PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Osmanli tokati



Askeladd
10.12.11, 00:42
Herkes bilir, herkes tanir
Osmanli tokati

Efsaneye göre osmanli askerleri bir tokat ile bir ati bile devirebilirmis
Internetin degisik sayfalarina bakildiginda nerdeyse heryerde ayni efsane gecer

Vikipedya:

Osmanlı tokadı, Osmanlı Ordusu askerlerinin silahsız savunma ya da saldırı durumunda kullandıkları, elin her iki yanıyla yapılabilen düşmanı sersemletmek amacıyla uygulanan bir vuruştur. El ve kolun açısız ve omuzdan hızla hareketiyle hedeflenen noktaya el ile yapılan temasla yapılır. En çok yüzün her iki yanına ve enseye yapılır. Vuruşun şiddetine göre öldürücü olabilir.

Osmanlı Ordusu'nda genellikle savaşlarda birebir ve yüzyüze yapılan mücadeleler esnasında sık sık yaşanan silahın elden düşmesi ya da kırılması durumunda kullanılmıştır. Osmanlı kültüründe bir kavgada taraflar asla birbirlerine yumrukla müdahale etmezlerdi. Yüze kalıcı zararlar verme ihtimalinden dolayı birine yumrukla saldırmak son merhalede yer alır ve yumrukla ilk saldıran ayıplanırdı. Tıpkı yatağan kılıcı olanların dövüşlerde karşılarındakini aşağılamak için kılıcın kesmez yanı ile saldırmaları gibi, tokat ancak yeri zamanı, kavgadaki taraflarca bilinen kurallarla kullanılırdı. Kavgada büyük olan karşısındakini sesi etraflıca duyulan şiddetli bir tokatla uyarır ve bu durum genellikle yeterli olurdu.

Osmanlı Ordusunda meydan savaşlarında en ön safta yer alan, azab askerlerinin, esas amaçları olan karşıdaki düşmanın seçkin birliklerini yorma görevleri sırasında hafif silahların kısa zamanda kullanılmaz duruma gelmesi ve ağır silahların kuşanmalarının aldığı zaman çoğu kez bulunamadığında tokat atmaya başlamaları ile askerler arasında yiğitliğin eriştiği son nokta olarak görülmeye başlanmış ve bunun üzerinde popülarite kazanmıştır. Sesi ile düşmanın üzerinde yarattığı psikolojik etki sebebiyle zamanla geliştirilmiştir. Bu askerler daha eğitim safasında mermer döverek yetiştirildikleri için, çok kuvvetli ellere ve kol yapısına sahip olurlar.(Osmanlı ordusunun En büyük tokatçıları Başıbozuk (Delibaş) diye adlandırılan bir düzensiz ordudur)

Baska bir sayfada ise:

Osmanlı Tokatı’nın amacıyla ilgili 2 görüş var.İşte ikisinden birincisi;
Osmanlı Tokatı’nın asıl amacı kulağa vurarak kulak zarını patlatmakmış. İç kulakta yarım daire kanalları vücudun dengesini sağlar. Yarım daire kanalları zedelenmesi sonucunda insan hayatına veda eder yani ölürmüş.
Bu da ikincisi;
Osmanlı’nın güçlü zamanlarında orduda tokatçılar varmış. Bu tokatçılar tüm gün ellerini ıslak mermere vururmuş. Bu vurmaya bağlı olarak, tokatçıların elleri nasır tutar sertleşirmiş.Daha sonra post vb. kamufle edici kıyafetler giyip düşmanı gizlice takip eder ve orduya haber verirmiş. Daha sonra tokatçılar, düşmanın boş anını kollayarak düşmana silahsız bir şekilde saldırırlarmış.
_____________



Ben bu versiyondan haric baska bir versiyon daha biliyorum.
Eski türkce ögretmenim, biz ögrencileri ona cok sey borcluyuzdur, bize birgün bu olayin baska versiyonunu anlatti.

