Bundan 120-130 yil kadar önce Islam Dünyasinda Mevlid Kandili diye bir sey yoktu. Panislamist toparlanma safhasinda ortaya atilan bir "Bidati Hasene"dir.
Bugün ise tam anlamiyla Hristiyanliktan apartma bir Kutlu Dogum Haftasi cikti. Yasar Nuri Öztürk'ü sevmem ama "Birileri Allah'a ogul uydurdu, bizler de sevgili uyduruyoruz!" sözlerinde yerden göge haklidir. Bu gibi girisimlerin USA'nin Light Hilafet projeleri ile ne kadar ilgili oldugunu incelemeye deger.
Kutlu Doğum ve irtica [Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ] ALİ BULAÇ
02/05/2007
27 Nisan gecesi Genelkurmay'ın internet sitesine düşen muhtıranın öne çıkardığı "rejim tehditleri" arasında "Kutlu Doğum Haftası"na yapılan atıf dikkat çekiciydi.
Kutlu Doğum, son yıllarda ve devletin bilgisi dahilinde -üstelik 1980'lerden sonra İran'ın bu yönde İslam ülkeleri çapında başlattığı kutlamalar ve Ramazan ayının son cumasını Kudüs Günü ilan etmesine alternatif olarak- teamül haline getirilmeye çalışılan bir etkinliktir. Defalarca bu köşede "Kadir Gecesi" hariç diğer kutsal gece ve gün kutlamalarının sahih İslam inancı ve Hz. Peygamber (sas) sünnetinin meşruiyetini tayin ettiği gelenek açısından ciddi bir önem taşımadığını yazdım; hatta söz konusu kutlamaların İslamiyet'i zaman içinde "bir tür Hıristiyan iklimine sokabileceği" tehlikesine dikkat çektim.
Stres ve gerilim yüklü kent hayatı, medyanın etkinleşmesi, son zamanlarda Danimarka'dan başlayarak her yerde Peygamber Efendimiz (sas)'e yapılan hakaretler, Avrupa'nın ve ABD'nin "medeniyetler çatışması" tezi çerçevesinde "İslamfobisi" üzerinden yürüttüğü politik kampanyalar ve biraz da bize özgü ortaya çıkan yepyeni tehdit algısı dolayısıyla bu tür kutlamalara olan ilgiyi artırdı. Bizim görevimiz, bildiğimiz doğruları açıklamak, uyarmak. Toplum bazen yine bildiğini okuyor.
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]SORU: Hz. Muhammed’in doğumu tam olarak hangi güne rastlıyor? Kaynaklara göre 571 senesi 12 Rebiülevvel (20 Nisan) Pazartesi gecesi dünyaya gelmiş. Biz O’nun doğumunu Mevlit Kandili olarak kutluyoruz. Böylece hicri takvime göre her yıl 10 gün geriden takip ederek farklı zamanlara denk geldiğini de biliyoruz. Ancak 16-20 Nisan (miladi) günleri arasında Kutlu Doğum Haftası’nda da kutladığımıza göre bunların hangisi doğrudur? (Ahmet Yılmaz)
CEVAP: Hz. Peygamber herhangi bir doğum günü kutlaması yapmadığı gibi kendi doğum gününü de kutlamamıştır. Mevlit yani Doğum Kandili, Hz. Peygamber’in uygulaması olmadığına göre sünnet değildir. Kitapta da sünnette de yeri yok. Kitap ve sünnette yeri olmayan, sonradan çıkma din uygulamalarına bid’at denilir. Peygamber’i anmaya, Allah’ı zikretmeye ve belki de artı ibadete vesile olduğu, dini hayata zaman zaman canlılık verdiği için Mevlid Kandili, bid’at-i hasene (güzel bid’at) kategorisine girebilir.
Hz. Peygammber’in doğum gecesi aslında o kadar kesin değildir ama ay takvimine göre 12 Rebiülevvel gecesi genel kabul görmüştür. Miladi olarak 20 Nisan’a rastlar. Ama önemli olan, net doğum gecesi değil, dini bir heyecan yaşanmasıdır. Bin yıldan beri gelen bir uygulama var, 12 Rebiülevvel. Suudi Arabistan hariç İslâm âleminin çoğunda bu gece Mevlid Kandili olarak kutlanır.
Diyanet İşleri Başkanlığımız bir de 20 Nisanı esas alarak bir Kutlu Doğum Haftası icat etti. Takriben 20 yıldan beri bu kutlamalar git gide dozajı kaçıran bir vaziyet aldı. Konferanslar, paneller, büyük şovlar, çok büyük masraflar. Böylece dinin sadeliğini koruması gereken resmi bir kurum, dine yeni bid’atlar katar oldu. Bu toplantılarda, panellerde çok abartılı şeyler anlatılıyor ve Hz. Peygamber’in ruhaniyetini rahatsız eden şovlar yapılıyor. Bunları tasvip etmiyorum.
Bir kandili iki yapmanın âlemi ne? Din gösteriş değil, sadeliktir. Asıl makbul ibadet ise bireyin geceleyin kalkıp sükunet içinde Allah’ına yalvarmasıdır. Umarım Diyanet, dinde bir temeli olmayan bu ikinci bid’atı kaldırır. Eğer kutlama yapılacaksa bunu bid’at olan hafta uygulamalarında değil, geleneksel zamanında yaptırır. Hz. Peygamber, dinin sadeliğini bozan bid’atların doğru olmadığını vurgulamış, “Kullu bid’atin dalâletun: Her bid’at sapıklıktır” buyurmuştur.
