PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Avrupa da Aile problemleri



dertli4u
26.09.09, 22:09
Türkiye, çocukları ellerinden alınan Avrupalı Türkler`in çığlığına kulak verdi
Çocukları zorla alınıp koruyucu ailelere verilen Avrupalı Türklerin yaşadığı sorunlara Ankara el attı. Başta Hollanda, Belçika ve Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde, çocuklarının velayet hakları ellerinden alınan ailelerin çığlıklarına kulak veren Türkiye, yaşanan sorunları yerinde tespit etmek amacıyla özel bir araştırma grubu oluşturdu. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü`ne bağlı uzmanlardan oluşan heyet, aralarında Hollanda`nın da bulunduğu değişik Avrupa ülkelerinde yaptıkları araştırmaların sonuçlarını Cihan`a değerlendirdi.
4 yaşındaki Şeyma ve 3 yaşındaki Melisa isimli kızları ellerinden alınmak istenen Mustafa ve Naime Öztürk çiftiyle de bir araya gelen heyet, Türk ailelerinin yaşadıkları sorunların tahmin edilenden daha büyük ve çetrefilli olduğunu belirtti. Özellikle geçtiğimiz aylarda Hollanda`da çocukları lezbiyen bir aileye verilen Azeroğlu ailesinin dramından sonra harekete geçmeye kara verildiğini belirten heyet başkanı Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürü Doç. Dr. Ayşen Gürcan, Türkiye`nin, Avrupalı Türkler`in yaşadıkları sorunlara uluslararası alanda çözüm arayacağını söyledi.
Daha önce Almanya`nın değişik kentlerinde ve Danimarka`da incelemelerde bulunduklarını kaydeden Gürcan, bu temasları çerçevesinde sivil toplum kuruluşlarından mağdur ailelere ve resmi yetkililere varana dek geniş çerçeveli bir görüşme yaptıklarını söyledi. Almanya ve Hollanda`daki sorunların büyüklüğü karşısında şaşkın olduklarını ifade eden heyet başkanı Gürcan, bu temasları sonucunda hazırlayacakları raporu hem Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`a hem de Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu`ya sunacaklarını belirtti. Sorunlara uluslararası bir çözümün bulunması için büyük çaba sarf edeceklerini de vurgulayan Dr. Ayşen Gürcan, bu çerçevede konunun haziran ayında Viyana`da yapılacak olan AB Aile ve Kadından Sorumlu Devlet Bakanları toplantısına da taşınacağı bilgisini verdi.
Avrupa`da yaşayan Türklerin bu sorunlarına ilk kez el atıldığını belirten Aile ve Sosyal Araştırmalar Uzmanı Ercan Şen ise, gerek Almanya`da gerekse de Hollanda`da yaptıkları araştırmalara göre sorunun temelinde yatan en önemli öğenin kültürel kod farklılıkları olduğunu söyledi. Çocuk ve gençlik merkezlerinde Türkler`in kültürel kodlarına hakim uzmanların olmayışının büyük bir eksiklik olarak göze çarptığını belirten Şen, görüştükleri resmi yetkililere bundan bahsettiklerini ve olumlu cevaplar aldıklarını söyledi. Şen, şöyle konuştu: `Bu uzman eksikliği peşinden yanlış bir iletişimi getiriyor. Böyle olunca da aileler sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Oysa bu konuda insanlara yol gösterecek, onları bilgilendirecek kişiler olursa sorunlar büyümeden çözüme kavuşturulabilir. Bu yüzden belki konsolosluklar ve büyükelçililiklerimiz bünyesinde bile böyle bir uzmanlık birimi hizmete sokulabilir.`
`Danimarka`daki örnek çok başarılı, diğer ülkelerde de uygulanabilir`
Geçen mart ayından bu yana Avrupa`yı karış karış dolaşan Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü`ne bağlı heyetin araştırmalarına göre, AB ülkeleri içinde en az sorunlu yer ise İskandinav ülkeleri. `Özellikle Danimarka`da bu bağlamda sorun yok denecek kadar az` diyen Ercan Şen`e göre bunun en önemli sebebi ise oradaki toplumun ve devletin gösterdiği duyarlılık.
Danimarka`da `Akraba koruyucu aile` modelinin yaygın bir şekilde kullanıldığına değinen Şen, bununla ilgili olarak şu açıklamada bulundu: `Danimarka da bu sistemi İsveç`ten almış. Buna göre çocuklarına bakamayacak düzeyde sorunları bulunan ailelerin çocukları onların akrabalarına veriliyor. Onlar koruyucu aile oluyorlar. Bu da sorunları büyük oranda çözüyor. Çünkü çocuklar sahip oldukları kültürel ortama benzer bir ortamda yetişiyorlar. Çocuk kendi aile çevresinden de uzaklaşmıyor. Zorluk yaşamıyorlar. Bunun Danimarka ve İsviçre`de başarılı bir şekilde uygulandığını tespit ettik. Bu modeli diğer ülkelere de teklif edeceğiz. Dolayısıyla hazırlayacağımız raporda da bu model önemli bir nokta olarak işlenecek. Ama burada topluma da iş düşüyor. Koruyucu aile olmak için çaba gösterilmeli. Yoksa çocuklar lezbiyen ailelere de, farklı kültür ve inanca sahip kişilere de verilir, ki veriliyor da.`
`Türkler neden koruyucu aile olarak başvurmuyor?`
İskandinav ülkeleri hariç diğer yerlerde yaşayan Türklerin koruyucu aile olayına son derece duyarsız kaldıklarını anlatan Ercan Şen, yaklaşık 150 bin Türk`ün yaşadığı Berlin`de sadece üç Türk ailesinin koruyucu aile olmak için başvurduklarını gayri resmi olarak tespit ettiklerini söyledi. Bu rakamın üzücü ve de son derece önemli olduğunu anlatan Şen, toplumun bu konuya göstereceği duyarlılığın çözüme büyük katkı yapacağı inancında: `Sadece Berlin`de yılda yaklaşık 500 Türk çocuğuna devlet tarafından el konulmakta. Tüm Almanya genelinde ise bu rakamın 3 bin dolayında olduğu söyleniyor. Bu rakam çok yüksek. Bunu da göz önünde bulundurduğunuzda koruyucu ailenin önemi zaten kendiliğinden ortaya çıkmakta. Bakın şu noktanın da altını çizmek lazım: Çocukları ellerinden alınan ailelerin hepsi sorunsuz aile değil. Ama zamanla bu sorunlara eğilirse çözülür. Fakat devlet aldıktan sonra çocukları geri almak zor.`
Haarlem`de yaşayan 4 yaşındaki Şeyma ve 3 yaşındaki Melisa isimli kızları ellerinden alınmak istenen Mustafa ve Naime Öztürk çiftiyle de görüşen Ercan Şen, Öztürk çiftinin sorununa hazırlayacakları raporda yer vereceklerini söyledi.
(CİHAN)

dertli4u
26.09.09, 22:10
"Evlatlarım herşeyim"

17 Haziran 2009 / Hasan AYCI

Songül Swaidan, Almanya'da evlendiği Lübnanlı eşinin ülkesine kaçırdığı iki çocuğunu filmlere konu olacak bir plan ile Türk ve Almanya elçiliklerinin yardımıyla Almanya'ya getirdi.

ALMANYA'nın Wörth kentinde yaşayan iki çocuk annesi Songül Swaidan (29) çocuklarını kaçıran Lübnanlı kocasının izini sürdü. 72 gün çocuklarından ayrı kalan anne filmlere konu olacak bir macera ile tek başına Lübnan'a giderek çocuklarını kurtardı. Suriye'ye gizli giriş yapan Songül tutuklanarak 16 gün hapise girdi. Bir gardiyana rüşvet vererek cep telefonundan ailesine yerini bildiren Songül, Türk ve Alman elçiliklerinin çalışmasıyla kurtarılarak çocukları ile birlikte Almanya'ya geri getirildi.

Her şey normaldi

Lübnanlı eşi ile tanıştığında eşinin Almanya'da sığınmacı olarak yaşadığını belirten Songül, eşiyle severek evlendiğini, yıllarca mutlu bir evlilik yaşadığını belirterek, 'Onun için kapanmıştım bile. Ailem bize ev aldı. Gerekli maddi desteği sağladı. Ancak eşim ailesinin baskısı sonucu Almanya'dan sıkıldı. Birgün, 'Fransa'ya su almaya gideceğim. Sınırda Araplara pasaport soruyorlar. Çocukların pasaportlarını ver, gidip su alıp gelelim' dedi. Gidiş o gidiş. Ertesi gün beni telefonla arayarak, 'Biz Lübnandayız. Sende gel. Artık Almanya'da yaşamak istemiyorum" dedi.

Katlandım

Çocukları uğruna her türlü fedakarlığa katlandığını belirten Songül, Lübnan'da bir dağ köyünde aylarca kaldığıı, eşinin ailesinin kendisine çok kötü davrandığını belirterek, "Beni tarlalarda çalıştırdılar. Peçe ile gezdim. Çocuklarımın yanında olmak için her şeye katlandım. Ailem dönmemde israr etti. Çocuklarımı bırakıp dönmedim. Sonra Almanya'daki evimizi satmak bahanesiyle pasaportumu eşimin ailesinden alıp Almanya'ya geri geldim. Ancak çocuklarımın orada kalması bana huzur vermedi" dedi.

Yeniden gittim

Çocuklarını Lübnan'dan kaçırmayı kafasına koyduğunu belirten Songül daha sonraki gelişmeleri ise şu şekilde özetledi: "Gizlice Lübnan'a girip otele yerleştim. Eşimi para ile kandırarak çocuklarımı görebiliyordum. Çocuklarımı kaçırırım diye çocukları tek tek getiriyordu. Birgün toplu para vereceğim diye onu ikna ettim. İki çocuğumu da getirdi. Bana yardım edecek insanlar ayarladım. Arapça bildiğim için işimi halledebiliyordum. Bir şekilde çocuklarla birlikte kaçtım. Sınırda yakalanırız korkusu ile Suriye sınırını mayınlı bölgeden gizlice geçtik. Askerler yakaladı. Ancak artık Suriye'deydim.

Sınırı kaçak girdik diye çocuklarla birlikte beni erkek hapishanesine götürdüler. Ellerim ve ayaklarım kelepçeli hergün mahkemeye getirip götürdüler. Dört cezaevi ve iki kadın evi değiştirdik. 16 gün hapis kaldım. Bir gardiyana rüşvet vererek cep telefonu ile aileme haber verdim. Ağabeyim bütün imkanları ile yardım etti. Alman ve Türk elçileri devreye girdi. Birgün yine mahkemeye götürülürken bir kişi gelip, "Korkma, Türk elçiliğindenim. Seni kurtaracağız' dedi. Hatay üzerinden Almanya'ya döndüm. Derhal boşanma davası açtım".

dertli4u
26.09.09, 22:11
Son sözü: "Kızım sen kaç"

17 Haziran 2009 / Yusuf CİNAL

Belçika’nın Gent kentinde cuma günü birlikte yaşadığı Yılmaz Avcı tarafından sokak ortasında kurşunlanarak öldürülen Halime Ertaş'ın arkadaşları, Halime'nin ölmeden önce son sözlerinin kızına dönüp "Kızım sen kaç. Bu adam seni de öldürecek" olduğunu söylediler.

BELÇİKA’nın Gent kentinde birlikte yaşadığı ve evlilik planları yaptığı Halime Ertaş’ı (26) kızı Beyza’nın (7) gözleri önünde acımasızca öldüren 21 yaşındaki Yılmaz Avcı intihar ettikten sonra kaldırıldığı hastanede hafta sonu öldü. Halime Ertaş’ın arkadaşları, Halime'nin 6 ay Yılmaz'la birlikte yaşadığını ve çiftin evlilik hazırlığı yaptığını söyleyerek, "Halime’nin ailesi Hollanda’da olduğu için Yılmaz ile evlenmek için kaçıp Gent'e geldiler. Halime’nin ilk eşinden olan 7 yaşındaki kızı Beyza da onlarla birlikteydi. Halime ve Yılmaz ara sıra tartışırlardı. 19 Mayıs’ta ipler koptu. Yılmaz, Halime’ye 'Seninle oturma izni için evlenmek istiyorum' dedi. Belçika’da turist olan ve hiçbir oturma hakkı olmayan Yılmaz’ın bu söyledikleri Halime’yi çok üzdü. Derhal polise giderek, durumu anlattı ve Yılmaz evden uzaklaştırıldı. O günden sonra Halime stresli günler geçirmeye başladı" diye konuştular.

Sokakta infaz

Halime'nin arkadaşları, Yılmaz'ın bu olaylardan sonra Halime'yi rahatsız etmeye başladığını söyleyerek, Halime'nin her defasında polisten yardım istediğini belirttiler. Olay günü Halime'nin kızı ile birlikte Ledeberg'de olduğunu ve Yılmaz'ın onları takip edip, orada kıstırdığını söyleyen arkadaşları "Yılmaz önce Halime ile bir şeyler konuştu ve ardından iki ayağına da birer el ateş etti. Halime çığlık atarak, kızı Beyza’ya 'Kızım sen kaç! Bu adam seni de öldürecek!' diyebildi. Yılmaz çok öfkeliydi. Sonra Halime’nin başına bir kurşun daha sıktı. Ambulans geldiğinde her şey için çok geçti, Halime'nin cansız bedenini alıp götürdüler. Yılmaz ise bir taksiye binip, olay yerinden kaçtı. Sonra başına bir kurşun sıkarak intihar ettiği haberi geldi" dediler.

BUGÜN TOPRAĞA VERİLECEK

Cinayet haberi ile yıkılan Halime Ertaş’ın Hollanda’da yaşayan anne ve babasının Gent'e geldiği ve kızlarını görerek teşhis ettikleri belirtildi. Halime Ertaş'ın otopsisi dün yapıldı. Verilen bilgiye göre Ertaş bugün memleketi Sivas’ta toprağa verilecek.

dertli4u
26.09.09, 22:12
Son sözü: "Kızım sen kaç"

17 Haziran 2009 / Yusuf CİNAL

Belçika’nın Gent kentinde cuma günü birlikte yaşadığı Yılmaz Avcı tarafından sokak ortasında kurşunlanarak öldürülen Halime Ertaş'ın arkadaşları, Halime'nin ölmeden önce son sözlerinin kızına dönüp "Kızım sen kaç. Bu adam seni de öldürecek" olduğunu söylediler.

BELÇİKA’nın Gent kentinde birlikte yaşadığı ve evlilik planları yaptığı Halime Ertaş’ı (26) kızı Beyza’nın (7) gözleri önünde acımasızca öldüren 21 yaşındaki Yılmaz Avcı intihar ettikten sonra kaldırıldığı hastanede hafta sonu öldü. Halime Ertaş’ın arkadaşları, Halime'nin 6 ay Yılmaz'la birlikte yaşadığını ve çiftin evlilik hazırlığı yaptığını söyleyerek, "Halime’nin ailesi Hollanda’da olduğu için Yılmaz ile evlenmek için kaçıp Gent'e geldiler. Halime’nin ilk eşinden olan 7 yaşındaki kızı Beyza da onlarla birlikteydi. Halime ve Yılmaz ara sıra tartışırlardı. 19 Mayıs’ta ipler koptu. Yılmaz, Halime’ye 'Seninle oturma izni için evlenmek istiyorum' dedi. Belçika’da turist olan ve hiçbir oturma hakkı olmayan Yılmaz’ın bu söyledikleri Halime’yi çok üzdü. Derhal polise giderek, durumu anlattı ve Yılmaz evden uzaklaştırıldı. O günden sonra Halime stresli günler geçirmeye başladı" diye konuştular.

Sokakta infaz

Halime'nin arkadaşları, Yılmaz'ın bu olaylardan sonra Halime'yi rahatsız etmeye başladığını söyleyerek, Halime'nin her defasında polisten yardım istediğini belirttiler. Olay günü Halime'nin kızı ile birlikte Ledeberg'de olduğunu ve Yılmaz'ın onları takip edip, orada kıstırdığını söyleyen arkadaşları "Yılmaz önce Halime ile bir şeyler konuştu ve ardından iki ayağına da birer el ateş etti. Halime çığlık atarak, kızı Beyza’ya 'Kızım sen kaç! Bu adam seni de öldürecek!' diyebildi. Yılmaz çok öfkeliydi. Sonra Halime’nin başına bir kurşun daha sıktı. Ambulans geldiğinde her şey için çok geçti, Halime'nin cansız bedenini alıp götürdüler. Yılmaz ise bir taksiye binip, olay yerinden kaçtı. Sonra başına bir kurşun sıkarak intihar ettiği haberi geldi" dediler.

