, anayasa değişikliği söylemiyle Türkiye'nin gerçek gündemini öteletmek istediğini öne süren Okay, "Türkiye'nin gerçek gündemi, ekonomik krizdir, işsizliktir, yoksulluktur ve yolsuzluktur" dedi.

AK Parti'nin, anayasa değişikliğinin isteğinin arkasındaki temel amacın, toplumu özgürleştirmek değil, kendisine göre bir yargı düzeni kurmak olduğunu savunan Okay, şöyle konuştu.

"Anayasa değişikliğini yapacaksan, bırak kurumsallaşmış yapıyı, önce yargının bağımsızlığı sağlayacağını ifade et. Yargının üzerinden elini çek. Bunda samimiyetini göster. Hayır. Yargıyı da AKP'lileştirelim anlayışı egemendir... CHP, Anayasa Mahkemesinin kararıyla laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu tescil ve tespit edilmiş bir anlayışta bir siyasal partiyle birlikte şu aşamada anayasa değişikliğine sıcak bakmamaktadır. Yolsuzlukların önüne geçmek için dokunulmazlıkları kaldıralım. Dokunulmazlıklarla ilgili anayasa maddesinde değişiklik yapalım."

deryatulga
02.04.09, 21:42
SEÇİM SONUÇLARI
31 Mart 2009
YUSUF SERHAT FAİK

29 Mart yerel seçimlerinin gayrıresmi sonuçları üç aşağı beş yukarı belli oldu.
Seçimlerin oy kaybına uğrayan tek partisi AKP’dir. Diğer partilerin hepsi geçen seçimlere oranla oylarını yükselttiler.

Seçimlerin görünürdeki galibi bence Demokratik Toplum Partisi ve Saadet Partisi’dir. DEHAP’ın 2004 seçimlerinde AKP’ye teslim ettiği belediyeleri (Ağrı, Van, Siirt, Bingöl) Ağrı ve Bingöl hariç DTP geri aldı. Yıllardan beridir AP-MHP-AKP-ANAP-DYP arasında el değiştiren Iğdır’ı DTP kazanç listesine ekledi.

Saadet Partisi genç ve dinamik başkanı Numan Kurtuluş’un liderliğinde oylarını ikiye katlarken, AKP’nin tabanına ortak olduğunu ortaya koydu. CHP kıyı şeridinde kazanırken, Anadolu’da ismi bile okunmadı. İstanbul’daki başarısı ise kendisine hiç yakışmadığı halde “Gandi” ismi takılan Dersimli değil Tuncelili Kemal Kılıçdaroğlu ve yıllar sonra İstanbul’un varoşlarına inen il başkanı Gürsel Tekin’in sayesindedir.

CHP’nin başarılı olduğu diğer bir bölge ise Trakya olmuştur. Marmara bölgesinde ise sanayinin geliştiği illerde (İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Bursa) AKP ve 1950’lerden bu yana DP geleneğinin kalesi olan Balıkesir’de ise MHP kazanmıştır.

CHP’nin kıyı şeridinde kazanmasını, burada yaşayan halkın ‘ben Turizm sektöründeki kazancımı kimseye kurban etmem’ biçiminde okumak gerekiyor. Kürdistan’a gelince; sorunun sadece ekonomi sorunu olmadığı, AKP iktidarının beyaz eşya, gıda maddeleri, altın, Kur’an-ı Kerim yardımlarına rağmen Kürtlerin kimliklerini, onurlarını, kalelerini satmadıkları ortaya çıkmıştır. Şimdi bazı akıllı(!) politikacılar Muş, Bingöl, Bitlis hattının neden kırılmadığını, Ağrı, Kars, Erzurum, Erzincan, Malatya, Elazığ, Adıyaman, Antep hattında neden AKP’nin belediye başkanlıklarını aldığını sorabilirler. Muş, Bingöl, Bitlis hattı Kürt yurtseverliği ile dindarlığın içiçe geçtiği bir hattır. Bu hattın özel konumu nedeniyle uygulanacak özel bir strateji ve taktike ihtiyaç vardır. Bilindiği gibi Muş’ta milletvekili genel seçimlerinde iki bağımsız aday çıkartmıştık. Yerel seçimlerde Muş’un Bulanık, Varto, Malazgirt ilçeleri ile sekiz beldesinde seçimleri yine DTP adayları kazandı. Bingöl’de 1999-2004 döneminin hatalarının sonucunu iki dönemdir seçimleri kıl payı da olsa kaybederek ödüyoruz. Bingöl seçimlerinde adayın son ana kadar belli olmaması, Ömer Ersöz’ün adaylığının YSK’ce iptal edilmesi dezavantajımızdı. Bitlis’te kazanacağımız bir seçimi nasıl kaybettiğimiz üzerine çok düşünülmesi lazımdır. Aynı şekilde Ağrı’da seçimleri nasıl kaybettiğimizi de oturup düşünmemiz gerekmektedir. Milletvekili ve yerel seçimlerde başarılı olamadığımız Kars, Erzurum, Erzincan, Malatya, Elazığ, Adıyaman, Antep hattını da iyi gözlemek ona göre yeni politikalar üretmek zorundayız. Bu iller Kürt illeridir. Ancak sömürgeci sistem özellikle Anadolu’ya sınır olan bu hat üzerinde çok kötü bir biçimde oynadı. Asimilasyon ve entegrasyon politikası bu hat üzerinde oldukça etkili oldu.

Osmanlı-Rus savaşlarında bu hattın savaş bölgesinde olması, yaşanan dramlarda bu bölgenin entegrasyonunda oldukça etkilidir. Şimdi ya bu bölgeleri kendimize ait kabul edip bu hattın özelliklerini gözönünde tutarak yeni bir çalışma yapacağız ya da bu bölgenin eriyip elimizden çıkmasını içimiz burkularak seyredeceğiz.
Seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı diğer bir sonuç ise Kürt halkının temsilcisinin kim olduğunu açıkça ortaya çıkarmasıdır. Seçim sonuçları yüzde 0,02 oy alanların, kendisini Kürt sorunu konusunda akil adam pozisyonunda görenlerin “DTP tüm Kürtleri temsil etmiyor” tezini çürütmüş, kimin Kürtlerin temsilcisi olduğunu açığa çıkarmıştır. Bu belirlemeyi yaparken hiç kimsenin siyaset yapma hakkına karşı çıktığım anlaşılmasın. Kürdistan geniş bir alandır, herkes kendi siyasetini yürütebilir. Ancak halk tarafından onanmayan siyasetlerin, akil adamların, şahsiyetlerin sömürgeci sistemin Kürt muhalefeti yaratma politikasına payanda olmaması gerekmektedir.

TRT Şaş, Kürtçe mevlit, Kürt enstitülerinin kurulması için hazırlık yapılması, Kur’an-ı Kerim’in Kürtçe’ye çevrilme çalışmaları, Kürtlere yönelik faili meçhul cinayetlerin küçük bir bölümünün gündeme getirilmesi Kürtlerin tercihlerini yapmasında önlerini kapatmamıştır. Yani özcesi bedel ödeyen, uyanan, kimliğine ve kişiliğine, yaratılan ulusal değerlerine sahip çıkan Kürtleri aldatmak mümkün olmamış, Kürtler kimliksizliğe, ana dilde eğitim yasaklarına, operasyonlara, tecride ‘ÊDÎ BES E’ demiştir. Başta Kürt halkı olmak üzere emeği geçen herkesi kutluyorum.

KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:

* Mahabad Kürt Cumhuriyetinin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Qazî Muhammed, kardeşleri Sadrî ve Seyfî Qazî 31 Mart 1947’de sömürgeci İran Şehinşahlığı tarafından Çarçira meydanında idam edilerek şehit oldular.
* Kürt sinemacı, devrimci Yılmaz Güney 1 Nisan 1931 tarihinde Adana’da doğdu.
* C. Bedîrxan tarafından çıkartılan Ronahî 1 Nisan 1942, Cegerxwîn tarafından çıkartılan Gulistan dergisi ise 1 Nisan 1968 tarihinde yayınlanmaya başlandı.
* Hêvî Talebe Cemiyeti ve Kürt Teali Cemiyeti kurucularından, Hetawa Kurd ve Jîn dergisi sorumlusu Kürt yazar ve politikacısı Müküslü Hemze 4 Nisan 1956 tarihinde sürgünde Suriye’de yaşamını yitirdi.

serhatbucak46@hotmail.de
Okunma: 708

deryatulga
04.04.09, 03:22
Cemil Çiçek'i anlıyorum

ORAL ÇALIŞLAR
Politika / 04/04/2009
Cemil Çiçek, ülkemizin en istikrarlı siyasetçilerinden birisi. 12 Eylül askeri darbesinin ardından siyaset yeniden şekillendi ve Çiçek’i öyle tanımış olduk. Kendisi uzun yıllardır değişik partilerden milletvekili seçiliyor ve çoğu kez bakanlık koltuğuna oturuyor. Cemil Çiçek, Yozgatlı. Milliyetçi bir kökten geliyor. 1960’ların başındaki muhafazakâr gençlik hareketinin temsilcisi olan ‘Yeniden Milli Mücadele’ hareketiyle bağları olduğu biliniyor.Bu geleneğin Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Yahudi sorunu gibi konularda oldukça içine kapanık ve sert yaklaşımları dikkat çekerdi. Onları belirleyen alanlardan birisi de ‘komünizm düşmanlığı’ydı. Son yıllarda bu gelenekte parçalanmalar yaşandı. 28 Şubat bu bağlamda ciddi bir kırılmaya yol açtı.
28 Şubat’a kadar milliyetçi-muhafazakâr gelenekte, genellikle ‘devletçi’ söylem ağır basarken, 28 Şubat’tan sonra muhafazakâr çevrelerde bir değişim arayışı başladı. Cemil Çiçek de Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarıyla birlikte AK Parti’nin kuruluşuna katıldı.
AKP, içinde değişik eğilimleri barındırarak siyaset sahnesine çıktı. 28 Şubat’ta Refah Partisi’nin aldığı ağır yara, bu geleneği ikiye bölmüştü. Bu bölünmeden Erbakan’ın yanında kalanlara ‘muhafazakâr’, Tayyip Erdoğan’la hareket edenlere de ‘yenilikçiler’ adı takılmıştı.
***
Çiçek, deneyimli bir siyasetçi olarak AKP iktidarının değişmez bakanlarından birisi oldu. Uzun yıllar Adalet Bakanlığı yaptı. 2007 seçimlerinin ardından da başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü görevine getirildi.
Cemil Çiçek’in AKP hükümetindeki Adalet Bakanlığı tartışmalı geçti. Adalet Bakanlığı’nın Meclis’e sunduğu Türk Ceza Kanunu, girişindeki ‘demokratik’ gerekçelere rağmen çok sayıda özgürlük karşıtı maddeyi içinde barındırıyordu. Hepimizin aklında Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kaldı ama, buna benzer çok madde vardı taslağın içinde.
Çiçek ve yönetimindeki bürokratlar bu anti-demokratik maddelerin değiştirilmesine karşı direndiler. Bu maddelerin bir kısmı uzun tartışmaların ardından değiştirildi. ‘Zina’yı ağırlaştıran hükümleri korumak için Çiçek uzun süre ayak diredi. 301. madde ve benzer birkaç madde Çiçek’in ısrarıyla korundu. Cemil Çiçek, temel sorunların çözümü konusunda da, demokratikleşme konusunda da, devletçi-muhafazakâr-statükocu çizgiyi temsil ediyor. Türk muhafazakârlığındaki demokratikleşme ve ılımlılaşma eğiliminden en az etkilenenlerden birisi olarak dikkat çekiyor.
TCK’nın 301. maddesi konusundaki ‘değiştirin’ ısrarlarına, ‘uygulamayı görelim’ diyerek direndi. Arkasından birçok gazeteci ve yazarı hedef alan davalar geldi. Orhan Pamuk, hakkında açılan dava nedeniyle Ergenekoncu’ların hedefi oldu. Ciddi tehlike atlattı. Arkasından sıra diğer yazarlara geldi.
TCK’nın 301. maddesi, Hrant’ın hedef haline gelmesinde de önemli rol oynadı. Cemil Çiçek buna rağmen direnmesini sürdürdü. Hrant Dink cinayetiyle birlikte, ‘uygulamayı görelim’ söyleminin ne kadar tehlikeli olduğu, daha net bir şekilde ortaya çıktı.Cemil Çiçek, kendi ideolojisine uygun bir tepki vererek İstanbul’da Ermeni konferansını düzenleyenlere ‘arkamızdan hançerliyorlar’ ifadesiyle saldırıya geçti.
Bu çağrıyı toplantıya yapılan ırkçı saldırılar izledi. Olaylar bir linçe dönüşecek kadar tırmandı.
***
DTP’nin Iğdır’ı kazanması üzerine ‘Ermeni sınırına dayandılar’ derken de eski çizgisini sürdürdüğünü kanıtladı. Cemil Çiçek, Türk sağının yaşamakta olduğu yumuşama eğiliminden en az etkilenen isimlerden biri. Partisinin içinde ‘devletçi-milliyetçi-statükocu-muhafazakâr’ bir damarın temsilcisi olarak dikkat çekiyor. Hem sol çevreler, hem sağ çevreler tarafından ‘aşırı statükocu’ olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin demokrasi birikiminin çok gerisinde kaldığı açıkça ortada olan Cemil Çiçek’ten hâlâ vazgeçilmemesinin bir nedeninin olması gerek.Herhalde Çiçek’in bilmediğimiz bir gücü var. Acaba AK Parti’nin ‘devlet’le ilişkilerini mi düzene sokuyor? Parti içindeki milliyetçi damarın sözcüsü mü?Bütün bunlar olabilir. Ancak Cemil Çiçek’in duruşuyla Avrupa Birliği olmaz. Kendisi her ne kadar ‘Ben demokrasi taraftarıyım’ dese de, kritik zamanlardaki çıkışı, temel konulardaki duruşu demokrattan çok otoriter devletçilik, milliyetçi içe kapanmacılık olarak dikkat çekiyor. AK Parti’nin demokratikleşme iddiasının böyle bir başbakan yardımcısıyla başarıya ulaşması mümkün görünmüyor. Avrupa Birliği yolculuğuyla Cemil Çiçek’in siyaset yolculuğunun bir arada yürümesi ne kadar gerçekçi, buna AK Parti yönetiminin karar vermesi gerekiyor.

