PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Zülfü Livaneli: Der Eunuch von Konstantinopel



DeLaHoya
29.08.05, 21:34
Ein schönes Büchchen, und nicht zu unkritisch... söylemis olayim...

... Zülfü Livaneli... Sein erster Roman, der jetzt auf Deutsch vorliegt, trägt den verlockenden Titel «Der Eunuch von Konstantinopel» und weckt mit dem in gedämpften, rötlich-braunen Farbtönen gehaltenen Einband – nach einem Gemälde von Maurice Bompard – die Erwartung, man werde hinter die Gitterstäbe der schwülen Welt des Harems blicken können. Wer Lüsternheit erwartet, kann zwar damit rechnen, dass er – oder sie – auf seine Kosten kommt, und doch wird man aufs heftigste desillusioniert. Erzählt wird die Geschichte von der Einkerkerung eines Sultans in einem mit Fayencen ausgelegten Gemach im Frauentrakt des Topkapi-Serails aus der Sicht eines entmannten abessinischen Sklaven, der dem Leser selbst die Details seiner Kastration nicht erspart.

http://images-eu.amazon.com/images/P/3293202357.03.LZZZZZZZ.jpg

Yakamoz
29.08.05, 23:02
Und wieso heisst dieses "schwule Buche" nicht der Eunuch von ISTANBUL??? :confused:

DeLaHoya
30.08.05, 00:25
Und wieso heisst dieses "schwule Buche" nicht der Eunuch von ISTANBUL??? :confused:

In Türkisch hat das Buch einen ganz anderen Namen...

deryatulga
28.07.07, 03:36
Engin Ardıç</B>
Gazeteci mazeteci değiller

Sevgili Oray... Belli ki Zülfü Livaneli durmuş durmuş, Deniz Baykal’dan intikamını almak için en uygun günü kollamış, hem yere düşene bir tekme de o savurdu, hem de kendini kamuoyuna hatırlattı, ne güzel...

Sevgili Oray, “Baykal istifa” ve “CHP nasıl kurtulur” tatavası, bu seçimde rezil kepaze olan Babıali kaşalotlarına mükemmel bir “konu saptırma ve gündem değiştirme” olanağı sağlıyor, bu da güzel. Hepsi zeytinyağı gibi üste çıktı, bir de edepsizleniyorlar, bu daha da güzel.

Fakat sevgili Oray, şu “gazeteci olmayan köşe yazarları” meselesi, beylik deyimle “kanayan bir yaradır”...

Eskiden köşe yazarlığı diye bir kavram yoktu, ona “fıkra yazarlığı” denirdi, ve bu bize ortaokulda, altmışlı yılların başlarında Türkçe hocamız tarafından bir “yazı türü” olarak öğretilmişti. O zamanların gözde örnekleri de elbette Burhan Felek, Refii Cevat Ulunay, Bedii Faik falan... Sizin kuşak Kadircan Kaflı’yı da bilemeyecektir, çok ünlü ve etkili bir imzaydı.

Önceleri bu işi “edipler” yaparlardı, öyle ya, bir yazı türü olduğuna göre... Cevat Fehmi Başkut ilk aklıma gelendir. Haldun Taner’in bile bir dönem Tercüman gazetesinde başyazar olduğunu bilir misin?

Meslekten gazeteciler de onlardan hiç aşağı kalmıyorlardı ama... Zekeriya Sertel’den başla, Naci Sadullah, Vâlâ Nurettin, Ecvet Güresin, İlhan Selçuk, şimdilerde kimseciklerin hatırlamadığı, gençliğimizin çok ünlü ve çok önemli ismi İlhami Soysal, daha sonra Teoman Erel, say sayabildiğin kadar.

Habercilikten gelip yazarlığı deneyenler de vardı, Örsan Öymen gibi, edebiyata açılmaya çalışanlar da, örneğin Çetin Altan, Refik Erduran, edebiyatçı kimliğini piç edip gazetecilikte karar kılan da, örneğin Attila İlhan... Basına üniversiteden atlayanlar vardı, Mümtaz Soysal, Uğur Mumcu.