SORU: Bir İnternet sitesinde “Mevlit Kandili bazı âlimlere göre Kadir Gecesi’nden daha hayırlıdır” şeklinde bir yazı okudum. Kur’ân, Kadir Gecesi için “bin aydan daha hayırlıdır” demiyor mu?
CEVAP: Kandil gecesi diye bir şey yoktur. Tek kutlu gece vardır, o da Kur’ân’ın inmeye başladığı Kadir Gecesi’dir. Kur’ân, bu gecenin bin aydan hayırlı olduğunu belirtmiştir. Öteki kandil geceleri, Hz. Peygamber’in ve ashabının uyguladığı veya kutladığı geceler değildir. Peygamber’den iki üç asır sonra zahid kişiler zayıf, çürük rivayetlere dayanarak bazı geceleri kutlamaya başladılar. Sonra Berat Gecesi, Regaip Gecesi, Mirac Gecesi diye uydurma kandil geceleri ortaya çıktı ve bunlar dinin farzlarının da önüne geçti. Yani gelenek dinleşti. Din böylece bid’atlara büründü. Ben Kadir Gecesi dışında bir kandil gecesi tanımıyorum. Bu tebrikleşmelerden de hiç hoşlanmıyorum. Çünkü bid’attır. Bid’atlar dinin safiyetini bozar.
Bir takdir mektubu
* SAYGIDEĞER Süleyman Ateş Bey, İslâm’ın kötü yüzü, İslâm’ın güzel yüzü yoktur. İslâm’ı kötü aksettiren cahil, çirkin yüzler ve İslâm’ı güzel aksettiren bilgi dolu güzel yüzler vardır. Siz, bu güzel yüzlülerin en güzellerinden birisiniz. Ticari tarikatların bir örümcek ağı gibi toplumu sardığı bu günlerde size olan ihtiyaç, her zamankinden daha çoktur. Kendinize iyi bakın.
Hayatta kaldığınız her bir fazla gün, İslâm için bir kazanç olacaktır. Size sonsuz saygı ve sevgilerimi arz ediyorum. Ben Ahmet Cevdet Paşa’nın torunuyum. Sizi, onun temsilcisi gibi görüyorum. Atilla Ziya Sarper/Büyükçekmece
* ÇOK muhterem Atilla Bey. Güzel sözlerinizden son derece lezzet ve güç aldım. Allah razı olsun. Ahmet Cevdet Paşa Hazretleri bu ülkenin medarı iftiharıdır. Onun torunu olmak ne büyük şeref. Maalesef bağnazlık, dini çıkar vasıtası yapan kimi güruhlar git gide yayılıyor. Kur’ân’ın ışığından rahatsız olan o kadar dar kafalı var ki, yazılarıma ateş püskürüyorlar. Küfrediyorlar, ağzı süt kokan çocuklar bize akıl vermekten hatta küfretmekten çekinmiyorlar. Bunları yaşayınca İslâm’a yazık oldu diyorum. Saygılar sunarım.
Kutlu Doğum (M. Fethullah Gülen)
Mart 25, 2007 — Yunus Emre Ercan
M. Fethullah Gülen, Sızıntı, Ekim 1991, Cilt 13, Sayı 153
İnsanlığın iftihar Tablosu’nun doğumu, topyekûn insanlığın da yeniden doğumu sayılır. O’nun dünyayı şereflendireceği güne kadar akın karadan, gecenin gündüzden, gülün de dikenden farkı yoktu; dünya âdetâ umumî bir mâtemhâne, varlık da tıpkı bir kaostu.. O’nun eşyanın yüzüne çaldığı nur sayesinde, zulmet ziyâdan ayrıldı, geceler gündüze kalboldu; kâinat kelime kelime; cümle cümle, fasıl fasıl okunur bir kitap haline geldi.. ve her şey âdetâ yeniden dirildi ve gerçek değerini buldu.
Evet, O’nun yeryüzünü şereflendirmesi; kâinat çapında bir vak’a ve yer-gök adına en büyük bir hâdise olduğu gibi, aynı zamanda insanlığın da yeniden dirilişi sayılır. O, elindeki, cihanları aydınlatan, o nûrefşân mesajıyla, dünyayı yeniden göklere göre tanzim edeceği, varlığın perde arkası hakikatlarına tercüman olacağı, eşya ve hâdiselere yeni tefsir ve yeni yorumlar getireceği güne kadar varlık bütünüyle manâsız, ruhsuz, birbirinden kopuk ve birbirine yabancı gibiydi; cansızlar âdetâ, abesler resm-i geçidinde birer figür, canlılar “natürel seleksiyon”un dişleri arasında ve her gün başka bir ölüm ağında.. bu kara yalnızlıkta insanlar ise, her an başka bir ayrılıkla inleyen birer yetim, birer mazlum, birer mağdur vaziyetindeydi. O’nun neşrettiği nûr sayesinde birden bire karanlıkların büyüsü bozuldu, şeytanlar bozguna uğradı ve dalâletler gidip gayyâyı boyladı.. eşyanın mahiyeti değişti; tahripler tamire dönüştü, inkırâzlar da onarım hazırlığı şekline girdi.. dünya üzerindeki konup-göçmeler, gelip-gitmeler birer resm-i geçit halini aldı; doğumlar birer toy-düğün, ölümler de birer “şeb-i arûs” oldu.