deryatulga
04.04.09, 03:40
3 Nisan 2009, Cuma
Hasan Cemal
‘Cemil Çiçek zihniyeti’yle Erdoğan nereye gidebilir?Siyaseti izlerken genellikle iyimserimdir. Geleceğin Türkiye’sini iyi şeyler beklediğine inanırım.
Ama bazen bu ülkede siyaset insanı fazlasıyla yoruyor, hatta umutsuzluğa düşürdüğü oluyor.
İnsanın bu halleri, hayal kırıklıkları belki de ‘filmin sonu’nu görebileceğine dair nafile bir beklentiden kaynaklanıyor.
Siyasette ‘filmin sonu’ yok ki.
Özlediğin dünya bir ütopya olarak kalmaya edecek çünkü...
Hızla akıp giden siyasi zamanın peşinde koştururken, bu gerçek daha iyi anlaşılıyor ama insana da koyuyor.
Kimi zaman o duygu gelip insanı sarıp sarmalıyor. Öylesine bir his ki, dönüp dolaşıp hep aynı şeyleri yazıyor olmanın usanç verici zihniyet dünyasına çekiliyor, kapanıyor insan.
Neyse...
Cemil Çiçek.
Erdoğan hükümetinin sözcüsü, aynı zamanda Başbakan Yardımcısı. Üstelik ‘insan hakları’ndan sorumlu...
Seçim sonuçlarını değerlendirirken Enis Berberoğlu’na demiş ki:
“Türkiye’nin belirli bir bölgesinde DTP’den başka parti kalmadı. Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar...”
Bu nasıl bir zihniyettir?
Üstelik Başbakan yardımcısı. Üstelik ‘insan hakları’ndan sorumlu. Üstelik hükümet sözcüsü.
Sanki DTP’liler düşman...
Sanki Ermenistan düşman...Ve DTP’liler, Türkiye’nin belli bir bölgesini oyla zaptetmişler, gidip Ermenistan sınırına da dayanmışlar...
Bunun neresi düzeltilir ki?
Peki ama şaşılacak ne var?
Aynı Cemil Çiçek değil miydi, bir üniversite çatısı altında düzenlenen Ermeni Konferansı için “Türkiye sırtından bıçaklanıyor” diyen?
Aynı Cemil Çiçek değil miydi, ifade özgürlüğünün kolunu kanadını kıran ve Hrant Dink cinayetine açılan yollara taş döşeyen o meşhur 301. madde savunucusu?
Eee, o zaman?..
Türkiye’nin Kürt sorunu, Ermeni meselesi varsa, Cemil Çiçek’in bu sözlerinde kendini bulan zihniyet var olduğu içindir.
Bu zihniyettir, Türkiye’de PKK’yı sahneye çıkartan... Bu zihniyettir, Türkiye’yi maddi ve manevi bakımdan yıllardır kanatan... Bu zihniyettir, Kürt milliyetçiliği ile DTP’nin bu kadar güçlenmesine yol açan...Hâlâ anlamıyor musunuz?
Bunca yıldır çekilen acılardan daha hâlâ bu dersi çıkaramadınız mı?
Devlet bu ülkede ‘Kürt realitesi’ni inkar ettiği içindir ki, devlet bu ülkede Kürtlüğü cezalandırdığı içindir ki, devlet bu ülkede Kürt sorununu sadece bir güvenlik ve yoksulluk sorunu olarak gördüğü içindir ki, devlet bu ülkede bu sorunu özünde ‘sopa’yla çözebileceğini sandığı içindir ki, bu ülkede PKK da yok olmadı, bu ülkede DTP’nin Kürt oylarındaki payı da gitgide büyüdü.
Ve son yıllarda Başbakan Erdoğan, devlete de hakim bu ‘Cemil Çiçek zihniyeti’ne fazla yanaştığı ve milliyetçi sulara açıldığı içindir ki, 2007’de aldığı ‘Kürt oyları’nı 2009’da kaybetmeye başladı.
İnsan haklarından sorumlu Başbakan Yardımcısı ve sözcüsü Cemil Çiçek olan bir hükümetin partisine Kürtler nasıl bakabilir ki?..
Bu soruyu iyi düşünmek lazım.
Başbakan Erdoğan eğer önümüzdeki dönemde PKK’yı dağdan indirip silahtan arındırmayı istiyorsa... Erdoğan eğer önümüzdeki yakın dönemde Ermenistan’la ilişkileri normalleştirmeyi amaçlıyorsa...
O zaman ‘Cemil Çiçek zihniyeti’ni hem partisinde, hem devletin içinde etkisiz kılacak kapıları aralamalıdır.
Yoksa her şey lafta kalır.
Son söz:
Kürt ve Ermeni düşmanlığı çıkmaz sokaktır; demokrasi ve hukuk devleti iddiasını taşıyan bir ülkeye de, bir partiye de yakışmaz.

deryatulga
04.04.09, 03:56
Cemil Çiçek DTP için `Ermenistan sınırına dayandılar` demiş, Başbakan da bu sözünü KINAMIŞTI... Cemil Çiçek SÖZÜNDE VE ANALİZİNDE ISRARCI
ÜSTELİK: NTV`DEKİ SİNİRLİ HALİ DİKKATE ALINIRSA, BAŞBAKAN BU KONUDA FAZLA ÜSTÜNE GİTTİĞİ TAKDİRDE İPLER KOPABİLİR
03 Nisan 2009 Cuma 02:38

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, basına yansıyan “DTP Güneydoğu’yu kazandı, Iğdır’ı da aldı, Ermenistan sınırına dayandı” sözleriyle ilgili olarak, “Şahsıma karşı linç kampanyası yürütüldü” dedi.

Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ne demek bu? Bu yaklaşım tarzı hoş değil” değerlendirmesi için de “Biz bu hatayı zaman zaman yapıyoruz. Normalde, önce birbirimizi arayıp kanaatimizi söylemeliydik... Başbakan’la bu konuyu konuşmadım” diye konuştu.

NTV’nin sorularını yanıtlayan Çiçek’in açıklamaları şöyle:

TASHİH ETMEK HAKKIM: Bir şey söylediysem arkasında dururum. Benim kastetmediğim şeyler şeklinde yorum yapılıyorsa, bunu tashih etmek benim hakkım. Bu olup bitenlere baktığımızda bu sözün değerlendirmesinden öte, belli çevrelerin linç kampanyası yürüttüklerini görüyoruz.

