PDA

Archiv verlassen und diese Seite im Standarddesign anzeigen : AB uyardi, Ekonomik kriz kapida!



Chutluck
02.02.05, 12:29
AB Komisyonu Ekonomi ve Finans Direktörlüğü'nden Türkiye'ye cari açık uyarısı geldi. Uzman Dörck Verbeken'e göre cari açık hızla yükseliyor ve önlem şart.

AB İletişim projesi çerçevesinde gazetecilere düzenlenen kursta konuşan Verbeken, Türkiye'nin hızlı büyüdüğünü ifade etti ve bunun 'uzun vadede sürdürülebilir olgu' olmadığını belirtti.

"Cari açık AB'yi korkutuyor"

AB Komisyonu Ekonomi ve Finans Direktörlüğü uzmanı, "Türkiye hızlı büyürken verilen cari açık oranı AB'yi korkutuyor. Ama finanse edildiği sürece sorun yok" dedi. Uzman Verbeken, "cari açık 2005 yılında da sürerse ve bunun finansmanı olmazsa kriz çıkabilir" sözleriyle uyarıda bulundu.

"Doğrudan yabancı yatırım şart"

Türkiye'nin 2004 yılında cari açığı, kısa vadeli para girişleriyle finanse ettiğine dikkat çeken Verbeken, 2005 yılı için doğrudan yabancı yatırımına dönüşmesi gerektiğinin altını çizdi.

http://www.internethaber.com/mays/article_view.php?aid=276263

Senelerdi ihrac ettiklerimiz, ithal ettiklerimizden az olursa cari acik da böyle büyür.

Yerli mali yurdun mali, herkes bundan kullanmali! :D

kanki
02.02.05, 14:11
Yerli mali yurdun mali, herkes bundan kullanmali...

güzel söz ama cari acik devamli büyüyecek cünkü ithalatimiz cok fazla ...özellikle cin mallarina karsi cok gücsüsüz....Kimya ve oyuncak sanayi Türkiye de Cinnin elinde.

kanki
02.02.05, 14:15
Ayrica Tavukculuk , Büyük ve Kücükbas sektörü tümüyle disariya bagli cunku üretilen Premixin(Yem Katki Maddesi ) vitaminleri ya Cinden yada Avrupadan geliyor .

Gokhan
02.02.05, 15:15
palavra cari acik yüksek ama altindan kalkamiyacak kadar yüksek degil .Dörck Verbeken ya hollandali yada isvicre li bu iki ülkeninde bizi nekadar sevdigini biliriz adamlar basbaya moral bozmaya calisiyorlar baska birsey cikmiyor bu söylemlerden yoksa senenin ilk ayi cari acik uyarisi yapilirmi? ustelik bu illk ayda ithalatin ihracati gectigini düsünürsek nasil gercek disi bir tahmin oldugunui görüyoruz.

Caution
02.02.05, 17:54
palavra cari acik yüksek ama altindan kalkamiyacak kadar yüksek degil .Dörck Verbeken ya hollandali yada isvicre li bu iki ülkeninde bizi nekadar sevdigini biliriz adamlar basbaya moral bozmaya calisiyorlar baska birsey cikmiyor bu söylemlerden yoksa senenin ilk ayi cari acik uyarisi yapilirmi? ustelik bu illk ayda ithalatin ihracati gectigini düsünürsek nasil gercek disi bir tahmin oldugunui görüyoruz.

Genau Gökhan. Das letzte was wir jetzt brauchen ist eine schlechte Moral. Türkiye cok hizli büyüyormus... Almanyanin 50li yillarda ne kadar büyüdügünü hatirlatmak lazim bu herife. Senede %10a az diyorlardi o zamanlar. Ortalama %16 ydi.

kanki
02.02.05, 20:06
arakadaslar cok güzel iyi ve hosda unutmamiz gereken 6 sifir attigimiz buda enflasyonu körükleyecek cunku insanlar kusuratli fiayatlar yerine yuvarliyorlar buda fiyat artisina ve enflasyona yol acacak .Ayni sekil Almanya Euro ya gectigi zaman cogu fiyatin ayni kalmasi gibi ,.Almanya bir anda %100 enflasyon oldu ama anlasilmadi cunku enflasyon orani o anda 1,3 gibiydi .2,6 laea cikti fazla anlasilamdi .

AGM
23.02.05, 14:21
Die Gefahr einer Überhitzung ist nicht mehr da, das Wirtschaftswachstum ist abgekühlt, also wird etwas nachlassen, das ist in diesem Falle etwas gutes.

Also eine mögliche Wirtschaftskrise wurde abgewendet. ;)

Gök Türk
02.05.05, 15:31
Devlet Bakanı Ali Babacan, "Yatırım ürünleri ithalatı Türkiye'de çoksa, bu da cari açığa sebep oluyorsa, bundan korkmamak lazım.






http://www.gencturkhaber.com/images/146973.jpg
Cari açığın takip edilmesi gereken bir konu olduğunu belirten Devlet Bakanı Ali Babacan, "Yatırım ürünleri ithalatı Türkiye'de çoksa, bu da cari açığa sebep oluyorsa, bundan korkmamak lazım" dedi.


Devlet Bakanı Ali Babacan, "Yatırım ürünleri ithalatı Türkiye'de çoksa, bu da cari açığa sebep oluyorsa, bundan korkmamak lazım. Detaylı bakıldığında, gerçekçi yaklaşıldığında cari açık konusu, artık Türkiye ekonomisi açısından ciddi bir risk unsuru taşımıyor. Ancak takip edilmesi gereken bir konu" dedi.
Babacan, CNN Türk televizyonuna yaptığı açıklamada, İstanbul'da geçen yıl ilki yapılan Yatırım Danışma Konseyi toplantısından bu yana geçen süreci değerlendirdi. Mikro düzeyde ortanın üzerinde bir gelişme sağlandığını, makro açıdan ise ortamın çok farklı olduğunu kaydeden Babacan, şunları söyledi: "Makro ekonomik ortam, enflasyon ve faiz oranları açısından geçen seneye oranla çok farklı. Ama mikro konulara indiğimizde bürokratik sorunlar olsun, süreçler, izinler olsun ortanın üzerinde diyebiliriz. Açıkçası iyi bir noktadayız. Çok iyi bir noktadayız diyemiyorum."

Babacan, Türkiye ekonomisinin bir numaralı konusunun borç stoku arkasından enflasyon geldiğini ve bunları kontrol edebilmek için en önemli enstrümanın ise bütçe olduğunu kaydederek, "Bizim bu işe çok dikkat etmemiz gerekiyor. Atacağımız hiç bir adımda, asla ve asla bütçe dengelerini bozmamız gerekiyor" dedi. Türkiye'de 2003 ve 2004 yılında sağlanan büyümenin doğası ile ondan önceki büyümelerin tabiatı arasında çok fark olduğunu hatırlatan Babacan, Türkiye'nin kendilerinden önceki 10 yıllık büyüme ortalamasının yüzde 2 olduğunu bildirdi. Babacan, gelecek 3 yılda, yıllık ortalama yüzde 5 büyüme öngördüklerini belirterek, "Bu hedefi açıkladıktan sonra, herkes teyit etti. Herkes aşağı yukarı daha yüksek bir büyüme bekliyor" dedi.

"Ekonomik büyüme özel sektörden geliyor"

Babacan, ekonomik büyümenin özel sektörden geldiğini belirterek, geçen sene başlatılan yatırım seferberliği sonucunda, makina, tesisat ve bina inşaat açısından toplam rakamın 60 katrilyon lirayı geçtiğini, bu sene ilk sinyallerin olumlu olduğunu dile getirdi.

Babacan, alınan tedbirler sonucu, tüketim malları ithalatında bu yılın ilk üç ayında artışın çok sınırlı olduğunu, ortalama artışın çok altında gerçekleştiğini kaydetti. Babacan, yatırım ürünlerindeki artışın ise devam ettiğini, 2005 yılının ilk üç ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17'lik artışın söz konusu olduğunu söyleyerek, "Böyle giderse bu seneki yatırım ürünleri ithalatı, geçen seneki 17 milyar dolar rakamını geçebilir. Yatırım ürünleri ithalatı Türkiye'de çoksa, bu da cari açığa sebep oluyorsa, bundan korkmamak lazım. Bugünün makine ithalatı, yarının ürün ihracatıdır. Üstelik makine ithalatı yapılırken vade de yapılıyor. Girerken bizim cari açığı oluşturuyor ama fiiliyatta Türkiye'den bir döviz çıkışı yok" diye konuştu. Babacan, detaylı bakıldığında, gerçekçi yaklaşıldığında, cari açık konusunun Türkiye ekonomisi açısından artık ciddi bir risk unsuru taşımadığını, bununla birlikte önemli ve takip edilmesi gereken bir konu olduğunu, gerektiğinde tedbir almaktan ise çekinmeyeceklerine dikkat çekti.





GençTürk Haber


****************************** *********************


Ithalat artisinda dünya birincisi oldugumuzu duymak endise vericiydi. Fakat bu habere göre ithalatin artisi yatirimin artisindan kaynaklaniyor. Buda olumsuz degil olumlu bir gelismedir!

Gök Türk
23.05.05, 09:42
IMF: 2009'da enflasyon yüzde 3

IMF'nin Türkiye için hazırladığı orta vadeli senaryoya göre, enflasyon 2009 yılında yüzde 3'e düşecek. Cari açığın gelecek yıl 7.2 milyar dolar olması, ancak 2007 ve 2008 yıllarında yeniden yükselmesi öngörülüyor. http://www.haberturk.com/htimgs/0.gif

http://www.haberturk.com/foto/mansetimfcariacik.jpg

IMF'nin Türkiye için hazırladığı orta vadeli senaryoya göre, enflasyon 2009 yılında yüzde 3'e düşecek. Cari açığın 2006 yılında 7.2 milyar dolar olması, ancak 2007 ve 2008 yıllarında yeniden yükselmesi öngörülüyor. IMF'nin Türkiye ekonomisiyle ilgili raporunda yer verilen orta vadeli senaryoda, reel ulusal gelir büyümesinin 2009 yılına kadar yüzde 5 olması öngörülüyor. IMF'nin cari fiyatlarla ulusal gelirin 2006 yılında 539.2 milyar YTL, 2007 yılında 591.4 milyar YTL, 2008 yılında 642.4 milyar YTL, 2009 yılında 694.8 milyar YTL olacağı beklentisine yer verildi. Orta dönemli senaryoya göre, tüketici fiyatları bazında yıllık ortalama enflasyonun gelecek yıl yüzde 6.4, 2007 yılında yüzde 4.5'e, 2008 yılında yüzde 3.5'e ve 2009 yılında yüzde 3'e düşmesi planlanıyor. Tüketici fiyatları bazında yıl sonu enflasyon oranının da gelecek yıl yüzde 5, 2007'de yüzde 4, 2008 ve 2009'da ise yüzde 3 olması öngörülüyor.

SABAH

Kaynak: Habertürk.com

Gök Türk
22.10.05, 19:17
Milli gelir ikiye katlanıyor22 Ekim 2005 18:27 Hükümet önümüzdeki yılın bütçe hedeflerini oluşturdu. Enflasyon 2006'da yüzde 5 olarak öngürüldü. Kişi başına milli gelir ise 5 bin doları aşması bekleniyor.
Türkiye'de geçen yıl 300 milyar doları ilk kez aşan gayri safi milli hasılanın (GSMH), bu yıl 357.7 milyar
dolara, 2006 yılında 380.6 milyar dolara ulaşacak.

A.A muhabirinin derlediği bilgiye göre, 2004 yılında yüzde 9.9 olan büyümenin, 2005 yılı sonunda yüzde 5 olması bekleniyor. Büyüme 2006 yılı için de yüzde 5 olarak öngörülüyor.

Bu çerçevede, 2004'de 428.9 milyar YTL olarak belirlenen GSMH, 2005 yılı sonunda 485.1 milyar YTL'ye, 2006'da da 539.9 milyar YTL'ye çıkması hedefleniyor.

Bütçe öngörüsüne göre, ülke nüfusu 2006 yılında 73 milyona yükselecek. Buna göre kişi başına düşen GSMH de 5 bin 216 dolar olacak. Kişi başına düşen GSMH'nin 2005 yılı sonu itibariyle 4 bin 964 dolar olarak gerçekleşeceği tahmin ediliyor.

TEFE ve TÜFE tahminlerine bakıldığında da iki kalemin de 2005 sonuitibariyle yüzde 8 olması bekleniyor. Hükümet, 2006'da da yüzde 5'i yakalamayı hedefliyor.

2004 2005 (1) 2006 (2)

GSMH BÜYÜMESİ (Yüzde) 9.9 5.0 5.0
GSMH (Milyar YTL) 428.9 485.1 539.9
GSMH (Milyar Dolar) 301.7 357.7 380.6
NÜFUS (Yılortası, milyon) 71.2 72.1 73.0
FERT BAŞINA GSMH 4.240 4.964 5.216
TEFE 15.3 8.0 5.0
TÜFE 9.4 8.0 5.0

(1) Gerçekleşme tahmini
(2) Program

-TOPLAM SABİT SERMAYE YATIRIMLARIN DAĞILIMI-

Türkiye'de 1980-90 döneminde toplam sabit sermaye yatırımların ortalama yüzde 40.2'si kamu kesimi tarafından gerçekleştirildi. Krizler, finansman zorlukları ve kamunun ekonomideki payını azaltma
politikasının etkisiyle 1991-2000 döneminde bu oran, yüzde 25.7'ye geriledi. Ancak daha sonra tekrar yükselişe geçerek 2001'de yüzde 33.8, 2002'de yüzde 36.5'e ulaştı. 2004'te 24.6'ya gerileyen kamunun
toplam yatırım içindeki payının, 2005 yılı sonu itibariyle yüzde 25.6 oranında gerçekleşmesi bekleniyor. 2006 bütçesinde de bu oran yüzde 23.9 olarak öngörülüyor.

-YATIRIMLARIN BÜTÇE TÜRLERİ İTİBARİYLE DAĞILIMI-

2005 ve 2006 yılı toplam kamu yatırımlarının bütçe türleri itibariyle dağılımına bakıldığında; yeni özel ödenek ve yeni kuruluşlar dahil, genel ve özel bütçenin payı 9 milyar 780 milyon YTL'den 12 milyar 108 milyon YTL'ye yükseliyor, döner sermaye yatırımlarının 535 milyon YTL olan oranı ise 283 milyon YTL'ye düşüyor.

2005 yılında 84 milyon YTL olan sosyal güvenlik kuruluşları yatırımları gelecek yıl için 94 milyon YTL olarak ifade ediliyor. Bu yıl 2 milyar 889 milyon YTL olan KİT yatırımları önümüzdeki yıliçin 2 milyar 955 milyon YTL olarak öngörülüyor.

Bütçede, özel kapsamlı kuruluşların 2005 yılında 1 milyar 180 milyon YTL olan yatırım payları gelecek yıl için 1 milyar 456 milyon YTL, İller Bankası'nın 600 milyon YTL olan payı ise 602 milyon YTL olarak saptandı.

-SEKTÖREL DAĞILIM-

Toplam kamu yatırımlarının sektörler itibariyle dağılımı ise şöyle:
. (Yüzde)
. 2005 2006
-------------- ------ ------
Tarım 7.8 7.8
Madencilik 3.4 3.7
İmalat 2.5 2.4
Enerji 17.7 14.5
Ulaştırma 31.6 31.6
Turizm 0.6 0.7
Konut 0.6 0.6
Eğitim 13.6 13.0
Sağlık 7.9 7.3
Diğer Hizmetler 14.5 18.4

-BÜYÜK KURULUŞLARIN YATIRIM ÖDENEKLERİ-

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve üniversiteler, 2006 bütçesinde ayrılan kamulaştırma dahil toplam 12 milyar 568 milyon YTL'lik ödeneğin yüzde 73.5'i olan 9 milyar 240 milyon YTL'lik kısmını alıyorlar.

Buna göre, DSİ Genel Müdürlüğü'nün 2 milyar 773 milyon YTL, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün 2 milyar 715 milyon YTL, Ulaştırma Bakanlığı Demiryollar Limalar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü 646 milyon YTL, Milli Eğitim Bakanlığı 1 milyar 242 milyon YTL, Sağlık Bakanlığı 643 milyon YTL ve üniversitelerin 1 milyar 221
milyon YTL yatırım ödeneği alması öngörülüyor.Kaynak (http://www.internethaber.com/mays/article_view.php?aid=321004)

Gök Türk
22.10.05, 19:23
Millî gelir gittikçe artıyor, fakat şu an gelirin çok adilsiz dağıtıldığı için halkımız kalkınmanın faydasını maalesef görmüyor. Tabiî ki yinede ekonomik kalkınmanın devam etmesini umuyorum. Ama kafama takılan bir soru var. Özellikle eğitime ve sağlığa yatırılan para neden azaltılıyor?

Telli Baba
11.12.05, 10:38
Krueger: Türkiye'de cari açık istikrara kavuşmazsa, kemer sıkma dahil, yeni politikalar gerekir. Sosyal güvenlik açığı da kontrol altına alınmalı

11/12/2005

RADİKAL - WASHINGTON - Uluslararası Para Fonu (IMF) Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Türk ekonomisinin iyi performansının devam ettiğini, ancak cari açığın istikrara kavuşmaması halinde hükümetin, kemer sıkma önlemlerinin de dahil olduğu politikalar benimsemesi gerekeceğini belirtti. Krueger, büyümenin sürdürülmesi ve zayıflıkların azaltılması için, sosyal güvenlik açığının kontrolünün de kilit önem taşıdığını söyledi.

IMF İcra Direktörleri Kurulu önceki gün birinci ve ikinci gözden geçirme dönemlerinin sona erdirilmesini ve Türkiye için toplam 1.6 milyar dolarlık iki kredi diliminin serbest bırakılmasını kararlaştırdı.

Ayrıca, Türkiye'nin, bankacılık ve sosyal güvenlik reformu yasalarının TBMM'den geçmesine yönelik haziran sonu performans kriterlerinin ve konsolide kamu sektörünun faiz dışı dengesine ve para tabanına dair eylül sonu performans kriterlerinin uygulanmaması yönündeki istekleri kabul edildi. Krueger, Türkiye'nin en büyük sınavının, petrol fiyatlarındaki artışa ve YTL'deki yükselişe dayalı yüksek cari açık olduğunu söyledi. Krueger, "Güçlü 2006 bütçesi, para politikasının aşamalı yumuşatılması, döviz rezervlerinin artırılması gibi cari açıktaki gelişmelere karşı önlemler uygun oldu. Politikalar, gayrisafi milli hasılanın yüzde 6.5'i olan faiz dışı bütçe fazlasına ulaşılmasına uygun olmalı. Beklenenin üzerindeki gelir tasarruf edilmeli. Cari açığın istikrara kavuşmaması halinde hükümetin, kemer sıkma önlemlerinin dahil olduğu politikalarla buna yanıt vermesi gerekir" dedi.