O’nun ışığı başlarımızı okşamaya başladığı günden itibaren, ruhlarımızda “ebedî yok olma”nın te’siri kırıldı; hicranla çarpan sînelere dost ikliminden vuslat muştuları geldi-ulaştı. Bütün bir insanlık olarak biz hepimiz, O’nun gönüllerimize üflediği hayat sayesinde kendimizi idrak edip eşya ile münâsebete geçebildik.. özümüzdeki cevherleri değerlendirip, benliğimizdeki sonsuzluk buudunu sezebildik. O olmasaydı, ne ruhumuzdaki bu derinlikleri kavrayabilir ne de kabirden geçip sonsuzluğa uzayan bu yolu ve bu yolculuğu bu kadar şirin görebilirdik. Gönüllerimize aşk u heyecan salan O, gözlerimize ışıklar çalan O ve bizleri ebedler ülkesine seyahata hazırlayan da yine O’dur.
O, bu uzun ve sırlı yolculukta bulunduğumuz sâhil itibariyle, bizim için bir kaptan ve rehnümâ, varacağımız âlem itibariyle de bir mihmandâr ve şefaatçı ise, bizim de O’na karşı bir kısım sorumluluklarımız vardır ve bu mevzûda lâkayd kalmamız da mümkün değildir. Ama, ne gariptir ki, bizler asırlardan beri bu ışık insan ve O’nun nurlu mesajına karşı hep lâkayd kalmışızdır.. lâkayd kalmak bir yana çok defa saygısız davranmışızdır…
Vâkıâ, dar bir dairede ve belli ölçüler içinde, merasim türünden bir mevlit, birkaç paket şeker ve birkaç şişe güllâpla.. bazen de birkaç ses sanatkârı ve birkaç ilâhîci ile velâdeti tes’îd etmeye, O’nunla irtibatımızı ortaya koymaya çalışmışızdır; ama, bunlar kat’iyyen O’nun büyüklüğüyle orantılı olmamıştır; orantılı olmak şöyle dursun, O’nun kapıkullarına gösterilen saygı ve ihtiram seviyesine bile ulaşılamamıştır. Hele Hz. Mesih’in doğum günü veya şöyle-böyle O’nunla alâkalı gösterilen noel, paskalya ve daha başka yortu ve karnavallar seviyesinde bir neş’e ve cûşişin yaşanması kat’iyyen söz konusu olmamıştır…Bu mevzûda yapılması teklif edilen şeylerin “ef’âl-i mükellefîn” arasında yeri olmadığı muhakkak; kimse de böyle bir iddiada bulunamaz. Ancak, acaba bu Kutlu Doğum’u O’nun nûrefşan mesajı adına daha derince, daha içten ve daha ciddî olarak değerlendiremez miyiz?
Hz. İsa ile alâkalı günler, halkı hıristiyan olsun-olmasın, hemen her ülkede âdetâ neş’e, sevinç kıyametleriyle kutlanır; haftalarca, hatta aylarca her mahfilde sözler, muhâvereler hep o istikâmette cereyan eder.. her tarafa O’nun adına tebrikler, hediyeler yağar.. hediye ve tebrik teâtisi, o günlerde postanelerin biricik işi hâline gelir. Telefonlar, sürekli O’nun namına zil çalar, âhizeler O’nun nâmına konar-kalkar.. dörtbir yan kandillerle süslenir; çarşı-pazar renklerle-ışıklarla kahkaha atar.. evler bir arı kovanı gibi, O’na ait duygularla uğuldar, mabetler O’na ait neşîdelerle inler.. ve her gece, âdetâ şehrâyinler gibi büyüleyici ve başdöndürücü olarak geçer.
Gerçi, bu karmakarışık karnavallarda çoğu kimse ne yaptığını bilemez ve neden, çoğu maskaralık olan bu işlerin içine girdiğini fark edemez. Ama, yine de o günleri her saat ve her dakikası ile dinî bir vecd içinde ve ne yaptığının şuurunda olan bir sürü insan vardır.
Ne olursa olsun Hz. Mesîh’e ait gün ve geceler o kadar insanlığa mâl olmuştur ki, bilerek-bilmeyerek herkes kendini o acayip törenler içinde bulur; ibadet, eğlence veya maskaralık, hıristiyanlarla aynı duyguları paylaşır, aynı hislerle yatar-kalkar.. hatta çam, çınar devirir, hindi parçalar, şampanya patlatır ve kör-kütük sarhoş olup sokaklara dökülür…
Mübeccel velâdetin böyle eğlenceli, cümbüşlü kutlanmasını ve mübârek İslâm Dini’nin de bir karnavala çevrilmesini ne biz ne de başkası arzu etmez.. zaten bunu yapmaya da kimsenin gücü yetmez. Ancak, yalancı ve riyakâr bir dünyanın, koskocaman insanlık âlemini nasıl bir iğfal ağına aldığını gördükçe, “neden acaba İslâm Dünyası, aynı zamanda kendi velâdeti de sayılan Rebî’ul-evveli, Rebî’ul-evvelle gelen “Nevrûz-ı Sultanîyi” ve o günle gelen insanlığın kurtuluşunu aynı heyecan, aynı cûşiş içinde tes’îd etmez” diye hayıflanıyor ve kendi kendimizi sorguluyoruz.
Yukarıda serd edilen mülâhazalardan, Seyyidina Hz. Mesîh ve arkasındakileri tezyîf manâsı da çıkarılmamalıdır. Biz Müslümanların Hz. İsa’ya karşı saygımız sonsuz olduğu gibi, O’nun getirdiği mesajın, bugünkü batı medeniyetinin önemli bir rüknü olduğunda da şüphemiz yoktur. Evet, tarihçilerin ve medeniyet felsefecilerinin de ifade ettikleri gibi, eğer Hz. İsa ve O’nun getirdiği ruh ve manâ olmasaydı, batı medeniyeti hiçbir zaman vücud bulamazdı; zira onun bir esası Grek düşüncesi (Matematik düşünce) diğer bir esası Roma hukuku olduğu gibi, önemli bir rüknü de gerçek manâsıyla hristiyan dinidir. Şu hususu da önemle kaydetmek icab eder ki, eğer insanlığın medâr-ı fahri Hz. Muhammed (sav) ve O’nun nurlu mesajı olmasaydı, İslâm Medeniyeti olmazdı.. İslâm medeniyeti olmayınca da batı “uygarlığı” doğmazdı.
