PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : Soros und Revolutionen (Zusammengeführte Stränge)



Oguz9
30.03.05, 13:09
Sirbistan, Gürcistan, Ukrayna ve Kirgizistan. Bu dört ülkenin üc tane ortak noktasi var.

Birincisi: Secimlerde hile karisildigina iddia edildi.
Ikincisi: Sempatik ve ´halktan birisi´ imaji verip, yaninda güclü bir bayan bulundurmasi.
Ücüncüsü: Halk ´demokrasi özlemiyle´ diktatör seklindeki yönetimlerden bikmasi, sosyo-ekonominin cökmesi ve demokrasi talebiyle ortaya cikan liderlerin, digerlerini aratmiyacak ölcüde otorite olmasi.

Bu dört ülkede ´kopyalanmis´ gibi bu sekilde yeni yönetimler ülkeye yerlesti, yani SOROS destekli halk hareketleri mevcut yönetimi yerle bir etti.

Acaba, bu dört ülkenin pes pese ´SOROS´ rüzgarina kapilmasina neden olan unsur nedir?

ABD´nin Büyük Ortadogu Projesi bilindigi gibi Kuzey Afrikadan, Balkana, Balkanlardan, Kafkaslara, Kafkaslardan, Orta Doguya, Orta Dogudan Orta Asyaya, Orta Asyadan, Güney Asyaya uzanan bir haritanin yeniden ´sekillendirmeye´ endeksli olan bir Proje. Ve ne tuhafdir ki, bu ülkeler yeralti zenginligi, liman zenginligi, strateji önemi cok yogun ve önem tasiyan ülkeler. Ama bence en önemli faktör olan bu ülkelerin cogunlugu (bazi ülkelerde müslüman topluluklarin yasadigi ortada. Sirbistan, Gürcistan, Ukrayna vs.) ISLAM ülkesi olmasi.

BOP tam merkezi olarakta Israilin bulunmasi sizce tesadüfmü yoksa sistematik bir ´kasit´mi?

Türkiyemizde, son zamanda ´yüz yillarca´ gizli(!) kalan mason localari ´kapilarini aciyorlar(?!)´ acaba neden?

Türkiyemizde, iki gencin(!) ´metal firtina´ isminde kitap yazarak büyük yanki doguruyor, bu teknik bilgileri genclere kim aktardi?

Türkiyemizde, anti-semitizm ve anti-abd hareketi, gündeme ´kavgam´ kitabi ile noktalaniyor. Yoksa ABD´nin hakliliginimi kanaat getiriyor ´kavgamin´ yüksek satisi?

Bu SOROS hareketi Türkiyemizde gerceklesebilirmi?

Icelde gerceklesen ´bayragi yakma´ hareketi, Kibrista olusan ´Bayraga hac´ cizme hareketlerinde bir ortaklik bulabilirmiyiz?

Soru üzerine soru ama bir türlü rasyonelligin gerektirdigi bir cevap yok!

Sizce bu biraz ´programlasmis´ degilmi?

saygilarimla

Oguz Dokuz

Oguz_Dokuz
30.04.05, 13:55
Sizlere bir gazete yazarin ilginc "tespitlerini" sergiliyeceyim. Yazilarda gecen isimler, kurumlar, tarihler ve mekanlar tamamiyla gercektir!!! Dikkatle ve akil ile okunmasi arz edilir.

saygilarimla

-----------------------------------------------------------------------

30 Nisan-1 Mayıs 2005 günlerinde, Topkapı''daki Eresin Otel''de "Uluslararası İslam Dünyası Sivil Toplum Örgütleri Toplantısı" düzenleniyor! Toplantıyı kimin düzenlediğini araştırıyoruz, karşımıza "Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı" çıkıyor! Arap Basını, bu toplantıyı, aslında "Türk Dışişleri Bakanlığı Büyük Ortadoğu Projesi Genel Koordinatörü" Ömür Orhun''un düzenlediğini belirtiyor ve bu konudaki bilgileri Amerikan basınına dayandırıyor.

Arap basını, toplantıya, ABD''nin Büyük Orta Doğu projesini destekleyen İslam ülkelerinde ABD ve ABD tarafından fonlanan sivil toplum kuruluşlarının davet edildiğini açık açık yazıyor.

Toplantıya, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Filistin, Umman ve Katar''dan kimse davet edilmedi.

Çünkü bu ülkeler Amerikan askerlerinin işgali altında! Filistin''den ise bir Filistinli yerine İsrail''in desteklediği bir sivil toplum örgütünden temsilci çağrıldı.

İran adına ise ABD de bulunan İranlı STK başkanları davet edildi.

Bunların büyük bir bölümü komünist veya Şah taraftarı.

Suudi Arabistan, Bahreyn, Suriye ve Kuveyt''ten ise çok sayıda STK yöneticisi davet edildi.

Katar''da yayınlanan Al Şark gazetesi, bu toplantının BOP kapsamında yapıldığını, şayet arkasında Türk Dışişleri Bakanlığı ve İslam Konferansı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu varsa, Türkiye''nin Arap kamuoyuna bir açıklama yapması gerektiğini yazdı.

Gazete, toplantının BOP kapsamında gerçekleştiğini ABD kongresindeki bazı Cumhuriyetçi milletvekilerinin açıkladığını da belirtti. Bu arada, toplantıya davet edilenlerin yol paralarının bir kısmının masraflarının karşılandığı, bir kısmının ise kendi imkanları ile İstanbul''a gittiğini belirten Suudi Arabistan televizyonları, bu farklılığın sebebini soruşturuyor! Suriyeli ve Mısırlı yazarlar ise toplantının Dışişleri bakanlığı tarafından, yukarıda adı geçen vakıfla ortaklaşa düzenlendiğini anlatıyor.

Kısacası, bütün Arap basını bir haftadır, İstanbul''da yapılacak bu toplantıyı tartışıyor.

Al-Nil adlı Mısır gazetesinde yazan Abdullah Hasan Mustafa, bu toplantının, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan''da hayata geçirilen Soros darbelerinin bir devamı niteliğinde olduğunu belirtiyor.

El Küdüs El Erabi adlı gazete ise Mısır ve Suriye''deki İhvanı Müslimin örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD''nin 1.1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak, Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News gazetesinden alındığını da yazıyor.

Bu gazeteler, Türkiye''de yapılacak toplantının aslında Büyük Ortadoğu projesi kapsamında AKP ile ABD arasında imzalanan gizli bir anlaşmadan kaynaklandığını iddia ediyor ve Türkiye ile ABD-İsrail arasındaki ilişkilerin kopuk olduğu bir dönemde Türkiye ile ABD arasında 1,1 Milyar dolarlık F-16 antlaşmasının imzalanması ve İsrail ile 200 milyon dolarlık bir başka anlaşmaya varılmasına dikkat çekiyor.

Arap basını, İncirlik üssünün ABD''ye lojistik destek için verilmesini de BOP kapsamında değerlendiriyor ve "İncirlik, BOP''un karargahı olacak" diye yazıyor.

İlginçtir, bu haber ve yorumların hiçbiri Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü bültenlerinde yok!.

Arap basınının doğru yazdığını, Anadolu Ajansı''nın 16 Mart 2005 tarihli bir haberinden öğreniyoruz.

Haberde aynen şöyle deniliyor: "Dışişleri Bakanlığı Geniş Ortadoğu Girişimi Koordinatörü büyükelçi Ömür Orhun, Ortadoğu''daki halkların güven ve refah beklentilerinin şüphe götürmez olduğunu belirterek, ''Ancak bölge ülkelerinin liderlerinin özgürlük anlayışı henüz kemale ermemiştir'' dedi.

Işık Üniversitesi ve Demokratik İlkeler Derneği''nce, üniversitenin Maslak Yerleşkesi''nde düzenlenen ''Büyük Ortadoğu Projesi'' konulu panelde konuşan Orhun, dış politikada sadece hükümetlerin çabasının yeterli olmadığını, sivil toplum örgütlerinin de katkısının önemli olduğunu söyledi.

Emekli büyükelçi Emre Gönensay da ''Büyük Ortadoğu Projesi''nde demokrasiyle İslam''ın birarada yaşayacağı bir model düşünülüyor. Buna en güzel örnek de Türkiye'' dedi.

Görüldüğü gibi, İstanbul''daki toplantının arkasında Türk Dışişleri''nin bulunduğu, bu toplantıdaki konuşmalardan da anlaşılıyor.

Türk Dışişleri''ndeki ABD-İngiltere-İsrail lobisi, Büyük Ortadoğu Projesi''ne tam destek vermek için özel bir birim bile kurmuş! Ancak bu politika, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök''ün açıkladığı milli stratejilerle taban tabana zıt!

Peki, Türkiye''yi Yahudi lobisi mi yönetiyor, yoksa Türkler mi?

Arslan Bulut - Yeniçağ

Oguz_Dokuz
16.05.05, 22:44
Bundan bir hafta önce M.A.Birand ünlü Borsaci, finansman ve "spekulasyoncu" Macar kökenli Yahudi Georg Soros ile bir söyleyesi gerceklesti. Gayet sempatik ve nazik tavirlariyla "halkin" nabzini yoklayarak "puan" toplamistir.
Anti-Bush yönetim tavirlariyla "Yesil Kusak" dedigimiz cervelerdende "alkis" almis olabilir. Cünki, düsmanimin düsmani benim dostumdur, siari hem strateji hemde siyasi alanda gecerligini hale korumakta.

Soros, demokrasi ugruna, tüm maddi varligini harcamaya hazir oldugunu söylüyor ve bu konuda hic bir etnik, din, bölgesel farki gözetmedini altina cizerek vurguluyor. Bilindigi gibi, her devrime bir "sekil/kimlik/renk" veriyorlar. Suan Özbekistandaki devrime "yesil" sifati yakistiriliyor. Bu ard ardina gelen devrimler ve paralel olarakta beraberinde silahli yöntemle getirilmek istenilen demokrasi(!)nin son ümidi ve "Yeni Düzenin" haritasi BOP, acaba bir biriyle akrabaligi varmidir?

Orta Asyada bu sosyo-kültürel patlamalari "fitilleyen" Orta-Asya birligi olabilirmi sizce? Yani bu Orta-Asya birliginden korkup, menfaatlarinin yiteceyi endisesini tasiyan "demokrasi" sovalyeleri, bu yola basvurmus olamazlarmi?

Sorosun Türkiyede ve diger ülkelerde destekledigi vakiflar, genellikle o ülkenin "hakim" unsurlariyla "zit" ve o ülkenin üniter yapisini "radikal" devrim(!)lerle degistirme arzusunu tasiyan örgütler. Niye Soros o ülkenin "rejim" yanlisi örgütlere destek cikmiyor? Gerci bu baska bir basligin dipnotlari. Gelelim asil konuyu. ASAM (Avrasya Stratejik Arastirmalar Merkezi) elemanlarindan olan Sinan OGAN ilginc tespitlerde bulunmus:


Özbekistan’da yaşanan hadiselerin bundan sonraki seyri ile ilgili aşağıdaki senaryolar üzerinde durulabilir:

Birinci Senaryo: (iyimser) Bölgenin en katı lideri olan ve Orta Asya’nın en güçlü ordusuna sahip olan İslam Kerimov’un, olayları her ne pahasına olursa olsun bastırma yönünde adımlar atması ve göstericilere ateş açılması üzerine, isyancıların geri çekilmesi, isyanın bastırılması. Kanaatimizce en güçlü ihtimal birinci senaryonun gerçekleşmesidir.

İkinci Senaryo: (kötümser - yeşil) Bu senaryo olayların büyümesi üzerine kurgulanmıştır. Bu senaryoda ordunun isyancıları bastırma girişimi ve isyancıların direnmesi sonucunda ölü ve yaralı sayısının giderek artması. Namangan, Nargilan, Hokand gibi diğer bölgelerde Kerimov rejiminin baskılarından rahatsız olan bastırılmış kesimlerin güçlerini isyancılarla birleştirmesi. Özbek muhalefetinin de devreye girmesiyle, Batının bu hareketlere destek vermesi ve Kerimov’un düşürülmesi.

Üçüncü Senaryo: (Dostum) Afganistan’da en büyük silahlı gruplardan birisine sahip olan ve Genelkurmay Başkanlığı görevini de yürüten Özbek asıllı General Raşid Dostum’un olaylara müdahil olması sebebiyle, hadiselerin tüm bölgeye yayılması. Afganistan’da Özbek bölgelerinde ABD karşıtlığıyla başlayan olayların Özbekistan’a kadar uzanması.

Yukarıdaki senaryolar içinde iyimser olarak tabir edebileceğimiz birinci senaryo gerçekleşme ihtimali en yüksek senaryodur. Ancak, bugün Özbekistan’da yaşanan olaylar, yukarıdaki bütün senaryoların ihtimal dahilinde düşünülmesini gerekli kılmakta ve yaşanan belirsizlik bütün ihtimallere şans tanımamıza sebep olmaktadır.

---------------------------------------------------------

Sinan beyin tespitleri gercekten "ele" alinmasi gereken görüsler. Bakalim önümüzdeki günler neyi onaylayacak?

saygilarimla

Oguz Dokuz

Oguz_Dokuz
16.05.05, 23:08
Bu ara sizlere bilim ve ilim ile donaltilmis bir (objektif) sayfa sizlere öneriyorum. www.avsam.org

saygi ve sevgilerimle

dertli4u
17.05.05, 00:22
Bu ara sizlere bilim ve ilim ile donaltilmis bir (objektif) sayfa sizlere öneriyorum. www.avsam.org (http://www.avsam.org/)

saygi ve sevgilerimle

evet, bu sayfa, fikir gelistirmek icin faydali..sagol.

Oguz_Dokuz
18.05.05, 13:50
Özbekistanda "baski" gören yüzde yüz Türk partisi olan ERK Partisi Andicanda gelisen olaylar hakkinda bir basin bildirisinde bulundu. Buyrun:

Yönetimin farklı görüş sahiplerine ve dindarlara karşı yürütmekte olduğu sistematik baskı ve zülüm kitlesel halk ayaklanmasına neden olmuştur.

Andican şehrinde halk yargı sistemindeki adaletsizliğe karşı açıkça isyan etmiş bulunuyor. Andican halkı Cumhurbaşkanının derhal istifasını talep etmekte.

Hiç şüphe yok ki, Kerimov rejimi bu halk tepkisini de ‘'İslam Fundamentalistları''nın tezgâhı" ilan edecek ve onu kanlı şekilde bastırmak için tüm tedbirleri alacaktır.

Zaten, bir hafta önce, ABD Büyükelçiliği önünde Kaşkaderya'lı esnaflarca düzenlenen protestonun Özbek Gizli Servisi tarafından ne kadar acımasız şekilde bastırdığına bütün dünya şahit oldu. Maalesef Batı, bu mağdur insanların çeşitli suçlar isnat edilerek zulme maruz kaldıklarına göz yummaktadır.

İsrail Büyükelçiliği önündeki intihar saldırısı olayını büyük ihtimalle Özbek Gizli Servisi düzenlediği kanaatindeyiz.

Bu gibi provokasyonlar Hükümete kamuoyu dikkatini başka yöne – İslami gruplara çekmek için lazım. Böylece Andican'daki günlerdir devam etmekte olan nümayişlere karşı yapacağı saldırı için zemin hazırlıyor.

Fakat olayı başka yöne çekmek ve durumdan istifade ederek sessiz halk gösterilerini silahlı çatışmaya dönüştürmek isteyen güçler de yok değildir, maalesef. Ve bu Hükümeti halka karşı yeni kitlesel kırım başlatmasına sebep olabilir. Bir ölçüde bunu başardılar bile. Fakat henüz olayları en az zayiatla yatıştırma şansı bulunmaktadır.

ERK Partisi olarak Andican olaylarının barışÃ§ıl yollarla çözülmesinden yanayız ve taraflar arasında arabuluculuk yapmaya hazırız. Dünya kamuoyunu Özbek rejiminin masum insanların kanını dökmesine engel olmaya çağırıyoruz. Ayrıca, bölge istikrarını sürekli tehlike altında tutan Özbek Hükümetinin baskıcı siyasetini kınamaya çağırıyoruz.

dertli4u
18.05.05, 13:56
özbekistanda meydana gelen olaylari, "seriatci" gösteri ve "islamci" eylem olarak göstermeye calisiyorlar.


fergana vadisi, o bölgede en fakir ama en kalabalik toplum yapisina sahiptir.

konunun ekonomik yönünü gözden irak tutmamali...

muhammed salih,demokrattir, türkcüdür..bunuda iyi bilmek lazim.

gazetelerin ve ajanslarin her anlattigi habere inanmak ne derece dogru olur..iyice süzmek gerekir.

Turan
03.06.05, 23:14
Am 8 Juni 2005 wird George Soros, der schon 7 Umstürze in verschiedenen Ländern finanziert hat, der Türkei seinen ersten Besuch abstatten.


Aber wer genau ist dieser Mann?

George Soros, Chef der Soros Found Management: geboren in budapest 1930, ist ein bekannter und umstrittener Us-Investmentbanker jüdischer Herrkunft. 1969 übernahm er einen Vermögendfond in Curacao (Brasilien). Seine später übernommenen Quantum Funds (Hedge fonds-riesige Investmentgesellschaften ) opperieren von Offshore-Finanzzentren wie den Niederlnändischen Antillen und Jungferninseln. Im Finanzbereich werden mit â€Offshore“ Wirtschaftssondegebiete definiert, die als steuer- und zollfrei gelten. Auch Inseln gelten teilweise als solche. Das hat ihm immer wieder scharfe Kritik eingebracht, da er somit seine Geschäfte der Kontrolle durch die US-Finanzaufsicht entzieht. Zudem werden diese Fianzzentren von der OECD â€Organisation für wirtschaftliche Zusammenarbeit und Entwicklung“, immer wider als die wichtigsten Zentren der internationalen Geldwäsche illegaler Erlöse aus dem lateinamerikanischen Drogenhandel genannt. 2005 wird er von einem franz. Gericht zu einer Geldstrafe in Höhe seines vermuteten Spekulationsgewinnes verurteilt. Soros Person bleibt umstritten, zumal er vorbestraft ist, durch seine Transaktionen extremen Reichtum angesammelt und zum anderen erklärt er selber, das die Rahmenbedingungen für Spekulationsgeschäfte die gesunde wirtschaftliche Entwicklungen in vielen unterentwickelten Ländern gefährden. (1) Ferner beruhen seine internationale Aktivitäten, auf keinerlei Produktionstätigkeiten, sondern auf riesen Gewinne aus internationalen börsengeschäften. Man schätzt das George Soros, in politischen Kreisen auch â€international Mixer“ genannt, sich ein Vermögen von 10-15 Milliarden US-Dollar angereichert hat.

In den Ländern in denen er Fuß fasst, investiert er seine Gewinne insbesondere für das Fortschreiten der Globalisierung und Liberalisierung.
Das â€Open Society Institute“ (türk. ATE) welches seinem Hauptsitz in New York hat und von ihm finanziert wird, ist in 60 Ländern tätig.
Dieses Institut arbeitet für das Fortschreiten der Bildung, der Demokratie und des Fortschritts im Sinne der Globalisierung.
Fraglich ist jedoch, ob dieses Insitut nicht die Vorarbeit für die Neue Weltordnung schaffen soll, um die auserkorenen Länder für einem Umsturz vorzubereiten?! Den diesen NGO´s (Non Govermental Organisations) fällt vor allem die Rolle zu, günstige Voraussetzungen für Umstürze zu schaffen. (2)

Nach Meldungen der türkischen Nachrichtenagenturen, soll Soros bei seinem Türkei Besuch, 50 seiner Spekulanten aus dem Quantum Fund mit sich bringen.
Desweiteren will er mit Politikern und Wirtschaftskreisen zusammentreffen und die von ihm finanzierten NGO´s:
1. (ATE) â€Acik toplum Enstitüsü“
2. (TESEV) â€Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfıâ€, sollen für anstehende Projekte koordiniert werden.

Diese beiden NGOs, sollen in der Türkei angeblich Soziale-Projekte durchführen.
Für (TESEV) und (ATE) wurden alleine im Jahr 2002 900000 Dollar, 2003 1,3 Mio. Dollar, 2004 1,7 Mio. Dollar für Projekte investiert.
Hier einige der anstehen Projekte dieser NGO´s unter dem Motto:
* Bildungsreform.
*Aufklärungskampagnen für Menschenrechte
*Überarbeitung und Änderung der Schulbücher
* Kulturelle Pilotprojekte in regionalen Städten wie Kayseri, Malatya, Diyarbakır, Kars.

Soros der schon in Weltwirtchaftsforum von Davos mit Präsident Erdogan, Staatsminister Ali Babacan und Finanzminister Kemal Unakıtan zusammentraf, wurde von ihnen in die Türkei zum investieren eingeladen.
Bei diesem Zusammentreffen behauptete der Börsenspekulant, das eine Anbindung der Türkei an die EU durch gewisse Reformen, das Land für ihn persönlich verlockend machen würde und nahm die Einladung der AKP an. (3 )

Im Interview, das der EU-Propagandist und wegen Betruges am staatlichen Fernsehsender TRT vorbestrafte Journalist Mehmet Ali Birand (4) mit ihm am 8.5.05 bei CNN-Türk führt, verkündet Soros, das er bereits 5 Milliarden Dollar in seine Umstürze finanziert habe. Ferner beauptet er, das die Umstürze eigentlich gar nicht so teuer seinen und das sogar ein Paar hunderttaused Dollar ausreichen können. (5) Soros weiter: â€Ich werde mit meinen NGO´s die Türkei weiterhin im EU-Reformkurs unterstützen“.. â€Viele Gesetze haben sich in der Türkei schon geändert.“..“ Fortschritte in der Kurdenfrage, das Polizeiproblem, die Bemühungen der Regierung in der Zypernangelegenheit.“ (6)

Hinsichtlich gelten die Reformbemühungen seiner finanzierten Einrichtungen, insbesondere der türkischen Armee. Dies bringt der TESEV Mitarbeiter Dr. Ümit Kardaş, im Interview mit der Radikal-Zeitung vom 9.5.05 zum Ausdruck: â€die Armee kennt keine Gesetze.“...Sie darf sich nicht zu Wort melden“.. Der Nationale Sicherheitsrat (MGK) muss aufgehoben werden.“ (7)

Nun stellt sich bei dem anstehenden Besuch die Frage, welche Absichten dieser Mann in der Türkei hegt?
Vielleicht andere als die in Georgien, der Ukraine, Kirgisien..........?

Wie sind eure Meinungen über den anstehenden Türkei-Besuch von George Soros?
Und wie bewertet ihr die Aktivitäten seiner NGO´s?

(1) http://www.netzwelt.de/lexikon/George_Soros.html
(2) http://www.monde-diplomatique.de/pm/2005/01/14.mondeText.artikel,a0032.idx ,11
(3) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazar.asp?id=14&altid=3541
(4) http://www.millisimge.de/buyukturkeli/kurultay/kurultatay02122002.htm
(5) http://www.cnnturk.com.tr/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&HID=2&haberID=95137
(6) http://www.internethaber.com/mays/article_view.php?aid=293589
(7) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=152096

DeLaHoya
03.06.05, 23:16
Ich hoffe, dass er die AKP Regierung stürzt!

Go Soros go!

dertli4u
03.06.05, 23:23
Ich hoffe, dass er die AKP Regierung stürzt!

Go Soros go!

bence AKP hükümeti düstü coktan ama farkinda degiller..

Detan
03.06.05, 23:24
Egal was uns dieser Typ bringt, ein umsturz wird es sichrlich nicht sein. Die Türkei ist politisch und gesellschaftlich nicht so instabil wie die Ukraine, Georgien oder andere Bananenrepubliken.

Turan
03.06.05, 23:28
Ich hoffe, dass er die AKP Regierung stürzt!

Go Soros go! Nunja,
ich finde die AKP Regierung setzt doch direkt oder indirekt das um, wofür Soros auf internationaler Bühne hinarbeitet, bzw. sich durch seine Finanzierungen einsetzt.
Sprich: das Schlagwort der Liberalisierung, oder gar: "Aushölung der Republik Atatürks"?
In gewissen Kreisen wird ja sowas als Reformierung bezeichnet.


Weshalb sollte Erdogan durch Soros gestürzt werden?

aber vielleicht wird ja auch die AKP das Opfer ihrer eigenen Politik, oder der von George Soros?

Aber was genau Soros mit seinem Besuch beabsichtigt und mit seinen Einrichtugen in der türkei veranstaltet, könnte meiner Meinung nach mehrere Gründe haben?

dertli4u
03.06.05, 23:29
Egal was uns dieser Typ bringt, ein umsturz wird es sichrlich nicht sein. Die Türkei ist politisch und gesellschaftlich nicht so instabil wie die Ukraine, Georgien oder andere Bananenrepubliken.

detan

aman ha..kendimizi rehavete kaptirmayalim.

12 eylül öncesi "günes motel " pazarligi sonucu 11 ler nasil sitifa etti..

akp den önceki ecevit iktidari, bir hafta icinde nasil sapir sapir döküldü..

ne paralar döndü...

"önce tekerlek sonra memleket" diyen bir ton insan var..

halbuki,
"önce memleket, sonra tekerlek" diyenlerin uyanik olmasi..ve fazla olmasi durumunda ancak senin dedigin gibi (ukrayna, georgien falan) olmaz...

Turan
03.06.05, 23:54
detan

aman ha..kendimizi rehavete kaptirmayalim.

12 eylül öncesi "günes motel " pazarligi sonucu 11 ler nasil sitifa etti..

akp den önceki ecevit iktidari, bir hafta icinde nasil sapir sapir döküldü..

ne paralar döndü...

"önce tekerlek sonra memleket" diyen bir ton insan var..

halbuki,
"önce memleket, sonra tekerlek" diyenlerin uyanik olmasi..ve fazla olmasi durumunda ancak senin dedigin gibi (ukrayna, georgien falan) olmaz... Bu memelekt-tekerlek konusu, Hükümetler kurulurken milletvekillerin partiden partiye ziplamalarini aklima getiriyor.

Hem su AKP nasil böyle ayakta durabiliyor? AKP milletvekillerinin mazilerinede bakmak gerek. Saglam, birlestirici bir ideolojiye sahip midir bu parti? Ist es nicht ein reiner instabiler flickenteppich? ama destekcileri vardir kesin...

yanlizkurt
04.06.05, 00:04
soros kann nichts bewirken... er hat es schon mehr mals versucht in der türkischen börse einzustigen... und die jungs in bosboros haben ihm alles weg gekauft...

Bilge Khan
04.06.05, 00:08
Ich hoffe, dass er die AKP Regierung stürzt!

Go Soros go!


Und wer kommt anstelle von AKP?

Turan
04.06.05, 00:18
soros kann nichts bewirken... er hat es schon mehr mals versucht in der türkischen börse einzustigen... und die jungs in bosboros haben ihm alles weg gekauft... Naja, uneingeschränkt ist Soros Macht und Einfluss sicher nicht. Nach den Beobachtungen konnte er nur in destabilen Ländern etwas bewirken. Jedoch gibt es auch eine langsam- langsam Strategie...

Sowie ich selber beobachte, unterstützt er doch den Erdogan Kurs. Ich errinere hier an Abdullah gül, der die Armee ebenfalls kritisierte..."ordu konusamaz"
Ich selber denke, es geht weniger um Erdogan und die AKP, sondern um "TSK"..ist meine eigene Meinung natürlich

dertli4u
04.06.05, 00:19
Bu memelekt-tekerlek konusu, Hükümetler kurulurken milletvekillerin partiden partiye ziplamalarini aklima getiriyor.

Hem su AKP nasil böyle ayakta durabiliyor? AKP milletvekillerinin mazilerinede bakmak gerek. Saglam, birlestirici bir ideolojiye sahip midir bu parti? Ist es nicht ein reiner instabiler flickenteppich? ama destekcileri vardir kesin...

akp, belli kontaklarin, verilmis sözlerin ve ittifaklarin partisi...halen, belli konular sayesinde bir arada duruyorlar..tayyip erdoganin uslubu ve tavirlari da, birlesik durmalarini sagliyor.

ayrica, partinin yönetici kadrosu, insan/beseri münasebetleri iyi biliyorlar..

yoksa, akp "tek noktada birlesmis bir parti" degil...sadece "ortak noktalarda birarada duran" bir parti..

Turan
04.06.05, 00:36
akp, belli kontaklarin, verilmis sözlerin ve ittifaklarin partisi...halen, belli konular sayesinde bir arada duruyorlar..tayyip erdoganin uslubu ve tavirlari da, birlesik durmalarini sagliyor.

ayrica, partinin yönetici kadrosu, insan/beseri münasebetleri iyi biliyorlar..

yoksa, akp "tek noktada birlesmis bir parti" degil...sadece "ortak noktalarda birarada duran" bir parti..
Erdoganin mazisi, ve kisa zamanda cizdigi siyaset:
bir ciddiyet, sadakat, türkiye cumhuriyetine ve islama gercek samimiyet göstermiyor.

Abbas Mirza
04.06.05, 01:50
Am 8 Juni 2005 wird George Soros, der schon 7 Umstürze in verschiedenen Ländern finanziert hat, der Türkei seinen ersten Besuch abstatten.


Aber wer genau ist dieser Mann?

George Soros, Chef der Soros Found Management: geboren in budapest 1930, ist ein bekannter und umstrittener Us-Investmentbanker jüdischer Herrkunft. ...
DIe türkei ist ein stabiles Land, ein destabilsierung würde nicht zuletzt auch Israel schaden.
Vielleicht plant er da mehr wa sin Richtung Iran, hoffe ich zumindest.

Refa
08.06.05, 13:05
Paralı Darbeci 1 : Darbelerin gölgesi Soros



Mesleği spekülatörlük, para sihirbazlığı... Ancak o, sadece ekonomiyle değil, iktidarlarla da oynuyor. Ukrayna ve Gürcistan’ın ardından, Kırgızistan’daki sivil darbenin gerisinde de yine o ve kurduğu vakıflar var

60 ülkede kurduğu vakıflara 5 milyar dolar aktaran Soros’un Türkiye’de harcadığı para ise 5 milyon dolar. Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’daki gelişmeler sonrası eski Sovyet cumhuriyetlerinde endişeli bekleyiş hâkim

http://www.tercuman.com.tr/arsiv/2005/03/28/image/soros1.jpgGEORGE Soros.. Mesleği “spekülatörlükâ€. Bir başka deyişle “para sihirbazlığıâ€. Eli dünyanın her yerine uzanıyor. 2000 yılında Yugoslavya’da Miloseviç’in devrilmesinde etkin rol oyanayan Soros’un, Gürcistan’daki ‘Kadife Devrim’ ve Ukrayna’daki ‘Turuncu Devrim’in ardından son olarak Kırgızistan’da yapılan sivil darbenin arkasında da olduğu iddia edildi.

Yine geçtiğimiz nisan ayında Özbekistan’ın ulusal kaygılarla ‘gölgesini dahi sınırdışı ettiği’ Soros, 4 yıldır da Türkiye’de âdeta “kök†salıyor. Soros, 1979 yılından bu yana, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 60 ülkede vakıflar kurarak sivil inisiyatiflere ve projelere 5 milyar doların üzerinde para aktardı. Soros’un vakıflarının 2005 yılı bütçesi ise 429 milyon dolar. Bazı kaynaklara göre Soros, servetinin üçte ikisini bu vakıflara aktardı. 2001 yılında Türkiye’de kurulan Açık Toplum Vakfı destekledikleri projelere bugüne kadar 5 milyon dolar para harcadı.

Demokrasi havarisi

Macaristan’da yoksulluk içinde doğan Yahudi asıllı George Soros, sözünü ettiği hedefe ulaşalı yıllar oldu. Dünyanın sayılı zenginleri gibi bir cenaze töreni olacağı kesin. Ancak O, para kazanma dışında başka idealleriyle de gündemde: “Dünyada demokrasiye katkıda bulunmakâ€. Bu amaçla kurduğu vakıflar üzerinden yaptığı faaliyetler Soros’un gerçekte ne istediğinin sorgulanmasına sebep oluyor.

Son olarak Kırgızistan’daki sivil darbeyi Soros’un desteklediği örgütlerin gerçekleştirmiş olması, bu ünlü para sihirbazınına daha derin anlamlar yüklenmesine neden oldu.

Akayev en liberal liderdi

Kırgızistan’da gerçekleşen devrimin arkasında Macar asıllı ünlü Amerikalı Finansçı George Soros’un olduğu iddia ediliyor. Soros’un tıpkı Gürcistan ile Ukrayna’daki sivil ihtilallerde olduği gibi Kırgızistan’daki muhalefeti iktidara götüren gençlik hareketi Kel-Kel’i finanse eden kişi olduğu söyleniyor. Soros’un vakfı, Kırgızistan’da Akayev ile yola çıkmasına rağmen niçin şimdi Akayev’in karşısında?

61 yaşındaki Askar Akayev, Orta Asya liderleri arasında en az otoriter olanı olarak biliniyordu. Komünist Parti döneminde görev almayan Akayev, politikaya Gorbaçov’un “Perestroykaâ€sına destek için başlamıştı. 1990’da Kırgızistan Sovyet Cumhuriyeti Başkanlığı’na seçilen Akayev, Sovyetler’in dağılmasıyla ilk özel mülkiyet hakkını tanıyan liderdi.

1999’da İstanbul’da yapılan AGİT zirvesinde de hiç çekinmeden attığı imzayla ülkesinin kapılarını yabancı gözlemcilere açan Akayev, son seçimlerde de iddia edildiği gibi sonucu etkileyecek bir organizasyonun içinde değildi. 75 üyeli Kırgız Meclisi’nin 71 üyesi belirlenirken, Akayev’in kızı Bermet Akayev’in partisi 19 sandalye kazanırken bağımsızlar 40 sandalyenin sahibi olmuştu.

Akayev’in hileli bir seçim düzenlemesi halinde sonucun daha farklı olması gerekiyordu. BDT ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİO) gözlemcileri, seçimlerin sonucuna etki edecek bir hile olmadığı şeklinde görüş bildirirken, AGİT seçimlerin demokratik olmadığı görüşünde ısrarlı oldu. AGİT, tıpkı Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi, Kırgızistan’da da, hileli ilan ettiği seçimler sonrasında muhalif tarafa da desteğini veriyor. Soros’un vakıflarıyla aynı hedeflere hizmet eden AGİT’in de gerçek amacının demokrasi dışında olgular olduğu görülüyor.

Yoksulluktan dünyanın patronluğuna

1930 yılında Macaristan’ın Budapeşte kentinde, fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen George Soros, 1947’de İngiltere’ye göç ettikten sonra London School of Economics’ten mezun oldu. 1956 yılında ABD’ye taşınan fakir genç Soros için ‘Yeni Dünya’da yeni bir hayat başlıyordu. Kurduğu uluslararası yatırım fonuyla büyük bir servete kavuşan Soros’un ardındaki güç ise hep bilinmeyen olarak kaldı.

Soros, 1979 yılında ilk vakfı olan Açık Toplum Fonu’nu New York’ta, Doğu Avrupa’daki ilk vakfı olan Avrupa Vakfı’nı 1984’de Macaristan’da kurdu. Doğu Avrupa ve eski SSCB ülkelerindeki siyasi ve ekonomik değişimler ile ilgili birçok makalesi bulunan Soros aynı zamanda “Finansın Simyası, Sovyet Sistemini Açmak, Demokrasiyi Sağlamlaştırmak, Soros, Soros Üzerine Yazıyor, Evrensel Kapitalizm Krizde, Açık Toplum: Küresel Kapitalizmin Reforme Edilmesi†adında kitapları da bulunuyor.

Gelirinin büyük bölümünü kurduğu vakıflara aktaran Soros’un, Afrika’da açlıkla boğuşan insanlara yardım yerine, “demokrasi havariliğiâ€ne soyunup vakıfları aracılığıyla dünyanın çeşitli ülkelerinde iktidarları değiştirmede ve siyasi dengelerin yeniden kurulmasında kullanması hangi güce hizmet ettiği gibi soruları da gündeme getiriyor.

