Demoman
30.07.09, 00:39
Olduğu halâ konuşulur. Lozan ile Misak-ı Millî ne kadar örtüşür ve ne kadar birbirini kaldırabilir? Biz bu konu hakkında fikrimizi ifade etmeyelim ve sözü o günleri yaşayanlara bırakalım.
Misak-ı Millî, İstanbul (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul)'da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mebusan_Meclisi) tarafından 28 Ocak (http://tr.wikipedia.org/wiki/28_Ocak)1920 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1920)'de oybirliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır. Suriye'de Azez, Cerablus, Rakka ve Deyrizor (Fırat Vadisi); Irak'ta Sincar, Musul, Altınköprü, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye Misak-ı Milli sınırları içindedir. Doğuda ise "Vilayet-i Selase (Kars, Artvin ve Batum)" Egede Adalar, Batı Trakya, Hatay, Akdenizde Kıbrıs ve 30 Ekim 1918'de Türk ordularının kontrolündeki (Türklerle meskûn) Ahıska aynı şekilde Misak-ı Milli'ye dahildir.İstanbul Hükümetinin kabul ettiği bu millî andı aynen virgülüne bile dokunmadan Ankaradaki meclis de kabul etmiştir. Lozana giden heyeti Mustafa Kemal Paşa, bu sınırlara hassas olunması noktasında uyardığı tarihî kaynaklardan anlaşılmaktadır. Heyet büyük bir merasimle İsviçre Lozana gönderilir. Ama Türk Heyeti Lozan'a tamamen hazırlıksız gitmiştir. Yanlarına hiç bir dosya almamıştır!.. Bütün verilen, "10 maddelik bir Bakanlar Kurulu talimatı" idi!.. Lozan'da karşımıza 8 Devlet çıktı: İNGİLTERE, FRANSA, AMERİKA, İTALYA, JAPONYA, ROMANYA, SIRBİSTAN ve YUNANİSTAN!... Fransızca, İngilizce ve İtalyanca resmi dil kabul edildi. Başka dil yasaktı!... Halbuki masaya galip bir devlet sıfatı ile oturan taraf olarak TÜRKÇE'nin de olması gerekirdi. Böylece Anlaşma'nın TÜRKÇE aslı elimizde olurdu... Halbuki, şimdi tercümesi var. Süreç boyunca toplantının başkanlığını hiç bize vermediler!.. İngiltere, Fransa, İtalya aralarında döndürüyorlardı. Masigli adında bir Fransız genel sekreter tayin edildi. Çok becerikli idi. Müzakereler bittiği anda, bu adam tebliği hazırlamış olurdu. Sevr ile Lozan'ı mükayese edenler bu benzerlikler karşısında hayretlerini gizleyemezler.
Müzakereler boyunca dikkat çeken en mühim husus şu idi ki; karşımızda hasım olarak duran devletlerin temsilcilerinin tamamı, siyaset, tarih ve maliye bürokratları iken, bizim heyetimizin başında İsmet İnönü yani bir asker vardı!...
Politik ve siyasi bir anlaşma masasına biz maliyeden, iç ve dış siyasetten, politikadan ve tarihten anlamayan bir askeri göndermişiz esasında hezimet bu noktadan sonra başlamıştır.
Görüşmeler boyunca hemen hemen hergün Türk Heyeti gelişmeler hakkında Ankarayı telgraflarla bilgilendiriyordu. Ve Ankaradan da cevabî olarak telgraflar geliyordu. Fakat ortada ciddi bir sıkıntı bulunmaktaydı, bu telgraflar daima İngiliz yetkililerince kontrol ediliyor ve bazıları da okunmadan imha ediliyordu işte biz Lozanda konuya bu kadar hakim değildik!... İnönünün maiyetinde bulunan Rıza Nur bu durumu hatıralarında şöyle dile getiriyor;
Ortaya çıkan sözleşme hükümleri, Türkiyeye siyasetçe ve iktisatça istiklâl ve hayat hakkı verecek bir şekilde değildir .
