Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Türksolu'ndan inanılmaz istekler
Türksolu dergisinde Gökçe Fıratın Kürt dizisi izlemeyin, Kürt yemeği kebabı yemeyin diye yazması üzerine gözler bu derginin diğer yazarlarına çevrildi.
TÜRKSOLU Dergisinin Türkleri kebap yememeye hatta Kürtçe konuşulan minibüse binmemeye çağıran yazıları Hürriyet yazarları Ahmet Hakan ve Hadi Uluenginin konuyu gündeme getirmesiyle tartışılmaya başlandı. Dergi yetkilileri, konuyla ilgili açıklama yapmadı. Dergide düzenli yazıları çıkan Yekta Güngön Özden ise yazının haklı bir tepkiye dayandığını söyledi.
TÜRKLÜĞÜNÜ KORU
Dergi, içeriğindeki akıl almaz taleplerle şaşkınlık yarattı. Sayfalarında Atatürk, Deniz Gezmiş ve Nazım Hikmet fotoğraflarına yer veren derginin ağustos sayısındaki Türk Oğlu Türk Kızı Türklüğünü Koru başlıklı yazıda, Türklerin Kürtleştirildiği iddia edilmişti. Gökçe Fırat imzalı yazıda şöyle denilmişti:
TÜRK ÜREMELİDİR
Türk, Kürt dizisi izlemez. Kürtçe müzik dinlemez. Kürtçe müzik çalan barlara gitmez. Kürtçe konuşulan minibüse binmez. Kürtçe kaset satan dükkandan alışveriş yapmaz. Türkün damak tadı, Kürt yemekleri ile yer değiştirmektedir. Türkü kebaba, lahmacuna mahkum eden anlayışla mücadele edilmelidir. McDonaldslar ne kadar tehlikeli ise Kürt mutfağı da o kadar tehlikelidir. O nedenle Türk, Türk mutfağına sahip çıkmalı, başka şeyler yememelidir. Her şeyden önce Türk üremelidir. Artan her bir Türk bebesi, bizi Ergenekondan çıkartacak bir kurtarıcıdır.
ÇOCUKLAR HAKLI AMA...
Yazıya tepki gösteren Hürriyet yazarları, dergide Özden, Bedri Baykam gibi kişilerin de yazmasına dikkat çekmiş, Hakan köşesinde, Bu önerilerin yayınlandığı derginin yazarları arasında, meczup olmağına inanmak istediğimiz Yekta Güngör Özden gibi bir isim bulunmaktadır ifadelerini kullanmıştı. Özden konuya ilişkin sorumuzu Çocuklar tepkilerinde haklılar ama çözüm önerileri yanlış diye yanıtladı. Özden şöyle dedi:
ÖNERİLER ÇOK SERT
Benim görüşüm şu ki çocuklar, Kürtçülerin aşırı tepkisine karşı aşırı tepki vermiştir. Tepkilerinde haklılar, çocukların yanlışları olabilir. Ayrıca gerginliği yaratan Kürtçüler. Belediye başkanlarının konuşmalarını izliyorsunuz. Çocukların tepkisi haklı, ama çözümlerinin bir kısmına katılmıyorum. Çözüm önerilerinin bir kısmı sert. Örneğin ben bazen lahmacun yerim, bazen yemem. Kürtçüler ayrımcılık yapıyor ama onların tepkileri de aşırı, bunlar genç çocuklar.
Her Kürt potansiyel PKKlıdır
DERGİNİN eylül sayısındaki Gökçe Fırat imzalı başyazıda, yine Kürt-Türk ayrımcılığı yapıldı. Kürt varsa sorun var başlıklı yazıda şu ifadeler yer aldı: Kimileri kabul etmese bile, ben Kürdüm diyen herkes, potansiyel bir PKKlıdır. O nedenle en iyi Kürt, ben Türküm diyen Kürttür. (...) Bozüyükte olanlara şaşırmamak gerekir. PKKnın sokağa indiği yerde Türk de sokağa inecektir doğal olarak. Bu işin bir Bozüyükle kalmayacağını, iki, üç daha fazla Bozüyük olacağını öngörmek içinse müneccim olmak gerekmez. Bunun arkasında bir provokasyon arayan kafa, ipi dışarıda kafadır. (...) Susup evimizde mi oturalım?
