kanki
19.08.05, 04:50
Kasım 2002 seçimlerinde büyük darbe yiyen Milliyetçi Hareket Partisi, 2.5 yıl aradan sonra iyi bir hava yakaladı. Liderinin neredeyse her hareketi ses getiriyor. Sokak uyarısı, milliyetçilik tanımı ve kanla beslenen vampir çıkışı... Tekir Yaylasındaki coşku... Özetle, Bozkurtlar nereye koşuyor? filmi yeniden vizyonda.
Ankaranın Balgat semti sırtlarında, modern-devasa görüntüsüyle göz kamaştırıyor Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkez binası. Parti merkezi bugünlerde yoğun bir trafiğe sahne oluyor. Yabancı diplomatların biri çıkmadan diğeri giriyor. Değişik dünya görüşünden aydınlar konferans için geliyor. Sivil toplum örgütleri dert iletiyor; ülkücülük ile uzaktan yakından ilgisi olmayanlar gönüllü katkıya soyunuyor. Genel başkanlık katından çıkan her demeç kamuoyunu dalgalandırmaya yetiyor; diğer yandan, durmadan proje üretiliyor.
Yükseliş nereye kadar sürecek?
Oysa, çok değil daha düne kadar artık belini doğrultamaz gözüyle bakılan bir partiydi söz konusu olan. Ne değişmişti de Bozkurtlarla dans yeniden vizyona girmişti? Siyaset ve ülkedeki gelişmeleri yakından izleyenler için sürecin anlamı sır değil aslında. Hem, Tekir Yaylasından esen rüzgâr da haber veriyordu, Milliyetçi Hareket Partisi, yükselişe geçmişti. Bu yükselişin nereye ka dar süreceği şimdiden bilinmez, ama seferberlik havasına bürünen Milliyetçi Hareket Partisi, eylüle hazırlanıyor. Hem de, iktidar parolasıyla.
40 yıllık bir fikir hareketinin temsilcisi Milliyetçi Hareket Partisi, efsanevi lideri merhum Alparslan Türkeşin ardından ilginç bir süreç yaşadı. Yeni lideri Devlet Bahçeli ile girdiği 1999 seçimlerinde tarihi başarıya imza attı ve hükümet ortağı oldu. Ancak, iktidar deneyimi hüsranla neticelendi. 3 Kasım 2002 seçim tsunamisinde barajın altında kalarak parlamentoya giremedi. Travma, 18 Mart 2004 yerel seçimlerine kadar sürdü. Şimdi, farklı bir yolda ilerleyen Milliyetçi Hareket Partisi, dikkatleri kendine çekmiş durumda.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçen yıl güvenilir bir araştırma kuruluşuna kamuoyu anketi yaptırdı. Sır gibi sakladığı anket sonuçlarını da sadece kurmaylarıyla paylaştı. Ankete göre, Milliyetçi Hareket Partisine oy vereceklerle ikinci ve üçüncü tercih olarak MHPyi işaretleyenlerin oranı yüzde 76yı buluyordu.
MHPnin oy oranı
Milliyetçi Hareket Partisini hiç düşünmeyenler ise yüzde 26da kalıyordu. Potansiyel, Bahçeliye Bunun için geleceğe umutla bakıyoruz dedirtecek kadar önemliydi. Gerçi, bugün için Milliyetçi Hareket Partisinin oy oranı konusunda değişik tahminler söz konusu. Ancak, yerli ya da yabancı değişik kuruluşların yaptığı araştırmaları baz alan Milliyetçi Hareket Partisi yöneticileri, yüzde 15-18 sarkacından bahsediyor.