Evet, eğer İslâm, o yumuşak, o müsamahakâr, o sımsıcak, o ilme açık ve tefekkürü ödüllendiren semâvî renkleri ile batı yamaçlarında tüllenmeseydi.. ve eğer onuncu asırdan itibaren İslâm âlimleri ve bu arada Türk düşünürleri, greko-latin kültürünü Avrupa’ya taşıyıp, Avrupalıya tanıtmasalardı, batı hâlâ orta çağları yaşıyor olacaktı. Zaten, matematik, fizik, kimya, astronomi, hendese ve tababet gibi ilim dallarının doğulu ve İslâm alaşımlı olduğunda kimsenin şüphesi yok. Bizim dünyamızda medeniyet adına her şeyi batılı görmeye kendini şartlandırmış bir kısım müstağripler kabul etmeseler de, batı medeniyeti, hali hazırdaki yerini alabilmesi ve modern şekliyle var olabilmesi için, Hz. Mesih’ten sonra tam altı asır daha bekleme mecburiyetindeydi.. bekledi, İslâm’la karşılaştı.. bu karşılaşmayı tam değerlendirdi veya değerlendiremedi, o ayrı mes’ele; ama ondan mutlaka müteessir oldu, çok yararlandı ve geleceğini onun ışığında dizayn etti.
Evet, batı, İslâm medeniyetine esas teşkil edecek olan prensipleri benimsemese bile ondan aldığı, alıp değerlendirdiği ve bu arada İslâm’ın ona tedayi ettirdiği pek çok şey vardır.. ve bunlar yeni batı kafası ve yeni batı düşüncesinin teşekkülünde, tahminler üstü te’sir icra etmişlerdi…
Bu itibarla diyebiliriz ki:
“Dünya neye mâlikse O’nun vergisidir hep,
Medyûn O’na cemiyeti, medyûn O’na ferdi;
Medyûndur O masuma bütün bir beşeriyet,
Yâ Rab, mahşerde bizi bu ikrar ile haşret!”
M. Akif
Asırlar var ki, topyekûn insanlığın medyûn bulunduğu bu Zât’ı, kendi kâmet-i kıymetine uygun bir velâdet günü, velâdet haftası, velâdet ayı, ile tes’îd edemedik.. tes’îd etmek bir yana, O’nun kapı kullarına gösterilen alâka ölçüsünde O’na karşı tazimde bulunamadık. Aylar, yıllar ve asırlar boyu O’nun için şehrâyinler tertip edilse, her gece O’nun için yüzlerce, binlerce neşîdeler söylense, yine O’nun hakkı ödenemez ve O’nun için bir şeyler yapıldığı söylenemez. Ne var ki, “Sultan’a sultanlık, gedâya da gedâlık yaraşır” düşüncesinden hareketle, “hiçbir şey yapmamaktansa, az dahi olsa mümkün olanı yapmak daha iyidir” diyor ve “Ebedî Risalet Sempozyumu” gibi konferansların her sene ayrı bir ülkede icra edilmesini.. ve belli bir zaman diliminin bu işe tahsisini.. ve mümkünse önümüzdeki yılın -tabiî O’nun dünyasında, sadece O’na bir yıl tahsis etmenin ne denli bir cimrilik ve vefasızlık olduğunu ruhlarımızda duymanın ezikliği, ârı ve hicabıyla- “Hz. Muhammed (sav) Yılı” olarak ilânını teklif ediyoruz.
Kutlu Doğum Haftası'na denk gelen Galatasaray-Fenerbahçe maçında herkesin bu haftaya ve Peygamberimiz'e layık davranması gerektiğini söyleyip herkesi güllerle maça davet etti diye milli futbolcu Hakan Şükür'ü kıyasıya eleştirenlere inanamıyorum.
Derbi maç öncesi ortamı bu kadar güzel yumuşatıp bıçak ve satırla stadyuma koşan taraftara Hazret-i Muhammed'i hatıra getiren gülleri tavsiye eden bir sporcuya fairplay de nilen dostluk ve centilmenlik ödülü verileceği yerde, tarikat-cemaat ilişkisinden ötürü spor hayatının sonlandırılması istenebiliyor.
Ne günlere kaldığımızın çok somut örneklerinden bu durum. Daha 1 hafta önce de ünlü Amerikalı sanatçı Türkiye'ye gelmiş ve onlarca medya mensubu ile sohbet ederken bir kız "Benimle geceyi geçirir misin?" teklifini açıkça söyleyecek kadar çılgınlaşmıştı. Bereket elin oğlu yakışıklı Amerikalı yüzüğünü gösterip eşine sadakatini hatırlatmış ve o dangalak kıza çok uzaklaştığı ahlak dersini vermişti.
Bunlar nerede yaşıyorlar!