Tartışılan pankart da onların
TÜRKSOLU dergisi, rektörlerin ve öğrencilerin 25 Ekim 2003 tarihinde Ankarada YÖK Yasasını protesto etmek için düzenlediği Cumhuriyet Yürüyüşünde Ordu göreve pankartı açmıştı.
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~1@nvid~632153,00.as p
------------------
Yuh artik ya bu kadar da degil haa, her kürt kökenli vatandasimiz neden Pkk li olsun ? iyice abartiliyor atik haaaaa
Arkadaşlar,
Türk Solu dergisinin bundan önce dikkat çeken bir yazısı daha vardı. Oda (sanırım) Kürt sorunu değil, Kürt istilası var idi. O makaledede Kürtlerin batıya göçlerini vs. anlatıp ve bir nevi bir ırkçılık yapıyorlardı. Şimdi bunlar bize pekde yabancı gelmiyor, fakat sitelerine bakıldığında biraz çelişki içinde oldukları anlaşılıyor. Hem ırkçılık yapıyorlar, hem solcu olduklarını iddia ediyorlar, komprador olmadıklarını belirtiyorlar, fakat sitelerinde Nazım Hikmet ve Chenin resimlerini bulunduruyorlar
Bunlar bana NSDAPin içinde bulunan ırkçı bolşevistleri hatırlatıyor.
Türksolu dergisini tebrik ediyorum.Cok güzel bir calisma.
....bizim solcular atsizlari'da sollamis. Verdim linkde yorumlarada bir bakiniz. Gercekten cok ilginc.
Türksolu dergisini tebrik ediyorum.Cok güzel bir calisma.
aydogar kardesim.
o cok güzel calisma deyip tebrik ettigin derginin basindaki sahis, daha önce, provakatör oldugu tespit edilerek Isci Partisinden atilan bir sahis.
Arkadaşlar,
Türk Solu dergisinin bundan önce dikkat çeken bir yazısı daha vardı. Oda (sanırım) Kürt sorunu değil, Kürt istilası var idi. O makaledede Kürtlerin batıya göçlerini vs. anlatıp ve bir nevi bir ırkçılık yapıyorlardı. Şimdi bunlar bize pekde yabancı gelmiyor, fakat sitelerine bakıldığında biraz çelişki içinde oldukları anlaşılıyor. Hem ırkçılık yapıyorlar, hem solcu olduklarını iddia ediyorlar, komprador olmadıklarını belirtiyorlar, fakat sitelerinde Nazım Hikmet ve Chenin resimlerini bulunduruyorlar
Bunlar bana NSDAPin içinde bulunan ırkçı bolşevistleri hatırlatıyor.
Harbiden celiskili. Sanirim irkcilik sadece sagcilara mahsus degil.
Che'nin bir Atatürk hayrani odugnu duymustum. Hat da öldürüldünde üzerinde Atamizim roseti cikmis diye duyumlar aldim.
Bilgisi olan varmi?
Harbiden celiskili. Sanirim irkcilik sadece sagcilara mahsus degil.
Che'nin bir Atatürk hayrani odugnu duymustum. Hat da öldürüldünde üzerinde Atamizim roseti cikmis diye duyumlar aldim.
Bilgisi olan varmi?
ikinci dünya savasi sirasinda, türk solunu ve o zamanki chp yönetimini incelesen sasirirsin.
milli egitim bakani ve basbakan resmen alman irkciligi yapiyorlar o dönemde.
daha sonra, almanya yenilmeye baslayinca 1944 senesinde birden tavir degistiriyorlar.
nihal atsizi, yazdigi bir yazidan dolayi, irkcilikla suclayip, mahkemeye veriyorlar.
*****
tabii biz artik okuma meraki olan bir millet olmadigimiz icin, bunlari okuyup ögrenmiyoruz.
iste bu yazida konu olan sahislarda, kalkip sacma sapan seyler anlatip, ortaligi karistirabiliyorlar.
kimse de kalkip kulaklarini cekmiyor bunlarin..