BUGÜN TOPRAĞA VERİLECEK

Cinayet haberi ile yıkılan Halime Ertaş’ın Hollanda’da yaşayan anne ve babasının Gent'e geldiği ve kızlarını görerek teşhis ettikleri belirtildi. Halime Ertaş'ın otopsisi dün yapıldı. Verilen bilgiye göre Ertaş bugün memleketi Sivas’ta toprağa verilecek.

dertli4u
26.09.09, 22:12
Almanya’nın Herne kentinde önceki gün bıçaklanıp öldürüldükten sonra cesedi Rhein-Herne Kanalı’a atılan 22 yaşındaki Nurcan G. cinayeti soruşturması kapsamında eski erkek arkadaşı Şerif Ö. tutuklandı. Bochum polisi, daha önce Mannheim kentinde yaşayan Nurcan G.’nin, yakında Recklinghausen kentine taşındıktğını ve Şerif Ö.’nün yanında çalışmaya başladığını belirtti. Polis, ikilinin ilişki yaşadıktan sonra ayrıldıklarını ifade etti ve cinayetin kıskançlık nedeniyle işlenmiş olabileceğini belirtti.


sabah avrupa

dertli4u
26.09.09, 22:13
Kızını bıçakla öldürdü

25 Haziran 2009 / Taner TÜZÜN

ALMANYA'nın Schweinfurt kentinde Eskişehirli Mehmet Özkan, lise öğrencisi kızı Büşra'yı (15) sabaha karşı 03.30'da evinde bıçaklayarak öldürdü.



Cinnet geçirdiği belirlenen Özkan daha sonra polise teslim oldu. Komşuları Mehmet Özkan'ın çok iyi bir insan olduğunu, sakin kişiliğiyle tanındığını belirterek cinayeti işlediğne inanmak istemediler. Cinayetin işlenme nedenleri arasında cinnet veya kızının bilgisayara girip chatleştiği ya da bir erkek arkadaşı olduğu söyleniyor. anne Meryem'i komşuları yanlız bırakmıyor. Neutor Sokoktaki üç katlı evin Mehmet Özkan'a ait olduğu ve cinayetin işlendiği 2. kattaki dairenin polis tarafından mühürlendiği belirtilirken. Anne Meryem'e gelenlerin 3. katta ağırlandığına işaret edildi. Büşra'nın başörtü taktığı ve mazbut bir kişilik taşıdığı bildirildi.


Kaynak: hurriyet.de

Schweinfurt Büşra'ya ağlıyor
26 Haziran 2009 / Taner TÜZÜN

Almanya'da 15 yaşındaki Büşra’nın önceki gün sabaha karşı babası tarafından bıçaklanarak öldürülmesi tüm Schweinfurt halkını şok etti.

ALMANYA’nın Schweinfurt kentinde önceki gün sabaha karşı babası tarafından bıçaklanarak öldürülen Lisesi öğrencisi Büşra (15) için arkadaşları ve komşuları yas tutuyor. Cinayetin işlendiği evin ikinci katı polis tarafından mühürlendiği için kendilerine ait binanın üçüncü katına geçen anne Meryem’in evi başsağlığına gelenlerle dolup taşıyor.

Büşra’nın hayat dolu bir kız ve Hip-Hop müziğine ilgi duyduğu biliniyor. Büşra’nın annesi ve diğer küçük kız kardeşi gibi devamlı başörtü taktığı, babasının da geçtiğimiz yıllarda hacca gittiği öğrenildi. Cinayet günü okul da ders yapılmazken, öngörülen konserde ileri bir tarihe ertelendi. Baba Mehmet Özkan’a ait dönerci dükkân kapalı. Otopsi raporundan sonra Büşra’nın nerede toprağa verileceği belli olacak.

dertli4u
26.09.09, 22:14
Cinayete teşebbüsten 6 yıl yedi

25 Haziran 2009 / KÖLN

ALMANYA'nın Bürstadt kentinde 22 yaşında bir Türk çıkarıldığı Darmstadt Ağır Ceza Mahkemesi'nde karısını öldürmeye teşebbüs ve ağır yaralamadan 5 yıl 9 ay hapis cezası aldı.

Türk genci, kendisinden ayrılmak istemesi üzerine eşini cezalandırmak istediği bildirildi. 40 yaşındaki karısı ile tartışmalarının ardından kasti olarak aracıyla saatte 70 kilometre hızla evlerinin duvarına çarpmış, karısının kemeri olmadığı için kadın da ağır yaralanmıştı.


Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 22:15
Ev bulamazsa sokakta kalacak

26 Haziran 2009 / Kemal DOĞAN / HAMBURG

Acil belgesi bulunmasına rağmen altı aydır ev bulamayan Aysun İnan, geçici olarak kaldığı işyerine ait yurttan en geç ay sonunda çıkmak zorunda.



ALMANYA'nın Hamburg kentinde yaşayan Aynur ve Mustafa İnan çifti, ay sonuna kadar kendilerini ev bulamazlarsa sokakta kalacaklar.


Eppendorf Hastanesi'nde çalışan Aynur İnan yüzde 80 engelli olmasına rağmen altı aydır kendisine iki odalı bir ev bulmak için çalmadık kapı bırakmadı. 1965 yılından beri Almanya'da yaşayan 51 yaşındaki İzmirli Aynur İnan, altı ay öncesine kadar evleri ve bir marketlerini bulunduğunu belirterek, “İşlerimizi sağlık sorunları ve ekonomik kriz nedeniyle kapatmak zorunda kaldık. Bu kez de satın aldığımız evin kredi borcunu ödeyemez duruma geldik. Evi satarak borcu kapattık, ama kendimiz evsiz kaldık. Ben engelliyim, çeşitli rahatsızlıklarım var. Buna rağmen çalışıyorum. Kiramı kendim ödeyecek gücüm var. Fakat başvurduğumuz belediye konut şirketi SAGA altı aydan beri bize bir ev bulamadı. Beş ay arkadaşlarda kaldık. Bir aydan beri de çalıştığım hastanenin yurdunda kalıyoruz. Ama burayı bize çok zor durumda olduğumuz için geçici olarak verdiler. Ay sonunda boşaltmamız lazım” dedi.


Her gün işten çıktıktan sonra kapı kapı dolaşıp ev aradığını söyleyen Aynur İnan, “Bir kaç yer kendim buldum. SAGA'ya bildirdim, ama benim bulduğum evleri başkalarına verdiler. Hiç yardımcı olmuyorlar. Çıldırmak içten değil. Ne yapacağımı şaşırdım” diye konuştu.


Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 22:16
Türk kızlarında intihar girişimi yüksek

26 Haziran 2009 / AMSTERDAM

HOLLANDA’daki Türk ve Surinamlı kızlar arasında intihar girişimi oranının Hollandalı kızlara göre yüksek olduğu belirlendi.

Amsterdam VU Üniversitesi tarafından 5 bin öğrenci arasında yapılan araştırmaya ilişkin hazırlanan raporda, Türk kızlarının yüzde 15’inin, Surinamlı kızların da yüzde 20’sinin intihar girişiminde bulunduğu kaydedildi. Bu oranın Hollandalı kızlar arasında ise yüzde 10, Faslılar arasında da yüzde 6,2 olduğu bildirildi. Raporda, genç kızların evde gördükleri baskı, ailenin ilgisizliği ve intihar girişiminde bulunmuş olan yaşıtlarına özentinin ortaya çıkan tabloda önemli rol oynadığı belirlendi.


Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 22:20
Büşra'nın son sözleri

28 Haziran 2009 / Taner TÜZÜN-Ahmet ATAK

Almanya’nın Schweinfurt kentinde babası tarafından bıçaklanarak öldürülen 15 yaşındaki Büşra Özkan’ın erkek arkadaşı Salih D., babası aracılığıyla olay gecesini anlattı: “O gece Büşra ile son kez telefonlaştık. ‘Babamdan çok korkuyorum. Kapıda biri var’ dedi ve telefonunu kapattı.”

ALMANYA’nın Schweinfurt kentinde babası tarafından bıçaklanarak öldürülen 15 yaşındaki Büşra’nın, 16 yaşındaki çocukluk arkadaşı Salih D. ile bir aydır görüştüğü belirtildi. Bölge halkı ve ailenin yakın tanıdıkları “Büşra’nın başını açmak için öldürüldüğü iddiası doğru değil. Büşra isteyerek başörtüsü takıyordu. Namaz kılıyordu. Yaşananların İslamiyet’e mal edilmesi yanlış” dediler. Geçtiğimiz yıllarda aile içindeki bazı akrabaların peş peşe ölmeleri ve bütün yükün üzerine binmesi nedeniyle baba Mehmet Özkan’ın psikolojik sorunları olduğu da belirtildi.

BİRBİRLERİNİ SEVİYORLARDI

Schweinfurt halkını şoke eden olay sonrası görüştüğümüz aile yakınları “İki genç bir aydır tanışıyordu. Masumca bir arkadaşlıkları vardı. Babasının bundan haberi oldu. Ancak yaşları henüz ufak olduğu için bu arkadaşlığı engellemek istedi” dediler.

KIZIMDAN VAZGEÇ

Hala yaşananlara inanamayan Salih D. adlı Türk gencinin babası U.D. Hürriyet’e şu bilgileri verdi: “Oğlum ile Büşra yaklaşık bir aydır görüşüyorlar. Olaydan bizim de haberimiz var. Sık sık telefonlaşıyorlardı. Zaman zaman da dışarıda buluşuyorlarmış. İki tertemiz gencin arkadaşlık yapmasında nasıl bir sakınca olabilir ki?. Büşra’nın babası Mehmet Özkan’ın yaklaşık iki hafta önce bu arkadaşlıktan haberi olmuş. Oğlumu aramış. Kızımdan vazgeçmesini, bir daha görüşmemesini söylemiş. Daha sonra ise oğlumun yanına giderek söylediklerini tekrarlamış. Ancak gençler temiz duygularla arkadaşlıklarını sürdürdüler.”

BİRİSİ GELİYOR DEDİ KAPANDI

Schweinfurt’ta meslek okuluna giden oğlu Salih D. ile Büşra’nın olay gecesi de telefonlaştıklarını ifade eden baba U.D. “Olayın saat 03.30 gibi meydana geldiği belirtiliyor. Oğlum ile Büşra saat 00.30 gibi telefonlaşmışlar. Büşra ‘Babam arkadaşlığımıza karşı çıkıyor. Beni çok rahatsız ediyor. Korkuyorum’ demiş. Kısa süre sonra ise ‘Kapıda birisi bekliyor’ deyip telefon kapanmış. Oğlum daha sonra kendisine ulaşamamış” bilgisini verdi.

GÖZYAŞLARINA BOĞULDU

Oğlunun sabah meslek okuluna gittiğini belirten baba U.D. “Cinayetten sonraki sabah polis oğlumu okuldan alıp karakola götürmüş. Beni de çağırdılar. Oğlum arkadaş olduklarını anlattı. Ancak ölüm haberi ile şok olduğu için gözyaşlarına boğuldu. Büşra’nın öldüğüne inanamadı. Çocuğu hastaneye kaldırıp sakinleştirici iğne vurdurduk. İki gün evde kendine gelemedi. Sürekli ağladı. Hala “Biz birbirimizi sevmiştik. Büşra’dan ne istediniz’ diye hüzün yaşıyor” diye konuştu.

YARIN İFADE VERECEK

16 yaşındaki Salih D.’nin yarın polise giderek tekrar ifade vereceği de belirtildi. Olayı aydınlatmaya çalışan güvenlik güçlerinin Büşra ile arkadaşlık yapan Salih D. ile birlikte Özkan Ailesi’nin diğer fertleri ile de görüştüğü bildirildi.

DOLDURUŞA MI GELDİ?

Cinayetten üç gün önce Büşra ve erkek arkadaşının, diğer arkadaşları ile birlikte Schweinfurt’taki bir sokak şenliğine katıldığı, bunu gören bir şahsın ise bunu babası Mehmet Özkan’a abartılı bir şekilde aktardığı iddia ediliyor. Babanın da bunun üzerine Büşra üzerindeki baskıyı artırdığı, Büşra’nın da bu nedenle alt kattaki anneannesinde kaldığı söyleniyor.

OKULUNUZUN BİTMESİNİ BEKLEYİN

Bu arada cinayetten bir süre önce, Büşra’nın teyzesinin iki genci karşısına alarak konuştuğu ve “Daha çok gençsiniz. Okulunuzun bitmesini bekleyin” dediği öğrenildi.

BİLD: BÜŞRA BAKİREYDİ

Bild Gazetesi, bazı polis kaynaklarından aldığı bilgiye göre verdiği haberde, Büşra’nın bakire olduğunu yazdı.
Bild Gazetesi ayrıca, baba Mehmet Özkan’ın psikolojik sorunları nedeniyle az ceza ile kurtulmayı umduğunu yazdı. Verilen bilgiye göre Mehmet Özkan’ın psikolojik rahatsızlığı olup olmadığı önümüzdeki günlerde yapılacak olan testten sonra belli olacak.

HERHALDE KIZIMI ÖLDÜRDÜM

Baba Mehmet Özkan’ın Büşra’yı bıçakladıktan sonra Schweinfunt Camii imamı, hemşehrisi Turan Kahveci’yi arayarak “Galiba kızımı öldürdüm” dediği belirtiliyor. İmam daha sonra polisi arayarak Mehmet Özkan’ın teslim olmasını sağladı. Baba Özkan’ın polis geldiğinde kızının hayatta olup olmadığını bilmediği, acı haberi güvenlik güçlerinden aldığı belirtildi.

BİLGİSAYARINI İNCELEDİ

Büşra’nın arkadaşları, baba Mehmet Özkan’ın sık sık odasına girdiğini ve bilgisayarını incelediğini belirttiler. Mehmet Özkan’ın bu sırada Büşra’nın Salih D. ile yazışmalarına rastladığı ifade ediliyor.

OKULDA ÇOK BAŞARILIYDI

Büşra’nın gittiği Olympia Morata Lisesi 10. sınıfta çok başarılı bir öğrenci olduğunu söyleyen yakınları “Okul arkadaşları da şokta. Büşra’nın öldüğüne inanamıyorlar” dediler.

BÜŞRA’YI ÇOK SEVİYORDU

Olay öncesi Mehmet Özkan ile görüşen yakın arkadaşları “Mehmet Büşra’yı çok severdi, üzerine titrerdi. Bir gençle arkadaşlık yaptığını biliyordu. Bizimle de dertleşti. Ancak böyle bir şey yapacağına ihtimal vermedik” dediler.

İSLAM'DA NAMUS CİNAYETİ YOK

Nürnberg kentinde 1995 yılında zamanın Nürnberg Başkonsolosu Asım Temizgil’in önerisi ile kurulan ve dinler arası diyalogu üstlenen Medina Dernek yöneticileri Schweinfurt cinayeti ile ilgili bir basın toplantısı yaptı. Dernek Başkanı Talip İyi, yöneticiler Cemalettin Özdemir ve Ali Nihat Koç, Alman ve Türk gazetecilerin hazır bulunduğu toplantıda Alman Basınının cinayeti İslam dini ile bağdaştırmasına tepki gösterdiler. Dernek basın sözcüsü Cemalettin Özkan İslam’da namus cinayeti yoktur diyerek şöyle konuştu: İslam öncesi kızlar diri diri gömülüyorlardı. İslam geldikten sonra bu vahşete derhal son verildi. Alman basını insanları yanlış yönlendiriyor ve islamı öcü gibi gösteriyor. Bugün İstanbul’a gidin mini etekli kızlarımız var. Sahillerimiz de bayanlar özgürce denize giriyorlar. İslam hoşgörü dinidir. Alman kökenli biri suç işlese bu Alman basınında geçiştiriliyor. Oysa bir Türk ve Müslüman’da haber manşetlere taşınıyor.

KIZIMA AŞK MEKTUBU YAZILDI

Benim kızım 11 yaşında mahalleden bir Alman çocuk kızıma aşk mektubu yazıp posta kutusuna atmış. Şimdi ben bu çocuğu öldüreyim mi. Asla böyle bir şey olmaz. Tam aksi. Onu sözlü dahi uyarmadım. Hoş görüp geçtim.