TÜRKİYE'DE 5 MİLYON DOLAR HARCADI

GEORGE Soros’un vakıflarının Türkiye’deki temsilcisi Açık Toplum Vakfı Genel Müdürü Hakan Altınay, vakfın Türkiye’de bugüne kadar 5 milyon dolar harcadığını ifade etti. Altınay, “Bize gelen projeyi olgunlaştırdıktan sonra Danışma Kurulu’nun önüne koyarız. Kurul kendi arasında tartışır, projeye destek verip vermeyeceğimizi bize bildirir. Eğer destek vereceksek biz de durumu derhal genel merkeze bildiririz†dedi.

Yargıya güvensizlik

Türkiye’de kullanılan 5 milyon doların yüzde 95’i sivil topluma giderken, yüzde 5’lik bir dilim hükümetin sosyal faaliyetleri için kullanıldı. Açık Toplum Vakfı bir süre önce Bilgi Üniversitesi öğretim üyeleri Dr. Ferhat Kentel ve Dr. Ayhan Kaya’ya Avrupalı Türkler üzerine bir saha çalışması yapmaları için finansal destek vermişti. Bu araştırmada Avrupalı Türkler’in Avrupa’da en fazla güvendikleri kurumların başında mahkemelerin geldiği, Türkiye’de ise en az güvendikleri kurumların mahkemeler olduğu ileri sürülmüştü. Altınay, “Yani Avrupa’da yaşayan Türk kökenli vatandaş, Dinar’daki amcaoğlu yargıca güvenmiyor ama yaşadığı ülkedeki Katolik yargıca güveniyor. Bu toplumsal bir sorundur aslında. İşte bu gerekçeyle Türkiye’de hukukun üstünlüğü kavramını birinci öncelik olarak ele alıyoruz†diyor.

Soros'un danışmanları

Dr. Can Paker (Başkan-İşadamı-Tesev), Nebahat Akkoç (Sivil Toplum-Diyarbakır Kadın Merkezi), Özlem Dalkıran (Uluslararası Af Örgütü), Neşe Düzel (Gazeteci), Ömer Madra (Açık Radyo’nun sahibi), Nadire Matel, Prof. Dr. Ahmet İnsel (Akademisyen -Yazar), Prof. Dr. Eser Karakaş (Akademisyen-Yazar), Osman Kavala (İşadami), Oğuz Özerden (Bilgi Ünv. Mütevelli Heyeti Başkani), Salim Uslu (Hak-İş Konfederasyonu Başkani).

SIRA HANGİ ÃœLKEDE?

Gürcİstan ve Ukranya’nın ardından Kırgızistan’da yönetimin devrilmesi diğer eski Sovyet cumhuriyetlerinde devrim ihtimalini gündeme getirdi.

Azerbaycan: Muhalefetteki Musavat Partisi, seçimlerde iktidarın usulsüzlük yapması durumunda Kırgızistan benzeri olaylar yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Ermenistan: Nisan ayında ülke genel seçimlere gitmeye hazırlanıyor. Ancak herkesin kafasında, “Gürcistan, Ukranya ve Kırgızistan senaryosu yaşar mıyız†kaygısı hâkim.

Türkmenistan: Sıkı bir rejimle yönetilen Türkmenistan’da hiçbir halk hareketine izin verilmiyor.

Özbekistan: Ülkeyi demir yumrukla yöneten Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov, geçen ay Ukranya ve Gürcistan benzeri bir eyleme kalkışmayı düşünebilecekleri sert bir şekilde uyardı.

Kazakistan: Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, iktidarda kalma süresini uzattı. Ukrayna “Turuncu Devrimi†araştırmak için ekip yolladıktan sonra anamuhalefeti yasakladı. George Soros’un desteklediği yerel bir enstitüyü de kapattı.

Quelle: (http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=64&yazitar=28.03.2005&yaziid=11938)

Refa
08.06.05, 13:06
Paralı Darbeci 2 : Truva Atı vakıflar



Uluslararası spekülatör Soros’un kurduğu vakıflar, faaliyet gösterdiği ülkelerde özgürlük, açık toplum, şeffaf devlet dünya vatandaşlığı demokrasi gibi kavramlarla çalışmalarını yürütüyor

Sosyal ve siyasal dönüşüm hızlandırılırken, kapalı ekonomiler de küreselleşmeye uygun hale getiriliyor. Bu yapıya getirilen bir ülkeyi de yönlendirmek, sıcak paranın efendileri için hiç de zor olmuyor

http://www.tercuman.com.tr/arsiv/2005/03/29/image/soros2.jpgKIRGIZİSTAN’DA gerçekleşen sivil darbenin arkasında da, tıpkı Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi Macar asıllı ünlü Amerikalı spekülatör George Soros’un olduğu iddiaları dünkü yazımızda yer almıştı.

Yine dünkü yazımızda, Soros’un Macaristan’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmesine rağmen, İngiltere’deki eğitimi ve ABD’ye göçünün ardından çok büyük bir servete kavuştuğunu ifade etmiştik. Kurduğu uluslararası yatırım fonu aracılığıyla kazandıkları, Soros’u devletlerden bile zengin hale getirdi. Kazancını yine kurduğu vakıflar eliyle dünyanın 60 ülkesinde harcayan Soros’un iktidarları değiştirdiği, siyasi dengeleri yeniden kurduğu iddiaları, Kırgızistan’daki gelişmelerle biraz daha gün ışığına çıktı.

Döviz, faiz ve borsa

Peki bu gücün ardındaki sır ne? Özgürlük açık toplum, açık piyasalar, şeffaf devlet, dünya vatandaşlığı, demokrasi gibi kavramlar, aslında toplumları dönüştüren küresel bir planın Truva Atları mı?

Soros, Türkiye’de tartışıldığı kadar dünya kamuoyunun da en çok konuştuğu isimlerin başında geliyor. Soros, dünyanın 60 ülkesinde sivil toplum örgütleri NGO (Non Governmental Organizations) kurarak ya da destekleyerek sosyal ve siyasal dönüşümleri hızlandırmasının yanında, kapalı ekonomileri de küreselleşmeye uygun hale getirmek için yol haritaları sunuyor. Böylece ülkelerin ekonomileri, adına piyasa denilen; döviz-faiz-borsa üçgenin içinde hapsediliyor. Bu yapıda ülkeleri ekonomik ve siyasal olarak yönlendirip idare etmek, sıcak paranın efendileri için hiç de zor değil.

Güdümlü basın

2004 yılı ortalarında Devlet Başkanı Askar Akayev’in de desteğiyle Soros’un vakfı Kırgızistan’da büyük modernizasyon hareketi başlattı. Vakıf tarafından 3.9 milyon dolar harcanan Kırgızistan’da bölgesel gazetelerin daha etkin ve çağdaş hale gelebilmesi için “Bölgesel Yayıncılar Birliği†kuruldu. Birliğin sponsorları Akayev, basın dairesi, Kırgızistan resmi haber ajansı Kabar ve Soros’un vakfı oldu. Aslında gazetelerin daha etkin ve çağdaş hale getirilmesi düşüncesinin ardında, Soros güdümlü bir basın oluşturmak yatıyordu. Nitekim darbe sonrasında muhalefeti öven gazetelerin ücretsiz dağıtılması, Soros vakıflarının gerçek amacını gösteriyordu. Kırgızistan’da seçim sonrası devrim patlak verdiğinde Soros’un sponsorluğundaki yerel yayıncılar birliği kısa sürede muhalefetin sesi haline geldi. Böylece Akayev’in kurulmasına izin verdiği basın örgütü kendisinin iktidardan düşürülmesinde en önemli rolü almış oldu.

Dünyanın efendileri

Soros’u anlamak, sıcak paranın efendilerini tanımaktan geçiyor. Adına ‘Yeni Dünya Düzeni’ denilen küreselleşme hareketi aslında bir projedir.

Uluslararası ilişkilerde söz hakkı, Birleşmiş Milletler’den (BM), çok uluslu şirketlere geçti. Küreselleşme ile artan ticaret hacmi, olağanüstü sermaye birikimlerine neden oldu. Şahıslar, gruplar, holdingler, sahip oldukları servetleriyle birçok devletin toplam kaynağını geride bıraktı. BM’nin yaptığı araştırma fazla söze gerek bırakmıyor. Dünyanın en büyük çok uluslu 200 şirketinin toplam kaynakları 7.1 trilyon dolar. Bu tablo, dünya üzerindeki ekonomik faaliyetlerin dörtte birinin bu şirketlere ait olduğunu gösteriyor. Çok uluslu şirketlerin gücünü ortaya koyan bir başka karşılaştırmaya göre de 200 çok uluslu şirketin ekonomik büyüklüğü, BM’ye üye 189 ülkenin 182’sinin toplam ekonomik büyüklüğünden daha fazla. Bu olağanüstü güç birikimi, çok uluslu şirketlerin çıkarlarını gözetmeden, uluslararası politikalar oluşturulamayacağı gerçeğini ortaya koyuyor. Bu nedenle uluslararası ekonomik sistem de çok uluslu şirketlerin hedef ve çıkarları doğrultusunda oluşturuldu.

Su tüccarı Soros

Su kaynaklarının hızla azalması, çok uluslu şirketlerin su ticaretine el atmalarına neden oldu. Çünkü su hayat demek, hayat ise en paha biçilmez değer. Dünya Bankası’na göre güncel su piyasasının değeri 1 trilyon dolar. Ancak bu müthiş potansiyelin yalnızca yüzde 5’i özel sektörün elinde. Uluslararası su tekelleri suyun özelleştirilmesi noktasında devletlerle büyük mücadele içindeler. IMF ve Dünya Bankası da az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere su kaynaklarının ticaretini özelleştirmeleri için baskı yapıyor. Türkiye bu tekellere şimdilik yabancı. Afrika, Asya, Latin Amerika ve Doğu Avrupa’da su kıtlığı yaşanıyor. Ancak ileride Türkiye’nin suyunu pazarlamada aktif rol oynayacakları, en azından girişimde bulunacakları kesin görünüyor. Soros üçgeninin ortasındaki Türkiye’nin dev su şirketleri için anlamı, zengin su kaynakları.

Enerji-su takası

Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında birleşen ve Bermuda Şeytan Üçgeni’ni andıran bu görünmez şeklin en azından iki proje için oluşturulduğu ortada. Bu projelerin sahibi uluslarüstü şirketler. Birincisi; doğalgaz ve petrol kaynaklarına sahip olunması. Orta Asya ve Kafkasya’nın ardından Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Ortadoğu petrolleri de kontrol altına alınacak. Bu amaçla Ortadoğu’yu demokratikleştirme projesi hayata geçirildi. İkincisi; su, altın ve krom ticaretini ele geçirip kontolü sağlamak. Bunlarla bağlantılı olarak üçüncü bir proje daha önümüzdeki süreçte masaya yatırılacak: Enerji-su takası. Susuzluktan kavrulan Ortadoğu’ya, var olan ya da eklenecek yeni hatlarla ‘su verip-petrol almak’ dünyayı şekillendirecek bir üst proje olarak duruyor. Türkiye bu noktada hem su ve enerji hatlarının geçiş noktasında, hem de en büyük su tedarikçisi konumunda. Türkiye’de hükümet ve şirketler suyu dünya piyasasına sokmak için projeler üretiyor. Manavgat Nehri’nden Kıbrıs’a, Malta’ya, Limya’ya, İsrail’e, Yunanistan’a ve Mısır’a su dağıtılacak. Türkiye, İsrail’e su satışına başladı.

Altın ticareti

Soros, su projelerini hayata geçirmenin dışında, altını ticareti için de Güney Afrika’ya yerleşmiş görünüyor. Güney Afrika maden yataklarının büyük bölümünü işleten Rangold firmasını Rothschildler finanse ediyor. Şirket Loulo’da yapılacak 60 milyon dolarlık bir projenin finansmanı için NM.Rothschild ve Sons Limited, Societe Generale’nin kontrolü altında. Rothschildler’in NM. Rothschild, Sons adlı bankaları dünya altın ticaretinin merkezi. Dünyanın en büyük altın ticaretini gerçekleştiren 5 banka, Rothschildler’in bankasında bir araya gelip altın fiyatlarını belirliyor. Londra külçe altın piyasası derneğinin önde gelen üyelerinden. NM Rothschild Bankası’nın altın madenlerini finanse etmesi öncelikli işi olarak biliniyor.

Kuyruklu yalana yumurtalı protesto

http://www.tercuman.com.tr/arsiv/2005/03/29/image/yumurta.jpgUKRAYNA’DAKİ seçimler öncesi Kiev’deki bir toplantıya katılan George Soros, burada yaptığı konuşmada, asıl amacını gizlemek için, “Ben Ukrayna’ya, Gürcistan’daki gibi devrim yapmaya gelmedim. Sadece, serbest, âdil ve dürüst seçimleri teşvik için geldim†demişti. Ancak, bu sözleri salondakilere pek inandırıcı gelmemiş olacak ki, ünlü spekülatör kendisine fırlatılan yumurtaların hedefi olmuştu.

Quelle: (http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=64&yazitar=29.03.2005&yaziid=11939)

Refa
08.06.05, 13:07
Paralı Darbeci 3 : Dünyanın patronu Bush değil Soros



Soros'un sivil toplum örgütlerinin ulus devletleri yıkmak için kurulduğunu ifade eden Prof. Dr. Çeçen ABD Başkanı’nın sadece bir devlet görevlisi olduğunu söyledi. Çeçen’e göre Bush uluslararası sermayenin emrinde

http://www.tercuman.com.tr/arsiv/2005/03/30/image/soros3.jpgUKRAYNA, Gürcistan, Kırgızistan’dan sonra sıra hangi ülkeye geldi? Şimdi herkes kendi kendine bu soruyu soruyor. George Soros’un ulus devletleri yıkmak için sivil toplum örgütlerini kullandığını belirten Prof. Dr. Anıl Çeçen, sıranın Özbekistan’da olduğunu iddia ediyor.

Çeçen, Amerika’da zengin Yahudi lobilerinin uluslararası alandaki temsilcisi, dünya devleti örgütünün, küreselleşmenin patronlarının sözcüsü olduğuna dikkati çekiyor. Çeçen, Soros’un dünyadaki oluşumları planlayan, bu doğrultuda siyasal gündemi belirleyen dünya devletinin küreselleşmeci siyasetini uygulayan etkin bir isim olduğunu sözlerine ekliyor.

Dünya Devleti’ni 1877 yılında Amerika’da 11 tane büyük sanayicinin kurduğunu belirten Çeçen, 20. Yüzyıl’a kadar adı Yuvarlak Masa olan bu devletin günümüzde, Amerika, Avrupa ve Japonya’nın katılımıyla Trilateral Komisyon olarak faaliyette olduğunu söyledi. Çeçen, Dünya Devleti denilen yapının ayaklarının Bilderberg Üçlü Komisyonu, Dış İlişkiler Komisyonu ve Dünya Ekonomik Forumu olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Dünya Devleti’nin çekir-dek örgütü olarak Dünya Ticaret Örgütü’nün kurulduğunu görüyoruz. IMF ve Dünya Bankası görevlerini tamamladıktan sonra geri çekilecekler, BM tasfiye edilecek ve dünyadaki entegrasyon ekonomik açıdan olacak. Bunun da patronu Dünya Ticaret Devleti olacak.†Prof. Çeçen, Soros’un uluslarası sermayenin temsilcisi olarak, küreselleşmeyi sağlamak üzere ulus devletleri devre dışı bırakmak için çalıştığını, Soros vakıflarının da bu amaca hizmet ettiğini söyledi.

Darbelerin mimarı

Kafkasya ve Orta Asya’daki darbelere değinen Prof. Dr. Çeçen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Soros’un desteklediği yayın kuruluşları ve sivil toplum örgütleri Gürcistan’daki sivil darbe sürecinde önemli rol üstlenmişlerdi. Büyük Ortadoğu Projesi’nin açıklanmasından önce Gürcistan’da meydana gelen Soros müdahalesi Dünya Devleti adına gerçekleşmiştir.â€

Türk devletlerine uyarı

Çeçen, diğer Orta Asya ülkelerinin Kırgızistan’ın durumuna düşmemek için kendilerini korumak için bir araya gelmeleri gerektiği uyarısını yaptı. Dünya Devleti’nin güçlü olan devleti kullandığını belirten Çeçen, “Şu an ABD güçlü ve kullanılan ülke konumunda. Dünyanın patronu Bush değil, Soros’tur. Bush, Dünya Devleti üzerinde etkin olan uluslararası sermayenin, petrol şirketlerinin, silah şirketlerinin ve otomotiv şirketlerinin baskısıyla yönetilen ABD’nin bugünkü temsilcisidir. Yani Bush sadece bir devlet görevlisidir†dedi.

Vakfın Türkiye’deki faaliyetlerine de değinen Çeçen, vakfın Türkiye’yi Atatürk modelinden uzaklaştırarak bölgesel farklı kimlikleri örgütlemeye çalıştığını iddia etti. Türkiye’ye ilgi 1999’da başladı AB yolunda destek ULUSLARARASI spekülatör George Soros bir süredir Türkiye’de de faaliyette. 2001’de kurulan Açık Toplum Vakfı’nın Türkiye şubesi, faaliyetlerin sosyal boyutunu temsil ederken, Soros İnvestment Capital isimli kuruluş ise ekonomik boyutunu oluşturuyor. Ancak bu iki kurumun birbiriyle diyalog kurması kesinlikle yasak.

Aslında Soros’un her ülkede bir para kazanan bir de para harcayan kuruluşları var. Bu kuruluşların birbirleriyle hiçbir diyalog ve işbirliğinin olmaması ise Soros’un prensiplerinden. Soros’un Türkiye’ye ilgi duyması Aralık 1999’da yapılan Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne resmî aday ülke statüsü kazanması ile başlıyor. Açık Toplum Vakfı Türkiye Genel Müdürü Hakan Altınay, “Adaylık sürecinin Doğu Avrupa ülkelerinde ne kadar dönüştürücü olduğunu gördükten sonra Türkiye’de de olmaya karar verdik†diyor. Amaçlarını Türkiye’deki reform sürecine destek vermek olarak açıklıyor.

Vakfın Türkiye’de 5 milyon dolar harcadığını belirten Altınay, kendilerine ayrılan bütçenin doğru ve sağlıklı bir şekilde kullanılması için karar verenlerin danışma kurulu üyeleri olduğunu belirterek, “Bize gelen projeyi olgunlaştırdıktan sonra Danışma Kurulu’nun önüne koyarız. Kurul kendi arasında tartışır, projeye destek verip vermeyeceğimizi bize bildirir. Eğer destek vereceksek biz de durumu derhal genel merkeze bildiririz†dedi.

Vakfın amacının “Anlaşmazlıkların şiddet içermeden, hukukun üstünlüğüne inanarak çözmeye yardımcı olmak†diye tanımlayan Altınay, Soros’un vakfı 50 yaşında kurduğunu belirterek, şunları söyledi:

“İdealleri doğrultusunda para harcayabileceğini düşünüyor. Her yıl sağolsun bize gelirinden 400-450 milyon dolar gibi büyük miktarda parayı vakfediyor. Biz de 60 ülkede kurulu vakıflar olarak bu parayı anlamlı bir şekillerde harcanmasını sağlıyoruz. Bizim yıllık bütçemiz 2 milyon dolar. Hiçbir yıl hepsini kullanmadık. Para harcarken yerli kaynakların projeye bizden daha fazla destek olmasını istiyoruz. Kişi ve kurumlara kendi paralarını harcayacak kadar anlamlı gelmeyen projelere biz de destek vermiyoruz.â€

Altınay, darbelerin arkasında Soros’un olduğu iddialarına da karşı çıkıyor. Altınay, “Son günlerde kamuoyunda sıkça tartışılan Ukrayna, Gürcistan ve son olarak Kırgızistan’da meydana gelen darbelerle Soros’un bir ilgisi yok. Gürcistan’daki darbenin ardından oradaki büroyla temasa geçtik. Kış mevsiminde binlerce insanı sokaklara döken gücün Soros olmadığını teyid ettik. Bizde çalışan arkadaşlar tamamen gönüllülük temelinde görev yapıyorlar. Yine danışma kurulunda bulunan arkadaşlarımız Türkiye’nin pırıl pırıl insanları†diye konuştu.

http://www.tercuman.com.tr/arsiv/2005/03/30/image/soros4.jpgSoros ile Başbakan Erdoğan’ın geçen yıl Davos toplantısında yaşadıkları diyaloğu aktaran Altınay, Erdoğan’ın, Soros’a, “Türkiye’nin açık toplumcuları biziz†dediği, işbirliğinin bu görüşme ile başladığı bilgisini veriyor. Altınay, “Bu hükümetin Türkiye’yi götürmeye çalıştığı yönün doğru bir yön olduğu kanaatindeyiz. Bu yüzden AB sürecine ciddi destek verdik†diyor.

Destek oldukları projeler

AÇIK Toplum Vakfı’nın Türkiye’de desteklediği bazı projeler de şöyle: Bağımsız Türkiye Komisyonu, Ders Kitaplarında İnsan Hakları Taraması, Eğitim Reformu Girişimi, Sosyal Politika Forumu, Herkes İçin İnsan Hakları, 20 İlde İnsan Hakları Filmleri Gösterimi, Bireysel Silahsızlanma Projesi, STK Eğitim Merkezi, Gezici Afet Eğitim Merkezi, KAGİDER Kadın Fonu, Namus Cinayetlerini Önleme Projesi, Kadın Filmleri Festivali, Açık Radyo, Beyoğlu Gazetesi ve Uluslararası Basın Enstitüsü ile birlikte Gazetecilik Eğitim Semineri.

Özelleştirme canavarı

2001 yılında kurulan Açık Toplum Vakfı’nın Danışma Kurulu her yıl değişiyor. Bu kuruldaki isimlerin başka bağlantıları da yeni soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Örneğin; danışma kurulunda yer alan ve bir süre önce ayıralan isimlerden Nadire Mater’in kurucusu olduğu Bianet, AB Fonu’ndan da destek alıyor. Bianet’in bağlı olduğu Inter Pres Service (IPS) adlı haber ajansını ise çok sayıda yabancı kuruluş destekliyor. Soros’un ‘para dağıttığı’ ülkelere bakıldığında çok çarpıcı bir fotoğraf önümüze çıkıyor. Kafkasya ve Ortadoğu’da ‘yoksullara yardım’ iddiasıyla kurulan vakıflarıyla etkin olan, Afrika’da su, altın ve krom ticaretiyle uğraşan Soros, aslında Türkiye gibi özelleştirme şaşkını olan ülkelerde stratejik dev kuruluşların düşük bedellerle alınmasına öncülük ediyor.

Kazakistan’la başı dertte

GÜRCİSTAN, Ukrayna ve Kırgızistan’da amacına ulaşan Soros, Kazakistan’da sert kayaya çarptı. Kazakistan petrollerinin devlet kontrolünden çıkması için adeta yönetime savaş açan vakıf, seçimlerde istedikleri ismin parlamentoya girişini sağlayamadı. Kazakistan halkının barışseverliği ve yönetimdeki istikrar, Soros akımının başarısına engel. Sivil toplum çalışmalarında başarılı olamayan Soros’un ekonomik olarak da başı dertte. ‘Hayırsever’ Soros’, Kazakistan vergi dairelerine 400 bin dolar vergi borcunu ödemediği için mahkemeye verildi.

Erhan ÖZTÜRK

Quelle: (http://www.tercuman.com.tr/v1/yazaryazi.asp?id=64&yazitar=30.03.2005&yaziid=11940)

piramses
08.06.05, 13:08
Allah razi Olsun bu sorozdan
keske bütün zenginler soroz gibi olsa yani;)

Istanbuler
08.06.05, 13:14
Kuyruklu yalan bence bu. Soros, Bush'un secilmemesi icin dünyanin parasini akitmis birisi. Bush'a karsi kampanya yapan herkesi destekledi. Simdi tutup ABD yönetiminin yaptiklarini Soros'a malediyorlar.

Eger bu bilgisizlik degilse, bildigimiz yahudi düsmanligidir.

piramses
08.06.05, 13:16
Kuyruklu yalan bence bu. Soros, Bush'un secilmemesi icin dünyanin parasini akitmis birisi. Bush'a karsi kampanya yapan herkesi destekledi. Simdi tutup ABD yönetiminin yaptiklarini Soros'a malediyorlar.

Eger bu bilgisizlik degilse, bildigimiz yahudi düsmanligidir.

Bildigimiz yahudi düsmanligi tabii ki!:)

DeLaHoya
08.06.05, 13:25
Kuyruklu yalan bence bu. Soros, Bush'un secilmemesi icin dünyanin parasini akitmis birisi. Bush'a karsi kampanya yapan herkesi destekledi. Simdi tutup ABD yönetiminin yaptiklarini Soros'a malediyorlar.

Eger bu bilgisizlik degilse, bildigimiz yahudi düsmanligidir.

Evet dogru ve bu thread doppelthread galiba.

Istanbuler
08.06.05, 13:27
Evet dogru ve bu thread doppelthread galiba.

DeLa, bes (!) thread acilmis ayni konuda.

piramses
08.06.05, 14:09
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/06/gazete/yazar/ic/k_dundar.gifPara sihirbazı George Soros'tan Milliyet'e çarpıcı açıklamalar:Nerede devrim var, Kızıl milyarder orada
Soros'un adı, 1984'ten beri Pekin'den Moskova'ya, Prag'dan Varşova'ya 'devrimler'le birlikte anılıyor. 5 milyar dolar bağış yaptı. Soros, halen 60 ülkeye yılda 400 milyon dolar bağışlıyor
http://www.milliyet.com.tr/2005/05/13/yazar/resim/d.jpg İlerde Demir Perde'nin çöküş tarihini yazacaklar, bu sürecin gizli mimarları arasında mutlaka, Wall Street tarihinin en başarılı yatırımcısı sayılan George Soros'un adını zikredeceklerdir.
Çünkü onun Doğu Avrupa'ya yönelişiyle, o ülkelerde komünist rejimlerin devrilişi arasında doğrudan ilişki var.
Değişim onun eseri mi?
Bunu söylemek sosyolojiyi inkâr olur. Bizi, "Parayı veren devrimi yapar" sonucuna götürür.
Soros'un yaptığı değişimi sezmek. Ekonomideki sezgisini siyasette de kullanarak ağacın devrilmek üzere olduğunu görüyor. Katalizör dışardan gelirse bunun tepkiyle karşılaşacağını biliyor. O yüzden var olan iç dinamiği destekleyip harekete geçiriyor.
Geriye, dağıttığı aletlerle sivil toplumun ağacı devirişini izlemek ve meyveyi onlarla birlikte yemek kalıyor.

Fotokopi devrimi
Soros bu stratejinin açılışını 1984'te baba ocağı Macaristan'da yaptı. Kurduğu vakıf ilk iş olarak eğitim kuruluşlarına 50 bin kitap aldı.
Aralarında kimi yasaklı yazarların eserlerinin de bulunduğu ekonomi, siyaset, sosyoloji kitapları kütüphanelere dağıtıldı.
Kitaplar kapışılınca ardından ikinci ilginç hediye geldi:
Fotokopi cihazı..
Rejim bilgi tekelini elinde tutuyordu. Açık Toplum Enstitüsü bunu delmenin yolunu, üniversitelere 200 fotokopi makinesi dağıtmakta buldu.
"Xerox devrimi", matbaanın Kilise'de yaptığına benzer bir etki yarattı. Öğrenciler, akademisyenler bunlarla her tür bilgiyi çoğaltıp ülke çapında yaydı.
Soros, Macaristan'a o yıl 1 milyon, ertesi yıl 3 milyon dolar bağışladı. Sonuç, kendisini bile şaşırtmıştı:
"3 milyon dolarla, Macaristan'ın kültür hayatı üzerinde Kültür Bakanlığı'ndan daha fazla etkiye sahip olduk" diyordu.
Rejim devrildiğinde yaptığı bağış yılda 22 milyon dolara çıkmıştı.

Çin Seddi'nde gedik
Ardından Çin geldi.
1984'te Soros "Devrimin Oğlu" kitabını okudu. Hemen kitabın yazarı Liand Heng'i arayıp Pekin'de kuracağı vakfın başına geçmesini önerdi.
Pekin'de küçük bir ofis ve 4 çalışanla başlayan Açık Toplum Vakfı, Çin'in tek bağımsız kuruluşuydu. Vakıf, öğrencilere araştırma bursları vereceğini duyurdu. 1986'da başvuru sayısı 200 iken, 1988'de 2 bine çıktı. Desteklenenler arasında hükümetin sakıncalı bulduğu konular da vardı. Bunun üzerine Çin Komünist Partisi, Soros'un "Rejimin altını oymaya çalışan bir CIA ajanı" olduğunu rapor etti. 1989'da bürosu kapatıldı. Birkaç hafta sonra Tiananmen Meydanı'nda Çinli öğrencilerin isyanı patladı.

Sıra Rusya'da...
Soros, o arada dikkatini Moskova'ya çevirdi.
1987'de, parası ödenmediği için yurtdışına gitmeye hazırlanan Rus bilim adamlarına 100 milyon dolar destek verdi. Ardından "Eğitimi, Marksist-Leninist dogmadan kurtarmak için" yeni kütüphaneler açılması ve öğretmen eğitimi için 100 milyon dolar bağışladı. Rusya'yı internete bağladı.
İlk yılki bağış miktarı 5 milyon doları buldu.
Bu rakam kısa zamanda 350 milyon dolara çıkacak, Soros fonlarından yararlanan Rusların sayısı 5 milyona ulaşacak ve Moskova'da tek büroyla başlayan Vakıf, 156 Rus kentinde şube açacaktı.
Soros'un Rusya'ya bağışladığı toplam paranın 1 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu, toplam bağışlarının 5'te 1'i ediyor.

Polonya, Çekoslovakya
Soros, 1989'da Polonya'da Dayanışma sendikasına destek oldu. Polonya ekonomisine el attı ve çabuk sonuç aldı. Demir Perde'nin ilk kansız devrimi Varşova'da yaşandı.
Çekoslovakya'daki bağımsız medya, kültür kurumları ve muhalefete yaptığı yatırımın dönüşü daha da çabuk oldu. Havel'in başkanlığını destekledi ve birkaç ay sonra hükümet çekildi. Yerine gelenler, 8 yıldır desteklediği muhaliflerdi.

Bakunin gibi
Duvar yıkılınca bunu Soros'un hazırladığını söyleyenler oldu.
Kimileri onu 1848'de gittiği her Avrupa ülkesinde devrimi tetikleyen ünlü Rus anarşisti Bakunin'e benzetti. Soros'un Bakunin'den farkı, devrimi şiddetle değil destekle, silahla değil parayla yapmasıydı.
Morton Abramowitz'e göre "Amerika'da kendi dış politikası olan ve bunu uygulayabilen tek adam"dı Soros...

Globalizmin yara bandı
Soros, globalizm yayıldıkça zenginle fakir arasındaki uçurumun büyüdüğünü görüyor, bunun sisteme zarar vereceğinden endişeleniyordu.
Baskıcı devletlerin korumacı sistemi yıkılırken, yerine gelen vahşi kapitalizm de insanlara beklenen refahı getiremiyordu.
Küreselleşmenin açtığı yaralar sarılmalıydı.
Soros, bunu bağış adı altındaki teşviklerle yapıyor, bu yolla kendi iş alanını da genişletiyordu.
Her ülkede kurduğu Açık Toplum Vakıfları, birbirinden bağımsız sivil şebekeler gibi çalışıyor, yerel ihtiyaç neyse ona ağırlık veriyordu.
Güney Afrika'da ırkçılığa karşı hareketler destekleniyor, başka Afrika ülkelerinde AIDS'le mücadele öne çıkıyordu
Abluka altındaki Bosna'da hastaneler için su arıtma ve elektrik tesisi yapımı, Kuzey Irak'ta Saddam'dan kaçan Kürtlere yardım, Bulgaristan'da rejim mağdurlarına, Amerika'da Müslüman göçmenlere hukuksal destek...
Soros, ilgi alanını sürekli genişletiyordu.

Yarısını bağışladı
Kısa zamanda, 60 ülkede 2000 kişilik Açık Toplum neferleri ordusu ile son derece etkili bir ağ kurmayı başardı.
Halen 60 ülkeye her yıl 400 milyon dolar bağışlıyor.
20 yılda yaptığı bağış 5 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, toplam servetinin yarısına yakın... Hâlâ bitmez bir enerjiyle dünyayı izliyor, dolaşıyor. Hem parasıyla hem siyaseten müdahale ediyor.
Bir gençlik düşünü serveti ve zekâsıyla buluşturup, para kazanırken dünyayı değiştirmeye, dünya değiştikçe para kazanmaya çalışıyor.

Amerika'yı fanatikler ele geçirdiSoros, 1990'ların ortalarında ilgisini Amerika'ya çevirdi. "Açık toplumun düşmanları"nı dünyada kovalarken, evde bulmuştu. Enerjisinin ve servetinin çoğunu Bush karşıtı kampanyaya yöneltti. Bu yüzden Amerikan yeni Muhafazakârlarınca "hain" ilan edildi.
Açık Toplum Vakfı'nın Manhattan'daki merkezinde 200 kişi çalışıyor. Vakfın 1. katında, Irak savaşında yaralanan Amerikan askerlerinin fotoğrafları sergileniyor.
Soros, sadece Bush'un değil, Irak işgalinin de azılı muhalifi... Yeni hedefi Açık Toplumu, kaynağı olduğunu söylediği yere, Amerika'ya yeniden getirmek...

Sizce bugün "Açık Toplumun Düşmanları" kimler?
Karl Popper'in dediği gibi açık toplum, aslında totaliter rejimler için tehdittir. Ancak yakın zamanda şunu fark ettim ki açık toplum, evi sayılan Amerika'da bile tehdit altında... Bir grup fanatik önce Cumhuriyetçi Parti'yi, sonra Kongre'yi ve nihayet Başkanlığı ele geçirdi. Şimdi de yargıyı ele geçirmeye çalışıyor. Amerika'yı 200 yıldır demokratik kılan güç dengeleri tehdit altında... Açık toplumun ABD'de tehlikeye gireceğini kim düşünebilirdi?
Kapitalizmin beklendiği gibi otomatikman demokrasi getirmediği görüldü. Hatta pek çok ülkede uluslararası sermaye baskıcı ulusal rejimlerle el ele çalışıyor. Sizce bizzat global ekonomik sistem, açık toplumun düşmanı haline dönüşebilir mi?
ABD'de olan budur. Bu abartılmamalı, ama göz ardı da edilmemeli. Çünkü yaşamı, sadece güçlülerin ayakta kalacağı bir mücadele sayan bir ideoloji işbaşında... Ben buna "Sosyal Darwinizm" diyorum. Kendini ekonomik rekabette gösteren bu anlayış, askeri müdahale alanına sıçrayınca çok daha tehlikeli bir hale geliyor. Bush'a karşı çıkmamın temel nedeni de bu...

11 Eylül, kişisel olarak sizi nasıl etkiledi?
Karnıma yumruk yemiş gibi oldum. Ama sonra Bush yönetimi 11 Eylül'ün halkta yarattığı korkuyu kendi çıkarı için sömürdü. Halkı, başka türlü razı olmayacağı politikalara ikna etmek için terör kartını kullandı. Bizi bugünkü duruma getiren, terörist saldırılardan çok, Amerikan yönetiminin o saldırılara verdiği karşılık oldu. Bush, terörü Irak'ı işgal için bir bahaneye dönüştürdüğünde her şey raydan çıktı. Ne yazık ki Amerikan halkı bunu hâlâ fark etmedi.
Yeni Muhafazakârların güvenlik politikaları dünya üzerinde son derece kalıcı etkiler yaptı. Bunlar nasıl bertaraf edilecek?
Bugün ABD hükümeti bazı radikaller tarafından ele geçirilmiştir. Aşırı uçlar daima fazla ileri gider ama kamunun geneli bununla uyumlu değildir. Bu yüzden eninde sonunda yanlış yönlendirildiklerini anlar ve o liderden vazgeçerler. Halen yaşanan da budur. Teröre karşı verilen mücadeleye topyekûn bir destek var, ama onun dışındaki politikalarda toplum direniş gösteriyor ve Bush'a destek azalıyor. İktidarın güçlü propaganda makinesine karşı ayağa kalkıp direnmemiz gerek. Bu konuda iyimserim. Amerika bu fanatikleri reddedecektir.

