Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Das wir erkennen Zypern an Spiel/Ek Protokolün imzalanması
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMENİN TRT ANKARA RADYOSUNA VERDİĞİ MÜLAKAT
6 TEMMUZ 2005
Ek Protokolün imzalanması Türkiye açısından çok büyük sakıncalar getirecektir. Çünkü uluslararası hukuka göre tanımadığınız bir devlet ile bir protokol veya bir antlaşma imzaladığınız zaman bu fiilen tanıma anlamına geliyor. Bu tehlikenin giderilmesi için Türkiyenin bu metne en azından bir rezerv koyması gerekiyor. Fakat anlaşılıyor ki, AB tarafının böyle bir rezerv konmasına izin vermeye niyeti yoktur. Türkiyenin görüşlerini sadece şifahi olarak veya ABni bağlamayacak bir tarzda dile getirmesini istiyorlar. Şimdi bu çok ciddi bir sakınca yaratacaktır. Bunu imzaladığınız andan itibaren karşı taraf bunun imzalanmasını isteyecektir. Bu uygulama çerçevesinde de Güney Kıbrısı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımanızı isteyecektir. AB Komisyonunun hazırladığı müzakere çerçeve belgesinde de açık olarak Kıbrıslı Rumlar ile Türkiyenin ilişkilerini normalleştirmesi isteniyor. Bu açıkça tanıma demektir. Güney Kıbrısı normal bir devlet gibi tanıyın diyor. Bu son derece sakıncalıdır. Kıbrıs meselesi çözülmeden Güney Kıbrısı tanımayacağını Hükümet ilan etmişti. Fakat öyle anlaşılıyor ki karşı taraftan talepler, baskılar gelecektir. O bakımdan bizim Hükümete tavsiyemiz şudur: Eğer bu metne rezerv koyamayacaksanız bu anlaşmayı imzalamayın.
Bu anlaşmayı imzalamak AB hukukunun bir gereği değildir. Çünkü on yıl önce ABne üye olan ülkelerle biz bu anlaşmayı imzalamadık. Kimse de bize imzalayın demedi. Eğer AB hukukunun bir zorunluluğu olsaydı, bizi bu protokolü imzalamaya davet ederlerdi. Şimdi niye sıkıştırıyorlar? Belli ki Kıbrıslı Rumlar bundan somut avantajlar elde etmek istiyorlar. Adım adım Türkiyenin kendilerini tanımasını istiyorlar. Tanıdığınız anda bu Kuzey Kıbrısı tanımadığınız anlamına gelir. Çünkü Güney Kıbrıs Kuzey Kıbrıs toprakları üzerinde hak iddia ediyor. Aynı toprak üzerinde iki farklı egemenlik olamayacağı için de Güney Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınırsa, Kuzey Kıbrısı tanımaktan vazgeçmek zorunda kalırız. Bunun gideceği yol orasıdır.
O bakımdan biz Hükümeti defalarca uyardık. Genel Görüşme önergesi verdik fakat AKP bu genel görüşme önerisini kabul etmedi. Şimdi önümüzde yeni bir belge var. Çerçeve belgesini dikkatle okuduğunuz zaman, bu belgede daha önceki belgelerde olmayan hükümler olduğunu görüyorsunuz. Bunlardan biri Türkiye üye olduğunda AB hükümleri ile bağdaşmayan bazı anlaşmaların iptal edileceğine ilişkin maddedir. İlk bakışta bu doğal gibi gözükse de buradaki amaç Kıbrıs Devletini kuran Londra ve Zürih anlaşmalarının ilga edilmesini sağlamaktır. Çünkü bu anlaşmalar Türkiyeye belli koşullar altında Kıbrısa müdahale hakkı veren anlaşmalardır. Oysa AB ülkeleri arasında birbirine askeri müdahale hakkı veren anlaşma yok. Diyeceklerdir ki, Bu AB hukukuna ve teamüllerine aykırıdır. Bunu iptal edin. Böylece Türkiyenin Kıbrıstaki garantörlük haklarını fiilen anlamsız hale getireceklerdir.
Bunu dışında, çerçeve belgesinin 13. maddesine göre diğer bütün aday ülkelere tanınan vizesiz seyahat hakkı Türklere tanınmıyor. Bütün bunlara karşı Türkiyenin çok uyanık olması lazım. Ege ile ilgili olarak zirve metninde dile getirilen ifade daha da ağırlaştırılmış, sorun çözülemediği takdirde Uluslar arası Adalet Divanının zorunlu yargı yetkisine atıf yapılmış. Biz bütün bunları çok büyük bir dikkatle izlemek zorundayız. Nereye gidiyoruz? İyiye mi gidiyoruz, kötüye mi gidiyoruz? Bizim gördüğümüz maalesef kötüye gittiğimizdir.
Hükümet 17 Aralık Kararlarından birkaç gün sonra ABne bir mektup yazdı ve insanların serbest dolaşımını kısıtlayan kalıcı derogasyonları kabul edemeyiz, bunu düzeltin dedi. Oysa metinde hiçbir düzeltme yok. Demek ki,Türkiyenin talebini dikkate almamışlar. 31 Mayısta Türkiye bir mektup yollamış, demiş ki, Ambargoları kaldırın ki, biz de limanlarımızı açalım. Bu başlı başına yanlış ve ilave bir tavizdir ama bunu bile kabul etmemişler. Size hiçbir karşılık beklemeden bunları yapmanızı söylüyorlar. Limanlarınızı, hava alanlarınızı açacaksınız, ama bunun karşılığında bir hak talep etmeyeceksiniz. Kıbrıslı Rumlar Türkiyeyi iyice köşeye sıkıştırmış vaziyette. Maalesef Hükümet bunları ya fark edemiyor, ya da çaresiz kaldığı için kamuoyuna açıklayamıyor. Hükümetin Kıbrıs konusunda ta Kofi Annan Planından bu yana yaptığı hata bizi bu noktaya getirmiştir. Bu nokta adım adım Kıbrısın terk edilmesidir. O nedenle Hükümeti bir daha ciddiyetle uyarıyoruz. Lütfen durumu bir daha değerlendiriniz. İleride Türkiyenin telafi edemeyeceği adımları atmayınız, tek taraflı tavizler vermeyiniz.