ŞAHSİ GÖRÜŞÜM: Bakanlar Kurulu sonrası değerlendirme yaptım, “Bütün hedefler belediye başkanları üzerinden yapıldı. Bu seçim sonuçlarını Türkiye haritasına koyup, partiler üstü stratejik değerlendirmek lazım. Her parti kendi içinde partiler üstü ileriye dönük değerlendirme yapılmalı” dedim. Ermenistan sınırı sözü benim şahsi görüşüm. Bir gazeteciye yaptığım değerlendirme. “Ermenistan sınırı” ne anlama geliyor? Bölge partileri oluştu, söz ettiğim haritaya baktığımızda bir partimiz sadece belli bir bölgede var. Başka bir parti de belli bir bölgede gözüküyor. Siyaseten çok partili bir yapı var. Bu sonucun ortaya çıkardığı düşündürücü hususlar var. Bunu her parti değerlendirmeli.
BAŞBAKAN YANIT VERMİŞ: Başbakan o konuda bir yanıt vermiş. Biz bu hatayı zaman zaman yapıyoruz. Normalde, önce birbirimizi arayıp kanaatimizi söylemeliydik. . Eğer istenen düzeltmeyse, ben sözlerimden ne kastettiğimi söylüyorum. “Kimlik siyasetinde genişleme var” dedim. “Kimlik siyaseti doğru” diyenler olabilir, bu onların fikri. Başbakan’la bu konuyu konuşmadım. Türkiye’de zaman zaman hükümet üyeleri arasında çatlak çıkarmak isteyenleri çok gördük.

deryatulga
04.04.09, 03:58
DTP'den Cemil Çiçek'in sözlerine tepki
Cemil Çiçek’in, DTP için “Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırına dayandılar" sözlerine tepki.
DTP’li milletvekilleri, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, Hürriyet Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu’na yaptığı, DTP için “Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırına dayandılar. Tamam, Ankara’yı aldık diye sevinebiliriz. CHP de İzmir’i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bir bakmak gerekir” açıklamasına sert tepki gösterdi.

DTP’li milletvekilleri, “Aklınca büyük Ermenistan, Büyük Kürdistan hatırlatması yapıyor. DTP’yi yeterince karalamaya çalıştınız, özür dileyiniz” ifadesini kullandı.

DTP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş, “Çiçek seçim başarısızlığını örtmek için dikkatleri dağıtmaya çalışıyor. Bu başarısızlığın bütün partilere ve devlete maledilmesi gayreti içerisindedir. Mızrak çuvala sığmıyor artık. AKP’nin iki yüzlü politikası ortaya çıktığı için Kürtlerden desteğini kaybetmiştir” dedi.

DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik ise, Çiçek’in değerlendirmesinin ülkeyi bölmeye götüren anlayışa hizmet ettiğini belirterek “Başbakan da kimlik siyaseti konusunda başarısız olduklarını nerdeyse itiraf etti. Bir arada barış içinde eksiksiz bir demokrasi ile yönetilen bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz” diye konuştu.

deryatulga
04.04.09, 16:08
Cemil Çiçek’in esrarını kim çözecek?


Türkiye’de yaşayanlar ikiye ayrılır: Memleketi “üç tarafı denizle çevrili, yüzölçümü 777 bin kilometrekare...” vesaire diye tarif edenler ve “Türkiye, Cemil Çiçek’in adalet bakanlığı, insan haklarından sorumlu devlet bakanlığı yaptığı ülkedir” diye tarif edenler. (Her iki tarifi de yapamayacak olanlar konumuz dışı.)

İkinci tarifi benimseyenler ikiye ayrılır: Cemil Çiçek’i siyasî bir konu olarak ele alanlar ile bu zatı duygusal bir mesele haline getirenler.

İlk grup, Çiçek’in şahsında, içine at nalı atsan batmaz kahve koyuluğunda bir sağcı görenler ile şahsı siyasetçi değil devlet mensubu sayanlardan meydana gelir. İkinci grupsa, kızanlar ile utananlar olarak ikiye ayrılır.

Bütün bu grupların gücü, Cemil Çiçek’siz bir siyaset sahnesi yaratmaya yetmez. Çünkü bu grupları bizim gibi insanlar oluşturur. Seyirciler. Oyunda Cemil Çiçek var diye en fazla bilet almayız, oyun yine oynanır.

İşin tuhafı, oyuncuların da eli kolu bağlıdır Cemil Bey’in karşısında. Onu ekibe almak zorundadırlar. Yetmez, en sıkı yardımcı rolü vermek zorundadırlar. Yetmez, afişe adını yazmak zorundadırlar. Yetmez, ön sıralarda onun konuklarına yeterli yeri hep ayırmak zorundadırlar.

Samimi olarak soruyorum: AKP hakkında ne düşünürseniz düşünün, Cemil Çiçek’in bu partide böylesine önemli bir konumunun bulunması size mâkûl görünüyor mu? Özal’ın ANAP’ında bulunması mâkûl müydü? Diyelim ki mâkûldü. Haydi partinin birtakım kurullarında filan da olsun. Kontenjandan. Peki, bu şahsı adalet bakanı yapsınlar, insan haklarını onun eline teslim etsinler diye çeşitli Türk siyasetçilerini birileri enselerine silah dayayıp tehdit mi ediyor? Silahla değilse neyle tehdit ediyor? Tehdit etmiyorsa niye alıyorlar, niye yapıyorlar?

Cemil Çiçek’i kim sokuşturuyor ille de araya? Türkiye siyasetinde mevcut devlet otoritesiyle bir şekilde meselesi olan yeni bir parti kurabilmek için Cemil Çiçek’i almak yasal zorunluluk mudur? Devletimizin görünmez bilinmez yasalarından birinde mi yazılı?
Başbakan ve bazı AKP’liler, adını koymadılar ama açıkça “münasebetsizlik” demeye getirdiler, Çiçek’in :spam:teorisi için. Bunun dışında, “bireysel yorum farkı”, “kişisel fikir” gibi laflarla güya araya mesafe koydular. Zaten Çiçek de “bu benim şahsî görüşüm” dedi. Tabiî, öyledir muhakkak. AKP de bu kadar sivrisi dahil her türlü “kişisel görüş”e tahammüllü bir partidir. Hele lideri...

Zatın kendini savunmasını dinlediniz ya da okudunuz mu? Elbette “yanlış anlaşıldığını”, “şahsına yönelik linç kampanyası yürütüldüğünü” iddia ediyor. Buna karşılık, “sözümün arkasında dururum” diyor ve biz neyi nasıl anladıysak aynısını tekrarlıyor.

Üstelik, iki lafın başında, partilerin seçimden sonra ortaya çıkan “harita” konusunda “partiler üstü değerlendirme” yapması gerektiğini buyuruyor.

Çiçek’in yaptığı, sahip olabildiğimiz kadarıyla parlamenter demokrasiyi, yasal siyaset kavramını, seçim mekanizmasını, seçme hakkını, AKP’den memleket hayrına birşeyler bekleyenleri sırtından bıçaklamaktır. Ya da belki yüzüne kezzap atmak.

Bu sefer de mi işlediği cürüm cezasız kalacak? Hükümetin sözcüsü bu şahıs! “Kimlik siyaseti yapıyor” diye DTP’ye laf ediyor. “Partiler haritaya partiler üstü bakmalı” diyor. Sana ne ya? Utananlar safından öfkelenenlere geçivereceğim bir anda...
Bu ruh hali çalkalanmalarını önlemek için, başka bir duyguya sarılıyorum: meraklandıkça meraklanıyorum. Kimdir Cemil Çiçek? Nerede nasıl yetişmiş, arkasına o gücü nasıl almıştır, o güç nedir, nerededir? Cemil Çiçek niye inkâr edilmez, vazgeçilmez, onsuz edilmezdir?