Politikaya demir atanlar da olmuştur, Bülent Ecevit, Ahmet Tan, hem mesleği hem politikayı harmanlayanlar da, Metin Toker falan.

Sırf yönetici oldukları için “yazarlık da yapmak zorunda kalanlar” vardı, diyelim Abdi İpekçi, diyelim Ertuğrul Özkök.

Fakat ne oldu bilir misin Oray? Babıali patronları, köşe yazarlarının “patronu da gazeteyi de aşan” gücünden rahatsızlık duymaya başladılar.

Tıpkı Turgut Özal’ın “sarı basın kartının etkinliğini kırmak için” ota boka sarı basın kartı dağıtmaya başlaması gibi, patronlar da bir “köşe yazarı enflasyonu” yarattılar. Böylece yazıların kalitesi düştü ama köşe yazarlarının tekeli de kırıldı.

İşte, “gazeteci olmayan gazeteciler dönemi” de böyle başladı.

Önceleri emekli memurları denediler. Ne kadar büyükelçi, banka müdürü, Şura-yı Devlet azası falan filan eskisi varsa, bir de baktık, yazı yazıyorlar. Yazıyorlar da yazamıyorlar ama, zarar yok!

Hani, bazı emekli paşaların, çok ilgisiz bazı büyük şirketlerin yönetim kurullarına girmeleri gibi bir şey...

Bu kesmeyince, magazin dünyasına yöneldiler.

Gazete köşelerini, mankenler, şarkıcılar, türkücüler, aktrisler, Emin Çölaşan’ın deyimiyle “esmer ve sarışın bombalar” kapladı.

Örneğin esmer bomba İclal Aydın çok fazla başarılı olamadı ama “bizim zamanımızın” sarışın bombası Pakize Suda, birçok “meslekten” gazeteciye parmak ısırttı.

Eh, bu kadar güzel kadının yanında benim gibi tipsiz herifler de birşeyler yapmaya çalışıyorlar işte...

Bırak haber tutmayı, haber gizlemeyi, “manipülasyon” yapmayı, amigoluk etmeyi, biz bu piyasada “falanca süpermarkette imza günüm var, mutlaka beklerim” reklamı yapan da gördük, “şu gün şurada konserim var, yeni albümüm de çıktı, gelmezseniz, almazsanız vallahi darılırım” bezirgânlığı edeni de. Bundan utanmadılar ve sıkılmadılar.

Sevgili Oray, Zülfü Livaneli dostumuz “türkücülükteki başarısı ve de Zafer Mutlu’yla arkadaşlıktaki başarısı” sayesinde köşe yazarı olmuştur. Daha sonra roman yazarlığı, belediye reisliği, milletvekilliği, parti genel başkanlığı, kerameti kendinden menkul kültür elçiliği gibi alanlarda da şansını denemiştir. Bir koltukta taşınan bunca karpuzun da düşmesi ve çatlaması kaçınılmazdır.

Böyle böyle, “ortaokul mezunu bakan” gördüğümüz bu ülkede ilkokul mezunu köşe yazarları da doğmuştur, lise ikiden terk köşe yazarları da.

Oraycığım, bu memlekette İbrahim Tatlıses de köşe yazarı olmuştur, Deniz Akkaya da.