Der Schakal
28.07.05, 01:02
Blair kommt der Türkei entgegen
27. Juli 2005 Premierminister Blair ist der Türkei am Mittwoch mit Äußerungen entgegengekommen, wonach Ankara nicht Zypern anerkenne, indem es das Protokoll über die Ausdehnung der Zollunion auf die zehn neuen Mitgliedstaaten unterzeichne.
http://www.faz.net/IN/INtemplates/faznet/img/leer.gif
Die Unterschrift unter dieses Protokoll zum Ankara-Abkommen von 1963 ist die letzte von der türkischen Regierung zu erfüllende Bedingung für den Beginn von Beitrittsverhandlungen am 3. Oktober. Zumindest die griechisch-zyprische Regierung in Nikosia sieht darin auch eine indirekte diplomatische Anerkennung.
Haltung der Türkei ändert sich nicht
Der türkische Ministerpräsident Erdogan stellte die Unterzeichnung am Mittwoch bei einem Besuch in London vage für die nächsten Tage in Aussicht. Gleichzeitig bekräftigte er, daß sich an der Haltung seines Landes in der Frage der Anerkennung nichts ändern werde, solange der Zypern-Konflikt nicht gelöst sei. Nach dem Treffen mit Erdogan sagte Blair: Ich habe dem Ministerpräsidenten klar bestätigt, daß die Unterzeichnung des Ankara-Protokolls nicht die Anerkennung Zyperns bedeutet.
Das Protokoll soll vom türkischen Botschafter bei der EU, dem britischen Ständigen Vertreter in Brüssel für die derzeitige EU-Präsidentschaft und dem für die Erweiterung zuständigen EU-Kommissar Rehn unterschrieben werden. Die Türkei kündigte wiederholt an, sie werde mit einer einseitigen Erklärung hervorheben, daß die Unterschrift nicht die Anerkennung Zyperns bedeute. Seit den blutigen Auseinandersetzungen zwischen griechischen und türkischen Zyprern kurz nach der Unabhängigkeit der früheren britischen Kronkolonie Anfang der sechziger Jahre und dem Zerfall der von beiden Gemeinschaften gebildeten Regierung wird die griechisch-zyprische Regierung international als Vertreterin ganz Zyperns anerkannt. Nur die Türkei erkennt allein die Türkische Republik Nordzypern an, die 1983 in dem von türkischen Truppen besetzten Teil der Insel ausgerufen wurde.
Alle 25 Mitgliedstaaten müssen zustimmen
Ein Sprecher der griechisch-zyprischen Regierung in Nikosia sagte, die Unterzeichnung des Protokolls müsse sauber sein und dürfe den Inhalt des Protokolls nicht ändern. In der Europäischen Kommission hieß es am Mittwoch, entscheidend sei der Wortlaut der türkischen Erklärung. Ob die Unterschrift unter das Protokoll als Anerkennung zu werten sei, sei unter Völkerrechtlern umstritten. Während eine Schule der Auffassung sei, daß dafür ein besonderer Rechtsakt nötig sei, vertrete eine andere die Meinung, daß die Aufnahme vertraglicher Beziehungen mit einem Staat die Anerkennung bedeute.
In der Entscheidung der europäischen Staats- und Regierungschef vom Dezember 2004 über die Aufnahme von Beitrittsverhandlungen mit der Türkei heißt es lediglich, daß die Türkei das Protokoll unterzeichnen müsse. Der vor einigen Wochen von der EU-Kommission vorgelegte Verhandlungsrahmen muß aber von allen 25 Mitgliedstaaten - also auch von Zypern - gebilligt werden.
Text: Bc. / F.A.Z., 28.07.2005, Nr. 173 / Seite 1
Bildmaterial: picture-alliance / dpa/dpaweb
http://www.faz.net/s/RubDDBDABB9457A437BAA85A49C26F B23A0/Doc~EC8CB11411E9840509E1742D98 9308B96~ATpl~Ecommon~Scontent. html
Das wir erkennen Zypern an Spiel.
Das gestrige Spiel zwischen Trabzonspor und Anortosis war für den Aufmerksamen mehr als ein Einfaches CL- Qualifikations-Spiel zwischen zwei Mannschaften. Es hat einen Politischen Hintergrund. Da man Offiziell mit einer Türkischen Mannschaft in Zypern gegen einen Zypriotischen Verein ein Internationales Match bestritten hat, hat man automatisch die Existenz Zyperns anerkannt. In den Türkischen Zeitungen wurde mittlerweile hingewiesen das dies der Türkischen Bevölkerung nicht entgangen ist. Ich meine das dies sowieso Notwendige auf elegante weise gelöst wurde. Zu dem ist gestern auf Nordzypern KKTC ein direkter Flug aus Baku getätigt worden. Damit hat eine grausame Isolation eines Volkes ein Ende.
Die Türkei kommt in Fahrt.
Folgend der Pressespiegel zum Thema.
Man beachte vor allem, dass für die Berliner Zeitung die Unterzeichnung des Protokolls die völkerrechtliche Anerkennung bedeutet, dies jedoch die anderen richtigerweise verneinen!