Bıktırana kadar tekrar edeceğim: Cemil Çiçek’e adalet bakanlığı teslim edilmiştir. İnsan hakları onun sorumluluğuna verilmiştir. Asla şaka sayılamayacak bu tuhaf hareketleri koca koca partiler niye yapıyor? Şuursuzluk deyip geçemeyiz.

Ergenekon bile ne hallere düştü. Cemil Çiçek yerinde duruyor. Paşalar hapse girdi. Cemil Çiçek’in kılına dokunulamıyor. General Motors’un CEO’sunu kapının önüne koydular. Cemil Çiçek “DTP Ermenistan sınırına dayandı” demeçleri patlatıyor.
Genç bir akademisyen olsaydım Cemil Çiçek “çalışır”dım. Şimdiyse, şahsın sahici kartvizitini görsem yeter.

Zira merakım giderek, Cemil Çiçek’in ne olduğundan, ona dokunamayanların niye dokunamadığına kayıyor. Acaba seçmenlerin yüzde kaçı “çiçeğini de al git!” derse onu bir daha bakan koltuğunda görmeyiz?


( Ümit Kıvanç ) - 04.04.2009





http://www.tarafgazetesi.com.tr

deryatulga
04.04.09, 16:15
Cemil Çiçek’in güvenlik algısı: DTP ve Ermenistan


Cemil Çiçek’in DTP ve Ermenistan ile ilgili açıklamaları ilginç. Çiçek’e sorulan soru şu; “DTP, Ermenistan sınırında olunca ne olacak?” Yanıt ise; “Sonra konuşalım.” Kamuoyundaki genel kanı ise; Cemil Çiçek’in Ermenistan vurgusu, yalnızca PKK’nın Ermenistan’a kaymaya çalıştığı iddialarıyla mı ilgili, yoksa daha derinlerde, önümüzdeki günlerde Türkiye Ermenistan sınırında olacak pozitif gelişmelerin önünün kesilmesi ile mi ilgili?

Türkiye’nin Ermenistan sorununa talip olan ‘ulusalcı’ çevrelerin, özellikle ‘ABD’de Türk tezlerini savunuyoruz’ diye götürdükleri milyonlarca dolarlık bir ranttan burada söz etmek gerekli. Daha geçenlerde yalnızca bir akademisyene 900.000 doların, Ermeni konularında “akademik” çalışma yapsın diye aktarılması söz konusu. Oysa Türkiye-Ermenistan sınırı açılırsa, yalnızca Amerika’daki Ermeni lobisinin eli zayıflamış olmayacak, oradaki bazı ‘ulusalcı’ akademisyenlerin de proje adı altında hortumladıkları paralar da kesilmiş olacak.

DTP’nin Ermenistan sınırındaki yerleşim birimlerinde seçimleri kazanması, sakın bunlarla da ilgili olmasın? Yarın PKK, bazı derin mesajlardan esinlenerek, Ermenistan sınırında herhangi bir eylem yaparsa, Türkiye-Ermenistan arasındaki yakınlaşma kolayca baltalanmış olmayacak mı? Böylesi bir durum ise, en çok Ermenilerin acılarını nakit paraya dönüştüren ‘ulusalcı’ akademisyenlerimizi ve ‘sözde aydınlarımızı’ mutlu edecek, değil mi? Zira onlar için, ölenlerin hiçbir değeri yok. Ölenin Türk, Kürt, Ermeni, Laz, Çerkes olması da hiç önemli değil. Onlar için önemli olan ‘sözüm ona stratejik’ planları gereği, yalnızca istedikleri düzenin devamlılığı. Başbakan Erdoğan, müsteşar Efgan Ala ve yardımcısı Hakan Fidan; yurtdışında ve özellikle de ABD’de yer alan bu ‘ulusalcı’ uzmanların, ‘projeler’ adı altında söylem geliştirdikleri ve “Türk devletinin argümanını savunuyoruz” palavrasıyla götürdükleri milyon dolarlardan ne kadar haberdarlar acaba?..
İsterseniz Ermenistan sınırına bir de bu açıdan bakın. Yılların kurt politikacısı ve TSK ile ETÖ konusunda; “aman boş kovanları alma sen de ET֒cü olursun” iltifatına mazhar olan Cemil Çiçek’in, tam da Başkan Obama’nın ziyareti öncesinde, böylesi bir söylemle ‘Ermenistan’a vurgu yapması sizce nasıl bir anlam taşıyor olabilir? Ya da AB’li yetkililerle yapılan ikili görüşmelerde, onları sürekli ‘milli mücadeleci-ulusalcı’ bir çizgide azarlamaları olağan bir uygulama haline getiren Cemil Çiçek Efendi, bu söylediklerinin Ermeni diasporasının elini alabildiğine güçlendireceğini acaba bil(e)mez mi? Kanımızca Çiçek’in Ermenistan vurgusu, öylesine sıradan yapılmış bir vurgu değil. Daha derinlere doğru gönderilen bir mesajın içeriğini taşıyor olmalı.
Çiçek’in Ermenistan vurgusu, tam olarak devletin içindeki Ermenistan açılımı üzerindeki bölünmüşlüğün de bir göstergesi. Dışişleri ve AKP yönetimi Ermenistan sınırının açılabileceğini uzun zamandır uluslararası kamuoyuna anlatıyorlar. Türkiye içinde tartışılmasa da, Türkiye ile ilgili Batı medyasında yer alan haberlere/ incelemelere göz gezdirildiğinde, Türkiye olumlu bir adım atacak. Hem de bu adım Nisan 2009 içinde atılacak. Tam da bu noktada, Efendi Çiçek’in bu çıkışı, yani Ermenistan ile PKK’yı aynı sayfaya yerleştirme çabası, Dışişleri ve AKP’nin açılımından rahatsızlık duyan çevrelerin, bu hazımsızlığının bir dışa vurumu olmasın? Çiçek’in bu çıkışı, her zaman ortak hareket ettiği bu derin çevrelerin desteğini pekiştirmek için gönderdiği mesajlardan bir yenisi olmasın?

Bu mesajın derinliğinin ve kapsama alanının şu anda bilinmesi oldukça zor olmasına karşın, bu söylemin içinde siyasi bir pazarlığın ipuçlarını görmek de pekala olası. Üstelik Çiçek daha sonraki açıklamalarında da sözünden geri adım atmadı. Aksine bu anlatımını pekiştirecek açıklamalarda bulundu.
Başbakan Erdoğan, önümüzdeki dönemde yeniden ‘uzlaşma’ adı altında, pislikleri halının altına süpürme/ saklama siyaseti ile ‘derin anlaşmalar’ yaparak ve derin yapının isteklerini yurttaşlara dayatmaya mı talip olacak? Yoksa vatandaşın isteklerini, yerleşik dayatmacılara açıklamak ve kabul ettirmek yolunu mu seçecek? Bir diğer anlatımla; AKP hükümeti, meşruiyetini derin devlet ile yaptığı anlaşmalar üstünden mi sürdürmeye çabalayacak? Yoksa yeniden AB sürecini hızlandırıp, Kürdü ve Türküyle birlikte yeni bir toplumsal uzlaşma yaratarak mı yoluna devam edecek?