TÜRKLER: İSLAMİYETLE ALAKASI YOK

Schweinfurtlu Türkler “Olayın İslamiyetle, dinle alakası yok. Yaşananlar tüm Türklere ve Müslümanlara mal ediliyor. Bu çok yanlış. Olay bir türban çıkarma meselesi değil. Büşra’yı tanıyoruz. Severek türban takardı, namaz kılardı” dediler.



Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 22:22
Bayılınca çocuğundan oldu

1 Temmuz 2009 / Mesut ZEYREK

Köln'de yaşayan bir çocuk annesi Ömür Çaylak, gençlik dairesi yetkilileriyle görüştüğü sırada bayılınca oğlu Yunus'tan oldu. Genç kadına, "Sen bu halde çocuğuna bakamazsın" diyen yetkililer, 3 yaşındaki oğlunu elinden aldılar.

ALMANYA'nın Köln kentinde yaşayan bir çocuk annesi 35 yaşındaki Ömür Çaylak, gençlik dairesi yetkilileriyle görüştüğü sırada bayılınca oğlu Yunus'tan oldu. Eşinden ayrılan ve oğluyla birlikte yaşayan genç kadına, "Sen bu halde çocuğuna bakamazsın" diyen yetkililer, 3 yaşındaki Yunus Bahtiyar'ı polis zoruyla elinden aldılar. Durumu anlamak için avukatı ile birlikte Gençlik Dairesi'ne koşan Ömür Çaylak, çocuğunun koruyucu bir aileye verildiğini öğrenince yıkıldı.

Çocuğuma bakarım

Sosyal Yardım ve destek aldığı Gençlik Dairesi yetkilileriyle evinde görüştüğü sırada bayılan Ömür Çaylak, kısa sürede kendine geldi. Ancak memur telaşlanarak, bu durumda çocuğuna gerektiği gibi bakamayacağını söyledi. Rahatsızlığının ciddi olmadığını ve kendisinin çocuğuna hiç bir sorun yaşamadan baktığını anlatan Ömür Çaylak, "Ama memuru ikna edemedim. Bana çocuğumu elimden alacaklarını söyledi. Bunun üzerine onu evimden kovdum. Ama polisle gelip yavrumu aldılar. Çok çaresizim" dedi.

Bin pişman oldum

Çocuğunu yalnız büyüttüğü için gençlik dairesinden bakıcı konusunda zaman zaman yardım talep ettiğini belirten Çaylak şöyle konuştu: “Kimse gençlik dairesinden yardım almasın. Önce insanın yüzüne gülüyorlar, sonra arkasından çevirmedik iş bırakmıyorlar. Bence insanlara iyilik yapacaklarına kötülük yapıyorlar. Ben suçlu değilim. Çocuğuma işkence ya da buna benzer bir şey yapmadım. O benim canım, ciğerim. Onu nasıl ihmal eder, kötü davranırım? Ben elimden geldiğince, tek başıma ona sahip çıkıyorum. Çok sıkıştığımda bir bakıcı gönderiyorlar. O gün kendimi iyi hissetmiyordum. Kısa bir baygınlık geçirdim. Bu herkesin başına gelebilir. Üstelik sık olan bir durum da değil. Çok şükür sağılığım iyi. Evladımı apar topar elimden aldılar. Bir anneye bunu nasıl yaparlar?"

Mahkemeye intikal edecek

Gençlik dairesiyle yaptıkları görüşmeden sonuç alamadıklarını belirten avukat Kemal Cal şunları söyledi: “Müvekkilimin o gün tansiyonu düşükmüş ve çok sağlıklı bir görüntüsü yokmuş. Düşüp bayılmış. Çamaşır yıkamış ve ev biraz dağınıkmış. Yetkililer çocuğu almışlar ve koruyucu bir aileye vermişler. Bugün kendileriyle görüştük, ancak bir sonuç elde edemedik. Olay mahkemeye intikal edecek. Umarız bu yolla çocuğu geri alabiliriz. Hem müvekkilim hem de çocuğu fiziksel ve ruhsal olarak gayet sağlıklılar.”

dertli4u
26.09.09, 22:23
Şirvan Ekici'den ailelere evlilik uyarısı

29 Haziran 2009 / İhsan EKİCİ/VİYANA, (DHA)

Avusturya Halk Partisi (ÖVP) Viyana Eyalet Milletvekili Şirvan Ekici tatil için Türkiye'ye gidecek Türk aileleri uyardı.



KIZLARININ Avrupa kültürünün etkisine girmesinden korkan bir çok Türk ailenin onları memleketteki akrabalarıyla zorla veya kandırarak evlendirdiğini belirten Avusturya Halk Partisi (ÖVP) Viyana Eyalet Milletvekili Şirvan Ekici "Bu Avusturya kanunlarında suçtur“ uyarısında bulundu. Ekici „Tatile gidiyoruz diyerek memleketinde götürülen genç kız bir anda kendisini köyde, kendi düğününün ortasında buluyor. Zorunlu okuma yaşı olan 15’i geçen kız çocuklarının başına da geliyor bu. Kızımız Türkiye’deki akrabasıyla evlenmeyi kabul etmezse şiddet başlıyor, kız eve kapatılıyor. Evlilik Türkiye’de gerçekleştiriliyor. Kimi köyde kalıyor, kimi de Viyana’ya geri dönüyor ve eşinin oturma izni için işlemler başlatılıyor" dedi.

Korku duyuyorlar

Ekici şunları söyledi: "Araştırmalarımıza göre aileler bunu genelde iki nedenden yapıyorlar. Birincisi çocuklarını Avrupa kültüründen etkilenmesinden duydukları korku. İkincisiyse erkeğin Avrupa’ya gelerek ekonomik olarak kurtarılması. 'Akrabamızdır sözümü dinler iyi davranır’ denilse bile kırsal kesimden gelen erkek yabancı dil bilmeyince komplekse kapılıyor ve yine şiddete başvuruyor.”

Erkek gençler de mağdur

Şirvan Ekici, kızların olduğu kadar erkenlerin de mağdur olduğunu söylerken şu bilgileri verdi: "Avusturya kültürü almış erkek çocukların babaları birden karşılarına çıkıp ‘ya evlenirsin ya da benim evladım değilsin’ diyor. Erkekler önce direniyorlar sonra ‘tamam’ diyorlar. Ailesi ise tanıdık, akraba kızlarını seçiyorlar.”

Çocuğunuzun mutluluğunu düşünün

Avusturya’da zorla evliliklerin önlenmesi için çalışmaların olduğunu hatırlatan Ekici "Bütün bunlar zorla evlilikleri ortadan kaldırmaya yetmiyor. Zihniyet değişimi şart. Anne babalar önce çocuklarının mutluluğunu düşünmeliler. Burada zorla evlilikle görücü usulü evliliği birbirine karıştırmamak gerekir. Görücü evlilik iki tarafı da tanıyan birinin aracılığıyla ve tavsiyesiyle kızın ve erkeğin birbirini görüp istemesi sonucu gerçekleşen evliliktir" diye konuştu.


Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 22:24
İthal damat ölüm orucunda

14 Temmuz 2009 / Bülent VEZNİKLİ

Almanya’ya evlenerek gelen Necdet Demir (37), boşandığı eşinin kendisini "Almanya'ya gelmek için evlenmekle" suçlayınca hem oturma ve çalışma iznini hem de işini kaybetti.

Sigmaringen kentinde yaşayan Demir, çaresizlikten bir süre önce başlattığı açlık grevini ölüm orucuna çevirdiğini belirterek, "Sonuna kadar gitmeye kararlıyım" dedi.

2004 yılında Türkiye’de tanışarak, evlendiği anca şiddetli geçimsizlik sonucu üç yıl önce boşandığı eşinin kendisini “Benimle Almanya’ya gelmek için evlendi” diyerek şikayette bulununca oturma ve çalışma müsadesi elinden alındığını keydeden Demir, "İş bulma kurumu yetkilileri kontrole geldiklerinde bana çalışma hakkım olmadığını söylediler. Bu nedenle mesleğim olan masörlük işinden ayrılmak zorunda kaldım. Ben kanunsuz bir iş yapmadım” dedi.

Almanya’da kimsesi olmadığını ve yetkililere derdini bir türlü anlatamadığını kaydeden Demir, sahte evlilik yaptığına ilişkin mahkeme kararına itiraz ettiğini belirterek, "Tübingen Yüksek Mahkemesi'nin kararını vermesi bir yıl sürecekmiş. Ben bu zaman içinde ne yapacağım, nasıl geçineceğim" diye dert yandı.

dertli4u
26.09.09, 22:25
Evdeki tabanca dert oldu

17 Temmuz 2009

AlMANYA'da Aschaffenburg Bölgesel Mahkemesi'nde ayrı yaşadığı kocasını tabanca ile öldürme girişiminde bulunduğu gerekçesi ile yargılanan 48 yaşındaki Türk kadını önceki duruşmalarda verdiği ifadesini değiştirdi.

Geçtiğimiz duruşmalarda, "Bu suçlamalar eşimin uydurması. Amacı beni hapise attırmak" diye konuşan kadın son savunmasında, "Ben ateş ettim. Amacım onu öldürmek değildi. Yoksa bir el değil, bir kaç el ateş ederdim" dedi. Tutuklu yargılanan kadın uzun zamandır eşinden ayrı yaşadığını, evi temizlerken eşinin bodrum katında sakladığı silahı bulduğunu belirterek şunları söyledi:

"Silahla birlikte yedi kurşun buldum. Bunları bahçeye gömdüm. Eşim hakkında bir söylenti duydum. Sinirlerim bozuldu. Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah onun oturduğu eve gidip onunla konuşmak istedim. Daha önceleri bana şiddet uyguladığı için silahı yanıma aldım. Sözlü kavga ettik. Otomobiline binmek istediği sırada tetiği çektim. Amacım onu öldürmek değildi. Öldürmek istesem bir değil, birkaç el ateş ederdim. Hem eşim o silahı eve saklamamış olsaydı bunlar başımıza gelmezdi."


Kaynak: hurriyet

dertli4u
26.09.09, 22:25
Evden çık dediler

21 Temmuz 2009 / Emine SONUGÜR / HAMBURG

Almanya'da Hamburg’da yaşayan Can çiftinin dört yaşındaki çocukları çok gürültü yaptığı gerekçesiyle mahkeme kararıyla evden çıkmaları istendi. İkinci çocuklarını bekleyen Can çifti, "Ne yapacağımız şaşırdık. taşınacak ev bulamadık" dedi.

Almanya'da Hamburg bir çocuklu Bahar-Mehmet Can çiftinin dört yaşındaki çocukları çok gürültü yaptığı gerekçesiyle 29 Temmuz"a kadar evden çıkmaları istendi. Komşularının şikayeti üzerine mahkemeye başvuran evsahibi haklı bulunup Türk çiftin evden çıkmalarına karar verildi. İkinci çocuğu bekleyen Can çifti “İki çocukla ortada kalma korkusundan uyku uyuyamıyoruz. Psikolojimiz bozuldu” dediler.

Elazığlı işsiz Mehmet Can 53 metrekare ve üç odalı eve 2002 yılında taşındığını 2003 yılında evlendiğini belirterek, “Eve taşındıktan bir yıl sonra evlendim. Komşularla hiçbir sorun yaşamadık. 2005 yılında oğlumuz Munzur dünyaya geldi. Bebek doğduğunda altta oturan komşularla sorunlar başladı. Bebek büyüdükçe gürültü oluyor diye bizi şikayet etmeye başladılar.

Küçük bir bebek onları nasıl rahatsız eder, anlamış değilim. Şikayetler üzerine ev sahibi bize birilerini gönderdi ve çeşitli denemeler yaptılar. Yere kaşık veya çatal düştüğünde nasıl gürültü oluyor gibi tespit etmek istediler. Çocuk normal bir şekilde her çocuk gibi evde oynuyor. Ama en ufak bir şeyde şikayet ediyorlar. Sanki kendileri hiç çocuk olmadılar. Duvarlar çok ince en ufak bir şey alt katta duyuluyor. Ne yapacağımızı şaşırdık” dedi.

Doğum yapacak

Hamile olan ve önümüzdeki günlerde ikinci çocuğu dünyaya gelecek olan Bahar Can ise, “Mahkeme 29 Temmuz tarihinde evi boşaltmamız için karar verdi. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Çalmadığımız kapı kalmadı ama hiçbir yerden yeni ev bulma konusunda yardım alamadık. İki çocukla yakında sokakta kalacağız. Yetkililerin bize yardım etmelerini istiyoruz. Henüz dört yaşında bir çocuk gürültü yapıyor bahanesiyle bizi evden çıkartıyorlar. Biz ne yapacağız bilemiyoruz. Evden çıkmayı istemiyoruz. Biz iki çocukla nereye gideriz? Bize yeni bir ev göstersinler evden çıkalım. Aksi takdirde sokakta mı yaşayacağız?” diyerek

dertli4u
26.09.09, 22:26
Çocuğuna kavuşmak için çırpınıyor

20 Temmuz 2009 / Mehmet UZUN/HANNOVER

Almanya'nın Hannover kentinde gençlik dairesi tarafından çocuğu elinden alınan Gülistan Yamalak oğlunu tekrar alabilmek için mahkemeye başvurdu.

ALMANYA'NIN Hannover kentinde davranış bozukluğu bulunan oğlu Ozan (13) için Gençlik Dairesi'nden yardım isteyen, ancak bir süre sonra çocuğu elinden alınan Gülistan Yamalak'ın (37) oğluna kavuşma umudu doğdu. Yamalak'ın Ozan'ı yaklaşık 9 aydır görmediğini, bunun için dava açtıklarını belirten avukat Alptekin Kırcı, „Hem annenin çocuğunu görmesi için, hemde çocuğu anneden alan daire için dava açtık. Annenin çocuğunu görme umudu büyük. Ortada bir anne ile çocuğu var. Anne çocuğunu görmek istiyor. Buna engel çıkacağını düşünmüyorum“ dedi.

Her gece gözyaşı döken anne Gülistan "Oğlumu çok özledim. Yanımda olmasını istiyorum. Anne sevgisine ihtiyacı var. Ne zaman onun ismi geçse kendimi tutamıyor ve ağlıyorum. Beni ondan ayırmasınlar" diye konuştu.


Kaynak: hurriyet

dertli4u
26.09.09, 22:27
Yangını bıraktı babasını dövdü

Almanya’da evi yanan bir Türk aile kendini kurtarmayı başarırken, ailenin oğlu, babayı tekme tokat dövüp hastanelik etti

ALMANYA’NIN Rheinland Pfalz Eyaleti'ne bağlı Eich kasabasında evi yanan Türk aile, yangın sırasında birbirine girdi. Polisten elde edilen bilgiye göre olay yerine gelindiğinde bir genç, babasına bağırmaya başladı. Sinirlerin gerilmesinden sonra gencin bir anda babasına saldırdığı ve baba-oğulun yumruk yumruğa kavga etmeye başladığı öğrenildi. Polisin araya girip ayırdığı kavganın ardından baba, yaralanarak hastaneye kaldırıldı.

KUNDAKLAMA MI?

Polis sözcüsü, yapılan ilk araştırmalara göre yangından önce aile içinde tartışma çıktığını, ancak kavga ve yangın sebeplerinin henüz belli olmadığını bildirdi. 38 itfaiye erinin müdahale ettiği yangında ev eşyalarının kül olduğu ve evin kullanılamaz hale geldiği kaydedildi. Yangının, evin çeşitli yerlerinde çıktığını kaydeden polis, kundaklama ihtimalinin olduğunu bildirdi.


EİCH


21/07/2009

dertli4u
26.09.09, 22:28
15 yıl sonra esinin mezarını görecek


ALMANYA’YA 20 yıl önce kaçak yollarla giren ve iltica talebinde bulunduktan sonra Alman vatandaslıgına yeni geçen Hürü Karısık, 15 yıl önce ölen esinin mezarını ilk kez ziyarete gidiyor. Engelli oglu Emrah ve kızı Elif ile yola çıkan Karısık, “Bir ümit ugruna Almanya’ya kaçak girdik, ancak bu macera bizi yıllarca
kemirdi. Esim 15 yıl önce vefat edince cenazesini Türkiye’ye götüremedim. Mezarını bile göremedim. Mezarı basında bol bol dua edecegim” dedi.


