Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : G.Doğu'da hangi dil konuşuluyor?
Evliya Çelebi 15 AYRI LEHÇE saymıştır. V.MİNORKSKY de FARSÇA'dan FARKLI özellikler gösteren BİR ÇOK LEHÇE'den söz eder.
Sen Petersburg Akademisi'nin yayınladığı Kürtçe-Rusça-Almanca Lugat'taki 8308 kelimeden 3080'i eski Türkmen, 1200 Zent, 370 Pehlevi, 1030 yeni Fars, 2000 Arap, 60 Çerkez, 220 Ermeni, 108 Kaldani, 20 eski Gürcü, ve 300 asıl Kürt kelimesi vardır.
Kürtlerin çoğu, o Kürtçe olduğu iddia edilen 20.000 kelimenin büyük kısmını hayatlarında bir kere bile duymamışlardır, hiç kullanmazlar!.. Öte yandan bu kişilerin konuşma tarzı, vurguları, kelimeleri telaffuz edişleri hep ORTA ASYA TÜRKLERİ'ne, özellikle ÖZBEKLER'e ve TACİKLER'e benzer. !..
KÜRTÇE aslında "DİLLER KARIŞIMI BİLE OLMAYIP, KELİMELER KARIŞIMI BİR AĞIZ"dır!... Bu kelimeler tamamen TÜRK yapısı üzerine kurulmuştur. KÜRTÇE ASLINDA, ESKİ TÜRK LEHÇELERİNDE KAYBOLMUŞ KELİMELERİ ÇIKARMAK İÇİN BULUNMAZ BİR HAZİNEDİR!.
Mesela, Pülümür'de kış mevsimine doğru açan bir çiçeğe, yöre halkı KARBELİK der. Bu sözü Kürtçe sayar. Halbuki KAR'ın yağacağını BELLİ eden bu çiçeğe, bundan uygun TÜRKÇE bir ad olabilir mi?..
V. MİNORSKY, "KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MUTALAALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benziyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavİm yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür," der.
Bu ifade dahi Kürt bölücülerin sahiplenmeye çalıştığı KARDULAR'ın KÜRT olmadığını, KÜRTLER'İN DE İranlı, yani ARİ OLMADIĞINI göstermektedir.
Ayırımcılar "kürtçe"yi ayrı bir dil gibi yutturmak isterler. Halbuki TEK bir "kürtçe" olmadığı gibi, hiç bir "kürtçe" ağız da yazıya geçmiş değildir!..
Kürtçe denilen ağızların pek çoğunda gramer TÜRKÇE'yi andırır...
Mesela cümlede öğelerin sıralanması çoğu zaman TÜRKÇE gibi
ÖZNE + TÜMLEÇ + YÜKLEM
şeklindedir. Hint-Avrupai dillerdeki gibi
ÖZNE + YÜKLEM + TÜMLEÇ
şeklinde değildir.... Bu da bizim uydurmamız değil, bilakis Kürtçülerin yayınlarında yer alan hususlardır.
Örnekler:
Ez it we re dibejim .... Min jı wi re da ... Kürtçe
Ben ona söylüyorum ... Ben ona verdim ... TÜRKÇE
I am telling him ... I gave it to him ... İngilizce
****
Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor .... Kürtçe
O yolun üstüne ne su var ne çamur .... Türkçe
There is neither water nor mud on that road ....İngilizce
***
Ez Kırmanç ım ... Ez civan ım .... Kürtçe
Ben Kırmanç'ım ... Ben civanım (gencim) ... TÜRKÇE
I am Kırmanç ... I am young .... İngilizce
****
Vare, çay veho... Kürtçe
Gel, çay iç... TÜRKÇE
Come, have tea.... İngilizce
***
Kürtçe denilen şahıs zamirlerinden ilki EZ, Farsça gibi görünür ama aslı ÖZ'dür. ORTAASYA'da TÜRKLER "ÖZÜM KIRGIZ" der... Bu ifadenin EZ KIRMANÇ IM ile yakınlığına dikkatinizi çekeriz.
İkincisi MİN'dir ki, ANADOLU TÜRKÇESİ'nde BEN, Azeri lehçesinde MEN şeklindedir. ORTAASYA'da kullanılır. Birinci şahıs takısı yukarda görüldüğü gibi değişmemiştir bile!...
****
Öte yandan ORTAASYA'da Kürt kelimesi KURT veya KIRT olarak kullanılır. Bir TÜRK boyu olan BAŞKIRTLAR gibi!...
"Kürtçe" ağızların İran'la olan bağlantısına gelince Pers, Sasani dillerinde, diğer Ari dillerde de Kürt kelimesi yoktur. Med dilinde de yoktur... Arapça'ya ise sonradan girmiş olup, Etrak(TÜRKLER) gibi çoğul haliyle Ekrad olarak alınmıştır. En eski devirlerden beri göçebe-konargöçer anlamında kullanılmıştır.
Yani Kürtler İranlılardan etkilenmişlerdir, bazı Fars kökenli Kürt aşiretleri vardır ama; köken olarak tümüyle onlara bağlı değillerdir. 451 yılında Kafkasya üzerinden Mugan'ın güneyinde yerleşmiş olan Akhun TÜRK topluluklarından, 12. yüzyılda Harzemşahlar döneminde MUGAN TÜRKMENLERİ olarak bahsedilmektedir.. Bu TÜRKMENLER Arap kaynaklarında Ekrad-ı bi-iskan, yani yerleşik olmayan Kürtler olarak geçer.
Kürt kelimesi TÜRKÇE'dir ve zengin mânâlar taşır:
KÜRT : Kar yığını, çığ, bir çeşit kayın ağacı, ayva ağacı
KÜRÜD: Merih gezeğeni (Ayrıca Beyşehir kenarında eskiden göçebe olan Türkmenlerin
oturduğu Kürtler köyünde ise "süpürge otu" anlamına gelir.)
KÜRT : kalın kar yığını (Kazak lehçesi)
KÜRTİK: yeni yağmış kar (Kazak ve Tarançi lehçesi) çığ (Sor Lehçesi)
KÖRT : Kar yığını (Kazan Tatar lehçesi) Karların dağlarda teşkil ettiği saçak,
kar yığıntısı (Çuvaş lehçesi)
KÖRTÜK: kar denizi veya kar çölü (Uygur lehçesi)
kar yığını (Teleüt, Soyon ve Karakırgız lehçesi)
KÜRTKÜ: kar yığını (Karakırgız lehçesi)
KÜRTÇÜK: kar yığını (Yakut ve Çeremis lehçesi)
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu asla bir "Kürt Bölgesi" değildir!.. Bölgede 11. asırdan itibaren devlet kuran Artukoğulları, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Saltukoğuları, Mengücükoğulları hep OĞUZ boyundandır. Aralarında hiç Kürt devleti yoktur!... Çünkü devlet kuran yerleşik hayata geçer, yerleşik olanın da Kürtlüğü sona erer!.. Çünkü KÜRTLÜK, DAĞ GÖÇEBELİĞİ DEMEKTİR!
Dil farklılığın sebebi, yörenin sarp dağlık olması ve Arap-Acem etkisinin hissedilmesidir...
(devam edecek)
Açıkça görülmektedir ki, Arap kaynakları henüz yerleşik hayata geçmemiş ve belki de müslüman olmamış TÜRK boylarını ayırt etmek için Ekrad ifadesini kullanmaktadırlar... Çünkü göçebe de olsa müslüman Türkler'e TÜRKMEN adı verilmesi de bu dönemdedir.
Böylece GURTİ-KARDU gibi yakıştırmaları bir kenara bırakırsak; ilk olarak Kürt adına ORHUN kitabelerinde rastlıyoruz... Bu uruğun GÖKTÜRK diye bilinen devletin içinde ve diğer TÜRK boyları arasında yaşadığı ve liderinin adının ALP URUNGU olduğu tartışma götürmez
Herat'tan üç fersah yukarıda Ulenknişin yaylasının batısında Kürtnişin adında bir köy vardır... Anadolu Kürtleri o diyara bir sefer yapmadıklarına göre, bu adın yöre Türkleri tarafından verildiği ortadadır.
*****
Van milletvekili İbrahim Aras dönemin GERDİ aşireti reisi OĞUZ Bey'e sorar:
- "Bu ad TÜRK adıdır, (Sen Kürt'sen) sana nasıl gelmiş?"
- "Bendeniz 21. OĞUZ'um... Bizde baba evladına kendi babasının adını verir, bu böylece devam eder, gider," cevabını alır.
Ama maalesef öz-be-öz TÜRK olan bu aşiret reisi, TÜRKÇE bilmiyor, yörenin karmaşık ağzını kullanıyordu!...
Amcası KILIÇ Bey de!.. Adı TÜRK, KOÇBEYİ aşireti reisi Mehmet Emin Bey de!...
Kürtçe denilen ağızlarda cümleler Farsça-Arapça kelimelerden oluşsa da cümle yapısı, yani grameri genelde TÜRKÇE'dir!..
Ve bilindiği gibi bir dilin aslını tesbite yarıyan kıstas ta gramerdir!..
Öte yandan, biliyorsunuz, artniyetli Avrupa Birliği'nin baskısı ile bir "kürtçe" yayın furyası başladı. Bu son derece komik ve amaçsız bir faaliyet...çünkü Kurmançça ve Zazaca yapılan bu yayınları dinleyenler Kurmanç ve Zaza grubundan dahi olsalar anlayamıyorlar. Mesela Mahsun Kırmızıgül annesinin Zaza olmasına rağmen, yayını anlayamadığını açıkladı!... Çünkü
</FONT> (http://www.angelfire.com/tn3/tahir/09.jpg)30'a yakın ağız var. İki komşu köyün "kürtleri" bile zaman geliyor, birbirini anlamıyor!... (devam edecek)
"kürtler"in ateşli savunucusu "türk" aydını Yalçın Küçük ne diyor:
- "Paris Üniversitesi'nde, belki de dünyanın en iyi Doğu Dilleri üniversitesinde, Farisî, Soranî, Kırmançi tahsil ettim."
- "Paris'te pek çok Kürt vardı, (ama) sınıflarımda hiç Kürt yoktu!.."
- "Bir Türk (ben), sevimli bir Japon, Türk Harp Akademisi'ne gelecek bir Fransız yarbay, Paris polis departmanından bir komiser, dedesi Sevyet komünizminin kuruluşuna katılmış, adı oradan Tanya bir İsveçli hanım, üç yıl sınıf arkadaşı olmuştuk."
- "Enstitü'de Kürt öğrenci yok muydu?.. (el Cevap:) Çoktu!.. Ve bunlar TÜRKOLOJİ okuyorlardı!.."
Fransa'da Kürtler'e baskı mı var?.. Yok!.. Üstelik yağız bir Kürt delikanlısının azad kabul etmez kölesi ve de metresi Bayan Mitterand başta olmak üzere, tüm Fransa'nın kürtçülüğü, kürt bölücülüğü desteklediği düşünülürse, Yalçın Küçük'ün bu tesbiti ibret vericidir. (Tekelistan, 2004)
_________________________
"Kürt" tarihçi Celile Celil şöyle diyor:
"Zazaki ve Kuzey Sorani GÜNEY Kürtçesidir. Benim konuştuğum KUZEY Kürtçesidir. Bundan başka Gorani var, Lori var, Mukri var... Kurmançi Arap dilinin etkisi altındaydı... Sorani ise Fars edebiyatı(nın)..."
(Yeni Ülke Gazetesi, 1992 sayı 28)
Bir başka örnek te Kürt ayırımcılar tarafından verilmektedir. Bu kişiler bölgeye sahip çıkabilmek için Nemrut Dağı'ndaki heykellerin ait olduğu KOMMAGENE Krallığı'na bir kulp bulmuşlardır. Sözüm ona bu ad Kürtçe "KONE GİYA = herkesin çadırı" ifadesinde gelmekteymiş!.. KON gerçekten Kürtçe'de çadır demektir. Ama bu kelime öz-be-öz TÜRKÇE'dir!.. Bir yere "konmak"tan gelir. Türk göçebe kültürünün temel kavramlarından birini teşkil eder. O kadar ki, KONAK kelimesi şehir kültürüne bile yansımıştır. konaklamak, konuk bir yana; şimdinin göçebeleri GECE-KONDU'larda dur-durak bulur!..
Kassitler, Mitanilerin adlarını zorlıyarak bunları "kürt" adına bağlamaya çalışarak tarih içinde Anadolu civarında "kürt" devleti yaratmak mümkün değildir.
Peki, geçmişte bir KÜRT boyu yok mu?..
VAR!..
Ama ANADOLU'da değil!... ALTAYLAR'ın ötesinde!... TÜRK DİYARINDA!.. Hem de günümüzden 1300 yıl önce!..
Yenisey'de Elegeş Suyu'nun sol kıyısındaki bir kitabe vardir.
Kürt El-Kan Alp Urungu altunlug keşigün bantım belde, Elim dokuz kırk yaşım."
3.20 m. boyundaki taşın üzerindeki bu sözlerin anlami.
"Kürt halkının hanı Alp Urungu'yum.... Altınlı okluğumu belime bağladım, devletim oldu... 39 yaşında öldüm."
şeklindedir....
Elegeş Türkleri ve Macarlar arasında bir Kürt oymağı olması, Kürtlerin TURANİ olduğunun en büyük delilidir.(bu konuda gemeinsame würzeln türken und magyaren baslikli yazilari okuyabilirsiniz.)
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=1949&page=22&pp=10
Biz KÜRT diye bir TÜRK boyunun olduğunu asla inkâr etmiyoruz!.. Bunun ORTAASYA tarihindeki önemli yerini de kürt ayırımcılardan daha çok savunuruz.
Bizim itirazımız, ANADOLU'daki çeşitli aşiret ve boylardan bir grup insanımızın "kürt" adı altında biz TÜRKLER'den koparılmak istenmesinedir...
Yalnız hemen belirtelim ki, Elegeş Kitabesi'ndeki KÜRT boyu ile bugün ANADOLU'da yaşıyan "kürtler" aynı değildir. Kelime de aynı anlama gelmez.
Kürt kelimesinin açıklaması, en azgın Kürtçüler tarafından dahi yapılamamaktadır.... Çünkü Kırmanç, Zaza, Lur, ve Kalhur ağızlarında böyle bir terim yoktur!..
Halbuki TÜRKÇE'de KER, KÜR kelimelerinin çeşitli anlamları vardır, ve bu anlamlar KÜRTLER'e uymaktadır. GÜÇLÜ, KUVVETLİ, DAYANIKLI anlamlarına gelir. ORTAASYA'da bu anlamda kullanılmıştır.
Kelimenin türevleri KAR'la ilgilidir. KALIN KAR TABAKASI anlamı da AANADOLU'nun DAĞLIK ve KARLI bölgelerinde yaşıyan bu sert mizaçlı TÜRKLER'e çok uymuştur.
900'lü yıllardan itibaren ANADOLU'da TÜRKLER ve ARAPLAR arasında "kürt" kelimesi ORTAASYA'ki BOY ADI olarak değil; önce bu yukarda verdiğimiz anlamlarda, sonra da DAĞ GÖÇEBELERİ anlamında kullanılmıştır... Ve sadece Türkler için değil, Farsların, Arapların hatta Ermenilerin, Yahudilerin oraya buraya dağılmış grupları için kullanılmıştır. Bu yüzden uzun yıllar hitap edilenlerce bir ad olarak benimsenmemiştir.
Peki, o takdirde ORHUN kitabelerindeki KÜRT adı, ve MACAR boyları arasındaki KÜRT oymağı neye işaret etmektedir?..
Türkler ur, uruk, ulus, soy, boy, oymak, oba kelimelerini değişik büyüklükteki grupları ifade etmek için kullanırlar. URUK, ULUS'tan küçük; BOY'dan büyüktür. Prof. Mehmet Eröz şöyle der:
"KÜRT uruğu'nun; Batı Hunları, Göktürkler, Çiğil Türkleri, Kuman Türkleri ve Oğuz Türkleri ile aynı boylar arasında zikredilmesi mühim bir noktadır."
Yani ORTAASYA'daki Kürt uruğu oldukça büyüktür. Ancak bu uruk bölücülerin sahip çıkmaya çalıştığı KARDUKLAR değildir!. KARDUKLAR, M.Ö.7. Asırda Issıggöl çevresinden kalkıp batıya göç eden SAKA (İSKİT) TÜRKLERİ'nin bir koludur.
SAKALAR doğudan ve karadeniz'in üzerinden dolaşıp batıdan ANADOLU'ya girmişler, bir kol da Hazar Denizi civarına yerleşmişti.
Daha iyi bir ifade ile, o dönemde Karadeniz ve Hazar birer TÜRK gölü olmuştu.
Kimsenin üzerinde durmadığı bir husus vardır... Herkes HERODOT'un (M.Ö.490-425) ANADOLU'da görülen İSKİTLER'den ve İSKİT-PERS savaşlarından bahsettiğini bilir.... Ondan 50 yıl sonra yaşamış olan KSENEFON ise, ONBİNLERİN RİCATİ adlı eserinde KARDUKLAR'ı anlatır!..
Titiz bir araştırmacı olan Herodot'un KARDUKLAR'dan söz etmemesinin bir tek sebebi vardır: O tarihte KARDUKLAR yoktu!...
Çünkü o tarihte bölgeye yerleşenler İSKİT diye biliniyorlardı!.. Sonradan yaşadıkları bölgeye izafeten KARDUK adını almışlardır.
F. Kırzıoğlu'na göre SAKALAR yerleştikleri bölgelerde şu boylara ayrılmışlardı:
- ALBANLAR : Darbent, Bakü ve Şirvan dolaylarında (şimdiki Arnavutlar'ın atalarıdır,
sonradan Balkanlar'a göç etmişlerdir.)
- SAKASINLAR : Karabağ, Gence dolaylarında
- GAGARLAR : Borçalı, Şamsol, Ahılkelek, Ahıska, Ardahan, Göle dolaylarında
- TAVLAR : Olur, Oltu, Narman, Tortum, Yusufeli dolaylarında
- HESPERİTLER: İspir dolaylarında
- PASİANLAR : Bingöller, Arpaçay, Kars, Kağızman, Pasinler dolaylarında
- PAKTUKLAR : Van Gölü'nün güneyi, Dicle'nin doğusu dolaylarında
- KARDUKLAR : Hakkâri, Zap Suyu dolaylarında
M.Ö.400'lere ait bu ikinci KARDUKLAR, M.Ö. 2000'lerde Sümer eşiktaşında geçen KARDAKA (KARDU)'dan farklı bir TÜRK boyudur.
Bir topluluğun nasıl bu kadar kısa bir sürede ad alabildiği hususu akla gelirse, önümüzde tesbiti son derece kolay bir tarihi hakikat olan ÖZBEK misali vardır.
ÖZBEKLER, sadece 500 yıllık bir millettir. TİMUR İMPARATORLUĞU'nun dağılmasıyla (1400'ler) oluşan ALTUNORDU Devleti emirlerinden Emir ÖZBEK'e bağlı olan halk, sonradan ÖZBEK diye bilinmiştir. Bu ad SELÇUKLU ve OSMANLI'dan farklı değildir. 1290'de "SELÇUKLU" sayılan Sögüt halkı, 1300'lerde OSMANLI diye bilinir olmuş; 1400'de bütün dünya ANADOLU devletini bu adla tanımıştı.
Öte yandan GÖKTÜRK diye bilinen TÜRK Devleti'nin temelini ON-OK yani ON BOY diye bilinen TÜRKLER teşkil ederdi. M.S. 630'da GÖKTÜRKLER Çinliler'e mağlup olunca, TÜRKLER başsız kaldı. Bir süre sonra doğudaki 5 boy SARI TÜRGEŞ Devleti'ni kurdu. Batıdaki 5 boy ise KARA TÜRGEŞ Devletini oluşturdu.
Ancak ilki 716'da, ikincisi 756 yılında yıkıldı. Böylece bu ON-OK'a mensup TÜRKLER kimi batıya, kimi güneye göçe koyuldu. UZLAR(OĞUZ) ve PEÇENEKLER böylece ortaya çıktı. ERGENEKON DESTANI, OĞUZ HAN EFSANESİ bu dönemle ilgili sayıldı.
Bizce her iki olay da çok daha eskidir. OĞUZ HAN, M.Ö. 600 yıllarında aranmalıdır. Ancak 24 boya ayrılan ve bütün bölgeye yayılan OĞUZ soyu ve adı, BİLHASSA GÖKTÜRKLER'den sonra duyulmuştur.
Öyleyse, artık ANADOLU'da 9. asırdan itibaren görülen KÜRT grupların menşeini tesbit edebiliriz.
ANADOLU'DAKİ BÜTÜN GERÇEK KÜRTLER BOKHT(AN) ile BECENE diye bilinen OĞUZLAR'ın ÜÇ-OK kolundan, GÖKHAN ve DENİZHAN adlı İKİ KARDEŞ'ten türemişlerdir!..
OĞUZ BOYU listesinde BOKHT, BOĞD-UZ veya BÜGDÜZ olarak geçer. BEÇENE (BEÇEN-BEÇENEVİ) de yukarda sözünü ettiğimiz PEÇENEK TÜRKLERİ'nden başkası değildir!.. GÜNEYDOĞU ANADOLU'daki yer ve aşiret adlarında bu özelliği görmek mümkündür.
BOHTAN suyu ve bölgesi de adını Kürtçe'den değil, BOKHT(AN) OĞUZ BOYU'ndan almıştır.
OĞUZLAR'ın, İslam dinini araştırmak üzere Hz. MUHAMMED'e gönderdikleri elçinin adı BOĞDUZ-AMAN idi. (610-632 arasında) Bu kişi OĞUZLAR'ın ÜÇ-OK kolundan DENGİZ-KHAN'ın 4 oğlundan BOĞD-UZ'un İLBEYİ olduğu KURMANÇLAR'ın AMANUAN sülalesi temsilcisi idi!.. KÜRT adının İSLAM belgelerinde 7. asırdan sonra görülmesi bu yüzdendir. (M.F. Kırzıoğlu, Her Bakımdan TÜRK olan KÜRTLER, l. Bölüm, sf. 60)
Ancak şunu kabul etmeli ki, KÜRT URUĞU'nun ANADOLU'ya intikal eden kısmı ancak BOY, belki de OYMAK denecek kadar küçük bir kısmı idi. 9. Asırdan sonra kafileler halinde gelen TÜRKMENLER ile kıyaslanamıyacak kadar az sayıda idiler. Diğer aşiretler arasında eriyip gitmişlerdir.
BOĞDÜZ VE BEÇENE kolundan gelen aslı hıristiyan UZ ve PEÇENEK TÜRKLERİ olan gruplar ise, 700'lerden 1500'lere kadar hiç önemsenmedikleri gibi, 1520'de de sayıları ve siyasi etkileri ile değil; sadece dağlık coğrafyanın yarattığı engel ile Yavuz Sultan Selim'den bazı haklar elde etmişlerdir. Bunlara sonra BAYAT, KARAKEÇİLİ, AKKEÇİLİ gibi diğer OĞUZ soyundan TÜRKMENLER katılmış, bunlar Fars ve Arap etkisiyle birbirinden kopuk bugünkü Kürt aşiretleri haline gelmiştir.
Yani Anadolu'daki ŞİMDİNİN KÜRTLERİ İLE GEÇMİŞİN KÜRT BOYU AYNI DEĞİLDİR!..
Aynı şekilde Asya'da kalan ve Macarlar ile birlikte Avrupa'ya göçen KÜRT boyları da ana kütle içinde pek bir varlık gösteremişler, BOY hatta OYMAK düzeyine inmişlerdir.
Ayrıca bilhassa Yavuz Sultan Selim zamanında, yani 1500'lerde Batı Anadolu'dan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya göç ettirilip yerleştirilen TÜRKMEN aşiretler vardır ki, bunlar DAĞLAR'da GÖÇEBELİK ettiği için zamanla KÜRT diye anılır olmuştur.
KÜRT adı artık bir TÜRK URUĞU'nun adı olarak değil; sadece GÖÇEBELİK ifadesi olarak kullanılmaktadır. Hem de sadece DOĞU ANADOLU DAĞ GÖÇEBELERİ'ne has bir tabirdir.
ANADOLU OVA GÖÇEBESİ ise TÜRKMEN'dir,.. GÜNEY VE BATI ANADOLU GÖÇEBESİ ise YÜRÜK'tür.
Netice itibariyle, M.Ö 2000'lerin KARDULAR'ı TÜRK kökenlidir ama Kürt değildir....M.Ö. 500'lerin İSKİT kökenli KARDUKLAR'ı TÜRK kökenlidir ama Kürt değildir... ORTAASYA'da M.S. 700'lerde bir KÜRT uruğu vardır ama, Anadolu'daki Kürtler o uruktan değildir... Ancak ister ZAZA olsun, ister BEÇENE, BOĞDÜZ olsun, isterse sonradan KÜRT sayılmış TÜRKMEN aşireti olsun, şimdinin bütün KÜRTLER'inin aslı TÜRK'tür!.. Başka hiç bir soyla ve ırkla alâkaları yoktur!..
Bırakın Kürtler Kürt olsun ve Kürtçe konuşsunlar.
dela
bu konunun pesini birakmam:cool:
"KÜRTÇE" KELİMELER, TÜRKÇE'DEN BOZMADIR!..
Günümüzde KURMANÇ AĞZI ve ZAZA AĞZI'nın meydana gelişleri, "Dil tabakalanması" gerçeği ile izah edilebilir:
1-İlk Tabaka : (Asıl Unsur) Bu tabakanın içinde ALTAY dilleri ile ortak, MOĞOLCA, ÇUKAYCA, KÖKTÜRK ve UYGUR TÜRKÇE'sinden kelimeler vardır... Bu ilk tabakanın dili TÜRKÇE olduğu için grameri de pek tabii ki TÜRKÇEnin temel grameri doğrultusundadır.
MOĞOLCA .... BORO, TÜRKÇE .... BOZ, KÜRTÇE .... BOR/BORO
LOĞOYCA .... KAL, TÜRKÇE .... İHTİYAR, ATA, DEDE KÜRTÇE ... KAL
VİTİK: BİTİK
HAMA/ HEMAY (UMAY)
ve benzeri birçok kelimenin yanında DLT ile birleşik 1000i aşkın kelimenin varlığını da belirtmek gerekir. Yukarıda örneği verilen benzer kelimeler , TÜRKİYE TÜRKÇESİ'nde kullanılmadığı halde, KURMANÇ ve ZAZA ağızlarında kullanılmaktadır.
İkinci Tabaka : Ermeni, Rum; Süryani... vb. gibi küçük yerli diller... Bu diller birlikte yaşadıklarından dolayı bu dillerden alınmış kelimeler :
Ermenice: AHÇİK,
Rumca: DEMET (demation),
Süryanice: ADAR.
3-Üçüncü Tabaka : Arapça, Farsça gibi kültür dilleri... SELÇUKLU döneminde Farsçanın resmi dil olmasından ve SELÇUKLULAR'ın bölgedeki uzun hakimiyetinden dolayı Farsça daha da etkili olmuştur. Arapça ve Farsçadan çok sayıda kelime bölge ağızlarına girmiştir. Bu dönemde Farsça, gramer özellikleri bakımından da aslında TÜRKÇE olan bölge ağızlarını etkisi altına almıştır.
Arapça ve Farsçadan toplam 2500-3000 dolayında kelime bölge ağızlarında yer almaktadır.... Bu kelimelerin % 80i OSMANLI TÜRKÇESİ, %40-50si de bugünkü TÜRKİYE TÜRKÇESİ ile ortaktır... Bu kelimeler için bakınız Ahmet Buran: Doğu Anadolu Ağızlarının kelime hazinesi BTTD.)
FARSÇA ............ ARAPÇA
AW (AB) ..... KİTAB (KİTAL)
BAR DESMAL ..... HILAD (HİLAT)
DERMAN GİRAN ..... HIMET (HİMMET)
BARAN DINDAN (DENDAN) .... EZAB (AZAB)
4-Dördüncü Tabaka : ANADOLU içindeki iç göçler ve mecburi iskan neticesinde bölgeye yerleşmiş TÜRK boylarının bölge ağızlarına kattığı özellikler...KARAKEÇİLİ, BEĞDİLİ, TÜRKAN, KAÇAR, KARAMANLI...vb.)
5-Beşinci Tabaka : Bölgedeki kültür dilleri tesiriyle ve özellikle OSMANLI TÜRKÇESİ aracılığıyla bölge ağızlarına girmiş olan, İtalyanca, Yunanca, Fransızca, Rusça, İngilizceye ait kelimeler...
Bu kelimelerin de tamamına yakını TÜRKİYE TÜRKÇESİ ve OSMANLI TÜRKÇESİ ile ortaktır.
İtalyanca, Yunanca, Fransızca ve Rusça ile ortak kelimeler :
FIRTONEK (Fırtına), FENEV, CENDERME (Jandarma), KAFTAN...vb.
Bu konularda fazla bilgi için aşağıdaki kaynaklara bakınız :
1- Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, "Doğu Anadolu Osmanlıcası, Etimolojik Sözlük Denemesi", Ankara 1986 ;
2- Tuncer Gülensoy, "Kurmanç ve Zaza Türkçesi ÜZerine Bir Araştırma!, Ankara 1983 ; 3- Ahmer Buran, "Doğu Anadolu Ağızlarının Kelime Hazinesi" Belgeler, Türk Tarihi, S. 44
Kürmanç ve Zaza ağızlarında tesbit edilen bazı ünlü değişmeleri :
a>e değişmesi:
TÜRKÇE ...... KURMANÇ AĞZI
ARA........... ARE
BAYRAK........... BAYREK
ÇAHAL............. YEKEL
DAVAR.............. DEVAR
HAMUR........... HEWİR
a - ı :
CANAVAR .......... CINAWIR
SABAH........... SIBE
KAVURGA .......... KIVIRGE
PANCAR............ PINCER
a - o :
YATSI ............ YOSSİ
YAVA........... YABA
a - ö :
SABAHA .......... SÖVEDA
a - u :
DAVUL .......... DUHUL
e - a :
GÜREŞ ........... GULAŞ
REÇEL ......... RİÇAL
e - ı :
SELAM .......... SILAV
ŞEKİL ........... ŞIKIL
e - i :
FEDA ............ FİDA
e - o :
ÇEVGEN ........... ÇOOGAN
e - ö :
DEVLET ............ DÖLET
e - u :
CEVAP ........... CUVAB
ı - i :
SINIR ........... SİNOR
KIZ .......... KİZ
SANCI ......... SANCİ
ı - e :
KINA ............. KENA
ı - o :
ÇARIK ......... ÇAROK
i - e :
SİB (ELMA) .......... SEV
i - ı :
ÇİZME ......... CIZME
DENİZ .......... DENGIZ (ORTAASYA TÜRKÇESI)
KİLİM ......... KILİM
SİLGİ ......... SILGİ
SİNİR ........ SINER
i - u :
VERGİ ......... VERGU
o - a :
KOĞUŞ .......... KAVIŞ
DOMUZ ......... DONGIZ (ORTAASYA TÜRKÇESI)
o - u :
SOBA .......... SUVA
ö - e :
BÖLÜK ......... BELİK
ÖMÜR ........... EMIR
ÖRÜK ......... VERAK
ö - ı :
BÜZME ........... BIZME
ö - o :
TÜRKÇE ........... KURMANÇ AĞZI
ÇÖL ........... ÇOL
GÖL ........... GOL
ÇÖREK ........... ÇOREG
ÇÖP ........... ÇOP
ÇÖGEN ......... ÇOGAN
KÖK (TEMEL, ASIL)........ KOK
KÖMÜR ............ KOMIR
ÖLÇÜ ............. OLÇİ
SÖZ ............ SOZ
TÖRE ............. TORE
u - ı :
UĞUR ........... AĞIR
MUZUR ........... MIZIR
ÇUCUK (CİVCİV) ......... ÇIWIK
-k / - ğ :
YAPRAK .......... ARPAĞ
AYAK .......... AYAĞ
BALÇIK ........... BALÇIĞ
BATAK .......... BATAĞ
ÇARIK ........... ÇARAĞ
-k / - h :
ANCAK .......... ANCAH
ÇOCUK .......... ÇICUH
TIRNAK ........... DIRNAH
KANCIK ........... KANCUH
-k / - g :
ÇÖREK .......... ÇOREG
ELEK .......... ELEG
EMEK ............. EMEG
YEMEK ............... EMEG
-ç / - c :
AMAÇ ............. AMAC
BULAMAÇ ............ BULAĞAÇ
KAZANÇ ............. KEZENC
ç - c :
ÇUL ............ CIL
ÇİZME ............ CİZME
ÇİFT ........... COT
ÜNSÜZ ÖN TÜREMELERİ
h+ türemesi :
TÜRKÇE .......... KURMANÇ AĞZI
USTA ............. HOSTA
İNCİR .......... HINCİL
EL ............... HEL
ALAY ........... HELİ
OZAN ............. HOZAN
UMAY ............ HOMA
ESİR ........... HESİR/HİSSİR
UÇ .............. HUÇ/HÜÇÜK
ÖKÜZ ............ HÖKÜZ
EŞİK ........... HEŞİK/HİŞİK
NAR ............ HINAR
OKKA .......... HUKE
v+ türemesi
UĞUR ............. VEGUR
ÖLÇEK ............... VELÇEK
ÖRDEK .............. VERDEK
ULAN ........... VILAN
ORA .............. VIRA
ÖRÜK ............... VERIK
y+ türemesi :
AMAN .......... YEMAN
ÜNSÜZ TÜREMELER
İç seste ünsüz türemesi :
KURMANÇ AĞZI ............. TÜRKÇE
KEMBER - KEMER (b türemesi)
PAMBUH - PAMUK (h türemesi)
DORŞENG - DÖŞEK (r ve n türemesi)
DOMBIZ - DOMUZ (b türemesi)
TEWR - TÜR (w türemesi)
SARHWEŞ - SARHOŞ (w türemesi)
CEYRAN (Moğolca) - CEREN (y türemesi)
DOŞIRMA - DÖŞEME (r türemesi)
KELSEK - KESEK "Toprak Parçası" (l türemesi)
KANTIR - KATIR (n türemesi)
KALIND - KALIN "Başlık parası" (d türemesi)
SIVAG - SIVA (g türemesi)
KARKAR - KARGA (r türemesi)
Ön seste y- düşmesi :
TÜRKÇE ............ KURMANÇ AĞZI
YILAN ............. İLANCIĞ
YAKUT ............... AKUT
Dilin genel grameri gibi, kelime yapısı da bir terkip halindedir.... Arapça kelimelere Farsça ek ve yardımcı fiiller, TÜRKÇE kelimelere Farsça ekler vb. gibi yardımcı fiiller veya bunların tersi bir yol takip edilerek bir "Esperonto" yaratılmıştır... Asıl tabaka ile birleşen kelimelerde, TÜRKÇE kelimelere TÜRKÇE ekler getirilmektedir.