Erdoğan hükümetinin ne yöne gideceğinin işaretlerini ve dönüm noktasını, kabinede yapılacak revizyonda Efendi Cemil Çiçek’in ne(rede) olacağı sorusunun yanıtı, kamuoyuna çok net bir biçimde gösterecek. Son olarak, DTP Ermenistan sınırına gelmişse ne olmuş yani? Çiçek, kendisinden istenilen ‘derin anlatımları’ –hem de hükümet sözcüsü olarak- dünya kamuoyuna açıklamaya devam edecek mi?


( Önder Aytaç & Emre Uslu ) - 04.04.2009

AlGhazali
04.04.09, 16:23
Cemil Cicek Gülencidir. Cicegin bu cikisi...Yazicioglunun ölümü...DP partisindeki sallanma...Cillerin politikaya dönme cabasi...

AKPye alternatif siyasi kipirdamalar....birisi para kesesini acmistir ve parti kurma hevesleri canlaniyor. Partiden ayrilmaninda en kolay yolu sivri sözler söylemektir...Cemil Cicek "bende varim" demek istiyor...sinyal veriyor...

deryatulga
04.04.09, 16:29
Muhalefet ha...
Türkiye’de yapılan en büyük siyasi sahtekârlık nedir biliyor musunuz?

İktidardaki partiyi eleştirmeyi “gerçek muhalefet” olarak sunmak.

Bu, iktidardaki partiyi de “gerçek iktidar” olarak kabul etmeyi getiriyor çünkü.

İkisi de yalandır.

Ne gerçek iktidar vardır burada, ne gerçek muhalefet.

Doğru dürüst muhalefet yapmaya yüreği yetmeyenler, iktidardaki partiyi eleştirerek kendilerini “muhalif” hissetmekten hoşlanırlar.

Bu durumun tam da böyle olduğunu anlatan yüzlerce örnek vardır.

Ben size en sonuncusunu, şu “Çiçek vakasını” anlatayım.

Cemil Çiçek, hükümet sözcüsü.

Geçenlerde Hürriyet’in Ankara temsilcisi Enis Berberoğlu’na dehşet verici şeyler söyledi.

DTP için “Iğdır’ı da aldılar, Ermenistan sınırındalar” dedi.

Bu cümle öylesine saçma sapan ve öylesine suçlayıcı bir ifade taşıyordu ki bizzat başbakan ve AKP grup başkan vekili bu sözleri eleştirdi.

Muhalefetten ise pek ses çıkmadı.
Dün, Genelkurmay “haftalık olağan açıklamasında”, Cemil Çiçek’in sözlerini destekledi.

Başbakan da ilk günkü tepkisinden geri adım attı.

Ergenekon sanıklarından Kemal Kerinçsiz de mahkemede “Cemil Bey’in sözlerini ayakta alkışladığını” söyledi.

Böylece “saflar” belli oldu.

Şimdi “iktidar” budur.

Genelkurmay destekli Çiçekçe açıklamalar, hükümetten “utangaç” bir destek, Ergenekon’dan alkış.
Bana bu “iktidarın” muhalefetini gösterin.

Var mı?

Çiçek’in Nazizm kokan açıklamalarını, Genelkurmay’ın açık desteğini, Ergenekon’un alkışını, hükümetin hafifçe kenarda durmasını eleştiren kimse bulunuyor mu bu konuda?

Böyle bir parti görüyor musunuz?

DTP’nin dışında. DTP de Türkiye genelini değil de sadece Kürtleri temsil etmeyi üstlendiğinden “muhalefet” görevini tek başına yapması mümkün değil.

Eeee, nerede muhalefet?

Nerede o AKP’yi eleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan, AKP’ye oy verenlere hakaretler yağdıran “muhalif” gazetecilerle yazarlar?

Nerede ana muhalefet?

Nerede MHP?

Bunların hepsi aynı torbanın içinde oynaşan kedi yavrularıdır.

Torbanın içinde birbirlerini tırmalarlar ama iş “torbanın” kendisi hakkında konuşmaya gelince sesleri kesilir.

Bakın hükümette hangi parti olursa olsun, bu ülkenin iktidarını “Genelkurmay ve Ergenekon destekli Çiçek zihniyeti” oluşturur. AKP, iktidardayken bile zaman zaman bu zihniyete karşı çıkabildiği için, “gerçek iktidarla” mücadele ettiği için o kadar oy alıyor.

O mücadeleyi bıraktığında oyları da düşüyor zaten.

Bu ülke, seçimlerde bir “iktidar” aramıyor.

Çünkü bu ülkede iktidar “seçimlerle” değişmiyor.

Seçimleri kim kazanırsa kazansın hep aynı iktidar ülkenin direksiyonunda oturuyor.

Türkiye’de halk “muhalefeti” seçiyor sadece.

Kim bu “iktidara” en güçlü biçimde karşı çıkarsa ya da “karşı çıkar gibi yaparsa” oyları o topluyor.

Niye 22 Temmuz’da AKP’nin oyları o kadar arttı?

Çünkü “gerçek” iktidarın karşısına “gerçek” bir muhalefet gibi dikildi, kendisine muhtıra veren askerin karşısında dimdik durdu.

Biz, o zaman bunu söylediğimizde AKP’liler itiraz etmişlerdi, “hayır, ondan değil, biz çok iyi hizmet götürdüğümüz için oy aldık” demişlerdi.

Bu seçimde niye alamadılar peki?

“Hizmet” mi aksadı?

AKP’lilerin bu konudaki açıklaması ne?

Doğru dürüst bir açıklamaları yok.

Cemil Çiçek’i koyunlarında barındırdıkları, Genelkurmay o zihniyeti desteklediğinde geri çekildikleri, Ergenekoncularla aynı safa düştükleri sürece oyları azalacaktır. Bunu görecekler.

AKP “iktidar” olmak istediğinde, gerçek iktidarın koluna girdiğinde, halkın aradığı “muhalefet” olmaktan uzaklaştığında bunun bedelini öder.

CHP’den bir farkı kalmaz.

Bunca kriz var, sıkıntı var, dert var, AKP’ye karşı medyanın desteği var, niye CHP bir türlü yüzde otuzu bile bulamıyor?

Çünkü CHP “iktidar” partisi.

Bu ülkeden, bu halktan, hiçbir “iktidar” partisi oy alamaz.

Bizim medyanın “sahte muhalifleri” CHP’yi “gerçek muhalefet” gibi göstermek için göbeklerini patlatsalar da halkı kandıramazlar.

Eğer AKP böyle giderse, AKP’yi destekleyen medya da halkı AKP’nin “gerçek muhalefet” olduğuna ikna edemez.

Türkiye’nin gerçek bir muhalefet partisine şiddetle ihtiyacı var.

AKP aranan “muhalefet” olduğunda oylarını arttırıyor, “muhalefet” olmaktan uzaklaştığında oylarını kaybediyor.

Ve, işin acıklısı her geçen gün muhalefet olmaktan uzaklaşıyor, Avrupa Birliği’ni unutuyor ve müthiş bir muhalefet boşluğu yaratıyor.