22/07/2009


Sabah Gazetesi

dertli4u
26.09.09, 22:31
Boşanınca sorumluluk bitmez
7 Ağustos 2009 / Emine SONUGÜR

ALMANYA'nın Schleswig-Holstein Eyaleti'ndeki Bad Bramstedt kenti Gençlik Dairesi Aile Danışmanı Dilek Ağdan (46), Türk gençlerinin bazılarının genç yaşta evlenip, evliliğin zorluklarına katlanamayıp ayrıldıklarını ve çocukların gerekli ilgiyi bulamadığına işaret etti.

Aile danışmanı dört çocuk annesi Dilek Ağdan, Bad Bramstedt kentinde sorunlu Türk ailelerine danışmanlık yaptığını ve her geçen gün çocuklu çiftlerde ayrılıkların arttığını, ve bunun en çok ortak çocukları etkilediğini söyledi.

Evlilik sorumluluk ister
Dilek Ağdan, “Üzülerek söylüyorum, genç çiftler arasındaki ayrılıklar endişe verici bir boyutta. Ayrılan çiftlerin çoğunluğunun çocukları var. Bu çocuklar büyüdükçe çeşitli ihtiyaçları oluyor. Çocukların her şeyden önce yuvada, okula giderken, eğitimlerinde olsun anne ve babanın desteğine ihtiyaçları var. Çocukları anne ve babanın bir arada olmayışı çocuğu her yönüyle etkiliyor. Hiç bir zaman annenin yerini baba, babanın da yerini anne tutamaz. Çünkü çocuğu yaparken bunun geleceğini de düşünmek lazım. Hem anne, hem de baba ayrılmış olsalar dahi çocuklara karşı sorumluluklarını bilip, yerine getirmeliler” dedi.


Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 22:32
Ayşe katilini kurtarmış

7 Ağustos 2009 / Bora ZERGER / KÖLN

ALMANYA'nın Köln kentinde geçtiğimiz hafta sevgilisi tarafından bıçaklanarak öldürülen Ayşe Topal'ın (27) katili Erdal Dere'yi (35) daha önce polisten kurtardığı ortaya çıktı.

İki çocuk annesi Ayşe'nin evini terk edip sevgilisi Erdal Dere'ye kaçması üzerine eşi Tuncay Topal'ın (29) Wuppertal polisine başvurarak, "Karımdan boşanmazsam Erdal Dere beni öldürmekle tehdit etti" dediği öğrenildi.

Dosya kapandı
Tuncay'ın başvurusu üzerine savcılığa sevk edilen Ayşe ve Erdal iddiaları ret ettiler. Erdal'ın evinde yapılan aramada silah bulunamadı. Polisin yaptığı açıklamaya göre ifadeleri alınan sevgililer Tuncay Topal'ın iddialarını yalanladılar. Ayşe ve katili Erdal Dere el ele tutuşarak aşık bir çift izlenimi bıraktılar. Ayşe polisteki ifadesinde kendi isteği üzerine evinden ayrıldığını ve Erdal'a aşık olduğunu söyleyince dosya kapandı.

Eşine geri döndü
Tüm olanlara rağmen Ayşe cinayetten bir süre önce eşine geri dönmeye karar verdi. Bunu kabul etmeyen Erdal da Ayşe'yi, Köln-Ostheim'de kardeşinin evinde bıçaklayarak öldürdü. Ayşe'nin cenazesi ise Köln'de cenaze namazı kılınmadan ailesi tarafından memleketi Yozgat'a götürüldü.


Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 22:34
Mizgin davasında mahkeme karıştı

5 Ağustos 2009 / Erkan TOKGÖZOĞLU-Bora ZERGER / BİELEFELD

Harsewinkel'de Mizgin Baytekin'i öldüren kocası Önder Baytekin’in yargılanmasına devam edildi. Mizgin'in annesi Aslıhan salonda sinir krizi geçirirken sanığa "Sen bir canisin" diye bağırdı. Olaya hakim müdahale etti.

ALMANYA'nın Gütersloh kenti yakınlarında Harsewinkel kasabasında yılbaşı gecesi Türkiye’de evlendiği Mizgin Baytekin’i (18 ) öldüren Önder Baytekin’in (26) yargılanmasına devam edilirken salonda hareketli dakikalar yaşandı. Çok sıkı güvenlik önlemleri alınan duruşma salonuna gelenler üzerleri aranarak içeri alındılar. Zanlı Önder Baytekin'in ilk ifadesini alan polis memuru "İfade verirken Önder fazla heyecanlı değildi" dedi. Daha sonra Mizgin Baytekin’in amcaları Yücel Baytekin ve Latif Baytekin ifade verdi. İfadelerin alınmasından sonra ara verildi.

Taşkınlık yapmayın

Verilen arada Mizgin Baytekin’in annesi Aslıhan Baytekin sinir krizi geçirdi. Anne "Alçak katil, kızımı öldürdün. Sen bir canisin" diye bağırınca ortalık karıştı. Bu sırada seyirci bölümünden de bağıranlar oldu. Yargıç Jutta Albert ise müdahale etmek zoranda kalarak "Burası Türkiye değil. Alman yasalara göre yargılama yapılıyor. Taşkınlık yapmayın" uyarısında bulundu. Mizgin Baytekin’in kız kardeşi Helin Baytekin’in ifade vermesinden sonra ise duruşma bir başka güne ertelendi.

Arabayla üzerinden geçti

Baytekin, yılbaşı gecesi arabada tartıştığı eşini önce ekmek bıçağıyla bıçaklamış, kaçan kadını yakalayıp tekrar bıçaklayıp beyzbol sopasıyla başına vurmuş ve ardından da defalarca arabayla üzerinden geçmişti. Çok kıskanç olduğu bildirilen sanığın, eşinin SMS'lerini kontrol etmek istediği, eşi de kabul etmeyince kadını öldürdüğü açıklanmıştı.

dertli4u
26.09.09, 22:35
45 yaşında 17 ay askerlik yaptı

5 Ağustos 2009 / Mehmet TAŞKIRAN

İbrahim Kerdige kırkbeş yaşında askere gitti. 17 ay Almanya dışında kaldı ama yabancılar dairesinden aldığı özen izin belgesiyle oturma ve çalışma izinlerini kaybetmedi. İbrahim Kerdige gençlere seslenerek 'Bir an önce askere gidin' dedi.

ALMANYA’nın Krefeld kentinde yaşayan İbrahim Kerdige (47) 45 yaşında Türkiye’de askere gidip 17 ay askerlik yaptıktan sonra tekrar Almanya’ya geri dönerek çalışmaya başladı. 1978 yılında Ardahan’dan Almanya'ya işçi ailesi olarak gelen İki çocuk babası İbrahim Kerdige askerlik öyküsünü şöyle anlattı: „Ben Münih’te lokanta çalıştırıyordum. 38 yaşına dek askerliğimi erteledim.

Tam askere gitmeye hazırlanırken bir gece lokantamı yabancı düşmanı Almanlar bastı. Çıkan olaylar sonucunda ben ceza aldım. Dükkanım da kapandı. Maddi zorluklar nedeniyle askerlik için ödemem gereken parayı da ödeyemedim. Münih Başkonsolosluğu pasaportumu üçer ay uzatıyordu. Bu nedenle Türkiye’ye tam 7 yıl gitmedim. 45 yaşına geldikten sonra Münih Yabancılar Dairesi'ne başvurdum. 'Ben Türkiye'de askerlik görevimi yerine getirmek istiyorum. Oturumumu iptal eder misiniz?' diye sordum. 'Gidebilirsin.' dediler ve bana bir izin belgesi verdiler.”

Asker oldu

Ardahan Askerlik Şubesi'ne teslim olan ve hemen askere alınan İbrahim Kerdige askerlik günlerini de şöyle anlattı: „Beni Manisa Er Eğitim Tugayı'na gönderdiler. Kışlaya vardığımda herkes bana bakıyordu. Çünkü, asker arkadaşlarım çocuğum yaşındaydı. Bazı subaylar bana 'ihtiyar', asker arkadaşlar da 'abi' diye hitap ediyorlardı." dedi. Manisa'da acemilik eğitimini tamamladıktan sonra Balıkesir Eğitim Alayı'na gönderildiğini söyleyen Kerdige orada da çok sıkı disiplin olduğunu söyleyerek, "Gece gündüz nöbet tuttum. Böylece şerefli görevimi yaptım. Ben galiba bir ilke imza attım. Çünkü, 17 ay Türkiye’de kaldım. Çalışma ve oturum izinlerim bozulmadı. Şimdi de askerlik yapmanın ve Türkiye’ye serbestçe gidip gelmemin tadını çıkarıyorum. Gençlere önerim bir an önce askere gitmeleridir“ şeklinde konuştu.

dertli4u
26.09.09, 22:37
Mizgin davasında mahkeme karıştı

5 Ağustos 2009 / Erkan TOKGÖZOĞLU-Bora ZERGER / BİELEFELD

Harsewinkel'de Mizgin Baytekin'i öldüren kocası Önder Baytekin’in yargılanmasına devam edildi. Mizgin'in annesi Aslıhan salonda sinir krizi geçirirken sanığa "Sen bir canisin" diye bağırdı. Olaya hakim müdahale etti.


ALMANYA’da cep telefonuna gelen mesajı göstermediği için amcasının kızı olan eşi Mizgin’i öldüren Önder Baytekin’in yargılanması sürüyor.

Duruşma boyunca elleriyle yüzünü örten Önder Baytekin, polise verdiği ifadede “Bıçakladım, sopayla vurdum. Son hamleyle kendini araçtan attı. Boğazından hırıltılı sesler geliyordu. Anladım ki ölmemiş. Arabaya döndüm. Gaza bastım. Hızla üzerinde geçtim, bir daha. Çünkü ölsün istiyordum” demişti.

Evlenmek istemedi

Almanya doğumlu olan Mizgin (18 ) ile Bitlis’te yaşayan amcaoğlu Önder Baytekin’in (26) evlilikleri fırtınalı başlamıştı. Mizgin, Önder’le evlenmek istememişti. Akrabalarının iddia ettiğine göre Önder onu tehdit etmiş ve“Benimle evlenmezsen kardeşini öldürürüm” demişti.

Bu gerginlik içinde 2007 yılında evlendiler. Genç kadın meslek eğitimi gördüğü ve öğrenci olduğu için kocasını yasal yollardan Almanya’ya getiremedi. Bu nedenle Önder Baytekin iki kez Almanya’ya kaçak olarak girdi.

Baytekin, Türkiye’den sürekli tehdit mesajları gönderiyordu. Mizgin, eşini polise şikâyet etti. Bielefeld polisi Baytekin’in gönderdiği SMS’leri incelemeye aldı. Uyuşmuyorlardı. Bunda Mezgin’in Almanya doğumlu olmasının da rolü vardı. Son kez geldiğinde yine kaçak gelmişti.

Yılbaşı gecesi cinayet

2009 yılbaşı gecesi. Hava soğuk. Yerler karla kaplı. Mizgin yılbaşını arkadaşlarıyla birlikte kutlayacak. Bingöl’de evlendiği kocası ve amcasının oğlu Önder Baytekin’le birlikte olmak istemiyor. Araları açık. Önder Baytekin ise Dortmund’da amcasının evinde. Mizgin’in kendisini yılbaşı partisine çağırmamasına çok içerlemiş. Atlayıp arabaya, kapıya dayanıyor. Mizgin’i alıyor ve daha önce de birlikte gittikleri ‘Âşıklar Yolu’ olarak bilinen ormanlık alanda arabayı durduruyor.

Önder Baytekin, genç kadının cep telefonuna gelen mesajları okumak istedi, “şifreyi ver” dedi. Tartıştılar. Baytekin hazırlıklı gelmişti. Yanında bir bıçak vardı. Mizgin’i gözü dönmüş bir şekilde bıçakladı. Mizgin acı içinde kendini otomobilden dışarı attı. Ancak Önder Baytekin’in öfkesi dinmedi. Otomobilden inip ölüp ölmediğini kontrol etti. Genç kadın soluk alıyor, boğazından hırıltılar geliyordu. Tekrar otomobilini binip yerde yatan genç kadının üzerinden arabayla geçti. Belki ölmemiştir diye bir kez daha geçti.

Genç kadını orada bırakıp olay yerinden ayrıldı. Almanca bilmiyordu, bir Türk bulup ‘Beni karakola götür’ dedi. Ve tüm olanları anlattı. Şimdi Önder Baytekin, eşini öldürmek suçundan sanık sandalyesinde oturuyor.

Yüzü elleriyle örtülü. Beş buçuk saat boyunca suçlu sandalyesinde böyle oturdu. Kadın yargıç, “Cinayet aleti bu bıçak mı” diye sordu. Mizgin’in annesi Aslıhan, “Vahşet bu. Sen bir canisin” diye bağırdı. Babası Hatif Baytekin, karısını mahkeme salonundan çıkardı. Önder Baytekin, çığlıkları duymamış gibi tepkisiz.

Önder’in yargılanması önümüzdeki günlerde devam edecek.

dertli4u
26.09.09, 22:37
5 çocuğuna Alman gençlik dairesi el koydu

Almanya’nın Schwaebisch Gmünd şehrinde yaşayan Yiğitkuş ailesinin beş çocuğuna, Alman gençlik dairesi tarafından “gerekli bakım sağlanamadığı” gerekçesiyle el konuldu. 15 ay önce el konulan çocukları Ferdi (14) Tayfur (11) Gizem (10) Sevgi (7) Onur Muhammed (4)’i hukuk yoluyla geri almaya çalışan Yaşar ve Emine Yiğitkuş çifti, gençlik dairesi tarafından sudan sebepler öne sürerek çocuklarına el konulduğunu ve bir kilise yurduna yerleştirdiğini söylüyor.

Anne Emine Yiğitkuş, başlarından geçen acı olayı şöyle anlattı: “15 ay önce evimize altı polis geldi. Gençlik dairesinin çocuklara bakamıyor diye verdiği kararı gerekçe göstererek çocuklarımızı elimizden aldılar. İki çocuğumun gözlerinde, bir çocuğumun da dişlerinde sağlık sorunları var. Bunları sebep göstererek çocuklarımızı elimizden aldılar. Biz bu zamana kadar ne polislik olduk ne de herhangi bir suç işledik. 15 aydır çocuklarımızı geri almaya çalışıyoruz. Bir annenin çocuklarından ayrı kalması demek ne demek, bunu ancak anne olan anlıyabilir. Sadece Cumartesi günleri yerleştirdikleri yurtta çocuklarımı görebiliyorum. Gençlik dairesinin şimdi bize bildirdiğine göre, bu okul tatili döneminde Baden-Württemberg eyaleti içerisinde çocuklarımıza Alman aileler bakıyor. Çocuklar bakıcı Alman ailelerin yanlarına yerleştirilmek isteniyor. Biz Türk ailelerin yanına yerleştirilmesini istediğimizde gençlik dairesi yetkilisi, ‘Bu kararı biz veririz. Alman ailesi olacak’ diyor. Bu konuda duyarlı insanlardan yardım bekliyoruz”.

Baba Yaşar Yiğitkuş ise çocuklarının kilise yurduna yerleştirildiğini ve Hıristiyan gibi yetiştirildiğini belirterek “Çocuklarımız almak için tabiki mücadelemizi devam ettireceğiz. Fakat burada gençlik dairesinin tutumunu çok radikal buluyorum. Çocuklarımız kilisenin yurduna yerleştirildi. Bu çocuklara orda domuz eti yediriyorlar. Çocukların müslüman olduğu göz önünde bulundurulmadan kiliseye götürüyorlar. Şikayet edince gençlik dairesi bize “kendinizi değiştirin” diyor. Bizim kendimizi nasıl değiştirmemiz gerekiyor. Çocukların yeri ailesinin yanıdır. Bize yapılan bu eziyet artık bitmeli.” şeklinde konuşuyor.