Sosyal güvenlik kilit

Krueger, ekonomik büyümenin sürdürülmesi ve zayıflıkların azaltılması için, artan sosyal güvenlik açığının kontrol altına alınmasının kilit önem taşıdığını söyledi. Krueger, şunları kaydetti: "Reform gündeminin, büyümenin sürdürülmesine ve zayıflıkların azaltılmasına katkıda bulunması bekleniyor. Bu çerçevede, artan sosyal güvenlik açıklarının kontrole alınması kilit önem taşıyacak. Kısa vadede önceliklerin, artan sağlık harcamalarının karşılanmasına ve sosyal güvenlik gelirlerinin sağlıklı toplanmasına yönelik üzerinde anlaşılan çerçevenin uygulanmasına verilmesi gerekiyor. Emeklilik sistemindeki değişikliklere ilişkin gecikmeler talihsiz ancak, reformların hızlandırılacağı kararlılığı memnuniyetle karşılandı."

Merkez'e faiz uyarısı

Krueger faiz indirimi konusunda ise şunları söyledi: "Gelecek yılın enflasyon görünümü dikkate alındığında, Merkez Bankası faiz indirimlerine ihtiyatla yaklaşmalı. Bu çerçevede, Merkez Bankası'nın, resmen enflasyon hedefleme sistemini benimsemesi memnuniyetle karşılandı. Uluslararası rezervlerin genişletilmesi yönünde olumlu piyasa koşullarından yararlanılmalı. Hükümetin çabaları, uluslararası topluluğun desteğinin devamını hak ediyor."

İhtiyaç duyulursa ayarlama yapılacak


CARİ İŞLEMLER AÇIĞI: Aynı zamanda, dalgalı döviz kuru rejimi önemli bir emniyet supabı olarak işlev görmeye devam edecek olup, Merkez Bankası'nın süregelen döviz alımları, uluslararası rezervlerin daha da artırılmasına imkân tanıyacak. Yıl içerisinde cari işlemler dengesindeki gelişmelerin takibi sürdürülecek ve ihtiyaç duyulduğu takdirde, yürütülen politikalarda gereken ayarlamalar yapılacak. 2006 kamu maliyesi programında öngörülen GSMH'nin yüzde 0,25'i oranındaki zımni sıkılaşma, bu doğrultuda değerlendirilmeli.

TMSF'DE DURUM: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun, 2007 yılı sonuna kadar sahip olduğu şirket hisselerini ve diğer varlıkları, rekabetçi teklif ihale yöntemiyle satacak. TMSF'nin operasyonel olarak yeniden yapılandırılmasına ilişkin strateji, varlıkların satışı tamamlandıkça, ancak en geç 2007 yılı Eylül ayı sonuna kadar oluşturulacak. Bayındırbank'ın çözümlenmesi 2007 yılı sonuna kadar tamamlanacak. Hazine, TMSF'den olan alacaklarını, 2006 yılı Mart sonuna kadar çözüme kavuşturacak.

VERGİ TABANA YAYILACAK: Gelir vergisinin tabanını genişletmeyi ve verimliliğini artırmayı amaçlayan ilave reformların hayata geçirilmesi planlanıyor. Gelir vergisi sisteminin daha da uyumlaştırılması, basitleştirilmesi ve tabanının genişletilmesine yardım edecek şekilde, faiz ve sermaye kazançları, devlet borçlanma senetlerini de içerecek şekilde, 1 Ocak 2006'dan itibaren, yüzde 15 oranında tek nihai stopaj vergisine tabi olacak.

KONUT KREDİLERİ: Konut kredilerinin çerçevesini oluşturan yeni yasal düzenlemenin hayata geçirilmesinin planlandığı da vurgulandı. Bu reform sonrasında banka kredilerde beklenen artışı dikkate alarak, denetim ve ihtiyati düzenlemelerin ihtiyaç duyuldukça koşullara göre değiştirilmesi de dahil olmak üzere, kanunun aşamalı olarak uygulanması planlanıyor. Uygulamaya yönelik düzenlemeler ile geçiş dönemi zarfında sadece bankalara konut kredisi kullandırma imkânı tanınması, söz konusu kredilerin sadece konut alımı ile sınırlandırılması ve konutun fiyatına göre tahsis edilen kredi miktarına bir ihtiyati limit getirilmesi öngörülüyor.


Radikal (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=172534)

Telli Baba
12.12.05, 08:54
Emekli Aylığı düşürülüyor - Askerlik süresi için borçlanma geliyor

Yeni yasayla, sigortalı çalışmaya başladıktan sonra prim ödenmemiş dönemler borçlanarak kapatılabilecek. Uygulamadan, er - erbaşlar, doktora ve tıpta uzmanlık eğitimi alanlar, vekil imamlar yararlanabilecek

YENİ EMEKLİLİK DÜZENİ
GÜLÇÜN ÜSTÜN

Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) yeni stand - by anlaşması için önkoşul olarak sunduğu sosyal güvenlik reformu, emeklilik ve sağlık sisteminde köklü değişiklikler getirecek. Bugüne kadar farklı standartlarda ve kalitede hizmet alan Emekli Sandığı, Bağ - Kur ve SKK'lı ayrımı tarihe karışacak.
Sosyal güvenliği tek çatı altında toplayacak ve herkese eşit hizmet verilmesini sağlayacak düzenlemenin en önemli hedefi, halen bütçedeki en korkulan kara delik olan sosyal güvenlik açıklarının kapatılması olacak.
Bu çerçevede "erken yaşta" emeklilik engellenecek.

Hemen borçlanma
Milliyet'in bu yazı dizisiyle masaya yatırdığı reform, emeklilik için önkoşul olan ödenecek prim gün sayısından emekli aylıklarının hesaplanmasına kadar bir dizi konuda hayati önem taşıyan yenilikler getiriyor.
Emeklilik yaşı ve prim ödeme gün sayılarında 2036'dan itibaren radikal değişiklikler öngören tasarı, askerlik ve tıpta uzmanlık eğitimi gibi dönemlerde prim ödeyemeyenlerin durumuyla ilgili 2006'dan itibaren önemli bir olanak öngörüyor.
Tasarı, düzenleme yürürlüğe girer girmez, sigortalı olarak çalışmaya başladıktan sonra belirli bir süre primleri yatırılmamış olan çalışanların, bu süreyi "borçlanarak" kapatmasına olanak tanıyor.
Annelik izni de sayılacak
Ancak sigortalının eksik primleri cebinden ödemesi esasına göre işleyecek bu sistemden yararlanabilmek için belirli koşullar aranacak.
Buna göre ücretsiz analık izni alanlar, er-erbaş olanlar, yedek subay okulundakiler, doktora öğrenimi yapanlar, tıpta uzmanlık için yurtiçi ve yurtdışında uzmanlık eğitimi alanlar, tutuklandıktan veya gözaltına alındıktan sonra "beraat" edenler, grev ve lokavt nedeniyle işe ara verenler, avukatlık stajı yapanlar, Seçim Kanunu'na göre görevinden istifa edenler, köy bütçesinden ücret alarak imamlık yapanlar, camilerde kadrolu imamların yerine vekâlet edenler bu süreler için primlerini kendileri ödeyebilecekler.

Emekliliğe sayılacak
Böylece borçlanma karşılığı olan gün sayısını prim ödeme gün sayısına ekleyerek emeklilik hakkını daha erken kazanabilecekler.
Ancak daha önce sigortaya giriş yapıldığı halde herhangi bir nedenden dolayı işten ayrılan kişi, yeniden sigortalı olarak işe başladığında primlerinin yatmadığı dönemi borçlanarak kapatamayacak.
Uygulama, emeklilik yaşını doldurduğu halde prim ödeme gün sayısını tamamlayamayanlara daha fazla avantaj sağlayacak. Çalışanların borçlanma yolu ile prim ödeme gün sayısını tamamlamış olmaları durumunda dahi emekli aylığı alabilmeleri için belirlenen yaşı doldurmaları gerekecek. Ancak prim ödeme gün sayısını doldurduktan sonra eklenen her 360 gün için aylık bağlama oranı 2 puan artırılarak hesaplanacak.
Böylece prim ödeme gün sayısının artması emekli aylıklarının da artmasına olanak tanıyacak. Yasa yürürlüğe girdikten sonra sigortalı olarak çalıştığı işten herhangi bir nedenle ayrılanlar, "isteğe bağlı sigortalı" olabilecekler. Yeniden iş bulana kadar sigorta primlerini kendileri yatırarak emeklilik hakkı kazanmak için yatırım yapabilecekler.

Emeklilik yaşı 2036'dan sonra artıyor Yeni yasadan önce sigortalı çalışmaya başlayanlar için prim gün sayısı ve emeklilik yaşı değişmeyecek ancak emekli aylıkları yeni düzenlemeye göre hesaplanacak

Yeni düzenlemede temel soru, TBBM gündeminde olan ve Ocak 2006'da yürürlüğe girmesi planlanan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı'nın, çalışanları ve çalışma hayatına yeni girecekleri nasıl etkileyeceği.
Prim günü ve yaş
Tasarı yürürlüğe girmeden önce sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar için prim günü sayısı ve emekliye ayrılma yaşı değişmeyecek. Buna göre şu anda aktif sigortalı olan kadınlar mevcut düzenlemede olduğu gibi 58, erkekler de 60 yaşını doldurduklarında emekli olabilecekler. Emekli Sandığı ve Bağ - Kur'lular eskiden olduğu gibi 9 bin gün, SSK'lılar da 7 bin gün prim ödeme koşulu yerine getirildiğinde emekli olmaya hak kazanacaklar.
Emeklilik yaşında kazanılmış hakları korunan sigortalıların emekli aylıkları, yeni düzenlemeye göre hesaplanacak. Yani, yasa yürürlüğe girmeden önce sigortalı olmuş çalışanların emekli olduklarında alacakları aylıklar yeni düzenlemeye göre hesap edilecek.

"68 yaş"a kademeli geçiş Reform tasarısına göre, yasa yürürlüğe girdikten sonra öngörülen süreçte, emeklilikte halen 58-60 olan kadın ve erkekler için yaş sınırı, kademeli olarak 68'e yükselecek. Şu tarihlerde şyeni kademelere geçilecek.

YILLARKADINERKEK1 Ocak 2036 - 31 Aralık 203759611 Ocak 2038 - 31 Aralık 203960621 Ocak 2040 - 31 Aralık 204161631 Ocak 2042 - 31 Aralık 204362641 Ocak 2044 - 31 Aralık 204563651 Ocak 2046 - 31 Aralık 204764651 Ocak 2048 - 31 Aralık 205665651 Ocak 2057 - 31 Aralık 206566661 Ocak 2066 - 31 Aralık 207467671 Ocak 2075'ten itibaren 6868


SSK'lı, emeklilik için daha çok çalışacak İş hayatına yasa yürürlüğe girdikten sonra başlayanlar için emeklilik yaşı 2036'ya kadar değişmeyecek. Ancak 2036'dan sonra kademeli olarak yükselecek emeklilik yaşı 2075 yılından itibaren kadın ve erkekte 68 olacak.
25 yıl zorunluluğu
Emeklilik için, çalışanlar adına 9 bin gün ölüm, malullük ve yaşlılık primi yatırılması gerekecek. Yani daha önce yaklaşık 19.5 yıl çalışma karşılığı prim ödedikten sonra emeklilik hakkı kazanan SSK'lılar dolu dolu 25 yıllık prim ödemek zorunda kalacaklar. 2036'dan sonra, çalışanların emekli aylığı alması için 9 bin gün prim ödeme koşulunun yanı sıra, mevcut uygulamadaki gibi, yaş sınırına da bakılacak.
Yani 2036'dan sonra, 60 yaşında 9 bin günlük prim ödeme koşulunu yerine getiren bir çalışan, emeklilik hakkını kazanmasına karşın 68 yaşına kadar aylık alamayacak. 2036'dan sonra iş gücüne 18 yaşında girmiş olduğu varsayılan bir kişinin emekli aylığı alabilmesi için 50 yıl beklemesi gerekecek.

Kemal Oktar yorumladı Milliyet'e bu yazı dizisinin hazırlanmasında sosyal güvenlik uzmanı, eski SSK Genel Müdürü Kemal Oktar katkıda bulundu. Oktar, Ankara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Akademisi'nden mezun oldu. Kamu görevinin tamamını SSK'da yaptı. Kurumun pek çok biriminde görev alan Oktar 1992'de genel müdür yardımcılığına, 1999'da da genel müdürlük görevine getirildi. Oktar'ın "İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Mevzuatı Rehberi" ile Kemal Akın Bingöl ile birlikte hazırladığı "Gerekçeli ve Karşılaştırmalı İş Kanunu, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Mevzuatı Uygulama Rehberi" kitapları yayımlandı.

Engellinin primi 400 gün artacak Engellilerin emekli olabilmek için eski düzenlemeye oranla 2036'dan itibaren daha çok çalışmaları gerekecek. Yüzde 60 - 65 oranında engeli bulunan çalışanın halen 3 bin 600 olan prim ödeme gün sayısı 4 bine, yüzde 50 - 60 oranında engeli bulunan çalışan için 4 binden 4 bin 360 güne çıkarılacak. Daha önce engellilik oranı en az yüzde 40 olanlar kolay emeklilikten yararlanabilirken, bu oran yeni düzenlemeye göre en az yüzde 45 olacak.

Dönemsel çalışmada emeklilik 3 yıl fark ediyor Yeni düzenlemeye göre, artırılan prim ödeme gün sayısı, özellikle dönemsel çalışma (part - time) ya da mevsimlik çalışanların emekli olmalarını zorlaştırıyor. Tasarı, bu kapsamdaki çalışanların erken emekli olmalarına ilişkin düzenlemeye yer vermesine karşın, mevcut düzenlemeye oranla koşullar ağırlaştırılıyor.
Şu anda 4 bin 500 gün olan prim ödeme gün sayısı, tasarıda 2036'dan itibaren 5 bin 400'e yükseltiliyor. Böylece sürekli bir işi olmayanlar, 5 bin 400 günlük prim ödeme gün sayısını tamamlamaları ve genel yaş haddine üç yıl eklenerek kadınsa 61, erkekse 63 yaşını doldurmaları koşuluyla emekli olabilecekler. Yani 5 bin 400 gün prim ödemiş olan dönemsel çalışanlar emekli aylığı almak için, 9 bin gün primi ödenmiş olan çalışanlardan üç yıl daha fazla bekleyecekler. Mevcut düzenlemede olan 25 yılı doldurmuş olma şartı ise aranmayacak.

YARIN
Emekli aylıkları düşecek mi?
Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK emekli aylıkları eşit mi olacak?
Banka sandıkları emeklilerinin aylıkları düşme riski altında mı?
Emekli olduktan sonra çalışanların maaşı kesintiye uğrayacak mı?
Emekli aylıklarına yapılacak zam nasıl belirlenecek?
Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2005/12/12/index.html)

Telli Baba
12.12.05, 22:15
Cari açık 17 milyar doları aştı

MB verilerine göre, cari açık 10 aylık dönemde 17.1 milyar dolara ulaştı.


NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:08 TSI 08 Aralık 2005 Perşembe

ANKARA - Cari işlemler açığı Ekim’de geçen yılın aynı ayına göre yüzde 377 artışla 884 milyon dolar oldu. Merkez Bankası verilerine göre, cari açık Ocak-Ekim döneminde ise yüzde 58.4 artarak 17.1 milyar dolar seviyesine yükseldi. 2004 yılı Ocak-Ekim döneminde açık 10.8 milyon dolar düzeyindeydi.

CNBC-e anketinde cari işlemler dengesinin Ekim ayında 1.1 milyar dolar açık verdiği tahmin ediliyordu. Cari açık Eylül ayında 540 milyon dolar olarak gerçekleşti

Yıl sonu cari açık tahmini 21.3 milyar dolar düzeyine revize edilmişti.

NTV (http://www.ntvmsnbc.com/news/352936.asp)

vagabond
25.12.05, 16:12
Takım iyi skor kötü

Ankara Ticaret Odası, 170 ayrı dalda Türkiye’nin dünya ligindeki yerini araştırdı. Türkiye, ekonomik büyümede 16’ncı, satınalma gücü paritesinde 18’inci, milli gelir değerlendirmesinde ise 21’inci sırada bulunuyor. Ülkenin, ekonomik büyüklüğü ile çelişki yaratan kötü skorlara imza attığını belirten ATO Başkanı Sinan Aygün, "Türkiye derbi maçlarının hepsini kaybetmiş ülke görünümünde" benzetmesinde bulundu.

"GOL SIKINTISI ÇEKİYORUZ"

ATO Başkanı Sinan Aygün, araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak "Türkiye süper ligde gol sıkıntısı çeken bir ülke görünümünde. Gol atacağım derken, gölü hep kendi kalesinde görmüş. Derbi maçlarının hepsini kaybetmiş" değerlendirmesini yaptı.

ATO’nun; Dünya Bankası, OECD, IMF, Birleşmiş Milletler, FAO, CIA, Dünya Ekonomik Forumu, gibi çok sayıda uluslararası kuruluş tarafından hazırlanan endekslerden yola çıkarak hazırladığı "Dünya Ölçeği Türkiye Gerçeği" başlıklı raporuna göre nüfus bakımından dünyada 17’nci sırada bulunan Türkiye, nüfus yoğunluğu en yüksek ülkeler sıralamasında 80’inci, en geniş topraklara sahip ülkeler sıralamasında 36’ncı, kentlerde yaşayan nüfus oranında 13’üncü sırada bulunuyor.

Dünyada, krom, bor rezervinde birinci; altın ve toryum rezervinde ikinci; mücevher üretiminde beşinci; cıva, mermer üretimi ve jeotermal enerjide yedinci; mermer üretiminde yedinci, mermer ihracatında sekizinci, çelik üretiminde dokuzuncu, kömür üretiminde 15’inci sırada olan Türkiye, ekonomik büyümede 16’ncı, eknomik büyüklük olarak Satınalma Gücü Paritesi’nde 18’inci, milli gelir sıralamasında 21’inci sırada yer alıyor.

Türkiye dış borcun milli gelire oranında dördüncü, en borçlu ülkeler liginde beşinci, gelir dağılımı bozukluğunda 55’inci, kişi başı milli gelirde 65’inci, refah liginde 92’nci sırada yer alarak ekonomik büyüklüğü ile çelişki yaratan kötü skorlara imza atıyor.

