Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Yagmur Atsiz babasi Nihal Atsizi anlatiyor:"Babam nasıl kafatası ölçerdi"
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/602057.jpgGazeteci ve yazar Yağmur Atsız, ünlü Türkçülerden olan babası Nihal Atsızın nasıl kafatası ölçtüğünü anlattı. Yağmur Atsız, yeni yayımlanan Ömrümün İlk 65 Yılı adlı kitabında, babası için, Yakın çevresi, konu-komşu bir yana, hemen hiç tanımadığı insanların bile kafataslarını ölçer, kılı kırk yararak hesabını yapardı dedi.
1944 Türkçüler Davasının en önemli sanıklarından biri olan, başta Alparslan Türkeş olmak üzere pek çok ülkücünün yetişmesinde emeği geçen şair, romancı ve tarihçi Nihal Atsızın İstanbul Maltepedeki evinde kafatası ölçtüğü ve kimin hangi oranda Türk olduğunu tespit ettiği, oğlu Yağmur Atsız tarafından açıklandı. Yağmur Atsız, Türk Edebiyatı Vakfı tarafından yayımlanan Ömrümün İlk 65 Yılı adlı kitabında, babasının nasıl kafatası ölçtüğüne dair çarpıcı ayrıntılar da veriyor:
AYRINTILI HESAPLAR
Nihal Atsız dehşetli bir kafatasçıydı. Yakın çevresi, konu-komşu bir yana, hemen hiç tanımadığı insanların bile kafataslarını ölçer, kılı kırk yararak kesabını yapar ve o şahıslara mesela yüzde 37 onda dokuz mu yoksa ne bileyim yüzde 69 virgül dört oranında mı Türk olup olmadıklarını tebliğ eder, oranı düşük çıkanlar için de dudaklarında http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/602058.jpgdaima birkaç teselli-bahş kelime bulunurdu. Farz-ı muhal Fakat fevkalade bir iradi cehid ve uyanık bir milli şuurla bu fıtri noksanınızı kısmen de olsa giderebilirsiniz gibilerden...
Tabii kafatası ölçümüne göre Türklük oranı düşük çıkanlar son derece müteessir olarak ayrılırlar, fakat bilimin katı ve acımasız gerçekleri karşısında mukadderata boyun eğmek zorunda kaldıkları için mutluluğu belki de başka alanlarda arama imkánı üzerinde dururlardı. Ancak bu rizikolarına rağmen yine de hakikati öğrenmek isteyenlerin sayısı pek eksik olmazdı. Sırf bu meraklarını tatmin için İstanbulun ta bir ucundan kalkıp Maltepedeki evimizde Atsızı ziyarete gelenler nadirattan değildi. (s.25)
Kolayca tahmin edilebileceği gibi, kafatası denilen şey öyle iple veya karış hesabıyla ölçülmezdi. Ankarada Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde bulunduğu söylenen kafatası ölçüm aletini görmedik ama Atsızın nasıl bir aletle bu işi yaptığını oğlu Yağmur Atsız gayet net bir biçimde anlatıyor:
BİR TÜR PERGEL
Bu araç her zaman yazı masası üzerinde duran ve yaklaşık 45 santim uzunluğunda bir tür pergeldi. Ancak bu pergelin bacakları, bildiğimiz geometri enstrümanında olduğu üzre dümdüz uzanmıyordu. Ayakuçları içeriye doğru mukavvesti. Ve bu uçlar sivri değil ufak topuzbaşlıydı. Sap tarafında ise yine pergellerdeki gibi üstü derece taksimatlı bir yarım daire ve bacakların açılıp kapanmasıyla mütenasip olarak hareket eden bir gösterge vardı. Atsız, delinquantı bir iskemleye oturtur ve eline aldığı o sihr-engiz araçla söz konusu kafatasının önden ve yandan olmak üzere iki ölçüsünü alırdı. Üstteki göstergenin verdiği değerleri de bir kağıda itina ile not edip akabinde derin bir hesap-kitap ameliyesine girişirdi. (s.26)
BAZILARI ÜZÜLÜRDÜ
Yağmur Atsız, babasının yaptığı hesapların ardından sonucu açıkladığını, açıklanan sonucun kimilerini mutlu ederken kimilerini de hayli üzdüğünü belirttikten sonra, bu kafatası ölçme faaliyetinin onyıllar boyunca aynı titizlikle sürdüğünü söylüyor. http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/602059.jpg
75 Euro
Nihal Atsızın kafa ölçmede kullandığı alet, Pelvimetre adını taşıyor. Gebelik ölçme aleti günümüzde de kullanılıyor. Hamile kadınların karınlarının büyüklüğüne göre hamilelik süresini veren yandaki pelvimetre, 75 Euroya satılıyor.
Hitlerin değil onunmuş
YAĞMUR Atsız, Hitlerin özel armağanı olarak bilinen kafatası ölçme aygıtının, aslında Dr. Rıza Nurdan kalan bir havsala ölçme aleti olduğunu da açıklıyor. Meğerse bu alet, gebe kadınların karınlarındaki bebeğin fazlaca iri olması durumunda, doğumda komplikasyon olup olmayacağını tespit için kullanılırmış. Yağmur Atsız, bunu babasının mizah anlayışına bağlayarak şöyle bir yorum yapıyor: Atsızın mutad harici bir mizah anlayışı vardı ki zaman zaman hulûlü zordu. Kendisine dair kafatasçı iddialarının mütemadiyen tekerrürü biraz canını sıktı, tahmin ediyorum (...) Ama, Atsızın, gençliğinde ırkçılık teorilerine inanmakla beraber, bunu bir kafatasçılık seviyesine indirgeyecek kadar aptal olmadığını zannediyorum. (s.27-28)
Rakı içerdik
ALMANYAya geldiği zaman, Yağmur Atsız-Ayşim Alpman çiftinin Kölndeki evinde kalan ünlü bir konuk vardır: Yaşar Kemal. Genç çiftin Yaşar Ağabey olarak seslendiği Yaşar Kemal, bir akşam uzunca sayılabilecek bir süre Yağmur Atsızı süzdükten sonra, Biliyor musun, ben senin babanla rakı içerdim diye konuşur. Yağmur Atsız doğal olarak inanmayıp ünlü romancının şaka yaptığını sanır ve Ağabey, koskoca Atsız sizin gibi çulsuz bir gomonistle oturup rakı içmeye tenezzül eder miydi ki? diye sorar. Bunun üzerine Yaşar Kemal şunları anlatır:
Ederdi, ederdi.. Hem öyle ahım-şahım yerlerde değil, ikindi üzerleri zaman zaman Sirkecideki meyhanelerde buluşup rakılar ve laflardık. Sonra o Karaköyden karşıya geçerdi. Ben de kendi işime giderdim.
- Peki ne münasebetle tanıştınız?
- Benim İnce Memedi okumuş ve çok hoşuna gitmiş. Ben bu gençle tanışmak istiyorum demiş. Götürüp tanıştırdılar. Birbirimizden hoşlandık. O tabii ki benim komünist olduğumu biliyordu. Ben de onun Türkçü olduğunu. Ama yine de iyi anlaşırdık. (s.101)
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3421746.asp?m=1&gid=69
---------------------
ilginc kafatasi ölcme olayi.
Telli Baba
22.10.05, 12:18
ilginc kafatasi ölcme olayi.
kanki soy ağacını şimdiki zamanda kafatası ölçümüyle değil kan örneğiyle yapabilirsin. Ha bunun bir faydası var mı? Yok ... :D
kanki soy ağacını şimdiki zamanda kafatası ölçümüyle değil kan örneğiyle yapabilirsin. Ha bunun bir faydası var mı? Yok ... :D
tabi ki telli baba haklisin ama cok ilgini cekti bu durum ,kafatasi avciligi buna deniyor demek ki
Yagmur Atsiz bu eseriyle ancak "babasinin" ve onun müthis hayatini "zedelemekten" ötesine varamaz.
Atsiz ATA "kafatasciligi" ret etmistir. Bunu Türk Ülküsü eserindede dile getiriyor.
Yagmurun babasiyla olan iliskiside, her Türkcünün bildigi bir husus. Yagmur, babasindan ve "düsüncesinden" uzak duran bir kisi.
Yagmura bakarak, Atsiz ATAYA karsi bir "görüs" beyan edilmemeli.
Atsiz Atanin kitaplarini okudum. Kanaatimce, o kadar mükemmel eserler birakan bir insan böyle yoz bir anlayisin taraftari olamaz. Zaten Yagmur Bey kendisi de dile getirmis. Bunu gercek anlamda inandigi icin degil sakasina yapiyordu diye.
