Seite 1 von 2 12 LetzteLetzte
Ergebnis 1 bis 15 von 26

Thema: Erol Güngör

                  
   
   
  1. #1
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard Erol Güngör

    Erol Güngör hocadan bugüne..

    24.04.2007
    SERVET KABAKLI
    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]

    BENİM candan azîz gönüldaşlarım, bugün Türkiye’nin 20’inci yüzyılda yetişen en büyük mütefekkirlerinden birini, genç yaşında, en verimli çağında kaybedişimizin 24’üncü yıldönümü... Aynı gönül iklîminde, “Kendi Gökkubbemiz” altında haysiyetimizle yaşadığımız için, Prof. Dr. Erol Güngör’den bahsettiğimi anlamış olmalısınız.

    Ahi Evren diyarı Kırşehir’in bu “mümtaz” evladını, 70’li yılların başından itibaren, milliyetçi muhafazakâr gazete ve dergilere yazdığı yazılardan tanıyordum. Çağdaş Türk Milliyetçiliği’ni bize öğreten o makalelerin sahibi olan genç ilim adamını, 1979 yılında tanıma şerefine eriştim. Erol Güngör hocamız, ilim adamlığıyla, insanlığıyla, etrafına güven aşılayan, az ve öz konuşan, konuştuğunda sohbetini dinleten, yazdığında okutan bir tevazu âbidesiydi. O, “yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyenlerin”, halka rağmen halkçılık yapmaya kalkanların, ahlâk fukarası olmalarına rağmen etikçilik taslayanların, fikir ve ilim namusundan yoksun olmalarına rağmen aydın geçinenlerin aksine, millî ve manevî değerlerimizi çağdaş ölçülerle kucaklayan, kendisini baş tâcı ettiği milletinin hizmetine adayan, fikir namusuna sahip gerçek bir ilim adamıydı, katıksız bir aydındı. Sadece öğrencilerinin, kendisinden yaşça küçük olanların değil, hocalarının, yaşça büyük olan dostlarının da hürmetini kazanmış bir dâvâ adamıydı.
    Erol Güngör hocanın Konya Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü’ne atandığı haberini aldığımızda, rahmetli Kabaklı hocamızın; “Bugünleri de görecek miydik” diyerek, sevinç gözyaşları içinde telefona sarılışı, kendisini ve değerli eşi Şeyma hanımı tebrîk edişi hâlâ gözlerimin önündedir. Erol Göngör hocamız, 44,5 yaşında, hayatının baharındayken ve rektörlük vazifesini sürdürürken veda etti bu fânî dünyayaÖ Cenab-ı Hakk’ın huzuruna giderken, millet sevdasıyla yazdığı biri birinden değerli 18 kitap, binlerce makale ve tebliğ ile talebe bıraktı; gencecik bir ilim hanımı olan eşi Şeyma Güngör’ü ve çok sevdiği hocası Mümtaz Turhan’ın adını verdiği 6 yaşındaki evladını gözü yaşlı bıraktı... Ne mutlu Erol Güngör hocaya ki ardında bıraktığı eserlerden istifade ediliyor, talebeleri ilmî değerlerden şaşmadan, vatan, millet ve devlet sevgisi üzere hizmetlerini sürdürüyorlar. Vefakâr eşi Prof. Dr. Şeyma hanımefendi ablamız, tıpkı kendisi gibi binlerce hayırlı talebe yetiştirmeye devam ederken, Turhan Güngör gibi bir hayırlı evlat da büyüttü. Erol hocamızın amel defteri kapanmadı, inşallah mahşere kadar da kapanmayacak...
    Vicdan hürriyeti...
    Azîz dostlarım, Erol Güngör’ü 1983’ün 24 Nisan’ında Hakk’a uğurladık. Türkiye o gün de laikliğin ne manaya geldiğini tartışıyordu, bugün de... Demokrasiyi, din ve vicdan hürriyetini o darbe rejimi günlerinde çok arıyorduk; maalesef çeyrek asır sonra bu defa mercekle arıyoruz... Türk Milliyetçileri o gün de en ağır hakaretlere maruz kalıyorlardı; asıl hedefleri Müslüman Türk’ü ortadan kaldırmak, Türkiye’yi bölmek, parçalamak ve yutulacak lokma haline getirmek olan “tek dişi kalmış canavarlar” ile içimizdeki “mankurtları”, bugün de her fırsatta milliyetçiliğe saldırıyorlar.
    Yaşı müsait olanlar hatırlayacaklardır. Şimdilerde “kamusal alan” zırvalarıyla katmerlenen başörtüsü zulmünün temeli, 1980 darbesi sonrasında atılmıştı. O sıralarda çok şükür ki “İslam’a kara sürmek adına adam boğazlattırma provakasyonları” yapılmıyor, yaptırılmıyordu...
    İşte, “Din ve vicdan hürriyetleri gereği başını örten genç kızlarımızın üniversitelere sokulmamasına yönelik kıyafet yönetmeliği çıkarılıyor” haberleri üzerine; 1982 Şubat’ında yayınladığımız Türk Edebiyatı dergisinin 100’üncü şeref sayısına kapak olan “Vicdan Hürriyeti Kadın hakları vesaire” başlıklı yazısında, Erol Güngör hocamız, bakınız neler anlatıyor:
    “Bir Türk’ün yabancı ülkelerde gördüğü hürriyet karşısında hayrete düşmesi esef vericidir. Çünkü bugün bizim örnek aldığımız ülkelerde vicdan hürriyeti vaktiyle Türkiye örnek alınarak yerleşmişti. Dünyanın her tarafından, özellikle Avrupa’dan her cins ve mezhebe mensup insan Türkiye’ye gelerek huzur bulurdu; çünkü yine onların söylediklerine göre, Türklerin ülkesinde Allah’a ve padişaha karşı çirkin sözler söylememek şartıyla her türlü inanç ve ibadet serbestti. Bu geleneğin en göze çarpıcı misallerine Selçuklu Türkiyesinde rastlıyoruz ki, Selçuklu sultanları Hıristiyan prenseslerle evlendikleri zaman onları din değiştirmeye zorlamazlar, üstelik yanlarında papaz getirmelerine, hatta sarayın bir tarafında ibadethane açmalarına bile müsaade ederlerdi. O tarihte Hıristiyan dünyasının halini anlatmaya gerek görmüyorum...
    ...Vicdan hürriyeti sadece bir demokratik rejim gereği değildir, çok sağlam bir ilmî dayanağı vardır.”
    Laikler (!) ve milliyetçilik...
    İşte Erol Göngör hocamızın çeyrek asır önce yaptığı önemli tespitler... Okuyalım ve düşünelim kaç arpa boyu yol gittiğimizi...
    İlki “Sosyal Meseleler ve Aydınlar(*)” adlı eserinden...
    “...Türkiye’de hiçbir dini doğma, aydınların vehimleri ve peşin hükümleri kadar tehlikeli olmamıştır. Bunlar kendilerine laik diyor ve bu laikliği halka da yaymaya çalışıyorlar. Öyle görünüyor ki, pek çok şeyler gibi laikliği de bir gün halktan öğreneceğiz. “(S: 330)
    Son olarak “Türk Kültürü ve Milliyetçilik (**)” adlı eserine göz atıyor ve Erol Güngör hocamızı rahmet ve minnetle anıyoruz:
    “Bugün bile Türk demokrasisinin önündeki en büyük engel, inkılapçı siyasi partiler ve gruplardır. (S: 50)
    ...Hakikatte milliyetçilik bir kültür hareketi olmak dolayısıyla ırkçılığı halka dayanan bir siyaset olarak da otoriter idare sistemlerini reddeder. Bu bakımdan faşizm örneğine bakarak milliyetçiliği değerlendirmek her şeyden önce yanlış misalden hareket etmek olur. (S:98)
    ...Mânâsını ve fonksiyonunu büyük ölçüde kaybetmiş şeylerin medeniyet adına empoze edilmesi herhalde medeniyete karşı en büyük kötülüğü teşkil eder. Milliyetçilerin milli kültür davası işte bu soysuzlaşmayı önlemeyi hedef tutmaktadır. Milliyetçilik milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir. Binaenaleyh milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır. (S:100)”

    (*) (**) Ötüken Neşriyat, , + 90 (212) 251 03 50, [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]. e posta: [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]


    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]

    "T

  2. #2
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard

    Zevkle okudugum ve okuduklarimin sadece o günler icin degil, bugünler icin degil, yarinlar icinde gecerli oldugunu bildigim ve inandigim o yüksek karakterli Türk evladini rahmetli ve minnetle aniyorum.

    Merhum Erol Güngör hoca mutlaka okunmalidir.
    Merhum Erol hoca, Aydin vasfinin gercek sahiplerinden birisi.

    Ruhu Sad olsun..
    "T

  3. #3
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard

    EROL GÜNGÖR ve Milliyetçilik

    Gürcan Dağdaş


    19.11.2006
    Türkiye'de milliyetçiliğin en fazla önem verdiği konulardan birisi, kuşaklar arasındaki kültürel devamlılıktır. Çok önem verilen bir konu olmasına rağmen kuşaklar arasında kültürel devamlılık yerine kültürel kopukluk, son yıllarda ne hazindir ki giderek derinleşmektedir.

    Prof.Dr. Mümtaz Turhan'ın yanında sosyal psikoloji asistanı olarak çalışmış olan Prof.Dr. Erol Güngör, milliyetçilik, kültür değişmeleri, din, tasavvuf, sosyoloji, Batı medeniyeti gibi önemli konulardaki özgün düşünceleriyle 1970'li ve 80'li yıllarda milliyetçi gençliği derinden etkileyen önemli bir düşünürdür. Türk Milliyetçiliğine entelektüel derinlik kazandıran Erol Güngör'ü, gençlerimizin çoğunun bilmiyor olması da hayret vericidir.

    24 Nisan 1983 tarihinde, henüz 45 yaşındayken hayata veda eden Prof.Dr. Erol Güngör, arkasında çok önemli eserler bırakmıştır; Dünden Bugünden Tarih-Kültür-Milliyetçilik, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Dünyayı Değiştiren Kitaplar- Robert B.Downs. Tercüme: Erol Güngör, Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırma / Ahlak Psikolojisi, Ahlaki Değerler ve Ahlaki Gelişme, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme - Paul Hazard, Tercüme: Erol Güngör, İktisadi Gelişmenin Merhaleleri - W.W. Rostow. Tercüme: Erol Güngör, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Sosyal Psikoloji / Teori ve Problemler- David Krech, Richard S. Crutchfild. Tercüme: Erol Güngör, Tarihte Türkler, Yirminci Asrın Manası- Kenneth Boulding. Tercüme: Erol Güngör, Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak, İslam Tasavvufunun Meseleleri, İslamın Bugünkü Meseleleri Hicretin 15'inci yüzyılına Armağan, Kelami Sahada Estetik Yapı Organizasyonu, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik.

    Dahiler ve Deliler
    isimli romanın yazarı Mehmet Niyazi Özdemir, Erol Güngör'ü şöyle tanımlıyor:

    "… Her köşe başında rastlanan bir tip değildi; az konuşur, daha çok dinlerdi. Çokları onu Hindistan cevizine benzetirdi; dışı sert, içi özlü idi. Uzaktan bakan onu soğuk, biraz kendini beğenmiş zanneder; ama yakından tanıyan onun sıcak, samimi bir insan olduğunu hemen anlardı. Asistanlığı döneminde iki yıl Amerika'da kaldığından, dedesinden küçük yaşta Osmanlıca öğrendiğinden ayırım yapmadan, hemen hemen bütün klasikleri, seviyeli eserleri yercesine okuduğundan, hem Batı'yı hem de Türk-İslam dünyasını iyi bilirdi. Berrak, zarif, veciz bir üslubu vardı. Çok genç yaşta yazdığı kitaplarla, makalelerle, yaptığı tercümelerle bütün bilim çevrelerinin dikkatini çekmişti."

