PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Nüfusun yüzde 20'si yoksul, yüzde 58'i yoksulluğa kırılgan



Telli Baba
17.10.05, 15:31
Dünya Bankası’nın raporuna göre Türkiye’de nüfusun yüzde 20’si günlük 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde yaşıyor. Yoksulluğa karşı kırılganlık ölçümü için kullanılan günlük 4.30 dolarlık kritere göre ise nüfusun yüzde 58’i yoksuluğa karşı kırılgan bulunuyor. Raporda, Doğu Avrupa ve eski Sovyetler Birliği ülkeleriyle yapılan karşılaştırmada Türkiye’nin orta düzeyde yoksulluğa sahip olduğu belirtildi.
Dünya Bankası’nın, geçen hafta açıkladığı bir raporda Doğu Avrupa ve Eski Sovyetler Birliği’nde 1998-2003 yılları arasındaki yoksulluk ve eşitsizliklerin gelişimi üzerinde büyümenin etkileri incelendi. Türkiye de raporda Kolombiya ve Vietnam’la birlikte söz konusu ülkelerle karşılaştırılan ülke olarak yer aldı. Raporda, Türkiye’nin ılımlı yoksulluğa sahip olduğu belirtildi.
Satın alma gücüne göre Türkiye için de veri üretilirken, günlük 2.15 dolarlık ölçümle mutlak maddi yoksunluk ve 4-4.30 dolarlık ölçümle de yoksulluğa karşı kırılganlık düzeyleri ortaya konuldu.

TÜRKİYE’DE YOKSULLUĞA KARŞI KIRILGANLIK YÜKSEK

Raporda yer alan temel yoksulluk ve eşitsizlik değerlerine göre satın alma gücü temelinde günlük kişi başına 2.15 dolarla yaşayan nüfus oranı Türkiye için yüzde 20 olarak
belirtildi. Bu oran üzerinden yapılan yoksulluk derinliği değeri Türkiye için 6, yoksulluğun şiddeti de 2 olarak saptandı. Aynı hesaplama günlük 4.30 dolar üzerinden yapıldığında Türkiye’de nüfusun yüzde 58’inin yoksulluğa karşı kırılgan konumda bulunduğu, buna göre yoksulluğun derinliğinin 23 olduğu, yoksulluğun şiddetinin de 12 olduğu hesaplandı. Türkiye’de günlük 2.15 dolarla yaşayanların en yüksek olduğu bölge nüfusun yüzde 39’uyla Güneydoğu Anadolu olarak belirlendi. En düşük yoksulluk oranı ise yüzde 8’le Ege Bölgesi için hesaplandı. Ankara ve İstanbul için yüzde 8 olarak hesaplanan günlük 2.15 doların altında yaşayan nüfusun oranı bütün şehirler için yüzde 18, kırsal bölgeler için yüzde 24 olarak belirlendi. Günlük 4.30 dolar üzerinden yapılan yoksulluk hesaplamasında ise Türkiye’de Ankara, İstanbul ve bazı kırsal bölgeler için oranın yüzde 34, bütün şehirler için yüzde 52, kırsal alan için yüzde 67 olduğu kaydedildi. Bu kritere göre Türkiye’de yoksulluğun en yoğun olduğu bölge yüzde 77 oranıyla Doğu Anadolu, en düşük olduğu bölge yine yüzde 41 oranıyla Ege olarak belirlendi. 100 ÇOCUĞUN 29’U YOKSUL Raporda, Türkiye’deki çocukların yüzde 29’unun, 17-65 yaş arasındaki yetişkinlerin yüzde 16’sının, 65 yaşın üstündeki yaşlıların yüzde 14’ünün, erkeklerin yüzde 14’ünün, kadınların da yüzde 16’sının günlük 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde olduğu ifade edildi.

ÇOK ÇOCUKLU AİLELERDE YOKSULLUK ARTIYOR

Raporda, çocuk sayısına göre ailelerin yoksulluk düzeyleri de ortaya konuldu. Buna göre hiç çocuğu olmayan ailelerin yüzde 5’i, bir ya da iki çocuklu ailelerin yüzde 12’si, 3 çocuklu ailelerin yüzde 41’i 2.15 dolarlık yoksulluk
sınırı içinde bulunuyor.