Milliyetçi Hareket Partisindeki canlanmayı, ilk bakışta iç ve dış dinamiklerin körüklediği konjonktüre bağlamak yanıltıcı olmaz. Öyle ya, tablo ortadaydı. Avrupa Birliği (AB) süreci, ABDnin Irakı işgali, Kuzey Irak, Kıbrıs, azınlıkların faaliyetleri, bayrak krizi, son olarak tırmanışa geçen terör. Sonuç, yükselen milliyetçi dalga. Bu dalganın yöneleceği adres ise belliydi. Konjonktür, durumu tek başına izah etmiyor elbette. Hem, aynı söyleme (milliyetçi/ulusalcı) sarılan Cumhuriyet Halk Partisi, Doğruyol Partisi gibi partilerde benzer bir hareketlilik gözlenmiyor. Keza, Bahçeli, MHPnin kandan beslenen siyasi bir vampir olmadığını söylüyor.
Bahçelinin danışmanı Gürcan Dağdaş siyasi birikimi ışığında gözlemlerini aktarırken, millici bir refleks oluştuğunu, klasik bakıldığında konjonktürel iklimden bahsedilebileceğini belirtiyor önce. Ardından, Daha derin bakacak olursak, MHP liderinin, toplumun ülkücü/MHPli olmayan, ama kaygıları örtüşen kesimleriyle irtibat zemini oluşturma çabası var. Yani (konjonktürel) denen süreci besleyen bir alt yapı var. AB kaygısıyla oluşan dalga, Cumhuriyet Halk Partisinin popülist söylemini inandırıcı bulmuyor; MHPnin tutarlı mesajını daha iyi algılıyor. diyor. Araştırmacı Reha Çamuroğlu, milli hassasiyet ve kaygıları artıran gelişmelerin sonucunda Milliyetçi Hareket Partisinin ciddi yükseliş trendine girdiği iddiasında. Ancak, ona göre, siyasette marka istikrarı da çok önemli. CHP ve DYP, bir dizi gel-git yaşarken, MHP, doğrularıyla, yanlışlarıyla bir marka istikrarı sağladı.
Muhalefet ihtiyacı
Yazar Alev Alatlının çıkış noktası ise muhalefet boşluğu. Alatlı, milliyetçi unsurları olan bir muhalefet umduğunu aktarıyor: AKPye karşı aklı başında bir muhalefet gerekli. Bu muhalefetin, milliyetçi unsurlarının olmasını umarım. Bunun Cumhuriyet Halk Partisi olmayacağı açıktır. Hal böyle iken Milliyetçi Hareket Partisinin boşluğu doldurmasını umut ederim. Sağlam bir muhalefet olur da, iş dengeye kavuşur. Türkiyenin sağlığını önemseyen biriyim.
İlginç yaklaşımlardan biri de Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Mümtazer Türköneden geliyor. Milliyetçi Hareket Partisinde bir canlanma ve tırmanış olduğunun herkesçe ifade edildiğini vurgulayan Türköne, Son seçimde Genç Partiye yönelen lümpenliğin adresi MHP gibi görünüyor. Lümpenlikten kastım şu: AKP artık, daha iyi bir gelecek vaadiyle toplumu dengede tutamıyor. İşsizlik, yoksulluk gibi sebeplerle sokakta olan gençler, umutsuz durumlarını onurlu bir tavır ile dengeleyerek ayakta kalmaya çalışıyor. İmdada milliyetçilik yetişiyor. Yükseliş, MHPden gelen cazibenin eseri değil. diyor.
Farklı görüşler olsa da ortada bir gerçek var. Tırmanışa geçen Milliyetçi Hareket Partisi, son dönemdeki söylem ve açılım içeren siyaset tarzıyla dikkat çekiyor. Öyle ki, Bahçeli, Hiç kimse ülkücüleri sokağa çekemeyecek; MHP, operasyon partisi değildir; Ülkücülerin silaha değil, bilgisayara ihtiyacı var. dedi. Milliyetçilik tanımına, kan değil hukuki vatandaşlık bağını koydu. Türkiyeyi, farklı renk ve kokuların barış içinde yaşadığı bir çiçek bahçesine benzetti. Tabii, fırtına da bunun ardından koptu. Özellikle, parti içi muhalefet, parti ideolojiden uzaklaşıyor eleştirisini getirdi. Parti yönetimi ise Turuncu devrimler ve Mor Menekşeler adlı CD ile Türkeşin de aynı şeyler söylediğini ispata çalıştı.