    Bütün bilim çevrelerinin dikkatini çekmiş olan Erol Güngör, uzmanlık alanı olan sosyal ve kültürel alanlarda insanımızı en iyi tahlil etmiş düşünürümüzdür. Bu değerli aydınımız, ideolojik bakış ve sloganlardan nefret etmiş, bu anlayışının sonucu millet ve milliyetçilik kavramlarını slogancı, ideolojik yaklaşımlardan kurtararak sosyal bir realiteye oturtmuştur. Ona göre milliyetçilik, tarih sahnesinde sürekliliği olan bir toplum gerçeğidir.

    Ziya Gökalp'in yaptığı kültür ve medeniyet ayrımını kabul etmeyen Erol Güngör, kültür ve medeniyetin birbirinden ayrı hadiseler olmadığını, millî kültürlerin bir medeniyetin çeşitli manzaralarından ibaret olduğunu savunmuştur. Mümtaz Turhan'ın düşüncelerinden etkilenmiş olan Erol Güngör, kültür konusunda şekilde kalan, Türk insanının kabul ve takdirine mahzar olmayan uygulamaların neticesiz kalmaya mahkûm olduğuna inanmıştır. Kültür Ocağı Başkanı Dr. Ali Ürey, Erol Güngör hakkında şunları söylemiştir:

    "Erol Güngör'ün en önemli özelliklerinden biri de beyninin içinde tabulara yer vermemesidir. Ona göre ilahi kurallar dışında tartışılmayacak hiçbir konu yoktur. Kısaca özetlemek gerekirse rahmetli Prof.Dr. Erol Güngör; milletinin değerlerine sahip, milletiyle bütünleşmiş, manevi şuur sahibi, ezberci olmayan araştırıcı ve sorgulayıcı bir kafaya sahip kelimenin tam manasıyla gerçek bir münevverdir."

    Erol Güngör, eskiye devamlı bir şeyler katarak onu her an yenilemeye önem vermiştir. Tarih, Kültür, Milliyetçilik kitabındaki şu düşünceleri bugün de büyük önem taşımaktadır:

    "Milliyetçilerin en çok dikkat etmeleri gereken bir hassas denge noktası, durağan bir muhafazakârlıkla milliyetçiliğin birbirine karıştığı yerdir. Milliyetçiliğin tarihi değerlere büyük önem vermesi, özellikle modern çağın değerleri bu eski değerlere göre insanı tatminden çok uzak kaldığı zamanlarda onları kolayca aldatabilir. Milliyetçilik kendi içine kıvrılmış, kapalı bir sistem değildir. Kendini devamlı yenilemek zorundadır. Geçmişte kullanılan bir sanat formunun, büyük kıymet verilen bir fikir veya edebiyat eserinin, bir kıyafetin, insanları her zaman ve mekânda aynı derecede tatmin etmesi beklenemez. Eskiye devamlı bir şeyler katarak onu her an yenilemediğimiz takdirde, tıpkı bir müzede yaşayan insanlara benzeriz. Müzeler güzeldir; ama hayatın dışında şeylerdir."

    Kırk beş yaşında, hayatının en verimli çağında kaybettiğimiz Erol Güngör, Türk Milliyetçileri için gerçek anlamda bir düşünce feneri olmuştur.


    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
    "T

  4. #4
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard


    Erol Güngör
    Hayatı ve Eserleri

    1938'de Kırşehir'de doğdu. İlk ve orta tahsilini Kırşehir'de tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. 1961 yılında aynı fakültenin Tecrübî Psikoloji Kürsüsü'ne asistan oldu. 1965 senesinde Psikoloji doktoru olan Güngör, 1965-1968 yıllan arasında ABD Colorado Üniversitesi'ne bağlı Instıtue ol Behavioral Science'de çeşitli konularda araştırmalarda bulundu. 1971 yılında doçent , 1978 yılında profesör oldu. 1982 yılına kadar aynı fakültede Sosyal Psikoloji dersleri veren Erol Güngör 1982 Temmuz ayında Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü'ne tâyin edildi.

    24 Nisan 1983'de vefat eden Güngör evli ve bir çocuk babası idi.

    1959 yılından itibaren vefalı târihine kadar Türkiye'nin bellibaşlı fikir dergilerinde ve gazetelerde çeşitli konularda pek çok makaleler ve ansiklopedilerde sahasıyla ilgili maddeler yazan Erol Güngör'ün baslığa teilif ve tercüme eserleri şunlardır:




    ESERLERİ :
    1. Türk Kültürü ve Milliyetçilik
    2.Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik
    3.İslam’ın bugünkü meseleleri
    4..İslam tasavvufunun meseleleri
    5.Dünden bugünden tarih, kültür , milliyetçilik
    6. Türk Tarihi


    TERCÜMELERİ :
    1.Sosyal Psikoloji ( David Krech )
    2.İktisadi gelişmenin merhaleleri ( R. W. Rostow )
    3.Batı Düşüncesinde Büyük Değişme ( Paul Hazard )
    4.Dünyayı değiştiren kitaplar ( Robert B. Downs )

    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
    "T

  5. #5
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard

    Merhum Erol Güngör hocamizin kitaplarini okumak ve temin etmek istiyorsaniz. Sizlere sunacagim baglantidan kitaplarini siparis edebilirsiniz.

    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
    "T

  6. #6
    Avatar von eyup_gokhan
    Registriert seit
    Jul 2006
    Beiträge
    456
    Thanks
    0
    Thanked 3 Times in 3 Posts

    Standard

    Allah Erol Güngör'den razi olsun...
    Simdi bu zati iyi bilmek lazim, iyi okumak lazim. Güngör ülkemizde bir ekolün temsilcisidir. Akcura'dan biraz esinlenme ile ve Durkheim'den ciddi etkilenme ile Ziya Gökalp cikmis, ve zincirin ilk halkasi olmustur. Iddiasi Türk milletinden, Islam ümmetinden ve bati medeniyetinden olmak idi. Sonra ondan bayragi Mümtaz Turhan almistir. Mümtaz Turhan'in "bati" algilamasi Gökalp'ten daha fakliydi. Ama rahmetli Turhan'da kivam itibari ile Güngör'e ulasamamistir. Güngör Gökalp'e net bir sekilde itiraz etmis ama hocasina hürmeten Turhan'a fazla bir elestiri getirmemistir. Ama konulara farkli yaklasimi aslinda bir itiraz niteligi de tasir. Mümtaz Turhan'dan bayragi devralan Erol Güngör batiyi ve baticiligi "rüsvet-i kelam" nevinden kullanmistir. "Türk milletinden ve Islam ümmetinden" olusun altini cizip medeniyet kisminda cok net olmamistir. Zaten bu isimlerdeki önemli farklardan birisi kültür ve medeniyet arasindaki anlayis farkliliklaridir.

    Simdi de fazla kimsenin bilmedigi bir isim var. Zincirin son halkasidir. Prof. Yilmaz Özakpinar seleflerini gecmistir. Türk milletindeniz, İslam ümmetindeniz, Osmanli (Islam) medeniyetindeniz der. Yeri gelmisken Özakpinar'in kitaplarini da tavsiye edelim. Kendisi de farkinda degildir ama öldükten sonra "büyük mütefekkir" olarak anilacaktir...

  7. #7
    Avatar von kadirpasa
    Registriert seit
    Mar 2007
    Ort
    t
    Beiträge
    2.809
    Thanks
    760
    Thanked 598 Times in 330 Posts

    Standard

    Zitat Zitat von eyup_gokhan Beitrag anzeigen
    Allah Erol Güngör'den razi olsun...
    Simdi bu zati iyi bilmek lazim, iyi okumak lazim. Güngör ülkemizde bir ekolün temsilcisidir. Akcura'dan biraz esinlenme ile ve Durkheim'den ciddi etkilenme ile Ziya Gökalp cikmis, ve zincirin ilk halkasi olmustur. Iddiasi Türk milletinden, Islam ümmetinden ve bati medeniyetinden olmak idi. Sonra ondan bayragi Mümtaz Turhan almistir. Mümtaz Turhan'in "bati" algilamasi Gökalp'ten daha fakliydi. Ama rahmetli Turhan'da kivam itibari ile Güngör'e ulasamamistir. Güngör Gökalp'e net bir sekilde itiraz etmis ama hocasina hürmeten Turhan'a fazla bir elestiri getirmemistir. Ama konulara farkli yaklasimi aslinda bir itiraz niteligi de tasir. Mümtaz Turhan'dan bayragi devralan Erol Güngör batiyi ve baticiligi "rüsvet-i kelam" nevinden kullanmistir. "Türk milletinden ve Islam ümmetinden" olusun altini cizip medeniyet kisminda cok net olmamistir. Zaten bu isimlerdeki önemli farklardan birisi kültür ve medeniyet arasindaki anlayis farkliliklaridir.

    Simdi de fazla kimsenin bilmedigi bir isim var. Zincirin son halkasidir. Prof. Yilmaz Özakpinar seleflerini gecmistir. Türk milletindeniz, İslam ümmetindeniz, Osmanli (Islam) medeniyetindeniz der. Yeri gelmisken Özakpinar'in kitaplarini da tavsiye edelim. Kendisi de farkinda degildir ama öldükten sonra "büyük mütefekkir" olarak anilacaktir...
    söyle bir gecmise baktigimda,nedense bir cok degerli yazarimz,bilim adamlarimiz,siyasetcimiz vs.sag iken hak ettikleri ilgiyi aldilar mi?
    yeterince ,halkimiz tarafindan destek verildi mi? hayir!

    herkesin anlayacagi bir örnek vermek istiyorum.
    rahmetli A.TÜRKES,nur icinde yatsin,yillarca irakta ki türkmen kardeslerimze uygulanan baski ve zalimligi adeta haykiriyordu!
    fakat ne yazik zamaninda siyasetcilerin ve medyanin büyük bölümü bu söylemleri kafatasci,turanci ve fasist olarak nitelendirdi ve türkmen kardeslerimize, özü birakin üvey muamelesi bile yapilmadi!

    o zaman o zihniyetlerin bugünkü yaklasimi neye baglayabiliriz?

  8. #8
    Hayat bu! Avatar von dertli4u
    Registriert seit
    Mar 2005
    Ort
    TR
    Beiträge
    10.452
    Thanks
    391
    Thanked 588 Times in 297 Posts

    Standard

    Zitat Zitat von kadirpasa Beitrag anzeigen
    söyle bir gecmise baktigimda,nedense bir cok degerli yazarimz,bilim adamlarimiz,siyasetcimiz vs.sag iken hak ettikleri ilgiyi aldilar mi?
    yeterince ,halkimiz tarafindan destek verildi mi? hayir!
    bu soruyu birde tersten sormaliyiz.

    1-toplumumuza kültürel, yurtsever yazarlarimiz yeteri kadar tanitildi mi?

    2-ve bu tanitim görevi kimin vazifesiydi?

    1. sorunun cevabi acik ve net. hayir tanitilmadi.