Bekledik ki medya gündemde tutup bu derece pespayeleşenlere hak ettikleri dilden hitap edecek. En azından sabah programlarının çalçeneleri "Bu kadar da olur mu? Azdın mı be kadın!" diyecek, utanmazların yüzünü gösterecekti. Ne gezeeer! Ama medyanın ağırlıkl& yakından hiçbir ilgim yoktur. Bu eylemleri gerçekleştirenleri de kesinlikle tanımıyorum. Hayatımın hiçbir döneminde herhangi bir illegal oluşum veya eylem içersinde olmadığım gibi, fikren dahi desteklemedim. Bilakis, her türlü yasadışı eylem ve oluşumun şiddetle karşısında oldum ve olmaya devam edeceğim.”
Küçük, gizlilik kararı verilen ve halen iddianamesi tamamlanmayan soruşturma hakkında daha fazla açıklama yapmayı uygun bulmadığını belirtti, “Sadece, basın yayın kuruluşlarını ve kalemi ile soruşturmayı yönlendirme ve etkileme çabasında olanları, sorumlu davranmaya, objektif olmaya, olayları manipüle etmek yerine gerçekleri araştırmaya ve yasalar ile yargılama sürecini yürütecek makamlara saygılı olmaya davet ediyorum” dedi.
Emekli general Küçük, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Her ne şart altında olursa olsun, adaletin, soyut isnat ve iddiaların ötesinde, somut olgu ve delilleri dikkate alacağına, bir kısım çevrelerin maksatlı yorum ve değerlendirmelerine, oluşturulmaya çalışılan izansız ve insafsız baskılara, yönlendirmelere, siyasi mülahazalara değer vermeyeceğine, tamamen hukuk içinde hareket edeceğine olan inancımı koruduğumu, kamuoyunun bilgi ve takdirine arz ederim. "
Saygı Öztürk/Hürriyet
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
"Türk dilini seviniz! Çünkü Türklerin en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacak ve bu gelecek, o geçmişe dayanacaktır."
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
Kaka, "Ben İsa'ya aidim", Ze Roberto ise "İsa için her şeyi yaparım" diyor. Kezman rahip hayatına özeniyor. Ribery, sahadaki gücünü İslam'dan aldığını söylüyor. Peki onlar bu açıklamalarından dolayı eleştirildi mi?
Soru: Avrupa Şampiyonası finalinde attığın bir golden sonra formanı çıkardın, içindeki atlette "Allah" yazıyordu... Cevap: "Evet, Hollanda'yla oynadığımız final maçıydı. O dönemde Bayer Leverkusen'de oynayan Brezilyalı Lucio'dan görmüştüm. Gol attıktan sonra formasını çıkardığında göğsünde "100 % Jesus" yazıyordu. O olay aklımda kaldı. Kampta oda arkadaşım Nuri'ye final maçından önce "Biz de böyle bir şey yapalım mı?" diye sordum. "Olur" dedi ve o kendisi bir şey yaptı, ben de bunu yaptım. Golü attıktan sonra da formamı sıyırdım ve o yazı göründü. Ama böyle tepkiler alacağımı bilseydim yapmazdım. Oysa Lucio hiç kimseden tepki görmemişti."
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
Tevfik Köse bugün Ankaraspor futbol takımında oynuyor. 2005 yılında Hollanda'da Avrupa şampiyonu olan U 17 millî takımının golcüsüydü. Final maçında attığı golden sonra tişörtünü çıkarttığında başına geleceklerden habersizdi. Almanya'da gördüğü bir olaydan etkilenmişti; ama o bir Türk'tü! Büyük bir suç işlemişti! Gazeteler onun çok yanlış yaptığını yazıyordu. 16 Mayıs tarihli Hürriyet Gazetesi'nde 'Bir daha buna izin vermeyiz' başlığı atılmıştı. Ne yapmıştı Tevfik? Adam mı öldürmüştü? Hayır. Ama burası Türkiye'ydi. Burada böyle şeylere izin yoktu. Tevfik gibi oyuncuların başı hemen ezilmeliydi. O zamanki hocası Abdullah Avcı gazetecilere şöyle diyecekti: "Çocuk doğru dürüst Türkçe bile bilmiyor. Yazık etmeyin Avrupa şampiyonluğumuza."
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
Avrupa şampiyonluğu kimsenin umurunda bile değildi. İnsanın gözü dönmeye görsün. Linç girişiminden zor kurtuldu Tevfik. Allah'tan o sıralarda Almanya'nın Bayern Leverkusen takımında oynuyordu. Yoksa çoktan jübile bile yaptırılırdı kendisine.
KÖŞELER, ŞÜKÜR'Ü TOPA TUTTU
Geçen hafta da yeşil sahalarımızda "görmek istemediğimiz" bir olay yaşandı! Türk futbolunun rekor makinesi Hakan Şükür, Zaman Gazetesi'ne verdiği röportajda G.Saray ile F.Bahçe arasında oynanacak derbinin derbinin Kutlu Doğum Haftası'na denk geldiğini, maçın bu haftaya layık bir havada geçmesini, taraftarların stada taşlarla değil güllerle gelmesini temenni etti. Etmez olaydı. "Allah kime nasip ederse o kazansın" dediyse de dinletemedi. Vay sen misin bunu söyleyen! Bir kısım medya ve bazı yazarlar Hakan Şükür'e dört köşe çullandı. Milliyet'in Hakan Şükür'e saldıran kadrolu yazarı Ercan Güven, ülkede kardeşler arasında çıkacak bir olaydan bile Hakan Şükür'ü sorumlu tuttu. Bakın neler yazdı Güven: "Bir gün bu ülkenin başına (daha) büyük dertler açılırsa, kardeş kardeşe düşmanca davranırsa, rejim sallanır, halk yerlerde yuvarlanırsa, bilin ki, Hakan Şükür'ün bunda çok emeği olacaktır! Kim imal etmiştir bilinmez, ama Türk malı olmadığı kesindir. Yine yapmış yapacağını ve kızışmış Türkiye'nin altına 'düz ve kuru' bir odun daha atmış: Kutlu Doğum Haftası'na layık bir derbi olsun!' Kutlu Doğum Haftası, yasadışı bir şey mi? Hayır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı'nın Peygamberimizin doğum gününe denk düşen bir organizasyonu. Tamamen ruhani ve kul ile Allah arasında. Laikliğe bir diş daha geçirilecek ya..." Yazı zehir zemberek bir üslupla uzayıp gidiyor.