Blair unterstützt Erdogan im Zypern-Streit
Britischer Premier relativiert EU-Forderung an die Türkei
Gerold Büchner
BRÜSSEL, 27. Juli. Der schwelende Konflikt in der Europäischen Union über die geplanten Beitrittsverhandlungen mit der Türkei droht sich zu verschärfen. Die britische EU-Präsidentschaft unterstützte am Mittwoch indirekt die Position der türkischen Regierung, die eine vorherige Anerkennung des EU-Mitglieds Zypern verweigert. Die griechisch-zyprische Regierung beharrt aber auf einem deutlichen Entgegenkommen Ankaras. Auch andere EU-Staaten pochen auf die im Dezember vereinbarten Bedingungen für die Beitrittsgespräche ab Oktober, die eine diplomatische Anerkennung Zyperns beinhalten.
Die Regierung in Ankara will in Kürze ein Protokoll unterzeichnen, das ihre Zollunion mit der EU auf deren zehn neue Mitgliedstaaten ausweitet. Nach dem Verständnis der meisten EU-Staaten bedeutet das faktisch die völkerrechtliche Anerkennung Zyperns durch die Türkei. Die griechisch-türkische Mittelmeerinsel ist seit 1974 geteilt: Der Süden Zyperns ist international anerkannt. Im Norden stehen seit 31 Jahren Streitkräfte der Türkei. Alle Versuche einer Wiedervereinigung sind gescheitert, zuletzt am Veto der griechischen Zyprer Anfang 2004, kurz vor Aufnahme des Landes in die EU.
Der britische Premier Tony Blair, in diesem Halbjahr zugleich EU-Ratspräsident, senkte nun die Hürde für den Beginn der Beitrittsverhandlungen. Nach einem Treffen mit seinem türkischen Kollegen Recep Tayyip Erdogan sagte Blair in London, die Ausweitung der Zollunion bedeute nicht, dass Ankara Zypern anerkenne. Dies sei "rechtlich gesehen eine Tatsache". EU-Diplomaten in Brüssel äußerten sich irritiert über die Stellungnahme.
Auch Erdogan bekräftigte in London, die Unterzeichnung des Protokolls zur Zollunion stelle keine Anerkennung Zyperns dar. Dies werde die türkische Regierung in einer Zusatzerklärung betonen. Über den Text dieser Erklärung wird seit Wochen spekuliert und gestritten. Erdogan sagte nur zu, sie werde "nicht provokativ" ausfallen.
Strittiges Verhandlungsmandat
Skeptisch über die Beitrittsgespräche mit Ankara ohne ausreichende Absicherung haben sich Österreich, Frankreich und die Niederlande geäußert. Strittig ist auch, wie streng das Verhandlungsmandat gefasst werden soll, etwa in der Frage möglicher Alternativen zur Vollmitgliedschaft. Großbritannien zählte neben der rot-grünen Bundesregierung bislang zu den energischsten Befürwortern eines EU-Beitritts der Türkei. Blair sagte beim Treffen mit Erdogan, die Union müsse angesichts des Terrors "das wahre Gesicht des Islam" fördern. Das Verhandlungsmandat und die damit verbundenen Grundsatzfragen sollen beim informellen Treffen der EU-Außenminister Anfang September in Wales zur Sprache kommen.
Erdogan sieht sich derzeit starkem innenpolitischem Druck ausgesetzt, den Nordzypern nicht im Stich zu lassen. Der Ministerpräsident sagte in London, die Haltung seines Landes werde sich nicht ändern, bis der Zypern-Konflikt gelöst sei. Unter den EU-Staaten sowie im EU-Parlament wächst aber die Kritik daran, dass die Union Beitrittsgespräche mit einem Land führen könnte, welches eines der EU-Länder diplomatisch nicht anerkennt.
http://www.berlinonline.de/berliner-zeitung/politik/469345.html
Türkei riskiert mit Zypern-Schachzug Termin für EU-Verhandlungen
von Katja Ridderbusch
Brüssel - Der 3. Oktober als Termin für den Beginn der Beitrittsverhandlungen zwischen der EU und der Türkei ist erneut ins Wanken geraten. Für Irritation sorgte in Brüssel eine Ankündigung des türkischen Ministerpräsidenten Recep Tayyip Erdogan, die anstehende Unterzeichnung eines Protokolls zur Zollunion mit Zypern bedeute nicht automatisch, daß Ankara die Regierung der Inselrepublik auch diplomatisch anerkenne. "Bis zu einer Lösung des Zypernkonflikts wird sich unsere Haltung in der Frage der Anerkennung nicht ändern", sagte Erdogan gestern nach einem Treffen mit dem britischen Premier und amtierenden EU-Ratsvorsitzenden Tony Blair in London. Der Europaabgeordnete Elmar Brok (CDU) nannte die Haltung Erdogans "nicht akzeptabel". Man könne nicht "einer Gemeinschaft beitreten, ohne deren Mitglieder völkerrechtlich anzuerkennen", sagte Brok der WELT. Sollte Ankara tatsächlich in einer Zusatzerklärung darauf hinweisen, daß es die Republik Zypern nicht anerkenne, "dann können die Verhandlungen am 3. Oktober nicht beginnen." Eine derartige Rochade verstoße "gegen Geist und Ziel der Vereinbarung".
Beim Gipfeltreffen im Dezember hatten die Staats- und Regierungschefs den 3. Oktober 2005 als Starttermin für die Beitrittsgespräche festgelegt, Ankara jedoch zugleich verpflichtet, das Zusatzprotokoll zur Zollunion zu unterzeichnen. Zwar war explizit nicht von einer völkerrechtlichen Anerkennung Zyperns die Rede, jedoch sollte der diplomatische Spielraum dieser Konstruktion beiden Seiten entgegenkommen: Für die EU ist es unmöglich, daß ein Mitglied der Union ein anderes nicht anerkennt. Allerdings hätte die EU die Unterzeichnung des Protokolls als De-facto-Anerkennung werten können. Erdogan konnte seinerseits die Bedingung der EU nur akzeptieren, weil sie knapp unterhalb der völkerrechtlichen Schwelle bleibt. Der türkische Ministerpräsident steht in der Heimat unter gewaltigem Druck; die Opposition wirft ihm vor, den türkischen Teil Zyperns "an Brüssel zu verkaufen". Die Mittelmeerinsel ist seit 1974 geteilt; der türkische Teil wird nur von Ankara anerkannt.