İSRAFTA REKOR

İsrafta dünya rekorunu elinde bulunduran Türkiye, günde ortalama 4 saat televizyon izleme oranıyla dünya ikinciliğini alırken, en çok telefonla konuşan ülkeler sıralamasında altıncı, kablolu telefon abone sayısında ise 13’üncü sırada bulunuyor. En çok resmi tatil yapan ülkeler liginde ise Türkiye yıllardır dünya üçüncülüğünü koruyor.

YUMURTA ÜRETİYOR, TÜKETEMİYOR

Rapora göre Türkiye çocukların gelişiminde önemli bir yer tutan yumurtayı üretiyor ama tüketmiyor. Yumurta üretiminde dünyada 14’üncü sırada bulunan Türkiye tüketimde 88’inci sıraya geriliyor. Arı varlığında dördüncü sırada yer almasına karşın Türkiye, bal üretiminde yedinci sırada yer alıyor.

Türkiye, armut, fındık, incir, kiraz üretiminde birinci, buna karşın orman tahribatında ikinci sırada. Koyun-keçi sütü üretiminde birinci, inek sütü üretiminde sekizinci, ilaç üretiminde 18’inci sırada bulunan Türkiye, aynı alandaki farklı liglerde karamsar bir tablo çiziyor. Buna göre Türkiye, sağlık hizmetlerinin ulaşabildiği insan sayısı sıralamasında 96’ıncı, sağlık hizmetlerinin eşit ve adil dağılımında 109’uncu, her bin doğumda ölen bebek sıralamasında 122’nci sırada.

Üretimler liginde Türkiye birbiri ardına rekorlara imza atıyor. Karpuz ve zeytin üretiminde ikinci; zeytinyağı, ayçiçeği, sebze üretiminde dördüncü; koyun, keçi, çay, pamuk, vişne üretiminde beşinci; soğan, yün, üzüm üretiminde altıncı; katır, limon ve buğday üretiminde yedinci; hububat, ayçiçeği, çavdar, badem, merkep üretiminde sekizinci, at üretiminde 12’nci, sığır üretiminde 14’üncü sırada yer alırken, GAP projesiyle de dünyada sekizinci büyük yatırıma sahip bulunuyor.

YÜKSEK RİSKLER VE SİGORTA LİGİ

Taşıt sayısında dünyada 15’inci sırada bulunan Türkiye trafik kazalarında ise ikinci, iş kazalarında üçüncü sırada bulunuyor. Afetler nedeniyle yıllık ölen kişi sayısında dünya üçüncüsü olan Türkiye, 5.5 üzerinde deprem sıklığında altıncı, yıllık ortalama afete maruz kalan nüfus sıralamasında sekizinci sırada olmasına karşın, sigorta prim üretiminde 37’nci sıraya iniyor.

Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye, marinalarda birinci buna karşın deniz filosunda 18’inci sırada yer alıyor.

KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR LİGİ

Türkiye kumar oynamada dünyada ikinci, alkol tüketiminde, taklitçilikte, korsan yazılımda, aleyhine en çok insan hakları ihlali başvurusu yapılan ülkeler sıralamasında üçüncü, sigara tüketiminde dördüncü, tütün üretiminde yedinci, rüşvet liginde ve ateşli silahlarla cinayette sekizinci, sigara üretiminde 14’üncü sırada.

TİCARETLE GELEN REKORLAR

Türkiye dünyada ithalatta 22’nci, ihracatta 30’uncu, cari açıkta ise altıncı sırada yer alıyor. Buna ek olarak Türkiye, çimento ihracatında ikinci, tekstil ihracatında üçüncü, ayakkabı sanayiinin ticaret hacminde dokuzuncu, hizmet sektörü ihracatında ve genel ticaret hacminde 28’inci, hizmet sektör ithalatında 40’ıncı sırada bulunuyor.

Türkiye son yıllarda turizm açısından da önemli istatistiklere imza atmaya başladı. Turizm gelirlerinde dünya 12’ncisi olan Türkiye, turist çekmede 15’inci, dünyada en çok ziyaret edilen ülkeler sıralamasında 19’uncu bulunuyor. Yaşanmaya değer ülkeler sıralamasında gerilerde yer alarak 88’inci sıraya inen Türkiye, Kongre turizminde 27’nci olarak dünya ligindeki umut vadediyor.

FUTBOLLA GELEN ÜÇÜNCÜLÜK

Türk milli takımı dünya üçüncüsü olarak yerini koruyor ancak dünya futbol sıralamasında 15’inci sırada bulunuyor. Olimpiyat madalya sıralamasında ise Türkiye en son Atina Olimpiyatları’nde elde ettiği derecelerle 22’nci oldu.

Türkiye ordu gücünde dünya beşincisi, askeri harcamalarda ise 13’üncü sırada yer alıyor.

BİLİM VE TEKNOLOJİ LİGİ

İnsan kaynağı sıralamasında dünya altıncısı olan Türkiye, dünya bilimine katkı ve beyin göçünde 24’üncü sırayı alırken, Amerika’da en fazla öğrencisi bulunan ülkeler liginde de dokuzuncu basamakta bulunuyor.
Türkiye internet ağı altyapısında 24’üncü, 100 kişiye düşen internet sayısında 25’inci, 10 bin kişiye düşen patent sayısında ve üniversite mezunlarının yetişkin nüfusa oranında 26’ncı, patent başvuruları sayısında 50’nci, Bilgi ve İletişim Teknolojileri Endeksinde 52’nci, Bilgi Toplumuna hazır olma Endeksinde 56’ncı, Mesleki ve Teknik Beceri İsteyen İşlerde Çalışan Kadın Endeksinde 75’inci, Kadınların ekonomik ve politik yaşama katılımı endeksinde 150’nci sırada bulunuyor.

İLGİNÇ SKORLAR

Kitaba yatırım yapmada dünya ortalamasının yarısını bile yakalayamayan Türkiye Avrupa Birliği kapısında en fazla bekleyen ülkeler sıralamasında, istihdam üzerindeki vergilerde, en pahalı akaryakıt fiyatında, dolaylı vergilerin oranında, fenilketonüri (Çocuklarda zihinsel özür yaratan kalıtsal hastalık) hastalıklarında birinci sırada yer alırken, internete yapılan saldırılarda altıncı, endüstriyel üretimde ve imalat sektörleri sıralamasında 25’inci, kayıtdışı ekonomide 29’uncu, enflasyon liginde 30’uncu, öğrenci başına yapılan eğitim harcamasında ve rekabet endeksinde 55’inci, yabancı yatırımda 57’nci, yaşam kalitesi endeksinde 61’inci, milli gelirden sağlığa ve eğitime ayrılan payda 70’inci, yolsuzluk endeksinde 77’nci, kişi başı sağlık harcamasında 82’nci, insani gelişme endeksinde 88’inci, basın özgürlüğü endeksinde 113’üncü sırada yer alıyor.

Türkiye bürokratik engellerde de dünyada ön sıralar için yarışıyor. 84 idari bölüm sayısıyla idari bölüm endeksinde beşinci sırada olan Türkiye, bürokrasisi en engelleyici ülke endeksinde 13’üncü oldu.

"MUCİZE VE HAYAL KIRIKLIKLARI"

Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Aygün, Türkiye’nin dünya liglerindeki konumunun çelişkilerle dolu olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye’ye dışardan bakan bir göz, mucize ve hayal kırıklıklarını aynı anda görür" dedi. Aygün şunları söyledi:

"Türkiye süper ligde gol sıkıntısı çeken bir ülke görünümünde. Gol atacağım derken gölü hep kendi kalesinde görmüş. Derby maçlarının hepsini kaybetmiş. Türk milli takımını yöneten kaptanların hepsi kırmızı kart görmüş ama Türkiye’de en önemli liglerde kırmızı bakiye vermiş. Hesaplamalarımıza göre Türkiye 15 kez krize girmeyip küçülme yıllarını ’sıfır’ büyüme ile kapatmış olsaydı dahi, bugün kişi başı milli gelir 12 bin 650 dolar olacaktı. Türkiye kriz yıllarına küçülme yerine ortalama büyümesini gerçekleştirmiş olsaydı kişi başı milli gelir bugün 20 bin doların üzerinde gerçekleşecekti. Böylece 1.5 trilyon doları bulan milli gelirimiz olacaktı. Türkiye dünyanın yedinci büyük ekonomisi olma vapurunu kötü kaptanlar yüzünden kaçırdı."
(ANKA)

Detan
25.12.05, 16:42
Wenn eine Institution ernst genommen werden will, sollte sie keine blöde Fussbal-Methapher verwenden.

vagabond
25.12.05, 17:14
auf diese art, kann der Inhalt den "fussballverrückten" Türken besser näher gebracht werden. was ist da denn verkehrt?? außerdem finde ich den Inhalt viel Interessanter als die verwendete Metaphern ..

TSfalcon
08.01.06, 12:05
Demirel, ancak meselenin sadece bu hükümetin marifeti olmadığını
ifade ederek, ''arkalarında IMF var, zaten uygulanan bir program var.
ve uygulanmaya devam eden bir programın hazırlattığı bir neticedir
bu'' yorumunu yaptı.
Demirel, Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarına ise bugünkü tarih
itibariyle girmeyeceğini söyledi.
Devlet adamları kategorisinde ''Dünya Kalkınma Federasyonu (The
World Development Federation)'' listesine seçilen 9. Cumhurbaşkanı
Demirel, gündemdeki konulara ilişkin AA muhabirinin sorularını
yanıtladı.
Demirel, ekonomideki gelişmeler, makro büyüklükler, enflasyondaki
düşüş ve bugün gelinen noktaya ilişkin sorular üzerine, öncelikle
''Ekonomi sloganlar kaldırmaz. Ekonomi gerçekçiliktir'' ifadesini
kullandı.
Şimdiki hükümetin Türkiye'yi devraldığında enflasyonun yüzde
30'larda olduğunu hatırlatan Demirel, daha öncesinde enflasyon
oranının yüzde 90'lara, yüzde 100'lere çıktığını, 1999 yılında yüzde
30'a düştüğünü, 2001 krizinde yeniden arttığını, 2002 yılından
itibaren de düşmeye devam ettiğini bildirdi.
''Türkiye, 6-7 senedir bir IMF programı uyguluyor. Zaten 3 sene
içerisinde mucize yaratacak ne bir kimse ne de bir hükümet vardır. Bu
süregelen bir politikadır'' diyen Demirel, 72 milyar dolara ulaşan
ihracatın yüzde 92'sinin sanayi sektörünce yapıldığını ifade etti,
''Geçen 3 sene zarfında yapılmış bir tane fabrika gösteremezsiniz''
dedi.
Demirel, otomobil sektörünün de 12 milyar dolarlık ihracata imza
koyduğunu, bugün böylesine büyük rakamlarda ihracat yapan sektörün
hepsinin temelini kendisinin attığını kaydetti.
İhracatta önemli yer tutan tekstil sektörünün de bugünün meselesi
olmadığını belirten Demirel, şunları söyledi:
''Tekstil sektörünün ihracatı 20-30 milyar dolar. İhracatta beyaz
eşya da önemli kalemler arasında. Beyaz eşya nedir? Arçelik'tir. Bugün
mü yapıldı bunlar? Şimdi aslında Türkiye'nin makro ekonomisinde
birtakım iyileşmelerin olması herkesi sevindirecek.''

-''ELBİSENİN DÜĞMESİNİ DİKMEKLE OLMAZ''-

Demirel, enflasyonun yüzde 10'un altına düşmüş olmasının
sevindirici olduğuna işaret ederken, şöyle dedi:
''Ve bu hükümetin zamanında düşmüş, onlar da bununla
övünebilirler. Gayet tabii övünecekler. Fakat mesele sadece bunların
marifeti değil. Arkalarında IMF var, arkalarında zaten uygulanan bir
program var. Ve uygulanmaya devam eden bir programın hazırlattığı bir
neticedir bu... Şimdi bakın; elbise dikilmiş, düğmesi yok, dikilmemiş.
Şu düğme... Geliyorsunuz bu düğmeyi dikiyorsunuz. (Elbiseyi ben
diktim) diyorsunuz. Halbuki sadece elbisenin düğmesini diktiniz.
Bugün Türkiye'nin çalışan elektrik santralları olmasa, mevcut
yollar, telekomünikasyon sistemi olmasa ve yetişmiş bu girişimci
olmasa ve üniversiteler 330 bin mezun vermese, işçisi olmasa, 72
milyar dolar ihracatı neyle yaparsınız? Bunların hepsini Türkiye
yapmıştır. Birçok hükümetlerin bunda payı var. Bunların da payı var.
Ama Türkiye'deki bugünkü netice, bugünkü hükümetin eseri değildir.
Bunların zamanında meydana gelmiş olması memnuniyet vericidir.''
Demirel, makro seviyedeki gelişmelerden mikro seviyeye
inildiğinde, makro düzeydeki gelişmelerin halka inmediğini de savundu.

-''TÜRKİYE BÜROKRASİYE BATIK''-

Bu arada istihdam için yatırımdan başka çare olmadığını vurgulayan
Demirel, Türkiye'ye 2.5 milyar dolar doğrudan yatırım geldi diye
övünüldüğünü, ancak bu yatırımın daha çok portföy yatırımı olduğuna
dikkati çekti.
''Portföy yatırımı şudur'' diye izahatta bulunan Demirel, ''Bunlar
yeni bir iş yapmaya gelmiyor. Yapılmış işi satın almaya geliyor. Yeni
iş imkanı yaratmıyor'' diye konuştu.
Türkiye'de ne Türk girişimcisinin ne de yabancı girişimci de
yatırım hevesi olmadığına işaret eden Demirel, herkesin bu konuda
çırpındığını, ancak yatırım iklimi yaratılmadığını söyledi. ''Yatırım
iklimini yaratın'' diyen Demirel, bu güvenin içerde ve dışarıda
sağlanabilmesi için, Türkiye'nin bürokrasiden kurtarılması lazım
geldiğini bildirdi. ''Türkiye bürokrasiye batık. Bürokrasiye batık
ülkeler arasında Türkiye 92. sırada. Bunları Türkiye'nin aşması
lazım'' dedi.

-NİYETİ YOK-

Cumhurbaşkanlığı seçiminin tartışmaya açılması ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın adaylığı konusundaki soruya da Demirel, ''Bu
tartışmalara bugün girmem. Çünkü daha vakit var. Bu kadar zaman içinde
çok şey değişir. Şu anda çok doğru tahmin yapma imkanı hemen hemen yok
gibidir. Çünkü siyasi iktidarlar 3. senesinde teklemeye başlarlar.
Bakalım önümüzdeki günlerde siyasi iktidarın performansı nasıl
olacak?. Ve birçok şey ona bağlıdır'' diye cevapladı.
Cumhurbaşkanlığı'na yeniden aday gösterileceği yolunda çıkan
haberlerin hatırlatılması üzerine 9. Cumhurbaşkanı Demirel,'' Böyle
bir niyetim olsa, ben burada niye oturayım? Öyle bir niyetim olsa
biraz gayret sarf ederim. Benim bir gayret sarf ettiğimi gören var mı?
Hiç bir kimseye, Allah'ın bir tek kuluna dediğim bir şey var mı? Ben
Türkiye meseleleriyle meşgulüm. Meşgul olmakta benim vicdani görevim''
karşılığını verdi.

-''PARTİLER KURUMSALLAŞMAYA VAKİT BULAMIYORLAR''-

Türkiye'de partilerin ömürleri konusundaki soruya da Demirel,
Türkiye'de siyasi partilerin kurumsallaşmaya vakit bulamadığını,
Cumhuriyetten önce kurulmuş Halk Partisi'nin bile 1981'de
kapatıldığını söyledi.
Demokrat Parti'nin 1946'da, Adalet Partisi'nin de 1961 yılında
kurulup, sonrasında ikisinin de kapatıldığını vurgulayan Demirel,
''Kurumsallaşma, ülkenin şartlarına bağlı. Partilere ömür biçilmez.
Onu seven insanların taşıdığı bir olaydır'' dedi.
www.haberturk.com/news/211760.html

deryatulga
13.07.06, 19:34
Artık yeter! Yiğit Bulut (yigitb@cnnturk.com.tr)
13/07/2006 (3341 kişi okudu)
IMF'nin asgari ücretin düşürülmesiyle ilgili talebini son 48 saattir basın organlarında duyuyor ve okuyoruz! Evet, IMF Türkiye'ye 'bölgenin Çin'i sen ol, işgücünü küreselleşmenin emrine bedava ver' diye bastırıyor. Bunu yaparken de acıdır ki; Türk kamuoyundan birkaç kişi hariç kimsenin sesi çıkmıyor!
Sevgili dostlar, Türkiye 'ekonomik ve siyasal' olarak öyle bir noktaya gidiyor ki; en fazla bağıranlardan biri olmama rağmen kendime şu soruyu sorup vicdan muhasebesi yapıyorum; acaba uyarı görevimi yeterince yerine getirebiliyor muyum?
Peki nasıl bir modele doğru gidiyoruz?
İlk etapta IMF'nin isteklerini net olarak dile getiren Güngör Uras'ın tespitlerinden durumu öğrenelim: "...IMF uzmanları uzun süredir hükümete baskı yapıyor. İstenenler şunlar: (1) Asgari ücret yüksek. Asgari ücret aşağıya çekilsin. (2) Ülkenin her yanında aynı asgari ücret ödenmesin. Doğu'da, fakir illerde insanlar daha düşük ücretle çalıştırılsın. (3) İşçinin işten çıkarılması kolaylaştırılsın. İşveren istediğinde işçiyi tazminat ödemeden hemen işten çıkarabilsin. (4) Fakirlere, güçsüzlere yapılan sağlık yardımları ve diğer yardımlar azaltılsın. (5) Bağ-Kur, SSK üyelerinin ilaç ve hastane ödemelerine sınırlama getirilsin. (6) Faiz ödemeleri artıyor, yeni vergiler getirilsin. KDV ve ÖTV yükseltilsin..."
Uras'ın satırları sonrası soralım; bu talepler bizi nereye götürür?
Ekonomik yapımızın dönüştürülmek istediği model çok açık; Türkiye'deki şirketlerin sahipleri yabancı olacak. Türkler, kendi ülkelerinde onların emrinde en düşük ücretle, hiçbir temel ve sosyal hakka sahip olmadan çalışacak. Yerli halkın doğal ihtiyaçları 'faiz ödemelerinin karşılanması için' kesilecek, Türkiye yüksek açıklar veren karşılığında 83 yılda kurduğu şirketleri satan yetmediği durumda borçlanan ve bütçesinin yarısını borç ödemelerine ayıran bir ülke olacak...
Bu noktada süratle dönüştüğümüz modelin İyi olduğunu iddia eden arkadaşlarımızın tezine de kulak verelim; onlara göre her şey çok iyi, sahillerde yeni oteller yapılıyor, yollar yapılıyor, lüks alışveriş merkezleri ve konutlar yapılıyor... Anlamadıkları da burada ortaya çıkan ayrıntı; bunların yapılması yıllık geliri 3 bin dolar olan halkımı hiç ilgilendirmiyor. Halk oralarda yaşayıp, satılanları tüketemiyor, kaymak gibi yollardan geçemiyor, sahillerine yapılan 7 yıldızlı otellerde kalamıyor...
Ne yapıyor? Yabancı şirketlere ait olan bu yapılarda 'amele' olarak hizmet sektöründe çalışıyor... Ne güzel değil mi? Sahiller bizim kalamayız, arsalar bizim üstüne dikilen evlerin önünden bile geçemeyiz, lüks tüketime katılamayız ama biz de burada yaşarız!
Sonuç: Türkiye'nin üstünde gittiği, adı Babacan'ın dediği gibi 'ekonomik program' olan yol, çok açık söylemek gerekirse; tam bir nötron bombasıdır... Halkı yok eder, eşyalar kalır...
Son söz: Türkiye, süratle 'halkın fakirleştirilip depolitize edildiği, kendi ülkesinde hizmet sektöründe çalıştırıldığı hatta IMF'nin son istekleri doğrultusunda bedava çalıştırıldığı bir modele doğru gidiyor. Bu noktada Türkiye'de bazı akıllılar da çıkıp şunları söylüyor; tekstil ve turizm ile kalkınırız... Bu noktada aklıma 1978 yılında IMF'nin isteği ile Kemal Derviş ve Robinson'un yazdığı rapor geliyor; Türkiye üretimden vazgeçip pazar olmalı... Sevgili dostlar, hiçbir ülke 'don satarak, 3 kuruş parası olan Turistin önüne halkına tabak taşıtarak kalkınamaz. Kalkınmanın özü 'üretimdir, sahipliktir'...
Not: 2000-2001 arasında kur sabitken, yabancılar bu kur sistemi ile borsa ve bonodaki menkul değerlerini paraya çevirip, Türkiye'yi terk ederken 'delikanlı IMF' neredeydi? Neden 'kuru serbest bırakın' demedi, ta ki son yabancı parasını alıp gidene kadar!

