Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Genel Kurmay Baskani Özkök: TSK cumhuriyeti canı pahasına koruyacak
Genelkurmay Başkanı da dikkat çekti..
ULUSALCILARDAN BİRİNE....
Adalet Bakanlığı önündeki "canlı bomba" teröründen sonra, dikkatler bir kez daha vahşi teröre çekildi. Aynı gün, Genelkurmay Başkanı Başbakana 5 saat süren bir "terör brifingi" verdi.
Bu brifinge az sonra döneceğim..
ZİYARETÇİNİN AÇIKLAMALARI!...
Bir süre önce yazdığım "İnanılmaz Gerçekler" başlıklı yazımda, "azz sonra" diyerek bir önemli bir konuyu yazacağımı duyurmuştum. Şimdi o konuya sıra geldi. Konuyu en başından anlatayım... Kısa bir süre önce, bir telefon aldım.
Telefondaki eski milletvekili, "Sana anlatacaklarımı telefonda söyleyemem.
Yüz yüze görüşmemiz gerekir" deyince, "hayrola" cevabını verdim. "Çok hayati bir konu" dedi. Ankara dışında idi, kalktı Ankara''ya geldi. Selam sabahtan sonra, "Bu odada dinleme cihazı var mı?" diye sordu.
Güldüm.
"Benim bildiğim yok, sizin konuşmalarınızı kaydetmek gibi bir niyetim yok.
Ama, başkaları dinliyorsa bilemem" dedim. Eski bir milletvekili idi.
Kamuoyunun tanıdığı ve bugünlerde de adını rahat hatırlayacağı bir isimdi.
Heyecanlı idi..
"SES GETİRİCİ EYLEM YAPILACAK!".
"Sayın Cevizoğlu" diye devam etti, "Çok önemli bir duyum aldım.
Kimden duyduğumu sorsan da söylemem" deyince, daha açık konuşmasını istedim.
Anlattı. "Ulusalcı akım yükseliyor.
Bu arada PKK eylemleri de artıyor.
Türkiye''yi karışmak isteyenler var.
Bu nedenle ''ses getirici'' bir eylem yapılacakmış." İçimden, "Ta şehir dışından Ankara''ya kadar gelip söylenecek çok önemli konu bumuymuş?" diye geçirdim.
Benzer şeyleri birçok kişi sağda solda konuşuyor, bunlara "komplo teorisi" deyip geçiliyordu. Sesli olarak ise, "Kim yapacak bu eylemi, kime yapacak, ne zaman yapacak, siz nerden duydunuz, bu duyum ne kadar gerçekçi?" sorularını sıraladım. Bir kısmına yanıt aldım:
"Yabancı bir devletin parmağı var.
Eylemi PKK üstlenecek.
Ne zaman yapılacağını bilemem.
Nerden duyduğumu ise asla söylemem!..".
"GÖRÜŞTÜĞÜMÜZÜ İNKÂR EDERİM".
Bunun üzerine, "Peki bunları niçin bana anlatıyorsun?" ve "Ben ne yapacağım ki?" dedim. Niçin, özellikle "bana" anlattığının nedenini şimdilik burada yazmıyorum.
Benim "ne yapacağım" konusundaki soruma verdiği yanıtı ise şuydu:
"Koruman var mı bilmiyorum.
Ama yoksa çok iyi korun.
Hatta özel korumalar tut!..
Bunları da yaz ki, birçok kişi duysun.
Tedbirler alınsın."
Bunları yaz, demesi beni kuşkulandırdı.
"Acaba" dedim, kendi kendime; "Ulusalcıları korkutmak için bir numara mı bu? Bu duyumları bana anlatan kişi de farkında olmadan böyle bir şeye alet mi oluyor? Hedef ulusal refleksi köreltmek mi?" diye düşündüm.
O nedenle bir süre yazmadım, şimdi yazıyorum.
Niçin şimdi? Onun yanıtını da ben vereyim.
Son zamanlarda artan PKK eylemleri, Adalet Bakanlığı''ndaki canlı bomba terörü ve en son olarak da,
Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök''ün Başbakana verdiği brifingde "PKK, ses getirecek eylem hazırlığı içinde" uyarısını yapması. Eski milletvekiline, "Peki bunları, sizin demeciniz, uyarınız olarak yazayım.
Ya da gelin Ceviz Kabuğu''na, orada bunları tartışalım" dedim. Bu teklife aldığım yanıt ta ilginçti: "Hayır..
Adımı yazarsan da, görüştüğümüzü inkâr ederim!..".
Allah, Allah..
Sanki "Görevimiz Tehlike" filmini seyrediyoruz!..
Hani orada, filmin başında "Bu teyp kendi kendini yok edecektir" deniyordu ya. Eski milletvekili, "acelem var" dedi ve iyi dileklerini sunduktan sonra gitti. Bu açıklamalardan sonra, ne diyeceğimi bilmiyorum. Her zaman söylediğim gibi, devlet (ve icra organı AKP Hükümeti) bu ülkede yaşayan herkesin (özelikle ulusalcı aydınların) can güvenliklerini çok iyi korumalıdır.
Allah korusun, söylendiği gibi "ses getirici" bir eyleme engel olunamazsa, arkasından neler olur düşünmem bile istemem.
Kaynak (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazar.asp?id=13)
Bundan önce Hulki Cevizoğluna bir suikast girişiminde bulunulmuştu. Bu gelişmeler pkknın güçlü olduğu zamanlarda yaşanmışdı. Dikkat edin, bu suikastı planlayan pkknın kendiside değil, Türkiyeyi karıştırmak isteyen yabancı bir devlet. Ve bugüne baktığımızda pkknın eylemleri çoğalıyor, acaba hedefte aydınlarımızdan birisi varmı?
von göktürk
Allah korusun, söylendiği gibi "ses getirici" bir eyleme engel olunamazsa, arkasından neler olur düşünmem bile istemem.
bence birsey olmaz cünkü türkiyede herkes düsmüs kenti cikarina
bazen milliyetci duygusaligi kenara birakip düsünmek cok faydali.
kardes 20insani öldüren pkk militani bunda 4-5ay önce akpnin cikardigi af yasasindan
yararlanarak cikti.
peki tc milleti neden tepki gözdermedi hani protestolar.
anliyormusun beni kardes
Yabanci Ülkeyimi ariyorsunuz?
Diyarbakir-Brüksel-HattI.
"Presidency Conclusions"
MADDE: 23.. "...müzakerelerin yalnız Türkiye'yle değil, diğer devletlerle de yapılabileceğini... Müzakereler sırasında Türkiye birkaç devlete bölünürse veya Güneydoğu Bölgesi'nde bir Kürt devleti kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına..."
Gelecekleri var sa görecekleride var:
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!
kardeslerim
gecmiste yasadiklarimizi hatirlatmak isterim..sizler belki henüz dogmamistiniz..yada cok genctiniz.
1980 öncesi..
bir ay icinde, üc önemli öldürme hadisesi oldu.
1-mhp genel baskan yardimcisi gün sazak
2-disk genel baskani kemal türkler
3-chp milletvekili(ismini unuttum)
ücüde, o ana kadar ismi duyulmamis bir sol örgüt! tarafindan öldürüldü..ve her üc olayda da ayni tür silah ve taktik kullanildi..capraz ates...
ve, türk toplumunun tepkileri ölcüldü..güvenlik güclerinin / ordunun tepkileri ölcüldü...
ve bir müddet sonra, terör cok azgin bir hale geldi..en sonunda 12 eylül muhtirasi verildi..
****
akilli olmamiz lazim, akilli...
****
11 eylül günü, meclisin önünde bubi tuzakli bomba asiliyordu..ama 12 eylül sabahi, terör bir anda durdu.
****
yunanistan nato ya tekrar alindi(veto etmedik)
türkiyede, siyaset tatil edildi, eski siyasiler enterne edildi..ve türkiyenin siyasi hayati, tekrar sifirdan baslatildi.
binlerce insan cezaevlerine dolduruldu, iskenceler yapildi her iki karsit guruba.
onlarca insan idam edildi.
****
ve halen, o günlerin kardes kavgasinin sonuclarini yasiyoruz....
PKK'nın bomba tuzağı Şemdinli'de beş askeri şehit etti... Genelkurmay Başkanı Org. Özkök sert çıktı: Kısıtlanmış yetkilere rağmen mücadelemiz sürecek.
Kuzey Irak'tan sızan PKK'lılar Hakkâri'nin Şemdinli ilçesindeki jandarma tabur duvarı önüne bomba koydu... Dün sabaha karşı patlayan bomba üç uzman çavuş ile iki erimizi şehit etti. Kanlı saldırıdan altı saat sonra bir törende konuşan Org. Özkök teröre karşı "el ele cephe" istedi.
"BOMBALAMALAR EN AŞAĞILIK EYLEM TARZI"
Bombalıeylemleri "en aşağılık eylem tarzı" olarak niteleyen Org. Özkök, teröre karşı TSK'nın yetkilerinin kısıtlanmasından yakındı ve "Buna rağmen bölücü terör örgütüne karşı mücadelemiz özveriyle sürecektir" dedi.
TERÖRE KARŞI ASKERİN TALEBİ
Birsüre önce Org. Başbuğ teröre karşı askerin isteklerini şöyle sıralamıştı: "Yeni bir kurul, Terörle Mücadele Kanunu'nda değişiklik, Batı ülkelerindeki gibi önlemler..."
http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
Özkök'ten sitem
Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, "TSK, bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini kısıtlanmış yetkilerine rağmen özveriyle sürdürmektedir ve sürdürecektir" dedi.
Genelkurmay 2'inci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un Başbakanlıkta "Terörle Mücadele Kurulu" oluşturulması önerisinin gerçekleşmemesi sonrası Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ISAF görevini tamamlayan Türk birliğini karşılama töreninde sitemli konuştu. Terörle mücadelede TSK'nın yetkilerinin kısıtlı olduğuna vurgu yapan Org. Özkök, sivil-asker topyekün bir mücadele istedi. "Üzücü ve bir o kadar da düşündürücü terör eylemlerine" değinmek istediğini belirten Özkök, şöyle dedi: "Terörizm asrın en acımasız hastalığıdır. PKK terör örgütünün son zamanlarda gerek askeri, gerekse sivil tesis ve personele karşı uyguladığı bombalama eylemlerinin vahşet ve acımasızlığını hep birlikte üzüntüyle izlemekteyiz. Bombalama eylemleri; bomba patladığında kimin öleceğinin önceden kestirilemediği, sadece insanlığa karşı işlenen bir suçun vasıtası sayılması gereken en aşağılık eylem tarzıdır."
TSK'NIN YETKİSİ KISITLI
Genelkurmay Başkanı TSK'nın terörle mücadele yetkisinin "kısıtlı" olduğunu şu ifadelerle dile getirdi: "Türk Silahlı Kuvvetleri, halkı eski acılı günlere geri götürmeyi amaçlayan bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini kısıtlanmış yetkilerine rağmen özveriyle sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecektir." Özkök, teröre karşı topyekün mücadele gerektiğini vurgulayarak "Bu mücadele, TSK ve diğer güvenlik kuvvetleri yanında, bütün halkımızın, yöneticilerimizin ve sivil toplum kuruluşlarının da iştirakiyle, topyekün bir tarzda yapıldığında daha etkileyici sonuçlar elde edilebilecektir" dedi. Özkök, Terör örgütlerinin en korktuğu şeyin, "toplumun kendilerinden başka tamamının el ele, gönül gönüle bir karşı cephe oluşturması" olduğunu söyledi. Özkök, TSK'nın Afganistan'daki harekatının bir dönüm noktası olduğunu da belirterek, ailelere "Yavrularınızla ne kadar övünseniz azdır" dedi, askerlere de şöyle seslendi: "Çok uluslu kuvvet oluşturulması, müşterek karargahlarda çalışma, lider ülke olarak stratejik intikal ve harekatın icrası gibi konularda çok önemli tecrübeler edindiniz. Bu tecrübeler kaybolmasın, aksine bu tecrübeler gelecekte icra edilecek benzer harekatların çok daha başarıyla icrası için zemin oluştursun. Unutmayınız ki TSK, terörizme karşı mücadeleyi sahip olduğu birikimle desteklemeye devam edecektir."
NE DEMEK İSTEDİ?