Mit der Ankündigung einer Zusatzerklärung habe Erdogan das unausgesprochene Übereinkommen verletzt, sagen Diplomaten. Auch die EU-Kommission gibt sich skeptisch: "Wir müssen sehen, was in der Erklärung steht, aber auf jeden Fall ist das eine sehr heikle Sache", sagte ein Sprecher. Blair stützte jedoch Erdogan nach dem Londoner Treffen. "Ich habe klar die Position wiederholt, daß die Unterzeichnung des Protokolls nicht die Anerkennung Zyperns einschließt". Großbritannien gilt als einer der stärksten Verfechter eines EU-Beitritts der Türkei.
Die Regierung der Republik Zypern forderte Ankara auf, das Protokoll "ohne Vorbehalte" und "ohne irgendwelche Erklärungen" zu unterzeichnen. Zwar kann der Rat der Regierungen nicht mehr an dem Datum rütteln, doch müssen alle 25 Regierungen dem Verhandlungsfahrplan zustimmen. Ein Veto aus Zypern könnte den gesamten Prozeß stoppen.
Artikel erschienen am Do, 28. Juli 2005
http://www.welt.de/data/2005/07/28/751648.html
Eu-Beitritt:
Blair eilt Türkei zur Hilfe
(Die Presse)
28.07.2005http://www.diepresse.com/images/p.gifAnkara findet im Streit um Zypern Unterstützung.http://www.diepresse.com/images/p.gifhttp://www.diepresse.com/images/p.gifhttp://www.diepresse.com/images/p.gifLONDON (ag.). Der britische Premier und EU-Ratspräsident Tony Blair gibt der Türkei im Zypern-Konflikt Schützenhilfe. Blair sagte nach einem Treffen mit dem türkischen Regierungschef Recep Tayyip Erdogan in London, dass die Unterzeichnung des Ankara-Protokolls keine Anerkennung Zyperns bedeute. Das Abkommen über die Ausweitung der Zollunion auf die zehn neuen Mitgliedstaaten ist für die EU Voraussetzung für den Beginn von Beitrittsgesprächen mit der Türkei am 3. Oktober. Für die EU kommt eine Unterschrift unter das Protokoll einer indirekten Anerkennung Zyperns gleich.
Die Türkei verschob die für gestern, Mittwoch, geplante Unterzeichnung. Erdogan schloss eine formelle Anerkennung Zyperns erneut dezidiert aus. Ankara akzeptiert nur den international nicht anerkannten türkischen Norden der geteilten Mittelmeerinsel.
Nun geht aber auch Zypern auf die Barrikaden: Es sei "undenkbar", dass die Türkei Zypern nicht anerkenne, sagte ein Regierungssprecher. Die Entscheidung über den Startschuss für Beitrittsverhandlungen mit der Türkei muss einstimmig erfolgen.
http://www.diepresse.com/Artikel.aspx?channel=p&ressort=eu&id=497122
Zypern-Politik der Türkei gefährdet EU-Beitritt
Brüssel - Die christdemokratisch-konservative Fraktion der Europäischen Volkspartei (EVP) im EU-Parlament fordert vor dem Beginn der EU-Beitrittsverhandlungen mit der Türkei die Anerkennung Zyperns durch Ankara. "Verhandlungspartner der Türkei sind alle 25 EU-Mitglieder. Wie kann die Türkei über ihre Aufnahme in die EU verhandeln, wenn sie einen dieser Staaten nicht anerkennt?" erklärte der EVP-Fraktionsvorsitzende Pöttering (CDU) gestern.
Er reagierte auf Äußerungen des türkischen Ministerpräsidenten Erdogan, der am Vortag in London angekündigt hatte, sein Land werde die Mittelmeerinsel Zypern nicht vor einer Lösung des Zypern-Konflikts anerkennen. Die Türkei werde zwar, wie von der EU gefordert, ein Zusatzprotokoll unterzeichnen, mit dem die Zollunion mit der EU auf die 2004 beigetretenen Mitglieder - darunter auch Zypern - ausgedehnt werde. Die Türkei wolle aber in einer Zusatzerklärung deutlich machen, daß dies keine völkerrechtliche Anerkennung bedeute. Damit gefährdete Erdogan den noch für dieses Jahr terminierten Beginn der EU-Beitrittsverhandlungen für sein Land. Auch der EU-Ratsvorsitzende, der britische Regierungschef Blair, hatte erklärt, "daß die Unterzeichnung des Protokolls nicht die Anerkennung Zyperns mit einschließt". Pöttering bezeichnete Blairs Äußerungen als "befremdlich". DW
Artikel erschienen am Fr, 29. Juli 2005
http://www.welt.de/data/2005/07/29/752263.html
Und hier ein Autor, dem über 40 Jahre Zypern-Geschichte fehlen:
Das Protokoll zum Protokoll: Die Beitrittsgespräche mit Ankara werden immer grotesker
Die EU lässt sich von der Türkei über den Tisch ziehen http://www.volksstimme.de/images/empty.gifhttp://www.volksstimme.de/images/empty.gif
Von Georg Kern Die Sache ist so vertrakt, dass man sie am besten noch einmal ganz einfach erklärt. Am 3. Oktober will die Europäische Union (EU) Beitrittsverhandlungen mit der Türkei aufnehmen. Davor hat die EU aber eine Hürde gestellt: Die Verhandlungen werden nur aufgenommen, wenn Ankara zuvor ein Protokoll unterzeichnet. Dieses Dokument weitet die Zollunion zwischen der Türkei und der Union auf Zypern und die neun übrigen neuen EU-Mitglieder aus. Die Türkei weigert sich aber, die zyprische Regierung im Süden der geteilten Insel völkerrechtlich anzuerkennen. Deshalb stellt sich die Frage: Wie kann die Türkei ein Dokument unterzeichnen, dessen eine Vertragspartei für Ankara quasi nicht existent ist?