Atsiz Atanin kitaplarini okudum. Kanaatimce, o kadar mükemmel eserler birakan bir insan böyle yoz bir anlayisin taraftari olamaz. Zaten Yagmur Bey kendisi de dile getirmis. Bunu gercek anlamda inandigi icin degil sakasina yapiyordu diye.
Arakadaslar simdi yalan söylemeyeyim Atiszin hic bir kitabini okumadim ama bende bu kadar asiri olacagini sanmiyorum .
Kanki gardas. Ne olur vakit ayir ve sadece Bozkurtlarin ölümü ve Bozkurtlar diriliyor adli iki eseri oku. Sadece bunlari oku. Ondan sonra zaten o insanin böyle birseyi ciddi mahiyette yaptigina asla inanmazsin....Bak Turkcu.net de onun eserlerini bilgisayarina yükleyebilirsin. Bir oku Lütfen...
Zaten bir okumaya baslayinca bir daha eliden bi rakamiyorsun. Bagimlilik yapiyor....
Türkçülere yedi, hatta yirmi kuşak ilerisine kadar soy kütüğü arayan kimseler diye iftira ediliyor. Tatbik kaabiliyeti ve araştırma imkânı olmayan bu safsatalar ancak moskofçuların ve başka düşmanların uydurmasından ibarettir. Her zaman verdiğimiz örnekleri yine tekrarlayalım: En büyük Türkler' den biri olan Yıldırım Bayazıd'ın anası Türk değildir. Hangi Türkçü onu Türklük kadrosundan çıkarmıştır veya çıkarabilir? İstiklâl Marşı şairi Mehmet Akif' in babası Arnavut, ülküsü de Türkçülüğe aykırı olan ümmetçilik olduğu halde hangi Türkçü Mehmed Akif için Türk değildir demiştir?Nihal Atsiz, Türk Ülküsü
Hay ALLAH ne muradin varsa versin... Evlat degil Dövletsin vallahi :aferin:
Hay ALLAH ne muradin varsa versin... Evlat degil Dövletsin vallahi :aferin:
Estağfirullah. Türk Ülküsünü bende okudum. Aslında Atsızın kendi deyimi ile Türkleri laberatuvar ırkçılığına göre ayırmayacağını belirtiyor, fakat o cümlesini bulamadım. Bunları ifade eden Atsızın kafatası ölçmesi bana biraz tuhaf geliyor, ama neyse...
Atsiz ATA Türk Ülküsünün en son bölümünde "kafatasciligi, fasizm, naziligi" ret ediyor. Ve Türkcülük ile alakali olmadigini ap acik söylüyor.
Nihal Atsiz'in ogluna vasiyeti
bugun tam bir bucuk yasindasin. vasiyetnameyi bitirdim, kapatiyorum. sana bir resmimi yadigar olarak birakiyorum. ogutlerimi tut, iyi bir turk ol.
komunizm bize dusman bir meslektir. bunu iyi belle. yahudiler butun milletlerin gizli dusmanidir. ruslar, cinliler, acemler, yunanlilar tarihi dusmanlarimizdir.
bulgarlar, almanlar, italyanlar, ingilizler, fransizlar, araplar, sirplar, hirvatlar, ispanyollar, portekizliler, romenler yeni dusmanlarimizdir.
japonlar, afganlilar ve amerikalilar yarinki dusmanlarimizdir.
ermeniler, kurtler, cerkezler, abazalar, bosnaklar, arnavutlar, pomaklar, lazlar, lezgiler, gurculer, cecenler icer(de)ki dusmanlarimizdir.
bu kadar cok dusmanla carpismak icin iyi hazirlanmali.
tanri yardimcin olsun!
nihal atsiz
4 mayis 1941
mizah misali...
Tralles Atsiz ATA´nin baska yazisi veya makalelesi yokmu?
Onlari da bilirim, hepsini okumama da gerek yok...
Bu yukaridaki belki yazdigi en samimi "makale", ogluna, yani kendi cani'na vasiyeti.
Ben referans olarak her yönüyle Mustafa Kemal ATA'nin makalelerini tercih ederim.
Mustafa Kemal ATATÜRK´ün "makalelesi" yoktur beyanlari vardir. Makale bir gazete veya dergi kösesinde yayinlanan "yaziya" denir.
Hüseyin N. Atsiz ATA "ogluna" yazmis oldugu bu "samimi" nasihati yalnizca oglu(!) icin gecerli. Sonra Atsiz ATA´nin düzenle bir kavgasi vardi. O dönemlerde ikinci dünya savasi Türkiyenin kapisina kadar dayanmisti. Ve bu düzenle olan kavgasini "kristallestirmek" icin her türlü "baskaldirmayi" yönlendi. Cünki, karsisinda öyle bir blok olusmus ki, Türklükten mahrum, Türklükten uzak göbeklerini "ithal" fikirlere baglamis. Ve bu blokun basinda Ismet Inönü ve calisma ekibi vardi.
Referans olarak Türk gencligine "umumi" olarak yazdigi eserler alinmali "Türkcülüge karsi hacli seferleri, Türk Ülküsü, Makaleler I,II,III,IV, Ruh Adami, Deli Kurt vs vs vs
Telli Baba
23.10.05, 16:39
Mustafa Kemal ATATÜRK´ün "makalelesi" yoktur beyanlari vardir. Makale bir gazete veya dergi kösesinde yayinlanan "yaziya" denir.
Atatürk hakkında pek bir bilgiye sahip değilsiniz herhalde. Atatürk'ün makaleleri vardır.
Mustafa Kemal ATATÜRK´ün tüm beyanlari ve aciklamalari "NUTUK"ta toplanmistir. Tüm beyanlari "Türkiye Cumhuriyetin" temelini teskil eden "kayit"lardir.
Makale ise bir yazarin kendi düsüncelerini bir "güncel olay" hakkinda veya herhangi bir vaka hakkinda olan yorumu.
Mustafa Kemal ATATÜRK bir derginin veya bir gazetenin yazari degildi. Kalkip Mustafa Kemal ATATÜRK´ü bir yazar ile kiyaslaman cok abes.
Bir kere Atsiz ATAyi anlayabilmeniz icin her kitabindan önce "RUH ADAM"ini okuyun. Sonra tüm yazdiklarini kolayca anlayacaksiniz.
Telli Baba
23.10.05, 16:50
Mustafa Kemal ATATÜRK´ün tüm beyanlari ve aciklamalari "NUTUK"ta toplanmistir. Tüm beyanlari "Türkiye Cumhuriyetin" temelini teskil eden "kayit"lardir.
Makale ise bir yazarin kendi düsüncelerini bir "güncel olay" hakkinda veya herhangi bir vaka hakkinda olan yorumu.
Mustafa Kemal ATATÜRK bir derginin veya bir gazetenin yazari degildi. Kalkip Mustafa Kemal ATATÜRK´ü bir yazar ile kiyaslaman cok abes.
Bir kere Atsiz ATAyi anlayabilmeniz icin her kitabindan önce "RUH ADAM"ini okuyun. Sonra tüm yazdiklarini kolayca anlayacaksiniz.
Yukarıdaki yazdıklarım daha halen geçerlidir. Bilmiyorsanız konuşmayın ve öğrenin.
Yukarıdaki yazdıklarım daha halen geçerlidir. Bilmiyorsanız konuşmayın ve öğrenin.
aynen katiliyorum
tamam telli baba sen öyle buyurdun ise öyle olsun...tralles zaten katilmasaydin sasardim
Atatürk'ün yazdiklari sadece Nutuk ile sinirli degildir. Bu bir.
"Makale" olayina gelince, gazete "makaleleri"ni düsünüyorsan, Asim Us ismi hakkinda bir kac arastirma yapmani tavsiye ederim. Herhalde gazetelerde M.K.Atatürk adini koyarak devamli olarak köse yazarligi yapacak halide yoktu Atatürk'ün.