Orgeneral Özkök'ün açıklamasında geçen "kısıtlanmış yetkiye rağmen" sözleriyle neyi kastettiği ise tartışma konusu oldu. Genelkurmay Başkanlığı geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan'a 5 saat süren bir terör brifingi verdi. Ardından, YAŞ'ta 1'inci Ordu Komutanlığı'na atanan Genelkurmay 2'nci Başkanı Org. İlker Başbuğ, basın toplantısında Başbakanlığa bağlı "Terörle Mücadele Kurulu"nun oluşturulmasını önerdi. Ancak hükümet bu konuda yeni bir birim oluşturulmasına gerek olmadığına karar verdi. Org. Özkök'ün sitemli sözleri üzerine iktidar sözcüleri "Yetki kısıtlaması yok" derken, CHP yetkilileri "Sözler dikkate alınmalı" dediler. Milli Güvenlik Kurulu'nda 40 yıl başhukuk danışmanı olarak görev yapan emekli Mustafa Ağaoğlu da MGK pasifize edildiği için askerin terörle mücadelesini bugün sadece İç hizmet Kanunu'ndaki yetkilerle yapabildiğini savundu
------------------
Askerin önerdiği yasa
Org. Başbuğ, terörle mücadelede alınması gereken önlemler arasında İngiltere Terörle Mücadele Yasası'nı örnek göstermişti. Bu yasanın bazı hükümleri şöyle:
* Terör örgütlerinin toplantısını destekleyenlere 10 yıl hapis verilir.
* Halkın toplu bulunduğu yerlerde, terör örgütlerini destekleyecek pankart taşıyanlara 6 aya kadar hapis verilir.
* Terörizmle ilgili faaliyette kullanılmak üzere yardımda bulunanlara 14 yıl hapis cezası verilir.
* Teröristler hakkında bilgi saklayanlar 5 yıl hapisle cezalandırılır.
* Polis tutuklama müzekkeresi olmaksızın, gerekçeli şüpheden dolayı tutuklama yapabilir.
http://www.sabah.com.tr/gnd110.html
--------------------------------------------
Askerin yetkisi neden terörle mücadele kistlaniyor .Avrupali terör ile ilgili yasalarini her gecen gün sertlestiriyor , bizimkilerin yaptigina bak ya ? Bu hükümet uyuyormu ya ? Bu kadar mi kör bunlarin gözleri .......
Askerin yetkisi neden terörle mücadele kistlaniyor .Avrupali terör ile ilgili yasalarini her gecen gün sertlestiriyor , bizimkilerin yaptigina bak ya ? Bu hükümet uyuyormu ya ? Bu kadar mi kör bunlarin gözleri .......
Bu hükümet su an sadece 3 ekimi düsünüyor. :p
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Anıtkabir Özel Defterine, "Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), yaşadığımız bu gönençli günlere ne zorlukla ulaştığımızın bilincinde olarak, kutsal emanetin olan güzel vatanımızı, kurduğun çağdaş cumhuriyetin temel niteliklerini ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü canı pahasına koruma ve kollamaya devam edecektir" diye yazdı.
Zafer Bayramı kutlamaları çerçevesinde ilk tören Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, kuvvet komutanları ve askeri erkanın katılımıyla Anıtkabirde düzenlendi. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Faruk Cömertin katıldıkları ilk resmi tören, Aslanlı Yoldaki yürüyüşüyle başladı.
Orgeneral Özkök, Atatürkün kabrine çelenk bıraktıktan sonra Anıtkabir Özel Defterine daha önceden yazdığı metni imzalayarak sesli olarak okudu. Genelkurmay Başkanı Özkök, Anıtkabir Özel Deftere şunları yazdı:
"Çağdaş Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Ulu Önder Atatürk... 30 Ağustos Zafer Bayramının 83. yıldönümünü gururla kutlamanın heyecanı içerisinde yüksek huzurlarınızdayız.
Bu zafer, vatanı işgal altında olan bir ulusun, senin önderliğinde tam bağımsızlık hedefine kilitlenerek olağanüstü yokluk ve güçlüklerle verdiği destanlaşmış bir mücadelenin son halkasıdır. Şüphen olmasın ki, Türk Silahlı Kuvvetleri, yaşadığımız bu gönençli günlere ne zorlukla ulaştığımızın bilincinde olarak, kutsal emanetin olan güzel vatanımızı, kurduğun çağdaş cumhuriyetin temel niteliklerini ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü canı pahasına koruma ve kollamaya devam edecektir.
Manevi varlığın, ilke ve devrimlerin, sonsuza kadar bizlere güç vermeye ve ilerlemekte olduğumuz yolu aydınlatmaya devam edecektir. Minnet ve şükran duyguları içerisinde, huzurunuzda saygıyla eğiliyorum. Ruhun şad olsun."
TEBRİKAT TÖRENİ
Genelkurmay Başkanı Orgeral Hilmi Özkök ve kuvvet komutanları daha sonra Genelkurmay Başkanlığında tebrikat törenine katılarak tebrikleri kabul etti.
Tebrikat Törenine TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu, Yargıtay Başkanı Osman Arslan, Parlamentoda temsil edilen partilerin Genel Başkanları ve milletvekilleri ile Ankaradaki Büyükelçilerin Askeri Ataşeleri katıldı.
Atatürk Kültür Merkezinde yapılacak tören ise saat 11.00de başlayacak.
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~467@nvid~624248,00.asp
-----------------------------------
Yüce Allah Askerimize zeval vermesin .....
eskiden bir özkök hayraniydim simdiyse aciyorum! capulcu erdogan gibi insanlarin lafiyla hareket eden adamdan bize ne hayir gelir?? GENEDE ALLAH TÜRK SILAHLI KUVVETLERINI BIZIM MEHMETCIKLERIMIZI TÜM $***** karsi korusun
amin
orasi öyle ama neden bu kadar taviz veriyorlar anlamiyorum ?
Su an bir AB havasi var diye...ayrica Medyada AKP yanlisi olunca, TSK bir nevi daha dikkatli davraniyor.
Telli Baba
13.10.05, 07:34
ANKARA Milliyet - GÜRKAN AKGÜNEŞ İstanbul
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 14 yaşında askeri lise öğrencisi olduğu dönemde, marksist çizgisiyle tanınan Attila İlhan'ı okuduğu ortaya çıktı. Özkök, o yıllarda İlhan'ın şiirlerinden etkilendiğini söyledi.
Orgeneral Özkök, dün beraberinde kuvvet komutanlarıyla birlikte İstanbul Valisi Muammer Güler'e bir nezaket ziyaret yaptı. Ünlü şairin ölümüyle ilgili soru üzerine Özkök, İlhan'ı 14 yaşında girdiği ve 1957'de mezun olduğu Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nden bu yana takip ettiğini söyledi.
Özkök, "Gençlik yıllarımızda bizim gönüllerimize tercüman olan büyük bir şairimizdi. Değerli şiirleri bizleri çok etkilemiştir. Adeta bizim söylemek isteyip de söyleyemediklerimizi veya güzel söyleyemediklerimizi o vermiştir.
Kendisi şair olmanın ötesinde çok iyi bir yazardır. Tarihi çok iyi bilir. Düşünceleri zaman içinde evrim geçirmiştir. Çok entelektüel bir insandır" diye konuştu.
'Büyük bir kayıp'
İlhan'ın düşüncelerini son zamanlarda yakından izleme olanağı bulduğunu da kaydeden Özkök, "Bazen son zamanlarda dilini anlamaktan sıkıntı çekerdim ama onun fikri derinliğine ulaşamadığım içindir herhalde. Türk edebiyatı için büyük kayıp, rahmetle anıyoruz" dedi.
Demirel'den mesaj
Bu arada 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Attilâ İl-han'ın vefatı dolayısıyla kardeşi Çolpan İlhan'a gönderdiği başsağlığı mesajında üzüntülerini belirttikten sonra şöyle dedi:
"Sevgili Attilâ'nın söylediği gibi; 'Ayrılık girdi araya/Hicrana düştük bugün/Evet... Elde var hüzün.' Ruhu şad olsun. Onu hep sevgiyle anacağız."
Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2005/10/13/siyaset/siy02.html)
***
Herkes hata yapabilir!
[QUOTE=Telli Baba
Herkes hata yapabilir![/QUOTE]
Bu ne demek oluyor simdi?
Bu ne demek oluyor simdi?
Telli verarscht wieder auf seine Art die Leute;) Er findet Linke gerade nicht unsympathisch.
Özkök fasist mi?
Attila Ilhan son dönemde ne kadar "marksist cizgisiyle" taniniyordu?
Dogan Medya yine bu tür kelime oyunlariyla vatansever, antiemperyalist ve kendisini kesinlikle Türkiyeli degil de Türk olarak gören Attila Ilhan'in actigi yol ve ögrettiklerini sanki gomünist maliymis gibi yutturmaya, ve böylece halki Ilhan'dan korkutmaya calisiyorlar... yamuluyor muyum yoksa?
Telli Baba
13.10.05, 18:07
Bu ne demek oluyor simdi?
Hatasiz kul olmaz demek oluyor.
Telli Baba
13.10.05, 18:12
Telli verarscht wieder auf seine Art die Leute;) Er findet Linke gerade nicht unsympathisch.
Sag mal hast Du irgendwas Sinnvolles zu sagen?!? :rolleyes:
Telli Baba
13.10.05, 18:14
Özkök fasist mi?
Attila Ilhan son dönemde ne kadar "marksist cizgisiyle" taniniyordu?
Dogan Medya yine bu tür kelime oyunlariyla vatansever, antiemperyalist ve kendisini kesinlikle Türkiyeli degil de Türk olarak gören Attila Ilhan'in actigi yol ve ögrettiklerini sanki gomünist maliymis gibi yutturmaya, ve böylece halki Ilhan'dan korkutmaya calisiyorlar... yamuluyor muyum yoksa?
Tam isabetli konuştunuz, bu devleti sol ve gomonistlerden kurtarma yolları aramalıyız. 100% katılıyorum dediklerinize.ı
Sag mal hast Du irgendwas Sinnvolles zu sagen?!? :rolleyes:
Was soll der Spruch? Nach so einem Komentar von Sinvoll zu sprechen ist eine dreiste anmassung:rolleyes:
Vergiss es ich lass mich nicht auf so eine billige Diskusion ein.
Offizielle Entschuldigung
:
Hier mit entschuldige ich mich bei Mister Telli für die falschen und gleichzeitig dummen Unterstellungen.
Hochachtungsvoll
Carlito
İsrail Genelkurmay Başkanı Halutz Ankara'nın konuğu
CIA ve FBI başkanlarının ardından İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz da Ankara'ya geldi. Halutz, ilk olarak resmi davetlisi olduğu Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü ziyaret etti. Askeri törenle karşılanan Halutz daha sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, tarafından kabul edildi. İki ülkenin silahlı kuvvetleri, çok çeşitli alanlarda askeri işbirliği projelerine imza atıyor. İsrail, Türkiye'nin milyarlarca dolarlık modernizasyon ihalelerinde daha etkin rol almak istiyor. Halen Türk F-4 ve M-60 tanklarının İsrail şirketleri tarafından modernize edilmesi, insansız uçak satın alınması gibi projeler yürütülüyor. Bölgesel gelişmelerin de değerlendirileceği buluşmada İran'ın nükleer programı, HAMAS ve El Kaide terör örgütlerine karşı ortak mücadele, ABD-Suriye gerginliği gibi konuların da ele alınması bekleniyor. ----------------------------------------------
Kapili kapilar ardinda kim bilir hangi pazarliklar yapiliyor .Sanirim Iranla yapilacak bir savasin senaryolari görüsülüyor .
http://img.sabah.com.tr/i/1_pix_trans.gif
İsrailden Türkiyeye uydudan PKK istihbaratı
Uğur ERGAN / ANKARA
Terör örgütü PKKnın Irakın kuzeyinden sızmasının önlenmesi ve bertaraf edilmesi için ABD ile yakın işbirliği yollarını arayan Türkiye, örgütün hereketliliği konusunda İsraille de yakın işbirliği içinde olacak.
Bu konu dün Ankaraya günübirlik ziyaret yapan İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutzun temaslarında gündeme geldi. Dan Halutz, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkökle görüştü ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından da kabul edildi.
İşbirliği çerçevesinde İsrail, istihbarat uyduları vasıtasıyla elde ettiği PKK, El Kaide ve diğer radikal dinci örgütlerin hareketliliği ve eylem hazırlıkları konusundaki bilgileri Türk tarafına aktaracak. Türkiye de aşırı dinci gruplarla ilgili istihbarat bilgilerini İsraile aktaracak. İsrail, ayrıca İranın nükleer faaliyetleri hakkında da Türk tarafını bilgilendirecek.
Bu arada Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömertin esrarengiz şekilde İsraili üç günlüğüne ziyaret ettiği ortaya çıktı. Beş kişilik kurmay ekibiyle İsraile giden Orgeneral Cömert İsrailli meslektaşı Tümgeneral Eliezer Shekedi ile görüştü.
