PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Kürt sorunu mu, terör sorunu mu?



dertli4u
27.08.05, 22:57
Türkiye'de "Kürt Sorunu" var mıdır? Türkiye'de hiç bir zaman
TürkKürt ayrımı yapılmamış; etnik farklılıklar siyasve sosyal hayatı etkilememiştir. Etnik menşei ve alt kimliği ne olursa olsun, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, "tek millet" olarak yıllardır bir arada yaşamaktadır.


***


Cumhuriyet'in, Güneydoğu'da uyguladığı bütün politikaları aynen savunacak değiliz. Bu konudaki bazı hatâları yakbiliyor; demokratikleşme ve modernleşmenin meydana getirdiği değişimi önemli görüyoruz. Lâkin, "vatanın bütünlüğü" hususunda verilecek tâvizlerin ne kadar büyük felâketlere yol açabileceğinin de şuurundayız.

***

Evvelâ Özal'ın, "Yeni Osmanlılık" vizyonu çerçevesinde Kuzey Irak'taki peşmergelere verdiği tâviz ve "Çekiç Güç" ün faaliyetlerine göz yumması; bizce de çok önemli bir dış politika açılımı olabilecek hedefini gerçekleştirmediği gibi, ne yazık ki "Bağımsız Kürdistan" ın kurulması konusunda ilk merhalenin başlamasına yardımcı olmuştur.

***

1991 Genel Seçimleri'nden sonra Başbakan Demirel ile Başbakan Yardımcısı İnönü'nün Diyarbakır'a gidip "Kürt realitesi" nden bahsetmeleri, Cumhuriyet'in o zamana kadar devam eden millbirlik ve bütünlük politikasını temelinden dinamitlemiştir.

Aralık 1999'da Diyarbakır'da, "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" diyen zamanın Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, bu sözüyle oportünist ve dışa bağımlı politikacı/aydın tipinin örneğini oluşturmuştur.

***

Başbakan'ın, bin yıllık bir Türk yurdu olan Diyarbakır'ı ziyaret etmesi; Diyarbakır'ın ve Güneydoğu'nun sorunlarıyla ilgilenmesi; hattâ bölgedeki bazı ayrılıkçı unsurlara karşı bile uzlaşmacı bir tavır içinde bulunması müsbet karşılanabilir.
Başbakan'ın, "tek devlet, tek millet, tek bayrak" sloganı da, bu konularda aslâ tâviz verilmeyeceğini anlatan fevkalâde mânidar bir ibaredir.
Lâkin, Sayın Başbakan şunu iyi bilmelidir ki, PKK terör sorununun ve arkasındaki ayrılıkçı siyashareketin bu şekildeki "demokratik açılımlar" la çözümlenmesi mümkün değildir.
Nitekim, eli kanlı bir teröristin cenaze törenine binlerce kişiyle katılan mahallmerciler ve PKK yanlısı ayrılıkçı Başbakan'ın bu iyi niyetli ziyaretini sabote ederek çok az kişi tarafından dinlenmesini sağlamışlardır. Ziyaretten hemen sonra da, Elazığ Valisi'ne PKK terör örgütünce suikast düzenlenmiş ve terör olayları devam etmiştir.

***

Başbakan'ın son Diyarbakır ziyaretinin sadece şu faydası görülecektir: Bütün bu teşebbüsler neticesinde hâlâ devam edecek terör olayları karşısında, bizce gereksiz şekilde olsa daüzerine düşen bütün görevleri yapmış olan hükûmetin, terörle mücadeledeki haklılığı Türk ve dünya kamuoyunda bir defa daha ispatlanmış olacaktır.