‘Eşler arası kavgada da çocuklar alınabilir’

Esslingen Belediyesinde Aile danışmanı olarak çalışan Ülkü Sulutay ise, Zaman’a yaptığı açıklamada, “Yiğitkuş ailesinin başına gelenler üzücü bir durum. Bir çok ailenin de başına geliyor. Burada ailelerden de kaynaklanan hadiseler var. Aile içi kavgalar gençlik dairesinin çocukları alması için bir sebeptir. Sadece çocuğa şiddet uygulandığında çocuk alınmaz. Aynı zamanda eşler arası kavgalar da çocukların psikolojisini bozduğu için çocuklar alınabilir. Son zamanlarda Almanya’da artan hayat pahalılıkları ve alım gücünün düşmesi eşler arasında ilişkilerde zayıflama oluşturmaya başladı. Bunlar da aile içi kavgaya dönüşüyor ve bundan en çok çocuklar etkileniyor. Ailelerin sorunlarla kendi başlarına baş etmeye çalışma yerine mutlaka aile danışmanlarıyla beraber çözüm üretmeye çalışmaları gerekir” dedi. [ALI RIZA]

dertli4u
26.09.09, 22:39
sevdiği kızın annesini bıçaklayarak öldürdü

Almanya’nın Regensburg kentinde Cinnet geçiren genç, sevdiği kızın annesini bıçaklayarak öldürdü

Almanya’nın Regensburg kentinde Cuma günü saat 19.00 sularında 42 yaşındaki Türk anne iş yerinden evine gelen 21 yaşındaki oğlu tarafından ölü olarak bulundu. Annesinin kanlar içindeki cesediyle karşılaşan oğulun hemen polise ihbarda bulunması üzerine harekete geçen emniyet teşkilatı, bıçaklanarak öldüğü tespit edilen annenin katilini cep telefonu kayıtlarının da yardımıyla 3 saat geçmeden Münih‘te tren garı yakınlarında yakalayarak tutukladı.

Frankfurt yaşayan 18 yaşındaki katil gencin, bir ay önce ayrıldığı sevdiği kızı tekrar görmek için Regensburg’a geldiği belirlendi. Yıldırım ailesinin kaldığı evde sevdiği kız yerine annesiyle karşılaşması üzerine tartışmaya giren Türk genci, bulduğu bıçak ile anneyi öldürdüğü anlaşıldı. Cinayet, Regensburg kentinde çok büyük yankı uyandırdı.

Tunceli kökenli annenin ölüm haberi, çeşitli yöneticilik görevlerinde bulunduğu Regensburg ve Bavyera eyaleti AABF (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu) derneklerinde de üzüntüyle karşılandı. [Salih Altuner-Regensburg]

dertli4u
26.09.09, 22:40
Hollanda'daki sahte evlilikler'e karşı sıkı önlem


Göç ve Vatandaşlık Hizmeti (IND), Hollanda'da yapılan sahte evliliklerin önlenmesi amacıyla daha sıkı bir denetim yapacağını açıkladı. Birçok yabancı uyruklunun oturum almak maksadıyla üç beş yıllık sahte evlilik yaptığına dikkat çeken birim, bir yıl oturum almış kişilerin gerekli görüldüğü taktirde hem Hollanda hemde geldiği ülkede araştırılacağını duyurdu.

Geçtiğimiz yıl Lahey ve çevre kentlerde (regio Haaglanden), şüphe üzerine araştırmaya tabi tutulan her dört kişiden birinin sahte evlilik yaptığı belirlenmişti. [D-Ajans]

dertli4u
26.09.09, 22:40
Hollanda'da Töre Şiddetine Karşı Protokol İmzalandı

Hollanda'da Türk toplumunu hükümete karşı temsil eden Türkler İçin Danışma Kurulu(İOT)'nun öncülüğünde Rotterdam'da, 'Hollanda'da Töre Şiddetine Karşı Protokol İmza Töreni' düzenlendi. Hollanda'da Türk toplumu içinde görülen töre bağlantılı şiddet olaylarına karşı mücadele amacıyla, ülke düzeyinde faaliyet gösteren 9 ayrı Türk kuruluşu, bu alanda yapılacak çalışmaları belirleyen bir "Katılım Protokolü" imzaladı. Rotterdam Zuid Tiyatro Salonu'nda gerçekleşen Katılım protokolü imza töreninde, çiçeği burnunda yabancıların uyumundan sorumlu Bakan Eberhard van der Laan, Rotterdam Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı Hamit Karakuş, Türkler İçin Danışma Kurulu(İOT) Başkanı M. Emin Ateş, 9 ayrı Türk federasyonun temsilcileri, siyasiler ve vatandaşlar katıldı.


Programda söz alan Türkler için Danışma Kurulu Başkanı M. Emin Ateş, "Bu protokol ile Türk toplumunu temsil eden 9 ana federasyon ve bunlara bağlı 250 dolayında yerel kuruluş, bu ülkede yaşayan Türk vatandaşlarımızın sorunlarına sahip çıkarak, korkmadan çekinmeden kararlılıkla çözüm için bir araya gelebildiklerini herkese gösterdiler.

Türk toplumunun töre ve namus adı altında işlenen cinayetler konusunda olumsuz bir görüntü çizmesi nedeniyle, toplumun bütün bireyleri olumsuz etkilenmiştir. Artık sessiz kalma zamanın geçmiştir. Sorunu bütün yönleriyle toplumun önüne koyarak önlenebilmesi için ne gerekliyse yapmaya kararlıyız" şeklinde konuştu. Yabancıların uyumundan sorumlu Bakan Eberhard van der Laan, "Hollanda'da töre ve namus adına daha çok kadınlara karşı işlenen cinayet ve benzeri şiddet olaylarının yüzde 40'ı Türk toplumu arasında görülüyor. Buna benzer sorunların önlenmesine yönelik Türk toplumundan gelen bu girişimi büyük bir memnuniyetle karşılıyorum.

Töre bağlantılı şiddet olayları aynı zamanda toplumsal bütünleşmeye de engel teşkil ediyor. Dolayısıyla bu konudaki girişim ve çabaların, aynı zamanda uyuma da katkı sağlayacaktır. Sözkonusu çaba, polis, belediye, okul yönetimleri, yardım kuruluşları ve kadın sığınma merkezleriyle işbirliği halinde başarılı olacağından kuşkum yok. Bizde bakanlık olarak 'Katılım Protokolü'ne imza koyan ve bu konuda faaliyet gösteren bütün Türk kuruluşlarının arkasında olacağız ve gerekli siyasi desteği sağlayacağız. Belediyeler ile görüşmeler yapıp, 2009 ortalarına kadar 10 büyük belediye ile bu konuda somut anlaşmalar yapmaya çaba sarfedeceğiz." ifadesini kullandı.

Katılım Protokolü, 4 ana başlık altında toplanıyor:

1 - Zihniyet değişikliği. Töre bağlantılı şiddete karşı çıkmak.

2 - Potansiyel mağdurları güçlendirmek. Mağdurları sosyal, eğitim, ekonomik ve hukuksal alanda güçlendirmek.

3 - Güvenlik ve koruma. Polis, belediye, okul yönetimleri, yardım kuruluşları ve kadın sığınma merkezleri arasında güvene dayalı ilişkiler kurmak.

4 - Yerel yardım kuruluşları ile sürekli iş birliği yapmak.

Protokole, Türk İslam Kültür Dernekleri Federasyonu(TİKDF), Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği(HTİB), Hollanda Türkiyeli Kadınlar Birliği(HTKB), Hollanda İslam Federasyonu(NİF), Hollanda Türk İslam Kuruluşları Birliği(HTİKB), Demokratik Sosyal Dernekler Federasyonu(DSDF), Hollanda İslam Merkezi Vakfı(SİCN), Hollanda Türk Spor ve Kültür Federasyonu(HTSKF) ve Hollanda Alevi Birlikleri Federasyonu(HAK-DER) başkanları imza koydu. Gerçekleşen imza töreninin ardından töre şiddetini konu alan 'Dilek' adlı oyun sahnelendi. [dogus]

dertli4u
26.09.09, 22:47
Azeroğlu kardeşler eşcinsel aileye verildi

Cuma, 26 Aralık 2008



Hollanda mahkemesinin eşcinsel koruyucu aileye teslim ettiği Iğdırlı kardeşler, şuan Türkiye'de ancak koruyucu aile çocukları istiyor. Iğdır'da yaşayan ancak Hollanda'daki ailelerinden dolayı Lahey Yüksek Mahkemesi'nin eşcinsel bir koruyucu aileye verilmesine karar verdiği iki kardeşin, Iğdır'daki sınıf arkadaşları, arkadaşlarından ayrılmak istemiyor. Edinilen bilgiye göre, Hollanda'da yaşayan Nurgül ve Hanlar Azeroğlu çiftinin Arif (10), Halil (7) ve Yunus (4) isimli çocuklarının velayeti, ''2004 yılında Yunus'un annesi tarafından düşürüldüğü'' gerekçesiyle Hollanda Gençlik Dairesince üstlenildi.

Daire, çocukları Hollandalı eşcinsel bir koruyucu aileye verdi. Ancak, Arif ve Halil yeniden anne ve babası tarafından Iğdır'daki akrabalarının yanına götürüldü. Bu arada, Hollandalı koruyucu ailenin davası üzerine Lahey Yüksek Mahkemesi, çocukların tekrar Hollandalı koruyucu aileye verilmesine karar verdi.

Karar, iki kardeşin Iğdır'da Kurtuluş İlköğretim Okulundaki sınıf arkadaşlarını çok üzüldü. Öğrenciler Arif ve Yunus'tan ayrılmak istemediklerini belirtti. 4. sınıfa giden Arif'in sınıf arkadaşlarından Büşra Özkan, Zehra Kalkan ve Eda Kızılay, Arif'i çok sevdiklerini belirttiler. Arif'in tam olarak Türkçe konuşamamasına rağmen çok iyi anlaştıklarını dile getiren öğrenciler, ''Onların bu konulara üzüldüklerini biliyoruz. Biz onları çok sevdik. Iğdır'dan gitmelerini istemiyoruz'' dediler. 1. sınıfa giden Halil'in sınıf arkadaşları da Halil'den ayrılmak istemediklerini söyledi. Öğrenciler Halil'le çok iyi anlaştıklarını kaydetti.

''ONLARI KENDİ AİLELERİ DIŞINDA KİMSEYE VERMEK İSTEMİYORUZ''

Çocukların dayısı Teğmen Aslan ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, Lahey Yüksek Mahkemesi tarafından alınan karara tepki gösterdiklerini belirtti.

Çocukların eşcinsel bir koruyucu aileye verilmesine kesinlikle karşı olduklarını belirten Aslan, ''Çocuklar 6 aydır bizimle birlikte. Çok mutlular. Onları kendi aileleri dışında kimseye vermek istemiyoruz'' dedi.

Eşcinsel bir çiftin çocuklara aile sıcaklığı sunmasının ''imkansız'' olduğunu savunan Aslan, şunları söyledi:

''Çocukların velayetini bir yanlış anlaşılma sonucu Hollanda Gençlik Dairesi aldı. Daha sonra 3 kardeşi eşcinsel bir çiftin yanına verdi. Çocukların ikisi burada 3 sene kaldı. Daha sonra mahkeme Arif ve Halil'in velayetini yeniden bize verdi. Biz Yunus'un da velayetini almayı planlarken bir anda mahkeme çocukları tekrar koruyucu aileye vermeye karar verdi. Çocukların velayeti ablamdayken, kendisi çocukları Iğdır'a benim yanıma getirdi. Çocuklar 6 aydır bizimle birlikte kalıyor. Onları burada okula yazdırdık. Çocuklar burada çok mutlu olduklarını söylediler. Koruyucu ailenin yanında çocuklar mutlu değildi. Koruyucu aile ile kaldıkları 3 yılın çok kötü geçtiğini belirttiler. Çocuklarımız tekrar koruyucu ailenin evine gitmek istemiyor. Ayrıca eşcinsel bir aile çocuklara nasıl anne - baba sevgisi verebilir?''

CUMHURBAŞKANI VE BAŞBAKANDAN YARDIM İSTEDİLER

Arif'in şeker hastası olduğunu da anlatan Aslan, şöyle konuştu:

''Çocuklara çok iyi bakmaya çalışıyoruz. Arif, şeker hastası. Tedavi için Erzurum ve Iğdır'daki hastanelere götürdüm. Çocukların Türkiye'de bir sosyal güvenceleri olmadığı için ilaçları kendi paramla aldım. Dayıları olarak tüm isteklerini yerine getirmeye çalıştım. Çocuklardan ayrılmak istemiyoruz. Bu konuda Cumhurbaşkanımız, Başbakanımızdan yardım bekliyoruz. Bizim yapacağımız hiçbir şey kalmadı. Bizlere yardım eli uzatmalarını istiyoruz.''

ÇOCUKLARIN BABAANNESİ VE DEDESİNİN AÇIKLAMALARI

Çocukların dedesi Ekber ve babaanneleri Susen Kötük ise gazetecilere yaptığı açıklamada, torunlarının gitmesini istemediklerini belirtti. Torunlarının Iğdır'a alıştığını ve burada okula başladığını dile getiren Ekber Kötük, ''Onlara en iyi şekilde bakmaya çalışıyoruz'' dedi. Gelininin ve oğlunun küçük çocuklarını göremediklerini de kaydeden Kötük, çocukların ailelerine kavuşmaları için yetkililerin yardımını beklediklerini kaydetti.

Susen Kötük ise Arif'in şeker hastası olduğunu anımsatarak ''Arif üzüntü ve stresten dolayı hasta oldu. Yaşananlar onu hasta etti. Yetkililer bize sahip çıksın. Çocuklarımızı yabancılara vermek istemiyoruz'' diye konuştu.

Iğdır Sosyal Hizmetler Müdürü Halil Yükselen ise bakanlığın emri doğrultusunda konuyla ilgili araştırma başlattıklarını belirtti.

dertli4u
26.09.09, 22:48
cinnet geçiren Çağlar Köksal dehşet saçtı

Perşembe, 04 Aralık 2008


Almanya'nın Rheine kentinde yaşayan Çağlar Köksal adlı Türk, eşi ve 2 çocuğunu öldürdükten sonra intihar etti. Cinnet geçiren Çağlar Köksal adındaki Türk, eşi Ömür Köksal, 2 çocuğu Serhat ve Semih'i öldürdükten sonra intihar etti. Münster bölgesi polisi, Çağlar Köksal'ın yakınlarına, kötü olayların yaşanacağı haberini veren mesajlar yolladığını ve yazdığı veda mektubunda, Türkiye'de gömülmek istediğini aktardığını açıkladı.

Konuyla ilgili olarak konuşan arkadaşı Durgun Alidursun, "Kendisinin kesinlikle para sıkıntısı yoktu. Hatta arabasının borcunun büyük kısmını ödemişti. Bana da sık sık bir ihtiyacım olup olmadığını sorardı. Ancak tek ve hep söylediği problemi annesinin hastanede yattığı ve doktorların yanlış tedavisi sonrasında felçli kaldığı, bundan dolayı bunaldığını söylerdi.

Tabanca olayına gelince polis eğitim kursundan bu tabancayı bulundurmak için alıyorlar. 10 Euro karşışlığı bir poligonda eğitim yapabiliyordu. Harcadığı mermi kadar da boş kovanları getirmek sureti ile mermi alabiliyorlardı" şeklinde konuştu.

Kayınpederi Kazım Tuna ise "Nasıl oldu anlamadım çocukları ve ailesi ile arası iyiydi. Hiç bir sorunu yoktu. Ben de açıkçası akşam saatlerinde haberini aldım" dedi.

Polis ayrıca Çağlar Köksal'ın, eşini ve 7 ile 15 yaşındaki çocuklarını kişisel nedenlerden dolayı öldürdüğünün düşünüldüğünü belirterek, Çağlar Köksal'ın mesajını alanların, ailenin evine gittiğini camdan içeriye baktıklarında yerde ceset gördüklerini ifade etti.

Polis ve itfaiye ekiplerinin olay yerine gelmesiyle tüm cesetlerin bulunduğu açıklandı. Olayın nedeninin henüz belli olmadığını duyuran Münster Savcılığı, olay yerinde Çağlar Köksal'a ait 2 adet ruhsatlı silah ile bir veda mektubunun bulunduğu açıkladı.

dertli4u
26.09.09, 22:49
Almanya'da Polonyalı anneye çocuğuyla anadilde konuşma yasağı


Salı, 25 Kasım 2008



Alman Gençlik Dairelerinin özellikle yabancı çocuklara yönelik haksız uygulamaları, Polonyalı bir annenin mağduriyetini kendi ülkesinde gündeme getirmesi ile farklı bir boyut kazandı. Alman eşinden boşanan Polonyalı Beata Pokrzeptowicz'in Gençlik Dairesi (Jugendamt) tarafından velayeti babaya verilen çocuğunun zorla Almanlaştırıldığı yönündeki iddiaları iki ülke arasında diplomatik krize dönüştü.