--------------------
kirmizi isarteleri yerleri iyi okuyun arkadaslar
Halutz ve Cömertin ziyaretlerinde savunma sanayi işbirliği konuları da ele alındı. 170 adet M 60 tankının modernizasyonu, 54 adet F-4 savaş uçağının ikinci paket olarak İsrail tarafından modernize edilmesi, düşman radarlarının belirlenip imhasında kullanılan insansız Harpy 2ler ve ilgili teknik konular görüşüldü.
---------------------------------------------------------
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Türkiye'nin nükleer silah tehdidi altında bulunduğu söyledi.
Özkök, Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmada iç ve dış güvenlik sorunlarını değerlendirdi.
Türkiye'nin soğuk savaş nedeniyle uzun yıllardır güvenlik sorunu çektiğini belirten Özkök, soğuk savaşın sona ermesine rağmen Türkiye'nin durumunun daha kötüleştiğini vurguladı.
Genelkurmay Başkanı, bölgesel gelişmeleri değerlendirirken, Türkiye'nin nükleer silah tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Hindistan'dan itibaren, Pakistan, Afganistan ve İran'a uzanan bölgesel sorunların bulunduğunu ve Türkiye'nin sorunların kesiştiği bir noktada olduğunu belirten Genelkurmay Başkanı, "sağlam bir güvenlik stratejisine sahip olmalıyız" dedi.
Özkök, Türkiye'nin Kıbrıs'taki çıkarlarının da aralarında bulunduğu bir dizi güvenlik sorununun, güçlü bir Türk Silahlı Kuvvetleri'ni zorunlu kıldığına dikkat çekti.
Genelkurmay Başkanı konuşmasında, Türkiye'nin enerji sorununa da değindi. Türkiye'nin 2020 yılındaki enerji ihtiyacının 319 milyon tona ulaşmasının beklendiğini belirten Orgeneral Özkök, yeni enerji kaynakları bulunmadığı sürece enerji sorununun Türkiye için ciddi riskler yaratabileceğine dikkat çekti.
Genelkurmay Başkanı, terörizm gibi unsurlarla mücadelenin yanı sıra, rejime yönelik tehditleri bertaraf etmek ve Türkiye'nin Kıbrıs'taki çıkarlarını korumanın Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yakından ilgilendirdiğini vurguladı.
Özkök: "Farklı düşüncelerden korkmayın"
Genelkurmay Başkanı Özkök Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmada , 'asimetri yaratacak fikirlerden ürkmemek' gerektiğini söyleyerek, 'uygarlığın, karşı fikirlerin çarpışmasıyla geliştiğine' dikkati çekti.
Özkök ''çok aykırı fikirlerle karşılaşabilirsiniz, hele bu fikirlere 'vatan haini bir düşünce' gibi çok iddialı bir önyargı ile yaklaşırsanız, fikirlerden istifade marjını daha başlangıçta sıfırlamış olursunuz'' dedi.
http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=92445
--------------------------------
Özkök pasa cok dogru söylemis , eger ki ordumuz bu kadar güclü olmazsa cok isimiz bitmisti inanin bana .Eger ki bugun Türkiye söz sahibi ise o zaman bunu ordusuna borclu
:türkiye: YASASIN TÜRK ORDUSU
Yani simdi Iran`a yönelik bir Harekati onayliyor mu Org. Özkök?!
Yoksa Türkyie`nin de böyle bir enerji Programi olmasini mi kastediyor?!
Hört sich interessant an, kann mir jemand den Text auf deutsch übersetzen ?
kostnixreisen.de
18.03.06, 18:20
Hört sich interessant an, kann mir jemand den Text auf deutsch übersetzen ?
Auf Deutsch: Kurde bombt Kurde tod Türke schuld Kurde Atombombe schmeissen Türkei Kurde Tod Türke auch tod schuld Türke weil Türke nicht Indogermane
TRT Haberhttp://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
13.06.2006
http://www.trt.net.tr/haber/2003/03/05/resim/hilmi_ozkok_1_b.jpg http://www.trt.net.tr/wwwtrt/imgs/1pix.gif
Orgeneral Özkök Avustralya'da
İki ülke arasında askeri işbirliği anlaşması imzalandı.
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Avustralya'daki resmi temaslarını sürdürüyor.
Avustralya Genelkurmay Başkanı Ken Gillespe'in davetlisi olarak bu ülkede bulunan Orgeneral Hilmi Özkök ve beraberindeki heyet, başkent Canberra'da düzenlenen törene katıldı.
Törenin ardından iki ülke arasında savunma alanında işbirliği anlaşması imzalandı.
Anlaşmaya Türkiye adına Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, Avustralya adına ise Savunma Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Allan Houston imza koydu.
Anlaşma ile askeri eğitim, lojistik destek, savunma sanayinde ortak yatırımlar yapılması ve işbirliğinin geliştirilmesi hedefleniyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün Avustralya Savunma Bakanı Brendan Nelson ile de biraraya gelmesi bekleniyor.
http://www.trt.net.tr/wwwtrt/hdevam.aspx?hid=152494&k=1
Nükleer Öğretiler ve Enerji Riski
Özkök paşa her zaman olduğu gibi ordunun olaylara ve gelişime hassas bir bakış açısıyla ve geniş bir perspektiften baktığını gösterdi. Zira şu unutulmamalıdır ki tarih boyunca her milletin kendine has özellikleri vardır, asil milletmizin tarih boyunca ayrılmaz parçaları olan bu kendine özgü özelliklerini tekrar gözden geçirelim;
1- Türk milleti asker kökenli bir millettir, doğan her Türk bebeği asker olarak doğar ve asker olarak ölür, bu kıstası ben kendi şahsi görüşüm olarak belirtmiyorum, milletmizin bu özelliğinin nerden geldiğini merak edenler, bilge kağan ve eski türk büyüklerinin söylemlerine baksınlar.
2- Türk milleti savaşçı bir millettir. Bu savaşçılık sıcak cepheler için değil, milletimizn haklı olduğu daha doğrusu haksızlığa uğradığı her durum ve şartta savaşçı bir anlayışla kendisini ve varlığını koruma amacını gütmesidir. Bu sadece kendi milletimizi korumak bağlamında değil,dünyada heksızlığa uğrayan her ne kadar kavim, millet, topluluk varsa haklı oldukları müddetçe onların da hakkını savunmaktır.
Milletimizin genel karakteristiğine şöyle bir göz attıktan sonra dünyadaki gelişmeleri herhangi başka bir devletten çok daha geniş ve ilerici bakışla nasıl değerlendirdiğini daha iyi anlayabiliriz.
Nükleer öğretiler soğuk savaşın bir ürünüdür ve giderek emperyalist güçlerin vahşi saldırıları karşısında 3. dünya kendisini bu saldırılardan korumak için soğuk savaşın etkin silahı nükleer caydırıcılığa sahip olmak istemektedirler ve haklıdırlar. Çünkü, dünyanın beş büyük nükleer gücü belki bu caydırıcılıklarını birbirlerine karşı topyekün tahrip anlamında kullanamazlar ancak esnek mukabelede birbirlerinin can alıcı çıkarlarına göz dikmeme bağlamında etki edebilirler. 3. dünya ülkeleri ise zaten zayıf olan ekonomilerinin acısını çekerken onlardan daha fazlasını isteyen batıya karşı etkin bir silah edinmek amacındadırlar. Zira bu silahı elde ettikleri takdirde zaten kaybedcekleri bier şeyleri olmadığı için nükleer öğretinin 1. alternatifini seçebilirler,kendi caydırıcılıklarını dünyaya kanıtlamak için;Topyekün tahrip.
Türkiye cumhuriyeti olarak en kısa zamanda ülke içinde bir enerji tekeli oluşturmalı(mümkünse ordu bünyesinde) ve zaten varolan toryum yataklarını işleterek ilk adımda nükleer enerjiye daha sonra da nükleer öğreti geliştirebileceğimiz atom bombaları yapımına yönelmeliyiz,ülkemizi bölgesel güç olarak üstlendiği sorumluıluklar muhtemelen küresel güç olarak üstleneceği sorumluluklarla paralellik gösterecektir. Varlığımızı ve varlığını tehdit altında gören ülkelere güvence olması adına Türkiye nükleer güce sahip olmalı!
Auf Deutsch: Kurde bombt Kurde tod Türke schuld Kurde Atombombe schmeissen Türkei Kurde Tod Türke auch tod schuld Türke weil Türke nicht Indogermane
:brüll:
Hört sich interessant an, kann mir jemand den Text auf deutsch übersetzen ?
skywalker, im wesentlichen geht es darum, das sich das türkische heer bedroht fühlt von der aufrüstung mit atombomben in der region.
allerdings steht im raum (korigiert mich) ob die türkei auch nachrüsten soll.
ich denke es ist unausweichlich. der kalte krieg kann beginnen:buuh:
Çanakkale'de 'radyasyon' şüphesi
Kapalı tutulan alanın bir süre daha kapalı kalması gerekiyor
http://www.cnnturk.com/images/turkiye/radyasonhbr4539.jpg
Radyasyon güvenliği açısından tedbire uyulması isteniyor
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı tatil beldesi Geyikli sahilinde belirlenen radyasyonun normalin üzerinde çıkması üzerine Ankara'dan giden üç kişilik ekip, sahilde ölçüm yaptı.
Ölçüm yapılan alan ise halka kapatıldı.
Radyasyon ölçüm aracıyla Doçent Doktor Atıf Çetiner başkanlığında Hantepe mevkiine gelen ekip, koruma şeridi içindeki yaklaşık 500 metre uzunluğunda ve 3 metre genişliğindeki kumsalda araştırma yaptı.
Sahildeki kumlarda yapılan incelemenin ardından, yaklaşık 2 metrekarelik bir alan kumlardan temizlenerek, toprak zemine ulaşıldı.
Ekipler, buradaki ölçümlerde radyasyon oranının yarıya düştüğünü belirledi.
Ancak bu seviyedeki bir radyasyonun doğal nedenlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi için araştırmaların sürdüğü açıklandı.
Doğal radyoizotoplar
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu başkanlığından yapılan açıklamada "yapılan analizler sonucunda sınırlandırılan alanın bazı bölgelerinde ortalama doğal değerlerden yüksek seviyelerde tespit edilen aktivitenin doğal radyoizotoplardan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu tespitler doğrultusunda radyolojik ve jeolojik analizlerin devam etmesi gerekmektedir" denildi.
Çevre sakinlerine hala kapalı tutulan alanın bir süre daha kapalı kalması gerekiyor.
Açıklamada radyasyon güvenliği açısından bu tedbire uyulması ve güvenlik güçleriyle ilgililere yardımcı olunması istendi.
Yerleşim alanları 'normal'
Dünyada doğal radyasyon sevilerinin bu düzeyden daha yüksek olduğu çeşitli bölgeler ise mevcut.
Ayvacık ve Ezine ilçelerindeki yerleşim alanının radyolojik açıdan tarandığına işaret edilen açıklamada, şimdiye kadar yapılan ölçümlerde hiçbir yerleşim biriminde beklenenin üstünde bir radyasyon seviyesinin tespit edilmediği belirtildi.
http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=190914
Doğal radyoizotoplar
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu başkanlığından yapılan açıklamada "yapılan analizler sonucunda sınırlandırılan alanın bazı bölgelerinde ortalama doğal değerlerden yüksek seviyelerde tespit edilen aktivitenin doğal radyoizotoplardan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu tespitler doğrultusunda radyolojik ve jeolojik analizlerin devam etmesi gerekmektedir" denildi.
Çevre sakinlerine hala kapalı tutulan alanın bir süre daha kapalı kalması gerekiyor.
Açıklamada radyasyon güvenliği açısından bu tedbire uyulması ve güvenlik güçleriyle ilgililere yardımcı olunması istendi.
was für ein ding?
deryatulga
07.06.07, 21:27
Askerden Özkök açıklaması
07 Haziran 2007 Perşembe 19:26
Genelkurmay Başkanlığı, Hilmi Özkök'ün GATA'yı ziyaretinde karşılaştığı tutumla ilgili yapılan haberleri yalanladı. Yapılan açıklamada ''Amaç, TSK'yı yıpratmaktır denildi.
Genelkurmay Başkanlığı, Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök'le ilgili ''Hilmi Özkök'e GATA'da alt seviyede protokol'', ''Özkök Paşaya Tavır mı konuldu'' haberlerinin ''TSK'yı yıpratmaya ve birlik beraberliğini bozmaya yönelik gerçek dışı haberler'' olduğunu açıkladı
Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan açıklamada, bugün bazı basın yayın organlarında eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hilmi Özkök'e ''GATA'da alt seviyede protokol'', ''Özkök Paşaya tavır mı konuldu'' başlıkları haberlere yer verildiği belirtilerek şöyle denildi:
''Kamuoyu tarafından iyi bilinen bazı çevrelerce sunulan; Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya ve birlik beraberliğini bozmaya yönelik bu haberler tamamen gerçek dışıdır. (Emekli Orgeneral Hilmi ÖZKÖK, 26 Mart 2007 tarihinde eşi ile birlikte GATA'yı ziyaret etmişler, normal protokol usullerine göre GATA Komutanı, GATA Dekanı ve diğer yetkililerce karşılanmışlar, ziyareti sonrasında yine aynı esaslarla uğurlanmışlardır.