    2. sorunun cevabi ise cok daha cetrefilli.

    tanitmasi gerfekenler, bizzat kendileri tanitmadi. nasil tanitsinlar ki.? kendileri tanimiyor ki?

    erol güngör ve digerfdegerli fikir adamlarimiz, bütün gücleri ile yasamlarini, mesailerini toplumun aydinlanmasina harcadilar.

    ama, onlara destek olmasi gereken (onlari taniyanlar) tembellik yaptilar. kendilerini iyi yetistirmediler.

    fazla uzatmiyayim. rahmetli erol güngör hocanin, fikir imbiginden damlamis kitaplarini tanitayim.

    ESERLERi:

    AHLAK PSiKOLOJiSi ve SOSYAL AHLAK

    Bu eser, Prof. Dr. Erol Güngör'ün "Ahlâk Psikolojisi" (1974) ve "Sosyal Ahlâk" (1975) konularında kaleme aldığı, bu güne kadar yayınlanmamış iki eserinden meydana getirilmiştir.

    iSLAMIN BUGÜNKÜ MESELELERi

    20. Asrın ikinci yarısında görülen İslâm Uyanışı dünyanın büyük ilgisini çekmektedir. Bütün İslâm dünyasını incelemekle beraber, Türkiye'ye ağırlık vermiştir.

    iSLAM TASAVVUFUNUN MESELELERi

    Erol Güngör bu eserinde, sosyal ilimci gözüyle İslâm dünyasının tasavvufî meselelerini ele almaktadır.

    TÜRK KÜLTÜRÜ ve MiLLiYETÇiLiK

    Yazar bu eserinde milliyetçilik ile Türk kültürü arasındaki münasebetlere sosyal-psikoloji açısından bakmaktadır.

    KÜLTÜR DEĞiŞMESi ve MiLLiYETÇiLiK

    Bu eserde kültür değişmeleri, zihniyetimizde meydana gelen değişmeler ve milliyetçilik meseleleri arasındaki ilgiler üzerinde durulmuştur.

    DÜNDEN BUGÜNE

    Milliyetçilik fikirlerinin temel kaynakları olan tarih ve kültür meselelerini, sosyal ilimci gözüyle, tahlil etmekte ve okuyucunun meselelere bakış açısı kazanmasını sağlamaktadır.

    TARiHTE TÜRKLER

    Bu eser sosyal ilimci gözüyle Türk tarihinin başlangıcsından günümüze bir tesbitidir.

    SOSYAL MESELELER ve AYDINLAR

    Erol Güngör'ün Ortadoğu ve Millet gazetelerinde neşredilenlerin haricindeki makalelerinin toplanmasıyla meydana getirilmiştir.

    DÜNYAYI DEĞiŞTiREN KiTAPLAR

    Bu kitap batı dünyasının -ve dolayısıyla bütün dünyanın- bugünkü halini almasında büyüktesirleri olmuş bulunan on altı eseri asıllarından ve bütünüyle okuma imkanı bulamayanlar için tertiplenmiştir.

    BATI DÜŞÜNCESiNDEKi BÜYÜK DEĞiŞME

    Bu eserde Avrupa düşüncesinde 1680-1715 tarihleri arasında yer alan köklü değişmesinin hikâyesini anlatıyor
    [B]Bu H

  9. #9
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard

    Zitat Zitat von kadirpasa Beitrag anzeigen
    söyle bir gecmise baktigimda,nedense bir cok degerli yazarimz,bilim adamlarimiz,siyasetcimiz vs.sag iken hak ettikleri ilgiyi aldilar mi?
    yeterince ,halkimiz tarafindan destek verildi mi? hayir!

    herkesin anlayacagi bir örnek vermek istiyorum.
    rahmetli A.TÜRKES,nur icinde yatsin,yillarca irakta ki türkmen kardeslerimze uygulanan baski ve zalimligi adeta haykiriyordu!
    fakat ne yazik zamaninda siyasetcilerin ve medyanin büyük bölümü bu söylemleri kafatasci,turanci ve fasist olarak nitelendirdi ve türkmen kardeslerimize, özü birakin üvey muamelesi bile yapilmadi!

    o zaman o zihniyetlerin bugünkü yaklasimi neye baglayabiliriz?
    Kadirpasa kardesim..Bu sordugun sorularla ilgili bir köse yazisini sunacagim. Umarim, yazida "cevap" vardir...Syg.

    ---------------------------------------------------------------------
    Sonbahardı... Seninle geçiyorduk o yoldan;
    Topraklardan, havadan bir hüzün taşiyordu.
    Bize yaklaşiyordu.
    Gönlümüzde yepyeni bir duygu yaşiyordu.
    Rüzgarların değildi bu musiki, bu hüzün;
    Hatırladın değil mi? Kuşlar ağlaşiyordu...
    Havada bir serinlik...
    Tatlı bir hayal gibi...
    Toprak nasıl meçhuldü tıpkı istikbal gibi?
    O gün tabiat başka bir türlü yaşiyordu.
    Kalbin acı, gözlerin yaşla dolmuştu senin;
    Yapraklar gibi yere dökülüyordu senin;
    O nağme mesafeyi, zaman aşiyordu.
    O bir beste değildi: Kuşlar ağlaşiyordu.
    En hazin şey muhakkak öksüz kalan ocaktır.
    Bu ocak hüzünlerle dolup boşalacaktır.
    Eski bir sonbaharı, küçük kuşları anmak
    Belki veda etmektir sana birkaç satırla...
    Yine bir sonbaharda ordan yalnız geçersen
    Beraber geçtiğimiz serin günü hatırla!.. (H.N.ATSIZ)

    Almanyada bulunan bir kafe’yi "ziyaret" dolayısıyla uğraştım. Kafe sahibi çok sevdiğim bir büyüyümün tanıdığı. Çok "otantik" ve kültürümüzün motiflerini taşiyan bir mekandı. Gözüme duvarda asılı kalan bir "panoya" takıldı. Panoya yaklaştım ve hepimizin tanıdığı ve "beni Stalin yarattı” diyen bir şahısın şiiri yazılıydı. Şiir aşktan, hasretten, özlemden, sevgiden bahsediyordu. İşin tuhaf yanı kafe sahibi o şahısın fikri ile alakası yok. Fikri ile alakası yok ama "beni Stalin yarattı” diyen bir şahısın şiirini Almanya nın herhangi bir köşesinde, duvara "asarak" yaşatmakta.

    Bunu gördükten sonra aklıma gelen ilk şey "bizim o kadar aşk şairlerimiz var neden onlardan bahsedilmiyor, neden "Mihriban" ile sınırlandırmışız?"

    Kendi soruma kendim cevap verdim…"tanımıyoruz, tanıtamıyoruz!" Neden bir Atsız Ata’mızın derin ve engin "aşk" kokulu şiirleri o duvarları süslemesin? Fikriyatımızın dışında olan birisi, bize sorsa, "merhum Hüseyin Nihal ATSIZ hocadan bana bir şiir okuyabilirmisiniz" diye, herhalde ilk dörtlüklerin arasında, vereceyim örnekler gelir:

    "Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,
    Türk’e boyun eğdirir yalnız türeyle yasa;
    Yedi ordu birleşip karşimızda parlasa
    Onu kanla söndürüp parçalarız , yeneriz ."

    Veya:

    "Yine ufka açılır şanlı korsanlarımız,
    Bir Türk gölü yaparlar Akdeniz’in içini.
    Acı acı gülerek bu gün susanlarımız.
    Yarın rezil ederler Romalı’nın piçini."

    Fikriyatımızın dışında olan bir kişi, bu şiirleri duyduğunda acaba Atsız Ata’ya sempati duymaya başlar mı yoksa hafiften uzak’tamı kalır? Yüksek bir ihtimal ile uzakta durur!

    O soruya Atsız Ata’nın diğer şiirlerinden örnek verelim mi? :

    "Ruhun mu ateş,yoksa o gözler mi alevden?
    Bilmem,bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
    Pervane olan,kendini gizler mi alevden?
    Sen istedin,ondan bu gönül zorla tutuştu.."

    Veya:

    "Anlatması imkansız olan öyle bir an ki,
    Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki...
    Bak emrediyor: Daldığın alemden uyan ki,
    Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın..."

    Şu satırlara bakın. Ne kadar muhteşem ve ne kadar etkili. Bu şiiri dinleyen veya okuyan bir insan hem Atsız Ata’nın hemde fikriyatımızın "aşk" anlayışını daha kolay kavrar ve her şeyden önce bir "sempati" ve "sevgi" oluşur.

    Türk milletinin evlatları "aşkı” zalim diktatörlere övgü dolu misralar döken şahıslardan ögrenmemeli. Burada özelestiri yapmalıyız. Bizler dehalarımızı yanlış tanıtıyoruz. Öyle bir "tablo" çiziyoruz ki, sanki Türk Milliyetçileri "aşk bilmez, sevgi tanımaz" bir hayat içindeler. Halbuki Türk Milliyetçinin yaradılış mayası ve mücadele ruhu "AŞK’tır".

    Müzik alanında bunu çok iyi başaran bir ağabeyimiz var: Ahmet ŞAFAK

    Bugün Ahmet ağabeyi her kesimden olan dinliyor. Hiç bir siyasi görüşü olmayan bir aşik genç, Ahmet ağabeyin şarkılarıyla "sevgilisini" düşünüyor. Onun şarkılarıyla "sevgisini" dile getiriyor. Yüce Türk milletinin evlatları "Türk’e sevdalı” olan sanatkarlarımızdan aşkı ögrenmeleri bizlere sınırsız bir haz vermekte.

    Türk evlatlarına "adam" gibi "aşkı” ve "sevgiyi" ögretebiliyorsak, Türk milleti yükseldikçe yükselir demektir.

    Türk Milliyetçileri neyi ne zaman ve nerede okuyacağını, söyleyeceğini ve dile getireceğini çok iyi bilmeli ve tasarlamalı. Zaman, mekan ve zemin…Bu şartları mutlaka ve mutlaka göz önünde bulundurmalıyız…

    Ne diyor Ahmet ağabey: Aşk bizdedir!

    Bu aşk bizde olduğunu hep beraber göstermeliyiz…

    Tanrı Türk’ü korusun ve aşkımızdan uzaklaştırmasın.

    Fatih Oğuz
    Geändert von Önkuzu (24.04.07 um 17:30 Uhr)
    "T

  10. #10
    Hayat bu! Avatar von dertli4u
    Registriert seit
    Mar 2005
    Ort
    TR
    Beiträge
    10.452
    Thanks
    391
    Thanked 588 Times in 297 Posts

    Standard

    Erol Güngör, kültürel yapimizdaki degisimlerin , toplumun sosyal yapisi üzerinde de etki yaptigini söyler. ve o , bunlari incelemistir. Kültürel yapimizda meydana gelen degisimlere toplumun uyumunu ve direndigi noktalari arastirmistir.

    Cagdas bir Türk Kültürü kurmak gerektigini savunmus ve bunun yollarini izah etmeye calismistir.

    Bir bakima, Cumhuriyet döneminin tenkididir yaptigi. Ama bu tenkit yikici degil, mantikli ve yapici elestirilerdir.

    Ideal düzen olarak Demokrasiyi savunur. Ve demokrasi ile devrimciligin uyusmayacagini söyler.Marksistlerin Emperyalizm düsmani olduklari halde Batici olduklarini da bilmemiz gerektigini söyler.