Sevgili Tetik kardes,
bazen biraz daha temkinli yazmakta, baskalarinin da bazi konularda bilgiliolabilecegi ihtimalini unutmayarak yazi yazmakta fayda vardir.
ben diyarbakirliyim.kürt asilliyim.
atsizin kitaplarindan ikisini burada yazi yazan dertli abi bana tavsiye etti.okudum.irkcilik görmedim.hep sohbet ettik onla.bana ziya gökalpin kitabini verdi.adam kürt asilli ama türkcülügün esasi diye kitap yazmis.
atzizin ogluna yazdigi vasiyette, beni ilgilendiren tarafini söyliim.
babam, bize kürtce ögrenmemizi yasakladi.niyemi? hep dediki bir ülkede ayri ayri irkar etnikler ikide bir ortaya atilirsa baskalari bunu kullanir. atsizin vasiyetinde yazdigi tehlike budur iste.ben böyle düsünebiliyorum.
bu kafatasi meslesinide okudum hürriyet gastesinde.bu isi nasil girgir olarak yaptigi belli.
kafatasi ile nasil ölceceksin.ayni ailede bile degisik kafatasi sekli var.benim kardesimle benim kafatasimi görseniz ne dersiniz.hic benzemez.
Nihal Atsiz'in ogluna vasiyeti
mizah misali...
Bir saniye, Atsızın ırkçılığını tartışmıyoruz (ki bu zaten mümkün değildir; kendisi açıklıyor ırkçı olduğunu), ırkçılığın şeklini tartışıyoruz. Atsız kendi eserinde biyolojik ırkçılığı red ediyor, saf Türk soylu olmayanlara Türk diyor. Onun için kafa tası ölçmesi bana biraz mantıksız geldi.
ben diyarbakirliyim.kürt asilliyim.
atsizin kitaplarindan ikisini burada yazi yazan dertli abi bana tavsiye etti.okudum.irkcilik görmedim.hep sohbet ettik onla.bana ziya gökalpin kitabini verdi.adam kürt asilli ama türkcülügün esasi diye kitap yazmis.
atzizin ogluna yazdigi vasiyette, beni ilgilendiren tarafini söyliim.
babam, bize kürtce ögrenmemizi yasakladi.niyemi? hep dediki bir ülkede ayri ayri irkar etnikler ikide bir ortaya atilirsa baskalari bunu kullanir. atsizin vasiyetinde yazdigi tehlike budur iste.ben böyle düsünebiliyorum.
bu kafatasi meslesinide okudum hürriyet gastesinde.bu isi nasil girgir olarak yaptigi belli.
kafatasi ile nasil ölceceksin.ayni ailede bile degisik kafatasi sekli var.benim kardesimle benim kafatasimi görseniz ne dersiniz.hic benzemez.
Sana Atsızın Kürtler hakkında ki yazdığı makalesini okumanı tavsiye ederim. Sana, senin elinde olmayan birşey için, kin kusan birisini savunma semada.
Makale "bir kisinin" bilimsel yönden, kendine özgün bir tarzla, görüsünü gazetelerde, mecmualarda veya dergilerde yayinlanan bir yazi!
Ve bu yazilar kimini baglar, kiminide baglamaz.
Mustafa Kemal ATATÜRK´ün "görüsü" Türkiye Cumhuriyetin temel "esasidir".
Bunu ayri tutman gerekiyor. Yani bir Atsiz ATA ile ATATÜRKÜN arasindaki farki, ayni platforma indirdiginde, yanlisi o an yapmis oluyorsun.
ATATÜRK "Türkiye Cumhuriyetimizin" mimari ve baskomutani. Onu bir "yazarla" kiyaslamak cok "isabetsiz" oldugunu söylemek istiyorum.
Atsiz ATA´yi diger yazarlarla kiyaslayabilirsin. Diger yazarlarin "ürünü" ile elestirebilirsin. Bu senin dogal hakkindir.
Atsiz ATA´yi ülkemizin ve devletimizin "baskomutani" olan bir abide sahsiyet ile ayni dereceye indirmek hic ama hic "Türk devlet" anlayisina yakisik degil.
ben diyarbakirliyim.kürt asilliyim.
atsizin kitaplarindan ikisini burada yazi yazan dertli abi bana tavsiye etti.okudum.irkcilik görmedim.hep sohbet ettik onla.bana ziya gökalpin kitabini verdi.adam kürt asilli ama türkcülügün esasi diye kitap yazmis.
atzizin ogluna yazdigi vasiyette, beni ilgilendiren tarafini söyliim.
babam, bize kürtce ögrenmemizi yasakladi.niyemi? hep dediki bir ülkede ayri ayri irkar etnikler ikide bir ortaya atilirsa baskalari bunu kullanir. atsizin vasiyetinde yazdigi tehlike budur iste.ben böyle düsünebiliyorum.
bu kafatasi meslesinide okudum hürriyet gastesinde.bu isi nasil girgir olarak yaptigi belli.
kafatasi ile nasil ölceceksin.ayni ailede bile degisik kafatasi sekli var.benim kardesimle benim kafatasimi görseniz ne dersiniz.hic benzemez.
semada canim kardesim cok güzel yazmissin .Kürt asilli vatandaslarimiz zaten kendí oturduklari bölgelerde kendi dillerini kullaniyorlar .Buna kimse karsi degil , ama Resmi olarak okullarda ve kamu allarinda kullanilan bir dil var .
Ayrica baban cok güzel söylemis , gercekten bunu kullaniyorlar simdi .
Atsiz ATA´yi ülkemizin ve devletimizin "baskomutani" olan bir abide sahsiyet ile ayni dereceye indirmek hic ama hic "Türk devlet" anlayisina yakisik degil.
--------------------------
Tetik tam olarak ne demek istedin bu cümlede ?
Atsiz ATA bir "yazar", bir "edebiyatci", bir "ögretmen", bir "gönül adami". Ve benim "ilk gözümün agrisi" diye nitelendirdigim ve onun güzide eserlerine derin "muhabbetler" bagladigim bir "abide sahsiyet". Ama bir Devlet adami degil (mevki olarak diyorum.) Yani yazdiklari basta kendisini baglar sonra cevresine.
Mustafa Kemal ATATÜRK ise Cumhuriyetimizin "mimari", Türk milletine en zor sartlarda "baskomutanligi" yapmis, müthis bir "sahsiyete" sahip cok kadim bir Türk Devlet adami. Onun beyanlari, tespitleri ve görüsleri Devletimizin "temel esaslarini" olusturur.
Misal Göktürklerde bir Kara Ozanin dedigi elbette "dikkate" alinirdi. Ama bir Bilge Kaganin "beyani" taslara kazilir. Fark bu! Türk Devletciligi bunu gerektiriyor!!!
Burada bir arkadas "ben Atatürkün makaleleri" ilgilendirir demesi, biraz olayi carpitmis duruma dönüstürdü. Yani bir yazarin "görüslerini" cürütmek icin, hemen bir "Devlet adamini" öne sürdü. Ülkemizde bunu cok yapiyorlar. Bir kücük olayda bile "ATATÜRKÜ" öne sürerler.
Esas "ATATÜRK düsmanligi" yapanlar, bunu öne sürenlerdir.
Bunu anlatmaya calistim.
Atsiz ATA bir "yazar", bir "edebiyatci", bir "ögretmen", bir "gönül adami". Ve benim "ilk gözümün agrisi" diye nitelendirdigim ve onun güzide eserlerine derin "muhabbetler" bagladigim bir "abide sahsiyet". Ama bir Devlet adami degil (mevki olarak diyorum.) Yani yazdiklari basta kendisini baglar sonra cevresine.
Mustafa Kemal ATATÜRK ise Cumhuriyetimizin "mimari", Türk milletine en zor sartlarda "baskomutanligi" yapmis, müthis bir "sahsiyete" sahip cok kadim bir Türk Devlet adami. Onun beyanlari, tespitleri ve görüsleri Devletimizin "temel esaslarini" olusturur.
Misal Göktürklerde bir Kara Ozanin dedigi elbette "dikkate" alinirdi. Ama bir Bilge Kaganin "beyani" taslara kazilir. Fark bu! Türk Devletciligi bunu gerektiriyor!!!
Burada bir arkadas "ben Atatürkün makaleleri" ilgilendirir demesi, biraz olayi carpitmis duruma dönüstürdü. Yani bir yazarin "görüslerini" cürütmek icin, hemen bir "Devlet adamini" öne sürdü. Ülkemizde bunu cok yapiyorlar. Bir kücük olayda bile "ATATÜRKÜ" öne sürerler.
Esas "ATATÜRK düsmanligi" yapanlar, bunu öne sürenlerdir.
Bunu anlatmaya calistim.
Tetik dostum , ikisini tabi ki karsilatiramazsin .Ikisi cok farkli kulvarlarda kosmus insanlAR ..milliyetcilik anlasmalari bile farkli .
Düsündüklerinden öte, yer tuttuklari mevki esas olan.