Ayrıca, diğer eski Genelkurmay Başkanları gibi, Harp Akademilerindeki Sempozyuma davet edilmişler ve mazeretleri nedeni ile anılan faaliyete katılamamışlardır.''
deryatulga
11.06.07, 22:52
'HİLMİ ÖZKÖK'Ü ASTEĞMEN KARŞILADI' HABERİNİ YAPAN MUHABİRE NE OLDU
11.06.2007 09:01
CNN Türk, sonradan yalanlanan "Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü asteğmen karşıladı" haberini yapan muhabirle yollarını ayırdı.
CNNTürk'ün 9 yıldır Genelkurmay muhabirliğini yapan ve bu habere imza atan Kemal Yurteri, işten çıkartıldı.
ottoman1299
01.10.07, 15:47
Org. Yaşar Büyükanıt'tan çarpıcı uyarılar
01/10/2007
Başka İslam ülkeleriyle kıyaslamak anlayışı var. Bu tartışmalar kaygı vericidir. Açıkça ifade ediyorum. Bu tartışmalar Cumhuriyet'e yakışmamaktadır.
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Harp Akademileri açılış töreninde konuştu.
Büyükanıt, çok çarpıcı uyarılarda bulundu. İşte konuşmadan satırbaşları:
LAİK YAPIYI KİMSE DEĞİŞTİREMEZ
Hiç bir güç ülkemizi bölemez. Buna kimsenin gücü yetmez. Büyük Türk devleti kendini bu konuda korumasını bilir. Hiç bir güç Atatürk'ün kurduğu cumhuriyeti başka bir şeye çeviremez. Hiç bir güç ülkenin laik yapısını değiştiremez. Üniter devlet yapımız bizim var olma nedenimizdir.
Hiçbir Güç Türk Ulusunun ordusuna duyduğu güveni zedeleyemez. Olmaz ve olmamalıdır. Devletimizin temel direkleri bizim var olma nedenlerimizdir. Bu temel değerleri savunanlar eleştirilmemelidir.
MALEZYA KIYASLAMASINA TEPKİ
Başka İslam ülkeleriyle kıyaslamak anlayışı var. Bu tartışmalar kaygı vericidir. Açıkça ifade ediyorum Bu tartışmalar Cumhuriyet'e yakışmamaktadır.
DTP TERÖRE DESTEK VERİYOR
Etnik milliyetçiliğe dayalı bölücü terör örgütü 2 bine yakın tesisi tahrip etti ve 1500 kadar sivil görevlinin hayatına kastetmiştir. Bölücü terör örgütü en büyük zararı bölge halkına vermiştir. Son olay bunun en önemli örneğidir. PKK'ya karşı mücadelede kararlığımız devam edecektir.
Bu dönem çok önemlidir. Son dönemde PKK'ya çok büyük bir darbe vurulmuştur. Koruculara saldırı bunun bir nedeni olarak görülebileceğini düşünüyorum.
Uyardığımızı tüm ülkelerden olumlu bir cevap alabilmiş değiliz. Bu ülkeler PKK'ya olaysız ve dolaylı desteklerine devam etmektedir. Terör örgütün Türkiye'deki siyasetteki uzantılarıdır. Bunlar terör örgütünü kardeşlerimiz diye tanımlayabilmektedir.
Dün bu guruptan bir kişi "Biz PKK'ya terör örgütü diyemeyiz. Dersek sizleşiriz" diyebiliyor. Terörle sözde değil özde mücadele etmek gerekir. Sözlerimin bazı kesimleri rahatsız edeceğini biliyorum.
IRAK PARÇALANMAYA MÜSAİT
Irak'ın konfederatif yapıya doğru hızla ilerlediğini görüyor, bundan duyduğumuz rahatsızlığı ifade ediyoruz. Irak'ın kuzeyinde oluşabilecek federatif bir devlet Türkiye için büyük risk oluşturacaktır. Irak parçalanmaya çok müsait. Yalnız siyasi boyutuyla değil güvenlik boyutuyla da Türkiye için tehlike arzediyor. Türkiye'nin dikkatle bakması gereken yer Kuzey Irak'taki oluşumdur.
BİREY İÇİN DEVLET BUDANIYOR
Değiştirilmek istenen anayasa ile ilgili üniversitelerin hazırladığı ilk taslağı biliyoruz. Bu taslak açıklandığında bizi ilgilendiren kısımla ilgili görüşlerimizi açıklayacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Son zamanlarda devleti budarken bireyin yüceltildiğini görüyoruz. Devleti yok ederken bireyin yüceltilebilmesi ne kadar doğru...
YEMİNİME İHANET ETMEDİM
Etik olmayan saldırılardır. Sadece ülke içinden değil ülke dışından da yapılıyor ve destekleniyor. Bu zamana kadar ki suskunluğumuz zorlanmamalıdır.
Bu üniformayı 53 yıldır büyük bir onurla taşıyorum. Bayrağa el bastığım yeminle başladım. Bu yemine asla ihanet etmedim, etmedik. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır anlayışı vardır.
TSK sistematik ve önyargılı saldırıların hedefi oluyor. Bazı tartışmaları çok yersiz buluyorum.
Vatan
deryatulga
01.10.07, 15:51
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/01/yazar/bila.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/10/01/yazar/bila.html)
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_bila.gif
Fikret BİLA Yön
ESKİ GENELKURMAY BAŞKANI ORG. HİLMİ ÖZKÖK, MİLLİYET'İN SORULARINI YANITLADITezkerenin geçmemesi bir anayasal kazadır
AKP grup kararı alsaydı 1 Mart tezkeresi geçerdi. 1 Mart tezkeresinin Meclis'ten geçmemesine "Bir anayasal kaza" diyorum ben. Çoğunluk evet dedi, ama yeterlilik sayısına ulaşamadığı için... Genelkurmay Başkanı olarak oylama öncesi konuşamazdım. Doğru olmazdı. Konuşsaydım ve tezkere geçmeseydi TSK'nın hali ne olurdu? Dövmeyi öğrenmek lazım ama dayak yememeyi de öğrenmek lazım
Fırtınalı günlerin komutanı konuştu - 1
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/01/yazar/resim/b.jpg
Başlarken...Hilmi Özkök Türkiye'nin fırtınalı bir dönemden geçtiği 2002-2006 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttü.
Özkök Paşa, Ağustos 2002'de görevi devraldığında Türkiye, Irak krizinin tam ortasındaydı. ABD Irak'a yapacağı askeri müdahale için Türkiye sınırından "Kuzey Cephesi" açmak istiyor ve Ankara'dan zor taleplerde bulunuyordu.
Irak krizinin yarattığı çalkantılı dönemde Kasım 2002'de Türkiye'de iktidar değişti. Özkök Paşa, ezici bir çoğunlukla tek başına iktidara gelen AKP ile çalışmaya devam etti. Abdullah Gül'ün Başbakanlığı döneminde devam eden ABD talepleri, uzun süren müzakereler sonucunda 1 Mart tezkeresiyle kabul edildi. Ancak Türkiye'nin de ABD ile birlikte Kuzey Irak'a girmesini öngören ve detaylı bir mutabakat zaptına bağlanan 1 Mart tezkeresi Meclis'e takıldı. 1 Mart tezkeresinin geri çevrilmesi Türk-Amerikan ilişkilerini ciddi bir krize soktu. Kuzey Cephesi'ni açamadan Irak'a giren ABD, Kuzey Irak'taki Kürtlerin desteğiyle harekâtı yürüttü.
4 Temmuz 2003'te ABD askerleri Süleymaniye'de Türk irtibat timinin bulunduğu binayı basarak askerlerimizin başına çuval geçirdi. Bu olay 1 Mart tezkeresiyle Türkiye ile ABD arasında yaşanan krizi daha da derinleştirdi.
Özkök Paşa çok önemli dış olayların yaşandığı 2002-2006 arasında iç politik gelişmeler nedeniyle de projektörlerin üzerinde olduğu isimlerin başında geliyordu. Bir kesim Özkök'ü AKP hükümetine karşı sert tavır almamakla eleştiriyor, bir kesim ise "demokrat Genelkurmay Başkanı" diye alkışlıyordu.
Bu dizide bu önemli olayların perde arkasını ve Özkök Paşa'nın eleştirilere verdiği yanıtları ilk kez okuyacaksınız.
Genelkurmay Başkanlığı döneminde gündeme gelmeyi sevmeyen ve bu nedenle çok kritik konular dışında konuşmayan Hilmi Özkök Paşa, bu tutumunu emekli olduktan sonra da sürdürdü.
Özkök Paşa ısrarımız üzerine suskunluğunu bozdu. Hilmi Paşa'yla, emekli olduktan sonra yerleştiği İzmir'de görüştüm. İzmir Eğitim Komutanlığı içindeki konutunun yakınındaki idare binasında Özkök'e tahsis edilmiş küçük bir ofis var. Sadece Özkök Paşa'ya değil, komutanlık bünyesindeki lojmanlarda kalan emekli orgenerallerin her biri için ofisler ayırılmış. Küçük, sade ama her türlü iletişim olanağının bulunduğu modern ofisler. 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren de artık Özkök Paşa'yla aynı binada komşu.
Özkök Paşa, beni ofisinde spor bir kıyafetle karşıladı. Oruçlu olmasına ve İzmir'in sıcağına rağmen 3 saate yakın sohbet ettik.
Hilmi Paşa'nın Genelkurmay Başkanlığı döneminde yaşanan en önemli olaylardan biri 1 Mart (2003) tezkeresinin TBMM'ye takılmasıdır. Hilmi Paşa'ya önce bu konuyu açtım :
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/01/yazar/resim/b1.jpg 'TSK doğru davrandı'
FİKRET BİLA: 1 Mart tezkeresinin Meclis'ten geçmemesi Türk-ABD ilişkilerinde krize yol açmıştı. Bu sürecin yönetilmesinde size dönük eleştiriler de oldu. Bugün bakınca, 1 Mart olayını nasıl değerlendiriyorsunuz?
HİLMİ ÖZKÖK: Sonucunda bir başarı da varsa başarısızlık da varsa bu Türkiye'nindir. Askerin de rolü vardır, sivilin de, hükümetin de. Çok karmaşık bir sistem. Aslında çok güzel bir çalışmayla başladı. Zirveler yapıldı, değerlendirmeler yapıldı.
Durum muhakemesi yapmaya alışk&lar" biçiminde de eleştiriler oldu. Ne dersiniz?[/I]
Ben, kural öyle olduğu için hareket ettim. Ben, kuralları severim. Kural öyle olduğu için, doğrusu odur. Bu kural bir gün değişir, ondan sonra yaparsın, ya da beğenmezsin, gelir değiştirirsin. Ama, kural konmuşsa ben ona uyarım. Kural öyledir, bütün demokratik ülkelerde böyledir.
Hem, TSK'nın çok özge bir konumu var. Bu, bizim için büyük şans. Milletimizin bize büyük büyük büyük desteği. Ama, onu tutabilmek için, ben TSK'yı çok iyi korumak zorundayım, görevini çok iyi yaparak, polemiklere girmeyerek, yanlış yapmayarak, TSK'yı diğer kurumlarla karşı karşıya getirmeden, bunu yürütmemiz lazım.
Yoksa, çok kolay. Çıkarsınız, söylersiniz, güzel de alkış alırsınız. Birkaç yazar da çok güzel yazı yazar hakkınızda ama, dediğim gibi, kuralı kırmış olursunuz. İkincisi, bu nasıl demokratik ülke derler. Meclis'in üzerine irade koyuyor. Genelkurmay Başkanı Meclis'e baskı yapıyor derler. Bir sürü şey derler. Demeleri önemli mi?
Milli menfaatlerimiz için bazen ne derlerse desinler, gayet tabii bildiğimizi yaparız ama öte yandan dünyada hatırı sayılır büyük bir devletiz.
Büyük bir devlet gibi davranmak zorunda Türkiye. Bir mahalle kabadayısı gibi davranamaz Türkiye. Doğrusu oydu.
Bugün aynı şeyler olsa, aynı fikri savunurum, aynı şekilde, hükümete, cumhurbaşkanıma, MGK'ya arz ederim. Ama, halkın önünde ben onu söylemem. Deseydi, siyasetçi benim Genelkurmay Başkanım böyle diyor, deseydi, mesele anlaşılırdı.