Irak ne olacak?
Irak'a demokrasi ya da istikrar değil, sekter bir çatışma ortamı götürdük. Tümüyle başarısızlıktır. Eğer Amerika şanslıysa, çatışmayı Iraklılara bırakır. Ancak Amerikan güçleri şu aşamada çekilirse, korkarım Irak'ta iç savaş başlar.

Soros Türkiye'de ne yapıyor?Soros, haziran başında 1 haftalık bir gezi için Türkiye'ye gelecek.
Avrupa'daki yatırım fonunun yönetim kurulu toplantısını İstanbul'da yapacak. Bu arada 2001'de Türkiye'de kurduğu Açık Toplum Enstitüsü'nün çalışmalarını da gözleyecek.
Enstitünün Türkiye direktörü Hakan Altınay...
Bebek'teki ofisinde 4 kişi çalışıyor.
Aralarında Can Paker, Osman Kavala, Ahmet İnsel, Eser Karakaş gibi isimlerin bulunduğu 9 kişilik danışma kurulu projelere karar veriyor.
3 yılda 60'a yakın proje hayata geçirildi ve 6 milyon dolar harcandı.
Eğitim reformundan, insan hakları bilincinin yaygınlaşmasına, ders kitaplarının demokratikleştirilmesinden, Kayseri, Malatya, Kars gibi illerde sanat merkezleri kurulmasına kadar pek çok projeye destek verildi.
Enstitünün imza attığı en önemli çalışma ise geçen yıl oluşturulan "Bağımsız Türkiye Komisyonu"...
Aralarında eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Ahtisaari, eski Fransa Başbakanı Rocard, eski Hollanda Dışişleri Bakanı Hans van den Broek gibi prestijli isimlerin yer aldığı bir Akil Adamlar komisyonu, 6 ay çalışıp Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen bir rapor hazırlayarak Avrupa'da bizzat kulis yaptı.
Türkiye'nin tarih almasında ciddi etkisi olduğu söylenen bu komisyon önümüzdeki aylarda yeniden devreye girecek.
Ancak Soros bu konuda temkinli... Türkiye gezisi hazırlıklarını sürdürürken danışmanlarına, "Acaba benim devrede olmam Türkiye'nin AB sürecine zarar verir mi? Benim üzerimden bir tartışma açarlar mı?" diye sordu.
Soros'un Türkiye'de yatırımları da var.
Ancak müşterilerine vereceği Türkiye'de yatırım yapma sinyali, kendi yatırımlarından daha önemli...

ORHAN PAMUK'U TANIYOR"100 yıl sonra bile anılacak bir felsefe kitabı yazabilmek için bütün servetimi verirdim" diyen Soros'un yatak odasında bile hocası Karl Popper'in fotoğrafları var. 8 kitap yazmış. Okumayı seviyor. Kendisine hediye olarak Kardeş Türküler'in "Doğu" CD'sini ve Orhan Pamuk'un İngilizce basılan "İstanbul" kitabını götürdüm. Pamuk'un ismini bildiğini söyledi.

piramses
08.06.05, 14:12
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/06/gazete/yazar/ic/k_dundar.gifKimine göre Drakula, kimine göre Robin Hood, diktatörleri deviren Soros Milliyet'e konuştu:'AKP, İslami bir ülkenin en demokratik partisi'
http://www.milliyet.com.tr/2005/05/12/yazar/resim/d.jpg George Soros, 30 yıl önce 5 parasız çıkmış yola.
Bugün 75 yaşında ve 11 milyar dolarlık bir servetin sahibi...
Ancak New York'ta buluştuğumuz 5. caddedeki evi hiç de dünyanın en zenginlerinden birinin evine benzemiyor.
Klasik bir zevkin şıklığını taşıyan bu ev, gösterişli eşyalarından ziyade duvarlardaki kıymetli resimleriyle göz kamaştırıyor.
Onu beklerken bir apartmanın en üst katındaki dubleks evi geziyorum.
Pencereden Central Park ve göl görünüyor.
Evdeki yardımcısı yatı ya da uçağı olmadığını söylüyor.
Zaten onu diğerlerinden ayıran da bu.
O parasını dünyayı değiştirmeye harcıyor.
Az sonra kolunda bir sargıyla geliyor.
Küçük bir operasyon geçirmiş, ama yine de neşeli.
Parasıyla dünyanın dört bir yanında hükümetler devirdiği söylenen bu adamın alışageldiğimiz kapitalistlerden üç farkı var. Onu dinlerken hayretler içinde kalmamıza yol açan üç fark:
Bir: Daha çocuk denecek yaşta Faşizm ve Komünizmle tanışmış.
İki: Bir kapitalistte hiç alışmadığımız bir şekilde konuşurken sürekli "iki Karl"a atıf yapıyor: Popper ve Marx.
Üç: Adaşı ve hasmı George Bush'tan ve Amerika'nın yeni muhafazakârlarından söz ederken bir işÃ§i lideri kadar devrimci bir üslup kullanıyor.
Bu özellikler "liberal"liğin solculuk sayıldığı Amerika'da, onun "aşırı solcu" sayılmasına yol açıyor.
Oysa işin aslı, o akıllı bir kapitalist.
Vahşi kapitalizmin ve baskıcı rejimlerin piyasaya da zarar verdiğini görüyor ve sistemi ayakta tutmanın, Açık Toplum'dan geçtiğine inanıyor.
Sonuçta onun amacı da kârını maksimize etmek.
Ama bunu amaçlarken, mazisinin ve gençlik düşlerinin de etkisiyle dünyaya çok daha geniş bir perspektiften bakıyor, değişime yatırım yapmaya itiyor ve bu da onu diğer sermayedarlar arasında "devrimci" bir konuma yükseltiyor.

O, tek kişilik bir sivil toplum örgütü.
Aynı zamanda "küresel değişimin finansörü" olarak tanınıyor. Söyleşinin başında "Size ne diye hitap etmemi istersiniz" diye soruyorum:
"Finansman gurusu". "Global hayırsever". "Tuttuğu altın olan Midas". "Açık toplum filozofu". "Bilgisayar çağının Robin Hood'u"
Memnun gülümsüyor:
"Hepsi birden. Çünkü bu, iyi bir seçme."
Bunun üzerine madalyonu ters çeviriyorum:
"Ya şunlara ne dersiniz:
"Tayland halkının kanını emen Drakula". "Malezya ekonomisinin mezar kazıcısı". "Çin'in timsahı".
Gülüyor.
"Her pozitifin bir de negatifi vardır. Bu kadar çok işe girdiğinizde sevilmemeyi de göze almalısınız" diyor ve ekliyor:
"Ama gurur duyduğum bir şey var: Hem Bush hem Putin benden aynı oranda nefret ediyor."

Bir Macar Yahudisi
"Bu kadar çok düşman kazanmak için bunca para harcamaya değer mi" diye soruyorum:
"Bunları düşman kazanmak için yapmıyorum ki..." diyor, "Benim siyasi bir idealim var: Açık Toplum... Bu amaç için savaşırken, buna karşı çıkanlarla çatışma da kaçınılmaz olur".
"Çoğu işadamı servetini yat, uçak almaya ya da kanser araştırmalarına harcarken siz dünyayı değiştirmeyi seçtiniz. Neden?"
"Sanırım bu, içinden geldiğim hayatla ilgili..." diyor ve anlatmaya başlıyor:
"1930'da Macaristan'da bir Yahudi olarak doğdum. Babam bizi kaçırmasaydı Almanlar tarafından öldürülebilirdim."
Naziler Budapeşte'ye ulaştığında George Soros 13 yaşındaymış. Babası Tivadar Soros tehlikeyi önceden sezmiş. Bu öngörü onun, yüzde 70'i katledilen Macar Yahudilerinden biri olmasını önlemiş. Belki de bugünkü öngörüsü, babasından miras...

Popper'le tanışma
Savaştan sonra Ruslar gelmiş ve George, 14-16 yaşlarında komünizm tecrübesini yaşamış. Baba Soros, Naziler gibi Rusların da özgürlük getirmeyeceğini erken görmüş.
Demir Perde inmeden Londra'ya taşınmışlar. George, 17 yaşında Londra'da prestijli London School of Economics'e girmiş ve orada hayatını kökten değiştirecek filozofun öğrencisi olmuş:
Karl Popper...
Popper, "Açık Toplum ve Düşmanları" kitabında "Aklımızı kullanıp hem güvenliği hem özgürlüğü sağlamanın bir yolunu bulmalıyız" diyordu. Bu felsefe, Soros'u derinden etkiledi:
"Okulda onun kitaplarının ve Açık Toplum felsefesinin etkisi altına girdim. Bu felsefe başarıma büyük katkı yaptı. İşin komik yanı, bunlardan hem para kazanmakta hem o parayı harcamakta yararlandım".
Nasıl?
"Popper, 'mutlak doğru' diye bir şey olmadığını ve düşüncelerin insanlara zorla kabul ettirilemeyeceğini söyler. Oysa klasik ekonomi teorisi tamamen mutlak doğru varsayımına dayanır. Ben işe başladığımda piyasayla ilgili farklı görüşlere sahiptim ve bu görüşler o pazarda para kazanmama yardımcı oldu. Aynı fikirler daha sonra paramla Açık Toplum'u desteklememi de sağladı."

Tırmanış
O yıllarda küçük işlerde çalışarak okul parasını çıkarmaya çalışıyordu.
1956'da okulu bitirip New York'a göçtü.
1961'de Amerikan vatandaşı oldu ve borsa spekülatörlüğüne başladı. Kur değişimlerinden para kazanma hüneri sayesinde hızla zengin oldu. İyi yatırımı kötüsünden ayırma sezgisiyle müşterilerine doğru tüyolar veriyor ve risk alarak kazandırırken kazanıyordu.
Uzmanlık alanı, dalgalanan global markette çabuk ve büyük oynamaktı. Parasını ona emanet edenler yüzde 30 civarında kazandılar. 80'lerin başında "dünyanın en büyük para işletmecisi" ilan edildi.
1992'de bir gün İngiliz pound'unun değerinin düşüşe geçtiğine karar verdi. 10 milyar dolarlık bir spekülasyona girişti. Tek bir günde 1 milyar dolar ve bir unvan kazandı:
"Bank of England'ı çökerten adam."
Bu başarı onu global bir şöhrete dönüştürmüştü. Artık 60'ını aşmıştı. Faşizmi de Komünizmi de görmüştü. Çok risk alıp iyi para kazanmıştı, Şimdi bu parayla ne yapacağını düşünmenin vakti gelmişti.
O süreci şöyle anlattı: "İş yaşamımın ilk 30 yılında aklım fikrim para kazanmaktaydı. Gerekenden fazlasını kazanınca 'Bu kadar parayı ne için kullanmalıyım' diye düşündüm. Tüm insanlığa katkısı olacak bir şey bulmalıydım". O zaman ilk gençlik düşü aklına düştü: Okulda öğrendiği iki sözcük: Açık Toplum...

http://www.milliyet.com.tr/2005/05/12/yazar/resim/d1.jpg 'Devirmiyor, devireni destekliyorum'Diktatörler sizden korkuyor, çünkü siz gelince onlar devriliyor. Değişimi tetikliyor musunuz, yoksa kokluyor musunuz?
Değişim halktan gelmelidir. Elbette vakıflarımızın demokrasi talebine katkısı olabilir, ama halk desteklemedikçe bu hiçbir işe yaramaz.

Ama muhaliflere para vererek değişime önayak oluyorsunuz.
Hayır. Ben değil, oranın halkı önayak oluyor. Biz onlara destek veriyoruz. Gürcistan örneğini alalım. Orada Şevardnadze yolsuzlukla mücadele için iyi bir plan yaptı. Vakfımız buna destek verdi. Ancak yolsuzluğun odağında polis vardı ve Şevardnadze'nin hayatı polisin korumasındaydı. Bu yüzden plan uygulanamadı. Bazıları hükümetten desteği çekip ona karşı örgütlendiler ve kazandılar. Seçimde sandık başında sayım yaptık ve gerçek seçim sonuçlarını ortaya koyduk. Ve halk hükümetin açıkladığı sonuçlara değil, vakfımızınkine güvendi. Değişime katkımız bu oldu. Rejimin devrilmesinden sonra polise makul bir gelir sağlanması, yolsuzluğun önlenmesi için yeni hükümete destek verdik. Bu, yeni rejimin en görünür başarısı oldu. Ve ben buna katkı sağladığım için gurur duyuyorum.

Sırbistan, Ukrayna, Gürcistan, Kazakistan. Sırada neresi var. Hangi toplum açılacak?
Ukrayna daha bağımsız olmadan biz vakfımızı kurmuştuk. Bağımsızlığını ilan edince danışmanlar sağlayarak yardımcı olduk.
Korkarım Kırgızistan örneğinde devrim, olması gerekenden erken geldi.
Çünkü henüz kurumlar çok zayıf. O yüzden Ukrayna, Kırgızistan gibi yerlerde demokratik rejimlerin başarılı olamayacağından endişeliyim.
Bence demokratik devrim sadece bir başlangıçtır, sonuç değil. Bu değişim sürecinin sonuca ulaşması için Batı daha aktif rol almalı. Bu konuda baskı yapıyorum.

Türk zenginleri idealistTürkiye'nin bölgedeki pozisyonu?
Türkiye'yi çok takdir ediyorum. Çünkü çok açık fikirli ve ileri görüşlü bir liderliği var. Bu özellikle Türkiye'nin kapitalist sınıfı için de geçerli... Çünkü benim bildiğim kapitalistler sadece daha fazla para kazanmanın peşindedir. Türkiye'de ise bir grup zengin var ki, ülkelerini kale ediyorlar. Türkiye'de vakıf kurmamızın temelinde de bu var. Vakfımızın proje gelirinin çoğu Türk sermayesinden geliyor. Bu da çok memnuniyet verici.

Müşterilerinize Türkiye'de yatırım önerir misiniz?
Türk ekonomisini yakından izlemiyorum, çok içerden bilgi veremem. Ama genel planda çok olumlu görüyorum.

İş hayatındaki başarınızın sırrı nedir?
Yanlışımı kabullenmek... Bu, beni eleştirel düşünceyle tanıştıran Karl Popper'in etkisidir. Düşüncelerimi her defasında yeni baştan değerlendirmemi, yanlışsam pozisyon değiştirmemi sağladı. Yanlışta ısrar etmek yerine, onu düzeltmek yeteneği kazandırdı.

"Ahlaksız" bulduğunuz bir sistemden para kazanıp kazandığınız parayı o sistemi düzeltmeye harcıyorsunuz. Bu bir vicdan aklama çabası mı, Robin Hood olma kaygısı mı?
Kapitalizm "ahlaksız" değildir, "ahlakdışı"dır. Bu şu demek: Piyasa, ahlaki yargılarla işlemez. Orada insanlar, dürüst olanı yapmaya değil, para kazanmaya çalışır. Piyasa kamusal değil, kişisel yararın peşindedir. Rekabet eder ama elinden gelse rekabeti ortadan kaldırabilir de... Bu açıdan ahlakdışıdır. Kaynakların adilane dağılımı için piyasalara bel bağlayamazsınız. Özgürlük, demokrasi, hukuk düzeni gibi evrensel ilkeler, piyasanın insafına bırakılamaz. Barışı sağlamak, çevreyi korumak, adaleti gözetmek, hatta piyasa mekanizmasını garantiye almak için bile piyasa dışı, siyasi bir bakış açısı gerekir. Piyasayı denetlemezseniz, kaybedebilirsiniz. Çünkü Karl Marx'ın dediği gibi kapital daima yoğunlaşma eğilimindedir ve rekabeti sağlamazsanız tek bir gücün eline geçebilir.

Siz sınırın iki yanında da yer alıyorsunuz.
Evet, hem piyasa yarışında onun kurallarıyla oynayan bir katılımcıyım hem de o kuralların geliştirilmesine kafa yoruyorum.

Gücünüz de buradan mı geliyor?
Hayır. Bence benim o kadar büyük gücüm yok.

Ne kadar var?
Biraz finansman gücüm var, ama bu devede kulak sayılır. Mesela Macaristan'da kurduğum Açık Toplum Enstitüsü, yılda 3 milyon dolar harcıyor. Bununla ne yapabilirsiniz ki?.. Ama benim ideallerim var ve bu ideallere inanan insanlar var. Beni etkili kılan asıl bunlardır.

Türkiye'nin bugünkü yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
"Türkiye, her zaman stratejik öneme sahipti. Turgut Özal'la buluştuğumuz bir akşam yemeğini anımsıyorum. Türkiye'nin bütün komşularını şöyle bir saymıştık: Balkanlar, Rus cumhuriyetleri, Kuzey Asya, Akdeniz... Böyle bakınca Türkiye'nin nasıl stratejik bir yerde bulunduğu daha iyi anlaşılıyor. Daha önemli bir ülke düşünemiyorum bile...
Şimdi Türkiye çok olumlu bir istikamette Avrupa'ya yaklaşıyor. Ben bu yönelimi içtenlikle destekliyorum. Maddi, manevi her tür desteği vermeye de hazırım. Çünkü bunun Türkiye için olduğu kadar Avrupa için de çok önemi olduğuna inanıyorum. Hıristiyanlardan oluşan bu birliğin bir İslam ülkesini içine alması da bir açıklık alametidir.
Ancak Türkiye'nin tam üye olabilmesi için pek çok şeyin değişmesi lazım; sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da...

Diyelim 10 yıl sonra Türkiye tam üyeliğe hak kazandığında, Avrupa Birliği diye bir şeyin kalmaması mümkün mü?
Bu da gündemdeki bir sorun... Çünkü Avrupa Birliği belli bir noktaya kadar gelişti. Belli ki bazı ekonomik engellerle karşı karşıya... Bir kez gerilemeye başlarsa bunun nereye kadar gideceğini tahmin edemeyiz. Ben Avrupa Birliği üyelerinin bunca yatırım yaptıkları şeyin dağılmasına izin vermeyecekleri konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik içindeyim.

Soros'un AKP analizi"AKP, İslami bir ülkenin en demokratik partisi. Ve bu çok olumlu bir şey. İslami demokrasinin başarılı olması için elden gelen her şey yapılmalıdır. Türkiye diğer İslami ülkelerden farklı bir tarihe sahip olmasına rağmen yine de İslam dünyası için çok değerli bir örnek olabilir."

Yakamoz
28.01.06, 01:16
Bitte schön!

bkalnoky
28.01.06, 01:17
Bitte schön!

nicht doch so war das nicht gemeint :)

Laudazio
28.01.06, 01:42
nicht doch so war das nicht gemeint :)
Mal ehrlich, Sie glauben doch selbst nicht, dass Soros ein Philantrop ist, oder? Meiner Meinung nach hat der Mann starke Gewissensbisse, bei dem wie er sein Finanzimperium geschaffen hat, würde ich auch darunter leiden ;-)

Er hat Gewissensbisse und will geliebt werden, aber leider war er ein böser Bube gewesen und man traut dem äusseren Schein daher nicht so recht.

yetmisbesoglu
28.01.06, 02:23
Meine herren,reden sie hier grad über george soros,dem soros der mit spekulationen auf die britische pfunds millonen erwirtschaftet hat???.

bigberta
28.01.06, 09:02
Ja, wo isser denn, der Thread, der große? Weil, der täte mich auch interessieren...

bkalnoky
28.01.06, 10:03
Ja, wo isser denn, der Thread, der große? Weil, der täte mich auch interessieren...

Wollen wir doch das ganze Umdrehen. Seine philantropischen Aktivitäten sind hinlänglich belegt, der ganze Balkan / Osteuropa wäre ohne ihn auch kulturell sehr viel ärmer. Er hat viele Millionen in die Förderung begabter Osteuropäer gesteckt die sonst nie aus Bosnien oder Albanien herausgekommen wären (Central European University). Er fördert jede erdenkliche Form von Kulturprojekt & Bildungsinitiativen. Das alles muß also nicht bewiesen werden.

Ich erwarte von jedem, der mit halbformulierten Verschwörungsvorwürfen kommt, ganz klar zu sagen was denn Bitteschön Soros' Absicht im leben bzw mit diesen Aktivitäten sein soll.

oky

deryatulga
28.01.06, 12:58
Wollen wir doch das ganze Umdrehen. Seine philantropischen Aktivitäten sind hinlänglich belegt, der ganze Balkan / Osteuropa wäre ohne ihn auch kulturell sehr viel ärmer. Er hat viele Millionen in die Förderung begabter Osteuropäer gesteckt die sonst nie aus Bosnien oder Albanien herausgekommen wären (Central European University). Er fördert jede erdenkliche Form von Kulturprojekt & Bildungsinitiativen. Das alles muß also nicht bewiesen werden.

Ich erwarte von jedem, der mit halbformulierten Verschwörungsvorwürfen kommt, ganz klar zu sagen was denn Bitteschön Soros' Absicht im leben bzw mit diesen Aktivitäten sein soll.

oky

Henry Ford war auch ein eminenter Philantroph, wenn dies gleichbedeutend für Spendekraft ist, und ging dennoch als einer der hartnäckigsten Antisemiten und Hitler-Bewunderer in die Geschichte ein.
Zeigt mir deinen Freund, sage ich dir, wer du bist! Wenn ich mir die Sorosfreunde in der Türkei durch den Kopf gehen lasse, den Rest brauche ich nicht mehr zu erwähnen.

bkalnoky
28.01.06, 13:25
Henry Ford war auch ein eminenter Philantroph, wenn dies gleichbedeutend für Spendekraft ist, und ging dennoch als einer der hartnäckigsten Antisemiten und Hitler-Bewunderer in die Geschichte ein.
Zeigt mir deinen Freund, sage ich dir, wer du bist! Wenn ich mir die Sorosfreunde in der Türkei durch den Kopf gehen lasse, den Rest brauche ich nicht mehr zu erwähnen.

Lieber Derya Tulga,

Ich schätze Sie als kompetenten und hochgebildeten Gesprächspartner, aber diese Ausrede für einen Verzicht auf Analyse und Begründung würden Sie keinem Studenten durchgehen lassen.

Wenn sich niemand aufraffen kann, auszuformulieren, was er sagen will, möchte ich als Diskussionsgrundlage gerne eine kurze und differenzierte Soros-Analyse befiügen.

Soros wollte ursprünglich nach dem Zusammenbruch des Kommunismus die jungen Demokratien Osteuropas zu stärken. Das war auch bitter nötig! Das Motiv: Er ist selbst Ungar, und er war in der Lage, zu helfen.

Die Reichweite und auch die positiven Folgen für die betroffenen Länder waren kolossal. Daß der Übergang von einer kommunistischen in eine westliche Kultur weitgehend glatt und rasch vonstatten ging, ist auch ihm zu verdanken.

In den ersten Jahren waren die jungen Demokratien überaus fragil, sein Ansatz war akademische Bildung der jungen Eliten, Förderung demokratischer Basisinitiativen, Förderung freier Medien, kultureller Aktivitäten, Bekämpfung der Armut. Ziel: Überwindung des autoritäten Erbes und der entsprechenden Mentalität. Erst ging es um das kommunistische Erbe, als dann die Ex-Kommunisten zu Nationalisten wurden, ging es auch um die Bekämpfung jeglichen Nationalismus.


Er half zudem wirtschaftlich, in dem er über seine Kontakte gezielt Investitionen nach Mittelosteuropa leitete. Argument: Armut generiert Nationalismus.

Mit der ZWEITEN Phase begann die Soroshetze. Denn er engagierte sich auch in den kriegsführenden Ländern des Balkan, mit derselben Logik: Eine stärkerer zivile Gesellschaft bringt Frieden. Kein Wunder, daß ihn bald alle Autokraten der Region zu verfluchen begannen.

Eine DRITTE Phase ist seit längerem die Extrapolation dieser Prämissen in Länder der früheren Sowjetunion sowie in potentielle neue EU-Mitglieder. Das Ziel ist dasselbe wie immer, freie und demokratische Gesellschaften. Aber wie schon im Balkan gibt es einen großen Unterschied zu früher: In Ostmitteleuropa war der Kommunismus schon zusammengebrochen, als Soros begann. Es gab keine Diktatoren mehr die ihm "Terrorismus" hätten vorwerfen wollen.

Auf dem Balkan und in den autoritären bzw protodemokratischen Ländern, in denen er jetzt aktiv ist, stellen seine Ziele die Fundamente der dortigen Regime in Frage, um so heftiger die Gegenwehr.

Seine Prinzipien wendet er auch in der US-Politik an, was ihn sehr viel Geld gekostet hat und keinen Erfolg brachte.

so, nun bitte inhaltlicher werden wenn es Mitteilungsbedarf gibt.

oky


oky

dertli4u
28.01.06, 22:18
Ich erwarte von jedem, der mit halbformulierten Verschwörungsvorwürfen kommt, ganz klar zu sagen was denn Bitteschön Soros' Absicht im leben bzw mit diesen Aktivitäten sein soll.

oky

okay

fangen wir mal an;

Georges Soros Unterstützungen und soziale Einrichtungen haben sich mittlerweile auf über 25 Länder und Staaten ausgeweitet

Soros wurde durch seine Finanzaktionen der Verfall mehrerer nationaler Währungen und die Schädigung ganzer Volkswirtschaften zugeschrieben. In Malaysia sehen Beobachter Soros beispielsweise als Urheber der Asienkrise im Jahr 2000.

FOCUS Online

http://72.14.203.104/search?q=cache:x0IsdmnGMhgJ:ww w.rasscass.com/templ/te_bio.php%3FPID%3D180%26RID%3 D1++%22soros%22&hl=de&gl=de&ct=clnk&cd=2&lr=lang_de

also, er ist Urheber der Asienkrise..dadurch wurde millionen menschen ärmer..viele arme menschen haben ihre arbeitsplätze verloren.

*****


Er hat die Bank of England in die Knie bezwungen und auch die Devisenreserven Schwedens vernichtet, indem er sie auf sein privates Konto umleitete. Er war maßgeblich dafür verantwortlich, Malaysia ins Elend zu stürzen. Milliarden hat er dabei über Nacht "verdient".

Interessant ist auch dessen Werdegang. Es wird erzählt, dass er mittellos aus Ungarn in die USA eingewandert sei und sich dort vom Tellerwäscher zum Millionär hochgearbeitet habe. Böse Stimmen munkeln, noch viel mächtigere Kräfte hätten ihn mit Kapitalien und Insiderinformationen versorgt, um deren Zwecke zu erfüllen.

Nun nutzt er sein hart verdientes Geld, um zahlreiche "Freiheits"-Stiftungen im von fremden Oligarchen unterdrückten Osteuropa zu finanzieren und ist dabei von einer ähnlichen Zielstrebigkeit in der Destabilisierung Osteuropas im Sinne Bushs wie nur noch Reinhard Mohn von Bertelsmann

"Kurssturz an den Börsen, Rezession in weiten Teilen der Welt: Die Krise der Finanzmärkte wächst ins Globale, der Boom der vergangenen Jahre ist abrupt zu Ende gegangen. Banken brechen zusammen, riesige Vermögen werden über Nacht vernichtet, Millionen Menschen drohen Arbeitslosigkeit, Armut und Hunger. Das ökonomische Debakel, das in Asien begann, dann Rußland erfaßte, mittlerweile Brasilien und ganz Lateinamerika in den Abwärtssog zieht und auch vor den Vereinigten Staaten und Westeuropa nicht halt macht, traf die Welt völlig unerwartet.

****

und er schrieb;
"Häufig hatte ich das Gefühl, eine multiple Persönlichkeit zu sein, hin- und hergerissen zwischen Geschäft, sozialer Verantwortung und Privatleben. Und wenn sich die Rollen hin und wieder vermischten, brachte mich das nicht selten in Verlegenheit." (S. 80)

Wie geht er mit dieser inneren Zerrissenheit um, die er selbst als solche wahrnimmt?
"Als anonymer Teilnehmer an den Finanzmärkten mußte ich die gesellschaftlichen Konsequenzen meiner Handlungen nie abwägen. Ich war mir bewußt, daß mein Tun unter manchen Umständen schädliche Folgen haben mochte, doch das ignorierte ich mit der Rechtfertigung, mich an die geltenden Spielregeln zu halten. Das Spiel war von einem äußerst ehrgeizigen Wettbewerb geprägt, und hätte ich mir zusätzliche Beschränkungen auferlegt, hätte ich als Verlierer dagestanden.

Darüber hinaus war ich der Meinung, daß meine moralischen Skrupel unter den gegebenen Bedingungen auf den Finanzmärkten der realen Welt nicht zugute kommen würden: Verzichtete ich, nähme ein anderer meinen Platz ein. Wenn ich entschied, welche Aktien oder Devisen ich kaufen oder verkaufen sollte, leitete mich nur eine Überlegung: Ich wollte meinen Gewinn maximieren, indem ich die Risiken gegen das, was sie mir eintragen mochten, abwog. Und meine Entscheidungen hatten nicht selten soziale Konsequenzen." (S. 245)

"Als ich 1992 das Pfund leer kaufte, war die Bank von England mein Gegenspieler, und ich zog das Geld den britischen Steuerzahlern aus der Tasche. Eine Berücksichtigung dieser gesellschaftlichen Konsequenzen hätte meine Kalkulation von Risiko und Ertrag zweifellos verfälscht und meine Erfolgschancen verringert. Glücklicherweise brauchte ich mich um die Folgen nicht zu kümmern, denn sie wären auf jeden Fall eingetreten...... Mein soziales Gewissen hätte keinen Einfluß auf den Entscheidungsprozeß gehabt.

Mir wurde klar, daß dieses Argument nur für Finanzmärkte Gültigkeit hatte. Hätte ich es mit Menschen anstatt mit Märkten zu tun gehabt, wären moralische Entscheidungen unvermeidbar gewesen, und ich hätte nicht so erfolgreich Geld verdienen können.

http://72.14.203.104/search?q=cache:KHUWzuWoMVUJ:ww w.artfond.de/soros.htm++%22soros%22&hl=de&gl=de&ct=clnk&cd=6&lr=lang_de

********

so; das ist SOROS...

er maskiert seine geldgier mit soziale aktivitäten.

das ist fakt.

mfg
dertli

bkalnoky
29.01.06, 09:41
Lieber Dertli,

Soros' wirtschaftliche Aktivitäten sind bekannt, Sie brauchen sie hier nicht aufzulisten. Der Mann macht Geld. Er ist Geschäftsmann. Er hat tatsächlich diese Dinge getan.

Er hat freilich keineswegs Osteuropa destabilisiert. Das ist Humbug. Er hat viel mehr über seine Aktivitäten Osteuropa (exklusive der früheren Sowjetunion) stabilisiert, in dem er half, die jungen Demokratien dort zu festigen.

Und wo noch keine Demokratie herrscht, oder nur eine Pseudo-Demokratie, da wirken seine Initiativen zur Förderung demokratischer Inititiaven und Medien auf die polizeistaatlichen Regime destabilisierend. Ich kann das nur begrüßen. Wieso, unterstützen Sie etwa polizeistaatliche Regime? Andere fallen mir nämlich nicht ein, die Soros' soziale-kulturelle-politische Aktivitäten schrecklich finden würden.

Und ja, er mag persönlich zerrissen sein, weil die Folgen seiner wirtschaftlichen Aktivitäten zuweilen ganz andere sind als die seiner politisch-sozial-kulturellen Aktivitäten. Ich hatte das von Anfang an klargemacht, mit meinem Bild vom verspäteten Pagodenbauer.

Für Osteuropa jedoch (exklusive der ex-Sowjetunion) sind sogar seine wirtschaftlichen Aktivitäten in vollem Einklang mit der Demokratieförderung.

Und was ihren Schlußsatz mit dem Maskieren betrifft, nein, das ist nicht Fakt. Seine Sozialen Aktivitäten begann er, nach dem Sturz des Kommunismus, um seiner Heimat zu helfen, und expandierte auf die zentraleuropäischen Länder, die ja auch kulturell verwandt sind und teilweise früher auch staatlich zusammengehörten.

Hat nichts mit Maskieren zu tun.

herzlichst oky











okay

fangen wir mal an;

Georges Soros Unterstützungen und soziale Einrichtungen haben sich mittlerweile auf über 25 Länder und Staaten ausgeweitet

Soros wurde durch seine Finanzaktionen der Verfall mehrerer nationaler Währungen und die Schädigung ganzer Volkswirtschaften zugeschrieben. In Malaysia sehen Beobachter Soros beispielsweise als Urheber der Asienkrise im Jahr 2000.

FOCUS Online

http://72.14.203.104/search?q=cache:x0IsdmnGMhgJ:ww w.rasscass.com/templ/te_bio.php%3FPID%3D180%26RID%3 D1++%22soros%22&hl=de&gl=de&ct=clnk&cd=2&lr=lang_de

also, er ist Urheber der Asienkrise..dadurch wurde millionen menschen ärmer..viele arme menschen haben ihre arbeitsplätze verloren.

*****



Er hat die Bank of England in die Knie bezwungen und auch die Devisenreserven Schwedens vernichtet, indem er sie auf sein privates Konto umleitete. Er war maßgeblich dafür verantwortlich, Malaysia ins Elend zu stürzen. Milliarden hat er dabei über Nacht "verdient".

Interessant ist auch dessen Werdegang. Es wird erzählt, dass er mittellos aus Ungarn in die USA eingewandert sei und sich dort vom Tellerwäscher zum Millionär hochgearbeitet habe. Böse Stimmen munkeln, noch viel mächtigere Kräfte hätten ihn mit Kapitalien und Insiderinformationen versorgt, um deren Zwecke zu erfüllen.

Nun nutzt er sein hart verdientes Geld, um zahlreiche "Freiheits"-Stiftungen im von fremden Oligarchen unterdrückten Osteuropa zu finanzieren und ist dabei von einer ähnlichen Zielstrebigkeit in der Destabilisierung Osteuropas im Sinne Bushs wie nur noch Reinhard Mohn von Bertelsmann

"Kurssturz an den Börsen, Rezession in weiten Teilen der Welt: Die Krise der Finanzmärkte wächst ins Globale, der Boom der vergangenen Jahre ist abrupt zu Ende gegangen. Banken brechen zusammen, riesige Vermögen werden über Nacht vernichtet, Millionen Menschen drohen Arbeitslosigkeit, Armut und Hunger. Das ökonomische Debakel, das in Asien begann, dann Rußland erfaßte, mittlerweile Brasilien und ganz Lateinamerika in den Abwärtssog zieht und auch vor den Vereinigten Staaten und Westeuropa nicht halt macht, traf die Welt völlig unerwartet.

****

und er schrieb;
"Häufig hatte ich das Gefühl, eine multiple Persönlichkeit zu sein, hin- und hergerissen zwischen Geschäft, sozialer Verantwortung und Privatleben. Und wenn sich die Rollen hin und wieder vermischten, brachte mich das nicht selten in Verlegenheit." (S. 80)

Wie geht er mit dieser inneren Zerrissenheit um, die er selbst als solche wahrnimmt?
"Als anonymer Teilnehmer an den Finanzmärkten mußte ich die gesellschaftlichen Konsequenzen meiner Handlungen nie abwägen. Ich war mir bewußt, daß mein Tun unter manchen Umständen schädliche Folgen haben mochte, doch das ignorierte ich mit der Rechtfertigung, mich an die geltenden Spielregeln zu halten. Das Spiel war von einem äußerst ehrgeizigen Wettbewerb geprägt, und hätte ich mir zusätzliche Beschränkungen auferlegt, hätte ich als Verlierer dagestanden.