    ***

    Günümüzde de hâlâ tartıştığımız ve bir türlü içinden çıkamadığımız değişime ve topluma bakış çizgisi şöyledir: Sağlıklı bir toplum, ne sadece değişmeyen, ne hep değişen, fakat “istikrar içinde değişme” gösteren bir toplumdur.(Dünden Bugünden Tarih-Kültür-Milliyetçilik)

    ****

    Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler.(E.Güngör)

    ****

    Osmanli ile ilgili der ki;

    “İslâm tarihinde Dört Halife devrinden sonra İslâm’a Osmanlı sultanları kadar bağlı hiçbir hânedan görülmüş değildir.”

    ****

    Fikir tartismalari ile ilgili yorumu, gercekten dikkatle okunmalidir;

    Cemiyetçi ve partici üniversite gençlerine böyle bir eşkıyâlığı hiç de uygun görmeyenler, yumruklu kavga yerine fikir mücadelesini tavsiye ediyorlar. Bunlar kardeş kardeş otursun, fikirlerini münakaşa etsinler, deniyor. Acaba bu münakaşayı yapacak olan hangi fikirdir, nerededir? Fikir sahibi olan bir insan nasıl olur da karşısındakiyle yumruklaşır? Memleketteki babasına bir sahife doğru Türkçe mektup yazamayan, fakülteye vereceği dilekçeyi başkalarına danışan bu gençler hangi fikrin münakaşasını yapacaklar?”
    [B]Bu H

  11. #11
    Avatar von deryatulga
    Registriert seit
    Dec 2005
    Beiträge
    25.952
    Thanks
    166
    Thanked 1.273 Times in 700 Posts

    Standard

    Erol Güngör notlarim bir yerlerde olacak, bulursam ben da tartismaya katilirim. Ancak pesinen sunu söyleyeyim, bilim adami hocasina saygidan da olsa bilimsel celiskiyi sineye cekmez. Erol Güngör'ün "Yasar ne yasar, ne yasamaz!" tarzindaki Gökalp tiplemesi beni hic ama hic acmamisti. Ha bir de ilginctir, Erol Güngör neredeyse 40 yil önce eopeyce hakli olarak "Bugünkü genc nesil vekar sözünün anlamini bile bilmez!" dediginde büyük deha Yalcin Kücük Osmanlica lugatlerde bu kelimenin gectigini kanitlayarak rahmetliyi yalanci cikartmisti. Erol Güngör zaten kendisinin isim vererek en cok ugrastigi bir kac kisiden biridir. Bunlardan bir digeri de Atatürk'tür ama bu Yalcin Kücük'ün bugünkü fasist darbeci hamilerini hic irgalamamaktadir. Boru degil "Biz bize benzeriz demek, cehalettir" "Kemalizm bir caresizligin adidir!" diye buyurmustu hocam. Baska Forumlarda havlamaktan bikmayan bazi sözüm ona Atatürkcülerin gözüne sokmak lazim ama, ondan bile anlamazlar!

  12. #12
    Hayat bu! Avatar von dertli4u
    Registriert seit
    Mar 2005
    Ort
    TR
    Beiträge
    10.452
    Thanks
    391
    Thanked 588 Times in 297 Posts

    Standard

    Zitat Zitat von deryatulga Beitrag anzeigen
    Erol Güngör notlarim bir yerlerde olacak, bulursam ben da tartismaya katilirim. Ancak pesinen sunu söyleyeyim, bilim adami hocasina saygidan da olsa bilimsel celiskiyi sineye cekmez. Erol Güngör'ün "Yasar ne yasar, ne yasamaz!" tarzindaki Gökalp tiplemesi beni hic ama hic acmamisti.
    evet. erol güngör ziya gökalpe "biraz" muhalif olmustur hep. belki kendi özel dünyasinda cok daha fazla muhalif olsa da. bunu toplum önünde fazla genisletmemisti.


    Ha bir de ilginctir, Erol Güngör neredeyse 40 yil önce eopeyce hakli olarak "Bugünkü genc nesil vekar sözünün anlamini bile bilmez!" dediginde büyük deha Yalcin Kücük Osmanlica lugatlerde bu kelimenin gectigini kanitlayarak rahmetliyi yalanci cikartmisti. Erol Güngör zaten kendisinin isim vererek en cok ugrastigi bir kac kisiden biridir. Bunlardan bir digeri de Atatürk'tür ama bu Yalcin Kücük'ün bugünkü fasist darbeci hamilerini hic irgalamamaktadir. Boru degil "Biz bize benzeriz demek, cehalettir" "Kemalizm bir caresizligin adidir!" diye buyurmustu hocam. Baska Forumlarda havlamaktan bikmayan bazi sözüm ona Atatürkcülerin gözüne sokmak lazim ama, ondan bile anlamazlar!
    burada bir üniversite hocasi(e.güngör) ile diger bir "hoca"(y.kücük) bahis konusu olunca karistirmak istemiyorum.

    Atatürk düsmani olan yalcin kücük isimli olani degil mi?
    [B]Bu H

  13. #13
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard

    Özü sözü bir fikir adamı23 Nisan 2006

    “Ben onun 45 yıllık hayatında inançlarının dışında bir yaşantıya saplandığına hiç şahit olmadım. Tam anlamı ile içi bir, özü sözü bir, fikir adamıydı.”Mustafa BALKAN

    Selçuk Üniversitesi Kurucu Rektörü iken 24 Nisan 1983’te, kırk beş yaşında vefat eden Erol Güngör’ü ve fikirlerinin bir kısmını, bu yazımızda hatırlatmaya çalışacağız. Zira Erol Güngör’ü ve fikri dünyasını ölüm yıldönümü nedeniyle de olsa yeni nesle aktarmak hepimizin asli görevi diye düşünüyorum.

    Erol Güngör, mensubu bulunduğu Türk milletinin ve İslâm medeniyetinin değerlerine hep sahip çıkmıştır. Erol Güngör bazılarının aksine her zaman milletinin değerleriyle barışık olmuştur, bu sebeple hiçbir zaman toplumdan kopmamış, milletine tepeden bakan “Aydın Kibri”ne sahip olmamıştır.

    Toplumun her kesimine açık olmuştur. Gün olmuş İskender Paşa Dergâhında tasavvuf sohbetlerine katılmış, gün olmuş Yahya Efendi Dergâhında Mesnevî dinlemiştir.

    Milletinin değerleriyle barışık olmasının bir başka sonucu olarak Türk milletinin geçmişine yönelmiştir. Mükemmel derecede Osmanlıca bilir ve yazardı. Ayrıca Türk tarihini, Türk dilini ve Türk edebiyatını bilirdi. Ayrıca Erol Güngör İslâm dini ve Medeniyeti içinde kaygılar taşıyordu. İslâm ülkelerindeki gelişmeleri ve fikir hareketlerini yolundan takip ediyor, kafa yoruyor, sorular soruyor ve cevaplar arıyordu. İslâmın Bugünkü Meseleleri ve İslâm Tasavvufunun Meseleleri isimli eserleri bu arayışın ürünü olarak kaleme alınmıştır.

    Erol Güngör’ün en önemli özelliklerinden biride beyninin içinde tabulara yer vermemesidir. Ona göre ilâhî kurallar dışında tartışılmayacak hiçbir konu yoktur.

    Kısaca özetlemek gerekirse Erol Güngör milletinin değerlerine sahip, milletiyle bütünleşmiş, manevi şuur sahibi, ezberci olmayan araştırıcı ve sorgulayıcı bir kafaya sahip kelimenin tam manasıyla gerçek bir münevver’dir.

    Erol Güngör’n hayatı, ilmî ve fikrî şahsiyeti hakkında bugüne kadar çok şey söylendi ve yazıldı. Onun hakkında en güzel tesbitleri yapanlardan birisi de kardeşi Hidayet Güngör’dü. Güngör, kardeşiyle ilgili olarak şu tesbitte bulunuyor: “Ben onun 45 yıllık hayatında inançlarının dışında bir yaşantıya saplandığına hiç şahit olmadım. Tam anlamı ile içi bir, özü sözü bir, fikir adamıydı.”

    12 Eylül’den sonra zor şartlar altında, Selçuk Üniversitesi’nde okuyan arkadaşlarla birlikte kültür ve sanat alanında boşluğu doldurmak adına Konevî Dergisi’ni çıkartmıştık. Osman Küçükmumcular, Esat Numan Kuz ve isimlerini hatırlayamadığım daha pek çok genç arkadaşımız, o dönemde fedekârane bir gayretle büyük bir boşluğu doldurmuşlardı. Hocamızın pek çok makalesi Konevî’nin sayfalarını süslüyor, fikir ve düşüncelerinden pek çok genç beyin faydalanma imkânı buluyordu. O yıllarda Ortadoğu gazetesi ile Yeni Düşünce dergisinde de yazıları yayınlanıyordu. Erol Güngör, görüşlerini Türk Yurdu, Klinik Sempozyum, Hisar, Türk Birliği Dergisi, Töre, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü, Milli Eğitim ve Kültür, Milli Kültür, Konevi, Toprak ve Diriliş dergileri ile Millet, Yeni Düşünce, Yeni Sözcü, Yol, Ayrıntılı Haber, Yeni İstanbul ve Ortadoğu gazetelerinde okurlarına sunmuştur. Bunlardan 5 Nisan 1974 – 7 Şubat 1977 tarihleri arasında başyazarlığını yaptığı Ortadoğu Gazetesi, onun Türk fikir hayatında yer edinmesi ve popülerleşmesine önemli katkı sağlamıştır.



    Camideki rektör…



    Konya halkı, 8 aylık rektörlüğü ve idareciliği döneminde onu çok sevmiş ve bağrına basmıştı. Çünkü o, halka tepeden bakmayan bir münevver ve fikir adamıydı. Hidâyet Bey de bunu, şu sözlerle destekleyecekti: “Ben halk sevgisinin ve demokrasiye inancın bu kadar güçlü olduğu bir başka entelektüeli tanımadığımı rahatlıkla ifade edebilirim.”

    Cenazesi defnedilirken cami avlusunda gözyaşlarını tutamayan bir Konyalı, onun için duygularını “Çünkü beğ, biz camide ilk defa bir rektör gördük” şeklinde dile getirecekti. Çünkü Erol Güngör Hoca, yöneticiliği ve halka bakış açısıyla Konya’da her kesim tarafından sevilen bir kişiliğe sahipti.



    İnkılapçılığa karşıydı...



    Erol Güngör kültür değişmelerinin sosyal yapımız üzerindeki tesirlerini özlü bir biçimde incelemiştir. Ayrıca Tanzimat’tan günümüze, Türkiye’de meydana gelen değişmelere milli kültürümüzün intibak eden ve direnen unsurlarını da ele almıştır. Yazdığı bütün yazılarının ana temasının; “çağdaş bir Türk milli kültürü kurmanın gereği ve bunun yolları” olduğunu belirtmektedir. Türkiye’de Cumhuriyet devrinin çağdaş bir Türk milli kültürünü oluşturamadığı ise ana problemidir. Bu açıdan bakıldığında Güngör’ün yazılarının büyük ekseriyeti Cumhuriyet döneminin bir kritiği ve eleştirisidir. Ancak bunlar yapıcı, mantıklı ve bilimsel eleştirilerdir.