Ama oylamadan birkaç gün sonra açıklama yaptınız. Neden?
Sonra, basından, şuradan buradan sorular geldi. Karar verildi. Artık, Meclis'e baskı şeyi ortadan kalktı. Benim konuşmam da var, parlamentodaki karara nasıl bir şey derim. Bir önerge varken, nasıl böyle bir konuşma yaparım? O da Meclis'e baskı demektir.
'Wolfowitz'in işine gelmedi'O zaman ABD Savunma Bakan Yardımcısı olan Wolfowitz'in bir açıklaması oldu. "Genelkurmay bu işi iyi yönetemedi" diye.
Wolfowitz'in işine gelmedi. Çünkü, o da inanıyor ki, biz böyle deseydik, olurdu. Aslında Wolfowitz'in hedef aldığı hükümet, ama hükümetle işleri bozmak yerine, bir alt kademede TSK'ya geldi. O da, sonra bin pişman oldu. O da çok eleştirilere muhatap oldu. Kendisi bir karikatüre de konu oldu. ABD gazetelerinden birinde "Bizim için daha çok demokrasi, Türkiye için daha az demokrasi" Böyle bir karikatür çizildi.
Böyle şey olur mu? Bir demokratik ülkenin bakan yardımcısı böyle söyler mi? "TSK ağırlığını koymalıydı."
O, tabii ABD'nin menfaatleri yönünden söylüyor. Kendilerine göre. Ama, TSK, bu talebi destekledi, ben o zaman da söyledim, 'olsun bu iş' diye, bugünleri hep ileri götürdük. Öyle bir mutabakat muhtırası yaptık ki, Türkiye için endişe edilecek bir şey yoktu.
fbila@milliyet.com.tr (fbila@milliyet.com.tr)
deryatulga
02.10.07, 05:51
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/02/yazar/bila.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/10/02/yazar/bila.html)
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_bila.gif
Fikret BİLA Yön
AB'ye tam üyelik PKK'ya desteği bitirir
Özkök Paşa, Kuzey Irak, PKK terörü ve Kürt sorunuyla ilgili sorularım üzerine 'Türkiye'de bir Kürt gerçeği var' dedi, ardından bu konulardaki görüşleriyle çözüm yollarını sıraladı. Göbeğini kaşıyan adamı hor görmemek lazım. Türkiye Avrupa Birliği'ne girerse, fert başına gelir 15 bin doları aşarsa, halk kendiliğinden terör örgütü PKK'ya desteği keser
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/02/yazar/resim/b.jpg Fırtınalı günlerin komutanı konuştu - 2
'Türkiye'de bir Kürt gerçeği var'Hilmi Özkök Paşa, PKK ve Kürt sorununa nasıl bakıyor? Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devleti kurulursa, Türkiye bölünür mü? Güneydoğu, Kuzey Irak'taki Kürt devletine meyleder mi?
Özkök Paşa, bu sorularımı yanıtlarken önce bir çerçeve çiziyor:
"1- Türkiye'de bir Kürt gerçeği var. Halkımızın bir bölümü kendini kök itibariyle, Kürt olarak tanımlıyor. Bu bir gerçek.
2- Ayrıca bir Kürtçülük ideolojisi ve/veya siyaseti var. Bu da bir gerçek.
3- Bir de silahlı bir hareket var: PKK
Bu üç ayrı oluşuma ve aralarındaki ilişkiye bakmak lazım."
'Çözüm kalkınmada'
Özkök Paşa'ya göre, "Bu karmaşık bir sorun ve kesin ifadelerle şu yöne doğru gelişir diyebilmek zor. Türkiye'nin bölünmesi de hiç kolay değil."
Özkök Paşa, sorunun çözümünü Türkiye'nin kalkınmasında, AB üyesi olmasında görüyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Olay çok karmaşıktır ve bütün unsurlarıyla birbirine bağımlıdır. Şimdi önemli olan şu: Kürt devleti kurma ümidi nasıl kesilir? Dış destek kesilirse. Bir müstakil Kürt devleti kurulsun diye kendimizi feda ediyoruz diyorlar. Kendi düşünceleri böyle. Ama bunun hiçbir zaman olmayacağını görürse ümit kesilir. İkincisi, öyle bir durum olur ki, artık bölgedeki Kürt kökenliler, hatta Kuzey Irak'takiler de 'Ayrı bir Kürt devleti kurmaya gerek yok' diyebilirler. Düşünün ki, Türkiye AB'ye girmiş, fert başına milli gelir 15 bin doları aşmış. O zaman böyle düşünebilirler. Özetlemek gerekirse, 'Türküm' demenin gururu 'Kürdüm' demekten daha fazla övünç getiriyorsa, halk kendiliğinden PKK'ya desteğini kesebilir."
KÜRT DEVLETİNE BENZETME:
Koruk sabırla helva olurFİKRET BİLA: ABD'nin Irak'ı işgalinden sonra Kuzey Irak'ta devlet kurulması süreci hızlanmadı mı? 1 Mart tezkeresinden sonra ABD'nin Kürtlere askeri ve siyasi desteğinin arttığı gözleniyor. Bu bağımsız bir Kürt devletine gitmez mi?
HİLMİ ÖZKÖK: Onu ayrı bir zamanda uzun uzun konuşmak lazım. O apayrı bir konu. Orada bir devlet kuruldu mu, kuruluyor mu? Ne aşamada? Nereye gider? Diğer komşu ülkelerin refleksleri ne olur? Bunların sonuçları nedir? Dediğim gibi, ben istediğimde bu işler olmalı. Bu işler, "Koruk sabırla helva olur" derler ya, bu işi böyle yürütüyorlar. Karşı tarafın siyaseti böyle. Seneler içinde adım adım gidiyor. Bıraksalar devlet olur. Acaba, gerçekten devlet olabilirler mi?
Talabani ile Barzani kuvvetleri arasında senelerce süren husumet var. Birbiriyle çatışıyorlardı. Bizden yardım istediler. Onları birbirlerinin elinden biz kurtardık. Ama sonra ne oldu? Eskiden beri kafalarında Kürt devleti kurmak var. Ancak göze alabilirler mi ?
BU MESELE KORKUYLA DEĞİL, AKILLA ÇÖZÜLÜR
Bizim de endişemiz, orada Kürt devleti kurulursa, bizimkiler oraya meyleder mi? Bu iş, mutlaka böyle mi olur yani. Türkiye'de devlet toparlansın, onlar bize meyleder. Böyle bir ihtimal her zaman var. Ama önlenebilir. Böyle bir şey görüyorsan, önleyebilirsin. Nasıl önlersiniz? Orada ulusal bir oluşuma engel olursunuz. Türkiye'yi müreffeh bir hale getirirsiniz, önlersiniz. Karşı taraftan sadece korkmak ve korku içerisinde hareketler, refleksler göstermek bir şeyi çözmez. Mesele akılla çözülür. Oturulur, ona göre yapılır. Ama politikalar her gün değiştirilerek yapılır. Bir de o anlayış var.
DİNOZORLAR DEĞİŞİME UYUM SAĞLASALARDI, BUGÜN YAŞARLARDI
Geçenlerde bir vesileyle söyledim. Birçok şeyin değiştiği zaman siz de değişeceksiniz. Yeni şartlara uyum sağlayacaksınız. Dinozorlar değişen çevre şartlarına uyum gösterebilseydi bugün yaşarlardı. Ama birçok canlı, örneğin tayyareböcekleri, onların zamanından beri uyum göstererek hayatiyetlerini idame ettiriyorlar.
Göbeğini kaşıyan adam hor görülmemeliGüneydoğu ile Kuzey Irak arasında akrabalık bağları var. İşi etnik bütünlük, hatta "Kürt ulusunun bütünlüğü" meselesi olarak görüyorlar. Buna Büyük Kürdistan projesi diyorlar. Türkiye'nin cazibe merkezi haline gelmesi bunu önler mi?
'Ben Türküm' demenin onurunu üste çıkarmak lazım. 'Ben Türküm deme övüncü ben Kürdüm' demenin övüncünden fazla olursa sorun çözülür. Atatürk bunu böyle kurmuş. Bizim üstümüze düşen, Güneydoğu'da iyi ekonomik şartlar, iyi gelirler oluşturmak. Böylece, Türküm demenin övüncünü artırmak.
İnsanları adam yerine koymak çok önemli. Bu o kadar önemli ki, insanları adam yerine koymazsanız, birisi göbeğini kaşıyor diye onu hor görürseniz yanlış olur. Siz hor görürken öbürü ayakkabısını kapı önünde çıkarıp onun evine öyle giriyor. Onu kazanıyor.
Sonra öyle bölünmek de kolay değil. Nasıl bölünecek? Her yerde etle tırnak gibi. Her ailede, bakıyorsun, o bölgeden insanlar var. Benim kardeşlerden bir tanesinin hanımının babası o bölgeden. Hiç konu bile olmadı, kardeşim evlenirken. Böyle bir milletiz yani. Hele aileler var, kızlar Sünni, erkekler Bektaşi veya Alevi. Böyle etle tırnak gibi birbirine girmiş.
Bekir Coşkun'a cevap mı?Özkök'ün açıklamaları, Hürriyet yazarı Bekir Coşkun'un 3 Mayıs 2007'de yazdığı 'Göbeğini kaşıyan adam' başlıklı yazıyı akla getirdi. Kamuoyunda büyük bir tartışma yaratan yazının bir bölümü şöyle:
"Atatürk'ün kızları al bayraklarla yürürken, bu ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri meydanları doldururken, çocuklar annelerinin-babalarının elini tutup yarınlarına şimdiden sahip çıkmaya kalkarken...
Göbeğini kaşıyan adam uzakta bıyık altından güler.
Ve sandık ortaya konulduğunda...
Göbeğini kaşıyan adamın dediği olur. Demokrasi, bilinçte aşağı-yukarı eşit insanların rejimidir. Bir toplumun çoğunluğu "göbeğini kaşıyan adam" ise, orada demokrasi olmaz, olamaz...
Tayyip Erdoğan işte ona güvenir:
Göbeğini kaşıyan adama..."
Anayasa'da Kürtlere 'kurucu unsur' denemezPKK ve aynı çizgideki siyasi parti Kürtlerin "kurucu unsur" olarak Anayasa'da belirtilmesini istiyorlar. Bu olabilir mi?
Bence olmaz. Çözümü Atatürk, dediğim gibi çok güzel tarzda bulmuş. En doğru çözüm budur. Türkiye'ye ait şeylerden bir tanesinin, unsurların esas büyük kısmı... Tabii büyük bir çoğunluğu etnik olarak bakarsak, hiçbirini dışlamak anlamına gelmez ki!
ÖZERKLİK DERSENİZ SALAM GİBİ DİLİM DİLİM GİDERSİNİZ
İdari özerklik veya federasyon taleplerine nasıl bakıyorsunuz?
O zaman, salam gibi dilimlene dilimlene gidersiniz. Türkiye, çok katı olmalıdır. Böyle bir şey yoktur. Eskiden ben sigara içerdim, ramazanda oruçluyken hiç aramıyordum. Çünkü içemeyeceğimi bildiği için beyin onu unutuyordu. Akşam iftarı yapar yapmaz canım sigara istiyor. Niye? Çünkü yasak ortadan kalktı. İçmek mümkün hale geldi. Bu iş de böyle. Açık seçik ortadadır. Yavaş yavaş ölçüsüz ödün vermekle bu iş olmaz. Ama şu var, yanlış işler de yapılmamalı. Evet, bu işler anayasaya girmez ama Kürtçe şarkı söylediler, ne oldu? Dershane dediler, açıldı, ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Kürtçe haberler denildi, verdirildi, ne oldu? Hiçbir şey olmadı. İnsan hakları gibi konuları da düzenlemek lazım.
KÜRTÇE EĞİTİM OLMAZ, AMA KÜRTÇENİN EĞİTİMİ OLUR
Kürtçe eğitim taleplerine nasıl bakıyorsunuz?
Kürtçe eğitim asla. Ama, Kürtçenin eğitimini yapmalılar. Kürtçeyi öğrenmek için zaten serbest bırakıldı. Ama eğitimin, Kürtçe yapılması olmaz. Dil birliğini bozar, faydalı da olmaz. Ancak bunun karşı tezi de var. Eee, İngilizce yapıyorsun, niye Kürtçe olmasın? Ama Kürtçe olmaz, o bizim milli bütünlüğümüze zarar getirir. Bir de Kürtçe eğitim için yeterli bir dil değildir. İçi, Arapça, Farsça, Türkçe dolu bir dildir. Diyaletler de çok farklı. Yani kimse gitmez, orayı bitiren insan gidip bir yerde iş de bulamaz. İş her yerde bir Türkçe, bir Kürtçe masa vermeye gider. Olmaz. Türkçe esas olmalı. Kürtçeyi kendisi öğrenmeli.