HER 100 YOKSULUN’UN 49’U YETİŞKİN

Rapora göre Türkiye’de 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde olan her 100 kişiden 47’sini çocuklar, 49’unu yetişkinler, 4’ünü yaşlılar oluşturuyor. Yoksulların yarısının 3 çocuk
sahibi olduğu, 100 yoksuldan 38’inin bir ya da iki çocuklu aile olduğu, 12’sinin de çocuğu olmayan ailelerden oluştuğu belirlendi. Yoksullukla eğitimsizlik arasındaki bağlantıyı da ortaya çıkaran raporda, Türkiye’de her 100 yoksuldan 33’ünün ilkokulu bitirmediği, 60’ının ilkokul mezunu, 5’inin de orta öğretim mezunu olduğu bildirildi. Türkiye’deki her 100 yoksuldan 1’inin mesleki eğitim anlamında özel bir orta öğrenimini tamamladığı saptandı.

ÜCRETLİLERİN YÜZDE 12’Sİ YOKSUL

Raporda 15 yaşın üzerinde olup ücretli çalışanların yüzde 12’sinin, serbest meslek sahiplerinin yüzde 21’inin,
işsizlerin yüzde 13’ünün, emeklilerin yüzde 5’inin, öğrencilerin yüzde 11’inin, çalışmayan ancak çalışma yaşında olanların yüzde 18’inin günlük 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde bulunduğu belirlendi. Türkiye’deki 2.15 dolarlık yoksulluk düzeyinde olan nüfusun yüzde 18’inin ücretli, yüzde 37’sinin serbest meslek sahibi, yüzde 1’inin işsiz, yüzde 2’sinin emekli, yüzde 4’ünün öğrenci, yüzde 39’unun ise aktif olmayan çalışma yaşında olan kişilerden oluştuğu belirlendi.

TÜKETİMDE GIDAYA EN AZ PAY AYIRAN ÜLKE

Satın alma gücüne göre oluşturulan tüketim kalıpları tablosuna göre Türkiye’de tüketimin yüzde 38.8’ini yiyecek, içki ve sigara tüketimi, yüzde 14.2’sini kamu hizmetleri, yüzde 12.9’unu ulaşım ve iletişim, yüzde 6.9’unu giyim, yüzde 6.3’ünü eğitim ve yüzde 4.6’sını mobilya harcamaları olarak
gerçekleştiriliyor. Türkiye, karşılaştırma yapılan 24 ülke arasında Macaristan’dan sonra harcamalarının en az bölümünü gıdaya ayıran ülke olma özelliğiyle dikkat çekerken, eğitime yaptığı harcama açısından ise 9’uncu sırada geliyor. Ulaşım ve iletişim için yaptığı harcamanın tüketim içindeki payına bakıldığında Türkiye 6’ıncı sırada yer alıyor.

Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2005/10/17/son/soneko12.html)

Deniz
17.10.05, 17:10
durum aynen bu işte. dünya bankasına ait bu istatistik acaba bir yerde yayınlandı mı? haberi olan var mı? danke im voraus ;)

kanki
17.10.05, 17:48
güzel bir haber dostum sagol.....demek ki ortaya serilen rakamlar pek ic acici degil , demek ki hala 3.dunya ülklerinden pek uzak degiliz ama avrupa standartlarina uzagiz ...

Telli Baba
18.10.05, 03:23
durum aynen bu işte. dünya bankasına ait bu istatistik acaba bir yerde yayınlandı mı? haberi olan var mı? danke im voraus ;)

Evet yayınlandı.

worldbank (http://publications.worldbank.org/ecommerce/catalog/product?item_id=4849133)

Telli Baba
18.10.05, 03:30
güzel bir haber dostum sagol.....demek ki ortaya serilen rakamlar pek ic acici degil , demek ki hala 3.dunya ülklerinden pek uzak degiliz ama avrupa standartlarina uzagiz ...

Elbette hiçte Hindistan'a, Sudan'a, Etiyopya'ya gitmeye gerek yok. Bunlar Türkiye gerçeği. Türkiye kendiliğinden bu yükün altından kalkamadı ki!

Hiç unutmam TV'de gördüm, Doğu İllerimizde çocuklar çöplükten yemek arıyorlardı. Mendilci çocuklar, 12-13 yaşında çıraklık yapan çocuklar. Memlektin hali o kadar kötü ki ... bizim burda durumuz iyi ... burda siyaset konuşabiliyoruz vs. Milletin orda ekmek kavgası sürdüdüğünü iyi anlamamız lazım ...