1-TÜRKÇE kökenli kelimelere TÜRKÇE eklerin getirilmesi :
KURMANÇ AĞZI ............... TÜRKÇE
çavirme .............. çev-ir-me
vergu ................. ver-gi
koçer .............. göç-er
eriş ............... er-iş
zobaşı ............... su-baş-ı
2- TÜRKÇE kökenli kelimelere Farsça eklerin getirilmesi :
emdan .............. yem-dan
sahbun ............ sağ-bun (budan)
sağtırın ............ sağ-kırın (kerden)
yazmişkır .............. yaz-mış-kır (kerdan)
3-Farsça Kökenli kelimelere Farsça eklerin getirilmesi :
havani .............. kar+an-i
koremar ................ kör+mar
korbun ................ kör+buden
gırankırın ................ giran+kerden
4-Arapça kökenli kelimelere Arapça eklerin getirilmesi :
himet .................. himmet
dayire ................. daire
hukumat .................. hükümet
5-Arapça kökenli kelimelere Farsça eklerin getirilmesi :
haberbezin ................. haber+bezin
hefbun ............... hef(hafi)+buden
garbdost ................ garib+dust
SENTAKS İFADESİYLE KÜRT LEHCESI
Kürt ağızları sentaks olarak da Farsça ile aynı değildir.... Cümle yapısı ve özellikle gramer mantığının temelinde TÜRK mantığı vardır... Fakat Farsçanın tesiriyle OSMANLI TÜRKÇESİnde olduğu gibi, bazı tamlamalar TÜRKÇE'nin yapısına uygun değildir. Aşağıdaki cümle sentaks itibarı ile TÜRKÇE ve Farsça ile karşılaştırılmıştır.... İki tamlama dışında TÜRKÇEnin gramerine uyan ve kullanılan kelimeler, TÜRKÇE, Farsça ve Arapçadan bozma kelimelerdir.
Wi lı ser reki ne aw heye ne çamor
(o) (üstünde bir yolun) (ne) (su - ab) (var) (ne) (çamur)
We erde hışkda korpiyek çekiriye
(o) (yerde kuru) (bir köprü) (yapmış)
Bu sentaksta, ÖZNE+ TÜMLEÇ+YÜKLEM sırası korunmuştur.
Her ülkenin bünyesindeki sosyal konular, milli akademilernce incelenip çözüme kavuşturulurken, maalesef biz gereken önemi vermediğimizden, bize ait bu alanlarda yabancılar uzman yetiştirmektedir.
Bir çok millette görülebilecek bölge ağızlarının ve bazı ölü dillerinin, siyasi maksatlar için diriltilmesinde çıkar uman çevrelerin çalışmalarını da ilim adına onaylamak mümkün değildir.
TÜRK fikir ve sanat adamı, dil taassubu içinde de değildir... Nitekim TÜRKLER, geçmişte ve günümüzde ilmin ve edebi sanatların çeşitli dallarında çok farklı dillerden eserler vermişlerdir.
Netice; Kürtler, Ortadoğudaki komşu kültürlerin etkisiyle asıllarından dil itibarıyla başkalaşıma uğramış TÜRK toplumlarıdır. Anadolu Kürt boylarına TÜRKÇEyi yeniden öğretmek, onları dil itibarıyla da asıllarına döndürmek demek olacaktır.
Dünyadaki sayısız örnekleriyle de görüldüğü gibi, sadece dil faktörünün bir toplumu ayrı bir millet ve ayrı bir devlet oluşturmaya yetmeyeceği tarihi ve bilimsel bir gerçektir.
Dil başlı başına bir devlet kurmaya yeterli değilken, bünyesinde farklı dilleri barındıran toplumların bir millet oluşturabileceğini de görmekteyiz... Çin, A.B.D. ve Hindistan bunun en iyi örneğidir.
TÜRK dilinin genel problemleri çözümlendiği, TÜRKÇE dünya dilleri ailesinde hak ettiği yeri alabildiği oranda, Anadolu dil birliği ile ilgili problemler de çözüme kavuşturulmuş olacaktır. TÜRK lehçe ve şivelerinin karşılıklı lügatlarının hazırlanması, TÜRKÇEnin genel gramer kurallarını içeren eserlerin yapılması, zamana ve coğrafi dağılıma göre TÜRK dil özelliklerinin gösterdiği gelişme seyrinin belirlenmesi; TÜRK dil birliğini sağlarken, ANADOLU TÜRKÇESİ'nin de kendi içerisinde bütünleşmesini sağlayacaktır
dertli...natürlich ist Kurdisch eine Sprache, denn sie dient dem Menschen zur verbalen Kommunikation und muss erlernt werden.
Ich kann zum Beispiel kein Kurdisch, ich kann aber Türkisch.
Meinst du also, dass Kurdisch nur ein türkischer Dialekt ist oder was willst du mit dem Thread bezwecken?
threadde genis olarak anlattim.
dil olmanin sartlari vardir..dil ile lehce birbirinden ayridir.
ben, kürtce yazilan bir yazi elimde iken, o yaziyi birisi kürtce olarak okursa cogunlugunu anliyorum.
biraz arapca, biraz farsca kelime bilmek ve türkcenin yapisini anlamak yeterlidir.
daha dogrusu, osmanlica kelime ve cümle yapisini bilen biri ve biraz da mantik yürüten biri icin, kürtce lehceyi anlamak kolay.
ama, su anda bizim toplumumuz zaten gündelik olarak 400 kelime ile konustugu icin, zor tabii.
yazdiklarimi kafamdan uydurmuyorum..bu konuda bircok eser var..bircok ilim adami arastirma yapmis.
****
Ziya Gökalp, hem sosyolok tur hemde dil bilimcisidir..ve kendisi kürt asillidir..ziya gökalpe göre, dogu anadolu Türk asiretlerinden olusmustur.
****
yillardir yapilan propagandalarin tesirinde kalmiyalim.anadolu türkcesi, yillar icinde, bircok degisikliklere ugramistir..sanki bir su anda, osmanlica metinleri anliyormuyuz..
****
cok basit bir örnek vereyim
ez civanim
ez, türkcedeki öz yani ben kelimesinin lehcesel seklidir..civan ise farscada delikanli yani genc manasinda.
ez civanim=ben civanim demektir..
WArum war Kurdisch dann jahrzehntelang verboten, wenn es eine türkische Sprache ist?
WArum war Kurdisch dann jahrzehntelang verboten, wenn es eine türkische Sprache ist?
Minosh
bazi seyleri bosuna yaziyorum gibi bir his doguyor bende..bu sordugun soruyu cok genis sekilde yazmistim..
http://www.politikcity.de/forum/showthread.php?t=1886&highlight=k%FCrtce+yasagi
1-Kürtce yasaklanmadi..12 eylül döneminde, kisa bir süre uygulanan bir yanlis yönetmenliktir o bahsettigin..ayrica, yasaklanan kürtce yazi ve kasetler, icinde bulunan gerilla övgüsü ve devlet karsitligi yüzünden yasaklandi..tabii, bazi yöneticiler, bu konuyu cokj abartti ve önlerine gelen herseyi yasakladilar.
2-ben sana bir soru sorayim..osmanlica niye yasaklandi?? biz konusamiyormuyduk o dili?
devletlerin, kendi düzenleri ile ilgili yaptiklari bazi düzenlemeler olur..bunlar bazen yanlis olabilir..mesela bir dönem, türkiyede Halk mÜzigi yasaklanmistir..asik veyselin sazini iki defa jandarmalar kirmistir..
ayrica, w-q-x harfleri, kürtce oldugu icin yasaklanmamistir..yeni türk alfabesine uymadigi icin yasaklanmistir.halbuki, bu harfler halen azerbaycan ve diger türk illerinde kullanilmaktadir..ac azeri/lider TV yi..orada görürsün.
3-türkiyede sadece kürtce lehce yok..baska lehcelerde var..ama, kimse bu durumu bölücülük yapmak icin kullanmiyor...kürtce meselesi ise, bölücülük yapmak icin ve ayristirmak icin kullaniliyor.
ben sana, benim lehcemle konussam anlamazsin..ama kimsenin aklina benim lehcemi yasaklamak gelmiyor..
konunun özünü izah edebildim umarim.
@ Dertli4u
danke...sehr aufschlussreich..kann man durch deine Ausführungen dazu gelangen, dass diese Sprache keine einheitliche Sprache ist. Wie es aussieht ist die Antwort eindeutig... Und das waere doch der springende Punkt für/gegen die Separatisten? ;)
Kannst Du mal ein Buch empfehlen, wo man sich diese linguistischen Unterschiede mal genauer anschauen kann ?
@ Dertli4u
danke...sehr aufschlussreich..kann man durch deine Ausführungen dazu gelangen, dass diese Sprache keine einheitliche Sprache ist. Wie es aussieht ist die Antwort eindeutig... Und das waere doch der springende Punkt für/gegen die Separatisten? ;)
Kannst Du mal ein Buch empfehlen, wo man sich diese linguistischen Unterschiede mal genauer anschauen kann ?
deniz
firsat buldugumda, kitapligimdaki, konu ile ilgili kitaplarin listesini yazarim..
sana baska bir yol daha söyleyeyim..ben hergün roj tv yi seyrediyorum..orada degisik lehcede konusanlar birbirleri ile anlasmakta zorluk cekiyorlar...ve ben biraz farsca/arapca bilgisine sahip oldugum icin, onlarin birbirleri ile anlasamadiklari konuyu, onlardan daha iyi anliyorum..:D
zaten, anlasmayinca, türkce konusmaya basliyorlar..
roj tv, avrupa birligi devletlerince destekleniyor..degisik lehcelerde yayin yaptigi icin...avrupa ülkelerinin neyin pesinde olduguda belli oluyor zaten.
Kurdisch ist ne Eigenständige Sprache, und kommt net aus den Türkischen.
Denn sonst müsst es ja heissen, das jeder der Kurdisch kann auch Türkisch kann. Oder umgekehrt.
Wenn es so ist, wieso kann ich es dann nur Kurdisch. Ich bin grad dabei die türkische sprache zu lernen. und mir fehlt es echt schwer. denn da sind so grosse Unterschiede. Die sprache ist nicht mit dem Türkischen zu vergleichen, schon allein das schreiben ist ne andere.
Kurdisch ist ne Eigenständige Sprache, und kommt net aus den Türkischen.
Denn sonst müsst es ja heissen, das jeder der Kurdisch kann auch Türkisch kann. Oder umgekehrt.
Wenn es so ist, wieso kann ich es dann nur Kurdisch. Ich bin grad dabei die türkische sprache zu lernen. und mir fehlt es echt schwer. denn da sind so grosse Unterschiede. Die sprache ist nicht mit dem Türkischen zu vergleichen, schon allein das schreiben ist ne andere.
Türkisch ist eine Sprache, Zazaki ist eine Sprache und Kurdisch (Kirmanci) ist auch eine Sprache.
Was soll der ganze Stress... ;)
Türkisch ist eine Sprache, Zazaki ist eine Sprache und Kurdisch (Kirmanci) ist auch eine Sprache.
Was soll der ganze Stress... ;)
dela
ich habe heute bei Roj Tv eine diskussion gesehen..zwei die versucht haben in kürdisch zu unterhalten,,haben beide gegenseitig nicht verstanden..aber ich könnte besser verstehen als die beide..
das ist fakt..
weil ich arabisch+persisch verstehe bzw wortschatz besitze.
*****
weil einige etwas wenigere wortschatz habe, ist nicht mein schutz..wenn man meien beitrag richtig liest, dann merk man es auch..und das sind wissenschaftliche sachen, nicht kahvehanededikodusu...
Kamuoyunda "açılsın mı, açılmasın mı?" diye büyük fırtınalar koparan Kürtçe kurslarının çoğu kapandı. Peki, Kürtçe kurslarının kapanmasında hangi faktör etkili oldu?
Diyarbakır, İstanbul, Van, Kızıltepe, Adana, Şanlıurfa, Batman ve Doğubeyazıt'taki özel Kürtçe Dil Kursları ilgi görmemesi nedeniyle kapandı.
7 kursun kurucusu, Diyarbakır Kürtçe Dil Kursu'nda düzenledikleri basın toplantısında, dil kurslarını ilgisizlik nedeniyle kapattıklarını açıkladı.
Kurs kurucuları adına hazırlanan basın açıklamasını okuyan Diyarbakır Kürtçe Dil Kursu Kurucusu Süleyman Yılmaz, bir süre önce demokratikleşmeye katkı olması için birkaç arkadaş ile Kürtçe dil kursu açtıklarını kaydetti.
Kursları açarken çeşitli bürokratik engellerle karşılaştıklarını ileri süren Yılmaz, bürokratik işlemlerin uzaması nedeniyle maddi zararlarının olduğunu bildirdi.
HALK İLGİSİZ KALDI
Yılmaz, Türkiye'de yasaların değişmesine rağmen zihniyetin
değişmediğini savunarak, şöyle konuştu:
''Farklı bir alana yatırım yaptığımız için nelerle
karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Büyük ilgi de toplayabilirdik, ilgisiz de kalabilirdik. Açılışlardaki ilgi, kuşkusuz bizleri umutlandırmıştır. Tüm çabalarımıza rağmen yatırımlarımızı halkın ilgi
odağı durumuna getiremedik.''
Yılmaz, daha önce Diyarbakır, İstanbul, Van, Kızıltepe, Adana, Şanlıurfa, Batman'daki ile işlemleri süren ve açılma aşamasında olan Doğubeyazıt'taki Kürtçe dil kurslarının kapandığını kaydetti.
www.internethaber.com (http://www.internethaber.com)
--------------
Yasalarin yumusamasi sonucu acilan kürtce dil kurslari acabaneen kapandi arkadaslar , kürt kökenli vatandaslarimiz acaba neden bu dil kurslarina olgi göstermesdi ?
Batman'da açılan Kürt Dili Eğitim Merkezi'ne vatandaşlar ilgi göstermedi. 480 kapasiteli kursa sadece 74 kişi başvurdu. Kurs sorumlusu Aydın Üneşi, kurslarına kayıt yaptıracak kamu görevlilerine yüzde 50 indirim uygulayacaklarını açıkladı.
zaman gazetesi
milliyet gazetesindede dün okudum.
26.05.2004
Kürtçe kursuna ilgi yok
Batman Özel Kürtçe Dil Kursuna, 480 öğrenci kapasitesine rağmen sadece 74 kişi başvurdu.
Kurs Sorumlusu Aydın Üneşi, kursa rağbetin az olmasını ücret sorununa bağladı. 2.5 ay süren ve toplam 180 saat olan kurs ücreti yurttaşlara 100 milyon lira. Üneşi, polis ve diğer kamu görevlilerine yüzde 50 indirim uygulayıp, 50 milyona kursa kabul edeceğiz dedi.
http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~2@nvid~417706,00.asp
cok basit canim dostum , millet veya ülke olarak bazi seylere hazir degilzde o yüzden.Bazen yasaklari kaldirmak bazi seyleri yasaklamaktan daha iyidir .Ayrica kürtce kurslarinin ilgi görmemesini bazilari söyle yorumluyor , kurslar miller dilini bildigi icin ilgi görmedi .Milletimiz dilini biliyor o yüzden kursa gitmiyor bizler (kimse artik ) kendi dilimizde egitim ve ögretim istiyoruz ...
Iste bu konuda problem ortaya cikiyor , Türkiye Cunhuriyeti Anayasi der ki -,Türkiye Cunhuriyetinin resmi dili türkcedir..Cocuklarin nir kismina kürtce bir kismina türkce ögretim olmaz
Haklisin Abi.
cumhuriyetin ilk yillarinda, misirda ermeni ve kürt asilli vatandaslarimizin kurdugu "hoybun" cemiyeti vardir...epey uzun hikaye.konumuzla ilgili kismini anlatayim.
u cemiyetin kuruculerindan sükrü sekban, epey sonra, istifa ederek, türkiye ye döndü ve "ayri bir kürt devletinin yanlis olacagini, türk ve kürt bir ulustur" diyerek kitap ve makaleler yayinladi..
o yazilardan birinde diyor ki;
"kürtlere yapilan en büyük kötülük, islahat dönemi(tanzimat fermani sonrasi), dogu illerinin 6 tanesinde acilan "kürtce ilk ögretim mektepleridir..ne yapacak bu cocuklar..ögrendikleri dil, tam tamina gelismis ve grammeri yeterli bir dil degildir.."
****
pkk lilarla veya benzerleri ile tartisirken, onlara sükrü sekbani sorun..akalim ne diyecekler.
imralida, apoya bu soru savci tarafindan soruldugunda, "sükrü sekban haklidir" dedi...
Der Mann hat [Redaksiyon: ...] kann mann nicht von jedem behaupten
BANA GÖRE
İyice azıttılar
05.08.2005
SIRRI YÜKSEL CEBECİ
KÜRTLER, anadillerini paralı kurslarda değil, devlet okullarında öğrenmek istiyorlarmış! Kürtçe, devlet okullarında seçmeli ders olmalı, üniversitelerde Kürdoloji Kürsüleri kurulmalıymış!
Kürtçe, özel dil kurslarıyla öğrenilecek yabancı dil statüsünde bir dil değil, anadil imiş! Dolayısıyla bir hak olarak eğitimde ve hayatın her alanında kullanılmalıymış!
Avrupa Birliği uyum yasaları içerisinde yer alan anadilde eğitim ve yayın hakkı açılan Kürtçe dil kurslarını ilgisizlikten kapatmak zorunda kalanların gerekçeleri bu!
Kürtler, anadillerini öğrenmek için Kürtçe dil kurslarına ilgi göstermediler diyebilecek kadar yürekli ve dürüst değiller!
Kürtçe dil kurslarının kapatılmasının bir gerekçesi de maddi imkansızlıklar...
Kürtler'in haklarını savunduğunu iddia eden bölücü terör örgütü PKK, Avrupa'da zorla topladığı haraçların ve uyuşturucu kaçakçılığından elde ettiği gelirlerin bir kısmını, iyi ki bu kurslara aktarmadı.
Kürt şovenistler, ABD'den ve AB'den aldıkları cesaretle iyice azıttılar.
Resmi dili Türkçe olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin okullarında Kürtçe, seçmeli ders olabilir mi?
Öyleyse Lazca, Gürcüce, Boşnakça, Arnavutça, Çerkezce de seçmeli ders olsun! Üniversitelerde Lazoloji, Gürcoloji, Boşnakoloji, Arnavutoloji Çerkezoloji kürsüleri de açılsın!
Hatta en iyisi, Türkçe seçmeli ders, bu diller zorunlu dil dersi olsun!
Gemi azıya almanın ve pervasızlaşmanın bu kadarına pes doğrusu!
Siz uyumaya devam edin
DİYARBAKIR'IN DEHAP'lı Büyükşehir Belediyesi de, kentteki cadde ve sokakların Türkçe adlarını Rojan, Botan, Amed gibi Kürtçe adlarla değiştirmeye başlamış!
Diyarbakır, hayali Kürdistan'ın gelecekteki başkenti ya, şimdiden hazırlık yapıyorlar. Kürdistan'ın başkentinde Türkçe cadde ve sokak adları olur muymuş hiç!
Kürtçe dil kurslarına ilgi göstermeyenler belki Kürtçe cadde ve sokak adlarına ilgi gösterirler!
Ayrıca, Ankara'dan önce Diyarbakır'a giden yabancılar, Kürtçe cadde ve sokak adlarını görünce, buranın gerçekten Kürdistan'ın başkenti olduğuna kanaat getirirler!
Türkiye göz göre göre elden gidiyor beyler! Siz, Avrupa Birliği masalıyla kendinizi ve milleti uyutmaya devam edin!
Turizm Bakanı gibi hükümet
BURSA'NIN Nilüfer İlçesi Görükle Göçmen Konutları'nı basan bir grup şovenist Kürt, buradaki Kafeterya'yı tahrip etti, ellerindeki sopa ve bira şişeleriyle 20 otomobile zarar verdi.
Bizim medya bunlara hala Güneydoğu kökenli işçi vatandaşlarımız diyor.
Öyleyse, oradaki vatandaşlarımız jandarma binası önünde toplanarak, neden 'Görükle kürtler'e mezar olacak, şehitler ölmez vatan bölünmez, kahrolsun PKK' sloganları attı?
Manisa'dan bir süre önce e-posta gönderen değerli okurumuz Engin Kaya, bütün Kürtler'i aynı kefeye koymanın yanlış olacağını savunmamızı eleştirdikten sonra, 'Gelin bir gün, Manisa'yı Kürtler ne hale getirdi görün' demişti.
Haklıydı okurumuz.
Çünkü, dış destek devam ettikçe sayıları giderek artan bölücübaşı Apo ve PKK terör örgütü yanlısı şovenist Kürtler, dağıldıkları ülkenin her yanında halkı huzursuz ediyor, silahsız terör estiriyorlar.
Silahlı PKK'lılar dağlarda, silahsızları da kent ve kasabalarda!
Hükümet ise komple Turizm Bakanı gibi!
Wenn das wirklich stimmt mit der schliessung der Kurdisch-Kurse, ist es wirklich schade. Denn heut zu tage verlernen immer mir Jugendliche ihre Muttersprache. Ich selbst war gerade mal ein halbes Jahr in so ein Kurs, aber mir hat es net viel gebracht. War net das Kurdisch wie ich es von daheim kenne. Daher hab ich mich abgemeldet. Dennoch sollte die Muttersprache gefördert werden.
Wenn das wirklich stimmt mit der schliessung der Kurdisch-Kurse, ist es wirklich schade. Denn heut zu tage verlernen immer mir Jugendliche ihre Muttersprache. Ich selbst war gerade mal ein halbes Jahr in so ein Kurs, aber mir hat es net viel gebracht. War net das Kurdisch wie ich es von daheim kenne. Daher hab ich mich abgemeldet. Dennoch sollte die Muttersprache gefördert werden.
Wenn ich Kurde in der Türkei wäre würde ich auch lieber die Kohle für Englisch, Russisch oder noch besser Chinesisch Kurse spendieren.
Wenn du die Sprachen kannst, kriegst du einen einen Job. Dagegen sehe ich, ausser der traditionellen Brauchtumpflege keinen Nutzen in erlernen von kurdischer Sprache!
Wenn ich Kurde in der Türkei wäre würde ich auch lieber die Kohle für Englisch, Russisch oder noch besser Chinesisch Kurse spendieren.
Dagegen sehe ich, ausser der traditionellen Brauchtumpflege keinen Nutzen in erlernen von kurdischer Sprache!
Ich glaub du spinnst. Was hat das jetzt mit Nutzen zutun. Das hat mit der Kultur zutun. Ein Kurde solte in der Lage sein seine sprache zu lernen. Im gegensatz zu dir lern ich ausser meine muttersprache noch Türkisch. Das hat für mich ja auch kein Nutzen dennoch tu ich es. Und ich sag ja auch net, wieso es Türkisch-Kurse gibt.
P.S für mich hat es ein vorteil. In unsere Klinik haben wir viele Kurdische Pat. die, die deutsche sprache net beherschen. So kann ich dolmetschen bzw ihnen helfen. Daher lern ich ja auch die türkische sprache um die türkische pat. zu helfen und im mein SZJ angenommen zu werden.
Kurden sollen Kurdisch, Zazas Zazaki und Türken Türkisch lernen sollen, das ist doch normal.
Mir geht es nur um die Verlogenheit, ich kann mich noch sehr gut an die Meldungen vom letzten Jahr erinnern.
Aber nun haben "die Europäer" ja Zypern zum Ausschlachten gefunden, Kurdisch-Kurse interessieren niemanden mehr.
Ich glaub du spinnst.
Nö! Du?
Was hat das jetzt mit Nutzen zutun. Das hat mit der Kultur zutun. Ein Kurde solte in der Lage sein seine sprache zu lernen.
Sag ich doch...als traditionspflege ist ja in Ordnung.
Im gegensatz zu dir lern ich ausser meine muttersprache noch Türkisch.
Kennst du mich? Woher weisst du welche Sprachen ich noch spreche? Da ich Deutsch kann, kann ich wohl ausser meiner Muttersprache noch eine..dazu noch a bisserl Englisch und lernen zu ich gerade lettisch!
Das hat für mich ja auch kein Nutzen dennoch tu ich es. Und ich sag ja auch net, wieso es Türkisch-Kurse gibt.
P.S für mich hat es ein vorteil. In unsere Klinik haben wir viele Kurdische Pat. die, die deutsche sprache net beherschen. So kann ich dolmetschen bzw ihnen helfen. Daher lern ich ja auch die türkische sprache um die türkische pat. zu helfen und im mein SZJ angenommen zu werden.
Dann scheint es ja doch einen Nutzen für dich persönlich zu haben. Hast du in deiner Klinik auch jugoslawische Patienten? Dann lern das doch auch, dann kannst du denen auch helfen. Oder von mir aus kannst du Kesuaheli lernen. Das ist mir schnuppe!
Der türkische Staat hat nicht die Aufgabe jeden sein Privatvergnügen zu lösen. Ich verlange vom dtsch. Staat auch nicht, Türkischkurse kostenlos für meine Kinder zu organisieren.
Der Schakal
05.08.05, 18:38
Kurdisch interessiert doch sowieso niemand ist nirgendswo auf der Welt gefragt,da würde ich lieber chinesisch lernen. :cool:
Doch mich interessiert es und hoffentlich werde ich es lernen!
Der Schakal
05.08.05, 18:40
...
Ich verlange vom dtsch. Staat auch nicht, Türkischkurse kostenlos für meine Kinder zu organisieren.
Ich aber !
Ich aber !
deutschland akzeptiert es aber nicht..
dt. politik sagt, das die migranten nicht mehr "gast arbeiter" sind. die leben hier und bauen ihre zukunf in dt. auf.wer ind dt. lebt, muss die dt. sprache beherschen..man versucht sogar türk. fernsehen und türk. zeitungen schwächen usw.
aber, gleiche europaär verlangen von der türkei, ganz gegenteil.
Dann scheint es ja doch einen Nutzen für dich persönlich zu haben. Hast du in deiner Klinik auch jugoslawische Patienten? Dann lern das doch auch, dann kannst du denen auch helfen. Oder von mir aus kannst du Kesuaheli lernen. Das ist mir schnuppe!
.
wieso ein nutzen für ich persönlich. Eher für die patienten oder?. und was hat jetzt jugoslawisch usw damit zu tun. Ich lerne türkisch auch unter anderem für mein FSJ. daher würd es mir nicht viel bringen mit jugoslawisch lernen. Und nochwas, was tust du dich da aufregen warum kurden die möglichkeit bekommen, kurdisch zu lernen!!
Hast du sonst keine anderen probleme :D
deutschland akzeptiert es aber nicht..
dt. politik sagt, das die migranten nicht mehr "gast arbeiter" sind. die leben hier und bauen ihre zukunf in dt. auf.wer ind dt. lebt, muss die dt. sprache beherschen..man versucht sogar türk. fernsehen und türk. zeitungen schwächen usw.
aber, gleiche europaär verlangen von der türkei, ganz gegenteil.
Das jemand der in D lebt auch die deutsche Sprache beherrschen muss, steht ausser Frage. Sicherlich hat es auch bei uns auch die Initiative gefehlt, doch war es auch früher von den Deutschen auch so gewollt. Die damaligen Regierungen haben es als ausreichend gesehen, dass die Türken und die Deutschen "nebeneinander" lebten aber nicht "miteinander". Anders kann ich die gezielte Vergabe von Wohnraum nur in "bestimmten" Gebieten nicht deuten. Dadurch haben sich zwangsweise "Mikrokosmos" innerhalb einer Gesellschaft gebildet, welches in sich fast autark war. So blieb man wieder unter sich.
Die Deutschen sollten mit den Träumereien bzgl. der Assimilation aufhören und stattdessen sich der eigentlichen Integration (nicht das was die meisten Deutschen sich darunter vorstellen) widmen.
Fordern und Fördern ist die Devise !
Die Deutschen sollten mit dem Träumereien bzgl. der Assimilation aufhören und stattdessen sich der eigentlichen Integration (nicht das was die meisten Deutschen sich darunter vorstellen) widmen.
!
assimilasyon imkanini, almanlar kendi kendilerine kaybettiler.
70 li yillarda, yabanci iscilerin cocuklari almanyaya gelmeye basladi..ve diskoteklerde, bazi cafelerde, iceri girmeleri engellendi.o dönemde, alman hükümeti bu durumu önlemeyi aklina getiremedi.
be oldu sonuc? türkler kendi diskoteklerini, kahvelerini, derneklerini kurdular.
kendi strukturlarini insa ettiler.
assimilation adeee:D
su anda, integrasyon tek careleri..ve bizim de tek caremiz tabii.
Aber im gegenzug erhalten die "Neu Deutschen" aus Russland Staatlich geförderte Sprachkurse :rolleyes:
verstehe einer die Deutschen :confused:
Wenn wir schon dabei sind... endlich haben uns die Russlanddeutschen weitergeholfen, ich lese immer wieder über sie, wenn es um Kriminalität geht.
Ab das stimmt, ist eine andere Sache. Immerhin hacken deutsche Medien nicht mehr auf Kümmelali sondern auf Wodkawladimir rum
Kennt sich einer da aus? Es gibt mehrere Aussagen von V. Minorsky die sich auf jene Sprache beziehen. Besonders darüber das versucht wird aus dieser Sprache alle auländischen Wörter herauszunehmen besonder die türkischen Wörter und jene Wörter durch neu erfunde zu ersetzen.....
Ich hoffe ihr könnt mir da weiterhelfen.....
Kennt sich einer da aus? Es gibt mehrere Aussagen von V. Minorsky die sich auf jene Sprache beziehen. Besonders darüber das versucht wird aus dieser Sprache alle auländischen Wörter herauszunehmen besonder die türkischen Wörter und jene Wörter durch neu erfunde zu ersetzen.....
Ich hoffe ihr könnt mir da weiterhelfen.....
kardesim, sadece türkce kelimelrin sayisi 8000 kadar..ayrica, farsca, arapca, ermenice ve hatta almanca kelimelr var.
bir ara bir kürtce sözlük aldim.sirf kelime sayisini arttirmak icin, her kelimeye bir kelime uydurmuslar.sadece bir iki harfi degistirip, kürtce kelime olarak karsiligini yazmislar.
hangisini anlatayim ki..al bir tane kürtce sözlük, kendi gözünle görürsün.
.
Selam Dertli, ich weiß das die sogenannt kurdische Sprache aus wörtern verschiedenster Sprachen stammt, es gibt sogar einige Bücher die aufzeigen wieviele Wörter aus welcher Sprache stammt, nur leider ist das Zitat von dem M. nicht dabei......
Mir ist es daher wichtig das Dokument wieder zu finden wo auch darin stand, dass die sogenannten kurden anfangen die Fremdwörter durch neu erfunde Wörter ersetzten dies ist mir sehr wichtig deshalb mein Beitrag hier im Forum.
Aber, ich muss leider bemerken, dass ausser dummen bemerkungen nichts kommt bzw sogar keiner Antwortet....Mehr dazu schreibe ich lieber nicht, sonst werde ich hier noch gespeert........
Selam Dertli, ich weiß das die sogenannt kurdische Sprache aus wörtern verschiedenster Sprachen stammt, es gibt sogar einige Bücher die aufzeigen wieviele Wörter aus welcher Sprache stammt, nur leider ist das Zitat von dem M. nicht dabei......
Mir ist es daher wichtig das Dokument wieder zu finden wo auch darin stand, dass die sogenannten kurden anfangen die Fremdwörter durch neu erfunde Wörter ersetzten dies ist mir sehr wichtig deshalb mein Beitrag hier im Forum.
Aber, ich muss leider bemerken, dass ausser dummen bemerkungen nichts kommt bzw sogar keiner Antwortet....Mehr dazu schreibe ich lieber nicht, sonst werde ich hier noch gespeert........
Ja ja... jetzt krieg dich wieder ein. Evtl. haben wir ja ein paar Sprachwissenschaftler unter uns oder Leute, die dir weiterhelfen können.
Ach ja: es gibt eine kurdische Sprache, falls jetzt irgendwelche Pseudowissenschaftler auf die Idee kommen sollten, das Gegenteil zu behaupten.
.
Ach ja: es gibt eine kurdische Sprache, falls jetzt irgendwelche Pseudowissenschaftler auf die Idee kommen sollten, das Gegenteil zu behaupten.
es gibts nur einige dialekten die mann als sprache nicht nennen darf.
bu konuda ilmi bir yaziyi aktariyorum..bu yaziyi yazanlar gercek bilim adamlari.
******
Türkiye-Irak-İran üçgeninde yerleşik bulunan çeşitli etnik toplulukların (Zaza, Goran, Lur, Kelhur, Beluci, Asuri, Dürzi, Feyli, Hawramani, Bahtiyari, vb.) Kürt adıyla adlandırılmaları ne kadar yanlış ise, bu toplulukların, dilbilimsel açıdan birbirlerinden farklı dillerine, genel bir ifade ile Kürtçe denilmesi de o derece yanlış ve hatalıdır.
<SPAN lang=TR style="mso-ansi-language: TR"><FONT color=black>1597 tarihinde, Bitlis Sancağı Beyi Şeref han tarafından yazılan Şerefnamede, Kürt diye nitelendirilen topluluklar, konuştukları dillere göre; Kurmanci, Lor, Kelhur, Goran (Şeref Han, Şerefname, Çev. M. Emin Bozarslan, İst.-1971, s:22) şeklinde tasnif edilmişlerdir.
Kannst ja einige sachen von Minorsky lesen, irgendwann stöst du sicherlich auf die Wörter die entfernt werden........
Wies aussieht bist du kurdin und bist du denn auch eine von denen die von einer einheitlichen kurdischen Sprache sprechen.........
Da ich aus Mardin komme reden wir halt bissen anders. Je nach gebieten gibt es kleine unterschiede. aber von wörten die umgetauscht werden aufgrund dessen weil dir türkisch sind, wusste ich noch nicht. Und ich glaub das auch net.
[QUOTE=dertli4u]QUOTE]
<SPAN lang=TR style="mso-ansi-language: TR"><FONT color=black>1597 tarihinde, Bitlis Sancağı Beyi Şeref han tarafından yazılan Şerefnamede, Kürt diye nitelendirilen topluluklar, konuştukları dillere göre; Kurmanci, Lor, Kelhur, Goran (Şeref Han, Şerefname, Çev. M. Emin Bozarslan, İst.-1971, s:22) şeklinde tasnif edilmişlerdir.
[QUOTE=dertli4u]QUOTE]
<SPAN lang=TR style="mso-ansi-language: TR"><FONT color=black>1597 tarihinde, Bitlis Sancağı Beyi Şeref han tarafından yazılan Şerefnamede, Kürt diye nitelendirilen topluluklar, konuştukları dillere göre; Kurmanci, Lor, Kelhur, Goran (Şeref Han, Şerefname, Çev. M. Emin Bozarslan, İst.-1971, s:22) şeklinde tasnif edilmişlerdir.