Bir yazar "yazar" oldugu icin, kendine göre bir "serbestligi" vardir. Ama bir "Devlet" adamin, kendine göre degil, basta Devlete ve millete göre bir "sorumlulugu" vardi.
Sana Atsızın Kürtler hakkında ki yazdığı makalesini okumanı tavsiye ederim. Sana, senin elinde olmayan birşey için, kin kusan birisini savunma semada.
bence burada atsizin kürtlerle ilgili yazmis oldugu yazi degil konu olan.
semadanin babasi(yakinen tanirim), cocuklarinin kürtce falan ögrenmelerini istemez..sebebide, ne olur ne olmaz, tutup bölücülere kapilirlar endisesidir.
**********
bütün tartisma boyunca dikkatimi ceken birsey oldu.
nihal atsiz, hicbir zaman siyasetci falan olmamistir..böyle bir seye tesebbüs bile etmemistir.herhangi bir siyasi partiye üye olmamistir..bir yazardir.
düsüncelerini anlatmis, edebi eserler yazmistir.
hic bir kitabinda "kan irkciligi" yoktur.
****
ben orta okul cagimdan beri nihal atsiz in eserlerini okurum, ama irkci degilim.
cevremde onun eserlerini okuyanlarin arasinda da irkci kimse yok.
ama nihal atsizin irkci oldugunu biliyorum.
arkadaslar
yillardir anlatilan ve son zamanlarda bizim de politikcityde yorumlamaya calistigimiz KAFATASI ölcme konusunda, yeni haber..
ps; ben yillarca nihal atsizi okudum, onu sevenlerle sohbet ettim ama hic birisi benim kafatasimi ölcmeye kalkismadi.
Gazeteci-yazar Prof. Reha Oğuz Türkkan, Türkçülük davasında birlikte yargılandığı Atsızın kafatası ölçtüğüne dair iddiaların doğru olmadığını söyledi. Asıl kendisinin Atsızın kafatasını ölçtüğünü belirten Prof. Türkkan, Yeterince Türk çıkmadı ve çok bozuldu dedi. Ünlü tarihçi ve Türkçü Nihal Atsızın oğlu Yağmur Atsızın, babasının nasıl kafatası ölçtüğüne dair yazısına gazeteci-yazar Prof. Reha Oğuz Türkkandan itiraz geldi.
Türkkan, kendisinin Atsızın yakın bir arkadaşı olduğunu hatırlatarak, Atsızın ırkçı olduğunda şüphe yok. Fakat tanıdığım Atsızın ne yazılarında, ne de konuşmalarında kafatasçılık izine rastlamadım. Yağmur Beyin de en azından o senelerde, babasının brakisefal, dolikosefal gibi tabirler kullandığı tek bir yazısını gösterebileceğini sanmam dedi. Türkkan, Sorbonnede Antropoloji okuduğunu kaydederek, o esnada bir Antropometri (kafatası ölçüm aleti) pergeli edindiğini, Türkiyeye dönünce şakayla da karışık olsa asıl kendisinin kafatası ölçtüğünü söyledi. Prof. Türkkan, şöyle devam etti:
Bir gün, kafatası ölçümünün insanın Türk olup olmadığını anlamak için değil, bir toplumun çoğunluğunun hangi tür kafatası sahibi olduğunu tespit için yapıldığını arkadaşlarıma anlatıyordum. Atsız Bey, Cihat Savaşer, Fehiman Altan ve Necdet Sançarın da yer aldığı bir gruptu. Arkadaşlar kendilerinin kafatasını ölçmemi istediler. Ölçtüm. Atsızınki 81.4 çıktı. Halbuki Türklerin de dahil olduğu brakisefallik 84ten başlar. Atsızın fena halde canı sıkıldı. Ben de ölçtüğüme pişman oldum. Belki Yağmur Beyin aklında bu olaylar kalmıştır ve aradan yıllar geçtiği için yanlış hatırlıyordur.
84 ve üstü Türk
REHA Oğuz Türkkanın verdiği bilgiye göre, kafatasının cinsini belirlemek için antropometri pergeli ile önce kafatasının genişlik ve uzunluk açısı ölçülüyor. Daha sonra çıkan rakamlar yüzle çarpılıp birbirine bölünüyor. Buna göre belirlenen kafatası tipleri şöyle sıralanıyor:
65-75 arası: Dolikosefal (uzun kafatası)
79-84 arası: Mezzosefal (orta yuvarlaklıkta kafatası)
84 ve üstü: Brakisefal (yuvarlak kafatası)
*****
arkadaslar, burada anlatilan , tamamen ilmi bir konu ve dünya üniversitelerinde "antropoloji" denilen bir bilim dali var.
bu konuda gecmite yapilanlarla ilgili bir aciklama;
TÜRKİYEde ilk antropolojik çalışmalar, Atatürkün isteği üzerine 1924te, Türkiye Antropoloji Tetkikat http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/612781.jpgMerkezinin kurulması ile başladı. Daha sonra Türk Antropoloji Müessesesi adını alan bu kurum, 30lu yılların sonunda Ankaradaki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesine bağlanarak Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü olarak faaliyetlerini sürdürdü. Antropoloji Müessesesinin araştırma görevlileri, 1937de, Türkiyenin on değişik bölgesinde, yaklaşık 60 bin kadın ve erkek üzerinde incelemeler yaptılar. Bu araştırmanın yapılmasının bir sebebi de, Atatürkün manevi kızı Afet İnanın Cenevrede sürdürdüğü doktora çalışması sırasında karşılaştığı güçlükleri çözmekti. Çalışmalarda Sefalometriye (kafatası ölçümü) ağırlık verilmekle birlikte, tüm vücut ölçümleri de yapılacak, elde edilen bilgiler Afet Hanıma da gönderilecekti. Daha sonra profesör olacak Afet İnan ise bu bilgileri, 1939da Cenevrede Fransızca olarak basılan Recherches sur les Caracteres anthropologiques des population de la Turqui adlı eserinde de kullanacaktır.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3433646.asp?gid=69
Ortadogu Gazetesinde köse yazarligi yapan Selcan hanim, son zamanda "Atsiz ATA"nin adini kullanarak, hem Türk milliyetciligi rencide etmek, hemde icindeki "firsati" dile getirmek isteyen "simalara" karsi gereken cevabi vermis. Selcan hanima (degerli ablama) buradan ona saygilarimi ve sevgilerimi iletiyorum.
EVLAT, EVLAT DEGIL KI...
Siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır,
Aranızda bulunacak güleç bir batır,
Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri
Atılarak hepinizden daha ileri
Güldürecek babasının yanık ruhunu;
Ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu
Yağmur Atsız, babasının umutla yaptığı tasvirin, sadece "yağız" kısmını üstüne alarak, babasının yanık ruhunu güldürmek bir yana, ateşini iyice harlayarak, Tanrıdağı'ndaki mekanında ızdırap içinde kıvranmasına neden olmuştur. Hiç sözümüzü esirgememize gerek olmayacak biçimde, kendisi gerçek bir "hayırsız evlat" namzetidir.
Çıkarmış olduğu "Ömrümün İlk Altmış Beş Yılı" adı kitabının reklamını binlerce şehit veren, öz babası da dahil yığınla Tür aydınını işkencehanelere yollayan ve kendisine "kutsal bir emanet" olarak miras bırakılan Türk Milliyetçiliği hareketini aşağılayarak, ırkçı zeminde basitleştirerek yapmaktadır. Yıllardır, babasının çile dolu ömrünü adadığı Türkçülük-Turancılık davasını alaya alan Yağmur, bugün aynı işi, Türk milliyetçilerinin kutsallarını değersizleştirerek yapmaya çalışmaktadır.
Sonuçlarını çok iyi bildiği halde, gazetelere, "babasının nasıl kafatası ölçtüğüne" dair demeçler vermiş, Reha Oğuz Türkan gibi, kendine durumdan vazife çıkarmayı adet edinen bir zattın affedilemez beyanatına vesile olmuştur.
Atsız'ın hayatta kalan yol arkadaşları, Yağmur deyince, büyük bir iç sızıyla şu yorumu yapar;
"Evlat, evlat değil ki
"
Babasının vasiyetini yerine getirmek konusunda zerre kadar kaygı ve sorumluluk taşımamış olan Yağmur, ezmeye çalışırken altında ezildiği "Atsız" adını taşımamalıdır. Nasıl, O, bugüne kadar babasının fikirlerin "utanç" vesilesi saydıysa, bu isimle yaptıkları da Türk Milliyetçileri için utanç hatta azap olmuştur.