Besonders listig wollte die EU sein und dachte sich den Trick mit dem Protokoll aus. Groß verkündete sie: Man sehe in der Unterzeichnung des Dokuments durch Ankara zwar keine völkerrechtliche, aber eine defacto-Anerkennung. Jetzt will die Türkei jedoch schon wieder einen Haken schlagen. Während eines Besuchs beim britischen Premierminister Tony Blair in London kündigte der türkische Ministerpräsident Recep Tayyip Erdogan an, sein Land werde das Protokoll zwar unterzeichnen plane jedoch eine Zusatzerklärung, in der festgehalten werde, dass damit aus Sicht Ankaras keine Anerkennung des Südteils der Insel verbunden sei.
Diplomatie grotesk! Es gibt ernste Gründe anzunehmen, dass die EU am 3. Oktober Beitrittsverhandlungen mit einem Land aufnehmen wird, das nicht alle 25 Mitglieder der Union anerkennt. Angesichts der windigen Politik Ankaras stellt sich die Frage: Wie viel will sich Brüssel eigentlich noch gefallen lassen, bevor es heißt: Sorry, so nicht.
if(typeof(adlink_randomnumber) =="undefined") var adlink_randomnumber=Math.floor (Math.random()*1000000000000)d ocument.write('');http://ad.de.doubleclick.net/ad/oms.volksstimme.de/business_rectangle;oms=busines s_rectangle;nielsen=6;sz=1x1;t ile=3;ord=559920739908? (http://ad.de.doubleclick.net/jump/oms.volksstimme.de/business_rectangle;oms=busines s_rectangle;nielsen=6;sz=1x1;t ile=3;ord=559920739908?)
Es ist bedrückend zu sehen, wie sich die Befürworter des Türkei-Beitritts krummlegen. Längst hätten sie klar stellen müssen: Ohne eine lupenreine Anerkennung Zyperns, darf es nicht einmal Beitrittsverhandlungen geben. Schon das Manöver der EU mit dem Protokoll war doch ein Entgegenkommen.
Aber das sehen die Befürworter eines Beitritts offenbar anders. Zu den größten Verfechtern gehört Tony Blair: Die Aussicht auf eine türkische Mitgliedschaft wird, obwohl bis dahin natürlich noch einige Zeit vergehen wird, wichtig für Europa und seine Sicherheit sein, sagt er. Und genau das ist das Problem: Es geht Blair, Kanzler Gerhard Schröder (SPD) und den anderen Verfechtern vor allem um Sicherheit. Die EU ist aber nicht zuallererst eine sicherheitspolitische Veranstaltung. Dafür gibt es die NATO. Und wer die sicherheitspolitische Zusammenarbeit mit der Türkei weiter vertiefen will, kann sich andere Konstruktionen zwischen Ankara und Brüssel als die EUMitgliedschaft überlegen.
Die EU ist zuallererst eine ökonomische Veranstaltung. Und danach weil die Mitgliedstaaten Hoheitsrechte an die Organisation abgegeben haben eine politisch-kulturelle. Wer im Klub dabei sein will, muss die Regeln uneingeschränkt akzeptieren. Danach besteht überhaupt erst die Möglichkeit, über einen Beitritt zu reden. Wer die Regeln biegen will, dem muss gesagt werden, dass er nicht mitmachen kann. Das sollte der wichtigste Grundsatz in der Debatte sein. Und nichts sollte das ändern können auch kein Protokoll zum Protokoll zum Protokoll.
http://www.volksstimme.de/debatte/show_fullarticle.asp?Bereich=M einung%20und%20Debatte&AID=723558&Region=Sachsen-Anhalt&Template=FullArticle_kurz&Column=Aus%20der%20Volksstimme
Ankara Kıbrıs'ı tanımalı'
29/07/2005
BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu'ndaki en büyük grup olan Hıristiyan Demokratların lideri Hans-Gert Pöttering, Türkiye'nin müzakerelere başlamadan önce 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması gerektiğini söyledi. "Türkiye'nin müzakerelerdeki muhatapları 25 AB üyesi ülke olacak. Türkiye bir üyesini tanımadığı bir örgüte katılımını nasıl müzakere edebilir?" diyen Pöttering, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın hem Gümrük Birliği'ni 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne genişletecek ek protokolü imzalamaya hazır olduklarını söyleyip hem de "Kıbrıs'ı tanımayacağız" demesinin çelişki olduğunu ifade etti. Pöttering, Britanya Başbakanı Tony Blair'in de Türkiye'ye destek vermesini 'kafa karıştırıcı' diye niteledi. İspanya'nın AB ile ilişkilerden sorumlu Devlet Sekreteri Alberto Navarro da, bir ülkenin üyelerinden birini tanımadığı bir kulübe girmesinin 'çok garip' olacağını savundu. (Reuters, aa)
http://www.radikal.com.tr/veriler/2005/07/29/haber_160016.php
bügün tanimaza yarin tanimali.
hükümet vatani avutuyor.
damat-ferit-pasayi-aratmiyor.
bunlarin bis kokulari en sonunda ortaya cikar.
AB'nin Rum temsilcisi sıkıntı yarattı
Lefkoşa
AB, "Kıbrıs" temsilciliğine bir Rum'u atadı. KKTC Cumhurbaşkanı Talat, atamanın "yakışıksız" olduğunu ve sıkıntı yaratabileceğini söyledi
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~3@nvid~610786,00.as p
hayirlisi olsun.
bize yokmi.