Şimdi Türkiye “gerçek muhalefetini” arıyor.

Bu “muhalefet” AKP olursa gelecek seçimleri başarıyla kapatır, olamazsa...

Yeni bir “gerçek muhalefet” çıkar ortaya.
( Ahmet Altan ) - 04.04.2009





http://www.tarafgazetesi.com.tr

deryatulga
06.04.09, 03:58
Hükümette Cemil Çiçek çatlağı


Başlığı Taraf’tan çaldım. Gerçekten tam da Ermenistan ile uzun çabalardan sonra diplomatik ilişkiler ve 1993 yılından beri kapalı olan sınırlarımızı açmanın eşiğindeyken Cemil Çiçek’in tuhaf açıklamaları tam bir soğuk duş etkisi yarattı. DTP’nin Doğu’daki seçim başarısını “Ermenistan sınırına dayandılar, oraya dikkatle bakmalı” diye değerlendiren Çiçek acaba ne demek istiyordu? Yani ‘ayrılıkçı vatan haini Kürtler’ ile ‘düşman Ermeniler’in Türkiye’yi bölmek için müthiş planları mı var? Eğer öyle ise bu sözleri sarf eden Çiçek tarihte yaşananlar hakkında hafıza kaybına uğramış olabilir. Zira 1915’te Kürtlerin Ermeni kıyımında üstlendikleri rol Ermenilerin belleklerine kazınmış vaziyette. Öyle ki Ermenistan sınırları içersinde yaşayan 50 bin küsur Yezidi Kürdü, Kürt kimliklerini şiddetle reddediyorlar. Bunun başlıca nedeni, –tam da geçmişte yaşanan acılardan kaynaklanan- Kürtlere yönelik –gittikçe azalsa dahi- halen beslenen önyargı hatta öfke diyebiliriz. Gerçi son günlerde Avrupa’da yaşayan bir takım Kürt grupları Ermenilerden özür dilemeye başladılar bile ama bunu DTP’nin başarısı ile ilişkilendirmek mümkün değil. Hatta birçok Ermeni “Türkiye’den toprak talebiniz var mı” sorusuna, “Kürtlerin arasında azınlık olarak yaşamak ne kadar gerçekçi olur bilemeyiz, Los Angeles’tan Batman’a yerleşecek halimiz yok” yanıtında bulunuyor.
DTP’nin başarısını ‘dış’ güçlere bağlama refleksi, zaten Kürt sorununu inkâr edenlerin başlıca sığındıkları bahaneler arasında her zaman yer almıştır. 29 Mart seçimlerinin sonuçlarını doğru okumaktansa bu tür klişelere sarılmak, artık iflas etmiş bir siyasi zihniyetten öte bir şey değil. Güneydoğu’daki umutları boşa çıkan Başbakan Erdoğan bu gerçeğin farkında olmalı ki, bakanını “O sözler hiç hoş değil, ayrımcılığa müsaade etmemiz mümkün değil” diyerek sert bir dille kınadı.

Umarız Erdoğan’ın bu çıkışı, 2007 yılından beri halkın meşru oyları ile Meclis’e taşınan 20 kadar DTP milletvekiline artık el uzatacağı mesajını da barındırıyordur. DTP’yi dışlayan Kürt sorununa çözüm arayışları başarısızlığa mahkûm olduğu Mart 29 yerel seçim sonuçları ile artık tartışmasız bir gerçek olarak kendisini dayatmıştır. “PKK’ya terörist demedikçe sizleri muhatap almayız” ısrarı da artık herhalde rafa kalkacaktır. Kalıcı bir barışın ilk adımı Iraklı Kürtlerin de katkılarıyla ‘şiddet’e bulaşmayan PKK’lıları dağdan indirmeye yönelik bir formül bulmakta yatıyor. “Af” sözcüğü Türk milliyetçi kanadında ne kadar alerji yaratıyorsa itirafçılığı temel alan yaklaşım da Kürtler tarafından reddediliyor. Dolayısıyla bu konuda yeni bir dil oluşturmak, önümüzdeki birincil görevler arasında yer alıyor. Bilindiği gibi bu yönde Türkiye ve Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’nin yürüttüğü temaslar oldukça umut vericiydi. Ancak geçen hafta Bağdat’a giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü “Viyana’dayım, müsait değilim” diyerek pas geçen Mesut Barzani, suları biraz bulandırmış gözüküyor. Gerçekten de sağlık nedeniyle Viyana’da bulunup bulunmaması, Türk tarafında halen soru işareti olarak kaldı. Güveni sarstı.

Bu arada Ermenistan ile imzalanacak, diplomatik ilişki kurulmasını ve sınırların tamamıyla açılmasını öngören belgenin son rötuşlarla birlikte artık nihai halini aldığı bilgisini güvenilir kaynaklardan duyduk. İki ülke arasında aylarca mekik diplomasisi yürüten İsviçre, büyük ihtimalle tarafları belgeyi paraflamak üzere ya Bern’de biraraya getirecek ya da kâh Ankara’da kâh Erivan’da her iki ülkenin dışişleri bakanlarının önüne koyarak imzalatacak. Geçtiğimiz hafta köşemizde belirttiğimiz gibi, Türkiye, anlaşmanın yürürlüğe sokulmasına ancak Obama’nın 24 Nisan’da “soykırım” kelimesini kullanmamasını garantiledikten sonra razı olma eğiliminde. Buna rağmen Türkiye’den gelen olumlu sinyaller Erivan’da büyük heyecan yaratmış durumda. Her ne kadar “inanamıyoruz” deseler de bir çok Ermeni artık bir zamanlar imkânsız görünen barışın kokusunu almaya başladı bile. Bu umutlara umarız Bakan Çiçek’in sarf ettiği laflar gölge düşürmez. Başbakan’ın yanıtı, aslında, Türkiye’nin doğu komşusuyla artık sağlıklı ve kalıcı ilişkiler kurmak istediğinin en açık ifadesini oluşturuyor.


( Amberin Zaman ) - 03.04.2009





http://www.tarafgazetesi.com.tr

LION
06.04.09, 05:19
Cemil Cicek Gülencidir. Cicegin bu cikisi...Yazicioglunun ölümü...DP partisindeki sallanma...Cillerin politikaya dönme cabasi...

AKPye alternatif siyasi kipirdamalar....birisi para kesesini acmistir ve parti kurma hevesleri canlaniyor. Partiden ayrilmaninda en kolay yolu sivri sözler söylemektir...Cemil Cicek "bende varim" demek istiyor...sinyal veriyor...


Kendin pisir kendin ye.....Cemil Cicek Gülenciymis!? Senin Dünya´dan haberin yok galiba: Cemil Cicek Ahmet Hakan vasitasiyla Gülen cemaatine nasil baktigini göstermisti. Kanitsiz komplo teori üretmekle Signatürün ´deki Hadis´i Serifi´in tam tersini yapiyorsun bence....

deryatulga
06.04.09, 17:23
Lion ben bildigimi yazdim. Herseyi mutlak dogru bildigimi herseyi bildigimi iddia etmiyorum. Hem kusura bakma ama eger Cicek Gülencilerin aleyhinde kritik yapmissa bunuda ben isbat kabul etmem.