İç çekişmeler bir yana, aslında, çok yönlü bir strateji izliyor Bahçeli. MHP MYK üyesi eski Milletvekili Meral Akşenerin değerlendirmesi de, bu stratejiyi bütün kodlarıyla açıklıyor. Akşenere göre, 1980 öncesinde MHP ile ilgili çatışmacı algı oluştu. Türkeş, bunu kırmak için açılım başlattı ve siyasi partiyiz mesajı verdi. Bahçelinin devam ettirdiği de bu süreç. MHP, kendi tabanından kayıp bir başka tabana yönelmiyor. Tabanına, başka taban koyma çabasında. Terör ve bayrak hadiseleri, eski algıyla gözleri MHPye çevirdi. Bahçelinin tavrı, hassas dönemden geçilirken önemli bir kazanım. Tabanını eğitirken, soğukkanlı hale getiriyor.
Parti, sonbahar harekatına hazırlanıyor
MHP, muhalefet boşluğunun hissedildiği bir zeminde ilerliyor. Hoşnutsuz kitlelerin önüne AK Partinin tek alternatifi olarak çıkmayı hedefliyor. Bunun açılımı, toplumsal muhalefetin odağı haline gelmek. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, bu hedefi açıklarken Milli refleksin adresiyiz. Sağcı-solcu ayrımı yapmıyoruz. Türkiyenin kuşatılmasından rahatsız olan herkese kucak açıyoruz. diyor. Anlaşılan, MHP ulusalcı seçmeni listesine eklemiş. Bahçelinin, Kuvva-i Milliye ve aydınlanma söylemi, zaten bunun işareti sayılıyor.
Meclise girmeye değil, iktidara talibiz sözleriyle Bahçeli, bir iddiayı ortaya koydu, ama söylemden öte yapılması gerekenler olduğu da açık. İşte, Milliyetçi Hareket Partisinde, buna dönük seferberlik yaşanıyor. Parti Ar-Gesine devam eden bürokrat, akademisyen ve eski milletvekillerinden oluşan 500 kişilik bir ekip, durmadan proje üretiyor. Ülke sorunlarına çözüm önerileri içeren projeler, kamuoyuna belli periyotlarla açıklanacak. Mehmet Şandır, Eyülden itibaren ikinci harekata başlayacaklarını belirtirken buna işaret ediyor.
Önerilerden ilki ise AB ile ilgili. MHP, AB, Kopenhag Kriterlerinden ne anladığını açıklamazsa 3 Ekimde müzakere masasına oturmayalım, erteleyelim diyecek. Bahçelinin Tekir Yaylasındaki konuşmasında, bu konuya değinmekten ve Böyle AB olmaz olsun mesajını vermekten son anda vazgeçtiği bilgisini de yeri gelmişken ekleyelim. KKTCnin hukuki statüsü netleştirilmeden Gümrük Birliği Anlaşması kapsamında Rum Kesiminin tanınmasını öngören protokolün Meclis tarafından onaylanmaması da istenecek. Başörtüsü benzeri konular da bu çalışma içinde yer alıyor. Mehmet Şandır, Toplumsal mutabakatı bozan her sorun gündemimizde. Başörtü, milletin inançları artık tartışma konusu olmaktan çıkmalı. diyor.
Yeni vitrinde kimler var?