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
Aynı gazetenin duayen ismi Atilla Gökçe ise "Laik kültüre ters düşen, spor felsefesine aykırı bir durum söz konusudur Hakan'ın davranışlarında" diyecektir köşesinde. Fatih Altaylı ise G.Saray divan heyetine gönderdiği mesajda; "Batı'ya açılan pencere olarak bilinen camiamızın vitrini niteliğindeki kulübümüzün son günlerde bir tarikat lideri ile olan ilişkileri medyanın gündeminden düşmemektedir. Futbol takımımızın bazı oyuncularının Fethullah Gülen cemaati ile olan yakınlıkları artık bir iddia olmaktan çıkmış, vaka haline gelmiştir. Hakan Şükür'ün bir derbiyi Kutlu Doğum Haftası olarak bazı kesimler tarafından kutlanan bir hafta ile bağdaştırması son derece manidardır. Galatasaray'ın imajını ve toplumdaki algılanış biçimini derinden etkileyen bu durumun, bir komisyon tarafından incelenmesini arz ederim..."
Burası Türkiye. Yok öyle! Ya Batı'da durum nasıldı? Hani hep kendimize örnek aldığımız Batı'da. Orada futbolcular düşüncelerini söylerken yerden yere vuruluyorlar mıydı? Mesela laik Fransa'da futbol oynayan Franck Ribery, Müslümanlığı seçtikten sonra sahada gücünü Allah'tan aldığını söylediğinde yerden yere vurulmuş muydu? Ya da FIFA tarafından 2007 yılında dünyada yılın futbolcusu seçilen ve aldığı ödülü sergilenmesi için ülkesi Brezilya'nın Sao Paulo şehrindeki bir kiliseye ödünç veren Kaka eleştirilmiş miydi?
İşte size dünya futbolunda söz sahibi, inancını medya aracılığıyla açıklamaktan çekinmeyen ve bu açıklamaları yüzünden de 'laiklik elden gidiyor' gibi temelsiz tepkilere maruz kalmayan futbolculardan bir demet. Onlar birazdan okuyacağınız bu düşüncelerini Türk ve Müslüman kimliğiyle Türkiye'de açıklasalardı neler olurdu bir düşünün...
KAKA: BEN İSA'YA AİDİM
Kaka ya da uzun ismiyle Ricardo Izecson dos Santos Leite. Kaka'nın idolü Hz. İsa (as). Futboldaki rol modeli Rai ve Zico. İncil'den en çok sevdiği ayet: Beni güçlendiren İsa için her şeyi yapabilirim. Kaka kimdir sorusuna verdiği cevap: "Sakin, çok sabırlı, samimi, dürüst ve Tanrı'nın rızasını arayan birisi." Hazreti İsa'ya olan inancını her fırsatta dile getiren 25 yaşındaki futbolcu, attığı her gol sonrasında kollarını göğe kaldırmasıyla tanınıyor. O aynı zamanda her sözleşme imzaladığında kazandığı paranın yüzde 10'unu üyesi bulunduğu İsa'nın Sporcuları derneğine bağışlıyor. Son FIFA Dünya Kulüplerarası Futbol Şampiyonası'nda AC Milan, Boca Juniors'u yendiğinde, Kaka formasını kaldırıp, "İsa'ya aidim" yazılı tişörtünü göstermiş, daha sonra da bu tişörtü Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'ya hediye etmişti. Brezilya'da bir internet sitesinin Kaka ile yaptığı röportajı okumaya ne dersiniz? Röportaj yapıldığında Kaka, Brezilya millî takımına yeni seçilmişti.
-Çok kısa sürüde ulusal takıma seçildin. Bu senin için nasıl bir duygu?
Brezilya millî takımını her zaman hayal ederdim. Fakat bu benim için sadece bir rüyaydı. Geçtiğimiz yıldan beri, bu rüya benim kariyer amacım hâline geldi. Her şey benim için çok hızlı gelişiyordu. Fakat Tanrı bizi hazırlar. Eğer bu gerçekleşiyorsa, Tanrı bizi buna hazırladığı içindir. Eğer Tanrı benim orada olmamı istiyorsa, ben de orada olurum. Tanrı'nın rızası iyidir, mükemmeldir ve kabul edilebilirdir. Şimdilik sadece bekliyorum.
-Geçmişin hakkında biraz konuşalım...
Bir Protestan evinde doğdum. Ailem zaten kurtuluşa ermişti ve ben de İsa'nın verdiği huzurla büyüdüm. Tanrı'nın oğluna olan inancım, dönüşümüm vaftizimden sonra oldu. 1994'teki vaftizimden sonra, kendimde doğaüstü bir şeyler hissettim. Bunu açıklamaya muktedir değilim; ancak o tecrübemden sonra Tanrı'ya daha yakın oldum, onunla daha ahenkli hâle geldim. İşte o zaman ruhen gerçekten doğdum. Tanrı'yı daha derinden öğrenmeye başladım ve durumumun sınırlarını zorlama inancını öğrendim. Tanrı'yla birlikte sorunlar çözülüyordu ve inancım nelerin olup olmayacağına karar veriyordu.