Deniz
18.10.05, 10:58
Evet yayınlandı.

worldbank (http://publications.worldbank.org/ecommerce/catalog/product?item_id=4849133)

Teşekkür ederim.

Deniz
18.10.05, 11:03
Elbette hiçte Hindistan'a, Sudan'a, Etiyopya'ya gitmeye gerek yok. Bunlar Türkiye gerçeği. Türkiye kendiliğinden bu yükün altından kalkamadı ki!

Hiç unutmam TV'de gördüm, Doğu İllerimizde çocuklar çöplükten yemek arıyorlardı. Mendilci çocuklar, 12-13 yaşında çıraklık yapan çocuklar. Memlektin hali o kadar kötü ki ... bizim burda durumuz iyi ... burda siyaset konuşabiliyoruz vs. Milletin orda ekmek kavgası sürdüdüğünü iyi anlamamız lazım ...

daha bugün gazetede şu fotğrafı gördüm..insanın içi acıyor:

http://www.radikal.com.tr/veriler/2005/10/18/emke.gif

Türkiye, ramazanda dayanışmanın en güzel örneklerini sergiledi, ancak, ülkedeki yoksulluğun boyutları da somut biçimde ortaya çıktı: Dar gelirliler, kentlerde iftar çadırlarına akın ederken, kırsaldaki yoksullara yardım çabaları da sürdü. AKP'nin Konya Seydişehir İlçesi Kadın Kolları, Mesudiye Köyü'nde gıda ve giysi dağıttı. Payını kucaklayan çocuğun yüzündeki ifade, her ay ekmeğe muhtaç olduğunun deliliydi. www.radikal.com.tr

tralles
18.10.05, 11:08
Olayin bu boyutlara gelmesinin baska bir sebebi de tarim ülkesi olan Türkiye'nin devlet politikasinin tarim sektörünü kücültmek ve sanayi ülkesi olma yoluna girmektir.

Mazot parasi, ilac parasi iki yil öncekinin iki misli fazlasi, ancak hasat fiyatlari iki yil öncekinin yarisi.

Ki simdi elimde veri yok, ancak Türkiye'nin cok büyük bir bölümünün tarim sektöründe calistigi hepimiz tarafindan bilinen bir olay.

Tamam, tarim ülkesi olmaktan siyrilmak isteyelim, deneyelim, ama elde alternatif de yok ki! Yani ciftcileri bu kadar zorla, ama onlara baska calisabilecekleri alternatif sektörler sunma. Iste bu olay Türkiye'deki ciftcilerin isyan noktasina getiren, sebeptir, ve bu verilerin ortaya cikmasinin bas nedeleri.

Türkiye'de ciftcilerin durumu hic bu yil gördügüm kadar kötü degildi.

Ancak öte yandan hükümet parlak ekonomik rakam ve istatistikleri sergilemekte.

Tuhaf olan, 2002 krizinde halk acliktan kirilirken, yoksulluga itilir, bir cok orta halli isadami intihar ederken, büyük holdingler yine muazzam kazanclar yapmisti.

Yani parayi kazanan, ekonomik yükselisten istifade edenler normal halk degil, büyük sirket ve holdingler.

sonuc: halk hala zor durumda, ancak zaten sisman bir sekilde ortalikta dolasan zengin beyefendilerimiz daha da etlenmis ve yaglanmis durumda...

veriler malesef göz boyama

tralles
18.10.05, 11:12
daha bugün gazetede şu fotğrafı gördüm..insanın içi acıyor:

http://www.radikal.com.tr/veriler/2005/10/18/emke.gif

Türkiye, ramazanda dayanışmanın en güzel örneklerini sergiledi, ancak, ülkedeki yoksulluğun boyutları da somut biçimde ortaya çıktı: Dar gelirliler, kentlerde iftar çadırlarına akın ederken, kırsaldaki yoksullara yardım çabaları da sürdü. AKP'nin Konya Seydişehir İlçesi Kadın Kolları, Mesudiye Köyü'nde gıda ve giysi dağıttı. Payını kucaklayan çocuğun yüzündeki ifade, her ay ekmeğe muhtaç olduğunun deliliydi. www.radikal.com.tr


tabiiki bu durum vardir, ancak görsel oyunlara da hemen aldanmamak lazim... laf aramizda, ülkemizdeki belesciligi bilmeyen yok, ikea'daki bedava kursun kalemleri bazi görgüsüzler avuc avuc cantalarina sokup evlerine götürüyorlardi... ama yinede burada mevzubahis ekmektir, yasam kavgasidir.