<FONT color=black>İstanbulda kurulan Kürt Terakki ve Teavün Cemiyeti (1908) ve Kürdistan Teali Cemiyeti (1918) ile Lübnanda teşkil edilen Hoybun Cemiyetinin (1927) kurucuları arasında yer alan Diyarbakır/Erganili Dr. Mehmet Şükrü Sekban, 1933te yayınlanan kitabında; Irakta Kürtçe konuşulan Süleymaniye ve diğer bazı kentlerde, Kürtçe eğitim yapılmasına rağmen hiçbir olumlu neticenin alınmadığını, çünki Kürtçenin en temel ihtiyaçlara bile kafi gelmeyen bir dil olduğunu ve bununla kültürde ilerleme sağlanamayacağını (Dr. Mehmet Şükrü Sekban, ...Türkçe basım: Kürt Sorunu, İstanbul 1970, s.24-25.) belirtmiştir.
Ja ja... jetzt krieg dich wieder ein. Evtl. haben wir ja ein paar Sprachwissenschaftler unter uns oder Leute, die dir weiterhelfen können.
Ach ja: es gibt eine kurdische Sprache, falls jetzt irgendwelche Pseudowissenschaftler auf die Idee kommen sollten, das Gegenteil zu behaupten.
bu konuda cok genis bir arastirmanin özeti asagidaki linkte..ben buraya kopye etmeyi basaramadim.
http://muhsinbozkurt.net/turkiyegercegi/Turkcedillbayragi.htm
Da ich aus Mardin komme reden wir halt bissen anders. Je nach gebieten gibt es kleine unterschiede. aber von wörten die umgetauscht werden aufgrund dessen weil dir türkisch sind, wusste ich noch nicht. Und ich glaub das auch net.
das problem ist, es ist eine grosse problem, die mann nicht mit politische propagandsa lösen kann.
es gibts dialekten , (zazaki, gorani, luri, sorani,bahtiyari,leki,kelhuri, mukri,sexbizini usw) .
unterschiede machen die sache erst richtig schwer, weil mann alle diese dialekten und unterdialekten, nicht als eine kürdische sprache schmelzen bzw. als erzihungsprache benutzen kann.
es gibts sogar unterschiede, zwischen einzelne dörfer.
.
Da ich aus Mardin komme reden wir halt bissen anders. Je nach gebieten gibt es kleine unterschiede. aber von wörten die umgetauscht werden aufgrund dessen weil dir türkisch sind, wusste ich noch nicht. Und ich glaub das auch net.
Ich weiß wie sehr du dich mit dem Thema auseinder gesetzt hast, aber das Minorsky das gesagt haben soll habe ich nunmal gelesen, wie es auch Aussagen über den Fremdwörtergehalt der kurdschen Sprache von A. Cay, E. Feigl gibt die aber nur den gehalt bzw die Anzahl der wörter erforscht haben.....Deshalb meine suche nach dem Dokument von Minorsky.......
Fakt ist das Kurdisch zu 20-30% aus Wörtern besteht, die entweder türkischen Ursprungs sind oder auch im türkischen Gebrauch finden.
Der Rest ist ihre eigene Sprache, die dem persischen sehr ähnelt bzw persisch ist.
Also entweder sind die Kurden iranisierte Türken oder türkisierte Iraner. Ich tippe auf das erste, das weil die Türken aufgrund ihrer Nomadenhaftigkeit und als ein Kriegervolk viel größere Gebiete in Mittelasien kontrollierten und bewohnten. Die Kurden sind auch ein Nomadenvolk, bis heute noch.
Außerdem benutzen Kurden die selbe Gramattik wie die Türken, was gerade die Iraner so wütend macht!! Ansonsten würden Iraner nämlich alles kurdische verstehen, sie wären ziemlich gleich.
Deshalb denke ich, das die kurdische Sprache nicht vom türkischen, sondern eher vom iranischen bereinigt werden sollte. Es wird Zeit.
Und wer nicht will, der soll zu seinen iranischen Kurdenbrüdern in den Iran.
unterschiede machen die sache erst richtig schwer, weil mann alle diese dialekten und unterdialekten, nicht als eine kürdische sprache schmelzen bzw. als erzihungsprache benutzen kann.
es gibts sogar unterschiede, zwischen einzelne dörfer.
.
Ich weiss, den ich selber kenn es ja von meinen Umfeld. den je nach dorf ist die der Dialekt anders.
Das ist einer der grössten probleme in der Kurdischen sprache, denn so wird die chance zur einer Einheitlichen sprache zusätzlich erschwert.
Schon allein wenn ich die kurdischen Nachrichten im Fernsehen seh, hab ich meine probleme es ganz zu verstehen. ich versteh davon gerade mal 1/2.
Man kann auf grund des dilaketes erkennen, woher die Person ist.
Aber das ist nicht nur bei uns kurden sicherlich so. Zwar ist es bei uns ausgeprägter dennoch gibt es verschiedene dialekte in einer sprache auch in anderen Ländern.
Ich weiss, den ich selber kenn es ja von meinen Umfeld. den je nach dorf ist die der Dialekt anders.
Das ist einer der grössten probleme in der Kurdischen sprache, denn so wird die chance zur einer Einheitlichen sprache zusätzlich erschwert.
Schon allein wenn ich die kurdischen Nachrichten im Fernsehen seh, hab ich meine probleme es ganz zu verstehen. ich versteh davon gerade mal 1/2.
Man kann auf grund des dilaketes erkennen, woher die Person ist.
Aber das ist nicht nur bei uns kurden sicherlich so. Zwar ist es bei uns ausgeprägter dennoch gibt es verschiedene dialekte in einer sprache auch in anderen Ländern.
wenn eine sprache nicht einheitlich entwickelt werden kann.entstehen halt dialekte,, auch völker die die möglichkeit dazu haben eine einheitliche sprache zu entwickeln ähnliche schwirigkeiten ´,, spanien, früher franzosen, oder auch deutschen(schwäben, sachsen beyern).
1. es gibt kurden und auch kurdisch,
2.es gibt kein einzige sprache die "rein" ist. alle sprachen sind von anderen sprachen beeinflusst.
z.b deutsch:alle wörter die "ion" isolation, produktion usw. plus die verben dazu sind aus latein, es gibt unheimlich viele worter die vonanderen sprachen "geklaut" sind.
hier eine seite die für euch türken interesant werden kann
http://www.tdk.gov.tr/tdksozluk/sozara.htm
ihr könnt feststellen wie rein eurer sprache ist:
in nordirak werden kirmaji und sorani unterrrichtet, jedoch ist die amtsprache kirmanji. damit ist auch jeder einverstanden
die tatsache ist
kurdisch ist eine sprache die nicht persisch , türkisch oder arabisch, ist.
PUNK
wenn eine sprache nicht einheitlich entwickelt werden kann.entstehen halt dialekte,, auch völker die die möglichkeit dazu haben eine einheitliche sprache zu entwickeln ähnliche schwirigkeiten ´,, spanien, früher franzosen, oder auch deutschen(schwäben, sachsen beyern).
PUNK
enkidu
wir reden nicht nur über "reinheit" der sprache.
es muss einige würzeln geben für eine Sprache.sonnst es ist nur ein dialekt oder gesammelte dialekten.
*****
mann kann keine neue sprache erfinden ..es ist schonmal versucht worden..aber es war nicht erfolgreich..z.B. esperanto(?)
*****
grammer bau, grammatische regeln mussen einheitlich sein..sonst es ist wiegesagt nur eine dialekt und kannste damit nichts anfangen..nur zeit verschwendung.
punkt.
*****
bitte schön..verliere noch mehr zeit und bleibe immer noch am gleiche punkt.
schmeisst alle tüürkische wörter raus..auch andere fremdwörter stornieren..
wie wollt ihr später unterhalten.
take it easy.
***********
das in türkische sprache auch fremdwörter gibt, ist nicht was neues..und daswegen haben wier kein komplexe.es ist die "wörterschatz", die türkisch besser macht..wir haben arabisch/pers/eng/fr. usw. fremdwörter das ist richtig..aber für solsche wörter haben wir auch rein türkische wörter.
und wie gesagt, türkische grammer ist da..
Entschuldigt bitte, aber wißt ihr wie ich mich gerade fühle?
Als wäre ich der Einstein und lese mir die Wörter von kleinen sprechenden Ameisen durch. Das ihr einander versteht ist mir schon klar, so eine Sprache kann nicht jeder.
Gratuliere.
[QUOTE=Mete]Leute, über was unterhaltet ihr da bloß. Es gibt und gab nie sowas wie kurdisch
QUOTE]
wenn du mit dieser Lüge weiterleben kannst bitte schön. Aber 1. kannst du kein Kurdisch woher willst du wissen aus was für wörter es besterh .
2. was hilft dir das. Meinst du, du kannst durch deine Theorie die Kurden vollkommen unterdrücken bzw sie verleugnen.
Du kannst machen was du willst, dennoch bleibt die Kurdische sprache als eine sprache.
P.S wenn es kein kurdisch gibt, dann frag ich mich bloss was ich all die jahre sonst rede
:confused: :D :confused:
İsviçrenin Blaıse kentinde yaşayan Diyarbakırlı Perişan Ailesi, çocukları Kawaya kimlik ve pasaport almak amacıyla Cenevre Başkonsolosluğuna yaptığı başvurudan vize çıkmadı.
Kimlik alıp Türkiyeye gelmek isteyen ailenin 6 aylık üyesi Kawaya W harfi gerekçesiyle kimlik verilmezken; Kawa, W krizinden dolayı Avrupada kaldı.
W krizi İsviçrenin Blaıse kentinde yaşayan Diyarbakırlı Perişan Ailesinin, memleketlerine gelebilmek için yeni doğan çocukları Kawaya ve diğer 2 çocuklarına kimlik almak istemesiyle başladı. Belgeleri tamamlayıp Türkiyenin Cenevre Başkonsolosluğuna başvuran aileye, 6 aylık Kawaya isminde W harfi bulunduğu ve Türk alfabesine uygun yazılmadığı gerekçesiyle kimlik verilmedi. Tüm çabalara rağmen kimlik ve pasaport alamayan Perişan Ailesi, 6 aylık kızları Kawayı İsviçrede bırakarak Türkiyeye gelmek zorunda kaldı.
İHDye başvurdular
Türkiyeye gelen Perişan ailesi, adli yardım talebiyle İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesine başvuruda bulundu. Konuyla ilgili olarak açıklamada bulunan İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, W krizinin yeni bir tartışma olmadığını belirtti. Belirtilen genelgeyi eşitlik ilkesine aykırı bulduklarını daha önce belirttiklerini kaydeden Yalçındağ, Bu sorunun 3 Ekimden hemen sonra yaşanması çok ilginç. Kürtçe isim taşıyanlar vize veya pasaport alamıyorlar ve bundan dolayı yaşadıklar ülkeye gelemiyorlar dedi.
İngilizce serbest Kürtçe yasak
Yaşanan olayı kompleks olarak değerlendiren Yalçındağ, Türkiyenin her tarafındaki tabelalarda W,Q ve X harfleriyle İngilizce veya başka dillerde yazılar yazılıyor. Peki Kürtçe isimlere neden izin verilmiyor? diye sordu. Yalçındağ genelgeden dolayı bu sorunun çözülebileceğini beklemediklerini ifade ederek, 3 Ekim süreciyle birlikte çözülmesi gereken acil konulardan birisi de Kürtçe adlandırma sorunudur dedi. Yalçındağ herşeye rağmen ilgili yerlere başvurularda bulunarak sorunu çözmeye çalışacaklarını kaydetti
http://www.internethaber.com/mays/article_view.php?aid=318219
----------------------------------
Yanlis arkadaslar hemde cok yanlis bence .Yani kürt ismi koysun ne olacak ?
Türkce'de "W" harfi yoktur. Kava yazsinlar, olur. Berfin, Dicle vs. oldugu gibi...
IHD'ye basvurmalari ise ayri bir isaret... PKK organizasyonundan medet umamak, "W" harfi icin israr etmek, bu ailenin belirli amaclari olduguna dair ufak ipuclaridir!
Türkiye'nin bir alfabesi var! önceden belirlenmis. Nasil Almancada yumsak g'nin olmamasi gib, kendi milli futbolcularinda Doğan degilde, Dogan dedikleri gibi...
Ya da nasil iskandinav ülkelerindeki ĉ, ċ, harflerinin Almanyadaki isimlerde olmamasi gibi. "W" yerine "v" harfini kullansalar, sorun olmasz. Fonetik olarak Türkcede W'nin karsiligi "V". O yüzden... bu "W" olayi ayrimcilik degil, daha cok yeni skandalciklar yaratma girisimlerinden bir tanesi...
Tralles son derece haklıdır. Ingiliz abaçasında nasıl ä olmadığı ve yerine ae kullanıldığı gibi Türk abaçasında da w harfi yoktur. Ayrıca Alman vatandaşı olan bir Türkün isminde taşıdığı Türk karakterleri Almancaya çevrilmektedir(mesela ı dan i yapılır). Aynen böyle Türk abaçasında da w harfi yerine v kullanılır. Yani çocuğun ismi Kava olacaktır, bunu kabul etmiyorlarsa kendi bilecekleri iştir; fakat o zaman Türk devletinin kararlarına saygı duymaları gerekir. Duymuyorlar mı; hatta IHDye mi başvuruyorlar? Demek ki burda art niyet var.
Ben kızıma Letonya pasaportu aldığım zaman
Lina Süreyya olan ismini
Lina Sureija olarak pasaporta işlediler. Öbür harfler yok diye.
Yani her iki tarafta iyi niyet olsa bu problem kolay cözülürdü.
Kürt ismi verilmesine karsi degilim ama ila "w" harfini kullanmak istemenin altinda baska bir amac aramali. Sonucta bircok Türk alman vatandasi ama adlarinda gecen bazi Türkce harfleri kullanamiyorlar!
Herkez kafasina göre harf kullanamazya!
hepiniz fikrinizi belirtmissiniz..bende bulasayim:D
her devletin alfabesi vardir..o alfebe kullanilir..ne yani, yazboz tahtasi degilki.
gitsin yunanistana bakiim..orada nasil yazilacak ismi..veya rusyaya gitse ne yazilacak.
o kadar uzaga gitmeye lüzum yok aslinda.
kizina şehriban ismini versin veya oğluna şirvan ismini versin ve isviçre makamlarına müracaat etsin.bakalım yazdırabilecek mi?
hikaye anlatmasin...
AB 9 Kasım'da yayınlanacak İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin önüne kritik bir taleple gelmeye hazırlanıyor.
http://img.sabah.com.tr/i/yildizlar2.gif
AB'den Ankara'ya Kürtçe okul baskısı
AB 9 Kasım'da yayınlanacak İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin önüne kritik bir taleple gelmeye hazırlanıyor. Kültürel haklar konusunda yeterince adım atılmamasının eleştirileceği raporda, anadilde eğitim ve öğrenimde kısıtlamaların kaldırılması çağrısında bulunularak, Kürtçe öğrenimin yolunun açılması istenecek. Bu talep, Anayasa'nın eğitim ve öğrenim kurumlarında Türkçe dışında hiçbir dilin okutulamayacağını hükme bağlayan 42. maddesinin değiştirilmesi anlamına geliyor. Üst düzey bir AB kaynağı, Güneydoğu'da 'yeterince ilgi gösterilmediği' gerekçesiyle Kürtçe kursların kapatılmasının ardında Türkiye'deki kısıtlamaların yattığını öne sürerek şöyle dedi: "Önemli olan dil eğitimi değil, anadilde eğitim ve öğrenim. Yani, isteyen bir aile çocuğuna Kürtçe matematik ve tarih dersi aldırabilir. Bu özel ders ya da özel kurs olabilir. Şu anda Türkiye'de Kürtçe özel ders almak da yasak."
http://www.sabah.com.tr/gnd109.html
-----------------
Hmmmmmmmmmmm baska ne talepler gelecek bakalim ?sacma bir istek ve karar bence
avrupa ülkelerinde arka arkaya , türkce siniflarini kapatiyorlar..emekli olan veya isten ayrilan türkce ögretmenlerinin yerine yeni ögretmen tayin etmiyorlar..
gerekce olarak, buradaki türklerin uyum meselesini ve tasarruf tedbirlerinden bahsediyorlar.
ama bize akil veriyorlar.
kardesim, biz türkiyede daha her tarafa okul ve ögretmen götürebilmis degiliz.
al bende de o kadar , yakinda isteyen herkes cift pasaport tasisin diyecekler
Tamam da, orada diyor ki "Özel kurslarda Matematik dersi kürtce verilsin". Devlete, sen Kürrtcede egitim vereceksin demiyor.
Özel kurs oldukdan sonra bence önemli degil.
Bu arada buna talep olacagini zannetmiyorum. Kürtce matemetik ögrendikten sonra, Uni`de nasilsa yine Türkce görecek. Bizimkiler bile fen ve matemetik derslerini Ingilizce ögrenmeye calisiyor.
Wir müssen genau so reagieren wie mit den Kurdisch Sprachkursen...einfach genehmigen und dann zusehen wie ein paar kurdische Geschäftsleute wieder Millionen YTL in den Sand setzten....
Jetzt spiel ich wieder mal den Nostradamus.....
Wenn die Türkei je in der EU ihren Platzt finden wird, wird durch die aktive Spaltungspolitik der EU, die kluft zwischen Kurden und Türken so gross sein das sich kein Kurde mehr zur Türkei verbunden fühlt.
Dann wir die EU verlangen das 30-40% der Abgeordneten der Bundesrepublik Türkei/Kurdistan einer kurdischen Partei angehören müssen!
Und jetzt eine Wette;
Ich verwette meinen linken Arm darauf, das im Falle einer Ausrufung eines Kurdistan im Nordirak und Südost-Türkei, die EU als erstes diesen Staat annerkennen wird!
Wer hat genug cojones um dagegen zu Wetten?
Bilge Khan
27.10.05, 15:12
Wenn die PKK endlich aus der Weltbühne abgeschafft ist und wenn das blutvergießen ein ende hat, könnte man darüber reden!
Ama PKKnin artik mutlak kaybolmasi lazim!
Jetzt spiel ich wieder mal den Nostradamus.....
Wenn die Türkei je in der EU ihren Platzt finden wird, wird durch die aktive Spaltungspolitik der EU, die kluft zwischen Kurden und Türken so gross sein das sich kein Kurde mehr zur Türkei verbunden fühlt.
Dann wir die EU verlangen das 30-40% der Abgeordneten der Bundesrepublik Türkei/Kurdistan einer kurdischen Partei angehören müssen!
Denkfehler detancigim....das kann die EU fordern wenn wir kein Mitglied sind. Wenn wir Mitglied sind kann die EU nichts fordern, dass wir nicht wollen. Denn sobald wir EU Mitglied sind können wir Mitbestimmen. (Vetorecht etc)
Und jetzt eine Wette;
Ich verwette meinen linken Arm darauf, das im Falle einer Ausrufung eines Kurdistan im Nordirak und Südost-Türkei, die EU als erstes diesen Staat annerkennen wird!
Wer hat genug cojones um dagegen zu Wetten?
Nochmal, bei einer EU ohne die Türkei als Mitglied, sage ich ja...wer soll auch dagegen halten.
Wenn die Türkei zu diesem Zeitpunkt EU Mitglied ist, sage ich nein...den das grösste EU Mitglied hätte ein Problem damit, also wird es nicht gehen.
Ich hoffe du verstehst warum ich in die EU will. Der einzige Weg uns den Druck vom Hals zu halten ist, dort mitzubestimmen.
Bei einer EU, ohne die Türkei, würde die türkisch-europäische Aussenpolitik durch Griechen, Zyprer und Armenier allein gestaltet....
@ meric abicim
Und ich sage das es keines Genies bedarf um zu erkennen das die EU sich keinen Rivalen herranzüchten will der mitbestimmt.
Die Türkei wird niemals, ich betone es nochmals niemals(!) mit uns heute bekannten Grenzen und Einwohnerzahl Mitglied werden.
Wir sind erst Reif für die EU wenn die vormachtstellung von GB, Fr und D nicht bedroht wird. Und nach Sevres ist es nicht mehr weit.
Was ist mit der Wette meric? Ich lege sogar noch einen Lungenflügel drauf.
@ meric abicim
Und ich sage das es keines Genies bedarf um zu erkennen das die EU sich keinen Rivalen herranzüchten will der mitbestimmt.
Die Türkei wird niemals, ich betone es nochmals niemals(!) mit uns heute bekannten Grenzen und Einwohnerzahl Mitglied werden.
Wir sind erst Reif für die EU wenn die vormachtstellung von GB, Fr und D nicht bedroht wird. Und nach Sevres ist es nicht mehr weit.
Was ist mit der Wette meric? Ich lege sogar noch einen Lungenflügel drauf.
detan, ich wette solche Sachen nicht, das es rein hypothetisch ist und die Welt nicht so einfach funktioniert. Vielleicht überlegt sich morgen Ahmedinedschat die Israelis mit Atombomben zu bewerfen oder die USA Syrien anzugreifen...dann haben wir ein neues Bild vor uns...machs dir bitte nicht immer so einfach.
bizim tek sorunumuz pkk dir , pkk ortadan kaybolduktan sonra kürt kökenli vatandaslarimizla hic bir problem kalmayacaktir ,Ayrica kürt kökenli halkimiz doguda zaten kendi dilini konustu ve konusuyorda .
bizim tek sorunumuz pkk dir , pkk ortadan kaybolduktan sonra kürt kökenli vatandaslarimizla hic bir problem kalmayacaktir ,Ayrica kürt kökenli halkimiz doguda zaten kendi dilini konustu ve konusuyorda .Benim enistem kürt kökenli ve inan kendisi 10 yasinda türkceyi ögrenmis. Antepin bir köyünden geliyor ve on yasina kadar Türkce hic ögrenmemis anca okula yazildiktan sonra. Bide avrupada diyorlar kürtlere kendi dillerini konusturmuyorlar...:rolleyes:
Bu arada kendisi ve ailesi protesto amacindan kürtce konusmamislar baska dil bilmediklerinden.
tartisan arkadaslara
1-islahat tedbirleri, islahat fermani ve arkasinda gelen sevri iyi inceleyelim.ayni simdiki gibi, gene ayni konularda, degisik avrupa devletleri degisik konularda ufaktan ufaktan isteklerde bulundular.
2-osmanliya bol keseden borc vererek, ekonomik bagimli hale getirdiler.
3-osmanli entellektüellerinin arasindan sectikleri insanlari, avrupaya davet ederek, uzun bir calisma!!! yaptilar.
4-islahat uygulamalari ile, toplumsal kanun yapimizi degistirttiler.
****
ve sonra, dogu anadoluda 6 vilayette, kürtce ilkögretim okullari acildi.ve bunun zarari ilk önce bölgedeki insanlarimiza oldu.
hoybun isimli ermeni/kürt isbirligi ile kurulan cemiyetin yetkililerinden mehmet sükrü sekban, bu durumu daha sonra, yapilan en büyük yanlis olarak niteledi ve fransada bu konuda kitap yayinladi.
****
fransa, bircok etnik dilin konusuldugu bir ülkeyken 1680 lerde, sadece fransizcanin okutulmasi ve ögretilmesi karari aldi..ve gelismis, güclü bir ülke haline geldi.
ama ayni fransa ve diger avrupa ülkeleri, türkiyede azinlik okullari ve etnik dil egitimini destekliyor ve bu konuda baski yapiyor.
neden acaba??...etnik dilleri cok sevdikleri icin mi?..
ayni fransa ve almanya, kendi ülkelerindekli kürt asilli insanlar icin niye okul acmiyor?...bu konuda kendilerine müracaat edenler oldu..imza kampanyalari actilar..parlementolara dilekce verdiler..ama kabul edilmedi.
simdi meric dostum , azbi ki kürtceyi görmemizlikten gelemeyiz sounucta türkiye de konusulan yerel dillerden bir tanesi .Fakat anayasa da belirtilen bazi hukumler var buda der ki :
türkiye Cumhuriyetinin ana dili türkce olup okul ve rsmi kurumdarda bu dil gecerlidir .
Dertli abi...anladigim kadariyla, devlet kürtce ders versin denmiyor. Haberde, kürtce derslere IZIN verilsin diyor. Bugün sen Almanya`da Mathematik Nachhilfe veya Türkce bilgisayar kurslari acsan, sana yasak koysalar eminim gücüne gider. Kürtce yokmus gibi davranmak, ilgili ilgisiz herkezin bu konuyla daha cok ugrasmasina neden oluyor. Kolu kurtaralim derken kafa kopuyor
henüz ne dedikleri kesin belli degil.
sagindan solundan yokluyorlar meseleyi..bazi cümleleri veya düsünceleri basina sizdiriyorlar..tepkilere bakiyorlar..
ama tüm bunlari, bilerek ve belli bir plan dahilinde yapiyorlar..bu tür aciklamalar vs. tesadüfi degil ki.
Ne yalan söylim Malatya olaylarindan sonra Ab'ye yine sicak bakmaya basladim.
Yalniz basina bu Ülke adam olmaz,1000 yil beklesek bile olmaz.
Elin gavuru bosuna önümüze 35 Madde ve binlerce yasa koymuyor.
Eger insanca yasamak fedakarlik istiyorsa verilecektir.Eger kürtce kursu türkiyeyi bölecekse ve bu kadar kolaysa,simdiden bölelim daha iyidir.
Baska cözüm yolu görmüyorum.
bunlarin derdi ne be biktirdilar artik ,
Türkiyeyi beyenmiyorlarsa gitsinler Danimarkaya veya baska bir yere en iyisi bizden cok cok uzaga Türkiyenin dili Türkce
Kürtce degil !!!!!!!!!!!!!!
Erkan, burada Türkiye`nin resmi dili sorgulanmiyor. Isteyenlere kürtce özel dershaneleri acilsin ve oradaki egitim sadece dil ile sinrli degil, baska alanlara da, mesela matematik falan izin verilsin diyor.
Devletin resmi dili Türkcedir ve Türkce kalacaktir.
Welchen nutzen hätten die Kurden davon?
Die Nutzenentscheidung musst du schon den Menschen selbst überlassen. Welchen Nutzen hat das erlernen von Modellflugzeugbau????
Dann will ich arabische Kurse:mad:. Und die Lasen ihre lasischen, tscherkessen ihre tscherkessichen unsw.
Das bekommst du hier in Deutschland wenn du möchtest. zB Volkshochschule kannst du arabisch lernen. Auch du als Türke. Ob es Lasisch und Tscherkessisch gibt weiss ich nicht. Vermute aber die Nachfrage ist zu gering.
Die Nutzenentscheidung musst du schon den Menschen selbst überlassen. Welchen Nutzen hat das erlernen von Modellflugzeugbau????
LOL welchen nutzen hast du wenn in der Türkei kurdisch sprichst? Das ist totaler Humbug und das weisst du auch! Niyet baska....
Das bekommst du hier in Deutschland wenn du möchtest. zB Volkshochschule kannst du arabisch lernen. Auch du als Türke. Ob es Lasisch und Tscherkessisch gibt weiss ich nicht. Vermute aber die Nachfrage ist zu gering.
Nein ich will das aber in der Türkei:motz:. Ich verlange arabisch Kurse in allen Fächern, weil mein Dad arabische Wurzeln hat. Ich kann kein arabisch ....Devletin sucu :p
LOL welchen nutzen hast du wenn in der Türkei kurdisch sprichst? Das ist totaler Humbug und das weisst du auch! Niyet baska....
Art niyetli olanlar tabiki var, ama birkac kisi art niyetli diye digerlerini cezalandirmayiz.
Nein ich will das aber in der Türkei:motz:. Ich verlange arabisch Kurse in allen Fächern, weil mein Dad arabische Wurzeln hat. Ich kann kein arabisch ....Devletin sucu :p
Katiliyorum sevgili detan. Ingilizce, Fransizca bugün mümkün, arapca, cerkezce veya arnavutca (benim baba tarafim) niye olmasin?
:lach:
Telli Baba
08.11.05, 22:35
Yeni romanında destan anlatıcısı (dengbêj) Evdalê Zeynıkê'yi konu alan Mehmed Uzun, profesyonel Kürtçe çevirmen konusunda ciddi sıkıntı yaşadığını söyledi
Sema Aslan
Mehmed Uzun, yeni romanı "Abdalın Bir Günü"nde, Kürtlerin ünlü destan anlatıcısı (dengbêj) Evdalê Zeynıkê'nin bir gününü, bir başka destan anlatıcı, Ehmede Fermane Kiki'nin ağzından aktarıyor. İthaki Yayınları'ndan çıkan roman, anlatı geleneği ile yazıyı buluşturuyor.
Yazar, sözlü anlatı geleneğini koruyarak, bir destan anlatıcının 'anlatır gibi yazma' çabasına ortak ediyor okurunu. Destan anlatıcılar, yaptıkları doğaçlamalarla bir geleneğin ve yaşanmışlıkların kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan sanatçılar. Uzun, bu anlatı geleneğini romanlaştırırken ve gelenekle moderniteyi buluştururken, çoğu kez okuma yazması olmayan ama "dengbêj" geleneğini iyi bilen yaşlı kadınlardan destek almış. "Abdalın Bir Günü"nün başarısı, folklorik bir metne dönüşmeden, ağıtları ve düğünleriyle, hayalleri ve gerçekleriyle bir geleneğin izini sürmesi.
Abdalın Bir Gününde "dengbêj" geleneğinden yararlanıyorsunuz. Neden?
Yazarlığımın ilk serüveni, Kürtçe roman sanatına uygun bir dil oluşturmaktı. Modern roman sanatına uygun bir dil yaratılmadan saygınlığı olan bir romanın da yaratılamayacağını acılı pratiğimle gördüm. Herkes var olan bir geleneğin üstünde, kendisine ait üslup kurarken, ben, modern anlamda gelenek de dahil, her şeye sıfırdan başlamak durumundaydım. Konuşulan günlük dille, klasik edebiyat diliyle ya da sözlü edebiyatın diliyle kayda değer modern bir roman yaratamayacağım açıktı. Sözünü ettiğim bu dillerle, Kürtçenin tüm lehçeleri ve ağızlarıyla harmanlanmış yeni ve modern bir dile ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaçla yaptığım araştırmalarda karşıma her defasında sözlü anlatı mirası, yani dengbej geleneği çıktı. Bu geleneğin derinliklerine dalmadan roman sanatına ilişkin herhangi yeni bir dil kurmanın da mümkün olmadığını anladım.
[size=4]Özgün sese sahip
Ve Kiki'nin ağzından Zeynıkê'yi anlatmayı tercih ettiniz...
Sayısız dengbêj var, ama bunların içinde özgün sese sahip olmuş, kendine özgü gelenek yaratmış dengbêjler azdır. Zeynıkê ve Kiki gibi. Ancak bu iki dengbêj arasında önemli farklılıklar var. Her şeyden önce Zeynıkê, bir Serhat dengbêjidir, Kiki ise ova dengbêjidir. Biri kuzeyli, biri de güneylidir. Kiki'nin Zeynıkê'nin geleneğinden gelmemesi ve onu yeterince tanımaması, benim rahatlıkla arzuladığım kurgu romanı oluşturmama yardımcı oldu. Çünkü Kiki'nin anlattığı öykü, doğrudan doğruya Zeynıkê'nin hayatı değil, o da öykü olarak kuruyor ve gerçek Zeynıkê'yi değil, arzuladığı Zeynıkê'yi anlatıyor.
Anlatı geleneğinin roman sanatına faydası ne oldu?
Roman sanatı tamamıyla Batı türü bir sanat. Doğulu yazarlar da dil, üslup, teknik, tasvir, estetik olarak neredeyse bütünüyle Batı taklidi eserler yaratıyor. Dengbêj geleneği ve mirası, bizim de anlatı ve roman sanatına ekleyebileceğimiz şeylerin olduğunu gösteriyor. Dengbêj dilindeki yalınlık, sadelik, şiirsellik, doğrudanlık, sıcaklık; teknik ve üsluptaki tekrarlar, ara kaymalar, bir öyküden bir başkasına anlatıyı bozmadan rahatlıkla geçişler; insana doğrudan yaslanmak, ritim ve harmoni gibi...
'Miras' kaygısı
Sözlü dil geleneğine yaslanan Kürtçe ile yazıyorsunuz. Kürtçenin çeviri olanaklarından söz eder misiniz?
Evet, sözlü anlatı geleneği yazarlığımda çok önemli. Ancak bu konuda da öteki yazarlardan farkım var; sözlü anlatıdan yararlanırken onu koruma gibi bir kaygıları yok. Çünkü onu koruyacak enstitüleri, üniversiteleri, akademileri, kurum ve kuruluşları var. Ama benim o geleneği ve mirası korumak gibi bir kaygım var. Yasland& Jungs, sagt Mohamed Rezzoug. Jede Nacht ist der Vizepräsident des Fußball-Clubs von Blanc-Mesnil auf der Straße, um zu verhindern, daß seine Sporthalle in Flammen aufgeht. Jede Nacht redet er beruhigend auf die Jugendlichen ein. Sie antworten mir: Momo, wir werden alle f..., sagt er."
http://www.bild.t-online.de/BTO/index.html
Karasevda, ich denke nicht das ich ausführlicher erklären muss, was dieser junge mit f... meinte![/QUOTE]
Hallo, dort ist die Situation tatsächlich twas aufgeheizt.... aber hier ist sie es nicht, weder bei uns noch bei den anderen ausländisch-stämmigen oder?
Soll ich dir mal die Moral dieser Jugendlichen erklären? Erzählen, warum er das sagt, und was er damit meint?
Das ist eine umgängliche Redewendung in den Gettos! Diese Kinder sind wütend! Sie sind entäuscht! Sie denken sie brauchen Action! Und da ist sowas willkommen für sie! Sie glauben, sich mal zeigen zu können! Sie glauben, alles wird sich zum Guten wenden wenn sie so`ne sch.... bauen! Sie glauben mutig zu sein! Glaub ja nicht das sie das "denken"; NEIN sie glauben felsenfest daran! Mit jedem brennenden Auto, glauben sie sich an irgendeiner Ungerechtigket rächen zu können, die ihnen wiederfahren ist! Es geht nicht mehr um die paar toten! Es geht darum das sie areitslos sind! Das sie nicht mehr wissen, welcher Kultur sie angehören! Es geht darum dass EUROPA sie nicht akzeptiert! Nichts von ihnen! Weder ihre Kultur, noch ihre Religion! Es geht um den Irak. Es geht darum, das dort Frauen vergewaltigt werden, und kein Europäer sich gegen dieses Verbrechen erhebt! Ich versuche dir jetzt diesen einen Satz zu analysieren. Denk ja nicht ich glaub das gleiche! Dieser Satz: "Wir werden sie alle f....", ist ihre WUT gegen das ganze System! Sie glauben wirklich daran, etwas verbessern zu können. Wenn nicht, dann war es wenigstens Rache für sie! So denken sie! Und das ist wirklich schlimm! Und da sagst du, ich soll keine Panik machen! Hier wo ich wohne haben die Polizisten mal ein Paar Türken krankenhausreif geprügelt, nur weil sie sich für den Sieg der Türkischen Nationalmannschaft gefreut hatten! Aber kein einziger Türke hat was dagegen gemacht! Nicht einmal eine Anzeige gegen die Polizei! Weil es nicht in denen Genen der Türken liegt sich gegen den Staat zu erheben! Trotzdem heißt das nicht, das wir nichts gegen diese WUT unternehmen müssten!