-İnancınla ilgili dramatik bir hatıranı anlatır mısın?
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
Keske bir iki satir daha isarete devam etseydin, ne demek istedigi daha iyi anlasilirdi belki...
Yoo, tabii sadece oradan degil. Amacim zaten bu threadde adam gibi bir tartismaya vesile olmak. Bu Kutlu Dogumcu dindaslarimiz "Kainatin Efendisi" gibi buram buram sirk kokan bir lafi agizlarindan düsürmezler. O lafin Arapca tercümesi Rabb'el alemin degil mi? Biz Fatiha suresini okurken kime hamd ediyoruz ki?
Benim yapimda olan kisilerin bir dine gönülden baglanmasi onun berrakligina baglidir. Ben Kur'an disinda mucizesi olmayan, peygamberi her insan gibi dogup
ölmüs, Tanrisi ise kendisini "Ihlas" suresinde tanittigi gibi olan bir dinin mensubu
olmaktan huzur duyuyorum, yarim yamalak Hristiyanlik bilgisi olanlarin öncülügünde ikircikli takilacagima, gider dogrudan tanassur ederim.
İncir çekirdeğine dev fitneler sığdırma becerimiz gerilemiyor! Hakan Şükür'ün 'Kutlu Doğum'lu barış çağrısı üzerine kopartılan hünerli-fenerli fırtına da buna sıcak bir örnek.
Gerçi Şükür üstünden fitne-fücur yeni iş değil. En sonuncusunun da harareti şu dakika itibariyle düşmüş sayılır. Ancak bu vesileyle Türkiye'deki iki ayrı 'gizli dincilik' türünü sorgulamak için geç değil: 1) Gizli Haçlılık: Halkının yüzde 99'u -şöyle veya böyle- Müslüman olan bir toplumda misyonerlik esasen dini ve gizli faaliyet değildir. Misyonerlik genellikle; istihbarat ve melanet örgütü olarak ülkemizde yığınla casus ve işbirlikçi çalıştıran büyük gizli servislerin güdümünde yürütülen stratejik tasarılardan biridir.
Gizli Haçlılık ise misyonerlikten çok farklı bir kumpanyadır. Bu da gizli servisler ve işbirlikçi derin çetelerce yönlendirilen sektör çapında bir melanet türüdür. Ülkemizde bilinçsiz olarak Gizli Haçlılık yapan vardır ama tehlikelileri, bu işten geçinenlerdir! Tabii ki, bazı kökten dinci Müslüman unsurların şu veya bu davranışından ötürü samimi laiklik endişesi yaşayanlara sözüm yok...
Gizli Haçlılık kumpanyasında Müslüman görünümlü, -hatta kâğıt üzerinde Müslüman kimlikli- devşirilmiş unsurlar çalışır. Bu kumpanya mantık kırıntısı taşıyan veya taşımayan bin türlü bahane ile 'laik duyarlılık' dalgası üretir! Bazen bu dalganın gölgesinde bir medya patronu kılıflı hortum döşer, bazen başka hesap yürür; ayrı bahis... Esasen Türkiye'de misyonerlik Müslümanlığın yerine Hıristiyanlığı geçirme yolunda mesafe alamaz! Alenen yapılacak İslâm düşmanlığı da halkın bilinçli veya gelenekçi dini değerlerini yok edemez! Lâkin birilerini 'laiklik karşıtı' davranışta bulunmakla suçladığınız zaman onu devlet ve toplumla kavgalı, zanlı, hatta fiilen ve peşinen suçlu yapıverirsiniz!
Böylece laiklikle barışık olup İslâmi inancının gereklerini yerine getirmeye çalışanları sürekli ülkenin 'yükseltilmeyen değeri' halinde tutarsınız. Türkiye'de başka türlü gizli veya açık 'Haçlı Seferi' olamaz ki! Profesyonel veya yarı profesyonel laiklik sömürücülerinin yürüttüğü aslında su katılmamış ve adı doğru konmamış Haçlı Seferi'dir! Hakan Şükür üzerinden de defalarca Haçlı Sefercikleri düzenlenmiştir. 2) Meşin Tapınakçılık Bu da fanatik futbol taraftarlarının gizli dinciliğidir.
Ülkemizde belki birincisinden korkunç nefret üreten bu dinin ilk şartı karşı takımı düşman bilmektir. Özellikle Üç Büyük takımın taraftarları arasında öyleleri vardır ki, meselâ Taliban tetikçisinin karşıtlarından nefret ettiği kadar rakip takıma kin beslemektedirler. Medyamızda bu işin ustaları da bağnaz kulüp yazar ve yorumcularıdır. Hakan Şükür olayında da, ağırlıklı olarak takım düşmanlığında sınır tanımayan ahkâmcılar rüzgâr ekip fırtına biçmeye çalıştılar.
Forma renginin ateşiyle doğrudan Gizli Haçlılık adına değil de, 'Meşin Tapınakçılık' adına laikliği istismar ettiler. Hâsılı Hakan Şükür'e saldırmak hünerli-fenerli bir futbol dinciliğidir. Niyet okuyarak ve habere katıksız yalan sokuşturarak laikliği istismar etmek, bu dinciler için aziz ve leziz bir farzdır!
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
"Türk dilini seviniz! Çünkü Türklerin en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacak ve bu gelecek, o geçmişe dayanacaktır."