Darüber hinaus war ich der Meinung, daß meine moralischen Skrupel unter den gegebenen Bedingungen auf den Finanzmärkten der realen Welt nicht zugute kommen würden: Verzichtete ich, nähme ein anderer meinen Platz ein. Wenn ich entschied, welche Aktien oder Devisen ich kaufen oder verkaufen sollte, leitete mich nur eine Überlegung: Ich wollte meinen Gewinn maximieren, indem ich die Risiken gegen das, was sie mir eintragen mochten, abwog. Und meine Entscheidungen hatten nicht selten soziale Konsequenzen." (S. 245)

"Als ich 1992 das Pfund leer kaufte, war die Bank von England mein Gegenspieler, und ich zog das Geld den britischen Steuerzahlern aus der Tasche. Eine Berücksichtigung dieser gesellschaftlichen Konsequenzen hätte meine Kalkulation von Risiko und Ertrag zweifellos verfälscht und meine Erfolgschancen verringert. Glücklicherweise brauchte ich mich um die Folgen nicht zu kümmern, denn sie wären auf jeden Fall eingetreten...... Mein soziales Gewissen hätte keinen Einfluß auf den Entscheidungsprozeß gehabt.

Mir wurde klar, daß dieses Argument nur für Finanzmärkte Gültigkeit hatte. Hätte ich es mit Menschen anstatt mit Märkten zu tun gehabt, wären moralische Entscheidungen unvermeidbar gewesen, und ich hätte nicht so erfolgreich Geld verdienen können.

http://72.14.203.104/search?q=cache:KHUWzuWoMVUJ:ww w.artfond.de/soros.htm++%22soros%22&hl=de&gl=de&ct=clnk&cd=6&lr=lang_de

********

so; das ist SOROS...

er maskiert seine geldgier mit soziale aktivitäten.

das ist fakt.

mfg
dertli

deryatulga
29.01.06, 23:19
Wollen wir doch das ganze Umdrehen. Seine philantropischen Aktivitäten sind hinlänglich belegt, der ganze Balkan / Osteuropa wäre ohne ihn auch kulturell sehr viel ärmer. Er hat viele Millionen in die Förderung begabter Osteuropäer gesteckt die sonst nie aus Bosnien oder Albanien herausgekommen wären (Central European University). Er fördert jede erdenkliche Form von Kulturprojekt & Bildungsinitiativen. Das alles muß also nicht bewiesen werden.

Ich erwarte von jedem, der mit halbformulierten Verschwörungsvorwürfen kommt, ganz klar zu sagen was denn Bitteschön Soros' Absicht im leben bzw mit diesen Aktivitäten sein soll.

oky

"Geht durch das enge Tor! Denn das Tor ist weit, das ins Verderben führt, und der Weg dahin ist breit und viele gehen auf ihm. Aber das Tor, das zum Leben führt, ist eng und der Weg dahin ist schmal und nur wenige finden ihn" (Mt 7,13f).

Treu dem Motto, "dem Weisen genügt ein Wort", war ich eigentlich entschlossen, die Fünf gerade sein zu lassen und mich nur noch als Zaungast bei der Diskussion um den ehrenwerten Herrn Soros zu betätigen, obwohl man mich diesbezüglich für mitteilungsbedürftig hielt. Nun passte es meiner sprichwörtlichen Eitelkeit nicht, dass man mich in der Diskussionsrunde in absentia verbrennt. Also wo waren wir geblieben?
Ich soll auf Begründung und Analyse verzichtet und mich hinter Ausreden verschanzt haben. Mag sein! Meines Erachtens gehört zu jedem Lehrsatz eine Reziprok. Es ist also erkenntnistheoretisch und analytisch legitim, wenn ich von der Menschengruppe, die Herr Soros in der Türkei nach Kräften unterstützt, auf ihn schliesse. Ich verstehe ehrlich auch nicht, warum sich die militantesten Vorkämpfer der Meinungsfreiheit bei jedem ungewöhnlichen Kunstgriff der Gegenseite abschätzigen Bemerkungen nicht verkneifen. War es Goethe, der gesagt hatte, wer die Idee scheue, habe auch zuletzt den Begriff nicht mehr?
Spulen wir den Film ein Bisschen zurück, bis in die Siebziger Jahren des XX. Jahrhunderts hinein. Wer damals als Ausländer zum akademischen Nachwuchs in Deutschland gehören wollte, musste unbedingt unter Beweis stellen, dass für ihn die parlamentarische Demokratie in der Türkei nichts anderes als Luxus bedeutete. SPD nahe Friedrich Ebert Stiftung erteilte Stipendien für Promotionen, die die Suspendierung des parlamentarischen Systems in der Türkei, natürlich im Namen der wahren Demokratie, befürworteten. An Leuten wie mich waren nur Stellen interessiert, denen man sich ohne gewaltige Loyalitäts- und Gewissenskonflikte nicht anschliessen konnte. Es war also damals sehr schwer sich in Deutschland mit dem Kainsmal des türkischen Demokraten zu behaupten. Es wäre dabei lehrreich sich ein Bild davon zu machen, wer als Türke in den deutschen Medien Fuss fassen durfte. Heute ist das alles vergessen und geleckt und ich soll mir sogar von mehrfachen Mördern demokratische Manieren beibringen lassen, weil sie zufällig vom Herrn Soros im Dutzend billiger aufgekauft worden sind. Also ich würde, bevor ich jemanden pauschaler Beweisführung bezichtige, darauf achten, ob dieser doch einen sehr gesunden Respekt vor unanalysierten Restbeständen hat. Wenn das Thema zufällig Türkei heisst, sind diese Restbestände ohnehin Legion!

Ich halte es schlichtweg für arrogant, dass so einer wie Soros gerade in der Türkei als Lehrmeister der Demokratie auftreten will. Seine Armee Zitat ist zufällig unbekannt geblieben, war dennoch verräterisch genug. Das türkische Parlament widmete ihm am 30.4.2002 sogar eine Fragestunde. Zu welchem kulturellen Übergang wollte Herr Soros der Türkei verhelfen? Wenn es um hohle Grapschkultur geht, sie beherrschen Herren wie Can Paker aus dem ff. Wie wäre es übrigens ein Interview mit Sabanci Holding, der vor einigen Jahren Ziel Nummer 1 des armenischen Revanchismus war und heute nicht mehr ist.
"In den ersten Jahren waren die jungen Demokratien überaus fragil, sein Ansatz war akademische Bildung der jungen Eliten, Förderung demokratischer Basisinitiativen, Förderung freier Medien, kultureller Aktivitäten, Bekämpfung der Armut. Ziel: Überwindung des autoritären Erbes und der entsprechenden Mentalität. Erst ging es um das kommunistische Erbe, als dann die Ex-Kommunisten zu Nationalisten wurden, ging es auch um die Bekämpfung jeglichen Nationalismus."
Wie wunderbar, nur die Türkei war nicht einmal unter den Sultanen die viel verpönte orientalische Despotie. Der demokratische Kampf ist bedeutend älteren Datums. Und wenn Ex-Kommunisten zu Nationalisten werden, sind sie böse Buben, wohingegen Ex-Kommunisten die Soros alles aus der Hand fressen Musterknaben der Nation sind. Wie antiautoritär ich persönlich bin, ist eine Tatsache. Welche Gänsehaut ich dann kriege, wenn die Machenschaften von Soros und seiner Helfershelfer beobachte, ist trotzdem ein unbeschreibliches Gefühl. Wer betrügt eigentlich die türkischen Volksmassen mit unerfüllbaren Versprechungen im Namen der EU? Wissen die Herren nicht, dass solche Betrügereien nolens volens Aggressionen und sogar bürgerkriegsähnlichen Situationen Tür und Tor öffnen würden? Das wissen sie selbstverständlich. Ironischerweise sitzen sie dabei mit den ungeliebten nationalistisch gewordenen Ex-Kommunisten im gleichen Boot. Auch sie halten die Ergebnisse eines Bürgerkrieges in der Türkei für berechenbar, wie manche das Resultat eines türkisch-iranischen Krieges zuverlässig bilanzierbar darstellen. Wie steht eigentlich Herr Soros einem solchen Krieg gegenüber? Verglich er die türkische Armee deshalb mit einem Exportartikel? Ich bin ein schlichter Mensch, aber ich tröste mich damit, dass Einfachheit immer Ergebnis stolzer Sicherheit ist.
Dass Armut unbedingt den Nationalismus generiert und vice versa halte ich für einen bedeutenden Beitrag zur politischen Theorie und Ideengeschichte. In meiner Jugend war es so, dass man den Nationalismus als ein Derivat bürgerlicher Gesellschaftsordnung und des kapitalistischen Systems hielt. Es wurde den Amerikanern später der Vorwurf gemacht, sie schnallten es nicht, dass die sozialistischen Systeme der Dritten Welt zugleich nationalistisch waren. Die USA und deren scharfe Köpfe hielten den russisch-chinesischen Konflikt für ein Täuschungsmanöver des Weltkommunismus. Denn wenn selbst diesbezüglich keine Beweise vorlagen, konnte böser Wille oder meinetwegen flagrante Ignoranz so etwas in die harmloseste politische Erscheinung hineingeheimnissen. Interdependenzen sind in diesem Gebiet also ein wenig diffiziler zu eruieren.

Mit einer axiomatischer Evidenz werden diejenigen, die Soros nicht riechen können zu den Anhängern eines Polizeistaates stigmatisiert. Wenn man mir hier einen Rückgriff auf fast 40 Jahre alten Schulnotizen erlaubt, hat der Urheber solcher Beschuldigungen
ein vorwegnehmend finales Verständnis, leitet von diesem deduktiv eine elegante Scheinerklärung ab und ignoriert die Tatsachen, die zu ihr nicht stimmen. Alles was ihn widerlegt, sind plattfüssig stampfende Argumente!
Herdemözgür hätte es mit den persönlichen Vergleichen lieber sein lassen! Zunächst darf man Äpfel mit den Birnen nicht vergleichen. Herr Kalnoky lebt davon was er erzählt, ich erzähle davon, was ich erlebe. Subjektive Wahrnehmung und deren sachgerechte Reflexion sind zwar für uns beide den gleichen Bedingungen unterworfen, unsere Basisposition bleibt dennoch grundverschieden. Darum halte ich mich auch fern von jeglichem Qualitätsurteil.
Dass ich mir lieber einen Arm abbeissen würde, statt einen Irrtum zuzugeben, halte ich jedoch für hehre Spekulation. Irrtümer werden zu keinem Reinigungseffekt unterworfen, wenn man sie ja nur ignoriert. Sie kommen irgendwann aber regelmässig kumulativ auf einen zurück. So einen infantilen Masochismus betreibe ich wirklich nicht. Wer schweigt, stimmt zu, oder? Aufrichtigkeit oder eine feste Meinung haben, ich glaube, ich bin aus diesem Alter hinaus. Ich bin wirklich kein Mann der faulen Kompromisse mit der Schlagseite und wo ich die Wahrheit erkenne, versuche ich nie deren Gegenteil zu beweisen. Ich befinde mich am späten Abend meines Lebens. Welche politische Agenda kann ich noch führen, als mir Frieden und Wohlstand für meine Heimat zu wünschen oder meine bescheidenen Kenntnisse oder Lebenserfahrungen mit jüngeren Menschen zu teilen? Sie sollen sich nicht von jedem hergelaufenen Rattenfänger übertölpeln lassen, was ich als Anliegen für völlig legitim halte. Politisch heimatlos bin ich nicht, dennoch bedeutet für mich der türkische Staat, mit dem ich im ewigen Clinch lebe, kein hegelianisches Gebilde. Er ist aber der Staat meines Volkes und geniesst als solcher meine Loyalität, nicht etwa meine blinde Unterwerfung. Meine Unabhängigkeit ist die existenzielle Grundlage meiner Glaubwürdigkeit, was auch seinen Preis hat. Warum sollte ich übrigens auch nicht manchmal ergebnisoffen diskutieren, das Leben ist schliesslich nicht nur eine kalte Disputation. Gedankengymnastik nennen wir das, schadet niemandem, beugt Arteriosklerose vor!
Die Türkei besteht nicht nur aus relevanten Gesprächspartnern, die ihr eigenes Volk öfters weniger gut kennen als die ausländischen Journalisten. Ich erachte diesen Zustand auch für einen gravierenden Widerspruch angesichts so vieler Lobsprüche für die Zivilgesellschaft. Wenn man unter zivil nur nichtuniformiert versteht, ist es natürlich eine andere Sache. Die Scharniere und Transmissionsriemen der türkischen Gesellschaft sind jenseits der Chefetagen zu suchen. Sie werden ihr autoritätsgläubiges türkisches Volk dann aus einer anderen Perspektive kennen lernen!
Was Ihre Vorurteile anbelangt, ist mir irgendwie im Hinterkopf die Sache der Entvölkerung Siebenbürgens geblieben. Ist es nicht erstaunlich, dass mehrere tausend Ungarn 1848 ihre Zuflucht in der Türkei gefunden und sich dort als Musterbürger integriert haben. Diese Familien leugnen ihre ungarische Ursprung nicht, bestand Ihrerseits eine Interesse, sie über ihre Erfahrung zu interviewen? Frau Nigar Alemdar wäre eine sehr ergiebige Quelle, zumal sie die Urenkelin einer sehr berühmten Dichterin ist. Die Türken waren 1848 mit den Russen am Rande eines Krieges, weil sie die ungarischen und polnischen Flüchtlinge nicht ausliefern wollten. Dafür gab es sogar in London pro türkische Demos. Schade, dass so etwas in Ungarn unbekannt blieb. 6 Jahre später marschierten diese Flüchtlinge als Offiziere der türkischen Armee im Krimkrieg mit. Sie waren keine Undankbare! Franz Babinger ärgerte sich wiederum, dass die Ungarn in Budapest einen Gedenktafel für die türkischen Besatzer und keinen für die deutschen Befreier errichtet hatten. Ironie des Schicksals oder Künstlerpech, wer will es wissen?
Dass Loyalität ein erkenntnishemmender Faktor ist, erinnert mich fatal an die "Sekundärtugenden" eines KZ Verwalters von Oscar Lafontaine. Wenn wir Erkenntnis in seiner biblischen Sinne auffassen, könnte dies gleichzeitig als Freibrief für Gewissenlosigkeit verstanden werden, was uns wiederum in die Nähe des Herrn Soros rückt.
Montesquieu hatte vor 250 Jahren gesagt, dass er erst Mensch, dann Europäer und erst dann Franzose war. Es folgten die Aufklärung, Revolution, Napoleon und Weltkriege, die nationale Identität verblasste nirgendwo zusehends. Im Gegenteil, die Krisenfestigkeit Europas vor chauvinistischen Rückschlägen beruht auf blossen Gerüchten.
Ich habe nie behauptet, es gäbe keine Kurden, dafür habe ich unter ihnen lange genug gelebt. Ich habe nur gesagt, dass das heutige türkische Volk aus mehreren ethnischen Gruppen besteht, die sowohl kulturell, als auch von der historischen Erfahrung her nicht hinter den Kurden zu hinken brauchen. Die türkische Sprache zementiert diese Gruppen auf freiwilliger Basis. Wenn die Kurden sich von diesem Bund ausscheren wollen, weil sie dem Rest ihre wahrlich unterentwickelte Sprache nicht aufzwingen dürfen, dann sollen sie tun, was sie nicht lassen können. Das ist meine feste Meinung, die ich ohne irgendwelche Anweisung oder Hilfe gebildet habe. Wenn es hier einen Hegemonialanspruch gibt, dann gebührt er dem Türkischen und nicht den Türken. Der Unterschied dürfte schon für allen unter uns klar genug sein. Oder macht vielleicht die menschenfreundliche EU den Kurden zuliebe jährlich einige Milliarden locker. Dann werden die Kurden die ersten sein zu behaupten, dass man für eine solche Geldsumme eine bessere Verwendung hätte. Vorher könnten Sie vielleicht über die kulturellen Vorteile der kurdischen Sprache für das türkische Bildungssystem berichten. Es könnte Wunder wirken!

Greyson
29.01.06, 23:50
derya abim-:aferin:
cevabi ne olucak bakalim.dört gözle bekliyorum.

Chutluck
29.01.06, 23:56
Meine Güte!
Je mehr ich von ihnen lese umso mehr ärgert es mich dass Sie bei ihrer letzten Diskussionsrunde im Fernsehen so wenig zu Wort gekommen sind.
deryatulga mehr davon.

mika
30.01.06, 00:55
:aferin: :aferin: :aferin: :aferin:

bkalnoky
30.01.06, 10:44
Lieber Derya Tulga,

Das mit den Stipendien in den 70er Jahren kann ich nicht beurteilen. Ich nehme Ihr Wort dafür. Meines können Sie dafür nehmen daß -- auf dem Balkan und in Ostmitteleuropa -- viele wirklich sehr gute Leute für Soros arbeiten. Was darf man daraus ableiten? An sich noch gar nichts. Wenn -- in der Türkei --- ex-Terroristen für ihn arbeiten sollte man daraus auch nicht schließen daß er Stellenangebote aufgibt in denen er Ex-Terroristen sucht. Daß es solchen Leuten gelungen sein mag sich über die Organisation einzuschleichen will ich nicht ausschließen. Mir ging es um die Analyse seiner Motive. Er hat in Osteuropa objektiv Positives geleistet, und wenn Sie zu diesem Aspekt - ex-Ostblock und Soros -- ein Urteil sich abringen möchten wären wir einen Schritt weiter.

Danach können Sie immer noch sagen zB daß er Wertvorstellungen hat die auf die Türkei nicht übertragbar und schädlich sind. Womit ich nicht einverstanden wäre, aber es wäre ein nachvollziehbares Argument.

Aus Ex-Kommunisten werden Böse Buben wenn es Nationalisten werden und brave Schüler wenn sie "Soros aus der Hand fressen"?. Genau. Unpolemischer gesagt, falsche Nationalisten, die über Konflikterzeugung ihre Machtpositionen behalten wollen, sind schädlich für das Land. Neu-Demokraten, die ihre Macht dadurch sichern wollen, daß sie die Macht des Geldes und auch der Freiheit erkennen, mithin eine demokratische und marktwirtschaftliche Gesellschaft ermöglichen, wofür sie sowohl über die EU als auch über zB Soros Geldmittel mobilisieren können, nützen dem Land.

Ich weiß nicht ob ich Ihr Kernargument richtig herausfiltere, Soros zielt auf Bürgerkrieg in der Türkei? Das finde ich interessant, vielleicht können sie es direkter erklären, so ist es recht gewunden und bietet keinen Ansatzpunkt für eine Antwort.

Die Sache mit dem abgerissenen Arm nehme ich lieber mal zurück, es hilft der Debatte wenig und ich bin eigentlich nicht hier um User zu beleidigen. Unabhängig davon finde ich tatsächlich wenig Neugieriges, Perspektiven suchendes, dafür umsomehr Apologetisches bzw Verurteilendes in vielen Ihrer Beiträge. Die sind zugleich aber immer hochinteressant und zeugen von hohem Wissen und auch Gewissen. Ein schlichter Mensch scheinen Sie mir weniger, das ist aber nicht negativ gemeint .

Ungarn: Nicht von Siebenbürgen war die Rede sondern vom Partium (und da hatte ich nicht Recht). Siebenbürgen war nicht okkupiert.

Ich sagte auch von vornherein das viele Siebenbürger Ungarn die in die Türkei kamen und hier zu Rang und Ehren kamen. (es gab immer eine protürkische Fraktion in den ewigen siebenbürgischen adeligen Machtkämpfen).

Thema Kurden: Abgehakt, da sich jede Diskussion sofort verhakt.

herzlichst oky

deryatulga
30.01.06, 16:01
Lieber Derya Tulga,

Das mit den Stipendien in den 70er Jahren kann ich nicht beurteilen. Ich nehme Ihr Wort dafür. Meines können Sie dafür nehmen daß -- auf dem Balkan und in Ostmitteleuropa -- viele wirklich sehr gute Leute für Soros arbeiten.

herzlichst oky


Lieber Herr Kalnoky, wie kann ich es mir übers Herz bringen, gerade Sie im Stich zu lassen. Mein Wort hin und her, damit können Sie sich in allwissenden Kreisen keinen Respekt verschaffen, schon gar nicht etwas kaufen. Also Ali Bozbag/ Kemalismus als liberaler Entwicklungsweg für den gesellschaftlichen Transformationsprozess in der Türkei Ein Abstrakt davon erschien in: Vierteljahresberichte 55/1974 s.37-50 Für Sie ist s.44 von Bedeutung.

Herr Soros zog meine Aufmerksamkeit erst mit diesem Armeeexportzitat auf sich. Dann wurde Herr Can Paker, ohne irgendwelche politische Basis ziemlich lang als Kandidat für den Ministerpräsidentsessel gehandelt. Zugleich rumorte es, dass die Türkei einer Technokratenregierung bedurfte. So furchtbar parlamentarisch-demokratisch sind diese Herren nicht gesinnt, waren es auch nie!
Soros hat in der Türkei angeblich nur 6 Millionen Dollar investiert, nach türkischen Massstäben Peanuts. Cem Uzan nannte seine in den Sand gesetzten 200 Millionen Dollars Peanuts, vergleichen Sie selbst. Leute, die er bekanntlich unterstützt sind typische, dem eigenen Volk entfremdete Intellektuelle wie Ferhat Kentel. Anzunehmen wäre, dass er unter der Hand die Gruppe sogenannter Zweiten Republikaner unter die Arme greift. Ich picke hier ein Beispiel heraus: Die soziale Kälte eines Eser Karakas, wenn er sich über die künftigen 15 Millionen Arbeitslose der Landwirtschaft mit der Oberlady der Sorosisten Nese Düzel unterhielt, spricht Bände. Nach Karakas wird die EU all diesen Menschen Lohn und Brot garantieren. Das ist der erlogene Teil seiner Aussage. Nicht einmal eine so leistungsfähige Wirtschaft wie die der BRD, konnte die an der Zahl 20 mal geringeren DDR Beschäftigten der Landwirtschaft absorbieren. Sie blieben ewige Arbeitslose. Die Tragödie, wovor die türkische Landwirtschaft sich befindet, wird von den Sorosisten schöngeredet. Es handelt sich hier jedoch um ein Explosionsherd, das ohne präventive Massnahmen zu ungeahnten Katastrophen führen wird.
Herr Soros ist Geschäftsmann, der es besser wissen musste, in wessen Händen er sein Geld drückt. Die Herrschaften, die er in der Türkei fördert, sind ja allein durch Google Suchmaschine näher zu identifizieren. Ich verfüge darüber hinaus über Informationen eines klugen Insiders, der mir verriet, dass all diese Personen immer noch hinter ihrer alten Abrechnung mit dem Staat sind und Soros ihnen dabei Mittel zum Zweck bedeutet. Auszuschliessen ist dies nicht. Wer dabei der betrogene Betrüger ist, wird sich mit der Zeit zeigen.
Ich kann Ihnen kurz und bündig sagen, warum diesem Soros Aktionismus in der Türkei kein Erfolg beschieden sein wird: Weil das ganze nach der Arroganz der Satten stinkt, weil diese angebliche Unterstützung den Geruch eines Almosens mit sich bringt. Wären Sie mit dem Menschenbild des Landes besser vertraut, dann wüssten Sie welche innere Widerstände dort entstehen. Die impertinente Art zu glauben, man könne die besten Köpfe eines Landes generationenweise erstehen, erwecken sehr böse Erinnerungen aus dem XIX. Jahrhundert. Das Thema Wertvorstellungen schneide ich lieber nicht an, noch bin ich dem schnöden Mammon nicht so ergeben.

Es hört sich so an, als jeder Versuch sich seine Machtposition behalten zu wollen, per se ein Verbrechen wäre. Nun wir haben alle unseren Max Weber gelesen. Was wäre die Welt ohne Machtanspruch und Ehrgeiz? Vielleicht fehlt Herrn Soros und seinen Schützlingen das nötige Quäntchen an Charisma, vielleicht empfindet man sie als Fremdkörper und stosst man sie deshalb ab. Alles andere als autoritär kritisieren und dann ein Volk mit historisch geprägter Identität von oben herab beglücken wollen, solche Widersprüche kann man nicht von der Hand weisen. In diesem Zusammenhang klingt der Begriff Neu-Demokrat wie Neu-Reich, das Parvenühafte ist also sowohl im materiellen, als auch im geistigen Bereich gehaftet. Die Bedeutung des Geldes brauche ich wirklich nicht von Soros zu lernen und bin trotzdem nicht bereit die Freiheit so einfach in die Macht des Geldes einzubetten. Über die Verwendung von EU Gelder verlustiere ich mich lieber nicht. Aber wenn es Soros danach ist, wer hindert ihn daran in der Türkei zu investieren?
Ich weiss, bereits pflegte Bismarck zu sagen, dass Ehre ohne Geld nur eine Krankheit sei.
Er hätte sich mit Soros blendend verstanden, hätte sogar seine Reptilienfonds mit dessen Geld aufgefüllt. Sehen Sie, man spekuliert nicht nur mit Geld!
Soros würde ohne mit dem Wimper zucken und vom Fleck weg einen Bürgerkrieg in der Türkei inszenieren, wenn dies nur seine Profitgier stillen würde. Im Augenblick mindestens kann ich eine solche Konstellation nicht erkennen. Seine Schützlinge sind es, die nicht wissen, was sie tun! Ihr Spiel mit den Sehnsüchten und Bedürfnissen wird irgendwann gegen die Mauer der politischen Realität prallen. Zeigen Sie mir einen einzigen Fall, wo sie nur konstruktiv aber nicht provokativ waren! Wie ich schon bereits erwähnte, die Türkei hat eine mehr als 250 jährige Modernisierungsgeschichte, deren psychologische Momente zu analysieren eminent wichtig sind. Die Relation zwischen Enttäuschung und Aggression habe ich ja nicht erfunden oder begründet.
Ich bin über verschieden Stadien meines Lebens ein ziemlich neugieriger Patron gewesen. Meine Meinung über die Armenier konnte ich erst innerhalb 12 Jahren bilden.
Der verdeckte Vorwurf geistiger Faulheit stört mich insofern nicht, weil ich nach so langen Kämpfen gegen fast alle wirklich müde bin. Wie war es so schön:
Ich hatte nichts und doch genug:
Den Drang nach Wahrheit und die Lust am Trug.
Gib ungebändigt jene Triebe,
Das tiefe, schmerzenvolle Glück,
Des Hasses Kraft, die Macht der Liebe,
Gib meine Jugend mir zurück!

dertli4u
30.01.06, 17:16
Soros' wirtschaftliche Aktivitäten sind bekannt, Sie brauchen sie hier nicht aufzulisten. Der Mann macht Geld. Er ist Geschäftsmann. Er hat tatsächlich diese Dinge getan.

Wieso, unterstützen Sie etwa polizeistaatliche Regime?

herr kalnoky

ich bin der letzte der polizeistaatliche Regime unterstütze.

ich habe selbst erfahren/erlebt was polizeistaatliche regime bedeutete...

****

aber, es ist tatsache das durch soros strategie, millionen arme menschen noch mehr ärmer wurden.

resultate von seine soziale angagement, werden wir später besser beurteilen.ich bin kein pessimist aber auch kein pínkie.

tralles
30.01.06, 18:32
Lieber Herr Kalnoky, wie kann ich es mir übers Herz bringen, gerade Sie im Stich zu lassen. Mein Wort hin und her, damit können Sie sich in allwissenden Kreisen keinen Respekt verschaffen, schon gar nicht etwas kaufen. Also Ali Bozbag/ Kemalismus als liberaler Entwicklungsweg für den gesellschaftlichen Transformationsprozess in der Türkei Ein Abstrakt davon erschien in: Vierteljahresberichte 55/1974 s.37-50 Für Sie ist s.44 von Bedeutung.



Wenn man Sie so liest, will man selber müde werden, damit man solche Beiträge schreiben kann, die sich an die Qualität Ihrer richten...

Ich bedanke mich für den Abstrakt von Ali Bozbag's Werk, er nennt das Kind am Namen. Und ganau das auch in deutscher Sprache. Ich merke in solchen "Türkei-türkischen" Themen, dass mein Vokabular sich zu sehr ans Türkische richtet...

Übung macht den Meister!

bkalnoky
30.01.06, 21:07
Lieber Herr Kalnoky, wie kann ich es mir übers Herz bringen, gerade Sie im Stich zu lassen. Mein Wort hin und her, damit können Sie sich in allwissenden Kreisen keinen Respekt verschaffen, schon gar nicht etwas kaufen. Also Ali Bozbag/ Kemalismus als liberaler Entwicklungsweg für den gesellschaftlichen Transformationsprozess in der Türkei Ein Abstrakt davon erschien in: Vierteljahresberichte 55/1974 s.37-50 Für Sie ist s.44 von Bedeutung.

Herr Soros zog meine Aufmerksamkeit erst mit diesem Armeeexportzitat auf sich. Dann wurde Herr Can Paker, ohne irgendwelche politische Basis ziemlich lang als Kandidat für den Ministerpräsidentsessel gehandelt. Zugleich rumorte es, dass die Türkei einer Technokratenregierung bedurfte. So furchtbar parlamentarisch-demokratisch sind diese Herren nicht gesinnt, waren es auch nie!
Soros hat in der Türkei angeblich nur 6 Millionen Dollar investiert, nach türkischen Massstäben Peanuts. Cem Uzan nannte seine in den Sand gesetzten 200 Millionen Dollars Peanuts, vergleichen Sie selbst. Leute, die er bekanntlich unterstützt sind typische, dem eigenen Volk entfremdete Intellektuelle wie Ferhat Kentel. Anzunehmen wäre, dass er unter der Hand die Gruppe sogenannter Zweiten Republikaner unter die Arme greift. Ich picke hier ein Beispiel heraus: Die soziale Kälte eines Eser Karakas, wenn er sich über die künftigen 15 Millionen Arbeitslose der Landwirtschaft mit der Oberlady der Sorosisten Nese Düzel unterhielt, spricht Bände. Nach Karakas wird die EU all diesen Menschen Lohn und Brot garantieren. Das ist der erlogene Teil seiner Aussage. Nicht einmal eine so leistungsfähige Wirtschaft wie die der BRD, konnte die an der Zahl 20 mal geringeren DDR Beschäftigten der Landwirtschaft absorbieren. Sie blieben ewige Arbeitslose. Die Tragödie, wovor die türkische Landwirtschaft sich befindet, wird von den Sorosisten schöngeredet. Es handelt sich hier jedoch um ein Explosionsherd, das ohne präventive Massnahmen zu ungeahnten Katastrophen führen wird.
Herr Soros ist Geschäftsmann, der es besser wissen musste, in wessen Händen er sein Geld drückt. Die Herrschaften, die er in der Türkei fördert, sind ja allein durch Google Suchmaschine näher zu identifizieren. Ich verfüge darüber hinaus über Informationen eines klugen Insiders, der mir verriet, dass all diese Personen immer noch hinter ihrer alten Abrechnung mit dem Staat sind und Soros ihnen dabei Mittel zum Zweck bedeutet. Auszuschliessen ist dies nicht. Wer dabei der betrogene Betrüger ist, wird sich mit der Zeit zeigen.
Ich kann Ihnen kurz und bündig sagen, warum diesem Soros Aktionismus in der Türkei kein Erfolg beschieden sein wird: Weil das ganze nach der Arroganz der Satten stinkt, weil diese angebliche Unterstützung den Geruch eines Almosens mit sich bringt. Wären Sie mit dem Menschenbild des Landes besser vertraut, dann wüssten Sie welche innere Widerstände dort entstehen. Die impertinente Art zu glauben, man könne die besten Köpfe eines Landes generationenweise erstehen, erwecken sehr böse Erinnerungen aus dem XIX. Jahrhundert. Das Thema Wertvorstellungen schneide ich lieber nicht an, noch bin ich dem schnöden Mammon nicht so ergeben.

Es hört sich so an, als jeder Versuch sich seine Machtposition behalten zu wollen, per se ein Verbrechen wäre. Nun wir haben alle unseren Max Weber gelesen. Was wäre die Welt ohne Machtanspruch und Ehrgeiz? Vielleicht fehlt Herrn Soros und seinen Schützlingen das nötige Quäntchen an Charisma, vielleicht empfindet man sie als Fremdkörper und stosst man sie deshalb ab. Alles andere als autoritär kritisieren und dann ein Volk mit historisch geprägter Identität von oben herab beglücken wollen, solche Widersprüche kann man nicht von der Hand weisen. In diesem Zusammenhang klingt der Begriff Neu-Demokrat wie Neu-Reich, das Parvenühafte ist also sowohl im materiellen, als auch im geistigen Bereich gehaftet. Die Bedeutung des Geldes brauche ich wirklich nicht von Soros zu lernen und bin trotzdem nicht bereit die Freiheit so einfach in die Macht des Geldes einzubetten. Über die Verwendung von EU Gelder verlustiere ich mich lieber nicht. Aber wenn es Soros danach ist, wer hindert ihn daran in der Türkei zu investieren?
Ich weiss, bereits pflegte Bismarck zu sagen, dass Ehre ohne Geld nur eine Krankheit sei.
Er hätte sich mit Soros blendend verstanden, hätte sogar seine Reptilienfonds mit dessen Geld aufgefüllt. Sehen Sie, man spekuliert nicht nur mit Geld!
Soros würde ohne mit dem Wimper zucken und vom Fleck weg einen Bürgerkrieg in der Türkei inszenieren, wenn dies nur seine Profitgier stillen würde. Im Augenblick mindestens kann ich eine solche Konstellation nicht erkennen. Seine Schützlinge sind es, die nicht wissen, was sie tun! Ihr Spiel mit den Sehnsüchten und Bedürfnissen wird irgendwann gegen die Mauer der politischen Realität prallen. Zeigen Sie mir einen einzigen Fall, wo sie nur konstruktiv aber nicht provokativ waren! Wie ich schon bereits erwähnte, die Türkei hat eine mehr als 250 jährige Modernisierungsgeschichte, deren psychologische Momente zu analysieren eminent wichtig sind. Die Relation zwischen Enttäuschung und Aggression habe ich ja nicht erfunden oder begründet.
Ich bin über verschieden Stadien meines Lebens ein ziemlich neugieriger Patron gewesen. Meine Meinung über die Armenier konnte ich erst innerhalb 12 Jahren bilden.
Der verdeckte Vorwurf geistiger Faulheit stört mich insofern nicht, weil ich nach so langen Kämpfen gegen fast alle wirklich müde bin. Wie war es so schön:
Ich hatte nichts und doch genug:
Den Drang nach Wahrheit und die Lust am Trug.
Gib ungebändigt jene Triebe,
Das tiefe, schmerzenvolle Glück,
Des Hasses Kraft, die Macht der Liebe,
Gib meine Jugend mir zurück!

Lieber Derya Tulga,

Das war doch ein richtig schöner Beitrag.

In dem auch einige Mißverständnisse weggeräumt wurden --- nicht Soros instrumentalisiert demnach dubiose Charaktere um die Türkei zu destabilisieren, es ist demnach auch nicht seine Absicht, es besteht vielmehr die Gefahr daß bestimmte Leute ihn instrumentalisieren, um "mit dem Staat" abzurechnen. So klingt es doch gleich anders.

Die Gefahren erblicken Sie ferner, dem Beitrag nach zu urteilen, nicht in seinen Demokratisierungsbestrebungen, sondern in wirtschaftspolitischen Vorstellungen. Wobei bei Tesev ja auch der eine oder andere Tüsiad-Vertreter sitzt.

Ich stimme Ihnen zu daß die Agrarpolitik ein wahnsinnig heikles Thema ist daß es behutsam anzugehen gilt. Immerhin, wenn die Migration in die Städte weiter anhält wird der Agrarsektor bis zum EU-Beitritt arbeitskräftemässig arg geschrumpft sein.

Ich habe Ihnen schon ziemlich viele Fälle genannt wo Soros mit seinen Aktivitäten nur konstruktiv und nie provokativ war: Alle Satellitenstaaten des früheren Warschauer Pakts.

herzlichst oky

bkalnoky
30.01.06, 21:10
herr kalnoky

ich bin der letzte der polizeistaatliche Regime unterstütze.

ich habe selbst erfahren/erlebt was polizeistaatliche regime bedeutete...

****

aber, es ist tatsache das durch soros strategie, millionen arme menschen noch mehr ärmer wurden.

resultate von seine soziale angagement, werden wir später besser beurteilen.ich bin kein pessimist aber auch kein pínkie.