Başbuğ'un 1944 Milliyetçilik Olayı kitabında, "memleketini ve milletini sevmekten başka hiçbir kusuru yoktu" sözüyle anlatmaya başladığı Reha Oğuz Türkan, tabutlukta gördüğü işkencenin kat ve katını Türk Milliyetçilerine çektirmiştir. Hep "bir şeyler"in intikamını alma gayreti içinde olmuştur.
Bu "bir şeyler"i açmak gerekirse, mesela Türkan, bu hareketin Atsız'ı olmamanın hasetiyle yaşamıştır yıllar yılı.
Önceki gün rahmetle andığımız Ziya Gökalp, nasıl Türkiye Cumhuriyeti'nin fikir babası idiyse, Hüseyin Nihal Atsız'da Türk Milliyetçiliği'nin "Ülkücü Hareket" te vücut bulan yeni dönemin fikri önderi, tetikleyicisidir.
1944 yılında Atsız'ın etrafında toplanan, bugünün ulusalcı söylemiyle "dip dalgası", Ülkücü Hareketi'in "mücadeleciliğinin" harcının atılmasıdır.
1960'ların başında yayınlanan Türk ülküsü, ortaya koyduğu, "Türkçülük, Yasacılık, Toplumculuk, Milli gelenekçilik, Şuurlu demokrasicilik, Ahlakçılık, Bilimcilik ve Teknikçilik" ilkeleri kimsenin inkar edemeyeceği üzere, Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından ortaya konan doktrinimizin temellerini teşkil etmektedir.
Tarihin "kahramanlık" payesi verdiği ( Reha Oğuz Türkkan'ı kast ediyorum) bu insanların dokunulmazlığını sarsmak, inandırıcılığı olmayabileceği kaygısıyla söylüyorum; bize düşmeyebilir. Ama bizim dokunulmaz değerlerimizi kirletme çabası içindekilerin ortaya attıkları iddiaları çürütmek, ağızlarının payını vermek ve hadlerini bildirmek, o günlerin tanığı olan son birkaç Türkçü için, belki bu hareketin kendilerinden beklediği son görevdir.
Ben en azından bu köşede ülkücü Türk gencine yakışan kısmını ifade ederek yetinmek istiyorum:
Kanından ve canından olmasına rağmen her dem ihanet içinde olan bir Yağmur kaybetmek, binlerce Yağmur'un babası olan Atsız için ne gam!
Ziya Gökalp'in kendisine "Türk değilsin" diyenlere ithafla yazdığı şiiriyle noktalayalım yazımızı. Hem ölümünün 81 yıldönümünde Gökalp'in, hem de Türkkan tarafından, Türklük hesabı noksan çıkarıla""n Atsız'ın ruhlarına ithafla yayınlayalım:
Türk olsam olmasam, ben Türk dostuyum,
Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı!
Çünkü benim gayem Türk'ü yaşatmak
Seninki öldürmek her yaşatanı!
Selcan Tasci
http://www.ortadogugazetesi.com/haber_d.asp?haber=5232
günlerdir nihat atsiz ve kafatasi ölcümü meselesi anlatilip duruyor.
kimse, bu isin aslini arastirmiyor..gazetelerde cikan alet, kafatasi degil, kadin dogum uzmanlarinin kullandigi rahim ölcme aletidir.
nihal atsiz, kendisine kafatasci diyenlerle dalga gecmis.tüm yazilardan bunu anliyoruz.
yoksa nihal atsiz bir doktor degildir, bir antropolog degildir..
o sadece yazardir..ve cok romantik bir yazardir...hayalleri her zaman türklük ülküsü ile doludur..attigi adim türklük icindir..ama eline silah almamistir...karsisindakileri sindirmeye kalkismamistir
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/06/gazete/yazar/ic/k_pulur.gifAtsız'ın Bayırbucak Devleti...
BAZI isimlerin durup dururken, bazen de gerektiği için ortaya atılması iyi oluyor, en azından insanlar tarihin sayfalarında kalan bazı olayları, gerçekleri bu sayede öğreniyorlar, ya da kulakları doluyor.
Önce Ali Kemal, şimdi de Nihal Atsız...
YA Nihal Atsız'ın "kafatası ölçücülüğü"?
Nasıl bir ölçümdür bu?
45 santim uzunluğunda bir tür pergel, yalnız pergelin kolları düz değil, içbükey, ayakların ucu da sivri değil, ufak topuz başlı, üstte de bir gösterge...
Bu pergel her zaman Atsız'ın yazı masasında durur. Diyelim birinin Türk ırkından olup olmadığını öğrenecek, Nihal Atsız bu esrarengiz pergelle adamın kafatasının önden, yandan ölçüsünü alır, aldıklarını not eder, sonra bir kâğıda toplama, çıkarma, çarpma, bölme, karekök, bütün işlemleri yapar ve hükmünü verir:
"Maşallah, siz tahminimden öte saf bir Türk'sünüz, yüzde 98 virgül bilmem kaç!"
Ya da:
"Oooo, ummadığım kadar endişe verici, siz aslen nereliyim demiştiniz?"
***
HADİ kafatası ölçülenler buna inandı, ya Nihal Atsız, o da buna inanır mıydı?
Yağmur Atsız, babasının alışılan dışında bir mizah anlayışı olduğunu yazar, bu anlayışı anlamak zordur...
Atsız, kendisine "kafatasçı" denilmesine ve bunun yüzlerce binlerce defa tekrarlanmasına kızmış, "Kafatasçılık öyle mi? O zaman ben sizlere bir kafatasçılık edeyim de görün!" demiştir.
Yağmur Atsız'ın dediği budur, yani Nihal Atsız, bugünkü deyimle milleti bir güzel işletmiştir.
***
YA o acayip pergel, o acayip alet?
Havsala aleti!
"Havsala"nın mecazi anlamı vardır, havsalam almadı, havsalama sığmadı gibi...
Aslında bir tıp deyimidir, kadın vücudunun "leğen" diye adlandırılan kısmına "havsala" denir. Hekimler gebe kadınların karınlarındaki bebeğin iri olması yüzünden doğumda bazı sorunlar çıkıp çıkmayacağını anlamak için, "havsala ölçümü" yaparlarmış, herhalde şimdi böyle bir alet yoktur.
Aletin asıl sahibinin Dr. Rıza Nur olduğunu, ondan da manevi evladı Nihal Atsız'a kaldığını yazarsak, sanırız biraz daha açıklık getirmiş oluruz.
http://www.milliyet.com.tr/2005/10/28/yazar/pulur.html
Kafatası ölçümü...
TEMPO dergisinin o sayısı, ya elimize geç geçti, ya biz atladık; çok ilginç bir açıklama var, antropolog Prof. Dr. Mehmet Yaşar İşçan, Türklerin kafatası ölçüsünü veriyor...
Diyeceksiniz ki, hâlâ mı kafatasçılık?
Hayır, bu "siyasal" değil, "bilimsel" kafatası ölçümü...
Nasıl ölçülüyor?
Şöyle:
"Burnun ucundan kafanın arkasına kadar olan bölüm 155 mm, bir kulaktan öteki kulağa (kafanın üstünden) 182 mm geliyorsa, siz gerçek bir arı ırk ve saf Türksünüz."
Hadi bakalım herkes bir "metre" kapsın, arkadaşıyla karşılıklı "kafatası ölçümü"ne başlasın, kim Türk, kim değil bilelim!
Kafatası ölçmek bir hünerdir, öyle her önüne gelen, kafatası ölçüp "Bu Türk, bu değil!" diye hüküm veremez.
Kulakları çınlasın, Yağmur Atsız, "Ömrümün İlk 65 Yılı"nda babası Nihal Atsız'ın insanların kafataslarını nasıl ölçüp, "Siz Türksünüz!", ya da "Siz Türk değilsiniz!" diye ayırdığını ince, zarif bir humor'la anlatır.
***
NİHAL Atsız'ın kafatası ölçme aleti büyükçe bir pergeldir. Bu aletin ayakları içbükeydir, sap tarafında da pergelin ayaklarına göre hareket eden gösterge vardır.
Atsız, kafatasını ölçeceği kişiyi oturtur, önden, yandan iki ölçü alır, inci gibi el yazısıyla bir kâğıda geçirir, sayıları toplar, çıkarır, çarpar, böler karekökünü alır, sonra "Gereği düşünüldü" dercesine kararı açıklar:
"Oooo, hanımefendi, en iyimser tahminlerimi bile fersah fersah aşacak ölçüde, neredeyse, saf bir Türksünüz, yüzde 98 virgül bilmem kaç..."