Erkan
13.07.06, 21:04
bunlarin isteklerini yerine getirmesek ne olur acaba,

bizim millet neden belese calissin kölelik yapsin kalkinma buna mi diyorlar avrupali oluyoruz hadi bakalim terfi ettik

deryatulga
13.07.06, 21:34
bunlarin isteklerini yerine getirmesek ne olur acaba,

bizim millet neden belese calissin kölelik yapsin kalkinma buna mi diyorlar avrupali oluyoruz hadi bakalim terfi ettik

Lüks tüketimin kisilmasi disinda hic bir sey olmaz.

Harunobu Horiuchi
02.12.06, 16:45
The Economist'in 2007 yılı tahminleri

Dünyanın saygın ekonomi ve siyaset dergilerinden The Economist, 2007 için öngörülerde bulunduğu özel sayısın Türkiye'ye dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

http://img.akistanbul.com/haber/176.jpg

The Economist’in tahminlerine göre petrol fiyatları artmayacak. Küresel ekonomide yavaşlama olmayacak. Teknolojik ürünler ucuzlayacak. Terör ise özellikle Avrupa ülkelerini tehdit edecek

Türkiye’ye dikkat edin!
Türkiye’de önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimler ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine bir de sürekli olarak yalpalayan döviz kurlarının eklenmesi, yatırımcıların daha dikkatli davranması gerektiği anlamına geliyor. Eğer Başbakan Erdoğan ve AKP, Cumhurbaşkanlığı için İslami kökenli bir aday gösterirse buna laik cepheden sert bir tepki gelmesi bekleniyor. AKP seçimden sonra koalisyon hükümeti kurmak zorunda kalabilir. Sonuç olarak, hükümetin kaderini ekonomik gelişmeler belirleyecek. Ancak 2007’de milli gelirin yüzde 6.1’i olması beklenen cari açık, Türkiye’yi risklere en açık gelişmekte olan ülke konumuna getiriyor.

Fransa’da Segolene dönemi başlıyor
Fransa’da Mayıs 2007’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi sert bir çekişmeye sahne olacak... Fransa’nın yeni liderinin kim olacağına yönelik sorulara 1 yıl önce “İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy” cevabını verirdik. Ama durum değişiyor. Segolene Royal (53) popularitesini artırıyor. Halkın yüzde 42’si Segolene’in “İyi bir lider olacağına” inanıyor. Sarkozy içinse bu oran yüzde 36. Royal, ilk kadın cumhurbaşkanı olmaya hazırlanıyor.

Kriz yaratmaya devam
İRAN lideri Ahmedinecad, Ortadoğu’nun en etkili lideri olma amacına her gün daha fazla yaklaşıyor. 2007 Mart’ta İran, nükleer enerji programını tamamlamış olacak. Rusya’dan füze savunma sistemleri alan İran, ufak bir kışkırtmada Ortadoğu’yu saracak bir çatışmaya hazır.

Terör Almanya’yı hedef alabilir
Avrupa’da 2007’nin en önemli konularının başında terör ve güvenlik olacak. New York, Madrid, İstanbul ve Londra’nın terörün hedefinin olmasının ardından sırada Almanya’ya yönelik bir saldırının olacağına yönelik istihbaratlar giderek artıyor. Öte yandan Almanya’nın 2006’da yakalayacağı yüzde 2.5’lik ekonomik büyümenin, 2007’de yüzde 1.4’e düşeceği belirtiliyor. Ekonomi Bakanlığı’nın ilanlarında ünlü top model Claudia Schiffer’i kullanması pek işe yaramıyor.

Kişiye özel ilaç devri
AmerikalI bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre artık bir insanın gen haritasının çıkarılması yaklaşık 1000 dolar tutuyor. Aileler bebekleri doğunca, gelecekte karşılaşması muhtemel genetik hastalıkları, bebeklerinin gen haritasını çıkararak önceden bilebilecek. Böylece kişiye özel genetik ilaç üretmek de mümkün olacak.

115 yıllık ömür
İnsanoğlunun belki de en büyük düşlerinden biri olan ölümsüzlük gerçek olma yolunda... Tıptaki kök hücre devrimiyle ortalama insan yaşının teorik olarak 115’e kadar varacağı artık kabul edilen bir gerçek. Genetik olarak değiştirilmiş besinler, yüksek enerjili sebzeler ve insanların sağlıklarına giderek daha da önem göstermeleri insan yaşamının süresini uzatan faktörlerin başında geliyor.

Doğa intikamını alıyor
Küresel ısınma, ormanlık alanların yok edilmesi, plansız şehirleşme ve sanayi atıklar... Doğa ana insanoğlunun yaptıklarından artık bıkmaya başladı. 100’den fazla insanın ölümüne yol açan doğal afetlerin sayısı son 100 yılda 63 kat arttı. 1900’lü yıllarda yılda 63 felaket oluyordu. Bu sayı 2000’li yılların başında 4 bin 650’yi buldu. 2007’de dünyayı 5 bin doğal afetin vurması bekleniyor. Felaketlerin dünya ekonomisine olan maliyeti 350 milyar doları bulacak.

Plazma ucuzluyor
Her televizyon düşkününün rüyası Plazma TV’ler, “zenginlerin tercihi” olmaktan çıkıyor. Sektör uzmanlarına göre Plazmalar’ın fiyatı üretim maliyetlerinin düşmesiyle yüzde 20 oranında azalacak. Plazma TV’lerin yaygınlaşmasıyla, dizi ve TV yapımcıları yüksek çözünürlü (HD) programlarına hız verecek. Hiç olmadığı kadar berrak ve kaliteli görüntüler izleyeceğiz.

3 boyutlu film furyası
Gelecek yılda en büyük eğlencelerimizden biri olan sinema dünyası, tarihinin en önemli dönemlerinden birini yaşayacak. Geçen yıl film şirketleri gişeden 8 milyar dolar, DVD’lerden 11 milyar dolar kazanmıştı. 3 boyutlu filmlerin yaygınlaşmasıyla birlikte ABD’de salon gelirlerinin 15 milyar doları bulması bekleniyor.

(Vatan)

Akistanbul (http://akistanbul.com/haber.php?haber_id=4419449)

Detan
02.12.06, 20:41
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde piyasalarda bir kriz beklentisi oluştuğunu belirtirken, "2007 yılındaki siyasi çalkantıyla beraber bir kriz beklentisi içine girmiş durumdayız. Rakamlar böyle söylüyor. Parası olan tedbirini alıyor." dedi.

Aygün, Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleriyle dün akşam yemeğinde bir araya geldi. Son günlerde ekonominin gidişiyle ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın "sürekli olarak rekorlardan bahsettiğini, Türkiye’nin hiç olmadığı kadar büyüdüğü, hatta bundan bazılarının kıskançlık duyduğu" yönündeki sözlerini anımsatan Aygün, “Ama piyasalara, çarşıya pazara baktığınız zaman bunun böyle olmadığı da net olarak ortaya çıkıyor” diye konuştu.

Aygün, Başbakan olmadan önce 11 Kasım 2002’de Erdoğan’a Türkiye ekonomisine ilişkin bir tutanak imzalattıklarını hatırlatarak, söz konusu tutanakta yer alan ekonomik göstergelerle bugünkü göstergeler arasındaki farka dikkat çekti. Aygün, o dönemde Türkiye’nin 207 milyar dolar olan iç ve dış borcunun bugün yaklaşık 150 milyar dolarlık artışla 361 milyar dolara çıktığını ifade etti.

“HÜKÜMETİN KARNESİ ZAYIF”

Başbakan Erdoğan’ın söylediği gibi Türkiye’de her şeyin “pempe” olmadığını ifade eden Aygün, büyüme ve borç, kişi başına gelir ve borç ve cari açık gibi alanlarda hükümetin karnesini açıkladı. Aygün, Hükümetin büyüme ve borç, kişi başına gelir ve borç, istihdam ve işsizlik, dış ticaret-cari açık ve gelirler politikasında zayıf olduğunu kaydetti. Aygün, nominal faiz ve enflasyon konusunda hükümete iyi not verirken, mali disiplin konusunda ise pekiyi verdi.

CARİ AÇIK

Aygün’ün yaptığı değerlendirmeye göre, 2002 yılında 2 bin 598 dolar olan kişi başına gelir 2006 yılında 349 dolara çıktı. Ancak kişi başına gelirdeki bu artış da kişi başına düşen borç miktarı 1792 dolar artırılarak sağlanabildi. 2002 yılında 3 bin 204 dolar olan kişi başına borç 4 bin 933 dolara kadar yükseldi. Cari açıkta Türkiye tarihinin en yüksek rakamına ulaşıldığını kaydeden Aygün, 1923’den 2002 tarihine kadar geçen 80 yılda 56 milyar dolar cari açık rakamının 81 milyar dolara ulaştığını ifade etti. Aygün, 80 yılda verilen cari açık rakamın yüzde 50 fazlasının AKP hükümeti döneminde gerçekleştiğini kaydetti.

“PEMBE BİR TABLO YOK, KRİZ ŞARTLARI OLUŞTU”

“Anlatıldığı gibi pembe bir tablo yok. Biz 2000-2001 yılında da aynı şeyi, ülkenin tehlikeli bir duruma gittiğini söylüyorduk. Ama dinlemiyorlardı. Kriz gününde Başbakan Bülent Ecevit bizi çağırdı, ‘ne yapacağız, dolar 1 milyona yaklaştı’ dedi. Bir kaos bir kaotik ortam vardı. Şimdi bir kriz olur mu olmaz mı? O günkü şartlara bakıyorum, 1994-1999’a bakıyorum, Türkiye’nin krize yakalandığı şartlara bakıyorum, bugünkü kriz şartlarının çok daha fazla oluştuğu, çok daha fazla kriz olma ihtimalinin olduğu şartlar, ama niye kriz olmuyor diye düşünülebilir.”

“CARİ AÇIK FİNANSE EDİLMEZSE NE OLACAK”

Cari açığın sıcak parayla finanse edildiğini, 1000 doların beş yılda 6000 dolar olduğunu kaydeden Aygün, “Cari açık finanse edildiği sürece önemli değil” yönündeki sözleri de “Finanse edilemezse ne yapacaksınız” diye eleştirdi. Aygün, özel sektörün 110 milyar dolar borçlu olduğunu, devletin kendi borcunu özel sektöre attığını savunarak, “Özel sektör bu kadar borçlandı da. Türk özel sektörü 110 milyar dolarlık nereye yatırım yaptı. Yeni açılan bir fabrika var mı” diye sordu. “Öyle bir pembe tablo var ki” diyen Aygün, borsa yükselirken döviz kurunun düşmesinin “ülkeye felaket getireceğini” savundu. Aygün, şunları kaydetti:

“Bir gün gelecek bu bitecek. Hele cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde piyasalarda bir kriz beklentisi oluştu. Dövize mevduatları artmaya başladı. 2007 yılındaki siyasi çalkantıyla beraber bir kriz beklentisi içine girmiş durumdayız. Rakamlar böyle söylüyor. Parası olan tedbirini alıyor. Döviz borcu olan, alıyor dövizini koymaya başladı. Ankara’da gezdiğim işyerlerinde gördüğüm, insanlarda bir umutsuzluk olmaya başlamış. ’Başkanım kriz çıkar mı çıkarsa döviz ne olur’ demeye başlamış. Cumhurbaşkanlığı seçimi önemli bir süreç ortam gerileyecek diye korkuyoruz.”

“VERGİ İADESİ KALKTI DİYE ESNAF BAYRAM EDİYOR”

Aygün, vergi oranlarının yüzde 30’dan 20’ye indirilirken, yatırım teşvikinin kaldırılmasını “kurnazca oynanmış bir oyun” olarak değerlendirdi. Devletin milleti “kaz” olarak gördüğünü savunan Aygün, “O kadar seviyorlarsa benzindeki vergiyi indirsinler” dedi.

Vergi iadesinin kaldırılmaması yönündeki uyarılarının dikkate alınmadığını ifade eden Aygün, “Vergi iadesi kalktı diye esnaf bayram ediyor” dedi. Aygün, vergi iadesinin kaldırılmasının ardından esnafın fiş kesmeyeceğini ifade eden Aygün, “Yakalayacaklarmış, hangi birini yakalayacaksınız. Yakalayınca 170 milyon ceza keseceklermiş. İsterseniz 1170 milyon ceza kesin hiç umurunda bile değil adamın. O yüzden vergi iadesinin kalkması yine kayıt dışını körüklüyor” diye konuştu.

“TÜİK’İN RAKAMLARINI CİDDİYE ALMIYORUM”

Sinan Aygün, Başbakan Erdoğan’ın 2 milyon kişiye iş bulunduğu yönündeki açıklamalarına da değinerek, “2.5 milyon işsiz olduğu söyleniyor, 2 milyon kişiye iş bulduk deniliyor. Bu rakamların hepsi çelişkili ve yanlış. Ben artık TÜİK’in rakamlarını üzülerek söylüyorum pek ciddiye almıyorum” dedi. Başbakan Erdoğan’ın “Satınalma gücü düştüyse bana oy vermeyin” dediğini, ancak vatandaşların satınalma gücünün düştüğünü ifade eden Aygün, “Başbakan çay ve simit hesabı da yapıyor. Ancak insanlar sadece çay içip ve simit yemiyor. İnsanlar dolmuşa biniyor, elektrik, doğalgaz kullanıyor. Bunlara baktığınız zaman da satınalma gücünün artmadığını görüyorsunuz” dedi.

“10 ÇEKTEN 8’İ KARŞILIKSIZ”

Karşılıksız çek ve protestolu senet sayısındaki artışa dikkat çeken Aygün, “Kimse artık piyasada senet çek ödemiyor. Bankaya yollanan 10 çekten 8’inin karşılıksız çıktığından, senetlerde protesto oranının yüzde 60’lara ulaştığından ve büyük bir nakit sıkıntısı olduğundan söz ediliyor” dedi.

“NEDEN İTHALAT RAKAMLARI AÇIKLANMIYOR”

TİM Başkanı Oğuz Satıcı ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen tarafından büyük organizasyonlarla ihracat rakamlarının açıklanmasını da eleştiren Aygün, “Allah rızası için bu ülkede birisi de ithalat rakamı açıklamıyor. İthalat rakamı çıkmıyor mu? Dış Ticaret Müsteşarlığı sadece ihracattan sorumluymuş gibi, büyük salonlar süsleniyor ve büyük toplantılarla ihracat rakamları açıklanıyor. Bir kişi de kalkıp biz bu kadar ithalat yaptık diye açıklamıyor” dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/5542356.asp?m=1&gid=112&srid=3429&oid=1

deryatulga
14.07.07, 16:18
14 Temmuz 2007 http://www.hurriyet.com.tr/images/siyah_ok.jpg Ege CANSEN



ecansen@hurriyet.com.tr (ecansen@hurriyet.com.tr)

http://www.hurriyet.com.tr/_yazarlar/images/17b.jpg IMF ile ipleri koparmak


HAFTA içinde bana, "Hoppala! Seçimlere iki hafta kala bu da nereden çıktı?" dedirten bir haberle karşılaştım.

Hürriyet’te de yer alan habere göre, Amerikanın önemli iktisat gazetesi Wall Street Journal’da, "Türkiye, IMF’den kopabilir" başlıklı bir analiz yayınlanmış. Ayşe Ferliel tarafından kaleme alınan yazıda, ekonomik büyüme ve güçlü yabancı yatırım akımlarından cesaret alan Türk "yetkililerinin", ekonomiyi IMF’nin kontrolü dışına çıkarmayı düşündükleri yer alıyor.

Burada kastedilen yetkililer kim acaba? En güçlü ihtimal, bunların AKP’nin ekonomik kadrosu olmasıdır. Yorumcuya göre, iş başına gelecek hükümetin, (herhalde burada da AKP kastediliyor) IMF ile bir anlaşma yapıp yapmayacağı kararını çabuk vermesi tavsiye ediliyor. Arkasından da yabancı analistlerin, piyasaları korkutmamak için, hükümetin bu yöndeki adımı çok dikkatli atması (yani atmaması) uyarısı yaptığı, ekleniyor.