Dertli, es steht mir fern Ihnen dergleichen vorzuwerfen.

oky

Manastirli Hamdi
31.01.06, 01:03
Derya Bey, engin birikiminizden dolayi sizi tebrik ederim.

Elinize saglik.

deryatulga
13.06.06, 01:36
5 milyon dolarla rejim değismez
ece.vahapoglu@aksam.com.tr (ece.vahapoglu@aksam.com.tr)

George Soros'un kurduğu Açık Toplum Vakfı'nın Türkiye Başkanlığı'nı yürüten Can Paker, vakıfla ilgili yapılan eleştirilere 'Soros ülke başına 5 milyon dolar ayırıyor. Bu parayla rejim değiştirilmez' diye yanıt verdi

Türk iş dünyası ve sivil toplumunun ileri gelen isimlerinden Can Paker, Berlin Teknik Üniversitesi'nde mühendislik okudu ve Colombia Üniversitesi'nde MBA yaptı. Yıllarca profesyonel yönetici olarak bulunduğu iş hayatını noktaladıktan sonra artık zamanının büyük kısmını sivil toplum çalışmalarına ayırıyor. Kimya ve hızlı tüketim malları sanayiinin önemli firmalarından Türk Henkel'in Yönetim Kurulu Başkanı olan Peker TÜSİAD eski yöneticisi, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi. Ayrıca, Türkiye'nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından TESEV'in başkanlığının yanı sıra Açık Toplum Vakfı'nın da Türkiye Danışma Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor.

Açık Toplum Vakfı'nın kurucusu George Soros hakkında bazı kesimlerce olumsuz bir imaj var. Ne diyorsunuz?

Soros 75 yaşında. 10 milyar dolar serveti var. Vakıflar için yaptığı yıllık harcama 500 milyon dolar. Soros dünyada anlaşılmıyor aslında. Zenginler yata, kata para harcar. Soros da inandığı fikirleri yaymaya para harcıyor. Adam otomobil koleksiyonu yapmadığı için alışılmış değil. Yadırganması doğal.

TÜRKİYE'YE 2 MİLYON $

'Rejim değiştiriyor' deniyor?

Soros, 250 milyon dolarını ABD'de kullanıyor. Geriye kalan 250 milyon dolar ise 50 ülkede kullanılıyor. Ülke başına düşen 5 milyon dolarla rejim değiştiriliyorsa herkes değiştirir. Yani bu parayla ihtilal olabiliyorsa, başka bir zengin de bu işi yapabilir.

Türkiye'de faaliyetleri neler?

Türkiye'ye 2 milyon dolar bütçe harcıyor. Her şeyi web sitesine koyduk. Şeffafız. Hangi projeye ne para verildiği açıkça gösteriliyor. Demokrasi, sanat ve bölgesel kalkınma ile daha çok ilgileniliyor.

Siz neden bu oluşumların içindesiniz?

5 kuruş menfaatim yok. Para almıyorum. Kimi kelebek toplar, kimi de inandığı fikirlerle ilgili işler yapar. Ben ikincisiyim.

TESEV sadece fikir üretmiyor

TESEV'in amacı nedir?

TESEV bir düşünce üretim kuruluşu. Düşüncelerini hem kamuoyuna hem de siyasilere söylüyor. Yayınlarla tartışıyor. Fikri üretip bırakmıyor. Üç alanda çalışma yapıyor: Demokratikleşme, iyi yönetişim ve dış politika. Mesela, vatandaşın bilgi edinme hakkı TESEV sayesinde Meclis'ten geçti.

TESEV'in gelir kaynakları neler?

Bütçenin yüzde 40'ını iş adamlarından bağış olarak alıyoruz. Kalan kısımları Açık Toplum Vakfı'ndan, bazı Alman vakıflarından, AB'den ya da bazı ülkelerin proje bazında verdiği desteklerden alıyoruz. Yüzde

60'ı dış, yüzde 40'ı iç kaynaklı denebilir. Hiçbir projeyi tek bir destekçi ile yapmıyoruz.

Türkiye bir çelişki içinde

Sizce AB gelecekte nasıl bir birlik olacak?

Bence İngiltere Avrupa'nın birlik olmasını istemiyor. Daha ziyade gevşek bir federasyon gibi olmasını istiyor.

AB'nin Türkiye'yi bölmesi tartışmalarına ne diyorsunuz?

AB, Türkiye'yi böler mi? diye bir anket yapıldı. Yüzde 57 'AB Türkiye'yi böler' çıktı, ama öte yandan yüzde 65'i 'Türkiye, AB üyesi olsun' dedi. Bölünme konusu resmi ideolojinin kalıntısı. AB üyeliğinden olumlu beklenti ise modern ideoloji. Türkiye geçiş sürecinde olduğundan bir çelişki çıkıyor.

Yeni bir kriz olur mu?

Kriz ancak dış dünyadan etkenlerle ya da içeride ekonomik çerçeveden çok siyasi istikrarsızlıktan dolayı olur.

Türkiye'de modernizasyon tam anlaşılmadı

Türkiye nasıl bir süreçten geçiyor?

Modernizasyon tam anlaşılamadı. Bütün dünya özellikle Türkiye, köylü toplumdan orta sınıfa doğru gidiyor. Köylü toplum yavaş giden ve birbirine benzeyen bir topluluktur. Artık farklılaşma önem kazandı. Sosyo-ekonomik altyapı değişiyor. Birbirine benzemeyen insanlar ve meslekler olmalı. Türkiye iki seviyeli bir serüven ile başladı. Üst seviye (asker ve sivil bürokrasi) ve alt seviye (siyasi partiler) rol alıyordu. Üst seviye kararları veriyor. Kıbrıs, Ermeni, Kürt sorunu ile ilgili karaları alıyor. Alt seviye ise, ekonomik sahaya karar veriyordu. Belki de yolsuzluklar budan dolayı oldu. Türkiye ilerliyor. Kapitalizm artıyor. Bireysellik ve özgürlük getiriyor. Dışarda iki kutuplu dünya yıkılıyor.

AB sürecinin buna etkisi nasıl oluyor?

AB, 2. Dünya Savaşı sonrası uzlaşma fenomeni olduğundan şeffaflık, demokratik müesseseler, azınlık hakları gibi noktalar gerekiyor. Fikir özgürlüğü toplumu rahatsız eden fikirleri söylemektir. AB'nin hiyerarşik yapısına bizdeki iki seviyeli yapının uyması mümkün değil. Türkiye-AB ilişkileri yakın olduğundan bu iki seviyelik yavaş yavaş da olsa kalkıyor. Bireysel özgürlük önem kazanıyor. Kutsal devletten kutsal bireye doğru giden bir aşamadayız.

AVRUPA YAŞLANIYOR

Sizce Türkiye ne zaman AB üyesi olur?

Bizim için AB üyeliğine giden yol önemli. O reformları yapmak önemli. 15 yıl gibi bir süre öngörülebilir. Sonra dünya ne olacak bilmiyoruz. Bu 15 yıl içinde AB krizini atlatabilir mi bilmiyoruz. Türkiye o zaman düşünecek.

Neden?

2 sebebi var: Birincisi demografi. Avrupa yaşlanıyor. Yaşlı bir Avrupa'nın Türkiye'nin genç insan gücüne ihtiyacı var. Aklıyla iş yapan insanlara gereksinimi olacak. İkincisi, Avrupa soğuk savaş döneminde 21. yüzyılı tayin edecek iki şeyi önemsemedi. Enerji ve güvenlik. Bunu ABD'ye ihale etti. AB kamuoyu, bu iki sorunun önemini kavramadı. 21 yüzyılda bunlar ortaya çıkınca Türkiye'nin önemi ortaya çıktı. AB'nin siyasi eliti bunu gördü ama kitleler henüz görmedi. AB açısından Türkiye çok önemlidir.

12.06.2006

deryatulga
20.06.06, 02:31
20 Haziran 2006 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Gila BENMAYOR gbenmayor@hurriyet.com.tr (gbenmayor@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/20b.jpg Soros, İstanbul’da ’Açık Toplum Zirvesi’ topladı


CUMARTESİ gecesi İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin görkemli bahçesindeyiz.

Ünlü yatırımcı ve Açık Toplum Enstitüsü’nün kurucusu George Soros, Güler Sabancı ve eski Şili Cumhurbaşkanı Ricardo Lagos ile sohbette.

Soros’un beş-altı günlük İstanbul gezisinin nedeni şu:

Açık Toplum Enstitüsü, dünya çapındaki temsilcileriyle her beş yılda bir yapılan toplantsını İstanbul’da yapmaya karar vermiş.

Açık Toplum Enstitüsü’nün sıkı işbirliği içerisinde olduğu yirmiye yakın kurumun da temsilcileri burada.

Müzenin bahçesi İstanbul’a gelen 320 kişiyi ağırlıyor.

Açık Toplum ile işbirliğinde olan kurumlardan bazılarını sayıyorum:

İnsan Hakları İzleme Komitesi, Uluslararası Kriz Grubu, Uluslararası İşbirliği Merkezi.

Soros, masasını Güler Sabancı, Ricardo Lagos, Ali ve Zeynep Babacan, Enerji Bakanı Hilmi Güler, İtalya’da son seçimlerde AB Bakanlığı’na getirilen Emma Bonino, İshak Alaton, Can Paker, Mehmet Barlas, Hakan Altınay gibi isimlerle paylaşıyor.

Masa komşum, Davos toplantılarının da müdavimlerinden olan Uluslararası Kriz Grubu’nun Başkanı Gareth Evans.

Evans eski Avustralya Dışişleri Bakanı.

Dünyada kriz çıkması muhtemel yerlerde yoğun çalışmalar yapan Uluslararası Kriz Grubu hatırlayacaksınız geçtiğimiz mart ayında Kıbrıs raporu yayınlamıştı.

Çözümü engelleyen tarafın Rum kesimi olduğunu vurgulamıştı.

Şimdi raporun Avrupa Parlamentosu ve AB dönem başkanlığını devralacak olan Finlandiya Parlamentosu’nda ele alınması gündemde.

Raporun çıkmasında Uluslararası Kriz Grubu’nun 7.5 milyon dolarlık bütçesinin bir bölümünü karşılayan Açık Toplum Enstitüsü’nün payı büyük.

Evans ile sohbette, iki hafta önce Merkel’in kurmaylarıyla Türkiye’nin üyeliğini konuştuğunu söylüyor.

"Anladığıma göre, Almanya üyelik konusunda bir pürüz çıkarmayacak" diyor.

Evans’a İstanbul’daki üç günlük toplantılarda neler konuşulduğunu soruyorum.

"Daha adil, barışçı bir dünya düzeni için neler yapılabilir. Küreselleşmenin yol açtığı kaygılar nasıl giderilebilir. Bunları konuşuyoruz" diyor.

Bush Yönetimi’nin ve Irak serüveninin yedi, sekiz yıl öncesine oranla insanları daha güvensiz, daha kaygılı hale getirdiğini söylüyor Evans.

Etrafıma bakıyorum.

Gareth Evans, İnsan Hakları İzleme Komitesi Başkanı Kenneth Roth, Türkiye’nin AB üyeliği için Brüksel’de kıyasıya mücadele eden Emma Bonino, iki yıl önce İstanbul’a geldiğinde bilgeliğiyle gönlümü fetheden eski Şili cumhurbaşkanı Ricardo Lagos.

Tümü birbirinden değerli isimler.

Bir gazetenin dünkü sayısında, Arkeoloji Müzesi’ndeki toplantıyı ima ederek "Kadife Toplantı" manşetini attığını düşünüyorum da...

"Kadife" toplantıya katılanlar işte bu saygın isimler.

Sabancı: Soros’la yatırımda değil, eğitimde yolumuz kesişti

ARKEOLOJİ Müzesi’ndeki gecenin iki konuşmacısı var.

Biri Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, diğeri Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı.

Güler Sabancı’nın konuşması daha çok ailesinin "hayırseverliğe" ve eğitime verdiği öneme yönelik.

Dedesi Hacı Ömer Sabancı’nın iyi para kazanmaya başladığında ilk iş olarak kendi köyüne bir ilkokul yaptırdığını belirterek konuşmasına başlıyor Güler Sabancı.

Ailenin 1966 yılında oluşturduğu Vaksa Vakfı’nın eğitime katkılarına değiniyor.

Katkıların son aşamasındaki Sabancı Üniversitesi’ni ise "21. Yüzyılın Üniversitesi" olarak tanımlıyor.

"Soros ilk kez Budapeşte’deki Orta Avrupa Üniversitesi’yle ilgili çalışmaları başlattığında yollarımız kesişti. Onunla tanışmam yatırımcı olması değil eğitime gönül vermesi nedeniyle" diyor.

Bu arada küçük bir bilgi notu.

Soros’un Açık Toplum Enstitüsü, Sabancı Üniversitesi bünyesinde başlatılan "Eğitim Reformu Girişimi"nin de destekçisi aynı zamanda.

Güler Sabancı’nın konuşmasına dönersek ilginç bir anekdota yer vermek istiyorum.

Sabancı konuşmasında "toplumsal birlikteliğin" nasıl sürdürüleceğine ilişkin örnekler verirken Amerikan ve Avrupa modellerine değiniyor.

ABD’de kişisel ve şirket bağışlarının 130 milyar dolara yaklaştığını sölüyor.

Avrupa modelinde ise "sosyal devletin" topladığı vergileri ihtiyaç duyanlara "aktardığını" söylüyor.

"Türkiye’de bu işlerin nasıl yürüdüğüne ilişkin bilgi veremem. Çünkü bilgi yok" diyor.

Güler Sabancı’dan sonraki konuşmayı yapan Ali Babacan konuya açıklık getiriyor.

"Demin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nı aradım. Türkiye’nin bu işlere ayırdığı para 1.2 milyar YTL" diyor.

Türkiye bu dalgayı atlatır

TÜRKİYE’de Soros’un Açık Toplum Enstitüsü kadar yatırımlarının da çeşitli polemiklere, iddialara yol açtığı kesin.

Soros’a "Türkiye’deki yatırımlarınız?" gibi bir soru yönelttiğinizde (birkaç kez sordum) [B]"Bununla Türkiye’deki temsilcilerim ilgilenir. Ben ne sat&em Urteil von Kennern des Landes ist nicht darauf zu rechnen, daß selbst in Jahrzehnten das türkische und jüdische Element in der Lage sein werden, für den Ausfall des armenischen einzutreten.

Die Komplizenschaft der Juden ist somit belegt. Sie haben anscheinend die Homogenität des türkische Volkes nicht gestört.

deryatulga
20.06.06, 13:52
Kaynak: türkiye gazetesi
Yer: abd
Tarih: 18.6.2006
ABD Başkanı George Bush’a muhalefetiyle tanınan milyarder yatırımcı George Soros, ABD’nin Irak politikasını eleştirirken, Türkiye’yi de Ermenileri öldürmekle suçladı. “The Age of Fallibility (Yanlışlar Zamanı)” adlı kitabının imza günü için New York’ta bulunan Soros, gazetecilere “Türkler Ermeni katliamını kabul edemez. Biz ABD olarak günahlarımızı kabul etmede eskiden daha iyiydik.” diye konuştu.

deryatulga
21.06.06, 14:36
http://www.referansgazetesi.com/UPLOAD/yazarlar/ecan.gif 21.06.2006 Eyüp Can

Komplo teorisyenlerine Açık Toplum Enstitüsü’nün kurucusu George Soros’tan kötü bir haberim var. Kasım 2003’te Gürcistan’da gerçekleşen "Gül Devrimi"nin Soros’a 6 aylık maliyeti 3 milyon dolar olmuş. "Bu kadar parayla devrim olur mu?" demeyin zaten Soros’unbaşarısının sırrı burada gizli. Dilerseniz bu pek gizemli hale getirilen "3 milyon doların hikayesini" sondan başlayarak anlatayım.Bir kere Soros, kişisel olarak devrim yanlısı olmadığını, hatta devrimden hoşlanmadığını dün Çırağan Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında bir kez daha yineledi: "Devrimler toplumların mutsuzluklarından kaynaklanıyor. Ben şahsen devrimlerden hoşlanmıyorum. Devrimlerde rolüm demokrasiyi desteklemekle sınırlı. Ben ve kurumum devrimlerin yapılması için gerekirse yardım ediyoruz. Ama asla devrimlerin içinde değiliz."İkincisi Soros, hakkında üretilen onca gizemli komplo teorisine rağmen savunuculuğunu yaptığı "Açık Toplum İdeali"ne uygun konuşuyor.Bir gazetecinin kadife devrimlerde oynadığı rolü sorması üzerine, Gürcistan’da 3 yıl önce gerçekleşen "Gül Devrimi"nde oynadığı rolü açık açık anlattı."O dönem Gürcistan Devlet Başkanı olan Eduard Şevardnadze ve UNDP’nin (Birleşmiş Milletler Kalkıma Programı) desteğiyle yolsuzluklara karşı bir kampanya başlattık. Ama ne yazık ki Şevardnadze sözlerini tutamadı. Çünkü rüşvet ve yolsuzluğun ana kaynağı polisti. Şevardnadze ise gücünü onlardan alıyordu. Bunun üzerine hükümetin içinde yer alan yozlaşma karşıtları istifa etti. Seçimlerden önce Saakaşvili öncülüğünde muhalif bir parti kuruldu. Bizim kurumumuz diğer uluslararası kurumlarla birlikte seçimlerin şeffaf ve hilesiz gerçekleşmesi için ilk seçim sonuçlarını denetledi. Şevardnadze hileyle seçimleri kendisinin kazandığını ilan edince, yolsuzluklardan bıkmış halk Saakaşvili öncülüğünde kırmızı güllerle meclise yürüdü. Böylece Şevardnadze devrildi ve Gül Devrimi gerçekleşti."Fakat bence asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Çünkü Soros, UNDP ile birlikte, Saakaşvili dahil tüm bakan ve siyasetçileri, özellikle de rüşvetin ayyuka çıktığı emniyet çalışanlarını belli döneme kadar maaşa bağlamış. Aslında "maaş programı" Soros ile başlayan bir uygulama değil. UNDP, demokrasinin yeşermesi için gerekli finansal alt yapıya sahip olmayan ülkelerde uyguladığı reform paketlerinin içine, kimi zaman, maaş uygulamasını da sokuyor. Çünkü bu ülkelerde demokratik bir kapasite oluşturabilmek için önce çalışanların standartlarının yükselmesi gerekiyor. Son tahlilde bu ülkeler doğru dürüst vergi toplayamadıkları ve rüşvete teslim oldukları için çalışanlarına yeterli maaş ödeyemiyor. Fakat tüm bu verilere rağmen UNDP’nin geçici maaş uygulaması hem teori hem de pratikte epey eleştiri alıyor.
Kimileri geçici bir süre için bile olsa maaş ödenerek demokratik kurum ve kuralların yeşermeyeceğini, demokrasi adına "besleme bir bürokrasi yaratılacağını" iddia ediyor, kimileri ise pratikte yaşanan başarısız örneklere sıralıyor.
İşte tam bu tartışmalardan dolayı UNDP maaş ödeme programından vazgeçecekken devreye Soros giriyor.
Gürcistan, Kırgızistan, Sırbistan, Nepal ve Liberya gibi demokrasinin hiç yeşermediği ülkelerde kapsamlı reformların yapılabilmesi için en azından "başlangıçta" maaş uygulamasının şart olduğunu söyleyen Soros, UNDP’ye Gürcistan’da destek sözü veriyor.
Nitekim 2004 yılında Davos’ta Soros, Saakaşvili ve UNDP Başkanı bir araya geldi ve Gürcistan için hazırlanan destek programını açıkladı.
Reform paketi bir çok sosyal ve ekonomik konunun yanı sıra 3 yıllık maaş desteğini de içeriyordu. Buna göre Soros’un katkılarıyla UNDP her ay başkan, başbakan ve meclis başkanına 1500, bakanlara 1200, milletvekillerine 700, polislere ise 100 dolar ödeyecekti.
İlk bakışta rakamlar bazılarınıza komik gelebilir fakat o tarihlerde Gürcistan nüfusunun yarıdan fazlası 30 doların altında bir gelire sahipti.
Ülke ekonomisi tam anlamıyla iflas etmişti.
Bu yüzden UNDP, Soros’un desteğiyle "Capacity Building for Reform in Periods of Transition" adını verdiği maaş destekli reform programını 3 yıllığına uygulamaya soktu. Fakat daha altıncı ayda uygulamadaki başarısına rağmen "siyasi kaygılarla" Soros programdan çekilmek zorunda kaldı.
Önceki gün yaptığımız sohbette "altıncı ayda neden çekildiniz?" soruma Soros, "Çekilmemizi Gürcistan hükümeti istedi. ‘Saakaşvili maaşını Soros’dan alıyor’ eleştirileri yönetimi yıpratınca biz de desteğimizi çektik. Zaten 6. ayda hükümet az da olsa gelir yaratmaya başlamıştı" dedi.
Bu noktada kafamı kurcalayan en kritik soruyu sordum.
"Herkes sizi servetini bu işlere harcayan bir işadamı olarak görüyor. Çok merak ediyorum 6 ayda toplam kaç para harcadınız?"
Kafasını sallayarak hızlıca bir hesap yaptı, "en fazla 3 milyon dolar" dedi.
"Hepsi o kadar mı!" demekten kendimi alamadım.
Çocuksu bir hınzırlıkla gülümsedi: "Hepsi o kadar!"
"Kadife Devrimler"in arkasında yatan siyasi, ekonomik ve sosyolojik gerçekleri ıskalayan komploculara duyurulur.
George Soros sadece bir "finans sihirbazı" değil aynı zamanda "devrim sihirbazı."
Baksanıza sizin milyonlarca komplo teorisi ürettiğiniz "Gül Devrimi" meğer Soros’a hepi topu 3 milyon dolara mal olmuş!

deryatulga
22.06.06, 03:03
Ben Soros'tan korkarım

Ben Soros'tan korkarım. Dış ve iç politikada çalkantının başladığı, ekonomide sorunların yaşandığı şu günlerde Soros'un "pattt" diye sahneye çıkması beni endişelendiriyor.
Soros günümüzün en büyük spekülatörü ve de manipülatörü.
Gözüne kestirdiği ülkelerde, siyasi, sosyal yapıyı ve ekonomiyi etkiliyor. Bunu yapabilecek parasal güce sahip. Ekonomiyi, değişik ülkelerin para ve sermaye piyasalarında etkili olan yatırım fonlarıyla yönlendiriyor. Ülkelerdeki sosyal ve siyasi yapıyı "Açık Toplum Enstitüleri" adıyla kurulan "örümcek ağı" modeliyle ülkelere yayılan vakıflar/dernekler çevresine topladığı insanlarla "biçimlendiriyor".
Macar Yahudisi 76 yaşındaki George Soros'un bugüne kadar değişik ülkelerin ekonomilerini nasıl salladığını, sosyal ve siyasi yapılarının değişmesinde nasıl etkili olduğunu bilmeyen, görmeyen kalmadı. Soros da yaptıklarını, yapacaklarını gizlemiyor "Paramı ideallerim uğruna harcıyorum" diyor.
Beni korkutan da işte bunlar... Soros'un Türkiye'ye ilgisi giderek artıyor. Türkiye'deki "örümcek ağı" giderek güçleniyor. Dikkat çeken bir gelişme, Türkiye'de "Soros yandaşlarının" sayılarının h&Halley`i de sayarsin, o zaman 13 gezegenimiz olur.[/quote]

Kusura bakma, ben güneş sistemini kastetmiştim, fakat Sonnensystem’in Türkçe karşılığının bu kadar basit (yani güneş sistemi) olduğunu bilmiyordum. Türkçe’min eksik olduğundan kaynaklanıyor…


Belgeler...


Neuer Planet im Sonnensystem entdeckt von Ing. Mag. Franz Ehart [/url] Das Weltraumteleskop Hubble hat das größte Objekt in unserem Sonnensystem seit der Entdeckung des Pluto vor 72 Jahren beobachtet. Entdeckt wurde der Himmelskörper von einem irdischen Fernrohr. Ungefähr mit dem halben Plutodurchmesser, wurde die Eiswelt an den Grenzen unseres Sternensystemes "Quaoar" genannt (ausgesprochen "kwa-whar"). Quaoar ist etwa vier Milliarden Meilen von uns entfernt, mehr als eine Milliarde Meilen weiter draußen als Pluto, der bisher äußerste Planet unseres Sonnensystemes. Wie Pluto gehört die neue Welt ebenfalls zum sogenannten "Kuipergürtel", ein Gürtel von eisigen Körpern um unsere Sonne, der mehr als 7 Milliarden Meilen über Neptuns Orbit hinausreicht.

(javascript:;) Wahrscheinlich wird Quaoar trotz seiner Größe keinen offiziellen Status als Planet bekommen. Auch Pluto hätte heute keine Chance mehr, diese Klassifizierung zu bekommen und wird eher aus historischen Gründen weiter als Planet bezeichnet. Übrigens gab es vor wenigen Jahren eine Initaitive, Pluto den Planetenstatus abzuerkennen und ihm dafür die prominente Kleinplaneten-Nummer 10.000 zuzusprechen. Diese Idee hat sich aber nicht durchgesetzt und Pluto blieb der äußerste Planet unseres Sonnensystemes. Eine exakte Unterscheidung zwischen Planeten und Kleinplaneten bzw. Asteroiden gibt es im übrigen nicht. Selbst die Tatsache, daß Pluto einen Mond besitzt, ist keine typische Planeteneigenschaft, da man auch schon bei eher kleinen Asteroiden Monde entdeckt hat. Selbst die Unterscheidung zwischen gewöhnlichen Kleinplaneten und schlafenden Kometenkernen mit eisiger Konsistenz ist bei den einschlägigen Forschern umstritten. Viele Objekte des Kuipergürtel würden auf einer Bahn ins Innere des Sonnensystemes wahrscheinlich auch einen Schweif entwickeln und als Kometen identifiziert werden.

Es wird angenommen, daß der innere Aufbau des neuen Planeten ähnlich einem Kometen ist, eine Mischung von Eis mit Felsen. Diese Entdeckung liefert auch neue Erkenntnisse über die Entwicklung unseres Planetensystemes und dem geheimnisvollen Kuipergürtel an seinem äußeren Rand.

Die Entdeckung wurde am 7.Oktober 2002 von Michael Brown und Chadwick Trujillo auf dem 34.Jahrestreffen der Sektion für Planetenforschung der Amerikanischen Astronomischen Union der Öffentlichkeit bekanntgegeben. Die eigentliche Entdeckung als ein Objekt 18.Größe gelang auf dem Palomar Oschin Schmidt Teleskop, als der Himmelskörper gerade im Sternbild Ophiuchus (Schlangenträger) stand. Mit Hilfe von weiteren Beobachtungen mit Hubble's neuer Advanced Camera for Surveys (ACS) am 5.Juli und 1.August 2002 konnte das Objekt dann aufgelöst werden. Der Winkeldurchmesser des Scheibchens wurde bei diesen Messungen mit 40 Millisekunden bestimmt, daß entspricht einem tatsächlichen Durchmesser von 1.300 Kilometer. Nur mit dem Weltraumteleskop war es möglich, die Scheibe von Quaoar aufzulösen und damit erstmals den Durchmesser eines Kuipergürtel-Objektes direkt zu messen.

(javascript:;) Während der letzten zehn Jahre wurden mehr als 500 Objekte im Kuipergürtel gefunden. Mit einigen Ausnahmen waren die meisten bedeutend kleiner als Pluto. Die bisherigen Rekordhalter waren Varuna und ein Objekt mit der Bezeichnung 2002 AW197, beide mit einem Durchmesser von etwa 900 Kilometern. Im Gegensatz zu den jetztigen Messungen wurden aber deren Größe aber nur indirekt bestimmt. Dabei wurde die Temperatur des Objektes gemessen und aus dem angenommenen Rückstrahlvermögen der Oberfläche der Durchmesser errechnet. Bei diesem Verfahren ist die Unsicherheit aber sehr groß.

Der Name des neuen Kuipergürtel-Objektes mit der Nummer 2002 LM60 ist derzeit noch nicht vom Kleinplanetenzentrum offiziell bestätigt. Der von den beiden Entdeckern ausgewählte Name stammt von einer Gottheit der Tongva-Indianer, die früher das Los Angeles-Becken bewohnten.

Sein großer "Cousin" Pluto wurde 1930 im Rahmen eines 15jährigen Programmes für die Suche nach dem Transneptun von C. Tombaugh gefunden. Im Gegensatz zum neuentdeckten Quaoar, der eine nahezu kreisförmige Umlaufbahn besitzt, ist die von Pluto aber sehr exzentrisch und verläuft über einen Teil auch innerhalb der Neptunbahn. 1978 wurde dann Plutos Mond Charon entdeckt. Damit mußten auch erste Vermutungen über einen Durchmesser von bis zu 6.000 Kilometer korrigiert werden.

[url="javascript:;"] (javascript:;) Die Zuordnung zum Kuipergürtel kam viele Jahrzehnte nach seiner Entdeckung. Erst in den 50er-Jahren des zwanzigsten Jahrhunderts wurde die Theorie des Kuipergürtels entwickelt, nachdem sich herausgestellt hatte, daß viele Kometen aus einer bestimmten Region des Sonnensystems jenseits des Neptun kommen. Das erste Objekt dieses Gürtels (außer Pluto) wurde in den 90er-Jahren entdeckt. Nun wurde der bisher größte "Fang" in dieser Region des Weltalls gemacht.

Brown, einer der beiden Entdecker, meinte aber, daß in den nächsten Jahren wahrscheinlich noch größere Körper jenseits des Neptuns entdeckt werden. Das Weltraumteleskop Hubble wird auch dann unverzichtbar sein, um deren Durchmesser möglichst exakt feststellen zu können.

Quellen: HST-Presseinfo.

Şu lanetolası ikinci haberi bir türlü açamıyorum, bilgisayarım kafayi yedi; fakat google’de Sedna ismini verirsen gezegeni mutlaka bulursun. Ayrıca artık güneş sisteminde 9,11, veya 13 gezegen vardir ifadeleri pek yerinde değil. Yeni gezegenler bulunuyor, fakat gezegenin tarifi olmadığı için gezegenmi değilmi bilinmiyor.




Dann werde ich darauf auch antworten. Dertli`nin yazilarina ZATEN cevap verecegimi daha önce söylemistim.

Bide şu meni konusu neden kafama bu kadar takıldığının ceveabını vermek istiyorum. Aslında söz konusu olan Tarık Sure’sinin 6-7 ayetleri Kuran-ı Kerim’in başka dillere yüzde yüz tercüme edilemiyeceğinin güzel bir kanıtı. Buyrun kendiniz görün:



Diyanet meali:

6. Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı. 7. Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.

E. Hamdi Yazır’ın meali:

6. Bir atılgan sudan yaratıldı. 7. Ki, arka kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıkar.

E. Hamdi Yazır’in başka bir meali:

6.-7. Bir atılgan sudan yaratıldıki sulb ile sineler arasından çıkar.

E. Hamdi Yazır’ın başka bir meali:

6- Atılan bir sudan yaratıldı. 7 - O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar.

Muhammed Ibn Rassoul (almanca meali):

5.-6. Erschaffen wurde er aus einer herausschiessenden Flüssigkeit, die vom Mann und von der Frau herauskommt.



Arkadaşlar bakın ne kadar meal var yukarıda hepsi başka birşeyi ifade ediyor. Emalılı Hamdi Yazır gibi büyük alimler bile o ayette tam olarak ne ifade edildiğini anlamıyorsa, bizimde anlamamız pek şaşırtıcı değil…

deryatulga
26.06.06, 12:11
Ece Vahapoğlu

http://www.aksam.com.tr/yazarfoto/evahapoglu.gif Alarko'da bana ihtiyaç kalmadı
ece.vahapoglu@aksam.com.tr (ece.vahapoglu@aksam.com.tr)



Alarko Holding'i Üzeyir Garih ile birlikte kuran İshak Alaton, halen holdingin yönetim kurulu başkanlığının yanı sıra Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV)'in de başkanlığını yürütüyor. Holding yönetimini başta Ayhan Yavrucu olmak üzere profesyonel bir ekibe bırakan Alaton, enerjisinin büyük bir çoğunluğunu TESEV'e ayırıyor. Alarko ile hem Alarko hem de TESEV hakkında konuştuk.

TESEV ile neler yapıyorsunuz?

Demokratikleşme, şeffaflaşma ve Türkiye'nin saygınlığını artırma açısından çalışmalara katılıyorum. Türkiye imajının iyi olması için şahsen yaptığım çalışmalar dışa dönük. TESEV çerçevesi de benim için çalışma platformu.

Neden son yıllarda daha çok zaman ayırıyorsunuz?

Alarko'da bana ihtiyaç kalmadı. Holding profesyoneller tarafından yönetiliyor. Başında da Ayhan Yavrucu var. Vedat, Leyla, İzzet ve Dalya ile Yönetim Kurulu'nu teşkil ediyoruz. Profesyonelleri denetlemek ve destek vermek için. Şirketin çalışmasında çok rahatlatıcı ve ihtilafları önleyici bir yaklaşım.

İsveç Kralı'nın Türkiye'ye ziyaretinde beraberdiniz. Ülkemize bakış açıları nasıl?

İsveç Kralı ile Pera Müzesi'nde sergi açtık. İsveç Kralı Türkiye'ye 100 kişilik bir işadamı grubuyla geldi. Türkiye'yi AB yolunda da en çok destekleyen ülkelerin başında geliyor. Bu yakınlığın sebebi, Türkiye'den İsveç'e göç etmiş Türklerin başarısı. Sokaktaki İsveçli de Türklerin ekonomiye kattıklarını biliyor. Bugünkü İsveç Kabinesinde Eğitim Bakanı İbrahim Baylan Türk asıllı. 34 yaşında Batmanlı, 8 yaşındayken İsveç'e göç etmiş. Türkiye'nin pozitif yüzü İsveç'te yer buluyor.

Taahhüt alanında neler yapacaksınız?

Kazakistan'daki Astana Şehri'nin 275 milyon dolarlık su ve atık su tasviye projesini aldık. Japon kredisi ile yapıyoruz. Kazakistan'ın yeni merkezi Astana, Alma-Ata değil. Modern bir şehir görüntüsü için çok çalışılıyor. Orada 165 kilometrelik bir yol işi de aldık.

Kazakistan'da önceden de projeleriniz var. Oradaki rolünüz ne ölçüde?

Aralarında Astana Havaalanı, hastane, yol, köprünün bulunduğu toplam 10 projemiz var. 2 yıl önce Boğaziçi Köprüsü ebatında Irtiş Nehri üzerinde köprü hizmete açtık. Kazakistan'ın hızlı gelişmesinde Alarko'nun rolü önemli.

Başka ne gibi projeleriniz olacak?

Petrolün hızlandığı bir devirdeyiz. Yeni üretim ünitelerine ihtiyaç var. Orta Asya'dan çıkan petrolün rafine edilmesi için projeler var. Bununla ilgileniyoruz. Rafineri peşindeyiz. Teklif vermek üzere gidiyoruz. Taahhüt işlerinde aktifiz.

İstanbul'a otel yapacağız

Türkiye'de rafineri projeniz var mı?

İzmit ve Kırıkkale Tüpraş rafinerilerinin ilave kapasite tesislerini İspanyol ortakla Alarko yaptı. İzmit bu yıl sonu, Kırklareli gelecek yıl sonu bitecek.

Yeni konut projeleriniz var mı?

Lüks konut projelerinden sonra önümüzdeki aylarda Riva'da 4 bin 500 konutluk büyük bir projeye başlıyoruz. Çoğunluk küçük villalardan oluşacak. Bir de Feneryolu'nda orta sınıf için 24 katlı 120 dairelik iki blok yaptık. Ayrıca İstanbul'da büyük bir şehir oteli yapmak için yer arayışlarımız sürüyor.

Turizme büyük önem veriyoruz

Turizmdeki başarınızdan da gurur duyuyor olmalısınız ?