Eski yol arkadaşları Şefkat Çetin, Koray Aydın, Ramazan Mirzaoğlu ve Adnan Uçaş gibi isimler artık Bahçelinin yanında değil. En yakınında, daha önce başka yerlerde hem de üst seviyede siyaset yapmış Meral Akşener, Zeki Ertuğay, Ünal Erkan, Bekir Aksoy, Gürcan Dağdaş, Cihan Paçacı gibi politikacılar duruyor. İleriki günlerde, vitrin açılımı da beklenebilir. Türkiyenin yetiştirdiği değerlerin değerlendirildiği bir parti arzuluyor Bahçeli. İsimler sır gibi saklanıyor, ama Araştırmacı Reha Çamuroğlu, bunlardan biri olabilir. MHP, kendisine sıcak bakıyor. Çamuroğlu ise DYPden ayrıldıktan sonra, siyaseti serbest siyasetçi olarak izlemeye başladım. Bu doğrultuda, bütün partilerin yöneticileriyle görüşmelerimiz, sohbetlerimiz olmuştur. Bu görüşmelerim, özel alanımda kalsın. Bağımsız siyasetçiyim. Liderlerle konuşurum. Onlarla konuşmalarım özelimde kalsın. diyor.
MHP, farklı kesimlere açılımın bir başka örneğini de aydın şahsiyetleri parti genel merkezinde ağırlayarak gösteriyor. Aralarında Alev Alatlı (yazar), Bilal Şimşir (emekli büyükelçi), Nejat Veziroğlu(Uluslararası Hidroenerji Derneği Başkanı), Derin Orhon (TÜBA üyesi), Selim Sonçağ (ekonomist), Uğur Civelek (ekonomist) ve Yiğit Bulutun(gazeteci-ekonomist) da bulunduğu çok sayıda isim parti yöneticilerine uzmanlık alanlarıyla ilgili konularda görüşlerini açıkladı.
Diğer yandan, sivil toplum örgütleriyle daha sağlıklı iletişim kanalları kuruldu. Yabancı diplomatlar, değişik partilerden vatandaşlar da Milliyetçi Hareket Partisinin kapısını çalanlar arasında. Diplomatlar, özellikle Kuzey Iraka sınır ötesi operasyon ve AB gibi konularda partinin ne düşündüğünü öğreniyor. Tabii ki, Bahçelinin ABD için işgalci nitelemesini de; son özelleştirmeleri yabancılara peşkeş olarak gördüğünü de.
Ankaranın Balgat semti sırtlarında, modern-devasa görüntüsüyle göz kamaştırıyor Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkez binası. Parti merkezi bugünlerde yoğun bir trafiğe sahne oluyor. Yabancı diplomatların biri çıkmadan diğeri giriyor. Değişik dünya görüşünden aydınlar konferans için geliyor. Sivil toplum örgütleri dert iletiyor; ülkücülük ile uzaktan yakından ilgisi olmayanlar gönüllü katkıya soyunuyor. Genel başkanlık katından çıkan her demeç kamuoyunu dalgalandırmaya yetiyor; diğer yandan, durmadan proje üretiliyor.
Yükseliş nereye kadar sürecek?
Oysa, çok değil daha düne kadar artık belini doğrultamaz gözüyle bakılan bir partiydi söz konusu olan. Ne değişmişti de Bozkurtlarla dans yeniden vizyona girmişti? Siyaset ve ülkedeki gelişmeleri yakından izleyenler için sürecin anlamı sır değil aslında. Hem, Tekir Yaylasından esen rüzgâr da haber veriyordu, Milliyetçi Hareket Partisi, yükselişe geçmişti. Bu yükselişin nereye ka dar süreceği şimdiden bilinmez, ama seferberlik havasına bürünen Milliyetçi Hareket Partisi, eylüle hazırlanıyor. Hem de, iktidar parolasıyla.