Yahut da:
"Hiç ummadığım kadar endişe verici... Siz aslen nereliyim, demiştiniz?"
***
YAĞMUR Atsız, babasının bu kafatası ölçme faaliyetine titizlikle ve on yıllar boyunca devam ettiğini anlatır.
İşte bu yüzden de bilir bilmez herkesin ağzına "kafatasçı" olarak yerleşmiştir.
Oysa, kafatası ölçen, pergele benzeyen o alet nedir bilir misiniz?
Havsala aleti...
Havsala her ne kadar insan zihninin kavrayış yeteneği anlamına gelirse de, biyolojik olarak kadın vücudunun "leğen" diye adlandırılan bölümünü belirtir. Doktorlar, gebe kadınların doğum sırasında bebeği büyük olursa birtakım sorunlara karşı bu "havsala aleti"ni kullanır, ölçüm yaparlarmış, tabii yirminci yüzyılın başlarında...
***
PEKİ, bu alet Nihal Atsız'ın eline nasıl geçmiş?
Ölümünden kısa bir süre önce Nihal Atsız'ı manevi evlat edinen Dr. Rıza Nur'un mirasından...
Bu aletin ne olduğunu da, kafatasıyla uzak yakın bir ilgisi bulunmadığını da iki kişi bilirmiş; biri Yağmur Atsız, diğeri de annesi...
***
VELHASIL, bugünkü deyimle, Nihal Atsız "Kafatası ölçüyorum!" diye milleti bir güzel işletmiş.
Bugünkü kafatası ölçümcüsü, Prof. İşçan da "Nihal Atsız'ın kafatası ölçümlerini bilimsel bulmadığını" söylüyor.
Tabii bunları bilseydi, böyle demezdi...
Ne bilimseli, işletmenin âlâsı.
-
20 Nisan 2006
h.pulur@milliyet.com.tr (h.pulur@milliyet.com.tr)
http://www.milliyet.com.tr/2006/06/18/yazar/pulur.html
deryatulga
18.06.06, 20:33
Ölcene degil de aslinda ölctürene bakin, sadece de kafatasi konusunda degil. Kelle paca formülüyle soyluluklarini kanitlamak isteyen insanlara ne denebilir ki?
deryatulga
29.06.06, 17:04
IŞIĞA DOĞRU
Tarihe tanıklık
29.06.2006
NAMIK KEMAL ZEYBEK
MERHUM TÜRKEŞ ve ATSIZ, 1944 Irkçılık-Turancılık davasında birlikte yargılandılar. Arkadaş idiler...
ATSIZ, çetin günlerde konuşmaları, çıkardığı dergiler ve kitaplarla Türkçülüğün yayılmasına büyük hizmet etmiş bir bilim, düşünce ve sanat adamıdır.
1965 yılında Türkeş ve arkadaşları siyaset yoluyla hizmet etmek için CKMP'ye girdiler... Yapılan kurultayda Türkeş Genel Başkan oldu. 1969 Adana Kurultayı'nda partinin adı MHP ve belgisi de üç hilal oldu. Bu kurultayda üç ayrı görüş çatıştı. Üç hilalciler, maneviyat temelinde bir Türk milliyetçiliğini savunanlardı. Bozkurtçular, Atsız çizgisinde Türkçülüğü savunuyorlardı. Partinin adı Köylü İşçi Partisi olsun, belgisi de terazi kalsın diyenler ise milliyetçi toplumcu çizgide idiler... Bu kurultaydaki dalgalanmalar çabuk geçti ama Atsızcılar kendilerini dışlanmış saydılar.
Milliyetçi toplumcu görüşün en önemli kişisi Muzaffer Özdağ'dı. O da bir süre sonra ayrıldı...
Mesele neydi?
TÜRKEŞ-ATSIZ meselesi diye adlandırılan konunun temelinde iki öncünün konumlarından gelen ayrım vardır.
ATSIZ ne düşünüyorsa onu yazmaya alışmış bir düşünce adamıydı.
TÜRKEŞ ise düşünce adamı olmanın yanında eylem adamıydı.
Ayrıca TÜRK'ün tanımında da bir temel anlayış ayrımları vardı... ATSIZ'da soy, birincil konu iken, TÜRKEŞ bilinç ve kültüre önem veriyordu.
ATSIZ'ın ÖTÜKEN adlı dergide yazdığı yazılarda, TÜRK saymadığı yurttaşlarımıza yönelik ağır suçlamalarının MHP'ye ve TÜRKEŞ'e yamanması; yol ayrılığının başlangıcını oluşturdu.
MHP'de önce ÖTÜKEN, sonra ATSIZ'ın kitapları ve sonra ATSIZ'ın kendisi yasaklandı. Böylece Ülkücü Hareket yolunu ATSIZ'sız sürdürdü. 1972'den başlayarak yollar iyice ayrıştı ve istenmeyen olaylar oldu.
Atsız arkadaşlarına yazdığı yazılarda TÜRKEŞ ve MHP'ye karşıt bir tutum ortaya koymuştu. Yücel Hacaloğlu'nun çıkardığı ATSIZ'IN MEKTUPLARI adlı kitaptan O. Nuri Kurt Beğ'e yazdığı bir mektuptaki sözleri durumu özetler:
- MHP'nin durumu, sizin de yazdığınız gibi karmakarışık bir halde... Türkeş'in çevresinde birtakım ahlaksız asalaklar yalan dolanla onu yanlış hareketlere sevk ediyorlar. Bunlar, Türkeş adına şuraya buraya genelgeler göndererek Ötüken'in okunmamasını, bizim dinsiz olduğumuzu söylüyorlar. Türkeş de bunalmış ve şaşırmış durumda, ne yapacağını bilemiyor. Çelişik emirler vererek gerçek Türkçüler'i yanından uzaklaştırıyor. Şimdi onun yanında hemen hemen hakiki Türkçü kalmamıştır. Türkçü gözüken sahtekarlar kalmıştır. Kalanı birtakım yobazlardan ibarettir.
Bu şartlar dahilinde bu partiden artık ümit kalmamıştır. İlk seçimde silinip gidecektir.
Bugün Türkeş bizden kopmuş vaziyettedir. Türkçülüğü konferanslarda reddediyor. Geçen yıl Almanya'da verdiği bir konferansta, 'Biz Yahudi düşmanı değiliz. Çünkü Yahudiler'le hiç harp etmedik' diyerek Türkçüler'i şaşkına çevirmiş. Nejdet Sancar'a da, 'Bu milleti birleştirici tek unsur İslam'dır' diyerek artık tamamiyle dinci bir istikamete yöneldiğini açıklamıştır. Bilhassa en güvendiği adamları olan Devlet gazetesi sahiplerinin her yerde bizim aleyhimizde bulunmaları ve bütün uyarmalara rağmen göz yumması, bize karşı tutumunu ortaya koymuştur. Böylelikle artık ilişkilerimiz kesilmiştir.
Atsız, Türkçülük akımının önemli öncülerinden birisidir. Birçok hizmeti olduğu ve birçok aydınımızdaki Türkçülük bilincinin gelişmesine katkıları önemlidir. Romanları bugün için de değerini koruyor. Bozkurtlar'ın Ölümü, Bozkurtlar Diriliyor, Ruh Adam, Deli Kurt'u gençlerimiz okumalıdır. Atsız'ın Türk bilimine ve Türk tarih bilimine katkıları da gerçektir.
Doğru çizgi
ANCAK....
TÜRKEŞ ve ATSIZ'ın ayrıldığı görüşlerde doğru ve yararlı çizginin TÜRKEŞ çizgisi olduğu da ayrı bir gerçektir. Dışlayıcı bir Türkçülük yerine kapsayıcı bir Türkçülük, Türkiye için de Türk dünyası için de en doğrusudur.