Son yıllarda bir çok Türk ailenin de benzer olaylardan dolayı sıkıntı çektikleri ve hukuki yollarla mücadele başlattıkları biliniyor. Gençlik Dairesi ile ilgili gündeme gelen son olay ise oldukça tartışılacak boyutta. Düsseldorf'ta çocuğunu beş yıl boyunca babasından ayrı bir şekilde yetiştiren Beata Pokrzeptowicz isimli kadın, 9 yaşındaki çocuğunu uzun bir süre ailesinin yaşadığı Polonya'da ikamet ettirince Alman baba suç duyurusunda bulunmuş. Almanya dönüşü ise dava açarak çocuğun velayetini anneden aldırmış. Daha sonra çocuğu ile gençlik dairesi üzerinden kısıtlı periyotlarla görüştürülen anneye çocuğu ile Lehçe konuşmasına izin verilmediği iddia ediliyor.

Çocuğu kendisine gösterilmeyen, bir araya geldiğinde ise anadilinde konuşmasına izin verilmeyen anne, eski eşinin Alman hayat arkadaşı tarafından sokakta dolaştırılan çocuğunu takip ederek, çocuğunu Polonya'ya kaçırır. Savcılığa suç duyurusunda bulunan baba ise Polonyalı anneyi Alman Federal Kriminal Dairesi (BKA) ve İnterpol'ün 'arananlar listesi'ne koydurur.

Alman Gençlik Dairesi'nin uygulamaları hakkında Polonya televizyonları ve gazetelerine mülakatlar veren anne, 'çocuğunun Almanlaştırıldığını' iddia ediyor. Alman kocasından da şikayetçi olan anne ayrıca, çocuğuna Lehçe öğretilmesinin engellendiğini, kendisine zorla Alman kültürü ve dili aşılandığını da savundu. Olayın medyada geniş yer bulması iki ülke arasında diplomatik krize neden oldu. Federal Dışişleri Bakanlığı'nın konuyla ilgili açıklamada bulunarak, diplomatik bir dille, gençlik dairelerine 'yabancı ülke vatandaşı eşlerle boşanma sonrası yaşanan olaylarda kolaylık gösterilmesini' talep etmesi dikkat çekti. Bakanlık mevcut alanda sorunlar yaşandığını kabul ederek, Almanya-Polonya vatandaşları arasında yaşanan boşanma olayları kapsamında yaşananlar ile ilgili "bazı hataların yapıldığını da" kabul etti.

Gençlik Dairesi yetkileri ise bazı durumlarda anadil ile konuşulmasının engellenmesini ‘dil anlaşılmadığı için Lehçe konuşulursa çocuğa kaçırılma planı anlatılabilinir, önlemini almak için de bu dilde konuşulması önlenebilir' ifadesi ile açıkladılar. Olayın iki ülke arasında diplomatik krize sebebiyet vermesi Alman meclisinde görev yapan bazı milletvekillerini de hareketlendirdi.

Ebeveynlerin çocukları ile anadillerinde konuşmaları için AB çapında ortak bir uygulamanın kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen milletvekilleri, tüm birlik üyesi vatandaşların zorluk çıkmadan kendi dillerinde konuşmalarının mümkün kılınmasını istedi. Gençlik Daireleri ile ilgili sorunların çözümünün zorluğu hakkında ise son noktayı koyan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, farklı eyaletlerdeki gençlik dairelerinin hükümetin yetki alanı dışında olduğunun altını çizdi. Bakanlık, mevcut alanda sorunlar yaşandığını kabul ederek, Almanya-Polonya vatandaşları arasında yaşanan boşanma olayları kapsamında yaşananlar ile ilgili "bazı hataların da yapıldığını" teyit etti. [OKTAY YAMAN-BERLIN]

dertli4u
26.09.09, 22:50
Almanya'da Türkler arasında boşanmalar artıyor

Perşembe, 29 Ocak 2009

Eşler arasında anlaşmazlık yüzünden çocuklar çoğu zaman gençlik dairelerine (Jugendamt) teslim ediliyor. Avukat Tülay Keser, son yıllarda kendi branşı olmamasına rağmen çok sayıda boşanma davası alıyor. Almanya’ da her geçen gün boşanmalarda artış kaydediliyor. Boşanmalar sonunda ise en çok mağduriyeti yaşayanlar ise çocuklar oluyor. Eşler arasında anlaşmazlık yüzünden çocuklar çoğu zaman gençlik dairelerine (Jugendamt) teslim ediliyor.

Boşanma oranı Türk aileleri arasında da giderek artıyor. Türk avukatlara bu konuda başvuranların sayısı gün geçtikçe artıyor.

Boşanma hukuku ise Türk ve Alman yasalarına göre farklı olduğu için en çok tercih edilen avukatlar ise Türk avukatları oluyor. Krefeld’de hukuk bürosu bulunan avukat Tülay Keser, son yıllarda kendi branşı olmamasına rağmen çok sayıda boşanma davası aldığını belirtti. Keser, “Boşanmak için bize başvuran eşlerin çoğunluğu boşanma sebebinin; aşırı geçimsizlik, aldatılma ve ekonomik kriz olduğunu belirtiyor. Biz öncelikli olarak boşanmak için bize başvuruda bulunan eşlerin arasını bulmaya çalışıyoruz.

Şayet bu konuda bir olumlu sonuç alamaz isek dava açıyoruz.” dedi. Keser, iki çeşit boşanmayla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, “ Türk vatandaşları Alman veya Türk mahkemelerinde boşanma davası açtırabiliyor. Boşanma Alman mahkemesinde yapıldığı için Alman Aile mahkemesi evliliği Türk hukukuna göre boşamalıdır. Almanya’ da boşanmak için Avukat tutma zorunluluğu vardır. Eşlerden birinin farklı vatandaşlığa sahip olması sonucu devreye Uluslararası hukuk girmekte. Bundan dolayı boşanma süreleri farklı farklı olabilir.”dedi.

“Vatandaşlarımızın çoğu yeterince Almanca bilmediği için Türk avukatları seçiyor” diyen Keser, Türk avukatların aynı kültürden geldiği için konuyu daha iyi kavradıklarını ve konuyu çok önceden çözdüklerini ifade etti. Keser, “ Biz ne olursa olsun evlenecek çiftlerin evlenmeden önce eş seçiminde daha dikkatli olmalarını tavsiye ediyoruz. Boşanma kararı vermeden önce çok iyi düşünsünler. Ortada birde çocuk var ise her iki tarafta daha dikkatli olmalı. Boşanma başka sorunlarıda birlikte getirir. Nafaka ve velayet sorunları her iki tarafa da zor günler yaşatabilir.” uyarısında bulundu. [MEHMET YILMAZ-KREFELD]

dertli4u
26.09.09, 22:51
Almanya'da yeni göç yasası Türkiye’den evlenenlerin sayısını azalttı



Pazartesi, 23 Şubat 2009



Temmuz 2007’de yürürlüğe giren yeni Göç Yasası ile Türkiye başta olmak üzere Rusya ve Tayland’dan yapılan evliliklerde yüzde 50’ye yakın bir azalma olduğu bildirildi. Federal milletvekili Sevim Dağdelen, yasayla fakir ve az eğitimli insanların Almanya’ya gelmesini önlediğini dile getirdi.

Almanya’ya evlilik yolu ile Türkiye’den gelenlerin sayısında yüzde 50’ye yakın bir azalma olduğu açıklandı. Federal Parlamento’da Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen tarafından verilen soru önergesini cevaplayan hükümet sözcüsü, Alman Dışişleri Bakanlığı verilerine göre 2008 yılında Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının Türkiye’den yaptıkları evliliklerin bir önceki yıla göre 12 bin 300’den, 6 bin 900’e gerilediğini açıkladı.

Türkiye, Rusya ve Tayland gibi vize uygulanan ülkelerden yapılan evliliklerde üçte bir oranında azalma olduğunun belirtilen açıklamada, bu ülkelerden 2005- 2008 yılları arası yapılan evliliklerde ise önceki yıllara göre 31 bin kişilik bir azalma olduğu vurgulandı. Evliliklerde gerileme ise 5 bin 400 kişi ile en fazla Türkler de yaşandı. Bu rakamlarda ki gerilemenin 2007 yazında yürürlüğe giren yeni Göç Yasası’nın etkili olduğuna dikkat çekildi. Açıklamada, yeni yasaya göre vize uygulamasının olduğu ülkelerden yapılacak evliliklerde Almanya’ya gelmek isteyen eşin Almanca bildiğini ispatlaması ve 18 yaşından büyük olması şartı arandığına vurgu yapıldı.

Ayrıca eşini getirmek isteyen kişinin ailesini devlet yardımına ihtiyaç duymadan geçimini sağlayacak durumda olması gerekiyor. Federal hükümet daha iyi bir uyum için yasayı başarılı bulurken, Almanya’ya fakir ve eğitimsiz insanların gelmesinin önlendiği ileri sürüldü. Ayrıca zorla evlendirmelerin önüne geçildiği ifade edildi. Buna karşılık önergeyi veren Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen, yasayı eleştirdi.

Dağdelen bunun anayasaya aykırı olduğunu söyledi. Bu yasanın zorla evlendirmeleri önlediğini ve evlenen insanların zorla evlilik yaptıklarını ispat etmediğini ifade eden Dağdelen, bu yasanın fakir ve az eğitimli insanların Almanya’ya gelmesini önlediğini dile getirdi. Federal Parlamento içişleri komisyonu başkanı Sebastian Edathy ise yeni göç yasasının anayasaya uygunluğunun soru işaretleri ile dolu olduğunu belirtti. [İSMAIL ÇEVIK-FRANKFURT]

dertli4u
26.09.09, 22:51
Almanya'da evden ayrılan Elvin ve Ebru Erdoğan ikizlerden 20 gündür haber alınamıyor



Pazartesi, 11 Mayıs 2009



Gelsenkirchen şehrinde yaşayan Erdoğan ailesinin ikiz kızlarından 20 gündür haber alınamadı. 20 yaşındaki ikiz kızkardeş olan Elvin ve Ebru Erdoğan, 22 Nisan günü evden ayrılarak bir daha geri dönmedi.

Kızlarının evden niçin ayrıldıklarına bir anlam veremediklerini söyleyen baba Latif Erdoğan, çocuklarının akıbetinden endişe ettiklerini dile getirdi. Gidebilecekleri heryeri araştırdıklarını ama izlerine rastlamadıklarını dile getiren Erdoğan, çocuklarının haftada iki sefer alışveriş yeri olan REWE´de akşam 17.00 ile 22.00 arası çalıştıkları belirterek, 22 Nisan akşamı işe gittiler ve geri dönmediklerin söyledi.

İkizler geçen hafta Pazartesi günü annelerine kısa mesaj (sms) gönderek kendilerini merak etmemelerini ve iyi olduklarını dile getirdi.

Polise kayıp ilanı verdiklerinde arama-takip çalışmalarının başladığını söyleyen Erdoğan, “Polis çocukların 18 yaşının üzerinde olduğunu ve istemezlerse yerlerini kendilerine söyleyemeyeceğini ifade ettiğini” söyledi.

Ailenin tek çocukları olması hasebiyle acılarının dahada büyük olduğunu ifade eden Erdoğan, çaresizliklerini Zaman aracılığıyla duyurarak 20 gündür kayıp olan çocuklarının yerini bilenlerin veya görenlerin insaniyet namına aşağıdaki numaraları arayarak haber vermesini istedi: 0209 49 52 04, 0163 738 97 73, 0177 638 00 64.

Latif Erdoğan kızlarına “Anneniz devamlı ağlıyor, herne olursa olsun evinize dönün, sizleri çok seviyorum, Babanız,“ diyerek sözlerini noktaladı. [MUHAMMET TÜRKGELDİ-GELSENKİRCHEN]

dertli4u
26.09.09, 22:52
attıkları bir imza yüzünden çocukları ellerinden alındı



Çarşamba, 13 Mayıs 2009



Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da yaşayan Yıldırım ailesinin 4 çocuğu ellerinden alınarak, bir koruyucu aileye verildi. Baba Fatih Yıldırım, Cihan mikrofonuna çocuklarının elinden alınışını duygulu gözlerle anlattı. Fatih Yıldırım, "2003'te kızım Esra Yıldırım'ın okuduğu okulun yetkilileri, eşim Hilal Yıldırım'a kızımız için 'Yardım amaçlı 2 aylığına kampa gönderelim, orada hem iyi bakarız, hem de sen de dinlenirsin' diye bir kağıda imza attırmışlar. İki aylığına yapılan anlaşma 6 yıldır bitmedi, diğer çocuklarımızı da aldılar" dedi.

O dönem kızı Esra'ya, "Merak etme Türkiye'ye döneceğiz" dediğini söyleyen baba Yıldırım, "Kızım da kaldığı grupta bunu öğretmenlerine söylemiş. Okul, durumu Gençlik Merkezi (Bureaujeugdzorg) aracılığı ile Çocuk Esirgeme Kurumu (Kinderbescherming )'e iletmiş. Mahkemeye verildim, polisler yaşları 10 ile 7 arasında değişen diğer 3 çocuğumu evimize gelip zorla aldılar" diye konuştu.

Hollanda polisi, Esra, İbrahim, Ümithan ve Emirhan isimli çocukları anne ve babalarına göstermiyor. Çocukların aile ile bağlantı kurmasına izin verilmiyor. Baba Fatih Yıldırım, her denemesinde Hollandalı yetkililerden, "Siz yeterli değilsiniz ve bakamıyorsunuz" cevabıyla karşılaşmış.

"ÇOCUKLARIM TELEFONDA SÜREKLİ AĞLIYOR"

Anne Hilal Yıldırım ise Hollanda'daki yurt şartlarının kötü olduğunu ve uygun şartların sağlanmadığını söylüyor. Hilal Yıldırım, "Hollanda'da koruyucu aileler dışında bir de yurtlar var. Gençlik dairelerinin denetimindeki bu yurtlar ne yazık ki çocuklarımızın yetişmesinde hiç de iyi bir işleve sahip değil. Çocuklarım telefonda sürekli ağlıyor. 'Bizi alın' diye yalvarıyorlar, vermiyorlar. Lütfen bize yetkililer yardım etsin" diye duygularını dile getirdi.

'Türkiye'ye gideceğiz' diye diğer 3 çocuğunun da ellerinden alındığını söyleyen Hilal Yıldırım, "Tam anlamadığım bir kağıdı imzalamam yüzünden bunlar başımıza geldi. Perişanız. Büyükelçimiz ve Türk sivil toplum yöneticileri bize yardım etsinler" şeklinde konuştu.

Hilal ailesi çocuklarına yeniden kavuşmak için avukat tutsa da, mahkeme sürecinin sürekli uzaması nedeniyle net bir sonuç alamamış.

Bureaujeugdzorg (Gençlik Bakım Merkezi) ve Pleizorg (Koruyucu Aile Merkezi), son zamanlarda çocuklarına bakamayan Türk ve Fas kökenli ailelerin arttığını belirterek kendilerini savundu. Bu iki merkezdeki yetkililer, Yıldırım ailesi hakkındaki konunun yargı aşamasında olduğu için şu an bununla ilgili bir cevap veremeyeceklerini söylediler. [cihan-zaman]

dertli4u
26.09.09, 22:56
Jugendamt´ın himayesine aldığı genç Türk kız şimdi alkolik ve hamile



Çarşamba, 01 Temmuz 2009



Almanya’da gençlerin problemlerini çözmek için kurulan Jugendamt (Gençlik Daireleri) problemli ve önyargılı bazı elemanları sebebiyle çirkinlik üretmeye devam ediyor. Bad Oeynhausen Gençlik Dairesi 16 yaşındaki R.’ye el koydu. Mahkeme kararına rağmen kızı ailesine göstermeyen Gençlik Dairesinin himayesine aldığı R. şimdi Alkol alıyor, okulundan atılmış durumda ve hamile.

Daire, İntihar etmek isteyen kıza kürtaj yapılması için çocuğunu kendisine göstermediği aileden imza istiyor.