En önem verdiğimiz sahalardan biri turizm. Mevcut yatırımlarımız için gurur duyuyorum. Fethiye Hillside Beach Club Türkiye’deki son olaylardan dolayı turizmdeki gerilemeye rağmen devamlı full kapasite çalışıyor. Mevsim sonuna kadar dolu. Antalya’daki Hillside Su Oteli dünyada konuşulan ve çok ilgi çeken bir otel. Dünyaca tanınan kalburüstü müşterilerimiz geliyor. Kalitesi yüksek turisti Türkiye’de cezbetmede Alarko Turizm önder bir şekilde yarışıyor.

Alarko Carrier’ın ihracat rakamları ne durumda ?

Verimli bir yıl yaşadık. İhracatımız hızlı arttı. 3 yıl önce 2 milyon dolar olan ihracatımız geçen yıl 25 milyon dolara çıktı. Birden bire artış yaşadık. İhracatın bu baskısı bizi yeni bir yatırıma zorladı. Geçen ay açılışını yaptığımız ikinci panel ve radyatör zincirimizi açtık. 20 milyon YTL.’lik bir yatırım ve yeni yatırımlara devam edeceğiz.

İhracat artışının sürekli olmasını bekliyor musunuz ?

Artış sürekli olacak. Fiyat ve kalitemiz tatmin edici. Dünyada bir yatırım heyecanı yaşanıyor. İnsanlar yaşam kalitesini yükseltiyor.

AtillaHan
26.06.06, 15:25
Derya Bey, engin birikiminizden dolayi sizi tebrik ederim.

Elinize saglik.

Kann mich nur anschließen. Gercekten süper!!

SimalYildizi
09.09.06, 02:15
Tesev Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı , Başkanı Can Paker ( http://www.tesev.org.tr/# (http://www.anonym.to/?http://www.tesev.org.tr/) )
Ekşi sözlükte kurucular arasında İshak Alaton un bulunduğu bilidirilmiştir.

Türk Ordusunun ; merkezi İsviçrede bulunan uluslar arası bir kuruluş tarafından demokratik denetime açılmasını talep ediyor.Bu kurum denetleme ilkelerini de tesbit ve tavsiye ediyor Türk ordusunda Şehitlik ve gazilik kavramlarının gözden geçirilmesi isteniyor

Bu vakıf hakkında orduyu askerlikten soğutmak ve mekezlerinde bölücü örgüt dergileri dağıtılması nedeniyle dava açılmış.

1994 yılında vakıf olarak hayata geçmiş olmakla birlikte TESEV'in kökleri 1961'te Dr. Nejat Eczacıbaşı tarafından kurulan Ekonomik ve Sosyal Etüdler Konferans Heyeti'ne kadar uzanmaktadır. Dr. Nejat Eczacıbaşı'nın ölümünden tam bir yıl sonra, 6 Ekim 1994'te Bülent Eczacıbaşı Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın kuruluşunu kamuoyuna duyurdu.

Daha önce bildirmediklerine göre saklanacak bir şeyleri var.

Sorostan maddi yardım alıyor,AB den yardım alıyor.

Kanalturk ekranlarında Hulki Cevizoğlu Tesev başkanına soruyor.

Soros niye size para veriyor ,ne menfaati var : Yalnız bize değil tüm dünyada fonlara para veriyor.Projelere para veriyor.

Peki Soros hangi projelere destek verdi bugüne kadar : İfade özgürlüğü , demokratikleşme süreci projelerimize para verdi.Eğer bana bu soruları soracağınızı bilseydim bu proğrama katılmazdım.


Haini ne kadar bol bir milletiz.Lütfen bu hainleri ve faaliyetlerini izleyelim.Bunlarla ilgili yayınları takip edelim.

dahada önemlisi artık yan gelip yatmayalım lütfen..

SimalYildizi
09.09.06, 02:16
Hafızamızı tazeliyelim bakalım.neler çağrışacak .


Yahudi kuruluşu ve SOROS destekli TESEV Vakfı diyorki :

-Türk ordusundaki ölüm ve yaralanma kavramları yeniden yapılandırılsın.
-Türkçesi Şehitlik ve Gazilik kavramları kaldırılsınki millet askerlikten soğusun.Ordu işlevsiz hale getirilsin.
- Para ile askerlik yapanlar şehit ve gazi sayılmaz.(yani subay ,astsubay ve polislerimiz şehit olamaz)

Recep Tayyip Erdoğan diyorki :

-Askerlik yan gelip yatma yeri değildir.
-İsrailli askerlerin ailelerini ziyaret edip şehit ailesine bir telefon bile etmeyen Tayyip Erdoğan ; Ne yani telefon edip yakamamı yapışsınlar.


Orduyu demokratik denetim diyerek güçsüzleştirmek isteyen kim ;

Avrupa( şimdi öğrendikki işin içinde Soros ve yahudilerde var)

İktidara geldiğinden beri orduyu yıpratmaya tırpanlamaya çalışan kim :

AKP ve Recep Tayyip Erdoğan

Lübnana asker diye diye İsraile hizmete koşan kim?

AK parti ve Recep Tayyip Erdoğan

PKK yı kim besliyor?

AB ülkeleri ve Amerika

AKP nin yurtdışında sözcüsü kim?

Cüneyt Zapsu

Bu adamın , sadece bu adamın değil , Dengir Mir Fırat , Abdülkadir Aksu ve daha nicelerinin İslamcı Kürt milliyetçisi olduğunu bilmeyen varmı. Adamlar yatıp kalkıp AB ye gireceğiz.AB kriterleri diye demokratikleşme maskesiyle ülkenin dibini oymaya çalışmıyorlarmı.


Hadi işte size pazıl. Birleştirin bakalım. Neler çıkacak?

Saygılarımla

:türkiye:

Memphis
09.09.06, 02:28
Yahu, sen kafayi yahudilerle bozmussun!
Erdogan ve Israil dostlugu.... daha neler neler...:rolleyes:
Allah akil versin, insallah.

SimalYildizi
09.09.06, 02:32
İnan ki bir etnik köken yada dine karşı özel bir hüsümetim yok!

Mantık basit aslında (gerçi çok derin) kısa ve öz! ABD de seçimleri kazanmak için nereye yakın oynamak gerekir? Yahudilere! Peki T.C. de seçilmek için? ABD ye! Hadi yolu taaaa amerikalara uzatmadan hemen güneye inelim, israil e! Ne dersin?

Memphis
09.09.06, 02:40
İnan ki bir etnik köken yada dine karşı özel bir hüsümetim yok!

Mantık basit aslında (gerçi çok derin) kısa ve öz! ABD de seçimleri kazanmak için nereye yakın oynamak gerekir? Yahudilere! Peki T.C. de seçilmek için? ABD ye! Hadi yolu taaaa amerikalara uzatmadan hemen güneye inelim, israil e! Ne dersin?

1. Türkiye-Israil isbirligi AKP'den eski. Israil'in kurulusundan önce baslar!
2. Türkiye Israile Asker yolayacak, karsiliginda da Amerika Kuzey Irak'a...
3. ABD'de secim kazanmak icin Almanlarin oyuna ihtiyac var! 40-60 Milyon arasi! Özelikleri de asiri dinci ve (hala) yahudi karsiti olmalari.

SimalYildizi
09.09.06, 02:56
1. Türkiye-Israil isbirligi AKP'den eski. Israil'in kurulusundan önce baslar!
2. Türkiye Israile Asker yolayacak, karsiliginda da Amerika Kuzey Irak'a...
3. ABD'de secim kazanmak icin Almanlarin oyuna ihtiyac var! 40-60 Milyon arasi! Özelikleri de asiri dinci ve (hala) yahudi karsiti olmalari.

Bu konunun soru cevap faslı ile, asıl anlatımından uzak bir platforma taşınmamasını istemiyorum! Ancak istersen farklı bir başlık açalım, mesela "israil in hedefi nedir? nereye kadar ilerleyecektir?" gibi.

Baştan da dediğim gibi ben yahudi düşmanı değilim...

Ancak, dünya üzerinde olup bitenlere de göz atmak bazı şeyleri daha net ortaya serecektir..

Evet haklısın, israil ile AKP den çok çok önce ilişkilerimiz vardı! Ama bu çizgi daima "al gülüm ver gülüm" den öteye geçmedi (resmi anlamda elbette)!

Sayın Erdoğanın, karadeniz bölgesinde yaptığı bir yemin var! İşte orada ipler kopuyor! Yani "ne olursa olsun, yeterki bu devlet ve millet, mevcut sistem ve kemalizm yok olsun" diyor.... Düşündürücü!

Seçim dönemini hatırlayın! ABD ye gitmesi, sonra Sivas tan aday olması. Sivas da yapılan seçimlerin iptali.... Elbette hepsi tesadüf/mü?

Memphis
09.09.06, 03:24
Bu konunun soru cevap faslı ile, asıl anlatımından uzak bir platforma taşınmamasını istemiyorum! Ancak istersen farklı bir başlık açalım, mesela "israil in hedefi nedir? nereye kadar ilerleyecektir?" gibi.

Baştan da dediğim gibi ben yahudi düşmanı değilim...

Ancak, dünya üzerinde olup bitenlere de göz atmak bazı şeyleri daha net ortaya serecektir..

Evet haklısın, israil ile AKP den çok çok önce ilişkilerimiz vardı! Ama bu çizgi daima "al gülüm ver gülüm" den öteye geçmedi (resmi anlamda elbette)!

Sayın Erdoğanın, karadeniz bölgesinde yaptığı bir yemin var! İşte orada ipler kopuyor! Yani "ne olursa olsun, yeterki bu devlet ve millet, mevcut sistem ve kemalizm yok olsun" diyor.... Düşündürücü!

Seçim dönemini hatırlayın! ABD ye gitmesi, sonra Sivas tan aday olması. Sivas da yapılan seçimlerin iptali.... Elbette hepsi tesadüf/mü?
Israil öncelikli hedefi iran'daki rejimi ortadan kaldirmak, nedeni ortada.
Ama politik olarak pek bir agirliklarin oldugunu zan etmiyorum.
Erbakan, Erdogan gibilerin Cumhuriyet düsmanligi da "islami" fantazilerden dolayi. Onlar icin laik Türkler, Gavurlar ve Yahudiler ayni klasmanda top kosturuyor.
Stratejileri biraz daha degisik.
Israil ile yogun ve Türkiye icin zarar verici iliskilerde bulunacaksin ki, Millet Israil'den (yani yahudilerden, bati'dan ve Amerika'dan) nefret etsin diye.
Ve ondan sonra da, onlarla eskiden beri isbirligi yapanlari yipratacaksin-Askeriyeyi ve demokratik Partileri.

Askeriye-Israil ile savunma sanayide ortak calismalar vs...

Ayni politikayi zaten AB ile uyguluyorlar!
AB ile Türkiye'deki sistemi cökertmeye calisiyorlar.
AB'ye giremiyeceklerini bile bile agir hükümlülüklerini yerine gitirip Milleti bati'dan ve laiklilikden uzaklasdirmayi kendilerine gaye edinmisler.

SimalYildizi
09.09.06, 03:35
Tespitin çok çok doğrudur arkadaşım. Teşekkür ederim.

Aşağıya yazdığım bu yazım yukarıdaki yazıya cevap değildir....

Biraz uzun oldu, eğer sıkılmassanız bence güzel de oldu... Hadi iyi okumalar.

Sayın Başbakan 23 Temmuz 2003'te 7. uyum paketini Erzurum'da imzalamıştır. Burada alınan kararlar 7 Ağustos tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Bu pakette yer alan maddeler AB dayatması, manda ve himayeciliğe işarettir. Erzurum Kongresi de 23 Temmuz da toplanmış, 7 Ağustosta dağılmıştır. Bu olay tarihle hesaplaşma değildir. Tamamen bir tesadüftür.

Erbakan’a Siyaset Yasağı Tesadüfen getirildi. Recep Tayyip Erdoğan’a Liderlik yolu “tesadüfen” açıldı

Türk Milletinin seçimlerde kullandığı oyu etkileyen en önemli faktörün “Mazlumluk”, olduğu 1961 ve 1965’de AP, 1973’de Ecevit ve 1983’de de Özal örnekleriyle sabit olmasına rağmen, bir şiir bahane edilip, Recep Tayyip Erdoğan hapse atılarak “Tesadüfen” mazlum bir lider konumuna getirildi.

Ecevitsiz ve MHP’siz hükümet formülü “Tesadüfen” dile getirildi. DSP “Tesadüfen” parçalandı. Medya Ecevit’e ve MHP’ye “tesadüfen” saldırdı

Genç Parti, DYP ve MHP’nin barajı aşmasını engellemek amacıyla “Tesadüfen” kurduruldu.İşi bitince Uzan gurubunun defteri tesadüfen dürüldü.

Erdoğan, hiçbir sıfatı olmamasına rağmen, Seçimden önce “Tesadüfen” ABD’ye gitti. “Tesadüfen” Yahudi Lobisinin liderleriyle, Bush’la ve Bush’un yakın çalışma arkadaşlarıyla görüştü.

ABD ile farklı ilişkiler içerisinde olan; Cüneyt Zapsu, Ömer Çelik, Egemen Bağış, Mücahit Arslan, Mir Dengir Fırat “Tesadüfen” Erdoğan’ın yanına (?) yerleştirildiler.. Bunlardan Cüneyt Zapsu’nun ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Wolfowitz'e “Tayyip Erdoğan’ı harcamayın, kullanın” demesi de, bir tesadüftü.

Erdoğan’ın mahkûm olmasına neden olan şiiri okuduğu il olan Siirt’te seçimler “tesadüfen” iptal edildi. Ve Erdoğan tesadüfen O ilden milletvekili oldu

Recep Tayyip Erdoğan’ın Büyük Oğlu Burak Erdoğan’ın 11.Mayıs.1998 tarihinde arabasıyla bir zamanların ünlü sanatçısı Sevim Tanürek’i çiğneyerek öldürmesini magazini seven medyamızın hiç gündeme getirmemesi tamamen “tesadüf”tür. Burak Erdoğan’ı Trafik 3/8 kusurlu buldu, Mahkeme Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi'nden kazayla ilgili rapor istedi. Bu dairenin başında makine mühendisi Eyüp Çakmak bulunuyordu. Erdoğan için "tamamen kusursuz" raporu düzenlendi ve "sekizde sekiz (8/8) kusur ölen yaya Sevim Tanürek'tedir" dendi. Tayyip Erdoğan Başbakan oldu, "kusursuzdur raporu" veren dairenin başkanı Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdür Yardımcılığı görevine atandı.Bunların tamamı tesadüftü.

Haklarında yolsuzluk davaları devam eden, bazıları hakkında da soruşturmalar süren İstanbul Belediyesi Çalışanlarından 9’u “Tesadüfen” milletvekili, bazıları da bakan yapılarak dokunulmazlık zırhına büründürüldüler. Ve“tesadüfen” yargılanmadan kurtuldular. Ve yine tesadüfen bunların suçları çeşitli kanunlarda yapılan değişiklerle af kapsamına alındı.

AKP’nin iktidara gelmesiyle, 57. hükümet döneminde hergün ülkenin farklı bir yerinde yapılan türban eylemleri “tesadüfen” durdu.Türbanlılar lehine bir gelişme olmamasına rağmen AKP iktidarları döneminde neredeyse hiç türban eylemi yapılmaması tamamen bir tesadüftü.

Resmi Gazete'nin 18 Mayıs 2004 tarihli sayısında yayımlanan kararla 20 Mayıs-31 Ağustos 2004 tarihleri arasında geçerli olmak üzere mısır için 900 bin ton tarife kontenjanı açıldı. 3 ay 11 günlük süre içerisinde kontenjan belgesi olanlar için gümrük vergisi oranı yüzde 80 yerine yüzde 25 olarak uygulandı. Bu dönem içerisinde Kemal Unakıtan’ın oğlunun şirketi tesadüfen 582.285 Kg mısır ithal etti ve yalnızca vergi oranındaki değişiklik sonucu %55 havadan para kazandı.Fosforik asit üretecek şirketi için Abdullah Unakıtan’ın 79802 no.lu teşvik belgesiyle 2 milyon 544 bin YTL tutarında teşvik kredisi alması da tamamen bir tesadüf…

Ne ilginç bir tesadüf ki, kuş gribi yüzünden insanların pastörize yumurtaya ilgi duyacakları sırada- Kemal Unakıtan’ın oğlunun kurduğu tesis, piyasaya "pastörize yumurta" satmaya başlar.

Bu konuda daha büyük tesadüf vardır.Pastörize yumurtanın Katma Değer Vergisi oranı, 2005 yılı başında, yani oğul Unakıtan tesisi faaliyete geçirmeden biraz önce, yüzde 18'den yüzde 8'e indirilmiştir. Ve yine tesadüfen büsküi, pasta gibi unlu mamullerin fabrikasyon üretimlerinde normal yumurta yerine pastörize yumurta kullanmak zorunlu hale getirilmiştir.

Vodafone yöneticileri ile Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın kızı Zeynep Basutçu Unakıtan, 14.Kasım 2005’ günü 11.45 ile 12.10 arası “Tesadüfen” Telsim binasındadırlar.Vodafone ihale Öncesi Cüneyt Zapsu’ya ihalede yardımcı olması için “tesadüfen” faks çeker.Ne ilginç “tesadüftür ki”, birkaç ay sonra Telsim ihalesini, Vodafone kazanır.

Haziran 2006 ayında Sağlık Bakanlığı Kolestrol İlaçlarının bedelini ödemeye son verir.
Temmuz 2006 ayında yani iki üç hafta sonra Ülker Grubu piyasaya kolestrol düşürdüğü iddia edilen Ülker Kalbim Benecol markasıyla yoğurt, yoğurt içeceği, süt ve margarinin satışına başlar. Tamamen Tesadüf!!!

Abdulkadir Aksu’nun içişleri Bakanı olduğu dönemlerde (1989-1991), (2003- ) Bölücü terörün tırmanışa geçmesi terörün kökünü kazıyan özel eğitimli özel harekat birliklerinin bu iktidar zamanında kaldırılması da bir tesadüftür.Yine güvenlik güçlerinin elini kolunu bağlayan AB uyum yasaları çıkarılarak bitmiş terörün yeşermesi için tesadüfen zemin hazırlandı.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldınm'ın 24 yaşındaki oğlu Erkan Yıldırım'ın 1.5 trilyon lira harcayarak gemi sahibi olması, tamamen tesadüf eseri. Erkan Yıldırım'ın "Borç aldım" dediği Santour şirketine Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Türkiye Denizcilik işletmelerinin Ankara Feribotunu ihalesiz kiralaması da tesadüf.

Başbakan Erdoğan’ın mersinli çiftçiye “Artistlik yapma lan, al ananı git” demesi,Genel Kurmay Başkanına “Hocam” diye hitap etmesi, TC Devletinin Büyükelçisini vatandaşlara yuhalatması, ana muhalefet liderine üç noktalı ucu açık hakarette bulunması, sık sık etrafındakilere “yahu” diye hitap etmesi tamamen tesadüftür. Bu olay Başbakanımızın sokak adamlığından Devlet Adamlığına geçemeyişinin göstergesi olarak nitelenemez.

Türkiye Tarihinin en büyük kadrolaşmasının yapılması; kadrolaşmanın kıyımında ötesinde zulme dönüşmesi; kamu kuruluşlarında kurumsal hafızanın yok edilerek, devlet çarkına çomak sokulması; kadrolaşmada ehliyet veliyakat dışında kriterlerin esas alınması, ( AKP’den aday olmak, Seçimlerde AKP için fiilen çalışmak, eş dost akraba olmak, tarikat vb bağları bulunmak, İHL kökenli olmak vb) tamamen tesadüftür. Örneğin, üst görevlere getirilen Binali Yıldırım’ın ve Abdulkadir Aksu başta olmak üzere AKP’ ileri gelenlerinin 1. derece akrabaları arasında yapılan atamaların binlerle ifade edilmesi; bazı bakanlıkların bazı tarikatlarca parsellenmesi; Cumhurbaşkanına imzaya gelen atamaların önemli bir bölümü cumhurbaşkanınca imzalanmamasına rağmen aynı kişilerin vekaleten aynı görevleri yürütmesi; İmam kadrosundan Genel Müdürlüğe, Daire Başkanlığına atanan yüzlerce bürokrattan bahsedilmesi;tamamen tesadüftür.

Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde hakkında açılan idari soruşturmaların önemli bir bölümünü yürüten Mülkiye Başmüfettişi Hüseyin Avni Coş’un, AKEPE iktidarı döneminde önce Bingöl, sonra Aksaray ve şimdi de Kırklareli Valisi olarak görev yapması;Üsküdar Adliyesi'ndeki zimmet, sahtecilik davasının hakimi İsmail Rüştü Cirit’in, AKEPE döneminde Yargıtay üyesi seçilmesi; Tayyip Erdoğan'ın malvarlığını haksız kazançla artırması ile ilgili davanın Hakimi Mustafa Kozan’ın AKEPE iktidarı döneminde Ankara Adliyesi'nde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olması gibi onlarca atama tamamen tesadüf...ten ibarettir. Yoksa bu tür atamalar sayın başbakanın “minnet” borcuyla alakalı değildir.

Dış Politikanın Ahmet Davutoğlu ve Cüneyt Zapsu başta olmak üzere, Başbakanın Danışmanları tarafından yürütülmesi; Dışişleri bürokratlarının tamamen devre dışı kalmaları, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde ne gibi tavizlerin verildiğinin bilinmemesi, Kıbrısta taviz üzerine taviz verilmesi, tüm blöflere kamuoyu önündeki rest çekmelere rağmen Kuzey Irak’ta harekat yapılamaması,dün astsubay çavuşla görüşme yapmak için randevu alan Talabani’nin bugün Irak Cumhurbaşkanı olması, hatta zaman zaman Türkiye’ye kafa tutan demeçler vermesi;Türk Tarihinde ilk defa Türk Subaylarının başına çuval geçirilmesi, İncirlikte bir Binbaşımıza ABD’li çavuş tarafından kelepçe takılması vb. yüzlerce olay tamamen tesadüftür. Bu olaylar “Türkiye Bağımsız ve onurlu dış politika anlayışından vazgeçti” şeklinde yorumlanamaz..

Ordumuzun her fırsatta AB ile koordineli olarak AKP tarafından her fırsat güçsü zve küçük düşürülmeye çalışılması,AB nin densiz parlementerlerinin Atatürk resimlerini devlet dairelerinden kaldırılma talebi,Sayın Genel Kurmay Başkanı Özkökün yemeyip içmeyip brövelerden Atatürk figürünü kaldırtmak istemesi, Şehit ve gazi kavramlarının sadece AKP iktidarında tartışmaya açılmak istenmesi,Askerlik yan gelip yatma yeri değil denmesi..,Bunların hepsi sadece tesadüften ibarettir..

Fındık ve tütün başta olmak üzere Türk Tarımının gözden çıkarılması, zamanın tarım bakanı Sami Güçlü’nün köylülere hitaben gözünüzü toprak doyursun demesi,kuş gribi vakasında gerekli önlemler alınamayarak Tavukçuluk sektörünün bir bölümü yabancı üç-beş sermayedarın eline geçmesine imkan verilmesi,Özelleşme adı altında kamunun elindeki dev işletmelerin yabancılara peşkeş çekilmesi, bazı özelleşmelere yerli sermayenin ve çalışanların katılmasının engellenmesi,Yabancıların; özelleşme ile Türkiyenin büyük sanayi kuruluşlarına, toprak ve köy kanununda yapılan değişikliklerle tarım arazilerine, diğer kanun değişiklikleri ile türk finans sistemine, hatta büyük hipermarketlerin tamamına sahip olması, yabancılara daha düşük vergi oranlarının uygulanması,

KISACASI TARIM ve SANAYİ POLİTİKALARININ YABANCILARIN ÇIKARI DOĞRULTUSUNDA DÜZENLENMESİ, ÜLKEMİZ İNSANINA KARA-KARA DÜŞÜNMEK DIŞINDA SEÇENEK BIRAKILMAMASI TAMAMEN TESADÜFTÜR.

TÜRKİYEYİ BÖLÜNMENİN EŞİĞİNE GETİRECEK ZEMİNİN HAZIRLANDIĞI BU DÖNEMDE ; AKP NİN İKTİDARDA BULUNMASI DA ÇOK BÜYÜK BİR TESADÜFTÜR.

deryatulga
27.11.06, 01:59
Bu adamı beğeniyorum vesselam! http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay/etyenmahcupyan.jpg ETYEN MAHÇUPYAN
27/11/2006


George Soros'la bir kez karşılaştım... Türkiye'de projelerine katkı sağladığı kurumları ziyaret gezisi sırasında TESEV'e de uğramıştı. Epeyce meraklı ve mütevazı biri olduğunu hatırlıyorum. Belki Doğu Avrupa kökenli olmasından kaynaklanan bir zihni yatkınlık sayesinde Türkiye'nin meselelerini de genel Batılı tavrının epeyce dışında yorumluyordu.

Örneğin sivil/asker ilişkisi üzerinde özellikle durmuş, esas olarak toplumun nasıl değişmekte olduğunu merak etmişti. Klasik konulardan biri olan başörtüsü meselesinde ise son derece özgürlükçü ve şaşırtıcı derecede 'doğal' bir tavrı vardı... Tartışmadan anlaşıldığı kadarıyla başörtüsü 'meselesi'nin bir neden değil sonuç olduğunu, toplumsal dinamiğin anlamını semboller üzerinden kavramanın mümkün olmadığını düşünüyordu. Bu kısa ziyaretin öncesinde okuduğum birkaç makalesi zaten Soros'un hiç de sıradan bir 'işadamı' olmadığının kanıtıydı. Yakın arkadaşı radikal demokrasi fikrinin savunucularından Benjamin Barber ile olan entelektüel temas, Soros'u günümüzün en bilinçli demokrat aktivistlerinden biri haline getirirken ona derinlikli bir fikriyat da kazandırmıştı. O birkaç makaleyi büyük bir keyifle okumuş, bu tür insanların bizde yetişmediğine de biraz hayıflanmıştım...
Ama bir işadamının servetini demokratlaşma ve özgürleşme gibi amaçlara hasretmesi dünyanın hiçbir yanında kolay değil. Bu tür 'hevesler' kişiyi hem kendi camiası içinde hem de devlet nezdinde tehlikeli kıldığı ölçüde, ticari faaliyetinin de baltalanmasına neden olur. Ne var ki Soros bir Macar göçmeni... Geldiği dünyanın bütün aksaklıklarını bilme yanında, şimdi içinde yaşadığı dünyanın zafiyetinin de farkında. Belki de hayat ona hayatın anlamını bilme fırsatını daha çok tanıdığı için, o da bu bilgiyi hayatı değiştirmeyi hedefleyen bir cesaretle kullanabilmekte. Öte yandan çok naif olmamız da gerekmiyor: Siyasi alandaki etkisinin bugün Soros'u enformel olarak ABD hükümetinin bile muhatabı yaptığını; dünyanın en güçlü devletinin bu kontrol dışı işadamını ehlileştirme çabası içine girdikçe onun gücünü daha da pekiştirdiğini görüyoruz.
Ancak bizim için önemli olan söz konusu gücün nasıl kullanıldığı. Çünkü bu güç biz istesek de istemesek de mevcut ve son derece kısıtlı bir çevre tarafından kullanılmakta. Bu nedenle söz konusu güç odaklarının içinde kendine yer bulmuş birinin örneğin "terörizmi Bush'un liderliğindeki Amerikan politikası üretmektedir" demesi azımsanacak bir olay değil. 'Yanılgılar Çağı' üst başlığını taşıyan son kitabında Soros, Irak işgalinin masum kurbanlar ürettiğini ve işgal altındaki halkı potansiyel terörist konumuna düşürdüğüne dikkat çekerek; terörün ana kaynağının insanların rencide edilmesi, dolayısıyla terörü asıl doğuran unsurun da ABD'nin terörle mücadele politikası olduğunu söylemekte. Ancak Soros'un münafık faaliyetleri bu tür yayınlarla ve tüm dünyada özgürlük mücadelelerinin desteklenmesi ile sınırlı değil. Bugünlerde içinde Filistinlileri de barındıran yeni bir Yahudi lobisinin kurulması gündemde. İsrail'in politikasını yanlış bularak, barışı iki devletli bir çözüm planı çerçevesinde arayacağı söylenen bu yeni lobinin de baş destekçilerinden birinin, İsrail'i Hizbullah'a karşı kullandığı yöntemler nedeniyle sert bir biçimde eleştiren Soros olması bekleniyor... Karşımızda iş hayatında spekülatörlükle yükselmiş, yönetim ağının merkezine kadar yürümüş; ama o merkezin cazibesine kapılıp iktidar odaklarına yaltaklanmak yerine kendi hayalleri, ilkeleri ve kişiliği üzerinde bina ettiği bir sivil stratejiyi hayata geçirmek için tüm servetini harcayabilecek türde bir adam var... Keşke dünyada ve bizde de başka böyle insanlar olsaydı... Bu Soros'u beğeniyorum vesselam!

yokyav
27.11.06, 23:07
Biraz eski bir yazi! Ama olsun!

07.10.2006 DERYA DENİZ KIRICI

“İçinden Soros geçen haber” gördüğümde aklıma iki şey gelir. Ya ,“Hah” derim, “Dünyanın diktatörlükle yönetilen bir ülkesinde işler yine arap saçı” ya da, “Soros yine Bush ailesinden birisine giydirdi.”

Son günlerde Tesev’e verdiği paralar nedeniyle –fon desem daha mı kibar olurdu- adı yine gündeme gelen George Soros hakkında birkaç ufak detay verip, olaylara farklı bir pencere açmak istiyorum. Belki o zaman, “irtica var” ya da “yok” tartışmalarına biraz daha tepeden bakıp ortalıkta bir “kuru gürültü” mü var, yoksa “memleket gerçekten elden gidiyor mu” takkenizi önünüze koyup bir düşünürsünüz. Biraz iddialı bir paragraf mı oldu? Bence değil. Çünkü artık günümüz dünyasında her şeyin “derin”i var. O nedenle haberlerin de “derini ve gerisi” makbul. İşte benim amacım da derindeki ve gerideki birkaç detaya naçizane bir projektör çevirerek, kafanızda birkaç soru işareti oluşturmak.
Neyse olayı fazla dağıtmadan, dilimin yettiğince ve olanca sadeliğiyle bu adamla ilgili birkaç ipucu vereyim size. Aslında fazla bilmek üzüntü yaratırmış, o nedenle bu adamın “di”li geçmişine fazla inip de sizi mutsuz etmek istemem.
Klasik geyik malum, “ABD dünyanın jandarması, Batılı zengin ülkeler de onun uydusu” Tamam. Tamam da, bu jandarmanın bir de “derin kurul”u var. Bu derin kurul; “kapitalist siyonistler” ile “kapitalist Anglosaksonlar”dan oluşuyor.
Bu kurulun tek bir amacı var: Ülke yönetimlerine kendi fikirleri doğrultusunda kişiler getirerek, kendilerine yeni tüketim pazarları açmak. Ama her kurulda olduğu gibi burada da bir güç savaşı var. Ve bu kurulda da siyonist para babaları ile Anglosakson para babaları içten içe mücadele ediyor.
Daha akılcı ve sistematik çalışan Anglosakson kapitalistler, “Büyük İsrail” hayali peşinde koşturan siyonist kapitalistlerin kafalarının, siyasete, para kadar basmadığını biliyorlar. Para konusunda kimsenin eline su dökemediği siyonist kapitalistlerin, siyaset konusunda kafa göz yararak iş yaptıklarını ve ellerini ağızlarına bulaştırdıklarına çok tanık olduklarından, zaman zaman onların frenine basma ve fırça çekme gereği duyuyorlar.
İşte bu Anglosakson kapitalistlerin tetikçiliğini ABD’li para babası George Soros yapıyor. O nedenle zaman zaman siyonistlere fazla yüz vermekle suçladığı Bush aleyhine atıp tutuyor. Çünkü ona –ya da temsil ettiği gruba- göre, kendileri daha sakin ve akılcı giderlerken, siyonist kapitalistler bazen dangul dungul davranıp, bir çuval inciri berbat edebiliyorlar. Bu yüzden de kendilerinin yaptığı “doğrular”da diğerlerinin yaptıkları yüzünden “heba” olup gidiyor.
George Soros’un işi malum; para kazanmak. Bunun için şirketler satın alıyor, karlı hale getirdikten sonra ya satıyor ya da bu şirketi sermaye piyasalarında aktif getirip paraları istifliyor. Gözümüz yok, Allah daha çok kazandırsın...
Ama Soros’un bir de para harcayan tarafı var ki, işte zurnanın zırt dediği yer burası. Soros, dünyanın pek çok ülkesinde para saçmak için “Açık Düşünce Vakfı” kuruyor. Bunlar Hilal-i Ahmer Cemiyeti gibi karın doyurmuyor. Adı üstünde. Açıldığı ülkelerde, insanlar açık seçik düşünmeye başlıyorlar...
Yani, “Ne olacak bu memleketin hali” diye düşünmeye başlayıp, “Başımızdakiler var ya, herşeyin sorumlu işte onlar” sonucunu çıkarmamız ve baş kaldırmamız için kuracağımız örgüte para, pardon “fon yardımı”nda bulunmayı, üstüne vazife edinmek gibi bi misyonları var.
Tabii bazen baştakilerden kurtulmak da istenmiyor. Kendi gönüllerine göre bir yönetim işbaşındaysa, o yönetime rahat vermeyen kurumları hedef almak ve onları halkın gözünde küçük düşürerek, pasifize etmek ve baştakilerin istedikleri gibi at oynatmalarını sağlayabilecek mümbit ortamı yaratmak da görevleri arasında.
Örnekler o kadar çok ki...
Rusya’nın nasıl tüketim toplumu haline dönüştüğünden tutun, Gürcistan’da, Ukrayna’da Kırgizistan’da hatta Çin’de değişen dengeleri hatırlayın. Nedense hepsinin başına Amerikan hayranı yöneticiler geldi. Ve bu değişen denge ülkelerinde hep Soros’un milyarlarca dolar harcama yaptığı ortaya çıktı.
Bizde mi?
Bize hep “Ortadoğu’nun jandarması” rolü verilmişti. Ama şimdi sahneye “Büyük Ortadoğu Projesi” adındaki senaryo konmak istendiğinden ve “Müslüman Türkiye”nin sol ilkeleri benimsemiş bir yönetimce ikna edilmesi pek mümkün görülmediğinden, “ılımlı bir Müslüman” gerekiyordu. Eh, bunun için kimi bulduklarını söylememe gerek yok...
Bu amaçla IMF ve küresel bankacılık kanalıyla ertelenmiş kriz tetiklendi ve arkasından büyük kurtarıcımız Derviş geldi. Sonrasını da kısaca hatırlayalım ki, soru işaretleri kafanızda daha bir belirginleşsin.
Sonra, milletvekilleri bir anda patır patır istifa etmeye başladılar. Ve hükümet düştü. Seçime giden yolda, hapishanede eğitim görmüş, sapına kadar Müslüman bir halk kahramanının karşısında –çarpık seçim sisteminin de sayesinde- kim durabilirdi ki?..
Ve seçimden istenen sonuç çıktı. Türkiye, Büyük Orta Doğu Projesi’ndeki rolü için artık hazırdı.
Ammmaaa, Türkiye ne Gürcistan, ne Kırgizistan, ne de Ukrayna. İktidara gelenlerin, ülkenin varlığını sağlayan temel ilkelere zarar vermesini engellemek için kurulmuş kurumları “ne yazık ki” var. Keşke olmasalardı, ama kahretsin işte, var. Danıştay’dan, Anayasa Mahkemesi’ne, Cumhurbaşkanlığı’ndan Genelkurmay Başkanlığı’na kadar bütün bu kurumların hepsi, ince ince yapılmış tüm bu hesaplara şimdi yüksek sesle çomak sokuyor.
E, n’olacak şimdi?
Ne olacak, kapitalizm misyoneri Soros’un vakıfları bu günler için değil mi? Şimdi hepsi teker teker sahneye çıkıp solo yapacak. Başı şimdilik Tesev çekti, ardından bu “fondan destek alan” diğerleri gelecek...
Diyeceksiniz ki, “E, sadede gel, irtica tehlikesi var mı, yok mu?”
Parçaları birleştirip sonucu bi zahmet kendin bul.
Ya da “Bütün bunlar komplo teorisi” deyip, cahilliğin verdiği mutlulukta yelken açmaya devam et...