40 yıllık bir fikir hareketinin temsilcisi Milliyetçi Hareket Partisi, efsanevi lideri merhum Alparslan Türkeşin ardından ilginç bir süreç yaşadı. Yeni lideri Devlet Bahçeli ile girdiği 1999 seçimlerinde tarihi başarıya imza attı ve hükümet ortağı oldu. Ancak, iktidar deneyimi hüsranla neticelendi. 3 Kasım 2002 seçim tsunamisinde barajın altında kalarak parlamentoya giremedi. Travma, 18 Mart 2004 yerel seçimlerine kadar sürdü. Şimdi, farklı bir yolda ilerleyen Milliyetçi Hareket Partisi, dikkatleri kendine çekmiş durumda.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçen yıl güvenilir bir araştırma kuruluşuna kamuoyu anketi yaptırdı. Sır gibi sakladığı anket sonuçlarını da sadece kurmaylarıyla paylaştı. Ankete göre, Milliyetçi Hareket Partisine oy vereceklerle ikinci ve üçüncü tercih olarak MHPyi işaretleyenlerin oranı yüzde 76yı buluyordu.
MHPnin oy oranı
Milliyetçi Hareket Partisini hiç düşünmeyenler ise yüzde 26da kalıyordu. Potansiyel, Bahçeliye Bunun için geleceğe umutla bakıyoruz dedirtecek kadar önemliydi. Gerçi, bugün için Milliyetçi Hareket Partisinin oy oranı konusunda değişik tahminler söz konusu. Ancak, yerli ya da yabancı değişik kuruluşların yaptığı araştırmaları baz alan Milliyetçi Hareket Partisi yöneticileri, yüzde 15-18 sarkacından bahsediyor.
Milliyetçi Hareket Partisindeki canlanmayı, ilk bakışta iç ve dış dinamiklerin körüklediği konjonktüre bağlamak yanıltıcı olmaz. Öyle ya, tablo ortadaydı. Avrupa Birliği (AB) süreci, ABDnin Irakı işgali, Kuzey Irak, Kıbrıs, azınlıkların faaliyetleri, bayrak krizi, son olarak tırmanışa geçen terör. Sonuç, yükselen milliyetçi dalga. Bu dalganın yöneleceği adres ise belliydi. Konjonktür, durumu tek başına izah etmiyor elbette. Hem, aynı söyleme (milliyetçi/ulusalcı) sarılan Cumhuriyet Halk Partisi, Doğruyol Partisi gibi partilerde benzer bir hareketlilik gözlenmiyor. Keza, Bahçeli, MHPnin kandan beslenen siyasi bir vampir olmadığını söylüyor.
Bahçelinin danışmanı Gürcan Dağdaş siyasi birikimi ışığında gözlemlerini aktarırken, millici bir refleks oluştuğunu, klasik bakıldığında konjonktürel iklimden bahsedilebileceğini belirtiyor önce. Ardından, Daha derin bakacak olursak, MHP liderinin, toplumun ülkücü/MHPli olmayan, ama kaygıları örtüşen kesimleriyle irtibat zemini oluşturma çabası var. Yani (konjonktürel) denen süreci besleyen bir alt yapı var. AB kaygısıyla oluşan dalga, Cumhuriyet Halk Partisinin popülist söylemini inandırıcı bulmuyor; MHPnin tutarlı mesajını daha iyi algılıyor. diyor. Araştırmacı Reha Çamuroğlu, milli hassasiyet ve kaygıları artıran gelişmelerin sonucunda Milliyetçi Hareket Partisinin ciddi yükseliş trendine girdiği iddiasında. Ancak, ona göre, siyasette marka istikrarı da çok önemli. CHP ve DYP, bir dizi gel-git yaşarken, MHP, doğrularıyla, yanlışlarıyla bir marka istikrarı sağladı.
Muhalefet ihtiyacı
Yazar Alev Alatlının çıkış noktası ise muhalefet boşluğu. Alatlı, milliyetçi unsurları olan bir muhalefet umduğunu aktarıyor: AKPye karşı aklı başında bir muhalefet gerekli. Bu muhalefetin, milliyetçi unsurlarının olmasını umarım. Bunun Cumhuriyet Halk Partisi olmayacağı açıktır. Hal böyle iken Milliyetçi Hareket Partisinin boşluğu doldurmasını umut ederim. Sağlam bir muhalefet olur da, iş dengeye kavuşur. Türkiyenin sağlığını önemseyen biriyim.