Danke, eine Übersetzungshilfe benötige ich nicht gerade für diesen Satz.
Und dass dahinter eine massive Wut steckt ist mir ebenfalls klar, ich habe sie sogar versucht zu erklären...
Ob es soweit geht, dass der dortigen Regierung auch noch Kriegsverbrechen wie Vergewaltigung zur Last gelegt werden, weiss ich nicht. Ich finde auch dass es zu weit gehen würde, Frankreich, dass nicht am Krieg teilnahm, dafür zu beschuldigen, vielleicht bringst du da etwas durcheinander...
Was ich allerdings sehr gewagt und absolut nicht gerechtfertigt finde, ist eine Überleitung zu türkischen Genen..denn ich glaube nicht an eine genetische Determination von Staatstreue und finde sie leider nur unsinnig!
Das was uns unterscheidet mit der dortigen Population ist nur, dass wir im Gegensatz zu ihnen nicht assimiliert sind, wir haben diesen Enttäuschungsgefühlen unsere eigene türkische Identität entgegenzusetzen..
Sind nicht so abhängig von der Akzeptanz der französischen Mehrheitsgesellschaft, obwohl diese Aussage vielleicht zu pauschal von mir ist..denn auch wenn wir nicht assimiliert sind, sind wir doch an Integration
interessiert und auch dafür braucht es Akzeptanz, aber wir sind nicht so auf Gedeih und Verderb darauf angewiesen, wie Vollassimilierte.
Hier meine Ratschläge:
1. In den Freitagsgebeten sollen die Imams den Jugendlichen sagen, das das eine große Sünde ist, dem Eigentum anderer Menschen schaden zuzufügen!Das jeder Mensch ein Recht auf Leben hat! (Sie sagen das auch so, aber in diesen Tagen sollen sie das nochmal verdeutlichen)
2. Die Polizisten in Gebieten wo viele Ausländer leben, sollen sanfter mit den Jugendlichen umgehen! Vor allem in Berlin! Im türkischen gibt es ein Sprichwort: "Sana tas atana, sen ekmek uzat!" Diese Moral ist sehr wichtig!
3. Es soll eine Aktion gestartet werden mit Plakaten mit den wütenden Gesichtern ausländischer Jugendlicher, mit Sprüchen wie: Ich bin wütend, aber nicht blöd das ich Autos abfackele!. Oder "Ich akzeptiere deine Kultur, und du meine"
Natürlich können diese keine Lösungen auf Dauer sein. Aber besser als garnichts zu unternehmen!
Wenn gar nichts mehr hilft (aber auch wirklich gar nichts mehr) dann einfach die türkische Polizei als Vorbild nehmen!!!!!!! :türk:
Ich find deine Ratschläge zwar nicht ganz ausgereift, aber durchaus brauchbar und gut.
Zum 1.
ich denke,dass machen die Hocas in den Moscheen schon länger...da sollte es keine Probleme geben.
Zum 2.
Schwierig, denn es ist wissenschaftlich erwiesen, dass nicht nur die Polizei,sondern auch das Rechtssystem in Deutschland insbesondere Türken und Ex-Jugos gegenüber unverhältnismäßig höhere Strafen verhängt...
(die Arbeit poste ich hier noch-gee meric :hallo; )
Insofern glaube ich dass es an der Umsetzung haken wird.
Zum3.
nicht schlecht, aber teuer, deswegen bin ich mir fast sicher, dass so etwas wenn überhaupt dann Angriff genommen wird, wenn die Kacke am Dampfen ist. Momentan ist der Trend doch eher in Richtung ignorieren, als Auseinandersetzen....
Ja und dein letztes Argument mit dem ein Beispiel nehmen solltest du mir am besten noch einmal erklären .... was genau meinst du denn damit?
Selams Sevda
Arkadaşlar Kürtçe bilen yeminli bir Tercümanın dahi olmadığını biliyormuydunuz? Bunu niye mi söylüyorum? Çünkü Türkiye'nin bazı bölgelerinde Türkçe bilmeyen insanlarımız var. Bunların devlet dairelerinde ifade verememe sorunu oluyor. Yeminli kürtçe tercümanların olmaması bence bir hata.
Türkçe bilmeyen şahislar doğru dürüst Kürtçe de bilmiyor ve sadece köyün lehçesini konuşuyorlar.
Dicle Üniversitesi tarafından Güneydoğu Anadolu'da yapılan dil araştırması ilgi çekici sonuçları ortaya koydu. Araştırmaya göre bölgede konuşulan dillerin oranı şöyle:
Dicle Üniversitesi (D.Ü.) Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Rüstem Erkan, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 9 ilde yaptıkları araştırmada günlük yaşamda Türkçe'nin yüzde 63, Kürtçe'nin ise yüzde 30.6 oranında konuşulduğunu belirlediklerini söyledi.
Yrd. Doç. Dr. Rüstem Erkan, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin etnik yapısını araştırmak için Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Batman, Şırnak ve Kilis'te toplam 2 bin 170 hanede anket yaptıklarını söyledi. Anket sonuçlarına göre, bölgenin ekonomik, demografik, aile, kentleşme, kültürel, etnik ve eğitim yapısının incelendiğini ifade eden Erkan, "Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin genelinde anadil gruplarına göre dağılımına bakıldığında yüzde 32.5'inin anadilinin Türkçe, yüzde 54.4'ünün Kürtçe, yüzde 8.9'unun Arapça, yüzde 0.6'sının Süryanice ve yüzde 3.6'sının da Kürtçe'nin bir lehçesi olduğu iddia edilen Zazaca olduğu görülmektedir" dedi.
Anket sonucuna göre, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki anadil gruplarıyla, günlük yaşamda konuşulan dilin birbirinden farklılaştığını belirten Erkan, "Örneğin, Diyarbakır'da anadili Türkçe olanların oranı yüzde 6.9, Şırnak'ta ise yüzde 9.7 iken, günlük yaşamda Diyarbakır'da yüzde 36.9, Şırnak'ta ise yüzde 57.6 oranında Türkçe kullanılmaktadır. Bölgede 9 ilde yaptığımız araştırmaya göre, günlük yaşamda Türkçe yüzde 63, Kürtçe yüzde 30.6 oranında konuşuluyor. Türkçe ve Kürtçe'nin yanı sıra Arapça günlük yaşamda yüzde 3.1, Süryanice yüzde 1.1 ve Zazaca yüzde 2.2 oranında konuşuluyor. Bu arada Arapça'nın günlük yaşamda en yüksek oranda kullanıldığı iller sıralamasında Siirt yüzde 13.3, Şanlıurfa yüzde 11.3 ve Mardin ise yüzde 9.3 ile yer alıyor" şeklinde konuştu.
www.internethaber.com (http://www.internethaber.com)
---------------------------------------------
bu verilere göre Türkiye de nasil oluyor da 20milyon kürt kökenli vatandas yasiyor ?
@kanki
Über das zu diskutieren ist sinnlos mein Freund. Aber langsam schaffen es die Kurden das Kurdische zu vereinheitlichen, also will ich niemanden was vorwerfen....
;)
Wer sind "Die Kurden" die das schaffen? Bist du sicher, dass das Volk weiss was dort passiert. Ich habe immer den Eindruck es gibt ein paar politische Interessensgruppen, die bestimmen was Kurden zu wollen haben und was nicht.
Angefangen von der PKK bis zu den lokalen Clans.
Es gibt z.B. in Diyarbakir immer Treffen, wo man über die Zukunft der kurdischen Sprache diskutiert soweit ich weiss und da nehmen sogar Kurden aus Irak teil.
Es gibt z.B. in Diyarbakir immer Treffen, wo man über die Zukunft der kurdischen Sprache diskutiert soweit ich weiss und da nehmen sogar Kurden aus Irak teil.
Mal eine Frage:
1) Wie passt dann sowas zu den Aussagen von wg. Generalunterdrückung der Kurden?
2) Zu meiner Aussage über die Selbstbestimmtheit oder Fremdsteuerung kurdischer Interessen hast du leider keine Stellung bezogen.
@meric
Wer sind "Die Kurden" die das schaffen? Bist du sicher, dass das Volk weiss was dort passiert. Ich habe immer den Eindruck es gibt ein paar politische Interessensgruppen, die bestimmen was Kurden zu wollen haben und was nicht.
Tja, so ist es immer, die grossen haben das Entscheidungsrecht. Aber ich musste schon feststellen, dass 40% der Kurden sich lieber zu Türken assimilieren wollen.
@Historikerzunft
Also ein einheitliches Alphabet gibt es schon, aber die Soran-Kurden wollen nicht bei jeder Sache mitmachen und verwenden noch immer das arabische Alphabet. Es ist auch in Planung eine Art Hochkurdisch zu entwickeln, das etwas von jedem Dialekt hat.
Historikerzunft
03.01.06, 15:45
@Historikerzunft
Also ein einheitliches Alphabet gibt es schon, aber die Soran-Kurden wollen nicht bei jeder Sache mitmachen und verwenden noch immer das arabische Alphabet. Es ist auch in Planung eine Art Hochkurdisch zu entwickeln, das etwas von jedem Dialekt hat.
Also an Deiner Stelle würde ich mich ernsthaft fragen, was da los ist? So einheitlich kann dieses "Alphabet" ja gar nicht sein, wenn man sich die verschiedenen Aussprachen etc. ansieht/ anhört... Die meisten jesidischen Kurden werden zum Beispiel bei diesem "Hochkurdisch- Unsinn" sicher nicht mitspielen wollen. Wer verliert schon gerne seine "Muttersprache"? Es ist doch vollkommener Unsinn den Menschen eine künstliche Sprache aufsetzen zu wollen. Und nebenbei- solche Experimente können nur in rechtsfreien Räumen funktionieren. In der Türkei wird sich das also niemals durchsetzen.
@Historikerzunft
Das wird keine künstliche Sprache sein, jedes Volk hat mal seine Sprache standardisiert. Das Hochkurdisch wird vorallem dazu dienen, damit sich die verschiedenen Stämme besser miteinander kommunizieren können. Ein Bayer konnte sich mit einem Norddeutschen vor Jahrhunderten auch nicht unterhalten.
Und ausserdem zwingt niemand seine eigene Muttersprache aufzugeben, das Hochkurdische wird hauptsächlich bei Medien Verwendung haben. Aber bis das fertig wird, ich persönlich weiss nicht viel von dem Projekt.
@meric
Die Grammatik wird sich NICHT ändern, sondern man wird einfach Fremdwörter usw. ersetzen und mehr Wörter von anderen Dialekten wie Zazaki usw. übernehmen, damit keiner benachteiligt wird.
@meric
Die Grammatik wird sich NICHT ändern, sondern man wird einfach Fremdwörter usw. ersetzen und mehr Wörter von anderen Dialekten wie Zazaki usw. übernehmen, damit keiner benachteiligt wird.
Aber nochmal meine Frage, wie soll sich die Sprache den Bitteschön etablieren. Ich glaube unter den Kurden sind die, die in der Türkei leben noch mit der höchsten "Okur-Yazar" Quote ausgestattet. Sogar der Staat tut sich mit einer flächendeckenden Bildung schwer, wie soll das denn bitte schön mit einer künstlichen Hochsprache laufen. Vor allem warum sollten die drei Staaten mitspielen bei sowas.
Ich finde es lustig, dass der Türkei einerseits vorgeworfen wird, andere Identitäten nicht zu respektieren, auf kurdischer Seite aber ein Kulturchauvenismus betrieben wird....
Die zweite Frage...ich denke Sprachen entwickeln sich natürlich. Das was hier gemacht wird ist ein künstlicher Eingriff. Es ist auch nicht zu vergleichen mit der türkischen Sprachreform, da hier das Volk immer türkisch sprach und nicht Osmanisch.
Historikerzunft
03.01.06, 16:03
@Historikerzunft
Das wird keine künstliche Sprache sein, jedes Volk hat mal seine Sprache standardisiert. Das Hochkurdisch wird vorallem dazu dienen, damit sich die verschiedenen Stämme besser miteinander kommunizieren können. Ein Bayer konnte sich mit einem Norddeutschen vor Jahrhunderten auch nicht unterhalten.
Und ausserdem zwingt niemand seine eigene Muttersprache aufzugeben, das Hochkurdische wird hauptsächlich bei Medien Verwendung haben. Aber bis das fertig wird, ich persönlich weiss nicht viel von dem Projekt.
Versuche mal einem Kurden beizubringen, dass er seinen Dialekt aus Urfa einfach ablegen soll, nur, weil ein Kurde aus dem Irak etwas anders meint. Das minutenlange Geheule kannst Du Dir sicher vorstellen, oder?
Zugleich führt die Verwendung einer Kunstsprache in den Medien dazu, dass langfristig nichts mehr anderes akzeptiert und gesprochen wird. Diesen kulturellen Verlust werden die Kurden sicher nicht hinnehmen wollen.
P.S.: Schau einfach mal in den Nordirak, was aus der "Bildungssprache" Kurdisch wird. Wenn die das dort nicht auf die Reihe bekommen, dann kann denen keiner mehr helfen. :lach:
Flagellum Dei
03.01.06, 16:04
@meric
Die Grammatik wird sich NICHT ändern, sondern man wird einfach Fremdwörter usw. ersetzen und mehr Wörter von anderen Dialekten wie Zazaki usw. übernehmen, damit keiner benachteiligt wird.
Kurmandschi hat eine andere Grammatik als Sorani, Sorani hat eine andere Grammatik als Zazaki, Zazaki hat etc. etc.
Selbst so einen einfachen Text wie "ey Reqîb" gibt es in 2 Versionen: Kurmandschi und Sorani :D
Deswegen sucht man ja einen Kompromiss und die einfachsten Sachen sind nicht so verschieden.
Kurmanci: Ew dayika min e. (Sie ist meine Mutter)
Zazaki: A dayê min a.
Wörtlich übersetzt: Sie Mutter meine ist. Diese Art von Zusammensetzung ist ein typisches Merkmal von kurdischen Sprachen.
Deswegen sucht man ja einen Kompromiss und die einfachsten Sachen sind nicht so verschieden.
Kurmanci: Ew daye min e. (Sie ist meine Mutter)
Zazaki: A daye min a.
Wörtlich übersetzt: Sie Mutter meine ist. Diese Art von Zusammensetzung ist ein typisches Merkmal von kurdischen Sprachen.
Nach Kurdsun.de werden seid ca 40 Jahren alle Fremdwörter aud der kurmandsch etc entfernt und durch neue Wörter oder Wörter aus andere Sprachen ersetzt. Also ist es doch kein Wunder das es zwischen dem einigen Sprachen gleiche Sätze gibt, wenn doch leute wie unser Türkiyeli alles dran setzen eine eigene Sprache zu haben, da ist es doch egal ob Wörter durch neuerfunde wörter ersetzt werden.
Du bist so XXXXXX Meine Familie, meine Grossmuter usw. reden alle so, ich bin selber ein Zazakurde. Es hat sich GAR nichts geändert. Daye war auf Kurmanci und Zazaki IMMER Mutter! Das ist KEIN Fremdwort!
Bitte keine Beleidigungen. Noch einmal dann muss ich dich verwarnen.
Also nochmal es verwundert keinen das es übereinstimmungen gibt, lies dir mal wieder den Link zu Politik-forum.at durch, wieviele Fremdwörter es bei euch gibt. Und dann solltest du dir mal Gedanken darüber machen
Nach Kurdsun.de werden seid ca 40 Jahren alle Fremdwörter aud der kurmandsch etc entfernt und durch neue Wörter oder Wörter aus andere Sprachen ersetzt. Also ist es doch kein Wunder das es zwischen dem einigen Sprachen gleiche Sätze gibt, wenn doch leute wie unser Türkiyeli alles dran setzen eine eigene Sprache zu haben, da ist es doch egal ob Wörter durch neuerfunde wörter ersetzt werden.
Also das es gemeinsamkeiten zum Persischen, zu Zaza oder irgendwelchen anderen Sprachen, die von einigen als Dialekte bezeichnet werden, sollte keinen Wundern.
@Timur
Lass es einfach sein, du bist zu keiner normalen Diskussion fähig, immer musst du alles leugnen. Nur in der Literatur-Welt wurden mindestens Änderungen vorgenommen, aber die Volkssprache hat sich bis jetzt NICHT sonderlich geändert!
Mir ist zwar klar, dass Timur`s Argumentation dich nervt, aber leugnen, solange er seine Begründung hat ist erlaubt. Du willst doch nicht den Vorwurf hören, nur deine Meinung sei die richtige.
Und bisher diskutiert er noch respektvoll und sachlich. Ich finde es eher schade, dass du dich jetzt so aud der Diskussion stiehlst.
Flagellum Dei
03.01.06, 17:06
Deswegen sucht man ja einen Kompromiss und die einfachsten Sachen sind nicht so verschieden.
Kurmanci: Ew dayika min e. (Sie ist meine Mutter)
Zazaki: A dayê min a.
Wörtlich übersetzt: Sie Mutter meine ist. Diese Art von Zusammensetzung ist ein typisches Merkmal von kurdischen Sprachen.
gerade die einfachsten Sachen sind verschieden; selbst dein Beispiel zeigt es schon: das Personalpronomen: "ew" im Kurmandschi, "a" im Zazaki, wobei es im Zazaki eine Genusdistinktion gibt: "a" für weiblich, "o"/"u" für männlich, im Kurmandschi hingegen nicht!
und das bei so etwas elementarem wie dem Personalpronomen.
und es gibt noch mehr unterschiede: Das Verb kennt im Kurmandschi Durativ-Formen im Präsenz, im Zazaki tut es das nicht, im Sorani ebenfalls nicht; das Sorani hat asyndetisch angehängte Pronominalsuffixe (wie auch das Persische), das Kurmandschi und das Zazaki hingegen nicht; die Ergativität der transitiven Verben ist im Sorani nicht gegeben, im Zazaki und im Kurmandschi schon (wobei das bei letzterem noch regional ebenfalls obsolet sein kann),
und so weiter und so fort.......
was du hier erzählst , hilf niemanden weiter.
Oh, jetzt krammt ihr euch wieder den Propaganda aus der Republiks-Zeit aus..
es ist keine Türkische propaganda.es ist die wahrheit.
Es gibt im Kurdischen nur 4 Hauptsprachen und das sind: Kurmanci, Zazaki (Kirmancki), Sorani und Gorani.
.
zazaki ist keine kürdische dialekt bzw. sprache..zazas sind keine kürden.
Es ist eher realistischer, dass ihr das "ne"..."ne"-("sowohl als auch")-System von den iranischen Völkern übernommen habt. Was macht wohl mehr Sinn?
Kurdisch: Ez ne Tirk im ne ji Arab im -> Ich bin nicht Türke, auch nicht Araber
Türkisch: Ben ne Türküm ne de Arabim -> Ich bin was Türke, auch was Araber.
du hast keine ahnung über sprachen.
was weisst du über türkische sprache?
in türkisch kann man auch
"Türk de degilim, arab da degilim" sagen
.Zu Ez, komisch nur, dass man bei jeder kurdischen Sprache, egal ob Kurmanci, Zazaki... "Ez" als "Ich" verwendet. Und "Öz" hat doch im Türkischen eine ganz andere Bedeutung als Ez (Ich).
was für eine andere bedeutung.?
"öz" bedeutet doch "ich",
özümün= benim
özüm= ben
********
türkiyeli
ich bin kürdischstämmige TÜRKE.
bist du aus der Türkiye.
wenn ja, lass es solche sachen sein..wenn du nicht aus der türkei bist, dann less es unsere problem sein, ob wir kürde sind oder türke sind.
weisst du überhaupt was Türke zu sein?
für dich, wir sind doch cahs weill wir türkei lieben und seperatismus ablehnen, gelle.
ps: so viel ich dich kenne, wirds du jetzt fragen, ob ich kürdisch kann? und wirds du ein satzt schreiben und ich soll es übersetzen.
@Historikerzunft
Das wird keine künstliche Sprache sein, jedes Volk hat mal seine Sprache standardisiert. Das Hochkurdisch wird vorallem dazu dienen, damit sich die verschiedenen Stämme besser miteinander kommunizieren können. Ein Bayer konnte sich mit einem Norddeutschen vor Jahrhunderten auch nicht unterhalten.
.
ein bayer und ein nordeutsche konnte sich vor Jahrhunderten nicht unterhalten.
die sind auch rassen her nicht rein deutsch gewesen.
nur durch ein einheitliche sprache, wurde deutsche bevölkerung entstanden
so ich frage mich selbst.
warum muss ich jetzt auf meine "ulus" und auf meine "türkce" verzichten und hinter eine nachgemachtesprache und nachgebautete ulus her laufen.
ich bin kürdisch stämmige TÜRKE und es ist gut so.
ich habe schon mal darüber berichtet das mein Vater uns empfohlen das wir kein kürdische dialekt lernen mussen.und es ist gut so.
ps: sprache ist kein versuchskaninschendie mann in labor entwicheln kann.
@dertli4you
Du machst deinem Ruf wirklich keine Ehre, ich dachte immer, du wärst eine sehr weltliche Person, aber anhand dieses Beispiels sehen wir, dass nicht alles stimmt, was man vom Hören und Sagen weiss.
Wieso hast du meine Posts gelöscht, obwohl nur in einem Satz Beleidigungen steckten. Mir ist egal, ob der Semite männlich oder weiblich ist. Auf jeden Fall steht fest, dass er ein TÜRKE ist und KEIN Kurde! Ein echter Kurde verhält sich nicht so, wenn das die anderen Kurden sehen würden, dann würde jeder auf ihn scheissen.
Auf jeden Fall steht fest, dass er ein TÜRKE ist und KEIN Kurde! Ein echter Kurde verhält sich nicht so, wenn das die anderen Kurden sehen würden, dann würde jeder auf ihn scheissen.
Türkiyeli !!!!
ez ji te haznakim(senden nefret ediyorum) cünkü, vatanimiz olan türkiyede bölücülük yapiyorsun.ve bunu yaparkende insancil rollere giriyorsun.
belki anlamazsin, diger sive ile de yazayim
ez ji te nefret dikim(senden nefret ediyorum)
@türkiyeli
burada saga sola saldirmana gerek yok.wiesbadende oturuyorum ve her hafta sonu türkspor derneginde oturuyor sohbet ediyoruz.buyur gel, sohbet edelim.kime sorsan beni gösterir.diyarbakirli semih diye sor beni.
kardesler
benim fazla vaktim yok, her zaman burada olamiyorum.böyle sahislar her zaman ve her devirde olmustur.Kürt asilliyim ama Türkiyede Türk bayragi altinda yasamak benim icin mutluluk.bu bayrak hepimizin bayragi.bu ülke hepimizin.hepinize iyi sohbetler.
Dieser Bericht wird schwerlich in europäischen Medien einen Platz finden. In der Türkei haben heute zum wiederholten Male Feierlichkeiten zum Weltfrauentag stattgefunden. Die Redner haben -im Gegensatz verleumderischer Unterstellungen antitürkischer Kreise- auch unter anderem in kurdischer Sprache Manifeste vorgelesen.
Auch ein ganz normaler Vorgang, dass die Feierlichkeiten in der Türkei von Homosexuellen und Lesben besucht wurden.
ABER: wenn die nächsten Tage wieder unangemeldete Provokationen die Straßen mit separatistischem Gedankengut vergiften sollten, werden die achso objektiven europäischen Medien sicher schnell "auftauchen".
Ich hoffe ausdrücklich, dass dann auch sie seitens der Ordnungskräfte mit gerechter Härte bedient werden - wer die Rechtsordnung der Türkei nicht respektiert verdient es nicht anders.
***
16:47 Kadıköy'de 8 Mart Kadınlar Günü Mitingi yapıldı
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, çeşitli sivil toplum örgütlerince Kadıköy'de düzenlenen mitingle kutlandı. Kadıköy İskele Meydanı'nda yapılacak miting için Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde toplanan çeşitli sivil toplum örgütleri üyeleri, açtıkları pankart ve dövizler altında miting alanına kadar yürüdü.
Aralarında eşcinsellerin de bulunduğu yaklaşık 1500 kişilik grup, alana ulaştıktan sonra Türkçe ve Kürtçe yapılan konuşmaları dinledi.Konserlerin verildiği, halayların çekilerek türkülerin söylendiği miting, polisin yoğun güvenlik önlemleri altında olaysız şekilde tamamlandı.
Sabah (http://www.sabah.com.tr/son_gun10.html)
Der Weltfrauentag wird wieder von der PKK/DTP/IHD für seperratistische Propaganda missbraucht werden, das ist so sicher wie das Amen in der Kirche!
Blumen werden an den Ober-Samenspender APO gechickt, die Türken werden in der eigenen Heimat verunglimpft und ganze Strassenzüge werden dem Erdboden gleichgemacht! Und das alles für die Frauen.......ein grosser Witz.
Darauf werden noch Nevruz und der 1.Mai folgen. Die Glaser in der Türkei können sich auf hohe Auftragszahlen freuen.
solange friedlich und keine PKK veranstaltung lass sie machen,kardes.
dieses recht haben wir leider nicht mehr in deutschland...
schade hab jetzt den namen des komedianten vergessen,der sagte:
"je mehr die türkei demokratisch wird,wird die EU undemokratischer"
Du meinst bestimmt Django Asyl.
Je demokratischer die Türkei wird desto orientalischer wird Deutschland.
....Bezogen auf die Meinungsfreiheit
ya dünya kadinlar gününün pkk ile ne alasi var Allah askina ya biri bana bunu mantigini anlatsin madem ?
ya dünya kadinlar gününün pkk ile ne alasi var Allah askina ya biri bana bunu mantigini anlatsin madem ?
selam arkadaslar,
evet haklisin aslinda hic bir alakasi yok. Ama yinede firsat bilip illaki bir PKK ci araya girecek ki huzurluzluk ciksin, ve bizde dünya basinina irkci ve yobaz görünelim diye. :türk:
deryatulga
26.05.06, 00:07
vet, sözümüzü yerine getirelim. Öncelikle Bulgaristan imasından, oradaki Türklerden bahsetme oyunumuzdan çıkıp, akordu buraya göre tekrar ayarlayalım..
Azınlık hakları, bireysel haklar kapsamında BM tarafından savunuluyor. Bir kişinin azınlık olup olmadığına, BM'ye göre kendisi karar veriyor. Azınlıkların devlet kurma olasılığı ile ilgili "Self determination" diye her gün gündeme getirilen şey de BM'de halen tartışmalı bir konu ve kastedildiği gibi kabul edilmiş değil..
Ayrıca memleketimizin durumu, daha önceki yazıda da vurguladığımız gibi, Bulgaristan'a benzemiyor. O kadar öteki, beriki ayrımı yok. Milleti millet yapan unsurlar var. Bir kere en önemli tutkal olan din aynı. Ortak bir tarih ve mutlulukta tasada ortak olmak söz konusu. Milleti millet yapan bir diğer unsur ortak ekonomi, (Bulgaristan'da da var) o da var. Bir tek ortak dil konusunda birlikte olmadığımız söylenebilir. Dikkat edin, etnisite kısmına girmeden, kavram olarak milletten bahsediyoruz.. Bunlar hamasi laflar değil. Bulgaristan'daki Müslüman Türklerin hristiyan Bulgarlarla evlenme oranını tam bilmiyorum ama eminim buradaki Türk-Kürt evlilikleri kadar yoktur. Bulgaristan'daki savaşlara Türkler, buradaki Kürtler kadar katılış mıdır, şehid vermiş midir ? v.s. Yani Bulgar ile Türk, Türk ile Kürt kadar kaynaşmış mıdır ? O tarafları çok iyi bilmediğim için ahkam kesmek istemem ama hiç zannetmiyorum. Bir de tabii, daha önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi, oradaki Türkler'in Bulgaristan'da ve bölgede (bazı Kürtler'in burada, Irak'da, İran'da ve Suriye'de musallat edildiği gibi) terörizm ile ilişkili olmadığını da, filanca ülkeler ve filanca projeler kapsamında kullanılmadığını da biliyoruz. Hasıl-ı kelam, "bekara karı boşamak kolay".
1-Ana dilde eğitim hakkı
Anadilde eğitim (anadille eğitim) ile anadil öğrenimi ayrı şeyler. Anadilde eğitim dendiği vakit, mesela matematik dersini, tarih dersini falan Kürtçe ile yapmak kastediliyor. Muhtemelen siz de aynısından bahsediyorsunuz. Olabilir mi ? Bence olamaz ve olmamalı. Bir kere eğer halen yörede Kürtçe'den başka dil konuşamayanlar varsa bu hakikaten onların ve ailelerinin suçu. Televizyonların, gazetelerin, kitapların, mekteplerin Türkçe olduğu bir yerde halen öğrenemiyorsa bunu halletmek kendisine ve çevresindekilere düşer. Ama buna rağmen devlet devletliğini bilmeli ve onlara hizmet götürürken ayarlamayı yapmalıdır. En azından hastane gibi hayati önemi yüksek yerlerde Kürtçe bilen bir iki kişi vazifelendirilebilir. Neyse bu ayrı konu...
Kürtçe eğitimi savunanlar, ilköğretimde Kürt çocukların bir adım geriden başladığını söylüyor. Yaşıtları anadillerinde eğitim görürken onlar ister istemez geride kalıyorlarmış. Bunun çözümü olarak sunulan anadille eğitim nasıl olacak kimsenin anlattığı yok. Kürt çocukların ötekileştirildiği, iyice faunus içine alındığı bir ortamın pedogojik, psikolojik ve sosyolojik sonuçlarını hesap eden var mı ?
Onları geçtim. İlköğretimde (nasıl olacaksa, kadrolar nereden bulunacaksa) Kürtçe eğitim alan çocuk, lisede ne yapacak ? Mesela anadolu liseleri sınavında ne yapacak ? Haydi liseyi açtık. Diğer akranları en gözde liselere girebilecek durumdayken çocuğunuz Kürtçe eğitim veren liseye gitmek zorunda mı kalacak ? Çünkü orada da anadili Türkçe olanlardan bir adım geri. Liseyi de bitirdi diyelim. Üniversitede ne yapacak ? Doğru ya, onu da Kürtçe yapacağız ! :) Peki tarihe meraklı çocuk, Halil İnalcık, İlber Ortaylı gibi uluslararası tarihçilerimizden ders almak isterse ne yapacak ? İletişimde Veysel hocamızdan ders almak isterse nasıl edecek ? Yine bir adım (hatta tüm okul hayatı Kürtçe devam ettiği için bir kaç adım) geride.
Yetişmiş eleman eksikliğinin hat safhada olduğu, eğitimin Türkçe bile yeterli düzeyde verilmediği memleketimizin Kürtçe okullarından ve üniversitesinden mezun oldu diyelim. Mesleki hayatta ne yapacak ? Devlete (özel birimler hariç) giremez. Özel sektörde de, Kuzey Irakla iş yapan firmalar ve Kürtçülük damarı kuvvetli patronlardan başka o diplomayı nerede kullanacak ?
Ben size söyliyeyim. Kuzey Kürdistan'da...
Batıdakilerin istediği gibi, artık tamamen "öteki", "ayrı", "başkalaşmış", "farklı eğitilmiş", bir nesile faklı bir de devlet gerek değil mi..?
2-Kendi dillerinde ibadet eğitimi hakkı
Bu birinciyle ilişkili ama zaten hali hazırda böyle bir durum var. Yok mu ? Bana şehir ismi söyleyin, size ertesi gün özelden oraya en yakın medresenin adresini yazayım. Bir yerde "risaleler" demişsiniz. Bir sürü Kürtçe risale var. Elden ele dolaşır. Tefsirler var. Meal var mı bilmiyorum ama muhakkak vardır. Okulda böyle bir eğitim istiyorsanız, evvela tüm topluma bunlar adam gibi öğretilsin, sonra Kurmançi, Apaçi tartışılsın derim :)
3-TV ve Radyo hakkı
Evet. Roj TV, MedTV gibi kanalları su akıtan çatılarına uydu antenleri takan köylüler bile izlerken, yayınlarını kontrol edebileceğimiz, RTÜK'e karşı sorumlu TV ve radyolar olmalı. Ama kusura bakmayın, her konuda devlet elini eteğini çeksin derken bu konuda devlete vazife vermek olmaz. Serbest bırakılmalı ve hevesi olan iş adamları bunları kurmalı. Her ne kadar büyük TV kanalları Kürtçe kanallara izlenme oranı bırakmazsa da, sonu dil okulları gibi olmaz, merak etmeyin. Diyarbakırda "Başkent" ismiyle hizmet veren bir sürü dükkan reklam verir :)
4-Kendi dilleriyle ilgili Ünversitelerde Dil enstütüsü
Muhtemelen Ankara Hukuk'un durumunu biliyorsunuzdur. Eskiden solun kalesi olan bu okul şimdilerde Pkk'lıların, Kürtçülerin cirit attığı bir alan. Niye bitirilmiyor bilmiyorum. Şuraya geleceğim... Ülkemizde böyle okullarda bile Kürtçülük hat safhadayken, bahsettiğiniz enstütüdeki Kürtçü kamplaşmadan korkmaya lüzum yok. İllaki olur. Böyle bir ihtiyaç, böyle bir heves varsa kurulsun ama nerede kullanılacak ? Yine birinci soruya dönmekte fayda var.
5-Kendi tarihleriyle ilgili ......loji bölümü açılıp tarihlerini araştırma hakı sağlanmışmı?
Elbette bir ulus devlet kurulacaksa Benedict amcanın söylediği gibi hayali cemaatlere ihtiyaç var. Bunun için de tarihe, kültüre, medeniyete ve yukarıdaki diğer maddelere... :) Buradaki ameli de niyetle değerlendirmek lazım. "Ötekilik tarihi" şeklinde verilecekse, ilerideki ayrılığa tohum olacaksa ya hiç olmasın ya da Derya beyin dediği gibi inceldiği yerden kopsun da, Kuzey Kürdistan'da açılsın. Yok hakikaten akademik değerlendirmeler ışığında, herhangi bir şekilde art niyete mahal vermeden eğitim görecekse, ve meraklı arkadaşlar Ankara Hukuk, Mülkiye, Odtü gibi güzide üniversiteleri bırakıp Kürdoloji okumak (nerede iş bulup nerede kullanacakları da meçhul ama kendilerini ilgilendirir) istiyorlarsa buyursunlar.