Üniversitelerde Kürt enstitüsü kurulması fikrine nasıl bakarsınız?
O konuyu enine boyuna düşünmüş değilim, onun için bir cevap veremem ama ters geliyor bana. Ama düşünmüş değilim.
AKP'nin aldığı oy dinin birleştiriciliğine bağlanmamalıÖcalan ve PKK'nın bağımsız Kürdistan hedefinden vazgeçtiğini düşünüyor musunuz? AKP, 22 Temmuz seçimlerinde Güneydoğu'da DTP'ye rağmen büyük oy aldı. Buradan hareketle "dinin Kürt sorunun çözümünde ortak payda olabileceği" yorumları yapıldı. Sizin görüşünüz nedir?
Tabii bunların söylemleri zaman zaman çok değişti. Siz bunları takip etmişsiniz. Başlangıçta tamamen bağımsız bir Kürdistan kuracağız diyorlardı, Türkiye Kuzey Kürdistan, Irak Güney Kürdistan, İran Doğu Kürdistan ve Suriye Batı Kürdistan biçiminde.
Ben bazı haritalar gördüm. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde Sovyetler Birliği de benzer hatlar çizmişler. Ben bunlara şahit oldum. Birçok kişi bunu böyle kullanıyor.
Burada amaçlarının bu olduğunu baştan söylüyorlar. "Ülkesi olmayan tek büyük ulus biz kaldık" gibi şeyler söylüyorlar. Yani amaçları bu. Ama bunu böyle söyledikleri zaman tepki çektikleri anda ağız değiştiriyorlar. Bu tepki bazen dışarıdan da gelebiliyor.
Çünkü benzer problemler başkalarında da var. Eğer kendilerini farklı hissedenler bütünden ayrılmada destek bulmaya başlarsa herkesin problemi vardır. Sadece Türkiye'nin değil tabii. Hele bağımsızlık başarılı olursa, her ülke bunun üzerine düşünür taşınır, ileride ne olacak diye.
Dolayısıyla o zaman söylemlerini değiştiriyorlar. Diyorlar ki, "proje olarak hiç olmazsa anayasada bizden bahsedilsin". Ama bütün bunlar bütünü parçalayıcı şeyler. Atatürk çok dâhiyane bir görüşle o gizli celsede, o sözü söylemiş, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" demiş...
Millet olarak Türkleri ve o İstiklal Savaşı'nı omuz omuza yürütenleri içine almış. Bunların içinde Ermeniler de var. Bunların hepsini kavrayıcı, birleştirici kavramı Atatürk bilerek koymuş. Yani millet kavramını, kazanılmış bir zafer ile kurulmuş bir ülkenin onuruna bağlamış.
Bu çok güzel bir görüş. Bunu din veya başka kavramlara bağlarsak yanlış olurdu. İslam birleştirici olur mu? Pakistan'da olmadığı görülüyor.
Allah korusun, en tehlikeli şey. Böyle düşünenler de var. AKP'nin Güneydoğu'da DTP'ye karşı başarısı da asla böyle dinin birleştiriciliği olarak yorumlanmamalı. Bu çok yanlıştır.
YARIN
Süleymaniye baskını.
Tim komutanının yaptığı doğru muydu?
fbila@milliyet.com.tr (fbila@milliyet.com.tr)
deryatulga
03.10.07, 21:29
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/03/yazar/bila.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/10/03/yazar/bila.html)
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_bila.gif
Fikret BİLA Yön
'ABD askerleri bazen aptalca şeyler yapar'
Eski Genelkurmay Başkanı Özkök, 'çuval' olayında tim komutanının verdiği kararın yerinde olduğu görüşünde. Özkök, "ABD'nin özrü çuval olayının vahametini karşılamaz, bizi çok kırdı" diyor. Özkök, Korgeneral Karabay'ın ve diğer bazı komutanların emekliliğiyle çuval olayının ilgisi olmadığını belirtiyor ve ekliyor: Öyle olsaydı Büyükanıt Paşa'ya, bana kadar uzanması gerekirdi
Fırtınalı günlerin komutanı konuştu - 3
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/03/yazar/resim/b.jpg
Hilmi Özkök Paşa'nın Genelkurmay Başkanlığı döneminde Türkiye ile ABD arasında 1 Mart tezkeresinden sonra yaşanan ikinci büyük kriz 4 Temmuz 2003 günü ABD askerlerinin Süleymaniye'de Türk timine düzenledikleri baskın ve bu baskında Türk askerlerinin başlarına çuval geçirmeleriydi. Özkök Paşa, mülakat sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu olayı "asla unutmayacağını" her fırsatta vurguladı.
Bu olayın tartışma yaratan bir noktası da, Türk timinin komutanı olan binbaşının, ABD askerlerine direnmemesi, ateş emri vermemesiydi. Bazı emekli komutanlar, tim komutanının karşılık vermeyişini "hata" olarak değerlendirmişlerdi. Ancak, Özkök Paşa öyle düşünmüyor; tim komutanı binbaşının doğru hareket ettiğini düşünüyor.
Çuval olayında Türk timinin komutanı olan binbaşının ABD askerlerine ateşle karşılık vermemesi, direnmemesi eleştirildi. Bu sizin verdiğiniz bir emir miydi? Değilse sizin görüşünüz nedir?
O sırada benim emir vermem mümkün değil. Timin başında bir komutan var, bir de bölgede bir komutan var, Silopi'de bir tane komutan var. Genelkurmay'da Harekât Başkanı var, İkinci Başkan var. Ondan sonra bana geliyor. Müteselsilen...
Oradaki olay çok ani gelişti. İş olup bittikten sonra benim önüme geldi. Yani, olay olmuştu, dolayısıyla "şöyle yap, böyle yap" diye bir konuşma yapma durumu yoktu. Bunu oradaki yerel komutan yapar. Devamlı talimatlar var, ne yapılacağı bellidir.
Orada öyle karar vermiş, bence doğru da karar vermiş çocuk. Çünkü, düşmana yakalanmak, baskın yemek, baskına uğramak askerin en utanacağı konudur. Ama, dostundan, müttefikinden yapılan bir şeyi, bir düşman baskınıyla da bir tutman mümkün değil. Bu, hiç beklemediğin bir şey.
'ÇAT' DİYE BİZİM GEMİYİ VURDULAR
O zaman karar sadece tim komutanına aitti diyebilir miyiz ?
Tim komutanı karar vermişti. En fazla, ilk amirine bilgi vermiş olabilir ama olay çok ani gelişmiştir. Bakıyorlar, 'Göründüler efendim, göründüler, şimdi ne yapayım' deme imkânı yok. Gelince, bir fırsat olmamış bir emir almak için. Ama devamlı talimatları var. Tabii, insan talimatta müttefikine karşı 'Şöyle yaparsa, sen de böyle yap' diye bir şey yazar mı?
Efendim neden yapıldı? ABD'liler yanlış bir istihbarat almış. Benim ABD'li muhataplarım hep 'Yeşil hattın güneyinde oldu olay' dediler. Tim personeli Süleymaniye'de... Onların da bildiği binamızda olduğu halde, onlar eylemi gerçekleştirmişlerdir diye aktarılmış onların (Amerikalıların) üst kalemlerine. Onların birisine yanlış bir duyum verilmiş olmalı.
ABD askerleri bazen çok aptalca şeyler yaparlar. Gemimizi nasıl vurdular biliyorsunuz (Özkök, Muavenet gemisinin 1992 yılında Saratoga adlı ABD uçak gemisinden açılan ateşle vurulması olayını anımsatıyor).
Adam, kendini hâlâ Adriyatik'te zannediyor ve 'çat' diye bizim gemiyi vurdular. Bazen kuralların esiri olmuşlardır. Bazen, teknoloji, insanın beynini devre dışı bırakıyor.
Yani, bir tek astsubayın aklına gelmiş, o olayda "Niye hakiki mermi kullanıyoruz" diye sormak. "Emir böyle geldi" demiş ilk amiri.
ÇUVAL OLAYINI UNUTMAYACAĞIZ
Wolfowitz silahlı kuvvetleri (TSK) sıkıntıya sokmak için bir emir verdi mi? Bunları, tabii bilmek mümkün değil. Böyle bir istihbaratı kimse bulamaz, böyle bir emir aldıklarına dair. Olay çok acıdır.
O zamanlar konuşmamda söylemiştim, büyük bir güven bunalımı yarattı. Yani Türkiye ABD ile karşı karşıya geldiği her yerde, Afganistan'da her yerde, çuval olayını unutmayacaktır. Aslında, ben ABD'lilerin çuval olayının bizi bu kadar rencide edeceğini bildiklerini de zannetmiyorum. Çünkü onlar için bu çok normal. Göz bağlamak yerine, tamamen pratik bir çözüm. Bu çuval da değil, görmesini engelleyecek bir poşet. Türk gururunu çok sarstı.
HİÇBİR ZAMAN AFFEDİLMEYECEK
Bizim duygularımızı çok sarstı. Başa çuval geçirmenin aşağılayıcı anlamını biliyorlar mıydı? Bilmiyorlar mıydı? Şeytan gibi adamlar yani de. Ben, torba kullanılmasının veya çuval, bilinçsiz yere yapıldığını, bizi bu derece rahatsız edeceğini bilmediklerini zannediyorum. Bütün bunlara rağmen hiçbir zaman affedilmez. Bizim olaya el koymamızı istemek yerine onların el koyması asla affedilmez.
Ne yapmaları gerekirdi ?
Böyle bir durum var diye anında onların komutanları da ellerinde ne varsa bize bildirmeleri gerekirdi.
Türk timinin Kerkük Valisi'ne suikast hazırlığı içinde olduğu gibi bir iddia atıldı ortaya ?
ABD'li muhataplarım tarafından bana söylenen, bir eylem hazırlığı haberi aldıkları. Kime, belli değil. Neresi? "Yeşil hattın güneyinde" dediler. İlgisi, alakası yok. Olay, bizim kaldığımız yerde oldu. ABD'li komutan hemen müdahale etmiş, oradaki personelimizin statüsünü gözaltından ziyade misafirliğe hemen çevirmiş. Ama, tabii muhataplarımızı arayıp bulup, durumu onlara anlatıp, kendi tarafımı dinleyip karar verene kadar da tabii bir süre geçti.
MANEVİ VAHAMETİ KARŞILANAMAZ
ABD ile ortak bir araştırma komisyonu kurdurdunuz. Harekât Başkanı Korgeneral Köksal Karabay bizim tarafın başkanıydı. Bu komisyonun ulaştığı bulgular ve yapılan açıklama size tatmin etti mi? Bizim haksız bulunduğumuz yolunda haberler yansıdı ?
Gazeteler yazıyor tabii. Şimdi onlar bu olaydan üzüntü duyduklarını ifade ettiler. O özür dilemedir. Uluslararası dilde 'apologize' gibi şeyler çok büyük vakalarda olur. Böyle bir şeyde bildiride 'regret' sözcüğü kullanıldı, yani üzüntü ifade edildi.
Ondan sonra da hiçbir zaman o belgede de, 'Türkler bunu hak eden bir şey yapmıştır ya da Türklerin yaptığı şu şey yanlış anlaşılmıştır' gibi bir şeye girilmedi.
Uluslararası toplantılarda bunun şahidi oldum. Bu, maddi olarak olayın vahametini karşılar. Ama, manevi vahametini karşılamaz. Çünkü bu hareket bizi çok kırdı, çok rencide etti.
'3-5 ABD'li ölürdü, biz de şehit verirdik'Tim komutanı ABD askerlerine ateşle karşılık verseydi ne olurdu ?
Tim komutanı doğru karar verdi. Bir defa öyle olsaydı, yani ateşle karşılık verselerdi ne olurdu? Üç-beş ABD'li ölürdü. Üç-beş de bizim şehidimiz olurdu. Dışarıdan birileri için bunu söylemek kolay. Ama o anda ona karar vermek çok zor. Kendi kararını kendisi verir, ama timinizin kararını veriyorsunuz. İşte, askerliğin en zor tarafı bu. O zaman doğru mu olurdu? Şimdi, öyle düşünelim. Karşılık verdiler, takır, takır, takır ateş ettiler...
Zaten, onlar hazırlıklı gelmiş, biz hazırlıksız. Ateşe hazır silah sadece nöbetçilerde vardır. Onlar kurşun geçirmeyen yelekler giymiştirler. O anda o kararı vermek çok zor. Bir dost bekliyorsunuz, geliyor ve aniden. Bizim çocuklar elde silahla içerde bekliyor veya mevzide yatıyor değiller. Atatürk ne diyor, 'Ben size ölmeyi emrediyorum' diyor. Çünkü durum onu gerektiriyor. O zamanı kazanması lazım. O zaman hepsi ölüyorlar. O şartlar başka. Tim komutanı çocuğu öyle yapmadı diye kınamak çok yanlıştır, haksızlıktır. Tim komutanı verdiği kararla olayı büyütmeden kontrol etmiştir.