Vatansever
18.09.05, 00:24
Solcu bir Gazeteden ne bekliyorsunuz
:D
Das ist comedy ala Turka!! Die sollen mal nachschlagen was komunismus überhaupt bedeutet:rolleyes:
Kebab nezamdan beri kürt yemegi'imis? Kürtlükle alakasi yok! Lahmacun da öyle.
Tatlises hanzosu birkac kebab ve lahmacun salonu acti diye bu yemeklerin kürt oldugu anlamina gelmez.
ALLAH ALLAH yahu simdi bunlar solcu mu? Inanmiyoruuuuuuum!!!!!!
ALLAH ALLAH yahu simdi bunlar solcu mu? Inanmiyoruuuuuuum!!!!!!
Malhun,
bunlar şüphesiz sosyalist, fakat aynı anda ırkçılar. Yani bir nevi ırkçı sosyalizmi savunuyorlar, aynı nasyonal sosyalistler gibi. Bunlar solcu nazilere çok benziyorlar. Kürt konusunda Atsızcılarla hemfikirler. Hatta onlara sıcak bakan Türkçülerde (Türkçüler darken burada ırkçıları kastediyorum) var. Funda Uzunun makalesini okuyun:
TÜRK SOLU DERGİSİ
Türkiye'de sol kavramı 1990lı yıllardan itibaren, etnik milliyetçiliğe hizmet eder hale gelmiştir. Sol kavramının siyasi grafiğine bakıldığı zaman, bu tarihlerden itibaren trendi sürekli düşmüştür.
Sol sivil kuruluşlar, sol yasadışı örgütler, sol siyasi partiler: bunların hepsi, Kürtçü ayrılıkçı oluşumlara destek olmuş, Türk kimliğini kaybetmiştir. Her ülkenin siyasi yapısı içinde, sol, sağ, liberal vb oluşumlar, ülkelerin üst kimliğinin menfaatleri için çalışır. Yani Türkiye Cumhuriyeti içinde, Türk milleti, için çalışmayan hiç bir siyasi oluşum demokrasi içinde yükselemez.
Türkiyedeki sol kavramının demode oluşu, topluma hizmet edemeyişinin yegane sebebi, Türk solu 1990lardan itibaren kimliğini kaybetmesinden kaynaklanmaktadır. Adı gibi bir TURK SOLU kavramı yok olmuş, Türkiyede sol denince, Kürtçülere hizmet eden bir kavram akla gelmeye başlamıştır.
İşte, bu noktada, Türk Solu, isimli dergide Türk Soluna kendi kimliğini hatırlatma, dolayısı ile Türk Milletine hizmet etmesi gerektiğini anlatmak için çok önemli bir misyonu yüklenmiştir.
Üniversite öğrencilerinden oluşan, Türkiye Cumhuriyetini ve yarınlarımızı güvenle emanet edeceğimiz, Atatürkçü değil, hepsi birer Atatürk olan gençleri Türk kamuoyu her gecen gün daha fazla fark etmeye başladı.
Milliyetçiliğin sistemler üstü olduğunu herkesin bilmesi gerekmektedir.Solda, sağda pek ala milliyetçi olabilir. Ancak, her siyasi oluşumun veya sistemin bir kimliği vardır. Türkiyede kavram kargaşasından doğan kutuplaşma, kimin neye hizmet ettiğinin de net görülememesine sebebiyet vermektedir.
Atatürkün altı okunda ki maddelere baktığınızda sağ diye adlandırılan kavramlarla beraber sol olarak adlandırılan kavramların ahengini görürsünüz.
Aslında, bu bile son 80 senede Atatürkçülüğün ne olduğunu anlamaya yetmemiş, her kesimin kendi siyasi ajandasına göre propaganda aleti haline dönüştürülmüştür. Bundan dolayıdır ki, Sol 1970lerde Atatürkçüyken, MHP sanki tam karşısındaymış gibi bir imaj yaratılmış kardeş kardeşe kırdırılmıştır.
1990lardan itibaren Türk olma kimliğini yitiren Sol, Atatürkçü olmayı da sağa MHP ye devretmiştir.
Bu küçük örnek dahi, Atatürkün fikirlerinin nasıl siyasi menfaatler ışığında kullanıldığını açıkça gösterdiği gibi, dünyanın hiç bir ülkesinde, Türkiyede olduğu gibi siyasi kavramlardan bir haber olan ne sol-nede sağ vardır!