Osmanlinin en yüksek noktasina ulastigi zamanda, artik Istanbulda oturan Osmanli hanedani, Osmanlinin asil kurucu olan eski anadolu türk boylarini giderek Osmanlinin önemli pozisyonlarindan disari itmis ve bosluklari giderek türk olmayan milletler ile doldurmus. Osmanli artik Anadoluyu giderek göz ardi etmis ve servetini artik sadece Avrupa topraklarina harcamis. Saraybosna gibi avrupa topraklarinda büyük ve zengin sehirler olusurken Anadolu sehirleri giderek fakirlesmis. Anadolu türkleri kendi devletinde giderek 2 sinif insan konumuna girmis.
Anadolu Türkleride bu duruma Osmanlinin bize bir tokati diye tanimlamis. Bu deyim gide gide bugünkü yanlis efsaneye dönüsmüs.

Yani yaklasik olarak bizim ögretmen bize böyle tarif etmisti. Simdi hangi efsane dogru? Ben Interneti biraz arastirdim, ama 2 versiona biyerde rastlamadim.
Bu konu üzerine fazla bilgisi olan varmi? Bunun bir asli varmi? Varsa paylasirsa cok sevinirim :)

Saygilarla Askeladd

Steppenwolf
10.12.11, 00:50
Bir anavut arkadasim demisti, kendi dillerinde bir deyim varmis: "Wo der Osmane hinhaut, wächst kein Kraut!" :nilucadi:

So in etwa...

Askeladd
10.12.11, 00:53
Na ein erster Anfang :D

Ama gercekten bu soru beni son zamanlarda cok ilgilendiriyor, hele tam simdi yeni bir osmanli rüzgari esdigi zamanda

Zanli
10.12.11, 15:15
Die standen doch immer an forderster front und haben die Pferde umgeklatscht

selam_turkey
10.12.11, 18:50
Scheiß auf diese Legenden und Osmanli Revivals und denkt/vergesst nicht die reale Damat Ferid und Vahdeddin Tokati.

deryatulga
11.12.11, 13:14
Osmanli kabadayılarında yumruklaşmak adeti yoktu, tokat indirerek işi hallederlerdi. Kavganın da bir kültürü vardır yani. Mişli mışlı konuşmalardan önce işin o tarafını düşünün. Damat Ferid'in özellikle yumuşatılmış elleri ve manikürlü parmaklarıyla attığı yokat epey eğlenceli olurdu herhalde. Kendisiyle el sıkışmak zorunda kalan kimse avucundan bir yılan kaydığını sanırmış...

emire
14.12.11, 17:19
Rahmetli Dayim,"Kleiderschrank Tipi"derler ya,öyle birisiydi.Atardi Osmanli Tokati,adamlarin uctugunu görürdük...

Simdikiler yumrukla,bicak,satir ve odunla sonra da tekmelen devam,hey gidi eski günler hey.

KEMAHLI
04.03.12, 17:04
http://www.yenidenergenekon.com/wp-content/uploads/2010/10/image0022.jpg
TEŞKİLATIN SİLAHŞÖRÜ YAKUP CEMİL

(Yakup Cemil'in Ölümle Liderlik Arasındaki Sınavı)

1)Yakup Cemil son adamlarını ünü bütün imparatorluğa yayılmış ve günümüze kadar da gelmiş olan Sinop Zindanlarından devşirir. Hepsi birbirinden belalı hepsi birbirinden tehlikeli iki bin adam."Berberler bir adım öne çıksın"der.Ve komutlar komutları izler:"1 leşi 2 leşi 3 leşi 4 leşi 14 leşi olan bir adım öne çıksın".Sonunda bir kişi kalır hem berber olan hem de 14 leşi bulunan yani 14 cinayeti olan yani 14 adam öldüren.Yakup Cemil 14 leşli berberi şöyle bir süzer tepeden tırnağa ve sonra"getir bir sandalye ve beni tıraş et seni özel berberim tayin ettim"der. Berberin gözü kanlı Yakup Cemil’in gözü kara. Usturanın sapı katilin elinde ağzı Yakup Cemil’in gırtlağında.Ölümle liderlik arasındaki süre saniyeden de kısa.14 leşli özel berber Yakup Cemil’in yüzünü sabunlamada 2 bin kanlı katil sahneyi izlemede ve Yakup Cemil sandalyede ayak ayak üstüne atmış tütününü tüttürmede.O sandalyenin üstünde o usturanın ucunda ve o 2 bin kanlı katilin huzurunda liderlik sınanmada daha doğrusu insanlara liderlik dersi verilmede bilmem başka söze gerek varmı.