En doğru çizginin Z. Gökalp-Atatürk çizgisi olduğunu da belirtelim. TÜRKEŞ işte o doğru çizginin Başbuğu idi...
deryatulga
13.12.06, 05:10
Nihal Atsız'dan kalan
http://www.radikal.com.tr/veriler/2006/12/13/35.gif İLÜSTRASYON: MUAMMER OLCAY
Bunca yıl sonra ansızın Atsız'ı tematize etmem bir heves sonucu değil. Türkiye son zamanlarda kabarma ve azma istîdâdı gösteren haşîn, mütecâviz ve dış dünyâyla câhilâne tarzda kanlı-bıçaklı bir milliyetçi ve (artık ne demekse!!!) 'ulusalcı' dalganın etki alanı içine girme tehlikesine mâruz
13/12/2006 (4 kişi okudu)
YAĞMUR ATSIZ (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=YAĞMUR ATSIZ))
11 Aralık, Atsız'ın 31. Ölüm Yıldönümü. Pazartesi günü, her yıl olduğu gibi, yine ona dâir yazılar yayımlanıp, anma törenleri düzenlendi. Onun ne kadar eşsiz bir insan olduğu anlatıldı. Tıpkı onyıllardır olduğu gibi... Ancak, yine onyıllardır olduğu gibi, bütün bu yazılar, şiirler, övgüler ve kutsamalar muhtemelen bu sefer de yoğun bir duygusallık ve şark-kârî bir hamâset edebiyâtı sınırlarını pek aşmadı, aşamaz. Oysa gönül isterdi ki bu doksandokuzluk tesbih misâli 30 yıldır tekrârından özellikle genç nesillere usanç gelen, fakat 'Aman cehâletimiz meydana cıkmasın!' endîşesiyle kimsenin açıkça söylemeye cesâret edemediği 'Atsız çok büyük Adamdı, çook, çokkk!' âyinleri tedrîcen yerlerini 'Peki, ama neden?' suâline bırakmış olsun. Yâni meselâ yine o belirli kesimlerin göklere çıkarmakdan yorulmadığı, lâkin tamâmına yakın bölümünün zahmet edip de iki satırını okumadığı Peyâmi Sefâ'nın ifâdesiyle 'şiir devrinden şuur devrine' nihâyet geçmiş bulunalım. En yakınlarından biri sıfatıyla şunu iddia edebilirim ki bugün Türkiye'de adı en fazla bilinip de kim olduğu en az bilinen şahısların bir listesi çıkarılsa Atsız bu listenin bir ihtimâl başında yer alır. Bilenlerin kısm-ı âzamı da aşağı yukarı sâdece 'Bozkurtların Ölümü' adlı romanını bilir. Toplam dört romanı vardır, 'Öbürlerini say!' deseniz onu dahî beceren az bulunur.
Garibdir ki Atsız hakkındaki en dişe dokunur incelemeler onun hayranları tarafından değil politik yelpâzenin sol kanadında duran araştırmacı ve bilim adamlarınca kaleme alınmışdır. Meselâ "Toplum ve Bilim" Dergisi'nde Cenk Saraçoğlu'nun uzun incelemesi gibi. Yâhut İletişim Yayınları 'Modern Türkiye'de Siyâsî Düşünce' dev dizisinin 4. Cildi "Milliyetçilik"deki gibi... Bunun bildiğim yegâne istisnâsı, kanaatimce yaşayan olumlu mânâdaki en büyük Türk Milliyetçisi olan Târihçi Ağabeyim Yılmaz Öztuna'dır. Zâten aralarındaki büyük yaş farkına rağmen Rahmetli Prof. Muharrem Ergin'le berâber Atsız'ın en yakın iki arkadaşı ve sırdaşıydılar.
Atsız neden önemli?
Benim bunca yıl sonra ansızın Atsız'ı tematize etmem bir heves sonucu değil. Hidâyete filan da ermiş değilim. Ne var ki zarûret görüyorum. Türkiye son zamanlarda gitgide kabarma ve azma istîdâdı gösteren haşîn, mütecâviz ve dış dünyâyla en câhilâne tarzda kanlı-bıçaklı bir milliyetçi ve (artık ne demekse!!!) 'ulusalcı' dalganın etki alanı içine girme tehlikesine mâruz. Sâdece dış dünyâ bakımından değil ülke içinde de mecâzî bağlamda bir boğazlaşma ortamı doğuyor. Bu arada Atsız da her eline geçirenin kötüye kullandığı bir tür "çok amaçlı silah"a dönüştürülüyor. 'Kafatasçılık' iddiası bu sû-i istîmâlin en bâriz örneklerinden biridir. Bakınız ölümünden on ay önce, 1970 Şubatı'nda yayınlanmış olan 'Türkçülük ve Siyâset' başlıklı yazısında ne diyor: "Kafatasçılığın ise Türkçülükle uzak yakın hiçbir ilgisi ve ilişiği yoktur."
Atsız'ın 'ırkçılık' anlayışı da Hitler Irkçılığı ile mukayese edilemez. Irkçılığın her türlüsüne karşı hayâtı boyunca var gücüyle mücâdele etmiş bir insan olarak bu farkı belirtmeyi de bir entelektüel hakkâniyet gereği telakkıy ederim. Yine aynı yazıdan: "Türkler ise, Türk soyundan gelmişler kadar Türkleşip kendini o soya bağlayan ve beyninde hiçbir yabancı ırk düşüncesi bulunmayan fertlerin topluluğudur."
Yukarıda sözünü etdiğim 'Milliyetçilik' adlı 1022 sayfalık cildde Araştırmacı Güven Bakırezer'den şu satırlar var: "Atsız kan bağını mutlak bir saflık olarak aramayıp (./.) anası Türk olmayan Osmanlı Pâdişahlarını, Babası Arnavut olan Mehmed Âkif'i Türklük kadrosundan çıkarmamıştır.
Ayrıca kan bağını tahlîlin olanaksız olduğunu reddetmez."
Lütfen yanlış anlaşılmasın! Irkçı değildi demiyorum. Ancak i'lerin üzerindeki noktaları koyuyorum. Şahsen ırkçılığın her türlüsüne şiddetle karşı olduğumu da hayâtım boyunca saklamadım.
Ama yine de önemli bir adamdı Atsız!!!
Bunun sebeblerini Yılmaz Öztuna şöyle açıklıyor:
"Atsız Türk Milliyetçiliği'nin TÜRKÇÜLÜK denen Ziyâ Gökalp Ekolü'nü kudretle devâm ettirmiş büyük bir fikir adamı, târih edebiyat, dil bilginidir. Atatürk Gökalp'ın tekliflerinin çoğunu uygulamıştır.
Türkeş Atsız'ın yetiştirdiği bir liderdir. Atsız olmasaydı Türkeş'in ortaya çıkması kesinlikle mümkün değildi. Ancak Türkeş Türk Milliyetçiliği'nin ÜLKÜCÜLÜK denen aksiyona dönük ekolünün kurucusudur. Zamanla Atsız Milliyetçiliği'nde bulunmayan dînî motifleri de benimsedi." ("Türkiye", 4 Kasım 2005)
Şunu söylemek istiyorum ki Atsız değerlendirilirken ona kendisinde bulunmayan birtakım vasıflar izâfe ve mevcud birtakım husûsiyetlerini de hasıraltı etmek, eğer cehâletden ileri gelmiyorsa, dürüstçe bir davranış değildir.
Her devrin menkubu
İster haklı ister haksız en keskin karakter özelliklerinden biri dürüstlük olan bir fikir adamına karşı bu husûsu belirtmeyi bir borç bildim. Tekrâr ediyorum, târihen belki haklı olmasa bile bu dürüstlük Atsız'da öylesine sarsılmaz bir karakter özelliğiydi ki bu yüzden ömrü boyunca kendi devletiyle mütemâdiyen problemli yaşadı:
Osmanlı'nın son demlerinde çocuk denecek yaşda bir Tıbbiye-i Şâhâne talebesiyken hapse atıldı. Atatürk Devri'nde sürgün edildi. Millî Şef İnönü Devri'nde yine hapse atıldı. Menderes Devri'nde meslekden men cezâsı aldı ve nihâyet ikinci çok partili yıllarda 68'ine girerken tekrar hapse de girdi.
O yüzdendir ki kartvizitinde 'Her devrin menkûbu' ibâresi vardı. Menkûb, gözden düşmüş demekdir.
Ben Atsız'ın fikirlerinden pek çoğuna katılmam ve bâzılarına da muârızım ama entellektüel tavrına da her zaman derin saygı beslemişimdir. Peki, ben neyim?
Bu bağlamda benim ne olduğumu da yine Yılmaz Öztuna'nın kaleminden aktarmak istiyorum: "Yahyâ Kemâl, çok saydığı Gökalp'tan esaslı şekilde ayrılan, Gökalp gibi köye ve folklora değil, kente ve yüksek kültüre yönelen ve Osmanlı'dan kopmak şöyle dursun bilakis onu geliştiren bir milliyetçiliği telkin ve terennüm etti. Türkiye'nin geleceğini aydınlatabilecek milliyetçilik Yahyâ Kemâl'in anlattığı gibidir. Yağmur Atsız da, babasının emsâlsiz ve çok büyük târihî misyonunu belirtmekle berâber, Yahyâ Kemâl Milliyetçiliği'ni, savunuyor."