Türkiye, IMF’den kopmak istiyor haberi üzerine, Türkiye’de iyi tanınan ve Türkiye’yi iyi tanıyan Mark Mobious’un da görüşü sorulmuş. Dr. Mobious, Türkiye’ye 4 milyar dolardan fazla para yatırmış Templeton Asset Management adlı firmanın patronudur. Mobious, "Türklerin gururlu ve sorumlu insanlar olduğunu biliyorum. Ancak uluslararası inandırıcılık gerek, bunu da dışarıdaki bir kurum (yani IMF) sağlıyor" demiş. IMF’den kopması, Türkiye için iyi olmaz, çünkü "IMF, iç politika üstündedir ve küresel yatırımcılar için objektif bir ölçü sağlıyor" diye ilave etmiş.

* * *

Haber metninin içinde bir de IMF’nin yaptığı denetimi, yurtiçinde kurulacak bir bağımsız kurumun üstlenmesinden bahsediliyor. Benim bildiğim, bir ülke ekonomisini içeriden denetleyen "bağımsız kurum", o ülkenin merkez bankasıdır. Demek ki benim bilmediğim, ekonomiyi içeriden denetleyen bir "denetleme kurumu" türü daha var. Haberde yer aldığına göre, yabancı yatırımcılar, Türkiye, IMF ile ipleri koparmak istiyor haberine "sinirlenmiş". Ancak, son günlerde borsada yaşanan tırmanışa bakılırsa galiba bu sinirlilik hali çabuk geçmiş diyeceğiz.

* * *

Eğer haber doğruysa ki öyle kabul etmek gerek; ekonomi yetkililerinin IMF’den kopma arzusu, ekonomi politikasında, IMF’nin onaylamadığı bir değişiklik yapmayı istiyorlar anlamına gelir. Bu ne olabilir merak ediyorum. IMF’ye ihtiyaç kalmadı diye konuşmak, hava basmak anlamına da gelebilir. Hükümetin bir yandan ekonomide "az zamanda çok işler yaptık" diye övünüp, diğer yandan IMF’den kopmak istemesi tutarsızlıktır.

Çünkü son beş yılda elde edilen iyi sonuçlar, IMF denetimine güvenen yabancı yatırımcıların Türkiye’ye sıcak soğuk demeden para akıtmalarıyla elde edilmiştir. Eğer IMF denetimlerinin, ekonomiye, artık faydadan çok zarar verdiği düşünülüyorsa, yeni rota IMF ile birlikte çizilmelidir. Çünkü IMF, bugünkü tablodan hem iyi hem kötü yönleriyle "müşterek mesuldür". IMF gidiyorum dese, yakasına yapışmak gerek. Nerede kaldı ipi koparmak.

Son söz: Yetkiyi paylaşan, sorumluluğa da katılır.

CHATinCEViZ
17.07.07, 15:10
İşte son 20 yıldaki hükümetlerin ekonomi karnesi


Araştırmacı ekonomistler Mustafa Rumeli ile Şeref Efe, son 20 yılda iktidarda bulunan Hükümetlerin ekonomik performanslarını karşılaştıran rapor hazırladılar.

Karşılaştırmada, Milli Gelir, enflasyon, istihdam, dış ticaret, borçlanma ve bütçe gibi makro ekonomik göstergelerin kullanıldığı rapor, 21 Aralık 1987 tarihinde kurulan 46. Hükümet (II. Özal Hükümeti) ile başlarken, 2007 yılı Temmuz ayı itibariyle iktidarda bulunan 59. Hükümete (Erdoğan Hükümeti) kadar olan hükümetleri kapsıyor.
Çiller, Baykal, Karayalçın ve Bahçeci raporda yer alamadı…

MİLLİ GELİR...

Milli Gelir göstergesine göre Türkiye, 1988-2006 yıllarını kapsayan dönemde, yıllık ortalama yüzde 4,2 oranında milli gelir artışı sağladı.En yüksek ortalama milli gelir artış hızı, Erdoğan Hükümeti döneminde yüzde 7,6 oranında gerçekleşti. Bunu yüzde 6,9 ile Erbakan Hükümeti izledi.

ENFLASYON...

Enflasyon göstergesine göre, en düşük enflasyon oranı Erdoğan Hükümeti döneminde yaşandı. yüzde 13'lük ortalama enflasyonla en iyi performansa sahip iken, ikinci sırada yer alan Ecevit Hükümeti dönemindeki ortalama enflasyon yüzde 55 olarak gerçekleşti.
Enflasyon istikrarı yönünden de en başarılı Hükümet, TÜFE'de ortalama yıllık yüzde 6,7 dalgalanma ile Erdoğan Hükümeti olarak belirtilirken, fiyat istikrarını gösteren dalgalanma açısından ikinci en iyi sonuç Erbakan Hükümeti zamanında sağlandı.

REEL KUR ENDEKSİ...
Rapora göre, reel kur değerindeki dalgalanmanın az olması, kur istikrarının göstergesi olarak nitelenirken, reel kurun en istikrarlı olduğu dönem, 9,7 puanlık dalgalanma ile III. Yılmaz Hükümeti döneminde sağlandı. Reel kurun en istikrarlı olduğu ikinci Hükümet ise Erbakan Hükümeti oldu.

İSTİHDAM...
İstihdam açısından, en düşük işsizlik oranı ortalaması, yüzde 6,2 ile Erbakan döneminde sağlandı. Bunu yüzde 6,9 işsizlik oranı ortalamasıyla III. Yılmaz Hükümeti takip etti.
Son yıllarda, istihdam ve ekonominin dönüşümü açısından dikkati çeken bir önemli nokta, tarım kesimindeki istihdamın önemli oranda azalması oldu.
Son 6 yıl içinde, istihdamın yüzde 10'u, tarımdan diğer sektörlere kaydı.

DIŞ TİCARET DENGESİ...
Dış ticaret dengesi içinde önemli yeri olan ihracatın ithalatı karşılama oranında ise yüzde 77 ile Ecevit ve Özal Hükümetleri döneminde önemli bir performans sağlandı.

TURİZM...

Rapora göre turizm gelirlerindeki en yüksek artış, II. Özal Hükümeti döneminde sağlandı.Turizm gelirleri ortalama yüzde 36 artış gösterirken, Erbakan döneminde de yüzde 26'lık ortalama ile turizm gelirlerinde en iyi ikinci performans sağlandı.


DIŞ BORÇ YÜKÜ...
Dış borç yükü açısından, yani dış borç stokunun GSMH'ye oranı açısından en iyi performans, II. Özal Hükümeti sırasında sağlandı. En iyi ikinci performans ise Erdoğan Hükümetinin olurken, Akbulut Hükümeti de üçüncü iyi performansı gösterdi. Bu üç Hükümet döneminde, dış borç yükü azalış gösterdi.
Dış Borç yükü, bu üç hükümet dışındaki hükümetler döneminde artış gösterdi.

KAMU BORÇ YÜKÜ...
'Kamu borç yükü' olarak tanımlanan kamu borçlarının (iç borç stoku kamu dış borç stoku) GSMH'ye oranında, bu yükün önceki döneme kıyasla değişim oranında en iyi performans Akbulut Hükümeti döneminde gerçekleştirildi. Akbulut döneminde, kamu borç stokunun milli gelire oranı ortalama olarak yılda yüzde 16,5 oranında azaldı.
İkinci en iyi sonuç ise Erdoğan Hükümeti döneminde sağlandı. Bu dönemde de kamu borç stokunun milli gelire oranı ortalama yüzde 8,6 oranında azalma gösterdi.

İÇ BORÇLAR...

İç borçların GSMH'ye oranı itibarıyla, Akbulut Hükümeti döneminde iç borç yükü yıllık yüzde 17 oranında azalma gösterdi.
En iyi ikinci performans da II. Özal Hükümeti döneminde gerçekleştirildi.

FAİZ.....

Faiz göstergesinde en iyi performans ise Erdoğan hükümeti döneminde sağlandı. Bu dönemde yüzde 18,2 oranında faiz yükünde azalma gerçekleşti. İkinci en iyi performans faiz yükünde yüzde 3,8 azalma eğilimi ile VII. Demirel Hükümeti döneminde görüldü.

BÜTÇE...


Bütçe dengesi açısından en düşük açık ise ortalama yüzde 3,1 ile II. Özal Hükümeti döneminde gerçekleştirildi.

Anadolu Ajansı

Haluk
17.07.07, 15:52
Durmak yok, yola Devam :D

dertli4u
17.07.07, 16:46
Türkiyede kayit disi ekonomiyi, yastik altindakai parayi/dövizi ve is saati disinda calisilan ve elde edilen geliri resmi rakamlara dahil edemedikce, hicbir ekonomik verinin/istatistigin dogru olacagina inanmiyorum.

Gökcen
17.07.07, 16:50
bu isin bide sehitler karnesine bakalim

CHATinCEViZ
17.07.07, 17:06
Türkiyede kayit disi ekonomiyi, yastik altindakai parayi/dövizi ve is saati disinda calisilan ve elde edilen geliri resmi rakamlara dahil edemedikce, hicbir ekonomik verinin/istatistigin dogru olacagina inanmiyorum.
Manukyan'in vergi rekortmeni oldugu bir ülkede imkansizlari istemektesin abi :kafa:

CHATinCEViZ
17.07.07, 17:10
bu isin bide sehitler karnesine bakalim
Hemen bakayim dedim google'de sehit ve istatistik yazdim PEKEKE almis sehid adli siteyi ve tüm itleri resimleri ve detayli bilgileri ile verileri buraya toplanmis :motz: Bizim bu konuda bir sitemiz yok sanirim :kafa: En azindan ben bulamadim Özür

dertli4u
17.07.07, 17:15
Manukyan'in vergi rekortmeni oldugu bir ülkede imkansizlari istemektesin abi :kafa:

istanbulun nüfusunu tespit edemeyen devlet, diger ekonomik verileri nasil tespit ediyor, merak ediyorum.

su anda türkiye genel nüfusunda 8-10 milyona yakin arti/eksi var.

hangi ekonomik istatistik dogru cikabilir ki?

Turkmans
17.07.07, 17:24
Durmak yok, yola Devam :D


Abhängig von diesen Wahlen, kann man sagen ob die Türkei weiterhin einen Wirtschaftswachstum lebt oder ob es nun Schluss ist. Falls die Nationalisten und die Republikaner MHP/CHP eine Koalition gründen würden, gebe es eine stärkere Stabilität für die nächsten 5 Jahre. Bei alleinige Regierung durch AKP (Erdogans Partei) wird es wahrscheinlich dazu kommen, dass sich die Lage in der Türkei nicht ändert. Es werden zur Zeit monatlich ca. 60 Militärdienstsoldaten durch Kurden getötet, durch amerikanische Waffen. Die Kurden haben die modernsten Waffen gegen die Türken eingesetzt, so dass ohne eine totalitäre Regierung ein Sieg gegen. kurdisch-amerikanische Terroristen nicht möglich ist.

KingTurek
17.07.07, 17:50
Hemen bakayim dedim google'de sehit ve istatistik yazdim PEKEKE almis sehid adli siteyi ve tüm itleri resimleri ve detayli bilgileri ile verileri buraya toplanmis :motz: Bizim bu konuda bir sitemiz yok sanirim :kafa: En azindan ben bulamadim Özür

http://www.sehitlerolmez.com/
http://www.sehitler.org/sehitler.html

Ama haklisin. Onlarin aldigi Domaini nasil kacirmisiz anlamiyorum:kafa:

KingTurek
17.07.07, 18:02
istanbulun nüfusunu tespit edemeyen devlet, diger ekonomik verileri nasil tespit ediyor, merak ediyorum.

su anda türkiye genel nüfusunda 8-10 milyona yakin arti/eksi var.

hangi ekonomik istatistik dogru cikabilir ki?

Insallah yakin bir zamanda bu sorun cözülcek.
Artik Türkiyemiz nihayet 21. yüzyila ayak uydurmaya basliyor ve herseyi dijital bir sekilde bilgisayarlara yüklüyor. Almanyada belki 20 yildir yapildigi gibi.

Haluk
17.07.07, 18:20
bu isin bide sehitler karnesine bakalim

Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, terörle mücadelede

6 bin askerin

şehit olduğunu belirterek, “Bu katlanılır bir şey değil. 'Beni sokmayan yılan bin yaşasın' diye bir söz var. Ama bu, toplumdaki yılan, bu herkesi sokar. Terörü ancak Türk milleti bitirir, halk bitirir” dedi.


Ya bari "biz" yapmayalim ya... ALLAH ASKINA.. sehitlerimizi politikamiza karistirmayalim!!

Haluk
17.07.07, 18:23
Hemen bakayim dedim google'de sehit ve istatistik yazdim PEKEKE almis sehid adli siteyi ve tüm itleri resimleri ve detayli bilgileri ile verileri buraya toplanmis :motz: Bizim bu konuda bir sitemiz yok sanirim :kafa: En azindan ben bulamadim Özür
Linki özelden yollarmisin bu naletlerin?

Istanbuli
17.07.07, 23:27
Türkiyede kayit disi ekonomiyi, yastik altindakai parayi/dövizi ve is saati disinda calisilan ve elde edilen geliri resmi rakamlara dahil edemedikce, hicbir ekonomik verinin/istatistigin dogru olacagina inanmiyorum.

Evet aynen katiliyorum ...

Ukalalik yapmak istemiyorum ama burada "hükümetlerin karnesi" sözkonusu ... Yani bir kiyaslama yapilmishtir ...

Veriler "mutlak" olarak yanlish ise , ki öyledir , bu bütün hükümetler icin elde edilen veriler ayni shekilde elde edilmishse, elbette bundan cikarilan sonuc ,yani kiyaslama yanlish oldugu cikmaz cünkü izafidir ...

Bir misal vereyim ... Iki sheyin yüksekligi ölcülecek , ama kullanilan metre ölcme cihazi yanlish veriler veriyor. Yanlish veri verse bile, bu cihaz ile yapilan ölcümler ve elde edilen rakamlar , yani iki sheyin yüksekligi ile ilgili kiyaslama icin, yine´de yeterlidir ...

Selam
Halil

Haluk
17.07.07, 23:35
Veriler "mutlak" olarak yanlish ise , ki öyledir , bu bütün hükümetler icin elde edilen veriler ayni shekilde elde edilmishse, elbette bundan cikarilan sonuc ,yani kiyaslama yanlish oldugu cikmaz cünkü izafidir ...

Bir misal vereyim ... Iki sheyin yüksekligi ölcülecek , ama kullanilan metre ölcme cihazi yanlish veriler veriyor. Yanlish veri verse bile, bu cihaz ile yapilan ölcümler ve elde edilen rakamlar , yani iki sheyin yüksekligi ile ilgili kiyaslama icin, yine´de yeterlidir ...

Selam
Halil

Aynen katiliyorum!

dertli4u
17.07.07, 23:54
aynen katilmiyorum!




Veriler "mutlak" olarak yanlish ise , ki öyledir , bu bütün hükümetler icin elde edilen veriler ayni shekilde elde edilmishse, elbette bundan cikarilan sonuc ,yani kiyaslama yanlish oldugu cikmaz cünkü izafidir ...

Bir misal vereyim ... Iki sheyin yüksekligi ölcülecek , ama kullanilan metre ölcme cihazi yanlish veriler veriyor. Yanlish veri verse bile, bu cihaz ile yapilan ölcümler ve elde edilen rakamlar , yani iki sheyin yüksekligi ile ilgili kiyaslama icin, yine´de yeterlidir ...

Selam
Halil


sevgili halil

"veriler ayni sekilde elde edilmisse"

eger edilmisse, elbette kiyaslama icin yeterlidir.

ama durum öyle degil. cok aktüel bir durum var. oks sinavlari icin, okul basari notlari istendi. okullarin hepsi kendi okulunun basarioranini yüksek göstermek icin , yüksek not durumu gönderdiler.

ama simdi belli oldu ki, cogu uydurma. ve kac gündür OKS sonuclari kesinlesmedi. tekrar basari durumlari inceleniyor.

****

arkadaslar

Türkiyemiz ile ilgili ciddi konulari tartisirken, siyasi görüslerimizi bir kenara birakmaliyiz.

Türkiyemizi son 30-40 senede yöneten tüm siyasi partiler ayni b....

sadece isimleri degisiyor, o kadar.

size , istatistiki bilgi sistemimizle ilgili bir örnek vereyim.

1977 senesinde, bircok arkadasim DIE de calisiyordu. Devlet Istatistik Enstitüsü, cok iyi niyetle kurulmus bir kurumdur. Ülkemizle ilgili verilerin toplandigi ve degerlendirildigi kurumdur.

orada eskiden lochkarte sistemi ile bilgiler kodlaniyor ve sonra lochkarteler seka ya eski kagit olarak gönderiliyordu.

arkadaslar, lochkartelerin 100 er tanesini önlerine aliyor ve genel toplamini yapiyorlardi. kafalarina göre isliyorlardi. mesela, o sene okuma yazma ögrenmis vatandas sayisini, eger iktidardaki parti kendi destekledikleri parti ise, yüksek gösteriyorlardi.

veya, yeni su borusu baglanmis köy sayisini, yüksek gösteriyorlardi. vs.vs.

o "yanlis" verilerde, daha sonra genel toplam olarak yayinlaniyordu.

hatta gida maddeleri endeksi ve benzeri konularda gene ayni "sistemle" degisiyordu.

zaten bu yüzden, her hükümet, isbasina gelince ilk önce DIE baskanini ve yönetici kadrosunu degistirirdi.

****

1975 senesinin DIE rapor ve istatistik bilgilerinin saglam olmadigini söyleyebilirim rahatlikla.

simdilerde durum belki biraz daha düzenli hale gelmistir ama gene de ben güvenmiyorum.

****

Türkiye genelindeki 10-14 milyon rakamina ulasan nüfus farkini bana izah edin lütfen.

GSMH yani gayri safi milli hasila denilen rakamlarin dogru olma imkani varmi?

(tekrar edeyim, veriler ayni sekilde elde edilmis degildir)


400 milyar dolar dis borcu, 70 milyona bölünce cikan rakam ile 84 milyona bölünce cikan rakam ayni olurmu?

diger verilerden vazgectim, nüfus sayisi, her türlü istatistiki bilgi icin önemlidir.

aslanpence
18.07.07, 01:25
Hayret su "sahtekar" Rafahyol Hükumeti nasil hep ilk 3e girebilmis bu siralamada?

Haluk
18.07.07, 01:52
Hayret su "sahtekar" Rafahyol Hükumeti nasil hep ilk 3e girebilmis bu siralamada?

Bir Örnek, ben gecenlerde fena gripe yakalanmisdim, gittim Apothekeye, aldim bi Ilac. Huyum kurusun, okudum icerigini..