Gençlik Dairesi’nin Özcan ailesine yaşattığı dram, 16 yaşındaki küçük kızları R.’nin arkadaşları tarafından kandırıldığı güne kadar geri gidiyor. “Hadi gel ev tutalım ve birlikte orada yaşayalım, böyle hayat çok tatlı” diyerek R’yi ikna eden arkadaşları, ailesinden sorunsuz ayrılabilmesi için de “Ailem bana baskı yapıyor diye gençlik dairesine sığın sonrasını hallederiz” diye akıl verirler.

Kendisine söylenenleri aynen yapan R.yalan beyanda bulunarak gençlik dairesine sığınır. Özcan ailesi resmi makamlara başvurarak kızının eğitim hayatının tehlikede olduğunu, kendilerine tekrar iade edilmesi talebinde bulunur. Hakimin “Kızınız baskı gördüğünü söylüyor, buna ne diyeceksiniz? sorusuna baba Ramazan Özcan şu cevabı verir: “Ben eğitime çok önem veren bir insanım ve babayım. Üç çocuğumun da okuması için elimden gelen her fedakarlığı yaptım. Şimdi büyük kızım hukuk fakültesi son sınıf öğrencisi. Ortanca kızım tıp fakültesi 2.sınıf öğrencisi ve küçük kızım da başarılı bir lise öğrencisi. Eğer ben baskı yapmış olsaydım çocuklarımın psikolojisi bozulur ve ders çalışamazlardı. Bilakis her zaman moral verdim ve okumalarını destekledim.”

Bunun üzerine hakim hastaneden küçük kıza dayak ve baskı uygulanıp uygulanmadığına dair rapor ister, tıp ve hukuk okuyan diğer çocukların ifadesini almak ister. Hastaneden darp ve benzer hallerin olmadığı, ayrıca psikolojisinin de yerinde olduğu raporu gelir. Öğrenim gören diğer çocukları da dinleyen ve evde baskı olmadığını öğrenen hakim, Gençlik Dairesinin aile ile irtibat kurmasına karar verir, bu zamanın beş haftayı geçmemesini, sonrasında beraber ne yapılabileceği konusunda görüşmelerini ister.

Gençlik Dairesi birkaç hafta geçmesine rağmen aileyi hiç aramaz. Bunun üzerine ablalarından H.Özcan, küçük kardeşinin durumunu merak edip hal hatır soran mektup yazar. Gelen cevabi mektubu açan ablası şaşırır. Zira mektuptaki elyazısı ve imza kardeşine ait değildir. Ayrıca mektupta ‘artık beni arayıp sormayın, ben geri dönmek istemiyorum’ satırları da yer almaktadır.

Bunun üzerine ‘çocuğumuzun başın acaba bir şey mi geldi?’ endişesine kapılan Özcan ailesi, ısrarla Gençlik Dairesinden çocuklarını görmek istediklerini bildirir. Bütün bu isteklere kayıtsız kalan Gençlik Dairesi yetkilileri sadece şu cevapla yetinirler: “Eğer biz çocuğu size verecek olursak, siz çocuğu Türkiye’ye kaçırırsınız” Bu cevap karşısında şoke olan aile, Gençlik Dairesine şu teklifi götürür: “Evimize kamera takın, bizi 24 saat izleyin ve her gün kontrole gelin” Bu teklifi de ‘masraflı olur yapamayız’ bahanesiyle geri çeviren daire, çocuğu ailesine dahi göstermez.

Daha sonra Özcan ailesine komşusu şu haberi getirir: “Senin kızını okuldaki arkadaşları görmüş. İçki içmiş, sarhoş bir hali varmış” Özcan ailesi hemen Gençlik Dairesine durumu bildirip, kızlarının alkol aldığı haberini duyduklarını söylediklerinde aldıkları cevap karşısında bir kez daha şoke olurlar: Gençlik dairesinden Stahlmann, bu yaştaki bir çocuğun alkol almasının normal olduğunu ve kendi kararlarını kendisinin vermesinin gayet normal olduğunu, artık bu konuyu kapatıp bir daha kızlarını aramamalarını söyler. Gençlik dairesi, Özcan ailesi ile hakim kararına göre azami beş haftaya kadar görüşme kararı bulunan belgeye rağmen 22 Ocaktan 5 Mayıs tarihine kadar bir türlü bu irtibatı kurmaz.

Aileyi hiç aramayan gençlik dairesi yetkilileri, 5 Mayıs günü üç defa arayıp acilen görüşmek istediklerini söyler. Baba Ramazan Özcan şöyle devam ediyor anlatmaya: “Hastaneye gelin, kızınız çok hasta dediler. Oraya gittiğimizde kızımızı çok bitkin ve robot gibi donuk hareketler içinde bulduk. ‘Nasılsın, iyi misin?’ diye sorduk. Ağlamaya başladı ve cevap vermedi. Sonra kızımızın iki haftalık hamile olduğunu öğrendik.Gençlik dairesinde görevli Stahlmann ve Mohrmann’ın bizi buraya çağırmalarının sebebi ise çocuğu aldırmaları için bizden izin verdiğimize dair bir belgeye imza atmamız imiş.”

O güne kadar çocuğu kendisine gösterilmeyen baba daire yetkililerine patlar: “Çocuğum dışarılarda alkol alıyor dedim, ‘normal’ dediniz.’Bizi her gün kontrol edin’ dedim ‘masraflı olur’ dediniz. ‘Çocuğumuzun eğitim ve geleceğinden endişe ediyoruz’ dedim, ‘kızınızı arayıp sormayın ve bu konuyu kapatın’ dediniz. Bizimle kalırken ders ortalaması 1,7 olan kızımın okulundan sınıfta kaldığına dair belge geldi. Ve bugün de kızımın hamile olduğunu öğreniyorum. Kızım Gençlik Dairesine girmeden önce bunların hiçbirini yaşamamıştı. Şu ana kadar bizi kızımızla konuşturmamak için herşeyi yaptınız. Sesimize kulak tıkadınız. Hep önyargılı davrandınız. Şimdi ise kızımın kendini öldürmek istediğini hamile olduğunu söylüyor ve çocuğunu aldırılması için benden belge imzalamamı istiyorsunuz. Bu kadar sorumsuzluk olur mu?

Mohrmann ve Stahlmann ikilisi ise gayet pişkin bir şekilde, babanın feryadı karşısında sağduyu simsarlığı yaparak “Kusura bakmayın, biz bu işin bu boyutlara geleceğini tahmin edemedik. Geçmişte olanı düşünmeyelim, bundan sonra ne yapabiliriz ona bakalım” şeklinde cevap verir.

Zaman’a konuşan baba, aile olarak şokta olduklarını, kendisinin 40 tonluk yakıt yüklü tırlar da uzun yol şöförlüğü yaptığını, psikolojisi bozulduğundan dolayı artık yola çıkmaya korktuğunu söylüyor. Mahkemeye başvuran Özcan ailesi, “Bu işin peşini asla bırakmayacağız. Biz Gençlik Dairesine karşı değil, sorumluluklarını bilmeyen ve hala bazı toplumlara yönelik kafalarında önyargı taşıyan bu insanların bu kurumlarda yer almasına karşıyız” diyor..

İki çocuğunu üniversitede okutan Özcan ailesi küçük kızları ile ilgili tam anlamıyla bir trajedi yaşıyor. Gençlik Dairesi’nin duyarsızlıktan ziyade düşmanlık kokan tavırları ailenin psikolojisini iyice bozmuş. [OSMAN NURI DENIZLER-BAD OEYNHAUSEN]

dertli4u
26.09.09, 22:57
Jugendamt rezaletine, tehdit ve izinsiz kürtaj da eklendi



Cuma, 03 Temmuz 2009



16 yaşındaki kızları R.Ö.'yü Kuzey Ren Vestfalya eyaleti Bad Oeynhausen şehrindeki Jugendamt'a (Gençlik Dairesi) kaptıran Özcan ailesi şimdi de tehditle davadan vazgeçirilmeye çalışılıyor.

Kardeşini Jugendamt'ın elinden kurtarmaya çalışan ailenin en büyük kızı hukuk fakültesi öğrencisi H. Özcan, savunma haklarının ellerinden alındığını ve Gençlik Dairesi çalışanlarınca tehdit edildiklerini söyledi. Mahkeme hakimi tarafından arkadaşlarının kendi lehlerine ifade vermesinin engellendiğini belirten abla H. Özcan “Mahkemeye avukatsız girmek zorunda kaldık. Çünkü, mahkemeye kadar davayı alan avukat bizi dinledikten sonra ‘Bu davayı yüzde yüz kazanırız' demişti. Ama Gençlik Dairesi'yle konuştuktan sonra davayı almaktan vazgeçti ve bize de ‘Boşuna uğraşmayın, kaybedersiniz' dedi." şeklinde konuştu. Abla H. Özcan, Gençlik Dairesi çalışanlarından bayan Stahlmann'ın kendilerini tehdit ettiğini “Bu davanın peşini bırakmazsanız tıp fakültesinde okuyan kız kardeşinin ve senin eğitim hayatını bitiririm.” dediğini ifade etti.

Öte yandan olayda hatalı olan Gençlik Dairesi'nin suskunluğu devam ediyor. Aile, Gençlik Dairesi'nin olaydaki pek çok soruya cevap veremediğini belirterek R.Ö.'nün kandırıldığının ispatlanmasına rağmen neden alıkoymada ısrar edildiğini anlayamadıklarını belirtti. Özcan ailesi, Gençlik Dairesi'nin kızlarına baskı yaptığını, kendilerine gösterilmediğini, mahkeme kararına rağmen sorunun görüşülmesine yanaşılmadığını ve izinsiz genç kıza kürtaj yapıldığını söyledi.

Davayı mahkeme öncesinden itibaren takip eden Zaman muhabiri, Gençlik Dairesi'nin bu tutumunun sebebini öğrenmek amacıyla görüşme talebinde bulunduğu bayan Stahlmann'ın sert tavrına maruz kaldı. Stahlmann, daire şefi ile görüştükten sonra hiçbir şekilde bilgi vermeyeceklerini, istenen bilgilerin belediyedeki basın bürosundan alınabileceğini söyledi. Belediye basın sözcüsü de aynı şekilde bilgi veremeyeceğini belirterek belediye başkanına başvurup kendisinden yazılı açıklama beklenebileceğini dile getirdi. Zaman'ın başvurusu üzerine gönderilen mektupta da yine bilgi verilemeyeceği belirtilerek bilgi alma hakkı engellendi.

Özcan ailesi, belediyenin bu tavrının yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını belirtiyor. Mahkemede Gençlik Dairesi görevlilerinin yanında başka bir kişinin daha olduğunu ve bu kişinin sonradan belediye başkanı olduğunu öğrendiklerini belirten Özcan ailesi “Olayda belediye başkanı zannediyoruz tek taraflı bilgilendirildiği için taraf gibi görünüyor. O yüzden belediye başkanının bilgi vermemesini anlayışla karşılıyoruz. Herhalde o da olayın gerçek yüzünü anlamaya çalışıyor. Zaten biz de mahkemeye illa bize verilsin diye gitmedik, çocuğumuzun eğitim hayatı batıyor. Onun için bize verilmese bile yatılı bir okulda eğitimine devam etsin istedik.” dediler.

Mağdur kızlarının eğitim hayatının sürmesi için Berlin'de bulunan bir okulla görüştüklerini ve okulun kızlarını bu haliyle kabul ettiğini ve mahkemeye de bayan bir psikolog gönderdiğini ifade eden aile, “Biz çocuğumuzun eğitim görmesi için alternatifler sunarken, onlar önümüze hiçbir alternatif koymadı. Hatta ‘Nerede olursa olsun bir yatılı okulda çocuğumuzu devam ettirelim biz oraya da taşınabiliriz.' dedik. Fakat bu teklifimize de olumlu yaklaşmadılar.” şeklinde konuştu.

Mağdur genç kız için şu ana kadar bir psikolog bile tutmayan Gençlik Dairesi'nin mahkemeye sundukları çelişkili ifade ise daire yetkililerinin olaya kasıtlı ve önyargılı yaklaştıklarının delili oldu. Mahkemede çocuğun bundan sonraki hayatının mutlaka başka bir bakıcı ailede devam etmesi gerektiğini ileri süren Gençlik Dairesi yetkililerinin buna ailenin çocuğu şımarık yetiştirmesini gerekçe göstermesi herkesi şaşkınlığa uğrattı. Gençlik Dairesi yetkilileri, R.'nin evde elinin sıcak sudan soğuk suya sokturulmadığı, bir dediğinin iki edilmediği ve çok şımartıldığı için bakıcı ailede kalarak yaşamın zorluklarını öğrenmesi gerektiğini ileri sürdü. Kendilerinin de bu gerekçeye çok şaşırdıklarını belirten Özcan ailesi, “Daire yetkilileri önceleri bize 'Çocuğa baskı yapmışsınız, çocuk ölüm korkusuyla yaşıyor' diyorlardı. Şimdi ise bunun tam aksini söylüyorlar. Ne diyeceğimiz bilemiyoruz.” şeklinde konuştu. Bu kadar sorumsuzluk ve çelişkili ifadelerin Gençlik Dairesi'nin ciddiyetine yakışmadığını belirten Özcan ailesi, “Davamızı sonuna kadar sürdüreceğiz. Başta belediye başkanımızdan ve diğer Alman yetkililerden bize karşı anlayış göstermesini ve hayatı giderek kararmakta olan mağdur kızımıza sahip çıkmasını istiyoruz. Allah korusun, kızımızın intihar etmesinden endişe ediyoruz. Bu olursa vebalini kim ödeyecek? Lütfen yardımcı olsunlar.” dedi.

dertli4u
26.09.09, 22:58
Almanya'da bir Jugendamt trajedisi daha



Perşembe, 23 Temmuz 2009



Son günlerde gençlik merkezlerinde yaşanan olaylara bir yenisi de Münih’te eklendi. Yurttan kaçtığı için odasına kapatılma cezası alan Elif K. Ertesi gün odasında kendini çarşafa asarak intihar etme teşebbüsünde bulundu. Durumu ağır olan Elif K. hastanede hayat mücadelesi veriyor.

Münih’in Hallbergmass şehrinde bulunan Jugendwerk Birkeneck’te cuma günü odasında kendisini çarşafa asarak intihar etmeye çalışan Elif K’nin durumu ciddiyetini koruyor.

Jugendamt’larda yaşanan dramların bir benzerine benzeyen olayda Elif’in anne ve babası kızlarının, anne ve babadan ayrı yaşayan çocukların yaşadığı problemleri olduğunu ama intihar edecek duruma gelmesinin araştırılması gerektiğini belirtiyor.

Baba M.K verdiği bilgiye göre kızlarının intihara teşebbüs etmeden birgün önce duvarın kenarına üstüste koyduğu bazı malzemelerle avludan atlayarak kaçtığını yarım saat sonra polisler tarafından yakalanarak tekrar yurda getirildiğini ve burayı hiçbir zaman sevmediğini ve bu olaydan sonra yurt yönetimi tarafından kendisine odaya kilitlenme cezası verildiğini ifade etti.

Sekiz çocuklu anne G.B yaptığı açıklamada eşimden ayrıldıktan sonra E.K ve SK adlı kızlarının kendisine üç erkek çocuğunun velayeti ise eşime verilmişti. Diğerleri evliydi. Kızlarım büyüdükçe problemler yaşamaya başladım. Bu problemlerimi çözmek için devletin kurumu olan Jugedamt’la işbirliği yaptım dedi.
Baba M.K. kızının intihar şeklinin de tuhaf olduğunu belirtiyor.

Problemli çocuklarının ellerinden alınarak bu topluma tekrar kazandırılacağını bekleyen aile, maalesef böyle olmuyor kızımın canından bu kurum sorumlu idi velayeti bu kurumdaydı. Kızım şimdi ölümle pençeleşiyor bunun sorumlusu kim olacak“ dedi. [Tamer Aktaş]

dertli4u
26.09.09, 22:59
Mahkeme Gençlik Dairesi'ne "DUR" dedi
16 Ağustos 2009 / Mesut ZEYREK

Köln Mahkemesi, gençlik dairesinin bakıcı bir aileye verdiği 3 yaşındaki Yunus'un tekrar annesi ile yaşamasına karar verdi. Oğluna kavuşmanın mutluluğunu yaşayan anne Ömür Çaylak "Yavrumu çok özledim. Ben onsuz ne yapardım" dedi.