Sanki iki ayrı etnik yapıymışçasına takdim edilen Türkler ve Kürtler arasında, "dil farkı" dışında hiç bir ayrılık yoktur. "Millet" in klâsik tarifindeki din, kültür, tarih ve özellikle "kaderde, tasada, kıvançta" beraberlik, Türkler ve Kürtler için de aynen geçerlidir.
Başbakan'ın dediği gibi, Türkiye'de "tek devlet, tek millet, tek bayrak" vardır.

insaf ve vicdan sahibi olan herkesin kabul etmesi gereken bir hakikat vardır: Kürtler, hiç bir zaman ikinci sınıf vatandaş ve azınlık muâmelesine tâbi tutulmamış; Türk vatandaşlarının sahip oldukları her türlü hakka ve imkâna onlar da eşit şekilde sahip bulunmuşlardır. Fakirlik ve geri kalmışlık ise, sadece Güneydoğu'ya mahsus olmamıştır.

***

Türkiye'de bütün sorunların demokratik rejim içerisinde ve hukuka uygun şekilde çözümlenmesi temel kaidedir.

Terörle mücadelede, teröristin istismar ettiği noksanların tamamlanması elbette faydalı olacaktır. Ancak, bu mücadelenin güvenlik boyutu ihmal edilirse, çözüme gidilmesi aslâ mümkün değildir.

***

özellikle İmralı'dan yönetilen PKK frontu DTH'cilerin teklifleri bilinmektedir. Buna göre;
1. PKK Kongra Gel'in sözcüsü, eski DEHAP, yeni DTH'ciler, Türk Hükûmeti/Devleti'nin "resm muhatabı" kabul edilmeli; diğer bir ifadeyle, "Türk Tarafı-Kürt Tarafı" ayrımı ortaya konulmalı;
2. "Taraflar" (!) arasında müzakerelere başlanarak PKK ile "barış anlaşması" yapılmalı;
3. Bundan sonra, Apo ve PKK' lılar için af çıkarılmalıdır.
Bizim aklı evvel "münevverân" ın bir kısmı, bu taleplerin farkında değildir. Farkında olanlar ise, şimdilik açıkça bu teklifleri savunmamakta, Demirel'in tâbiriyle "garnından gonuşmakta" dır.

***

PKK terör örgütü desteğindeki Kürtçü ayrılıkçı hareketin hedefleri bellidir:
1. Önce "özerk yönetim" kurulmasına çalışmak. Nitekim, 17 Aralık öncesinde Avrupa gazetelerinde yayınladıkları "Kürtler ne istiyorlar?"
başlıklı ilânlarında, bunu açıkça anlatmışlardır.
2. İkinci safhada, "federatif yönetim"e geçilerek, adı konulsun veya konulmasın"Türkiye ve Kürdistan Cumhuriyeti" nin kurulmasına çalışmak.
3. Nihasafhada, mümkün olursa Suriye ve İran'dan da toprak koparıp,
Kuzey Irak'taki Kürt Federasyonu ile (ya da o zamana kadar bağımsız bir devlet kurulmuşsa onunla) birleşerek Diyarbakır merkezli bir bağımsız Kürdistan kurmak.

***

Irkçı ve ayrılıkçı Kürtçüler, bu hesapları yaparken şu iç ve dış unsurların plânlarına yardımcı olacağını düşünmektedirler:
1. Bir bağımsızlık savaşı gibi göstermeye çalıştıkları PKK terör eylemlerinin baskısı.
2. Saf ve popülist siyasetçilerin tâvizkâr tutumu.
3. Şuursuz veya gayrı millmedya mensuplarının ve hayâlci aydınların desteği.
4. AB çevrelerinin himayesi.
5. Muhtemel bir askermüdahale ile demokratik rejim kesintiye uğradığı takdirde, Irak'taki ABD güçlerinin kendileri lehine hareket edeceği beklentisi.

***

Türkiye'nin birliğini ve bütünlüğünü muhafaza edebilmesi için herkesin aklını başına toplaması ve şu hususlarda dikkatli olması lâzımdır:

1. Anayasa'daki ifadesiyle, "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" ilkesinden hiç bir şekilde tâviz verilemez.