TAM üc satir Faydalari.. yani ne ise yarar filan.

Sayfanin geri kalan kismi, ver arkasinin tümü yan etkileri!!

Valla eksik olsun dedim, "Faydasindan cok, zarari" varmis yani, attim gitti.

Ne alakami? Cok alaka...


Saygilar

deryatulga
18.10.07, 05:07
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/18/yazar/uras.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/10/18/yazar/uras.html)



http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_uras.gif
Güngör URAS Olayların içinden

Büyüme dolarla değil sabit fiyatla izlenir (1)


Milli gelir (GSMH) bir yıl içinde ülkede üretilen mal ve hizmetlerin parasal değeridir. Önce fiziki mal ve hizmet üretimi belirlenir. Sonra da cari fiyat ile (o yılın fiyatı ile) fiyatlandırılır.
2005 yılı GSMH'si cari fiyat ile 486.4 milyar YTL iken, 2006'da 575.7 milyar YTL oldu. Cari fiyatla yüzde 18.4 oranında arttı.

Cari fiyat demek, enflasyondan şişmiş fiyat demektir. Cari fiyatlara bakarak gerçek mal ve hizmet üretimi ölçülemez. Onun için cari fiyat enflasyondan arındırılır. Bu yapılırken tüm malları içeren özel bir fiyat endeksi (deflatör) kullanılır. 2006 yılı için hesaplanan deflatör (fiyat endeksi) yüzde 11.7 idi. Bu deflatör ile 2006 yılının GSMH rakamını enflasyonun şişkinliğinden arındırılınca (sabit fiyatla) GSMH'deki büyüme yüzde 6 olarak belirlendi.

Önce cari fiyatla hesap
Cari fiyatla hesaplanan GSMH 575.7 milyar YTL, yılın ortalama dolar fiyatı olan 1.44 YTL'ye bölünerek, dolar cinsi GSMH rakamı elde edilir. Bu hesaba göre, 2006 yılı GSMH'si 399.6 milyar dolardır.
2005 yılı GSMH'si 360.8 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. 2006 yılında 399.6 milyar dolara yükseldiğine göre, dolar olarak GSMH 2006 yılında yüzde 10.8 oranında artmış.
Bu rakamların hepsi doğru. Fakat ortada büyük bir rakam karışıklığı var: (1) 2006 yılında GSMH büyümesi, cari fiyatlarla yüzde 18.4 oranında, (2) Dolarla yüzde 10.8 oranında, (3) Sabit fiyatlarla yüzde 6.0 oranında.
Kişi başı GSMH cari fiyatlarla 6.749 YTL'den 7.890 YTL'ye çıkmış, yüzde 16.9 artmış. Dolar olarak yüzde 9.4 artmış. Sabit fiyatla artış yüzde 4.6 olmuş.
Dikkat buyurunuz, 2006'da ne kadar büyüdük derken kullandığımız oran sabit fiyatla GSMH artışı olan yüzde 6 oranıdır.
Büyüme sabit fiyatla izlenir. Türkiye İstatistik Kurumu da (TÜİK) milli gelir hesaplarını 1987 yılını esas alarak, sabit fiyata dönüştürür.
Dolara dönüştürülen GSMH rakamlarındaki artış oranları hiçbir zaman gerçek gelişmeyi göstermez. Dolara dönüştürülen rakamlar esas alınsaydı Türkiye ekonomisi 2006'da yüzde 20.5, 2007'de yüzde 10.8 büyümüş olacaktı.
2006'da ortalama dolar fiyatı 1.44 YTL yerine 1.74 YTL olsaydı, GSMH rakamı 302.2 milyar dolara, kişi başı GSMH rakamı 4.141 dolara düşecekti. Veya dolar fiyatı 1.24 YTL olsaydı, GSMH rakamı 464.3 milyar dolar, kişi başı gelir 6.363 dolar olarak hesaplanacaktı.
Dolar olarak ifade edilen GSMH ve kişi başı GSMH rakamları dolar fiyatına bağlı.

Sabit fiyat gösterir
2002 yılından bu yana sabit fiyatla milli gelirimiz yüzde 32.6 oranında, kişi başı milli gelirimiz sabit fiyatla yüzde 26.6 oranında arttı.
Kişi başı GSMH 2002'de 100 iken, 2006'da 126.6 oldu.
Halbuki dolar olarak 2002'den 2006'ya yüzde 120.9 oranında büyüdük. Kişi başı gelir dolar hesabıyla 100 iken 210.8 oldu. 2.598 dolardan 5.477 dolara yükseldi.
İşte kısa sürede 10 bin dolara çıkması, 2 katı olması beklenen kişi başı GSMH rakamı budur.
Kişi başı gerçek GSMH artışı sabit fiyatla GSMH rakamından izlenir. Her yıl düzenli olarak yüzde 7 büyüyebilsek 10 yıl sonra GSMH rakamını sabit fiyatla ikiye katlayabiliriz. Geliniz görünüz ki, nüfus artışı nedeniyle kişi başı milli gelir rakamımızı katlamak 14 yılı gerektirir.
Fakat dolar fiyatı artmaz, geriler ise, örneğin 1 dolar 1 YTL olur ise, 2 yıl sonra da kişi başı gelir rakamında 10 bin doları yakalarız.
Açık anlatımıyla, kişi başı 10 bin dolar GSMH hedefine ulaşmak ekonominin büyümesine değil, dolar fiyatına bağlıdır.

Dolar olarak ve 1987 sabit fiyatlarıyla milli gelir1987 fiyatlarıyla milli gelirArtışDolar olarak milli gelirArtış2002116.3377.9180.89 224.12003123.1645.9239.23532.2 2004135.3089.9299.47525.120051 45.6507.6360.87620.52006154.34 26.0399.60010.8Artış% 32.6% 120.9

Yarın: Kişi başı 10 bin dolar gelir büyümeye değil, dolar fiyatına bağlı

guras@milliyet.com.tr (guras@milliyet.com.tr)

deryatulga
19.10.07, 04:32
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/19/yazar/uras.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/10/19/yazar/uras.html)



http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_uras.gif
Güngör URAS Olayların içinden

Kişi başı 10 bin dolar, kur fiyatına bağlı (2)


2006 yılında milli gelirimiz (GSMH) cari fiyatla 575.7 milyar YTL, yıl ortası dolar fiyatı 1.44 YTL idi.

Cari fiyatla belirlenen GSMH rakamı dolar fiyatına bölününce dolar olarak milli gelir (GSMH) rakamı elde edilir. Dolar olarak milli gelirimiz 2006 yılında 399.6 milyar dolardır.
Cari fiyatla GSMH (milli gelir) rakamı dolara dönüştürülürken sonucu, yıl ortalaması dolar fiyatı belirler. Eğer dolar fiyatı düşük ise dolarla hesaplanacak milli gelir rakamı büyür. Dolar fiyatı yüksekse dolarla bulunacak milli gelir rakamı ufalır.
2006 yılında 399.6 milyar dolar olarak hesaplanan GSMH rakamı yıl ortalaması nüfus sayısına bölününce kişi başı milli gelir rakamının 5.477 dolar olduğu ortaya çıkar.
Her yıl nüfus 1 milyon kişiye yakın artıyor. Açık anlatımıyla GSMH'yi her yıl daha fazla insan paylaşıyor. İşte bu nedenle kişi başına GSMH'den düşen pay azal&URL])
Kurgu dışı kategoride geçen yılki Pulitzer ödülü 'Emperyal Fatura' (Imperial Reckoning) isimli sarsıcı kitaba verildi. Bu, Britanya'yı 1950'lerde Kenya'da soykırım yapmakla suçlayan tarihsel bir çalışmanın zaferidir. ABD Kongresi bu iddiaya destek verip, Britanya'yı kınayan bir tasarı onaylayacak mı? Elbette hayır. Kongre bu tür yargılarda bulunmak için donatılmadı. Daha da önemlisi bu, Kongre'nin işi değil. Kongre yasa yapmak için var, geçen yüzyıllarda kötülükte bulunanları kınamak için değil.
Yüz binlerce Kenyalının öldürülmesi ve 'Emperyal Fatura'da değinilen 'terör kampanyası, işkence ve soykırım' nedeniyle Kongre'nin Britanya'yı asla kınamayacak olmasının bir nedeni daha var. ABD'deki Kenyalıların seçim kampanyalarına milyonlarca dolar akıtarak Washington'da etkinlik kazanan güçlü bir lobileri yok.


İnkâr ulusal bilinci lekeliyor
Ancak Amerikalı Ermenilerin durumu böyle değil. Yoğun çabaların ardından Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu'nun Türklerin 1915'te Doğu Anadolu'da Ermenilere soykırım yapmakla suçlu olduğunu savunan bir tasarıyı onaylamaya ikna ettiler. Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi de tasarıyı genel kurula getirme sözü verdi. Pelosi böylelikle kendi eyaleti Kaliforniya'daki varlıklı Ermenileri tatmin etmiş oluyor. Bu şekilde, Amerikan siyasal sistemindeki derin yolsuzluğu yansıtan ve ne Ermenistan ne de Ermeniler için iyi olan düşüncesiz bir davranışta da bulunuyor.
Tasarının geçmesi dünyadaki en demokratik Müslüman ülke olan, NATO müttefiki Türkiye'de bir başka Amerikan karşıtı dalga yaratacak. En kötüsüyse, geçen asırdaki mezalimlerden kaynaklanan karşılıklı şikâyetlerle birbirini tüketmek yerine ortak geleceğe dair köprüler kurması gereken Türklerle Ermeniler arasındaki nefreti şiddetlendirecek.
Türkleri soykırımla suçlayan bir tasarıyı ele alan ve böylece onları Nazilerle aynı kefeye yerleştiren Kongre üyeleri iki soruyu yanıtlamalı. İlki, 1915'teki kıyımın bir soykırım teşkil edip etmediği hakkında. Bunun yanıtı soykırımın nasıl tanımlandığına bağlı. BM'nin1948'de kabul ettiği ve 120'den fazla ülkenin onayladığı anlaşma tek bir kişinin öldürülmesinin, hatta tek bir kişiye 'zihinsel zarar' verilmesinin bile soykırım teşkil edebileceğini belirten genel bir tanım içeriyor. 1915'te ne bu anlaşma ne de BM vardı, ama tanıma bakarsak, Osmanlıların Ermenilere karşı yüz binlerce kişinin ölümüne yol açan eylemleri neredeyse kesin biçimde soykırım teşkil ediyor.
Türk yetkililer yıllarca 1915'te yaşananlara dair gerçeği inkâr etmeye çalıştı. Onların bu inkâr kampanyası Türkiye'nin ulusal bilincinin üzerindeki utanç verici bir leke. Bu durumun arkasında, korku ve yalancılıktan oluşan karmaşık bir matris var. Fakat bu mazeret değil. Ermenistan'ın 1915'te yaşananlara dair resmi anlatısı büyük ölçüde doğru. Türkiye'ninkiyse büyük ölçüde yanlış.
Daha esaslı soruysa, Kongre'nin kimlerin soykırım işleyip kimlerin işlemediği hakkında karar almasının gerekip gerekmediği üzerine. Kongre'nin işi siyasi baskıya yanıt vermekse, bu tasarıyı kabul etmeli. Ama eğer uluslar arasındaki barışa katkı sağlamak istiyorsa bunu yapmamalı. Bu tasarıyı geçirmek Britanya, Fransa, Almanya, Hollanda, Rusya, Sırbistan, İspanya, Portekiz, Kamboçya ve Çin'in de soykırım suçlusu olup olmadığına karar verme konusunda Kongre'ye ahlaki yükümlülükler getiriyor; listeye Amerikan yerlilerinin ve Afrikalı siyahların acıları üstünde yükselen ABD'nin kendisini de eklemeli. Ancak Kongre üyelerinden pek azı ahlaki yükümlülük gibi soyut kavramları sergiliyor.
Türkiye'nin konuya ilişkin tavrı yanlış. Fakat Ermeni lobisinin tavrı da yanlış. Lobi uzlaşmayla ilgilenmiyormuş gibi görünüyor. Bu kadar çok çaba sarf edip bu kadar çok para harcadığı tasarı tam da arzuladığı neticeyi üretiyor. Türkiye ve Ermenistan arasındaki uzlaşma çabalarını baltaladığı gibi, Hıristiyan Batı'yla İslam âlemi arasındaki karanlık ilişkide ender aydınlık noktalardan biri olan Türk-Amerikan ittifakını da zayıflatıyor.
Ataları 1915'te Osmanlı Türklerinin elinde yok olan Ermeniler gerçeği hak ediyor. Bir özrü hak ediyorlar. En önemlisiyse, onların mirasını sadece onurlandırmayıp, bu mirasın içlerinden çoğunun on yıllarca umduğu barışa yol açmasını sağlayacak kişileri de hak ediyorlar.
Uzlaşmayı sağlamak daha önemli
Pelosi ve yoldaşları retorik, menfaatçilik ve kampanyalarına katkı hırsının ötesine geçmeyi önemsiyorsa, acil önem taşıyan Türk-Ermeni uzlaşma sürecini geliştirmeye çalışmalı. Fakat onlar acınası ve isyan ettiren sinik siyasi adımlar atmayı seçiyor.
Dış İlişkiler Komisyonu'nun yaptığı yüzünden Türkiye ABD elçisini geri çekti. Bunu Türkiye meclisinin, İncirlik üssünün Amerikan ordusunca kullanımını yasaklaması izleyebilir. Bu durum ve Türkiye'deki artan Amerikan karşıtlığı ABD'nin ulusal güvenliğini zayıflatabilir.
Böylesi sonuçlar yaratan adımlar hepten yanlış değil. 'Parayı veren düdüğü çalar' anlayışının şiddetle geçerli olduğu Washington'da siyasete ahlakın ufacık da olsa nüfuz etmesine herkes sevinmeli. Fakat burada ahlaka karşı reelpolitikanın bulunduğu bir vaka söz konusu değil. Bu, Pelosi'de cisimleştiği üzere Kongre'nin geçici siyasi avantajlar kazanmaya ve ateşli tavırları sakinleştirip, uzlaşmayı güçlendireceği yerde gerilimi artırmaya giriştiğinin üzüntü verici bir başka teyidi. (New York Times gazetesinin eski Türkiye büro şefi, 16 Ekim 2007)

Istanbuli
19.10.07, 09:45
i
Halbuki dolar olarak 2002'den 2006'ya yüzde 120.9 oranında büyüdük. Kişi başı gelir dolar hesabıyla 100 iken 210.8 oldu. 2.598 dolardan 5.477 dolara yükseldi.

Illa ki kötülemek icin elinden geleni, yazar olarak patronun ishine geldigininde, yapacaksin ...

2002´den 2006´ya dolar ne oldu?

Ishte yil bashlari itibariyla kurlar (TCMB)

2002 - 1,426,407
2003 - 1,646,665
2004 - 1,389,282
2005 - 1.3383
2006 - 1.3419
2007 - 1.4266

Bugün 1,1990

Hani nerede o büyük kur farki?

2002deki kur ile bugünkü kuru bile baz alinsa fark %18 , halbuki bu yazar %90 gibi bir kur farki ima ediyor ... Oysa 2006 sonu 2007 bashi dolar neredeyse ayni seviyede ... !!

Ufak atsa´da cicivler de yese ....

Tespitleri gerci ooo kadar yanlish degil , ancak hesap mi bilmiyor yoksa hesap hatasi mi, yada kasit mi , bilemem tabii ...

deryatulga
20.10.07, 07:26
http://www.milliyet.com.tr/2007/10/20/yazar/uras.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/10/20/yazar/uras.html)



http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_uras.gif
Güngör URAS Olayların içinden

Satın alma gücü paritesi ile kişi başı milli gelir 8.954 dolar


Milli gelir (GSMH) rakamını yıl ortası nüfusa bölünce, kişi başı milli gelir rakamı bulunur. Kişi başı milli gelir rakamı ülkede yaşayanların ortalama ne kadar üreterek karşılığında ne kadar gelire sahip olabildiklerini gösterir. Kişi başı gelirin 4 farklı hesaplanma şekli vardır:

(1) Cari fiyatlarla (enflasyondan arındırılmamış fiyatlarla) hesaplanan milli gelir yıl ortalaması nüfusa bölünür. Cari fiyatlarla 2006 yılı geliri 7.879 YTL, yıllık artış yüzde 16.8.
(2) Cari dolar kuru ile hesaplanan milli gelir yıl ortası nüfusa bölünür. Cari dolar fiyatı ile 2006 geliri 5.482 dolar, artış yüzde 9.3.
(3) 1987 yılı sabit fiyatlarıyla hesaplanan milli gelir, yıl ortası nüfusa bölünür. Sabit fiyatla kişi başı milli gelir 2006'da 2.134 YTL'dir. Yıllık artış yüzde 4.8.
(4) Satın alma gücü paritesine göre kişi başı milli gelir, 2006'da 8.954 dolar, artış oranı ise yüzde 9.9'dur.

Alım gücü farklı
"Satın alma gücü paritesi" denilen ölçü sistemi "sanal" bir ölçü sistemidir.
Kısaca, farklı para birimlerinin satın alma gücünü eşitleyen bir değişim oranıdır. Bu oran kullanılarak ortak para birimine dönüştürülen harcamalar, satın alınan mal ve hizmet hacmindeki farklılıkları yansıtarak ülkeler arasında gerçek anlamda karşılaştırma imkânı yaratılmaktadır.
Konuyu basitleştirerek anlatayım: Bin dolar parası olan, New York'ta belli bir yaşam sürer. Ama bin doları Japon yenine dönüştürenin Tokyo'da, euro'ya dönüştürenin Berlin'de, YTL'ye dönüştürenin İstanbul'da bu bin dolar karşılığı satın alabileceği mal ve hizmetler farklı farklıdır.
Bu farkı belirlemenin yolu, her ülkede aynı mal ve hizmetleri içeren bir "alışveriş" sepeti oluşturmak ve de bu alışveriş sepetlerinin her ülkedeki maliyetinin dolar karşılığını bulmaktır.