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMENİN TRT ANKARA RADYOSUNA VERDİĞİ MÜLAKAT
6 TEMMUZ 2005
Ek Protokolün imzalanması Türkiye açısından çok büyük sakıncalar getirecektir. Çünkü uluslararası hukuka göre tanımadığınız bir devlet ile bir protokol veya bir antlaşma imzaladığınız zaman bu fiilen tanıma anlamına geliyor. Bu tehlikenin giderilmesi için Türkiyenin bu metne en azından bir rezerv koyması gerekiyor. Fakat anlaşılıyor ki, AB tarafının böyle bir rezerv konmasına izin vermeye niyeti yoktur. Türkiyenin görüşlerini sadece şifahi olarak veya ABni bağlamayacak bir tarzda dile getirmesini istiyorlar. Şimdi bu çok ciddi bir sakınca yaratacaktır. Bunu imzaladığınız andan itibaren karşı taraf bunun imzalanmasını isteyecektir. Bu uygulama çerçevesinde de Güney Kıbrısı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımanızı isteyecektir. AB Komisyonunun hazırladığı müzakere çerçeve belgesinde de açık olarak Kıbrıslı Rumlar ile Türkiyenin ilişkilerini normalleştirmesi isteniyor. Bu açıkça tanıma demektir. Güney Kıbrısı normal bir devlet gibi tanıyın diyor. Bu son derece sakıncalıdır. Kıbrıs meselesi çözülmeden Güney Kıbrısı tanımayacağını Hükümet ilan etmişti. Fakat öyle anlaşılıyor ki karşı taraftan talepler, baskılar gelecektir. O bakımdan bizim Hükümete tavsiyemiz şudur: Eğer bu metne rezerv koyamayacaksanız bu anlaşmayı imzalamayın.
çok doğru, aynen katılıyorum..ancak Kıbrıs Cumhuriyetini tanıma anlamına geldiğini düşünmüyorum..çünkü ek protokol imzalanır ve rezerv koyarsanız başınız ağrımaz..o zaman AB size karşı limanlarını ve hava sahanı onlara açacaksın diyemez..ticari ilişki ise zaten aramızda var, bu saklancak değil..biz Kıbrıs Rum Yönetimini Kıbrıs Cumh. olarak tanımıyoruz, adanın tümünü temsil etmediğini ve illegal bir varlık olduğunu ileri sürüyoruz..bu tezimizde de sonuna kadar haklıyız..ancak kIbrıs Cumh. pasaportu taşıyan Rumlar TR'ye girebiliyor, alış veriş yapılıyor..peki biz demek ki onları en önemli düüzeyde tanımyoruz: yani diplomatik ilişki kurmuyoruz..bu zaten tanımanın en önemli işareti..burada Amerika -Tayvan modeli gözden kaçırılmamalı, ABD Tayvanı'ı diplomatik düzeyde tanımıyor, yani ona siyasi bir değer atfetmiyor, ama buna rağmen ticari ilişkisi var..Örneğin, amerikan bilgisayar üreticileri chiplerini Tayvan'dan ithal ettikleri herkesçe biliniyor..ama tabi önemli bir fark var..Ya yavruvatan ne olacak? ek protokol'ün imzalanması ona bir külfet yükleyecek mi? işte Onur Öymen'in önerisi bu noktadan aslında dikkate değer..ticari ilişkimiz KKTC ile doğrudan, protokol ile güney üzerinden dolaylı olmak zorunda kalırsa, KKTC'nin ticari ölüm fermanını imzalamış olacaklar..asıl tehlike burada...o nedenle rezerv sadece diplomatik ilşiki bazında değil, KKTC'nin yaşamsal haklarını rencide etmeyecek şekilde kaleme alınmalı..
Şimdi önümüzde yeni bir belge var. Çerçeve belgesini dikkatle okuduğunuz zaman, bu belgede daha önceki belgelerde olmayan hükümler olduğunu görüyorsunuz. Bunlardan biri Türkiye üye olduğunda AB hükümleri ile bağdaşmayan bazı anlaşmaların iptal edileceğine ilişkin maddedir. İlk bakışta bu doğal gibi gözükse de buradaki amaç Kıbrıs Devletini kuran Londra ve Zürih anlaşmalarının ilga edilmesini sağlamaktır. Çünkü bu anlaşmalar Türkiyeye belli koşullar altında Kıbrısa müdahale hakkı veren anlaşmalardır. Oysa AB ülkeleri arasında birbirine askeri müdahale hakkı veren anlaşma yok. Diyeceklerdir ki, Bu AB hukukuna ve teamüllerine aykırıdır. Bunu iptal edin. Böylece Türkiyenin Kıbrıstaki garantörlük haklarını fiilen anlamsız hale getireceklerdir.
peki İngiltere garantör değil mi? gümrük birliğinin de parçası değil mi? onlar neden vazgeçmeden oluyor da, bizimkisi neden olmasın? diplomasi işte, tam bir silahsız savaş..kurnaz olan kazanıyor..inşallah AKP hepimizi yakmayacak bir formül bulur da, nefes alırız..
Onur Öymen'in değerlendirmeleri geçekten titizlikle incelenmeli..Son derece haklı tespitler, çok dikkatli olmalıyız...
http://www.zaman.com.tr/2005/07/29/turkiye-ab.jpg
Ve Türkiye ek protokolü imzaladı
Türkiye, Gümrük Birliği Anlaşmasının, Rum Kesimini de kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören ek protokol metnini imzaladı ve Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımadığını bir deklarasyonla bildirdi.
Gümrük Birliği anlaşmasını Kıbrıs Rum kesimi de dahil 10 yeni AB üyesini kapsayacak şekilde genişletecek ek protokol imzalandı. Türkiye'nin imzasını AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp attı.
Türkiye ile AB Dönem Başkanı İngiltere arasında mektup teatisiyle yürütülen imza süreci, imzalı metnin, Türkiye'nin ek protokolü imzalamasının Kıbrıs Rum kesimini tanıdığı anlamına gelmeyeceğine yönelik deklarasyonla birlikte İngiltere'ye gönderilmesiyle tamamlandı.