    İdeal düzen olarak “demokrasiyi” savunan ve önemseyen Güngör, aynı zamanda “demokrasi” ile “inkılapçılık” hareketinin bağdaşmayacağını, çünkü inkılapçılığın yapısı itibarıyla anti–demokratik olduğunu iddia etmektedir. Ona göre; “İnkılapçılar ve sonra onların devamı olan devrimciler yeni nesilleri bir milletin Batı’yı model edinmek zorunda bulunan çocukları olarak gördüler ve öylece yetiştirmeye çalıştılar. Kapitalist Batı dünyasına karşı bütün nefretlerine rağmen, Marksistler de Batıcıdırlar; zaten onların çıkışı Batı kültürü içinde bu kültüre yine Batı’nın bir reaksiyonu olmuştur.”

    Türk modernleşme tarihiyle ve toplum değişmeleriyle ilgili önemli tesbitlerini “Dünden Bugünden Tarih-Kültür-Milliyetçilik” adlı eserinde dile getirmiştir. Günümüzde de hâlâ tartıştığımız ve bir türlü içinden çıkamadığımız değişime ve topluma bakış çizgisi şöyledir: Sağlıklı bir toplum, ne sadece değişmeyen, ne hep değişen, fakat “istikrar içinde değişme” gösteren bir toplumdur.

    Kıyafet ve kıyafet hürriyetiyle ilgili düşüncelerine gelince: “Her fert veya grup kendini bir görmek istediği grubun kıyafetini benimser, ona bir sembol kıymeti verir.

    Kıyafetin vicdan hürriyeti ile ona ilgisine gelince, bu konunun tartışılması Türkiye’de aydın çevrelerde bile sosyolojik düşüncenin hiç yerleşmediğini gösteriyor.”



    Gençlik – Fikir - Osmanlı

    Erol Güngör’ün, gençlik ve fikirle ilgili düşünce ve günümüze de ışık tutan tesbitleri şöyle: “Gençler ideoloji yerine fikir sahibi olmayı tercih ederlerse kendilerinden beklenen hizmeti yapabilirler.

    Cemiyetçi ve partici üniversite gençlerine böyle bir eşkıyâlığı hiç de uygun görmeyenler, yumruklu kavga yerine fikir mücadelesini tavsiye ediyorlar. Bunlar kardeş kardeş otursun, fikirlerini münakaşa etsinler, deniyor. Acaba bu münakaşayı yapacak olan hangi fikirdir, nerededir? Fikir sahibi olan bir insan nasıl olur da karşısındakiyle yumruklaşır? Memleketteki babasına bir sahife doğru Türkçe mektup yazamayan, fakülteye vereceği dilekçeyi başkalarına danışan bu gençler hangi fikrin münakaşasını yapacaklar?”

    Osmanlı’ya bakış açısı: “İslâm tarihinde Dört Halife devrinden sonra İslâm’a Osmanlı sultanları kadar bağlı hiçbir hânedan görülmüş değildir.”

    Erol Güngör’ü anlayan ve onun gösterdiği yoldan giden aydınlarımız arasında bulunan Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar, onun hakkında “Erol, eserleriyle, fikirleriyle, bana verdiği ilhâmla, ruhumda koşmaya devam ediyor. Öldüğünü biliyorum, ama ruhumda onu canlı, taptaze, sıcak ve sevimli bakarken görüyorum” diyecekti.

    İslâmiyete, Türkiye Müslümanlığına, günümüzde İslâm’la çatışan taassup, inatçılık ve gafletlere ve “İslâm’a gebe dünya”ya yoğun bakışlarla çeşit çeşit meseleleri önümüze seren ve yorumlayan İslâmın Bugünkü Meseleleri adlı eseri ve diğer eserleriyle Erol Güngör’ü; aramızdan ayrılışının 23. yıl dönümünde rahmetle yâd ediyor, genç kuşaklara hocamızın kitaplarını, makalelerini okumak ve okutmak lâzım geldiğini bir daha hatırlatıyoruz.


    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
    Geändert von Önkuzu (24.04.07 um 20:32 Uhr)
    "T

  14. #14
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard

    Milliyetçiliğe yeni soluk getiren adam

    Milliyetçiliğin tartışıldığı şu günlerde Kültür Bakanlığı bu tartışmalara, Türk düşünce tarihinin son dönemlerine kalıcı izler bırakan Erol Güngör kitabıyla yanıt veriyor. Kitapta, Taha Akyol’dan Tanıl Bora’ya birbirinden farklı isimler Güngör’ün çalışmalarını değerlendiriyor

    Kültürümüzün önde gelen isimlerini anma kitapları serisiyle yeniden gündeme taşıyan Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu seriye en son Erol Güngör kitabını ekledi. Güngör, Türk milliyetçiliği içinde Ziya Gökalp - Mümtaz Turhan geleneğini devam ettiren ve bu geleneği daha demokratik, tarihi ile daha barışık bir şekilde muhafazakar ve liberal renklerle yeniden kuran bir isim.
    Gökalp’in kültür - medeniyet ayrımını reddeden Güngör, Hocası Turhan’dan daha radikal bir modernleşme taraftarı olarak ayrılır. Turhan’ın aksine, hızlı sanayileşmeden korkmadığı gibi sanayileşmenin Türkiye’de mecburi kültür değişmelerini dayatan bürokrasinin gücünü kıracağını tahmin eder. Ona göre bu sayede Türkiye, demokratik bir ortamda, sosyal bilimlerin yardımı ve serbest kültür değişmesi yoluyla çağdaş bir Türk milli kültürü yaratabilecektir. Dr. Murat Yılmaz’ın editörlüğünde hazırlanan kitapta, Erol Güngör’ün yaşamı, düşünceleri, eserleri ve 1983 yılında ani ölümünün ardından yazılanlara yer veriliyor. Taha Akyol’dan Mümtaz’er Türköne’ye, Doğan Cüceloğlu’ndan Erol Göka’ya, Şerif Mardin’den Tanıl Bora’ya birbirinden farklı isimlerin Güngör’le ilgili değerlendirmelerinin okura sunulduğu kitapta ayrıntılı bir kaynakça da bulunuyor.

    ORİJİNAL YORUMLAR
    “İnsan, Alim ve Düşünür Yönleriyle Ağabeyim Erol Güngör” başlıklı yazısında Taha Akyol, Güngör’ü sadece Türk milliyetçiliği adı altındaki düşünceler yelpazesinde değil, Türkiye’de sosyal bilimler alanında da en büyük isimlerden biri olarak nitelendiriyor. Akademik hayatına “Erol Güngör’ün asistanı” sıfatıyla başlayan Mümtaz’er Türköne ise İsmet İnönü ile Güngör arasındaki milliyetçilik yorumunun farklılığını şöyle dile getiriyor: “Milli Şef İsmet İnönü, hayatının sonlarına doğru, 1971 yılında, Türk milliyetçiliğinin, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kurtuluş hareketi olduğunu söylemişti. Böyle bir milliyetçilik, toplumu köksüzlüğe, görgüsüzlüğe mahkum etmekti. Nesebi gayr-ı sahih bir nesil olmaya icbar etmekti. Ezilmiş, horlanmış, hakarete uğramış bir toplumu, yığıldığı yerden dimdik ayağa kaldıracak hazinelerin üzerini bir mirasyedi gibi örtmek demekti. Erol Güngör milliyetçilikler arasında, toplumun ancak Osmanlı ile bağlarını kurduğu zaman kurtuluşa ulaşacağını fark edenlerdendi. Kurtuluş, halkın kendi tarihi ile barışması, geçmişin gerçek mefahirlerinin üzerine yeni bir medeniyet inşasına girişmesiydi.” Güngör’ün soy ağacı ve ailesi ile yapılan röportajların da yer aldığı çalışma, milliyetçiliğin tartışıldığı şu günlerde kuşkusuz farklı bir önem taşıyor.

    Şerif Mardin: Sentez adamıydı
    Prof. Dr. Erol Güngör’ü ilk defa bir seminerde görmüştüm. Birçok tanınmış fikir adamı arasında, Prof. Güngör kendine özgü bir davranışla kimliğini belli ediyordu, o da, dinleme kabiliyeti, söylenenlerin arasından en belirgin katkıları seçerek onları bir sentez halinde sunması ve vardığı sentezi herkese beğendirmesiydi. Daha sonra Prof. Güngör’le bir komisyonda çalıştık. Bu komisyonun en etkili birleştirici unsunu gene kendisiydi. Komisyonda bizi bu şekilde bir odak noktasına getirmesi suni bir “toplama”nın ürünü değildi. Müzakereler ilerledikçe, konular ortaya atıldıkça bir noktaya doğru ilerlediğimizi görebiliyorduk. Herhangi bir çalışma grubunda çok nadiren rastlanan bu gibi niteliklerin yanında bilgi dağarcığının zenginliği de üstüne aldığı fikir birleştiriciliği rolünde birinci derecede önem kazanıyordu.

    Murat Yılmaz: Yerli kültüre ve demokrasiye güveniyordu
    Erol Güngör, modern teknolojinin gelecekte millî kültürde yaratacağı tahribatı önlemek yerine, teknolojinin en kısa zamanda ve en az maliyetle aktarılması gerektiğini kaydeder. Türkiye’deki sosyal ve kültürel sıkıntıların kaynağının teknoloji olmadığına dikkat çekerek “Tersine, modern teknoloji gelmediği halde, millî kültürden pek çok şey gidebilmiştir” demektedir. Batı medeniyetini sansür veya kontrol etmek gibi mümkün olmayan bir şeye gayret etmek yerine, Türkiye’de sağlam bir millî kültür kurulmasının yollarını aramak gerekmektedir. Batı veya herhangi bir yabancı ülke ile girilen yakın ilişkiler sonucunda istenilen şeyler yanında istenmeyen unsurlar da ülkeye gelebilecektir. Kontrol veya sansür çalışmaları; nelerin iyi, nelerin kötü olduğunun kararlaştırılması da ister istemez antidemokratik ve gayri ilmî yolları getirecektir. Bunun yerine yerli kültürün güçlendirilmesi gerekmektedir.

    Murat Beyazyüz: Ahlaki meydan okumaya cevap verdi
    Güngör, bütün bu sorgulamaların ardından eserini aile kavramını ele alarak tamamlar. İlk bakışta, toplumun çekirdek unsuru ve yapı taşı olan aileyi en sona bırakması, klasik ahlakçılık perspektifinden bakıldığında, Güngör’ün konuyu ele alışında kurgu hatası yaptığı izlenimini uyandırabilir. Aslında bu sıralamada bir kurgu hatası değil, yepyeni bir metodoloji ve bakış açısının etkisini görmek zor değildir. Aile, insanın içine doğduğu, ilk karşılaştığı, en tabii gruptur. Bu grup içinde insan diğerlerinin varlığını idrak yoluyla bireyselliğini kazandığı gibi, yine bu bireyselliği bu grubun içinde eritmeyi öğrenir. Aile içinde konuşmayı öğrenmesi gibi insan ilk grup tecrübesini de burada edinir ve bu, sosyalleşmenin ilk basamağıdır. Güngör eserinde, fenomenolojik tespitler yapma ve genel bir çerçeve çizme gayreti içinde olduğundan, gelecekle ilgili tahminlere yer vermez ama aile konusunu bütün bu tespitlerinin ardından ele alarak, gelecekte aile olgusunu bekleyen tehlikelere ister istemez dikkat çeker.