Yaşam farklı
Örneğin şehir merkezinde 100 m2'lik bir daire kirası, 10 şişe süt, 20 paket sigara, 3 kg et gibi zorunlu harcamalar için New York'ta bin dolar harcandığını varsayalım.
Sonra aynı harcama sepetine İstanbul'da kaç YTL harcandığını bulalım. Varsayalım ki, 800 YTL harcandı. 1 dolar 1.3 YTL'den 800 YTL'nin karşılığı 613 dolardır. Demek ki, doların İstanbul'daki satın alma gücü, New York'a göre daha yüksek. Demek ki, İstanbul'da 1 doların satın alma gücü, New York ile karşılaştırıldığında 1=1 dolar değil, 1.00=1.63 dolardır.
Demek ki, satın alma gücü paritesine göre New York'taki bin dolarlık yaşamı sürdürmek (bin dolarlık alışveriş sepeti) için, Türkiye'de 613 doları bozdurarak YTL ile harcama yapmak ister.
O zaman ABD'deki kişi başı milli gelir rakamı ile karşılaştırırken, gerçekçi bir karşılaştırmaya imkân vermek için, Türkiye'de dolar olarak hesaplanan kişi başı gelir rakamını, satın alma gücü paritesiyle düzeltmek gerekir.
Madem ki New York ile karşılaştırıldığında İstanbul'un satın alma gücü partesi 1.00 dolar = 1.63 dolardır. O halde satın alma gücü paritesi ile kişi başı milli gelir de 5.482 dolar x 1.63 = 8.954 dolardır.
(Açıklama: Bu anlatım kaba anlatımdır. New York - İstanbul örneği sanal örneklerdir. Rakamlar anlatımı basitleştirmek için yuvarlatılarak verilmiştir.)


Kişi başı gelir için 4 farklı hesap şekli var Cari fiyatla1987 sabit fiyatıyla YTL Artış YTLArtış 2002 3.986 53.31. 6706. 4200 35.0 8727.61. 7414.2 2004 5.996 17.91. 8848.2 2005 6.750 12.72.0217.220067.89716.82.115 4.6Artış% 98.1% 26.6Cari dolar Satın alma gücü fiyatıylaparitesi ileDolarArtışDolarArtış20022.5 9822.46.5506.420033.38330.26.8 083.920044.17223.37.62912.0200 55.00820.08.1416.720065.4779.4 8.9549.9Artış% 110.8% 36.7

taycunist
25.10.07, 22:48
AKP Türkiye’yi borca batırdı

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/resimler/1193292851.jpg



AKP Türkiye’yi borca batırdı
58, 59 ve 60. hükümetle 5 yıldır iktidarını sürdüren AKP, Cumhuriyet döneminin borçlanma rekorunu kırdı. Borç stoku 213 milyar doları aştı.

AKP, CUMHURİYET TARİHİNİN BORÇLANMA REKORUNU KIRDI

Erdoğan’a KAMÇI dayanmıyor
İktidar, 5 yıl önce 95 milyar dolardan devraldığı iç borcu 213 milyar dolara çıkardı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında kurulan 58. ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu 59. ve 60. AKP hükümetleri, Cumhuriyet döneminin borçlanma rekorunu kırdı. AKP hükümetlerinin, yaklaşık beş yıllık icraatı döneminde, kendinden önceki tüm Cumhuriyet hükümetlerinin yüzde 127’si kadar iç borçlanmaya gittiği; dış borçlarla birlikte toplam merkezi yönetim borcunu bir kat artırdığı belirlendi. Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin de yaşandığı 56. ve 57. Bülent Ecevit hükümetleri döneminde merkezi yönetim borç stoku yaklaşık 80 milyar dolar artarken, siyasi istikrar dönemi olarak kabul edilen 58., 59. ve 60. AKP hükümetleri dönemindeki artış 132 milyar doları geçti.

‘Yiğitsen kamçıdır’
“Borç yiğidin kamçısıdır derler, ama yiğitsen kamçıdır, değilsen felakettir” diyen Erdoğan döneminde özellikle iç borç artışı, Cumhuriyet tarihinde oluşan toplam stoku aştı. İç borç stokunu 95.2 milyar dolardan devralan Erdoğan, bu yılın Eylül sonu itibariyle 213.3 milyar dolara çıkardı.

Son 10 hükümetin borç stoku
HÜKÜMET Başbakan Başlangıç Bitiş (Milyon $)
50. T. Çiller Haziran 93 Ekim 95 58.417
51. T. Çiller Ekim 95 Ekim 95 58.417
52. T. Çiller Ekim 95 Mart 96 60.686
53. M.Yılmaz Mart 96 Haziran 96 60.696
54. N. Erbakan Haziran 96 Haziran 97 60.371
55. M. Yılmaz Haziran 97 Ocak 99 70.025
56. B. Ecevit Ocak 99 Mayıs 99 71.821
57. B. Ecevit Mayıs 99 Kasım 02 149.905
58. A. Gül Kasım 02 Mart 03 152.312
59. R. T. Erdoğan Mart 03 Temmuz 07 264.672
60. R. T. Erdoğan Eylül 07 - 282.111

Kaynak:www.yenicaggazetesi.com .tr

erhan_tr_26
04.12.07, 00:06
Enflasyon yüksek çıktı

3 Aralık 2007

Türkiye İstatistik Kurumu, kasım ayı enflasyon rakamlarını açıkladı.

Buna göre geçtiğimiz ay tüketici fiyatları (TÜFE) yüzde 1.95, üretici fiyatları da (ÜFE) yüzde 0.89 artış gösterdi.

Piyasadaki beklentiler TÜFE için yüzde 1.5 seviyesinde bulunuyordu. Buna göre gerçekleşen enflasyon beklentilerin biraz üzerinde kaldı.

Kasım sonu itibariyle yıllık enflasyon ise TÜFE'de yüzde 8,40, ÜFE'de yüzde 5,65 oldu. Yılın 11 ayında da, TÜFE yüzde 8,15, ÜFE yüzde 5,78 oranında artış gösterdi.

Kasımda 12 aylık ortalamalara göre yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 8,86, üretici fiyatlarında yüzde 6,75 düzeyinde gerçekleşti.

GIDA İYİ GELDİ, KONUT VE GİYİM YÜKSELTTİ

Açıklanan enflasyonu değerlendiren Finansbank ekonomisti İnan Demir, rakamların beklenenden yüksek geldiğini söyledi. Gıda fiyatlarının etkisinin kasım ayında kısmen azaldığını belirten Demir, ancak özellikle konutta gerçekleşen yüzde 4'lük artışın rakamı yukarı çektiğini belirtti.

Kasım ayında ana harcama grupları itibariyle en yüksek aylık artış yüzde 6.51 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda gerçekleşti. Gıda ve alkolsüz içecekler grubunda isen sadece yüzde 0.55'lik bir artış görüldü. Buna karşılık özellikle konutta görülen yüzde 4.01 ve giyim ve ayakkabı grubundaki yüzde 4.30'luk artış, kasım ayında enflasyonu yukarı çeken en önemli harcama grupları oldu.

Kasım ayında endekste yer alan gruplardan, ulaştırmada yüzde 2,50, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 1,85, lokanta ve otellerde yüzde 1,49, ev eşyasında yüzde 0,43 artış, haberleşmede yüzde -0,06, eğitimde yüzde -0,12, eğlence ve kültürde yüzde -0,28, sağlıkta yüzde -0,67 düşüş gerçekleşti.

PETROL FİYATLARI ÜFE'Yİ ETKİLEDİ

ÜFE’de aylık değişim yüzde 0,89 olarak gerçekleşti. Tarım sektöründe fiyatlar yüzde 0,24 artarken, sanayi sektöründe yüzde 1.06 olarak kaydedildi.

ÜFE sonuçları sanayinin alt sektörler bazında değerlendirildiğinde en yüksek aylık artış yüzde 11,74 ile kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri alt sektöründe gerçekleşti.

Sanayinin üç sektöründen madencilik ve taşocakçılığında yüzde 1,14, imalat sanayinde yüzde 1,11, elektrik, gaz, su sektöründe yüzde 0,34 artış kaydedildi. Bir önceki aya göre endekslerin en fazla artış gösterdiği alt sektörler şu şekilde sıralandı:

Kok kömürü ve rafine edilmiş petrol ürünleri (yüzde 11,74), suyun toplanması, arıtımı ve dağıtımı (yüzde 8,09), basın ve yayım (yüzde 3,84), ham petrol ve doğalgaz çıkarımı (yüzde 3,81), deri mamul imalatı (yüzde 2,52), giyim eşyası imalatı (yüzde 1,84), tütün ürünleri imalatı (yüzde 1,41).

Buna karşılık büro makineleri imalatı (yüzde -6,25), ana metal sanayi (yüzde -2,19), mobilya imalatı (yüzde -2,12), tıbbi, hassas ve optik aletler imalatı (yüzde -1,54) bir ay önceye göre endekslerin en fazla gerilediği alt sektörler olarak sıralandı.

hurriyet.com.tr (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/7805343.asp?gid=196&sz=8710)

Yakamoz
10.02.08, 15:55
1995 - 89,1 %
1996 - 80,4 %
1997 - 85,8 %
1998 - 84,6 %
1999 - 64,9 %
2000 - 54,9 %
2001 - 54,4 %
2002 - 45,0 %
2003 - 25,3 %
2004 - 10,6 %


http://www.tuik.gov.tr/jsp/duyuru/upload/vt/vt.htm

verda
10.02.08, 17:38
RTE hat eben verkündet ,dass die inflationsrate heute bei ca.8 % liegt.

carekanli
10.02.08, 18:59
RTE hat eben verkündet ,dass die inflationsrate heute bei ca.8 % liegt.

hört sich gut an, aber seien wir mal ehrlich. alles was über 2 prozent liegt ist zu viel, ideal wäre natürlich eine inflation von 0% aber sowas gibt es kaum in einem land.

verda
10.02.08, 19:05
hört sich gut an, aber seien wir mal ehrlich. alles was über 2 prozent liegt ist zu viel, ideal wäre natürlich eine inflation von 0% aber sowas gibt es kaum in einem land.

na klar wäre eine 0% rate ideal,aber wenn man bedenkt wie hoch die inflation vor 10 jahren war,sieht es doch sehr vielversprechend für die zukunft aus...

Detan
10.02.08, 19:23
hört sich gut an, aber seien wir mal ehrlich. alles was über 2 prozent liegt ist zu viel, ideal wäre natürlich eine inflation von 0% aber sowas gibt es kaum in einem land.

Nicht ganz. Ideal für eine VW, ist eine Teurungsrate zwischen 1,4 und 2% (so um den Dreh).

Yakamoz
10.02.08, 19:31
Da gibts dann aber auch kein jährliches Wirtschaftswachstum von 5% mehr, dass ist wohl klar.

Tolga'
27.02.08, 16:25
Türk Lirası dönemi başlıyor

YTL tedavülden kalkıyor. 200 TL'lik yeni banknotlar çıkacak, müzik ve sanat tarihinin önemli isimleri paraların üzerinde hayat bulacak.

Paradan altı sıfır atarak üç yıl önce piyasaya sürülen YTL yıl sonunda tedavülden kalkıyor. 1 Ocak 2009'dan itibaren kâğıt parada 'Y' ibaresi olmayacak ve piyasada yeniden Türk Lirası dönemi başlayacak.

Banknotlarda boyut, renk, tasarım ve güvenlik özellikleri açısından da değişikliğe gidilecek. Çok fazla rağbet görmeyen kâğıt 1 Yeni Türk Lirası piyasadan çekilirken, 200 TL'lik yeni banknotlar çıkarılacak. Kâğıt paralardaki resimlerde de değişim yaşanırken Türk tarihinde önemli yer edinmiş şair, matematikçi, düşünür, müzik ve sanat tarihi ile ilgili önemli şahsiyetler yeni paraların üzerinde hayat bulacak. Bu isimlerden birinin Türk dil ve edebiyatının en büyük şairlerinden Yunus Emre olacağı ifade ediliyor. Gündeme gelen bir diğer ismin ise Erzurum'un düşman işgalinden kurtarılmasında önemli başarılar elde eden Nene Hatun olduğu öğrenildi.

Kaynaklar, özellikle Türk tarihinde önemli yer edinmiş isimlerin resimlerinin yılbaşından itibaren dolaşıma girecek TL'de yer alacağını belirterek, "Farklı alanlarda tarihe mal olmuş isimleri Türk Lirası'nda göreceğiz. Ama bu kişiler sadece 14 ve 15. yüzyıllarda yaşamış isimlerden oluşmayacak. Bu kişilerin seçimi yakın tarihe mal olmuş isimlerden de olacak." dedi. Öte yandan henüz hangi isimlerin olacağına ilişkin net bir karar vermediklerini aktaran kaynaklar, yeni tasarım ve arka yüz portre resimlerinin tanıtım toplantısına kadar açıklanmayacağını vurguladı. Konuya ilişkin son kararı banka yönetimi sonbaharda verecek. Türk Lirası banknotlarda, sahteciliğe karşı dünyadaki teknolojik gelişmelere uygun olarak yeni geliştirilmiş güvenlik önlemlerine de yer verilecek. Kağıt, mürekkep, yazılım gibi farklı unsurlara işlenecek yeni güvenlik önlemlerinin bir kısmı "zamanı gelince" kamuoyuyla paylaşılacak. Avrupa Birliği'nin Euro'ya benzediği için şikâyet ettiği madeni para da değişime uğrayacak. Kalpazanların gözdesi 1 YTL'l erin alaşımı ve ebatları yenilenecek.

Cumhuriyet'in dokuzuncu serisi

Kâğıt para, tahvil ve bono, hisse senetleri gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesine emisyon adı veriliyor. Cumhuriyet tarihinin ilk emisyonu 'Birinci Emisyon (E1) Grubu' adıyla 5 Aralık 1927 günü gerçekleştirildi. O dönemde merkez bankası henüz kurulmadığı için bu paralar bir İngiliz şirketi tarafından hazırlandı ve basıldı. Yaklaşık 10 yıl boyunca tedavülde kalan bu paralar, ikinci dönemde Latin harfleriyle hazırlanan paralarla değiştirildi. 'İkinci Emisyon (E2) Grubu, 1937-44 yılları arasında piyasaya sürüldü. Bu paraların en büyük özelliği üzerinde hem Atatürk hem de İsmet İnönü'nün portrelerinin yer almasıydı. 'Üçüncü Emisyon (E3) Grubu' 1942-47 yılları arasında yedi tertip halinde, İngiltere, Almanya ve ABD'de de bastırıldı. 'Dördüncü Emisyon (E4) Grubu' içinde en az farklı değerde banknotun bulunduğu seri oldu. Amerika Birleşik Devletleri'nde basılan bu paraların tamamının üzerinde 'Milli Şef' İnönü'nün resmi bulunmaktadır. Beşinci grup ise Demokrat Parti döneminde piyasaya sürülür. Bu seride halk arasında çok iyi bilinen 'mor binlik'ler bulunmaktadır. Türk Lirası'nın Amerika ve İngiltere'de basılmasından rahatsız olan Adnan Menderes'in talimatıyla kurulan Banknot Matbaası'nda basılmıştır. Serinin altıncı bölümü ise 1966-83 yılları arasında dolaşıma çıkarılır. 1979 yılında piyasaya sürülmeye başlanan 'Yedinci Emisyon (E7) Grubu' ise halk arasında 'enflasyon dönemi banknotları' olarak bilinmektedir. 20 milyon liralık banknotların da yer aldığı bu serinin ardından 28 Ocak 2004 tarihinde paradan sıfır atılmasıyla oluşan YTL serisi piyasaya sürüldü. 2009'da piyasaya sürülecek olan 'E9 Emisyon Grubu' ise serinin en yeni halkası olacak.

Hoşgörü ve kahramanlığın sembol isimleri parada

Merkez Bankası'nın liranın üzerinde abideleştirmek istediği Yunus Emre ve Nene Hatun, Anadolu coğrafyasının tarihine damgasını vurdu. Anadolu'nun Moğol istilasına uğradığı bir dönemde İslam tasavvufu ve akidesinin ayakta kalmasını sağlayan isimlerden birisi olan Yunus Emre, söylemleri ile Türk-İslam birliğinin oluşumuna büyük katkı sağladı. Nene Hatun ise '93 Harbi' olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sırasında küçük yaştaki oğlunu ve üç aylık kızını evde bırakarak, Erzurum savunmasına katılan genç bir gönüllüdür. Şehrin güvenliğini sağlayan Aziziye Tabyası'nın geri alınmasında büyük yararlılıklar göstermiş, çatışmaların sona ermesinden sonra da yaralıların tedavisi için uğraşmıştır. Vatan sevgisinin en güzide örneklerinden birisini sergileyen Nene Hatun, Türk tarihinin en önemli kahramanlarından birisi olarak gösterilmektedir.


http://content.zaman.com.tr/2008/02/27/para.jpg

Quelle (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=657291)
______________________________ _____________

Es werden jetzt neue Fotos von Dichtern, Mathematikern, Philosophen anstatt Atatürk drauf sein. Was denkt ihr darüber?

Haluk
27.02.08, 16:28
Millet daha agizindan Milliyonu düsüremedi... :lach:

Kime sorsan, Milliyon olarak hesapliyor geliri gideri

Kakaleyze
27.02.08, 16:28
Nur ein Satz!

Ich finds Scheiße!

:mad:

nsonuc
27.02.08, 16:38
Millet daha agizindan Milliyonu düsüremedi... :lach:

Kime sorsan, Milliyon olarak hesapliyor geliri gideri

Haha.... Du hast recht!!!..:clap: Bizim Türk milleti birseyi tutturdumu tutturuyor.. Aradan gecmis 3 sene hala kasabda, manavda millet milyonla hesap yapiyor.
Ich glaub die einzigen die mit YTL rechnen sind die Türken aus dem Ausland.

nsonuc
27.02.08, 16:40
Nur ein Satz!

Ich finds Scheiße!

:mad:

Wieso findest Du es Scheisse??
Ich fand YTL voll scheisse!!! Gut das sie es jetzt abschaffen.:clap:

nilu
27.02.08, 17:01
Wieso findest Du es Scheisse??
Ich fand YTL voll scheisse!!! Gut das sie es jetzt abschaffen.:clap:


gut fand ich, dass sie die nullen abgeschafft haben.

ob tl oder ytl, who cares.

Yigit Efe
27.02.08, 17:08
Yani Atatürk kagit paralardan kalkacakmi? Yaziklar olsun! Bence ön tarafa hep Atatürk gelmeli ve arkasinada ülkemizin güzellikleri

Tolga'
27.02.08, 17:21
Yani Atatürk kagit paralardan kalkacakmi? Yaziklar olsun! Bence ön tarafa hep Atatürk gelmeli ve arkasinada ülkemizin güzellikleri

Benim anladigima göre kalacak ama hepsinde degil. Ben böyle anladim :D

KingTurek
27.02.08, 17:25
Millet daha agizindan Milliyonu düsüremedi... :lach:

Kime sorsan, Milliyon olarak hesapliyor geliri gideri

Milyon varkende hep fiyat sorunca "iki lira", "bes lira"... diyorlardi....