TÜRKİYE KIBRIS'TA ÇÖZÜMDEN YANA
Gümrük Birliği metni ile birlikte yayınlanan deklarasyonda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960'ta kurulan asıl ortaklık devleti olmadığına dikkat çekilerek, Türkiye için bu Protokol'ün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının, Protokol'de atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir biçimde tanınması anlamına gelmediği bildirildi.
Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili deklarasyonu başlıklı metinde, Türkiye'nin Kıbrıs Rum makamlarının, Kıbrıs'ta sadece ara bölgenin güneyinde otorite, denetim ve yetki icra ettiği ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği şeklindeki tutumunu sürdüreceği belirtildi.
Türkiye'nin Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığını muhafaza ettiğine vurgu yapılan deklarasyonda, Türkiye bu Protokol'ün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının, Protokol'de atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir biçimde tanınması anlamına gelmediğini ve Türkiye'nin 1960 Garanti, İttifak ve Kuruluş Anlaşmalarından kaynaklanan hak ve mükellefiyetlerini haleldar etmediğini beyan eder denildi.
TÜRKİYE'NİN KIBRIS'LA İLGİLİ DEKLARASYONU
Türkiye, Gümrük Birliği metni ile birlikte yayınlanan deklarasyonda, protokole taraf olmasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile mevcut ilişkilerini değiştirmeyeceğini teyit etti.
Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili deklarasyonu başlıklı metinde, Türkiye'nin Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunması yönündeki kararlılığı vurgulanırken, kapsamlı bir çözüm bulununcaya değin Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin tutumunun değişmeyeceği bildirildi.
Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili deklarasyonu
metni 6 maddeden oluşuyor. Deklarasyon metni şöyle:
1. Türkiye, Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu yöndeki tutumunu da açıkça ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin iki-kesimli yeni bir ortaklık devleti kurulmasını hedefleyen kapsamlı çözüme ulaşma yönündeki çabalarını desteklemeyi sürdürecektir. Adil ve kalıcı bir çözüm, bölgede barışa, istikrara ve uyumlu ilişkilerin tesisine önemli bir katkıda bulunacaktır.
2. İşbu Protokol'de atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960'ta kurulan asıl ortaklık devleti değildir.
3.Türkiye bu nedenle, Kıbrıs Rum makamlarının, hali hazırda olduğu gibi, Kıbrıs'ta sadece ara bölgenin güneyinde otorite, denetim ve yetki icra ettiği ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği şeklindeki tutumunu sürdürecek ve anılan makamların tasarruflarını buna göre muameleye tabi tutacaktır.
4. Türkiye bu Protokol'ün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının, Protokol'de atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir biçimde tanınması anlamına gelmediğini ve Türkiye'nin 1960 Garanti, İttifak ve Kuruluş Anlaşmalarından kaynaklanan hak ve mükellefiyetlerini haleldar etmediğini beyan eder.
5. Türkiye, işbu Protokol'e taraf olmasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile mevcut ilişkilerini değiştirmeyeceğini teyit eder.
6. Kapsamlı bir çözüm bulununcaya değin, Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin tutumu değişmeyecektir. Türkiye, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm sonucunda oluşacak yeni ortaklık devleti ile ilişkiler tesis etmeye hazır olduğunu beyan eder.
AYLAR ÖNCE ANLAŞMAŞYA VARILDI
İngiltere'nin AB nezdindeki Büyükelçisi John Grant, bu akşam ek protokol metnini 25 üye adına imzalayarak, Türkiye'nin AB Daimi temsilcisi Oğuz Demiralp'e göndermişti.
Türkiye, ek protokolü imzalamak için İngiltere dönem başkanlığının mektubunu bekliyordu.
Kaynaklar, Türkiye ile AB arasındaki uyum protokolü metni üzerinde aylar önce anlaşmaya varıldığını ve Ankara'nın imzaya hazır olduğunu yaklaşık iki hafta önce AB dönem başkanlığına resmen ilettiğini ifade etmiş, AB dönem başkanlığından beklenen mektup gelir gelmez imzanın Brüksel'de atılacağını kaydetmişti.
Kaynak
http://www.hurriyetim.com.tr/images/hurlogosol.gif (http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid%7E1@w%7E3@nvid%7E610811 ,00.asp)
deklerasyon metni bizim menfaatlerimizi karşılıyor..bence bu metinle korkulacak bir durum yok..ve KKTC'yi kaybetmiş değiliz!!!..
ama gerçek olan şu: wir sind auf Glatteis..ve "siyaseten" KKTC ve biz zor durumdayız..haklı da olsak :(
Gümrük Birliği metni ile birlikte yayınlanan deklarasyonda, Türkiye, protokole taraf olmasının KKTC ile mevcut ilişkilerini değiştirmeyeceğini teyit etti.
''Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili deklarasyonu'' başlıklı metinde, Türkiye'nin Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunması yönündeki kararlılığı vurgulanırken, kapsamlı bir çözüm bulununcaya değin Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin tutumunun değişmeyeceği bildirildi.
İŞTE DEKLARASYON
''Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili deklarasyonu'' metni 6 maddeden oluşuyor. Deklarasyon metni şöyle:
''1. Türkiye, Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu yöndeki tutumunu da açıkça ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Türkiye, BM Genel Sekreteri'nin iki-kesimli yeni bir ortaklık devleti kurulmasını hedefleyen kapsamlı çözüme ulaşma yönündeki çabalarını desteklemeyi sürdürecektir. Adil ve kalıcı bir çözüm, bölgede barışa, istikrara ve uyumlu ilişkilerin tesisine önemli bir katkıda bulunacaktır.
2. İşbu Protokol'de atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti, 1960'ta kurulan asıl ortaklık devleti değildir.