Bunlarla Livaneli arasındaki fark bir “nitelik farkı” değildir. “Nicelik farkına” gelince... O da tartışmaya açıktır en azından.

lynxxx
08.12.08, 17:52
Türkischer Schriftsteller Zülfü Livaneli
"Wir leben in einem Potpourri"

Der türkische Schriftsteller und Musiker Zülfü Livaneli über Gewalt in der türkischen Gesellschaft, den anhaltenden Kurdenkrieg und seinen neuen Roman "Glückseligkeit".

http://www.taz.de/uploads/hp_taz_img/full/kult.jpg

"Die Armee Schuld trägt an erster Stelle Schuld an der Polarisierung": Zülfü Livaneli. Foto: ap

taz: Herr Livaneli, in Ihrem Roman "Glückseligkeit" treffen sich ein Professor aus Istanbul, ein junges Mädchen vom Dorf und ein ehemaliger Soldat. Das ist eine literarische Fiktion. Glauben Sie, dass sich diese drei Leute im echten Leben begegnen könnten?

...

Weiter TAZ (http://www.taz.de/1/leben/buch/artikel/1/wir-leben-in-einem-potpourri/)

PS: Falls kein Thema wert, bitte an passenden Thread anhängen, ich hatte nach Livaneli gesucht, aber nichts aktuelleres gefunden.

ayyıldız66
25.02.09, 19:36
Bana Zülfü Livaneli'nin siyasi görüsleri ile ilgili bilgi verebilirmisiniz? Kimdir Zülfü Livaneli?

verda
25.02.09, 23:09
Bana Zülfü Livaneli'nin siyasi görüsleri ile ilgili bilgi verebilirmisiniz? Kimdir Zülfü Livaneli?

Musiker, Autor, Ehrenmann

19. Febr. 2009

"Natürlich kann man etwas ändern mit Kunst, mit Kultur. Gerade in der Türkei", sagt er und erzählt, dass 80 Prozent der Menschen, die (nicht nur seine) Bücher lesen, Filme ansehen, Ausstellungen besuchen und sich überhaupt für Kultur interessieren, Frauen sind. "Und das zeigt etwas", fügt er hinzu. "Wenn es uns gelingt, den vielen Mädchen und Frauen, die von ihren Vätern, Brüder, Ehemännern, Imamen unterdrückt werden, einen Weg zu zeigen, sich aus dieser Lage zu befreien, dann haben wir viel für unser Land und für die Menschlichkeit gewonnen."

Als "linker Intellektueller" im Gefängnis
Zülfü Livaneli ist nicht nur Musiker, Schriftsteller, Filmemacher und engagierter Kämpfer für mehr, ja was? Wärme in dieser Welt, sondern auch noch Optimist. Aber das muss man wahrscheinlich sein, wenn man ein Leben wie er hinter sich hat. Ein Leben, das von abrupten Wendungen und großen Entscheidungen so voll und anstrengend war, dass man ruhig sagen könnte: Es waren mehrere Leben.

Begonnen hat es 1946 in Ilgin, in der Nähe von Konya. Die Militärs waren die ersten, die es durcheinander gebracht haben. Nach dem Militärstreich am 12. März 1971 schlossen sie erst seinen kleinen Verlag und sperrten ihn als potenziell gefährlichen linken Intellektuellen ein. Drei Monate saß er im Gefängnis, dann verließ er die Türkei und ging nach Schweden, wo er Musik studierte. Er begann zu komponieren, schrieb Lieder, Protestlieder gegen das Militärregime, aber auch gegen die Einsamkeit.

Das Album, das er aufnahm, hatte er selbst bald schon vergessen, aber in der Türkei wurde es zum heimlichen Erfolg und er zur Ikone. Man sang seine Lieder während der Demonstrationen und scherte sich nicht darum, dass sie eigentlich verboten waren.

Botschafter der UNESCO
Dann kam die Freundschaft mit Maria Farandouri und Mikis Theodorakis, die bejubelten gemeinsamen Konzerte, die international erfolgreichen Platten. Dann die Gründung des Komitees für Griechisch-Türkische Freundschaft, 1986, gemeinsam mit Mikis Theodorakis. Dann die Ehrung durch die UNESCO, als man ihn wegen seiner Bemühungen um den Frieden in der Welt zum Botschafter ernannte.