6-Yasaklardan arınmış bir ortamda, kendilerine özgü olarak yaşamın değişik alanlarında örgütlenme hakkı gibi
Bu zaten var. En son İstanbul'da Kürt Enstitüsü bile kuruldu. Parti, patırtı, gazete, dergi, dernek, v.s. var. Hatta "Güneş"lerine selamlar bile veriliyor da kimse bir şey demiyor.
deryatulga
04.06.06, 15:45
Kürtçe yazı dili olarak halkın içine iniyor Şahin Bayar
...Herkesin dili var, ama aynı dil değil bunlar. Bir toplumun dili öbürününkinden ayrı. Mr. Borwn ile Signor Lombardi, Bay Ahmet ile Herr Schmitz başka başka dilleri konuşur. Her birinin konuştuğu kendi dili, anadili. Konuşulan dillerdeki çeşitlilik ortak yanı örtmez: Anadil, kesintiy e uğramadan yeryüzünü kaplayan bir insan başarısıdır. Hiçbir insan topluluğu için Acaba bu topluluğun anadili var mı? diye bir soru soramayız. Uzaktaki yakındaki bir ya da birçok toplulukla paylaşsa bile, her topluluk anadilinde konuşur. Bu dil bir bakıma karmaşık, karma, düzensiz, yoksul bir dil olabilir. Gene de belli bir insan topluluğunun anadilidir. Tarih boyunca hep böyle olagelmiştir: Anadili olmayan bir topluma, anadili olmayan bir insana rastlanamaz... Türkiyenin önde gelen felsefe hocalarından olan ve geçen yıl yitirdiğimiz Nermi Uygur, Dilin Gücü adlı kitabında dil va anadilin önemine yukarıdaki ifadelerle vurgu yapıyordu. Ama ne yazık ki böyle düşünen insanların Türkiyesinde ciddi bir dil ve anadil sorunu yaşanıyor. Farklı noktalardan bakılırsa belki diğer diller karşısında Türkçenin de sorunları vardır, ama bizim asıl konumuz Kürtçe. Yıllarca inkar edilen, daha sonra; vatandaşların günlük dilde kullandıkları farklı lehçe olarak varlığı kabul edilen Kürtçenin ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu düşünen bir grup Kürt aydını, Kürt dil ve eğitim hareketi başlattı. Hedef; Kürtçeyi asimilasyona karşı korumak ve Okuma-yazma dili olarak mahallelere sokmak. Kürtçe ölüm döşeğinde
Çalışmalarına yaklaşık dört ay önce başlayan Kürt aydınları, birçok ilde semtlerde düzenlenen toplantılara katılarak, amaçlarını anlatıyorlar. Bu çalışmayı yürütenlerden biri de Nihat Akbaş. Akbaş aynı zamanda İstanbul Kürt Enstitüsünde yöneticilik yapıyor. 1924 yılından beri Kürtçenin üzerinde çok katı bir asimilasyon uygulandığını anlatan Akbaş, gelinen noktada asimilasyonun tehlikeli bir noktaya ulaştığına dikkat çekiyor: Kürt dili ölüm döşeğine yatırılmış. Kürtçenin önündeki engelleri kaldırma namına bazı adımların atıldığını ancak bunların aldatıcı bir işlevden öteye gidemediğini belirten Akbaş, Göstermelik, tamamen ABnin eleştirilerini barajlamaya dönük çok komik bir yaklaşım sergilendi dedi. Gerek Kürt kurumlarında, gerek aydın ve yazarlar, gerekse kültür merkezleri cephesinde Kürtçeyi korumak adına yapılan çalışmaların asimilasyonu durdurmaktan olduğunu düşenen Akbaş, şöyle devam etti, Çok lokal, çok marjinal çalışmalardır. Belki enstitü gibi kurumlar dilin akademik problemleriyle bağlantılı çalışmalar yapıyorlar. Ama asimilasyonu durdurmaya, hele bugün oto asimilasyon düzeyine çıkmış, artık Kürt dilini ölüm döşeğine yatırmış bir asimilasyonu durdurmak için daha ciddi bir çalışmanın gereği zorunludur. Sınırsız özgürlük
Asimilasyonun çok stratejik bir çalışma olduğunu ve Kürtlerin de asimilasyonu durdurma amaçlı bir siyaseti önlerine koymaları gerektiğine inanan Akbaş, Bu inancımız gereği biz Kürt aydınları, yazarları, Kürt diline gönül vermiş insanlar böyle bir çalışmayı, sivil bir inisiyatif demokratik bir çalışma olarak önümüze koyduk. Ulaşabildiğimiz yerlerde Kürtçe okuma-yazma kursları, paneller ve seminerler düzenleyerek asimilasyona karşı bir duyarlılık geliştirme, dili sahiplenmeyi geliştirme çalışması yürütüyoruz diye devam etti. Kürtlerin kendi dilinde eğitim yapma hakkını elde etmesi gerektiğini ifade eden Nihat Akbaş, Belki başlangıç açısından Kürtçe seçmeli ders olur. Belki üniversitelerde Kürdoloji kürsüleri kurulur. Oralarda kadrolaşma sağlanır. Dilin akademik yanıyla ilgilenilir. Daha ileride Kürtlerin kendi okulları açılır. Bunu artık devlet yapacak. Bizim amacımız Türkiyede Kürtçenin eğitim dili olması, Kürt okullarının açılması, Kürt halkının hiçbir engelle karşılaşmadan, hiçbir sınırlama ile karşılaşmadan radyo ve televizyonlarını kurabilmesi, Kürtçe yayın yapabilmesi sözleriyle hedeflerini özetledi.
Nihat Akbaş: Bizim amacımız Kürtçenin eğitim dili olması, Kürt okullarının açılması, Kürt halkının hiçbir engelle karşılaşmadan radyo ve televizyonlarını kurabilmesi, Kürtçe yayın yapabilmesidir. Sami Tan: Okuma yazma kurslarıyla yazı dilini de halkın içine sokmayı düşünüyoruz. Bir dil sevgisi, bir dil bilincini oluşturmayı hedefliyoruz KÜRTÇE KONUŞTUM DİYE NAR
SOPALARIYLA DÖVÜLDÜM
Devlet Kürtçenin yaşam alanlarını kurutmuş. Yani hayatın her alanını Kürtçeye kapattığı için insanların geleceğinde Kürtçe bir şey bırakmadığı için Kürtçe bir yatırım alanı olmamış. İnsanlar Kürtçeye yatırım yapmıyor. Kürtçe okuma ihtiyacı duymuyorlar. Çünkü okuduğun o Kürtçeyle bir gelecek kuramazsın. Bu çok bilinçli ve sistematik bir biçimde örülmüş bir mekanizmadır. Kürtçenin önünde hayat alanı, yaşam alanı bırakılmamış. Pazarı Türkçe, okulu Türkçe, ticareti Türkçe. 80 yıldır bu siyaset böyle uygulanmış. Ben mesela ilkokulda köy içerisinde arkadaşlarımla oynarken Kürtçe konuştum diye öğretmenim tarafından yaşlı nar sopalarıyla dövüldüm. Yüzüm kan içinde bırakılmış. Böyle uygulanmış bir asimilasyon var. İnsanlar artık kendiliğinden Türkçe konuşuyor, Türkçe okuyor. Başında jandarma olmasına gerek yok. ÖNCELİKLİ SORUN STANDARTLAŞMA DEĞİL
Kürtçenin öncelikli sorunu standartlaşma değildir. Şu an en öncelikli sorunun Kürtçenin oto asimilasyondan kurtarılmasıdır. Öncelikli sorun Kürtlerin kendi diline ve kimliğine sahip çıkma sorunudur. Yani mevcut durumda Kürt dili bir bıçak altındayken standartlaşma biraz lüks kaçıyor. Elbette standartlaşma gerekli bir çalışmadır. Bir ulusal dil, bir dil birliği elbette gerekli. İleride onun çalışmasının yapılması da şarttır. Ama öncelikli asimilasyona karşı mücadeledir. Öncelikli olan bizim kendi dilimizde eğitim görme, kendi dilimizde okuma-yazma öğrenme sorunudur. Biz okuma yazma öğrendiğimizde Kürtçe kitap da satılır, gazete de. SAMİ TAN: CİDDİ BİR SAHİPLENME VAR
Kürt dili ve eğitim hareketi çalışmalarına katılan bir başka isimde Sami Tan. Kürtler, onu Kürtçeye yönelik çalışmalarıyla yakından tanıyor. Sami Tan, çalışmanın halk tarafından ciddi bir şekilde sahiplendiğini antalarak sözlerine başlıyor: Kursların kapatılmasına ciddi bir kırıklıkları var. Çok realist olmayan değerlendirmeler yapıldı. Çok plansız programsız açıldı, aynı şekilde kapandı. Kurslara gelen insanlara haksızlık yapıldı. Kürtler kurslara ilgi göstermiyor diye. Bu bir bilinç işidir yani bir şirketi açtığında gelişmesini görmek için 3-4 yıl beklemek gerekiyor. Ama kursların ömürleri 6-7 aydır. İzin alınamadığı için 15-16 ay boşuna kira ödenmiştir. Şimdi bizim çalışmamıza ciddi bir ilgi var. Eleştiriler var. Bu çalışmanın geç kalındığına ilişkin. İnsanların, genç kuşakların bu dili öğrenmediğini ve bunun bir tehlike olduğunun farkında. Bu anlamda ciddi bir sahiplenme var. Amaçlarının Kürtlerin eğitim sistemini çözmek olmadığını, bu eğitim talebini devlete dayatacak bir iradeye ortaya çıkarmak olduğunu ifade eden Tan, Mahallelerde öncelikle Kürtçe okuma yazmaya öğretmeliyiz. Yazı dili halkın içine çok fazla girmemiş. Okuma yazma kurslarıyla yazı dilini de halkın içine sokmayı düşünüyoruz. Bir dil sevgisi, bir dil bilincini oluşturmayı hedefliyoruz diye konuştu. Dilimizi konuşamamak bize acı veriyor
Kürt dil ve eğitim hareketinin mahallelerde yaptığı toplantılardan biri geçtiğimiz hafta Ümraniyede yapıldı. İstanbul Kürt Enstitüsünden Sami Tanın katıldığı toplantıda hareket amacı ve Kürtçenin sorunları tartışıldı. Toplantıya katılanlar düşüncelerini bizimle paylaştılar: Hatice Alkaya (23): Ümraniyede bir tekstil atölyesinde çalışıyorum. Ben bir Kürt olarak dilimi sokakta rahatça konuşmamaktan çok rahatsızlık duyuyorum. Örneğin yolda İngilizce konuşan biri olduğunda insanlar ona sempati duyarlar. Ama sokakta Kürtçe konuşan bir insan görüldüğünde ise 2. sınıf insan gözüyle bakılır. Mesela benim babam inatla Türkçe konuşmaya çalışıyor, üstelik çok da bozuk bir Türkçesi var. Çünkü artık bıkmış 2.sınıf insan olmaktan. Annemlerin kuşağı Kürtçeyi iyi biliyor ama bizler ise daha az biliyoruz ve belkide bizden sonraki kuşaklar hiç bilmeyecek. İşte bu bana acı veriyor ve dilimin unutulmasınadan utanç duyuyorum. Zarife Turan (38): Aslında ben Konyada Türklerin içerisinde büyüdüm. 17 yaşında evlenerek Karsa geldim. Kürtçeyi de Karsa gelin gittikten sonra öğrendim. Ben çocuklarıma küçükken Kürtçe öğretmeye çalıştım. Ama kısa süre sonra okula gidince Türkçe öğrendiler ve şimdi öğrendiklerini dahi unuttular. Ben buna üzülüyorum çocuklarım anadilerini öğrenemeyecekler. Çocuklarıma anadillerini öğretmek için elimden geleni yapacağım. Açılacak Kürtçe kurslar olursa buralara gidip kendi dilimi öğrenmek istiyorum. Ama her şeyden önce devlet anadilde eğitim vermeli. Çocuklarımız okullarda Kürtçe eğtim görmeli. İnsanların anadilleri unutturulmamalı devlet tarafından öğretilerek daha da sahiplenmeleri sağlanmalı. Murat Öztür (26): Annem Kürtçe konuşmayı biliyor ama ben sadece anlayabiliyorum, konuşamıyorum. Az bilmeme rağmen konuşmaya çalıştığımda insanlar tarafında alay konusu oluyor. Anadilimize saygı duyulmuyor. Bence Kürtçe de yaşanan en büyük problemler alfabenin bilinmemesi ve ortak bir dilin oluşturulamaması. Ben de diğer arkadaşlar gibi kendi dilimi öğrenmek istiyorum. Kadriye Özgüç (22): Biz evde Kürtçe konuşuyoruz. Yanlız annem ve babam aralarında tamamıyla Kürtçe konuşurken biz kardeşler arasında Türkçe de konuşuyoruz. Bu aslında asimile olduğumuzun bir göstergesi. Ben tekstil atölyesinde çalışıyorum. İşyerinde Kürtçe parça dinlemek istediğimizde genelde izin verilmiyor. Ya da kendi aramızda Kürtçe konuştuğiumuzda Türk arkadaşlarımız tepki gösteriyor. Ben hiç okuyamadım Türkçe de Kürtçe de. Ama Kürtçe kurs açıldığında ilk ben kaydolacağım.
... Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki 9 ilde yaptıkları araştırmada günlük yaşamda Türkçe'nin yüzde 63, Kürtçe'nin ise yüzde 30.6 oranında konuşulduğunu belirlediklerini söyledi.
Neden acaba...?
deryatulga
04.06.06, 17:37
Neden acaba...?
Irlandalilar 85 yillik bagimsizliktan sonra bugün hala neden Ingilizce konusuyorlarsa onun icin.
Irlandalilar 85 yillik bagimsizliktan sonra bugün hala neden Ingilizce konusuyorlarsa onun icin.
1932'de bir Kürt Dil Kurumu kurulsaydı Güneydoğu ve İstanbul'un bazı semtlerinde hangi dil kunuşulurdu acaba?
deryatulga
06.06.06, 14:38
1932'de bir Kürt Dil Kurumu kurulsaydı Güneydoğu ve İstanbul'un bazı semtlerinde hangi dil kunuşulurdu acaba?
Türk Dil Kurumu dagda koyun otlatan cobanin dil birikimi üstüne calisma yapmis degil. Yaptigi her uydurmanin altinda kendinden önceki son derece gelismis bir dilin yazili gelenegi var. Sifirdan yazili dil gelenegi uydurulmaz, bunu o kadar ugrasmalarina ragmen Kurdmania takimi da kanitlayamadi. Fuzuli, Nefi ve Nabi ile Kürt sairi diye övünmek kolaydir da, is neden bir satir bile Kürtce yazmadiklarina gelince, orada akan sular duruyor.
Was soll diese Frage. In der Türkei wird natürlich Türkisch geredet, was wollen sie denn mit ihrem Kurdisch. Das nützt ihnen doch nichts. Ich finde, dass man die Quelle, die den Kurden noch Grund gibt sich als eigenes Volk zu sehen, so früh wie möglich vernichten muss. Ihr wisst schon was ich meine. Wenn die Kurden keine eigene Sprache mehr haben, dann werden sie auch keine Idendität mehr besitzen und so das Land nicht mehr spalten können.
Türk Dil Kurumu dagda koyun otlatan cobanin dil birikimi üstüne calisma yapmis degil. Yaptigi her uydurmanin altinda kendinden önceki son derece gelismis bir dilin yazili gelenegi var. Sifirdan yazili dil gelenegi uydurulmaz, bunu o kadar ugrasmalarina ragmen Kurdmania takimi da kanitlayamadi. Fuzuli, Nefi ve Nabi ile Kürt sairi diye övünmek kolaydir da, is neden bir satir bile Kürtce yazmadiklarina gelince, orada akan sular duruyor.
Bazen kendi kendime sorarım: bir kurum ülkesinde yaşayan bir toplumu nasıl bu kadar hor görür?
Was soll diese Frage. In der Türkei wird natürlich Türkisch geredet, was wollen sie denn mit ihrem Kurdisch. Das nützt ihnen doch nichts. Ich finde, dass man die Quelle, die den Kurden noch Grund gibt sich als eigenes Volk zu sehen, so früh wie möglich vernichten muss. Ihr wisst schon was ich meine. Wenn die Kurden keine eigene Sprache mehr haben, dann werden sie auch keine Idendität mehr besitzen und so das Land nicht mehr spalten können.
Glaubwürdigkeit = null
http://www.politikcity.de/forum/showpost.php?p=174717&postcount=195
1932'de bir Kürt Dil Kurumu kurulsaydı Güneydoğu ve İstanbul'un bazı semtlerinde hangi dil kunuşulurdu acaba?
1908 den sonra, dogu vilayetlerinin 6 tanesinde Kürtce egitim veren Ilk Ögretim kurumlari kuruldu, sonuc alinamadi.
teori ve pratik herzaman uymuyor maalesef.
1908 den sonra, dogu vilayetlerinin 6 tanesinde Kürtce egitim veren Ilk Ögretim kurumlari kuruldu, sonuc alinamadi.
teori ve pratik herzaman uymuyor maalesef.
Demek 1908 senesinde bile 'dil olmayan Kürtçe' diye bir dil varmış...
O kurumlar tekrar kurulsun mu? Belki bu sefer daha başarılı olurlar. Haydi vatandaşlar, el ele hep beraber...
Demek 1908 senesinde bile 'dil olmayan Kürtçe' diye bir dil varmış...
O kurumlar tekrar kurulsun mu? Belki bu sefer daha başarılı olurlar. Haydi vatandaşlar, el ele hep beraber...
lafin gerisini sormadan, hemen genelleme yapmak iyi birsey degil.
simdi linguistik muhabbetine girmeyelim.ama bahsettigim kurumlar niye kapanmis, arastirmani tavsiye ederim.
*****
gec kalmadan hemen basliyabilirsin. mesela, cevrende hemen bir kurs acabilirsin.
bizim burada aylarca ugrasip actiklari okul, iki ay sonra kapandi.
kolay gelsin
lafin gerisini sormadan, hemen genelleme yapmak iyi birsey degil.
simdi linguistik muhabbetine girmeyelim.ama bahsettigim kurumlar niye kapanmis, arastirmani tavsiye ederim.
*****
gec kalmadan hemen basliyabilirsin. mesela, cevrende hemen bir kurs acabilirsin.
bizim burada aylarca ugrasip actiklari okul, iki ay sonra kapandi.
kolay gelsin
Kürtçe okul açmaya pek niyetim yok, devletin işidir.
Kürtçe okul açmaya pek niyetim yok, devletin işidir.
Yavaş ol biraz. Kürtçe okul açıyorsan doğrudan Kürtlere otonomi ver gitsin.
Haydi vatandaşlar, el ele hep beraber.
yukardaki zitat senin degilmi
simdi kalkip, devletin isidir diyorsun.
Kürtçe okul açmaya pek niyetim yok, devletin işidir.
madem devletin isidir öyleyse niye karisiyorsun.kim kurs görmek istiyorsa, okul acilmasini istiyorsa, politikasini yapar, kabul edilirse uygulanir.
Türkiye bananen republik mi? isteyen istedigini uygulayacak, olmazsa silah alip daga cikacak, asker öldürecek.
ne bicim mantik bu.
******
peki seriatcilara niye karsisin. niye engellenmelerini istiyorsun.basörtüsü ile kamusal alana niye giremiyor insanlar.
niye insanlarin arapca kuran okumasina karsi cikiliyor.ilerde, okullarda arapca egitim verilerek, dini faaliyet yapilirsa, tavrin ne olur?
yukardaki zitat senin degilmi
simdi kalkip, devletin isidir diyorsun.
Vergi ödemiyormuyuz?
Türkiye bananen republik mi?
Sen söyle...
Vergi ödemiyormuyuz?
Sen söyle...
dela
konuyu tartismak istiyorsan, tartisalim, ama bu sekil cevap vereceksen, kalsin.
senin yazdiklarina cevap verdim ve soru sordum.
***
ben sabirla gene sorayim
kamusal alanda niye basörtüsü yasak.üniversitede niye yasak.
imamlar niye general olamiyor.
seriatcilar isterse, anayasal düzen seriat sekline dönüsebilir mi.
okullarda arapca egitim yapilabilirmi.(falancanin dili ise digerinin de dini)
ayrica, ben osmanlicayi istiyorum. osmanlica egitim veren lise istiyorum.
ne dersin.
bu sorularin cevabini verirsen, babanen republik olup olmadigimiz sorusunun cevabini , gene kendim verecegim.
kolay gelsin
Yavaş ol biraz. Kürtçe okul açıyorsan doğrudan Kürtlere otonomi ver gitsin.
Otonomi gibi konuları değil, temel hakları tartışıyoruz.
Bir dilin öğretilmemesini hangi sebeplerle haklı çıkarabilirisin?
Parasızlık desen, öğretmensizlik vz. desen, tamam.
Ama hangi sebep bir dilin yasaklanmasını, inkar edilmesini ve kasıtlı olarak öğretilmemesini haklı çıkarır?
Asayiş? Kendi vatandaşlarını sadece bir asayiş sorunu olarak görüsen... vay halimize.
kamusal alanda niye basörtüsü yasak.üniversitede niye yasak.
Kaldıralım, yeter ki baş ortüsü zorunlu olmasın.
seriatcilar isterse, anayasal düzen seriat sekline dönüsebilir mi.
Biraz zor olur.
okullarda arapca egitim yapilabilirmi.
Yapılmıyor mu?
ayrica, ben osmanlicayi istiyorum. osmanlica egitim veren lise istiyorum.
Osmanlıca dersleri yok mu acaba... sen söyle.
deryatulga
06.06.06, 19:10
Demek 1908 senesinde bile 'dil olmayan Kürtçe' diye bir dil varmış...
O kurumlar tekrar kurulsun mu? Belki bu sefer daha başarılı olurlar. Haydi vatandaşlar, el ele hep beraber...
Süryanice sürüsüne bereket kitap var, senin Kürtce dedigin Kurmanc lehcesinde olanlari ise Kurdmaniadakiler hala ariyor, Boris Kalnoky'ye göstermek icin. Türkiye'nin hic olusmamis bir yazili gelenegi yaratmak icin ayiracagi kaynak yok. Vergi vermeye gelince, hayir yillardir Kürtce egitim diye yirtinan iller yillardir vergi filan vermiyorlar. Istanbul'a Vergi/Yatirim oraninda Kürtlere gecilen kiyagin onda biri gecilseydi orasi gercekten de dünyanin merkezi olurdu.
Türkiye'nin hic olusmamis bir yazili gelenegi yaratmak icin ayiracagi kaynak yok. Vergi vermeye gelince, hayir yillardir Kürtce egitim diye yirtinan iller yillardir vergi filan vermiyorlar. Istanbul'a Vergi/Yatirim oraninda Kürtlere gecilen kiyagin onda biri gecilseydi orasi gercekten de dünyanin merkezi olurdu.
Hani Türkiye bir 'Bananenrepublik' değildi?
Otonomi gibi konuları değil, temel hakları tartışıyoruz.
Bir dilin öğretilmemesini hangi sebeplerle haklı çıkarabilirisin?
Parasızlık desen, öğretmensizlik vz. desen, tamam.
Ama hangi sebep bir dilin yasaklanmasını, inkar edilmesini ve kasıtlı olarak öğretilmemesini haklı çıkarır?
Asayiş? Kendi vatandaşlarını sadece bir asayiş sorunu olarak görüsen... vay halimize.
Konu Kürt halkına Kürtçe öğretmek değil. Buna bende karşı değilim, ama sen Kürtçe okul açalım diyorsun. Eğer senin devletin Kürtçe okullar açarsa gelecek Kürt nesillerinin Türkçe öğrenmesini engeller ve Türkye'yi kendisi böler...
Kaldıralım, yeter ki baş ortüsü zorunlu olmasın.
peki bir kisim insanlar, kuranda emrediliyor, kadinlar basini kapatmali derse?
Biraz zor olur.
vatandaslarin % 51 i seriat isterse, niye zor olsun.
Yapılmıyor mu?
arapca egirim derken "tedrisattan" bahsediyoruz. arapca dil bilgisinden degil.
yani senin arzu ettigin Kürtce egitimin benzeri olan sey.
Osmanlıca dersleri yok mu acaba... sen söyle.
gene karistiriyorsun.
osmanlica egitim demek, osmanlica "tedrisat" demektir. yani tüm derslerin osmanlica yapilmasi mansinda..yani senin arzu ettigin Kürtce "tedrisat2 in aynisi.
***********
simdi tekrar cevap verirmisin?
Hani Türkiye bir 'Bananenrepublik' değildi?
iste türkiyenin bir bananen republik olmadigi icin.
gerade deswegen.
peki bir kisim insanlar, kuranda emrediliyor, kadinlar basini kapatmali derse?
vatandaslarin % 51 i seriat isterse, niye zor olsun.
arapca egirim derken "tedrisattan" bahsediyoruz. arapca dil bilgisinden degil.
yani senin arzu ettigin Kürtce egitimin benzeri olan sey.
gene karistiriyorsun.
osmanlica egitim demek, osmanlica "tedrisat" demektir. yani tüm derslerin osmanlica yapilmasi mansinda..yani senin arzu ettigin Kürtce "tedrisat2 in aynisi.
***********
simdi tekrar cevap verirmisin?
Bir anadilin öğretilmesine karşı mı sın?
Bir anadilin öğretilmesine karşı mı sın?
yok öyle istedigin gibi cevap vermek.
sana dört tane soru sordum. cevabini bekliyorum.
deryatulga
06.06.06, 19:22
Hani Türkiye bir 'Bananenrepublik' değildi?
Benim dedigimle Bananenrepublik'in ne ilgisi var. Kürtce egitim istegi Türkiye'nin altindan kalkamayacagi kadar pahali bir kapristir. Adamlara hem unuttuklari bir dili konusmayi ögreteceksin, hem de yazili edebiyat gelenegi yaratacaksin. Cumhuriyet kurulurken danisilan basta John Dewey olmak üzere bütün pedagoglar tek dilli egitimin geregini vurgulamistir. Yillar sonra o Kürtce uydurulmus dille egitilen adamlar McDonalds'tan baska nerede is bulacak acaba?
Ama bazilarinin amaci zaten degisik, nüfusun 99%una bir kus dili konusturup parya haline getirdikten sonra, geri kalani ile Ingilizce iletisim kurmak. O zaman
herkesin istedigi dili ögrenmesinde de bir sakinca yok tabii!
Konu Kürt halkına Kürtçe öğretmek değil. Buna bende karşı değilim, ama sen Kürtçe okul açalım diyorsun. Eğer senin devletin Kürtçe okullar açarsa gelecek Kürt nesillerinin Türkçe öğrenmesini engeller ve Türkye'yi kendisi böler...
Kürtçe eğitime karşı değilim, Almanya'da gibi Yunan okulları açılsın demiyorum. Türkiye'nin resmi dili Türkçedir ve Türkçe kalacak.
Ama sudan bahane edip bir dilin yasaklanmasına ya da öğretilmemesine karşıyım.
yok öyle istedigin gibi cevap vermek.
sana dört tane soru sordum. cevabini bekliyorum.
Demek karşısın.
Bu tartışma burda biter.
Kürtce egitim istegi Türkiye'nin altindan kalkamayacagi kadar pahali bir kapristir... Cumhuriyet kurulurken danisilan basta John Dewey olmak üzere bütün pedagoglar tek dilli egitimin geregini vurgulamistir.
Tamam Hocam, böyle sebepler varken, ama lütfen kimse kalkıp da başka bir dilin gereksizliğini kanıtlamaya uğraşmasın. Biz bunu Alman ilk okullarında şahsen yaşadık ve yaşıyoruz.
Bir anadilin öğretilmesine karşı mı sın?
1-TC. Milli Egitim Bakanligina bagli okullarin tümünde, yeteri kadar ögretmen oldugunda.
2-Türkiyede okulsuz köy kalmadiginda.
3-Egitim sistemimiz düzeldiginde
yani imkanlar olustugunda, isteyen herkese istedigi dilde egitim imkani saglanabilir elbette.
tabii sadece kürt asillilara degil, lazca, megrelce,zazaca,arapca, süryanice, persce, hititce, cerkezce vs. tüm dillerde, ilk okul, orta okul, lise, üniversite acariz.
Demek karşısın.
Bu tartışma burda biter.
dogru dürüst okuyup, cevap versen, karsi olup olmadigimi anlarsin.
benim yerime karar verme istersen.
***
ayrica
baba beni okula gönder kampanyasi hakkinda birseyler yapmak istermisin.
Alle mädchen aone Ausbildung erlangen
Spende konto
isbank frankfurt
kto 23016060
blz 50230600
bu kontoyu cevrende tanitirsan, yardimci olmus olursun.
böylelikle, yüzbinlerce cocugun okumasina destek olmus olursun.
Buyrun, taze haber, AKpli baskanin sözlerine dikkat:
Diyarbakır´da KÜRTÇE mevlit
AK Parti Diyarbakır İl Başkanı Abdurrahman Kurt'un başkanlığını yaptığı Diyarbakır Gönül Köprüsü Derneğince Kürtçe mevlit okutuldu.
Diyarbakır Gönül Köprüsü Derneğinin organize ettiği, ''1. Ramazan Şenlikleri'' kapsamında tarihi Hasanpaşa Hanı'nda okutulan mevlitte, Türkçe ve Kürtçe sunum yapılırken, mevlit ise Kürtçe okutuldu. Çok sayıda vatandaşın katıldığı mevlitte konuşan AK Parti Diyarbakır Milletvekili Fehmi Uyanık, Kürtçe okunan mevlit karşısında çok duygulandığını söyledi.
Mevlit okutulmasının siyasi bir amacının bulunmadığını kaydeden Uyanık, ''Bu diller bizim mahalli dillerimizdir. Yasaklar geride kaldı. Artık herkes kendi mahalli dilini rahatlıkla kullanıyor'' dedi.
http://www.skyturk.tv/news.jsp?c=1&newsId=60982
Aydin Türkiye'nin aydin vekilleri bunlar... Bende duygulandim.
Yazinin 01.12.2006 tarihli ilk bölümü
______________________________ ______________________________ __
Bir 'Lingua Franca' olarak Türkçe
ARAPLARIN "Lughat el ifranj" dedikleri "Lingua Franca"nın üç anlamı var:
Birinci ve klasik anlam: Akdeniz limanlarında ve özellikle de Tunus ve Trablusgarb'da 14. yüzyıldan itibaren konuşulan ortak iletişim dili. Bir "pidgin", karma dil ya da tarzanca. Sözcükler ağırlıklı olarak İspanyolca ve İtalyanca idi ama Arapça, Malta dili, Türkçe ve Fransızca'nın da payı vardı bu yapay dilde.
İkinci ve çağdaş anlam: Farklı dil ve lehçeler konuşan halklar ve toplulukların kendi aralarında iletişim kurmak için kullandıkları bir ortak dil.
Sömürgeler çağında İngilizce, Fransızca, Felemenkçe; günümüzde Güney Sahra'da Swahili; Afrika'da İngilizce ve Fransızca.
Üçüncü anlam: Zamana göre değişenticaret ve diplomasi dili. Belli bir zaman ve bölgede en etkin olan ulusun dili: Latince, Grekçe, Arapça... Türkçe bu sonuncu sınıfa giriyor.
* * *
Ciddi bir ansiklopediden 1071 öncesi ve sonrasının Anadolu tarihini okumamız yeter. Hititler, Kimmerler, Frigler, Lidyalılar, Persler; İskender İmparatorluğu, daha sonra Anadolu'nun Helenleşmesinde ve Hıristiyanlaşmasında önemli bir rol oynayan Selefkisler... M.Ö. 133 yılında Anadolu'nun Roma eyaleti olması. Bizans İmparatorluğu.
Bu hercümerç içinde Anadolu'nun büyük bir bölümü Helence ve siyasal egemenlik dolayısıyla Helenleşmişti. Yani Hitit ve Kimmer artıkları, Frigyalılar, Lidyalılar ve Anadolu'nun öteki halkları Helence öğrenip konuşmaları sonucu Helenleşmişlerdi. Sonra Hıristiyan oldular. Mübadelede Yunanistan'a gönderilen insanlar Yunan değildiler, Anadolu'nun Rum adını almış olan yerli halkıydı. Türkçe'yi de kendileriyle birlikte götürdüler.
1071'de en fazla 500 bin Türk'ün geldiği Anadolu'da 10 milyona yakın Hıristiyan halk yaşadığı ileri sürülür. Bu halk Helence (Rumca), Ermenice, Lazca, Gürcüce, vb. diller konuşmaktaydı. Bu nüfusun yüzde seksene yakın bölümü 200 yıl içinde Müslüman oldu ve Türkçe öğrenerek Türkleşti. Ve böylece önce Anadolu Türk nüfusu ve 1919'dan sonra da Türk ulusu oluştu.
Ve en önemlisi, 11. yüzyıldan itibaren Türkçe Anadolu'nun Lingua Franca'sı oldu. Sadece Müslüman olup Türkçe öğrenen Rumlar, Ermeniler değil değişik soylardan kentli, kasabalı ve ovalı Müslüman nüfus da Türkçe öğrendi.
Türkçe 11. yüzyıldan itibaren Anadolu'da hem resmi dil, hem de Lingua Franca oldu.
* * *
Anadolu kıyılarında ve düzlüklerinde yaşayıp toplumsallaşan, üretim çevriminde yer alan, üretim-tüketim ve kültür ilişkilerinin içine giren topluluklar ve katmanlar, anadillerinin dışında bir de Lingua Franca olan Türkçe'yi öğrendiler ve bir bölümü dünyanın her yerinde benzeri konum ve durumlarda olduğu gibi anadillerini unuttular.
Bu çevrimin içinde yer almayan ve feodal ilişkilerin egemen olduğu ücra köşelerde yaşayan topluluklar, Lingua Franca ortamının dışında kaldılar. Osmanlı Devleti de kendi zihniyeti ve politikası gereği bu insanlara resmi dili öğretmek gereksinimi duymadı.
Bu nedenle, bu ilişkileri dikkate almayanlar, Türkçe bilmediği için okulda tokat yiyen romancı Mehmet Uzun'u haklı çıkarmak için yedi dereden su getirirler.
(Devamı yarın)
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5534894&yazarid=72
deryatulga
06.01.07, 02:04
Leitkultur auf Türkisch
Trotz mehrerer Reformen werden Minderheiten in der Türkei noch immer gegängelt. Der türkische Nationalismus behindert auch eine wirkliche Integration in Deutschland
Vergangenen Herbst beschloss die hessische Gemeinde Dietzenbach, dass in ihren zwölf Kindergärten zur "Förderung der Integration" nur noch Deutsch gesprochen werden sollte. Tagelang mobilisierte die Hürriyet, das auflagenstärkste türkische Blatt in Deutschland, daraufhin voller Empörung ihre Leser gegen diese Verfügung. Ironischerweise aber nannte es sie ein "kemalistisches Modell" - nach einem der "Kemalismus" genannten Prinzipien des Staatsgründers Atatürk, auf denen bis heute das Staatsverständnis der Türkei beruht.
Als Atatürk und seine Mitstreiter 1920 die türkische Republik gründeten, waren sie mit dem Problem konfrontiert, aus den vielen Nationen des ehemaligen Weltreiches der Osmanen eine neue Nationalität zu schaffen. Atatürk entschied sich für den Vorrang der türkischen Nation und Sprache und sah darin den sichersten Weg, aus der Türkei einen modernen, zentralistischen Einheitsstaat zu machen. Das Ideal richtete sich nach der französischen Vorstellung des Citoyens: Jeder, der einen türkischen Pass besitzt, ist Türke, ungeachtet seines ethnischen oder sprachlichen Hintergrunds. Doch in der Realität begann für die anderen Nationalitäten damit die Unterordnung unter die türkische Kultur und Sprache.