2. Devlet adamları, "Kürt realitesi", "Kürt sorunu" gibi etnik farklılık ifade eden tâbirleri kullanmamalı ve ayrılıkçı eylemlere âlet olmamak için azami itina göstermelidir.

3. "Kürt sorununda demokratik açılım", "demokratik/siyasi çözüm" gibi deyimler, içi boş, teorik ya da ayrılıkçıların emellerine hizmet eden ifadelerdir. Herkes, neyi teklif ediyorsa açıkça belirtmelidir.

4. Terörle mücadelede güvenlik güçlerinin kullanımında, devletin demokratik ve hukukyapısına dikkat edilmelidir.

5. Teröristle anlaşma yapılmaz

6. Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter (tekçi) yapısını değiştirecek "özerk yönetim", "federasyon" ve benzeri teklifler hiç bir şart altında kabul edilemez.

***

Son olarak, Türkiye'yi bölüp parçalamak için plânlar yapanlara bir uyarımız var: Biliniz ki, bu mübarek vatan topraklarını kanımızın son damlasına kadar müdafaa etmeye kararlıyız.

Hasan Celal Güzel / DB Tercüman Gazetesi

Caution
28.08.05, 16:22
[QUOTE=dertli4u]Türkiye'de "Kürt Sorunu" var mıdır? Türkiye'de hiç bir zaman
TürkKürt ayrımı yapılmamış; etnik farklılıklar siyasve sosyal hayatı etkilememiştir. Etnik menşei ve alt kimliği ne olursa olsun, bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, "tek millet" olarak yıllardır bir arada yaşamaktadır.


***


Cumhuriyet'in, Güneydoğu'da uyguladığı bütün politikaları aynen savunacak değiliz. Bu konudaki bazı hatâları yakbiliyor; demokratikleşme ve modernleşmenin meydana getirdiği değişimi önemli görüyoruz. Lâkin, "vatanın bütünlüğü" hususunda verilecek tâvizlerin ne kadar büyük felâketlere yol açabileceğinin de şuurundayız.

***

Evvelâ Özal'ın, "Yeni Osmanlılık" vizyonu çerçevesinde Kuzey Irak'taki peşmergelere verdiği tâviz ve "Çekiç Güç" ün faaliyetlerine göz yumması; bizce de çok önemli bir dış politika açılımı olabilecek hedefini gerçekleştirmediği gibi, ne yazık ki "Bağımsız Kürdistan" ın kurulması konusunda ilk merhalenin başlamasına yardımcı olmuştur.

***

1991 Genel Seçimleri'nden sonra Başbakan Demirel ile Başbakan Yardımcısı İnönü'nün Diyarbakır'a gidip "Kürt realitesi" nden bahsetmeleri, Cumhuriyet'in o zamana kadar devam eden millbirlik ve bütünlük politikasını temelinden dinamitlemiştir.

Aralık 1999'da Diyarbakır'da, "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" diyen zamanın Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, bu sözüyle oportünist ve dışa bağımlı politikacı/aydın tipinin örneğini oluşturmuştur.

***

Başbakan'ın, bin yıllık bir Türk yurdu olan Diyarbakır'ı ziyaret etmesi; Diyarbakır'ın ve Güneydoğu'nun sorunlarıyla ilgilenmesi; hattâ bölgedeki bazı ayrılıkçı unsurlara karşı bile uzlaşmacı bir tavır içinde bulunması müsbet karşılanabilir.
Başbakan'ın, "tek devlet, tek millet, tek bayrak" sloganı da, bu konularda aslâ tâviz verilmeyeceğini anlatan fevkalâde mânidar bir ibaredir.
Lâkin, Sayın Başbakan şunu iyi bilmelidir ki, PKK terör sorununun ve arkasındaki ayrılıkçı siyashareketin bu şekildeki "demokratik açılımlar" la çözümlenmesi mümkün değildir.
Nitekim, eli kanlı bir teröristin cenaze törenine binlerce kişiyle katılan mahallmerciler ve PKK yanlısı ayrılıkçı Başbakan'ın bu iyi niyetli ziyaretini sabote ederek çok az kişi tarafından dinlenmesini sağlamışlardır. Ziyaretten hemen sonra da, Elazığ Valisi'ne PKK terör örgütünce suikast düzenlenmiş ve terör olayları devam etmiştir.