Komutanların Süleymaniye nedeniyle pasifize edildikleri doğru değilBir de o olayla ilgili Türk komutanların emekliye sevk edildiği veya pasif görevlere verildiği, ABD tarafındaki subayların ise terfi ettikleri yazıldı. Bunun da Genelkurmay'ın bizim komuta zincirini hatalı görmesinden kaynaklandığı yorumları yapıldı. Ne dersiniz ?
O tamamen yakıştırma. Kesinlikle ilgisi yoktur, o konuyla. O anda olmuş bitmiş bir olaydır. En fazla oradaki yerel komutanı bağlar. Onun üstündekilerin yapacak bir şeyi yoktur ki. Olan olmuştur. Onlar, süratle durumun düzeltilmesini sağlamışlardır. Gözaltından misafir personel statüsüne dönüştürmek ve en kısa zamanda geri almak. Tim komutanı o anda, öyle karar vermiş, o karara itibar etmek lazım. Ayrıca, ABD'lilerin terfi ettiği nerden biliniyor. Birileri bir şey söylemiş. Birinin aklında bir isim varmış, onu söylüyor.
Bizim tarafta Genelkurmay Harekât Başkanı, Özel Kuvvetler Komutanı ve yardımcısı belli bir süre içinde pasif görevlere verildiler. Korgeneral Köksal Karabay istifa etti, diğerleri de belli bir süre içinde emekli edildi. Bu olayla hiç ilgisi yok mu ?
Askeri Şûra'nın takdiri öyledir. Bir kişi bir tek olayla değerlendirilmez. Geçmişteki tüm hataları ve başarılarıyla değerlendirilir. Şûra'da öyle takdir edilmiştir.
KARABAY'IN SORUMLULUĞU BENDEN FAZLA DEĞİLDİ Kİ...
Korgeneral Karabay'ın terfi ettirilmemesinin bu olayla bağlantısı yok mu ?
Kesinlikle yok. Yani Karabay olay olduğunda orduda korgeneral, o da Ankara'da benim gibi. Ondan sonra İkinci Başkan var, ondan sonra da ben varım. Hepimiz yani ordayız. Karabay'ın sorumluluğu benimkinden çok fazla değildir ki. Müteselsilen tabii bana bağlıdır. O zaman ben de dahil, hepimizin öyle bir olay oldu diye cezalandırılması mı gerekir, o anda o olaya müdahale edemeyecek kişiler bundan etkilensin deniliyorsa.
O DA HALKIMIZIN HALETİ-RUHİYESİ
O zaman size kadar geliyor.
Bana kadar geliyor. Öte yandan, o anki şartları yaşarsanız, çocuğun verdiği karar doğru. Detayları bilmeden, assaydı, kesseydi, vursaydı... Onlar ayrı konular. Onlara da saygı duyarız, o da halkımızın haletiruhiyesidir.
YARINORDU SİYASET İLİŞKİLERİ
İÇ HİZMET KANUNU'NUN 35. MADDESİNİN ANLAMI
fbila@milliyet.com.tr (fbila@milliyet.com.tr)
deryatulga
04.10.07, 06:24
ÖZKÖK'TEN MÜDAHALE YANITI:Çare ihtilal değil, komutanın konuşması
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök söyleşimizde müdahaleler ve İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesiyle ilgili sorularımız üzerine, '35. madde güzel bir maddedir. Siyasete fren görevi yapar' dedi. Özkök ihtilaller konusunda da şunları söyledi: Çare illa ihtilal değildir. Başka çaresi var. Nedir çaresi? En büyük çaresi Genelkurmay Başkanı'nın görüşlerini kamuoyuyla paylaşmasıdır. Kamuoyunun bize büyük bir güveni var
Fırtınalı günlerin komutanı konuştu - 4
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/04/yazar/resim/b.jpg
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile ordu-siyaset ilişkilerini konuştuk. TSK ile siyasi otorite arasındaki ilişki nasıl olmalı? TSK'nın Anayasa'daki yeri ne olmalıdır? İç Hizmet Kanunu'nun askeri müdahaleleri gerekçe gösterilen 35. maddesine nasıl bakılmalıdır?
İşte Hilmi Paşa'nın bu kritik sorulara yanıtları:
Ordu-siyaset ilişkileri Türkiye'de hep tartışma konusu olmuştur. TSK'nın Anayasa'daki yerini de dikkate alarak bu ilişkinin nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?
Anayasa'mız var, kanunlarımız var. Ceza Kanunu, İç Hizmet Kanunu var. Yönetmeliklerimiz var. Genelkurmay Başkanı'nın görev ve vazifeleri vardır. TSK ile hükümetin münasebetinin nasıl olacağı bu kanunlarda bellidir. Biz de TSK mensupları olarak bu kanunlara uyacağız diye yemin ettiğimize göre bunlara uyacağız. Efendim, bu doğru mudur, eğri midir? O ayrı konu. Değişinceye kadar kanun budur, buna yeminliyiz, böyle uygulanacaktır. Bütün çevreye baktığımızda, bütün modern ülkelerde bu böyledir. Yani, siyasi otorite, siyasi sorumluluk, TSK ona bağlıdır.
Biz de bir özellik var. Milletimizin takdiridir. Başbakana bağlıdır. Bu çok güzel bir şeydir. Bunu sanki kötü bir şeymiş gibi görenler var.
Yabancılar, Türkiye'de de Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanı'na bağlanmasını çok arzu ediyorlar. Milli Savunma Bakanları, genellikle onlarda da (Batı'da) gencecik adamlardır. Bizde Genelkurmay Başkanı, 60'lı yaşların üzerindedir.
Bu nedenle de başbakana bağlı olması çok iyi bir şeydir. Herkesi de çok mutlu eder.
BİZİ KABADAYI GİBİ GÖSTERMEK İSTİYORLAR
TSK'yı tam bir kabadayı gibi "astığı astık, kestiği kestik" bir kurum gibi görmek isteyenler var. Bu doğru bir yaklaşım değil. Böyle bir arzuyu belirten kişiler var. Ama bunlar çok az Fikret Bey. Aklı başında hiçbir yazardan ben böyle şeyler duymuyorum. Olması gereken de budur.
BİR LAF SÖYLÜYORSUNUZ BORSA DÜŞÜYOR
Mesela, şimdi sayın Cumhurbaşkanı için de aynı şeyi söyleyeyim. "Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğu yok, ama yetkileri çok, dolayısıyla değişmelidir" diyorlar. Sayın Sezer de aynı şeyi söyledi, Anayasa Mahkemesi Başkanı iken, "Cumhurbaşkanının yetkileri azaltılmalıdır" dediler.
Çünkü sorumluluğu yok. Bir laf söylüyorsunuz, borsa düşüyor, büyük balıklar küçük balıkları yiyor. Memleketin ekonomisi, faizler bir puan yükselse milyar dolarlarca zarara uğruyor. Benim Maliye Bakanım var mı? Benim Merkez Bankam var mı? Ben nasıl düzelteyim ekonomiyi? Benim hakkım var mıdır o işi yapmaya?
Ben böyle düşünüyorum. Benim düşünce refleksim böyle. Bunu yabancılar böyle yapıyor diye değil, doğru yapıyorlar diye...
ATATÜRK, BATI HAYRANI MIYDI?
Atatürk de Batı'ya hayranlığından değil, Batı'daki değerlerin bize yakışan değerler olduğunu anladığı için onları yapmış.
Yoksa, Atatürk Batı hayranı mıydı? Ama oradaki değerleri görmüş, Osmanlı'nın son zamanlarındaki değerlerle mukayese etmiş. Medeni Kanun'da, Ceza Kanunu'nda hukuk içinde o değerleri yerine oturtmuş.
SİYASETÇİ OLMADAN HİÇBİR ŞEY OLMAZ
Bir tartışma konusu da İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi. Bu madde askeri müdahalelere gerekçe gösteriliyor diye eleştiriler var. Siz bu maddeye nasıl bakıyorsunuz?
Ben, astlarıma şunu söylerim: Biz ne siyasete, ne siyasetçiye düşmanız; biz rejimin bekçileriyiz. Bu, benim formüle edilmiş vizyonumdur. Çünkü, siyasetçi olmadan hiçbir şey olmaz. Ona düşman olmak ancak bizim ferdi düşüncemiz olabilir, kurumsal düşüncemiz olamaz. Çünkü siyasete karışmak, siyasi beyanat vermek kanunen suç; ama rejimi korumak da kanunen mecbur olduğumuz bir şey.
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/04/yazar/resim/b1.jpg REJİMİ KORUYUP KOLLAMAK GÖREVİMİZ
Dolayısıyla, Genelkurmay Başkanı'nın söylediği çok doğru. Ben de aynı şeyi söylüyorum: Rejimin bekçileriyiz. Rejime bir şey olduğu zaman onu korumak ve kollamak kanunen bizim görevimiz. Ama siyasete karışmak yanlış. TSK, her türlü siyasi cereyanın üstünde ve dışındadır. Açıkça "Askerde siyasi beyanda bulunanlar, yorum yapanlar şu kadar aydan şu kadar yıla hapsedilir" diyor kanunlar.
DEMOKRASİ HANGİ DURUMDA ASKIYA ALINIR?
Ama rejimi koruyacağım derken, demokrasi askıya alınıyor her defasında. Bunu nasıl izah ediyorsunuz?
O, oluşacak şartlara bağlı. Karşı tarafın cüretine ve gücüne bağlı. O zamanki koşullarla değerlendirilir. Her şeyi darbe işareti diye görmek doğru değildir. Haklar verilir insanlara, o haklar her zaman kullanılmaz.
Yani, bir hakkın verilmiş olması, o hakkın illa sonuna kadar her seferinde kullanılacağı anlamına gelmez. Elastikiyet şarttır ve bu karşı tarafın cüretine ve olayın vahametine göre değişir.
KANUN OLMASA YAPMAYACAK MISIN? 60'TA BAŞBAKANA MI BAĞLIYDIK?
Bir de her şeyin değeri, alternatifiyle belli olur diye bir laf vardır. Bu kanun olmasa, o zaman yapmayacak mısın, yani bir şey yapacaksan? O kanun, bize silah mı veriyor, barut mu veriyor, top mu veriyor? 60'ta biz başbakana mı bağlıydık? İhtilal olmadı mı? Oldu. Bazıları ona bağlıyor.
Bunların, çok iyi düşünerek taşınarak, araştırılarak ileri sürülmüş fikirler olduğunu ben sanmıyorum.
35. MADDE GÜZEL BİR MADDEDİR, SİYASETİ FRENLER
O madde güzel bir maddedir. O madde, siyasetin aynı zamanda frenidir. Çünkü, siyasi partiler bazen çok aşırılığa gidebilirler ama o madde frenler. O, siyaset için de iyidir. Ondan sonra, bazen bazı siyasiler şikâyet eder, bürokrasi engel çıkarıyor diye...
Diyorum ki, sayın falanca, bakın devletin hafızasıdır bürokrasi. Bütün olmuş, geçmiş şeyleri onlar bilirler. Kanunları, nizamları bilirler. Bütün tecrübeleri vardır, falanca yapmak istedi, şöyle oldu, böyle oldu. Ama, siz siyasisiniz, gene de emir verirseniz yaparlar; ama bunu kale almazsanız, ona bilmem ne derseniz, frensiz araba gibi olursunuz. Dolayısıyla o madde siyasiler için de iyidir. Çünkü, bazen üst makamdakiler, alt makamdakilerin sesini kısmak için ona da sığınırlar.
ÇARE İHTİLAL DEĞİL, GENELKURMAY BAŞKANI'NIN KONUŞMASIDIR
Bana bir yabancı da sordu, hayretle sordu. "Bu kadar yetkiniz var, niye böyle çok çok itidalli davranıyorsunuz?" diye. Ona benzer bu. Öyle bir şey var diye, şöyle oldu, böyle oldu diye müdahale olmaz. Ama, diyelim ki, bir de yığılım var, konu bir yere varıyor... O zaman çaresi illa ihtilal de demiyorum ben. Başka çaresi var. Nedir çaresi? En büyük çaresi, Genelkurmay Başkanı'nın görüşlerini kamuoyuyla paylaşmasıdır.
Kamuoyunun bize büyük bir güveni var. Biz bir konuyu kamuoyuna anlayabilecekleri şekilde anlatabildiğimiz zaman siyasiler kaybedecekleri için çekinirler.
O da bir yöntem...