Damit begann eine Politik der Assimilierung, in deren Zuge die Namen ganzer Dörfer und Städte, ja sogar Bezeichnungen von Flora und Fauna "turkisiert" wurden. Legionen von Sprachwissenschaftlern und Universitätsprofessoren gaben sich dazu her, die kurdische Sprache, die zur indogermanischen Sprachfamilie gehört, in einen türkischen "Bergdialekt" umzudeuten und das ganze dazugehörige Volk zu "Bergtürken" abzustempeln. Jahrzehntelang wurde in der Türkei die bloße Existenz ethnischer Minderheiten geleugnet, und wer von ihnen sprach, der handelte sich den Vorwurf ein, sie erst zu "schaffen".
Trotz mehrerer Reformen, die in jüngster Zeit mit Blick auf die EU erlassen wurden, hat sich die Vorstellung vom Vorrang einer türkischen Leitkultur in vielen Bereichen bis heute gehalten. Ein Beispiel dafür bietet der Prozess gegen elf Männer und zwei Frauen, die zuletzt am 15. Dezember in Ankara vor Gericht standen. Sie sind Vorstandsmitglieder der "Partei für Grundrechte und Freiheiten" (Hak-Par), die sich für eine friedliche und föderalistische Lösung der Kurdenfrage in der Türkei einsetzt. Von der militanten Guerilla der PKK werden sie als Verräter beschimpft, weil sie den Kampf mit der Waffe ablehnen, vom Staat werden sie wegen ihres Eintretens für die Kurden als Separatisten betrachtet. Zu einem Kongress im Januar 2004 hatten sie Einladungskarten in türkischer und kurdischer Sprache verfasst und die Begrüßungsrede auf Kurdisch gehalten. In der Türkei ein schweres Vergehen: Denn auch nach den Reformen vom August 2002 gilt noch immer ein Gesetz, das Parteien den Gebrauch der kurdischen Sprache verbietet und untersagt, sich nur einer bestimmten ethnischen Gruppe verbunden zu fühlen.
Die türkische Presse schweigt zu solchen Fällen und hat auch den Hak-Par-Prozess mit kaum einer Silbe erwähnt. In der Türkei wird die gemeinsame Sprache bereits in der Verfassung als Faktor der Integration angesehen: Türkisch hat die Muttersprache aller türkischen Staatsbürger zu sein. Dieses Sprachgebot hat sogar zu so lächerlichen Maßnahmen geführt wie dem Verbot von Buchstaben, die im Kurdischen, nicht aber im Türkischen vorkommen - etwa dem q, x und w.
Die Erziehung zu einem nationalen Gemeinsamkeitsgefühl beginnt in der Türkei bereits in der Grundschule mit dem Absingen der Nationalhymne am Anfang und Ende jeder Woche. Sie setzt sich fort in den Schulbüchern, die vor Nationalismus und der Verherrlichung des Türkentums nur so strotzen, und findet sich überall im Lande - vor Kasernen, Schulen, auf städtischen Plätzen - auf Plakaten und Spruchbändern verewigt in der Losung wieder: "Wie glücklich ist der, der sagen kann: Ich bin ein Türke!" Trotz aller Reformen haben sich noch immer etliche Beispiele für Maßnahmen zum Schutze der "nationalen Einheit" gehalten: darunter etwa das Verbot für Offiziere, mit einer nichtmuslimischen Ausländerin verheiratet zu sein, das vom starken Misstrauen gegen Christen und Ausländer zeugt.
Die Vorstellung einer türkischen Leitkultur und der damit einher gehende Nationalismus sind besonders tief im kemalistischen Militär, in Justiz und Verwaltung verankert, finden sich aber auch in der Mehrheit der Bevölkerung wieder. Alles Drängen der EU auf ein Umdenken und Reformen hat daran nicht viel geändert, und seit Helsinki ist der Reformeifer in der Türkei wieder deutlich erlahmt. So werden etwa den neuen Bestimmungen, die den freien Gebrauch regionaler Sprachen und somit auch des Kurdischen in der Öffentlichkeit sowie den Unterricht gestatten sollen, so viele und geradezu lächerlich beschämende Hindernisse in den Weg gelegt, dass von einer großen Verbesserung auf diesem Gebiet keine Rede sein kann.
Obwohl ihr Land wegen solcher Defizite jedes Jahr mehrfach vom Straßburger Gerichtshof für Menschenrechte - und aktuell auch wieder im "Fortschrittsbericht" der EU - gerügt wird, maßen sich türkische Offizielle immer wieder gerne an, der deutschen Politik eine "Lektion" zu erteilen. So erklärte der türkische Botschafter in Berlin, Mehmet Irtemcelik, angesichts des umstrittenen Einbürgerungstests in Baden-Württemberg ungeniert, er sei in sehr großer Sorge um die Menschenrechte in Deutschland. Auch gegen den Kita-Beschluss in Dietzenbach protestierte er prompt. Dabei herrscht in der Türkei selbstverständlich an allen Kindergärten und Schulen eine strikte Türkischpflicht - auch in kurdischen Gebieten, wo oftmals alle Schüler Kurden sind.
Die Heuchelei des türkischen Botschafters und der Hürriyet wird von Vereinen und Organisationen geteilt, die mehr oder weniger offene Lobbyarbeit für Ankara betreiben. Mit ihrem Nationalismus und ihrem Atatürk-Kult tragen sie dazu bei, die Bindung an die alte Heimat wachzuhalten, und verhindern damit, dass türkische Migranten hierzulande Wurzeln schlagen. Was soll es denn bringen, in einem der 39 "Atatürk-Gedenk-Vereine" tätig zu sein, wenn jemand seine Zukunft in Deutschland sieht? Was nutzt es Kindern, jedes Jahr zum 23. April beim aus der Türkei importierten "Kinderfest" in Städten wie Hamburg oder Berlin türkisch-nationalistische Gedichte und Gesänge vorzutragen, die Atatürk und das Türkentum verherrlichen, und türkische Fähnchen zu schwingen - wenn sie doch hier aufwachsen und ihr Leben in Deutschland verbringen wollen?
Diese "Türktümelei," die einem unseligen türkischen Nationalismus entspringt, trägt nicht zur Eingliederung in diese Gesellschaft bei. Es ist nicht nur die andere, den Migranten so wichtige Religion, die beide Gesellschaften trennt. Es ist auch der Kemalismus, der türkische Nationalismus, der in Deutschland seine Blüten treibt und eine tatsächliche Integration behindert.
IRINA WIESSNER
taz Nr. 8168 vom 6.1.2007, Seite 11, 241 Kommentar IRINA WIESSNER, taz-Debatte
deryatulga
06.01.07, 05:31
Belediye Kürtçe de hizmet versin mi? http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/01/06/mami.gif
Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, kararına, Türkçe bilmeyen Diyarbakırlıları dayanak yaptı: "Beldemizde 104 bin kişinin yüzde 72'si Türkçe dışı diller konuşuyor." FOTOĞRAFLAR: RAMAZAN YAVUZ / DHA
CHP karşı, DYP temkinli, AKP ılımlı. Prof. Kaboğlu: Resmi yazışmanın Türkçe oluşu yerinde. Prof. Üskül: Yerel dil, zorunluluk varsa, tercüme için kullanılabilir
06/01/2007
ERTUĞRUL MAVİOĞLU , İSMAİL SAYMAZ
İSTANBUL - Diyarbakır Sur Belediye Meclisi'nin belediye hizmetlerinde Türkçe dışındaki yerel dillerin kullanılması yönünde aldığı karar karşısında İçişleri hemen inceleme başlatsa da, bölgede yaşayan insanların büyük çoğunluğunun Türkçe dışında başka bir dil konuşuyor olması, tartışmanın suç ve ceza kavramları dışında ele alınmasını hak ediyor.
Aslında bu konudaki ilk ciddi çıkış, iki yıl önce Avrupa Sosyal Forumu'na bir yazı gönderen Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'tan gelmişti. Demirbaş, 'Çok dillilik ışığında belediyecilik ve yerel yönetimler' başlıklı yazısında, "Farklılıklar birer hata değildir" diyor ve her kültürün 'eşsiz' ve 'değerli' kabul edilmesi gerektiğini vurguluyordu. Yazıda, belediye personeli istihdam edilirken yerel dili bilme şartı aranması, resmi evrakların farklı dillerde yapılabilmesi, belediye raporlarının çok dilli bir biçimde düzenlenmesi, hatta her dil grubunun kendi 'Halk Meclisi'ni kurması gibi öneriler getiriliyordu.
Bu öneriler Avrupa Sosyal Forumu'nda tartışılırken, Türkiye'de mahkemeye taşındı. 2005'te kaleme aldığı bu yazıdan ötürü 'terör örgütü propagandası' iddiasıyla yargılanan Demirbaş beraat etti. Demirbaş, beraatın ardından ikinci adımı attı ve Sur Belediye Meclisi önceki gün 7'ye karşı 17 oyla Türkçenin yanı sıra, bölgede konuşulan Kürtçe, Arapça, Zazaca ve Süryanice gibi dillerde de belediye hizmeti verilmesi kararını aldı.
Bu kararın henüz dumanı üzerindeyken İçişleri Bakanlığı'nın 'bir başmüfettiş görevlendirilerek konunun incelemeye alındığını' açıklaması yeni bir krizin işareti olarak ortada duruyor. Ama Demirbaş'ın şu sözleri karardan dönülmeyeceğini de gösteriyor: "İnsanlar düşünceleri için yaşarlar. Soruşturma demokratikleşme açısından yanlış adım olur."
Demirbaş, kararlarının resmi yazışmaları kapsamadığını vurgularken, DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk 'demokratik bir tepki olarak resmi evrakta da Kürtçe kullanılabileceği' görüşünde. Hukukçulara göre ise, Türkçe bilmeyen vatandaşlara hizmet için alınan bir kararın yasalara aykırı bir tarafı yok. İşte, belediyelerde Kürtçe ve diğer yerel dillerin kullanılması konusunda tarafların düşünceleri:
'Kürtçe de Türkçe kadar saygın'
DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk: Henüz genel bir karar olarak yorumlamamak lazım. Bazı belediye başkanlarımızın ihtiyaçlar dayattığı için kendi kararlarıyla hayata geçirdikleri bir uygulama bu.
Kürtçenin de en az Türkçe kadar saygın bir dil olduğunu düşünüyoruz. Dillerin, kültürlerin özgür olması gerekir. Bölgede yaşayan insanların büyük bir bölümü Kürtçe konuşuyor. Türkçeyi hiç bilmeyenler ve yeteri kadar kullanamayanlar da var. Bu insanlarımız hizmet almak istediklerinde dertlerini nasıl anlatacaklar? Kendinizi o belediye çalışanlarının yerine koyun. Vatandaş Türkçe bilmiyor, 'Gel derdini Türkçe anlat, ben de Türkçe çare bulayım' diyebilir misiniz? Böyle bir düşüncenin pratikte karşılığı var mı?
Yasalar işte bu ihtiyaca yanıt veremiyor. Toplumun gerçekliğine aykırı bir yasal düzenleme varsa, elbette buna karşı mücadele etmek gerekir. Meşruiyet ve haklılık da önemli. Bunu meşru, demokratik bir tepki olarak yorumlamak lazım. Bu karar Türkçeyi reddetmek anlamına gelmiyor. Türkçeyi kullanacağız elbette. Ama Kürtçeyi de kullanmak istiyor insanlar. Yasal düzenlemelerin yapılması en gerçekçi yoldur. Ama yıllardır mücadelesi verilmesine rağmen adım atılmıyor oluşunu da unutmamak gerekir. Kürtçe de Türkçe kadar geliştirilmeyi hak eden bir dil. Bu toplumun 20 milyonu Kürtçe kullanıyorsa, devlete düşen bunun yasal düzenlemesini yapmaktır. Bu Türkiye'yi sıkıntıya sokacak bir durum değil, aksine çağdaş dünyanın gereklerini yerine getirmektir. Biz devlet kendi vatandaşını olduğu gibi kucaklasın, diliyle, kültürüyle kabul etsin diyoruz. İki dilin bir arada kullanılmasını bir zenginlik olarak görsün, bunun Türkiye'ye ne zararı var? Demokratik bir tepki olarak resmi evrakta da Kürtçe kullanılabilir. Bir sivil itaatsizlik eylemi geliştirmeye çalışıyorlar. Belki biraz uyarıcı olur. Anayasal, yasal güvenceye kavuşturulmalı Kürtçe. İsviçre'de, Belçika'da, pek çok ülkede okullarda azınlık dilleri okutuluyor. Örneği olmayan, bir dilin yasaklanmasıdır.
'Resmi yazışmaları kapsamıyor'
Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş: Halkla iyi bir iletişim kurmak, anlaşılabilir, kalıcı ve sürdürebilir bir hizmet götürülebilmesi için belediyeler yerel dillerden yararlanmalıdır. Ama resmi yazışmalar, resmi evraklar zaten resmi dille olur. Bu konuda yasalar ortada. Türkiye'de çok kimlikli bir yapı var. Bu farklı kimliklerin ifade edildiği yerlerden birisi de belediyeler olmalı. THY, yolcularına hem Türkçe hem de gideceği ülkenin diliyle bilgi veriyor, çünkü verdiği hizmetin anlaşılır olmasını istiyor. Bizim yapmaya çalıştığımız da budur. Kararımızın yasal olmayan bir tarafı yok. Zaten bu konudaki görüşlerimi ifade ettiğim makaleden de beraat ettim. AB'nin standardı çok kimliklilik. Turistlere oluşturulmuş enformasyon bürolarında İngilizce hizmet sunulurken, neden kendi vatandaşımıza benzer bir hizmet sunmak suç olsun? Beldemizde yaşayan 104 bin kişinin yüzde 72'si Türkçeden başka diller konuşuyor. Onları yok sayamayız. Biz sekiz-dokuz ay önce 90 bin kişi üzerinde bilimsel bir anket çalışması yaptık. Yüzde 72 Kürtçe, yüzde 24 Türkçe, yüzde 1 Arapça, yüzde 3 de diğer diller dediğimiz, Süryanice, Ermenice, İngilizce gibi dillerin konuşulduğunu belirledik.
Zaten biz bu kararı almadan da Türkçe dışındaki dillerde çalışmalar yapıyorduk. Kürtçe-Türkçe-İngilizce oyun kitapları, broşürler yayınladık. Ben başka bir dili kötülemeyi, yok etmeyi öngörmüyorum. Bir kültürü yadsıma, değersiz görme, yok sayma, yok etme politikası bize uygun düşmez. Ama Türkiye'de tek dillilik, tek kültürlülük esas alınıyor. İnsanların farklılıklarıyla birlik içinde olabileceği şartlar ancak demokratik bir Türkiye'nin kapılarını açar. Diliyorum ki, bu kararımızdan ötürü soruşturma açılmaz.
Bu bir demokrasi ayıbı olur çünkü. Hukukun bu konuda da galip geleceğine inanıyorum. Çünkü haklar yasalardan önce gelir.
Kürtçe yazılıma soruşturma açılmıştı
Sur Belediyesi'nin kararının ardından İçişleri Bakanlığı'nın hemen bir başmüfettiş görevlendirmesi geçmişteki uygulamaları da gündeme getirdi:
Sur Belediyesi, daha önce bilgisayarlarda Kürtçe yazılım sistemi kurdu. Belediye ile Dil Araştırma ve Geliştirme Derneği'nin üç yıllık çalışması sonucu hizmete giren Linux tabanlı, 'Ubuntu' adlı sistem 23 Kasım'da bir kokteylle ABD'li yazılım uzmanı Rainer Heider tarafından tanıtıldı. İçişleri Bakanlığı, Güney Afrikalı yerel dillerde 'yardım' veya 'destek' anlamına gelen 'Ubuntu'ya soruşturma açtı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği, 'Yılın Gazeteciler Yarışması' için sayfa düzenlemesi dalında başvuran, Kürtçe Azadiya Welat gazetesini, yönetmeliği Türkçe dışında bir dile izin vermediği için geri çevirdi. Gazetenin tepkisi üzerine ÇGD, yönetmeliğini değiştirdi.
Eğitim-Sen, tüzüğünde, anadilde eğitim hakkını savunduğu için Ankara 2. İş Mahkemesi'nde yargılandı. Kapatılma aşamasına gelen sendika, geçen yıl tüzük maddesini değiştirince dava düştü. 'Bir yönüyle eşitliğe aykırı'
Marmara Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu : 2001 yılında dil yasağı Anayasa'dan çıkarıldı, 2002'de de Türkçe dışındaki dilleri öğrenme ve yayın olanağı tanındı. Belediye Meclisi kararına göre, yerel dillerin 'resmi yazışmalar' dışında tutulması, önemli ve yerinde. Ancak, personel alımında, 'yerel dilleri bilen adaylara öncelik tanıma', eşitlik ilkesini zedeler. Bu kısmı, Anayasa'ya ve İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılık oluşturur. Bu yönüyle iptal edilebilir. Çevirmen bulundurma, bu dillerde duyuru ve yayın yapma, Anayasal düzende mümkündür.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Üskül: Belediye kamu tüzelkişisidir ve yazışmalarını Türkçe yapmalı. Ancak bu sırada, Türkçe bilmeyenlere hizmet verilmesi de engellenmemeli. Tercüman çalıştırabilir. Belediye anonsu ya da duyurusunda diğer diller tercüme için kullanılabilir. Ama mutlaka Türkçe bulunmalı. Türkçe dışında bir dil tek başına kullanılamaz.
Eine Anmerkung im Vorraus. Die Türkei ist in einer Sonderform zu betrachten. Die Taz kann die Gefahren für die Türkei entweder nicht einschätzen, oder aber sie Zielen bewusst eine Spaltung heraus.
Für die Türkei, mit ihrem Multi-ethnischem Konstrukt, ist es überlebenswichtig, die Assimmilationspolitik fortzusetzen. Hingegen braucht Deutschland keine Separatisten Konflikte zu befürchten, daher können sie es auch viel gelassener aufnehmen.
Als Atatürk und seine Mitstreiter 1920 die türkische Republik gründeten, waren sie mit dem Problem konfrontiert, aus den vielen Nationen des ehemaligen Weltreiches der Osmanen eine neue Nationalität zu schaffen. Atatürk entschied sich für den Vorrang der türkischen Nation und Sprache und sah darin den sichersten Weg, aus der Türkei einen modernen, zentralistischen Einheitsstaat zu machen. Das Ideal richtete sich nach der französischen Vorstellung des Citoyens
Sehr löblich! Wer kann es Atatürk übel nehmen. Vergleiche Irak mit ihren Ethnischen/Religiösen Konflikten heute. Und all das gesteuert von außen. Ich hoffe das wird den Feinden der Türkei nie wieder gelingen (Armenier als Beispiel)
Die Erziehung zu einem nationalen Gemeinsamkeitsgefühl beginnt in der Türkei bereits in der Grundschule mit dem Absingen der Nationalhymne am Anfang und Ende jeder Woche.
Soll das etwa Verwerflich sein? Werden bestimmte Ethnien vom Streben nach "Gemeinsamkeitsgefühl" ausgeschlossen?
Jeder Bürger der Türkei wird eingeladen, der türkischen Nation anzugehören, und das ohne Ausnahme.
darunter etwa das Verbot für Offiziere, mit einer nichtmuslimischen Ausländerin verheiratet zu sein, das vom starken Misstrauen gegen Christen und Ausländer zeugt.
Misstrauen ist oberstes Gebot. Das Osmanische Reich wurde deutlich geschwächt, vorallem von den Griechen und Armeniern. Also, gerade von denen, die eine besondere Stellung im Osmanischen Reich inne hatten.
In einigen Epochen, wo sie ihre Zeit gekommen sahen, gaben sie ihre Loyalität gegenüber dem Sultan auf.
Dazu ein Beispiel aus "Die andere Seite der Medaille" von Söylemezoglu
Bereits im März 1919 hatte das Oberhaupt der griechisch-orthodoxen Kirche
in Istanbul als offizieller Oberhaupt und Vertreter aller griechisch-orthodoxen
Untertanen des Sultans die griechisch-orthodoxen Untertanen des osmanischen
Reiches formal von ihren Bürgerpflichten gegenüber der Türkei entbunden505
das sind die lehren, die Mustafa Kemal Pascha gewonnen hat. sein streben nach Einheit, ist zu begrüßen. diejenigen, die sich dem widersetzen wollen, können auf grund der historischen ereignisse nicht so einfach toleriert werden.
Mit ihrem Nationalismus und ihrem Atatürk-Kult tragen sie dazu bei, die Bindung an die alte Heimat wachzuhalten, und verhindern damit, dass türkische Migranten hierzulande Wurzeln schlagen. Was soll es denn bringen, in einem der 39 "Atatürk-Gedenk-Vereine" tätig zu sein, wenn jemand seine Zukunft in Deutschland sieht? Was nutzt es Kindern, jedes Jahr zum 23. April beim aus der Türkei importierten "Kinderfest" in Städten wie Hamburg oder Berlin türkisch-nationalistische Gedichte und Gesänge vorzutragen, die Atatürk und das Türkentum verherrlichen, und türkische Fähnchen zu schwingen - wenn sie doch hier aufwachsen und ihr Leben in Deutschland verbringen wollen?
Also, halten wir mal fest. Frau Wiessner verlangt, unterschwellig eine Assimilation der türkischen Migranten. Gleichzeitig übt sie Kritik an der Assimilationspolitik der Türkei.
So ein Hahnebüchen morgens früh zu lesen, schlägt auf den Magen!!
Diese "Türktümelei," die einem unseligen türkischen Nationalismus entspringt, trägt nicht zur Eingliederung in diese Gesellschaft bei. Es ist nicht nur die andere, den Migranten so wichtige Religion, die beide Gesellschaften trennt. Es ist auch der Kemalismus, der türkische Nationalismus, der in Deutschland seine Blüten treibt und eine tatsächliche Integration behindert.
Diese "Kurdelei", die einem unseligen kurdischen Nationalismus entspringt, trägt nicht zur Eingliederung in diese (unsere türkische) Gesellschaft bei. Es ist auch der PKK ismus, der kurdische Nationalismus, der in der Türkei seine Blüten treibt und eine tatsächliche Integration behindert.
Ok, war ein wenig polemisch, nichts destrototz haut das am frühen morgen so in etwa hin.
Alınak'tan Erdoğan'a Kürtçe dilekçe
ANKA
DTP Kars İl Başkanı eski milletvekili Mahmut Alınak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğana Karsın sorunlarıyla ilgili Şubat 2006da gönderdiği dilekçeye yanıt verilmediği gerekçesiyle bu kez dilekçeyi Kürtçe hazırlayarak yeniden gönderdi.
Alınak, dilekçesinde elektrik hırsızlığıyla ilgili tüm davaların silinmesi ve memurlara her ay maaşın yüzde 30u kadar kış yardımı verilmesi gibi taleplerde bulundu.
Alınak, yaptığı açıklamada Erdoğana geçen yıl gönderdiği dilekçeye yanıt alamadığını belirterek, O gün Türkçe yaptığımız başvuruyu şimdi Kürtçe olarak yapıyoruz dedi. Kürtçe dilekçeye yazı dilinden dolayı yanıt verilmemesi durumunda Başbakan Erdoğan hakkında Görevi kötüye kullanmaktan şikayetçi olacaklarını belirten Alınak, Gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini gideceğiz dedi.
Alınak, dilekçesinde yer alan elektrik hırsızlığı diye açılan tüm davalar işlemden kaldırılsın talebiyle ilgili olarak Sadece Karsta 5 bin dava açılmış, Türkiye genelinde 1 milyon 200 bin dava var. İnsanlar alabildiğine yoksul ve çaresiz olduğu için elektrik böyle kullanılmış. Sosyal devlet vatandaşın ısınma sorunun da aydınlanma sorunu da çözmeli diye konuştu.
Alınak, Karsın sorunlarıyla ilgili dilekçesinde Erdoğana özetle şunları iletti:
-Kars çiftçisinin bankalara ve kooperatiflere olan faiz borçları silinsin, ana borçları taksite bölünsün.
-Esnafın ve çiftçilerin Bağ-Kur ve sigorta borçlarının faizleri silinsin, Bağ-Kur ve sigorta primleri azaltılsın.
-Esnaftan vergi alınmasın.
-Karsa araştırma hastanesi kurulsun.
-Memurlara her ay maaşlarının yüzde 30u kadar Kış tazminatı ödensin.
-Evlerde kullanılan elektrik fiyatları ucuzlatılsın, elektrik hırsızlığı diye açılan tüm davalar işlemden kaldırılsın.
-İşsizlere iş verilsin, iş verilemeyenlere de işsizlik sigortasından maaş bağlansın.
-Kars ekonomisinin canlanması için Ermenistan sınır kapısı Doğukapı açılsın.
-Hiçbir şart ve sınırlama olmadan herkes hastanelerde bedava tedavi olsun, ilçelerde yataklı tedaviye geçilsin.
www.hurriyet.com.tr
--------------------------
Su isteklere bir bakarmisiniz? Aslinda bu yaziyi Almanca`ya cevirmek lazim.
Devletin mali deniz, Alinak keriz!
Türkiyede Kürtce denip duruluyor, cok sacma. Kürt dili diye birsey yoktur, bunu herzaman söylerim. Bir Profesörlen konustum. O bana en sacma buldugu seyin milliyetcilerin zaza dilinin kürtcenin bir lehcesi oldugudur. Halbuki kürtce dili yoktur. Üc tane akrabag dil vardir. Bunlar Kirmanci (Türkiye), Sorani (Kuzey Irak) ve Güney Kurdi (Iran)! Bunlar akrabagdir ama aralarinda anlasmalari zordur. Yani bir Türkün bir Yakut ile konusmasi gibi. Zaza dili ise kürtceden cok uzak bil dildir, yani almanca ve franzisca gibi! Türkiyede kürtce kürtce diye tutturmalari kirmancinin bir yazili kürt yüksek dili olusturmasinin propagandasidir!
genau das sagten mir einige freunde und bekannte ebenso.sie können sich untereinander nicht verständigen-da vollkommen verschiedene dialekte.
Nicht Dialekte sondern Sprachen! Z.B kennt das zazaki kein er,sie,es während die drei kurdischen Sprachen diese sehr wohl kennen! Oder genau umgekehrt, so genau weiß ich das nicht mehr!
Dialekte sind z.B (beim Türkischen) das Balkan-Türkisch, Karamanli, Aserbaidschanisch, Irak-Turkmenisch, Ege Agazi/Mundart, Karadeniz Agazi/Mundart auch fälschlicherweise als Lazce bzw Lasisch bezeichnet.
Beispiel der Unterschiede anhand der Klassifkation innerhalb der Iranischen Sprachen:
Nordwest-Iranisch
Nordwest-Iranisch 24 Sprachen, davon 3 † (35 Mio Sprecher)
Medisch
Medisch † (altiranisch)
Parthisch
Parthisch † (mitteliranisch)
Kaspisch
Gilaki-Mazenderani
Gilaki (2.6 Mio) Dialekte: Rashti, Galeshi, Lahijani, Langerudi, Matshiani u. a.
Mazenderani (3 Mio) Dialekte: Sari, Baboli, Amoli, Tunekabuni, Shahi, Tshalusi, Velatrui, Shamerzadi u. a.
Gurgani †
Semnani
Semnani, Sangisari, Sorchei, Lasgerdi (zusammen 50 Tsd)
Taleshi
Taleshi (1 Mio) Dialekte: Masally, Lerik, Lenkoran, Astara; Vizne, Tularud, Asalem, Shandarman, Masal, Masule, Zide u. a.
Iranisch-Azari oder Iranisch- bzw. Süd-Tati (220 Tsd)
Nordwest-Dialekte: Harzandi, Keringani;
Nordost-Dialekte: Shali, Kajali, Hazzarudi, Taromi;
Süd-Dialekte: Takestani, Tshali, Sagzabadi, Eshtehardi u. a.;
Südwest-Dialekte: Cho'ini u. a.;
Südost-Dialekte: Rudbari, Alamuti u. a.
Kurdisch-Zentraliranisch
Kurdisch
Kurmandji (Nordwest-Kurdisch) (8-10 Mio)
Dialekte: Sanjari, Judikani; Urfi, Botani, Bayazidi, Hakkari, Jezire; Aqrah, Dahuk, Amadiyah, Zakhu, Surchi; Qochani, Erzurumi, Birjandi, Alburzi; Herki, Shikaki
Sorani (Zentral-Kurdisch, Kurdi) (4 Mio)
Dialekte: Arbili, Pishdari, Kirkuki, Khanaqini, Kushnawi, Mukri; Sulaimani, Bingirdi, Garrusi, Ardalani, Sanandaji, Warmawa, Garmiyani; Jafi; Judeo-Kurdisch
Südkurdisch (3 Mio)
Dialekte: Kolyai, Kermanshahi, Garrusi Sanjabi, Malekshahi, Bayray u. a.
Zentraliranisch
Tafreshi Dialekte: Vafsi, Ashtiani, Kahaki, Amorei; Alviri, Vidari u. a.
Mahallati-Chunsari Dialekte: Mahallati, Vonishuni, Chunsari
Kashani-Natanzi
Dialekte: Jüd.-Kashani, Arani; Qohrudi, Jowshaqani, Abyanei, Keshei, Farizandi, Yarandi, Meymei, Soi, Tari, Natanzi; Abu Zeyd Abadi, Badrudi
Gazi Dialekte: Gazi, Kafroni, Sedehi, Varzenei; Jüdisch-Isfahani
Yazdi-Kermani-Nayini Dialekte: Yazdi, Kermani; Nayini, Anaraki; Ardestani; Zefrei u. a.
Kaviri Dialekte: Churi, Farvi, Mehrjani u. a.
Sivandi
Zaza-Gorani
Zaza (Zazaki, Kirmanjki, Kirdki, Dimli, 'So Be') (2 Mio)
Nord-Dialekte: Dersim, Erzincan, Xozat, Varto, Hınıs, Sarız, Kars, Zara (Sivas);
Süd-Dialekte: Bingöl, Elaziğ, Piran, Henı, Siverek, Lice, Kulp, Motki, Kozluk, Sason
Gorani (Gurani, Bajalani, Shabaki, Hawrami, Chichamachu) (400-500 T)
Dialekte: Gurani ieS: Gawhara, Kandula; Hawramani: Takht, Lahuni; Bajalani: Qasr-e Shirin, Zohab, Bin Qudra, Quratu; Mossul; Shabaki; Sarli u. a.
Belutschi
Belutschi (Baloči) (9 Mio: 7.5 Mio Pakistan, 1.4 Mio Iran, 0.2 Mio Afghanistan)
Dialektgruppe Rachshani: Kalati, Panjguri, Sarhaddi inkl. Marw;
Dialektgruppe Sarawani: Sarawan, Bampur, Iranshahr;
Dialektgruppe Lashari: Lashar, Espakeh, Pip, Maskotan, Fanuc;
Dialektgruppe Ketschi: Ketschi, Makrani;
Küstendialekte: Biaban, Nikshahr, Qasr-e Qand, Hudar; Mand, Dasht, Gwadar, Pasni, Ormara, Karatschi;
Bergdialekte (Eastern Hill Dialects): Mari, Bugti u. a. Südwest-Iranisch
Südwest-Iranisch 9 Sprachen, davon 2 † (65-70 Mio Sprecher)
Persisch
Altpersisch (Achämenidisch) † (altiranisch)
Mittelpersisch (Sassanidisch, Pahlevi) † (mitteliranisch)
Neupersisch (60 Mio, S2 > 50 Mio)
West-Persisch (40 Mio)
Dialekte: Qazvini, Mahallati, Hamadani, Kashani, Isfahani, Sedehi, Kermani, Araki, Shirazi, Jahromi, Shahrudi, Kazeruni, Mashadi u. a.
Ost-Persisch, bzw. "Dari", lokal auch "Tadschiki", "Hazaragi", u.a. (20-30 Mio)
Dialekte: Kabuli, Herati, Khorasani; Darwazi, Tangshewi, Warduji, Dehwari; Kundi, Zangi, Behsud, Yekaulang, Polada, Urusgani, Jaguri, Ghazni, Miradad; Taimuri, Taimani, Zuri, Zainal, Jamshidi, Firozhohi, Maliki, Mizmast u.a.
Judeo-Persisch (110 Tsd) Dialekte: Bucharik 50 Tsd, Dzhidi 60 Tsd
Luri
Luri (4.3 Mio) Dialekte: Mamasseni, Boirahmadi-Kuhgalui; Feyli, Leki; Bachtiari (Haft-Lang, Cahr Lang); Gioni, Kelhuri u. a.
Fars
Fars Dialekte: Buringuni, Masarmi, Somghuni, Papuni; Ardakani, Kalati, Chullari; Kondazi, Davani; Judeo-Fars
Larestani
Larestani (Lari) Dialekte: Bastak, Faramarz, Kamioka, Rahbar, Gerash, Bicha, Evaz, Lar, Choni, Arad, Fedaq u. a.
Bashkardi
Bashkardi
Dialekte: Bashkardi ieS; Rudbari, Bandar Abbas, Hormuz; Rudani, Berentini, Minabi; Rameshk, Geron, Darzeh; Sardasht, Angorhan, Biverc, Bishnu; Durkan, Geshmiran, Maric; Shahbavek, Garahven, Piru, Parmont, Gwafr
Kumzari
Kumzari (3 Tsd) Dialekte: Musandam, Dibah
Tat (130 T) Dialekte: Nord = Judeo-Tat, Süd = Muslim-Tat Nordost-Iranisch
Nordost-Iranisch 9 Sprachen, davon 7 † (600 Tsd Sprecher)
Avestisch
Avestisch (Alt-Avestisch) † (Zuordnung unsicher)
Baktrisch
Baktrisch †
Skythisch-Ossetisch
Skythisch †
Sarmatisch †
Alanisch (Altossetisch) †
Ossetisch (600 Tsd) Iron-Dialekte: Tagaur, Kurtat, Allaghir, Tual; Digor-Dialekte: Urux, Mozdok
Sogdisch-Yagnobi
Sogdisch †
Yagnobi (2 Tsd)
Choresmisch
Choresmisch † Südost-Iranisch
Südost-Iranisch 18 Sprachen, davon 4 † (34.5 Mio Sprecher)
Sakisch
Khotan-Sakisch †
Tumshuqisch †
Pashtu
Pashtu (34.5 Mio; davon 22.5 Mio Pakistan, 12 Mio Afghanistan)
Südwest-Dialekte: Südwest-Afghanisch, Kandahari, Quetta;
Südost-Dialekte: Bannu, Waziri, Kakari, Sherani, Spin-Tor Tarin;
Nordwest-Dialekte: Durrani, Kabuli, Zentral-Ghilzai, Shinwari u. a.;
Nordost-Dialekte: NW-Pakistanisch, Peshawar, Yusufzay-Mohmandi, NO-Ghilzai, Afridi, Bangash, Orakzay
Wanetsi (Waneci) (100 Tsd)
Munji-Yidgha
Munji (4 Tsd) Dialekte: Nord, Zentral, Süd; Mamalgha
Yidgha (6 Tsd)
Wakhi
Wakhi (30 Tsd) Dialekte: Wakhan; Badakhshan; Tashkurgan; Hunza (Gojal), Yarkhun, Yasin, Ishkoman
Shugni-Yazghulami
Shugni-Roshani
Shugni (60 Tsd) Dialekte: Baju, Shahdara, Barwoz
Roshani (10 Tsd) Dialekte: Roshani ieS, Chufi
Bartangi (3 Tsd) Dialekte: Bartang-Ravmed, Basid
Roshorvi (Oroshori) (2 Tsd)
Sariqoli (20 Tsd) Dialekte: Tashkurgan, Vača, Burangsal-Tung
Yazghulami
Yazghulami (4 Tsd)
Wanji
Wanji †
Sanglichi-Zebaki
Sanglichi-Ishkashmi-Zebaki (2 Tsd)
Ormuri-Paratschi
Ormuri (1 Tsd) Dialekte: Kanigurami, Baraki-Barak (Logar)
Paratschi (0.6 Tsd) Dialekte: Shotol, Goculan, Pačagan
Trotz mehrerer Reformen werden Minderheiten in der Türkei noch immer gegängelt. Der türkische Nationalismus behindert auch eine wirkliche Integration in Deutschland
Erst dachte ich, die Hormone stimmen bei der nicht:kafa: ............bis ich dieses sah
Irina Wießner, einst Bundesvorsitzende der Gesellschaft für bedrohte Völker (GfbV), ist heute im Vorstand der "Internationalen Organisation für die Menschenrechte der Kurden" (IMK) aktiv. Sie lebt bei Göttingen
isteklerinin hic birtanesini gerceklestirme amaciyla basbakana sunmuyor.
amaci ortada, yerli insanlara bir gözterge. biz sizin icin mudahale ediyoruz, ne kadar abuk sapuk olsa bile, ortada olan irkcilik. ermeni sinirlari acilsin demesi zaten büyük provokatif bir ilerleme.