Yigit Efe
27.02.08, 17:25
Benim anladigima göre kalacak ama hepsinde degil. Ben böyle anladim :D

cünlü o makaledeki yeni banknot fotografinda bir portre banknotun ön tarafinda, yani atatürkün yerine basilmis

KingTurek
27.02.08, 17:28
cünlü o makaledeki yeni banknot fotografinda bir portre banknotun ön tarafinda, yani atatürkün yerine basilmis

Atatürk'ü adim adim silmek istiyorlar normal hayattan.
Benim sahsi düsüncem.

carekanli
27.02.08, 17:29
es reicht wenn man atatürks bild auf einer banknote vorfindet, es ist ja nicht so das unsere geschichte sonst keine nennenswerte persönlichkeiten hervorgebracht hätte. namen hätte ich zu genüge die ich für würdig fände.
nur eines gibt mir zu denken. 200 lira banknote? wiso? ist die inflation schon wieder so hoch das man eine grössere note braucht oder ist die nachfrage so hoch?

Haluk
27.02.08, 17:31
Yani Atatürk kagit paralardan kalkacakmi? Yaziklar olsun! Bence ön tarafa hep Atatürk gelmeli ve arkasinada ülkemizin güzellikleri

Wo steht das?

Eski bin Liralarda war auch Fatih Sultan zu sehen auf der Rückseite?

Ich denke das wird wieder so sein, vorne Atatürk und hinten andere Persönlichkeiten.

Haluk
27.02.08, 17:34
nur eines gibt mir zu denken. 200 lira banknote? wiso? ist die inflation schon wieder so hoch das man eine grössere note braucht oder ist die nachfrage so hoch?

Nein aber bei grösseren Anschaffungen oder Geld Transfers ist es sicher nutzbringend.

Sowie der 500€ Schein in Europa...

Als Zahlungsmittel im Alltag taugt der kaum was :lach:

Gök Türk
27.02.08, 17:34
Yeni paranin üstüne Nene Hatun'un resmi basilacakmis. Malum Nene Hatun kapaliydi. Acaba onun resminin bulundugu parayla kamusal alanda ödeme yapabilecek miyim, yoksa tüccarla bir camiinin icine mi girmek zorunda kalacagim?

Haluk
27.02.08, 17:38
Yeni paranin üstüne Nene Hatun'un resmi basilacakmis. Malum Nene Hatun kapaliydi. Acaba onun resminin bulundugu parayla kamusal alanda ödeme yapabilecek miyim, yoksa tüccarla bir camiinin icine mi girmek zorunda kalacagim?

Kamu malina saygisizlik mi oluyor acaba simdi bu hal :brüll:

Mirage
20.03.08, 22:09
In der Hoffnung, dass die türkische Version der französischen entspricht!:lach:

Türkiye’nin Kalkınma Sonuçları


Son dört yıl boyunca, ortaokullardaki Türk kızlarının sayısı 2001 – 2002 döneminde % 42 iken 2005 – 2006 döneminde % 51’e yükselmiştir. Bir iş açmak için gereken süre 2003 yılında otuz sekiz gün iken bu rakam 2006 yılında dokuz güne düşmüştür. Marmara depreminden sonra evsiz kalan mağdur insanların faydalanması için 34,000 daire inşa edilmiştir. Bu örnekler, Türkiye’nin yoksulluk oranlarını düşürmede, sağlık ve eğitim koşullarını iyileştirmede ve ülkenin makroekonomik ortamını güçlendirmede nasıl dramatik adımlar attığına dair birkaç örnektir. Dünya Bankası, öneri ve kaynak sağlamak ve diğer ülkelerdeki benzer projelerden elde edilen deneyimleri paylaşmak suretiyle bu gelişmelere katkıda bulundu.

Ekonomi

Türkiye, yoksulluğu azaltma konusunda son derece etkili olarak 2002 yılında % 27 olan yoksulluk oranını 2006’da % 18’in altına düşürdü. Bu rakamlar, iyileşen sağlık koşulları ve daha iyi eğitim ve çocukları için daha iyi yaşam koşulları da dâhil olmak üzere, sürdürülebilir kalkınmanın meyvelerini toplayan, nüfusun büyük bir kesimini temsil ediyor.

Hükümetin girişimci reform çabaları ülkenin makroekonomik durumunda gelişmelere yol açtı. Ülke, 2001 yılından bu yana genel ekonomik koşullarında sürekli bir ilerlemeye tanıklık etti. Bu ilerlemeler arasında, son beş yıl boyunca % 7 oranında kaydedilen Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla büyümesi ve 2001 yılında % 55 olan enflasyonun 2005 yılında % 7,7 gibi, tarihinin en düşük değerine ulaşması sıralanabilir.

Daha iyi Sağlık Koşullarının bir Öncelik Haline Getirilmesi

Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan verilere göre, Türkiye, 1998 yılında her 1.000 canlı doğumda 43 olan bebek ölümleri sayısını 2005’te her 1.000 canlı doğumda 24’e düşürmek suretiyle önemli bir gerileme sağlayarak bu alanlarda gerçek gelişmeler kaydettiğini gösteriyor. Dahası, doğumda yaşam beklentisi şu anda 72 yıldır. Bu sonuçlar, sağlık sektöründeki bir dizi girişim ve halen sürmekte olan temel reform çabalarından ileri gelmektedir.

Sağlık Dönüşüm Projesi ve Programa Dayalı Kamu Sektörü Kalkınma Politikası Programı altında Türk Hükümeti, Evrensel Sağlık Sigortasına giriş de dâhil olmak üzere sağlık sektörünün kapsamlı reformuna yönelik çok önemli adımlar atmıştır. Evrensel Sağlık Sigortasının amacı, halen hiçbir surette herhangi bir sağlık sigortası kapsamında olmayan tahminen 10 milyon kişi de dâhil olmak üzere tüm Türk vatandaşlarını kapsayan bir sağlık sigortasını etkili bir şekilde sağlamaktır.

Önceki sistem, bazı hastanelerin sadece belirli gruplar tarafından kullanılması ve hasta bakım koşullarında son derece eşitsizlik olması gibi nedenlerden dolayı fazlasıyla bölünmüş bir sistemdi. Yeni sistem, daha iyi sağlık koşullarının tüm vatandaşlar için geçerli olmasını amaçlar ve Hükümet, Türkiye’deki fakir insanlar için prim ödemelerini sübvanse etmeyi planlıyor. Hükümetin son derece kapsamlı reform programı ayrıca birinci kademe (temel) sağlık hizmetlerinin sağlanması için aile hekimliğinin başlatılması ve hastalarına sağlık hizmetleri verirken verimliliklerinin ve etkililiklerinin artması için devlet hastanelerine daha fazla özerklik ve sorumluluk verilmesi gibi konular da dâhil olmak üzere diğer önemli girişimleri de içerir.

.

Sürdürülebilir Doğal Kaynak Yönetimini Destekleme

Türkiye, bölgede biyolojik açıdan en çok çeşit olan ülkelerden biridir. Örneğin, Türkiye’nin 10.000 bitki türünün yaklaşık 1.200 tanesi bu ülkeye özgüdür ve bunlar sadece Türkiye’de bulunur. Buna ilaveten, Türkiye’de kuşların yuvalanması için doğal ortamlar sağlayan bol miktarda sulak alan ve mevsimlik göçleri süresince Afrika ve Avrupa arasında uçarken geçen çok sayıda kuş için besin kaynağı olan 100’ün üzerinde Önemli Kuş Alanı belirlenmiştir. Ancak Türkiye’nin zengin biyolojik çeşitliliğine rağmen ülkede çok az sayıda bakir alan kalmıştır. Temel sorun tüm ilgili yerel toplulukların kendi yönetimlerindeki arta kalan doğal alanların korunmasıdır. Biyolojik çeşitlilik ve Doğal Kaynakları Yönetme Projesi vasıtasıyla Hükümet, topluluklarla öncelikli 4 doğal koruma alanının geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesinde beraber çalışmış ve bu alanlardan öğrenilenler ülke genelindeki diğer 9 projeye eklenmiştir.

Anadolu Su Havzaları Rehabilitasyon Projesi (ASHRP) çerçevesinde daha fazla bozulma (degradasyon), erozyon ve kirlilik olmaması açısından bozulan alanların korunması için topluma dayalı mikro - havza (MH) planları hazırlandı ve hâlihazırda 76 köyde uygulanıyor. Bunlar, projeden yararlanacak 120 kadar ilave köyün ilk grubunu oluşturacak ve diğer bağış yapanlar tarafından sağlanan benzer çabaları tamamlayıcı nitelikte olacak.

İleriye Doğru

Türkiye, kadastro sisteminin ve tapu sicil sistemlerinin modernleştirilmesi, enerji sektörünün verimliliğinin arttırılması ve büyümeleri için gereken sermayeye ulaşım amacı ile gelişmekte olan işletmelere yardım edilmesi de dâhil olmak üzere bir dizi sektördeki kalkınmasında, ilerleme kaydetmiştir. Ülke genel olarak ileri gitmekte ve sonuçlarını da görmektedir.

- ### -
http://web.worldbank.org/WBSITE/EXTERNAL/ACCUEILEXTN/NEWSFRENCH/0,,contentMDK:21685466~menuPK: 1082261~pagePK:34370~piPK:3442 4~theSitePK:1074931,00.html

Der Artikel ist leider nicht auf deutsche verfügbar, jedcoh auf englisch.

deryatulga
06.05.08, 05:46
Başkanı 26 yıllık arkadaşı yaktı
HÜSEYİN SÜMER
06/05/2008


Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, geçen hafta, cari açığın 39,2 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkacağını açıkladı.

Ardından Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, enflasyon hedefinin revize edileceği sinyalini verdi. Yetmedi hafta sonu Bakan Şimşek ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan bir araya gelip bu kez Faiz Dışı Fazla'nın (FDF) ulusal gelire oranını yüzde 3,5'e düşürdüklerini açıkladılar. Dolayısıyla ekonomide üçüncü büyük revizyon da yapılmış oldu.

Bütün bu gelişmeler çok hızlı gerçekleşti. Her şey AK Parti'ye açılan kapatma davası ile birlikte ivme kazandı. Bütün kafalar karıştığı gibi rakamlar da değişmeye başladı. En çok merak edilen soru ise 'Parti kapatılınca ne olacak?' Öyle anlaşılıyor ki, AK Parti'nin kapatılacağına herkes inanmış durumda. İnanmayan tek kişi var, o da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Ankara'da birçok bürokrat mevcut durumun nereye gideceğini merak ediyor. Evet, başkentte bürokratlar işleri iyice yavaşlattı. Yeter ki bürokrasi puslu hava görmesin. Anında frene basıyor. Kapatma davası ile birlikte yavaş yavaş çıkan yabancı paranın yanı sıra daha önce yatırım kararı alan birçok firma da son günlerde sırra kadem bastı. Düne kadar, 'ekonomik veriler iyi ama vatandaşa tam yansımadı' derken bu kez artık rakamlar da kapatma davası karşısında eriyor.

Devlet Bakanı Şimşek ve Maliye Bakanı Unakıtan, faiz dışı fazla hedefini 0,7 puan indiriverdi. Hükümet böylesine bir ortamda her ne kadar kabul etmek istemese de, ekonomiyi gevşetmiş ve para musluklarını açmış görünüyor. Bu konuda IMF de ikna edildi. Artık gözler, büyümeye feda edilen enflasyona çevrilmiş durumda. Şimdi de Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, enflasyon hedefini yukarı çekme sinyali verdi. MB, 2008 yılı için yüzde 4 olarak koyduğu hedefin iki katını aşarak 9,3'e çıkacağını tahmin ediyor. Yüzde 4'lük hedefin revize edilmesi konusunda henüz bir karara varılamadı.

Peki bu pergel niçin bu kadar açıldı? Aslında iki yıldır enflasyonu ıskalayan Merkez Bankası'nın son açıklaması enflasyonla mücadelede havlu attığının ilanıdır. Bu, enflasyon hedeflemesi rejiminin iflasının açıkça itirafıdır. Bu konuyu daha iyi anlamak için bir önceki başkan Süreyya Serdengeçti dönemine göz atmakta fayda var. Hükümetin Avrupa Birliği'ne katılım öncesi hazırladığı 3 yıllık ekonomik program ve 3 yıllık bütçeye paralel olarak ortaya koyduğu rakamlar gelinen süreci özetliyor, aslında. Dönemin MB Başkanı Serdengeçti, 2006'da yüzde 5 olarak hedeflenen enflasyonu 2007 ve 2008 için yüzde 4 olarak belirlemişti.

O günlerde MB, enflasyon hedeflerini çok düşük tutmuş ve kamuoyunda da tartışmaya sebep olmuştu. Şimdi fatura mevcut başkana kesilmiş durumda. Bu nedenle Durmuş Yılmaz'ın işi çok zor. Şu anda ben, enflasyonda teslim bayrağını çeken başkanın 26 yıllık mesai arkadaşı Serdengeçti'nin ne yaptığını merak ediyorum. Serdengeçti, sinyal veren küresel piyasalardaki dalgalanmayı öngörebilseydi bugün halefi Durmuş Yılmaz geri adım atmak zorunda kalır mıydı?

Bu sorunun cevabını vermek zor değil. Şimdi toplumun önde gelen isimleri enflasyonda gelinen noktaya isyan ediyor. Bunlardan birisi Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir. Başkan, yüksek çıkan nisan ayı enflasyon verilerini değerlendirirken suçun Merkez Bankası'nda aranması gerektiğinin altını çiziyor. Bankanın enflasyonla mücadelede ne yazık ki düzenli bir geri çekilme yerine, bozguna uğramış bir ordu gibi panik içinde kaçmayı tercih ettiğini vurguluyor.

Tabii Durmuş Yılmaz da gelinen süreçten memnun değil. O nedenle kendisini savunmak adına, 'hedef enflasyona değil enflasyon tahminimize bakın' derken 26 yıllık arkadaşı Serdengeçti'ye de sesleniyor. Oysa MB'nin, koyduğu hedeflerde yere sağlam basması ve gerçekçi hedefler koyması gerekirdi. Aksi takdirde Merkez Bankası güvenilirliğini yitirecektir.

Der Schakal
28.08.08, 22:22
Türkei führt neue Geldscheine ein
Die türkische Zentralbank wird im Januar des kommenden Jahres neue Geldscheine einführen. Anstelle der bisherigen Neuen Türkischen Lira werde die Landeswährung dann wieder Türkische Lira heißen, berichteten Medien am Donnerstag.

http://www.dolomiten.it/nachrichten/artikel.asp?ArtID=123022&p=4&KatID=c

deryatulga
13.03.09, 12:07
13 Mart 2009, Cuma
Hurşit Güneş
Cumhuriyet rekorları

Başbakan sık sık, cumhuriyet tarihinde yapılmamış işlerin AKP iktidarında tamamlandığını söylüyor. Doğru olabilir. Bunun iki örneği de bu hafta yaşandı. Biri döviz kurunun geldiği düzey, diğeri de bir ay içinde sanayinin gösterdiği en büyük küçülme oranı! Bu veriler krizin bizi teğet geçtiği veriler. Geçmeseydi ne olacaktı? Döviz kuru konusunda Merkez Bankası yerinde, zamanında (daha erken olsaydı da hatalı olurdu) ve oldukça etkili bir önlem aldı; döviz satış ihalelerini başlattı. Faiz indirimleri konusunda da artık gaza gelmemesinde yarar var. MB şu ara faizi yüzde 3’e indirse bile talep ayağa kalkmayabilir. Sadece uzun vadede enflasyonist etkiler satın alınmış olur. Tekrarla hatırlatalım:

Para politikası etkin olamaz
ABD’de para politikasında gevşemeye büyük gereksinim vardı. Bunun da başlıca enstrümanı faiz. FED faizinin (hatalı olarak gecikmeli ve kademeli de olsa) inmesinin büyük yararı vardı, çünkü küresel kriz konut sektöründeki sıkıntılardan kaynaklandı. Konut kredilerinin ipotek karşılıklarının değeri düşünce yatırım bankaları da sıkıntıya girdi. Bu arada birçok büyük şirket de nakit akışı sorunları nedeniyle batma noktasına geldi. Kısacası, ABD’de hem para politikasından daha çok bekleniyor, hem de etkinliği daha fazla. Oysa Türkiye’de farklı. Çünkü bireysel kredi kullanımı tüm alışverişler içinde sınırlı bir paya sahip. Yatırımların ayağa kalkması için ise faizin inmesi değil, güvenin telafisi gerekiyor. Öylesi bir gelişme de yakın sürede gözükmüyor.
Bütçe yönetiminde de sorunlar büyüyor. Açık giderek artıyor. Durgunluk derinleştiği için de başta vergi tahsilatı düşüyor. Harcamalar ise seçim öncesi bol kepçe sürüyor. Bu durumda açık büyüyor ama yapılabilecekler daha kısıtlı hale geliyor.
Pazartesi açıklanan verilere göre, ara malı üretimi (bir önceki yılın aynı ayına göre) yüzde 24, dayanıklı tüketim malı üretimi yüzde 25.4, yatırım malları üretimi ise yüzde 45 düşmüş. Olağanüstü düşüşler. Özellikle yatırım malları üretimindeki düşüş sanayinin bu krizin pek de kısa vadede atlatılamayacağına inandığını gösteriyor. Yukarıdaki tablodaki temel sektörlere bakılırsa, gerilemenin çok daha büyük ve emek yoğun sektörlerde olduğu görülür. Yani hızla artacak bir işsizlik kapının eşiğinde bekliyor.
Benzer bir düşüş 2001 yılının kasım ayında da gerçekleşmişti. Düşüş yüzde 14.4’tü. Ancak bu bir kez olmuş ve şubat krizinden tam 9 ay sonra gerçekleşmişti. Oysa ekim krizinden bu yana 4 ay geçti ve sanayi daralması yüzde 21 oldu. Demek ki, çok daha kötü bir krizin eşiğinde ya da ortasındayız. 2001 yılında ekonomi yüzde 5.7 daralmıştı. Bu yıl ekonomi yüzde 7-8 daralırsa hiç şaşmamalı. İşte o da bir cumhuriyet rekoru olabilir. Başbakanın sırf seçimlerde bütçeyi istediği gibi yönetmek istemesi nedeniyle IMF ile anlaşmaya gitmemesi Türkiye’ye büyük zarar verdi. İşin gerçeği ise, hükümet krizi küçümsedi ve anlayamadı. IMF ile anlaşmaya pek de gerek yok sandı. Zaten Başbakan bunu ifade de etti: “Öderiz 8 milyar doları, geçer gider” dedi. Şimdi Türkiye ekonomisi bir başka cumhuriyet rekorunun eşiğinde: En büyük milli gelir daralması!