    Yayınlanmış eserleri
    Türk Kültürü ve Milliyetçilik (İstanbul, Ötüken Neşriyat) n İslâm Tasavvufunun Meseleleri (İstanbul, Ötüken Neşriyat) n Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik (İstanbul, Ötüken Neşriyat) n Dünden Bugünden (Ankara, Mayaş Yayınları) n Tarihte Türkler (İstanbul, Ötüken Neşriyat) n İslâmın Bugünkü Meseleleri (İstanbul, Ötüken Neşriyat) n Sosyal Meseleler ve Aydınlar (Haz. R. Güler - E. Kılınç İstanbul, Ötüken Neşriyat)


    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
    "T

  15. #15
    Avatar von Önkuzu
    Registriert seit
    Nov 2006
    Ort
    T
    Beiträge
    5.167
    Thanks
    354
    Thanked 415 Times in 226 Posts

    Standard

    ZİYA GÖKALP
    Yaşamı
    1876 yılında Diyarbakır’da doğan düşünür, ilköğreniminin ardından Askeri Rüştiye Mektebine sonra da Mülki İdadi Mektebine devam etmiştir. Amcasından Arapça, Farsça ve İslam Felsefesi dersleri alan genç Gökalp; Osmanlı aydınlanma çağında -1880-1914- Fransızca’dan yapılan çevirilerden ve o sırada Diyarbakır’a sürgün gönderilen Abdullah Cevdet ile olan fikir paylaşımlarından Avrupa’nın organizmacı sosyolojisi ve materyalist felsefesi ile tanışmış ( Le Bon, Fouillee, Spencer, Tarde..) çelişkili düşünceler ve kültür etkileri karşısında yaşadığı inanç buhranı neticesinde henüz onsekizinde intihara sürüklenmiştir.O kurşun yaşamı boyunca kafasında kalmıştır..