O, illa onla olmaz. Onla paylaşırsınız, ondan sonra başka bir yöntemle. Haklılık şart...
28 Şubat'a bakış: İlacın orta dozu önemli28 Şubat müdahalesinde izlenen yöntemi nasıl buldunuz?
28 Şubat için ben ilk toplantıda söyledim: Sebep-sonuç ilişkisidir. Sebep ortadan kalkmazsa, sonuç da ortadan kalkmaz. Ama doğru mu olmuş, eğri mi olmuş, o ayrı...
Bazen seviyesi de önemlidir. İlacı, az verirseniz de olmuyor, çok verirseniz de olmuyor, orta doz çok önemli. Yeteri kadar tartışıldı o konu. Ama, o zaman için olması gereken bir olaydı.
BAZEN YANGIN YANGINLA SÖNDÜRÜLÜR
Yangını yangınla söndürmek diye bir şey vardır, duydunuz mu bilmiyorum, ormancıların... Çünkü, yangın karşıdan gelir bir yolda. O yolda eğer, kontrollü bir yangın çıkarıp o yangının geldiği yöne doğru götürebilirseniz, iki yangının birleştiği yerde söner. Ama, yangın bütün gücüyle gelirse, öbür tarafı ezer geçer, onun için yangını yangınla söndürmek gerekir.
Bazen, müesseseler öyle bir durumda kalıyorlar, istenmeseler de bir sert yöntemle, o olayı daha kötüye gitmekten men etmeye çalışıyorlar. Bu bakımdan bunlar devlet idaresinin özellikleridir, yöntemleridir.
Sadece TSK yönünden söylemiyorum, genel çerçevede ifade ediyorum. İlla, ekstrem uçlara bakmamak lazım. Haklar, yetkiler, sorumluluklar yüzde yüz devlettedir.
YARINAtatürkçülükte takiye olur mu?
fbila@milliyet.com.tr (fbila@milliyet.com.tr)
deryatulga
06.10.07, 03:43
Üniversiteye türban sokulmamalı
Cumhurbaşkanı Gül'ün eşiyle ilgili soruya, 'Seçim olduğuna göre bundan sonrası buhran idaresi şeklinde gidecektir' diyen Özkök, üniversitede başörtüsünün sakıncalarını şöyle anlattı: Kız çocuklarının birçoğu örtünmek istemiyor. Aileleri, gelenekleri yönünden kızları kapansın istiyor. Üniversitede serbest olursa, örtünmek istemeyen kızlarımız direnemez
Fırtınalı günlerin komutanı konuştu - 5
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/05/yazar/resim/b.jpg
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, kendisiyle yaptığımız mülakatın beşinci bölümünde bazı Atatürkçü kesimlerden kendisine yöneltilen eleştiriler, üniversitelerde türban yasağı, mahalle baskısı ve imam hatip liseleriyle ilgili konularda sorularmızı yanıtladı.
Kendisine yönelttiğimiz sorular ve Org. Özkök'ün yanıtları özetle şöyle:
Cumhurbaşkanı seçiminden önce, eşi türbanlı birinin cumhurbaşkanı seçilmesinin, Çankaya makamı için uygun olmayabileceğini söylemiştiniz. Sonra seçim oldu, Sayın Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildi. Eşi türbanlı olan bir kişi Çankaya'ya çıkmış oldu. Değerlendirmeniz nedir?
Artık, söylenen söylenmiş, olan olmuştur. Şimdi, bir şey söylemem yakışık almaz. Artık seçim olduğuna göre bundan sonrası buhran idaresi şeklinde gidecektir. Buhran idaresi... İki taraf da bu buhran, memleketimize zarar vermeden, görüntümüzü bozmadan gidermeye çalışacaktır. Ama, bazı yerlerde tabii, değişmez kurallar olacaktır. Onlar, halk tarafından dikkatle izleniyor.
Dediğim gibi, şahsıyla ilgili benim şahsen hiçbir saplantım yok. Onu başkaları söyler. Bir sayın gazeteciyle bir süpermarkette karşılaştık. Bana "Türbanlı eşi olan bir kimsenin Çankaya'ya çıkması rahatsızlık verir mi?" diye sordu; "verir" dedim. Ama o, "yanlış olur" demişim diye yazdı.
Rahatsızlık verir mi demiştiniz?
Soruyu öyle sordu zaten. "Böyle bir durum var, rahatsızlık yaratır mı?" dedi. "Gayet tabii yaratır, kendi içlerinde de yaratıyor" dedim.
"Bazı yerlerde değişmez kurallar olacaktır" dediniz. TSK'yı mı kastediyorsunuz?
İKİ TARAF DA İTİDALLE HAREKET EDECEKTİR
Evet... TSK'nın da kuralları var, gelenekleri var. Kanunlar var, nizamlar var. Kurallar, tabii, sadece kanunla, nizamla belirlenmez. Yerleşmiş hareket tarzları vardır. "Tercih edilmiş hareket tarzı" denir eskiden. Seçilmiş, kabul edilmiş, uygulanmakta olan hareket tarzı vardır.
Bunlar değişir mi, değişmez mi? Onu, tabii her iki tarafın da değerlendirmesi lazım. Ama, her iki tarafın da bunu itidalle yürüteceklerine olan inancım tam. Ulusumuz, bundan zarar görmesin... Ama türbanlı olmasaydı böyle problemler de olmayacaktı.
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/05/yazar/resim/b1.jpg
ŞERİF MARDİN'İN SÖYLEDİKLERİNİ DAHA EVVEL BEN DE SÖYLEDİMŞerif Mardin Hoca'nın "mahalle baskısı"na işaret eden söyleşisi çok tartışma yarattı. Sizce de bir mahalle baskısının yaşanması söz konusu mu?
Sayın Mardin'in söylediklerini, ben daha evvel birkaç kişiyle konuşurken söyledim. Şöyle ki, kız çocuklarının birçoğu örtünmek istemiyor. Aileleri, gelenekleri yönünden ve komşu ailelerin anlayışları yönünden kızları kapansın istiyor.
Kız diyor ki: "Babacığım, okuyacağım, başım açık olursa ancak okuyabilirim..."
"Peki" diyor baba ve onun etkisiyle kızlarının okumasına müsaade ediyor, aile de alışıyor duruma. Üniversiteyi bitiriyor. Üniversite çok kritik bir yer. Sınırda. Bu olmaz, serbest bırakılırsa, o örtünmek istemeyen genç kızlarımız direnemezler ailelerine ve sayı birdenbire artar.
Ama, bazen bunlar, hesapladığımız gibi de olmuyor. Öyle korkulan şeyler başa gelmiyor. Bu çok iyi bir analizle, sosyal araştırmayla olabilir. Bu işi sosyologlar çok iyi incelemeli, davranış bilimcileri özellikle.
TÜRBANA HİÇ KARŞI DEĞİLİM AMA ÜNİVERSİTEYE SOKULMAMALI
Tabii, bütün bunlardan da öte, siyasetin içerisindeki bazı katı tutumluların, siyasetin üst kademelerini etkilemesiyle ya da üst kademelerin kendi özgür düşünceleriyle bu iş daha da tırmandırılır mı? Kurcalanır mı? Üniversiteyi serbest bırakınca, öbür taraftan bilmiyorum nasıl olur?
Bana kalırsa, üniversiteye türban sokulmamalı. Türbana hiç karşı değilim bakın, inançlar yönünden, örf ve âdetler yönünden, insan hakları yönünden. Ama, bir şeye talipseniz, oranın kurallarına uymak zorundasınız.
TÜRBANLI ÂLİM Mİ, TÜRBANLI CAHİL Mİ DAHA İYİ?
Ben TSK'ya talipsem, nelere uydum? İnsan öldürmeye "evet" dedim, ölümü göze almaya, hem de bunu seve seve yapmaya "evet" dedim. Haftada bir nöbet tutmaya "evet" dedim. Aylarca, yıllarca eşimle, çocuklarımla ayrı kalmaya "evet" dedim. Bir sürü şeye "evet" dedim. Bilerek, seçerek. Ama, dersen ki, "Türbanlı cahil mi" daha iyi, "türbanlı âlim mi" daha iyi, onda da aklımız karışıyor. Ama, benim özgün düşüncem, türban üniversiteye girmemelidir.
MALEZYA TARTIŞMASINA İLGİNÇ YANIT: GÜNAYDIN...
Türk basınındaki Malezya tartışmalarını nasıl karşılıyorsunuz?
"Günaydın efendim" diye karşılıyorum. Bu, güneşi görünce ilk defa görüyormuş gibi şaşırmak gibi bir şey.
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/05/yazar/resim/b2.jpg
ATATÜRK İKİ BİNLİ YILLARDA BÖYLE BİR TÜRKİYE Mİ İSTERDİ?Genelkurmay Başkanlığı döneminizde bazı Atatürkçü kesimlerin sürekli eleştirilerine maruz kaldınız, AKP'ye karşı sert tutum izlememekle suçlandınız? Bu eleştirilere nasıl karşılık veriyorsunuz?
Görevim süresinde beni en çok üzen, kendilerini Atatürkçü diye niteleyen, bir kesim takiyeci Atatürkçülerin, gerçek Atatürkçülüğe ihanet edercesine hükümetle kamuoyu önünde kavga eden bir genelkurmay başkanı istemeleri, kavga etmiyorum diye benimle kavga etmeleridir.
İttihat ve Terakki'nin neye mal olduğunu bilen birçok lider üniformasından güç alırken, Anadolu'ya geçip siyasete atılınca üniformasını hemen çıkaran Atatürk iki binli yıllarda böyle bir Türkiye mi isterdi? Böyle kavgalı bir ortam kimlere yarardı? Bu kavga halka neye mal olurdu?
SÖZDE ATATÜRKÇÜLERİN VERDİKLERİ ZARARI, ZAMAN ONLARIN ÇOCUKLARINA ÖĞRETECEK
Kavga etmemi istemelerinin gerekçeleri sadece kavgayla mı ortadan kaldırılabilecek şeylerdi? Geçtiğimiz beş yıl içinde "olacak" dendiği halde olmayan birçok şeyin neden ve nasıl olmadığını hiç merak etmediler mi? Meselelerimizi yumruklarımızla ve duygularımızla değil, aklımızla çözebileceğimizi bize Ata'mızın ilkeleri hâlâ öğretemedi mi? Şunu açıkça ifade etmek isterim ki, zaman, bu zihniyetteki sözde Atatürkçülerin, gerçek Atatürkçülüğe ne kadar zarar verdiklerini kendilerine veya evlatlarına öğretecektir.
ATATÜRKÇÜYÜM DİYE DAVUL ÇALANLARIN ATATÜRKÇÜLÜKLERİNDEN ŞÜPHESİ VAR
Atatürkçülük kendinden menkul sahiplenilemez. Atatürkçülük, "Atatürkçüyüm" deyip yanlış yargılarla toplumu yanlış hedeflere götürenlerin sıfatı olamaz. Gerçek Atatürkçülük, onun ilke ve devrimlerinin ışığında bugünü aydınlatıp, o yaşasaydı ne yapacaksa onu yapmak, ne diyecekse onu demek ve davranış ve yaşam tarzıyla onun yolunda olduğunu kanıtlamaktır. İşte o zaman onlara "O Atatürkçüdür" diyeceklerdir. "Ben Atatürkçüyüm" diye davul çalanların mutlaka kendi Atatürkçülüklerinden şüphesi vardır.
İMAM HATİPLERİN ALTERNATİF EĞİTİM SİSTEMİ OLMASI REJİM SORUNU YARATIRAskerlerin iç politika konularına girmemeleri gerektiğini söylüyorsunuz. Ama sizin döneminizde Genelkurmay, imam hatipler konusunda ağır bir bildiri yayımlayabildi. Bu bir çelişki olmuyor mu?
Bence çelişki olmuyor. Çünkü imam hatip liseleri bilgili, bilinçli imam yetiştirdiği müddetçe problem değil, bilakis faydalıdır. Ancak bu okullar ilahiyat fakülteleri dışındaki bütün fakültelere kaynaklık yapar bir hale getirilirse, alternatif bir eğitim sistemi oluşturur. Bu durum, laik eğitim sisteminde beklenmeyen hasarlar yaratarak bir rejim sorunu haline gelebilir.
Dolayısıyla Genelkurmay bildirisini siyasete müdahale olarak değil, rejimi menfi etkileme ihtimali kuvvetle muhtemel bir teşebbüsün tehlikesini halkla paylaşarak, onu önleme olarak değerlendirmek daha uygun olur. Rejimi koruma ve kollama görevi Silahlı Kuvvetler'e kanunla verilmiş bir görevdir. Tehlikeyi halkla paylaşmak bu görevin yerine getirilmesinin itidalli bir yöntemidir.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.