3. Türkiye bu nedenle, Kıbrıs Rum makamlarının, hali hazırda olduğu gibi, Kıbrıs'ta sadece ara bölgenin güneyinde otorite, denetim ve yetki icra ettiği ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği şeklindeki tutumunu sürdürecek ve anılan makamların tasarruflarını buna göre muameleye tabi tutacaktır.
4. Türkiye bu Protokol'ün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının, Protokol'de atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir biçimde tanınması anlamına gelmediğini ve Türkiye'nin 1960 Garanti, İttifak ve Kuruluş Anlaşmalarından kaynaklanan hak ve mükellefiyetlerini haleldar etmediğini beyan eder.
5. Türkiye, işbu Protokol'e taraf olmasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile mevcut ilişkilerini değiştirmeyeceğini teyit eder.
6. Kapsamlı bir çözüm bulununcaya değin, Türkiye'nin Kıbrıs'a ilişkin tutumu değişmeyecektir. Türkiye, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm sonucunda oluşacak yeni ortaklık devleti ile ilişkiler tesis etmeye hazır olduğunu beyan eder.''
www.internethaber.com (http://www.internethaber.com)
--------------------------------
Aferin , hosuma gitti .Biraz cesaretle demek ki bazi seyler yapilabiliyormus ...Bu deklarasypno yayinlamakla Türkiye Rumlari tanimadigini bir daha ilan etmis oldu Avrupa ya , hadi bakalim ne yapacaksiniz simdi rumlar ?VBizi Veto dedin de kurtulalim artik su avrupa birligi isinden :D
Kretschmer: TSKnın pozisyonu AB önünde engel
ADANA, (DHA)
AVRUPA Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Hans Jörg Kretschmer, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke yönetimindeki pozisyonunun Türkiyenin AB üyelik sürecinde sorun teşkil ettiğini söyledi.
Adana Sanayici ve İşadamları Derneğinin (ADSİAD) konuğu olarak Adanaya gelen Hans Jörg Kretschmer, iş dünyası temsilcilerine katıldığı yemekli toplantıda bir konuşma yaptı. Kretschmer, AB ülkelerindeki asker- sivil ilişkileri ile Türkiyedeki işleyiş farklı. Türkiyede asker hala yönetimde çok etkin. Bu durum uyum sürecindeki engeller arasında yer alıyor'' dedi. Uyum sürecinde belirtilen AB direktiflerini alıp Türkçeye çevirmenin üyelik yolunda atılmış adım olamayacağını anlatan Kretschmer şunları söyledi:
Örneğin ABde mezbahanelerle ilgili düzenlemenin hükümlerini alıp duvara asmak yetmiyor. Burası gerçekten o kriterleri taşıyan özellikte mi? Hijyen mi? Önemli olan uygulama. Türkiye uyum yasalarını çıkarıyor ama uygulamaları da görmek gerekiyor.'' Kretschmer, bir işadamının, Türkiye sizce ne kadar Avrupalı?'' sorusunu, Nereden baktığınıza bağlı. İstanbulun, İzmirin belirli yerlerinden bakıldığında evet Avrupalı. Adananın şimdi bulunduğumuz yerinden bakınca da evet. Ama Adanada da AB kriterlerinden çok uzak, yaşam mücadelesi verilen bölgeler var'' dedi.
Türkiyede uyum yasaları çıkmış olsa bile din, düşünce, konuşma ve yazma özgürlüğünde uygulamada ciddi sıkıntıların sürdüğünü öne süren Kretschmer, Türkiyenin tam üyeliğinin 2014ten önce mümkün olamayacağını ifade etti.
ADSİAD Başkanı Süleyman Onatça da yüzünü Batı'ya dönen Atatürk Türkiyesinin sadece AB istiyor diye düzenlemeler yapmayacağını, halkının müreffeh yaşamı için gerekli reformlara devam etmesi gerektiğini kaydetti. AB sürecinde en hazırlıklı, uyumunu tamamlamış kesimin iş dünyası olduğunu vurgulayan Onatça, şöyle konuştu:
Zaten yaptığımız dış ticaretle ve dünya ile rekabet eden ürünlerimizle ABnin içerisindeyiz. Eksikliklerimizi süratle gideriyoruz. Ancak, ABnin Türkiyenin karşısına sürekli yeni taleplerle çıkması ya da diğer aday ülkelerden talep edilmeyenleri bizden istemesi, ülkemizde ABye olan güveni sarsıyor. Böylece kamuoyunda AB sempatisi her geçen gün azalabiliyor. Bu da bizi hedefimizden saptırabilecek tehlikeli bir durum
http://www.milliyet.com.tr/2005/07/30/index.html
benim düsündügüm cikacak erdogan cok iyi biliyor tam üye olamayiz.
akp nin ilk hetefi askeri ortadan kaldirmak.
avrupa istiyor diye askeri zayiflatacak.
sonra güzel bir diktatör cikar.tapi cumhuriyetimize bu dönem yakisir.
deniz ben bu isten süphelim arkadas bakalim sonu ne olacak.
benim bu mülayim müslüman erdogana güvenim yok.
insallah akp masa altindan birseyler karistirmadi.
benim düsüncem nede olsa vatandas sifreyi cözemez.
CHP adına açıklama Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'den geldi. Öymen, sıcak dakikalarda protokolün Meclis'te onaylanmaması için çağrıda bulundu.
CNN Türk'te konuşan Onur Öymen, CHP olarak görüşlerinin değişmediğini belirterek şunları söyledi:
-Bizim beklentimiz doğrultusunda gelişme olmadı. Kıbrıs politikasını olumsuz etkileyecek bir protokol imzalanmıştır. Güney Kıbrıs imtiyazli konuma getirilmiştir. İktidar partisi tek başına kaldı ama muhalefetin uyarılarını dikkate almamıştır. Şu ana kadar Türkiye'nin lehine bir şey çıkmamıştır.
http://www.internethaber.com/
sonu hayirli olsun.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.
SEO by
vBSEO 3.6.0