Türk Solu dergisinin diğer önemli misyonundan biride solun düşmanlaştırıldığı sağ kavramına aslında, ülke savunması mevzu bahis olduğunda ayni paralellilikte gittiklerini anlatmaktadır. Daha net acarsak, sağ olduğunun öğretildiği bir çok kişinin aslında, yeterince sağda olmadığı gibi, sol olduğu öğretilen solunda geçmişteki hizmet alanından çıkartıldığında yani, Türk kimliğini bulduğunda aynı, Türkiye Cumhuriyetinin bölünmez bütünlüğü için çalıştığının fark edildiğidir.
Bazı sağ olduğunu iddia eden siyasi partilere sempati duyan bir çok kişi derginin ismini duyduğunda ön yargı ile hareket ederek, yukarıda saydığım çok önemli noktaları sırf ön yargılardan dolayı göz ardı ederek, ülkemizin bölünmesi için uğraşan arsızlara kozlar vermektedir.
Türk, önce kimliğine sahip çıkmak durumundadır. Sol, da sağ da Türk Milletine hizmet etmelidir. Solun Türk milletine hizmet etmeye başlamasını sağlayan Türk Solu dergisine tu kaka diyen kişiler belki kendi kısır, sığ ideolojilerine hizmet etmiş olurlar, ancak ülkelerine hizmet etmiş olmayacaklarını da bilmeliler.
Türk Solu dergisinin en son manşeti, bir çok işbirlikçi basın tarafından tartışılmaya başlandı.Türk solu dergisinde, işaret edilen, Türk kültürüne sahip çıkmak, Türkün Türke her alanda destek olma çağrısını yapmaktan başka bir şey değildi.
Yazının içindeki bazı noktalar, abartılmış olarak algılansa dahi, vermek istediği mesajı ciddiye almakta fayda var. Örnek verdikleri kebap ve lahmacun hikayesine gelince, kebap ve lahmacun, Kürt kültürü olduğu iddiasına katılmama rağmen, son zamanlarda mozaikçilik safsatası ile millet olarak afyonlatılmaya çalışıldığımızı da kabul etmek durumundayız.
43 Üniversitede faal olan Atatürkçü Düşünce Konfederasyonuna bağlı bu gençler, ellerindeki dergilerini kapı kapı bütün Türkiyede dolaşarak Türk Milletine hizmet etmekteler.
Yaşıtları gibi, gündüzleri kahveler de körelmek, geceleri ise barlar da eğlenmek yerine, vatanı ve milleti için çalışmaktalar. Atatürkçü gençlik okur diye sayısız kitap çıkartarak, ülkemizin yarınlarına hizmet etmekteler.
Bir Türk olarak, hangi siyasi görüşten olursanız olun, bu gençlere sahip çıkılması ve destek olunması gerektiğine inanıyorum.
Unutmayın ki, Mevzu bahis vatan olunca geri kalan her şey teferruattır!
18.09.2005
TOZKOPARAN
19.09.05, 22:31
Adamlar konuyu bence iyi analiz etmisler. Ve hakli olduklari noktalarida da var.
Bence türkiyenin solunu baska sol hareketlerle karsilastirmamak lagzim. Udssr zamanindada olusan "sol" hareketde milliyetci ve radikaldi. Ama zaman asimi ile solun ana kökü degisime ugradi. Devsol ve hatda Pkk bilene kendini solcu olarak göstermeye calisiyor. Dünyada cogu terör örgütleri kendini sol göstermeye calisiyor birisi ETA. Bunlarin görüsü ile solun uzakdan veya yakindan baglantilari yok. Sadece kendilerini bir politik köseye cekmeye calisiyorlar. Hanki bir politik görüs ülkesinin kötülügünü ister. Bence hicbiri. Ama böyle terör örgütleri solun ismini lekeliyorlar.
Yok yahu bunlarin yapmak istedigi yegane sey, soldaki "vatansever"leri ayni cati altinda bulusturmak, son 20 yilin bilindik solundan uzaklastirmaya calismaktir.Veya böyle görünmektir....Kisacasi: "Sol" üzerinde ki kara lekeyi, Milliyetcilik ile temizlemek istiyorlar. Bu kimin isine yarar bilmem ama, Türk Milliyetciligine yaramaz gibime geliyor!!