KÖLN'de yaşayan bir çocuk annesi Ömür Çaylak (35), gençlik dairesinin bakıcı anneye verdiği 3 yaşındaki oğlu Yunus'u mahkeme kararıyla geri aldı. Yanlız geçindiğini, zaman zaman da gençlik dairesinden bir bakıcının yardıma geldğini söyleyen Çaylak "Olay günü, evime gençlik dairesinden görevliler gelmişti. O gün kendimi iyi hissetmiyordum. Kısa bir baygınlık geçirdim. Bu herkesin başına gelebilir. Kısa sürede kendime geldim. Ancak görevli telaşlanarak, bu durumda çocuğuma gerektiği gibi bakamayacağımı söyleyerek çocuğumun elimden alınmasını sağladı" dedi.

Birlikte tatil yapacaklar
Görevliyi evinden kovduktan sonra polislerin gelip Yunus'u aldığını belirten anne Ömür Çaylak "Daha sonra agresif olduğum ve psikolojik sorunlarım olduğu yönünde mektup gönderdiler. Çocuğu elinden alınan bir anne elbette yüksek sesle konuşur. Ben de bunun üzerine mahkemeye başvurdum. Haklı olduğumu mahkemede ispat ettim ve oğluma tekrar kavuştum. Çok mutluyum. Yunus'u çok özlemiştim. Eşimden ayrıldıktan sonra benim hayatımda sadece çocuğum var. Şimdi onunla uzun bir tatil yapacağım ve birbirimize olan özlemimizi gidereceğiz” diye konuştu.

Avukat: Dava açtık
Gençlik Dairesi'yle yaptıkları ilk görüşmelerden bir sonuç alamadıklarını belirten Avukat Kemal Cal şunları söyledi: “Müvekkilimin o gün tansiyonu düşükmüş ve çok sağlıklı bir görüntüsü yokmuş. Düşüp bayılmış. Çamaşır yıkamış ve ev biraz dağınıkmış. Yetkililer çocuğu almışlar ve koruyucu bir aileye vermişler. İtiraz ettik. Değişen bir şey olmadı. Bunun üzerine dava açtık. Hem müvekkilim, hem de çocuğu fiziksel ve ruhsal olarak gayet sağlıklılar. Mahkeme bunu çok iyi gördü ve çocuğu annesine verdi. Bu nedenle hepimiz çok mutluyuz.”


Kaynak: hurriyet.de

dertli4u
26.09.09, 23:00
ALMANYA’da cep telefonuna gelen mesajı göstermediği için amcasının kızı olan eşi Mizgin’i öldüren Önder Baytekin’in yargılanması sürüyor.

Almanya’da nikâhlı olduğu amcasının kızı Mizgin Baytekin’i kıskançlık nedeniyle vahşice öldüren Önder Baytekin ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Kararı okuyan Yargıç Jutta Albert, Baytekin’e, “Aileye yazdığınız mektupta şeytana uyduğunuzu söylemişsiniz. Ancak şeytan sizsiniz” dedi.

ALMANYA’nın Bielefeld kenti yakınlarındaki Harsewinkel’de geçtiğimiz yılbaşı sabahı amcasının kızı olan eşi Mizgin Baytekin’i vahşi bir şekilde öldüren Önder Baytekin (26) ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Bielefeld Eyalet Mahkemesi’nde yaklaşık beş saat süren dördüncü duruşmada söz alan Alman Savcı Klaus Metzler, olayı “Maço Cinayeti” olarak niteleyerek ömür boyu hapis cezası talep etti. Mahkeme yargıcı Jutta Albert de savcı ve ailenin avukatının isteklerini dikkate alarak, sanığın cinayetten ötürü ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını açıkladı. Duruşma sırasında zaman zaman ağlayan Önder Baytekin, kararı ellerini yüzüne kapatarak soğukkanlılıkla dinledi.
Yargıç Jutta Albert kararı okuduktan sonra sert bir ses tonuyla Önder Baytekin’e dönüp şunları söyledi: “Bir insan sevdiği kişiyi nasıl öldürür. Aileye yazdığınız mektupta şeytana uyduğunuzu yazmışsınız. Ancak bu cinayeti işleyen şeytan sizsiniz. Yirmi kez başından ve boynundan bıçakladınız. Gözlerini oyarak kör ettiniz. Tekrar tekrar bıçaklayıp dövdünüz. Tüm bu caniliği anlayamıyorum. Ancak bu acıyı ömür boyu taşıyacaksınız. Sadece siz değil aileleriniz de taşıyacak.”
Mizgin’in annesi Aslıhan ve babası Hatif Baytekin, duruşma sırasında cinayetin nasıl işlendiği ve genç kızın o an neler hissettiği konusunda yapılan konuşmalardan etkilenerek zaman zaman gözyaşlarını tutamayarak ağladılar.

dertli4u
26.09.09, 23:02
26 Ağustos 2009

Almanya'nın Gelsenkirchen şehrinde, boşanma davası sonrası 32 yaşındaki Dilek T., ayrı yaşadığı kocası 29 yaşındaki Ali T.'ye silahla ateş ederek yaraladı.

Sabah saat 10.00 sıralarında meydana gelen olayda, omzuna iki kurşun isabet eden Ali T., hastaneye kaldırılıken, kayıplara karışan kadının izine henüz rastlanmadı. Gelsenkirchen Polisi sözcüsü Jürgen Körber, mahkemeye kız arkadaşıyla gelen kocasıyla kadının duruşma sonrası önce tartıştığını, ardından da silah çekerek ateş ettiği bildirdi. Kaçan adamın bir imbise sığındığını, buradan da hastaneye kaldırıldığını söyledi.

Polisin her yerde kadını aradığını bildiren Körbers, kadının nerede olduğuna ilişkin şu ana kadar ellerinde bir ipucu olmadığını söyledi. Gelsenkirchen Yerel Mahkeme Direktörü Jost Kausträter, çiftin bir süredir ayrı yaşadığını bildirerek, duruşma öncesinde ve sırasında herhangi bir gerginlik olmadığını, dolayısıyla da böyle olacağını hiç beklemediklerini söyledi. Olay nedeniyle Yerel Mahkemede dünkü duruşmalar iptal edildi.

dertli4u
26.09.09, 23:03
Züleyha intihar etti

27 Ağustos 2009 / Mümin KARACA / PFORZHEİM

Almanya'da Züleyha Temel (27) 3 aylık kızı Esman Nur ve dört yaşındaki Muzaffer ile dördüncü kattan atlayıp intihar etti. Anne ve Esma Nur öldü. Muzaffer ölümle pençeleşiyor.

Minik Muzaffer ölümle pençeleşiyor. Almanya'nın Pforzheim kentinde, 27 yaşındaki Züleyha Temel 3 aylık kızı Esma Nur ve 4 yaşındaki oğlu Muzaffer ile 4. kattan atlayarak intihar etti. Sabah saat 8.30 sıralarında 5 katlı binanın dördüncü katında oturan Kırşehir’li Züleyha Temel, balkondan çocuklarını alarak atladı.
Apartmanın bahçesinin önüne düşen Esma Nur olay yerinde öldü. İlkyardım ekibi olay yerine geldiğinde Züleyha Temel‘in hala nefes aldığı, ancak hastaneye kaldırılan genç kadının tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadığı ifade edildi. Muzaffer’in durumunun kritik olduğu ve kafasından ameliyat edileceği ifade edildi.
Pforzheim yasta
Almanya’nın Pforzheim kenti Gymnasiumstrasse 10 adresinde sabah 08.30 sıralarında eşi Yavuz Temel’in sabah vardiyasında işte olduğu sırada meydana gelen olaydan sonra komşular şok geçirdi. Birinci katta oturan 50 yaşındaki Alman komşu şok geçirerek hastaneye kaldırıldı. Pforzheim Polisi soruşturmanın sürdüğünü söyledi.

dertli4u
26.09.09, 23:03
Pforzheim Züleyha'ya ağlıyor
28 Ağustos 2009 / Mümin KARACA / PFORZHEİM

Almanya'da 3 aylık kızı Esman Nur ve dört yaşındaki oğlu Muzaffer ile dördüncü kattan atlayıp intihar eden Züleyha Temel'in (27) uzun süredir psikolojik tedavi gördüğü belirtildi. Anne ile küçük kızın öldüğü olayda yaralı kurtulan Muzaffer'in sağlık durumu iyiye gidiyor.

ALMANYA'nın Pforzheim kentinde önceki gün 3 aylık kızı Esma Nur ve dört yaşındaki oğlu Muzaffer ile dördüncü atlayıp intihar eden Kırşehirli Züleyha Temel'in (27) psiklojik tedavi gördüğü açıklandı. Karlsruhe Savcısı yaptığı açıklamada, Züleyha Temel'in aralarında Hirsau Kliniği olmak üzere çeşitli kliniklerde defalarca psikolojik tedavi gördüğü kaydedildi. Ayrıca Temel'in olaydan bir gün doktorun psikolojik tedavi çerçevesinde verdiği bir ilacı almayı reddettiği de belirlendi.

Evde Türkçe yazılmış bir mektup bulunduğu ve mektupta paranoid şifrozen kelimelerinin geçtiği, ancak Temel'e bu teşhisin konulup konulmadığının bilinmediği bildirildi. Züleyha Temel ile annesi tarafından atılan Esma Nur'un hemen olay yerinde öldüğü, Muzaffer'in ise giriş katının balkonundaki saksılara çarpması dolayısıyla başından ağır yaralandığı, birkaç yerinin kırıldığı açıklandı. Tedavi altındaki çocuğun sağlık durumunun iyiye gititği kaydedildi.

Pforzheim kenti Gymnasiumstrasse 10 adresinde sabah 08.30 sıralarında meydana gelen olay sırasında sabah vardiyasında işte olan Yavuz Temel’e psikolojik destek verildiği bildirildi.

Görünce şok oldum

Karşıdaki apartmanda oturan Dieter Blindt (50) "Her sabah balkona çıkarım. Baktım karşı balkondan aşağı bir şey düştü. Önce oyuncak bebek zannettim. Kadın ardından büyük çocuğu attı. Daha sonra da kendi atladı. Şok oldum. Hemen polisi aradım. Çok üzüldüm. Tüm Türkler'in başı sağ olsun" dedi.

dertli4u
26.09.09, 23:04
Adli Tıp uzmanları açıkladı

8 Eylül 2009

EVLiLiK dışı ilişkisinden hamile kaldığı ortaya çıkınca Rees kentinde 2 Mart 2009'da kardeşi tarafından öldürülen 20 yaşındakii Gülsüm Semin'in davası ekimde görülmeye başlanacak.

Türkiye'de biriyle evlendirilmek istenince Almanya'daki erkek arkadaşına kaçan ve bu ilişkiden hamile kalınca Hollanda'ya giderek kürtaj yaptıran talihsiz genç kadın töre kurbanı olmuştu.
KORKUNÇ AYRINTILAR
Önceki gün açıklanan ayrıntılı otopsi raporunda olaydan kısa süre sonra yakalanan katil zanlısı kardeş Davut Semin'in cinayeti nasıl işlediğine dair ayrıntılar açıklığa kuvuştu. Savcılıkta suçunu itiraf eden gencin rapora göre Gülsülm'ü bir arkadaşıyla götürdüğü ormanda iple boğduğu, daha sonra da sopalarla kafatasını ezdiği belirlendi.Adli Tıp uzmanları Gülsüm'ün kafatasının ve dişlerinin paramparça olduğunu, beyninin de ezildiğini ortaya çıkardılar.

dertli4u
26.09.09, 23:05
Belediye ev vermiyor
14 Eylül 2009 / Sabri ERDOĞAN

Frankfurt yakınlarındaki evlerini su basan Gül Ailesi bir aydır komşularında yaşıyor.

ALMANYA’nın Frankfurt kenti yakınlarında Erlense kasabasında yaşayan Çorumlu Gül Ailesi, bir aydır evlerine giremiyor. Biri 6 diğeri 11 yaşında iki çocuklu ailenin bodrum katındaki evi, yağan yağmur sonrası su altında kaldımıştı. Aile 10 Ağustos'tan buyana yeni bir ev bulamadığı için komşularının yanında kalıyor. "Sosyal yardımla geçindiğimiz için kimse bize ev vermek istemiyor" diye şikayette bulunan Mehmet Gül (41)“Sokaktaki bütün evlerin bodrum katlarını 10 ağustos günü yağar yağmur sonrası oturulamıyacak hale geldi. Ancak bir tek biz bodrum katta oturduğumuz için mağdur olduk. Sigortamız da olmadığı için hem evimizden, hem de eşyalarımızından olduk" dedi. Eşi Yüksel Gül (3 ise "Sağlık nedenleriyle eşim ve ben iki yıldır işşisiz ve sosyal yardımla geçiniyoruz. Belediye oturduğumuz Erlense kasabası dışında ev aramamızı tavsiye ediyor ancak çocuklarımızın okulunu umursamıyor“ diye

dertli4u
26.09.09, 23:06
Aile birleşimi başvuruları azaldı
13 Eylül 2009 / BERLİN

ALMANYA'DA aile birleşiminin Almanca bilme koşulu uygulamasının başlatıldığı 28 Ağustos 2007 tarihinden bu yana ülkeye gelenlerin sayısında önemli ölçüde düşüş olduğu belirlendi.

Sevim Dağdelen Sol Parti'nin konuyla ilgili verdiği soru önergesine Federal Hükmet adına verilen son yanıtta, 2009 yılının ikinci üç aylık dönemi itibarı ile aile birleşimlerindeki düşüşün genelde yüzde 17, Türkiye kökenli göçmenlerde ise bu rakamın yüzde 32'ye ulaştığı yer aldı.
DİL KOŞULU CAYDIRIYOR
Sol Parti Federal Meclis Grubu Göç ve Uyum Politikası Sözcüsü Sevim Dağdelen, aile birleşimlerindeki düşüşün kalıcı olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Aile birleşimini Almanca bilme koşuluna bağlayan ve iki yıl önce uygulanmaya başlanan dil şartının yol açtığı düşüşün kalıcı olduğu artık inkar edilemez bir gerçek olarak açığa çıkmıştır. Hükümetin kendi rakamlarına rağmen bu gerçeği hala inkar etmeye çalışması ve bunun için istatistik hilelerine başvurması da bunu gizlemeye yetmiyor. Yasaya gerekçe yapılmaya çalışılan zorla evlendirmelere karşı mücadele iddiası da çoktan inandırıcı olmaktan çıkmıştır.
ÜÇTE BİRİ BAŞARISIZ
Sevim Dağdelen'in verdiği bilgiye göre, Türkiye'de dil sınavına girenlerin yüzde 38'i sınavı başaramıyor. Dağdelen, "2008'de Türkiye'de sınavı kazananların sayısı yaklaşık 10 bini bulmasına rağmen sadece 6 bin 886 kişiye aile birleşimi vizesi verilmiş olması Almanya'nın ailenin bütünlüğünün korunması konusunda ne denli geri bir noktada olduğunu göstermektedir. En temel insan haklarından olan ve Anayasa güvencesindeki bu hakkın kullanılmasının önündeki engeller kaldırılmalı


Zorunlu evliliğe Almanca formülü
14 Eylül 2009 / BERLİN

Federal Göç ve Uyum Dairesi’nden Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer (CDU) göçmen kökenli kadınların Almanca dil bilgisi ile kendilerini zorunlu evliliklerden koruyabileceğini söyledi.

Bakan, "Böylece tehdide maruz kalan rahatça bir yardım kuruluşuna başvurarak, destek alabilir ve içinde bulunduğu zor durumdan kendini kurtarabilir" dedi. Genel olarak göçmenlerin ne kadar erken Almanca öğrenirse, o kadar iyi olduğunu belirten Böhmer sözlerine şöyle devam etti: "Ülkeye geldiğinde Almanca bilen birisi, daha rahat yolunu bulur, kendi başına alışveriş yapabilir ve Almanya’daki insanlarla daha kolay ilişki kurabilir." Bakan ayrıca, uyum kurslarından 2005'den bu yana 500 binden fazla göçmenin yararlandığını ve bunların üçte ikisinin kadın olduğunu belirtti.


Kaynak: hurriyet.de
DeLiCeSiNe isimli Üye şuanda online konumundadır DeLiCeSiNe isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin. Mesajı Moderatöre bildir Konuyu düzenle/Sil