üstelik hirsizlik ne oldugunu bilmiyor galiba. onun evine girip cüzdanindan para almak lazim, acaba nasil davranir bilmem. düsüncesine göre dogal görmeli. ha elektrik cal, ha baskasinin cüzdanindan para al. ne fark eder.
Flagellum Dei
08.01.07, 00:43
Trotz mehrerer Reformen werden Minderheiten in der Türkei noch immer gegängelt. Der türkische Nationalismus behindert auch eine wirkliche Integration in Deutschland
Erst dachte ich, die Hormone stimmen bei der nicht:kafa: ............bis ich dieses sah
Irina Wießner, einst Bundesvorsitzende der Gesellschaft für bedrohte Völker (GfbV), ist heute im Vorstand der "Internationalen Organisation für die Menschenrechte der Kurden" (IMK) aktiv. Sie lebt bei Göttingen
auch auf die Gefahr hin, dass ich mich wiederhole, wenn diese Person, zudem noch als Frau, auch nur eine Spur von aufrichtigkeit besitzt, sollte sie dringedst, vor alllem anderen und an erster Stelle sich für die Rechte der Kurdinnen gegenüber den kurdischen Platzhirschen (disclaimer: nicht alle, jedem dürfte klar sein, welche ich meine) stark machen , denn hier geschehen tagtäglich mehr unrecht und mehr Verbrechen als von Seiten des "türkischen Fascho-Staates" in Jahren!
[quote=deryatulga;269170]Belediye Kürtçe de hizmet versin mi?
quote]
''Milliyetin çok belirgin vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.''
Mustafa Kemal Atatürk
al_sancagim
30.01.07, 01:49
SGK: Seçenekler arasında Kürtçe yanlışlıkla yer aldı
29 Ocak 2007A.ASosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı, SGK'nın internet sitesindeki yabancı dil seçenekleri arasında yanlışlıkla Kürtçe'nin yer aldığını ve sonradan düzeltildiğini belirterek, Başkanlık tarafından konuyla ilgili gerekli incelemelerin başlatıldığını bildirdi.
Sosyal Güvenlik Kurumundan yapılan yazılı açıklamada, bazı gazetelerde, SSK'nın dil seçenekleri arasına Kürtçe de girmiş, SGK sitesinde Kürtçe karmaşası, Sosyal Güvenlikte Kürtçe yabancı dil, SGK Kürtçe'yi kabul etti başlıklı haberlerin yer aldığı belirtildi.
Açıklamada, Konunun ön incelemesinde, yanlışlıkla yabancı dil seçenekleri arasında Kürtçe'nin de yer aldığı ve sonradan düzeltildiği anlaşılmış olup, Sayın Bakan'ın talimatları doğrultusunda Başkanlığımızca konuyla ilgili gerekli incelemeler başlatılmıştır.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5858286.asp?m=1&gid=112&srid=3429&oid=6
----------------------------------------
yanlislikla? caniniz sag olsun......
al_sancagim
01.03.07, 22:51
Belediye Kürtçe de hizmet versin mi? http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/01/06/mami.gif
Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, kararına, Türkçe bilmeyen Diyarbakırlıları dayanak yaptı: "Beldemizde 104 bin kişinin yüzde 72'si Türkçe dışı diller konuşuyor." FOTOĞRAFLAR: RAMAZAN YAVUZ / DHA
CHP karşı, DYP temkinli, AKP ılımlı. Prof. Kaboğlu: Resmi yazışmanın Türkçe oluşu yerinde. Prof. Üskül: Yerel dil, zorunluluk varsa, tercüme için kullanılabilir
06/01/2007
ERTUĞRUL MAVİOĞLU , İSMAİL SAYMAZ
İSTANBUL - Diyarbakır Sur Belediye Meclisi'nin belediye hizmetlerinde Türkçe dışındaki yerel dillerin kullanılması yönünde aldığı karar karşısında İçişleri hemen inceleme başlatsa da, bölgede yaşayan insanların büyük çoğunluğunun Türkçe dışında başka bir dil konuşuyor olması, tartışmanın suç ve ceza kavramları dışında ele alınmasını hak ediyor.
Aslında bu konudaki ilk ciddi çıkış, iki yıl önce Avrupa Sosyal Forumu'na bir yazı gönderen Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'tan gelmişti. Demirbaş, 'Çok dillilik ışığında belediyecilik ve yerel yönetimler' başlıklı yazısında, "Farklılıklar birer hata değildir" diyor ve her kültürün 'eşsiz' ve 'değerli' kabul edilmesi gerektiğini vurguluyordu. Yazıda, belediye personeli istihdam edilirken yerel dili bilme şartı aranması, resmi evrakların farklı dillerde yapılabilmesi, belediye raporlarının çok dilli bir biçimde düzenlenmesi, hatta her dil grubunun kendi 'Halk Meclisi'ni kurması gibi öneriler getiriliyordu.
Bu öneriler Avrupa Sosyal Forumu'nda tartışılırken, Türkiye'de mahkemeye taşındı. 2005'te kaleme aldığı bu yazıdan ötürü 'terör örgütü propagandası' iddiasıyla yargılanan Demirbaş beraat etti. Demirbaş, beraatın ardından ikinci adımı attı ve Sur Belediye Meclisi önceki gün 7'ye karşı 17 oyla Türkçenin yanı sıra, bölgede konuşulan Kürtçe, Arapça, Zazaca ve Süryanice gibi dillerde de belediye hizmeti verilmesi kararını aldı.
Bu kararın henüz dumanı üzerindeyken İçişleri Bakanlığı'nın 'bir başmüfettiş görevlendirilerek konunun incelemeye alındığını' açıklaması yeni bir krizin işareti olarak ortada duruyor. Ama Demirbaş'ın şu sözleri karardan dönülmeyeceğini de gösteriyor: "İnsanlar düşünceleri için yaşarlar. Soruşturma demokratikleşme açısından yanlış adım olur."
Demirbaş, kararlarının resmi yazışmaları kapsamadığını vurgularken, DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk 'demokratik bir tepki olarak resmi evrakta da Kürtçe kullanılabileceği' görüşünde. Hukukçulara göre ise, Türkçe bilmeyen vatandaşlara hizmet için alınan bir kararın yasalara aykırı bir tarafı yok. İşte, belediyelerde Kürtçe ve diğer yerel dillerin kullanılması konusunda tarafların düşünceleri:
'Kürtçe de Türkçe kadar saygın'
DTP Eşbaşkanı Aysel Tuğluk: Henüz genel bir karar olarak yorumlamamak lazım. Bazı belediye başkanlarımızın ihtiyaçlar dayattığı için kendi kararlarıyla hayata geçirdikleri bir uygulama bu.
Kürtçenin de en az Türkçe kadar saygın bir dil olduğunu düşünüyoruz. Dillerin, kültürlerin özgür olması gerekir. Bölgede yaşayan insanların büyük bir bölümü Kürtçe konuşuyor. Türkçeyi hiç bilmeyenler ve yeteri kadar kullanamayanlar da var. Bu insanlarımız hizmet almak istediklerinde dertlerini nasıl anlatacaklar? Kendinizi o belediye çalışanlarının yerine koyun. Vatandaş Türkçe bilmiyor, 'Gel derdini Türkçe anlat, ben de Türkçe çare bulayım' diyebilir misiniz? Böyle bir düşüncenin pratikte karşılığı var mı?
Yasalar işte bu ihtiyaca yanıt veremiyor. Toplumun gerçekliğine aykırı bir yasal düzenleme varsa, elbette buna karşı mücadele etmek gerekir. Meşruiyet ve haklılık da önemli. Bunu meşru, demokratik bir tepki olarak yorumlamak lazım. Bu karar Türkçeyi reddetmek anlamına gelmiyor. Türkçeyi kullanacağız elbette. Ama Kürtçeyi de kullanmak istiyor insanlar. Yasal düzenlemelerin yapılması en gerçekçi yoldur. Ama yıllardır mücadelesi verilmesine rağmen adım atılmıyor oluşunu da unutmamak gerekir. Kürtçe de Türkçe kadar geliştirilmeyi hak eden bir dil. Bu toplumun 20 milyonu Kürtçe kullanıyorsa, devlete düşen bunun yasal düzenlemesini yapmaktır. Bu Türkiye'yi sıkıntıya sokacak bir durum değil, aksine çağdaş dünyanın gereklerini yerine getirmektir. Biz devlet kendi vatandaşını olduğu gibi kucaklasın, diliyle, kültürüyle kabul etsin diyoruz. İki dilin bir arada kullanılmasını bir zenginlik olarak görsün, bunun Türkiye'ye ne zararı var? Demokratik bir tepki olarak resmi evrakta da Kürtçe kullanılabilir. Bir sivil itaatsizlik eylemi geliştirmeye çalışıyorlar. Belki biraz uyarıcı olur. Anayasal, yasal güvenceye kavuşturulmalı Kürtçe. İsviçre'de, Belçika'da, pek çok ülkede okullarda azınlık dilleri okutuluyor. Örneği olmayan, bir dilin yasaklanmasıdır.
'Resmi yazışmaları kapsamıyor'
Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş: Halkla iyi bir iletişim kurmak, anlaşılabilir, kalıcı ve sürdürebilir bir hizmet götürülebilmesi için belediyeler yerel dillerden yararlanmalıdır. Ama resmi yazışmalar, resmi evraklar zaten resmi dille olur. Bu konuda yasalar ortada. Türkiye'de çok kimlikli bir yapı var. Bu farklı kimliklerin ifade edildiği yerlerden birisi de belediyeler olmalı. THY, yolcularına hem Türkçe hem de gideceği ülkenin diliyle bilgi veriyor, çünkü verdiği hizmetin anlaşılır olmasını istiyor. Bizim yapmaya çalıştığımız da budur. Kararımızın yasal olmayan bir tarafı yok. Zaten bu konudaki görüşlerimi ifade ettiğim makaleden de beraat ettim. AB'nin standardı çok kimliklilik. Turistlere oluşturulmuş enformasyon bürolarında İngilizce hizmet sunulurken, neden kendi vatandaşımıza benzer bir hizmet sunmak suç olsun? Beldemizde yaşayan 104 bin kişinin yüzde 72'si Türkçeden başka diller konuşuyor. Onları yok sayamayız. Biz sekiz-dokuz ay önce 90 bin kişi üzerinde bilimsel bir anket çalışması yaptık. Yüzde 72 Kürtçe, yüzde 24 Türkçe, yüzde 1 Arapça, yüzde 3 de diğer diller dediğimiz, Süryanice, Ermenice, İngilizce gibi dillerin konuşulduğunu belirledik.
Zaten biz bu kararı almadan da Türkçe dışındaki dillerde çalışmalar yapıyorduk. Kürtçe-Türkçe-İngilizce oyun kitapları, broşürler yayınladık. Ben başka bir dili kötülemeyi, yok etmeyi öngörmüyorum. Bir kültürü yadsıma, değersiz görme, yok sayma, yok etme politikası bize uygun düşmez. Ama Türkiye'de tek dillilik, tek kültürlülük esas alınıyor. İnsanların farklılıklarıyla birlik içinde olabileceği şartlar ancak demokratik bir Türkiye'nin kapılarını açar. Diliyorum ki, bu kararımızdan ötürü soruşturma açılmaz.
Bu bir demokrasi ayıbı olur çünkü. Hukukun bu konuda da galip geleceğine inanıyorum. Çünkü haklar yasalardan önce gelir.
Kürtçe yazılıma soruşturma açılmıştı
Sur Belediyesi'nin kararının ardından İçişleri Bakanlığı'nın hemen bir başmüfettiş görevlendirmesi geçmişteki uygulamaları da gündeme getirdi:
Sur Belediyesi, daha önce bilgisayarlarda Kürtçe yazılım sistemi kurdu. Belediye ile Dil Araştırma ve Geliştirme Derneği'nin üç yıllık çalışması sonucu hizmete giren Linux tabanlı, 'Ubuntu' adlı sistem 23 Kasım'da bir kokteylle ABD'li yazılım uzmanı Rainer Heider tarafından tanıtıldı. İçişleri Bakanlığı, Güney Afrikalı yerel dillerde 'yardım' veya 'destek' anlamına gelen 'Ubuntu'ya soruşturma açtı.
Çağdaş Gazeteciler Derneği, 'Yılın Gazeteciler Yarışması' için sayfa düzenlemesi dalında başvuran, Kürtçe Azadiya Welat gazetesini, yönetmeliği Türkçe dışında bir dile izin vermediği için geri çevirdi. Gazetenin tepkisi üzerine ÇGD, yönetmeliğini değiştirdi.
Eğitim-Sen, tüzüğünde, anadilde eğitim hakkını savunduğu için Ankara 2. İş Mahkemesi'nde yargılandı. Kapatılma aşamasına gelen sendika, geçen yıl tüzük maddesini değiştirince dava düştü. 'Bir yönüyle eşitliğe aykırı'
Marmara Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu : 2001 yılında dil yasağı Anayasa'dan çıkarıldı, 2002'de de Türkçe dışındaki dilleri öğrenme ve yayın olanağı tanındı. Belediye Meclisi kararına göre, yerel dillerin 'resmi yazışmalar' dışında tutulması, önemli ve yerinde. Ancak, personel alımında, 'yerel dilleri bilen adaylara öncelik tanıma', eşitlik ilkesini zedeler. Bu kısmı, Anayasa'ya ve İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırılık oluşturur. Bu yönüyle iptal edilebilir. Çevirmen bulundurma, bu dillerde duyuru ve yayın yapma, Anayasal düzende mümkündür.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Üskül: Belediye kamu tüzelkişisidir ve yazışmalarını Türkçe yapmalı. Ancak bu sırada, Türkçe bilmeyenlere hizmet verilmesi de engellenmemeli. Tercüman çalıştırabilir. Belediye anonsu ya da duyurusunda diğer diller tercüme için kullanılabilir. Ama mutlaka Türkçe bulunmalı. Türkçe dışında bir dil tek başına kullanılamaz.
Sur Belediyesi bir yandan... diger yandan .... Buyrun size Türkiye Cumhuriyeti Diyarbakir Büyüksehir Belediyesinin Resmi Internet Sayfasindaki Kürtçe HIZMET..
http://www.diyarbakir-bld.gov.tr/
http://ku.diyarbakir.bel.tr/
Ya Devlet yok bu ülkede? Ya Diyarbakir TC sinirlari içerisinde degil?...
Buyrun bir Osman Baydemir HIZMETI! (Hersey Insan Içinmis....)
http://img238.imageshack.us/img238/5405/diyarbakirya0.png
http://img160.imageshack.us/img160/6766/diyarbekirfd8.png
KureCewlik81
02.03.07, 01:17
kurdisch ist halt die muttersprache der menschen in diesem gebiet. selber in allen herreländern nach türkischunterricht in den schulen forden, aber den leuten in der türkei verweigern. wißt ihr nicht wieviel einfacher es für kurdische ältere menschen ist in behörden ihre probleme und sorgen auszudrücken, wenn man sie kurdisch sprechen läßt? als ob mit einer kurdischen version einer internetseite die türkei untergeht.
KureCewlik81
02.03.07, 01:32
kurden können sich untereinander verständigen. das es mundarten oder andere wörter für das geliche gibt, ist bei einer sprache ohne ausbildung einer hochsprache oder einer staatlichen einrichtung wohl klar. ich sprach von älteren menschen, denn wie ihr wißt gehen nicht 100% der menschen in osten in die schule und wenn man mehrsprachig aufwächst kann man nicht immer alle sprachen perfekt sprechen.
kurden können sich untereinander verständigen. das es mundarten oder andere wörter für das geliche gibt, ist bei einer sprache ohne ausbildung einer hochsprache oder einer staatlichen einrichtung wohl klar. ich sprach von älteren menschen, denn wie ihr wißt gehen nicht 100% der menschen in osten in die schule und wenn man mehrsprachig aufwächst kann man nicht immer alle sprachen perfekt sprechen.
entscheidet euch mal
verbietet die türkei nun kurdisch oder nicht?wenn die türkei es verbietet, wieso können die kurden im osten kein türkisch?hmm?kirmanci, zaza, diverse andere kurdische dialekte..kollegen von mir zaza und kirmanci..verstehen sich untereinander nur auf deutsch oder türkisch..
karasevda75
02.03.07, 01:35
kurden können sich untereinander verständigen. das es mundarten oder andere wörter für das geliche gibt, ist bei einer sprache ohne ausbildung einer hochsprache oder einer staatlichen einrichtung wohl klar. ich sprach von älteren menschen, denn wie ihr wißt gehen nicht 100% der menschen in osten in die schule und wenn man mehrsprachig aufwächst kann man nicht immer alle sprachen perfekt sprechen.
das kann ich so leider nicht bestätigen, ich mache die Erfahrung, dass selbst wenn zwei Menschen kirmanci sprechen, ein sog. Lehce-Farki gegeben ist, was eine Verständigung teilweise unmöglich macht, da haben es aber die Männer, die eher auch mal andere Städte sehen leichter.. Frauen sind sehr in die eigene Lehce eingebunden...
Das haben mir die Zazas selbst gesagt , die ich kenne:lach:
die zazaz die ich kenne sind schon so sehr assimiliert denen kannst du es nicht ausreden das sie keine kurden sind..naja soll mir egal sein..
fakt ist aber das es sehr dumm ist zu behaupten die türkei würde kurdisch verbieten wenn im osten der großteil kein türkisch kann..und eine 2. amtssprache wirds in der türkei auch nicht geben..in deutschland ist türkisch auch nicht die 2. amtssprache, will auch kein mensch..
deryatulga
08.12.07, 14:08
8 Aralık 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Enis BERBEROĞLU (http://www.hurriyet.com.tr/index/enis_berberoğlu)
eberber@hurriyet.com.tr (eberber@hurriyet.com.tr)
http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/6b.jpg Parkalıların kaçı hálá Kızıl Bayrak sallıyor
ÖNCE ulusal korkularımızı alt alta yazalım.1) Bugün Türkiye Cumhuriyetinin en büyük sorunu PKKdır.
2) Köktendinciler ile Kürtçülerin ortak hareketi mümkündür.
Genç Cumhuriyetin daha ilk yıllarında patlak veren İngiliz destekli, yeşil bayraklı Şeyh Said isyanına karşı geliştirdiği genetik direnci, refleksi anlamak mümkündür.
Ama Anayasa korkuyla kaleme alınmaz.
Yoksa 1982 yılı darbe ürününü değiştirmeye gerek kalmaz.
* * *
Gelin güncel iki tartışmayı yukarıdaki perspektifle analiz edelim.
1) Türban çatlağı: Tarhan Erdemin türban rakamlarına destek verenler ile itiraz edenleri topluca dinlediğinizde meselenin adını koymak gerektiği anlaşılıyor.
Türban bir laiklik sorunu mudur? Yoksa temel hak ve özgürlüklerin parçası mı?
Türbanı laikliğe tehdit sayıyorsanız, Anayasanın mevcut dördüncü maddesine sıkı sıkı sarılır... Sıkma başlı kızların üniversite yasağında ısrar ve inat edersiniz.
Olabilir, tabii ki her düşünceye saygı gerekir.
Amma ve lakin, türbanın özgürlük meselesi olduğu inancındaysanız...
O zaman ikinci bir soruya daha yanıt bulmanız gerekir.
"Türbanlı kızlar, sisteme katılmayı mı, yoksa ayrışmayı mı savunuyor?"
Üniversite kapısına yığıldıklarına göre sanırım birincisi.
Yani evde oturmak yerine okuyup, meslek kazanmayı seçiyorlar.
Peki siz onları türban yüzünden eve mi yollamak istiyorsunuz?
"Çoğalacaklar, köşe başlarını tutup sistemi değiştirecekler" dediğinizi duyar gibiyim.
Bakın, 51 yaşındayım, gençliğinde okula parkayla gidenlerdenim.
Sayın bakalım, eski parkalılardan kaçı hálá Kızıl Bayrak sallıyor.
2) Etnik mozaik: Kültürel hakların tanınması da ne yazık ki sadece terör sorunu odaklı tartışılıyor. Kürtçenin serbest bırakılması, öğrenimi ve yayın hakkı örneğindeki gibi.
Devletin olaya bakışı belli. Kürtçe yayın eski kafalarda hálá "taviz" sayılıyor.
"Madem geri adım atıyoruz, bari en az hasarla kurtaralım" diye düşünülüyor.
TRTden Türkçe propaganda yetmiyormuş gibi aynı hamaset edebiyatını Kürtçe paketlemeye uğraşıyor, o yüzden bölücü TVlerin türkü programı kadar bile reyting alamıyor.
(Ayrıca Kürtçe yayını savunmama rağmen neden devlet TVsinin bu dilde yayın yaptığını da anlamıyorum. Eğer mesele etnik zenginlikse neden sadece Kürtçe? Diğer dillerin suçu ne?)
Yok, Kürtçenin taviz değil hak olduğunu kabul ederseniz, paradigma tamamen değişir.
Çünkü o zaman bu hakkın kullanımına sınır getirmenin, tekel yaratmanın álemi yok.
Memlekette RTÜK var, muhbir vatandaş çok.
İsteyen Kürtçe yayın yapsın, yasayı çiğneyen cezasını görsün.
İki çekincenizi peşinen yanıtlayayım:
Daha fazla özgürlük, illa kullanılacağı anlamına gelmiyor. Kürtçe dil kurslarının öğrenci bulamadıkları için kendiliğinden kapandığını unutmayın.
Cehalet de özgürlüğe engel sayılmamalı. İtalyada ulusal birlik sağlandığında (1861) nüfusun sadece yüzde 2.5i (evet ikibuçuk) akıcı İtalyanca konuşabiliyordu. Bu rakam 1950lerde yani 100 yıl sonra bile yüzde 20nin altındaydı. Bugünse yüzde 87 dolayında.
* * *
Türkiyede Anayasa geleneği başka ülkelere pek benzemiyor.
İlk anayasamız hariç diğerleri darbelerin izini taşıyor. O nedenle her yeni Anayasa ne yazık ki hayatımıza özgürlük yerine yasaklar ekliyor.
Dileriz bu kez farklı olur, yeni Anayasa özgürlük anlamına gelir.
deryatulga
04.03.08, 15:25
Entegrasyon ve asimilasyon tezleri
02/03/2008
GÜNEŞ ÖZDURAL
İstanbul'un Sultanahmet'i gibi Fırat'ın doğusu da çok çeşitli tarih evrelerinin kalıntılarını barındıran bir bölge. Fırat'ın doğusunu çok özel kılan faktör bu kalıntıların sadece yapılar değil bölge insanının evriminde geçirdiği aşamaların yaşayan örnekleri olması.
Üç 'Kürtçe', iki Arapça tercüman Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun etnik, dinsel ve kültürel nüfus kompozisyonunu, mikro boyutta, rakamsal olarak belirlemek olanaksız: Devlet İstatistik Enstitüsü bu ayrıntıda veri sağlamıyor. En küçük yerleşim birimi bazında bireysel veri toplama çabaları ise, gerek devletin politik kaygıları ve incelenen toplulukların dışa kapalılıkları, gerekse tam tesadüfi örnekleme yapabilme konusundaki teknik sorunlar nedeniyle çok kısıtlı.
Ancak, Fırat'ın doğusunda kalan bölgede yapılan pilot çalışmalar (ki bunların istatistiki açıdan güvenilirliği yoktur), sadece gerekli olan tercüman sayısı ve niteliği ile dahi olsa, çokkültürlü bir tablo ortaya çıkarıyor. Çok kaba hatlarıyla da olsa, bölgedeki dil ve din çeşitliliği aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Mikro-kültürler
Güneyde, Antep ovasından Fırat'a doğru yolun güneyi, Barak'ın en kuzey sınırı: Osmanlı tarafından Colap Çölü'ne (Suriye) sürülmüş, Abdülhamit Han'ın fermanı ile kuzeye gelmesine izin verilmiş, evi Ar-Rakka (Suriye) olan Türkmen boyu. Yaşlı erkeklerin şakağında, Orta Asya geleneği olan ceylan dövmesi, kadınları silme bezeli, Orta Asya'dan bu yana hâlâ her evden bir erkeğin Türk ordusuna verildiği Barak boyu.
Yolun kuzeyi, yine Abdülhamit Han'ın fermanı ile Dersim'den aşağı inen Alevi Zaza aşiretinin bölgesi. Eski Yezidi köylerini kontrolü altına alan bu aşiret, İran'daki yeraltı sulama sistemini, İran'daki adı olan Kanat ile, Dereboyu'nda kuran aşiret. Yerüstündeki ağızları Hazreti Ali'nin kılıcı ve Acem Aslanı ile bezeli olan Kanatlar kız isteme töreninin de mekânı.
Fırat'ı Birecik'te geçer geçmez, güneydeki köylerde, Fırat yine kutsal nehir, "şeytan" sözcüğü yasak ve dil Bedevi Arapçası. Erkeklerin şakaklarında Güneş Tanrısı'nın simgesi güneş kursu, kadınlar yine baştan aşağı bezeli. Şeyh dışında okumak yasak, yabancı ile konuşmak yasak, "ben Yezidiyim" demek yasak.
Doğuya doğru birkaç köy sonra, sınır boyunda, Barak'ın bir kolu, hemen ardından, Kurtuluş Savaşı'nda Urfa'nın Fransızlardan kurtarılmasında büyük katkıları olan, erkekleri uzun Arap entarisi giyen, rengarenk ipeklere sarılı kadınları yine baştan ayağa bezeli Arap aşireti.
Suruç'un kuzeyinde, İslamlaştırma politikalarının ağır baskısı altında başevi bölünmüş olmasına rağmen, geleneklerini korumaya çabalayan, Sorani lehçesi konuşan, büyük ve güçlü Yezidi aşireti. Yine kadını ve erkeği dövmeli, ama motifler farklı.
Urfa merkez köyleri ve kuzeyindeki Kürtçe lehçe yine Sorani, halk ismen de olsa Sünni. Kuzeye, özellikle Halfeti-Bozova ilçelerine doğru Kadiri tarikatı hakim. Kızıltepe'nin kuzeyinde, yer yer yine Arapça konuşulan, İslamlaştırma baskısı ile evlerine kapanmış Yezidi köyleri ardından, Diyarbakır'dan doğuya doğru Kurmanci lehçesi yelpaze gibi açılıyor. Kurmanci lehçesinin kuzeyi Türkçe ve çeşitli Zaza lehçeleri konuşan, çoğunlukla Alevi adı altında toplanan inanç grupları; kasaba ve kentlerde Şafiler ve Nakşibendiler; bazı kasabalarda dil Arapça. Güneyde sınıra yakın, Mardin-Midyat ekseninde Süryani ve Aramice; bir iki ufak yerleşmede Kurmanci lehçesi konuşan Bahailer ve Türkçe'nin yanı sıra kendi dilini korumayı başarmış Sünni Çerkesler.
Asimilasyon
Fırat'ın doğusu sorunu Atatürk Türkiyesi'nde, "Türküm diyen Türk'tür" prensibi ile çözülmek istendi ve bunun ön şartı olarak da yeni yetişen nesillere Türklük bilinci, gururu ve dili benimsetilmeye çalışıldı. Devletin laik olması, Cumhuriyet'in ilk yönetici kadrolarının İslam'la çok özdeşleşmiş olmaması, mikro din-kültür gruplarını bir dereceye kadar korudu. Bir yandan yükselen Kürt milliyetçiliği, diğer yandan İslam dininin güçlü etkisi ile Türkleştirme politikasının iflas ettiğini görüyoruz.
Günümüzde, bu çeşitlilik sorunu Abdülhamit Han yöntemleri ile çözülme aşamasında. 12 Eylül ile sistemli bir şekilde uygulamaya konan İslamlaştırma politikasının son halkası, AKP iktidarı, çeşitli etnisite, dil ve dini inancın birarada yaşadığı bölgeyi, yine 1890'lardaki yaklaşımla, İslam şalıyla örtmeyi deniyor. İktidar partisi, en azından, sınırlarımız içinde birlik ve beraberliğin, ortak Müslümanlık temelinde sağlanabileceği kanısında.
Oysa bu politika, ne yazık ki, en az Sultanahmet'teki Bizans Sarayı kalıntıları kadar korunmaya layık olan kültürel çeşitlilik mirasımızı yok edecek. Yezidilik gizli bir din, dışarıdakilere anlatılmıyor. Son temsilcileri de İslam'a döndürüldüğü zaman artık onu, Harran'daki Sabilik gibi, hiç bilemeyeceğiz. Ya erkeklerinin kolları Süryani haçıyla bezeli, Türk devletine her zaman sadık Türkmenler neye inanıyor? Zazaların şeyhleri güçlerini nereden alıyor? Hepsini Sünni- İslam şalı örtmeden bilmek istemiyor muyuz?
Entegrasyon ve Kuzey Irak modeli
"Kürt haklarını" korumak üzere örgütlenmiş olan DTP, asimilasyona şiddetle karşı çıkarak, entegrasyon modelini savunuyor. Çok sayıda yerel meclise dayanan bu model, çeşitliliğin korunmasında umut veren bir başlangıç olmakla beraber, yeterince açık değil. Ancak, Kuzey Irak'taki uygulamalar bir gösterge olacaksa, bu politikanın genel kullanımdaki adı "ulus-yapılandırma": Belli bir etnik grubu aynı dil, din, kültür çevresinde birleştirme. İlkesel olarak Türkleştirmeden hiç farkı olmayan bu politika doğrultusunda atılan ilk ve çok önemli bir adım, Sorani lehçesinin Irak'ta resmi Kürtçe olarak tanınması. Sorani, Kahtaniye bağlı, nispeten daha laik olarak tanımlanan Süleymaniye halkının konuştuğu lehçe. Kuzey Irak bölgesel hükümetinin başı Barzani ise Kurmanci konuşuyor ve kendi aşiretinin dilini "Kürt ulusu" adına feda etmesine yol açan bu sert politika, DTP'ye yakın bazı Kürt aydınları tarafından da destekleniyor: Amaç Türkiye'de de ortak bir Kürt dili, geçmişi ve dini yaratmak.
Irak'ta güçlü Barzan aşiretinin bile direnemediği baskıya boyun eğecek olan Yezidiler ve Zazalar, bu kez Kürt asimilasyonu ile karşı karşıya kalacak. Bölge okullarında bu kez Kürt dili olarak, Türkiye'de Sorani'den daha yaygın olan Kurmanci öğretilecek; dövmeli bütün Türk ve Arap boylarının yanı sıra Kurmanci konuşan Karakeçililer ve tabii tüm Zazalar Kürt sayılacak, muhtemelen bir ortak din olarak Şafilik benimsenecek ve ne yazık ki bunun adı da entegrasyon olacak.
Büyük bir bilim ordusu gerekli
Fırat'ın doğusuna bir ordu gerçekten gerekli. Ancak bu ordu asker yerine antropologlar, tarihçiler, arkeologlar, dilbilimciler ve diğer araştırmacılardan oluşmalı. Önce saptamak zorundayız hangi mikro kültür nerede yaşıyor, nereden geldi, kökleri nerede? İkinci önceliğimiz bu kültürleri nasıl anlarız olmalı, sonra da doğal olarak nasıl koruruz. İslamlaştırma ya da Kürtleştirme tehlikesini önlemenin yolu bilgiden geçiyor.
Fırat'ın doğusu bütün insanlığın kültür mirası ve hoyratça bir İslamlaştırma ya da Kürtleştirme operasyonu bu kırılgan toplumları ebediyen yok edebilir. Askeri operasyonun hemen ertesinde, sivil çözüm çağrılarını da dikkate alarak, üniversitelerimizin ve bütün aydınlarımızın birlikte, büyük bir atakla, Fırat'ın doğusuna yönelmesi gerek.
KÜRTÇE VERNAKÜLER BİR DİL MİDİR?
Derleme: Dr. Noyan Umruk
Kürtçenin evrensel bir dil olup olmadığı konusunda önemli bazı düşünürlerin çalışmalarına ve vardıkları sonuçlara bakmak gerekiyor.
Önce, Dr. Şükrü Mehmet Sekban. Kendisi 1881 Ergani doğumlu ve Kürt kökenli bir kişi. İlk tahsilini Ergani Madende ve Hozatta (İkizdere), orta tahsilini Diyarbakırda ve lise tahsilini de İstanbul Çengelköy ve Askeri Tıbbiye Okulunda yapıyor.
Daha sonraki yıllarda Kürtçü çevrelerle temas kuran Dr. Sekban,1908 yılında İkinci Meşrutiyetten sonra kurulan Kürt Terakki ve Teavün Cemiyeti kurucuları arasında bulunuyor.
Kürtçülük davasının bir numaralı savunucularından biri oluyor. Ve Kürtçenin resmi lisan olmasını savunuyor. Hoybun komitesinin Bağdat Şubesi reisliğini de yapan Şükrü M. Sekban, Kürtler hakkında Cemiyeti Akvama bir mektup gönderiyor
Bu ana kadar sergilenen profil bütünüyle bir Kürt milliyetçisini anlatıyor
Hatta, o kadar ki, Şükrü Sekbanın Türkiyeden ayrılışı hep Mustafa Kemalin Türkiye Cumhuriyetini pekiştirdiği özel günlere denk düşüyor. Örneğin 1919 yılındaki istifa ile birlikte Bağdata gidiş ve Türkiyeye geldikten sonra Lozan Antlaşmasını müteakiben tekrar Bağdata dönüş. Ayrıca tam Aralık 1923te, yani Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş tarihinden kısa bir süre sonra bir mektupla Kürtlere muhtariyet ve Kürtçenin resmi lisan olmasının savunulması girişimi
Sekbanın, Ankara Hükümetine karşıt bir kişilik olduğu anlaşılıyor.