Balabanismus
05.05.08, 18:44
Marksist soldan başka sol olamayacağı iddiası otoriter bir ideolojik zihniyeti ima ediyor
Radikal İki'de yayımlanan "Liberal sol ve Türkiye" başlıklı yazıma eleştirel bir değerlendirmeyle cevap veren M. Kemal Coşkun, piyasa ekonomisiyle barışık bir solun mevcut olamayacağını iddia ediyor ve liberal sol tezleri demokrasi, sivil toplum ve kültürel/kimliksel sorunların ötesine geçemedikleri savıyla yetersiz bulduğunu belirtiyor. Bu yazımda, bahsi geçen iki iddiayı da cevaplamak istiyorum. Öncelikle Coşkun, yazısının bütününden anlaşıldığı kadarıyla kendisinin de benimsediği Marksist solu, bütün sol siyasi yelpazeyle eşitleme gibi, indirgemecilikle malul bir mantıksal ve metodolojik hata içerisine düşüyor ve özcü bir yaklaşımla, kendi sol anlayışından başka bir (liberal) solun, sol olamayacağını ileri sürüyor. Oysa ifade etmek gerekiyor ki din, ideoloji, laiklik, sosyalizm, muhafazakârlık ve liberalizm gibi büyük önermelerin bilgisine doğuştan sahip olamayacağımıza göre, bunları eğitim, aile, çevre gibi değişken dinamiklerin şekillendirdiği bir zihniyet üzerinden temellük ederiz ve sol içindeki farklılıkların üzerini örten bu tür (kategorik) bir sol anlayış, pek de demokrat sayılamayacak, otoriter bir ideolojik zihniyeti ima ediyor.
Ayrıca öznel olarak pek hoşumuza gitmese de, bütün dünyada nesnel olarak sol komünizmden sosyalizme, jakobenizmden anarşizme, liberal soldan yeşillere kadar uzanan oldukça geniş bir siyasi yelpazeye karşılık gelir ve sosyal liberalizm bu yelpazenin önemli bir bileşenidir. Tarihsel süreç içinde Fransız Devrimi'nden sonra Versailles Sarayı'nın "Küçük Hazlar Salonu"nda toplanan Ulusal Meclis'in (Etats Generaux) sağına, mevcut düzendeki aristokratik ayrıcalıkların devamını destekleyen soylu ve papazlar gibi konservatif güçler, soluna ise bütün yurttaşların hukuksal açıdan eşitliğini savunan halk temsilcileri oturmuşlardır, ki o günden bu yana sol ve sağ ayrımına dayalı siyasi yelpazenin terminolojik şekillenmesi, bu ölçüt ışığında tecelli etmiş bulunuyor. Yani simgesel olarak geniş halk kesimleri lehine ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi katılım olanaklarının genişletilmesine dair pozitif muhalif tutumun sol, tersinin ise sağ olduğu kabul edilir. Günümüz sanayi ötesi toplumlarında liberal sol girişim özgürlüğü, serbest piyasa ekonomisi ve üretim araçları üzerinde özel mülkiyeti kabul etmek suretiyle hâkim sistemin fırsat eşitliği, çevre, sosyal adalet ve güvenlik temelinde yeniden regüle edilmesi ve yönlendirilmesi olanağını elde ediyor, ki ancak böyle bir solun sistem dönüştürücü işlevinden söz edilebilir. Dolayısıyla piyasa ekonomisine, bireysel özgürlüklere, üretkenliğe, çoğulcu demokrasiye, verimliliğe ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete hâlâ kategorik olarak karşı çıkan, değişen üretim ve sınıf ilişkilerine dair dünya gerçeklerinden kopuk, arkaik ve anakronik bir sol anlayışın, hakim paradigma içerisinde etkili bir aktör olarak yer alıp kapitalist sistemi geniş halk yığınları lehine düzene sokma-değiştirme iddiasından da söz edilemez. Bunu ancak, hegemonik küresel sistemin tam da çeperinde yer alan, liberal bir sol anlayış başarabilir, ki dünyanın ve Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu sol bundan başkası değildir.