ben Telli Baba'nin actigi aynen bu konuya benzer baska bir konuyu baska bir forumda acmistim iki yil önce. Vay efendim, ülkeme biraz daha iyimser baksan, bu kadar pesimist olmasan falan gibisinden tepki aldim. Hatirlayalim, AKP hükümetinin bütün topluma asiladigi umut dönemiydi iki yil önce. almanca "Euphoriewelle" galiba en iyi kelime, bu durumu tarif etmek icin. Aci gercekleri simdi ama daha iyi görüyoruz.

deryatulga
26.08.06, 17:54
Üreme hızımızın maşallahı var
Türkiye'nin nüfusuna her gün bir ilçe büyüklüğünde insan ekleniyor. Türkiye'nin nüfusu 73 milyon kişiyi aşarken, buna her gün 2 bin 490 kişi daha katılıyor.

İSTANBUL'A GÜNDE BİR KÖY EKLENİYOR

Türkiye'nin en çok göç alan ili olan İstanbul'un 1 yıllık nüfus artışı 290 bin kişiyi geçerken, her gün büyükçe bir köy kente katılıyor. İstanbul nüfusu her gün 795 kişi artıyor.

Türkiye'nin ikinci büyük ili Ankara'nın nüfusu da her gün yaklaşık 184 kişi yükselirken, turizm beldesi Antalya'nın nüfusu da her gün 175 kişi daha yukarı çıkıyor.

Nüfus günlük olarak, İzmir'de 165, Bursa'da 143, Şanlıurfa'da 128, Konya'da 107, İçel'de de 101 kişi artıyor.

Türkiye'de 54 ilde nüfusa hergün yeni vatandaşlar katılırken, 3 ilin nüfusu sabite yakın konumda bulunuyor. 24 ilde ise nüfus gittikçe geriliyor.

deryatulga
02.12.06, 01:42
2050'de daha kalabalık olacağız
01 Aralık 2006 Cuma 23:31

Türkiye, geçen yıl 72.9 milyon kişiye ulaşan nüfusu ile dünyada 17. sırada yer alırken, 2050 yılında nüfusu 100.8 milyona çıkacak, ancak 17. sıradaki yerinde bir değişme olmayacak.

Bu sürede, Türkiye şu an kendisinden fazla nüfusa sahip olan Japonya ve Almanya'yı geride bırakacak.

Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) verilerine göre Türkiye, 2025 yılına gelindiğinde 90.2 milyon nüfusa ulaşacak.

2050 yılına gelindiğinde ise Türkiye nüfusu 100,8 milyona ulaşacak. Ancak şu anda 127.7 milyon nüfusa sahip olan Japonya'nın nüfusu, Türkiye'nin altında kalacak.

2005 yılı itibariyle 1 milyar 103 milyon kişilik nüfusu ile 1.3 milyar nüfuslu Çin'in ardından dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi konumunda olan Hindistan, 2050 yılına gelindiğinde 1 milyar 628 milyon nüfusa ulaşacak ve en üst sırada yer alacak.

Çin'in 2050 yılı nüfusu ise 1 milyar 437 milyon kişi olarak tahmin ediliyor.

deryatulga
19.09.07, 05:04
Yazarlar / Engin Ardıç</B>
http://www.aksam.com.tr/yazarfoto/eardic.gifAçık ve yakın tehlike



Param çıkışmıyor, ne zamandır istiyorum ama alamıyorum, televizyonda Mercedes reklamları yasaklansın! Audi’ye bile kısıtlama getirilsin! Honda... Eh işte, o kalabilir, o daha ucuz...

Parası pulu olan, istediği arabayı alan birçok kişi var ama benim yok ya, önemli olan benim durumumdur...

Öte yandan, şu şu şu yazarların yazılarını beğenmiyorum, yazdırılmasın! Televizyonda da hoşuma gitmeyen konuşmalar yapanlar var, niçin konuşturuyorlar bu adamları?