Anfang der 1990er Jahre wandte er sich wieder dem Schreiben zu. "Der Eunuch von Konstantinopel", 1996 in Istanbul erschienen, beschäftigt sich nur vordergründig mit der abgeschlossenen Gesellschaft hinter den Palastmauern des 17. Jahrhunderts, denn es geht um Liebe und um Macht, um Machtmissbrauch und Herrschaftsstrukturen, also ein durchaus aktuelles Buch. Genauso aktuell das nächste in deutscher Sprache erschienene Buch "Katze, Mann, Tod", das einen anderen Aspekt des Täter-Opfer-Verhältnisses beleuchtet: ein im Exil lebender politischer Flüchtling begegnet seinem Peiniger. Was wird er tun?

Gekannt und geliebt
"Ich schreibe Realität. Ich denke über das nach, was jeden Tag passiert." Folgerichtig handelt eines der nächsten Bücher, das 2002 erschienene "Mutluluk", zu Deutsch "Glückseligkeit", von unterdrückten Frauen, Ehrenmorden, fanatisierten Dörflern, fundamentalistischen Imamen und traumatisierten Ex-Soldaten. Es erlebte bis jetzt 44 Neuauflagen, wurde in acht Sprachen übersetzt und verfilmt. Aber es ist nur sein letztes in deutscher Sprache erschienenes Buch.

Es kann durchaus vorkommen, dass Zülfü Livaneli, wenn er irgendwo unterwegs ist, von einem wildfremden Menschen umarmt wird. Man kennt ihn, und man liebt ihn. Zu Recht!
http://oe1.orf.at/highlights/133590.html

taycunist
20.03.09, 12:57
Zülfü Livaneli

Türk aydını ve darbeler - 1

Bu netameli konuda yazmak istememin nedeni, ortalıktaki kafa karışıklığı.

Dünü unutanlar, kayıtlara bakmayanlar, darbe dönemlerinde sürdürdükleri militarist tavrı bir anda terk edip demokrat görünebiliyor. Ya da tam tersi oluyor.

Geçmiş darbe dönemlerinde pek çok gazetecinin darbecilere destek verdiğini biliyoruz. Hatta Kenan Evren bile bunlara şaşırdığını açıklamıştı.

Darbeye destek veren yazılardan oluşan kitaplar bile yayımlandı.

Bugün liberal kesimin en önde gelenlerinden biriyle, 1980 darbesinden sonra Paris’teki karşılaşmamızı hatırlıyorum. Paris’te olmak zorundaydı, çünkü ben Türkiye’ye giremiyordum, hakkımda “yurda dön” çağrıları yapılıyordu, sıkıyönetim mahkemelerinde davalar birbirini kovalıyordu, gazete köşeleri benim hakkımda nefret kusuyordu.

O arkadaş ise Türkiye’de gazeteci olarak çalışıyor ve Evren’in gezilerine katılıyordu.

Bu gezilerden birinde Evren’in yanındaki heyetle birlikte bir Afrika ülkesine gitmiş. Evren’in uçaktan inip, kırmızı halı üzerinde yürüyüşünü ve askeri selamlayışını öyle bir hayranlıkla anlattı ki şaştım kaldım.

“Bizimki o ülkeye birkaç numara büyük geldi!” dediğini net olarak hatırlıyorum.

Ben de “Yahu cunta lideri için böyle konuşulur mu? Kaç kişinin kanı var ellerinde. Yunan aydınları Papadopulos için böyle mi konuşuyor!” dedim. Biraz tartıştık.

O arkadaşımız şimdi askere karşı AKP’yle kol kola girmiş durumda ve liberal denilen kesimin en öndeki isimlerinden birisi.

***

Bir başka arkadaş yine 1980 sonrası İsveç’in Dagens Nyheter gazetesine “Darbe gerekliydi. Çünkü bu kargaşa başka türlü bitmeyecekti” yollu bir demeç verdi. Küstük, konuşmadık.

O da Türkiye’nin “aydın”larından birisi.