önümüze sunulan bu maddeleri kabul etmeden Ankaraya dönmek en münasip olanıdır. Fakat, netice itibariyle Lozanda önümüze sunulan ve Türk meclislerince kabul edilen Misak-ı Millî sınırlarını vahsice yırtan, tırpanlayan ve daraltan bu maddeleri, Ankaranın ve yanında bulunanların en acı uyarılarına rağmen İsmet İnönü kabul etmiş ve muzaffer bir kumandan edasıyla Türkiyeye geri dönmüştür. Tıpkı Mondros'tan dönen Rauf Bey gibi... Ama bu anlaşma ile bırakın Anadolunun uzantı olan uçlarını, bizatihi kendi bünyesinde bulunan Hatay bile bizden çıkmıştır.
Lozan'da savaşta kazanmamıza rağmen toprak kaybettik. İngiltere'ye siparişi verilmiş ama alınamamış gemilerimizi bıraktık fakat Osmanlı'nın borçlarını üstlendik. Hatta Osmanlı'dan kalma son borcu Turgut Özal ödemiştir. Azınlkı meselesi karşı tarafın istediği gibi karara bağlandı. şimdi oturup bir daha düşünelim galip olarak oturduğumuz bu masadan bu kadar taviz vererek kalkan Türk Heyeti için bu durum zafer midir? yoksa hezimet mi?...
Bu durum Mustafa Kemal Atatürkü ziyadesiyle rahatsız etmiş ve neticeden memnun kalmamıştır. Nitekim, 1933te Ankaraya gelen Amerikalı General Mc. Arthura hitaben;
Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Ege Adalarını geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakyayı Türkiye Hudutları içine geri katacağım. Cevabını vermiştir.
Görülüyor ki, Lozandaki yenilgimiz bizzat devrin baş sorumlusu olan Atatürkün ağzıyla da vurgulanmaktadır. Lozanda en büyük yarayı alan Misak-ı Millî, milletimizin gelecek nesillerine bütün İstiklâl şehit ve gazileri gibi Mustafa Kemalin de rüyası olarak devredilmiştir.
Selâm ve dua İle
Kaynaklar; 1- Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Sf; 50-54
2- Feridun Kandemir, Hatıralarım, Sf; 252
3- General Mc. Arthur, Anılar, Sf; 98
4- Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Sf; 1151
Ahmet Anapalı
Misak-ı Millî, İstanbul (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul)'da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mebusan_Meclisi) tarafından 28 Ocak (http://tr.wikipedia.org/wiki/28_Ocak)1920 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1920)'de oybirliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır. Suriye'de Azez, Cerablus, Rakka ve Deyrizor (Fırat Vadisi); Irak'ta Sincar, Musul, Altınköprü, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye Misak-ı Milli sınırları içindedir. Doğuda ise "Vilayet-i Selase (Kars, Artvin ve Batum)" Egede Adalar, Batı Trakya, Hatay, Akdenizde Kıbrıs ve 30 Ekim 1918'de Türk ordularının kontrolündeki (Türklerle meskûn) Ahıska aynı şekilde Misak-ı Milli'ye dahildir.İstanbul Hükümetinin kabul ettiği bu millî andı aynen virgülüne bile dokunmadan Ankaradaki meclis de kabul etmiştir. Lozana giden heyeti Mustafa Kemal Paşa, bu sınırlara hassas olunması noktasında uyardığı tarihî kaynaklardan anlaşılmaktadır. Heyet büyük bir merasimle İsviçre Lozana gönderilir. Ama Türk Heyeti Lozan'a tamamen hazırlıksız gitmiştir. Yanlarına hiç bir dosya almamıştır!.. Bütün verilen, "10 maddelik bir Bakanlar Kurulu talimatı" idi!.. Lozan'da karşımıza 8 Devlet çıktı: İNGİLTERE, FRANSA, AMERİKA, İTALYA, JAPONYA, ROMANYA, SIRBİSTAN ve YUNANİSTAN!... Fransızca, İngilizce ve İtalyanca resmi dil kabul edildi. Başka dil yasaktı!... Halbuki masaya galip bir devlet sıfatı ile oturan taraf olarak TÜRKÇE'nin de olması gerekirdi. Böylece Anlaşma'nın TÜRKÇE aslı elimizde olurdu... Halbuki, şimdi tercümesi var. Süreç boyunca toplantının başkanlığını hiç bize vermediler!.. İngiltere, Fransa, İtalya aralarında döndürüyorlardı. Masigli adında bir Fransız genel sekreter tayin edildi. Çok becerikli idi. Müzakereler bittiği anda, bu adam tebliği hazırlamış olurdu. Sevr ile Lozan'ı mükayese edenler bu benzerlikler karşısında hayretlerini gizleyemezler.