    Etnik menşeini deşmek isteyenlere karşı Ziya Gökalp’in cevabı açıktır. ‘..atalarım Türk olmayan bir bölgeden gelmiş olsa bile, kendimi Türk sayarım; çünkü bir adamın milliyetini tayin eden ırki menşei değil, terbiye ve duygularıdır…’ Ziya Gökalp’in milli kimlik hakkındaki bu görüşü, Atatürk Türkiye’sinin millet-vatandaş anlayışına esas olmuştur.Onun düşünce hayatına ve kariyerine yön veren asıl kaynak Genç Türkler hareketidir..( bkz. Ş.Mardin, Jön Türkler)
    Abdülhamit’in istibdat rejimine karşı mücadele eden Genç Türklerin propaganda yazıları güneydoğunun fikir merkezi Diyarbakır’a geliyor ve her aydın gibi Ziya’yı da heyecanlandırıyordu.Tüm amacı İstanbul’a gitmekti.Nihayet on dokuzunda İstanbul’a gelip baytar yüksek okuluna kayıt oldu.Orada müspet ilimlerle tanışması ileride sosyolojik görüşlerine etki yapacaktır.İttihat ve Terakki ile resmen temasları o yıllarda başlamış ve gizli cemiyetlerle ilişkisi yüzünden hapse atılmış ve sonunda Diyarbakır’a sürgüne gönderilmiştir.
    Meşrutiyetin ilanı üzerine 1908’de İttihat ve Terakki cemiyetinin Diyarbakır şubesini kurmuş ve fiilen siyaset hayatına atılmıştır.Burada Peyman gazetesinde yazılar yazmaya devam eder.1909’da Selanik’teki İ.T. kongresine katılmış ve umumi üyeliğine seçilmiştir.Sosyoloji yazılarıyla tanınan Gökalp’ten cemiyetin ideolojisinin tespiti için kendi deyimiyle ‘yeni hayat’ üzerine bir rapor hazırlanması istenmiş ve fikir babalığı serüveni başlamıştır.1910’da Selanik’te İttihat ve Terakki Partisi genel merkez üyesi olarak görev yapmaya başlar ve 1918’e kadar yani Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar görevini yürütür.Parti okulunda sosyoloji dersleri vermekte ve gençlik kollarını yönetmektedir.Bu dönemde Ali Canip ve Ömer Seyfettin ile beraber çıkarttıkları Genç Kalemler dergisinde dil, siyaset ve Turancılık ideali üzerine yazılar yazar.Selanik’te bulunduğu yıllarda Gökalp, Fransız sosyolojisi yani Tarde’ın taklit kuramı, Le Bon’un kitle psikolojisi üzerinde çalışır.Daha sonra kendi sosyolojik bakışını derinden etkileyecek olan Emile Durkheim’ın eserleri ile bu dönemde tanışır. Balkan savaşlarından sonra İstanbul’a yerleşen Ziya Gökalp, aynı yıl içersinde İstanbul Üniversitesi sosyoloji bölüm başkanlığına getirilir.1912-1919 İstanbul yaşamı onun en verimli ve en yaratıcı fikir dönemidir. 1912-14 arasında yayımlanan Türk Yurdu dergisinde kalem aldığı yazılarla dönemin diğer iki önemli akımı olan Panislamizm ve Osmanlıcılığa karşı Türkçülük ve Batıcılığı vurgulamıştır..Bu yıllarda İstanbul’da yayımlanmakta olan pek çok dergiye yazılar vermiştir.Ortodoks İslami düşüncenin yayın organlarına karşı milliyetçi ve liberal bir teoloji savunan İslam Mecmuası, milliyetçi araştırmalara yer veren Milli Tetebbular Mecmuası, korumacı milli ekonomiyi savunan İktisadiyat Mecmuası, eğitim felsefesi ve yöntemleri üzerine yazılarını yayımladığı Muallim ve bir sosyoloji dergisi olan İçtimaiyat Mecmuası başlıcalarıdır.
    1920’de İstanbul’un İngilizlerce işgal edilmesinin ardından diğer pek çok ittihatçı ile beraber tutuklanır ve Malta’ya sürgün edilir.Orada sürgün arkadaşlarına sosyoloji ve tarih konuşmaları yaparak ‘tek hocalı bir üniversite’ kurar.Sürgün dönüşü Darülfünun’da ki kürsüsü verilmemiştir hayal kırıklığına uğrayarak Diyarbakır’a geri döner fakat çalışmalarına son vermeksizin devam ederek küçük mecmuayı yayımlamaya başlar..Anadolu’da ulus devletin kuruluş aşamasına denk düşen bu günlerde Gökalp, Atatürk tarafından kurdurulan telif ve tercüme heyetine direktör olarak atanır.1923’te Diyarbakır milletvekili olarak seçilir.1924’te henüz 48 yaşındayken vefat eder.
    Gökalp sosyolojisi ve Türk Milliyetçiliği
    Genç Türkler, İttihat ve Terakki ve ulus devletin kurucu kadrosu içersinde gelişen ve şekillenen düşün hayatı Taha Parla tarafından ‘İttihat ve Terakkinin resmi, Kemalistlerin gayri resmi ideologu’ olarak tanımlanmıştır.
    Türkçülük (Pantürkizm veya Turanizm); Türk dili konuşan Rus boyunduruğu altındaki halkların kurtuluşu ve dayanışması fikri Kırım’da İsmail Gaspıralı ile güçlü bir şekilde başladığında, kırımlı reformcunun düşüncelerine dilde, fikirde, işte birlik sloganına paralel Gökalp’de Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak adı altında topladığı makaleleriyle Türk Yurdu dergisinden katılıyordu.
    Gökalp’in düşüncelerini en iyi analiz edenlerden biri H.Z.Ülken’e göre, Gökalp gençliğinde Namık Kemal gibi ‘bir Osmanlı milliyetçisi’, bir ‘yeni Osmanlı’idi.Osmanlının kurtuluş yolunu ilmi içtima (sosyoloji) öğretecektir inancındaydı ve böylece kendini bu alana verdi.Tüm ittihat ve Terakkiciler gibi bir uhuvvet-i Osmaniye yoluyla bir Osmanlı milleti meydana getirmenin mümkün olduğuna inanıyordu.1909’da Ömer Seyfettin2in dilde tasfiye hareketini izleyerek ‘Türkçü’ oldu.Selanik’te İttihat ve Terakki Merkezi Umumi üyesi seçildikten sonra yeni bir Gökalp karşımızdadır.Genç Türkleri izleyerek 2. Meşrutiyette siyasi devrimim içtimai devrimle tamamlanması gerektiğini savundu. İçtimai devrim ‘yeni hayat’ ile gerçekleşecektir.Yeni hayat sosyal hayatın her alanında eski değerler sistemi yerine yeni bir değerler sistemi getirmektir.Bu dönemde A.Fouillee’nin fikirler-güçler teorisinin etkisi altındadır.Yeni hayat fikir ile, ülkü ile yaratılır ve hayata geçirilir.Yeni hayat öz Türk kültürüne dönmekle gerçekleştirilecektir.Gökalp için üstün insan Türktür.Yüksek güzel kültür Türk kültürüdür.Gökalp’in düşünce hayatında Türkçülük balkan harbi faciasından sonra egemen hale gelecek, Osmanlıcılık unutulacaktır.
    Darülfünun’da F.Köprülü, İ.H.Baltacıoğlu, N.Sadak, A.Emin, Ş.Günaltay ile birlikte batı bilim metotlarıyla çalışan ekip içersinde yer aldı ve onların fikir odağı oldu.Kültür ve medeniyet ayrılığı tezini ilkin burada çıkan içtimaiyat mecmuasında ileri sürdü.Bu dönemde sosyolojinin gerçek kurucusu saydığı Durkheim sosyolojisinin pozitivist, strüktüralist yaklaşımını benimsedi.Bu yaklaşımda ahlakın sosyolojik niteliği üzerinde durdu.Durkheim ve Mauss’un ilkel toplum tasnifini orta Asya Türk kavimlerinin incelenmesinde esas aldı.Gökalp 1.Dünya Savaşı sırasında başlıca fikir akımlarını sosyolojik bir yorum içinde uzlaştırma ve sistemleştirme girişiminde bulundu (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak).Bunu sosyolojinin bir görevi olarak görüyordu.Gökalp’in zaman zaman değişen sistemleştirme çabalarında siyasi pragmatizm egemendir.Sırasıyla Osmanlı-Tükçü-Atatürkçü Gökalp’i ayrı ayrı inceleme zorunluluğu vardır.
    Gökalp, sosyoloji teorilerinde E.Durkheim’ın metodolojisini izlemekle beraber onun orijinal bir Türk düşünürü olduğu noktasında bir çok yazar ve sosyolog birleşir.(bkz. H.Z.Ülken, C.Zimmerman, Z.F.Fındıkoğlu, N.Akder, M.Turhan, S.H.Bolay ve S.Anar) Yakın zamana kadar onun sosyolojide icat ettiği terimler kullanıla gelmiştir.(hars, mefkure, örf, içtimaiyat)Türk toplum ve siyasetinin saltanat döneminden Türk milli devletine geçiş döneminde radikal hızlı değişimleri bir sosyolog olarak gözlemlenmesi, onun sosyolojik analizlerine kuşkusuz orijinallik kazandırmıştır.Yeni Türkiye doğarken millet, devlet, hukuk, kadın hukuku, devlet-din ilişkileri, modern ekonomi ve milli eğitim, Türk kültür tarihi ve sosyolojisi, özellikle milli devletin ideolojisini formüle etmekte Ziya Gökalp gibi bir düşünür-sosyologa sahip olmak hiç kuşkusuz önemli bir ayrıcalık olmuştur.Sosyal olguya tam bir nesnellik ile yaklaşım metodu Gökalp’e kendi kuşağında güvenilir, pozitivist bilim adamı, yol gösteren hoca vasfı kazandırmıştır.Gökalp bütün bu alanlarda düşüncesine başvurulan Türk Mütefekkiri olarak anılmıştır.
    Bütün sosyal-siyasal değişim ve bunalım devirlerinde, sarsıntının sebep olduğu kargaşa karşısında belirli bir çıkış yolu, yeni bir denge bulma ihtiyacı her dönemde insanı değişim sorunları ve değerler sistemi üzerinde etraflı incelemeler yapmaya zorlamıştır.Yahut, Fransız aydınlanma Çağı gibi, yeni bir düşünce sistemi bir uyanış atılımı sosyal-siyasal yeni bir yapılanmaya götürür.Osmanlı-Türk tarihinde 1856 Kırım harbinden sonra Batı’nın her alanda yıkıcı baskısı karşısında Yeni Osmanlıların tepkisi böyle bir ihtiyacın göstergesiydi.Yeni Osmanlı, Genç Osmanlı hareketiyle devrimci bir doğrultu aldı..1878 Berlin antlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğunun parçalanışı onaylanmıştı.1900’lerde patlak veren Makedonya bunalımı, Genç Türkleri, İttihat ve Terakki’yi iktidara getirdi, saltanat fiilen son buldu.Ülke yeniden parçalanma tehlikesi karşısında idi.Ziya Gökalp bu buhranlı zamanda yeni bir denge ve düzen, yeni bir doğrultu arama ihtiyacına en yüksek seviyede tercüman olmuş bir düşünürdür.Buhrana çözüm bulmak için sosyoloji ilmiyle ciddi şekilde uğraşmak gerektiğini savunuyor, Osmanlı toplumunu oluşturan çeşitli etnik unsurlar arasında doğal düzen ve dengeyi yeniden kurmak için en doğru yolu gösteren araçlardan birinin ilmi içtima olduğunu iddia ediyordu.O daha sonra Selanik’te İttihat ve Terakki cemiyetinin Merkezi umumi üyesi seçilince kendisine cemiyetin ana prensiplerini açıklama ve gençliği topluma bağlama görevi verildi..Gökalp kendisine verilen ödevi geniş bir açıdan bir sosyal mesele olarak ele aldı ve ‘yeni hayat ve yeni kıymetler’ adlı makalesinde (Genç Kalemler, sayı 8) asıl inkılabın içtimai nitelikte olması, yani topluma inmesi gerektiği fikrini savundu ve aynı yazıda bu yeni hayatı getirecek sosyal değerlerin niteliğini göstermeye çalıştı.Gökalp daima sosyal sorunlar üzerinde durdu, kurtuluş yolunu daima sosyolojinin kılavuzluğunda aradı.Onun sosyolojisi, bu sebeple dinamik bir sosyoloji, bir değişme sosyolojisi oldu.
    Gökalp’e göre ulus, toplumsal grupların en gelişmiş olanıdır.Toplum toplumsal birlik ve dayanışmaya dayanır.Dayanışmanın en yüksek biçimi ise ortak dil ve kültür, ortak bilişim ve duyarlılık normları temelinde yükselir.Ulusların oluşumunu Durkheim sosyolojisinden esinlenen bir şemayla üç aşamalı bir sürecin sonucu diye görüyordu.Buna göre dil ve ırk birliğine dayalı kabile toplumundan, din birliğine yaslana ümmete, oradan da kültür (hars) ve uygarlıkla (medeniyet) tanımlanan ulusa erişilmektedir.
    Taha Parla bir düşünür olarak Ziya Gökalp’in sentezini şu şekilde ifade eder; Durkheim solidarizmi, kültürel Türkçülük,ve ahlaki tasavvuf (parla,1993).Bu düşünce sistematiği hem ittihat terakki döneminde hem de Kemalist dönemde devletin vatandaşa yükleyeceği görevleri, ‘hak yok, vazife var’ anlayışının yerleşmesini ve ulus devletin inşası döneminde milli kimlik ile dini kimlik arasındaki gerilimin milli kimlik lehine çevrilmesini de sağlamıştır..
    Milli Kimlik ve Gökalp
    Ziya Gökalp’in milli kimlik konusundaki duyarlılığı ilk yazılarından itibaren sürekli ve belirleyicidir.Onun mefkure olarak kavramlaştırdığı ve bütün kültürel oluşların temeline koyduğu olgu; öznel milli kimlik, yani nesnel milli kimliğin algılanmasıdır. ‘..Bir millet büyük bir felakete düştüğü zaman ferdi şahsiyetler silinir, herkesin ruhunda yalnız milli bir şahsiyet yaşar.Fertler kendi hürriyetlerini değil, milletin istikbalini düşünürler.İşte o muazzez duygu ile karışık olan bu mukaddes düşünceye mefkure denilir.Bütün buhranlı devreye de ilkah devresi namı verilir.’(Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, A.Nüzhet, s.38)
    Mefkurenin yok iken var olması, şuursuz bir evreden şuurlu bir evreye geçmesidir. ‘..Osmanlılık,İslamlık ve Türklük mefkureleri doğmadan, Osmanlı devleti, İslam ümmeti ve Türk milleti vardı.’(Gökalp,a.g.e. s.53) Ziya Gökalp’in ilham ve yöntemini aldığı Durkheim’a atıflar yaparak şöyle der: ‘…Türk milleti vardı, ama maşeri vicdanda Türk milleti şuuru yoktu.Yani Türk milleti de yoktu.Çünkü bir zümre fertlerin müşterek vicdanında şuurlu bir şekilde idrak olunmadıkça içtimai bir zümre mahiyetine haiz olamaz.’(Gökalp, Türkçülüğün esasları, M.Kaplan s.67)
    Gökalp’e göre maşeri ter’iler büyük buhran zamanlarında şiddetle yaşanırlar ve büyük bir kuvvet ve kudret kazanırlar ki bu hale mefkure demiştir.Trablusgarp ve Balkan savaşları da düşünürümüzün tespiti ile işte tam da böyle bir tesir yapmıştır.Gökalp; maşeri ter’iler marksın zannettiği gibi gölge olaylar olamayıp, tam tersine bütün toplumsal hayatı şekillendiren gerçekliklerdir düşüncesindedir.Ona göre Türk kültürü bilinci, İslam zihniyeti , ilim ve teknikte batılılaşma ter’ileri toplum yaşantımızda tam şuurlaşınca bütün toplumsal hayatımız da buna göre değişmeye başlayacaktır…( Türkleşmek-İslamlaşmak-Muasırlaşmak )
    Gökalp’e göre, mefkureler bütün içtimai oluşların sebebi oldukları gibi, kendilerinin doğması, kuvvetlenmesi yahut zayıflaması da içtimai sebeplere bağlıdır.Bunlar toplumsal yaşamdaki değişmelerdir.Nüfus yoğunluğunun , iş bölümünün, karışmanın artması veya azalması gibi yapı değişmeleridir.Bütün bu değişmeler bazı ter’ileri zayıflatır bazılarını öne çıkarır. ‘..zaten lisani ve harsi zümrelerden ibaret bulunan milletler eski zamanlarda da vardı.’(a.g.e. s.72) ‘..Ancak dini ve siyasi bir algılama çerçevesi içindeydiler.Yani Türk milletinde Osmanlı ve İslam ter’ileri egemendi.Bunlar zayıfladıkça milliyetçilik öne çıkmaya, kendini göstermeye başladı.’Görüleceği gibi Ziya Gökalp sosyolojisinin ana kavramı olan mefkure; bugün bizim öznel kimlik olarak tartıştığımız, toplumsal gerçekliğimizi algılamamızdan doğan bilinç halidir.
    Her kültür daha doğuşundan itibaren özgündür.Çünkü farklı bir toplum tarafından az çok farklı bir ortamda yaratılmıştır.Yine doğuşundan itibaren her kültürde bir farklılık şuuru, başkalarından farklı olma duyarlılığı bulunur.Bu toplumsal tavra milli kimlik duyarlılığı de denilebilir.Toplumlar/kültürler bu tutumlarını daima korumak eğilimindedir.
    Bizim toplumumuzda bilinen sıkıntılı dönemlerin yaşanmasından sonra Batıya yöneliş başlayınca temel sorun olarak bu farklılık şuuru yahut kimlik duygusu ile karşılaşıldı.Bu karşı koyuş veya direncin içinde korumacılık eğilimleri de var olmakla birlikte temel endişe ‘gavurlaşmak’ yani milli kimliği kaybetme korkusu idi.
    Erol Güngör’ün haklı olarak ifade ettiği gibi (E.Güngör, kültür değişmesi ve milliyetçilik s.10), o zaman insanlarımız için bu endişelerin ne ölçüde hayati bir önem taşıdığını şimdiki neslin tasavvur etmesi bile zordur.Binlerce yıllık bir geçmiş ve birikim üzerinde yükselen bir milletin alışkanlıklarından kolayca vazgeçebilmesi ne mümkün ne de beklenebilecek bir olaydır.Türk milleti için böyle bir gelişme hem maddi hem manevi anlamda ölüm getirebilirdi.İşte o günün aydınlarının çözmesi gereken en büyük sorun buydu ve tüm düşün çalışmaları bu kaygıdan hareketle oluşturuldu.
    Gökalp henüz sosyoloji sistematiğini kurmadan önce kalemi eline aldığı ilk yazılarından itibaren milli kimliğimizi koruma duyarlılığını sergilemeye başlamıştır.Diyarbakır’da Peyam gazetesinin çıkış yazısında şöyle der; ‘Peyam’ın hayal ettiği gaye, doğunun hikmeti ile batının tekniğinin telif ve birleşmesinden doğacak milli ve samimi bir yüce Osmanlı medeniyetidir.’ (Z.Gökalp makaleler, Ş.Beysanoğlu, s.45)Yine 1909’da yazdığı makalede bu terkibi genç Osmanlıların izlemeleri gereken yol olarak gösterir. ‘Genç Osmanlıların tercih edeceği yükselme yolu, doğunun manevi verimleri ile batının maddi verimlerini birleştirmekten ibaret olan yaratıcı yükselmedir.’(a.g.e. s.64-65) Burada dikkati çeken önemli bir nokta yaratıcı yükselme ifadesidir.Daha sonraki yazılarında görülecektir ki, Gökalp batı medeniyetini alırken taklitten kaçınarak yaratıcı bir düzeyin yakalanmasını öngörmüş bunun içinde yaratıcı bilgi-yaratılmış bilgi ayrımı yaparak tekrardan kaçınan yaratıcı bir eğitim düzeninin gereğini vurgulamıştır.Gökalp, Selanik’te olduğu devrede aynı hassasiyeti gösterir. ‘Biz Avrupalıların hazır elbiselerini alamayız, kendi fikir kabiliyetimizden yeni bir medeniyet yaratmak zorundayız.Bu sebeple Yeni Hayatı düşündük’ diyen Gökalp, bu hayat yaratılacaktır ve değerleri ‘Osmanlılığın ruhundan doğacak iktisadi, ailevi, bedii, felsefi, ahlaki, hukuki ve siyasi değerler olacaktır.’ diye yazar. (Z.Gökalp, makaleler-II, S.H.Bolay, s.45)
    Son tahlilde; Gökalp, sosyoloji sistemini kurdukça vazgeçilmez bulduğu milli kimlik hassasiyeti ile Avrupalılaşmak ihtiyacından doğan gerilimi, kültür-medeniyet ayrımı yaparak çözmüştür.Batının medeniyeti yani bilgi, yöntem ve tekniği alınacaktır.Ayrıca alınacak medeniyet unsurlarının milli hars tarafından kabul edilmesi de ön şart olacaktır…
    Kültür-Medeniyet ve Gökalp-Toynbee
    Gökalp daima sosyal sorunlar üzerinde durmuş, kurtuluş yolunu daima sosyolojinin kılavuzluğunda aramıştır.Onun sosyolojisi bu sebeptendir ki dinamik bir sosyoloji, bir değişme sosyolojisi olmuştur.Zimmerman’a göre, günümüzde tekrar dinamik değişim sosyolojisine dönmek gerekmektedir.Atom çağının korkunç problemleri ve dünyada hızla gelişen modernizasyon-batılılaşma buhranının ortaya çıkardığı hayati sorunlar, yeni sosyolojiyi bir değişim sosyolojisi olarak ele almaya bizi zorlamaktadır.Zimmerman’a göre Gökalp ve Toynbee bu alanda bize öncülük etmektedirler.Yine kendisine göre Gökalp, tek istikametli sosyal gelişim teorisine dayanan 19.yy. sosyolojisine bağlıdır ve her medeniyetin kendine özgü sosyal zamanını göz önünde tutmamaktadır.Zimmerman’a göre Toynbee çeşitli doğrultularda yürüyen ve kendi sosyal zamanını yaşayan medeniyetler kavramı ile yeni dinamik değişim sosyolojisinin zeminini hazırlamıştır.
    Gökalp ve Toynbee, ana prensip olarak insanlık tarihini bir kültür dinamiği olarak ortak yorumlamalarının yanı sıra Gökalp’in toplum, değişim ve gelişme üzerindeki temel görüşleri Toynbee ile zıtlıklar arz etmektedir. Gökalp’e göre; toplum doğada kendi kendine var olan, kendi kanunlarına bağlı apayrı bir realitedir.Toplum hayatı, fizyolojik yaşamın ve bireysel psikolojinin bir eseri değildir ve onunla açıklanamaz.Aksine bireyin zihin hayatı, davranışları, kültürü bu realitenin yani bireyin üstündeki sosyal vicdanın bir eseridir.Gökalp toplumsal realite hakkında bu plüralist görüşten hareket etmekle Roberty, Durkheim, Oppenheimer,Tönnies gibi sosyologları birleştiren esas görüşü paylaşmaktadır.Toynbee’ye göre, bireyin üstünde bir toplumsal realite olamaz, veya toplumu biyolojik organizmalara benzer bir organizma saymak tamamıyla yanlıştır.Toplum birbirleri ile ilişki içersindeki bireylerin faaliyetlerinden ibarettir.Toplum hayatı insanlar arasındaki bir ilişkiler sistemidir.Bu yorum esas olarak Durkheim sosyolojisine karşı Max Weber sosyolojisinde bulunur.Sosyal olgu, bireyler arasındaki anlamlı ilişkilerden ibarettir.Bireyler üzerinde egemen bir maşeri vicdan hayalden öte bir şey değildir.
    Kültür ve medeniyetin niteliğine gelince Gökalp daima temel sosyolojik görüşünü izleyerek kültürü bireyin üzerinde adeta organik bir realite sayar ve kültürü insanın iradi eseri olan medeniyetten kesin bir çizgi ile ayırır.(hars-medeniyet)
    Gökalp’e göre; kültür, klan, aşiret, kavim gibi tabii toplumlarda o toplumu tutan ve birleştiren düşünce ve kurumların organik şekilde bütünleşmiş halidir.Bu düşünce ve kurumlar genellikle birer değer yargısı taşır.Tamamıyla o topluma özgü olup, sübjektif ve duygusal niteliktedir.Kültür o toplumun özel kişiliğini ve o toplumun sosyal dayanışmasının temelini teşkil eder.Kültürün kendi içinden gelişen doğal bir evrimi vardır.Kültür dışardan zorla değiştirilemez.Bir organizma gibi dışarıdan kendi yapınsa uygun medeniyet unsurlarını alır, sindirir, uygun olmayanlarını atar.İlkel ve doğal cemiyetlerde kültür topluma hakimdir ve onu oluşturan bütün idealler dine bağlıdır.Kültürün temel fonksiyonu belirli bir toplumun bireyleri arasında dayanışmayı yani bir toplum olarak bütünlüğünü ve devamını sağlamasıdır.Böylece kültür bir temel sosyolojik olgudur.
    Gökalp’in bu kültür yorumunda, kültürü bir organizmaya benzeterek incelediği, onda organizmaya benzer bütün unsurları aradığı görülür.Örf ise; bir toplum tarafından genelde benimsenmiş ‘içtimai vicdana’ mal olmuş bir davranış biçimidir.Bu karakteri ile örf, bazen sosyal onayı sağlayamamış adetlerden ve yapay olarak konmuş kural ve kanunlardan ayrılır.Gökalp böylece kültüre ait toplumsal tasavvurları örf kavramı ile ifade etmektedir.Ona göre tam bir akültürasyon asla söz konusu olamaz. Medeniyet ise kültürden sosyal menşe ve niteliği itibariyle ayrıdır. ‘..Medeniyet usul ile yapılan ve taklit vasıtası ile bir milletten diğer millete geçen mefhumların ve tekniklerin mecmuudur.’Yani medeniyet; bireylerin bilinçli, iradi eseridir, taklitle yayılır veya bütün insanlığa mal olabilir.Duygusal değil objektif niteliktedir.Herkes için aynı değeri taşır.Genelde fayda düşüncesine dayanır.Gözetilmediği takdirde maşeri vicdanın tepkisi ile karşılaşılamaz.En önemli özelliği uluslar arası olmasıdır.
    Gökalp; kültür değişmelerinde bir kültürün başka bir kültür üzerinde oluşturduğu hayranlık hissinin ve eksiklik kaygısı ile yönelişinin belirleyici olduğunu düşünmektedir.
    Toynbee ise medeniyet ve kültür arasında bir farklılık görmez.Medeniyet kültürel bir nesnedir ve teknoloji sanat ve dine bakarak daha gevşek olmakla beraber kültürün bir unsurudur.Batıdan evvela silah tekniğini alan bir toplum zamanla batı medeniyetini bütünü ile almak zorunda kalacaktır.Gökalp sağ olsaydı hiç kuşkusuz Kroeber gibi, Toynbee’nin kültürlerin birbiri ile kaynaşmaz ayrılıklarını görmezlikten geldiğini şiddetle eleştirecekti.
    Gökalp’e göre özgün kültür ölmez, Toynbee ise yakın bir gelecekte tüm medeniyetlerin kaynaşıp tek bir toplum haline geleceklerini ve ortak bir kültüre sahip olacaklarını iddia etmiştir.
    Görülüyor ki Gökalp milli kültürü statik bir örfler toplamı olarak saymamış, toplumu bir arada tutan canlı bir üst varlık gibi değerlendirmiştir.Dinamik ve daima gelişme halinde bulunan milli kültür Gökalp sosyolojisinin temel görüşüdür ve tarihten çıkardığı görevle günümüzden geçmişe bakışın haksız eleştirilerine rağmen bir ideolog ve sosyologdur…..