Çok kültürlü ve kimlikli
Böyle bir solun Batı'da mevcut bulunmayan, demokratikleşme, sivil toplumun güçlendirilmesi, insan hakları, kadın hakları, azınlık hakları, kültürel haklar ve kimlik sorunları konularında da duyarlı olmasından daha doğal bir şey olamaz. Bu durum örtülü olarak toplumda mevcut bulunan dilsel, dinsel, cinsel, etnik ve ırksal kültürel kimliklerin ayrımcı muameleye maruz bırakılmamaları yanında, tanınmalarını da içeriyor. Türkiye özelinde liberal sol, örneğin kültürel kimliklerin tanınması, anayasal vatandaşlık temelinde bir millet anlayışının kayıtsız ve şartsız kabulünü gereksinmesinin dışında Kürtler, Aleviler ve gayrimüslim azınlıkların sosyal bütünleşmelerine destek olunmasını da savunmak durumunda. Türkiye'nin, kültürel haklar temelinde sosyolojik olarak farklı kimliksel özelliklere sahip gruplara dahil bireylerin en geniş manasıyla kendilerini ifade edebilmelerinin yolunu açması, ancak özgürlükçü sol bir açılımla mümkün olabilir. Zaten önemli olan dinsel, mezhepsel, dilsel, ırksal ya da etnik özelliklerine bakılmaksızın bütün yurttaşların eşit değerde ve eşit saygıya layık oldukları hususunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kamusal politikalarının temeli yapan plüralist bir (liberal) demokratik sistem anlayışının benimsenmesidir ki bu durum, sınıf yerine anayasal yurttaşlık üzerinden yeni bir sol muhalefet yaklaşımının esas alınmasını gereksiniyor. Çünkü henüz uluslaşma sürecini tamamlamamış Türk toplumunun alt kimlikler ekseninde çatışmaya sürüklenmesinin önlenmesi, çok kültürlü ve kimlikli ama ortak bir anayasal vatandaşlık temelinde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasından geçiyor. Kişi hak ve özgürlükleriyle siyasi haklardan oluşan klasik hakların, kimlik özelliklerine bakılmaksızın bütün yurttaşlar açısından anayasal güvence altına alındığı liberal sol bir ideolojik açılımla dilsel, dinsel veya etnik kimlik farklılıklardan kaynaklanan kronik sorunların çoğulcu ve katılımcı bir demokratik ortamda, diyalog yoluyla ve barışçıl şekilde çözüme kavuşturulması da mümkün olabilecektir. MEHMET MERDAN HEKİMOĞLU: Doç. Dr., Muğla Üni. 20/01/08
Balabanismus
05.05.08, 18:55
Liberal sol bir siyasal parti, geri kalmışlık sorunumuzu gelenekle modernite, laikle İslam, kenarla merkez arasındaki tali çatışma alanlarından kurtarıp asli bir hürleştirme harekatı üzerine yerleştirirse, otoriter sınırlamaların prangasını ilk defa kırma fırsatını bulabilir
Türkiye'deki cari siyasi yaşama, 2002 seçimlerinden bu yana egemen olan iki büyük sivil politik aktörün varlığından söz edilebilir: CHP'de cisimleşen ulusalcı, izolasyonist ve devletçi bir siyasi sol ile AKP'nin temsil ettiği ve yer yer pre-modern karakteriyle temayüz eden, liberal parfümlü muhafazakâr bir sağ. Bu iki alternatif dışında, bütün evrensel değer ve ilkeleriyle liberal sol çizgide siyaset yapacak ciddi bir seçenek, henüz Türk siyaset ufkunda gözükmüyor. Oysa Türk siyasetini üçüncü dünyacı sol ile demokratlığı kendinden menkul, alaturka bir muhafazakârlık sarmalından kurtaracak olan, liberal demokrat bir sol partinin siyaset sahnesinde yerini almasıdır. Çünkü böyle bir partinin taşıyıcısı olduğu ideolojinin, kimliksel savaş ve çatışmalara karşı panzehir olarak çağımızın kabul edilebilir en önemli fikri paradigması olduğu aşikârdır. Ulusal kimlikler ve milli seferberlikleri, demokratik akla önceleyen yaklaşımlar üzerinden giderek artan oranda kabul gören ulusalcı bakış açısının insanlığı yeni bir kitlesel faciaya götürmesinin engellenmesi ancak liberal bir sol açılımla mümkün olabilir. Bunun için de sivil toplum örgütlerinin gelişimine uygun zeminler yaratılarak, devlet karşısında sivil alanının genişletilmesinin demokrasi açısından gerekliliğine dikkat çekilmesi ve devlet ile dini otoritenin bireyleri sınırlandırmasının sakıncalarının ortaya konulması gerekiyor.