Müzakereler boyunca dikkat çeken en mühim husus şu idi ki; karşımızda hasım olarak duran devletlerin temsilcilerinin tamamı, siyaset, tarih ve maliye bürokratları iken, bizim heyetimizin başında İsmet İnönü yani bir asker vardı!...
Politik ve siyasi bir anlaşma masasına biz maliyeden, iç ve dış siyasetten, politikadan ve tarihten anlamayan bir askeri göndermişiz esasında hezimet bu noktadan sonra başlamıştır.
Görüşmeler boyunca hemen hemen hergün Türk Heyeti gelişmeler hakkında Ankarayı telgraflarla bilgilendiriyordu. Ve Ankaradan da cevabî olarak telgraflar geliyordu. Fakat ortada ciddi bir sıkıntı bulunmaktaydı, bu telgraflar daima İngiliz yetkililerince kontrol ediliyor ve bazıları da okunmadan imha ediliyordu işte biz Lozanda konuya bu kadar hakim değildik!... İnönünün maiyetinde bulunan Rıza Nur bu durumu hatıralarında şöyle dile getiriyor;
Ortaya çıkan sözleşme hükümleri, Türkiyeye siyasetçe ve iktisatça istiklâl ve hayat hakkı verecek bir şekilde değildir .
önümüze sunulan bu maddeleri kabul etmeden Ankaraya dönmek en münasip olanıdır. Fakat, netice itibariyle Lozanda önümüze sunulan ve Türk meclislerince kabul edilen Misak-ı Millî sınırlarını vahsice yırtan, tırpanlayan ve daraltan bu maddeleri, Ankaranın ve yanında bulunanların en acı uyarılarına rağmen İsmet İnönü kabul etmiş ve muzaffer bir kumandan edasıyla Türkiyeye geri dönmüştür. Tıpkı Mondros'tan dönen Rauf Bey gibi... Ama bu anlaşma ile bırakın Anadolunun uzantı olan uçlarını, bizatihi kendi bünyesinde bulunan Hatay bile bizden çıkmıştır.
Lozan'da savaşta kazanmamıza rağmen toprak kaybettik. İngiltere'ye siparişi verilmiş ama alınamamış gemilerimizi bıraktık fakat Osmanlı'nın borçlarını üstlendik. Hatta Osmanlı'dan kalma son borcu Turgut Özal ödemiştir. Azınlkı meselesi karşı tarafın istediği gibi karara bağlandı. şimdi oturup bir daha düşünelim galip olarak oturduğumuz bu masadan bu kadar taviz vererek kalkan Türk Heyeti için bu durum zafer midir? yoksa hezimet mi?...
Bu durum Mustafa Kemal Atatürkü ziyadesiyle rahatsız etmiş ve neticeden memnun kalmamıştır. Nitekim, 1933te Ankaraya gelen Amerikalı General Mc. Arthura hitaben;
Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Ege Adalarını geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakyayı Türkiye Hudutları içine geri katacağım. Cevabını vermiştir.
Görülüyor ki, Lozandaki yenilgimiz bizzat devrin baş sorumlusu olan Atatürkün ağzıyla da vurgulanmaktadır. Lozanda en büyük yarayı alan Misak-ı Millî, milletimizin gelecek nesillerine bütün İstiklâl şehit ve gazileri gibi Mustafa Kemalin de rüyası olarak devredilmiştir.
Selâm ve dua İle
Kaynaklar; 1- Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Sf; 50-54
2- Feridun Kandemir, Hatıralarım, Sf; 252
3- General Mc. Arthur, Anılar, Sf; 98
4- Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Sf; 1151
Ahmet Anapalı