Yapmistir, yapmistir, neticede 2010 yilindan itibaren Tükiye'de tek milliyetcinin agzini acmaya cesaret edemeyecegini iddia edenler ayni takimin üzengi agalari degil mi? Cemil Cicek'i de almislardir hakkindan gelineceklerin kara listesine!

TruckTurkey
08.04.09, 17:39
Ak Partili vekil hakkında TERÖR ÖRGÜTÜNÜN PROPAGANDASINI YAPMAK iddiasından soruşturma

08 Nisan 2009 Çarşamba (http://www.nethaber.com/Politika/97259/Ak-Partili-vekil-hakkinda-TEROR-ORGUTUNUN-PROPAGANDASINI)

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, AK Parti Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan hakkında ''terör örgütünün propagandasını yaptığı'' gerekçesiyle soruşturma başlattı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, yerel seçimler öncesinde Diyarbakır'da yayın yapan bir televizyon kanalında yaptığı açıklamadaki ''Kürt sorununu çözmek isteyen hiç kimse DTP'yi, PKK'yı ve Abdullah Öcalan'ı görmezden gelemez ve yok sayamaz'' sözlerinden dolayı AK Parti milletvekili Arslan hakkında soruşturma başlattı.

Arslan'ın konuşmasında suç unsuru tespit eden savcılığın, Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) ''Terör örgütünün propagandasını yapmak'' suçunu kapsayan 7/2. maddesi uyarınca, dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlayacağı kaydedildi.

------------------------------------------------------------------------

Aaaaaaaaaaa? Çok şaşırdım. Sürprüz oldu. :lach:

F tipi medya da aramayın boşa bu haberleri.

deryatulga
08.04.09, 17:43
08.04.2009

Ali Bayramoğlu
alibayramoglu@tnn.net


Korkular ve cesaret arasında Türkiye… İstikamet meselesi bu ülkenin iki yüz yıllık tartışması…

'Hangi yöne gideceğiz, nasıl gideceğiz soruları' gelişme, refah, demokrasi, özgürlükler, yaşam biçimi tartışmalarınını kuşatmaktan hiçbir an geri kalmamıştır…

1950'lerde çok partili yaşamı, 1960'larda solu, 1970'lerde sokağı ve toplumu keşfeden Türkiye 1980'li yıllardan bu yana hemen her alanda biraz da dünya konjonktürünün itmesiyle büyük bir hızla yol aldı.

Görece ekonomik istirar, istikrarlı büyüme, toplumsal çoğulculaşma, sınırlı da olsa siyasal libaralleşme, yaşanan kriz ve çatışmalar sonrası elimizde kalan girdilerdir.

Ne var ki tüm bunlar yukarıdaki soruları, bu sorular etrafında yaşanan çatışma ve kutuplaşmaları değiştirmiyor.

Yine 'iyi ve olumlu bir hat' yakaladı Türkiye.

İçeriden bakılacak olursa, seçim sonuçları siyasi istikrarı etkilemedi, buna karşın çoğulcu bir tablo ortaya çıkardı. Ergenekon davası askeri kışlasına itti. Yargının ülkenin dört köşesine yayılan siyasi temizlik girişimleri ülkede sivil ve siyasi değerlerin ciddi bir psikolojik üstünlük sağlamasına zemin hazırladı.

Dışarıdan bakıldığında ABD'nin güvenlikçi otoriter Bush dönemini geride bırakması, bölgede yeni bir düzen umudu, Kürt sorununun çözümünde bölgesel gelişmeler ile ülkedeki gelişmelerin paralel seyretmesi, tüm bunlar, Türkiye'nin çıkarları ile demokratik çabaları iç içe sokuyor.Hangi yöne gideceğiz, nasıl gideceğiz sorusuna bir yanıttır bu iki paragraflık kısa analiz…

Ama madalyonun diğer yüzü de var elbette…

Yorucu olan, tökezleten yüz bu…

Bu yüz hangi yöne gideceğiz sorusuna 'aksi ve korku temelli yanıt'lar verdiği için, zaman zaman çağın dilinden uzaklaşan bir eğilim, içine kapanan paranoyolarla malül hal görüyoruz memlekette…

Ve yaşadığımız siyasi çatışmalar temelde buradan kaynaklanıyor.

Bu durum sadece devletin içinde kimi yapılara ya da yapılanmalara işaret etmiyor, aynı zamanda bir zihniyete, köhne bir zihniyete de ışık tutuyor.

İki örnek…

Cemil Çiçek, bakan ve hükümet sözcüsü…

Seçimlerden hemen sonra yaptığı değerlendirmede ülkenin meşru ve yasal partilerinden birisi olan DTP hakkında, kazandıkları illere işaret ederek 'Ermenistan sınırına dayandılar…' diyebildi.

Kürt-Ermeni 'doğal ilişkisi ve işbirliği takıntısı'nden yola çıkan Kürt meselesini aslında Ermeni meselesi sanan, özünde aşırı Türkçü, kendisine güvensiz bir zihniyetin vardığı bu yeri gösterir bu tutum.

Böyle bakınca, Silivri'den Ergenekon hapishanesinden, Kerinçsiz'den Cemil Çiçek'e gelen destek anlamsız sayılmaz…
Diğer örneği dün verdik, Deniz Bölükbaşı dile getirdi:

Kürt meselesinde çözüm, Ermenistan'la sınır kapılarının açılması, özgürlükler alanının genişletilmesi Batı'nın bölücü ve onur kırıcı talepleri olarak çınlıyor kimilerinin kulaklarında…

Özü şudur:

Değişimden korku, değişim ile Batı'nın taleplerini aynı sanma takıntısı ve değişmez ve esnekliği hiç olmayan bir resmi politika saplantısı, moda deyişiyle Sevr paranoyası…

Her iki bakış, her iki paranoya Türkiye'yi Ergenekonculara mahkum etmiştir.Hapishanedeki Ergenekon bu görüşlerden yola çıkmıştır…

Ve mahkumiyeti sadece yargı karşısında değil tarih önünde de olmuştur, olacaktır…

Malum köhne zihniyet açısından, bu zihniyeti savunanlar açısından da durum budur…

Obama ziyareti bunları deşti, bir kez daha…



--------------------------------------------------------------------------------
Kaynak: http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=16177&y=AliBayramoglu

dertli4u
14.06.10, 04:04
Viyana’da kahvaltılı bir toplantıya katılan Çiçek, son günlerde yaşanan olaylarla ilgili açıklamada bulunurken Başbakan Erdoğan’ın Araplar’a yönelik övgü dolu sözlerinin aksine Arap ülkelerini eleştirdi.

Çiçek, “Arap ülkelerine para havadan geliyor. Yer altından her gün petrol çıkıyor. Ancak onlar hiç bir şey yapmıyorlar. Müslüman ülkelerin bütün derdini ve sıkıntısını Türkiye çekiyor. Petrol kuyularını bir gün kapatsalar dünyadaki düzen değişecek. Ancak yapmıyorlar. Anlatacak çok şey var. Ama Vatan Gazetesi de aramızda. Onun için daha fazla konuşamıyorum” dedi.