(İnsanoğlu Bazen Celladına Gülümser)

2)Cellada gülümseme her insana nasip olmaz sadece güçlü korkusuz idealist insanlara nasip olur.Teşkilat-ı mahsusa da bir Yakup Cemil vardır.Büyük bir fedai.Vatanı kurtarmak için yola çıktığı bayrak silah kur’an üstüne yemin ettiği arkadaşlarıyla savaşırlar didinirler can alıp can verirler.Gün gelir ters düşerler.Yakup Cemil'in idam emri çıkar.Asker için o kadar büyük bir komutandır ki kurşuna dizmek üzere vazifeli olan erler silahlarını ona doğrultamazlar.İnfaz komutanı ateş emri verir: Erler kıpırdamaz.Emri tekrarlar:Erler kıpırdamaz.Yakup Cemil bakar ki er komutana baş kaldıracak.Üniformanın şerefini kurtarmak için bağırır:Asker nişan al!Asker Yakup Cemilin sesiyle kendine gelir.Nişan alır. Yakup Cemil celladına gülümser ve kendi infazını emreder:ATEŞ!askerler ateş açarlar yakup cemil'in cücuduna 14 mermi isabet eder.idamında vücuduna 14 mermi saplanmasına rağmen yarım saat boyunca can vermediği söylenir.Vücudundan sızan kanların toprağa önce vatan yazdığı efsanesi türemiştir.İnsan bazen celladına gülümser bilmeden fark etmeden ama bazen de bilip fark edip gururla gülümser.

KEMAHLI
04.03.12, 17:05
Teşkilat-ı Mahsusa Ruhu

Masum EKİNCİ
http://www.antigazete.com/upload/Image/yazarlar/buyuk/masum_ekinci.jpg
14 Mayıs 2010Cuma

20. asrın ilk çeyreğinde faaliyet gösteren Teşkilat-ı Mahsusa (TM), o tarihlerde dünyanın en güçlü, en gizli ve en etkin örgütlerinden biriydi.

Teşkilat-ı Mahsusa'nın henüz gün ışığına çıkmamış üç kıtada gerçekleştirdiği birçok önemli icraatlarına ilişkin belgeler, halen Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı bünyesinde saklanıyor.

Teşkilat-ı Mahsusa amatör bir ruhla, çok geniş bir coğrafyada büyük başarılar elde etmiş bir örgüttü.

TM’nin, karşı casusluk, saldırı, sabotaj gibi düşmana büyük zararlar veren eylemlerinin yanısıra Medine’de İslam Üniversitesi kurması, Hindistan’a imamlar göndermesi, etkin Arap şeyhlerin çocuklarının Galatasaray Lisesi'nde eğitim almalarını sağlaması, Kuzey Afrika'da özellikle İngilizlere karşı milli mücadele fikrini yayması, İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun yapılanmasını örgütleyip ve para desteği de sağlayarak İngilizlere IRA'yı hediye etmesi gibi az bilinen ama etkileri bugüne kadar gelen çok önemli faaliyetleri de vardı.(Amblemlerinde ay yıldız olan ve İrlandalıların yoğun olarak yaşadığı Portsmouth şehrinin aynı isimli İngiltere liglerinde mücadele eden takımıyla İrlanda Premier Ligi’nde yer alan Drogheda United takımları istihbarat için kullanılmıştır.)