Ben kim oluyorum? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa... Hiç önemli değil, herşey benim beğenime, benim arzularıma. benim koşullarıma göre biçimlenecek!

Böyle bir yazı yazsam ne düşünürsünüz?

“Herif kafayı yedi” dersiniz herhalde...

Ama sucuk reklamına karşı çıkılması size doğal geliyor, öyle mi?

“Paramız yok, alamıyoruz, çoluk çocuk televizyonda görünce istiyor” deyince içinizde hemen ılgıt ılgıt bir sevecenlik...

“Emekçi halkım bilgisayar alamıyor, üstelik İngilizce de bilmiyor, işine yaramaz, bilgisayar satışları durdurulsun” desem zil takıp oynayacaksınız belki de.

Popülizmin bozuk sirke benzeri ayak kokusudur bu!

Bir tarihte, “Boğaz’da üç yüz lira yazıp sizi söğüşledikleri balık ve rakıyı Burgazada’da -toprağı bol olsun- Barba Yani’de üç kişi elli liraya yiyip içersiniz, kaçırmayın” yazmıştım, aklım sıra halka iyilik etmiştim de, serserinin biri hemen eleştirmişti: Benim elli liram var mı bakalım?

Ben de “aç kal ya da bok ye” demiştim kendisine.

Bir sucuk reklamı varmış, ben seyretmedim... İnsanlar burunlarını dikip havayı kokluyor, sucuğun kokusunu alınca da sokağa fırlayıp tazı gibi koşuyorlarmış... Toplumu yaralayıcı ve aşağılayıcı bir görüntüymüş bu, yasaklanmalıymış... Öte yandan, dar gelirli aileler sucuk alamayacaklarından, yoksunluk ve hüzün yaratıyormuş... Bir dernek böyle demiş.

Sucuk, pastırma, zeytin, peynir, reçel, güllaç reklamı, Ramazan ayında da yapılmayacaksa ne zaman yapılacaktır be kardeşim? Reklamı yapılmayacaksa nasıl satılacaktır?

“Yayınlandığı saat da uygun değilmiş”... İftardan önce değil de, teravihden sonra mı yayınlanmalı?

İnsanları acıktırıyor, tüketime teşvik ediyor... Kimse bir şey tüketmesin.

Bu reklamda halkı yanıltıcı bir unsur mu var? Hayır. Haksız rekabet mi var? Hayır. Genel ahlaka mı aykırı? Hayır. “Özendirici” niteliği var... Çok ayıp! Reklam dediğin tüketiciyi özendirir mi, reklam dediğin üründen nefret ettirir!

Hemşerim, reklamcı ürünü pazarlamak için isterse oyuncuyu amuda da kaldırır, denizde de yürütür, uzayda da uçurur... Ben Çapa Tıp Fakültesi’ne gidip bir ameliyata girsem ve “hastanın orasını kesme, burasını kes” desem hoca polis çağırır, ama bir avukat bir reklamcıya reklamcılık öğretmekte sakınca görmüyor...

Maaşıma zam yapılmıyor, demek ki memleket batıyor. Dar gelirli uçağa da binemiyor, THY reklamları hemen durdurulsun. Fakir fukara yurt dışına çıkamıyor, bütün turizm programları iptal edilsin, Avrupa’ya gidemezse rencide olur. Antalya’da oteller çok pahalı, hepsi kapatılsın ve bütün kıyı eskisi gibi bataklık yapılsın. Süt reklamlarında ineklerin memeleri görülüyor, ahlak bozuluyor, ineklere sutyen giydirilsin. Köprülerde trafik tıkanıyor, ikisi de yıkılsın. Topkapı Sarayı’nda sergilenen “Kaşıkçı Elması” satılsın ve parası halka dağıtılsın. Engin Ardıç denilen herif bana ağır gelen, anlamadığım yazılar yazıyor, kovulsun!

Halk gidip gidip Recep Tayyip Erdoğan’a oy veriyor, bu halk hemen iptal edilsin, yerine yeni bir halk bulunsun.

“Açık ve yakın tehlike” arayıp duruyorsunuz ya, Amerikan zagonunca “clear and present danger”... Memlekete zarar verecek tehlikeli gelişme...

İşte bazı beyinlerdedir.

[/URL] [URL="http://www.aksam.com.tr/yazarprn.asp?a=92145,10,2"] (http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=92145,10,2#) 19.09.2007