İlginç yaklaşımlardan biri de Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Mümtazer Türköneden geliyor. Milliyetçi Hareket Partisinde bir canlanma ve tırmanış olduğunun herkesçe ifade edildiğini vurgulayan Türköne, Son seçimde Genç Partiye yönelen lümpenliğin adresi MHP gibi görünüyor. Lümpenlikten kastım şu: AKP artık, daha iyi bir gelecek vaadiyle toplumu dengede tutamıyor. İşsizlik, yoksulluk gibi sebeplerle sokakta olan gençler, umutsuz durumlarını onurlu bir tavır ile dengeleyerek ayakta kalmaya çalışıyor. İmdada milliyetçilik yetişiyor. Yükseliş, MHPden gelen cazibenin eseri değil. diyor.
Farklı görüşler olsa da ortada bir gerçek var. Tırmanışa geçen Milliyetçi Hareket Partisi, son dönemdeki söylem ve açılım içeren siyaset tarzıyla dikkat çekiyor. Öyle ki, Bahçeli, Hiç kimse ülkücüleri sokağa çekemeyecek; MHP, operasyon partisi değildir; Ülkücülerin silaha değil, bilgisayara ihtiyacı var. dedi. Milliyetçilik tanımına, kan değil hukuki vatandaşlık bağını koydu. Türkiyeyi, farklı renk ve kokuların barış içinde yaşadığı bir çiçek bahçesine benzetti. Tabii, fırtına da bunun ardından koptu. Özellikle, parti içi muhalefet, parti ideolojiden uzaklaşıyor eleştirisini getirdi. Parti yönetimi ise Turuncu devrimler ve Mor Menekşeler adlı CD ile Türkeşin de aynı şeyler söylediğini ispata çalıştı.
İç çekişmeler bir yana, aslında, çok yönlü bir strateji izliyor Bahçeli. MHP MYK üyesi eski Milletvekili Meral Akşenerin değerlendirmesi de, bu stratejiyi bütün kodlarıyla açıklıyor. Akşenere göre, 1980 öncesinde MHP ile ilgili çatışmacı algı oluştu. Türkeş, bunu kırmak için açılım başlattı ve siyasi partiyiz mesajı verdi. Bahçelinin devam ettirdiği de bu süreç. MHP, kendi tabanından kayıp bir başka tabana yönelmiyor. Tabanına, başka taban koyma çabasında. Terör ve bayrak hadiseleri, eski algıyla gözleri MHPye çevirdi. Bahçelinin tavrı, hassas dönemden geçilirken önemli bir kazanım. Tabanını eğitirken, soğukkanlı hale getiriyor.
Parti, sonbahar harekatına hazırlanıyor
MHP, muhalefet boşluğunun hissedildiği bir zeminde ilerliyor. Hoşnutsuz kitlelerin önüne AK Partinin tek alternatifi olarak çıkmayı hedefliyor. Bunun açılımı, toplumsal muhalefetin odağı haline gelmek. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, bu hedefi açıklarken Milli refleksin adresiyiz. Sağcı-solcu ayrımı yapmıyoruz. Türkiyenin kuşatılmasından rahatsız olan herkese kucak açıyoruz. diyor. Anlaşılan, MHP ulusalcı seçmeni listesine eklemiş. Bahçelinin, Kuvva-i Milliye ve aydınlanma söylemi, zaten bunun işareti sayılıyor.