    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
    "T

Seite 1 von 2 12 LetzteLetzte

Ähnliche Themen

  1. Erol G
    Von PC NewsBot im Forum Turkishpress.de News
    Antworten: 0
    Letzter Beitrag: 17.10.12, 22:11
  2. Erol G
    Von Belde-i Tayyib im Forum Türkei Land und Leute/Türkiye, Toplum ve Halk
    Antworten: 1
    Letzter Beitrag: 03.08.08, 20:03
  3. Erol Sander (Urcun S'oglu) - Tr-st
    Von toygun im Forum Filme, Musik und Kultur/Film, Müzik ve Kültür
    Antworten: 5
    Letzter Beitrag: 30.10.06, 07:57

Stichworte

Berechtigungen

  • Neue Themen erstellen: Nein
  • Themen beantworten: Nein
  • Anhänge hochladen: Nein
  • Beiträge bearbeiten: Nein
  •  

» Online Users: 198

Registrierte Benutzer: 0, Gäste: 198
No Benutzer online
Mit 655 Benutzern waren die meisten Benutzer gleichzeitig online (02.02.11 um 23:23 Uhr).

» Anmelden

Benutzername:

Kennwort:

Not a member yet?
Register Now!

» RADIO POLITIKCITY.DE

RADIO POLITIKCITY.DE
is offline
RADIO POLITIKCITY.DEserver is offline
RADIO POLITIKCITY.DE
Server is currently down

versuche es später nochmal
oder sei selber der DJ.
Hier die Anleitung.

schreibe eine Mail an den Administrator


Hier RADIO POLITIKCITY.DE Sendungsvorschau

» Unterstützen Sie Politikcity.de

Politikcity.de Needs YOU!
Bize senin Desteğin gerek!
Bağışın ile çalışmalarımızı ve etkinliklerimizi, projemize destek olmakla Politikcity.de aktif calışmalarında seninde yardımın olsun.

Unterstütze uns!
Mit Deiner Spende hilfst Du aktiv, unsere Arbeit, uns das Projekt Politikcity.de weiterzuführen und das Projekt kontinuierlich weiterzuentwickeln.



Aktueller Stand Spenden / Unterstützung für Politikcity.de

Bağışlar hakkında güncellemeler / Politikcity.de ye Destekler


oder benutzen hierfür unser Kontaktformular

» Aktuelle Umfrage

Findet ihr es richtig, dass in Taksim die Demonstrationen fortgesetzt werden?
Ja, ich finde es gut, weil
71,43%
Nein, ich finde es nicht gut, weil
28,57%
Total Votes: 49
Du darfst bei dieser Umfrage nicht abstimmen.

» Steuerhinterziehung: Zahl der Selbstanzeigen nach Hoeneß-Prozess verdreifacht

Apr 16, 2014 - 7:12 AM - von PC NewsBot
Der Prozess gegen den früheren... [Read More]


» Ukraine-Krise: China will nicht auf Putins Seite gedrängt werden

Apr 16, 2014 - 6:25 AM - von PC NewsBot
Der Inselstreit zwischen... [Read More]


» Ukraine-Live-Blog: Putin sieht Ukraine am Rand eines Bürgerkriegs

Apr 16, 2014 - 6:25 AM - von PC NewsBot
Russlands Präsident hat den Einsatz ukrainischer... [Read More]


» USA: New Yorks Polizei löst Einheit zur Überwachung von Muslimen auf

Apr 16, 2014 - 6:25 AM - von PC NewsBot
New Yorks neuer Polizeichef Bratton sendet ein versöhnliches Signal: Die nach 11.... [Read More]


» BMW R nineT: Altes Eisen und neuer Purismus

Apr 16, 2014 - 5:48 AM - von PC NewsBot
BMW ist mit der R nineT in den Markt der Retro-Motorräder eingestiegen – Vintage läuft auch bei Bikern... [Read More]


» Motivation: Neuer Elan für Null-Bock-Kollegen

Apr 16, 2014 - 5:48 AM - von PC NewsBot
Zwei Drittel der Deutschen erledigen ihren Job lustlos, und jeder Sechste hat innerlich gekündigt.... [Read More]


» Ukraine: Putin sieht Ukraine "am Rande eines Bürgerkriegs"

Apr 16, 2014 - 2:31 AM - von PC NewsBot
Wladimir Putin verlangt von den Vereinten Nationen eine... [Read More]


» Überwachung: Aktivisten fordern schärfere Exportkontrollen für Software

Apr 15, 2014 - 9:42 PM - von PC NewsBot
Überwachungssoftware aus Deutschland und Europa ist in vielen... [Read More]


Powered by vBadvanced CMPS v4.2.0
  • Politikcity.de - Archive
  • 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138