Peki, daha sonra neler oluyor?
Bütün bu dış deneyimlerden sonra ( Bunun içersine Kürtçe eğitim isteminin yakından izlendiği Bağdat yaşamı da dahildir.) Ortaya muhteşem bir Mustafa Kemal ve Türkiye Cumhuriyeti hayranlığı çıkıyor.
Gazinin önünde tazimle eğiliyorum diyor ve bu bağlamda, Şükrü Mehmet Sekban şunları söylüyor: Bu iki halkın ( Türk ve Kürtlerden bahsediyor) iktisadi tesanüd, ırk ve din birliği, müşterek kültür gibi çeşitli siyasi ve milli birlik faktörleri dışında çok kuvvetli, kudretli bir faktörü daha vardır. Bu, Gazinin yüksek şahsiyetidir. Gerçekten, devlet idaresinin en yüksek kademesinde Gazi Mustafa Kemal gibi bir lidere sahip olmak, bir millet için bir saadet, bir hazinedir. Onun Türkiyede gerçekleştirdiği reformun nimetlerinin vüsatini hiç kimse inkar edemez. Bu Onun hiç solmayacak ve zamanla da muhteşem vüsatinden hiç kaybetmeyecek bir değerdir. Her sadık insanın yapacağı gibi, derin bir saygı ve hayranlık hissi içinde, Onun büyük eserleri ve gelecek nesillere vaadettiği ümitlerin genişliği önünde tazimle eğiliyorum
Şükrü Sekban gibi Kürt entellektüelleri tarihsel ve toplumbilimsel gerçeklerin gerisinde olabilecek aydınlığa sahip kişilerdi. Atatürk dönemi, halkın bu tür derinliğe ve hoşgörüye sahip entelektüel seçkinler tarafından yönlendirildiği bir devirdi.
O dönem aydınlarının hepsi ,toplumsal duyarlılığı ve inceliği özümsemiş , çok yönlü okumuş kimselerdi. Bu pozitif yönlerinden dolayı yanlışlarından dönebilme becerisini de gösterebiliyorlardı. Ama, bu yanlışlardan dönebilme özelliği de spontane bir şekilde toplumun birlikteliğini sağlama adına saygın bir sağduyuya yönelikti.
Gelelim Şükrü Sekbanın Fransızca yazdığı Kürt Sorunu adlı metindeki cümlelere:
Sayfa 22-23
Ben de önceki sahifelerde zikrettiğim mektubunda özetlediğim isteklerimiz arasında, bilhassa öğretimde Kürt dilinin tanınması üzerinde durmuştum. Bu, son senelere kadar hepimiz için bir idealdi
Bazıları, Kürtlerin medeniyet seviyelerinin, eğitim ve öğretimde onların dili kullanılmadan yükseltilemeyeceğine inanıyorlardı. Bazıları ise, Kürtler dillerini kullanamazlarsa kolayca eriyip gideceklerdir düşüncesindeydiler. Bir de dilin bir milleti teşkil etmeye yeteceğini sananlar vardı
.
Kürtçe Öğretim ve Eğitimden Elde Edilen Sonuç Bir Hiç Oldu
Neden mi öyle oldu, işte kanıtı:
Sayfa 24
Mütarekeden beri Irak Süleymaniyede, sekiz seneden beri de bu ülkedeki Kürtçe konuşan sancaklarda tedrisat dili Kürtçedir. Bu öğretim ve eğitimden elde edilen sonuç ise kati bir hiç mesabesindedir (derecesindedir). Okul öğretmenlerinin mükemmel , okul kitaplarının kusursuz , öğretim kadrosunun takdir şevki ile desteklenen hükümet hüsnüniyetinin de tam olduğunu farz edelim. İyi ama, bu okullardan mezun olanlar ,okul tedrisi bitince ne okuyacaklar? Hiç!!!
Kürtçe konuşan sancaklarda öğretim dili olarak Kürtçe kullanılmış . Tıpkı bugün Kürtçülerin Türkiyede yeni Anayasaya koydurtmak istedikleri Kürtçe eğitim zorunluluğu gibi
Demek ki bu Kürtçe eğitim efsanesi daha önce uygulanmış. Gelgelelim bu gerçeği kimse anımsamıyor. Peki ne elde edilmiş? Hiç derecesinde bir netice
Hem de tartışılmayacak bir kesinlikle Yani Iraktaki Kürtçe eğitim denemesi tam bir fiyasko ile sonuçlanmış . Çünkü Kürtçe ,eğitim dili olma konusunda gelecek için ümit vermiyor. Şükrü Sekbanın söz konusu ettiği süre boyunca ( ki en kısasından alınırsa 8 yıldan bahsediliyor), okul kitaplarının dışında Kürtçe ile yazılmış ve kaynak oluşturulabilecek sadece on iki broşür ve kitap yayınlanabiliyor.
Ve Şükrü Sekban tarafından , bunların da asla vurgusuyla dile getirilen bir kesinlikle işe yarar bir değer ifade etmediği itiraf ediliyor. Çünkü Kürtçe üretemiyor. Kürtçe, ilkokuldan mezun olan zavallılara daha sonra okunacak eserler temin etme ümidi vermiyor. Hatta o kadar ki , öğretmenler mükemmel, okul kitapları kusursuz,öğretim kadrosu şevk dolu, hükümet hüsnüniyetin fevkinde olsa dahi yine de sonuç değişmiyor. Kürtçe vernaküler(1) bir dil olmanın ötesine geçemiyor. Bir kültür dili olma derinliğini ve gelişmişliğini elde edemiyor
Çünkü yapısı buna elvermiyor. Bir yerde takılıp kalıyor. Bünyesi , kendisini aşmasına imkan vermiyor. Bu yüzden de, Şükrü Sekban gibi çok görmüş , araştırmış , yaşamış bir Kürt entelektüelinin de samimi bir şekilde teslim ettiği gibi, kültürde ilerleme sağlama konusunda yetersiz kalıyor.
Iraktaki Süleymaniye Kırmançasını bir yazı dili haline getirip, diğer üç dili de ( Goranice, Lurca ve Kalhurca ) kapsayacak şekilde mekteplerde okutulması icadını yapan kim biliyormusunuz? İNGİLİZLER ! Emperyalizmin duayeni ve Arap Lawrencein patronu olan sömürgeciler, Irakı işgal ettikleri dönemde kukla bir Kürt devleti yaratabilmek için oluşturmaya çalıştıkları bu yapay dili daha o zamanlar mekteplerde okutmaya başlamışlar. Peki sonuç ne olmuş? Koca bir sıfır Bunları, o deneyimi yaşamış Şükrü Sekban söylüyor. Ne kadar manidardır ki, başarısızlıkla sonuçlanmasına karşın, Kürtçeyi eğitim dili haline getirme safsatası sömürgeciler tarafından tekrar ısıtılıp önümüze konuluyor.
Kürtçe, Bir Halkın Gelişmesini Sağlıyabilir mi?
Şükrü Sekban; Kürtçenin ilkokuldan sonra okunacak eserler verme ümidinin olmaması, yani yetersizliğinden dolayı bir kültür ve bilim dili olma özelliği kazanamaması ve bu yüzden de bir kültürel-bilimsel saha oluşturma yeteneği elde edememesiyle ilgili olarak şunları ifade etmeye devam ediyor.
Medeniyet sahasında çok geri kalmış bir kavim durumundaki Kürtler, çocuklarını okutamamak suretiyle uğradıkları kaybı, zamanın en mübrem ihtiyaçlarına bile kafi gelmeyen bir dil ve kütüphane ile nasıl telafi edebilirler? Bugünden başlamak suretiyle , bir asırlık zaman süresinde , en iyi şartlarla gelişecek bir Kürt dili bile kültürlü devletlerin seviyesine ulaşmaya yeterli olmayacaktır
Ne kadar acı ve bir o kadar da doğru bir itiraf değil mi? Acaba bir dil, zamanın en vazgeçilmez ihtiyaçlarını bile dile getirmeye elverişli değilse, var olan bilim ve kültür yapıtları, aynı yetersizliklere sahip Kürt diline çevrilerek Kürtçeye mal edilebilir mi? Ya da başka bir ifade ile, çağın bulunduğu noktada milyonlarca sayıdaki, son derece gelişmiş bir eğitim diliyle yazılmamış kültür ve pozitif ilimlerle ilgili kitap, ilkokul seviyesinin dışında işlev görmeye yetenekli olmayan vernaküler bir dil olan Kürt diline aktarılabilir veya bu dil ile bu tür özgün kitaplar yazılarak bir kütüphane oluşuturulabilir mi?
Ardından ise şu soru yanıt bekliyor: Böylebir kütüphanenin var olamayacağı bir ortamda, Kürtçe bir kültür oluşabilir ve kültürde ilerleme sağlanabilir mi? Bu konulara yıllarını vermiş ve gerçek bir Kürt aydını olan Şükrü Sekban bunların gerçekleşemeyeceğini söylüyor. Hatta daha da ileri giderek, bir asır gibi bir süre geçse (hatta varsayımsal bir benzetme ile zaman diğer kültürler için dursa diye de düşünebiliriz) ve Kürt dili en iyi şartlarda gelişse bile, bu dilin kültürlü devletlerin seviyesine ulaşılmasını sağlayamayacağını ileri sürüyor. Buradaki tesbitte, en iyi şartlarda gelişecek bir Kürt dili bile
Kürt dili o kadar kısıtlı bir dildir ki, onun gelişerek geleceği en son nokta da dahi, bu dil, kültürlü devletlerin seviyesine ulaşmaya yeterli olamayacaktır.
Sekbanın bu tesbitleri ortaya bir sonucun çıkmasına neden oluyor. Eğer Kürt kökenliler kültürel zenginliklerinden pay almak istiyorlarsa, kaçınılmaz olarak kültür ve eğitim dili olarak yararlanabilecekleri farklı bir dile dayanmak zorundadırlar. Ana dilleri Kürtçeyi yerel düzeyde kullanırlarken , diğer taraftan bütün inceliklerine vakıf oldukları ve özümsedikleri ikinci bir kültür diline sahip olmaları gerkmektedir.
Nitekim bugün kitap piyasasında, Kürt dili ile ilgili olarak, çoğu Kürdoloji enstitülerinde ısmarlama hazırlanmış bol miktarda Kürtçe sözlük ve nesir anlamında, hikaye kitaplarının dışında başka bir türe rastlanılmıyor. Acaba, Kürdoloji enstitüleri tarafından uydurulmuş protez Kürtçe olmaması ve Kürt kökenli toplumun çoğunluğu tarafından da anlaşılabilmesi şartıyla, Kürtçe yazılmış ciddi ve kavramsal ağırlıklı birkaç eser göstermek mümkün müdür?
Şundan emin olmak lazım, eğer dilin kendi iç yapısı gelişmeye elverişliyse ve o dil gerçek bir yazı diliyse, hiçbir baskı ve olumsuz etken o dilin ortaya ürünler koymasını engelleyemez. Sloganlaştırılan ifadeler içinde
yok efendim o dilin gelişmesine izin vermiyorlarmış da, esasında Kürtçe çok zengin bir dilmiş de gerekli kültür ortamı olmadığından kendisini layıkıyla ortaya koyamıyormuş da
vb. Bunların hepsi laf-ı güzaftır. Özünde zenginlik olan bir dil ne yapar eder, bir yerden zincirlerini kırar. Tıpkı Türkçenin olduğu gibi
Şükrü Sekbanın görüşleri devam ediyor:
Sayfa 25
Latin alfebesine dayanan Türk harflerinin kabulü , maarifin en seri şekilde yapılanması ve bütün Türkiye çapında yayılmasını intaç eden amillerden biri oldu . Gece okullarının açılmasıyla sürdürülen muhteşem kampanya da, memleketteki okuma- yazma bilmeyenlerin sayısını hatırı sayılır nisbette azalttı. Bütün bu temel reform ve ulaşılmak istenilen hedef bize, öğretimde Kürt dilinin kullanılmasını temelli olarak unutturdu. Netice ümit edilen gibi oldu. Kürt halkı da kültürden nasibini alıyordu. Zaten bütün mücadelelerimizin , didinmelerimizin tek hedefi vardı. Kürdü cehaletten ve fakirlikten kurtarmak
Namuslu insanlar olarak itiraf edelim ki, bu aşikar olaylar karşısında bizim, Kürt halkının kendi diliyle eğitim zarureti hususundaki inancımız artık iflas etmiştir. Netice olarak, bu konudaki halk akidesi iflas edince, ihyası da düşünülemez
Şükrü Sekban, namuslu bir aydın olarak Mustafa Kemalin maarif devriminin ne kadar muhteşem sonuçlar doğurduğunu büyük bir hayranlıkla dile getirirken, aynı zamanda dolaylı olarak başka bir gerçeğe de değinmiş oluyor. O da, Türk dilinin bu hayranlık uyandıran dönüşümlere adaptasyon kabiliyetidir. Bir tarafta ( Iraktaki uygulamada görüldüğü gibi) ilkokul seviyesinin ötesine geçemeyen ve gelişmeye açık olmayan vernaküler Kürtçe, diğer taraftan ise Latin harflerine geçiş gibi son derece riskli ve zor bir devrimle anında bütünleşebilen, okuma- yazma kampanyalarında da süratle sonuçlar alınmasına imkan sağlayabilen canlı ve üretken bir dil olan Türkçe
Bu arada haliyle o zengin Türkçe sayesinde oluşan kültür patlamasından ulusun bir parçası olarak görülen Kürt kökenli toplum da nasibini alıyor. Devrim süreci boyunca elde edilen sonuç o kadar olağanüstü oluyor ki , Irak deneyimini de yaşamış olan Şükrü Sekban , bütün bu gelişmeler karşısında Kürt diliyle eğitimin zorunluluğu konusundaki inancının da artık iflas ettiğini ilan etmekten kendini alamıyor. Ancak bu olanlardan bir gocunma duymuyor. Çünkü Türk ve Kürtlerin ortak coğrafyadan çıktıklarına, bir ulus oluşturabilecek homojenliğe sahip olduklarına inanıyor. Bu ulusun kültür dili yapısal elverişliliğinden dolayı Kürtçenin, Türkiyenin yerel diyalekleri halinde kalmasında bir sakınca görmüyor.
Bugünkü Kürt Aydınlarının Hepsi Türkçenin Ürünü.
Kürt aydınları bütün düşünce dünyalarının zenginliğini ve hatta siyasi Kürtçülüklerini bile Türkçe gibi gelişmiş bir dile borçludurlar. Türkçe öğrenim görmeselerdi hallri nice olurdu? Şimdi sormak lazım: Kürtçe kursları neden bomboş kaldı? Dolup dolup taşsaydı ne işe yarayacaktı? Gelecekte nereye varılacaktı? Ne okuyabileceklerdi? Kürtçe bir kütüphane yok ki! Yüzyılların açığını nasıl kapatacaklardı? Büyük olasılıkla, geçenlerde ölen Kürt yazar rahmetli Mehmet Uzunu kanser yapan da Kürtçenin içinde bulunduğu bu açmazdı. Çünkü o, bu konuda çok zorladı ve zorlandı, ama beklediğini bulamadı.
Dr. Mehmet Şükrü Sekban, 1933 yılında Fransızca yazdığı Kürt Sorunu- Azınlıkların Problemleri adlı kitabıyla bugün izlenilen bir filmin eski versiyonunun sundu ve Konu ile ilgili olarak görüşlerinin üzerinde durulması gereken ikinci değerli kişi Prof. Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlıdır.
Kendisi eğitimini Batıda yapmıştır. Batının literatür ve metodolojisine hakim bir bilim insanıdır. Bunun yanında Batı diplomasisinin , sosyal bilimleri ve özellikle de oryantalizmin siyasi inceliklerini kendi çıkarları adına nasıl kullandığını da iyi bilmektedir. Son on yılını Türkiyede geçirmiş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu da çok sayıda incelemelerde bulunmuştur. sınır toplumları diye nitelediği coğrafyada, Erzurum, Kars, Ağrı, Erzincan, Van, Muş, Bitlis, Siirt, Diyarbakır, Urfa, Adıyaman, Tunceli, Bingöl ve Malatyada çalışmaları olmuştur.
Kendisinin Sayın Yaşar Kalafatla birlikte hazırladığı Türko- Kürtlerde Uygarlık ve Ağızlar Hakkında Düşünceler adlı kitapta ileri sürdüğü görüşlerle, Dr. Şükrü Sekbanın yukarıda dile getirilen bazı tesbitler arasında önemli ölçülerde örtüşmeler bulunmaktadır
Sınır Toplumları Siyasi Oyunların Piyonu Olurlar.
Sayın Kaşgarlının Kürt diye tanımlanan toplumları da içersine dahil ettiği sınır toplumları ile ilgili açıklamalarına bir göz atalım ! O, bu konuda şunları söylüyor:
Fransa ile Almanya arasında Alsas-Loren yöresi ile, Avusturya ile İtalya arasında bulunan Trentino- Alto Adice yöresi halkları
Anadolu, İran, Irak arasında göçer veya yerleşik bir kısım Kürt toplumlarıyla benzerlikler hatta müşterek nitelikler arzetmektedir. Sınır toplumları, 2 ,3, 4 bazen daha çok krallık , imparatorluk , cumhuriyet vs. gibi merkezi yönetime geçebilmiş toplumların siyasi sınırlarında oluşur.
Ancak bu siyasi sınırlar tarih akışı içerisinde durağan değildir. Savaşlara, politik anlaşmalara göre değişir. Bu nedenle sınır toplumları aynı coğrafi yörelerde değişik devletlere tabi olurlar
Sınır toplumlarının menşei hetorojen, yani çeşitli etnik gruplara mensup olan klan, aşiret, boy halinde kalırlar. Devlet yapısına geçemezler. Hangi ülke sınırında oluşmuşlarsa , o ülkenin genetik yapısıyla kaynaşırlar ve erirler. Sınır toplumları, oluştukları yörede sorun çıkarırlar.idantite, mensubiyet, kimlik, özdeşleşme hissinden yoksun olmaları, siyasi oyunlara kurban edilmelerine de neden olur
Gelelim bu toplumların dilleri ile ilgili görüşlere
Sayın Kaşgarlı hoca devam ediyor:
Bu günkü Trentino-Alto Adice yöresi halkının Avusturya sınırına yakın oturanları Almancaya yakın, ancak İtalyanca ile karışık Germen ağız ve lehçelerinin kelime haznesinin ağır bastığı bir yöresel vernaküler dil kullanırlar
Bu bölüm çok önemli:
(bunların) İtalyan sınırına yakın oturanları ise, aksine İtalyan kuzey lehçesine yakın olan, yine Germen ağız ve lehçeleriyle karışık bulunan yöresel bir vernaküler ağız kulanırlar. Kendilerine özgü bir alfabeleri olmadığı gibi ,edebiyat dilleri de gelişmemiştir. İlkel yöresel terimlerden oluşan atasözü, şarkı gibi sözlü, irticalen gelişen bir anlatımları vardır. Mahalli gelenek ve törelerle yetinirler
Bunlar Germen toplumlarından askeri marşlara benzeyen , kolay öğrenilen, kolay akılda tutulan şarkıları , melodileri almışlardır. İtalyanlardan ise kıvrak güney toplumları danslarına benzeyen toplu daire şeklinde dizilerek oynanan tarantella rakslarını benimsemişlerdir
Her şey ne güzel özetlenmiş ,resim ancak bu kadar uyar. Ana hatlarıylasınır toplumlarında etnik harman söz konusudur deniyor. O yüzden Kürtçüler vazgeçsinler bu ata arama ve tarih yaratma sevdasından ! Zaten dillerindeki diyalekt çeşitlilikleri de bu harman oluştan kaynaklanıyor. Hangi sınırın içersinde sınır toplumu olarak yaşanılıyorsa o dil ağır basıyor ve o toplumla genetik alanda karışma, iç içe geçme söz konusu oluyor. Bu anlamda Dr. Şükrü Sekban ne diyordu?
saf Türk olan Türkmen ile Kürdü ayırt etmek çok güçtür. Çünkü tarihsel süreç içersinde Türk Devletlerinin sınır toplumları olmadan dolayı Türkmen ile önemli oranda bir karışmışlık söz konusu olmuştur.
Türk ve Kürt Deyim ve Atasözleri:
Yazar, Gotne Peşye Kurda (Kürt Atasözleri) adlı risale ile ilgili eleştirilerinin bir bölümünde şunları yazılıyor:
Kürt atasözü olarak ne duymuşlarsa derlemişler. Derledikleri sözleri ne ilmi bir süzgeçten geçirmişler , ne de yüzyılların ötesinden gelen Türk atasözleri ile karşılaştırmışlar . Hata üsüne hata yapılmış . Bu kitapçıkta verilen atasözlerin pekçoğu Türkçeden tercümedir. Bazıları olduğu gibi, bazıları da kelime değiştirerek verilmiştir. Deyimler atasözleri ile karıştırılmış, ayrı bir sınıflama yapılmıştır.
Örnekler:
Kırmanca atasözü . Agır bı erde dıkeve hışk u ter hıhevra dışewıtin Türkçe çevirisi: Yer tutuşur , yaşla birlikte kuru da yanar. Gerçek karşılığı, Kurunun yanında yaş da yanar.
Kırmanca atasözü: Agır u pişo lı cem hev. Türkçe çevirisi: Ateş ve yanık bez bir arada olmaz. Gerçek karşılığı: Ateşle barut bir arada olmaz
Kırmanca atasözü: Agıl ne lı bejneye bı seriye . Türkçe çevirisi: Akıl boyda değil baştadır. Gerçek karşılığı: Akıl yaşta değil baştadır.
Kırmanca atasözü: Emre leglege çu bı tegtege . Türkçe çevirisi : Leyleğin ömrü laklaka ile geçer. Karşıtlığı aynı
.
Sayın Kaşgarlının sınır toplumlarının genel özelliklerinin , Kürt kökenli toplumu ne kadar andırdığı esas üzerinde durulması gereken nokta, dilsel değişimmlere ilişkin hususların ortaya çıkardığı çağrışımlardır.
Trentino-Alto Adice bölgesinin Avusturya sınırına yakın olan halkı Almancaya yakın ama İtalyanca ile karışık , aynı zamanda da Germen ağız ve lehçelerinin kelime haznesine dayanan yöresel vernaküler bir dil anlaşılıyor. Aynı bölgenin İtalya sınırına yakın olanları ise Kuzey İtalya lehçelerine yakın olup, içersinde yine Germen ağız ve lehçelerinin karışık olduğu daha farklı bir vernaküler ağız kullanılıyor.
Bu toplumun etnik yapısının Germen ve Latin kabilelerinin karışımından oluştuğu belli olsa da, Antik Germen lehçe ve ağızlarının belirleyici olmasıyla ilgili olarak bu toplumun ağırlıklı etnik unsurunun Germen özelliği olduğu söylenebilir.Bu, aynı Kırmança ve özellikle de Zazaca da, bugünkü Türkçede kullanılmayan eski Türkçe kelimelerin varlığının ortaya çıkarılmasından dolayı, onların Turanilik bağlantısının kanıtlanmasına benziyor. Fakat etnik ağırlık ne olursa olsun, bu halkın kulandığı dilin yöresel bir vernaküler ağız olduğunun aksini ileri sürmek mümkün değildir.
Nitekim bugün sömürgeci güçlerin Kürt kökenli toplumu kışkırttığı gibi, 2. Dünya Savaşına girerken de kuzey İtalyadaki bu toplum ,eski Germen kabilelerine dayandıkları iddiasıyla bağımsızlık serüveni doğrultusunda tetiklenmiştir. Ancak devrin İtalya hükümeti , yörede konuşulan iki vernaküler dili sadece konuşma dili olarak kabul etmiş ve Güney Tiroller bölgesine hiçbir siyasi otonomi tanımamıştır.
Görüldüğü gibi İtalyan hükümeti o iki ağızı konuşma dili yani vernaküler diller olarak ilan edebilirken, Kürtçenin neden vernaküler bir dil olmanın ötesine taşınarak , AB-D tarafından eğitim dili olması doğrultusunda dayatmalar günümüzde konu oluyor?
Prof. Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlının ifadesine göre sınır toplumlarının alfebeleri de yoktur ve edebiyat dilleri gelişmemiştir. Sadece sözlü ve irticalen söyledikleri iletişim yapıları vardır. Bu ifadelerden sınır toplumlarının dilinin yazı diline pek uygun olmadığı anlaşılıyor. Yine aynı bilim insanımıza göre, Kürtler de sınır toplumu sınıfına uygun halk oluşumları olarak değerlendirildiklerinde, onların da aynı yapısal kategoriye dahil olmaları gerekiyor
Nitekim Sayın Mehlika Aktok Kaşgarlıyı destekleme anlamında ünlü Kürdolog ve dilbilimci Goishi Kojima da konuyla ilgili olarak şöyle bir açıklama getiriyor:
Kırmançi bir eğitim dili olarak kullanılabilir mi? Hayır! Okulda öğretilemez. Eğer Kırmançi lehçelerinden bir tanesini seçerek öğretmeye kalkarsanız, önce Türkçeyi öğretmeniz gerekir. Konuşulan Kırmançi ile yazılan Kırmançi arasında büyük farklar vardır
Zazacanın ise yazılı biçimi hiç bilinmemektedir
.
Mehlika Aktok Kaşgarlı dil konusundaki açıklamalarını şöyle sürdürüyor:
Gerçek dil, kullanılan hazır geniş bir kelime hazinesi olan yazılı eğitim dilidir.
Ömrünü Kürtçeye Adayan Bir Bilim Adamının İtirafları.
Kürtçenin kelime hazinesi çoğunlukla başka dillere ait midir? Bu konuda yapılmış çok sayıda araştırma bunun öyle olduğunu söylüyor. Sayın Ahmet Buran, Yusuf Ziyaeddin Paşanın Kürtçe- Türkçe sözlüğünde yer alan 5900 kelimenin %22 sinin Farsça, %20sinin Arapça ,% 17sinin Türkçe, %8inin özel isim ve %33 ünün de Süryanice , Rumca, Ermenice, İtalyanca, Rusça, Yunanca , Fransızca vb. kökenli olduklarını saptamıştı.
Ünlü Kürdolog Minorsky Ben de Kürtçeye bir ömür sarf ettim . Yıllardır bu dil üzerinde çalışıyorum. Ancak eldeki bütün kelimeler Türkçe, Farsça, Ermenice, Süryanice, Rumca vb. dillerden alınma veya bozma çıktı. Menşeini tesbit edemediğim sadece 164 kelime kaldı. Bunların da, aranırsa menşeini bulmak mümkün
Rus Konsolos Aleksandre Jabanın hazırlanmasına öncülük ettiği sözlükte de, sekiz bin küsur kelime arasında sadece 300 kelime Kürtçe olarak saptanabilmiştir.
Kürtçe Kursları Neden Kapandı?
Çünkü burada söz konusu edilen özgün bir kelime hazinesi .Gidilecek, Iraklı Kürtler arasında konuşulan Soraniceden birçok kelime alıp sözlük hazırlanacak, ama bunların hiçbirisini Anadoludaki Kürt kökenli vatandaşımız anlamayacak. Tabii ki, o zaman da Kürtçe kursları sinek avlamaya mahkum olacak. Ya da farklı anlamlara gelen kelimeleri bir araya getirerek protez kelimeler oluşturulacak. Örneğin; alın yazısı sözcüğü yoksa, Kürtçe alın demek olan çare ile yazıdemek olan nıvızı birleştirilecek ve kürtçe kelime çarenıvız ,alın yazısı denilecek! Ya da lügatında sömürücü sözcüğü mevcut değilse ki ( çağdaş terim ve kavramlardan biri olduğundan dolayı bunun diyalektik aşamaya varamayan bir dilde bulunmaması gayet normal) , ked ile hvar ı kaynak yapıp kednvar= emek yedi , yani sömürücü kelimesini türetilecek ve de bu kelimeler, Kürt kökenli toplumca anlaşılamadığıy için Kürtçe kurslarının kapısına kilit vurulacak. Ama hala Kürtçe eğitim dili olsun denilecek
.
Kaşgarlıya göre, bir dilin gerçek dil olabilmesi için ikinci şart neydi? Cümle teşkil ve ifade şeklinin başka dile ait olmaması. Yani bazen Türkçenin, bazen Farsçanın veya Osmanlıcanın gramer kurallarını uygulamayacak ve tek tip bir gramere sahip olacak.
Peki, kürtçe bu standarda sahip mi? Hayır!
İletişim ağızları olmaları nedeniyle Kürt ağızlarının gramer koşullarını tesbit etmek çok zordur. Kürt ağızları bazen Orta Asya dillerinde olduğu gibi heceleri birbirine bağlı olabilir. Mesela,arkadaşım örneğinde olduğu gibi
.Bazen, özellikle Doğu Anadoluda göçer ve yerleşik Kürt aşiretleri Farsçadan ziyade Osmanlıcadan esinlenmiştir
Farsçadaki yapmak anlamına gelen kırınfiili de Türkçede birçok ismin önüne gelerek çekime tabi tutulabilmektedir
. Duakırın= dua etmek, perçekırın= parçalamak, (buradaki parçe,yani parça Türkçe, kırın ise Farsçadır. Çırkırın=yırtmak, çotkırın= çift sürmek, ( buradaki çot, yani çift Türkçe, kırın ise Farsçadır) vs
Kürt ağızlarında Farsçadan evvel Osmanlıcadan gelen an takısı çoğulluk ifade eder
Görüldüğü gibi nasıl oluyor da, Kürtçe gramer diye ileri sürülen yapı içersinde Farsçanın , Osmanlıcanın, Orta Asya dillerinin gramer kuralları birlikte yer alabiliyor. Hatta çok ilginç bir örnek olarak ,yukarıda da gösterildiği şekliyle ,Farsça fiili, Türkçe kelimelerle iç içe geçmiş bir durumda kullanılabiliyor
Her dilden biraz demlenmiş, yamalı bohça gibi karmakarışık ,gramersiz bir dilin yazı dili de eğitim dili de olabilmesi mümkün mü?
Gerçek bir dil olmayla ilgili olarak yapılan yorumlar içinde ne deniliyor? Dili kendine özgü bir ses düzeni oluşmamışsa, yani ses düzeni yöreden yöreye değişiyorsa, başka bir ifade ile ortak bir ses kimliği de oluşturulamıyorsa , bu durumda büyük yapısal değişiklikler de söz konu olabilecektir. Böyle bir durumda ise, içe kapanık yapılarda konuşulan dilin de o bölgeye özgü bir durumda kalması söz konusu olabilecektir
Örneğin, ücra bir köşede birbirine yakın üç-beş dağ köyünde oluşmuş ve yöresinde kalmış bir diyalekt sadece bölgesine mahsus olarak kalabilecektir.
En önemli etmen
Kaşgarlıya göre bir dil, kendine ait ve dilin özelliklerini koruyan bir alfabeye sahip değilse gerçek dil sınıfına girmiyor.
Peki,kendine ait ve dilin özelliklerini korumak hangi anlama geliyor? Bir kere o dilin iç bütünlüğnü sağlıyabilecek canlı bir sistemin olması gerekiyor. O sistem içersinde ortak bir ses düzeninin bulunması da olmazsa olmaz bir koşul olarak ortaya çıkıyor. Yine o sistem bünyesinde, bu özgün ses düzeninin de belirleyici olduğu kendine özgü yeterli bir kelime hazinesinin var olması kaçınılmaz oluyor. Ayrıca, bütün bunları belli bir standart çerçevesinde çalıştırarak ortaya ürünler çıkarabilecek toparlayıcı bir kurallar bütünlüğü de gerekiyor ki , bunun da tek tip ve özgün bir gramer yapısı gerçekleştiriliyor.
İşte bütün bunlar var ise alfabe ortaya çıkabiliyor. Çünkü alfabe bir tamamlayıcı unsur olarak devreye giriyor. Son olarak da, alfabenin oluşmasıyla birlikte yazı diline geçilebiliyor. Böylelikle o dil, eğitim ve kültür dili haline gelebiliyor. Diğer taraftan , Prof.Dr. Mehlika Aktok Kaşgarlının da vurguladığı gibi, yazılı eğitim diline geçememiş bir dil gerçek dil sayılmıyor. Demek ki,ancak gerekli şartlara haiz bir dilin alfabesi olabiliyor ve alfabesi olmayan bir dil de yazı diline geçemediği için gerçek bir dil olarak kabul edilmiyor
O zaman soralım: Kürtçülerin yeni Anayasada eğitim dili olarak güvence altına almaya çalıştıkları Kürtçe, bir eğitim dili olabilir mi? Yoksa, yukarıda anlatılanlar çerçevesinde vernaküler bir dil olarak kalmaya mahkum mudur?
Evet, sonuç: Kürtçe vernaküler bir dildir.
Deniliyor ki alfabe varmış!
Bu konuda gene yine Mehlika Aktok Kaşgarlıya dönelim:
Batı literatürüne göre, Kırmanci ağızlarının yazılı metinleri vardır. Ancak Türkiyede mukim Kırmanci şivelerini konuşanlar böyle yazılı metinlerin varlığını bilmemektedir. Aslında yazılı Kırmanci, 19 yüzyılda kaleme alınmış prefabrik bir lehçedir. Kırmanci ağızları konuşan Kuzey Kürt Türkleri bu prefabrik dili suni bir dil olduğu için anlamazlar. Yazılı Kırmanci uyduruk bir dildir. Bu itibarla Kırmanci ağızlarını konuşanlar bu yapay yazılı dili aynı yörede yaşalar bile anlamazlar, benimsemezler. Çünkü dil, yaşayan kendine özgü hususlarla gelişen veya kaybolan canlı bir olaydır. Bu itibarla kendi niteliklerini kendi kendine tayin eder.
Sırası gelmişken, son olarak çok önemli bir konuyu daha dile getirmekte yarar var.
Sayın Mehlika Aktok Kaşgarlı diyor ki, Bugün tarih sahnesinde yer alan, kimliğini, kişiliğini kesin olarak ifade eden Fransa, Almanya, Türkiye vb. gibi uluslar kişiliklerini erken Ortaçağda kazanmışlardır (IV X yüzyıl).Ve de o zamanlardan beri yeryüzünün bu coğrafyalarında yaşayanlara, bütün dünya Fransız, Alman ya da Türk demiştir
*Sn. Eser Özaltınderenin çalışmasından esinlenerek özetlenmiş ve derlenmiştir.
(1)Vernaküler Dil: Basit iletişime yönelik, kelime hazinesi kısıtlı, doğal ihtiyaçları karşılama amacını taşıyan bir konuşma dilidir.
Powered by vBulletin® Copyright ©2012 Adduco Digital e.K. und vBulletin Solutions, Inc. Alle Rechte vorbehalten.