Kaynak (http://www.dorduncukuvvetmedya.com/dkm/article.php?sid=7090)

deryatulga
01.08.07, 02:56
01.08.2007
http://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifhttp://www.yenisafak.com.tr/resim/bos.gifTaha Kıvanç

İmaj zedeleyeyim derken…
Seçimden önce, 'Aman ha, Ak Parti'ye oy vermeyin, ülkenin imajı perişan olur' diyenler vardı; ülkemizin imajının hiç son yıllardaki kadar düzgün olmadığını bilen biri olarak bu uyarıyı anlayamıyordum. Seçimin sonuçlarını görmem gerekiyormuş... Gerçekten birileri, Ak Parti'nin güçlü bir biçimde sandıktan çıktığı seçimden sonra Türkiye'nin imajını zedelemek için devreye girmiş bulunuyor...


Önceki gün, Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde, Soner Çağaptay imzasıyla bir yazı (http://www.washingtoninstitute.org/templateC06.php?CID=1077) yayımlandı. Yazar Washington Institute (WINEP) adlı kuruluşun Türkiye masası başında bir Türk. WINEP İsrail'in radikal Likud Partisi'ne yakın bir düşünce kuruluşu. Türkiye de ilgi alanında. Çağaptay'dan önceki Türkiye uzmanı ülkemizde bayağı tanınıyor: Alan Makovsky...


Tüyleri diken diken eden bir makale bu... Seçimden yeni çıkmış bir ülkeden ve halkın yarısının oy verdiği bir partiden nasıl söz ediyor, okumalısınız... Her gün yüzlerce yazıya göz atıyorum, elma ile armudu bu denli kasıtlı birbirine karıştıran bir yazı okuduğumu hatırlamıyorum.


Örnek vereyim.


Gerçekleri ters yüz etmeye kararlı yazar, Amerikan yönetiminin hoşuna gidebilecek bir konuyu bile çarpıtmayı göze alabilmiş. Irak ve Afganistan'a giden lojistik desteğin dörtte üçünün Türkiye üzerinden geçtiğini söylüyor; 'Ee, ne var bunda?' diyecek Amerikalıları hemen uyararak: 'AKP Washington'la iyi ilişkilerden yarar gördüğü halde, hükümet, bu ilişkiyi Türk halkına açıklamıyor...'


Türkiye'ye gelmiş ve 17 yaşında iki gençle konuşmuş yazar, gençler kendisine ABD'nin Irak'ta işlediği savaş suçlarından söz etmişler... 'AKP'nin iddialarını bana aktardılar' diyor... Bana gelseydi, kendisine, Başbakan Tayip Erdoğan'ın, hem de seçim öncesinde, '1 Mart tezkeresi geçmeliydi' dediğini aktarır ve eklerdim: '17 yaşındaki iki Amerikalı'yla Irak'ı konuşsan, onlar sana ne anlatırdı? Amerikan askerleri Irak'ta işledikleri savaş suçlarından yargılanıp ceza yemiyorlar mı?'


Çağaptay'ın yazısında 'Ak Parti Türkiye'nin İsrail'le iyi ilişkilerini berbat etti' iddiası da var. Savunma ihalelerine abone İsrail artık eskisi kadar para kazanamıyormuş Türkiye'den; 'Gerçi savunma sanayinde daha az ihale açılıyor, ama...' deyip bunu da yazıyor İsrail'in Likud Partisi destekli WINEP uzmanı...


Sanki WINEP yönetimi, 'Türkiye uzmanı' sıfatını taşıyan maaşlı elemanına, 'Seçim sonuçları ABD'de demokrasi ve liberalizm ile ilintilendirilip Ak Parti lehine yansıtılıyor; bunu tersine çevirecek bir yazı kaleme al' buyurmuş; adam her şeyi tersine çeviren bir yazıyla varlığını ispatlama çabasında. Bereket eş zamanlı olarak yüzlerce olumlu yazı çıkıyor da Amerikan basınında, bizdeki Fox-TV'nin de sahibi olan Murdoch'un gazetesinde çıkan bu 'küfürname' yalnızları oynamaya mahkûm...


'Seçimden sonra Türkiye'nin imajı zedelenecek' diyenlerin gösterebilecekleri ikinci örnek İsrail basınından... The Jerusalem Post gazetesi de WINEP çizgisinde yayınlar yapıyor. En şaşırtıcı olan ise, Barry Rubin'in tavrı... Geçen hafta Türkiye'deymiş Rubin, seçimi İstanbul'da izlemiş... Milliyet'ten Kadri Gürsel kendisiyle yapılmış 'AKP'yle 20 yıl daha mümkün' başlıklı bir röportaj (http://www.milliyet.com.tr/2007/07/29/dunya/adun.html) yayımladı gazetesinde. Milliyet'e söyledikleri ile Jerusalem Post'ta çıkan iddiaları arasında dağlar kadar fark var Rubin'in...


İsrail'de bir araştırma kurumunun yöneticisi Barry Rubin Ak Parti'den kuşku duyduğunu saklamasa da, Türkiye'de kendisini bulup söyleşen gazetecinin, 'Yabancı basında AKP'nin tanımlanması hususunda bir kafa karışıklığının olduğunu görüyorum. Bazıları, İslami köklü, bazıları eski İslamcı, bazıları ılımlı İslamcı, bazıları da aşırı muhafazakâr diyor. Siz ne diyorsunuz?' sorusuna gayet mülâyim bir cevap veriyor: ' Ben 'İslami yönelimli' derdim. Bu yönde belirli bir duygu ve eğilimleri var, ama tam olarak da değil. Ya da 'İslami kökenli' derdim, arka planlarını anlatmak için; ama 'İslamcı' demezdim.'



Beyrut'ta İngilizce yayınlanan Daily Star gazetesinde de yazıları yayımlanıyor Rubin'in; oraya yazdığı son yazı (http://www.dailystar.com.lb/article.asp?edition_ID=10&article_ID=84047&categ_id=5) da 'mülâyim' cinsten... Fakat Jerusalem Post yazısı (http://www.jpost.com/servlet/Satellite?cid=1185379033585&pagename=JPost%2FJPArticle%2FS howFull) Soner Çağaptay'ın karbon kopyası gibi... 'Görüştüğüm her eğilimden Türk bana aynı kurbağa öyküsünü anlattı' diye giriyor yazısına ve 'Kurbağayı haşlamak için kızgın suya batırmazsın, soğuk suya koyup ateşin derecesini yavaş yavaş artırırsın, tam alıştığını sanırken haşlanıp pişer...'


Konuya eğilmem seçim öncesinde işitip okuduğum 'İmajınız zedelenir' tezi yüzünden ya, seçim sonrası okuduklarımdan hareketle geliştirdiğim kendi tezimi sizlerle paylaşmak isterim: Çağaptay ve Rubin gibilerin tersine çabaları, Türkiye'nin dünyadaki imajını artırır...

deryatulga
03.08.07, 05:04
Türkiye'deki İslamcılardan çekinin

http://www.radikal.com.tr/veriler/2007/08/03/yo1.gif AKP'nin asıl gündemine dair şüpheler yersiz değil: Parti, İran'a ABD'den daha fazla sempati beslediği gibi, radikal İslamcılığın yenilmesini de istemiyor. Üstelik, uzun süre iktidarda kalırsa yargı, ordu ve eğitim kurumlarında İslamcı bir gündemle hareket etme ihtimali yüksek
03/08/2007 (36 kişi okudu)
Barry Rubin (Arşivi (http://www.radikal.com.tr/arama.php?ara=1&y=1&edi=Barry Rubin))
İstanbul'da siyasi yelpazenin her cenahından konuştuğum Türkler, durumlarını izah etmek için aynı hikâyeyi anlattı: Bir kurbağayı pişirmek için harlı ateş üzerinde bir tencereye koymazsınız. Soğuk suya koyup ısıyı çok yavaş artırırsınız. İslami eğilimli AKP'nin 22 Temmuz genel seçiminden zaferle çıkmasının ardından bunun yaşanıyor olmasından korkuyorlar.
Uluslararası medya organları AKP'nin artık gerçekten ılımlı bir hale geldiğine dair sonu gelmez yazılar ve haberler yayımlıyor. İslamcı köklerine karşın AKP'nin bugün esasen, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması ve müreffeh bir ekonomiye sahip olmasıyla ilgilenen merkezci bir partiye dönüştüğünü söylüyorlar.


Ekonomik çöküş kaçınılmaz
Partinin iktidarda geçirdiği beş yıl boyunca sergilediği imajın bu olduğuna ve söz konusu sonuca varmak için bazı kanıtlar bulunduğuna kuşku yok. Türkiye'deki seçmenlerin yarısı tam da İslamcı niyetler taşımadığına ikna oldukları için AKP'yi destekledi. Ekonomi iyi gidiyor. Türkiye din açısından daha dengeli bir sistemden fayda sağlayabilir.
Ancak AKP'nin burnunun fazla kalkacağından kuşkulanmak için de nedenler var. Parti nispeten ılımlı olsa bile, sevinç çığlıkları attıracak hiçbir şeyi de yok hâlâ. AKP iktidarının uzun vadeli amaçları rahatsız edici. Kimse ne olacağını bilmiyor, fakat Türkiye'nin ılımlı hale gelen İslamcıların faziletlerini kanıtlayacağı sonucuna varmak da ham ve safça bir tavır.
Dünya tehlikenin farkında değilse, bir kötü durum senaryosunun gerçekleşmesi çok daha muhtemel. Meseleyi abartmayalım, fakat gözümüzü de kapatmayalım. Örneğin dış politikayı ele alın. AKP hükümetinin İslami İran'a ABD'den daha çok sempati beslediğini söylemek abartı mıdır? Hiç değil. Eğer Ortadoğu'daki, hatta belki de dünyadaki ana mesele radikal İslamcılığın yayılmasıysa, AKP hükümeti bu hareketin Irak, Lübnan, Mısır veya Filistinliler arasında yenildiğini görmeyi istiyor mu? Hayır.
AKP hükümeti ülke içinde radikal İslamcılığı dayatmak istemese bile,
ülke dışındaki radikal İslamcılığın düşmanı olmadığı da belli. Vaktiyle
Batı yanlısı olan Türkiye, bugün geldiği noktada en iyi ihtimalle tarafsız sayılır. 1946'dan bu yana demirbaş sayılan ABD-Türkiye ittifakı öldü.
Bu durum iki ülkenin birbirlerine düşman olduğu anlamına gelmiyor. Hâlâ iyi ilişkileri var. Silahlı kuvvetlerin yaklaşımı geçmiştekinden farksız olabilir hâlâ. Fakat iki ülkenin yönetimi artık gerçek müttefikler değil.
Türkler sorunları Irak savaşına ve Amerika'nın PKK'ya müsasahası olarak gördükleri duruma dayandırma eğiliminde. Fakat bu sorunun sadece bir kısmı. Asıl mesele şu ki, iki yönetim bugünün en önemli mücadelesi konusunda farklı safta yer alıyor.
Aynı ölçüde kaygı verici bir mesele de uzun dönemdeki eğilimler. AKP'nin gelecek birkaç yıl içinde bölünme, skandallar veya ekonomik gerileme gibi nedenlerle iktidardan düşmesi pekâlâ mümkün. En azından ekonomideki iyi gidişat kısmen hükümet manipülasyonuna dayanıyor. Aşırı derecede yüksek faiz oranları yabancı yatırımcılara para olarak akıyor. Bu şekilde daha ne kadar devam edebilirler? Uzmanlara göre çöküş kaçınılmaz.

Dindarlık sorgulanır oldu
Peki AKP iktidarda uzun zaman kalırsa ne olur? Büyük bir meclis çoğunluğuyla Türkiye'nin bir sonraki cumhurbaşkanını seçmek konusu bir araya geldiğinde, AKP muazzam yetkiler elde edecek. Parti, yargıçları atayarak ülkenin yasalarını biçimlendirebilir; silahlı kuvvetler komutanını seçerek İslami eğilimli subaylara yönelik geleneksel yasağı ortadan kaldırabilir ve ordunun müdahale yeteneğini etkisiz kılabilir. Bürokrasiyi yandaşlarıyla doldurması, politikaları ve onların uygulanmasını İslamcı bir gündeme doğru yaklaştırabilir.
Türkiye'nin doğusu ve ortasındaki kentler, siyasal İslamcıların desteklediği inanç ve davranış biçimlerine yakınlaşıyor. Müslüman dünyanın diğer köşelerindeki gibi Türkiye'de de büyük bir değişim, benim adına 'rekabetçi İslam' adını verdiğim şeyin ilk adımı.
Tarihsel olarak, İslamcılık öncesi dönemde hiçbir Müslüman'ın inanç düzeyi eleştirilemezdi. Ancak bugün, insanların yeterince dindar olmadığını ve dindarlığın artırılması gerektiğini söyleyen birini görmek daima mümkün. Bu yaklaşım şimdi Türkiye'ye yayılıyor ve norm haline geliyor.

Zaferin kutlanması gerekmiyor
Radikal İslam tehdidiyle yüz yüze kalmak istemeyenler, Türkiye'de her şeyin yolunda gittiğini, son seçimlerin ılımlılık ve demokrasi adına bir zafer olduğunu ve ülke yönetiminde ılımlı İslami politikaların örneğine tanıklık etmenin hayırlı addedilmesi gerektiğini söylemeye teşne. Türkiye'de olan bitenlerin abartılmaması gerektiğini tekrarlıyorum. Fakat AKP'nin zaferi kutlanması gereken bir şey de değil, başa çıkılabilir olsa bile.
İlk adım gerçek tehlikelerin bulunduğunu kabul etmek ve AKP hükümetinin ne yaptığını çok dikkatli gözlemek. AKP'nin oy desteği yüzde 30'lardan yüzde 40'lara yükselmiş durumda ve parti bundan istediğini yapabileceği yönünde sonuçlar çıkarma eğiliminde. Bu her anlamda kötü, hatta başarısı temkine dayalı olan AKP'nin kendisi için bile.
Rejimin baskısı sürmeli
AKP'nin çok ileri gitmesinin yaratacağı tehlikeden kaçınmak ve istese de istemese de ılımlı kalmasını sağlamak için, rejim merkezde durma basıncını hissetmeyi sürdürmek zorunda. Bu da ordu gücünün, Türk demokrasisinin 'garantörü' olarak devam etmesi, medyanın korkutulmaması ve mahkemelerin bağımsız kalması demek. Bu kontrol mekanizmalarının aşınması felaket getirebilir.
Dışarıdan bakanların pek azı, AKP'nin çekiciliğinin kısmen, ABD, Avrupa ve İsrail'den destek aldığı iddiasından kaynaklandığını anlıyor. Başında AKP bulunsa bile, Türkiye hükümetiyle çalışma isteği AKP'nin iktidarda olmasını istemekle aynı şey değil.
Batılı kurumlar, medya ve hükümetler, AKP'ye bayılmadıklarını ve politikalarıyla davranışlarını eleştirmeye hazır olduklarını usturupluca ima etmeli. (İsrail gazetesi, 29 Temmuz 2007)

verda
08.08.07, 10:57
08 Ağustos 2007
"Soros'un diğer yüzünden CHP'ye 40 milyon euro" iddiası

Araştırmacı yazar Talip Doğan Karlıbel, Turgay Güler'in programına konuk oluyor. Programda Karlıbel, Türkiye'deki siyasal partilere milyonlarca dolar 'yardım'da bulunan bir Alman Vakfından söz ediliyor. Güler o vakfı ve yardım alan partileri yazdı...

Turgay Güler'in yazısı:
Bir dönem Alman emniyetinde görev yapmış, araştırmacı yazar Talip Doğan Karlıbel geçtiğimiz günlerde bendenizin hazırlayıp sunduğu Haber 7 Tv’deki Sıradışı programına konuk oldu.
Karlıbel programda bir çok iddiayı seslendirdi.
Ama içlerinden biri vardı ki sormayın!
Karlıbel, yüksek sesle, üstüne basa basa belgelerinin de elinde olduğunu haykırarak iddia etti.
“Alman Konrad Adenauer Vakfı, CHP’ye bugüne kadar 40 milyon Euro yardımda bulunmuştur” diye.
Sadece CHP’ye mi?
Hayır!
ANAP’a da, DYP’ye de.
Başka kimlere mi?
Ben kimler yardım almamış onların adını vereyim, gerisini siz anlayın!
AK Parti, MHP ve DSP yardımları reddeden partiler.
Peki bu ne demek?
İşte size birkaç ipucu;
ANAP, Türkiye'nin bütünlüğü aleyhine casusluk faaliyeti yürütmekle suçlanan Alman Konrad Adenaur Vakfı'yla parasal ilişkisi yüzünden kapatılma tehdidiyle yüz yüze. ANAP'ın, Adenaur Vakfı'ndan 2 milyon 250 bin mark aldığını faturayla belgelendiren İçişleri Bakanlığı müfettişleri, kapatma cezası istedi.
Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, konuyla ilgili inceleme başlatırken…
RADİKAL GAZETESİ 27 ŞUBAT 2003

Peki sizce sonra ne oldu?
İşte cevabı;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu , ANAP hakkında başlattığı soruşturmayı tamamladı ve `ANAP hakkında kapatma davası açmayacağını` söyledi.
Kanadoğlu , `Konrad Adenauer Vakfı Derneği ile ANAP `ın adeta yan kuruluşu gibi hareket eden Türk Demokrasi Vakfı arasında tespit edilen ilişkiye rağmen, doğrudan ya da dolaylı olarak partiye yardım yapıldığına ilişkin kesin, açık ve somut bir delil elde edilememiştir` dedi.
Anap kurtuldu.

Peki CHP'ye ne olacak?
İddia ortada, bekleyip göreceğiz:
Ve bir başka soru;

Kimdir, necidir bu Konrad Adenauer Vakfı?
İşte size bir başka ipucu;
Söz konusu vakıf ilk kez, Nuh Mete Yüksel’in, kapatılan Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi `nde cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı dönemde, yani 21 Ekim 2002’de açtığı dava ile gündeme geldi.
Yüksel, aralarında eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman `ın da bulunduğu 15 sanık hakkında, iddianame hazırladı.
Savcı Yüksel , `Türkiye `de faaliyet gösteren Alman vakıflarının, Alman dış politikasının en etkili ve en güvenilir maşası olduğunu, faaliyetler incelendiğinde, konunun legal bir casusluk faaliyeti olduğuna ilişkin ciddi belirtiler görüleceğini` öne sürüyordu.
Savcı, Konrad Adenauer Vakfı Türkiye Temsilcisi Wulf Schonbohm ile yardımcısı Dirk Tröndle, Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Fügen Fatma Uğur , Frederich Ebert Vakfı Türkiye Temsilcisi Hans Schumacher , Frederich Neumann Vakfı Türkiye Temsilcisi Wolfgang Sachsenröder, Orient Enstitüsü Başkanı Claus Schönig ile yardımcıları Astrid Menz ve Börte Sagaster, FİAN örgütü Başkanı Petra Sauerland , FİAN temsilcisi Birsel Lemke , eski İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, Bergama köylülerini temsil eden Oktay Konyar , eski Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın , İzmir Barosu avukatlarından Senih Özay , Lemke ve Konyar`la bağlantılı çalıştığı bildirilen Özcan Durmaz hakkında, `devletin emniyetine karşı gizli anlaşma` suçlamasıyla 8 yıldan 15 yıla kadar ağır hapis istiyordu.

Sonra ne mi oldu?
Savcı Yüksel emekli oldu. Sanıklar delil yetersizliğinden beraat etti.
Sonra ortaya Savcı Yüksel ile ilgili bir seks kaseti çıktı. Yüksel rezil oldu.
Ancak Konrad Adenauer vakfıyla ilgili iddiaların ardı arkası kesilmedi.
Necip Hablemitoğlu bu vakıf ve Bergama olayıyla ilgili bir kitap yazdı.
Soru aynı;
Sonra ne mi oldu?
Hablemitoğlu uğradığı bir saldırı sonucu öldürüldü.
Hablemitoğlu’nu kim mi öldürdü?
Karlıbel’e göre bu suikastin arkasında Alman Vakıflar var.
Ak Parti hükümetinin aydınlatamadığı yani faili meçhul kalan tek cinayet Hablemitoğlu cinayetidir.
Hükümet büyük bir samimiyet ve kararlılıkla cinayetin üstüne gitti. Ama sonuç alamadı.
Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül, Hablemitoğlu’nun eşiyle bizzat görüşerek cinayetin aydınlatılacağı sözünü verdi.
Peki sonra ne mi oldu?
Eeee bu sorunun da cevabını siz bulun!
haber7.com (http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=30416)

deryatulga
08.08.07, 21:39
Arkadaslar, cok uyardik, bir kere daha uyaralim, Talip Dogan Karlibel denen adam sarlatanin biri, ipiyle kuyuya inilecek türden degil. Sarlatanin da acemisi, insan biraz iler tutar tarafi olan hikaye anlatir!

deryatulga
28.08.07, 07:50
TİT kurucusu Alman ajanı
28 Ağustos 2007 Salı 08:14
Türk İntikam Tugayı'nın (TİT) kurucusu hakkında ilginç bilgiler ortaya çıktı.

Akın Birdal suikastinin azmettiricisi ve Danıştay saldırısından bu yana vatansever çetelerle ilgili soruşturmada adı sık sık gündeme gelen Türk İntikam Tugayı'nın (TİT) kurucusu Semih Tufan Gülaltay'ın da Alman narkotik istihbarat birimiyle muhbirlik için işbirliğine gittiği ortaya çıktı.
Sabah'ın ele geçirdiği Tübingen Eyalet Savcılığı'na ait 1994 tarihli belgeye göre, Alman Narkotik İstihbarat Dairesi Semih Tufan Gülaltay'a muhbirlik teklif etti. Ancak Tübingen Savcısı Robi Hippler, Gülaltay'ın muhbirlik kadrosuna alınmasını onaylamadı.

Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin için de Alman istihbaratıyla ilişkiye geçtiği iddiaları ortaya atılmıştı. Son olarak İstanbul Organize Suçlar Şubesi ekiplerinin yaptığı 'Piyon' operasyonunda, "adam kaçırma, çek senet tahsilatı, ölüme sebebiyet verme, yaralama ve haraç" gibi 22 ayrı suçlamanın yöneltildiği Semih Tufan Gülaltay, tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Gülaltay'a ajanlık teklifi yapıldığı dönemde Alman emniyetinde teknik takip memuru ve çevirmen olarak görev yapan araştırmacı Talip Doğan Karlıbel'e göre, Klaus Schleppi'nin başında bulunduğu Narkotik İstihbarat Ortadoğu İstasyon Şefliği 1994 yılında, uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili olarak Semih Tufan Gülaltay'la temasa geçti.

HEMEN KABUL ETTİ

Karlıbel sonraki süreci şöyle anlatıyor: "Ömür boyu Almanya'da ikamet izni alabileceği ve yakalattığı uyuşturucuya karşılık ikramiyeler alacağı söylendi. Gülaltay bu teklifi hemen kabul etti ve uyuşturucuya karşı olan antipatisini de dile getirdi. Savcılık gönderdiği yazıda, 'Bu şahıs ile çevresindekilerin kültür seviyeleri düşük. Sırf kendi çıkarları için bu tip işbirliğine gittiklerini savcılığımız düşünmektedir. Bu sebeple bu işbirliğini reddediyoruz' deyip onaylamadı."

Tutkun Akbaş/Sabah

deryatulga
13.02.08, 11:51
Askere değil ancak halka hesap veririz POLİTİKA


Açık Toplum Enstitüsü, Danışma Kurulu Başkanı Paker, ‘Türkiye’de tartışılmayan alan kalmasın istiyoruz’ dedi


TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin 2006 Almanağı’na sert tepki gösterdiği Açık Toplum Enstitüsü, 2008 Almanağı’nın hazırlıklarına başladı. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Açık Toplum Enstitü Danışma Kurulu Başkanı Can Paker, Türkiye’de silahlı kuvvetlerin nasıl olması gerektiğinin tartışmaya açılacağı almanağı ‘Türkiye’de tartışılamayan alanların da tartışılmasını istiyoruz. Devletin, hakkımızda ne düşündüğü bize vız gelir. Askere hesap vermeyiz’ sözleriyle değerlendirdi.

DEVLET VIZ GELİR

TÜRKİYE’DE demokratikleşme ve iyi yönetilme alanlarında, açık toplum felsefesini yaymak için sosyal amaçlı 100’ün üzerinde projeyi 6 yıldır 10 milyon dolarlık bütçeyle destekleyen Açık Toplum Enstitüsü, görücüye çıktı. 2007 yılı etkinlikleri ve 2008’de desteklenmesi planlanan projeler, kamuoyuyla paylaşıldı. ‘6 yıl 11 Öykü’ adlı projeleri içeren kitabı, proje yöneticileriyle birlikte Can Paker ve Enstititü Türkiye Direktörü Hakan Altınay tanıtttı. Ayrıca ensitünün 2008 Danışma Kurulu açıklandı.

Türkiye’de önemli gördükleri projelere katkı sağladıklarını anlatan Paker, 2008 Almanağı çalışmalarının başladığını açıkladı. Paker, ‘TSK’dan tepki çeken 2006 Almanağı’ndan sonra askerler de bu çalışmada yer alacak mı?’ sorusuna, şu yanıtı verdi: ‘Biz kendimizi bu topluma anlatacağız, askeri makamlara değil. Biz Türkiye’deki silahlı kuvvetlerin nasıl olması gerektiğini tartışmaya açıyoruz. Devletin bizim hakkımızda ne düşündüğü bize vız gelir. Eleştiri alırsak o da beni ilgilendirmez. Biz hükümete de, siyasi partilere de devlete de hesap vermeyiz. Bir sivil toplum kuruluşu olduğumuz için yalnızca halka hesap veririz.’

‘Türkiye’nin en saydam sivil toplum kuruluşlarından biri olduğumuzu biliyoruz’diyen Altınay da, desteklenen projelerin bir danışma kurulu tarafından belirlendiğini açıkladı.

2008 DANIŞMA KURULU

GÖNÜLLÜ çalışanlardan oluşan ve her yıl değişen danışma kurulunda 2008 yılı yeni üyeleri şöyle: CHP Milletvekili Memduh Hacıoğlu, İstanbul Kültür ve Sanat eski Direktörü Melih Dereli, yayıncı Zülfü Dicleli, Büyükelçi Murat Sungar, işkadını Ümit Boyner, Suay Aksoy, hukukçu Ümit Kardaş ve Referans gazetesi Genel Yayın Müdürü Eyüp Can. İSTANBUL


BAŞÖRTÜSÜ BİREYSEL BİR HAKTIR


BAŞÖRTÜSÜ düzenlemesiyle ilgili olarak ise şunları söyledi: ‘Türbanı bireysel olarak bir hak olarak görüyorum. Dinen tartışılmasını yalnış buluyorum. Toplumun yüzde 73’lük bir talebi vardır,bu talebe cevap verilmelidir.’


TÜRKİYE BU DEĞİL

AÇIK Toplum Enstitüsü Türkiye Direktörü Hakan Altınay, Avrupa’da Türkiye fotoğraflarının yaygın şekilde sergilenmesini sağlayacaklarını belirttti. ‘Avrupa’da çok sık olarak Türkiye’nin imajı bikinili reklamın önünden yürüyen çarşaflı kadın fotoğraflarıyla tanıtılır. Klasik oryantalist klişe olan bu fotoğraf, Türkiye değildir’ diyen Altınay, bunu düzeltmek için Edgard Morin gibi ünlü fotoğrafçıların Türkiye’ye gelmesini sağlayacaklarını bildirdi.

TÜRKİYE ile ilgili fotoğrafları Avrupa’da büyükşehirlerin parklarında, kitapçılarında, sergi salonlarında ve metrolarda sergilemeyi planladıklarını anlatan Altınay, ‘Türkiye’nin daha az okuyan, daha çok izleyen imajı içimize sinmiyor. 2008’de Avrupa’da Türkiye’yi anlatan fotoğraf sergisi açacağız. Çünkü Türkiye o fotoğraf değildir. Görsel diyalog başlatıyoruz’ diye konuştu. Altınay, projelerle ilgili, www.aciktoplumenstitusu.org.tr adresinden bilgi alınabileceği bildirildi.


Kasıtlı fotoğraflarla Türkiye çarpıtması


Yabancı ajanslar, AB yolundaki Türkiye’yi işte bu fotoğraflarla dünyaya tanıtıyor. Çoğu mizansen olan fotoğraflarda Müslüman Türkiye’nin geri kalmışlığına dikkat çekiliyor ve toplumun genelinin çarşaflı olduğu iddia ediliyor. İşte 2004’de AP’nin servise koyduğu bu kare de onlardan sadece biri...


SULTAN UÇAR


13.02.2008

taycunist
15.02.08, 00:26
Vakıflarda "taktik savaşları"

Üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına ilişkin Anayasa değişikliği düzenlemesi konusunda AKP ile uzlaşan MHP, Vakıflar Kanunu'nda sert muhalefet yürüttü. TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmelerde de iki parti arasında adeta "taktik savaşları" yaşandı. MHP'nin "kapalı oturum" önerisi de, oylama sonucu reddedildi.
Dün 2 maddesi daha kabul edilen Vakıflar Kanunu üzerindeki görüşmelerde engellemeleri aşmak isteyen AKP ile hemen her madde üzerinde söz alan, önerge veren ve karar yeter sayısı isteyen MHP arasında "taktik savaşı" yaşandı. Önergelerde vakit kaybetmek istemeyen AKP, muhalefetin konuşmasını engellemek için, hükümet ve komisyon olarak önergelere katıldığını belirtti, ancak oylamada "ret" verdi. Böylece muhalefetin konuşması engellenmiş oldu. Zaman zaman gerginliklerin yaşandığı görüşmeler sırasında "hayrat taşınmazlarının tahsisini" düzenleyen 16. madde üzerinde kapalı oturum yapılması için MHP bir önerge daha verdi. MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın verdiği gizli oturum önergesinde, "Vakıflar Yasası'nın Anayasa ve Lozan’a son verecek nitelikte olduğu" savunularak, "düzenlemenin menfaatlerimize uygun olduğuna dair Sayın Başbakanımızın ifadesinin içinin doldurulması, her şeyin açıklıkla ortaya konulması gereği açıktır" denildi.
Önergenin görüşülmesi amacıyla gizli oturum düzenine geçildi. Genel Kurul'daki ziyaretçiler, gazeteciler ve komisyon sıralarında oturan bürokratlar dışarı çıkarıldı. Genel Kurul'da sağır ve dilsiz kavaslar görev yaparkn, basın büroları ile iktidar ve muhalefet kulisleri boşaltıldı. TBMMs TV'deki canlı yayın da kesildi.

Önerge reddedildi
Önergenin gizli görüşmelerinde MHP adına Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, hükümeti temsilen de Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı konuştu. Görüşmelerin ardından MHP'nin önerisi AKP'nin oylarıyla reddedildi. Önergenin reddedilmesinin ardından yeniden açık oturum düzenine geçilerek, 16. maddenin görüşmeleri tamamlandı. DSP Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli, Vakıflar Yasasıyla, iktidarın "Türkiye’nin altına dinamit koyduğunu" ileri sürerken, MHP'li Vural da "getirdiğiniz yasa kapitülasyon gibi" nitelendirmesinde bulundu. DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan da, "Kanun çıkarsa Türkiye elden gidecek" denildiğini, ancak Lozan Anlaşması'nın hem cemaatler, hem de Kürtler yönünden uygulanmadığını öne sürdü. Kaplan, CHP sıralarından laf atılması üzerine de "Kürt halkını inkar ederek, dilini, kimliğini yok sayarak, Lozan’a ihanet ederek... Bırakın kuvayiliğinizi, vatanperverliğinizi. Ergenekon çetelerini de gördük. Kuran, silah üzerine yeminler yaptırdınız. Bu ülkenin kardeşliğe, birliğe ihtiyacı var" dedi.
Eleştirileri yanıtlayan Yazıcı da "Lozan’da neyi yüklenmişsek, Vakıflar Yasası ile de cemaat vakıflarına aynı hakları veriyoruz" dedi.
Kanunun görüşmelerine bugün devam edilecek.

Kaynak:www.milliyet.com

taycunist
15.02.08, 00:28
Turuncu ajana teslim oldular

TURUNCU AJANA TESLIM OLDULAR
AKP, Vakıflar Yasası’nın 25. maddesini kabul ederek Yahudi George Soros’a
‘karşı devrimin’ yolunu açtı...

İktİdar, AB’nin dayatmasına boyun eğdi. ABD adına vakıf kurup işbirlikçi satın alarak milli yapıyı yıkan Yahudi Soros’un önündeki engel, Vakıflar Yasası’nın 25. maddesinin TBMM’de AKP oylarıyla kabul edilmesi sonucu kaldırıldı. MHP’nin muhalefeti, teslimiyet yasasının geçmesini engelleyemedi.

Kirli işbirliği yasal oldu
VakIflarIn uluslararası faaliyetlerini düzenleyen maddeye göre azınlık vakıfları, uluslararası faaliyet ve işbirliğinde bulunabilecek, yurt dışında şube ve temsilcilikler açabilecek, üst kuruluşlar kurabilecek...

Parayla hain satın alıyor
Soros, ABD işbirlikçisi yönetimlerin iktidara getirmek için parayla satın aldığı hainleri meydanlara döküyor.


Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’nın tarihe geçecek anı...
Muhalefetin “ihanet” olarak nitelendirdiği Vakıflar Yasası’nın görüşmelerinde sert tartışmalar yaşandı. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, Vakıflar Kanunu’nun, Lozan Antlaşması’nı deldiğini söyledi. MHP’li Hasan Çalış da, Rum ve Ermenilerin, AB’nin arkasına sığınarak taleplerini kabul ettirmeye çalıştığını ifade etti. Eleştirileri Devlet Bakanı Hayati Yazıcı cevapladı.


Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, yasa maddesi oylanırken “evet” anlamına gelen iki elini havaya kaldırdığında objektiflere böyle yakalandı.


Muhalefet sordu:
Boğazları da verecek misiniz?
Görüşmelerdeki soru-cevap bölümünde muhalefet, iktidarı
topa tuttu.

Muhalefet milletvekillerinin yönelttiği bu soru, Meclis’te tartışmaya neden oldu. “Böyle bir şey düşünülemez” diyen Bakan Yazıcı’ya, MHP ve CHP’liler AB’ye verilen tavizleri hatırlattı

TBMM Genel Kurulu, Başkanvekili Eyyüp Cenap Gülpınar’ın başkanlığında, dün saat 14.00’te toplandı. Gülpınar, yapılan yoklamada toplantı yeter sayısının bulunmadığını belirterek, birleşime ara verdi. Aranın ardından toplanan Genel Kurulda, TBMM İçtüzüğü gereğince, Vakıflar Kanunu ile ilgili önceki gün yapılan kapalı oturum tutanak özetinin okunması için kapalı oturuma geçildi. Kapalı oturum sonrası ise gündem dışı konuşmalar& einfach eine sehr schwierige und aufgrund mangels Beweismaterials nicht zu bewerkstelligende Aufgabe. Das Gutachten von Luchterhandt ist juristisch gesehen lachhaft. Auf den ersten Blick ist erkennbar, dass er einseitig und intentiell argumentiert.

deryatulga
13.05.08, 16:05
TESEV Başkanı Can Paker: Türkiye artık geri döndürülemez
Kaynak: Yeni Şafak
Yer: Türkiye
Tarih: 12.5.2008

TESEV Başkanı Can Paker: Türkiye artık geri döndürülemez
TESEV Başkanı Can Paker; “Orta sınıf uyandı. Sivil-asker bürokraside orta sınıfın değişim, tam demokrasi ve AB taleplerine karşı koyma gücü kalmadı. AK Parti kapatılsa da bir şey değişmez, Bu tabloyu gören Başbakan Erdoğan biraz daha rahatlamış durumda” diyor.

MEHMET GÜNDEM

Size rağmen…
Türkiye kendine rağmen değişiyor.