Meclise girmeye değil, iktidara talibiz sözleriyle Bahçeli, bir iddiayı ortaya koydu, ama söylemden öte yapılması gerekenler olduğu da açık. İşte, Milliyetçi Hareket Partisinde, buna dönük seferberlik yaşanıyor. Parti Ar-Gesine devam eden bürokrat, akademisyen ve eski milletvekillerinden oluşan 500 kişilik bir ekip, durmadan proje üretiyor. Ülke sorunlarına çözüm önerileri içeren projeler, kamuoyuna belli periyotlarla açıklanacak. Mehmet Şandır, Eyülden itibaren ikinci harekata başlayacaklarını belirtirken buna işaret ediyor.
Önerilerden ilki ise AB ile ilgili. MHP, AB, Kopenhag Kriterlerinden ne anladığını açıklamazsa 3 Ekimde müzakere masasına oturmayalım, erteleyelim diyecek. Bahçelinin Tekir Yaylasındaki konuşmasında, bu konuya değinmekten ve Böyle AB olmaz olsun mesajını vermekten son anda vazgeçtiği bilgisini de yeri gelmişken ekleyelim. KKTCnin hukuki statüsü netleştirilmeden Gümrük Birliği Anlaşması kapsamında Rum Kesiminin tanınmasını öngören protokolün Meclis tarafından onaylanmaması da istenecek. Başörtüsü benzeri konular da bu çalışma içinde yer alıyor. Mehmet Şandır, Toplumsal mutabakatı bozan her sorun gündemimizde. Başörtü, milletin inançları artık tartışma konusu olmaktan çıkmalı. diyor.
Yeni vitrinde kimler var?
Eski yol arkadaşları Şefkat Çetin, Koray Aydın, Ramazan Mirzaoğlu ve Adnan Uçaş gibi isimler artık Bahçelinin yanında değil. En yakınında, daha önce başka yerlerde hem de üst seviyede siyaset yapmış Meral Akşener, Zeki Ertuğay, Ünal Erkan, Bekir Aksoy, Gürcan Dağdaş, Cihan Paçacı gibi politikacılar duruyor. İleriki günlerde, vitrin açılımı da beklenebilir. Türkiyenin yetiştirdiği değerlerin değerlendirildiği bir parti arzuluyor Bahçeli. İsimler sır gibi saklanıyor, ama Araştırmacı Reha Çamuroğlu, bunlardan biri olabilir. MHP, kendisine sıcak bakıyor. Çamuroğlu ise DYPden ayrıldıktan sonra, siyaseti serbest siyasetçi olarak izlemeye başladım. Bu doğrultuda, bütün partilerin yöneticileriyle görüşmelerimiz, sohbetlerimiz olmuştur. Bu görüşmelerim, özel alanımda kalsın. Bağımsız siyasetçiyim. Liderlerle konuşurum. Onlarla konuşmalarım özelimde kalsın. diyor.
MHP, farklı kesimlere açılımın bir başka örneğini de aydın şahsiyetleri parti genel merkezinde ağırlayarak gösteriyor. Aralarında Alev Alatlı (yazar), Bilal Şimşir (emekli büyükelçi), Nejat Veziroğlu(Uluslararası Hidroenerji Derneği Başkanı), Derin Orhon (TÜBA üyesi), Selim Sonçağ (ekonomist), Uğur Civelek (ekonomist) ve Yiğit Bulutun(gazeteci-ekonomist) da bulunduğu çok sayıda isim parti yöneticilerine uzmanlık alanlarıyla ilgili konularda görüşlerini açıkladı.
Diğer yandan, sivil toplum örgütleriyle daha sağlıklı iletişim kanalları kuruldu. Yabancı diplomatlar, değişik partilerden vatandaşlar da Milliyetçi Hareket Partisinin kapısını çalanlar arasında. Diplomatlar, özellikle Kuzey Iraka sınır ötesi operasyon ve AB gibi konularda partinin ne düşündüğünü öğreniyor. Tabii ki, Bahçelinin ABD için işgalci nitelemesini de; son özelleştirmeleri yabancılara peşkeş olarak gördüğünü de.