Bu satırları hassaten buraya aldım ki kerâmeti kendinden menkûl bâzı "psikanalistler"(!) yine ipe sapa gelmez hazin netîcelere varmasınlar...
Atsız bizi atının terkisine alarak Karakurum'a bir ok atımı mesâfedeki bir ulu otağın önünde indirdikden sonra 'Bundan sonra başınızın çâresine kendiniz bakın!' diyen ve biz orada biraz şaşkın ve biraz çâresiz kalakalırken altındaki küheylânı mahmuzlayıp dörtnala Tanrıdağı'na doğru gözden kaybolan adamdır.
Yağmur Atsız: Yazar
http://www.ulkubirligi.org/images/topics/haber.jpg (http://www.ulkubirligi.org/modules.php?name=News&new_topic=2)http://img83.imageshack.us/img83/4685/aydnocak3400x266lw7.jpg
ÜLKÜ OCAKLARI HÜSEYİN NİHAL ATSIZI ANDI.
Ülkü Ocakları Aydın İl Başkanlığı Büyük Türkçü Düşünür Hüseyin Nihal Atsızın Hakka yürüyüşünün 31. yılında 11.Aralık.2006 Pazartesi günü Şükran Güngör Tiyatro Salonunda düzenlediği Şiirlerle Atsız ve Topal Asker Tiyatro Oyunu adlı program düzenledi.
Programa Ülkü Ocakları Aydın İl Başkanı Özen Gündüz, MHP Aydın İl Başkan Yardımcısı Süleyman Ekiz, Türk Ocakları Aydın Şube Başkanı Eyüp Doyuran, MHP Eski İl Başkanı Recep Taner, Aydın Şehir İçi Minibüs Kooperatif Başkanı Okan Yalçın, Nazilli Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Kaya, Okul ve Daire Müdürleri, Muhtarlar ve çok sayıda aile katıldı.
Hüseyin Nihal Atsızın eşsiz kişiliğini dile getiren Ülkü Ocakları Aydın İl Başkanı Özen Gündüz, Bir Türk Beğ'i olan Atsız Ata, Türkçülük tarihinin bir Ulu Türk Bilgesi olarak yarınki Türk nesillerinin örnek alacağı müstesna şahsiyetlerdendir ve ayrıca Türklüğün sonsuza uzanan yolunu aydınlatacak nadide şair ve yazarlardandır. Türk ferdi O'nda; heyecanın, coşkunluğun, fedakârlık ve feragatin zirvesini bulacak ve Türk'ün meselelerine Türk gözüyle bakışın metodunu öğrenecektir. Türk Milleti, O'nun Türklüğe adanan yetmiş yıllık hayatında, kahramanlık ile feragatin yüce ve ölümsüz tablosunu seyredecektir. Mazisi bin yıllara dayanan fakat bağımsızlık mücadelesi ve kuruluşuyla genç bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetinde, ABD'ye, Avrupa'ya, Çin ve Rus komünizmine dalkavukluk maksadıyla her türlü çirkinliğin ortaya konulduğu bir dönemde Milliyetçi-Türkçü mücadelesiyle bir abide-i şahsiyet olan Hüseyin Nihal Atsız , mahkemeler, tabutluklar, zindanlar, sürgünler ve mahrumiyetler ile geçen ömründe bir an olsun yılmamış, yıkılmamıştır. Onun bu abideliği bizlere her zaman yolbaşcı olmuştur. dedi.
Beyaz Düşünce Topluluğunu sahnelediği Topal Asker Tiyatro Oyunu katılımcıları hem güldürdü, hem ağlattı, hem de düşündürdü. Ayrıca Beyaz Düşünce Topluluğu Sanat Yönetmeni Ahmet Kayanın Hüseyin Nihal Atsızın şiirlerinden bir demet sunması geceye ayrı renk kattı.
MHP İl Başkan Yardımcısı Süleyman Ekiz, MHP Eski İl Başkanı Recep Taner, Türk Ocakları Aydın Şube Başkanı Eyüp Doyuran, Ülkü Ocakları Aydın İl Başkanı Özen Gündüz
http://img294.imageshack.us/img294/3230/aydnocak1400x285gx8.jpg
Oyundan bir görüntü
http://img83.imageshack.us/img83/976/aydnocak6400x277sx5.jpg
TRT 2'de yayınlanan "Atsız belgeseli"
http://www.yalniz-kurt.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1744
Atsız kabri başında anıldı
http://www.ortadogugazetesi.net/haberresim/g.gif
12.12.2006
Türk Milliyetçiliği´nin büyük fikir adamı H.Nihal Atsız´ı ölümün 31. yıldömünde rahmetle anıldı. Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanlığı kabri başında anma töreni düzenledi
Türk Milliyetçiliği'nin büyük fikir adamı H.Nihal Atsız'ı ölümün 31. yıldömünde rahmetle anıldı. Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanlığı kabri başında anma töreni düzenledi. Çok sayıda ülkücünün katıldığı anma töreninde açıklama yapan İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Yüksel Kaleci, büyük Türkçü Atsız'ın fikirlerine vurgu yaparak şunları söyledi:
"Şu anda, Türk Milliyetçiliği Hareketi'nin en önemli kilometre taşlarından biri olan Hüseyin Nihal Atsız'ın aziz hatırasının önündesiniz. Bu büyük ülkü adamı, uğradığı bütün baskı, zulüm ve haksızl&[/B]
Biliyoruz ki, Atsız ne yaşadığı dönemde, ne de sonra, gerçek manada anlaşılamadı, anlatılamadı. Ömrü boyunca en sadık yol arkadaşları, ızdırap, yalnızlık, hasret ve hepsinden acı olan bir bekleyişti. Geçmişte olduğu gibi bugün de Türk Milleti'nin fedakarları olarak biliyoruz ki anlaşılamıyoruz. Ama ne gam, "Biz bin yıl sonrasına hitap ediyoruz"!
[SIZE=2]Fani olan dünyada, kenarda yaşamaya mahkum edilmiş bu büyük dava adamının, ebediyette, Tanrı Dağı'nın zirvesinde Türk beylerinin otağında baş köşeye oturtulmuş olması en büyük tesellimizdir.
Biliyoruz ki;
Buradan uğurlarken onu binlerce Bozkurt
Orada karşılayan binlerce Alp-Eren var.
Ve Tanrı Kut Mete'nin huzurunda Atsız'ı
Kür Şad'la Kül Tiğin le diz vururken gören var.
Töredir; konan göçer, doğan gün batar elbet
Tanrı zeval vermesin devlet, din ve KUR'AN var
Dayanılmaz olsa da Atsız'lığın acısı
Ulu Tanrı'ya şükür yine soy var. Turan var.
Ölümünün 31. yıldönümünde aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz"
http://www.ortadogugazetesi.net/habergoster.asp?id=4207
Merhum Hüseyin Nihal Atsiz hakkinda TRT 2 hazirladigi "Hüseyin Nihal Atsiz Belgeseli"...Tarafsiz ve nezih bir belgesel...hazirlayanlari kutluyorum...Bu ara 11 Aralik vefat günü dolasiyla tekrar rahmetle ve minnetle aniyorum...Ruhu Sad olsun...:
Birinci bölüm:
http://www.youtube.com/watch?v=YI8symBSSAI
Ikinci bölüm:
http://www.youtube.com/watch?v=EMPBgvt8xV8&feature=related
Ücüncü bölüm:
http://www.youtube.com/watch?v=gTwU-7grBlE&feature=related
Dördüncü bölüm:
http://www.youtube.com/watch?v=pF5kuvFa92A&feature=related
Merhum Hüseyin Nihal Atsiz Bey ile evinde yapilan sesli bir mülakat. Soru soran ve mülakati yapan Türkcülük davasinda beraber yargilandigi ve bir ara aralarinda "husumet" yasandigi Prof. Dr. Reha Oguz Türkkan.
Sesli mülakatin birinci bölümü:
http://www.youtube.com/watch?v=bVe2oT9UyUQ&feature=related
Sesli mülakatin ikinci bölümü:
http://www.youtube.com/watch?v=-QgPJuQ7v-Q&feature=related
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.