Yoo, tabii sadece oradan degil. Amacim zaten bu threadde adam gibi bir tartismaya vesile olmak. Bu Kutlu Dogumcu dindaslarimiz "Kainatin Efendisi" gibi buram buram sirk kokan bir lafi agizlarindan düsürmezler. O lafin Arapca tercümesi Rabb'el alemin degil mi? Biz Fatiha suresini okurken kime hamd ediyoruz ki?
Benim yapimda olan kisilerin bir dine gönülden baglanmasi onun berrakligina baglidir. Ben Kur'an disinda mucizesi olmayan, peygamberi her insan gibi dogup
ölmüs, Tanrisi ise kendisini "Ihlas" suresinde tanittigi gibi olan bir dinin mensubu
olmaktan huzur duyuyorum, yarim yamalak Hristiyanlik bilgisi olanlarin öncülügünde ikircikli takilacagima, gider dogrudan tanassur ederim.
Kendi nefsine amelden baska birsey degil....
Baskasina özenecegime hic yapmam, daha iyidir mantigi!
Kim demis Kadir gecesini Dua ile, Ibadet ile gecirme diye? Gecirmedigimiz gibi (sizi kasdetmiyorum) ek faliyetlere de comak sokmaya benziyor...
Cok seneler sonra 1999da ilk defa Tr (Izmir)ye gitmistim.
Bir gün "arkadaslarla" konusurken aklima cuma namazi geldi ve en yakin cami'yi sormustum.
Cevaplari: Niye? camiyi naapcan? bana uzaydan inmisim gibi baktilar.
Dalga gecerek bir cevap vermistim hatirlamiyorum artik, ama cok tuhafima gitmisti.
Türkiye hep böylemiydi?
Burası Türkiye. Yok öyle! Ya Batı'da durum nasıldı? Hani hep kendimize örnek aldığımız Batı'da. Orada futbolcular düşüncelerini söylerken yerden yere vuruluyorlar mıydı? Mesela laik Fransa'da futbol oynayan Franck Ribery, Müslümanlığı seçtikten sonra sahada gücünü Allah'tan aldığını söylediğinde yerden yere vurulmuş muydu? Ya da FIFA tarafından 2007 yılında dünyada yılın futbolcusu seçilen ve aldığı ödülü sergilenmesi için ülkesi Brezilya'nın Sao Paulo şehrindeki bir kiliseye ödünç veren Kaka eleştirilmiş miydi?
İşte size dünya futbolunda söz sahibi, inancını medya aracılığıyla açıklamaktan çekinmeyen ve bu açıklamaları yüzünden de 'laiklik elden gidiyor' gibi temelsiz tepkilere maruz kalmayan futbolculardan bir demet. Onlar birazdan okuyacağınız bu düşüncelerini Türk ve Müslüman kimliğiyle Türkiye'de açıklasalardı neler olurdu bir düşünün...
[Link nur für registrierte und freigeschaltete Mitglieder sichtbar. ]
Kainatin Efendisi Allah'tir kardesim, baskasi degil. Kainatin Efendisinden resul olmaz, olursa is Hristiyanligin teslisine dönüsür. Baskalari anlamiyor diye benim de bunu sineye cekmem gerekmez ki! Ben zaten hep baskalarinin uyudugu konulari comaklamakla marufum!
Kainatin Efendisi veya degil, Peygamberin kimin özel kutlamasina ve uluglamasina ihtiyaci var ki? Adi anilirken salavat getirilmesi yetmiyor mu?
Süleyman Celebi de Mevlidi Serifi bir alinganlik sonucu yazmistir ama, kullandigi
dilde diger dinlere özenen tek kiyas, mecaz, istihare, mazmun, tevriye bulamazsin. Hem Kur'an'in mesajinin daha önce indirilenlerin aynisi olduguna inanacaksin, hem de o mesajin son resulü icin böyle Hristiyan Hagiografisinden apartma laflar edeceksin.
Bir tarihte hocanin birine özellikle neden Hz.Muhammed'e izafeten mucizeler uyduruldugunu sormustum. Cahil cemaatin imani baska türlü pekismezmis de ondan! Göbek kasiyan adamin varyantini ariyorsan, al sana bir tane!
Ayrica konu Kadir gecesi degil Kutlu Dogum olayi ve bunun ne dereceye kadar
Islamin özü ile bagdastigi.
Bir konu daha acildi ülke gündemini bölmek icin, artik önümüzdeki seneden itibaren ikiye ayrilacagiz bu zamanlar "kutlu dogumcular" ile "kutlu dogumcu olmayanlar". Herkes tarafini secsin:lach:
Bir konu daha acildi ülke gündemini bölmek icin, artik önümüzdeki seneden itibaren ikiye ayrilacagiz bu zamanlar "kutlu dogumcular" ile "kutlu dogumcu olmayanlar". Herkes tarafini secsin:lach:
Herhalde, dünyanin hicbiryerinde bizim kadar cu'cu ci'ci ve cü'cü yoktur!
Cumhuriyet fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre saygı duyarız.
Bir konu daha acildi ülke gündemini bölmek icin, artik önümüzdeki seneden itibaren ikiye ayrilacagiz bu zamanlar "kutlu dogumcular" ile "kutlu dogumcu olmayanlar". Herkes tarafini secsin:lach:
Herseyimiz tamam da basimiza birde kutlu dogum haftasi cikti. Anlasilan birileri yeni yeni icad lar pesinde. Malum, bu icadlar belli bir zaman diliminden gectik ten sonra, gelenek ve görenek, sart ve kayde olarak lanse edilmeye baslanirki; bu resmiyete giden yol dur. Al sana resmi tatil ilan etme imkani!
Lesezeichen