Darbelere, muhtıralara, hukukun siyasallaşmasına, dokunulmaz alanların çokluğuna, sorunlar müzesi haline gelmemize, ulusalcı hipnozlara, bürokrasi ve sermaye merkezli demokrasinin yalnızlaştırılma çabalarına rağmen değişiyor.

İradeyle ve bilinçle girilmiş, yol haritası belirlenmiş “değişim” yani; yeni vizyonla kendini yenileme, sorunlarıyla yüzleşme, potansiyelini görme, dinamiklerini harekete geçirme, toplumunu heyecanlandırma, çağını okuma ve korkuyla içe kapanmaktan kurtulup gerekli donanımla dışa açılma, küresel aktör olma…

Potansiyeli büyük, vizyonu küçük ülkeler dışa açılamadıklarından, zamanla ya cuntaya teslim oldular ya da sömürge haline geldiler.

Türkiye'de, siyaset, kurumlar, sivil toplum, bireyler zihni kalıplarını yenileme çabası içindeler. Çizilmiş dar alan artık hayata karşılık gelmiyor.

“Devlet adına” iddiasıyla kimi kurumlar direniyorlar.

Mesnetsiz iddianameler hazırlanıyor, andıçlar yazılıyor.
Bazıları da “devlet kartını” kullanıp bireyi, toplumu susturmak ve değişimi dinamitlemek için başka yollar deniyorlar.
Türkiye size rağmen, değişiyor, gelişiyor, kendine geli-yor, güçleniyor, cazibe merkez oluyor...

Ulusal hipnoz dönemi seansında saat son kez sallanıyor…

* * *
Kaç defa andıçlandınız?

İlk defa gördüm ama kaç sefer bu tür dosyalara girdiğimi bilmiyorum.

Sizi etkiledi mi?

Çok ciddi bulmadım. İnsanın hayattaki bütün ilişkilerini alt alta yazmak istihbarat değildir. Yeni network ağ teorisi sonuçlarına göre dünyadaki her insan birbirine altı kademeden sonra erişebilir. Çin'de yaşayan biri ABD başkanına altı tanışıklık kademesine göre erişiyor ama bu onun başkanı etkileyeceği anlamına gelmez. Önemli olan ilişkilerin şeklini bulmak.

Andıç sonuçta provokatif bir metin...

Evet, amacı da odur zaten. Çeşitli kurumlarla, Robert Kolej'le, İstanbul Sanat Vakfı'yla, TESEV'le (Türkiye Ekonimik ve Sosyal Etüdler Vakfı) ilişkilendiriyorlar, sanki gizli bir faaliyet yürütülüyormuş gibi.

Sabetaycı olduğunuz iddiası da var.

Hiç alakam yok. Çocukluk arkadaşım ve sonra sekreterim olan bir hanımın oğlu kendi ailesiyle olan nefret ilişkisinde beni nedense Sabetaycı olarak yazmış. Bu deli saçmasını da andıça koymuşlar.

Hedef ne?

Liberalliğe ve AB'ye karşı olanların provokasyon olarak böyle bir şey yapması mümkün.

TESEV TRUVA ATI DEĞİL

Sizi ve TESEV'i Truva Atı gibi gösteriyor.

Bu Sabetaycılıktan biraz daha mantığa sığıyor. TESEV üç konuda çalışıyor; demokratikleşme, dış politika, yerel yönetimler. Biz bu üç alanda da Türkiye'nin en dokunulmaz konularına dokunduk. Kürt konusuna, başörtüsüne, imam hatiplere, azınlıklar konusuna girdik. Annan Planı'na destek verdik. Demokratikleşme ve Avrupalılaşmayla ilgili çalışmalarımızı, işine gelmeyenler Truva Atı olarak düşündüler.

İddia edildiği gibi Soros'un uzantısı mısınız?

Hayır, Soros'la olan ilişiklerimizi de daha önce rakamlarıyla anlattım...

Bütün bunlar Mart 2006'da Genelkurmay İkinci Başkanı Işık Koşaner'e sunulan; “ABD'nin ve AB'nin yönlendirdiği STK'ları faaliyetleri ve bunlara karşı alınacak önlemler” başlıkla rapordan.

Genelkurmay'ın bunu ciddiye aldığına inanmıyorum.

Büyükanıt TESEV'i eleştirmiş, bazı çalışmalarını TSK'yı yıpratmaya dönük değerlendirmişti.

Güvenlik güçlerinin demokratik denetimi konulu çalışmayı merkezi Cenevre'de olan ve hükümetlerin üye olduğu bir kuruluşla birlikte yapmıştık. O çalışma, bütün güvenlik güçlerinin kontrole ihtiyacı olduğunu, bunun büyük ölçüde parlamento tarafından yapılması gerektiğini belirtip nasıl yapılacağı üzerineydi.

ORTA SINIF DEMOKRASİ İSTİYOR

Genelde her şeyi kontrol eden silahlı bürokrasinin kontrol edilmesini, sorgulanmasını önermek elbette tepki oluşturur…

Bu Türkiye'nin sosyolojik ve tarihsel gelişmesiyle ilgili. Türkiye'deki siyaset büyük ölçüde iki düzeyde gerçekleşti. Bir, üst düzey asker-sivil bürokrasinin karar verdiği düzeydir ki, Kürt sorunu, Müslümanlarla ilgili durum, AB, Kıbrıs orada karar verilir. İkincisi de alt düzey. Burada ise siyasi partiler yer alır ve ekonomiye karar verilir. Fakat bu süreç hızla değişiyor.

Bu değişim ne zaman başladı?

Özal'la başladı. 2002 seçimleriyle ivme kazandı.

Toplumda ne oldu da değişim ivme kazandı?..

Orta sınıfın gelişmesine paralel yükselen demokratikleşme isteği var. Bir de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasıyla Türkiye'den demokratikleşme talebi oldu. O zaman hiçbir Batı ülkesi Türkiye'ye 'aman demokrat olun' demedi. Askeri darbe geçirdik kimse sesini çıkarmadı. Sovyetler'den sonra ise demokrasiye vurgu yapmaya başladılar.

2007'yi demokraside bocalama yılı olarak yaşadık. Kapatma davası geldi, siyasi alan tehdit altında. Bu bürokrasinin değişime direnci midir?

Bu asker-sivil bürokrasinin siyasi gücünü kaybetmesi sürecine olan dirençtir.

Yargı da siyasi muhalefet yapıyor.

Bu yapıyı asker-sivil bürokrasi olarak görüyorum. Toplum büyük ölçüde köylüyken belki bu yapı işlevseldi ama toplum çok değişti. Bugün bu zihniyet, bu tarz yönetim cevap veremez. Kendini yenileyememiş bürokrasi, iktidarını da kaybetmemek için birtakım hareketler içinde olur. Yaşadıklarımız sürecin iniş çıkışlarıdır. Türkiye otoriter yapıdan birey özgürlüklerine önem veren yönetim yapısına doğru yol alıyor.

Yolun neresindeyiz?

Ortasında bir yerde. Bu açıdan baktığınızda kapatma davası siyasi süreç açısından çok önemlidir ama tarihsel gelişme bakımından hiç de önemli değildir.

TÜRKİYE'NİN ROTASI DEĞİŞMEZ

AK Parti'nin en büyük başarısı neydi?

Sonradan yavaşlattığı AB süreci. Türkiye'yi sınırların dışına taşımak çok önemli. Olli Rehn “Biz kapatma davasıyla ilgiliyiz” dedi.

Savunma metnini nasıl buldunuz?

İddiaları yetersiz bulup reddediyor. Başbakan, savunma değil, cevap diyor.

İddianame size ne söyledi?

Bu siyasi mücadelenin parçasıdır.

Bu kadar çalıştığınıza göre sistemi tanırsınız, AK Parti'yi kapatır mı?

Kapatabilir. Bu da kısa vadede ekonomik ve siyasi açıdan etkili olur. Orta vadede hiçbir şey değişmez, orta sınıf geliştiği için süreç devam eder. Atanmışların ağırlığı daha da azalacaktır.

Kısa vadede Erdoğan'ı tasfiye edebilirler mi?

Ben zor görüyorum. Tayyip Bey kitlelerin sempatisini kazanmış bir lider. Tasfiye olup olmaması biraz da kendisine bağlı. Belki torunlarıyla oturmayı tercih eder…

Hayatı mücadeleyle geçmiş bir lider.

Mücadeleyi bırakacağını zannetmiyorum. Bir de yaşı genç.

BAŞBAKAN FİLOZOFLAŞMIŞ

Başbakan son günlerde sakin gözüküyor, partinin kapatılmayacağı gibi bir kanaati var sanki…

Demokratikleşme talebini görüyor, yükselen orta sınıfın ekonomik durumu bozulmadığı sürece kendisine destek olmaya devam edeceğini de görüyor. Kapanmasa iyi olur, kapanırsa bağımsız seçimle gelir, onu da engellerlerse başka bir şey yapar. Bunu bir süreç olarak gördüğü için Başbakan biraz filozoflaşmış.

AK Parti'yi eleştirenler, Atatürk cumhuriyetinin altını oyduğu tezini dile getiriyorlar. AK Parti, 'Biz Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesini yakalamak istiyoruz' diyor.

Sihirli bir değnek gibi, kimin eline geçiyorsa. Ben bu durumu siyasetin bir aracı olarak görüyorum, çünkü AK Parti durumunda bir parti birtakım şeyleri değiştirmek durumunda.

Neyi değiştirmek durumunda?


Hukuku değiştirmek, dışa açılmayı sağlamak, özelleştirme mantığını değiştirmek durumunda…

Yani demokrasiyle devleti makulleştirmek gerekiyor.

Devleti hantallıktan kurtarıp daha çağdaş, işlevsel hale getirmek. Türk milleti 1950'den beri ne dine, ne milliyetçiliğe, ne sola rey verdi -ki gençliğim solculukla geçti- sadece iktidarı kendi lehinde kullanacağını zannettiği partiye rey verdi. İktidarı lehine kullanacağına inanmadığı anda da o partiyi indirdi.

Atatürkçülük konusunda sağlıklı bir tartışma mümkün mü?

Atatürkçülüğü tartışarak bir yere geleceğimizi zannetmiyorum. Dünyayı tartışalım, çevrecilik nereye gidiyor, ısınma ne oluyor… başka şeyler tartışalım.

BİZİM SERMAYEDE MENFAAT ÖNDE


Sermaye ve iş çevreleri son süreçte etkin rol almadı

Anadolu sermayesi var, bir de cumhuriyetin kuruluşundan beri olan İstanbul sermayesi, elit sermaye.

Anadolu sermayesinin yeri belli…

Sevdiğinden değil, ekonomik geleceğini iktidarın icraatlarında gördüğünden yanında.

Elit sermayeye gelelim?

Son dönemde Türkiye'deki firmaların değeri 10 misli arttı. Fakat elit sermayenin cumhuriyetin kuruluşunda oluşan yapısı var, bir de Türkiye'de yüzde 30 civarında bir kitlenin laiklik kuşkusu var. Bunlar bir sınıftır, menfaatleri açısından bakar olaya.

AK Parti iktidarına destek vermeyebilirsiniz, fakat demokrasiyi yalnız bırakmak anlaşılır bir şey mi?

Türkiye'de önce kendi menfaatleriniz doğrultusunda davranırsınız, ilkeler sonra gelir. Sermaye eliti sınıfsal durumuna uygun şekilde bakar, ona göre ilişkileri olur.

Bizde hep sınıf penceresinden mi bakılır?

Evet, hiç hayal kurmayalım. Eski düşünce tarzımın getirdiği davranışlarla konuşuyor olabilirim, metodolojik olarak hâlâ Marks'ın doğru, fakat determenizmin yanlış olduğuna inanıyorum. Eski bir Marksist'te determinizmi kaldırırsanız hemen liberalliğe gelir.

Siz liberalizme ne zaman geçtiniz?

Olayların tek bir sebebi vardır felsefesinin yanlış olduğunu gördükten sonra 40 yaşlarımda. Benim geçişim ekonomide aldığım konuma göre değildi.

Eski Marksistler liberalleşmedilerse Kemalizm'in yanında ulusalcı-solcu olarak yer alıyorlar, liberal demokratlar da hükümetin yanında. Bu solun kendi içinde bir fikri hesaplaşması da değil mi?

Ben de öyle görüyorum. Solun uluslararası düştüğü bunalım. Kapsayıcı bir çözüm yok.

CHP neden solu terk etti?

Zamanında CHP taraftarıydık. CHP gerçek anlamda hiç sol olmadı, devletin partisi oldu.

Türkiye'de partiler arasında büyük farklar var mı?

Atanmışların partisi var, bir de seçilmişlerin partileri var.


AK PARTi ORTA SINIFIN ODAĞI


Baykal mahkemeye baskı mı yapıyor?

İlişkileri bilemem ama etkilemek istiyor, 367'de yapmadı mı bunu.

AK Parti'yi neyin odağı olarak görüyorsunuz

Orta sınıfın, orta sınıflaşmanın.

CHP'yi?

Devletçiliğin odağı.

TESEV neyin odağı?

TESEV bir odak olamaz. İşini yapar, bilimsel çalışmalar ortaya koyar. Bizi izleyip fişleme yapanlar bizi değiştiremezler. Toplum da öyle, yüzünü dünyaya döndü. Hem kendi sorunlarını konuşuyor, hem de dünyayı istiyor.

AK Parti için bir yol haritası çizseniz…

Bir partinin yapması gereken şey bir dahaki seçimlerde daha fazla oy almaktır. AK Parti bunu AB yolunda giderek yaptı. Yüzde 34'ten 47'ye çıktı. Yol haritası bellidir… AK Parti'nin AB'yle ilişkisini güçlendirmesi onun dinamiğini güçlendirecek.


Yemeği çok abarttılar


Geçen hafta birkaç gazeteci ve Başbakan Erdoğan'a evinizde yemek verdiniz. Çok konuşuldu, çok tartışıldı. Kapatma davası sonrası yol haritasından, davetli listesine kadar…

Bu konuda bir şey söylemek istemiyorum. Tayyip Bey şunu yapayım gibi bir şey söylemedi. Strateji belirleme gibi bir amacı hiç, zaten öyle bir şey de olmadı. Yemekte sohbet edildi. Cengiz de söyledi, oradaki insanlar Başbakan'dan çok kendi aralarında tartıştılar, yani onlar bile bir görüşte uzlaşmış değiller.

Bunun dışarıya yansıması hoş değil.

Evet. Yemeğe gereğinden fazla anlamlar yüklendi… Davet listesi de tartışma konusu yapıldı, bence çok anlamsızdı. Bu bir odak oluşturma yemeği değildi, daha çok aile çevresine verilmiş bir yemekti.


Geleceğin lideri kim olacak?


Başörtüsü, laiklik, ulusallık, liberallik Türkiye'de oligarşi içinde saflaşmanın köşe taşları. Egemen olmayanlar bu saflaşmanın neresinde duruyor?

Türkiye yüzde 70 yüzde 30 olarak iki gruba ayrılıyor. Yüzde 30'u bilimsel olarak yanlış ama laik diyelim, yüzde 70'i de muhafazakar. Bu yüzde 30'un yüzde 10'u ulusalcı diğer, 20'si demokrat, hayat standartları yüksek ama bir şekilde laiklik kuşkusu var. Öbür tarafın yüzde 10'u şeriat istiyor, geride kalan yüzde 60 yeni orta sınıfın çeşitli kademeleri. Bunlar dini değerlerini korumakla beraber daha iyi şartlarda yaşamak, çocuklarına daha iyi eğitim vermek istiyorlar. Bu yüzde 20 ile yüzde 60 günlük yaşamda beraberler, bir sorun yok ama karşılıklı kuşkuları sürüyor.

Bunu ne ortadan kaldırır?

Temel olarak ekonomik dinamik kaldırır. Bu tabloyu görüp ona göre yeni sentez üreten lider de geleceğin lideridir

Tayyip Bey dini siyasette kullanıyor mu?

Dini kullanmıyor, sanki biraz daha fazla milliyetçiliği kullanmak istiyor.

AK Parti demokrasi mücadelesini sonuna kadar sürdürecek vizyona sahip mi?

Demokrasi mücadelesini toplumun götürdüğüne inanırım, parti onun bir fonksiyonudur. AK Parti'nin demokratikleşme açısından iyi tarafları da eksik tarafları da var. Ama toplum demokratikleşme taleplerini artırdıkça AK Parti de değişecektir. Demokrasiyi bir ideal olarak görmüyorum, bir toplumsal yapının yansımasıdır.

ORTA SINIF İYİ AMA TEHLİKELİDİR

Toplum korkutulup demokrasiden geri döner mi?

Korkmaz. Orta sınıf çok tehlikeli bir sınıftır. Eğer gelecekten umutlu ise fevkalade demokrat, bireyci, toleranslı olur ama geleceğinden umudu yok ise faşist olur ki Tayyip Bey'in sezgileriyle bunu çok iyi yakaladığını düşünüyorum. O yüzden Tayyip Bey ekonomiye zarar gelmesin diye bakıyor. Onu siyasi olarak en acıtacak şey o. Parti kapansın kapanmasın ama orta sınıfın tepkileri onu rahatsız eder. Ekonomi iyiyse orta sınıf demokrasi ister, bozulursa faşist olur, ne isteyeceği belli olmaz.

Bu süreç Başbakan'ı nasıl etkiliyor?

Sosyal düzenin devamıyla ilgili kaygıları var tabii. Partinin kapanmasına aldırmıyor diyemem, ama tarihsel, sosyal boyutları daha fazla dikkate alıyor.



12.05.2008

taycunist
04.06.08, 23:24
Arslan Bulut
arslanbulut@yenicaggazetesi.co m.tr


Soros'un ve tarikatların gölgesinde seçim olur mu?

Halit Hami Andırlı, Türk seçmeni üzerinde Soros ve benzeri örgütlenmelerin CIA güdümünde toplumsal mühendislik yaptığını, buna karşı aynı yöntemlerle cevap verilmezse, AKP kapatılsa da yapılacak seçimleri AKP’nin devamı olan partinin yüzde 60’la kazanacağını yazıyor:
“Türk seçmeni iki ölçüye göre oy verir:
Dini referansları en çok kullanan ve en iyi dalkavukluk yapan parti hangisi; seçim rüşveti dağıtan parti hangisi?
Eğer bu ülkede Avrupa Birliği ülkelerindeki gibi seçim kampanyaları yürütülseydi ve oyun demokrasinin kurallarına göre oynansaydı sandıktan farklı sonuçlar çıkmasını bekleyebilirdiniz.
Soros’un girdiği ülkelerde sandıktan faklı sonuçlar çıkmaz.
100 sefer seçim yapılsa hepsinde de AKP veya devamı olan parti tek başına iktidar olur.
AKP veya onun devamının tarikatları var, dağıtacağı sosyal yardımları var, belediye imkânları var, Soros’u var, din eksenli siyaseti ve popülizmi var.
Yani parası var. Seçim parayla kazanılır.
27 Nisan bildiriniz, 367 kararınız, Cumhuriyet mitingleriniz olabilir.
Paranız yok, dini kullanmıyorsunuz, popülist değilsiniz o zaman seçim kazanamazsınız.
Afganistan ve Irak için trilyonlarca dolar para harcayanlar Türkiye için de birkaç milyar dolar harcarlar.
Soros ve CIA Türkiye’deki iktidarın değişmemesi için her şeyi yapar, her türlü fedakârlıkta bulunur.
Türkiye’de iktidarın değişmesi demek, dünyadaki tüm dengelerin alt üst olması demektir.
Bu şartlarda sandığa gitmek demek, kurallarını Soros’un belirlediği ve sonucu baştan belli oyunu kabul etmek demektir.
22 Temmuzun üzerinde bir yıl geçmedi.
Ne olacak ki Türk halkı birden bilinçlenecek ve doğru tercihler yapmaya başlayacak; oy verirken esas aldığı referanslar birden değişiverecek?
Toplumsal mühendislik çalışması yapılmadan gidilecek seçimlerin sonucu belli!
Soros toplumsal mühendislik çalışması yapıyor, siz de yapacaksınız.
Soros’la mücadele Soros’un anladığı dilden yapılır.
Toplumsal mühendislik çalışması yapılmadan sandığa gidilemez, gidilirse hüsran olur.”

* * *

Bu değerlendirmenin ötesinde Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve kültürel krizlerle boğuşmasının önemli bir sebebi, aydınların ve tabii ki buna bağlı olarak, siyasilerin hedef birliği içinde bulunmamasıdır. Köklü ideolojik ayırımlar, insanlarımızı ortak hedeflerden uzaklaştırmış; bunun doğal sonucu olarak farklı öngörüler, farklı vizyonlar ortaya çıkmıştır. Bugün, her partinin kendine özgü cılız bir vizyonu vardır ama, Türkiye, Atatürk dönemindeki “kaderde, kıvançta, tasada birlik” anlayışını önemli ölçüde kaybetmiştir.
Ekonomi yabancılaşınca, siyaset büyük ölçüde dış güdüm altına girmiştir.

* * *


Önce bir Türkiye vizyonu olmalı. Bu vizyon, tamamen milli yer altı ve yer üstü servetlerine ve kim ne derse desin çok iyi yetişmiş olan insan gücüne dayalı bir üretim ekseninde geliştirilmelidir. Türkiye merkezli bir entegrasyon modeli tasarlanmalıdır. Türkiye’nin bu gücü vardır.
Ekonomide, siyasette, kültür ve sanatta, askerlikte, Türkiye bir merkezdir.
Hedef belli, vizyon belli olduktan sonra yapılması gereken; halkın önünden bürokratik engelleri kaldırmaktır.
Yerel siyasette yapılması gereken, büyük ülke vizyonunu yerel ölçekte uygulamaktır. Şehrin bütün önde gelen insanları ve halkın her ferdini ortak hedefte ve vizyonda birleştirip, seferberlik ruhu içinde bir toparlanma ve kalkınma hamlesi başlatmak gerekir

deryatulga
08.12.08, 14:09
Serdar Turgut

100 yıllık yalnızlık bitiyor

Türkiye’de olup bitenlere, yaşanan muazzam dönüşüme her baktığımda aklıma Gabriel Garcia Marquez’in ‘100 Yıllık Yalnızlık’ kitabı geliyor.

Cumhuriyet tarihimizin özeti ve ara başlıklarını düşünüyorum.

Cahiller hemen ortaya çıkıp kendilerini rezil etmeden önce cumhuriyetin ilanından bu yana 100 yıl geçtiğini düşünmüyorum tabii ki. Zaten romandaki 100 yılın da gerçekten yüz olup olmadığı da belli değildir. Kesin süresi belli olmayan bir dönemde kolektif bilinçaltında tarihin ve ortak deneylerin öğrenilmesinin önemi işlenmiştir. Özetle Marquez kitabında insanların kendi ülkelerinin tarihini mutlaka bilmeleri gerektiğini ve eğer bilmezlerse acı çekeceklerini çok da güzel anlatır.

Türkiye’ye ne kadar da uygun bir hissiyat bu. Tarihimizin ara başlıklarını bile fazla bilmediğimizden bugün yaşadıklarımız, dinin çok daha önemli bir yer teşkil ettiği bir toplum olmaya başlamamız, CHP’nin yeni duyarlılıkları, AKP’deki bazı modern duyarlılıklar, sermaye iç yapısının değişmeye başlamasındaki hızlanma bir çoğumuzu şaşırtıyor. Bu muazzam dönüşümün nereden çıktığını anlayamadık bir türlü, anlayamadığımızdan da anlamlandırmak için durmadan komplo teorileri üretiyoruz.

Oysa bu dönüşümün vakti çoktan gelmişti, değişimin tam zamanıydı.
Bir zamanlar ne olduğunu tam anlamadığımız halde savaşlar açtığımız oligarşi de hakikaten varmış çünkü o da büyük bir dönüşüm geçirmeye başladı.

Bu ülkede oligarşinin dört ayağı vardır; askeri, bürokratik, siyasi, iş dünyası (medya bunun içinde).

Cumhuriyet tarihinin önemli bölümünde bu dört ayrı oligarşik küme arasında anlaşmazlıklar vardı, hatta bazen iç savaşlar bile yaşandı aralarında.

Bu arada vatandaş 100 yıllık yalnızlığını yaşıyordu.

İşin tuhafı cumhuriyet rejimi de, rejim partileri de yalnızdılar.

Cumhuriyetin kuruluş aşamasında ekonomik zorunluluklar nedeniyle de (ülkede ekonominin olmaması, dünyada ise kriz olması nedeniyle) devlet tarım sektörünü sömürdü ve var olmak için gerekli olan altyapıyı kurdu. İşte o süreçte sömürü olduğundan, halktan tamamen koptu ve dini değerlere de otomatikman yabancılaştı.

Bu kopukluğu bir tek Demokrat Parti düzeltmeye çalıştı.

Ekonomik altyapı oluşturulurken (ilkel birikim dönemi) sadece artık değer kaynağı olarak görülen tarım sektörü çok partili rejime geçildiğinde artık tüketici olarak da davranmalıydılar. CHP bu ekonomik realiteyi göremedi ve halktan kopuk kalmayı sürdürdü, Demokrat Parti ise realitenin farkındaydı.

Muhafazakâr halkın tüketici olarak konumlandırılması ve seçmen olmalarıyla o güne kadar bir tarafa bırakılmış ve unutulmuş gözüken din, resmi söylemde yerini aldı. Asker-bürokrat oligarşi bunu bir türlü kabul edemediler. 1960 İhtilali’ni bir de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Demokrat Parti’nin direkt mirasçısı AKP’dir.
AKP iktidar olmasaydı Türkiye büyük bir patlama yaşayacaktı. Vatandaşın cumhuriyet rejimiyle küslüğü patlama noktasına gelmişti. AKP iktidarının varlığı patlamayı engelledi.Oligarşinin diğer ayaklarının önünde iki seçenek vardı; ya bu yeni oluşum ile mücadele edeceklerdi ya da kendilerini de dönüştürerek uyum sağlayacaklardı.

Mücadele etmeyi denediler de tarihi zorunlulukların farkına geç vardılar.

Sonunda diyalektik devreye girdi ve oligarşi ikinci seçeneğe yöneldi ve kendini dönüştürmeye başladı.

Askerin Güneydoğu halkının içine çıkması ve halkla daha sıcak ilişkiler kurması, bazı üst düzey komutanların dini cemaat liderleri ile sıcak ilişkiler kurmaları ve CHP’nin çarşaflı kadınları üye kayıt etmeleri ve tek parti iktidarını eleştirmeleri, hep bu tarihi zorunluluğun bir tezahürüdür.

Türkiye sanki ortak bir akılla karar alınmış gibi dört ayağıyla birlikte dönüşmeye başladı. Türkiye nihayet kendi diniyle ve vatandaşıyla barıştı, üstelik bunu çok sağlam biçimde yaptı. Hakim sınıflarını da dönüştürerek yaptı bunu. Dünya tarihine geçecek bir dönüşüm belki de bir devrim yaşanıyor şu anda Türkiye’de.

Peki ne olacak? Cumhuriyetin kuruluşunda iktisadi zorunluluklar nedeniyle yapılan hatalar telafi edilecek, toplumsal anlaşma yeniden imzalanacak, din toplumsal yaşamda çok daha fazla önem kazanacak ama oligarşi ve tüm partilerin katıldığı bir süreç olduğu için bu abartılı, uçlarda yaşanılacak bir süreç de olmayacak. Sürecin sonunda Türkiye özel, modern, muhafazakâr ve çok daha sağlam temelli bir ülke olacak.

Peki hiçbir sorun yaşanmayacak mı?

Olur mu hiç, bu tür büyük toplumsal dönüşüm dönemlerimde daima bazı sorunlar çıkar.

Kolayca görülebilecek bir temel sorun kaynağı şu; rejim yeni tavrını oligarşinin kendi içindeki yeni temel anlaşmayı, din konusundaki yeni tavrını halka anlatmak için bir aracıya ihtiyaç duyacak. Bunu ancak cemaatler aracılığı ile yapabilir Türkiye koşullarında.Bunun hangi cemaat olacağı ise hayli tartışmaya açık bir konu. Tartışma çoktan şiddetlendi bile. Mehmet Şevket Eygi’nin hilafet üzerine tespitlerini anlattığı yazısı cemaatler arasındaki bir güç kavgasının bir yansıması olarak görülüyor bana.

Ve Fethullah Gülen’in tüm bu denklem içinde yerini nasıl ve ne şekilde alacağı, şimdilik bilinmeyen faktör olarak duruyor. Bu da yakında netlik kazanacaktır eminim.

08.12.2008

deryatulga
25.12.08, 13:25
Atılgan Bayar

Zil takıp oynayacak mıyız?
atilgan.bayar@aksam.com.tr



Allah’ın sopası yok, desem ağır kaçacak... Ama hakikaten Allah’ın sopası yok..

Türkiye’de laik ve milli özelliği ortaya çıkan her eğilimi yer ile yeksan etmeye çalışan araştırmaların, konferansların arkasında; sivil toplum örgütleri ve bazı üniversitelerin ta içinde olan Soros...

Türkiye’de İslami mahalle baskısı var, diyen araştırmanın da arkasında çıktı, ‘Ermenilerden Özür Kampanyası’nın da arkasında olduğu söyleniyor...

Şimdi anlaşılıyor ki, keser döndü, sap döndü, İngiliz Kraliyet Ailesi’nin parasını yöneten Soros’un kurumları Türkiye’deki İslami hassasiyetlerin artık işine gelmediği analizini yaptı.

Bütün bunlar olurken biz ne diyorduk?

Aklınızı başınıza toplayın, bu ülkede dindarlar ve laikler birbirlerinin diyalektik garantisidir, diyorduk...

İstiklal Mücadelesi’ni sırt sırta, iç içe ve birbirlerine dayanarak yapmıştır, diyorduk...

Türkiye’de İslam’ın istiklaline Türk laikliğinin büyük katkısı vardır, diyorduk...

Türkiye’de laiklik, varoluşunu, dindarların İslam’ı doğru algılayış biçimine borçludur, diyorduk...

Sakalımız yoktu...

Cebimizde dağıtacak milyar dolarlarımız da yoktu...

O yüzden, kâh ulusalcı diye küfür yedik... Kâh İslamcılara destek oluyor diye...

Ama şimdi, keser döndü, sap döndü...

İngiliz Kraliyet Ailesi’nin parası, hedefini Kemalizm’den İslami hassasiyetlere çevirdi.

Ey Türk laikleri!

Şimdi dindar organizasyonların arkasına saklanıp, Kraliyet Ailesi’nin parasıyla afra tafra yapan saftiriklere oh olsun, demek size yakışır mı?

O para ve güç, laik hassasiyetleri arkalamaya başlarsa, hoş gelsin sefa gelsin, demek size uyar mı?

Bu sorulara net cevap vermek gerekiyor.

Bir süredir dayak yiyen Türk laikleri şimdi çok zorlu bir imtihan ile karşı karşıya...

Ben diyorum ki; arkana Kraliyet Ailesi’nin parasını alıp bu topraklarda dindarları günah keçisine çevirmek ahmaklığın şahikasıdır!

Şimdi siz...

İster benim gibi, Soros uzantıları dindarlara vurdukça; inadına dindarlara sarılırsınız...

Onlara bir kez daha ve usanmadan, Türkiye’de Kemalizm ile İslam’ın asla çatışmadığını ve aksine birbirinin teminatı olduğunu anlatırsınız...

İsterseniz bazı yarım akıllı laikçilerin yaptığı gibi, fırsat bu fırsattır diye zil takıp oynarsınız...

Ama tarihin hafızasının çok güçlü olduğunu unutmayınız. 25.12.200

taycunist
10.02.09, 17:11
Arslan Bulut


Avrasyacılık, Sorosçuluk ve Ergenekon!

Can Ataklı, Fehmi Koru’nun “Ergenekon soruşturmasına 5 Kasım 2007’de ABD Başkanı Bush ile Tayyip Erdoğan görüşmesinde karar verildi” iddiasına başından beri ihtimal vermediğini, ancak şu anda görünen manzaranın bunu doğruladığını yazdı:
“Darbeydi, çeteydi gibi suçlamalar belli ki bu işin kamuflajı. Amerika’yı asıl rahatsız eden, içinde kimi askerlerin de bulunduğu bir yapılanma. Avrasya adı altında Türkiye’yi Batı’dan koparacak. Milliyetçi söylemlerin artması bu kopuşu hızlandırır. O halde bunun durdurulması gerek.”
Ataklı, kendisinin Türkiye’nin çıkarını Batı’nın çağdaş kriterlerini paylaşmakta, bu blok içinde ulusal onurunu ve çıkarını kollayarak durmakta bulduğunu belirtti. Aslında Tayyip Erdoğan ve Fehmi Koru da tam bu çizgide, yani NATO eksenindedir!

* * *

Yiğit Bulut ise “Trinite Terör Örgütü” adını verdiği yapılanmanın Türkiye’nin “Hıristiyan Avrupa’nın bir parçası olmasını”, kendi değerlerini kaybederek, potansiyelinin farkına varamadan, Amerika-Avrupa çizgisinde “küçük bir emir erine” dönüşmesini sağlamak istediğini yazdı ve “Türkiye Asya’da alternatif arasın diyenler, silahlı örgüt üyesi oluyor da, bu neden olmasın?” diye sordu:
“Kim bilir; belki yer altına silahlar gömdüler, günün birinde, fikirleri, Türkiye’ye AB veya ABD kontrolünü-Hıristiyan emperyalizmini kabul ettirmekte yetersiz kaldığında, çıkarıp darbe deneyecekler! Yoksa bu ülkede ‘Asya’da alternatif arayalım, bağımsız kalalım’ deme hakkı yok mu? Bunu diyenler ‘terrorist’, ABD ve AB’ye ‘esir’ olalım diyenler ‘adam mı’ sayılıyor bu ülkede?”

* * *

Fehmi Koru’nun iddiasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Başbakan Tayyip Erdoğan, Bush ile görüşmesinde Ergenekon soruşturmasının ele alınıp alınmadığı konusunda bu kadar yayın yapıldığı halde en küçük bir açıklama bile yapmadı.
Biz ise asıl darbe tehlikesinin Soros tipi yapılanmadan geldiğini, yıllardır örnekleriyle anlatıyoruz. Yugoslavya’yı dağıtan, Sırbistan, Gürcistan ve Ukrayna’da sokak hareketleri ile darbe yapan Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nün Türkiye’de de örgütlü olduğunu, hatırlattık. Cumhuriyet Başsavcısı bu konuda bir soruşturma başlatmadı!
Peki Türkiye bir taraftan darbecileri, çetecileri soruşturayım derken, diğer taraftan da milleti bir arada tutan bütün değerleri devlet eliyle yok etmiyor mu?
Bu durumda, Soros tipi darbeyi, devleti ele geçirmiş siyasi bir kadro yönlendirmiş olmuyor mu?

* * *

Peki bundan sonra ne olur?
Türkiye’nin önünde ABD, Avrupa Birliği ve Rusya eksenleri olmak üzere üç seçenek bulunduğunu belirten Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın önerisi şöyle:
“Ya ülkemizdeki bütün taraflar bir masa etrafında toplanır ve ne yapılacağına birlikte karar verirler ya da bu taraflar söz konusu alternatifleri gerçekleştirmeye çalışan güçlerle ittifak yapıp ülke içinde çatışırlar.
Ülkemizdeki gerginlikler dünyadaki yeni şekillenme için yapılan mücadelelerin yansımasıdır ve ülkemiz bu konuda anahtar rolü oynamaktadır ve biz, her zaman olduğu gibi, kendi aramızda anlaşmak yerine farklı kanatların peşine takılıp birbirimizle kavga ediyoruz.
Siyasetçi, asker ve yargı anlaşırsa dışarıdan müdahaleler etkisiz hale gelir.”
Benim kanaatim ise Türkiye’nin bu üç eksen arasında, bağımsız bir güç olarak denge politikası takip edebileceği yönündedir. Fakat, devletin içindeki Soros tipi yapılanma, yazılarımızı bile tehdit olarak algıladığı için bizi örgüt listelerine yazabilecek kadar düşmanca davranabiliyor!