Kavram kargaşası
Liberalizmle ilgili açıklamalara geçmeden önce belirtmek gerekir ki, siyaset ve ondan mülhem kavramların gündelik, konjonktürel anlamlarıyla sınırlandırılması gayretkeşliği, onları temel felsefi tözlerinden soyutladığı ölçüde kendi fikirlerimiz yararına yapılan ciddi bir manipülasyon eylemidir. Liberalizm, bireycilik, demokrasi, din, küreselleşme ve ulus-devlet kavramlarına ilişkin yapılan Türkiye'deki tartışmalarda da genellikle durum pek farklı olmuyor ve içeriği izaha muhtaç bu kelimelere kategorik manada yapılan bir takım genellemelerin formülasyonu için müracaat ediliyor. Kanımca liberalizm konusundaki kavram karmaşası da bu bağlamda bir yeniden değerlendirmeyi fazlasıyla hak ediyor.
Genel bir çerçeve çizmek açısından modern zamanlar dünyasında sosyalizm ve muhafazakârlık karşısında liberalizmin ayırt edici zihni pozisyonunun temelinde, sivil ve siyasi özgürlüklerin azami seviyede genişletilerek, devletin bireysel özgürlük sahasına kural olarak müdahale etmemesini öngören, aydınlanmacı ve eşitlikçi bir ideolojik anlayış yatar. Robert Nozick gibi liberteryenler de dahil olmak üzere anarşizmden farklı olarak devlete değil, ideolojik anlamda devletçiliğe karşı olan liberalizmde kişilere, ne devlet ve toplum adına, ne de diğer bireyler tarafından bir takım genel geçer doğruların dayatılması kabul edilebilir, ki bu, çok boyutlu beşeri yaşamı kuşatma iddiasındaki kül bir kurucu aklın apriori olarak imkansızlanması ve reddi anlamına gelir. Liberal teoride özgürlükler hakları kullanma konusunda geniş yetkiler yanında sorumluluklar da getirir; zira etik açıdan ancak özgür olan bireyler, serbest iradelerinden sadır olan eylemleri dolayısıyla sorumluluğa sevk edilebilirler. O halde liberalizmin münhasıran, topluma karşı hiçbir kolektif bilinç ve sorumluluk taşımayan atomik bireylerin mutlak anlamda özgür olduğu "bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler"ci vahşi kapitalist bir teorik yaklaşımı içerdiği iddiası bilimsel gerçeklerden uzak, ideolojik bir karşı önermedir. 80'li yıllarda Türkiye'nin, 90'larda ise eski Doğu Bloku devletlerinin bizzat yaşayarak tecrübe ettikleri üzere, asgari sosyoekonomik gelişme düzeyi bakımından yeterli bir standarda ulaşamamış ülkelerin, hiçbir ön altyapı hazırlığına girişmeden, devletçi merkezi ekonomiden piyasa ekonomisinin doğal şartlarına ani geçişte bulunması, ortaya, hukuki ve etik açıdan kuralsızkanunsuz vahşi kapitalist bir pratiğin çıkmasına neden oldu ki, esas problemi liberalizmde değil, burada aramak gerekir. Güçlü bir merkezi devlet geleneğine sahip olan Türkiye'deki cari siyasal sistemin genel anlamıyla liberal bir orijine sahip olmadığı bilinmekle beraber, bu durum son tahlilde, ülkenin sosyoekonomik olarak reel modernleşme süreçlerini yaşamaya geç başlamış olmasından kaynaklanıyor. Bu geç kalışın sonucu, devletin uhdesi ve tekelinde bulunan iktidar ve otoriteyle doğrudan bir mücadele içerisine girebilecek olgunlukta, bağımsız bir burjuvazinin ortaya çıkmamasıdır ki, devlet merkezli olmayan sivil bir özgürlükçü alanla, birey eksenli hak anlayışının bir türlü teşekkül etmemesinin temelinde de bu durum yatar. Resmi paradigmanın, vatandaşın özel alanına, düşüncesine, ifade