Eleştirdikleri Abdülhamit Han’ın politikalarını daha sonra benimseyerek kendilerine yol haritası çizdiler.

Sultan Hamid'in otuzüç yıllık saltanatında Hindistan'dan Fas'a kadar tüm müslüman ülkelerle olan ilişkilerinin devamını Teşkilât-ı Mahsusa eline almıştı.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın örgütlenme hedefi, İslam dünyasını ve Müslüman Türkleri bir bayrak altında toplamaktı.

Misak-ı Milli sınırları içerisine sıkışıp kalmış "dar ufuklu" Türkiye, çok uzun yıllar o beğenmediği Osmanlı gibi büyük düşünemedi.

Zaman zaman sekteye uğrasa da rahmetli Turgut Özal ile başlayan “Büyük Düşünen” Türkiye çizgisi bence son yıllarda zirve yapmış durumda.

Yazının burasına kadar güzel geldikte, bundan sonrası AKP iktidarına sempatiyle bakmayanları biraz kızdıracak.

Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesi, ardından Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmasıyla özellikle Türk dış politikasında ivme kazanan Teşkilat-ı Mahsusa ruhu müslüman coğrafya da Türkiye’ye duyulan sempatinin artmasına neden olmaktadır.

Amerika’nın Irak ve Afganistan’da yaşadığı adı konulmamış yenilgileri, Başbakanın ard arda İsrail’e posta koyması, Filistin’de yaşanan insanlık trajedisine gösterilen devlet tepkisi, sürekli geliştirilen ikili ilişkiler, yüksek perdeden yapılan özgüvenli konuşmalar özellikle İslam dünyasında Türkiye’yi bir anda bölgenin gerçek lider ülkesi yapmıştır.

Ortadoğu’da, Kafkaslarda, Balkanlarda ve Orta Asya’da artık Osmanlılık duygusu şaha kalmıştır.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinden Kafkas kökenli Eşref Kuşçubaşı, "Ben ne Dağıstan rüyalarını gören bir Çerkez, ne Arap, ne de Rum'um, ben Türkçe konuşan Müslüman bir Osmanlıyım" derken aslında yeni Cumhuriyetin hedeflemesi gereken ideallerini anlatıyordu.

Gecikmeli de olsa böyle düşünenler devler yönetiminde tekrar söz sahibi oldular.

Her ne kadar Ankara Kirazlıdere’deki Özel Kuvvetler Komutanlığı Seferberlik Bölge Başkanlığı için 'Teşkilat-ı Mahsusa'nın devamı' diye kendince eleştiren ve burasını müzeye dönüştürülme densizliğinde bulunan Ertuğrul Günay gibi isimlere karşı bu devlet içinde Türk tarihinin altın sayfaları arasında tarihi misyonlarını canları pahasına yerine getirip, sessiz sedasız bu dünyadan ayrılan nice isimsiz kahramanlar gibi düşünenler olduğunu biliyorum.

Ey okuyucu, hazıra konma biraz da sen araştır. Bak bakalım Demirci Mehmet Efe, Gavur Mümin, Bulgar Sadık Reis, Osman Nevres, Yörük Ali Efe, Brastik’li Aziz Ağa kimdir, neler yapmışlar? Bu isimler sadece birkaç örnek.

Onlar bu topraklara uzaydan gelmediler. Aramızdan çıktılar.

Unutmayın, bu topraklar çok ama çok bereketlidir.

KEMAHLI
04.03.12, 17:20
http://images.gittigidiyor.com/1046/PATRONA-HALIL-Roman-Resat-Ekrem-KOCU__10468727_0.jpg
PATRONA HALİL
1700-1730
Egemen sınıflar kendisine karşı yapılan isyanları tarihe gerici ayaklanması olarak yansıtır.Günümüzde tarih kitaplarının bir çoğunda Patrona Halil isyanı hala bir gerici isyanı olarak anlatılır.Halbuki proleter bir başkaldırı özelliği taşır.