***

Başbakan'ın son Diyarbakır ziyaretinin sadece şu faydası görülecektir: Bütün bu teşebbüsler neticesinde hâlâ devam edecek terör olayları karşısında, bizce gereksiz şekilde olsa daüzerine düşen bütün görevleri yapmış olan hükûmetin, terörle mücadeledeki haklılığı Türk ve dünya kamuoyunda bir defa daha ispatlanmış olacaktır.

Sanki iki ayrı etnik yapıymışçasına takdim edilen Türkler ve Kürtler arasında, "dil farkı" dışında hiç bir ayrılık yoktur. "Millet" in klâsik tarifindeki din, kültür, tarih ve özellikle "kaderde, tasada, kıvançta" beraberlik, Türkler ve Kürtler için de aynen geçerlidir.
Başbakan'ın dediği gibi, Türkiye'de "tek devlet, tek millet, tek bayrak" vardır.

insaf ve vicdan sahibi olan herkesin kabul etmesi gereken bir hakikat vardır: Kürtler, hiç bir zaman ikinci sınıf vatandaş ve azınlık muâmelesine tâbi tutulmamış; Türk vatandaşlarının sahip oldukları her türlü hakka ve imkâna onlar da eşit şekilde sahip bulunmuşlardır. Fakirlik ve geri kalmışlık ise, sadece Güneydoğu'ya mahsus olmamıştır.

***

Türkiye'de bütün sorunların demokratik rejim içerisinde ve hukuka uygun şekilde çözümlenmesi temel kaidedir.

Terörle mücadelede, teröristin istismar ettiği noksanların tamamlanması elbette faydalı olacaktır. Ancak, bu mücadelenin güvenlik boyutu ihmal edilirse, çözüme gidilmesi aslâ mümkün değildir.

***

özellikle İmralı'dan yönetilen PKK frontu DTH'cilerin teklifleri bilinmektedir. Buna göre;
1. PKK Kongra Gel'in sözcüsü, eski DEHAP, yeni DTH'ciler, Türk Hükûmeti/Devleti'nin "resm muhatabı" kabul edilmeli; diğer bir ifadeyle, "Türk Tarafı-Kürt Tarafı" ayrımı ortaya konulmalı;
2. "Taraflar" (!) arasında müzakerelere başlanarak PKK ile "barış anlaşması" yapılmalı;
3. Bundan sonra, Apo ve PKK' lılar için af çıkarılmalıdır.
Bizim aklı evvel "münevverân" ın bir kısmı, bu taleplerin farkında değildir. Farkında olanlar ise, şimdilik açıkça bu teklifleri savunmamakta, Demirel'in tâbiriyle "garnından gonuşmakta" dır.

***

PKK terör örgütü desteğindeki Kürtçü ayrılıkçı hareketin hedefleri bellidir:
1. Önce "özerk yönetim" kurulmasına çalışmak. Nitekim, 17 Aralık öncesinde Avrupa gazetelerinde yayınladıkları "Kürtler ne istiyorlar?"
başlıklı ilânlarında, bunu açıkça anlatmışlardır.
2. İkinci safhada, "federatif yönetim"e geçilerek, adı konulsun veya konulmasın"Türkiye ve Kürdistan Cumhuriyeti" nin kurulmasına çalışmak.
3. Nihasafhada, mümkün olursa Suriye ve [b]&sen es weg machen! So haben wir einen grund erschaffen um sie einzunehmen:D (bati aklima geldi!!)