hürriyetiyle bireysel tercihlerine pervasızca müdahalede bulunan, demokratlığı ve liberalliği kendinden menkul, cumhuriyetçi bir otoriter devlet anlayışını kolayca benimseyip sürdürebilmesi, işte bu sosyolojik arka plan nedeniyledir. Eğer liberal bir sol siyasal parti, hazırlayacağı program ve sürdüreceği uygulamayla göreceli geri kalmışlık sorunumuzu, gelenekle modernite, laikle İslam, kenarla merkez arasındaki tali çatışma alanlarından kurtarıp da, özel olanı kamusal karşısında hem ekonomik hem de politik ve içtimai olarak egemen hale getirmek üzerine kurulu, asli bir hürleştirme harekatı üzerine yerleştirirse, ülkemize özgü tarihsel ve toplumsal sosyolojinin yarattığı otoriter sınırlamaların prangasını ilk defa kırma fırsatını bulabilir. Türkiye hâlâ böyle bir dönüşümü gerçekleştirecek siyaseti ve onu her şart ve kayıt altında sahiplenecek sol partiyi arıyor.
MEHMET MERDAN HEKİMOĞLU: Doç. Dr., Muğla Üni. 30/12/2007
Würde gerne auf eigenes aufmerksam machen, aus Diskussionen mit Türken und jenen die sich als Kurden bin ich der meinung das das man es vermeiden sollten zu behaupten das es "eine" kurdische Sprache gibt, das es eben nicht Dialekte sind sondern eher Sprachen und die Verbreitung der einzelnen hängt von der größe der stämme ab die die einzelnen Sprache sprechen! Und obwohl es an "Kauft nicht bei Juden" errinert stimmt es leider auch das viele die sich als kurden bezeichnen erpresst werden oder freiwillig Gelder an die pkk geben, daher finde ich solche Kampagnen angebracht da diese auf solche Problematiken aufmerksam machen.
Türklerin Kürtleştirildiği iddia edilmişti
Auf sowas hatte doch schon Yusuf Halacoglu aufmerksam gemacht und davor auch Haluk Cay und vor ihm gab es sicherlich auch einige die darauf Aufmerksam machten, viele sind der Meinung das diese Leute Unsinn von sich geben, aber keiner hat unwiderlegbare Beweise das der Begriff Ekrad der für alle Nomaden im Islamischen Raum verwendet wurde falsch ist und eine andere Bedeutung hat, für all jene die das Wort Ekrad noch nicht gehört haben, Ekrad (Kurde) wurden unter anderem türkische, arabische und perische Nomaden genannt, war keine Bezeichnung für ein Volk.
Also könnte man schreiben das die die sich heute als Kurden bezeichnen anderer Abstammung sind, eben oben genannter Abstammung.
Her Kürt potansiyel PKKlıdır
Sollte man dabei nicht beachten das auf allen Internetseiten und in "allen" Vereinen auf die so genannte Unterdrückung derer hingewiesen wird die sich als kurden bezeichnen, ist es dann nich normal das solche Menschen dann in die falsche Richtung gehen, besonders nachdem sie an Kurdistan (nur als info ist eigentlich ein seldschukisches Wort) etc glauben
Yuh artik ya bu kadar da degil haa, her kürt kökenli vatandasimiz neden Pkk li olsun ? iyice abartiliyor atik haaaaa
[/left]
Du hast potansiyel vergessen! Wer schon seid der Kindheit der propaganda ausgesetzt ist, ist es da doch der Weg zu so einer Organisation nicht mehr weit und leider gibt es auch keine Organisation die eine Opposition zur pkk bilden könnten, besonders in Deutschland sind ja auch viele Jugendorganisation aktiv die eine Verbindung zur pkk aufweisen!
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.