Fransız İhtilalinden sadece 50 yıl önce çıkardığı isyanla 49 gün boyunca koskoca impatorluğu korkudan titreten bu Halil kimdir?

Patrona Halil Arnavut kökenlidir, o dönemde gemilerde leventlik işi Arnavutlarındır. Patrona Halil'de lakabını aldığı Patrona gemisinde leventlik yapmıştır. Daha sonra o dönemin bir başka mesleği olan tellaklık yapmaya başlar. Bu dönemde okuyup yazmayı öğrenir ve etkileyici bir hitabet yeteniği kazanır.

Toplumda gelir düzeyleri arasında ki uçurumlar korkunç bir düzeye gelmiştir. Azınlıkta ki elit bir tabaka aylarca süren eğlencelerde çoşuyor, sahil kenarları zenginlerin yalıları ile dolup taşıyor. Nüfusun çoğunluğu ise zenginlerin sırtlarına yükledikleri vergiler altında inim inim inliyor. Ödeyemedikleri borçlar yüzünden zindanlara düşüyor. Bir tarihçi o dönem için ''zindanlar vergi borcu yüzünden ağzına kadar sefil haldeki insanlarla dolmuştu, artık zindanlarda yer kalmamıştı'' diyor.

Böyle bir dönemde Patrona Halil ve arkadaşları (Muslu Beşe,Turşucu İsmail,Kürt Çelo,Karagöz İbrahim,Oduncu Ahmet,Cambaz Mustafa) bir süperge sapına çekilmiş çuldan isyan bayrağını çekerler. İsyanın kıvılcımı bir anda yangına dönüşür. Her akşam zengin sahiplerinin eğlenceleri için köle gibi çalışan bahçıvanlar, yamaklar, uşaklar, tezgahtarlar bir çul parçasından yapılmış isyan bayrağının arkasına geçer.

Patrona Halil'e gerici dediler ama asıl gericiler egemen sınıftı. Patrona isyan bayrağını çekince, Osmanlı buna karşılık olarak önce sancak-ı şerif çıkartıyor ve tüm müslümanları sancak-ı şerif altında toplanmaya çağırıyor. Ama kimse takmıyor bunu, halk Patrona Halil'in arkasından gidiyor. İlerleyen günlerde padişah, patrona halil'e yüz bin altın ve büyük ünvanlar teklif ediyor ama Halil kabul etmiyor hiçbirini.

Pes ediyorlar en sonunda, Patrona Halil 49 gün boyunca hükümdarlık edeceği saraya çıkıyor.
3 şey istiyor;




konakların yıkılması
vezirlerin kelleleri
ağır vergilerin kaldırılması
3'üde gerçekleştiriliyor. 49 gün boyunca ''çıplak ayakları'' ile divan toplantılarına komuta ediyor. Padişah Mısır'dan ve Kırım'dan adamlar getirtip Patrona Halil'den nasıl kurtulacağı konusunda fikir alıyor. Divan toplantısında yalnız başınayken Patrona Halil'i pala darbeleri ile parçalara ayırıp öldürüyorlar. Öldürülmesi halk arasında büyük nefret doğuruyor. Yıllarca sürecek isyanlar çıkıyor. Bu isyanlar tarihe ''kanlı ayaklılar'' olarak geçiyor.

Patrona Halil isyanın tarihte eşi benzeri yoktur. Ne din, ne mezhep, ne dış mihraklar sözkonusu. Arkasında ne aydınlar vardır, ne de gazetesi vardır, ancak arkasında asırlardır akıp gelen bir isyan geleneği vardır.

Bir yazar Patrona Halil ruhunu günümüz için şöyle uyarlamış ve ne de güzel söylemiş;

Çıplak ayaklıların isyanı olmadan tanıdığınız bir demokrasi varsa, o müstemleke ülkelerine ısmarlanan ithal demokrasidir. Bu demokrasiler; komprador burjuvanın, oligarşinin, egemenlerin halkı ve kendilerini oyalamak, gönüllerince eğlenmek için uydurdukları demokrasidir.