Buna benzer örnekleri çoğaltabilirim, isim de verebilirim ama gerek yok. Amacım kimseyi teşhir etmek değil, bir meseleyi anlatabilmek.

Ayrıca bu ülkede kimsenin “yoğurdum kara” dediğine rastlanmaz.

Belki de Türk aydınları arasında cuntacılığı acımasızca eleştiren ve özür dileyen tek kişi Hasan Cemal’dir.

Hatırladığım kadarıyla başka hiç kimse bunu yapmadı. Bir trenden öteki trene atlayıverdiler.

***

Benimse askeri dönemlerde hep başım derde girdi.

27 Mayıs’ta çocukluktan yeni çıkıyordum. Bu yüzden olayları kavrayamadım, zaten bir aktör olarak da algılanamazdım o yaşta.

Ama 1971 darbesi beni üç kez hapse koydu, uçak kaçırma gibi sahte suçlamalarla evimi barkımı yıktı, arkadaşlarımı öldürdü, işkenceler yaptı.

Bu darbeye karşı yaptığım şarkılar, direnişin sesi haline geldi. Türkiye’ye sokulması yasaklandı ama halk milyonlarca kaset çoğaltarak bu şarkıları kulaktan kulağa yaydı.

Daha sonra bana karşı hem mahkemelerde hem basında kullanılan bu şarkılar, başka bir ülkede cunta dönemleri geçtikten sonra baş tacı edilirdi ama Türkiye’de hâlâ yasak.

Kaydedilişinin üzerinden 37 yıl geçmiş ama durum böyle.

Dünyada bunun bir başka örneğinin olduğuna inanmıyorum.

1994 seçimlerinde televizyonlarda bana karşı kullanılan bu albümün şarkılarında “orduya hakaret” olduğu söyleniyor.

Hayır, orduya hakaret yoktur ama cuntaya karşı çıkma vardır. Bu da bir sanatçı için, vazgeçilmez bir eleştiri hakkıdır.

İşin düşündürücü yanı da bazı Refah ve AKP liderlerinin seçim dönemlerinde televizyonlara çıkarak beni orduya şikâyet etmiş olmaları.

Nereden nereye değil mi

memik oglan
20.03.09, 19:08
Zülfü Livaneli besteciliğinin 35. yıldönümü, Kuruçeşme Arena'da düzenlenen rüya gibi bir müzik gecesiyle kutlandı. Ülkemizin büyük yorumcuları bir araya gelip Livaneli şarkıları söylerek besteciye büyük bir hediye sundular. Bu olağanüstü müzik gecesinin DVD'si Ida Müzik tarafından müzik marketlere sunuluyor...


Livaneli Enstrumantal
Zülfü Livaneli - Merhaba
Ferhat Göçer - Güneş Topla
Nükhet Duru - Çok Uzak & Sevda Değil
Aylin Livaneli - Atlı
Sevingül Bahadır - Kız Çoçuğu
Nilüfer - Kardeşin Duymaz
Yavuz Bingöl - Gözlerin
Hakan Aysev - Nefesim Nefesine & Sevdalım Hayat
Zerrin Özer - Leylim Ley
Beyazıt Öztürk - Yalnız İnsan
Hüsnü Şenlendirici - Sevda Değil
Sezen Aksu - Belalım & Yiğidim Aslanım
Özcan Deniz - Memik Oğlan
Ajda Pekkan - Sevdalı Başım & Karlı Kayın Ormanı
Zülfü Livaneli - Özgürlük
Beraber - Leylim Ley & Bilmem Şu Feleğin

http://www.sanalgundem.com/muzik_haber_detay.asp?id=677&muzik=Zulfu-Livaneli-35.-Yil-Konseri


Als langjähriger Hörer und Leser von Zülfü Livaneli,als jemand, der mit mit seiner Musik aufgewachsen ist, schmerzt es mich wirklich sehr, mitzuerleben, wie tief er gesunken zu sein scheint. Das ist fast schon peinlich.